Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 23-02-13, 19:11 #81
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]


Conjunctions (Bağlaçlar)


Bağlaçlar iki cümleciği birbirine bağlarlar. Dikkat edilmesigereken nokta, bağlaçların iki kelimeyi veya bir kelimeyle bir cümleyi değil,iki cümleciği bağladığıdır. Konuşma ve yazı dilinde anlamlı ve akıcı cümlelerinkurulabilmesi için bağlaçların kullanılması çok önemlidir.
Bu derste bağlaçlar anlamları bakımından çeşitli kategorilerdeanlatılmıştır.


CoordinatingConjunction (Koordine EdenBağlaçlar)

a) Iki cümlecik arasındakibağlantıyı sağlar.

And (ve) : paralellik arzeder. .

But (ama, ancak, fakat) : zıtlık ifadeeder.

Or (veya, yahut, ya da) : alternatifterigösterir.
Nor (ne de) : or’un olumsuzu olup iki alternatiften hiç birianlamındadır.

So (bundan dolayı, böylece) : sonuca götürenbağlaçtır.

For (edat olarak,“için”) : bağlaç olarakiki cümlecik arasında “zira” anlamındadır.

Yet (halbuki)
.
b) Bu bağlaçların uygulanmasındaönemli iki temel özellik vardır. .
1 : Coordinating Conjunctionbağlaçları mutlaka iki cümlecik arasında bulunurlar.
2 : Coordinating Conjunctionbağlaçlarından önce mutlaka bir virgül (,) vardır

c) And, So, But Bağlaçları
- So = bundan dolayı,bu nedenle, böylece gibi anlamlarıyla sonuç bildirir. But = Fakat, ama,ancak demektir ve zıtlıkbildirir.
- It was snowing heavily so we cancelled thematch. (Çok kar yağıyordu, bu nedenle(bundan dolayı) maçı iptal ettik.)
- He ran as fast as he could but he couldn’t win therace. (Olabildiğince hızlı koştu ama yarışıkazanamadı)

- And = ve, dahianlamındadır. İngilizce’de bu bağlaç, Türkçe’de olduğundan daha sık kullanılır.İlginçtir ki, “ve” bağlacı Arapça’dan alınmıştır, gerçek Türkçe’de bu bağlaçyoktur.
- The trade union asked for a twenty percent increase in wagesand salaries and the company management accepted it.
(Sendika,ücret ve maaşlarda yüzde yirmilik bir zam istedi ve şirket yönetimi bunu kabuletti.)

“and” “but ve “so” bağlaçlarındagenellikle özne ortak olduğu için genelşlikle özne tekrar yazılmaz. İlaveten,bu kısaltmalarda virgul kullanılmaz.
- The commander was tired but confident (Komutan yorgun ama kendinden emindi.)

d) Yet, Or, Nor Bağlaçları
Yet = halbuki, oysademektir ve “but” gibi zıtlık bildirir.Bu arada not edelim ki: günlük konuşmalarda daha pratik olduğundan “but” tercih edilir. “yet” daha ziyade yazılı İngilizce’ye aittir ve daha ileri birİngilizce düzeyine işaret eder.
- I was expecting him to be a great man, yet he amountedto nothing. (Onun büyük bir adam olmasınıbekliyordum halbuki o hiçbirşey olmadı.)

Or = ya da, veyahut ,yahut, veya anlamları taşımaktadır. Alternatif bildirir.
- You must love family life or never get married. (Aile hayatını sevmek zorundasın ya da hiç evlenmemelisin.)
- I can go to a movie or stay at home. (Sinemaya gidebilir veya evde kalabilirim.)

Nor = Ne de anlamıtaşımaktadır. Cümleye veya cümleciğe negatif bir anlam verir. “nor” bağlacının İngilizce’de istisnai sayılacakbir özelliği onu izleyen cümlenin devrik bir yapıda olmasıdır.
- He didn’t contact his doctor nor did he call hisfamily. (Doktoruyla temasa geçmedi. Ne deailesini aradı.)
- I don’t want to visit anybody nor do I want anybody tocome to me. (Kimseyi ziyaret etmekistemiyorum ne de kimsenin beni ziyaret etmesini isterim.)

e) Independent Clauses = BağımsızCümlecikler
Cordinating Conjunctions ilebağlanan cümleciklere İngilizce’de “independentclause” yani bağımsız cümlecik denir. Çok dikkat edilmesi gereken veaslında şaşırtıcı bir yönleri vardır. O da, İngilizce’de çok önemli olan tense= zaman kipi uyumu bu cümleciklerde aranmaz. Her cümleciğin zaman kipi birbağlaçla bağlandığı diğer cümleciğin kipinden farklı olabilir.

- I have seen her several times, but I can’t recognizehim now. (Onu bir kaç kez gördüm amaşimdi kendisini tanıyamam.)
- I did my best and I am tired. (Elimden geleni yaptım ve yorgunum.)

f) Sentence Connector = CümleBirleştiricileri
Bu gruptakler cümlecik değil de cümleler arasında bağlantıkurarlar. Bu özelliklerinden dolayı bağlaç tanımına uymazlar. Bu yüzden bunlarabağlaç değil de “cümle birleştiricileri”denir.
Bu yapılarda iki cümle vardır. Birinci cümle bitmiş,noktalanmıştır. Ama ikinci cümle birinci cümleyle ilişkilidir. İşte bu cümlebağlayıcıları ikinci cümlenin başında, ortasında veya sonunda olabilirler.
Çeşitli türleri vardır:
- Iki cümle arasında paralelliksağlayanlar:

Furthermore, Moreover, What’s More, Inaddition, Also :Bununla beraber, ilaveten, ek olarak,ayrıca, bir de, bununla birlikte, üstelik

- We have welcomed our guests. Furthermore, we sent them backtheir home at our expenses.
(Misafirlerimizi ağırladık. Ayrıca, masrafı üstlenerek onlarıevlerine geri gönderdik.)
- He is praised by his friends for the good results hegot from the finals. Also, he is expecting to be rewarded by the schooladministration. (Finallerdeki iyi sonuçlarnedeniyle arkadaşlarından övgü aldı. Ayrıca, okul yönetiminden ödül bekliyor.)

- Iki müstakil cümle arasında birzıtlık ilişkisi kuranlar
However, Nevertheless, Nonetheless, Onthe contrary, Still : Buna karşılık, mamafih, tersine, aksine, ancak

- Last Sunday, we were ready to receive company. However,noone showed up (Geçen Pazar misafirağırlamaya hazırdık (istekliydik). Ancak, kimse gözükmedi. )

- Sonuç bildiren birleştiriciler
Therefore, Thus, Hence, As a result,Consequently: Bu nedenle,bu yüzden, bundan dolayı, sonuç olarak, neticede

- There is a hospital in our neighbourhood. Therefore, werefrain from making noise. (Semtimizde birhastane var. Bu nedenle, gürültü yapmaktan kaçınıyoruz.)

“Therefore”, ikinci cümledeçeşitli yerlerde bulunabilir. Her üçünde de anlam aynıdır.
Cümle başında
- The players were very tired after the match. Therefore,they needed some rest. (Oyuncular maçtansonar çok yorgunlardı. Bu nedenle, dinlenmeye ihtiyaçları vardı.)
Cümle ortasında (Daha iyi birİngilizce’yi ifade eder)
- The professor tried to be fair to his students. He, therefore,made an oral exam in addition to the three written exams.
(Profesör, öğrencilerine adil davranmak istiyordu. Bunedenle, üç yazılı sınava ek olarak sözlü bir sınav da yaptı.)
Cümle sonunda (seyrek olarakkullanılır)
- He was mistreated by his manager. He submitted hisresignation, therefore. (Müdüründen kötümuamele gördü. Bu yüzden, istifa etti.)

- Alternatif belirtenbirleştiriciler
Or else, Otherwise : Aksi takdirde, yoksa, olmazsa
- You have to attend the class. Or else, you will fail inthe exam. (Derslere katılmak zorundasın.Yoksa, sınavlardan kalacaksın.)
- Watch your mouth. Otherwise, you will suffer. (Konuşmana dikkat et. Yoksa, zarar göreceksin.)

3) Correlative Conjunction (Korelatif Bağlaçlar, İlişki SağlayanBağlaçlar)
Korelatif bağlaçlar, ikilisözcüklerden oluşurlar ve her iki cümlecikte de bulunurlar.

- Not only ..........but also,sadece değil ..........aynı zamanda
- He is not only a successful manager but also a goodfather. (O sadece başarılı bir yöneticideğil, aynı zamanda iyi bir babadır.)

- Both ..........and =hem..........hem de
- She has both the courage and the will to get rid ofdifficulties she encounters. (O,karşılaştığı zorlukla baş etmek için hem cesarete hem de iradeye sahiptir.)

- Either ..........or = ya ..........yada (alternatif,tercihbildirir)
- While shopping, you either need cash or a creditcard. (Alışveriş yaparken ya nakit ya dakredi kartına ihtiyacınız olur.)

- Neither ..........nor = ne..........ne de..
- I love neither flowers nor trees. (Ne çiçekleri ne de ağaçları severim.)

- Whether ..........or = gerek..........gerekse (olsun..........olsun)
- I love my family whether they love me or not. (Ailemi, onlar beni sevse de sevmese de severim.)
- I don’t care whether you go or stay. (Gitsen de kalsan da aldırmam.)

“also” de, da, ayrıca anlamınagelir. “as well” sözcüğü de aynı anlamdadır fakat daima cümle sonuna konulur.
* Not only ..........but also bağlacının kullanımında “not only”kısmı cümlenin başına alınarak da yazılabilir. Bunun nedeni, cümleciğe vurguyapılmak istenmesidir.

- I not only want to make money (=not only do I want tomake money), but also earn respect. (Bensadece para kazanmak değil, aynı zamanda saygınlık kazanmak istiyorum.)

4.) Adverbial (Subordinating)Conjunction = Zarf Bağlaçları

Bir zarf sözcüğünün yaptığı işi bir cümlecik de yapabilir. Budurumda iki cümlecik olur ve birbirine bağlamak için de bir bağlaca ihtiyacımızvardır. Bu bağlaç “adverbial conjunction”olur.

- I saw him last year. (Onu geçen sene gördüm.)

Burada “last year” zarfınınyaptığı işi bir cümlecik de yapabilir.
- I saw him when I was at university. (Üniversitedeyken, onu gördüm.)

a) Time Conjunction = Zamanbağlaçları.
Eylemin ne zaman yapıldığını belirlerler.
As soon as: (..........ir, ..........imez)

As long as: (..........dığısürece)

Hardly / Scarcely (..........when:tam ............mıştı ki ...........oldu)
When: (..........dığızaman)

After: (..........densonra)

Before: (..........denönce)

As: (..........iken)

While: (..........iken)

Just as: (..........tamiken)

Until / Till: (..........ceyekadar)

By the time: (..........ceyekadar)

Once: (...........ce/ ca)

No sooner (..........than:.....mesi ile .....mesi bir oldu)

Since: (..........dığındanberi)

b) As ve While
Her iki bağlaç da “.........iken” anlamındadır.

- As I was walking alone in the street, the policemanstopped me. (Caddede yalnız başınayürürken, polis beni durdurdu.)
- I witnessed a traffic accident while I was looking outof the window. (Camdan bakarken, birtrtafik kazasına şahit oldum.)

c) Just as (Tam …… iken)
Genellikle past continuous zaman kipinde kullanılır. Birhareketin olmak üzere bulunduğunu gösterir.

- Just as I was entering the house, the baby started tocry. (Tam ben eve girerken, bebek ağlamayabaşladı.)

d) By the time = until = till =…..’e kadar
“By the time” past tense ve future perfect tense ile kullanılır.“till”, “Until” bağlacının kısaltılmış halidir yani ikisi aynı anlama gelir.

- By the time I got home, the visitors had left. (Ben eve gelene kadar misafirler gitmişti.)

- By the time you learn how to behave, I will have leftthe country. (Sen terbiyeli olmayı öğrenenekadar ben ülkeyi terketmiş olacağım.)

e) no sooner …… then

- No sooner had I started to swim then it began torain. (Tam yüzmeye başlamıştım ki yağmuryağmaya başladı.)

Bu bağlaçla kurulan cümleler “hardly…..when”ile de aynı anlama gelecek şekilde kurulabilir.

- We had hardly seen each other when we separated. (Tam birbirimizi görmüştük ki ayrıldık.)

Not: “no sooner..........than” ve“hardly............when” bağlaçları vurguiçin cümle başına alınabilir. Bu durumda, cümle devrik yapıda olur.

5) Cause Conjunction (NedenBildiren Bağlaçlar)

a) Because, As, Since, Seeing that, Nowthat, Given that (çünkü,…dendolayı, … olduğu için)

- I have failed the exam because I didn’t studyenough. (Sınavdan kaldım çünkü yeterinceçalışmadım.)
- As it was a fine day, everybody went out. (Güzel bir gün olduğu için, herkes dışarı çıktı.)
- Since you are a rich man, you can spend muchmoney. (Zengin bir insan olduğun için çokpara harcayabilirsin.)
- Given that the circumstances are convenient, we have tostart implementing the project. (Koşullaruygun olduğundan dolayı, projeyi uygulamaya başlayabiliriz.)

b) Due to the fact that, Owing to thefact that, Because of the fact that, On account of the fact that, In viewof the fact that ( ..........dendolayı)

- Due to the fact that the economy was in recession, thecompany cut down its production. (Ekonominindurgun olması gerçeği karşısında, şirket üretimini azalttı.)

Bu cümlede “due to the fact that”ile aynı anlama gelmek üzere “owing to the factthat” kullanılabilir.

6) Zıtlık bildiren Bağlaçlar =Concession Conjunctions

a) Though, Even though, Although,Despite the fact that, In spite of the fact that ( ……’e rağmen)
- Despite the fact that (=In spite of the fact that) his companywas going bankrupt, he continued his extravagant life.
(Şirketinin iflasa gidiyor olmasına rağmen, pahalı yaşamınadevam etti.)

b) Whereas, While (Halbuki , Oysa)
- Nobody gave him a hand when he was in difficulty, whereas(=while) he had been helpful to everybody in past.
(Zor zamanındaona kimse yardımcı olmadı, halbuki o geçmişte herkese yardımcı olmuştu.)

c) However, Ne kadar (…..olsa da …)
- However hard he tries, he can’t get anything from hiswork. (Ne kadar gayret ederse etsin,çalışmalarından bir sonuç alamıyor.)

d) Whatever
- Whatever he does, he can’t please his wife. (Ne yaparsa yapsın karısını memnun edemiyor.)
- Whatever your ideas are, you have to explainthem. (Fikirlerin her neyse, onlarıaçıklaman gerekir.)
- Whatever your problem is, you have to tackle it. (Problemin ne olursa olsun, onunla halletmelisin.)

e) No Matter
- No matter what happens, I will stand by you. (Ne olursa olsun seni destekleyeceğim.)

7) Sonuç Bildiren Bağlaçlar =Result Conjunction

a) So that
- I was so embarrassed that I wanted to die. (O kadar utandım ki ölmek istedim.)
- She is so beautiful that everyman in the town fell inlove with her. (O kadar güzel ki, şehirdekiher erkek ona aşık oldu.)

b) Such that
- He is such an idiot that he may make everyfoolishness. (O öyle bir salak ki, hertürlü aptallığı yapabilir.)

8) Purpose Conjunctions (Amaç Bildiren Bağlaçlar)

a) In order to ( …-mek,-mak için)
- I have spared much money in order to afford acar. (Araba alacak mali güce ulaşmak içinpara biriktirdim.)
- In order to avoid problems, we have taken strictmeasures. (Sorunları önlemek için sertönlemler aldık.)

Not: “in order to” yerine sadece “to” da kullanılabilir.

- We all went out for a picnic to get some freshair. (Temiz hava almak için hepimiz pikniğegittik.)

b) In order that
- In order that I could watch the football match on TV, Ikicked everybody out of the room. (Futbolmaçını seyredebileyim diye herkesi odadan kovdum.)

c) So as to
- We have arranged everything for the party so as toplease all the guests. (Partide tümkonukları memnun edecek şekilde herşeyi düzenledik.)
- I am leaving the house immediately so as not to missthe airplane. (Evden uçağı kaçırmamak için(uçağı kaçırmamak üzere) hemen çıkıyorum.)
- They made the meeting at a quiet place so as not tohear the noise of the traffic. (Toplantıyıtrafiğin gürültüsünü duymayacak şekilde sakin bir yerde yaptılar.)

d) So that
- Please stand up so that I can see how tall youare. (Lütfen ayağa kalkta ne kadar uzunolduğunu görebileyim.)

e) So
- It is rush hour so be careful when you aredriving. (Bu saat iş saati bu nedenlesaraba sürerken dikkatli ol.)

9) Expectation Conjunction (Beklenti İfade Eden Belirten Bağlaçlar)

a) In case, Just in case
- You have to take an umbrella with you in case itrains. (Yağmur ihtimaline karşı yanınaşemsiye almalısın.)
- I will punish you in case you disobey the rules. (Kurallara itaat etmemen halinde seni cezalandıracağım.)
- Just in case a fire breaks out, we should have severalfire distinguishers. (Yangın çıkmasıhalinde birkaç yangın söndürücümüz olmalı.)

b) Lest
Az kullanılan bir bağlaçtır. Üst düzey İngilizcedir.

- The children obey their parents lest they cut downtheir pocket money. (Çocuklar, cepharçlıklarını azaltmasınlar diye ebeveynlerine itaat ediyorlar.)
- The technician control everything carefully lest noproblem arises during the operation. (Teknisyen,operasyon sırasında hiç sorun çıkmasın diye herşeyi dikatlice kontrol etti.)

c) For fear that (..korkusuyla)
- She left her husband for fear that he should give her abeating. (Onu döver korkusuyla kocasınıterketti.)
- The colonel forbid the soldiers to light fires for fearthat the enemy might locate them. (Albaydüşman yerlerini tespit eder korkusuyla askerlerin ateş yakmasını yasakladı.)


(Alıntıdır.)

__________________
 
Eski 23-02-13, 19:12 #82
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]


Nouns Advanced (İsimler Gelişmiş)


İngilizce eğitiminde başarılı olmak, özellikle akademiksınavlardan iyi not almak için isimler konusunun detaylı bir şekildeöğrenilmesi çok önemlidir.
Adlar kişiler, hayvanlar, yer, nesne, olay, nitelik,etkinlik ve soyut fikirleri isimlendiren sözcüklerdir. Ahmet, Mehmet gibiisimler de bu tanıma pekala uyar.Ama “nouns”kavramı bundan çok daha geniştir. “Nouns”(adlar); bir dilde kim, nerede ve nedir? sorularını yanıtlayan kelimelerdir.
Her cümlede mutlaka bir ad bulunur. Bu nedenle adlara cümlekurucular veya cümlenin yapı taşları denebilir.
EXAMPLES (ÖRNEKLER)
- The cat sleeps. (Kediuyur.)(Hayvanismi)
- Sakarya is a city. (Sakaryabir şehirdir.)(Yer ismi)
- He is reading a book. (O bir kitap okuyor.)(nesne ismi)
- Too many accidents happen in our country. (Ülkemizde çok sayıda kaza olur.)
- I love freedom. (Özgürlüğebayılırım.) (Fikir adı)
- She is nice. (Ogüzeldir.)(Nitelik adı)
- She has no courage. (Onun cesareti yok.) (Soyutkavram)
- Turkey is a lovely country. (Türkiye güzel bir ülkedir.)(yer ismi)
- Arda is a handsome boy. (Arda yakışıklı bir çocuktur.)(insan ismi)
1) SINGULAR AND PLURAL NOUNS (Adlarda tekil ve çoğul hal)
Adlarda tekil ve çoğul durumu, o nesnenin bir tane mi, yoksabirden fazla mı olduğunu gösterir. Daha da önemlisi, adın tekil veya çoğuloluşu, başta fiil olmak üzere, tüm cümlenin şeklini etkiler.

EXAMPLES(ÖRNEKLER)
- The girl is at home. (Kız evde.)
- The girls are at home. (Kızlar evde.)
- There is a book on the table. (Masanın üstünde bir kitap var.)
- There are books on the table. (Masanın üstünde kitaplar var.)
- He is an engineer. (Obir mühendistir.)
- They are engineers. (Onlar mühendislerdir.)
2) Adları tekilden (singular),çoğula (plural) için kullanılan en yaygın kural, tekil adın sonuna“s” harfini eklemektir.
Dog - dogs / at– atlar
house – houses / ev – evler
Boy – boys / erkekçocuğu
matter – matters / nesne – nesneler
name – names / isim– isimler
colour – colours / renk – renkler
eye – eyes / göz – gözler
ear - ears / kulak – kulaklar
wall – walls /duvar – duvarlar
book -books / kitap– kitaplar
chair -chairs / sandalye – sandalyeler
worker – workers / işçi – işçiler
boat – boats / sandal– sandallar
husband – husbands / koca – kocalar

3) Tekil ad ch,sh,s,x,yada z ilebitiyorsa, sonuna –es eklenir:

Church - churches / kilise - kiliseler
Brush - brushes / fırça – fırçalar
Bus – buses / otobüs- otobüsler
Box - boxes / kutu – kutular
buzz - buzzes / vızıltı – vızıltılar

4) Tekil ad ünsüz + y ilebitiyorsa(-by,-dy,-ty) –y kaldırılır ve –ies eklenir:

Baby babies / bebek– bebekler
Party – parties / parti – partiler
Lady - ladies / hanım – hanımlar
City – cities / şehir – şehirler


5) y’den önce ünlü varsa genelkurala uyulur:

toy – toys / oyuncak- oyuncaklar
monkey – monkeys / maymun- maymunlar

6) sonu-f yada –fe ilebiten adlarda ‘f’ yerine ‘ve’ konulur,-es(yada-s) eklenerek çoğullaştırılır.

Half - halves / yarım – yarımlar
leaf - leaves / yaprak - yapraklar
life - lives / hayat– hayatlar
shelf – shelves / çekmece – çekmeceler
Thief - thieves / hırsız – hırsızlar
Wife – wives / karı– karılar
Knife – knives / bıçak – bıçaklar


7) Çok sayıda adın çoğul halegelmesinde hiçbir kural yoktur. Bu adlarda, tekil ve çoğul farklı kelimelerdir.

foot – feet / ayak– ayaklar
tooth – teeth /diş – dişler
goose - geese / kaz – kazlar
man - men / adam – adamlar
woman – women /kadın – kadınlar
Mouse - mice / fare – fareler
Child – children /çocuk – çocuklar person – people /kişi – kişiler

8) Tekili - çoğulu aynı olanadlar:
aircraft - savaşuçağı – savaş uçakları
deer - geyik –geyikler
fish - balık -balıklar
means - imkan – imkanlar
species - tür– türler
sheep - koyun –koyunlar

9) Özellikle bilim dilindekullanılan çoğu başka dillerden alınmış sözcüklerin çoğulları kuralsızdır:

Tekil Çoğul Anlamı

cactus cacti - kaktüs- kaktüsler
datum data - veri -veriler
fungus fungi - mantar– mantarlar
bacterium bacteria - bakteri- bakteriler
criterion criteria - kriter- kriterler
nucleus nuclei - çekirdek – çekirdekler
radius radii - yarıçap– yarıçaplar
crisis crises - kriz– krizler
hypothesis hypotheses - hipotez – hipotezler
thesis theses - tez –tezler
medium media - medya- medyalar
stimulus stimuli - uyarıcı– uyarıcılar
phenomenon phenomena - olay - olaylar
vertebra vertebrae - kaburga- kaburgalar

10) Sonundaki “s” harfinden dolayı, görünüşte çoğul, anlamı tekil olan adlaradikkat edilmelidir.

linguistics - dilbilimi
mathematics(maths) - matematik
Politics - politika
Economics - ekonomi,iktisat
Physics - fizik
Electronics - elektronik
Gymnastics - jimnastik
Athletics - atletizm

Cümle içinde kullanım:

- I hate mathematics. (Matematikten(matematiklerden değil) nefret ederim.)
- Gymnastics is the best sport. (Jimnastik (jimnastikler değil) en iyi spordur.)
- Economics is a social science. (Ekonomi (ekonomiler değil) bir sosyal bilimdir.)

İstisna: Newsçoğul değil, tekildir.
- What time is the news? (What time are the news değil)Haberler ne zaman?


11) Sonu “s” ile biten bazı adlartekil de, çoğul da olabilir.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- means:imkan, vasıta
Train is a means of transport. (Tren bir nakliye vasıtasıdır.)
There are many means of transport. (Bir çok nakliye vasıtası vardır.)

- Series:(seri, dizi):
He is watching a television series. (O bir televizyon dizisi izliyor.)
There are three television series in Channel 2. (Kanal 2’de iki televizyon dizisi oynuyor.)

- Species:(tür, cins)
Parrot is a species of bird. (Papağan bir kuş cinsidir.)
In Turkey, there live 600 species of animals. (Türkiye’de 600 hayvan türü yaşar.)


12) Bazı tekil adlar genellikleçoğul bir fiil ile kullanılır. Bu adlar tek bir şeyi değil, insan gruplarınıifade eder.

- The government want(wants değil) to increase thetaxes. (Hükümet vergileri artırmakistiyor.)
- The staff of the company are not(is not değil)happy. (Şirketin kadrosu mutlu değil.)
- The police are(is değil) chasing the the robber. (Polis soyguncuyu kovalıyor.)
- Turkish team are (is değil) playing very well. (Türk takımı çok iyi oynuyor.)
- PO have(has değil) reduced the price of petrol. (Po petrol fiyatını indirdi.)

Dikkat: Bunlarıtekil fiille de kullanmak mümkündür. Mesela, the government wants, PO has ..gibi.
Person (şahıs, kişi) kelimesinin çoğulu persons olmasına rağmen,genellikle people kelimesi tercih edilir.

13) Para miktarını, zaman peryodunu, mesafeyi vs. bildirenkelimeler tek bir şey olarak düşünülür. Dolayısıyla, tekil adlar olarakkullanılır.

EXAMPLES(ÖRNEKLER)

One thousand YTL is a good money. (Bin YTL iyi bir paradır.)
Two years is a long time to spent in prison. (İki yıl hapis geçirmek için uzun bir süredir.)
5 kilometers is a long way to walk on foot. (Yaya yürümek içim 5 kilometre uzun bir mesafe.)

14) Kimi adlar hep çoğul olarakkullanılır :
the police - polis
trousers - pantolon
pants - pantolon
riches - zenginlik


15) Tek bir nesne olan fakat, ikibölümden oluşan bazı eşyalar için çoğul şekil kullanırız..

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

trousers - pants Pantolon (iki ayağı var)
jeans - blucin ( “ “ “ )
tights - tayt ( “ “ “)
shorts - şort ( “ “ “)
pyjamas - pijama( alt ve üsttenoluşan iki bölümü var)
glasses – spectaclesgözlük(ikicamı var)
binoculars - dürbün(iki gözü var)
scissors - makas(iki parçalınesne)

Bunlar çoğuldurlar ve çoğul fiilialırlar.

My trousers are too short. (My trouser is too short değil).Pantalonum çok kısa.
I bought new glasses.(I bought a new glasses değil)Yeni gözlüksatınaldım.
Your jeans(pyjamas) are nice. (Your jean(pyjamas) is nice değil). Senin Blujinin(pijaman) 6 güzel.

16) İngilizcede bazı adlar çoğulyapılmaz; bunlara kütle adları veya sayılamayan adlar(uncountable nouns)denir.( bu konu ileride daha detaylı incelenecektir).

Advice - tavsiye
Ammunition - cephane
Anger - kızgınlık
Assistance - yardım
Behaviour - davranış
Bread - ekmek
chaos - kaos
conduct - yönetmek,iletmek, orkestra idare etmek
courage - cesaret
dirt - kir, pislik
employment - istihdam
evidence - kanıt
fun - eğlence
furniture - mobilya
harm - zarar
housework - ev ödevi
information - enformasyon
knowledge - bilgi
laughter - kahkaha,gülüş
legislation - mevzuat
leisure - dinlenme,boş vakit
lighning - yıldırım
luck - şans, talih
luggage - bagaj
machinery - makinalar,makine parkı
money - para
moonlight - ay ışığı
news - haber, müjde
permission - izin,müsaade
Photography - fotoğraf
poetry - şiir
produce - üretmek,imaletmek
progress - ilerleme,inkişaf
rubbish - çöp, saçmasöz
safety - güvenlik
shopping - alışveriş
sunlight - güneşışığı
thunder - gökgürlemesi
transport - nakliye
underwear - iç giyim
weather - hava, havakoşulları
Dikkat : Bukelimeler, belirsizlik artikeli olan ve bir, veya herhangi bir anlamına gelen(a,an)ile kullanılmaz.


17) Birleşik isimlerde çoğul ekiolan “s” bazen birinci, bazen ikinci kelimeye eklenir.

Son-in-law - sons-in-laws / üvey evlat – üvey evlatlar
man-of-war - men-of-war / savaş adamı – savaş adamları
armchair – armchairs / koltuk – koltuklar


18) İyelik (sahiplik) genelolarak tekil adlara (‘s) eklenerek yapılır. İyeliği (sahipliği) göstermekadların çok önemli bir fonksiyonudur.

My friend’s car - arkadaşımınarabası
the boy’s shirt - çocuğungömleği
The student’s note-book - talebenin defteri
Her husband’s job - Kocasının işi(mesleği)


19) Kurallı çoğul adlarayalnızca(‘) eklenir.
The girls’ teachers - kızların öğretmenleri
The studens’ grades - öğrencilerin notları


20) Kuralsız çoğul adlara(‘s)eklenir.

the children’s show - çocukların şovu
men’s wear - erkekgiyimi
gentlemen’s agreement - centilmen anlaşması


21) İlk ad cansız ise iyelikgöstermek için ad+of+ad yapısı daha sık kullanılır.
the shadow of your smile - gülüşünün gölgesi
the fall of Rome - Roma’nınyıkılışı
the urgency of the matter - meselenin aciliyeti
the cost of the production - üretimin maliyeti


22) -s ile biten özel adlarİngiliz İngilizcesinde (‘s) takısı alır.
Charles’s diary - Charles’ingünlüğü
Amerikan İngilizcesinde ise, (‘)yeterlidir:
Socrates’s peech - Sokrat’ınsavunması


23) Kimi zaman çifte iyelikkullanılabilir.
She is a friend of my father’s. (O babamın bir arkadaşıdır.)

24) Genel kabul görmüş zaman,para vb. ile ilgili ifadelerde (‘s) kullanılır.

Ten minutes’walk - Ondakikalık yürüyüş
a year’s profit - biryılın karı
a day’s work - birgünün çalışması
A hard day’s night - Zorbir günün gecesi

25) Özel Adlar ve Cins Adlar -Proper nouns and common nouns

Bunlara ayni zamanda özel isimler de denir. Bunlar biricik olankişi ve kurumların isimleridir. Mesela,
Emre, Hasan, John, Paul, Jupiter, Almanya, Aksaray, ThePresident, The Cenral Bank
İngilizce ve Latin alfabesiyle yazılan lisanlarda özel isimlerinilk harfi büyük yazılır. Böylece, özel isimleri diğerlerinden kolayca tefrikedebiliriz. Ancak, bu Almanca için geçerli değildir. Çünkü Almanca’da her türlüad büyük harf ile başlar.
Özel isimlerde adın sözlük anlamıyla, kişi arasında anlamilişkisi aranmamalıdır. Mesela, bir kimsenin ismi Aslan olabilir, ama kendisitabii ki aslan değildir. Bu nedenle, özel isimler tercüme edilmez, aynenyazılır.
Özel adlar (proper nouns) dışındaki bütün adlar cins (common)adlardır. Örneğin,

Board - tahta
country - ülke
planet - gezegen
love - aşk
officer - subay
room - oda


26) Sayılan Adlar ve SayılamayanAdlar - (countable nouns and mass(uncountable) nouns

Günlük hayatta çok kullandığımız sayılabilir adlar (countablenouns), somut, sayılabilir maddelere işaret eder. Örneğin; eye (göz), table(masa), event (olay).
Ertrafımızda gördüğümüz ve sayıya vurulabilen herşey sayılabiliradlardır(countable nouns). Yukarıdaki ilgili maddelerde gördüğümüzgibi,sayılabilir adların çoğulu yapılabilir.
Sayılamayan Adlar ( non-countable nouns), Sayılamayan şeylerigösterir Doğal olarak, bunların çoğulu yapılamaz.

Örnekler:
Laughter - kahkaha
Helium - helyum
Water - su
Air - hava
Milk - süt
wine - şarap
Beer - bira
cake - kek
sugar - şeker
rice - pirinç
meat - et
cheese - peynir
flour - un
Heat - ısı, sıcaklık
Smoking - sigaraiçmek
sunshine - güneşışığı
electricity - electricity
biology - biyoloji

Dikkat:
Genel kural olarak, sayılamayan adlar çoğullaştırılamaz. Çünkü,sayılamayan şeylerin çoğulunu aramak mantıklı değildir. Ancak, kuralınistisnası vardır. Şöyle ki bazı adları tür, çeşit (type) bildirmek içinkullandığımızda çoğullaştırabiliriz. Örneğin:

New wines are introduced to the market everyday - Piyasaya her gün yeni şaraplar sürülüyor.
The waters of Atlantic is salty – Atlantiğin suları tuzludur.
In a world map, we see different peoples. Dünya atlasında farklı ülkeler görürüz.

*Sayılamayan adlar genellikleartikelsiz kullanılır. Örneğin:

Smoking is bad for health. (Sigara içmek sağlık için zararlıdır.)
Poetry is a beaty. (Şiirgüzeldir.)
Sugar is sweet. (Şekertatlıdır.)
Experience is the best teacher. (Tecrübe en iyi öğretmendir.)
Practice makes master. (Alıştırma yapmak ustalaştırır.)
Salt is poison. (Tuzzehirdir.)


*Sayılamayan adlardan önce şuedatlar kullanılabilir.

some, any, enough, this, that, andmuch.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)
I need some money. (Parayaihtiyacım var.)
Give me that (this) book. (Bana şu kitabı ver.)
This man is crazy. (Buadam çılgın.)
He can speak much English. (Çok (iyi) İngilizce bilir.)
We have much(enough) water. (Çok (yeterli) suyumuz var.)
I don’t see any person. (Hiçbir şahıs görmüyorum.)

*Sayılamaz oldukları için, buadlar şu edatlarla birlikte kullanılmaz.
these, those, every, each, either,and neither
-Aşağıdaki ifadeleri kullanmakmümkündür.
- much harm - çokzarar
The fire brought about much harm. (Yangın çok zarara yol açtı.)

- little harm - azzarar
The accident caused little harm. (Kaza az zarar verdi.)

27) Adların Cinsiyeti (Noun Gender)

Eski İngilizce’de bir çok ad, refere ettiği insanın dişi veyaerkek oluşuna göre, farklı şekil alırdı. Bugün bu uygulama çok azalmıştır. Ama,halen mevcuttur
Actor aktör (erkek)
actress aktör (bayan)
Waiter garson (erkek)
Waitress garson (bayan)
Steward hostes (erkek)
Stewardess hostes (bayan)


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:13 #83
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]


Adjectives Advanced (SıfatlarGelişmiş)


Daha önceki derslerde genel olarak sıfatların ne olduğundan veİngilizce’deki kullanımından bahsetmiştik. Bu derste ise sınavlara yönelik vebiraz daha detaylı olarak ele alınacaktır.
İngilizce’de sıfatlar iki yerdekullanılırlar.
1) Sıfatlar ismi nitelerler:Sıfat + isim.

Türkçe’de olduğu gibi İngilizce’de de sıfatlar isimden önce söylenir. Sıfatlar bu kullanımlarıile “sıfat tamlaması”nı oluştururlar.Eğer ismin önünde bir artikel varsa sıfat, isimile artikel arasında yazılır.

Student (isim) intelligent student (Sıfat tamlaması) an intelligent student

Sıfat tamlaması bu şekilde oluşur. Ama bazen sıfat olmasıgereken yerde olmayabilir. Buna "bozuksıfat tamlaması" denir. Örnek olarak "İntelligent astudent" verilebilir.

2) Sıfatlar Linking Fiiller İleBeraber Kullanılırlar

Linking fiillerin sayısı onbeştir. Sıfatlar bu fiillerlebirlikte kullanıldığı için bu listenin ezberlenmesi gerekir. Kolaylıkolsun diye su fiiller gruplara ayrılarak ezberlenebilir.
Olmak Fiilleri :Be, Become, Sound
Görünmek Fiilleri :See, Look, Appear
Kalmak Fiilleri :Stay, Remain
Geri kalan fiiller de şu şekildekolaycak öğrenilebilir.

Feel :hissetmek, duyumsamak
Taste :tadı olmak, tatmak
Smell :kokusu olmak, kokmak

Geri kalan dördü “gitmek”fiilleri olup; sıfatlarla beraber; “mek”, “...leşmek, laşmak” anlamlarınıalırlar.
- Go
- Get
- Grow
- Turn
Aralarında bazı nüanslar vardır. Örneğin“go” olumsuz durumlarda, “turn” kaba ifadelerde kullanılır. .
- He looks happy (Omutlu görünüyor.)
- He looks sad (Oüzgün görünüyor.)
Burada sanki sıfat yerine bir zarf kullanılmalı hissi vardır ama“look” bir Linking fiil olduğu için zarf (happly, sadly) değil; sıfat (happy,sad) kullanıyoruz.

- He felt terrible. (notterribly)
- He is very young. (Oçok gençtir.)
Dikkat: Bunlarındışındaki bütün fiillerle beraber zarf kullanılır.
4) Sıfatların bir ismi tamlamasınayönelik diğer örnekler;
- She is a nice girl. (O güzel (hoş) bir kız.)
- He is a strong boy. (O kuvvetli bir genç.)
- You are a wise man. (Senakıllı bir adamsın.)

5) İngilizcede sıfatlar ismincinsiyeti ve ya çoğul-tekil oluşuna göre farklılık göstermezler.

- I’ve got a blue pen.
- She has a blue bag.
- It’s a a cool party

"be: become get seem appearlook feel sound" gibi fiiler ile de kullanılabilirler.

- I am fine.
- He became angry.
- You look good.
- That sounds nice.

6) Sıfat Sırası

Bir ismi birden fazla sıfatın tanımladığı durumlarda uygulanır.
Size, age, shape, colour,material
- A big blue bag.
- an old black dog.

DİKKAT: lovely, fine gibi duygu ifade eden sıfatlar en başaalınır.
- a lovely little girl.

7) Sıfat Takıları
Present participle (-ing ) Past participle (-ed )
Sıfatların kullanımına bağlı olarak sonuna -ing veya -ed takısı getirilir. Kitap hakkında bir tamlama yaptığımızıdüşünelim.
Eğer kitaptan sıkıldığımızıbelirtmek istiyorsak;
- I am bored with this book.
Eğer kitabın sıkıcı olduğunubelirtmek istiyorsak;
- This book is boring.

Diğer Örnekler

- I am tired.
- I am interested
- I am suprised.
- She is interesting.
- The meeting was disapointing, and I was disappointed.
- We couldn’t find the stolen watch.

-ing ve –ed Ayrımını daha teknikşekilde yapmak için aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
isim, eylemin olmasına neden oluyorsa –ing ile; eylemden etkileniyorsa, –ed’li bir sıfatla tanımlayabiliriz.

- She is an interesting woman. (O ilginç bir kadındır.)
- I am interested. (Benilgiliyim.)

8) Devam eden ve tamamlanmışeylemlerin tanımladığı isimler de farklılık gösterirler.

- Turkey is a developing country. (Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir.)
- France is a developed country. (Fransa gelişmiş bir ülkedir.)


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:14 #84
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Adverbs Advanced (ZarflarGelişmiş)
Zarflar fiilinanlamına katkıda bulunur. Fiili nitelemek suretiyle, eylemin; halini, zamanını,yerini, nedenini, derecesini belirtir. Ayrıca; nasıl, ne zaman, nerede, nekadar sorularını yanıtlar.
Başka bir deyişle; zarflar eylemitanımlar. Bir şeyin nasıl yapıldığını gösterir.
Zarfın esas görevi fiillerinitelemektir. Ama, sıfatları, diğerzarfları, edat cümleciklerini, isimleri ve tam cümleleri deniteler.
Yani, zarf İngilizce’desayılar dahil, her türlü unsuru niteler. Bunun istisnası isimlerdir (nouns). Çünkü isimlerisıfatlar ve belirleyiciler (determiners) niteler.
Bir kelimenin zarf olup olmadığını tayinde en geçerliyöntem; ne, nasıl, nerede, ne zaman gibisorular sormaktır.
Sıfatdan farklı olarak, zarf cümle içinde her yere konulabilir.
Zarflar cümleleri ilginç, renkli hale getirirler. Dolayısıyla,kaliteli bir İngilizce için zarfların iyi öğrenilmesi gerekir.

Zarflar Nasıl MeydanaGelir?

Zarflar dört biçimde oluşur.
1) Sıfatlara “ly” Eklenerek
Zarfların çok büyük çoğunluğu bu şekilde oluşturulur.Dolayısıyla, bir sözcüğün sonundaki “ly”eki, zarfı tanımamızda kesin değilse de oldukça iyi bir ölçüdür.
EXAMPLES (ÖRNEKLER)
Complete: tamam,bütün / Completely: tamamen, bütün olarak
Rare: nadir, ender / rarely: nadiren,ender olarak
absolute: mutlak/ absolutely: mutlak olarak
probable: muhtemel / probably: muhtemelen
clear: açık / clearly: açıkça
honest: dürüst / honestly: dürüstçe
wise: akıllı / wisely: akıllıca
essential: zaruri,elzem / essentially: zaruriolarak, esas olarak
wide: geniş, kapsamlı / widely: genişçe,kapsamlı olarak
different: farklı,değişik / differently: farklışekilde
Extreme: aşırı / Extremely: aşırı birşekilde, son derece
True: doğru, gerçek/ Truly: gerçekten,dürüstçe
Whole: tüm,bütün / Wholly: büsbütün,tamamen
Undue: gereksiz/ Unduely: gereksizyere, gereksiz bir şekilde
Reluctant: isteksiz / Reluctantly: isteksizce,isteksiz bir şekilde
Adequate: uygun,elverişli / Adequately: elverişlibir şekilde
Accurate: doğru,hassas/ Accurately: doğru(hasas) bir şekilde
Adamant: sert / Adamantly: sert bir şekilde
Vehement: sert / Vehemently: sert bir şekilde, öfkeli

2) İyi Sözcükleri
Bunların sıfat ve zarflarıbirbirlerine benzemez. Sıfat ve zarfları için ayrı kelimeler kullanılır
Good: iyi (sıfat) / Well: iyi (zarf)

- He is a good boy. (Oiyi bir çoçuktur.)
- I know my job well. (İşimi iyi bilirim.)

3) Sıfat ve Zarfı Aynı OlanSözcükler
Bunlar için sıfat ve zarf olarakayrı kelimeler türetilmemiştir. “ly” de almazlar. Cümlede kullanımlarına görezarf veya sıfat olurlar.
Hard:sıkı
- It has been a hard day. (Zor bir gün oldu.)Sıfat
- I work hard. (Sıkıcaçalışırım.) Zarf
Fast:hızlı
- She is a fast runner. (O hızlı bir koşucudur.)Sıfat
- She runs fast. (Ohızlı koşar.)Zarf

Near:yakın

- The near station. (Yakındakiistasyon.)Sıfat
- He is sitting near me. (O benim yanımda oturur.) Zarf

High: yüksek

- He lives a high life. (Lüks bir yaşantısı var.)Sıfat
- He is talking high. (Yüksekten atıyor.)Zarf

4. Sıfat ve Zarf Olarak FarklıAnlamı Olan Sözcükler
Bu zarflar da “ly” eklenerekoluşturulur. Ama zarf olduklarında anlamları köken aldıkları sıfatlardan farklıolur.
Hard: sıkı / Hardly: hemen hemen hiç, güç bela, ancak hiç


Near: yakın / Nearly: yaklaşık olarak, tahmini
Late: geç / Lately: son zamanlarda
Fair: adil, doğru,iyi / Fairly: oldukça, bayağı,
Eventual: olası,muhtemel / Eventually: sonuç olarak, sonunda
Consistent : uygun,tutarlı / Consistantly: sürekli olarak
Steady: istikrarlı / Steadily: sürekliolarak
Constant: sabit / Constantly: sürekli olarak

It is a hard lesson. (Ozor bir derstir.) Burada hard = sıfat

I can hardly hear you. (Seni hemen hemen hiç duymuyorum.) Burada hardly,zarftır ve cümleyi olumsuz yapar.

B. ZARFLARIN KULLANILDIKLARIYERLER

Zarflar İnglizce’de üç yerdekullanılırlar.

1. Zarflar Fiiller İleKullanılırlar.

Zarfların tamamına yakın bölümü fiiller ile birlikte kullanılır.Zaten zarfların normal fonksiyonu fiilleri nitelemektir.

- Please speak slowly. (Lütfen yavaşça konuşun.)
- He studied sufficiently. (Yeteri kadar çalıştı.)
- She speaks French very well. (O Fransızcayı çok iyi konuşur.)
- They move quickly. (Onlarhızlı hareket eder.)
- We sometimes behave badly. (Biz bazen kötü davranırız.)

Türkçe’de ce, ca son ekleriveya ..şekilde” ifadeleri sıfatlara eklenerek zarflar oluşturulur. Örneğin:“yavaş” birsıfattır, yavaşçadediğimizde, zarf olur.

2. Zarflar Sıfatlar İleKullanılırlar
Bu kullanımda zarf sıfatı nitelemiş olur.

- It’s a beautiful day. (It’s a rather beautiful day.)
- I am less patient than a saint. (Ben bir azizden daha az sabırlıyım.)
- Drugs are more expensive than before. (İlaçlar eskiye göre daha pahalı.)
- This film is more interesting than all others. (Bu film tüm diğerlerinden daha ilginç.)
- Dolphins are very intelligent animals. (Yunuslar çok zeki hayvanlardır.)

Note: Zarfsıfatı niteler ama, sıfat zarfı niteleyemez.

3. Zarflar, Başka Zarflar İleKullanılırlar
Bu kullanımda zarf zarfınitelemiş olur.

- He always gets up very early. (O daima çok erken kalkar.)
- She speaks Turkish fairly fluently. (O Türkçe’yi oldukça akıcı bir şekilde konuşur.)
- I meet her too often nowadays. (Bugünlerde ona çok sık rastlıyorum.)
- It’s too late now. (Artıkçok geç.)
- My house is a little far from here. (Evim buradan biraz uzak.)
- I would like to see you less often. (Seni daha seyrek görmek isterdim.)

C.THE COMPARISON OF ADVERBS (ZARFLARDA MUKAYESE)

Başlıca iki mukayese biçimi vardır.
Birincisi, göreceli üstünlüğü gösteren ve Türkçede “ daha“edatıyla ifade edilen comperativedir. İkincisi, ikiden fazla kişi veya nesnearasında “en iyi, en üstün, en ...vs.yi ” gösteren superlative.

Hard - Harder - Hardest
Greedily - More Greedily - Most Geedily
Rarely - More Rarely - Most Rarely
(Düzensiz Zarflar)

far - farther/further - farthest/furthes
late - later - last
little - less - least
much - more - most
well - better - best

EXAMPLES (ÖRNEKLER)
- She cooks better than everyone I know. (Tanıdığım herkesden daha iyi yemek pişirir.)
- She types the fastest of all the secretaries. (Tüm sekreterlerin içinde en hızlı tapaj yapandır.)
- I can speak English as well as you. (Senin kadar iyi İngilizce konuşabilirim.)
- She doesn’t drive as carefull as her mother. (Annesi kadar dikkatli sürmez.)
- The baby cannot eat so much as you can. (Bebek senin kadar çok yiyemez.)
- She could understand me more quickly than I hadexpected. (Beni beklemiş olduğundandan dahaçabuk anlayabildi.)
- He always comes late. (O daima geç gelir.)
- I last saw him 2 weeks ago. (Onu en son 2 hafta önce gördüm.)
- Her latest book is about child care. (Son (en yeni) kitabı çocuk bakımı hakkındadır.)
- We’ll enquire further into this matter. (Bu meseleği daha derinliğine soruşturacağız.)
- The faster I work, the more mistakes I make. (Ne kadar hızlı çalışırsam o kadar çok hata yaparım.)
- It rained more and more quickly. (Gittikçe daha hızlı yağmur yağdı.)


D. ADVERBS OF MANNER (HAL ZARFLARI)

e.g. madly, suddenly, fannily, possibly, basically, daily, early,deliberately, naturally hard etc.

- Your words are basically wrong. (Sözlerin temel olarak yanlış.)
- Suddenly he showed up. (Aniden ortaya çıktı.)
- He is possibly a crook. (Omuhtemelen bir sahtekar.)
- It was my mistake, but I didn’t do itdeliberately. (Benim hatamdı. Ama kastenyapmadım.)
- The story is badly written. (Hikaye kötü bir şekilde kaleme alınmış.)
- She loves you madly. (Oseni delice seviyor.)
- I can understand you perfectly. (Seni mükemmelen anlayabiliyorum.)
- I advise you to always behave naturally. (Sana daima doğal davranmanı tavsiye ederim.)
- You are partly right and partly wrong. (Kısmen haklı, kısmen haksızsın.)
- You should treat your wife nicely. (Karına nazikçe davranmalısın.)
- She knows her job very well. (İşini çok iyi bilir.)
- Did you come here by train?(prepositional phrase) (Buraya trenle mi geldin?)
- They talked friendly among each them. (Aralarında dostane bir şekilde konuştular.)
- Hard work requires working hard. (Ağır iş sıkı çalışmayı gerektirir.)

Adjective Adverb

- I can see you hardly. (Seni güçlükle(zarzor) görebiliyorum.)
- It rains heavily(snows) in Sakarya. (Sakarya’da çok yağmur(kar) yağar.)
- He always behaves naturally. (O daima doğal hareket eder.)
- Suddenly he began to cry. (Aniden ağlamaya başladı.)
- I eat meat daily. (Hergün et yerim.)


ADVERBS OF PLACE (YER ZARFLARI)

Abroad, Ashore, anywhere, somewhere,away, forwards, upstairs, here, left, north, south, west...etc.

- Tomorrow, we are going to Marmaris. (Yarın, Marmaris’e gidiyoruz.)
- Businessmen have to travel abroad frequently. (İş adamlarının sık sık yurt dışına seyahat etmelerigerekir.)
- I stay upstairs and my family lives downstairs. (Ben üst katta otururum, ailem alt katta yaşar.)
- East or West, home is the best. (Doğuda veya batıda en rahatı yuvamda.)
- She studied quietly in the library all day. (Bütün gün kütüphanede sessizce çalıştı.)

Dikkat: Zarfların genelsıralamasında;
Yer zarfı, hal zarfından sonra,zaman zarfından önce gelir. Yer zarfı vurgu için en başa da gelebilir.
- In Turkey, you should behave properly.all thetime. (Türkiye’de her zaman düzgün hareketetmelisin.)
Turkey: yer zarfı, properly : hal zarfı, allthe time: zaman zarfı.

ADVERBS OF TIME (ZAMAN ZARFLARI)
Today, last week, ago, till, at last,another time, eventually, presently etc.

- She doesn’t go anywhere without her husband. (Kocası olmadan, o hiçbir yere gitmez.)

- At last everything was settled. (Sonunda her şey halledildi.)
- Today I feel great. (Bugün kendimi çok iyi hissediyorum.)
- Last week the weather was awfull. (Geçen hefta hava berbattı.)
- Don’t go out until you recover from yoursickness. (Hastalığın düzelene kadardışarıya çıkma.)
- I have started learninig English three years ago. (İngilizce öğrenmeye üç yıl önce başladım.)


Dikkat:Birden fazla zaman zarfı olduğunda sıralamasaat+gün+tarih+yıl şeklindedir. Yani daha küçük saat biriminden daha büyüğünedoğru sıralanır.
- My son Emre was born at 23. 15 on Thursday September 11 th1977.
Sıralama : Saat – gün –ay – yıl

- They are still living in the same house. (Hala ayni evde oturuyorlar.)
- She has just had a baby. (Onun daha yeni bir beeği oldu.)
- She never lost courage during bad times. (Zor zamanlarda hiç cesaretini yitirmedi.)
- I haven’t seen him for 3 weeks. (Onu üç hafta boyunca görmedim.)
- You can make an appointment anytime you want. (İstediğin zaman randevu yapabilirsin.)
- There was an economical crisis throughout theyear. (Bütün yıl boyunca ekonomik krizvardı.)


ADVERBS OF FREQUENCY (SIKLIK ZARFLARI)

sıklık zarfları, ne kadar arayla, ne sıklıkta, kaç zamanda bir?Sorularının cevabını verir.

e.g. once, always, frequently,rarely, never, at times, now and then, continually... etc.

- Company meetings are held fortnightly. (Şirket toplantıları 15 günde bir yapılır.)

- I visit my father once a month. (Babamı ayda bir ziyaret ederim.)
- That magazine is only published annually. (O magazin sadece yılda bir yayımlanır.)

- I hardly ever go to the opera. (Operaya hiç gitmem.)

- I’ll always love my mother. (Annemi daima seveceğim.)

- Sometimes we go walking in the woods. (Bazen ormanda yürüyüşe çıkarız.)

- If you ever need help, you can always contact me. (Yardıma ihtiyacın olduğunda, her zaman benimle kontakkurabilirsin.)
- You never can rely on him. He lets you down. (Ona asla güvenemezsin. Seni hayal kırıklığınauğratır.)

- Accidents happen every now and then. (Arada sırada kazalar olur.)

- I Eat Meat Daily. (HerGün Et Yerim.)

ADVERBS OF DEGREE (DERECE ZARFLARI)
e.g. almost, barely, a bit, rather,somewhat, too, fairly, hardly... etc.

1- Fairly, Quite, Rather
Her üçü de “oldukça, epey, bayağı, gerçekten tamamen ”anlamlarını taşır. Aralarında sadece küçük nüanslar vardır.
"fairly" olumlu anlama sahiptir.
"Rather" daha çok negativ ifadeler için uygundur.
- He is rather stupid, but his friend is fairlyclever. (O oldukça aptaldır ama kızkardeşioldukça zekidir.)

Quıte bir fiili nitelediği zaman “tam, tam olarak” anlamınıkatar. Sıfat ve zarf ile kullanımında ise “oldukça, epey ” anlamı verir.
- I could not quite understand what you said. (Tam olarak ne söylediğinizi anlıyamadım)

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- He looks quit tired. (O oldukça yorgun görünüyor.)

- Your English is quite good. (İngilizcen oldukça iyi.)

- She is quite an expert in archeology. (O arkeolojide epeyi uzmandır.)
- It’s quite (considerable) sometime since we had aholiday. (Biz tatil yapalı epey(çok) zamanoldu.)
- He’s quite an interesting man. (veya a quiteinteresting). (O çok ilginç bir adamdır.)
- It’s quite (=certainly) the worst film have everseen. (Gördüğüm en berbat film.)
- Your work is fairly satisfactory. (Çalışman oldukça(bayağı) tatminkar.)

- His speech was fairly effective. (Onun konuşması epeyi etkiliydi.)

- He’s fairly a good teacher. (Gerçekten iyi bir öğretmendir.)

Rather:

- She’s rather old for me. (O benim için çok yaşlı.)
- Workers work rather more than boses. (Çalışanlar patronlardan çok daha fazla çalışırlar.)
- It was rather a depressive story. (Oldukça depresif bir hikayeydi.)

Much/far/a lot:Çok, fazla

- His qualifications are a lot / far better than those ofother employeess. (Onun özellikleri diğerçalışanlardan çok daha iyi.)

- I far prefer swimming to boxing. (Yüzmeyi boksa fazlasıyla tercih ederim.)
- He is much happy than before. (Eskisinden çok daha mutlu.)

- I was so sick yesterday. But today, I am a lotbeter. (Dün çok hastaydım. Ama bugün çokdaha iyiyim.)

- Süreyya is far more faster than her rivals. (Süreyya rakiplerinden çok daha hızlıdır.)


A little bit/ a little / somewhat:biraz, bir dereceye kadar, bir parça

- He is a little lazy. (Obiraz tembeldir.)
- I was a little bit surprised to meet him at such aplace. (Ona öyle bir yerde rastladığım içinşaşırdım.)
- She is somewhat upset with me. (O bana biraz kırgın.)

Enough / fairly:yeterli, yeter

- The goods in that shop are fairly cheap. (Bu dükkandaki mallar oldukça ucuz.)
- They are cheap enough to buy. (Satın alınacak kadar ucuzlar.)


too - very – enough

very : çok,fazla (ama aşırı değil),
Too: çok,çok fazla, aşırı, gereğinden fazla
Enough: yeterli

- You came too late. (Çokgeç geldin.)
- The soup was too salty. (Çorba çok tuzluydu.)
- Ther weather is too hot. (Hava aşırı sıcak)
- He is too old. (Oçok (aşırı) yaşlı.)

Dikkat: Özellikle günlük konuşma dilinde artık ”too” very ileaynı anlamda kullanılıyor..
Very: çok, fazlaanlamındadır. Ama;
"too" zarfındanfarklı olarak, aşırı, gereğinden fazla demek değildir.
- She is very beautiful. (O çok güzeldir.)

- I am very happy. (Bençok mutluyum.)

- He is very talented. (O çok yeteneklidir.)

- I was very angry. (Çokkızgındım.)

Enough: Yeterli, kafi, gereği kadar

sıfattan sonra kullanılan tek zarf “enough”tır. Diğer zarflarsıfattan önce kullanılır
- I have enough money. (Yeterli param var.)

- There isn’t enough water in the tank. (Tankta yeterli su yok.)

- He is experienced enough to solve this problem. (O bu sorunu çözecek kadar deneyimlidir.)


Hardly – Scarcely – Barely :Hemen hemen hiç, hiç, ancak,güçbela, zar zor
Üçünün de anlamı ayndır. Her üçü de kullanıldıklarında cümleyeolumsuzluk katarlar. Bunların kullanımını iyi öğrenmek gerekir.

- He can hardly see. (Opek göremez.)
- I can hardly hear you. (Seni (hemen hemen) hiç duymuyorum.)
- She is hardly/barely/scarcely tolerable. (Ona tahammül edilemez.)
- We have just barely missed the bus. (Otobüsü ucu ucuna kaçırdık.)

Intensıfıers- Pekiştiriciler

Derece zarfları kelimenin anlamını zayıflatır veya sınırlar,oysa pekiştiriciler anlamı güçlendirir.

- Your English is good. (İngilizcen iyi.)

- Your English is very good. (İngilizcen çok iyi.)

- Your English is quite good. (İngilizcen oldukça iyi.)


Very:
- She is very friendly. (O çok dostane bir insandır.)
- He is not a very polite person. (O çok kibar bir insan değildir.)
- They cannot learn very quickly. (Onlar çok hızlı öğrenemez.)
- Her work is very much better. (Onun çalışması çok daha iyi)
- The latest news has very much interested us. (Son haberler bizi çok ilgilendirdi.)


Much/So/Such a /an:

- I enjoyed your speech very (so) much. (Hitabetinden çok zevk aldım.)
- You know that I love you so much. (Seni çok sevdiğimi biliyorsun.)
- He is such a nice person that everybody likeshim. (O kadar iyi bir insan ki herkes onusever.)
- He can speak much English. (İngilizce’yi iyi konuşur.)
- I am so young and you are so old. (Ben çok gencim ve sen çok yaşlısın.)

SENTENCE ADVERBS (CÜMLE ZARFLARI)

- Strangely, he made no mistake at all. (Tuhaftır ki, hiç bir hata yapmadı.)
- Frankly, I don’t like him very much. (Açıkçası, onu pek sevmem.)
- Honestly, I am not so pleased with herperformance. (Dürüstçesi, onunperformansından pek memnun kalmadım.)
- Hopefully, he won’t fail in the exam. (İnşallah, sınavda başarısız olmaz.)
- Admittedly, we were a bit too hard on him. (Kabul etmek gerekir ki, ona biraz aşırı sertdavrandık.)
- Unfortunately, I was the looser. (Maalesef, kaybeden ben oldum.)
- Fortunately, we didn’t miss the last train. (Şans eseri, son treni kaçırmadık.)
- İnterestingly, nobody objected his strange offer. (İlginçtir ki, kimse onun tuhaf önerisine itiraz etmedi.)
- More importantly, I did it my way. (Daha önemlisi, herşeyi bildiğim gibi yaptım.)

CONJUNCTIVE ADVERBS (BAĞLAÇ ZARFLARI)
Bağlaç Zarfları (adı üzerinde), iki cümleyi birbirine bağlar,onları birleştirir. En yaygın olarak kullanılan bağlaç zarflarının bazılarışunlardır:

Also: de, dahi, aynizamanda, keza, hem, hem de
Consequently : Sonuçolarak, neticede
Finally : Sonunda, ensonunda, nihayet
Furthermore : Ayrıca,ilaveten, bir de,
Hence : Bundandolayı, bu nedenden dolayı,, bu zamandan, itibaren.
Henceforth : bundansonra, bundan böyle
However : Mamafih,ancak, halbuki
Incidentally : Tesadüfen,aklıma gelmişken, fazladan
Indeed : gerçekten,hakikaten
Instead : yerine,karşılık olarak (instead of)
Likewise : benzerşekilde
Meanwhile : Bu arada,arada, iken, ayni zamanda
Nevertheless = nonetheless : Bununla beraber, mamafih, yine de
Next : Sonra gelen,en yakın, sonra
Otherwise : aksitakdirde, yoksa
Still : hala, yine de
Then : sonra
Therefore : bunedenle, bundan dolayı,
And : ve, böylece
Thus : Böylece,bundan dolayı

POSITION OF ADVERBS (ZARFLARIN CÜMLE İÇİNDEKİ YERİ)

1. Cümle başında kullanılanzarflar:
Actually – gerçekten,fiilen, hakikaten

Admittedly – kabuletmek gerekir ki

Afterwards – dahasonra

Altogether – hepberaber

Evidently - açıkça,zahiren

Eventually : Ensonunda, netice olarak

First – ilk, ilk önce

Fortunately – şanseseri, şansına

Unfortunately – maalesef,ne yazik ki

Generally – genelolarak , genellikle

However – Ancak,mamafih, halbuki

Indeed – gerçekten,hakkaten

Kindly – nazikçe ,kibarca , lütfen

Lately – sonzamanlarda

Luckily – şans eseri, şansa bak ki

Naturally – doğalolarak, tabiatiyle

Next – bir sonraki,sonraki, sıradaki

Now – şimdi, halen

Originally – orijinalolarak, işin başında

Perhaps – belki

Personally – şahsen,kişisel olarak

Possibly – muhtemelen,ihtimalen

Soon – yakında

Suddenly – aniden,ansızın, apansızın

There – Orada

Usually – genelikle

2. Fiilden sonra ,am/is/are/should/would/was/were/can/have/may gibi yardımcı fiillerden öncekullanılan zarflar:

Absolutely – mutlakolarak, kesinlikle

Almost – hemen hemen,neredeyse

Completely – tamamen

Considerably – önemlimiktarda veya ölçüde

Entirely – tamamen,bütün olarak, tam olarak , baştan aşağı

Greatly – büyükçe,büyük ölçüde

Immensely – yoğunolarak, büyük

Much – çok, fazla

Partly – kısmen

Rather – daha ziyade

Scarcely – ucu ucuna,ancak

Thoroughly – bütünolarak , tam olarak

Always – daima , herzaman

Already – halihazırda, şimdiden

Continually – sürekli,devamlı olarak

Frequently – sık sık

Generally – genellikle

Hardly – zorlukla,ancak

Just – tam, henüz

Never – asla, hiçbirzaman

Nearly – hemen hemen

Occasionally – arasıra, okazyonel olarak

Often – sık sık,sıkça

Rarely- nadiren,ender olarak

Regularly – düzenliolarak

Seldom – seyrekolarak , nadiren

Sometimes- bazen

Doubtless – şüphesiz

Most likely – çokmuhtemelen, kesine yakın

Unlikely – imkansız,ihtimal dışı

Most unlikely – kesinlikleimkansız

3. Çoğu hal, yer, zaman zarflarıcümle sonunda bulunur ama anlama vurgu yapmak için cümle başına alınabilir:

Dates – tarihler

Days – günler

This morning – busabah

This afternoon – buöğleden sonra

Today – bugün

Tomorrow – yarın

This month – bu ay

Nexy year – geleceksene

Quickly – hızlıca,çabukça

Slowly – yavaşça,ağırdan

Weekly – haftada bir,haftalık

In Adapazarı – Adapazarı’nda

At Karaman – Karaman’da

Here – burada

There – orada

4. Her üç pozisyondakullanılanlar:

already, next , often, sometimes,soon.


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:15 #85
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Noun Clauses (İsim Cümleleri)


Bir cümleği noun clause şeklinde sanki bir isim gibi özne veyaolarak veya bazı fiillerin tümleci olarak kullanabiliriz. Böyle cümlelergenellikle that ileyapıldığından that-clause diyeadlandırılır.Fakat that’den başkayapılar da kullanılabilir.

a.Object
Aşağıdaki örneklerde that cümleciği nesne durumundadır.

- I think (that) it will train tomorrow.
- Can you guarentee (that) she’ll pay the money back?
- He believed (that) I was right

b. Subject

- That he is too old is obvious.
- That you do a lot of sport makes you healthy.

Bu şekilde özne uzun olduğu için,that cümleciği yerine it özneolarak kullanılıp,cümle sonunda itin yerini tuttuğu cümlecik belirtilebilir.

- It is obvious that he is too old.
- It makes you healthy that you do a lots of sport.

c. Aşağıdaki örneklerde olduğugibi,bazı sıfatlardan sonra kullanılabilirler.

- I’m pleased (that)he often helps me.
- Are you surprised (that)he is very late today?

d. Aşağıdaki örneklerde olduğugibi,bazı soyut isimlerle kullanılabilirler.

- The fact that the world is round is obvious today.
- I don’t like the belief that there are ghosts.

e. that kullanmadan sorukelimesiyle de yapılan cümlecikler özne veya nesne olarakkullanılabilirler.

- I don’t know why he is late.
- What you have done doesn’t interest me.
- Where he lives is unknown for people.
- A glass of cold water is what I need now.
- What Tom is doing now is(to) sleep.

Burada dikkat edilmesi gereken,bucümleciklerde soru yapısı değil,düz yapı var.(e.g. I don’t know why is helate.değil.)

f. if veya whether kullanarakyapılan cümlecikler de hem özne,hem nesne olarak kullanılabilir.

Nesne:
- I wonder if / whether he’s passed the exam. (Sınavı geçip geçmediğini merak ediyorum.)

Özne:
- Whether he’s passed exam is still unknown. (Sınavı geçip geçmediğini hala bilinmiyor.)

Veya bu cümlede özne yerine it kullanırsak:

- It is still unknown if / whether he’s passed theexam. (Sınavı geçip geçmediğini halabilinmiyor.)

Whether ile or not ifadesi de kullanılabilir.

- I wonder whether or not he’s passed the exam.
- I wonder whether he’s passed the exam or not.

1.aggree,arrange,demand,decide,order,recommend,urg e,insist,susgest fiillerindensonra that+özne+should yapısı da kullanılabilir.

- I insisted(that)she should take the money.
- He recommends(that)I should see the doctor.

2.Suprised,sorry,shocked,interesting gibi his belirtilen sıfatlardan veimportant,essential gibi sıfatlardan sonra da that + özne + should yapısı dakulanılabilir:

- I was suprised(that)she should finish the school.
- I’m sorry(that) he should feel ill.
- It important(that) we should arrive on time.

3. Yukarıdaki ifadelerde çekimsizfiil de kullanılabilir:

- I insisted (that) she take the money.
- They aggreed (that) I be wrong.
- I was surprised (that) she finish the school.


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:15 #86
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Adjective Clauses (SıfatCümleleri)
Sıfat cümlecikleri (Relativeclauses) aynı ad öbeğine (noun phrase) sahip ikibasit cümleyi birleştirmek için kullanılırlar. Sıfat cümlecikleri bulunduklarıcümlede sıfat görevi yaparlar;cümlede isimleri nitelemek için kullanılırlar.Sıfat cümlecikleri niteleme yapacakları cümleye ilgi zamirleri (relative pronouns) ilebağlanırlar.
Genellikleöğrencilerin en zorlandığı konulardan biri AdjectiveClause’lardır. Ancak gramer yapılarını ezberlemeye başlamadan önce , ya da tümayrıntıların detaylarında boğulmadan önce sıfat cümleciklerinin neden ve neredekullanıldıklarını temel olarak görelim:
a) The Film was good.

Burada "Film" ismi"Good" sıfatı ile basitçe nitelenmektedir.

b) The film which I watched lastnight was good.

Burada yine "The Film" ismi nitelenmektedir ve "which I watched last night (dün akşam izlediğim film)" sıfat cümlesi ileayrıca nitelenmektedir. Bu cümleden anladığımız: Bu filmi dün izledim ve filiyiydi.

1- ZAMİRLER

• Who (For people assubject)

• Who (m) (For peopleas object)

• Which (For thingsor animals)

• That (For people,things and animals)

• Whose (Possessions)
2- RELATIVE ADVERBS

• Where (Place)

• When (time)

• Why (reason)
2- ÖZNE’Yİ NİTELEYEN SIFATTÜMLEÇLERİ
1. (a) The boy is happy. He passed the exam.

(b) The boy who passedthe exam is happy.

(c) The boy thatpassed the exam is happy.
2. (a) I stayed at a hotel. It was in the center of thecity.

(b) I stayed at ahotel which was in the center of the city.

(c) I stayed at a hotelthat was in the center of the city.
3. (a) The teacher is in the classroom. He teaches usEnglish.

(b) The teacher whoteaches us English is in the classroom.

(c) The teacher thatteaches us English is in the classroom
4. (a) The car belongs to my father. It is on the left.

(b) The car which ison the left belongs to my father.

(c) The car that ison the left belongs to my father.

örneklerin, (b) ve (c) cümlelerindeki koyu yazılı bölümler sıfatcümleciklerini (relative clause) göstermekte olup, anlamları aynıdır
Who, which ve that ilgi zamirleri ( relative pronouns) ,sıfatcümleciklerinde ÖZNE konumundadırlar.

3- NESNEYİ NİTELEYEN SIFATTÜMLEÇLERİ

1. (a) The film was good. I watched it last night.

(b) The film which Iwatched last night was good.

(c) The film that Iwatched last night was good.

(d) The film Iwatched last night was good.

2. (a) The teacher liked the term paper. I gave it lastweek.

(b) The teacher likedterm paper which I gave last week.

(c) The teacher likedterm paper that I gave last week.

(d) The teacher liked term paper Æ I gave last week.

3. (a) The woman is a doctor. I met her yesterday.

(b) The woman who (m) Imet yesterday is a doctor.

(c) The woman that Imet yesterday is a doctor.

(d) The woman I metyesterday is a doctor.

4. (a) The apples were too sour. We bought them from themarket.

(b) The apples which we bought from themarket were too sour.

(c) The apples thatwe bought from the market were too sour

(d) Theapples Æ we bought from themarket were too sour

Kutudaki örneklerin, (b), (c) ve (d) cümlelerindeki koyu yazılıbölümler sıfat cümleciklerini (relative clause)göstermekte olup, anlamları aynıdır

Who(m), which ve that ilgi zamirleri (relative pronouns), sıfatcümleciklerinde NESNE konumundadırlar
Eğer nesne konumunda ise, who ya da whom ilgi zamirleri,sıfatcümleciğinde kullanılabilir. İlgi zamiri Özne konumunda ise sadece who kullanlılabilir.

İlgi zamirleri, sıfat cümlesi içinde nesne konumunda ikencümleden düşürülebilirler.
5- (a)YANLIŞ: The woman who(m) I met her yesterday is a doctor.

(b)YANLIŞ:The woman that I met her yesterday is a doctor.

(c) YANLIŞ: The woman Æ I met her yesterday is a doctor.
Nesne konumundaki şahıs zamirleri, sıfat cümleciklerindekullanılamazlar. Dolayısıyla 5. örnek yanlıştır.

4- PREPOSITION İLE BİRLİKTE SIFAT TÜMLEÇLERİ

1. (a) This is the student. I told you about him.

(b) This is the studentabout whom I told you.

(c) This is the studentwhom I told you about.

(d) This is the student that I told youabout.

(e) This is the student I toldyou about.

2. (a) The song was very romantic. We listened to it.
(b) The song to which we listened wasvery romantic.

(c) The song which we listened to was very romantic.

(d) The song that welistened to was very romantic.

(e) The song welistened to was very romantic.
İlgeçler (prepositions) sıfat cümlesinin başında ya da sıfatcümlesinin fiilinden sonra kullanılırlar. İlgeçlerin fiillerden sonra kullanımıdaha çok tercih edilir.
3. örnekte görüldüğü gibi, ilgeçler who ve that ilgizamirlerinden önce kullanılamazlar.
3. YANLIŞ: The songto that we listened was very romantic.

YANLIŞ:This is the student about who I told you.

5- WHOSE İLE NİTELEYEN SIFATTÜMLEÇLERİ

1. (a) The man called the police. His car was stolen.

(b) The man whose carwas stolen called the police.

2. (a) The teacher gives hard tests. I am taking hiscourse.

(b) The teacher whose course I amtaking gives hard tests.

3. (a) This is the girl. I borrowed her books.

(b) This is the girlwhose books I borrowed.
Whose sıfat cümlelerinde iyelik belirtmek için his, her, its vetheir iyelik sıfatları yerine kullanılır. Whose cümleden düşürülemez.

4. (a) This is the car. Its seats are leather.

(b) This is the carwhose seats are leather.

5. (a) I have an antique table. Its value is over $1000.000.

(b) I have an antiquetable whose value is over $ 1000.000.
Whose 4. ve 5. örneklerde de görüldüğü gibi cisimler vehayvanları nitelerken de kullanılır.

6- WHERE İLE NİTELEYEN SIFATTÜMLEÇLERİ
1.

(a) Thatis the village. I was born there.

(b) Thatis the village where I was born.

(c) Thatis the village in which I was born.

(d) Thatis the village which I was born in.

(e) Thatis the village that I was born in.

(f) Thatis the village I was born in.

2.

(a) Therestaurant is fantastic. We had lunch there.

(b) Therestaurant where we had lunch was fantastic.

(c) Therestaurant at which we had lunch was fantastic.

(d) Therestaurant which we had lunch at was fantastic.

(e) Therestaurant that we had lunch at was fantastic.

(f) Therestaurant we had lunch at was fantastic.
Where sıfat cümleciklerinde yer nitelemek için kullanılır.

Where ile başlayan sıfat cümleciklerinde ilgeçler (prepositions)asla kullanılmaz. Eğer where kullanılmamış ise, ilgeçler kullanılmakzorundadır..
İlgeçler that ilgi zamirinin önünde kullanılamazlar.

3. YANLIŞ: (a) Therestaurant at where we had lunch was fantastic.

YANLIŞb) The restaurant at that we had lunch was fantastic.

7- WHEN İLE NİTELEYENSIFAT TÜMLEÇLERİ

1.

(a) 1975is the year. I was born then.

(b) 1975is the year when I was born.

(c) 1975is the year in which I was born.

(d) 1975is the year that I was born.

(e) 1975 is the year ÆI was born.

2.

(a) Tuesdayis the day. The holiday will start then.

(b) Tuesdayis the day when the holiday will start.

(c) Tuesdayis the day on which the holiday will start.

(d) Tuesdayis the day that the holiday will start.

(e) Tuesdayis the day the holiday will start.
When sıfat cümleciklerinde zaman nitelemek için kullanılır.
Zaman niteleyen sıfat cümleciklerinde ilgeçlerin kullanımı,diğer sıfat cümlelerinden biraz farklıdır. (1-c) ve (2-c) de olduğu gibi,ilgeçler sadece which ilgi zamiri ile kullanılabilir.; ilgeçler için başka biryer olasılığı yoktur. YANLIŞ: (a) Tuesday is the day on when the holiday willstart.
YANLIŞ: (b) Tuesday is theday on that the holiday will start.
YANLIŞ: (c) Tuesday is theday which the holiday will start on.
Zaman niteleyen sıfat cümleciklerinde yapılan genel hatalaradikkat ediniz.


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:16 #87
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Adverb Clauses (ZarfCümlecikleri)


Zarf cümlecikleri zarf görevi yaparlar. Bunların başlıcalarışunlardır:
1. clauses of purpose - amaçcümlecikleri

2. clauses of comparison - karşılaştırmacümlecikleri

3. clauses of reason - sebepcümlecikleri

4. clauses of time - zamancümlecikleri

5. clauses of result - sonuçcümlecikleri

6. clauses of concession - kabul edişcümlecikleri
Bu başlıklar ayrı ayrıincelenecektir.
1. clauses of purpose - amaç cümlecikleri
Amaç cümlecikleri so that, in order that sözcükleriyle başlar veözne olan kişinin eyleminin ana cümledeki fiil ile olan ilişkisini ve amacınıgösterir. Bu cümleciklerde kullanılacak yardımcı fiiller will (would), can(could), may (might)tır. Ana cümleciğin fiili şimdiki zaman ise amaçcümleciğinin fiili de şimdiki zaman, geçmiş zaman ise o da geçmiş zaman halindebulunur.
so that
- He comes early so that he can finish the worksoon. (İşi çabuk bitirebilsin diye erkengelir.)
- Edward worked hard so that he could succeed. (Başarılı olabilsin diye Edward çok çalıştı.)
- I climbed the tree so that I could see theirgarden. (Onların bahçesini görebileyim diyeağaca tırmandım.)
- They will cook the food so that it will be ready whenthe guests arrive. (Konuklar geldiğindehazır olsun diye yiyeceği pişirecekler.)
- She will get up early so that she will see thesunrise. (Gün doğuşunu görsün diye erkenkalkacak.)
- He is learning English so that his father will send himto England. (Babası onu İngiltere’yegöndersin diye o İngilizce öğreniyor.)
in order that

In order that ile başlatılan amaç cümleciklerinde yardımcı fiilolarak may (might), shall (should) kullanılır.Ana cümleciğin fiili şimdiki zamansa amaç cümleciğinde may, shall, geçmiş zamansa might, should yer alır.

- We shouted loudly in order that they might hearus. (Bizi duyabilsinler diye yüksek seslebağırdık.)
- He learns French in order that they may send him toFrance. (Onu Fransa’yagönderebilirler diye Fransızca öğreniyor.)
Amaç cümleciklerinde en çok kullanılan şekil so that ile başlayandır. In order that daha az kullanılır.
2. clauses of comparison - karşılaştırma cümlecikleri

Karşılaştırma cümlecikleri as.. ... as ve than ileyapılır. Cümlenin olumsuz olması halinde ilk as yerine so kullanılabilir.

- She can’t walk so fast as the others. (Diğerleri kadar hızlı yürüyemez.)
- They’ll answer the questions as quickly as acomputer. (Sorulara bir bilgisayar kadarçabuk cevap verecekler.)
- The nurse cleaned the wound as carefully as thedoctor. (Hemşire yarayı doktor kadardikkatli temizledi.)
- We didn’t get up so early as the other students. (Diğer öğrenciler kadar erken kalkmadık.)
As ... as yapısındazarf (veya sıfat) yalın halde bulunur. Than ile yapılan karşılaştırmada isebunların karşılaştırma şekilleri (kısa sözcüklerde -er almış şekilleri,uzunlarda önüne more getirilmiş şekilleri) kullanılır.
- He understands better than his friends. (Arkadaşlarından daha iyi anlar.)
- Some students make mistakes more frequently than theother students. (Bazı öğrenciler diğeröğrencilerden daha sık hatalar yaparlar.)
As . . as ilekarşılaştırma cümleciklerinde ana cümlecikteki yardımcı fiil, şayet yardımcıfiil yoksa do kullanılır.
- They can fight as bravely as we can. (Bizim kadar cesurca savaşabilirler.)
- He works as slowly as the others do. (Diğerleri kadar yavaş çalışır.)
Than ile yapılmışkarşılaştırma cümlelerinde yardımcı fiil veya do tekrarlanmayabilir.
- She speaks more slowly than her friend does. (Arkadaşından daha yavaş konuşur.)
- She speaks more slowly than her friend. (Arkadaşından daha yavaş konuşur.)
- They helped more generously than the other firmsdid. (Diğer firmalardan daha cömertçeyardım ettiler.)
- They helped more generously than the other firms. (Diğer firmalardan daha cömertçe yardım ettiler.)
- The girl washed the dishes more carefully than Idid. (Kız bulaşıkları benden dahadikkatli yıkadı.)
- The girl washed the dishes more carefully than me. (Kız bulaşıkları benden daha dikkatli yıkadı.)
Son örnekte görüldüğü gibi zamir kullanma halinde fiiltekrarlanıyorsa zamirin özne hali (I, he, we)fiil kullanılmıyorsa zamirin nesne hali (me,him, us) kullanılmaktadır. Bu ikinci şekil konuşma dilinde en çokrastlanılan şekildir.
- Mary works harder than we do. (Mary bizden daha çok çalışır.)
- Mary works harder than us. (Mary bizden daha çok çalışır.)
- He can’t climb the tree so easily as they can. (Ağaca onlar kadar kolay tırmanamaz.)
- He can’t climb the tree so easily as them. (Ağaca onlar kadar kolay tırmanamaz.)
the more ... the more ...

Bu yapı aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi kullanılır.

The more you read, the more you learn. (Ne kadar çok okursan o kadar çok öğrenirsin.)
The more they get, the more they want. (Ne kadar çok elde ederlerse o kadar çok isterler.)
3. clauses of reason - sebep cümlecikleri

Bu cümlecikler because, since, as sözcükleriyle başlar.

- She took her umbrella because it had begun torain. (Yağmur yağmaya başladığı içinşemsiyesini aldı.)
- We came late because there was an accident on theroad. (Yolda bir kaza olduğu için geçgeldik.)
- Our neighbour sold his car because it was too smaII forhis family. (Komşumuz arabasını ailesineçok küçük geldiği için sattı.)
As, since ile yapılan sebep cümlecikleri anacümlecikten önce gelir.

- As you don’t want to study your lessons, you must helpyour mother in the kitchen. (Mademkiderslerine çalışmak istemiyorsun, mutfakta annene yardım etmelisin. )
- Since she refused to marry me, I’ll marry her bestfriend. (Mademki benimle evlenmeyireddetti, onun en iyi arkadaşınla evleneceğim. )
- As we have a lot of time before the match, we can go toa restaurant. (Mademki maçtan önce çokvaktimiz var bir lokantaya gidebiliriz.)
- Since your father isn’t at home tonight, I’ll bring youthe computer games. (Mademki baban bu akşamevde değil sana bilgisayar oyunlarını getireceğim.)
- Since you like playing chess, why don’t you joinus? (Mademki satranç oynamayı seviyorsunniçin bize katılmıyorsun?)
4. clauses of time - zaman cümlecikleri

Zaman cümlecikleri when, while, as, until, after, as soon as,since, whenever gibi zaman bağlaçlarıyla başlar. Zaman cümleciklerinin fiilzamanı ile ana cümlecikteki fiil zamanı aynı olmalıdır. Biri şimdiki diğerigeçmiş zaman olamaz. Bunun dışında zaman cümleciğindeki fiil gelecek zamanhalinde olamaz.

- I’ll wait here until they come. (Onlar gelinceye kadar burada bekleyeceğim.)
- She goes to the door when she hears a sound. (Bir ses işittiği zaman kapıya gider.)
- She went to the door when she heard a sound. (Bir ses işittiği zaman kapıya gitti.)
- I repaired the chair while I listened to the radio. (Radyoyu dinlerken sandalyeyi tamir ettim.)
- They sing songs when they work in the fields. (Tarlalarda çalışırken şarkılar söylerler.)
- They sang songs when they worked in the fields. (Tarlalarda çalışırken şarkılar söylediler.)
- As Anita left the house she gave the maid somemoney. (Anita evden ayrılırkenhizmetçiye biraz para verdi.)
- I’ll tell you my opinion after I think about thematter. (Meseleyi düşündükten sonra sanafikrimi söyleyeceğim.)
Zaman cümleciği cümlenin başında da sonunda da yer alabilir.
- When she comes, she’ll give you the key. (Geldiği zaman sana anahtarı verecek.)
- She’ll give you the key when she comes. (Geldiği zaman sana anahtarı verecek.)
- When she came, she gave you the key. (Geldiği zaman sana anahtarı verdi.)
- She gave you the key when she came. (Geldiği zaman sana anahtarı verdi.)
- He runs away as soon as he sees the dog. (Köpeği görür görmez kaçar.)
- He ran away as soon as he saw the dog. (Köpeği görür görmez kaçtı.)
- He’ll run away as soon as he sees the dog. (Köpeği görür görmez kaçacak.)
Zaman cümleciğinin hangi fiil zamanlarında olabileceğini aşağıdaayrı olarak görüyoruz.
when he goes - gidince
when he went - gidince(gittiğinde)
when he was going - gidiyorken
when he has gone - gittiğinde
- I’ll telephone you when he goes. (Gidince sana telefon edeceğim.)
- He left the bag when he went. (Gittiğinde çantayı bıraktı.)
- When he was going he closed the windows. (Gidiyorken pencereleri kapattı.)
- The house wilI be quiet when he has gone. (O gittiğinde ev sakin olacak.)
- We see them whenever we pass their house. (Her ne zaman evlerinden geçsek onları görürüz.)
- The doctor lives in our village since he finished hisschool. (Doktor okulunu bitirdiğinden beriköyümüzde oturuyor.)
- After the game the spectators jumped on theplayground. (Oyundan sonra seyirciler oyunalanına atladılar.)
- The moment she saw the snake, she fainted. (Yılanı gördüğü an bayıldı.)
5. clauses of result - sonuç cümlecikleri

Sonuç cümlecikleri so that ilebaşlar.

- I learnt everything, so that I can tell youeverything. (Her şeyi öğrendim. Onun içinsana her şeyi anlatabilirim.)
- We came early, so that we can discuss the matter beforethe meeting. (Meseleyi toplantıdanönce müzakere edebilelim diye erken geldik.)
Bu cümleciklerde, amaç cümleciklerinde yapıldığı gibi may, might, should kullanılamaz. Derecegösteren sonuç cümlecikleri so ... that vesuch ... that şeklinde yapılır.
- She came so late that the shops wereclosed. (O kadar geç geldi kidükkânlar kapalıydı.)
- He ran so fast that the dog couldn’t catch him. (O kadar hızlı koştu ki köpek onu yakalayamadı.)
- I open the bottle so carefully that it isn’tbroken. (Şişeyi o kadar dikkatliaçarım ki kırılmaz.)
- Christine bought such a big table that it occupied halfof the room. (Christine o kadar büyük birmasa aldı ki odanın yarısını kapladı.)
- She said such bad things about you that nobody believedher. (Senin hakkında o kadar kötüşeyler söyledi ki ona kimse inanmadı.)
6. clauses of concession - kabul ediş cümlecikleri
Bu cümlecikler though,although, even though, even if, no matter, however, whatever gibisözcüklerle başlar.
- Though it is cold, the children can play in thegarden. (Her ne kadar soğuksa daçocuklar bahçede oynayabilirler.)
- Though he did his best, he was notsuccessful. (Her ne kadar elindengeleni yaptıysa da başarılı olamadı.)
- However carefully she washes the dishes, she breaks oneor two plates every week. (Bulaşıklarıher ne kadar dikkatli yıkasa da her hafta bir veya iki tabak kırar.)
- Although she gets up early, she comes to schoollate. (Her ne kadar erken kalksa da okulageç gelir.)
- Whatever they think, I’m not guilty. (Onlar ne düşünürlerse düşünsünler ben suçlu değilim.)
- Though your English isn’t enough to understand theconversations, you must watch the film. (İngilizcen konuşulanları anlamaya yeterli değilse de filmiseyretmelisin.)
- They must visit their parents even if they have notime. (Hiç vakitleri olmasa da annebabalarını ziyaret etmeliler.)
- She’ll forgive you, no matter what you do and what yousay. (Ne yapsan ne desen seni affeder.)



(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:16 #88
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Gerund and Infinitive


İngilizcede iki fiil peşpeşe geldiği zaman çoğunlukla ya ikifiil arasına to gelir veyaikinci fiile ing eklenir. Bazıfiillerin peşinden gelen fiillere ise ing eklenmezve ikisi arasına to daeklenmez.
Bir fiilden sonra gelen fiilden önce to gelirse buna "infinitive with to", gelmezse "infinitive without to" denir.Eğer fiilden sonra gelen fiile ing eklenirsebuna da "gerund" denir.


Verbs followed by an infinitive with “to”

Önce kendilerinden sonra to alan fiilleri görelim. Bu fiillerinsayısı çoktur, ancak aşağıda İngilizce’de en çok kullanılanlar belirtilmiştir.

to afford : parasıyetmek

to appear : görünmek

to attempt : teşebbüsetmek

to claim : iddiaetmek

to demand : talepetmek

to determine : kararvermek

to fail : başarısızolmak

to happen : olmak

to hesitate : tereddütetmek

to hope : ümit etmek

to manage : başarmak

to offer : teklifetmek

to pretend : … gibidavranmak

to promise : sözvermek

to refuse : reddetmek

to seek : aramak

to seem : görünmek

to threaten : tehditetmek

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- He appears to have a lot of money. (Çok parası olduğu anlaşılıyor.)

- They failed to finish the work on time. (İşi zamanında bitirmeyi başaramadılar.)

- He threatened to kill me. (Beni öldürmekle tehdit etti.)

- I refused to talk to him. (Onunla konuşmayı reddettim.)

Verbs followed by an infinitive with “to” or a “question word” + an infinitive with “to :
Bazı fiiller ise kendilerinden sonra "to’lu infinitive" alabildikleri gibi "bir soru kelimesi + to lu infinitive" dealabilirler.
Bu fiillerin en çok kullanılanları şunlardır:

to agree : kabuletmek

to ask : sormak

to arrange : düzenlemek

to decide : kararvermek

to know : bilmek

to learn : öğrenmek

to plan : planlamak

EXAMPLES (ÖRNEKLER)


- He decided where to stay. (Nerede kalacağına karar verdi.)

- They plan to go to New York. (New York’a gitmeyi planlıyorlar.)

- They planned what to da. (Ne yapacaklarını planladılar.)

Verbs followed by an infinitive with “to” ar a that clause

Bazı fiiller ise önce bir isim daha sonra ise "to’lu infinitive" alırlar veya that’li bir cümlecik alırlar.

to cause : sebepolmak

to declare : ilanetmek

to command : emretmek

to compel : zorlamak

to enable : mümkünkılmak

to encourage : teşviketmek

to force : zorlamak

to get : yaptırmak

to instruct : öğretmek

to oblige : mecburetmek

to order : emretmek

to persuade : iknaetmek

to remind : hatırlatmak

to teach : öğretmek

to tell : söylemek

to warn : uyarmak

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- He commanded the soldiers to fire. (Askerlere ateş etmelerini emretti.)

- They obliged him to resign. (Onu istifa etmesi için zorladılar.)

- She persuaded him to sell his car. (Onu arabasını satması için ikna etti)

- I told Ali to turn on the lights. (Ali’ye ışıkları söndürmesini söyledim.)

- They declared that he was innocent. (Onun suçsuz olduğunu ilan ettiler.)

- He warned me that he would rent the house. (Beni evi kiraya vereceğine dair uyardı.)

- I persuaded them that the change was necessary. (Onları değişikliğin gerekli olduğuna ikna ettim.)

- She told me that she would resign. (Bana istifa edeceğini söyledi.)

Infinitive of purpose
"to’lu infinitive"( to do ) maksat, gaye bildirmek için kullanılar ve için anlamına gelir.
- I went to the market to buy somefood. (Biraz yiyecek satın almak için pazara gittim.)
Burada to buysatın almak için anlamına gelir.
Bu cümlelerde için anlamını vermek için sadece to yerine in order to veya so as to dakullanılabilir.
- He left his job in order to lookafter his mother. (Annesine bakmak içinişinden ayrıldı.)

- He left his job so as to lookafter his mother. (Annesine bakmak içinişinden ayrıldı.)


Verbs followed by an infinitive with to ora gerund

Bazı fiillerden sonra ise hem gerund ( doing ) hem de infinitive (to do ) gelebilir. Bu fiillerden bazılarının ardından doing veya to do gelmesi anlamı değiştirmez, bazılarında ise anlamıdeğiştirir. Şimdi bu fiilleri tek tek görüp örnekler verelim.

STOP
Bırakmak, vazgeçmek, kesmek manalarındaolduğu zaman kendisinden sonra gelen fiil -ing takısı alır.
- My father is a heavy smoker. (Babam çok sigara içen birisidir.)

- He can’t stop smoking. (Sigara içmeyi bırakamaz.)

- Stop laughing. (Gülmeyikes.)

Durmak manasında kullanılınca to’lu fiil gelir.
- We stopped to have something to drink and eat. (Bir şeyler yemek içmek için durduk.)

TRY
Denemek manasında olunca kendisinden sonragelen fiil ing alır.
- You can’t start this car like this. (Bu arabayı böyle çalıştıramazsın.)

- Why don’t you try pushing? (Niçin itmeyi denemiyorsun?)

Uğraşmak, çabalamak manasında oluncapeşinden to’lu fiil gelir.
- They are trying to push the car to start. (Arabayı çalıştırmak için etmeye uğraşıyorlar.)

GO ON
(Yarım kalan ) birşeyi yapmaya devam etmekmanasında kullanılınca peşinden gelen fiil gerund olur.
- They went on reading about birds. (Kuşlar hakkında okumaya devam ettiler.)
O zaten kuşlar hakkında kitapokuyordu ve yine aynı mevzuya devam etti.
- They went on to read about birds. (Okumalarına ( kuşlar konusuyla ) devam ettiler.)
Zaten okuyordular şimdi de kuşlarkonusuna geçtiler.

REMEMBER

Hatırlamak manasında kullanılınca gerund gelir.
- I remember sleeping in this room twenty yearsago. (Yirmi yıl önce bu odada uyuduğumuhatırlıyorum.)
Akılda tutmak, akla gelmek manasındakullanılınca "to’lufiil" gelir.

- If remembered to tell him about it only when I saw him. (Ona o mevzudan bahsetmek onu görünce aklıma geldi.)

FORGET

Yapılmış olan bir şey unutulduğuzaman gerund kullanılır.
- How honest you are! I have forgetten giving you somemoney. (Ne kadar dürüstsün! Sana paraverdiğimi unutmuşum.)
Yapılacak olan birşey unutulduğuzaman to’lu infinitive gelir.

- I have forgetten to give him some money. (Ona para vermeyi unuttum, para verilmedi.)

REGRET

Pişman olmak manasında kullanılıncakendisini gerund takip eder.

- I regret laughing at the lame boy when he fell to theground. (Topal çocuğa yere düştüğü zamangüldüğüme pişmanım.)
Teessüf etmek, üzüntü duymak, eseflenmekmanalarında kullanılınca peşinden infinitive gelir.

- I think he will agree to study with me tomorrow. (Sanırım yarın benimle ders çalışmayı kabul edecek.)

AFRAID

Sadece korkma duygusunu ifade etmedurumlarında of ve gerund gelir.

- He was afraid of riding horses when he was a child. (Çocukken ata binmekten korkardı.)
Ata binmekten korkuyor, fakat biz onun kesinlikle ata binmediğimanasını çıkartamıyoruz.

Korkudan dolayı bir şey yapılamıyorsa budurumlar infinitive ile anlatılır.
- He was afraid to ride horses when he was a child. (Çocukken ata binmekten korkardı. Ve binmezdi.)

♦ AGREE

Birisinin bir şey yapmasına rıza göstermekmanasında olunca gerund gelir. Bu daha çok agree to yapısıdır.
- The teacher agreed to my listening to him. (Öğretmen benim kendisini dinlememe rıza gösterdi.)

Bir şey yapmayı kabul etmek manasındakullanılınca kendisinden sonra to infinitive gelir.

- I think he will agree to study with me tomorrow. (Sanırım yarın benimle ders çalışmayı kabul edecek.)

♦ MEAN

Demek manasında kullanılınca gerund kullanılır. ( Cümlenin öznesi insan olamaz.)
- The new Prime Minister is determined to end the anarchyand smuggling. Perhaps it will mean getting exhausted or getting killed byoutlaws. But he seems fearless. (Yenibaşbakan anarşi ve kaçakçılığa son vermeye kararlı. Belki ( o ) yıpranmak ya daöldürülmek demek olacak. Fakat o korkusuz görünüyor.)
Kastetmek, demek istemek, anlamınagelmek, niyetinde olmak manalarında kullanılıncaa to’lu infinitivekullanılır.
- He means to earn as much money as he could buy a housebefore he returns. (Dönmeden evvel evalacak parayı biriktirmek niyetinde.)

PROPOSE

Önermek manasında kullanılınca gerund kullanılır.
- The nughty boy proposed playing till morning. (Yaramaz çocuk sabaha kadar oynamayı önerdi.)

Niyetinde olmak, niyet taşımak manasındaolunca to infinitive kullanılır.
- The children proposed to play till morning. (Sabaha kadar oynama niyetindeydi çocuklar.)

LOVE, LIKE, HATE, PREFER

Tek başlarına kullanıldıkları zaman gerund takip eder.

- The students love talking to their teachers.
- Do you like eating dessert? (Tatlı yemekten hoşlanır mısın?)
- I hate waiting at dinner table. (Yemek masasında beklemekten nefret ederim.)
- Boys prefer playing with guns. (Erkek çocuklar silahlarla oynamayı tercih ederler.)

Would ile kullanıldıklarında infinitive kullanılır. ( would / like / love /prefer / hate )
- The students would love / like to talk to theirteachers. (Öğretmenler öğrencileriylekonuşmayı severler.)
- I’d hate to wait at dinner table. (Yemek masasında beklemek hoşuma gitmiyor.)

- I’d prefer to stay here. (Burada kalmayı tercih ederim.)

LIKE

Doğru bulmak manasında kullanıldığızaman to infinitive ile, hoşlanmak, sevmek manalarındakullanıldığı zaman gerund ile kullanılır.
- Our neighbour’s wife likes to see the doctor once amonth. (Komşumuzun karısı ayda bir doktoragitmeyi doğru bulur.)
- I don’t like to climb mountains. (Dağlara tırmanmayı uygun görmüyorum.)

CARE

Umursamak, kafasına takmak, endişe etmekgibi manalarda kullanıldığı zaman gerund ilekullanılır.
- If you promise to help me sir, I don’t care going toprison. (Bana yardım etmeye söz verirsenizbayım, hapse gitmek umurumda bile değil.)

Meyli olmak, pek sevmek, özel ilgi duymakmanalarında olunca infinitive ile kullanılır.
- Children today don’t care to play outside. They wouldcare to play computer games. (Bugününçocukları dışarıda oynamayı sevmiyor, bilgisayar oyunu oynamak istiyorlar.)

ADVISE, RECOMMEND, ALLOW, PERMIT
İlgili şahıslardan bahsedilmezse gerund kullanılır.
- They advised giving up the work. (İşi bırakmayı tavsiye ettiler.)

- The rules don’t allow the workers to sleep during theworking hours. (Kurallar işçilerin çalışmasaatleri esnasında uyumalarına müsaade etmez.)

BEGIN, START, CONTINUE, CEASE
Hem gerund vehem de to infinitive ile kulanılabilirler.
- I began to study at noon. (Ders çalışmaya öğlende başladım.)
(started studying)
- The workers continued to work. (İşçiler çalışmaya devam ettiler.)
(working)
- People never cease to worry about themselves. (İnsanlar kendileri hakkında endişelenmeyi hiçbırakmazlar.)
(worrying)

ATTEMPT, INTEND
Hem gerund vehem de infinitive ile kullanılabilirler.
- I’ll attempt to finish it today. (Bugün onu bitirmeye teşebbüs edeceğim.)
(finishing)
- I intend to finish it today. (Bugün onu bitirme niyetindeydim.)
(finishing)


Verbs followed by an infinitive without to

Make ve let fiilleriise kendilerinden sonra gelen fiillere ne -ing nede to aldırırlar. Gelen fiil yalın haldebulunur.

- The boy made us laugh. (Çocuk bizi güldürdü.)

- I can’t make my son eat anything. (Oğluma hiçbir şeyyediremiyorum.)
- The woman made her daughter wash the dishes. (Kadın kızınabulaşıkları yıkattı.)
- The man didn’t let his son go out. (Adam oğlunun dışarıçıkmasına izin vermedi.)
- Please let me stay here. (Lütfen burada kalmama izin verin.)
- They never let me speak. (Benim konuşmama hiç izin vermezler.)

Verbs followed by a gerund or aninfinitive without do

Hear, watch, feel, notice ve see fiillerden sonra bir nesne geldiğizaman daha sonra gelen fiil ise ya halde hiçbir ek almadan gelir veya -ing eki alır. Eğer bir işin, fiilintamamını duyar, seyreder, hisseder, farkeder veya görürsek gelen fiil yalınhalde hiçbir ek almadan gelir.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- I saw him open the door and enter the room. (Onun kapıyı açtığını ve odaya girdiğini gördüm.)
- I watched the children play. (Çocukların oynamasını seyrettim.)
- I heard him start the car and drive away. (Onun arabayı çalıştırdığını ve uzaklaştığını duydum.)

Eğer bir işin, fiilin tamamını değil debir kısmını gelen fiil duyar, seyreder, hisseder, farkeder veya görürsek gelenfiil -ing eki alır.

- They saw me playing football. (Beni futbol oynarken gördüler.)

- I felt someone following us. (Birisinin bizi takip ettiğini hissettim.)

- I heard them talking about me. (Onları benim hakkımda konuşurken duydum.)


Verbs following by a gerund

Şimdi de kendilerinden sonra gelen fiillere -ing aldıran fiilleri görelim.
to appreciate : takdiretmek

to avoid : kaçınmak

to delay : geciktirmek

to detest : iğrenmek

to dislike: hoşlanmamak

to enjoy : hoşlanmak

to escape : kaçmak

to excuse : affetmek

to finish : bitirmek

to forgive : affetmek

to involve : gerektirmek

to keep : sürdürmek

to mind : itirazı olmak

to miss: özlemek

to pardon : affetmek

to postpone : ertelemek

to practise : alıştırmayapmak

to prevent : engelolmak

to resist : direnmek

to risk : göze almak

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- He dislikes going to bed late. (Geç yatmaktan hoşlanmaz.)

- I enjoy watching war films. (Savaş filmleri seyretmekten hoşlanırım.)

- They finished painting the house at 5 o’clock. (Evi boyamayı saat 5′te bitirdiler.)

- They postponed going to Italy. (İtalya’ya gitmeyi ertelediler.)

Gerunds after prepositions

Prepositionlardan sonra gelen fiillerede -ing eklenir.


- She is interested in swimming. (O yüzmeyle ilgilenir.)

- You should give up smoking. (Sigara içmeyi bırakmalısın.)

- I am tired to waiting for him. (Onu beklemekten bıktım.)

- They succeeded in finding the murderer. (Katili bulmayı başardılar.)

- He is thinking of buying a new car. (Yeni bir araba satın almayı düşünüyor.)

Verbs followed by a gerund or a that clause

Bazı fiiller kendilerinden sonra gelen fiillere -ing aldırırlar veya that’li bir kalıp ile kullanılırlar. Bufiillerin en çok kullanılanları şunlardır.
to admit : kabul etmek,itiraf etmek

to anticipate : ummak

to imagine : hayaletmek

to mention : bahsetmek

to propose : önermek

to recall : hatırlamak

to suggest : teklifetmek

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- She admitted breaking the window.

- She admitted that she had broken the window. (Camı kırdığını itiraf etti.)

- He suggested going to the theatre. (Tiyatroya gitmeyi teklif etti.)

- He suggested that they should sell the house. (Onlara evi satmalarını teklif etti.)

Infinitive as an Subject

To lu infinitive özne olarak da kullanılabilir ama bu pek yaygındeğildir.

- To learn a foreign language isn’t very easy. (Yabancı dil öğrenmek pek kolay değildir.)
- To drive on icy roads is dangerous. (Buzlu yollarda araba kullanmak tehlikelidir.)
- To find your brother in Istanbul sems impossible.İstanbul’da (Kardeşini bulmak imkansızgörünüyor.)

Gerund as a subject

Gerund (-ing ) ise özneolarak genel anlamda yaygın olarak kullanılır.

- Watching a film is easier then reading a book. (Film seyretmekkitap okumaktan daha kolaydır.)
- Working at night is tiring. (Geceleyin çalışmak yorucudur.)
- Living in a large city is extremely difficult. (Büyük birşehirde yaşamak son derece zordur.)

Gerund as an adjective
Gerund ( -ing ) ayrıcasıfat olarak da kullanılabilir.

- I need some cleaning fluid. (Temizleyici sıvıya ihtiyacım var.)

- The film was very boring. (Film çok sıkıcıydı.)

- Do you know that crying child? (Şu ağlayan çocuğu tanıyor musun?)

- This machine is fascinating. (Bu makina büyüleyici.)


Perfect Infinitive

Perfect infinitive have + Verb3 yanihave ve fiilin üçüncü halinin kullanılmasıdır. Perfect infinitive in en yaygın kullanımı modal auxiliary denilen yardımcı fiillerlekullanımıdır.
Perfect infinitive ayrıca başına to alarak bazı kalıplardakullanılır. Bunlardan birincisi was / were ilegeçmişte yapılması gerekip yapılmayan işleri anlatmakta kullanılır.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- They were to have been here yesterday. (Onların dün burada olmaları gerekirdi.)

- He was to have repaired the car last week. (O geçen hafta arabayı tamir etmeliydi.)

Perfect infinitive yine buna benzer bir anlama would ( should ) like’tan sonra kullanıldığındagelir.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- I should like to have seen that film. (O filmi görmüş olmayı isterdim.)

- He would like to have visited the museum. (Müzeyi ziyaret etmiş olmayı isterdi.)
Perfect infinitive, appear, seem,happen, pretend fiillerinden sonra kullanıldığında perfect infinitive de geçen fiilin, asılfiilden daha önce meydana geldiğini gösterir.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- He seems to have studied a lot. (Çok çalışmış görünüyor.)

- She appears to have forgetten the party. (Partiyi unutmuş görünüyor.)

- He pretended to have done his homework. (Ödevini yapmış gibi davrandı.)
Perfect infinitive believe, know,say, suppose gibi fiillerle passivecümlelerde işin daha önce olduğunu göstermek için kullanılır.


Verbs followed by a gerund or a passiveinfinitive

It needs, it requires, it wants ya gerund ya da infinitive‘in passive şekliyle kullanılır.
- The car needs washing. (Arabanın yıkanması lazım.)
requires
wants

- The car needs to be washed. (Arabanın yıkanması lazım.)
requires
wants
Need şahıs öznelerlekullanıldığı zaman infinitive kullanılır.

- We need to go to the country and have a picnic. (Şehir dışına gidip piknik yapmamız lazım.)


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:17 #89
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Causatives (Ettirgen Yapı)


Bir iş, sahibi tarafından başka bir kişi veya şeye yaptırılırsa,bu durumu açıklamak için ettirgen cümlegerektirir.Türkçede yaptırmak, ettirmek, çalıştırmak,koşturmak, götürtmek, getirtmek vs. şeklinde geçer. İngilizcedeyaygın bir yapıdır. Her türlü geçişli veya geçişsiz fiilde ettirgen yapı ilekullanılabilir.
Ettirgen cümlelerde, bir işi başkasına yaptırtmak için bazıfiiller kullanırız. Bu amaçla kullanılan fiiller genellikle aşağıdakilerdir.
have, get, let, make, allow,permit require, motivate, convince, hire, assist, encourage, employ, force,
Bu fiiller, işi kendisinei yaptırttığımız kişiyi veya nesneyive mastar fiil (infinitive)kullanımını gerektirir.
Ancak, ettirgenlerin esas olarak üç fiili vardır. Bunlar “Have, Get, Make” fiillerdir. Ettirgen olarakkullanıldığı zaman bu fiillerin anlamları birbirine yakındır ama aynı değildir.Buna dördüncü olarak, let fiilide genellikle eklenir.
Ettirgenler farklı derecelerde de olsa, neden-sonuç ilişkisianlatır.

1- Have:
Aşağıdaki şekillerde kullanılır.
Bir şeyi yaptırmak. Bu tür ettirgen cümlelerde işi yapankişi önemli değildir. Dolayısıyla, işi yapan belli değildir. Sadece yapılan işanlatılır.

subject =özne + have(had) +something(=bir iş, hareket) + done (fiilin üçüncü hali)

EXAMPLES (ÖRNEKLER)
- I had my hair cut. - Saçımı kestirdim. (Kimin kestiği beli değil)
- She will have her blood pressure examined. - O kanbasıncını ölçtürecek. (Kimin ölçeceği bellideğil).
- We had our cow slaughtered. - İneğimizikestirdik. (Kimin kestiği belli değil)
- I had all the knives in the kitchen sharpened. (Mutfaktaki tüm bıçakları bileylettim.
- She got her piano tuned. (Piyanosunu ayarlattı.)
- We should have this text translated into English. (Bu metni İngilizce’ye tercüme ettirmeliyiz.)
- They had the ceiling whitewashed. (Tavanı badanalattılar.)
- Let us have this wood chopped up. (Bu tomruğu kestirelim.)
- The subscription should be renewed periodically. (Abonelik devrevi olarak yenilenmelidir.)

Birisine doğal görevi olanbir şeyi, zorlamaksızın yaptırdığımızda veya birisine herhangi bir konuda işyapma sorumluluğunu yüklediğimizde kullanılır.
Yani,bir işin başkası vasıtasıyla yapıldığını, başarıldığınıanlatır.
subject = özne + have(had) + somebody(birisi, bir kimse) + do + (fiilin mastar hali) + something

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- I will have the mechanic fix the car. (Tamirciye (özne = subject) arabamı (something = konu =theme) tamir ettireceğim.)
- He had everybody in the room keep quiet. (Odadaki herkesi susturdu.)
- The manager had all the staff work properly. (Yönetici herkesi düzgün çalıştırdı.)
- Please, have your secretary e-mail me the report. (Lütfen sekreterine raporu bana e-postalat.)

Baskısız Önerileri anlatır.
- Why don’t you have this room painted yellow. (Bu odayı niye sarıya boyatmıyorsun.)
- Have your company audited. (Şirketini denetimden geçirt.)
- You should have your money invested in treasurybonds. (Paranı hazine bonosunayatırmalısın).


Kaza ve doğal afetlerdehave kullanılır.

- He had his son drown away by the flood. (Oğlunu sele kaptırdı.)
- I had my car crashed into the wall. (Arabamı duvara toslattım.)
- You had your nose broken in a fight. (Burnunu bİr dövüşte kırdırdın.)


İnsanlarla ilgilisorumluluk ifade eder.
- He had his best friend hit by strangers. (En iyi arkadaşını yabancılara dövdürdü.)
- I’m having her educated in best schools. (Onu en iyi okullarda okuttuyorum.)
- I wil have all my assets insured. (Bütün varlığımı sigorta ettireceğim.)


Başarı ifadelerinde, öğretme, ikna etme veya cesaretlendirmede
- He had me driving in a week. (Bana sürücülüğü bir haftada öğretti.)
- They had the people in the party dancing. (Partideki herkedsi dans ettirdiler.)
- She had all the family talking to one another. (Ailede herkesi birbiriyle barıştırdı.)
- The doctor had the patient walking in only aweek. (Doctor sadece bir hafta içindehastayı yürüttü.)

Kararlılık gösterirken
- I won’t have this class used as a meeting-place. (Bu sınıfı toplantı yeri olarak kullandırmayacağım.)
- You won’t have me do the same mistake again. (Beni bir daha ayni hatayı yaparken görmeyeceksin.)
- From now on, I won’t have anybody talk to me thisway. (Kimseyi kendime böyle konuşturmam).


Bir olayı yaşamak, deneyimgeçirmek anlamında kullanılır.Genellikle olay tatsız bir olaydır.
- I had my wallet stolen. (Cüzdanımı çaldırdım.)
- We had our luggages examined in customs. (Bavullarımız gümrükte incelendi.)
- They had their lives saved by the government. (Hayatlarını devlete kurtartılar.)

Soru cümleleri
- When do they have their shoes polished? (Ayakkabılarını ne zaman cilalatırlar?)
- Did you have your shirt ironed? (Gömleğin mi ütülettinmi?)
- Where shall I have my suit dry-cleaned? (Elbisemi nerede kuru temizleteceğim?)


2- Make
Birisine bir işi zorlayarak yaptırmak. Bunda neden-sonuçilişkisi çok barizdir.
Eş anlamlı fiiller = force =compell = oblige = zorlamak, mecbur etmek
subject = özne + make(made) +somebody + do + something.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- I made my students come to class in time. (Öğrencilerimi sınıfa zamanında getirttim.) ( Onlarızamanında gelmeye zorladım)

- He made me go home. (Beni eve göndertti.)
- She always makes me cry. (O beni hep ağlatır.)
- The colonell made his army marsh in the rain. (Albay ordusunu yağmurda yürüttü.)
- We make our children speak gently. (Çocuklarımızı güzel konuştururuz.)
- If you don’t do your job, l’ll make you do it. (İşini yapmazsan, ben sana yaptıracağım.)
- Noone can make me work if I don’t want to. (Ben istemediğim takdirde kimse beni çalıştıramaz.)
- He made her apologise for her mistake. (Hatasından dolayı ona özür dilettiler.)
- He made them lose their temper. (Onlara kontrollerini kaybettirdi.)
- The police inspector made the killer confess thecrime. (Polis müfettişi caniye suçunuitiraf ettirdi.)
- The lieutenant made the soldiers destroy theenemy. (Teğmen askerlerine düşmanını imhaettirdi.)
- He can’t make his wife make tea. (Karısına çay yaptıramıyor.)


3- Get :
Have ile make arasında bir yerdedir. Uygulamada çokkez have ile ayni anlamdakullanılır. Ama “get” daha sınırlayıcı vegüçlüdür. Get daha çağdaşİngilizcedir.
Bir işi başkasına onu ikna yaptırdığımızda kullanırız. Bazenbaşarı halini de ima eder.
Subject=Özne + get +somebody + to dosomething + V1 = fiilin birinci hali
EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- I got her to tell me he truth. (Bana gerçeği anlattırdım.) = (bana gerçeği anlatmaya onuikna ettim.)
- They got everybody to help the poor. (Herkesi fakirlere yardım ettirdiler.)
- He always gets his daughter to clean the mess. (Pisliği daima kızına temizletir.)
- I got my friend to write an essay for me. (Arkadaşıma bir makale yazdırdım.)
- She got her husband to buy precious jewellery. (Kocasına pahali mücevherler aldırttı.)
- Get this work done. (Bu işi yaptırt.) = (Zorlamaya yakın bir ikna)

İşi yapanın önemsiz olduğu durumlarda “get” kullanılabilir.
Bu tür kullanımda, have ilebir farkı yoktur. İkisi de birbiri yerine geçebilir. Konuşma dilinde “get something done” daha yaygındır.
Subject = özne + get + something +done = V3

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- I wİll get all the machinary oiled. (Bütün makineleri yağlatacağım.)
- Big companies get market surveys done for theirproducts. (Büyük şirketler ürünleri içinpazar araştırması yaptırırlar.)

Birisini, aldatarak bir iş yaptırdığımızda da "get" kullanılabilir.

EXAMPLES (ÖRNEKLER)
- Somehow I got my son to take the bitter medicİne. (Bir şekilde oğluma acı ilacı içirdim.)
- He is trying to get me to believe his lias. (Beni yalanlarına inandırmaya çalışıyor.)
- The boss got the staff to agree to a low increase insalaries. (Patron alışanlara düşük bir maaşzammını kabul ettirdi.)


4- LET
İzin vermek, müsaade etrmek, salmak anlamına gelir. Birisine birşey yapması için izin vermeyi anlatır.
Let + somebody + do + something

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

- The guard let noone enter the area. (Muhafız kimseyi alana sokmadı.)
- I won’t let anybody drive my brand-new car. (Yepyeni arabamı kimseye kullandırtmam.)
- Her father didn’t let her go to the party. (Babası partiye gitmesine izin vermedi.)
My boss let me take a day off. (Patronum bir gün izinli olmama müsaade etti.)


5- ETTİRGENLERİN AKTİF-PASİF YAPIİÇİNDE KULLANIMI
Ettirgenlerin aktif ve pasif cümlelerin Türkçe tercümelerifarksızdır. Sadece aktif cümlelerde özne önemliyken, pasif cümlelerde yapılaniş ön plana çıkar.
Present Tense:
Aktif : Ihave the barber cut my hair every month. (Berberesaçımı her ay kestiririm.)
Pasif : Ihave my hair cut by the barber every month. (Saçımı berbere her ay kestiririm.)
Aktif : Iget my staff to prepare yearly plans. (Elemanlarımayıllık planlar hazırlatırım.)
Pasif : Iget yearly plans prepared by my staff. (Yıllıkplanları elemanlarıma hazırlatırım.)
Aktif : Healways makes me yell at them. (Benikendilerine bağırttı.)
Pasif : Iam always made to yell at them. (Onlara hepbağırtıldım.)
Aktif Soru : Do you make your children obey you? (Çocuklarını sana itaat ettirir misin ?)
Pasif Soru : Is she made to speak up? (Yüksek sesle konuşturuluyor mu?)


♦ Present Perfect Tense:
Aktif : I’vehad the servant open all the windows. (Hizmetçiyebütün camları açtırdım.)
Pasif : I’vehad all the windows opened by the servant. (Bütüncamları hizmetçiye açtırdım.)
Aktif : Shehas got me to adore her. (Beni kendinetaptırdı.)
Pasif : I’vebeen got (gotten) to adore her. (Ben onataptırıldım.)
Aktif : Youhave made me to believe his lias. (Benionun yalanlarına inandırdın.)
Pasif : I’vebeen made to believe his lias. (Ben onunyalanlarına inandırıldım.)
Aktif Soru : Why have you made them to speak so bluntly? (Neden onları çok açık konuşturdun?)
Pasif Soru : Where has she been made to sit? (Nereye oturtuldu? = Onu nereye oturttular?)


♦ Past Tense
Aktif : Ihad the students read many books. (Öğrencilerebirçok kitap okuttum.)
Pasif : Ihad many books read by the students. (Birçokkitabı öğrencilere okuttum.)
Aktif : Igot my assistant to do the job. (Asistanımaişi yaptırdım.)
Pasif : Igot the job done (by my assistant) (İşiasistanıma yaptırdım. = İşin asistanım tarafımdan yapılmasını sağladım.)
Aktif : Hemade me go crazy. (Beni çılgına çevirdi.)
Pasif : Iwas made to go crazy. (Ben çılgınadöndürüldüm.)
Aktif Soru : Who made you wear that weird hat? (Kim sana o tuhaf şapkayı giydirdi?)
Aktif Soru : Did you get him to speak in front of theaudience. (Onu seyirciler önündekonuşturdunmu?)
Pasif Soru : Was he made to read the whole text? (Ona tüm metin okutturuldu mu?)


♦ Future Tense
Aktif : I’llhave the shoeman mend my shoes. (Ayakkabıcıyaayakkabılarımı tamir ettireceğim.)
Pasif : I’llhave my shoes mended by the shoeman. (Ayakkabılarımıayakkabıcıya tamir ettireceğim.)
Aktif : Hewill get the tailor to make him a suıit. (Terziyeelbise yaptırtacak.)
Pasif : Hewill get a suit made (by the tailor). (Birelbise diktirecek.)
Aktif : Shewill make me sing a song for her. (Benikendisi için şarkı söyletecek.)
Pasif : Iwill be made to sing a song for her. (Onuniçin şarkı söylettirileceğim.)
Aktif : Iam going to make you tremble. (Senititreteceğim.)
Pasif : Youare going to be made tremble. (Sentitretileceksin.)
Aktif Soru : Will you make your children shout and cry in frontof the guests. (Çocuklarını misafirlerinönünde bağırtıp çağırtacak mısın?)
Pasif Soru : Will your children be made to shout and cry infront of the guests? (Çocuklarınmisafirlerin önünde bağırtıp çağırtılacak mı?)

Dikkat : Ettirgenlerdesoru cümlesi; "do, does, did" gibi“do” yardımcı fiiliyle yapılır.

6- Let

♦ Present Tense
Aktif : Thelecturer lets the students ask him questions. (Konuşmacı, talebelerin kendisine soru sormasına izinveriyor.)
Pasif : Thestudents are let to ask questions. (Talebelerinsoru sormasına izin veriliyor.)
Aktif : Youshould let the boys talk to each other. (Çocuklarınbiribiriyle konuşmasına izin vermelisin.)
Pasif : Theboys should be let to talk to each other. (Çocuklarınbirbiriyle konuşmasına izin verilmeli.)
Soru : Wouldyou please let me say what I’d like to say? (Söylemek istediğimi söylememe izin verirmisiniz?)

♦ Present Continous Tense
Aktif : Theyare not letting me in. (Beni içerisokmuyorlar.)
Pasif : I’mnot let in. (Ben içeri sokulmuyorum.)
Aktif : Themanager is not letting the staff read newspapers during work hours. (Müdür mesai saatleri dahilinde gazete okunmasına müsaadeetmiyor.9
Pasif : Thestaff are not being allowed to read newspapers during work hours. (Elemanların mesai saatleri dahilinde gazeteokumalarınaına izin verilmiyor.)


♦ Present Perfect Tense:
Aktif : Wehaven’t let the youngsters to be disrespectfull to elderly. = Gençlerinbüyüklere karşı saygızız davranmasına izin vermedik.
Pasif : Theyoungsters haven’t been allowed to be disrespectfull to elderly. = Gençlerinbüyüklere karşı saygısız davranmasına müsaade edilmedi.
Aktif Soru : Have they let you to borrow books from the library?= Kütüphaneden kitap ödünç almana müsaaade ettilermi?


♦ Past Tense
Aktif : TheEnglish teacher didn’t let the children misprounce English words. (İngilizce hocası çocukların İngilizce kelimeleri yanlıştelaffuz etmesine izin vermedi.)
Pasif : Thechildren were not allowed to misprounce English words. (Çocukların İngilizce kelimeleri yanlış telaffuz etmesineizin verilmedi.)
Aktif : Thedoctor let the patients eat nothing but vegetables. (Doktor hastaların sadece sebze yemelerine izin verdi.)
Pasif: Thepatients were let to eat nothing but vegetables. (Hastaların (doktor tarafından) sadece sebze yemelerine izinverildi.)
Aktif Soru : Did she let her neighbores make a partyyesterday? (Dün komşuların parti yapmasınaizin verdi mi?)


♦ Futıre Tense
Aktif :Theywon’t let you do whatever you like. (Heristediğini yapmana izin vermeyecekler.)
Pasif : Youwon’t be allowed to do whatever you like. (Heristediğini yapmana izin verilmeyecek.)
Soru : Willthey be let (allowed) to work on their own way. (Kendi tarzlarında çalışmalarına izin verilecekmi?)

Dikkat : Örneklerdegörüldüğü üzere, çok kez pasif yapıda let yerine allow = izin vermek, müsaadeetmek kullanılır.


7- DOUBLE CAUSATIVES(ÇİFT ETTİRGENLER)
- The coach made his players make the fans gocrazy. (Koç oyuncularına taraftarlarıçıldırttı. = Koç oyuncuları vasıtasıyla (by means of his players) taraftarlarıçıldırttı)
- The leader made his followers make the societyuneasy. (Lider takipçilerine toplumurahatsız ettirdi.) = (Lider taraftarları vasıtasıyla toplumu rahatsız etti.)
- I had my student make his friend apologize. (Talebeme arkadaşından özür dilettim.) = (Talebem vasıtasıylaarkadaşına özür dilettirdim.)
The host had his guests let their spouses dance withothers. (Ev sahibi, misafirlerini eşlerininbaşkalarıyla dansetmesine izin verdirdi.)


8- ÜÇLÜ ETTİRGENLER
- The ambitious woman made his lover make all his friendshave their new positions checked. (İhtiraslıkadın aşığına tüm arkadaşlarının yeni durumlarını gözden geçirtti.)
- The shepherd made the watchdogs make the cattle makethe wolves stay far away. (Çoban, çobanköpekleri vasıtasıyla, sürüye kurtları uzakta durdurttu.)


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:18 #90
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Cause and Effect


a. Make
Sebeb olmak anlamında iki türlü kullanımı vardır:
1- make + nesne + sıfat
- Birthdays parties make me happy. (Yaşgünü partileri mutlu olmamı sağlar.)
That horror film made my little sister frightened. (Korku filmi küçük kardeşimi korkuttu.)

2- make + nesne + fiil
- Credits cards make people buy a lot ofthings. (Kredi kartı insanlara birçok şey aldırır.)
- Listen.This joke will make you laugh. (Dinle bak. Bu fıkra seni güldürecek.)

Cümlenin öznesi bir kişi iseçoğunlukla zorlamak anlamında kullanılır.

- My father made me clean the car yesterday. (Babam dün bana arabayı temizletti.)


b. Diğer ifadeler ve kullanımları:
1- bring about
- Eating too much usually brings about fatness. (Çok fazla yemek genellikle şişmanlık getirir.)

2- cause
- Loud music can cause headache. (Yüksek sesli müzik başağrısına sebep olur.)
- Having a credit card causes my father to spend moremoney. (Kredi kartları babama daha çok paraharcattırır.)

3- result in
- Watching too much TV results in eye problems. (Çok fazla televizyon seyretmek göz problemlerine sebepolur.)

4- lead to
- Laziness leads to poverty. (Tembellik yoksulluğa sebep olur.)

c. make, let and get

1- make someone do something : Birisinibirşeuy yapmak için zorlamak.
- My father makes me wash his car sometimes. I hateit. (Babam bazen bana arabasını yıkatır.Bundan nefret ediyorum.)

2- let someone dosomething: Birisine bir şey yapması için izin vermek.
- My father lets me drive his car. Thanks Dad! (Babam arabasını kullanmama izin verir. Teşekkürler baba.)

3- get someone to do something : Birisinibir şey yapması için ikna etmek.
- My father got me to see the dentist. It was a goodidea. (Babam dişçiye gitmemi sağladı.)



(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:19 #91
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Phrasal Verbs (Genel Açıklama)


Phrasal verbs çoğunlukla bir edatve birden daha fazla sözcük veya sözcük grubunun bir araya gelmesinden oluşaneylemlerdir. Phrasal verbs’ ler çoğu kez dilin güncel kullanımlarından ortayaçıkar ve sık kullanıldığı için zamanla dilin ana yapısını oluşturur. Phrasalverbs hem geçişsiz hem de geçişli fiil olarak kullanılabilir.

GEÇİŞSİZ FİLLERE ÖRNEK
- The children were sitting around, doingnothing (Çocuklar hiçbir şeyyapmıyorlar, öylece oturuyorlardı.)
- The witness finally broke down on thestand. (Tanık sonunda durumudeğiştirdi)
GEÇİŞLİ FİİLLERE ÖRNEK
- Our boss called off the meeting. (Patronumuz toplantıyıerteledi)
- She looked up her old boyfriend. (Eski erkek arkadaşınıaradı.)

Bu yapıdaki bir fiil ilebirleşmiş kelimeye (çoğu kez bir edat ile) takı denir.
Phrasal verbs’ler ileilgili yaşanan problem, öncelikle anlamlarındaki belirsizliktir ve çoğunluklaP.V’ler birkaç farklı anlamı ifade ederler.
Örneğin;
- To make out: bir şeyinfarkına varmak veya görmek, Bu sözcük grubu aynı sevişmek anlamına dagelebilir.
- If someone chooses to turn up the street (Eğer biri caddeden yukarı doğru gitmeyi tercih ederse)
Yukarıdaki örnekte kullanılan "Turn up" bir edat ile bir fiilin birleşmesidir ama bir P.Vdeğildir. Yani gerçek anlamında kullanılmışlardır. Ama aşağıdaki örnekte "turn up" phrasal verb olarak kullanılmaktave tamamen farklı anlamlar vermektedir.
- If your neighbors unexpectedly turn up (appear) at a party oryour brother turns up his radio,
( Eğer komşularınız beklenmedik bir anda bir partiye gelirse veyaerkek kardeşiniz radyonun sesini yükseltirse)

Ayrıca Phrasal Verbs’ü oluşturan fiil, edat veyasözcük grupları her zaman yan yana yazılmazlar.
"Fill this out," (Bunudoldurun) diyebiliriz ya da

"Fill out this form." diyebiliriz.Her ikisi de doğrudur.
Phrasal verblerin geniş listesini; ayrılabilir-ayrılamaz,geçişli-geçişsiz phrasal verbs’leri değişik kategorilerde görmek isterseniz birsonraki ders olan "phrasal verbs list" linkine tıkayabilirsiniz.
Fiillerin listesi kısa tanımlarla ve örneklemelerle bir arayagetirilmiştir. Liste basıldığı takdirde kullandığınız yazı tipi veyatarayıcınıza göre beş veya altı sayfadır. Öncelikle bu dili öğrenenlerin P.Vkonusunda başarılı olmak için yapmaları gereken şey, çok fazla okumak vedinlemektir. Tabi bir de iyi bir sözlük edinmek, oldukça yararlı olacaktır.


(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:20 #92
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Phrasal Verbs Liste 1 (Seperable- Ayrılabilir)


[IMG]http://img850.**************/img850/7892/59323191.png[/IMG]

(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:22 #93
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Phrasal Verbs Liste 2(Inseperable, Transitive - Ayrılmaz, Geçişli)


[IMG]http://img805.**************/img805/5760/58411824.png[/IMG]
[IMG]http://img692.**************/img692/7566/74621984.png[/IMG]
(Alıntıdır.)
 
Eski 23-02-13, 19:23 #94
LesMiserables LesMiserables çevrimdışı
Varsayılan C: İngilizce [Tüm Konular]

Phrasal Verbs Liste 3 (ÜçKelimeden Oluşan, Geçişli)


[IMG]http://img826.**************/img826/6978/32564220.png[/IMG]

(Alıntıdır.)
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
adjectives, adverbs, alphabet, articles, comparatives, countable, futuretense, objectpronouns, partsofspeech, pastcontinuoustense, personalpronouns, possessiveadjectives, possessivepronouns, presentcontinuoustense, questionwords, reflexivepronouns, simplepasttense, simplepresenttense, singularplural, soandsuch, subjectpronouns, superlative, tobe, tooandenough, wordorder

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 00:07
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018