Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-12-07, 11:43 #1
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)


ZİRAAT
Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: "Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sapanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktır." 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 117)
Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış ve lâyık olan köylüdür.
Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışmasını yeni ekonomik tedbirlerle son hadde eriştirmeliyiz. Köylünün çalışmasının neticeleri ve verimleri kendi menfaati lehine son hadde çıkarmak ekonomik siyasetimizin temel ruhudur. 1922 (Atatürk'ün S.D. II, S. 219)
Türk köylüsünü 'Efendi' yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez. (Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlarından Hatıralar S. 94)
Kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmiye, paslanmıya mahkûm olur. Fakat sapan kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur. (1923)
Millî ekonominin temeli ziraattir. Bunun içindirki, ziraatte kalkınmıya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır.
Fakat, bu hayatî işi, isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilk önce ciddî etütlere dayalı bir ziraat siyaseti tesbit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrıyabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lâzımdır. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek noktalar başlıca şunlar olabilir:
Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep ve suretle, bölünmez bir mahiyet alması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlandırmak lâzımdır. (1937)
Eğer milletimizin çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık. (Mart 1928)
Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki emeklerini asrî, iktisadî tedbirlerle azamî haddine çıkarmalıyız. Köylünün çalışmalarının netice ve semeresini kendi menfaati lehine azamî haddine yükseltmek, istisadî siyasetimizin temel taşıdır.
Onun için, bir yandan çiftçinin emeğini arttıracak ve semereli kılacak bilgi, vasıta ve fennî aletlerin kullanma ve yapılmasına, öte yandan onun çalışmalarının neticelerinden azamî derecede faydalanmasını temin edecek iktisadî tedbirlerin alınmasına çalışmak lâzımdır. (1922)
Ulaştırma ve Bayındırlık
Halk, köylüler bana her yerde iş programını şu iki kelime ile ihtar ettiler:
Yol, mektep. Hattâ yoldan bahsederlerken yol köylünün kanadıdır. Demeleriyle herşeyden evvel ona ehemmiyet verdikleri anlaşılıyor. Gerçekten bütün ekonomi birinci kelimenin ve herşey ikinci kelimenin içindedir. 1934 (Atatürk'ün S.D. II, S. 193 - 194)
Ekonomik hayatın faaliyet ve canlılığı, ancak ulaştırma vasıtalarının, yolların, trenlerin, limanların durumu ve derecesiyle orantılıdır. 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S. 221)
Memleketimizi demiryolları ile ve üzerinde otomobiller çalışır muntazam yollarla şebeke haline getirmek mecburiyetindeyiz. Çünkü Batının ve dünyanın araçları bunlar oldukça, trenler oldukça, bunlara karşı merkepler ve kağnı ile ve tabiî yollar üzerinde yarışa girişmenin imkânı yoktur. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 111)
Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyle aydınlatan kutsal bir meşaledir. 1937 (Atatürk'ün K.A.N., S. 20)
Ekonominin gelişmesinde başlıca lüzumlu olan, yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaştırma vasıtaları millî mevcudiyetin maddî ve siyasî kan damarlarıdır. Refah ve kuvvet vasıtasıdır. 1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 266)
MEDENİYET
Medeniyetin ne olduğunu başka başka tarif edenler vardır. Bence medeniyeti harstan ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur. Bu noktai nazarımı izah için hars ne demektir tarif edeyim:
Bir insan cemiyetinin a- Devlet hayatında; b- Fikir hayatında yani ilimde, içtimaiyatta ve güzel sanatlarda; c- İktisadî hayatta yani ziraatte, sanatta, ticarette, kara, deniz ve hava'ya ait ulaştırma işlerinde yapabildiği şeylerin sonucudur.
Bir milletin medeniyeti denildiği zaman hars namı altında saydığımız üç nevi faaliyet sonucundan hariç ve başka bir şey olamıyacağını zannederim. Şüphesiz her insan cemiyetinin harsı, yani medeniyet derecesi bir olamaz. Bu farklar, devlet, fikir, iktisadî hayatların her birinde ayrı ayrı göze çarptığı gibi bu fark üçünün sonucu üzerinde de görünür. Mühim olan sonuçlar üzerindeki farktır. Yüksek bir hars, onun sahibi olan millette kalmaz, diğer milletlerde de tesirini gösterir, büyük kıt'alara şamil olur. Belki bu itibarla olacak, bazı milletler yüksek ve şamil harsa medeniyet diyorlar. Avrupa medeniyeti, şimdiki çağ medeniyeti gibi. 1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında B.H., S. 267)
Zulüm medeniyetle uyuşamaz. İstidatsızlık taaffa lâyık bir şey olamaz. Çünkü milletler işgal ettikleri arazinin hakikî sahibi olmakla beraber beşeriyetin vekilleri olarak ta o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından hem kendileri istifade eder ve dolayısiyle bütün beşeriyeti istifade ettirmekle görevlidirler. Bu prensibe göre bundan âciz olan milletler yaşama ve bağımsızlık hakkında lâyık olamamak lâzım gelir. 1920 (Nutuk III, S. 1182)
Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet boşunadır ve o, gafil ve itaatsizler hakkında çok amansızdır. Dağları delen, göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar herşeyi gören, aydınlatan, tetkik eden medeniyetin kudret ve yüksekliği karşısında ortaçağa ait zihniyetle, iptidaî uydurma hikâyelerle yürümeye çalışan milletler mahvolmağa veya hiç olmazsa esir ve aşağı olmağa mahkûmdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı, yenileşen ve olgun bir kütle olarak ilelebet yaşamağa karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihte görülmemiş kahramanlıklarla parça parça etmiştir.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 47)
Benim kanaatim o idi ki, ve daima o oldu ki dünyada insan diye yaşamak istiyenler, insan olmak vasıflarını ve kudretini kendilerinde görmelidirler... Bu uğurda her türlü fedakârlığa razı olmalıdırlar. Yoksa hiçbir medenî millet, onları kendi sırasında ve safında görmek istemez. 1926 (Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün B.A., S. 99-100)
Bilirsiniz ki dünyada her kavmin, varlığı kıymeti, hürriyet ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medenî eserlerle orantılıdır. Medenî eser vücuda getirmek kabiliyetinden mahrum olan kavimler hürriyet ve bağımsızlıklarından soyunmaya mahkûmdurlar. Medeniyet yolunda yürümek ve muvaffak olmak hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde ileri değil, geriye bakmak bilgisizliği ve ihtiyatsızlığı gösterenler, umumî medeniyetin coşkun seli altında boğulmağa mahkûmdurlar. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 85)
Medeniyet yolunda muvaffakiyet yenileşmeğe bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadî hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne olgunlaşma ve ilerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hâkim olan hükümlerin zaman ile değişme, gelişme ve yenileşmesi zaruridir. Medeniyetin ihtirasları, fennin harikaları, cihanı değişiklikten değişikliğe sürüklediği bir devirde asırlık köhne zihniyetlerle, maziye düşkünlükle mevcudiyetin muhafazası mümkün değildir. Medeniyetten bahsederken şunu da kesinlikle söylemeliyim ki medeniyetin esası, ilerleme ve kuvvetin temeli aile hayatındadır. Bu hayatta fenalık, muhakkak sosyal, iktisadî siyasî acze sebep olur. Aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurlarının tabiî haklarına malik olmaları, aile vazifelerini idareye yetenekli bulunmaları lâzımdır. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 85)
Bağımsızlığını ve değerini dünyaya tanıtmak özellikleri, liyakatı ve kudreti taşıyan milletleri, medeniyet yolunda da hızlı ve başarılı adımlarla ilerlemek istidatları, kabul olunmak lâzımdır. Gerçi bir toplumun zamanla kökleşmiş örf ve âdetleri, hisleri ve inanışları mühimdir. Bu itibarla, toplumlar, önayak olacak fertler üzerinde, âdeta âmir ve hâkim bir tesir gösterirler. Fakat, yaradılıştaki istidat ve liyakati, gelişme ve yükselmeğe erişmiş milletler; medeniyetin bugünkü gelişmelerinden feyiz ve ilham almış aydın evlâtlarının sevk ve rehberliğiyle, mazide kaçırdıkları fırsatların doğurduğu gecikmeleri, telâfi çaresini bulmakta gecikmezler. 1928 (Atatürk'ün S.D. II., S. 249)
Bugünkü Türk milleti, mâzinin en derin medeniyetlerinde kuruculuk iddia eden bu Türk kavminin bugünkü çocukları açık ve sağlam yolu bulmuşlardır. 1930 (Asım Us, Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım, S. 141)
Memleket mutlaka asrî, medenî ve yepyeni olacaktır. Bizim için bu, hayat dâvasıdır. Bütün fedakârlığımızın faydalı bir sonuç vermesi buna bağlıdır. Türkiye, ya yeni fikirle donatılmış, namuslu bir idare olacaktır, veyahut olamıyacaktır. Halk ile çok temasım vardır. O saf kitle, bilmezsiniz, ne kadar yenilik taraftarıdır. (1923 Atatürk'ün S.D. III., S.60)
Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye'de asrî, binaenaleyh batılı bir hükûmet vücude getirmektir. Medeniyete girmek arzu edip de, batıya yönelmemiş, millet hangisidir? Bir istikamette yürümek azminde olan ve hareketinin ayağında bağlı zincirlerle güçleştirildiğini gören insan ne yapar? Zincirleri kırar, yürür. 1923 (Atatürk'ün S.D. III., S. 60)
Ordu
Ordu, Türk ordusu. İşte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad.
Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.
Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların, yenilmesi imkânsız teminatıdır.
Büyük milli disiplin okulu olan ordunun; ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en lüzumlu elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca itina ve himmet edileceğine şüphem yoktur. (1937)
Islah olunacak şeyler iktisat ve maariftir. Bu sayede memleket imar edilecek, millet refah sahibi olacaktır. Hiçbir millet ve memlekete karşı tecavüz fikri beslemeyiz. Fakat varlığımızı ve istiklâlimizi korumak için, emniyet içinde çalışarak müreffeh ve mesut olmasını temin için her vakit memleket ve milletimizi müdafaaya gücü yeten bir orduya sahip olmak da emelimizidir. (10.12.1922)
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordusu, istilâlar yapmak veya saltanatlar kurmak için şunun, bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. İnsanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı ideale bağlı ve yalnız onun emrine tabi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep muhterem ve kuvvetli bir heyettir.
Kumandanlık vazife ve mesuliyeti yüklenecek kadar omuzlarında ve dimağında kuvvet bulamayanların feci âkıbetlerle karşılaşması mukadderdir. (16.8.1930)
Harp zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça harp bir cinayettir.
En yüksek askerlik budur: Muhtelif ihtimalleri çok iyi hesap etmeli, en iyi görüneni cüret ve katiyetle tatbik etmelidir. (1924)
Benim için ordumuzun kıymetini ifade ölçü şudur: Türk Ordusunun bir kıtası, muadilini behemahal mağlup eder, iki mislini durdurur ve tespit eder. (25.2.1924)
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle, yapılacak taaruz, hiç taaruz etmemekten daha fenadır. (Nutuk)
Arkadaşlar, milletimizi yabancıların ellerinde köle olmuş görmemek için giriştiğimiz bu muharebe de Sakarya Zaferi gibi adı daima anılacak yeni ve büyük bir zafer kazandınız. Benim gibi ömrünü senelerden beri saflarınız yanında geçirmiş olan bir silah arkadaşınız; ezilmiş, kahredilmiş düşmanın çekilişinden sonra hakkınızda duyduğumuz takdir ve hayreti, minnet ve şükranı ordunun her ferdi ve memleketin her tarafında duyulacak kadar yüksek sesle söylemeye lüzum gördüm.
Sakarya boyunda biz bütün memleket, bütün varlığımız ve istiklâlimiz pahasına denecek kadar ehemmiyetli büyük bir muharebeye giriştik. 21 gün, 21 gece bir milletin istilâ ve yağma fikri birbiriyle boğuştu.
Mazlum milletimizi tarihin en tehlikeli bir zamanında yeniden ışığa ve necata kavuşturan bu muharebede sizin başkumandanınız olmaktan dolayı bir insan kalbi için mukadder olabilecek en derin saadet ve iftiharı duydum. Dünyanın hiçbir tarafında ve ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rasgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Hayatınla, imanınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldırmadığı demir gibi pâk kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bilirim.
Sizin gibi kumandanları, subayları ve erleri olan bir millet için yâd elleri altında köle olmak mümkün değildir.
Bu defa Büyük Millet Meclisi'nin, hakkımda yeni bir rütbe ve unvanıyla tecelli eden iltifat ve teveccühü doğrudan doğruya size râcidir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu, en ulu bir gazâ ile mümtaz olan yeni bir ordudur. Sizin kahramanlığınızla sizin gösterdiğiniz nihayetsiz fedakârlık pahasına kazanılan büyük muvaffakiyetin millet tarafından takdirine delâlet eden bu rütbe ve unvanı, ancak izafe ederek büyük askerlik hayatımın en büyük iftihar sermayesi olarak taşıyacağım. Cenabı Hak, giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silah arkadaşlarıma kendilerini temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan kati kurtuluşu nasip etsin.
Size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperlerdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaşayan bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur'anı Kerim, Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.
Millet, kemal-i azimle içtimai ve fikrî tekâmülle çalışırken onu bundan alıkoyacak dahilî ve haricî maniaların karşısında kuvvetli, kudretli ve büyük görevini müdrik kahraman ordumuzun hazır bulunduğunu düşünerek müsterih olabilir. (14 T. Evvel 1925)
Memleketin genel hayatında orduyu siyasetten tecrit etmek ilkesi, Cumhuriyetin daima söz ettiği bir esas noktadır. Şimdiye kadar takip olunan bu yolda, Cumhuriyet orduları, vatanın emin ve metin hâmisi olarak hürmet ve kuvvet mevkiinde kalmışlardır. (1 Mart 1924)
Medeniyet
Biz her görüş açısından medenî insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun sebebi dünyanın vaziyetinin anlamayışımızdır. Fikrimiz, düşüncemiz, tepeden tırnağa kadar medenî olacaktır. Şunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz. Bütün Türk ve İslâm âlemine bakın; düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve yükselmeye uydurmadıklarından ne büyük felâket ve ıstırap içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız, en nihayet son felâket çamuruna batışımız bundandır. 5-6 sene içinde kendimizi kurtarmışsak zihniyetlerimizdeki değişmedendir. Artık duramayız. Mutlaka ileri gideceğiz; çünkü mecburuz. Millet açıkça bilmelidir, medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder. İçinde bulunduğumuz medeniyet ailesinde lâyık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 18)
İnkılâbın temellerini her gün derinleştirmek, desteklemek lâzımdır. Birbirimizi aldatmayalım. Medenî dünya çok ilerdedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün boş ve temelsiz sözleri ortadan kaldırmak lâzımdır. Şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi sözler mânasızdır. Şapka da giyeceğiz, Batının her türlü medenî eserlerini de alacağız. Medenî olmayan insanlar, medenî olanların ayakları altında kalmağa maruzdurlar. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 223)
Ben, şimdiye kadar millet ve memleket iyiliğine ne gibi hamleler, inkılâplar yapmış isem hep böyle halkımızla temas ederek, onların ilgi ve sevgilerinden gösterdikleri samimiyetten kuvvet ve ilham alarak yaptım. Hedefimiz, gayemiz hep millet ve memleketimizin kurtuluşu, mutluluğu ve gelişmesidir.
Şimdiye kadar yaptığımız işlerde ve aldığımız kararlarda bizi aldatan ve millet aleyhine neticelenen hiçbir şeyimiz yoktur ve gösterilemez. Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve refahlı kılmaya çalışacağız ve bunu yapmağa mecburuz. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 39)
Şu bilinsin ki, biz yabancılara karşı herhangi hasmane bir his beslemediğimiz gibi, onlarla samimâne münasebetlerde bulunmak arzusundayız. Türkler bütün medenî milletlerin dostlarıdır. Yabancılar memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek, hürriyetlerimize güçlükler çıkarmaya çalışmamak şartiyle burada daima iyi kabul göreceklerdir. Maksadımız yeniden yakınlık meydana getirmek, bizi başka milletlere bağlıyan ilgileri arttırmaktır. Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin gelişmesi için de bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lâzımdır. Osmanlı İmparatorluğunu çöküşü, Batıya karşı elde ettiği zaferlerden çok mağrur olarak, kendisini Avrupa milletlerine bağlayan ilişkileri kestiği gün başlamıştır. Bu bir hatâ idi, bunu tekrar etmeyeceğiz. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 67-68)
Biz, Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 176)
Kültür
Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Bu sözü burada ayrıca izaha lüzum görmüyorum. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyetinin okullarında birçok vesilelerle eser halinde tesbit edilmiştir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir.
Türkiye Cumhuriyeti çocukları, kültürel insanlardır. Yani hem kendileri kültür sahibidirler, hem de bu özelliği muhitlerine ve bütün Türk milletine yaymakta olduklarına kanidirler. 1936 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 261-62)
Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyetinin temel dileği olarak temin edeceğiz. 1932 (Atatürk'ün S.D. I, S. 358)
Bir millî terbiye programından bahsederken, millî karakter ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyoruz. (Temmuz 1924)
Şimdiye kadar takibolunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin gerilemesinde en mühim etken olduğu kanaatindeyim. Onun için millî terbiye programından bahsederken eski devrin hurafatından ve yaradılışımızla hiç de münasebetli olmayan yabancı fikirlerden, Doğudan ve Batıdan gelen tesirlerden tamamen uzak millî seciye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dâvamızın inkişafı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Lâlettayin bir yabancı kültürü şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür zeminle mütenasiptir. O zemin milletin seciyesidir. (15 Temmuz 1921)
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır. (3.8.1932)
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Dünyanın bellibaşlı milletlerini esaretten kurtararak, hâkimiyetlerine kavuşturan büyük fikir cereyanları; köhne müesseselere ümit bağlayanların, çürümüş idare usullerinde kurtuluş kuvveti arayanların amansız düşmanıdır. (1923)
Biz cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kasdetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikatı bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikatı gören hakiki âlimler çıkabilir. (22.3.1923)
Geçen Kurultaydan bugüne kadar kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler Türkiye Cumhuriyetinin millî çehresini kesin çizgilerle ortaya çıkarmıştır.
Yeni harfleri, millî tarihi, öz dili, sanatı, ilmi, müziği, teknik kurumlarıyla kadını erkeğe her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir.
Türk Milleti, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırlarıyla çizdikten sonradır ki onun yüksek kapasitesi ve fazileti milletlerarasında tanınır. Türk Milletine fıtrî rengini veren bu inkılâplardan herbiri çok geniş tarihi devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yerindedir. (1935)
Kültür dediğimiz zaman bir insan cemiyetinin, devlet hayatında fikrî hayatında, iktisat hayatında yapabilecekleri şeylerin muhassalasını (toplamını) kastediyoruz ki, medeniyet de bundan başka bir şey değildir. (1929)
Demokrasi ve Hürriyet
Unutulmamalıdır ki, milletin hâkimiyetini bir şahısta veyahut mahdut eşhasın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. (Ocak 1923)
Bizim dünya nazarında en büyük kuvvet ve kudretimiz, yeni şekil ve mahiyetimizdir. (1922)
Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur. (Mart 1930)
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.
Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabiî haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.
Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir.
Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar, bu mânada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malûmdur ki insan, tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür değildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve birçok mahlûkların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır. (1930)
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir.
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. (1906)
Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla tazyikin temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir. (1930)
Hürriyet, Türk'ün hayatıdır. (1930)
Asrî demokraside ferdî hürriyetler, hususî bir kıymet ve ehemmiyet almıştır; artık ferdî hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesi söz konusu değildir. Ancak, bu kadar yüksek ve kıymetli olan ferdî hürriyetin, medeni ve demokrat bir millette, neyi ifade ettiği, hürriyet kelimesinin mutlak surette, düşünülebilen mânasiyle anlaşılmaz. Söz konusu olan hürriyet toplumsal ve medeni insan hürriyetidir. Bu sebeple ferdî hürriyeti düşünürken, her ferdin ve nihayet bütün milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti gözönünde bulundurulmak lâzımdır. Diğerinin hak ve hürriyeti ve milletin müşterek menfaati ferdî hürriyeti sınırlar.
Ekonomi
Bir milletin doğrudan doğruya hayatiyle, yükselmesiyle, düşkünlüğüyle ilgili olan en önemli faktör, milletin iktisadiyatıdır. (1930)
Yeni Türkiyemizi lâyık olduğu yüceliğe ulaştırabilmek için mutlaka iktisadiyatımıza birinci derecede ve en çok ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. Zamanımız tamamen bir iktisat devrinden başka birşey değildir. (Şubat 1923)
Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadî zaferlerle desteklenmezse payidar olamaz, az zamanda söner.
Türkiye'nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak (en çok lâyık) olan köylüdür.. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyasi aslî gayeyi gözetir. (1 Mart 1922)
Ferdî mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az bir zaman için de milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumî ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde, bilhassa iktisadî sahada devleti fiilen alâkadar etmek mühim esaslarımızdandır.
Tarih, milletlerin yükselme ve alçalma sebeplerini ararken birçok siyasî, askerî, içtimaî sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler içtimaî hâdiseler üzerinde tesir yaparlar. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, alçalışıyla alâkası olan, münasebetli olan, milletin iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübelerin tespit ettiği bu hakikat bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde de tamamen belirir. Gerçekten Türk Tarihi tetkik olunursa, bütün yükseliş ve alçalış sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka birşey olmadığı anlaşılır. (1923)
Tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zafer ve mağlûbiyetler, bozgunlar ve felâketler, bunların hepsi vukua geldikleri devirlerdeki iktisadî şartlarımızla münasebetli ve alâkalıdır. Yeni Türkiyemizi lâyık olduğu mertebeye çıkarmak için muhakkak iktisadiyatımıza birinci derecede ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. Çünkü zamanımız tamamen bir iktisat devresinden başka birşey değildir.
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir. (1937)
Milletimizin kuvvetli seciyesi, sarsılmaz iradesi, ateşli milliyetçiliği, iktisadi muvaffakiyetinden doğacak feyizlerle de lârünüz, altı kaval üstü şişane diye ifade olunabilecek bir kıyafet, ne millîdir ve ne de beynelmileldir. O halde kıyafetsiz bir millet olur mu, arkadaşlar? Böyle nitelendirilmeye razı mısınız, arkadaşlar? Çok kıymetli bir cevheri çamurla sıvayarak dünyaya göstermekte mâna var mıdır? Bu çamurun içinde cevher gizlidir, anlamıyorsunuz, demek doğru mudur? Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak elzemdir, tabiîdir. Cevherin muhafazası için bir kap yapmak lâzımsa onu altından veya plâtinden yapmak gerekmez mi? Bu kadar açık gerçek karşısında tereddüt doğru mudur? Bizi tereddüde sevkedenler varsa onların ahmaklık ve kalınkafalığına karar vermekte hâlâ mı tereddüt edeceğiz?
Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp diriltmenin yeri yoktur. Medenî ve beynelmilel kıyafet, bizim için çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kıravat, yakalık, ceket ve elbette bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta kenarlıklı serpuş. Bunu açık söylemek isterim: Bu serpuşun ismine şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, simokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!
Buna uygun değil, diyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz ve onlara sormak isterim:
Yunan serpuşu olan fesi giymek uygun olur da, şapkayı giymek neden olmaz? Ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel elbisesi olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler? 1925
Seyahatim esnasında köylerde değil bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok yoğun ve itina ile kapatmakta olduklarını gördüm. Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Çok iffetli ve dikkatli olduğumuzun gereğidir. Fakat muhterem arkadaşlar, kadınlarımız da bizim gibi kavrayışlı ve düşünür insanlardır. Onlara ahlâka ait kutsal kavramları telkin etmek, millî ahlâkımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile, temizlikle donatmak esası üzerinde bulunduktan sonra fazla bencilliğe lüzum kalmaz. Onlar yüzlerini cihana göstersinler. Ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur. 1925 (Atatürk'ün B.N., S. 91)
Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya bir peştamal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mâna ve anlamı nedir? Efendiler, medenî bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. Derhal düzeltilmesi lâzımdır. 1925 (Atatürk'ün, B.N., S. 95)
Bağımsızlık (İstiklâl)
Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken, tatbik kabiliyeti hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat netice olarak edindiğimiz görüş ve iman, bunda, muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin işledikleri hatalar yüzünden, milletimiz sözde mevcut zannolunan bağımsızlığında kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi, medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse, hep bu hatadan ve bu hataya uymadan doğmaktadır. Bu hataya uyma neticesi; mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün yaşama kabiliyetinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz; yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Bilgin, cahil, istisnasız bütün millet fertleri, belki içinde bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta; tam bağımsızlığımızın temini ve devam ettirilmesidir.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna erişeceğimiz inancında değiliz. 1921 (Nutuk II, S. 623-624)
Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler. 1928 (Atatürk'ün S.D. II, S. 249)
Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, *********** bir millete nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur. 1927 (Nutuk I, S. 13-14)
Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.
Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya ölüm!... 1919 (Nutuk I, S. 13)
Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan eminim. 1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 71-72)
"Biz barış istiyoruz" dediğimiz zaman "tam bağımsızlık istiyoruz" dediğimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra aşağılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız. 1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 89)
Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettiği takdirde, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereği olan dostluk, siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan sarfınazar edinceye kadar amansız düşmanıyım. (23.4.1921)
Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve bağımsızlığa sembol olmuş bir milletiz. (Nutuk)
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz. (Nutuk)
Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlâtlarından ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (21 Haziran 1922)
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir ben milletimin en büyük ve ecdadımın en kıymetli mirası olan istiklâl aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenlerce bu aşkım malûmdur. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.
İstiklâl ve hürriyet âşıkı milletler için, ıstırap anları, o ıstırabın âmilleri, ibret alıp tetikte durmak için daima hatırlanmalıdır. İstiklâl ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun ihlâl ve takyide asla müsamaha etmemek, istiklâl ve hürriyetlerini bütün mânasıyla masun bulundurmak ve bunun için, icap ederse, son ferdinin son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı bir misalle süslemek: İşte istiklâl ve hürriyetin hakikî mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini vicdanında idrak etmiş milletler için esas ve hayati prensip.
Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını, garazını, kinini, bu memleketin ve milletin üzerine çektik. Biz panislâmizm yapmadık. Belki, "yapmıyoruz, yapacağız" dedik. Düşmanlar da "yaptırmamak için biran evvel öldürelim" dediler. Panturanizm yapmadık, "yaparız, yapıyoruz" dedik, "yapacağız" dedik ve yine "öldürelim" dediler. Bütün dâva bundan ibarettir. (1921)
__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:44 #2
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)


Agriculture
Our people experienced many sufferings, defeats, disasters. But we still live on this land and there is one main reason for that: Because Turkish farmers, while fighting with their swords in one hand, kept on plowing their land which they never left with the other. If the majority of our nation wasn’t farmers, we wouldn’t exist in this world today. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. 117 )
The real owner and master of Türkiye are the farmers who are the real producers. So, it is the farmers who deserve and have a right to more prosperity, welfare and wealth than anyone else.
Gentlemen! Our people consists of farmers. We must take economic measures to increase the efforts in the farming sector to the limit. Increasing the output of the farming sector to the limit for the farmer’s own benefit is the cornerstone of our economic policy. 1922 ( Atatürk’s S. D. II, p. 219 )
The country and the nation can not develop unless we promote the farmers to the rank of “ Masters” . ( Mahmut Esat Bozkurt, Memoirs From His Close Acquaintances p. 94 )
An arm that fights with a sword gets tired and as soon as it puts the sword back in its sheath, it is most probably doomed to get rusty and moldy. But an arm that uses a plow gets stronger each day and with more strength it gets more land. ( 1923 )
The foundation of the national economy is agriculture. For that reason we consider it most important to progress in agriculture. Planned training and applied studies that spread down to the small villages will help us reach this goal.
But to reach the goal in this vital matter, first we must designate an agriculture policy based on comprehensive research for which we must create an agriculture regime that every single farmer and citizen can easily comprehend and willingly apply. Main points of such a policy and regime could be as follows:
First of all, there shouldn’t be any farmer left without land in the country. The size of large land farmers and large farm owners are allowed to run must be limited on basis of the population density and the level of soil fertility in the area. ( 1937 )
If the majority of our nation wasn’t farmers, we wouldn’t exist in this world today. ( March 1928 )
Our people consists of farmers. We must take economic measures to increase the efforts in the farming sector to the limit. Increasing the output of the farming sector to the limit for farmer’s own benefit is the cornerstone of our economic policy.
Since this is the case, we must make every effort to use and produce machinery and scientific instruments that will increase the output and productivity of farmers, and to take economic measures to assure maximum benefit from it. ( 1922 )
Transportation and Development
Everywhere, farmers and citizens have reminded me of the work program with these two words:
Roads – schools. Since they said: “ Roads are the wings of farmers “, it is obvious that they consider roads more important than anything. Indeed, all economy is in the first, and everything is in the second word. 1934 (Atatürk'ün S.D. II, S. 193 - 194)
The vigor and dynamism of the economic life is in proportion with the quality and quantity of the transportation means, roads, trains, seaports. 1922 ( Atatürk’s S. D. I, p. 221 )
We must form a network of railways and well designed roads on which cars run in our country. Because cars and trains are the vehicles the west and the world use and it is simply impossible to compete with them riding donkeys on natural trails. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. 111 )
Railways are sacred torches that brighten a country with the light of civilization and prosperity. 1937 ( Atatürk’s K. A. N., p. 20 )
The main elements of economic development, in other words roads, railways, seaports, land and sea transportation vessels, are the physical and political blood veins of the nation’s presence. 1930 ( Afet İnan, About Atatürk H. B., p. 266 )
Civilization
There are many people who define civilization in various ways. In my opinion, it is rather difficult and unnecessary to distinguish civilization from culture. In order to explain what I mean, let me describe culture:
It is the result of the efforts of a society in a) governmental affairs; b) intellectual affairs e. g. in science, sociology and fine arts; c) economic affairs e. g. in agriculture, crafts, trade, land – air – sea transportation.
When one says “ civilization of a nation “ , I think it cannot be anything else but the result of the efforts in three fields I mentioned when describing culture. Undoubtedly, the civilization level of all the societies cannot be the same. Such differences can be observed separately in the governmental, intellectual and economic affairs as well as in the collective result of all three. The important one is the difference in results. A superior culture doesn’t stay in the country where the nation that owns it live, but spreads to other continents and effects other nations. Maybe that is why some nations are call superior and effective culture “ Civilization “. 1930 ( Afet İnan, About Atatürk B. H., p. 267 )
Civilization can not come to terms with cruelty. Incompetence can not be something praiseworthy. Because nations do not inhabit their lands only as the true owners, but also as the representatives of humanity. They benefit from the sources of the land, so they are responsible to make them available for the benefit of whole humanity too. According to this principle, the nations that are incapable of doing so, do not have the right to independence nor do they have the right to exist. 1920 ( The Oration III, p. 1182)
Trying to resist against the wild flood of civilization is useless and this flood is so merciless on the unwary and disobedient ones. The nations that attempt to go on with an obsolete mentality and primitive fabricated myths are doomed to be wiped out, or at least to slavery and inferiority against the power and capacity of the civilization that bores the mountains, flies in the sky, sees, illuminates and researches everything from unseeable atoms to the stars. But the people of the Republic of Türkiye has smashed the chains of slavery to bits in a manner of heroism that history has never seen and decided to exist forever as a mature body. 1925 ( Mustafa Selim İmece, Atatürk’s S. D. K. And I. S., p. 47 )
I always believe that the ones who wish to live humanely in this world must find in them the determination and quality of being human ... They must be willing to sacrifice anything for this cause. Otherwise no civilized nation would want to be on the same line with them. 1926 (Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün B.A., S. 99-100)
As you know, the value of a society’s presence, and its right to freedom and independence are in proportion with the civilized works it has produced and will produce. Societies that lack the capability of producing “ civilized “ works are doomed to lose their freedom and independence. To walk on the road to civilization and to succeed is the necessity of life. The ones that are so ignorant and imprudent as to look backward instead of forward on this road are doomed to drown in the wild flood of civilization. 1924 ( Atatürk’s B. N., p. 85 )
On the road to civilization, success depends on renovation. This is the only way of maturation and progress in the social life and in the fields of economy and science. It is inevitable for the rules that direct the life to change and develop in time. In an age when the ambition of civilization and the wonders of science continuously change the world, it is impossible to keep on existing through age old obsolete mentalities and longing for the past. Since we talk about civilization, I must stress that the essence of civilization, and the source of power and progress are in the family life. Bad quality in family life will surely cause social, economic and political weakness. The male and female elements that constitute the family must have their natural rights and must be competent to carry out their duties to the family. 1924 ( Atatürk’s B. N., p. 85 )
The ability of walking fast and successfully on the road to civilization of a nation that has the power and competence to prove its merit and independence should be acknowledged. But the inbred customs and practices, emotions and beliefs of a society are important. So, societies has an almost commanding and dominating effect over the initiators ( of reforms ). But the nations whose capacity and competence have reached a high level of progress and development never run late in compensating the delays caused by the opportunities missed in the past, under the guidance of their enlightened sons who have been inspired and influenced by the progress in civilization. 1928 ( Atatürk’s S. D. II, p. 249 )
Today’s Turkish nation, descendants of the Turkish race that claims to have formed the greatest civilizations of the past have found the clearest and the most reliable path to follow. 1930 ( Things I’ve Seen, Things I’ve Heard, My Feelings, p. 141 )
The nation will definitely be modern, civilized and brand new. For us this is a matter of life and death. Whether our sacrifices bear fruit depends on this. Turkey either will be governed with new ideas and honorably or shall not be at all. I am in close contact with the people. You do not know how much those simple people are in favor of renewal. (1923 Atatürk'ün S.D. III., S.60)
We want to modernize our country. All our efforts are devoted to form a modern, in other words, an occidental government. Is there any country that wants to reach the civilization and doesn’t head towards west? What would a man who wants to walk towards a direction but can’t because of the chains that tie his feet? He would break the chains and walk. 1923 ( Atatürk’s S. D. III., p. 60 )
Army
Armed forces, Turkish armed forces. Here is the glorious name which makes the whole nation swell with confidence and pride.
Our armed forces are a solid expression of Turkish unity, Turkish power and competence, and Turkish patriotism.
Our army is the undefeatable guarantor of Turkish land and our efforts to realize Turkish ideal.
I have no doubt that exceptional care and protection will be considered for the great national discipline school, the armed forces to be constituted as a great school raising the most needed members for our economic, cultural and social struggles. (1937)
The issues of reform are the economy and education. In this way the country will be improved, the nation will gain prosperity. We do not harbor any intention of aggression against any nation or country. However, to protect our existence and independence, to assure working securely for prosperity and happiness, it is our ambition to have armed forces powerful enough always to defend our country and nation. (10.12.1922)
The Armed forces of the Grand National Assembly of Turkey are exempt from being an instrument of greed in anybody’s hands to carry out invasions or to establish rule in other countries. It is an esteemed and vigorous delegation consisted of the nation’s own children with no other purpose but living humanely and independently who are devoted to the same ideal and ready at its service.
Encountering catastrophic results is inevitable for those who are unable to have enough strength to shoulder the duty and responsibility of commandership. (16.8.1930)
War has to be unavoidable and vital. Unless the nation’s life is in danger, war is murder.
Here is the most noble soldierly manner : Various probabilities must be very carefully examined and the most reasonable must be carried out with audacity and decisively. (1924)
This is the measure to evaluate our armed forces: A detachment of Turkish Armed Forces defeats the equivalent force in any case, and stops and ties down a force twice as large. (25.2.1924).
An attack to be made with incomplete preparations and measures is worse than not attacking at all. (Oration)
Friends, in this war you have won a new and great victory always to be remembered as Sakarya Victory which we entered in order not to see our nation as slaves of the foreigners. I, a friend who had spent his life span in your lines, thought it necessary to say aloud, the assessment, amazement and gratitude we‘ve heard about you to be heard by every individual of the armed forces and all over the country after the withdrawal of the defeated and destroyed enemy.
We, the whole country attempted a battle of great importance along Sakarya which can be counted at the cost of our existence and independence. The idea to in vad and plunder a nation ensued in a violent fight for 21 days and nights.
I have felt the deepest happiness and pride that a human heart can feel insofar as one is able to be your commander-in-chief in this war which brought inspiration and salvation for our oppressed nation again, during the most dangerous time of its history. In no part of the world and in no army a soldier whose heart is purer and stronger than yours is met. The biggest share of every victory is yours. It is my sacred obligation to express my gratitude and thanks for your great efforts with the contribution of your life, belief, obedience, and your heart as pure as iron, that no fear can daunt, which eventually defeated the enemy.
It is not possible to be the slaves of foreign lands for a nation who has commanders, officers and privates (soldiers) like you.
And now, the compliment and kind regard of Great National Assembly which imparted a new rank and dignity for myself which directly relates to you. The armed forces which rose with the rank granted by the nation is a new army distinguished in a great sacred war. I will bear this rank and title with honor. It indicates the nation’s recognition of your heroic success gained at the cost of your endless sacrifice as the greatest cause of just pride of my great military service life. God grant my honorable friends the deserved absolute independence for their distinguishing nobility, bravery, and heroism displayed in the independence war.
I cannot omit to tell you about the Bombasırtı incident. The distance between our trenches facing one another is eight meters, in other words death is inevitable... All in the first trench fall none surviving, those in the second go to substitute them. But you know how remarkable a sobriety and resignation they display while doing this? Sees the dying one, knows that he is going to die in three minutes, shows no sign of fear, no shaking. The literate have the Koran in their hands getting ready to go to Heaven. Those who can not read are walking while reciting confession of their belief in God. This is a surprising example to be proud of which shows the spirit strength of Turkish soldiers. Be sure, this is the noble spirit which enabled us to win the Battle of Çanakkale.
While the nation is striving perfectly for social and conceptual evolution, the people may rest assured considering the readiness of the strong, powerful, and heroic armed forces aware of it’s great responsibility in case of presence of internal and external obstacles which will prevent those from reaching their objectives. (14 October 1925)
The principal of separating the armed forces from politics in the public life of the country is an essential matter always adhered to by the republic. By being faithful to this principal up to now, the armed forces of the Republic retained an esteemed and powerful position as certain and strong protector of the country. (1 March 1924)
Civilization
We have to be civilized persons in every aspect. We have suffered much. The cause for this is the misunderstanding of the world situation. Our opinions, our thoughts will be civilized from head to toe. We shall not take heed of nonsensical words. Look at the entire Turkish and Islamic world, in what grave and difficult situation they are because their ideas and thoughts are not adapted to the reforms made imperative by civilization. Our regression and our recent disaster stem from this as well. If we have rescued ourselves in 5 or 6 years, it is the result of our mental changes. We cannot stop any more. We shall definitely progress because we are obliged to do so. Our nation must clearly know that civilization is like a fire that can burn and harm the people who are unacquainted with it. We shall take our proper place in the civilization family, we are now a member of, and we shall protect and enhance it. Prosperity, happiness and humanity are a part of this process. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’s Ş. D.K and I.S., Page 18)
It is necessary to deepen and support the foundation of the reforms. Do not deceive each other. The civilized world has made great progress. We must catch up and must be included in that civilization. It is necessary to remove all these null and void discussions. The discussion whether to wear the hat or not is nonsense. We shall wear the hat and adopt all kinds of civilized inventions of the West. The uncivilized will be crushed under the feet of the civilized. 1925 (Atatürk’s S.D.II, Page 223)
Whatever I have done and reformed in favor of my nation, I succeeded by getting in touch with my people and with their support.
Our target and aim is the happiness and independence and development of our nation and country. We shall try to reunite our nation with the blessings of civilization taking a short-cut. We must do this. 1925 (Mustafa Selim İmece Atatürk’s Ş. D.K. and I.S., Page 39)
Let it be known that we are not against foreigners. To the contrary, we want to live in friendly contact with them. The Turks are the friends of all civilized nations. Let foreigners come to Turkey. They will be very welcome, unless they undertake to be the cause of danger to for our freedom. Our aim is to constitute new relationships and to establish many more connections with other countries. Countries are different, but civilization is only one. A country must be a part of this civilization to be developed. The defeat of the Ottoman Empire started the day that the foreign relations were cut off because of the victories gained against the western countries. This was a mistake that we shall not repeat.1923 (Atatürk’s S.D. III, Page 67-68)
We do not mean to imitate Western civilization. We have adopted the good sides to it as we have seen them worthy of our place in World Civilization. (Afet İnan, On Atatürk H.B., Page 176)
Culture
The foundation of The Republic of Turkey is culture. I don’t need to explain this expression here once more. This has been determined as the work done in the schools of the Turkish Republic in each case.
Culture means to read, to comprehend, to be able to see, and to make sense of what you see, to think and to educate the mind.
The Children of Republic of Turkey are the bearers of culture. So they have their own culture and they have been convinced of the need to disseminate their culture to the Turkish nation. 1936 (Afet İNAN, About Atatürk H.B., Page 261-62)
We shall endeavor to exalt the Turkish culture as a main desire of Republic of Turkey in every epoch. 1932 (Atatürk’s S.D. I, Page 358)
We mean a Culture compatible with our national characteristics and history when we are talking about National Education Erogram. (July, 1924)
I believe the education program followed up to now contains the main elements of our nation’s regression. Therefore when I speak of a national training program I mean a culture compatible with our national character and history free of foreign ideas. These ideas are not connected with our nature. They are constituted of the superstitions of the past. Our culture must also be completely removed from the influences from west and east. Our national development can be achieved with this kind of culture. An ordinary foreign culture can be the cause of the repetition of the results of the culture which has been persuade till now. Culture is susceptible to environment. This environment is formed by the characteristics of the nation. (July 15, 1921)
Most importantly, we are under the obligation to take the first place in the world with our culture and virtue. (3 August 1932)
If a nation possessing no art can be conceived of, one of its vital vessels is cut off.
The great current ideas of the world that provided the independence of the world’s principal nations are opposed to individuals who try to find administrative solutions within rotten systems. (1923)
We don’t mean the uneducated by ignorant. We mean to know reality with the help of science. We know that the most ignorant persons can appear among the educated as well as that the wisest, able to recognize reality may be found among the uneducated. (22 March 1923)
The work that we succeeded in since the last general assembly has drawn up the national aspect of the Republic of Turkey with definite lines. The civilized Turkish society is the work of these last years with their new alphabet, national history, native language, art, science, and music and with technical institutions and with equal rights for both men and women.
The high capacity and virtue of the Turkish Nation will be known internationally after the definition of its existence with strong and deep roots in culture. Each of these reforms ensure that the natural aspect to the Turkish Nation can be taken in to consideration as great feats of which we may be throughout history. (1935)
We mean, in a summary, the work of a society in cultural life, economical life and state life is civilization nothing else. (1929)
Democracy and Freedom
It must never be forgotten that there are ignorant and inattentive people who want the nation to be dominated by one person or certain people in order to gain advantage over them. (January 1923)
According to the world, our greatest power and strength is our new nature and formation. (1922)
Government cannot be built on fear. A government built on unlawfulness can never be permanent. That kind of domination and dictatorship may be necessary during a time of revolution. (March 1930)
Every person has the right and freedom of thought, belief, possessing a political opinion, the choice to fulfil or not to fulfil the requirements of his chosen religion. Nobody can dominate other opinions and consciences.
The freedom of conscience must be considered as one of the most important natural rights of a person and may not be infringed upon.
Freedom is absolutely doing what is wished and wanted.
This definition is the widest meaning of freedom. In this sense of freedom, people have never enjoyed such a freedom and will never do so. As known, Man is a creature of nature. Even nature itself is not absolutely free but depends on universal laws. Therefore, in nature, Man firstly depends on nature’s laws, conditions, reasons and factors. For example, to be born or not has never been up to humans and is not so. After the human was born, even at the first moment, he is indigent to nature and its creatures. He needs to be protected, to be fed, to be taken care of and to be brought up. (1930)
Freedom and independence are my characteristics.
There are death and decay in a country lacking freedom. The mother of development and liberation is freedom. (1906)
No matter how urgent the crises, those emerged from freedom are safer than under the fake security that the strong oppression provides. (1930)
Freedom is the life of the Turks. (1930)
In contemporary democracies, the individual freedoms have special value and importance. From now on, these individual freedoms may be subject neither to the state nor to personal intervention. However, such valuable individual freedom cannot be taken to be absolute in a civilized and democratic nation. What is meant by freedom is social and civilized human freedom. Therefore, while thinking of individual freedom, every individual’s and the entire nation’s common interests and the existence of the state must be taken into consideration. The rights and freedoms of others and the nation’s common interests limit individual freedom.
Economy
The most important factor concerning directly the vitality, enhancement or poverty of a nation is the economical situation of the nation. (1930)
We are absolutely in compelled to ascribe the first and foremost importance to the economy to enhance our new Turkey properly. Our age is entirely an economic epoch, nothing else. (February 1923)
If the political and military victories are not supported by the economical victories, they cannot be permanent and evaporate within a short time.
The real master of Turkey is the actual producer, the villager. Therefore, the villager deserved more prosperity, welfare and happiness than the others. Therefore the Economical Policy of the Turkish Grand National Assembly addresses this main purpose. (1 March 1922)
Beside the personal endeavors and activities as the essential, one of our principals is to render the state active in the enterprises that are to the general benefit of the nation, especially in the economic field, in order to achieve a prosperous and well-cultivated country.
History has found and listed many military and social causes when seeking the reasons for the enhancement and degradation of nations. Doubtlessly, all these reasons have an effect on social developments. But the economy of the nation is directly concerned and related with the enhancement and degradation of the nation. This reality, which has been clearly proven by history and experience has clearly made itself felt in our national life and national history. As a matter of fact, if Turkish history were investigated it could be clearly understood that the reasons of all enhancement and degradation are the matter of economy and nothing else. (1923)
All the successes, victories, defeats, and disasters comprising our history were all concerned and related with the economic conditions of their times. We are obliged to definitely ascribe top priority to our economy to exalt our new Turkey, because our age is an economy epoch, nothing else.
The economic development is the fundamental part of the ideal of a Turkey that is free, independent, more powerful and prosperous. (1937)
The strong character and desire, the fiery nationalism of our nation and the abundance of new economic successes will encompass the Turkish Nation. Friends, the garments my people are now wearing are neither national nor international. Therefore friends, is there a nation without clothes? Friends do you agree to describe our nation such as? Is there any sense in showing the world a valuable jewel covered with mud? It is necessary and natural to get rid of the mud to show the jewel. If there is a need for a cover to protect the jewel will it not be necessary to make it of gold or platinum? Is indecision correct before this clear reality? If anybody is to make us indecisive, shall we still hesitate to decide they are idiots and thickheaded?
Friends, there is no need to investigate and revive the old Turkish clothes. The civilized and the international clothes are suitable for us and for our nation. We shall wear them. We shall wear shoes, boots to our feet, trousers on our legs, and waistcoats, shirts, tie, collar, jacket and headgear to complete. I want to say clearly that this headgear is called a hat. Like redingote, bonjour tuxedo, this is our hat!
There are some who say that this is not convenient. Let me tell them that they are very unaware, very ignorant and I want to ask them:
Why is convenient to wear the Greek headgear of fez and why is not convenient to wear a hat? And again I want to remind them and also our nation when and why and what for did they wear the special robes (with full sleeves and long skirts) of the Greek vicars and Jewish rabbis? (1925)
During my visits, I saw that the women friends covered their faces and eyes intensively and carefully, especially in the cities and towns but not in the villages. Male friends, that is because of our egoism. It is necessary to be chaste and careful. But respected Sirs, our women are human beings who are able to think and comprehend like us. If we inspire them with the holy concepts and extipulate our national and moral values, there will be no need to be selfish. Let them show their faces to the world. And let them look at the world carefully. There is nothing to be afraid of. 1925(Atatürk’s G.S., Page 91)
I see the women in some places hide their faces by covering with the cloths like loincloths and turn their back to the men passing near by them or squat down when they see a man. What is the meaning of this? Sirs, does a mother or a daughter of a civilized nation behave wildly like this? This situation is a ridiculous appearance for our nation. This must be corrected promptly. 1925 (Atatürk’s G.S. Page 95)
Independence
Complete independence is a basic to the spirit of our current mission. This mission has been taken up before all nations and history. While taking up this mission, we carefully considered feasibility of carrying it through. However, these considerations resulting in faith and an enhanced view, point to our success. We are the men who took action in such a manner. Due to the mistakes made by predecessors, our nation was living in a so-called independence. All things considered, Turkey's lagging behind the civilized world is the result of previous faults and their continuation. As a result of repeating these mistakes, certainly the country and the nation may abstain from all dignity, honor and ability to survive. We are a nation that wants to live in dignity and honor. We can’t bear to remain deprived of these features as a result of continuing mistakes. Whether wise or ignorant, all the members of the nation, maybe without understanding in what difficulties they are, are determined to unite around an aim and shed blood forever. This is the point upon which our independence is founded and maintained.
Complete independence means independence and freedom in every field such as politics, economics, judiciary, military, culture, etc... Insufficiency in one of those fields means the total loss of independence of the nation. We don’t believe to be able to reach peace and settlement unless this is provided. 1921 (The Speech 2, s.623-624)
The basic and immortal principle of nations who have reached consciousness of the real contents, large meaning and high value of independence and freedom, is not to let anyone to damage their independence and freedom at any price, to protect them with all their might and if necessary to shed the blood of the last person, thus glorifying human history with such an example. The societies which are always ready to sacrifice everything for this purpose, are the only nations who are thought to worthy of the continuous respect of humanity. 1928 (Atatürk’s S.D 2, s.249)
A nation which risks death for its independence, consoles by making every sacrifice that humanity dignity and honor require from it. And naturally, its place according to friends and foes will be different than another nation’s place which for itself has accepted slavery. 1927 (The Speech I, s.13-14)
What is important, is Turkish nation’s leading a life in dignity and honor. This principle can be provided by only complete independence. No matter how wealthy and prosperous a nation is, if it is deprived of its independence it no longer deserves to be regarded otherwise than as a slave in the eyes of civilized world.
To accept the protectorate of a foreign power is to admit to a lack of all human qualities, to weakness and incapacity. It is not at all thinkable that those who have never been in such a humiliating state will appoint a foreign master out of their own desire.
But the Turk is both dignified and proud; he is also capable and talented. Such a nation will prefer to perish rather than subject itself to the life of a slave.
Therefore Independence or Death! 1919 (The Speech I, s.13)
Our desire is to protect external independence and unconditioned national sovereignty. I am sure you will destruct the heads of those who mean to damage even a portion of our national sovereignty. 1923 (Atatürk’s S.D II, s.71-72)
Everyone must know that when we say we want peace, then we mean that we aspire to complete independence. We have the right and power to warrant this aspiration. We must prefer die in an honored and dignified manner than to be degraded after ten or twenty years. 1923 (Atatürk’s S.D II, s.89)
In order to live, I certainly must remain a son of an independent nation. For this reason, national independence is a matter of vitality for me. If it is required for the sake of the nation and the country, I appreciate with great sensitivity the friendship and political relations that are needed for civilization with each of the nations forming humanity. But I am the bitter enemy of the nations who want to captivate my nation and don’t give up these desires. (23.4.1921)
We, the Turks, are a symbol of independence and freedom during all our history. (The Speech)
No matter how wealthy and prosperous a nation is, if it is deprived of its independence it no longer deserves to be regarded otherwise than as a slave in the eyes of civilized world. (The Speech)
The Turkish nation consists of heroic people of a tribe which stipulates independence for vitality and has been living independently and freely for centuries. This nation hasn’t lived, can’t live and won’t live without independence. (June 21 1922)
Freedom and independence are a part of my character and I am a man who is full of love of independence, which is the greatest and worthiest heritage of my ancestors. My love is known by those who know my family, private and official life from my childhood to this day. Dignity, honesty and humanity are formed in a nation only by having independence and freedom. Personally, I place great importance on the characteristics I have mentioned. In order to claim that I posses these characteristics, my nation must posses them also. I must remain a son of certainly independent nation in order to live. For this reason, national independence is a vital issue.
For the freedom- and independence-loving nations, moments of suffering, and their perpetrators, must always be remembered in order to take warning and to stand ready. The vital and basic principle of nations who have reached consciousness of the real contents, large meaning and high value of the independence and freedom, is not to let anyone to damage their independence and freedom at any price, to protect them with all their might and if necessary to shed the blood of the last person, thus to colorize human history with such an glorious example.
Because of pretending to do great and imaginary things, but not actually realizing them, all the world bore grudge and enmity to us. We did not apply Panislamism. Maybe we said “ we did not or we would”. Then the enemies thought :“Let us kill them at once not to let them apply it”. We did not apply Panturkism. We said “we had, did or would” and again they said, “Let us kill them”. This is a summary of the entire case. (1921)
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:45 #3
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)


Tarih
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. 1931 (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 272)
İnsan tarihin mânasını ancak olgun bir yaşa eriştikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yaştan sonra yazılabilir. Çok arzu ederdim ki bir kaç arkadaşla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla geçirelim! (Yusuf Ziya Özer, Ulus Gaz. 10.XI. 1939)
Tarihi yapan akıl, mantık, muhakeme değil, belki bunlardan ziyade duygulardır. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 116)
Tarih ne güzel aynadır. İnsanlar, özellikle ahlâkta gelişmemiş kavimler, en büyük kutsal kavramlar karşısında bile hasis duygulara tâbi olmaktan nefislerini men edemiyor. Tarihin sinesine geçen büyük hâdiselerde, bu hâdiseler içinde âmil ve fâil olanların hal, hareket ve muameleleri onların ahlâk seviyelerini ne açık gösterir. 1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar M.A.T. Yay: Uluğ İğdemir, S. 27)
Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar millî noktadan fazilete sahip değildir. Meselâ hakikaten askerî kudret sahibi olan, Moskova'ya kadar giden, yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon'u düşünürüz. Onun hareketleri Fransız milletinin hakiki ve millî menfaatlerine değil, kendi cihangirane emellerini tatmin içindi. Bunu tatmin için Fransa'nın milyonlarca seçkin evlâdını eritti ve nihayet hepinizin bildiğiniz âkıbete uğradı. Bizim Osmanlı tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 161-162)
Ankara ve İstanbul şehirlerinden birine "Atatürk"adı verilmesi için bir kanun teklifinin hazırlığı üzerine verdiği cevap:
Bir adın tarihte kalması ve ağızlarda söylenmesi için, şehirlerin temellerine sığınmak şart değildir. Tarih zorlanmayı sevmeyen nazlı bir peridir. Fikirleri tercih eder. (Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, S. 135)
Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 297)
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. (Afetinan, Atatürk Hakkında H. B., S. 297)
Türkleri bütün dünyaya geri bir millet olarak tanıtan görüş bizim de içimize girmiştir. Dörtyüz çadırlık bedevî bir kabileden bir imparatorluk ve millet tarihini başlatmak suretiyle imparatorluk zamanında Türklerin görüşü de bu merkezdeydi. Evvelâ millete, tarihini, asîl bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz. 1930 (Ahmet Hamdi Başar, Atatürkle 3 ay, S. 122)
Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur. (Hikmet Bayur, T.D.K., Türk Dili, Belleten, No: 33, 1938, S.16)
Türk çocuklarında kabiliyet her milletinkinden üstündür. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için lâzım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları bağımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir. (Şemsettin Günaltay, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, S. 33)
Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslâv araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır, bizim içimizdeki insanların millî tarihlerini yazıp millî şuurlarını uyandırdığı zaman biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik. (Enver Behnan Şapolyo, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, S. 54)
Bir Toplantı esnasında Türk Tarih Kurumu üyelerine söylenmiştir:
Ben fani bir insanım, bir gün öleceğim, büyüklüğüne ve üstün kabiliyetlerine inandığım Türk Milleti'nin gerçek tarihinin yazılmasını sağlığımda görmek istiyorum. Onun için bu toplantılarda kendimden geçiyor, her şeyi unutuyor, sizi yoruyorum. Beni affedin. 1933 (Uluğ İğdemir, Atatürk ve tarih, Açılış 1962-1963, M.T.T.B., S. 24)
Alemdar Mustafa Paşa ile Mustafa Reşit Paşa'yı severim, fakat Alemdar'ın biraz kültürü olsa idi Cumhuriyet ilân ederdi. Mustafa Reşit Paşa'nın biraz kültürü, Alemdar'ın kudreti birleştirilseydi, ben tarihe başka bir vazife ile girerdim. (Enver Behnan Şapolya, Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, S. 532)
Milliyetçilik
Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde, bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk içtimaî heyetinin hususî seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır. 1930 (Afet İnan, T.T.K. Belleten, Cilt: XXXII. No: 128, 1968, S. 557)
Türk milletinin kuruluşunda etkili olduğu görülen tabiî gerçekler şunlardır: a) Siyasî varlıkta birlik. B) Dil birliği. C) Yurt birliği. D) Irk ve menşe birliği. E) Tarihî karabet. F) Ahlâkî karabet.
Türk milletinin teşekkülünde mevcut olan bu şartlar diğer milletlerde hepsi birden yok gibidir. Daha umumî bir tarif yapabilmek için diyelim ki; bir topluma millet diyebilmek için bu şartlar, aynı zamanda bütün olarak veya kısmen, bir arada bulunmak lâzımdır. Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında teşekkül etmemiş olduklarına göre Türk milletinde yaptığımız gibi, diğer her millet ayrı olarak mütalâa edilmedikçe, milliyet fikrini umumî ve ilmî olarak tarif etmek güçtür. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, S. 371-372)
Memleketin, fikrî ve ekonomik gelişmede, yüksek ilerleme sahası olmasına çalışmak, idealimizdir. Fakat bu gelişmenin, medenî ve millî sınırlar haricinde cereyan almasını prensiplerimize uygun bulamayız. 1929 (Atatürk'ün S.D. I, 346)
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (İlköğretim Mecmuası, Cilt: 4, Sayı:61, 1940)
Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. (Taha Toros, Atatürk'ün Adana Seyahatleri, S. 39)
Türk milleti, millî hissi; dinî hisle değil, fakat insanî hisle yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında millî hissin yanında, insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle övünür. Çünkü Türk milleti bilir ki, bugün medeniyetin yolunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel yürüdüğü umum medenî milletlerle karşılıklı insanî ve medenî münasebet, elbette gelişmemize devam için lâzımdır ve yine malûmdur ki; Türk milleti, her medenî millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle, yeni buluşlariyle medeniyet âlemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hâtıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet âleminin samimî bir alisedir. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, S. 369-370)
Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir. 1921 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 411)
Gerektiği zaman vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük istikbale lâyık ve namzet olan bir millettir. 1927 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 536)
Yurt toprağı! Sana herşey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster. 1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., S. 295)
Millet için ve milletçe yapılan işlerin hâtırası her türlü hâtıraların üstünde tutulmazsa millî tarih mefhumunun kıymetini takdir etmek mümkün olamaz. 1931 (Atatürk'ün S.D. 1, S. 353)
Millî seciyeyi derin tarihimizin ilham ettiği yüksek derecelere çıkarmak heyecanla takip ettiğimiz büyük emellerimizdendir. 1931 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 551)
Ne mutlu Türküm diyene! (1933)
Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.
Bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir. (1920)
Bir milletin ruhu zaptolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Halbuki asırların yarattığı millî bir ruha, kuvvetli ve daimi bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz. (1.9.1924)
Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. (1922)
Milletin varlığını devam ettirmek için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebî bağlar yerine Türk milliyeti bağı ile fertlerini toplamıştır. (Kasım 1925)
Bir fert için olduğu gibi, millet için de kudret ve kabiliyetini fiilî eseriyle gösterip ispat etmedikçe, itibar ve ehemmiyet beklemek beyhudedir. Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz. İnsanlık, adalet, mürüvet icaplarını, bütün bu vasıfları haiz olduğunu gösterenler talep edebilir. (Nutuk)
Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile kaim gören adamlar, milletlerinin saadetine hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına nail ederler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir. (17 Mart 1937)
Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. (Ekim 1933)
Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe karşı gelmek lâzımdır. (1930)
Türk... Övün, çalış, güven.
Tarihi, vukuat, hâdisat ve müşahadat hep insanlar ve milletler arasında, hep milletin hâkim olduğunu göstermiştir. Milliyet prensibi aleyhindeki büyük mikyasta fiilî tecrübelere rağmen, yine milliyet hissinin öldürülemediği ve gene kuvvetle yaşadığı görülmektedir. Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. (Temmuz 1919)
(Türk) Tarih tezi olgunlaştı. Onun üzerinde yürümek, durmadan çalışmak lâzımdır. Bazı imansızlar olabilir. Bunlar yol kesenlere benzeyebilir, aldırmayınız. (1938)
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Milletimiz, kuvvetli karakter, sarsılmaz sistem, ateşli milliyetçilik, iktisadî muvaffakiyetlerden doğup çoğalacak imkânlarla da kuvvetlendirilmelidir. (1924)
Milletin toplumsal düzen ve sükûnu, hal ve istikbalde refahı, saadeti, selâmeti ve masumiyeti, medeniyette ilerleme ve yükselmesi için insanlardan, her hususta alâka, gayret, nefsin feragatini ve icabettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden, millî ahlâktır. Mükemmel bir millette, millî ahlâkiyet icapları, o millet fertleri tarafından âdeta muhakeme edilmeksizin vicdanî, hissî bir şevkle yapılır. En büyük millî heyecan işte budur. (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. S. 302)
Millî ahlâkımız, medenî esaslarla ve hür fikirlerle beslenmeli ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir; bilhassa dikkatinizi çekerim. Tehdit esasına dayanan ahlâk, bir fazilet olmadıktan başka itimada da lâyık değildir. 1924 (M.E.İ.S.D. I, S. 19)
Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hattâ bu savaşa atılırken bile mahkûm milletlerin hürriyet ve bağımsızlık dâvalariyle ilgilenmeyi, o dâvalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde mütalâa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet dâvası siyasî bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek, müsbet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. (Abdülkadir İnan, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 13, 1963, S. 115)
Milli Eğitim
En mühim ve feyizli vazifelerimiz millî eğitim işleridir. Millî eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu ancak bu suretle olur. 1922
İlim ve teknikle ilgili teşebbüslerin faaliyet merkezi mekteptir. Bu sebeple lâzımdır... Mektep adını hep beraber hürmetle, saygıyla analım: Mektep genç beyinlere, insanlığa hürmeti, millet ve memlekete sevgiyi, şerefi bağımsızlığı öğretir... Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için izlenmesi uygun olan en doğru yolu belletir... Memleket ve milleti kurtarmağa çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer çalışkan bilgin olmaları lâzımdır. Bunu temin eden mekteptir. Ancak bu şekilde her türlü teşebbüslerin mantıkî neticelere erişmesi mümkün olur. 1922
Milletimizin siyasî, toplumsal hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde rehberimiz ilim ve teknik olacaktır. Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve teknik sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün güzelliğiyle gelişir. (1922)
Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin istikbalinin yoğuran kültür ordusu. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir, verimlidir, saygıdeğerdir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi diğerine üstün tutulur? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz, bu iki ordunun ikisi de hayatîdir.
Yalnız siz, kültür ordusu mensupları, sizleri bağlı olduğunuz ordunun kıymet ve kutsiyetini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreten bir ordunun fertlerisiniz. 1923 (M.E.İ.S.D. I, S. 17)
Bir millet kültür ordusuna malik olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin sürekli neticeler vermesi ancak kültür ordusunun varlığına bağlıdır. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun verimli sonuçları kaybolur. 1923 (M.E.İ.S.D. I, S. 17)
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak istidadını kazanmamıştır. Ona alelâde bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. 1925 (M.E.İ.S.D. I, 25)
Memleketi ilim, kültür, iktisat ve bayındırlık sahasında da yükseltmek, milletimizin her hususta pek verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lâzımdır. Bu kutsal amaçları elde etmek için savaşan aydın kuvvetlerin arasında öğretmenler en mühim ve nazik yeri almaktadırlar. 1923 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 487)
Mekteplerde öğretim vazifesinin itimada şayan ellere teslimini, memleket evlâdının, o vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak, üstün ve saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini temin için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, derece derece ilerlemeye ve her halde refah teminine müsait bir meslek haline konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygıdeğer unsurlarıdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S. 289)
Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924 (Büyük Tarih Trabzon'da, S. 11)
Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. 1924 (M.E.İ.S.D. I, S. 19)
İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve tekniği versin, fakat o kadar pratik bir tarzda versin ki çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmağa mahkûm olmadığına emin olun. (1931)
Eğitimdir ki, bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır, veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terkeder. (1925)
Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz tahsilin hududu ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: 1- Milliyetine, 2- Türkiye Devletine, 3- Türkiye Büyük Millet Meclisine; düşman olanlarla mücadele lüzumu. Fertleri bu mücadele gerekleri ve vasıtalariyle donanmayan milletler için yaşama hakkı yoktur. Mücadele, mücadele lâzımdır. 1922 (M.E.İ.S.D. I, S. 9)
Gelecek için hazırlanan vatan evlâdına, hiçbir güçlük karşısında başeğmeyerek tam sabır ve dayanma ile çalışmalarını ve öğrenimdeki çocuklarımızın anne ve babalarına yavrularının tahsillerinin tamamlanması için her fedakârlığı göze almaktan çekinmemelerini tavsiye ederim.
Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin ne kadar kararlı olduklarını tarih doğrulamaktadır. Silâhiyle olduğu gibi kafasıyla da mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. 1921 (Atatürk'ün M.A.D., S. 4-5)
Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumu ve millî düşünceleri tam bir imanla her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakârâne müdafaa zorunluluğu aşılanmalıdır. Yeni neslin bütün ruhsal kuvvetlerine bu özellik ve kabiliyetin zerki mühimdir. Daimî ve müthiş bir savaş şeklinde beliren milletler hayatının felsefesi, bağımsız ve mesut kalmak isteyen her millet için bu yüksek özellikleri şiddetle istemektedir. (1921)
Millî Egemenlik (Millî Hakimiyet)
Egemenlik, hiçbir mâna, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez. 1922 (Nutuk II, S. 700)
Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kat'î mânasiyle millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde hürriyet sonsuzdur. Ancak onun hududu, onu sonsuz yapan esasın korunmasıyla mevcut ve çevrilidir.
Bir insan, belki kendi arzusiyle şahsî hürriyetini yok etmek ister, fakat bu teşebbüs koca bir milletin hayatına ve hürriyetine zarar verecekse, muazzam ve şerefle dolu bir millet hayatı, bu yüzden sönecekse ve o milletin çocukları ve torunları bu yüzden yok olacaksa bu teşebbüsler hiçbir vakit meşru ve kabule değer olamaz. Ve hele böyle bir hareket hiçbir vakit hürriyet namına müsamaha ile telâkki edilemez.
Hiç şüphe yok, devletimizin ebedi müddet yaşaması için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için hayatımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve nihayet her şeyimiz için mutlaka en kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle millî egemenliğimizi muhafaza ve müdafaa edeceğiz. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S. 298)
Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 95)
Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 58)
Kuvvet birdir ve o milletindir. 1937 (Atatürk'ün K.A.N., S. 41)
Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmağa mahkûmdurlar. 1929 (Atatürk'ün B. N., S. 82-83)
Bir millet, varlığı ve hukuku için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddî güçleriyle alâkadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Millî hayatımız, tarihimiz ve son devirde idare tarzımız, buna pek güzel delildir. Bu sebeple teşkilâtımızda millî güçlerin etken ve millî iradenin hâkim olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî egemenlik... 1920 (Nutuk III, S. 1185)
Dünyanın belli başlı milletlerini esaretten kurtarmak için egemenliklerine kavuşturan büyük fikir akımları, köhne müesseselere ümit bağlayanların, çürümüş idare usullerinde kurtuluş kuvveti arayanların amansız düşmanıdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S. 309)
Arkadaşlar! Türkiye devletinde ve Türkiye devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur! Tacidar yoktur ve olmayacaktır. Çünkü olamaz.
Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdani ve mevcudiyetidir. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S. 300)
Egemenliğine doğrudan doğruya sahip olmanın kıymetini pek iyi anlayan ve pek iyi bilen millet, bu mukaddes egemenliğine karşı başgösterecek her tehlikeyi kahredecektir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 135)
Millî egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 76)
Kendilerine bir milletin tahili bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakikî ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zabt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hâkim olmak için kâfi değildir. Bir milletin ruhu zabtolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Halbuki asırların getirdiği bir millî ruha, hiçbir kuvvet mukavemet edemez.
Mahkûm olmak istemeyen bir milleti, esareti altında tutmağa gücü yetecek kadar kuvvetli müstebitler artık dünya yüzünde kalmamıştır. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 81)
Büyük Millet Meclisi Türk milletinin asırlar süren aramalarının özeti ve onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı bir timsalidir.
Türk milleti mukadderatını Büyük Millet Meclisinin kifayetli ve vatanperver eline tevdi ettiği günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitle istikbale yönelmiştir.
Yeni Türkiye Hükümetinin öz cevheri millî hâkimiyettir. Milletin kayıtsız ve şartsız hâkimiyetidir. (1923)
Gerek askerlik, gerekse siyaset hayatımın bütün devir ve safhalarını dolduran mücadelelerimde daima hareket düsturum millî iradeye dayanarak milletin, vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur. (1920)
Siyaset ve Barış
Milletimizin, güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için, devletin tamamen milli bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin, iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması lâzımdır. Millî siyaset dediğim zaman, kastettiğim mâna ve anlam şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak millet ve memleketin gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak... Genel olarak erişilemeyecek hayalî emeller peşinde milleti uğraştırmamak ve zarara sokmamak... Medenî dünyadan, medenî ve insanî davranış ve karşılıklı dostluk beklemektir. 1920 (Nutuk II, S. 436)
Dış siyaset bir toplumun iç kuruluşu ile sıkı şekilde ilgilidir. Çünkü iç kuruluşa dayanmıyan dış siyasetler daima mahkûm kalırlar. Bir toplumun iç kuruluşu ne kadar kuvvetli, sağlam olursa, dış siyaseti de o nisbette güçlü ve dayanıklı olur. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S.162)
Dış siyaset, iç kuruluş ve iç siyasete dayandırılmak zaruretindedir, yani iç kuruluşun tahammül edemeyeceği genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayalî dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 101)
Türkiye'nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti bizim daima prensibimiz olacaktır. 1931 (Atatürk'ün S.D. I, S. 356)
Türk Cumhuriyetinin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta barış, dünyada barış gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve ilerlemesinden en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için övünülecek bir harekettir. 1933 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 560)
Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz. 1931 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 551)
Barış yolunda nereden bir çağrı geliyorsa, Türkiye onu gönülden karşıladı ve yardımlarını esirgemedi. 1937 (Atatürk'ün S.D. I, S. 388)
Biz, milletlerarası münasebetlerde karşılıklı emniyet ve riayeti hedef tutan açık ve samimi politikanın en ateşli taraftarıyız. Hassasiyetimiz, bu yolda kendisini gösteren hazırlıklara ve uğraşmalara karşı, bunların bizim için de fiilî ve hakiki bir güven vücuda getirip getiremeyeceği noktasındadır. 1926 (Atatürk'ün S.D. I, S. 336)
Dış işlerinde dürüst ve açık olan siyasetimiz bilhassa barış fikrine dayalıdır. Beynelmilel herhangi bir meselemizi barış vasıtalarıyla çözümlemeyi aramak bizim menfaat ve anlayışımıza uyan bir yoldur. Bu yol dışında bir teklif karşısında kalmamak içindir ki, güvenlik prensibine onun vasıtalarına çok ehemmiyet veriyoruz. 1929 (Atatürk'ün S.D. I, S. 347)
Barış, milletleri refah ve mutluluğa eriştiren en iyi yoldur. Fakat bu kavram bir defa ele geçirilince daimî bir dikkat ve itina ve her milletin ayrı ayrı hazırlığını ister. 1938 (Atatürk'ün S.D. I, S. 396)
Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasî güvenliğin gelişmesi için, ilk ve en mühim şart, milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimî olarak birleşmesidir. 1932 (Atatürk'ün S.D. I, S. 357)
Şuna da inanıyorum ki, eğer devamlı barış isteniyorsa, kütlelerin vaziyetlerini iyileştirecek beynelmilel tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, kıskançlık, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. 1935 (Aynı Tarihi, Sayı: 19, 1935)
Askerî hareket, siyasî faaliyetin ümitsiz olduğu noktada başar. Ümidin güven verici bir şekilde geri gelmesi orduların hareketinden daha hızlı, hedeflere varışı temin edebilir. 1922 (Atatürk'ün S.D. III, S. 40-41)
Bu sözler, Fransız Büyük Elçisine sohbet esnasında söylenmiştir:
Ben toprak büyütme dileklisi değilim; barış bozma alışkanlığım yoktur; ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almasam, edemem. Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim: Hatay'ı alacağım... Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilemem; yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lûtfen bildiriniz ve doğrulayınız, ekselâns Ambasadör... (1937)
Din ve Lâiklik
Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur -tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.
Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz. (Asaf İlbay Anlatıyor, Yakınlarından Hatıralar, S. 102-103)
Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür; tanrısal inanışların belirtilerine bakarak diyebiliriz ki: İnsanlar iki sınıfta, iki devirde mütalâa olunabilir. İlk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir, beşeriyetin erginlik ve olgunluk devridir.
İnsanlık birinci devirde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddaî vasıtalarla kendisiyle meşgul olunmayı gerektirir. Allah, kullarının lâzım olan olgunlaşma noktasına erişinceye kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullariyle meşgul olmayı tanrılık özelliğinin gereklerinden saymıştır. Onlara Hazreti Âdem Aleyhisselâmdan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasiyle en son dinî, medenî gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Cenabı Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır. 1922 (Nutuk III, S. 1241)
Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve tatbik edebilir?
Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed bu harb sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde müslümanlık diye bir varlık görülemezdi. (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 100, 1945, S. 3)
Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lâzımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. (1923)
Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 128)
Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 92)
Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, islâmın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 127)
Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor. (1923)
Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 66-67)
Baylar ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensublar memleketi olamaz. En doğru ve en hakikî tarikat, medeniyet tarikatıdır. 1925 (Atatürk'ün B. N., S. 93)
Bizi yanlış yola sevkeden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, sâf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 127)
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:46 #4
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

History
Writing history is as important as making history. If the writer does not remain true to the maker, then the unchangeable reality transforms into a confusing matter for humanity. 1931 (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Volume: 3, Issue 10, 1939, P. 272)
One does not understands the meaning of history until reaching a mature age. And history can only be written after this age. I really wish that I could spend our remaining lifetime writing history together with a few friends! ( Yusuf Ziya Özer, Ulus Newspaper, 10.XI.1939)
It is not the mind, logical judgement which makes the history but maybe feelings other than these. 1923 (Atatürk’s S.D. II, P. 116)
What a beautiful mirror is history. Humans, especially the people who are not improved by moral teachings can not prevent their essential natures from falling into feelings of avarice even in the presence of the greatest sacred concepts. In the great events which take an important place in history, the attitudes, activities and conducts of the people who are the cause and protagonists of the events show their moral levels clearly. 1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar M.A.T. Yay: Uluğ İğdemir, P. 27)
Many people who became famous in history do not have virtues from the national point of view. For example, think about Napoleon, who really had military power, went as far as Moscow and dissolved the French army by dragging it over ruins and fire. His actions were not taken to satisfy the real and national interests of the French nation but to satisfy his own bellicose ambition. He destroyed millions of distinguished sons of France to satisfy his ambition and eventually met his fate well known by all of you. It is possible to examine and compare the greatest and seemingly glorious actions of our Ottoman history from the same point of view, with it’s true nature. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, P. 161-162)
The reply he gave upon a law draft preparation for naming either one of the cities Ankara or İstanbul as ‘Atatürk’:
It is not necessary to take a shelter in the foundations of cities to ensure that a name stay in history or spread by word of mouth. History is a coy fairy who doesn’t like to be forced; prefers ideas. (Falih Rıfkı Atay, Babamız Atatürk, P. 135)
Our ancestors who established great states had great and extensive civilizations as well. To research this, examine it carefully and inform the world is an obligation of ours. (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. P. 297)
The Turkish child will be encouraged as long as he continues to know his ancestor well. (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. P. 297)
The opinion which introduced Turks to the entire world as a primitive underdeveloped nation has taken hold of us as well. During the time they started an empire and national history from a nomadic tribe consisting of four hundred tents, the Turks’ opinion was at the same center as well. In the first place, we have to teach the nation their history, the fact that they belong to a noble nation, and children of an advanced nation who is the mother of all civilizations. 1930 (Ahmet Hamdi Başar, Atatürk’le 3 Ay, P. 122)
If a nation is great, it will become greater by knowing itself. (Hikmet Bayur, T.D.K., Türk Dili, Belleten, No: 33, 1938, P. 16)
Turkish children’s capability is superior to that of all nations. As long as successes of Turkish capability and power in the history are revealed, all Turkish children will be able to find the necessary sources to make a leap forward in that history. From that history, Turkish children will acquire the idea of independence, think about these great successes, learn about the men who produced wonders, think that they are from the same blood and with this competence they will not humiliate themselves before anybody. (Şemsettin Günaltay, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, P. 33)
Do you know why we lost the Balkan States? There is only one reason for this. And these are the language institutes founded by Slavic research associations; when they wrote the national histories and awakened the national consciousness of the people living among us , we retreated from the area to Thracian borders in Balkans. (Enver Behnan Şapolyo, 1951 Olağanüstü Dil Kurultayı, P. 54)
Spoken to the members of the Turkish History Association during a meeting:
I am a transitory man, I will die one day, while I am alive, I would like to see the true history of the Turkish nation, whose greatness and capability I believe in, being written. That’s why during these meetings I become ecstatic, forget everything and tire you. Forgive me. 1933 (Uluğ İğdemir, Atatürk ve Tarih, Açılış 1962-1963, M.T.T.B., P. 24)
I like Alemdar Mustafa Pasha and Mustafa Reşit Pasha, but if Alemdar had had a little thorough knowledge he would have proclaimed the Republic. If Mustafa Reşit Pasha’s little thorough knowledge had been combined with Alemdar’s power, I would have entered this history with a different mission. (Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, P. 532)
Nationalism
Turkish nationalism is to maintain clarity and realism on the way of improvement and development, to walk together with all contemporary nations, to protect the freedoms of the delegations of the Turkish Assembly. 1930 ( Afet İnan, T. T. K. Belleten, Cilt: XXXII. No: 128, 1968, p. g. 557 )
The realities that affected Turkish nation’s liberation are: a) Unity in political existence. B) Language unity. C) Territorial integration D) Race and origin unity. E) Common history. F) Common moral values.
The Turkish nation has all these conditions and there are few nations that have all of these conditions. We can give a more general definition that for giving the name of nation to a society, these conditions have to exist at the same time and all together. All nations in the world did not emerge under the same conditions. So it is difficult to define the concept of nationalism under the same conditions for each nation. 1930 ( Afet İnan, M. B. and M. K. Atatürk’s Writings, p. g. 371 – 372 )
Idealism is to struggle to develop our country in intellectual and economical spheres. But we do not find it suitable to our principles to realise all these developments outside of our borders. 1929 ( Atatürk’s S. D. I, 346 )
We are directly nationalist and Turkish nationalist. The basis of our republic is Turkish society. If the participants of our society are full of Turkish culture, the republic based on that society will be strength as now. ( Elementary Education Publication, Skin: 4, Number: 61, 1940 )
One of the obvious qualities of nationality is language. He must first speak the Turkish language who says that he belongs to Turkish nationality. If the one does not speak the Turkish language it is not true to believe that person who claims his devotion to Turkish society and culture. ( Taha Toros, Atatürk’s Voyages to Adana, p. g. 39 )
Turkish nation enjoys to think of national emotion with human feelings but not with religious feelings. She is proud of protecting the place of human feelings in her conscience beside national feeling. Because the Turkish nation knows that today it is necessary to walk independently and together with civilised nations in mutual human and civilised relations. And Turkish nation, like every civilised nation, respects the memories of those who served humanity with their discoveries and inventions. 1930 ( Afet İnan, M. B. ve M. K. Atatürk’s Writings, p. g. 369 – 370 )
The Turkish people's breasts are full of patriotism which will increase like a wall made of iron against the enemy's ambitions. 1921 ( Atatürk’s T. T. B. IV, S. 441 )
A nation worthy of liberty knows to work for her country with desire and determination whenever it is necessary. 1927 ( Atatürk’s T. T. B. IV, p. g. 536 )
Country’s territory! It’s worth the sacrifice everything to you. You are the blessed. We are all warriors for you. But you will always live to keep alive the Turkish nation forever. Turkish territory! You are not grave of the Turkish nation who loves you. Show your creativity for the Turkish Nation. 1930 ( Afet İnan, About Atatürk H. B., p. g. 295 )
If the memory of duties carried out for the nation by the nation is not seen above all memories, it will not be possible to understand the worth of the concept of national history. 1931 ( Atatürk’s S. D. 1, p. g. 353 )
To elevate national history as our highest part as we elevate it until today is our one of the greatest desires. 1931 ( Atatürk’s T. T. B. IV, p. g. 551 )
How happy he who calls himself as a Turk! ( 1933 )
The results we wrest from the territory where we live, the Turkish Nation that we emerged from and the history of nations that recorded various adventures and disasters are drawing our way.
They call us nationalists. But we are such nationalists that we respect and comply with all the nations who co-operated with us. We wholly introduce their right to self- determination. Our nationalism is by no means a conceited nationalism. ( 1920 )
There is no way to dominate on a nation except capturing her soul or blocking her consciousness and ambition. Never can any force resist the national soul, strength and continuity of national will created by centuries. ( 1. 9. 1924 )
The most important thing is to teach our children and youths to maintain Turkish liberty and their own will and struggle with the enemies who attack our national traditions. (1922)
The Nation has to conceive of a common link between her people to maintain her existence. This link has altered shapes and important things since coming from the ages. In other words the concept of nation gathered people with Turkish nation links instead of religious links. ( November 1925 )
Similar to a person also a nation has to prove her capability and strength with her actual work, otherwise it is useless to hope for esteem and importance. Nobody pays complement to him who is deprived of capability and strength. ( The Speech (Address) )
The man who give importance only to himself and does not equates nation and country with his existence can not serve his nation's happiness. Only those who can consider the others who will come after them provide happiness to their nation. It is a big fault to suppose that developments will stop when they have gone. ( 17th March 1937 )
Our national principle is to improve the national unity ideal by supporting it with every means and measure. ( October 1933 )
It is necessary to overcome pride after achievements and oppose to hopelessness in disasters. ( 1930 )
Turk... take pride, work, trust.
Historical events show that the nation is the sovereign in the relation between people and nation. Although there were many movements to suppress nationalism, they could not succeed and national feeling insistently existed. History will never deny a nation’s blood, right and precedence. ( July 1919 )
( Turkish ) History thesis has developed. It is necessary to walk and study continuously on this thesis. There can be some unbelievers. These resemble enemies, do not pay attention to them. ( 1938 )
The Turk’s son will introduce his ancestors and take the courage from them.
Our nation should also be strengthened with possibilities originating from strength character, a powerful system, nationalism, economic achievements. ( 1924 )
Social peace and calm of the nation is national virtue that expects from people to be wealthy in the future, happiness, healthiness, progress and rise in civilization, even if it is necessary to die for the nation. National moral necessities to a perfect nation are implemented by the people belonging to that nation without hesitation and with conscience of desire. The greatest national excitement is this. ( Afet İnan About Atatürk H. B. p. g. 302 )
Our national morality must be raised with free ideas and on a civilized basis. This is very important. I want to attract your attention. The moral basis under threat is not acceptable. 1924 ( M. E. İ. S. D. I, S. 19 )
Since the Turkish War of Independence the Turkish nation undertook to help and take interest in the other nations sentenced to struggle for liberty and independence. Certainly it will not be suitable to be indifferent to the people’s liberty and independence who has the same origin as she. But nationalist struggle must not be considered and defended like an unconscious and unmeasured cause. The nationalist movement is a conscious principle issue before being a political struggle issue. Conscious principle means an aim that is based on science. Meanwhile also propaganda must be based on convincing principles originated from science. Turks who are living outside of the Turkish borders must be interested in cultural issues. Likewise we think of Turkish nations on a cultural path as this. We consider important Turkish history, wealthy dialects, former Turkish feats. We do not even neglect Turks languages and cultures beyond the Baykal. ( Abdülkadir İnan, Türk Kültürü Dergisi ( Review of Turkish Culture ) , Number: 13, 1963, p. g. 115 )
National Education
Our most important and promising responsibilities lie in the task of national education. It is a prerequisite to be successful in the task of national education. The real salvation of a nation can only be achieved in this way. 1922
The center of scientific and technical initiative is the school. It is therefore a necessity. We should always remember the name of the school in deep respect. School teaches the young brains to respect humanity, to love the nation and the country and it teaches honor and freedom. It teaches the best ways to preserve freedom whenever there are threats at large. Those who endeavor to save their countries must be honored experts in their professions and hard working scientists. School provides these. Only with the help of schooling will all attempts achieve logical solutions. 1922
In the intellectual discipline as well as in the political and social life our guide will be science and technology of our nation. The Turkish nation, its art, its economy, its poetry and literature will develop only with science and technology obtained from the school. (1922)
We need two armies to take our society to the final end of happiness. The first one is the military army that saves the life of the country, the second one is the cultural army that kneads the future of the nation. Both these armies are respectful, productive and of great value. Which of these two armies is more valuable, which should dominate? No such choice can be made, both these armies are of vital importance.
In order to express the value and sacredness of their army, I must refer to the members of the cultural army and say that it is they who teach the soldiers of the first army who kill and die the cause for doing so. 1923 (M.E.I.S.D, page 17)
If a nation does not have a cultural army, no matter how glamorous victories its armies achieve on the battlefield, sustainable results of these victories depend solely on the presence of the cultural army. The productive results of the first a army will disappear if the second army does not exist. (M.E.I.S.D.I, page 17)
The only ones who save nations are teachers. A nation without teachers and tutors does not deserve the title of a nation. It might be called an ordinary crowd, not a nation. It is a must for a population to have teachers and tutors in order to become a nation. 1925 (M.E.I.S.D.I, page 25)
It is necessary to evaluate the country in terms of science, culture, economy and public enterprises and it is a must to develop the skills of our nation in many fields in order to give a strong, constant and positive character to forthcoming generations. Teachers stand foremost front among the forces that fight for these sacred aims.1923 (Atatürk’s T.T.B. IV, page 487)
In order to hand over the education in schools to trustworthy and skilled staff, in order to educate the children of the nation decently, teachers should be given a high social status like all other professions so that the esteemed and respected teachers will take teaching both as a profession and as an ideal. All around the world, teachers are the most devoted and respected components of societies. 1923 (Atatürk’s S.D.I, page 289)
The new generation will take their most important lesson in being a republican from the teachers that will be trained by this group of teachers. 1924 Great History At Trabzon, page 11)
Teachers! The devoted teachers and tutors of the republic, you will be teaching the new generation. And the new generation will be your masterpiece. The value of this masterpiece will be related to your skills and devotion. The republic requires protectors of high character with strong scientific, technological and physical skills! It is totally up to you to train the new generation in such required skills. 1924 (M.E.I.S.D. page 19)
Primary and secondary level education should provide the students with the scientific and technological knowledge that humanity and civilization require. But these must be given in a practical manner so that the child may be sure that he will not starve after graduation. (1931)
It is education that either deserts a nation to slavery and poverty or enables the nation to live in freedom and independence as an esteemed society. (1925)
No matter what the premises of the education that we will give to our children, we have to teach them to fight the enemies of: 1- Their nation, 2- The Turkish State, 3- The Great National Assembly of Turkey. The nations whose individuals are not equipped with these required facilities have no right to survive. It is a must to fight in this respect. 1922 (M.E.I.S.D.I, page 9)
I would suggest to the children of this country preparing themselves for the future to work with patience and endurance and I would suggest to the parents of these children at education stage to devote themselves to the education of their children.
History approves the determination of the awakening nations against great threats. Our nation has to fight with its weapon and its brains. I have no doubt that our nation will prove its power in the latter as it has proved its power with the first. 1921 (Atatürk’s M.A.D, page 4-5)
In bringing up our children and youth we should equip them with an understanding of a strong and devoted defense against all kinds of adverse ideas of foreign components referring to the presence, rights and the unity of our nation. It is important to inject this characteristic and skill to the spiritual power of the new generation. The philosophy of the nation's existence that appears as a continuous and great war require these characteristics desperately for every nation that desires to remain free and happy. (1921)
National Sovereignty (National Government)
Sovereignty can never accept partnership in terms of any form, meaning party color or emblem. 1922 (The Speech II, page 700)
The formation and protection of sustainable freedom, equality and justice in society depends totally on the exact sense of establishment of national sovereignty. Therefore, the basis of freedom, equality and justice is national sovereignty. Freedom in our society and in our state is limitless. Its borders are present and defined by the protection of the principle that makes it limitless.
An individual may willingly want to dispose of his freedom, but if this attempt will harm the life and freedom of a nation, if the life of a nation full of greatness and honor will fade because of this and if the children and grandchildren of that nation will disappear because of this, such attempts can never be reasonable and acceptable. Furthermore, such an action can never be tolerated in the name of freedom.
There is no doubt that we will protect and defend our national sovereignty in our most jealous and alert mood and with all our might for the sake of the eternal life of our state, the strengthening of our country, the comfort and happiness of our nation as well as for the sake of our lives, pride, honor and future as well as all our sacred concepts and finally all we possess. 1923 (Atatürk’ s S.D.I, page 298)
National will and national determination do not only consist of the ideas of an individual but is a combination of the will of all the individuals of the nation. 1923 (Atatürk ’s S.D.I, page 95)
Sovereignty belongs to the nation unconditionally.1923 (Atatürk’s S.D.II, page 58)
Power is undivided and belongs to the nation. 1937 (Atatürk’s K.A.N, page 41)
National sovereignty is such a light that chains melt, crowns and thrones burn and disappear against it. Institutions established on the slavery of nations are bound to be demolished everywhere. 1929 (Atatürk’s B.N., page 82-83)
A nation cannot avoid being the toy of others unless it becomes involved with its present and its rights with all its intellectual and material power. Our national life, our history and our recent administrative style are excellent proof of this. This is why the national power and the national determination has been accepted as dominant in administration. Today, all the nations of the world recognize only one sovereignty: The National Sovereignty. 1920 (The Speech III, page 1185)
The great ideologies of important nations in the world that have achieved sovereignty to avoid slavery have always been fierce enemies of those who depend on outdated institutions and those seeking solutions in rotten administrations. 1923 (Atatürk’s S.D.I, page 309)
Friends! There is no-one expecting a crown and there is no dictator in the Turkish state and among the people of Turkey that have established the Turkish state. There is no one after the crown and there will never be. Because it is not possible.
All the world should clearly know that there is no power or authority over this state and nation. There is only one power. That is national sovereignty. There is only one authority. That is the presence, conscience and the heart of the nation. 1923 (Atatürk’s S.D.I, page 300)
The nation that knows and appreciates the value of direct sovereignty will crush any possible threat against this sacred sovereignty. 1923 (Atatürk’s S.D.II, page 135)
To die for national sovereignty is a matter of conscience and honor for me. 1923 (Atatürk’s S.D.II, page 76)
Those involved in the destiny of a nation should never forget the fact that they are to use the power and dignity of that nation only to obtain the real and sustainable benefits of the nation itself. These men should always remember that it is not enough to invade and restrain a country to be dominant over the owners of that country. It is not possible to be dominant over a nation unless the spirit of that nation is bound and its determination and will are broken. No force can resist the national spirit nurtured throughout centuries.
There is no tyranny left on earth that is capable of keeping a nation under control if that nation resists subjugation. 1924 (Atatürk’s B.N. page 81)
The Great National Assembly is the summary and the symbol of the Turkish Nation's understanding of self rule and the its search that took centuries.
The Turkish nation has been able to disperse the darkness and look at the future with hope after it has handed its destiny over to the capable and patriotic hands of the Great National Assembly.
The core of the new Turkish government is national sovereignty. It is the unconditional sovereignty of the nation. (1923)
In all phases of struggle in my military and political life, my motive has always been to achieve the goals of the nation and the country depending on national consciousness. (1920)
Politics and Peace
In order to provide a happy and secured life for our nation, the state has to follow an absolutely national policy and this policy has to be absolutely suitable and based on our internal organization. When I say national policy, this is what I mean: working for the real happiness and development of the nation and the country, protecting our existence before all else, relying our own power within our national borders... In general, not to cause a lot of tiring effort and harm for the nation by persuing unreachable, imaginary ideals... Expecting civilized and humane behavior and mutual friendship from the civilized world. 1920 (Oration II, P. 436)
Foreign politics is closely related with the internal organization of a community. Because, foreign politics which are not based on internal organization are always destined to an unhappy fate. A community’s foreign politics is proportionally powerful and lasting as long as it has a strong and healthy internal organization. (1923 Atatürk’s S.D. II, P.162)
Foreign politics has to be based on internal politics, in other words it should not have the extensiveness which is not tolerable by the internal organization. Otherwise, those who persue fantastic foreign policies automatically lose their beariıngs. 1923 (Atatürk’s S.D. II, P.101)
A policy directed towards peace aiming at Turkey’s security and not being against any nation at all will always be our principle. 1931 (Atatürk’s S.D. I, P.356)
The aim of ‘peace at home, peace in world’ which is one of the most essential principles of the Republic of Turkey is probably the most essential factor in prosperity and advancement of humanity and civilization. To serve and continue serving, to reach this aim as much as we can is a conduct to be proud of. 1933 (Atatürk’s T.T.B. IV, P. 560)
We strive for peace at home, peace in world. 1931 (Atatürk’s T.T.B.IV, P. 551)
From wherever a call is came on the path of peace, Turkey responded from her heart and did not withhold assistance. 1937 (Atatürk’s S.D. I, P. 388)
We are the most fiery supporter of a clear and sincere policy which aims at mutual security and respect in international relations. Our sensitivity is, in response to the preparations and efforts on this, whether or not these can form an actual and true confidence for us as well. 1926 (Atatürk’s S.D. I, P.336)
Our policy, which is honest and clear in foreign affairs, is especially based on the idea of peace. Searching for a solution for any international problem of ours complies with our interest and understanding. That is why we consider the security principle and its instruments important in order not to face with a proposal other than this manner. 1929 (Atatürk’s S.D. I, P. 347)
Peace is the best way to carry the nations to prosperity and happiness. But once this concept is gained, it requires a continous attention and care as well as individual preparations of every nation. 1938 (Atatürk’s S.D. I, P. 396)
In our opinion, the first and the most important condition for the improvement of international political security is, nations sincerely agreeing at least on the idea of preserving peace. 1932 (Atatürk’s S.D. I, P. 357)
I also believe in this; if continuous peace is wanted, then international actions must be taken to improve the conditions of the masses. Prosperity of entire humanity must substitute hunger and pressure. Citizens of the world must be educated to avoid having contact with jealousy, greed and ill will. 1935 (Aynı Tarihi, Issue:19, 1935)
Military action starts at the point where political activity is hopeless. Recovery of hope, giving the impression of being trustworthy, may ensure reaching targets faster than the armies can. 1922 (Atatürk’s S.D. III, P. 40-41)
These remarks were made to French Ambassador during a conversation:
I am not after enlarging our territory; I don’t have the habit of ruining the peace; however, I am the requester of solemn agreement based on justice. I can not avoid doing so. I promised my nation from the desk of the Grand Assembly: I will take Hatay... My nation believes in what I say. If I don’t keep my promise, I can’ come before my nation, I can’t stay where I stand. I have not been defeated up to now, I can’t; if I do, I can’t live a single minute. Knowing this and considering that I will undoubtedly keep my promise, please let my friendship be known and confirmed , Your Excellency Ambassador... (1937)
Religion and Secularism
Religion is a fact and necessary. We have got a religion which is basically strong. The materials are very good but the building has been neglected for many centuries. The necessity to repair the building has not been felt when its mortars were damaged or dropped off. To the contrary, the building has been kept on decaying more and more due to the foreign elements of commentaries and superstitions. This building can not be touched and repaired in a day. But the splits will be get deeper with time and it will be necessary to build a new building on a strong basis.
Religion is a matter of conscience. Everybody is free to obey to the orders of his own conscience. We are full of respect for religion. We are not opposed to the thought or mentality. We are just trying not to mix the State and National Project with the religious operations, and to avoid reactionary activities, intentional or actual. We shall never give any chance to the reactionaries. (Mr. Asaf İlbay is narrating, The Memories of Close Friends, Page 102-103)
My friends! God is only one and great. We can say by the signs of divine beliefs that human beings can be classified in two groups, periods. The first period is the childhood and adolescence. The second is the adult and mature period of mankind.
Mankind must have been very closely involved with these issues like a child, like an adolescent at the first period. God chose to deal with his servants until they reached maturity by necessary of the divine special envoys. He sent many prophets and envoys known or unknown starting with Adam.
But after imparting the religious and civilisatory facts to the mankind by our prophet he did not see any necessity to get in touch with human beings by a mediator. He kindly accepted that every servant would have ability to get in touch with divine thought and therefore our Holy Prophet was the last and his book is the most perfect book. (1922 Speech III, Page 1241)
These ignorant persons who dare to introduce the prophet to me as a dervish in trance could never be able to comprehend his noble personality and successes. And they seem to be at a loss to understand this. How could a dervish in trance make a feasible plan which might have been thought of by a great commander in the Uhud Battle?
History must not be an art distorting the realities but must be a science clarifying them. The ignorant vagrants described this person exalted with his military ingeniousness as well as his politic opinions in a little battle also as a dervish in trance. They can not join us in our historic feat. If Mohamed had not persued the foe, overcoming of the resistance of his environment and his injured, Islam would be non-existent. (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi (Magazine) Volume:9, Series :9, 1945, Page 3)
Our religion is a highly sensible and natural religion. A religion must be compatible with wisdom, science and logic. Our religion is completely compatible with all of these. (1923)
Our great religion states that man can not be related to mankind if he does not work. Some people are thought by some others to be unbelievers because they have adopted the innovations of the new age.
The real infidelity is this supposition. Is aim of their comment not wanting Islam to be enslaved by the infidels or what else? Please do not care about each hodja (religious teacher or imam) with a turban. Being a hodja is being a hodja with the brain not with a turban. (Atatürk’s S.D II, Page 128)
Our religion does not advise our nation to be worthless, indolent and inferior. To the contrary, God and also the Prophet order nations to protect their values and their honour. 1923 (Atatürk’s S.D II, Page 92)
Everybody possesses a measure especially for our religion. You can easily understand if something is compatible with our religion or not by this measurement. Whatever is compatible with wisdom, logic and benefit of the people you may be assured to be convenient to our religion. If something is compatible with wisdom and logic and of advantage to the nation and the benefit of the Islam, ask no more. It is religion. If our religion was not compatible with logic and wisdom it would not be perfect and the last religion. 1923(Atatürk’s S.D. II, Page 127)
The Turkish Nation must be more religious, I mean religious in all simplicity. I believe in this as I believe in my religion and in reality. It does not contain any thing against the conscience nor any obstacle to development. (1923)
Our Nation possesses two strong virtues, which are language and religion. No power could remove these virtues from our nation’s heart and conscience, nor will it ever be able to. 1923 (Atatürk’s S.D.II, Page 66-67)
Sirs, you and my nation well know that the Republic of Turkey can not be the country of sheiks, dervishes, disciples and followers. The most straightforward and the truest religious order is the order of civilisation.1925 (Atatürk’s B.N. Page 93)
As you know, degenerates who taken have us in the wrong direction mostly masked with a religious veil and have continuously deceived our pure and clear people with interpretations of religious rules. Read our history and listen...You will see that all the evil which ruined, captivated and destroyed our people always came from the infidels masked by religion. 1923 (S.D II, Page 127)
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:46 #5
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

Cumhuriyet
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. 1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında B. H., S. 251)
Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)
Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S.231)
Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. 1924 (Atatürk'ün S.D. III, S. 74)
Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslariyle, Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur. 1936 (Atatürk'ün S.D. I, S. 372)
Bugünkü hükûmetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükûmettir ki, onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 230)
Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet, istidat, idrak, kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar gafil ve ne kadar tetkikten uzak görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz haiz olduğu özelliklerini ve liyakatini hükûmetinin yeni ismiyle medeniyet dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeğe muvaffak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkiye lâyık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.
Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır. 29 Ekim 1923 (Nutuk II, S. 814-15)
Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir. 1926 (Atatürk'ün S.D. III, S. 80)
Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)
Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü, ona en merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis, Türkiye'nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir.
Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak surette muhafazasının mecburî kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet idaresi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir. 1927 (Nutuk II, S. 831)
Bilim ve Teknoloji
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924 (5-197)
Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. 1922 (5-44)
Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923 (5-141)
Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923 (5-141:142)
Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923 (37-73)
Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923 (37-123)
İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim. (28-316)
Ben, manevî miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. (129-13)
Spor ve Sağlık
Muvaffak olmak için her türlü yardımdan ziyade bütün milletçe sporun mahiyeti, kıymeti anlaşılmak ve ona kalbten sevgi göstermek, onu vatanî vazife sayma lâzımdır. 1926 (Atatürk'ün B.N., S. 106)
Her çeşit spor faaliyetlerini, Türk gençliğinin millî terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. 1937 (Atatürk'ün K.A.N., S. 32)
Bir toplum yalnız spor ile rengini ve kuvvetini değiştiremez. Orada hâkim olan sıhhî, sosyal, medenî birçok gerek ve şartların teminine yönelen teşebbüs ve tedbirlerin uygulanması lâzımdır. 1926 (Atatürk'ün B.N., S. 106)
Türk milleti anadan doğma sportmendir. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerlerinde güreşirlerken görürsünüz. Ata en çok ve en iyi binen yalnız Türk erkekler değildir; Türk kadını da bu işi bilir.
Benim en çok sevdiğim spor, serbest güreştir. Hangi Türk askerini, köylüsünü isterseniz soyup meydana çıkarınız. Dik omuzları, iyi, kusursuz teşekkül etmiş adaleleri, keskin yüz çizgileri, yanık tatlı renkleri, kafa yapıları, insanın ruhuna itimat ve neşe veren bir eser olarak canlanır. (Ferit Celâl Güven, Yücel Dergisi. Cilt: X, Sayı: 57, 1939, S. 130)
Kurtdereli Mehmet Pehlivan'a yazdığı mektup:
Kudretli Mehmet Pehlivan,
Seni cihanda büyük ün almış bir Türk pehlivan tanıdım. Parlak başarıların sırrını şu sözlerle izah ettiğini de öğrendim:
"Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürüm."
Bu dediğini, en az, yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü Türk sporcularına bir meslek prensibi olarak kaydediyorum. Bununla senden ve sözlerinden ne kadar çok memnun olduğumu anlarsın. 1931 (Tarih IV, Türkiye Cumhuriyet, Haz: T.T.T.C., S. 268)
Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılamaz. İdrak ve zekâ, ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ ve kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim. (Ferit Celâl Güven, Yücel Dergisi, Cilt: X, Sayı: 57, 1939, S. 130)
Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yükseltmeyi düşünürken, sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak emeliyle bir spor çizmezler. Esas olan, bütün her yaştaki Türkler için beden eğitimini sağlamaktır. "Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur" sözünü atalarımız boşuna söylememişlerdir. 1937 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 86)
Sağlık ve sosyal yardım hususlarında takibettiğimiz gaye şudur: Milletimizin sıhhatinin korunması ve takviyesi, ölümün azaltılması, nüfusun arttırılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu suretle millet fertlerinin dinç ve çalışmaya kabiliyetli bir halde sıhhatli vücutlar olarak yetiştirilmesi... 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S. 217)
Devlet İdaresi
İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes hedeflere yürümelidirler. Bu hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün insanî kavramını tatmin eder. Bu şekilde yürüyenler, ne kadar büyük fedakârlık yaparlarsa, yükselirler ve bu hareket şekli mutlaka açık olur.
Çünkü alnı açık, dimağı açık, kalb ve vicdanı açık insanlar tarafından idare olunabilen toplumlar ancak bu mânada hareketlerin izleyicisi olabilirler. Fikirlerini, duygularını ve teşebbüslerini gizli tutanlar, gizli vasıtalar uygulamaya girişenler mutlaka utanma ve sıkılmayı gerektiren, akıl ve mantığın haricinde hareket edenler olabilirler. Bu gibi işlere girişenlerin sonu ergeç acıdır. 1926 (Atatürk'ün S.D. III, S. 80-815)
Bizim yüzümüz, her zaman temiz ve pâk idi ve daima temiz ve pâk kalacaktır. Yüzü çirkin, vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar, bizim vatansevercesine vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi küçük ve çirkin ihtirasları yüzünden, çirkin göstermeye kalkışanlardır. 1927 (Nutuk II, S. 882)
Yemin mukaddes bir sözleşme demektir. Namus sahibi olan bir kimse verdiği sözden dönmez. 1919 (Atatürk'ün S.D. III, S. 7-8)
Asla hatırdan çıkarmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de, yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil edecektir. (Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, S.18)
Mesuliyet yükü herşeyden, ölümden de ağırdır. (1915)
Hakikati konuşmaktan korkmayınız. (1918)
Her an tarihe karşı, cihana karşı hareketimizin hesabını verebilecek bir vaziyette bulunmak lâzımdır. 1930 (Büyük Tarih Trabzon'da, S. 16)
Yapmamıza imkân hasıl olan işleri yapmazsak, tarih bizi tenkit eder. 1928 (Hakkı Tarık Us, Ayın Tarihi, Atatürk'ün Vefatları, N: 60, 1938, S. 150)
Millî egemenlik esası üzerinde idare edilen medeni devletlerde, kabul edilmiş ve fiilen geçerli bulunan esas; milletin genel isteklerini en çok temsil eden ve bu isteklerin bağlı olduğu menfaat ve gerekleri, en yüksek kudretle ve selâhiyetle yapabilecek siyasî grubun, devlet işlerinin idaresini üzerine alması ve bu mesuliyeti en yüksek liderinin omuzuna bırakması prensibinden ibarettir.
Zaten bu şartları kazanamayan bir hükûmet vazife yapamaz. Hükûmetin, kuvvetli grup üyeleri arasından ve fakat birinci derecede olmayanlarından zayıf bir hükûmet yapmak ve onu partinin birinci liderlerini emir ve öğütleriyle yürütmeye kalkışmak fikri, elbette doğru değildir. Bunun feci neticeleri bilhassa Osmanlı Devletinin son günlerinde görülmüştür. İttihat ve Terakki liderlerinin elinde oyuncak olan sadrazamlardan ve onların hükûmetlerinden, millete gelen zararlar sayılamayacak kadar çok değil midir?
Mecliste, hâkim olan partinin, hükûmet kurmayı, muhalif ve azınlıkta bulunan bir partiye terk etmesi ise asla sözkonusu olamaz.
Kaideten ve usulen milletin ekseriyetini temsil eden ve özel amacı belli olan parti, hükûmeti kurma mesuliyetini üzerine alır ve kendi amaç ve prensiplerini memlekette uygular. 1927 (Nutuk I, S. 221-222)
Bizim telâkkimize göre, siyasî kuvvet, millî irade ve egemenlik, milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine aittir, birdir. Taksim edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz. 1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, S. 418)
İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez; millet ve devlet şeref ve bağımsızlığı temin edilemez.
İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk milleti, Türkiye'nin gelecek çocukları, bunu, bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar. 1927 (Nutuk I, S. 355)
Bir hükûmet iyi midir, fena mıdır? Hangi hükûmetin iyi veya fena olduğunu anlamak için, "Hükûmetten gaye nedir?" bunu düşünmek lâzımdır. Hükûmetin iki hedefi vardır. Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükûmet iyi, edemeyen fenadır. 1923 (Atatürk'ün S.D.II, S. 121)
Gerçi asıl olan millettir. Toplumdur. Onun da umumî iradesi, Mecliste belirir; bu her yerde böyledir. Fakat, fertler de vardır. Meclis, memleket ve devlet işlerini fertlerle, şahıslarla yapmaktadır. Her devletin işlerini yöneten şahıs ve şahıslar meydandadır. Hakikati, mânasız görüşlerle inkâra yer yoktur. 1922 (Nutuk II, S. 659)
Benim istediğim sadece memleket işlerinin Büyük Millet Meclisinde açıkça münakaşa edilmesidir. Büyük Millet Meclisinde Türk milletinin gözü önünde açıkça konuşulamayacak hiçbir iş yoktur. 1930 (Asım Us, G.D.D., S. 132)
Millete efendilik yoktur. Hizmet etme vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur. 1921 (Atatürk'ün S.D. I, S. 195)
Yapmak iktidarında olmadığımız işleri uyuşturucu, oyalayıcı sözlerle yaparız diyerek millete karşı gündelik siyaset takip etmek prensibimiz değildir. 1931 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 552)
Memleket işlerinde, millet işlerinde, hakikî işlerde duygulara, hatıra, dostluğa bakılmaz. 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S. 213)
Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 224)
Milleti idarede prensibimiz, milletin müşterek ve umumî fikir ve eğilimlerine uymaktır. Bu fikir ve eğilimlerin hakikî ve ciddi olabilmesi, milletin maddî ve manevî ihtiyaç kaynaklarından gelmesine bağlıdır. 1925 (Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, S. 88)
Milleti, aklımızın ermediği, yapmak kudret ve kabiliyetini kendimizde görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak geçici teveccühler elde etmeye tenezzül etmeyiz. Millete, âdi politikacılar gibi yalancı vaadlerde bulunmaktan nefret ederiz. 1925 (Sadi Borak, Bilinmeyen Yenleriyle Atatürk, S. 87)
Millet tarafından, millet adına, devleti idareye yetkili kılınanlar için, gerektiği zaman, millete hesap vermek, mecburiyeti, lâubalilik ve keyfî hareketle uzlaşamaz. 1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları S. 415)
Ben düşündüklerimi önce milletimin arzusunda, ihtiyaç ve iradesinde görmeyi şart sayan ve bunu gördükten sonra ancak, uygulaması ile kendimi vazifeli bilen bir adamım.
Bu memlekette çalışmak isteyenler, bu memleketi idare etmek isteyenler memleketin içine girmeli, bu milletle aynı şartlar içinde yaşamalı ki ne yapmak lâzım geleceğini ciddi surette hissedebilsinler. (1923)
Her ne suretle olsun, hizmet edenler milletten büyük mükâfatlar bekliyorlarsa katiyen doğru bir harekette bulunmuş olmazlar. Milletten çok şey istememeliyiz. Hizmet edenler, namus vazifelerini yerine getirmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır. (1923)
Cumhuriyetçi ve milliyetçi olmakla beraber partimiz programından başka bir programla ve partili olmanın tabiî kayıtları dışında serbest çalışacak samimî yurttaşların millet kürsüsünden yapacakları tenkitler ve söyleyecekleri düşüncelerle millî çalışmanın kuvvetleneceği kanaatinde bulunuyoruz. 1935 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 570)
Büyük Millet Meclisinde ve millet karşısında millet işlerinin serbest münakaşası ve iyi niyet sahibi kişilerin ve partilerin özel görüşlerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramaları benim gençliğimden beri âşık ve taraftar olduğum bir sistemdir. Memnuniyetle görüyorum ki, lâik cumhuriyet esasında beraberiz. Zaten benim siyasî hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur. Bundan ötürü Büyük Mecliste aynı temele dayanan yeni bir partinin faaliyete geçerek millet işlerini serbest münakaşa etmesini cumhuriyetinin esaslarından sayarım. (1930)
Artık, bugün demokrasi fikri, daima yükselen bir denizi andırmaktadır. Yirminci asır, birçok müstebit hükûmetlerin, bu denizde boğulduğunu görmüştür. (1930)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
Karşımızdaki düşmanlık ve büyük kötülük dünyasına karşı seslenmeli ve cevap vermelidir. Milletin en yetkili ağzı ancak millet olabilir. Bir kez meclis açılsın, olacak şey değil ya olayların etkisiyle Ankara'yı bırakmak zorunda bile kalsak, yerimizi değiştireceğimiz her yöreden daha büyük bir yetki ve güçle bağırabiliriz. Milletimizin kurtuluşunu ve geleceğini vatanımızın son kaya parçası üzerinde dahi savunacağız ve kesinlikle başarılı olacağız. (Mart 1920, Y.N.)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, millîdir; tamamiyle maddidir, gerçekçidir. Var sanılan ülküler arkasında, o ülkülere ulaşmak için değil, fakat ulaştırmak hülyasiyle milleti kayalara çarparak, bataklıklara batırarak, en sonunda kurban ederek mahvetmek gibi cinayetten kaçınan bir hükûmettir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarının ilkesi şu iki esastır: Tam bağımsızlık, kayıtsız ve şartsız millî egemenlik! (Ocak 1921, S.D.II)
Her halde millet hükûmetin bekçisi olmak gerekir. Çünkü, hükûmetin yaptığı işler olumsuz olup da millet itiraz etmez ve düşürmezse bütün kusur ve kabahatlara katılmış demektir. (Aralık 1920, S.D. II)
Millet bizi buraya gönderdi. Fakat, ömür boyunca biz burada ve bu milletin yönetimini ve egemenliğini mirasa konmuş gibi temsil etmek için toplanmış değiliz.
(Aralık 1921, S.D. I)
Efendiler, bizim hükûmetimiz demokratik bir hükûmet değildir, sosyalist bir hükûmet değildir ve gerçekten kitaplardaki hükûmetlerin, islâmî niteliği bakımından, hiç birine benzemeyen bir hükûmettir. Fakat, millî egemenliği, millî iradeyi belirten bir hükûmettir, bu nitelikte bir hükûmettir. Sosyal bilim bakımından bizim hükûmetimizi ifade etmek gerekirse (halk hükûmeti) deriz. Efendiler, biz hakkımızı koruyup gözetmek, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, milletin bütünlüğümüzce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletin tümüyle savaşmayı caiz gören bir mesleği izleyen insanlarız. O halde bu ve bu gibi teşviklerle ve izahlarla hükûmetimizin dayandığı esasın toplum bilime dayanan bir esas olduğunu açık bir surette görürüz. Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş! Efendiler, biz benzememekle ve benzememekle öğünmeliyiz! Çünkü, biz bize benziyoruz, efendiler! (Aralık 1921, S.D. II)
Arkadaşlar, bir hükûmet iyi midir, fena mıdır? Hangi hükûmetin iyi veya fena olduğunu anlamak için, hükûmetten amaç nedir, bunu düşünmek gerekir. Hükûmetin iki amacı vardır. Biri milletin korunup gözetilmesi, ikincisi milletin refahını sağlamak. Bu iki şeyi sağlayan hükûmeti iyi, sağlamayan fenadır. (Mart 1923, S.D. II)
Saltanat devrinden Cumhuriyet devrine geçebilmek için herkesin bildiği gibi, bir geçiş devresi yaşadık. Bu devirde, iki fikir ve görüş, birbiriyle mütemadiyen mücadele etti. O fikirlerden biri, saltanat devrinin devam ettirilmesiydi. Bu fikrin taraftarları belli idi. Diğer fikir, saltanat idaresine son vererek cumhuriyet idaresi kurmaktı. Bu bizim fikrimizdi. Biz fikrimizi, açık söylemekte mahzur görüyorduk. Ancak görüşümüzün uygulanma kabiliyetini saklı tutup münasip zamanında tatbik edebilmek için, saltanat taraftarlarının fikirlerini tatbik sahasından uzaklaştırmak mecburiyetinde idik. Yeni kanunlar yapıldıkça, bilhassa Anayasa yapılırken, saltanat taraftarları, padişahın ve halifenin hak ve yetkilerinin belirtilmesinde ısrar ederlerdi. Biz, bunun zamanı gelmediğini veya lüzum olmadığını bildirerek o ciheti söylemeden geçmekte fayda görüyorduk.
Devlet idaresini, cumhuriyetten bahsetmeksizin, millî hakimiyet esasları dairesinde, her an cumhuriyete doğru yürüyen biçimde şekillendirmeye çalışıyorduk.
Büyük Millet Meclisi'nden daha büyük makam olmadığını aşılamada ısrar ederek saltanat ve hilâfet makamları olmaksızın, devleti idare etmek mümkün olduğunu ispat etmek lüzumlu idi.
Devlet reisliğinden bahsetmeksizin, onun vazifesini fiilen Meclis reisine gördürüyorduk.
Fiiliyatta, Meclisin reisi, ikinci reis idi. Hükûmet vardı. Fakat "Büyük Millet Meclisi"ni taşırdı. Kabine sistemine geçmekten kaçınıyorduk; çünkü hemencecik saltanatçılar, padişahın yetkisini kullanma lüzumunu ortaya atacaklardı.
İşte, geçiş devresinin bu mücadele safhalarında, bizim kabul ettirmek mecburiyetinde bulunduğumuz, aracı şekli, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti sistemini, haklı olarak eksik bulan, meşrutiyet şeklinin açıkca ifadesini temine çalışan mualiflerimiz, bize itiraz ediyorlar, diyorlardı ki, bu yapmak istediğiniz hükûmet şekli neye, hangi idareye benzer? Maksat ve hedefimizi söyletmek için yöneltilen bu nevi suallere, bizde, zamanın gereğine göre cevaplar vererek saltanatçıları susturmak zaruretinde idik. 1927 (Nutuk II, S. 838 - 839)
Biz dahi, uygulanamayacak fikirleri, nazarî bir takım teferruatı yaldızlayarak, bir kitap yazabilirdik. Öyle yapmadık. Milletin, maddî ve manevî yenileşme ve gelişmesi yolunda yaptığımız işlerle, söz ve nazariyattan önce davranmayı tercih ettik. Bununla beraber "Egemenlik milletindir.", "Türkiye Büyük Millet Meclisinin haricinde hiçbir makam, millî mukadderata hâkim olamaz.", "Bütün kanunların düzenlenmesinde, her nevi teşkilatta, idarenin bütün teferruatında, genel eğitimde, iktisadî işlerde, millî egemenlik esasları dahilinde hareket olunacaktır", "Saltanatın ilgası hakkındaki karar değişmez kuraldır." Gibi bilinmesi lâzım gelen mühim noktalar ve... gibi acele ihtiyaçlar prensiplerden hariç kalmamıştı. 1927 (Nutuk II, S. 719)
Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. Egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milleti'nin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu musallat olmalarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. Şimdi de, Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline açıkça almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız? Meselesi değildir. Mesele zaten olupbitti haline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir. 1922 (Nutuk II, S. 691)
Bugün maziden kuvvetliyiz. Bugün maziye nisbetle daha büyük bir kabiliyet ve yaşama kudretine malikiz. Bu üstünlüğü yapan nedir? Bunun gerçek sebepleri iki kuralın kavramında saklıdır. Bu kurallardan birisi Misakı Millî, ikincisi egemenliği kayıtsız şartsız milletin elinde tutan anayasamızdır. Zorlayıcı hadiselerin sevk ve tesiri altında toplanan yüksek Meclisiniz, bu devlet ve milletin şekil ve niteliğin en kesin bir tarzda tesbit etmiş ve anayasa ile onun kesin hükümlerini teyit ve takviye eden 1 Kasım 1922 kararını çoğunlukla kabul ederek yeni Türkiye Devletinin esaslarını ortaya koymuştur.
Misakı Millî ismi altında tanı***** gerçekleşmesi uğrunda bütün milletin ömrünü tüketmeyi göze aldığı kurtuluş beratımızın kudret, kuvvet ve niteliği ne ise 1 Kasım kararının da kıymet ve ehemmiyeti odur. Misakı Millî vatanın dış düşman karşısındaki vaziyet ve yerini tesbit eden bir kural olduğu gibi, 1 Kasım 1922 kararı da asırlardan beri cahillik ve şaşkınlığın koruyucusu, düşkünlük ve uğursuzluğun babası bulunan ve milletimiz için dahilî ve daimî bir düşman olan, ferdî saltanata ve onun temsil ettiği uğursuz bir idare şekline yönelmiş bir mukaddes silâhtır. Asırlarca ve asırlarca müddet mert ve kahraman bir azme belirti sahası olmuş bir vatanı düşmana teslim etmek cüretini gösterenler, o cüreti ancak o idarenin ruhunda, şeklinde ve mahiyetinde bulmuşlardı. 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S. 297)
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:47 #6
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

Republic
The republican regime is a form of government with democracy. We establish the Republic, all the necessities of democracy must be applied on the 10th year of the Republic. 1933 (Afet İnan, Atatürk Hakkında B.H, s.251)
The Republic supports freedom of thought. We respect all opinions provided that they are sincere and legal. All convictions are respectable for us. But those opposing us must be equitable to us. 1923 (Atatürk’s S.D 3, s.71)
A Republic is a government that is built on moral virtue. Republic is virtue. 1925 (Atatürk’s S.D 2, s.231)
The most appropriate government, most suitable to the Turkish nation’s nature and traditions, is the Republic. 1924 (Atatürk’s S.D 3, s.74)
The Republic with its new and sound principles, as much as it opens the path for an intact and safe way of future life to Turkish nation, also creates soundness in opinions and spirits and by doing this, it becomes the herald of a new life. 1936 (Atatürk’s S.D 1, s.372)
Today’s government and state organization are formed by our nation itself and its name is Republic. From now on, the separation between the government and nation cannot be mentioned as in the past. The Nation is the government and the government is the nation. As a result, government and its members have fully understood the fact that they are not apart from the nation and that the latter is the master of the country. 1925 (Atatürk’s S.D 2, s.230)
In the last years, the capability, talent and understanding shown by our nation, proved that those who have bad opinions about our nation were imperceptive and in grave error. Our nation with its capability, characteristics and in addition with a new name of its government will be successful in showing itself in the civilized world. The Turkish Republic will prove its right to occupy its place by its achievements.
The Turkish Republic will be happy, successful and victorious. October 29 1923 (The Speech 2, s.814-815)
Those who think that the Republic established in the mind and consciousness of our army that consists of the great Turkish Nation and its heroic children, and that our principles which are inspired by the spirit of our nation, will be rootened by a removal of a body, are very unfortunate and ill-minded. Those unfortunate people will meet with the treatment that they deserve at the hands of Republic’s justice and mighty claw. This will be their share. One day, my humble body will certainly turn into earth, but the Turkish Republic will survive forever. And the Turkish nation will surely go on marching on the path of civilization with the principles which are guarantors of security and happiness. 1926 (Atatürk’s S.D 3, s.80)
Our Republic is not weak as it was thought to be. The Republic was not gained without any price. In order to achieve it, we shed our red blood everywhere. If it is necessary, we are ready to defend our institutions. 1923 (Attar’s S.D 3, s.71)
Do not ever think that coming generations will be surprised by seeing the so-called republicans among those who mercilessly attacked the Republic on its proclamation day. On the contrary, Turkey’s intellectual and republican youth won’t hesitate in analyzing and determining so-called republicans’ real ideas.
They will easily understand that: if one exists whose title is caliph, and governs the rotten dynasty and never minds to get away from the administration, then it does not matter whether the Republic is proclaimed or not, because it is impossible continue its survival in such a situation.
Science and Technology
Considering the world as a whole, be it civilization, life or success, science is the only real leader. Looking for a leader other than science is somnolence, ignorance and straying from the true path. But it is necessary to understand the developments and progress of science at all its levels and to follow up on its developments in time. After thousands of years, today pursuing completely the rules, ordered by the science one thousand, two thousands, thousands of years ago, naturally does not mean we are in the realm of science. 1924 (5-197)
We cannot only close our eyes and think we are the only human beings. We cannot isolate our country from the outer world....To the contrary, as a civilized nation that has achieved progress, we must live above a certain level of civilization. This life is only possible thanks to science. Wherever science will be, we will live there and this shall be embedded in the minds of the individuals of our nation. There are no restrictions and conditions for science.
The progress of nations which insist on protecting some traditions or beliefs that are not based on any logical proofs, will be difficult; perhaps it will never occur. Those nations which cannot overcome the restrictions and conditions of their traditions, will not perceive of life as a logic and real occurrence. They are condemned to live under the sovereignty and yoke of those nations who perceive of life philosophy from a wider perspective. 1922 (5-44)
To be successful, it is necessary to ensure a natural harmony between the mentality and goals of the intelligentsia and the people. In other words, the ideals to be suggested to the people by the intelligentsia should reflect the spirit and conscience of the people. 1923 (5-141)
To approach the people and integrate with them is a duty, which is mostly directed to the intelligentsia. At first, our young people and the intelligentsia should decide in their own minds why they are marching in this path and what they are going to do. Then they have to bring these ideas into an easily acceptable state. Only after this they should offer their ideas to the public. 1923 (5-141:142)
Fanaticism is based on ignorance. Therefore, he who has fanatic inclinations is ignorant. Science overcomes ignorance without doubt; thus it is necessary to enlighten the people. 1923 (37-73)
This nation and this country are in need of science and progress; besides protecting and promoting those who have been educated and gained a diploma, another quite natural issue is that we are obliged to send our children to Europe, America and all over the world so that they can be educated and trained and become acquainted with science and we will send them. Wherever there is science and specialization, wherever there is art we are obliged to keep up and study. For this reason patronage is no more valid. What is valid is necessity. 1923 (37-123)
I never give orders for tasks in the field of science, especially social science. I would like scientists to enlighten me in these fields. Thus, if you have confidence in your knowledge of science, culture, do tell me about it and show me the constructive sides of social sciences and I will pursue them. (28-316)
As a spiritual heritage, I will not leave any verses of the Qu'ran, any dogma or frozen and formed rules behind me. My spiritual heritage is science and the mind. Generations after me will confirm that perhaps we could not reach the goals completely because of serious and deep-rooted difficulties, but they will also confirm that we never gave way to compromises and that we have been guided by the mind and science. (129-13)
Sports And Health
To be successful, the true nature and value of sports has to be understood by the whole nation. They must display sympathy and consider it as a patriotic service rather than providing all kinds of support. 1926 (Atatürk’s B.N., P. 106)
All kinds of sports activities must be considered as the main elements of the national education of the Turkish youth. 1937 (Atatürk’s K.A.N., P.32)
A community can not change its color and strength only with sports. All the initiatives and measures aimed at providing many healthful, social, civilized needs and conditions controlling that field must be applied. 1926 (Atatürk’s B.N., P. 106)
The Turkish nation is by nature a sportsman. You even see village boys wrestling at the threshing field who just start walking. It is not only the Turkish men who best and most adeptly ride a horse; Turkish women can ride as well.
The sport I like most is free wrestling. Whichever Turkish soldier, villager you want, undress and put him on the arena. With straight up shoulders, well, perfectly developed muscles, sharp face lines, sun-tanned complexion and head physique, they refresh as a masterpiece giving confidence and joy to the human spirit. (Ferit Celal Güven, Yücel Magazine, Volume: X, Issue: 57, 1939, P. 130)
The letter he wrote to the wrestler, Kurtdereli Mehmet:
The wrestler Kurtdereli Mehmet,
I recognized you as a Turkish wrestler who became famous in the world. I also learned that you explain the secret of your bright successes with this remark:
“During every fight I think that Turkish nation is standing behind me and consider my nation’s honor.”
I like what you said at least as much as what you have done. For this reason, I note your valuable remark as a professional principal for Turkish sportsmen. By this you will understand how I appreciate your presence and remarks. 1931 (History IV, Republic Of Turkey, T.T.T.C., P.268)
Sports is not only considered as a superiority of physical capability. Perception, intelligence and morality assist it as well. The strong with less intelligence and comprehension can not cope with the less strong but with sufficient intelligence and comprehension. I like the sportsman who is intelligent, agile as well as morally upright. (Ferit Celal Güven, Yücel Magazine, Volume: X, Issue: 57, 1939, P. 130)
The ones who are in charge of organizing the sports activities in the Turkish social structure do not act to win in a competion just to show off while considering to improve the sports life of Turkish children. The basis is, to provide physical education for Turks of all age groups. Our ancestors did not make the statement “a healthy mind is found on a healthy body” for nothing. 1937 (Afet İnan, About Atatürk H.B., P. 86)
Here is our aim in health and social matters: protection and strengthening of the health of our nation, reducing deaths, increasing the population, neutralizing the contagious and epidemic diseases, in this way, raising the individuals of the nation to a healthy condition, energetic, vigorous and capable of working... 1922 (Atatürk’s S.D.I, P. 217)
State Administration
People should always aspire to high, pure and sacred goals. Only thus is it possible to satisfy the conscience, the mind and the whole human being for those who call themselves humans. Those who walk in this path will achieve higher ranks to the degree they are devoted; and this way of life will be definitely apparent.
Because only thus the societies, who are administered by individuals who have nothing to hide, who are open-minded and who have a conscience, can be able to keep track of the actions. Those who hide their ideas, feelings and attempts, those who try to apply secret means may only be those people who are acting in a way unfit to the framework of intellect and logic and which entails embarrassment and shame. Those who are engaged in such actions will have to face a bitter end at the last. 1926 (Ataturk's S.D.III.P. 80-815)
Our conscience has always been clear and it will always stay clear and pure. Those with an ugly face, have a defiled conscience and are those who attempt to call our patriotic, honorable and conscientious deeds ugly. 1927 ( The Speech II, p.882)
An oath is a solemn agreement. An honorable person never breakes his oath. 1919 (Ataturk's S.D.III, p.7-8)
Bear always in mind: Be it today or be it tomorrow, our main strength will be constituted by an honorable, transparent policy and by keeping our words. (Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, p.18)
The burden of responsibility is even heavier than death. (1915)
Never be afraid of speaking the truth. (1918)
We must always be ready to give an account of our deeds before history and before the world. 1930 (Büyük Tarih Trabzon'da, p. 16)
If we do not perform the deeds for which we have the opportunity, history will criticize us. 1928 (Hakkı Tarık Us, Ayın Tarhi, Ataturk'ün Vefatları, N:60, 1938,p.150)
The main principle, accepted by civilized states that are ruled according to the principles of national sovereignty and that is still valid is the principle that the political group, which represents the general demands of the majority and which is capable of taking necessary steps to fulfill the requirements of those demands within its power and capacity, is charged with the administration of the state and gives this esteemed responsibility to its supreme leader.
As a matter of fact, a government that doesn’t fulfill these requirements is not able to rule in any way. To form a government out of powerful, but nevertheless second grade group members and attempt to run it by way of the directives and advice of the first grade leaders of the party is certainly not correct. The tragic results of such a practice could be witnessed especially in the last days of the Ottoman State. Are there not too many harmful effects to count, which the nation had to endure because of the sadrazams (grand vizier) and their governments, who were mere puppets in the hands of Union and Progress leaders?
It can never be the case that a party, which is in the leading position in the Assembly leaves its right to form a government to the opponent party that is in a minority state.
According to rule and principles, only the party which represents the majority of the nation and which has openly stated its intentions can take over the responsibility to form a government and apply its purposes and principles in the country. 1927 (The Speech I, p.221-222)
According to our considerations, political power, will power and sovereignty belong to the common characteristics of a nation as a whole. It is indivisible, inseparable and cannot be transferred to other individuals. 1930 (Afetinan, M.B and M.K. Atatatürk’ün El Yazıları, p. 418)
Begging for pity and mercy is neither the way to run public works or administer the state, nor the way to ensure honor or independence of the nation and state.
There is no principle such as begging for pity and mercy. This, the Turkish nation, the future generation of Turkey shall never forget. 1927 (The Speech I, p. 355)
Is it a good or a bad government? In order to know whether a government is good or bad, we have to answer the question “What is the purpose of a government?” A government has two aims. The first aim is the protection of the nation, the second aim on the other hand, the welfare of the nation. If a government fulfills both duties it is a good, if not, it is a bad government. 1923 (Atatürk’s S.D. II, p. 121)
Essentially, it is the nation that counts. It is the society. The general willpower of the nation becomes visible in the assembly; this is the case all over the world. But there are also individuals. The Assembly carries out public and administrative works with the help of individuals. In each country the individuals and persons in charge of these public services are well known. There is no need to deny the truth by meaningless opinions. 1922 (The Speech II, p. 659)
What I want is to have home affairs discussed in the Grand National Assembly. There is no affair that could not be discussed at the Grand National Assembly before the eyes of the Turkish nation. 1930 (Asım Us, G.D.D., p. 132)
The nation has no master. What is essential, is to give service. He, who serves the nation, becomes its master. 1921 (Atatürk’s S.D. I. P. 195)
It is not our principle to pursue day-to-day politics by time wasting and benumbing speeches on promises we are not in the state to realize. 1931 (Atatürk’s T.T.B IV, p. 552)
Considering home affairs, public issues and essential issues, there is no place for feelings, considerations and friendship relations. 1922 (Atatürk’s S.D I, p. 213)
The country is in need of a unity based on solidarity. To dismember the nation by ordinary policies is high treason. 1925 (Atatürk’s S.D. II, p. 224)
Our principle of governing is to obey the common and general ideas and inclinations of the nation. In order to render these ideas and inclinations as essential and serious, they have to reflect the material and moral needs of the nation. 1925 (Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, p.88)
We are not striving for temporary praise by deceiving the people with promises, we have not the capacity and power to realize. We hate to make false promises like vulgar politicians. 1925 (Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, p.87)
The obligation of those who have been chosen by the people, in order to administer the state in the name of the nation, is to be ready, if necessary, to give account and is incompatible with careless and despotic behavior. 1930 (Afetinan, M.B. and Atatürk’ün El Yazmaları, p. 415)
I’m a man, who wants to see his thoughts embedded in the demands, needs and will power of his nation. This is indispensable to me; only if I have realized this, I feel the responsibility to implement my ideas.
Those who want to work in this country, those who want to rule the country, should enter the country and live under the same conditions of the nation. Only then they will be able to feel seriously what has to be done. (1923)
In any case; if those who serve the nation are expecting great retributions, then they are acting wrongly. We should not expect much from the nation. Those who have served this nation have not done anything else than fulfilling an honorable duty. (1923)
We share the opinion that criticism and ideas articulated by sincere citizens, who are not members of the party and working within another program, despite being republicans and nationalists, will have strengthening affect on our national goals. 1935 (Atatürk’s T.T.B. IV, p.570)
The system, which enables the discussion of public affairs at the Grand National Assembly and before the nation, so that individuals of good will and parties may deliver their private opinions and thus cherish the esteemed interests of the nation, is a system, which I adore and adhere to. With pleasure I see that we are joined under the principle of a secular republic. And this again is a fundament I have searched for all the time and I will be searching for constantly as an adherent within political life. It is for this reason that I consider the establishment of a new party within the Grand National Assembly, based on the same fundament and thus the free discussion of public affairs as the main principle of the republic. (1930)
Today at last, the idea of democracy resembles a constantly rising ocean. The twentieth century has witnessed many despotic governments drowning in this ocean. (1930)
The Grand National Assembly of Turkey
It should address and find a reply to the world of hostility and great evil opposing us. Only the nation can be the most authorised representative of that nation. If the Assembly is opened, it is impossible but even if we must abandon Ankara because of absolute necessities, we can address to our nation with the greater authority and strength than before from any part of Turkey. We will defend our nation’s will and independence, even if we are on the last piece of rock of our country and certainly we will be successful. (March 1920, Y. N. )
The Government of The Grand National Assembly of Turkey is national; wholly material and realistic. This is a government which, among ideals thought to exist, not in order to reach those ideals, but to make them be reached will abstain from a murder which is striking the nation to rocks, sinking it into swamps and last by sacrificing it for daydreams. There are two basic principles of all the Grand National Assembly’s programmes and principles: complete independence, unhindered and unconditional national sovereignty! ( January 1921, S. D. II )
Certainly the nation should control the government. Because if the government’s measures are negative and the nation does not object to the measures and does not remove government from power, it means that also the nation joined those faults and offences. ( December 1920, S. D. II )
The nation chose us. But we are not gathered here to represent this nation’s administration and sovereignty here and during all our lives as if we have inherited a fortune. ( December 1921, S. D. I )
Sir, our government is not a democratic government, it is not a socialist government and indeed, as for the governments in the books, from the point of view of the Islamic characteristic, it does not resemble any of those. Still, this is the government that emphasises national sovereignty and national will. If it is necessary to characterise our government in view of the social sciences, we say: the government of the people. Sir, we have been gathered to protect and observe our rights and to guarantee our independence. We accept the war as entirely legal and being against imperialism that wants to destroy us and capitalism that wants to get rid of us. In other words we can understand that the base that our government founded on is social science. And we are not interested in whether it resembles the democratic one or the socialist one! Sir, we must be proud of with being unique. Because we resemble ourselves! ( December 1921, S. D. II )
Friends, is a government good or miserable? To determine whether a government is good or miserable, it is necessary to consider the purpose of the concept of government? The concept of the government has two objectives. One, to protect and preserve the nation and another, is to provide for the nation’s prosperity. If the government provides these two conditions it is good, but if not, it is miserable. ( March 1923, S. D. II )
To be able to pass from the sultanate era to the republic era we have lived a transition period, as you all know. In this period two ideas and visions struggled with each other. One of those ideas is the continuation of the sultanate era. The supporters of this idea were clear. The other idea is to bring sultanate administration to an end and to set up the republican administration. The second one was our idea. We saw objections to declaring our opinion clearly. We had to overcome the ideas of the supporters of sultanate administration before we declared our ideas, to find the right time to realise our aim. As the new laws were realised, especially when the constitution was realised the sultanate partisans insisted the indication of rights and authorities of the caliph. We agreed that it was not the appropriate time for this.
We intended to shape the government administration in the context of national sovereignty as a basis, without mentioning the republic.
We insisted that there is no higher authority than The Grand National Assembly. And we were trying to prove it is possible to administrate the country without the sultanate and caliph positions.
We did not say a word about the duties of president and the president of the Assembly carried out the duties de facto. Actually the president of the Assembly was the second president. There was a government. But it was born by “The Grand National Assembly” . we avoided to pass to the cabinet system. Because the sultanate partisans immediately would have suggested to use the sultan’s authority.
Well, in these stages of struggle during the transition period, we had to persuade them of the governing system of The Grand National Assembly. Our opponents objected to us because they found this system incomplete and tried providing the clear definition of constitutional monarchy. They were asking what is the definition of this government model that you try to implement? We had to silence them by giving replies that were required then. 1927 ( The Speech ( address) II, p. g. 838 – 839 )
Also could have written a book by attracting attentions to needless points of the ideas which were not able to be carried out. But we did not. We chose implementing policies on the path to national improvement instead of talking. On the other hand, the Assembly adopted principles such as “ Sovereignty belongs to The Nation.”, “Except for The Grand National Assembly no authority may dominate the national will. ”, “ In all legislation, in all organisation, in all implementations of administration, in general education, in economic affairs national the foundation of sovereignty basis be kept in mind. ”, “The resolution on the annulment of the sultanate is an absolute resolution and can not be changed.” 1927 ( The Speech II, p. g. 719 )
Sovereignty and sultanate could not be given by anyone to anyone with talk or with dispute because it was the implementation. Sovereignty and sultanate was taken with power, capacity and force. Osmanoğulları had kept with force the Turkish nation’s sovereignty and sultanate and they had continued this for six centuries. And now, the Turkish nation has declared clearly her sovereignty and sultanate by rebelling. This was immediately done. What is discussed, is it not whether we will leave the sultanate and sovereignty to the nation herself? The discussion is essentially real. But how can we declare this reality? It will certainly be. If those gathered here, The Assembly and everybody sees the issue as normal, I think that this is the time. Otherwise again the realities will be declared as necessary. But the probability is, some heads may be cut off. 1922 (The Speech II, p. g. 691 )
We are stronger than before. We have bigger capability and are fitter to live in comparison with the past. What brought about this superiority? The real reasons lie hidden in the foundation on two principles. One of these principles is Misakı Milli ( National Oath ), the second one is our constitution that our nation holds in her hands unhindered and unconditionally. The Grand National Assembly has gathered under difficult conditions. And The Assembly determined the state’s and the nation’s condition and characteristic, verified its absolute resolutions with constitution and laid the foundation of the Republic of Turkey by accepting the 1st November 1922 resolution.
The importance and value of the 1st November resolution is equal to our war of independence in importance and value. Although Misakı Milli is the rule that fixes the place and situation of our country against external enemies, the resolution of 1st November 1922 is the weapon against ignorance, confusion, poverty, bad luck and it brought the sultanate, that was a lasting enemy of our nation, to an end. They had the temerity to deliver our country to the foe, because they had that temerity in that administration's shape and body. 1922 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 297 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:48 #7
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

Türk Milleti
Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir. (Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlardan Hatıralar, S. 95)
Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.
1923 (Taha Toros, Atatürk'ün Adana Seyahatleri, S. 23)
Türk! Öğün. Çalış. Güven. (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 304)
Bir Türk dünyaya bedeldir. (1925)
İngiliz ateşemiliterinin sorduğu bir sorunun cevabıdır:
Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Tedoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Attillâ'ya, barış görüşmesinden önce sormuş:
"Siz hangi asîl ailedensiniz?" Attillâ da ona cevap vermiş: "Ben asîl bir milletin evlâdıyım!" İşte benim cevabım da size budur!" (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk; T. Ve D.K.H., S. 54)
Türk milleti büyük bir arslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış göz ile görülmez küçük varlıklarız. O arslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek... İşte bizim için iftihar edebilecek rol budur. 1931 (Asım Us, Hatıra Notları, S. 322)
Ben batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım. Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini şahsen tanırım ve bu tanışmam da harb sahalarında olmuştur, ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur. Yemin ederek size temin ederim ki, bizim milletimizin manevî kuvveti bütün milletlerin manevî kuvvetinin üstündedir. 1920 (Atatürk'ün S.D. I, S. 81)
Türk milleti, güzel her şeyi, her medenî şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, herşeyin üstünde tapındığı bir şey varsa, o da kahramanlıktır. Bu sözlerim şüphesiz bugünkü uyanık Türk gençliğinin kulaklarında yüksek ve tesirli akisler yapacaktır. Yüksek huylarına ehemmiyetle baktığım Türk çocuklarından daha az şey istemem.
Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek maksatlar uğrunda ölmesini biliriz. (Makbule Atadan Anlatıyor. Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk III, Der: N.A. Banoğlu, S. 79)
Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kat'i olarak söyleyeyim ki bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için herşeye girişir ve bu gaye uğrunda her fedakârlığı yaparsa, muvaffak olmaması mümkün değildir. Elbette muvaffak olur. Muvaffak olamaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde millet yaşadıkça ve her türlü fedakârlıkta bulundukça muvaffak olamaması hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz. 1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.O.K. Atatürk'le beraber; Cilt: II, S. 346)
Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 143)
Felâketler, elemler, mağlûbiyetler milletler üzerinde bir takım etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir. Bu etkenlerin başlıcası, öyle kara günlerinde sonra milletlerin uyanması vakalarını bulması ve kendi benliğini duymasıdır.
Milletleri yükselten bu özelliklere bir etken daha ilâve edelim: İntikam hissi... Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelâde bir intikam değil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların zararlarını yoketmeye yönelen bir intikamdır. Bütün dünya bilmeli ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet acizlik ve zaaftır. Bu, insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yokoluşunu ilân etmektir. 1923 (Atatürk'ün S.D. II. S. 117)
Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmağa kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Haysiyetinin bir zerresine, vatanın bir avuç toprağına vuku bulacak tecavüzün bütün mevcudiyetine vurulmuş darbe olacağını artık Türk milletinin farketmediğini sanmak hatadır. 1924 (Behçet Macit, Gazi ve Eserleri, S. 96)
Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerinin çocuklarına kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: "Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemişti, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz."
Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milleti'nin nefesinin sönmiyeceğini onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur. 1935 (Atatürk'ün T.T.B. IV., S.575-76)
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milleti'nin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak kararlı bir şekilde yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü Türk Milleti'nin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir. Çünkü Türk Milleti millî birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk Milleti'nin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.
Şunu da ehemmiyetle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyet olan Türk Milleti'nin tarihî vasfıda güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besliyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.
Asla şüphem yoktur ki; Türklüğün unutulmuş büyük medenî vastı ve büyük medenî kabiliyeti bundan sonraki inkişafiyle âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti,
Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene! 1933 (Atatürk'ün S.D. II, S. 272)
Memleket ve millet hizmetlerinde baş olmak isteyenlerin ilham kaynağı, milletin hakikî hisleri ve emelleridir. Bizim anılmağa değer bir hareketimiz varsa o da milletin duygu ve eğilimlerinde varlığına temas etmeğe çalışmaktan ibarettir. Her türlü muvaffakiyet sırrının, her nevi kuvvetin, kudretin hakikî kaynağının, milletin kendisi olduğuna kanaatimiz tamdır. 1925 (M.E.İ.S.D. I, S. 26)
Söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana nereden ilham ve kuvvet aldığımı sordu. Arkadaşlarımızın sorduğu ilham ve kuvvet kaynağı, milletin kendisidir. Milletin müşterek eğilimi, umumî fikri olduğunu inkâr edenler de vardır. Bu gibileri, hepiniz çok işitmişsinizdir. Bu gibiler memleket ve milletle alâkasız, dalgın insanlardır. Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felâketler hiç şüphe etmemelidirki, bu dalgın insanların memleketin talihini ve iradesine ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir.
Bir topluluğun mutlaka ortaklaşa bir fikri vardır. Eğer bu her zaman dile getirilemiyor ve belirtilemiyorsa, onun yokluğuna karar verilmemelidir. O, yapılan işlerde mutlaka mevcuttur. Varlığımız, bağımsızlığımızı kurtaran bütün işler ve hareketler, milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin yüksek belirtisinden başka bir şey değildir. 1925 (Atatürk'ün M.A.D., S. 22)
Biz, ilhamlarımızı, gökten ve görünmez âlemlerden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir. 1937 (Atatürk'ün K.A.N., S. 40)
Bu millet hakikî eğilimine zıt düşünceye sapanlara iltifat etmemektedir. Bununla bugün çok övünüyorum. Bundaki isabetin sırrını izah için derhal söylemeliyim ki bizim ilham kaynağımız doğrudan doğruya büyük Türk Milleti'nin vicdanı olmuştur ve daima olacaktır. Bütün hareketi, verimi, kuvveti millî vicdandan aldıkça, bütün teşebbüslerimizde milletin sağ duyusunu, rehber saydıkça şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da milleti doğru hedeflere eriştireceğimize imanımız tamdır. 1925 (Atatürk'ün B.N., S 92)
Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyeti ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur. Bu büyük millet, arzu ve istidadının yöneldiği istikametleri görmeye çalışan ve görebilen evlâdını daima takdir ve himaye etmiştir. 1926 (Atatürk'ün S.D. I, S. 337)
Millet sevgisi kadar büyük mükâfat yoktur. İstiklâl harbinde benim de milletime ettiğim bir takım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir, dedim; aranacak olursa, doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu isbat etmek için, yapmamız lâzımgelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz; bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmî çalışmalarda bunlar arasındadır. Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem şudur: şahsınız için değil, fakat mensup olduğunuz millet için elbirliği ile çalışalım; çalışmaların en yükseği budur. (Muzaffer Göker, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 388)
Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla övünç duyuyorum. "Yapacağım. Yapacağız. Yapabiliriz" dediğim zaman onların gerçekten yapabileceğime inanmıştır. Nitekim Sakarya Muharebesi başlamadan evvel "Düşmanı memleketimiz içinde boğacağız" demiştim. Bana bazı mühim sayılan yerlerden müracaatlar vâki olarak "milleti beyhude yere kırdırmayınız" demişler; Romenlerden, Bulgarlardan, Yunanlılardan bahsederek kurtuluşumuzu geleceğe bırakmanın uygun olacağını söylemişlerdi. Fakat milletin kabiliyetini, imanını gözönüne alarak onlara "Hayır, yapacağız!" demiştim. Şimdi de milleti refaha, ilerlemeye, memleketi mutluluğa sevketmek için mevcut kabiliyetimizi gözönünde alarak "Bunu da yapacağız!" diyorum. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 70)
Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 123)
Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür. (Yusuf Ziya Özer, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 287)
Mühim bir vazifenin yapılışında benden evvel işe girişen, millet olmuştur. Benim şu veya bu sebeple tehir ettiğim mühim vazifeyi millet bana ihtar etmiş ve yaptırmıştır. Bunu milletin müşterek ruhundaki yükseklik ve erginliğe parlak bir misal olarak anmayalım. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 44)
Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynağı milletimin sinesidir. 1919 (Reşit Paşanın Hatıraları, S. 86)
Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna ve benim uğruma, canını vermeğe hazır olmasaydı ben hiçbir şey yapamazdım. (Behçet Kemal Çağlar, Atatürk, Anekdotlar -Anılar, Der. : Kemal Arıburnu, S. 39)
Ben binbir müşkül karşısında yılacak bir insan olsa idim büyük işlerin rehberliğinde, milletim beni yaya bırakırdı. Milletimin iyi niyetine daima minnettarım. (Afetinan, Atatürk hakkında H.B. S. 21)
Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim. (Haziran 1937)
Hayatımın bütün safhalarında olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felaketleri arasında da, bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nev'i şahsi duygularımı, milletin selameti ve saadeti namına feda etmekten zevk duymayayım.
Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegâne millet Türklerdir. (1937)
Kudretsiz dimağlar, zayıf gözler, hakikati kolay göremezler. O gibiler büyük Türk milletinin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır. (1925)
Millet, muasır medeniyetin bütün milletlere temin ettiği hayat ve vasıtaları, esasta ve şekilde aynen ve tamamen gerçekleştirmeye kati karar vermiştir. Millet, yenilik ve ıslahat sahasında gösterdiği gayretlerin asırlardan beri olduğu gibi, türlü yalan ve dolanla biran bile durmasına müsaade etmemek azmindedir.
Millet, milletlerarası umumi mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak muasır medeniyette bulunabileceğini, sabit olmuş bir hakikat diye benimsemiştir.
Millet, saydığım değişiklikler ve inkılapların tabii ve zaruri icabı olarak umumi iradesinde ve bütün kanunlarında, ancak dünya ihtiyaçlarından mülhem ve ihtiyacın değişmesiyle değişip gelişmesi esas olan dünyevi bir idare zihniyetini hayat düsturu saymıştır. (1925)
Bu büyük millet, arzu ve istihdadının yönelmiş olduğu istikametleri göstermeye çalışan ve görebilen evladını daima takdir ve himeya etmiştir. (1926)
İki Mustafa Kemâl vardır. Biri, ben, fâni Mustafa Kemâl; diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemâller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike ânında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı? Feyiz milletindir, benim değildir. (1935)
Türk milletinin istidadı ve katî kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektedir. (1924)
Türk milleti şuurla ve bunca bin senelerin açtığı devasız yaraları acele tedavi etmek ıstırabiyle, hakikat denilen cevheri bulmuş olduğuna inanarak, uzun adımlarla kurtuluş aramaya karar vermiştir. Bunun önüne sed çekmek isteyeceklerin âkıbeti Türkün kuvvetli ayakları altında ezilmektir.
Silâhı ile olduğu gibi aklı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti, ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin sâf seciyesi istidat ile doludur. (15 Temmuz 1921)
Samsun'a ayak bastıktan sonra derhal memleket ve milleti yokladım. Gördüm ki, memleketin ve milletin temayülü istiklâl müdafaasında tereddüt edenleri utanılır mevkiinde bırakabilecek mahiyettedir. Filhakika iki seneden beri bütün dünyanın şahit olduğu olaylar düşüncelerimde isabet ve milletin azim ve imânında hakikî salâbet olduğunu ispat etti. (23 Nisan 1921)
Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için belli başlı vasıtadır. Gaye fikirdir. Zafer bir fikrin istihsal ve hizmet nisbetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin istihsaline dayanmayan zafer payidar olamaz. O boş bir gayrettir.
Bizi diğer medeni milletler arasında geri bıraktıran adlî, siyasî, iktisadî, malî zincirler kırılmıştır. Parçalanmıştır... Bugüne kadar kazandığımız muvaffakıyet, bize ancak terakki ve medeniyete doğru bir yol açmıştır. Yoksa terakki medeniyeti henüz ulaşılmış değildir.
Büyük davamız, en medenî ve müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil düşüncelerinde temelli bir inkılâp yapmış olan Büyük Türk Milletinin dinamik idealidir. Bu idealin en kısa bir zamanda kavramak için, fikir ve hareketi, beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu teşebbüste, başarı ancak, süreli bir planla ve rasyonel çalışmakla mümkün olabilir.
Millî mücadele ve Kurtuluş Savaşı
Millî mücadelenin maksat ve gayesi tam istiklâlini ve kayıtsız-şartsız egemenliğini sağlamak ve sürdürmektir. Millet, dış istiklâlini kazanmak için, lâzım gelen hattı hareketini misakı millî ile ifa etmiştir. Millî hakimiyetini elde edebilmek için, takibi lâzım gelen hareket hattını da Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tesbit etmiştir. (1923)
Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlık edinilmesiyle sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bayındır olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumunda yüksek bir işlem için değer taşıyamaz. Yabancı bir devletin koruma ve esirgemesini benimsemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçyetmezliği ve uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılığa düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı getirmeleri asla düşünülemez.
Oysa, Türk'ün haysiyet ve kendine inanı ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!
Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm!
Biz haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz çarpışmanın kutsallığı düşüncesinde ve hiçbir gücün bir milleti yaşamak hakkından yoksun kılınmayacağı inancındayım. (Nutuk)
Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. 1920
Ben, 1919 senesi mayıs içinde Samsun'a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti'nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu millî kuvvete, bu Türk Milleti'ne güvenerek işe başladım.
Ben, Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. 1937
Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez. (1919)
Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten yükümlü bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardır. Yapmaları mecburi idi, vicdani idi, insani idi, millî namus gereği idi. Ben bu mukaddes esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk Milleti'nin hakiki hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı hareket edemezdim. (1925)
Bağımsızlık gayesinin elde edilişine kadar, tamamiyle milletle birlikte, fedakârane çalışacağıma mukaddesatım namına yemin ettim. Artık benim için Anadolu'dan hiçbir yere gitmemek katidir. (1919)
Millî irade kendi istikametinde bir nehir gibi coşup taşacaktır. Mücadeleyi her noktasından düşünerek uyanış ve coşkunluk hasıl olmuştur. Sadece dayanıklı olmak ve vazifede kusur etmemek temel şarttır. (1919)
Millî dava ancak bu inan, bu irade ve azimle gerçekleştirilecektir. Yaşaması ve muzaffer olması gereken değersiz şahıslarımız değil, millî kurtuluşu temin edecek olan fikirlerdir. (1919)
Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul'a gitmeyeceğiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtuluş çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız. (1919)
Bazı arkadaşların yoksulluk içinde bu büyük dâvanın başarılamayacağını zannederek, memleketlerine dönmek arzusunda olduklarını duydum. Arkadaşlar! Ben sizleri bu millî dâvaya silâh zoruyla davet etmedim, görüyorsunuz ki sizi burada tutmak için de silâhım yoktur. Dilediğiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Fakat şunu biliniz ki, bütün arkadaşlarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu Meclis-i Âli'de tek başıma kalsam da, mücadeleye ahdettim. Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara'ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silâhımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elma Dağı'na çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uğruna hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum. (1920-Birinci Büyük Millet Meclisi'nin gizli celsesinde)
Millî müdafaamızı; düşmanların bayrakları, babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terkedemeyiz. İstanbul mabedleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz mücadelemize devam etmeye mecburuz. Kendi hükûmetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak, yabancı esareti bahasına nail olacağımız huzur ve mutluluktan bin kere üstündür. (1920)
Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini teminle uğraşılmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunlar hepsi anlamı kalmamış birtakım mânasız sözlerden ibarettir. O halde ciddi ve hakiki karar ne olabilirdi?
Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız ve şartsız müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek!
İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur. (1927)
Harcici siyasetimizde başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak, hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusumuzu müdafaa ediyoruz ve edeceğiz. Şimdiki medeniyetin devletler arası münasebetlerde ortaya attığı ve en yüce, temiz emel ve düşüncelerin bir özeti demek olan "her milletin kendi mukadderatına kendisinin hâkim olması" hakkını biz yeryüzünde yaşayan milletlerin hepsi için tanıyoruz, bizim de bu hakkımızın kayıtsız şartsız talebimizi tanımamak yüzünden akan ve akacak olan kanların mesuliyeti şüphesiz sebep olanlara aittir. Bizi, millî davamızı takipten yıldıracak hiçbir vasıta, hiçbir kuvvet düşünülmüş değildir. Millî davamız, bizim hayatımızdır. Hayatına suikast edilen en zayıf yaratıkların bile bu isteğe karşı isyan ve nefretle son nefese kadar kendisini müdaafaya çalışmasından daha tabii bir şey yoktur. (1921)
Bizi imha etmek görüşü karşısında mevcudiyetimizi silahla muhafaza ve müdafaa etmek pek tabiîdir. Bundan daha tabiî ve daha meşru bir hareket olamaz. (1921)
Düşmanın mükemmel ve kuvvetli ordularını mağlup etmek için kendimizde bulduğumuz kuvvet ve kudret, dâvamızın meşruluğundandır. Gerçekten, biz millî hududumuz dahilinde hür ve müstakil yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Biz Avrupa'nın diğer milletlerinden esirgenmeyen, haklarımıza tecavüz edilmemesini istiyoruz. (1921)
Biz bir amaç takibediyoruz. Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Müstakil olarak milletimizin muayyen hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyliyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır. (1920)
Millî mücadeleyi yapan, doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlâtlarıdır. Millet, analarıyla, babalarıyla, hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Millî mücadelede şahsî hırs değil, millî ülkü, milli izzetinefis hakiki etken olmuştur. (1925- Atatürk'ün S.D. II, S. 231)
Ben, memleket ve milleti düştüğü felâketten çıkarabileceğim inancıyla Anadolu'ya geçtiğim ve amacın gerektirdiği teşebbüslere giriştiğim zaman cebimde, emrimde beş para olmadığını söyleyebilirim. Fakat parasızlık benim milletle beraber atmaya muvaffak olduğum hedefe yönelmiş adımları durdurmaya değil, zerre kadar azaltmaya dahi sebep teşkil edememiştir. Yürüdük, muvaffak olduk, yürüdükçe, muvaffak oldukça maddi güçlükler kendiliğinden ortadan kalktı.
Türk Milleti, kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan müteşebbisleri, heyetleri güçlükler karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek şeref hisleriyle donanmıştır. (1926- Atatürk'ün B.N.S. 103-104)
Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.
Vatan mutlaka selâmet bulacak, millet mutlaka mutlu olacaktır. Çünkü kendi selâmetini, kendi saadetini memleketin ve milletin saadeti ve selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur. (Nisan 1922)
Birinci İnönü Meydan Muharebesi, inkılâp tarihimizin çok mühim, çok verimli bir sayfasıdır. Gelecek nesiller ve bütün dünya bu sayfayı araştırıp inceledikçe Türk inkılâbını yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran bugünkü Türk Topluluğunu, elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S.205)
Birinci İnönü, muharebe meydanının ufuklarında yükselen zafer güneşi, Türk milletinin yüksek fazilet ve mâneviyatının belirtisidir. Bu doğuş karşısında büyük bozgunlar oldu...
Birinci İnönü Zaferi, İkinci İnönü Zaferinin, Sakarya büyük kanlı savaşının ve en nihayet Türk vatanının; Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuştur. Bu sebeple Birinci İnönü Meydan muharebesini kazanan Türk ordusunun bütün mensupları, dünya tarihinde unutulmaz şanlı bir menkibe sahibi olarak ebediyen yaşayacaklardır. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S.206)
Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakaryada kazanmış olduğu meydan muharebesi pek büyük bir meydan muharebesidir. Harb tarihinde benzeri belki olmıyan bir meydan muharebesidir. Büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Muharebesi dahi yirmibir gün devam etmemiştir. 1921 (Atatürk'ün S.D. I, S.177)
Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyliyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu muharebe subay muharebesi olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar kıymet ve fedakârlıklarını bütün kalb ve vicdanımla ve takdirlerle yadeylerim. Fertlerimizi methüsenadan çok yüksek görürüm. Zaten bu milletin evlâdı başka türlü tasavvur edilemez. Bu milletin evlâtlarının fedakârlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Askerlerimiz hakkında yeni bir şey ilâve etmek isterim: Kahraman Türk askeri, Anadolu muharebelerinin mânasını anlamış, yeni bir ülkü ile muharebe etmiştir.
Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan mürekkep ordulara malik bir millet elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün mânasiyle muhafaza etmeğe muvaffak olacaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından mahrum etmeğe kalkışmak hayal ile vakit geçirmektir. 1921 (Atatürk'ün S.D. I, S. 178)
Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan muharebesi ve onun son devresi olan 30 Ağustos Türk tarihinin en büyük bir dönüm noktasını teşkil eder. Milli tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar keskin neticeli ve bütün tarihte, yalnız bizim tarihimizde değil, dünya tarihinde yeni yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 81-82)
Bu Anadolu zaferi tarih arasında, bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar kadir ve ne kadar zinde bir kuvvet olduğunun en güzel bir misali olarak, kalacaktır. 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S. 260)
Biz, bu harekâtı, neticesini tamamen bilerek yaptık. Bütün bunlar belki bütün dünyaya hayret verecek niteliktedir. Onun için ordumuzun kudretini anlamayan ve anlamaktan âciz olanlar bu muazzam eseri beklenmedik bir tesadüf eseri gibi göstermek istiyorlar. Fakat; hiçbir vakit öyle değildir. Hareket bütün teferruatına kadar tamamen düşünülmüş, tespit olunmuş, hazırlanmış, idare edilmiş ve neticelendirilmiştir. 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S. 256)
Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin, yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum. 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S.240)
Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen imha veya esir eden ve kılıçtan kurtulanları Akdenize, Marmaraya döken harekâtımızı izah ve tavsif için söz söylemekten kendimi müstağni sayarım.
Her safhasiyle düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk subay ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tesbit eden muazzam bir eserdir.
Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım. 1927 (Nutuk II, S. 677)
30 Ağustos Bayramında tebrikleri kabul ederken:
Bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların herbirinin adını Kocatepe'nin sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı vardır: Türk askeri... Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!... 1928 (İbrahim Necmi Dilmen, Atatürk Anekdotlar, Der: Kemal Arıburnu, S. 120)
Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini gözönüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına göstermeye devam etmesini isterim.
Ordular; ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri! 1922 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 449)
Türk kumandanları, kumanda etmesini, Türk askeri ölmesini bildi. Harbi kazanışımızın sırrı bundan ibarettir. 1922 (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, S. 90)
Vatanın kurtuluşu, milletin görüş ve idaresi kendi alınyazısı üzerinde kayıtsız şartsız hâkim olduğu zaman başlamış ve ancak milletin vicdanından doğan ordularla olumlu ve kesin neticelere ermiş. 1922 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S.459)
Memleketimizi hiçbir hak ve adalete dayanmayarak çiğnemek ve çiğnetmek teşebbüsü, muzaffer ordumuzun fedakârane ve cansiperane gayretiyle lâyık olduğu başarısızlığa uğratılmış ve milletimiz, tarihin nadir kaydettiği bir zafer kazanarak sevgili yurdumuzu kurtarmıştır. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S. 290)
Şunu bir gerçek olarak biliniz ki, şeref hiçbir vakit bir adamın değil, bütün milletindir. Eğer yapılan işler mühimse, gösterilen muvaffakiyetler belli ise, inkılâplar dikkati çekici ise her fert kendini tebrik etmelidir. Çünkü böyle büyük şeyleri ancak çok kabiliyetli olan büyük milletler yapabilir ve bu milletin her ferdi, böyle en kabiliyetli ve büyük bir millete mensup olduğunu düşünerek kendini tebrik etsin. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S.123)
Bütün bu muvaffakiyet yalnız benim eserim değildir ve olamaz. Bütün muvaffakiyet, bütün milletin azim ve imanıyla çalışmasını birleştirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve seçkin ordumuzun kazandığı başarı ve zaferlerdir. 1928 (Atatürk'ün S.D. II, S. 76-77)
Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyliyeyim ki; benim, ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin, bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının, azimlerinin, ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi. 1928 (Atatürk'ün S.D. II, S. 228)
Her safhası vatan için, evlâtlarımızın torunları için şerefli hâdiselerle dolu büyük bir kahramanlık menkıbesi teşkil eden Anadolu muharebelerinin heyecan veren tafsilâtını tarihin diline terkediyorum. Millet; milletin ruh sanatı, musikisi, edebiyatı ve bütün estetiği, bu kutsal mücadelenin ilâhî nağmelerini sonsuz bir vatan aşkının coşkun heyecanlarıyla daima şakımalıdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S.305)
Geçirdiğimiz buhranlı günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber kutlayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düşman silâhiyle göğüsleri delinmiş bahtiyarlar olduğu gibi yangınlarda, ateşlerde yakılmış bedbaht çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır. Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmiş, ebediyen ağlamağa mahkûm genç kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında muharebedeki namus vazifesini şerefle yaparak bugün memleketlerine dönmüş gaziler vardır. Onlardan şehitlik şarabını içmiş olanların ruhlarına fatihalar sunalım. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S. 308-309)
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:48 #8
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

Turkish Nation
My only honorary title and my only wealth is nothing but being a member of the Turkish Nation. ( Mahmut Esat Bozkurt, Memories from the Recent Past, p. 95 )
This country was Turkish in the past, is Turkish in the present and will live as Turkish forever. 1923 ( Taha Toros, Atatürk’s Adana Visits, p. 3 )
Turk! Be Proud. Work. Trust. ( Afet İnan, About Atatürk H. B., p. 304 )
A Turk is equal to all the world. ( 1925 )
The answer to the question asked by the British Military Attache :
Tedoz, who takes pride in his parents’ blue blood, asks Atilla, who wants to conquer the Italian peninsula, before the peace talks:
“ Which noble family do you belong to? “ Atilla replies: “ I’m a son of a noble nation” My answer to your question is exactly the same! ( Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk; T. And D. K. H. , p. 54 )
Turkish nation is a gigantic lion. We are all tiny creatures too small to be seen stuck and finding shelter in his hair. The effective acts and movements of the lion are the effective acts and movements of the revolution. To be able to incite the lion to act and move... For us, this is the role we can be proud of. 1931 ( Asım Us, Memoirs, p. 322 )
I know western nations and all the nations in the world. I know the French, the German, the Russian and all other nations, and I came to know them on the front under fire, face to face with death. I assure you that the moral strength of Turkish nation is superior to that of all the other nations’. 1920 ( Atatürk’s S. D., p. 81 )
Turkish nation likes and appreciates everything that’s beautiful, everything that’s high, everything that’s civilized. But without a doubt, the one thing that the Turkish nation values more than anything is heroism. Surely these words will echo strongly and effectively in the ears of today’s sharp Turkish youth. I wouldn’t expect any less from the Turkish youth whose noble disposition I regard as extremely important.
We are no less than the other nations. We are brave, we are intelligent, we are hardworking, we know how to die for noble causes. ( Makbule Atadan Tells. Atatürk with witty remarks, anecdotes and drawings III, Compiled by: N. A. Banoğlu, p. 79 )
There is no “ Nation “ and “ We “, there is only the nation in whole. “ We “ and “ Nation “ are not two individual things. Let me assure you that if a nation does whatever it takes to save its existence and independence and makes every sacrifice to reach this goal, it is not possible for such a nation to be unsuccessful. It will succeed for sure. If a nation cannot succeed, then it is dead. So, as long as the nation exists and makes every necessary sacrifice, failure is not possible at all. 1919 ( Mazhar Müfit Kansu, E. O. K. With Atatürk; Vol. II, p. 346 )
If we want the world to respect us, first we must show this respect to our own personality and nationality in feelings, in thoughts and in action; we must keep in mind that the nations that couldn’t develop their own national personality can only be prey to other nations. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. 143 )
Disasters, anguish and defeats causes some effects on nations. The main one of these effects is that, after such dark days, nations wake up, remember their dignity and sense their own personalities.
We should add another one to these effects that exalt the dignity of the nations: the feeling of revenge... There should be the feeling of revenge in the heart of the nations. This is not an ordinary revenge, but the one that aims to repairing the harm done by the ones that are enemies of the nation’s life, prosperity and future. The whole world must know that it is not, and will not ever be possible for us to forgive such an enemy so long as it stands against us. Showing mercy to the enemy is weakness and inability. It is not humane, but the manifestation of the vanishing of the human character. 1923 ( Atatürk’s S. D. II. P. 117 )
The undecided, rotten mentality of the past is dead. The whole world should know that the Turkish nation is able to exhibit its rights, dignity and honor. The whole nation will stand up in one body and fight for a single foot of motherland soil. It is a mistake to think the Turkish nation hasn’t realized that any aggression against the least bit of its dignity, a handful of motherland soil is an attack against its whole presence. 1924 ( Behçet Macit, The Ghazi and His Works, p. 96 )
Those who are about to pass away and say farewell to the Turkish nation, should say ,as their last words to their children whose life will go on : “ My duties to Turkish nation, Turkish people and the future of the Turk haven’t been accomplished yet. It is now up to you to complete them. You should repeat these words to your descendants. “
These words are not the expression of an individual, but the expression of a “ Sense “ of Turkish nation. Every Turk will breathe his last breath repeatedly saying these words to his children as a password. The last breath of every Turk should show that the breath of the Turkish nation never cease and it will keep on breathing forever. Noble Turk, there is no limit to your nobility. 1935 (Atatürk'ün T.T.B. IV., S.575-76)
We have accomplished many important duties in such a short time. The most important of these duties is the Republic of Turkey, whose foundation is Turkish heroism and noble Turkish culture. We owe this success to the Turkish people and its invaluable army that have walked hand in hand in utmost determination. But we can never say what we have done so far is enough. Because we have to do more and we are determined to do so. We will bring our country to the level of the world’s most civilized and prosperous countries. We will raise our national culture beyond the level of contemporary civilization.
We will do more in shorter time. I am sure that we will succeed. Because Turkish people have a noble character. Turkish people are hardworking, Turkish people are intelligent. Because Turkish people have succeeded in overcoming difficulties by national unity and identity. And because, on the path of development and civilization, the torch in the hands and mind of Turkish people is positive science.
I must also stress that another historic quality of the Turkish nation, which is a noble society, is to appreciate and master the fine arts. For that reason, it is our national ideal to develop our nation’s noble character, untiring industriousness, natural intelligence, faith in science, affection to fine arts, sense of national unity by continuously supporting them with every imaginable means and measures.
I have no doubt at all; the great albeit forgotten cultural achievements and great civilizing talents of the Turks shall rise on the horizon of the future and of progress.
Turkish Nation,
I sincerely hope that you celebrate this grand national occasion every ten years forever with more pride. more happiness, in peace and prosperity.
What joy to he/she who says “ I’m a Turk ! “ 1933 ( Atatürk’s S. D. II, p. 272 )
The source of inspiration for those who want to be a leader in serving the country and the nation is the sincere feelings and desires of the nation. If we ever did anything that is worth mentioning, that would be nothing but our effort to touch the presence of the nation in terms of its feelings and tendencies. We have no doubt whatsoever that the secret to any success, the true source of any power and capacity is the nation itself. 1925 ( M. E. İ. S. D. I, p.26 )
One of our friends who made a speech asked me what was the source of inspiration and power for me. The source of inspiration and power our friends inquired about is the nation itself. Some deny that a nation has a common tendency, a common view and idea. Probably you all have heard such people many times. Such people are absentminded ones who are indifferent to the country and the nation. Many disasters our country and nation had to face were undoubtedly caused by the fact that those absentminded ones had the control of the fate and the will of the country.
A community undoubtedly has a common idea. Maybe this idea cannot always be expressed, but this should never lead one to decide that such a common idea is nonexistent. It surely exists in the affairs. Our presence, all acts and accomplishments that saved our independence are nothing but the noble sign of the nation’s common idea, desire and resolution. 1925 ( Atatürk’s M. A. D., p. 22 )
We have taken our inspiration neither from the skies, nor from the invisible worlds, but directly from life itself. What draws our path are the motherland we live in, the Turkish nation we belong to and the conclusions we have drawn from the pages of the history of nations which are full of disasters and anguish. 1937 ( Atatürk’s K. A. N., p.40 )
Our nation doesn’t approve of those who think and act opposite to it’s true tendencies. Today, I am proud of this virtue. To explain how appropriate it is, I must say that our source of inspiration has always been, is and will always be the conscience of Great Turkish Nation. We believe beyond any doubt that, as long as all of our acts, power and productivity find foundation in national conscience, and as long as we are guided by the national common sense, we, as we have done so far, will carry the nation forward to the right goals. 1925 ( Atatürk’s B. N., p. 92 )
When we attempted to accomplish our great duties, our main guide and source of success was our nation’s noble common sense and capacity. This great nation always appreciate and support his sons who try and see the directions its desire and capacity lead. 1926 ( Atatürk’s S. D. I, p. 337 )
There is no bigger reward than the Nation’s love and affection. I think I served my nation in some ways during the independence war. But I have never taken credit for any of them alone. I always say “ All that’s done is the nation’s accomplishment ” and that is the truth. We can not claim that we have done all we have to do to prove that we are the descendants of a race and a nation that formed countless civilizations in the past, for we have yet much work to do to today and tomorrow. Scientific efforts are among them. My advice to my friends is this: Let’s work hand in hand not for ourselves, but for the nation we belong to, for this is the noblest of all works. ( Muzaffer Göker, T. T. K. Belleten, Vol. 3, Issue: 10, 1939, p. 388 )
I’m proud of the fact that I have never deceived my nation with my words and actions. When I said “ I will do it “, “ We will do it “, “ We can do it “, I always believed what I said. For instance, before the Battle Of Sakarya started, I said we would drown our enemy in our country. Some supposedly important people sent word and asked me not to send the people to death in vain. They told about Rumenians, Bulgarians and Greeks and suggested that it would be best if we waited for the future to gain our independence. But keeping the capacity and faith of our nation in mind, I said “ no, we will do it “. And now, keeping our existing capacity to lead the country and the nation to prosperity, development and happiness in mind, I say “ We will do it too! “. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. 70 )
I have never been forced to go back on a promise given to the nation. While giving these promises, I was not like a fanciful poet persuing the imaginatory when giving them I trusted in talents of this nation.1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 123)
The Turkish nation is superior to all the other nations not only in heroism, but also in capability and aptitude. ( Yusuf Ziya Özer, T. T. K. Belleten, Vol. 3, Issue : 10, 1939, p. 287 )
Before me, it was the nation which took action to accomplish an important duty. The nation reminded me the important duty I delayed for one reason or the other and made me accomplish it. 1925 ( Mustafa Selim İmece, Atatürk’s S. D. K. And I. S., p. 44 )
My only intercessor and shelter is my nation. 1919 ( Memoirs of Reşit Pasha, p. 86 )
If this nation had not been ready to die without turning a hair for the cause and for me, I couldn’t have accomplished anything. ( Behçet Kemal Çağlar, Atatürk, Anecdotes – Memoirs, Compiled by: Kemal Arıburnu, p. 39 )
If I was a man who could be easily intimidated by difficulties, my nation would leave me alone. I’m always grateful to my nation’s goodwill. ( Afet İnan, About Atatürk H. B. P. 21 )
When necessary, I will give the Turkish nation my life as my biggest gift. ( June 1937 )
As in every phase of my life, during the days of crisis and disasters of the last years, there was not a single moment when I didn’t get the utmost pleasure in sacrificing my personal interests, my personal peace and comfort for my nation’s happiness and welfare.
The only born democrat nation among all the nations past and present in this world is the Turkish nation. ( 1937 )
Incapable minds and weak eyes can not see the truth easily. Such ones are far behind the level of great the Turkish Nation. ( 1925 )
Our nation is determined to obtain, in essence and in form, the life and means that contemporary civilization has provided to all nations. The nation is resolved not to let the efforts it makes in terms of reforms and modernization cease because of many lies and tricks as was the case in past centuries.
This nation has adopted as an absolute fact that, in the struggle at the international level, science as the means of survival and the source of power can only be found in the contemporary civilization.
As a natural and indispensable result of the alterations and reforms I mentioned, a secular governmental mentality which doesn’t change unless the mundane needs it stems from change in the nation’s general volition and in law system has been adopted by our nation as a vital principle. ( 1925 )
This great nation always appreciates and supports her sons who try and see the directions its desire and capacity lead. (1926)
There are two Mustafa Kemals. One is me, the mortal Mustafa Kemal; the other is the ideal of Mustafa Kemal which will live forever within the heart of the nation. I represent this ideal. I appeared at a moment of danger, yes, but isn’t my mother a Turk? It is the nation that is fertile, not me. ( 1935 )
The natural ability and the final resolution of the Turkish nation is to walk untiringly and unceasingly on the path of civilization. ( 1924 )
Wishing to cure terrible wounds of many millennia quickly and believing that it has found the jewel called the truth, Turkish nation consciously decided to seek liberation. The obvious fate of those who attempt to prevent it is to be stomped under the strong feet of the Turk.
I have no doubt whatsoever that our nation will show the same competence in fighting with wisdom as it did in fighting with guns. Our nation’s pure disposition is full of capability. ( 15 July 1921 )
As soon as I arrived Samsun, I examined the country and the people. I saw that the tendency of the nation would make anyone who hesitated in defending the country’s independence feel ashamed. The events that the whole world witnessed in the last two years proved that I was right and the nation had a real perseverance in its determination and faith. ( 23 April 1921 )
No victory is the goal itself. The victory is only the main means to reach a goal that is superior to it. The goal is the idea. The victory can only be as valuable as the idea it produces and serves. A victory that doesn’t produce an idea can not be lasting. Such a victory is a useless effort.
The juridical, political, economic and financial chains that held us back from the level of civilized nations have been broken... The success we reached only paved the way for progress and civilization. But we have not yet reached the progressive civilization.
Our great cause is to exalt the dignity of our presence as the most civilized and prosperous nation. This is the dynamic ideal of Great Turkish Nation that permanently revolutionized not only its institutions, but also its ideas. To reach this ideal, we must carry out the idea and the act together. In such an attempt, success is possible only through long term planning and rational work.
The National Struggle and The Turkish War of Independence
The intention and the goal of the national struggle was to provide and to maintain complete independence and unconditional sovereignty. The Nation performed the necessary actions in the context of Misak-ı Milli ( National Oath ) to win its external independence. And she also determined her line of action with The Law of Teşkilat-ı Esasiye to manage to obtain her national sovereignty. (1923 )
The objective is to keep alive the Turkish nation as a self–respecting and an honourable nation. This aim could be only provided with complete independence. A nation that has not her independence, it does not matter how to wealthy she is, could only be a manservant to the civilised humanity. Adopting a foreign state’s protection is nothing but deprivation of human quality, weakness and numbness. Those who did not fall into this vulgarity, could be never thought to bring a foreigner to their administration.
However the self–respect, belief in herself and ability of the Turkish people are very high and immense. For such a Nation it is better to disappear than survive as slave!
Consequently it is either independence or death!
We continued our war to defend our rights and independence and this is sacred for us. And I have a belief that no power could deprive a nation from its right to life. (From Atatürk’s Speech)
Whether all sides of our territory is destroyed or left in flames we will be on a hill located in our territory and defend our country. 1920
The day I went to Samsun in May of 1919 I had not any material force. I just had high spiritual strength originated from eminent Turkish Nation’s nobility and this filled my heart. Here I started my duty by this national power and I trusted them completely.
I was so sure that one day undoubtedly the sun will would shine on The Turkish horizon, the strength of this sun would warm us, we would take strength from it. I was virtually seeing this with my eyes. 1937
Our nation is so great. We do not need to be frightened. She does not accept slavery and vulgarity. (1919)
I and many of our citizens, siblings, stayed in their ranks when the nations original territories fell down in hopeless disaster. And also it is certain that they must have done. They must have done. Yet it was compulsory, humanely, and in accordance with national honour. Could I have moved outside of these holy bases? Sir, I could certainly not. Any genuine individual belonging to the Turkish Nation could have moved outside of these holy bases. Certainly I could not have acted contrary to the orders of my conscience and contrary to our national honour. (1925)
I swore to struggle in a self–sacrificing manner and always beside the nation until we had our independence. Anymore it is certain to me that I will go to nowhere except Anatolia. (1919)
The Nation will be successful. We will think of every aspect of the struggle. The main condition is only being strong and not behaving improperly. (1919)
The National trial will only realise with this belief, resolve and determination. The survival must be the ideas providing national independence not our worthless individuals. (1919)
Everybody, all the intellectuals must be present to save our blessed country. We will not go to İstanbul. The greatest national treasury is in Anatolia. We will struggle to search and assure the saving remedies in the bosom of our country, with each other and until death. (1919)
I have heard some of our friends desire to turn back to their lands because they do not believe in the success of the struggle for independence in this impoverished state. Friends! I did not invite you to this national trial with the force of weapon. And you can see that I still have no weapon to hold you here. You can turn back to your lands as you desire. But you have to know that I will continue to struggle whether either all my friends leave me alone and go away or I stay here alone in Meclis- i Ali ( parliament ). If the enemy comes to Ankara by occupying all sides of our territory, I will take my weapon in my hand and the Turkish flag in the other to attack them from the mountain of Elma. I will struggle with them alone and with all my bullets until the last one. And then I will wrap this blessed flag to my chest and I will die while serving my country. While this flag is absorbing my blood, I will die for the sake of my nation. I swear in the presence of the Parliament (1920 – First Turkish Grand National Assembly at the secret session ).
We can not abandon our national defence until the enemies flags withdraw from our fathers homes. If the soldiers of the foe walk around all over İstanbul, if the foreigner does not leave our lands, we are obliged to continue our struggle. Living in poverty under your own government’s rule is an outstanding situation thousand times better than peace and happiness under a foreign guardianship rule (1920).
The basis of Ottoman State has collapsed and she has completed her life. The Ottoman countries are completely smashed. In the middle there is a father land where very small numbers of Turks are living. The last issue was to smash this land as well. All the concepts such as Ottoman Emperor, its independence, sultan, caliph, government consist of meaningless words. In these circumstances what would be the serious and the real decision?
There was only one decision before this situation. That decision was to establish a new Turkish State based on national sovereignty and unconditional independence.
Here the decision, that we were still considering before we left İstanbul and started to implement immediately when we came to Anatolia in Samsun, is this decision (1927).
In our foreign policy there is no intervention to another state’s law. Nevertheless we are defending and we will defend our right, life, country and honour. We are introducing the right to–for all nations that was suggested by modern day civilisation in the context of international relations and that means a summary of the most eminent thoughts. If our right of self-determination is not introduced unhindered and unconditionally, we will not be responsible for the conflicts and those who do not want to introduce our right will be responsible. There is no conceivable means and power to daunt us from our insisting to realise the national objective. Even for the weak creatures, that are massacred, it is nothing but normal to defend themselves until their last breath (1921).
It is our natural right to protect and defend our existence with weapons against the intent that wishes to destroy us. There is no movement that is more normal and more legal than this (1921).
The strength and ability that we found in ourselves to destroy the enemy's excellent and powerful armies originate from the our legitimate trial. Indeed we want nothing more than to live independently within our national borders. We want respect of our rights that do not begrudge the other nations in Europe (1921).
We are following an aim. Our aim is mentioned above. Now I am repeating : To protect our nation and our state independence. Honour and self–respect are a full part in this. Our aim includes only our nation's sovereignty in our country's determined borders. We are fighting for this. Sir; whether all sides of our territory are destroyed or left in flames we will be on a hill located in our territory and defend our country. Due to this there is no need to complain that some places are occupied or some villages destroyed. I am saying clearly that some places are occupied but occupation could reach three times as much as this. But this occupation will never weaken our belief. (1920)
Directly the nation, children of this nation are carrying out the national struggle. The nation has adopted the struggle as an ideal with her mothers, fathers, nurses. The national struggle based on not an individual's ambition but on the national ideal, national self–respect are the real effects. ( 1925 – Atatürk’s S. D. II, p. g. 231 )
I can say that when I came to Anatolia and started my attempts in the belief to rescue the country and the nation from the disaster that they had fallen in, I had nothing in my pocket and under my rule. But poverty was not a reason to stop our steps or decrease their intensity through our objective. We walked and we accomplished and day by day material difficulties ceased spontaneously.
The Turkish Nation has high patriotism and a sense of honour that she does not leave enterprises, which study for her future and independence, alone before difficulties. ( 1926 – Atatürk’s B. N. p. g. 103 – 104 )
The target is not to defend a specific region but defend for all country against the enemy. The country is not abandoned only if the individuals' blood flows in every part of the territory. Even when a person is thrown from his localised, first point there he find he must stop and fight against the enemy. The soldiers are obliged to have patience and success at the point where they are located.
The country will undoubtedly be independent and the nation will be happy. Yet the children of this country are many who will sacrifice their happiness for their country. ( April 1922 )
First Major İnönü Battle is a very significant and productive page in our history of revolution. Coming generations and the whole world will commemorate and appreciate with respect today’s Turkish army that implemented the Turkish revolution and Turkish society that had created this army. 1925 ( Atatürk’s S. D. II, p. g. 205 )
First İnönü is the sun of the victory that rises from horizon of the balllefield. This is the sign of the Turkish nation's high virtue and belief. There is great animosity against this birth...
First İnönü Victory was the sign of the Second İnönü Victory, Sakarya was the sign of the great fight and finally they were the sign of the Turkish country and Turkish independence. For these reasons all of the Turkish military participants who won the First İnönü Major Battle will live forever as glorious warriors in world history. 1925 ( Atatürk’s S. D. II, p. g. 206 )
The Turkish Grand National Assembly’s military’s victory at Sakarya was very significant. There was no resembling victory during the war history. Even Mukden Major Battle that was one of the largest major battles did not continue twenty one days. 1921 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 177 )
I can not find a word to say about our soldiers heroism, but only I can say that this major battle was the officers battle. Essentially the children of this nation can not be thought in any other way. The self–sacrifice and heroism of these children is immeasurable. I want to add something new about our soldiers: The brave Turk soldier, understood the Anatolian struggle's meaning and fought against the enemy with a new ideal.
A nation that has such son and has an army of such soldiers will be successful in protecting her independence forever. The attempts aimed to deprive such a nation from her independence are nothing more the waist of time. 1921 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 178)
Afyonkarahisar – Dumlupınar Major Battle and its last period is the biggest turning point in Turkish history. Our national history is full of brilliant and huge victories. But I do not remember such a battle that had a certain conclusion like this and have a certain effect to give direction to world history. 1924 ( Atatürk’s B. N. , p. g. 81 – 82 )
This Anatolia Victory remains the most beautiful illustration for an ideal that was adopted by a nation its strength. 1922 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 260 )
We realised this movement fully aware of its conclusion. All of these may be confusing to the world. Here, those who do not want to understand our military strength want to show this conclusion as a coincidence. But it never has been like that. The movement fully considered all details, prepared, administrated and concluded. 1922 (Atatürk’s S. D. I, p. g. 256 )
Our Assembly formed a huge presence from non-existence ; and they put hope instead of optimism, belief and ambition instead of hesitation. At the head of the hero military I implemented your orders as a loyal soldier. So I feel a great pleasure that one can feel rarely. Feeling this pleasure, I congratulate my esteemed friends on account of the victory in which they represented the ideals of independence and freedom before all the world. 1922 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 240 )
After Afyonkarahisar – Dumlupınar Major Battle we won another victory that made the enemy completely ineffective and thrust them to the Mediterranean and the Marmara that it is enough mention of this victory.
This operation was conceived, prepared, managed in its every detail and concluded with victory. It is a very significant production of the Turkish soldier.
This opus is an immortal monument of Turkish Nation’s freedom and independence ideals. I will always be happy as being a son to the nation that forged this opus and as being the commander- in- chief of this military. 1927 ( The Speech II, p. g. 677 )
While accepting the congratulations on 30th August national holiday:
I did not win this victory. Indeed the brave soldiers, who died and were injured on the battlefield, won this victory. They had no hesitation when they went through the enemy. Unfortunately it is impossible to write every name on the Kocatepe. But all of them have a common name: Turkish Soldier... I am accept your congratulations in the name of them!... 1928 ( İbrahim Necmi Dilmen, Atatürk Anekdotlar, Der: Kemal Arıburnu, p. g. 120)
I want all of my friends to go forward thinking that there can be other wars in Anatolia. And I want everybody to show their mental force in competing with each other.
Soldiers, your first target is the Mediterranean. Go forward! 1922 (Atatürk’s T. T. B. IV, p. g. 449 )
Turkish commanders knew how to command and Turkish soldiers knew how to die. The secret of our victory lies here. 1922 ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, p. g. 90 )
The liberation of the country started when the nation's vision and management are the unhindered and unconditionally sovereign of its own destiny. And have come to positive results only with the armies that are born from inside the Turkish people. 1922 ( Atatürk’s T.T.B. IV, p. g. 459 )
The attempt to crush our country bases not on a true right or justice and our nation has overcome this attack and our nation saved our country with a victory that history has rarely recorded. 1923 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 290 )
You have to know this as a reality that honor belongs to not a man but the whole nation. If the duties carried out are significant, if the successes are clear, if the revolutions attract the attention of each person, everyone must congratulate himself / herself. Yet solely great nations have the real ability to reach accomplishments and each person belonging to this nation has to congratulate himself for belonging to such an able and great nation. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. g. 123 )
All this success is not only my work and also can not be. All this success is the result of all our nation’s combining their ambition and belief with their work. These are the successes and victories won by or heroic nation and eminent army. 1928 ( Atatürk’s S. D. II, p. g. 76 – 77 )
I am so fortunate that I would be able to do my own duties while the brave Turkish military forces is wining the victories. But at this point I should clarify a reality that the targets that I directed our military towards are the targets that all soldiers thoughts, beliefs and ambitions went essentially towards. 1928 ( Atatürk’s S. D. II, p. g. 228 )
I leave the Anatolia victories, which show a huge heroism in each step, to history. The Nation, the nation’s art, musicals, literature and its all aesthetics have to declare every part of this holy struggle to the world with love of the country. 1923 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 305 )
Let us congratulate the heroes of the crisis that we lived through. Among them there were not only dead soldiers but also the children, women and elderly who were set on fires. There are also young girls among them who were attacked in their honour and were sentenced to cry during their life-time. There are people among them who lost their family and mothers who lost their child. And also there are victorious fighters among them who turned back to their country today. Let us swear to them. 1923 ( Atatürk’s S. D. I, p. g. 308 – 309 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:49 #9
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

Basın
Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlıbaşına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. (1922)
Basın umumî hayatta, siyasî hayatta ve Cumhuriyetin gelişme ve ilerlemelerinde haiz olduğu yüksek vazifeleri anmak isterim.
Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanması ne derece nazik bir vaziyet olduğunu da beyana lüzum görmem. Her türlü kanunî kayıtlardan ziyade bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasî telâkkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin her türlü hususî telâkkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevî mecburiyeti, asıl bu mecburiyettir ki, umumi düzeni temin edebilir. Ancak, bu yolda yanılma ve kusur olsa bile bu kusuru düzeltecek tesirli vasıta, asla mâzide sanıldığı gibi basını kayıtlar altına alan rabıtalar değildir. Bilâkis basın hürriyetinden doğacak mahzurların izale vasıtası da, yine bizzat basın hürriyetidir. (1924)
Basın hürriyetinden doğacak mahzurların izalesi bizzat basın hürriyeti ile kaim olduğuna dair Büyük Meclisin yol gösterici ve olgun sahasında tesbit edilen esaslar eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum cüret erbabına, basın içinde eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların fikir sahasında meş'um tesirleri, tarlasında çalışan masum vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvaların dağılmasına sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına başvuran bu gibi baştan çıkarıcıların kanunların hususî müsaadelerinden faydalanmak imkânını bulursa, Büyük Millet Meclisinin terbiye edici ve kahredici elinin müdahale ve tembih etmesi elbette zaruri olur.
Memlekette Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlâkını taşıyan basını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devirler gazetelerinin ve müntesiplerinin ıslahı imkânsız olanları milletin nazarında belirirken öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip yükselmektedir. Büyük ve necip milletimizin yeni çalışma ve medeniyet hayatını kolaylaştırıp teşvik edecek işte ancak bu zihniyetteki basın olacaktır. (1925)
Bir insan topluluğunun müşterek ve umumî hisleri ve fikirleri vardır. İnsan topluluklarının kıymetleri, medeniyet dereceleri, arzu ve temayülleri ancak bu umumî his ve fikirlerin ortaya çıkma ve belirtilme derecesiyle anlaşılır. Bir insan topluluğunu sevk ve idare eden insanlar için, insan topluluklarının talihi üzerinde hüküm vermek mevkiinde bulunan dostlar veya düşmanlar için milyar, bu insan topluluğunun efkâr-ı umumîyesinden anlaşılan kabiliyet ve kıymettir. Binaenaleyh milletler, ekâr-ı umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkâr-ı umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkâr-ı umumîyesini tanımak ise hayatın gereklerinin tanzimi için şüphesiz lâzımdır. Bu hususta ise mevcut vasıtaların birincisi ve en mühimi basındır.
Önem ve yüceliği cihan medeniyetinde açıkça kendisi gösteren basına, hükümetimizin birinci derecede önem vermesi; bu hususta sarf edeceği mesaiyi, millete ifa ile mükellef olduğu hayırlı hizmetlerin baş tarafına koyması yüksek Meclisin kesinlikle isteyeceği hususlardandır. (1 Mart 1922)
Neşriyat, suistimallere mâni olur ve hükümet vasıtalarını, vazifelerini doğru yapmaya mecbur eder.
Aşağı insanların para ile yaptırdıkları basın mücadeleleri vardır. En adî yalanları yaymada basının kullanıldığı vakıadır. Basın ve fikir hürriyetinin maruz kaldığı başka tehlikelerde vardır. Basının ve hattâ fikir cemiyetlerinin millî hükümetin tesirinden kurtularak siyasî veya iktisadî gizli maksatlara alet olmasından korkulur.
Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para âleminin basın üzerinde gizli tesiri veyahut sadece ecnebi devletlerin örtülü ödeneklerinin tesiri, işte bunların kamuoyunu aldatmaları ve yanıltmalarından bilhassa korkulur. Fakat hürriyetten çıkacak bu fenalıklar asla çaresiz değildir.
İlk zamanlarda bir kazanç işinden başka bir şey olmayan gazetecilik, içtimaî bir müessese haline gelebilir. Bundan başka, halkın fikrî ve siyasî terbiyesi de bir teminattır. Halk, müteaddit gazeteleri okumaya ve onları birbirleriyle kontrol etmeye alışır.
Bütün bunların üstünde her şeyin olması sayesinde hüsnüniyetin inkişaf edeceğini ve hayatî meseleler üzerinde hüsnüniyet sahibi insanların daima ekseriyet teşkil edeceklerini kabul etmek muvafık olur. Çünkü, her zaman dünyanın yarısını ve bir zaman dünyanın hepsini aldatmak mümkündür. Fakat, bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir.
Efendiler, bir toplumun ortak ve genel duyguları, düşünceleri vardır. Toplumların değerleri, uygarlık dereceleri, istek ve eğilimleri ancak bu genel duygu ve düşüncelerin meydana gelmesi ve belirme derecesiyle anlaşılır. Bir toplumu yöneten insanlar için, toplumun talihi üzerinde hüküm vermek durumunda bulunan dostlar veya düşmanlar için ölçü, bu toplumun kamu oyundan anlaşılan yetenek ve değerdir. Öyleyse, milletler, kamu oyunu dünyaya tanıtmak zorundadırlar. Bütün dünya kamu oyunu dünyaya tanıtmak zorundadırlar. Bütün dünya kamu oyunu tanımak ise, hayat nedenlerinin düzenlenmesi için kuşkusuz lâzımdır. Bu konudaki araçların birinci ve en önemlisi basındır.
Basın, hiçbir sebeple baskı ve zorlamaya tabi tutulamaz.
Türk basını milletin gerçek sesinin ve isteminin belirdiği Cumhuriyet etrafında çelikten bir kale meydana getirecektir. Bir fikir kalesi, anlayış kalesi. Basından bunu beklemek, Cumhuriyetin hakkıdır. Bugün milletin içtenlikle birleşmiş ve dayanışmış bulunması zorunludur. Kamunun esenliği ve mutluluğu bundadır. Mücadele bitmemiştir. Bu gerçeği milletin kulağına, milletin vicdanına gereği gibi ulaştırmada basının görevi çok ve önemlidir. (Şubat 1924, S.D. II)
Türk İnkılâbı
Türk inkılabı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda işaret ettiği ihtilâl mânasından başka, ondan daha geniş bir değişikliği ifade etmektedir. Bugünkü devletimizin şekli, asırlardan beri gelen eski şekilleri ortadan kaldıran en gelişmiş tarz olmuştur.
Milletin, varlığını devam ettirmesi için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebi bağlantı yerine Türk Milliyeti bağıyla fertlerini toplamıştır.
Millet, beynelmilel umumî mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak çağdaş medeniyette bulunabileceğini bir değişmez gerçek olarak prensip saymıştır.
Büyük milletimizin hayatının seyrinde vücuda getirdiği bu değişiklikleri herhangi bir ihtilâlden çok fazla, çok yüksek olan en muazzam inkılâplardandır. 1925 (M.E.İ.S.D. I, S. 28)
Hakikî inkılâpçılar onlardır ki, ilerleme ve yenileşme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime sızmasını bilirler. Bu münasebetle şunu da ifade edeyim ki, Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasî, sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir. Sizsiniz. Bu istidat ve gelişme mevcut olmasaydı onu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret kâfi gelemezdi. Herhangi bir gelişme devresinde bulunan bir insan kitlesini bulunduğu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filân gelişme seviyesine eriştirmek imkânsızlığı tabiî izaha muhtaç değildir. Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılaplarımızın temel prensibi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zarurîdir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut uydurma hikâyeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça dimağa gerçek nurlarını yerleştirmek imkânsızdır. 1925 (Atatürk'ün B.N., S. 92-93)
Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız inkılâplar... İşte Türk genel inkılâbının bir kısa ifadesi... 1935 (Atatürk'ün S.D. I, S. 365)
Türkiye'yi, derece derece mi ilerletmeli, anî olarak mı? İki sistem var, biri malûm, büyük Fransız ihtilâlindeki tarz: Rejimler değişecek, ihtilâllere karşı mukabil ihtilâller yapılacak. Sağ solu tepeler, sol sağı süpürürken bir de bakılacak ki bir buçuk asırlık zaman geçmiş... Bu milletin damarlarında o kadar bol kan ve önünde o kadar geniş zaman var mı? 1922 (İsmail Habib Sevük, Atatürk için, S. 73)
İnkılâbın kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız inkılâp ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de böyle olacaktır. 1923 (İsmail Arar, Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı, S. 56)
İnkılâp güneş kadar parlak, güneş kadar sıcak ve güneş kadar bizden uzaktır. İstikametimi daima o güneşe bakarak tâyin eder ve öylece ilerlerim, ilerlerim, parlaklığı ve sıcaklığı ilerlememe müsaade edinceye kadar ilerlerim. Tekrar ilerlemeğe devam etmek üzere dururum, tekrar güneşe bakarak istikamet alırım. (Ahmet Cevat Emre, Huhit Mec., Sene: 4, No: 48, 1932, S. 2)
Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki, muayyen maksatlara erebilmek için maddî ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamete yöneltmek lâzım gelir. Yakın senelerde milletimiz böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin mühim neticelerini kavramıştır.
Memleketin ve inkılâbın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır.
Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir. 1931 (Atatürk'ün S.D. III, S. 90)
Bütün dünya bilsin ki benim için bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlığı, fikrî ve sosyal inkılâp taraftarlığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda bir ferdi, hariç düşünmek istemiyorum. 1924 (Atatürk'ün S.D. II, S. 189)
Genç fikirli demek, doğrultuyu gören ve anlayan hakikî fikirli demektir. Milletin hakîm emelleri, görüş noktası budur. Hepimiz ona uymaya mecburuz. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 17)
Arkadaşlar, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâplar için nurun ve münevverin yoluna gideceğiz; hedef ve hünerimiz cahil kütleyi de nurlandırarak yolumuzda yürütmek ve onu aydınlığa çıkarmaktır. Cumhuriyetimizi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak isteğimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek yalnız cehalet değil hıyanet olur. Yüzde seksenine okuma yazma öğretilmemiş bir memlekette inkılâplar plebisitle olmaz!... 1984 (Bâki Vandemir, Yerli, yabancı 80 imza Atatürk'ü Anlatıyor, S. 172)
Milletin uyanıklığına, milletin ilerleme ve gelişme istidadına güvenerek, milletin azminden asla şüphe etmeyerek Cumhuriyetin bütün gereklerini yapacağız. Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğumuzu biliyoruz. Bunların hepsini tetkik ile, azim ve iman ile ve millet aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracağız. O millet aşkı ki herşeye rağmen sinemizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynağıdır.
1924 (Atatürk'ün S.D.II,166)
Bizim milletimiz vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için, hürriyeti ve egemenliği için fedakâr bir halktır; bunu ispat etti. Milletimiz yaptığı inkılâpların kıskanç müdafiidir de. Benliğinde bu faziletler yerleşmiş bir milleti yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 84)
Türkiye'de doğan inkılâp güneşi yükselerek hararetini yaydıkça, Türk milletinin kalbi büsbütün dünyanın büyük ve takdire değer eserlerine karşı sıcak bir sevgiyle dolmuş, bütün ilerleme prensiplerini tamamiyle benimsenmiştir. 1923 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 560)
Her türlü yükselme ve olgunlaşmaya istidatlı olan milletimizin sosyal ve fikrî adımlarını kısaltmak istiyen engeller mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 86)
Biz, büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Bir çok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzım. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak için, sert tedbirlere müracaat edilmiştir. Bize gelince, inkılâbı koruyacak tedbirlere daha çok muhtacız. 1925 (Avni Doğan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası, S. 165)
Türk Kadını ve Hakları
Büyük atalarımız ve onların anaları, tarihin, olayların tanıklığıyla sabittir ki, cidden yüksek faziletler göstermişlerdir. Burada birçok noktalardan sayabileceğimiz o faziletlerin en büyüğü ve en ehemmiyetlisi kıymetli evlâtlar yetiştirmeleriydi. Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın umumî vazifelerde üzerlerine düşen hisselerden başka kendileri için en ehemmiyetli, en hayırlı, en faziletli bir vazifeleri de iyi anne olmaktır. Bugünün anaları için gerekli özellikler taşıyan evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak, pek çok yüksek özelliği şahıslarında taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız hattâ erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmağa mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 151-52)
Bizce: Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956, S. 740)
Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasının talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak ilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak mecburiyetindedir. İslâm ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki, bugün kendimizi bir türlü kayıtlarla bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim ve bilgi yönünden ve diğer hususlarda erkeklerden asla geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir.
1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 86)
Türk kadını dünyanın en münevver, en faziletli ve en ağır kadını olmalıdır. Ağır siklette değil; ahlâkta, fazilette ağır, ağırbaşlı bir kadın olmalıdır. Türk kadınının vazifesi, Türk'ü zihniyetiyle, bazusiyle, azmiyle koruma ve müdafaaya gücü yeter nesiller yetiştirmektir. Milletin kaynağı, sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletli olursa vazifesini yapabilir. Herhalde kadın çok yüksek olmalıdır. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 231)
Türkiye Cumhuriyetinin esas düşüncesi, kadınları değil, erkekleri dahi, savaş meydanına götürmemektir. Fakat Türk Milleti'nin yüksek varlığına, herhangi taraftan olursa olsun, ilişildiği zaman, işte o vakit Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduğu yerde hazır ve gözleyici ve faal olacaklardır. Bu, insanlığın yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlığı için lâzım bir ödev olduğundandır ki, Türk kadını bunu yapacaktır ve yapagelmektedir ve yapar. (Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956, S. 742)
Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik kusurdan doğmaktadır. İnsanlar dünyaya alnında yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bu sebeple bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse o toplum felcolmuştur. Bir toplumun hayat çalışması ve muvaffak olması için çalışmanın ve muvaffak olabilmenin bağlı olduğu bütün sebep ve şartları benimsemesi gerekir. Bundan ötürü bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek, hem de kadınlarımızın edinmeleri lâzımdır. Malûmdur ki, her safhada olduğu gibi sosyal hayatta dahi iş bölümü vardır. Bu umumî iş bölümü arasında kadınlar kendilerine ait olan vazifeleri yapacakları gibi aynı zamanda sosyal topluluğun refahı, saadeti için gerekli gündelik çalışmaya dahil olacaklardır.
Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin, ana kucağı olduğu düşünülürse bu vazifenin ehemmiyeti lâyıkiyle anlaşılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereçlerinden biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir. Bu sebeple kadınlarımız da âlim ve teknik bilgi sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün tahsil derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 85-86)
Arkadaşlar, Türk milleti çok büyük vak'alarla ispat etti ki, yenilik sever ve inkılâpçı bir millettir. Son senelerden önce de milletimiz yenileşme yolları üzerinde yürümeğe, sosyal inkılâba teşebbüs etmemiş değildir. Fakat hakikî neticeler görülemedi. Bunun sebebini araştırdınız mı? Bence sebep işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu hususta açık söyleyeceğim: Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Kaabil midir ki bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerine müsamaha edelim de kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin? Mümkün müdür ki bir topluluğun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok yükselme adımları, dediğim gibi, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenilik alanında birlikte yol alınmak gerektir. Böyle olursa inkılâp muvaffak olur. 1925 (Atatürk'ün B.N., S. 95)
Ey kahraman Türk kadını, sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.
Anaların bugünkü evlâtlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.
İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
Dünyada hiçbir milletin kadını, "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gösterdim" diyemez.
Kadınlarımız haddizatında içtimaî hayatta erkeklerimizle her vakit yanyana yaşadılar. Bugün değil, eskiden beri, uzun zamandan beri kadınlarımız erkeklerle başabaş mücadele hayatında, ziraat hayatında, geçim temininde erkeklerimizden yarım adım geri kalmayarak yürüdüler.
Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karışsında buldular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin var olması imkânını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır.
Kimse inkâr edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır.
Çift süren, tarlayı eken, ormandan odun ve keresteyi getiren, mahsulleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısı ile kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o ilâhi Anadolu kadınları olmuştur.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 11:49 #10
semiramix semiramix çevrimdışı
Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

The Press
The Press is the common voice of a nation. In the illumination and enlightenment of a nation, in furnishing a nation with the intellectual nourishment it needs, in short, ensuring that the nation, the sole target of which is to achieve happiness, walks on a joint path, the press constitutes a force, a school, a guide for such nation. (1922)
I would like to mention the highly appreciated responsibilities of the press in daily life, political life and in the development and progress of the Republic.
There is no need to mention how delicate a situation it is to make absolute use of the freedom of press. Beyond all kinds of legal reservations, a man of letters should have the solemn obligation to regard and respect science, requirements of the day and his own political considerations as well as the rights of the citizens and the esteemed interests of the country, which are beyond all private considerations. And it is this obligation that may ensure public order. Even if there should be failures and faults on this path, the effective instruments to remedy these faults will not be as in the older days, certain institutions that take the press under control. Quite the contrary, the means of removing troubles, born out of the freedom of press, shall be the freedom of press itself. (1924)
But if those fundamental principles, established within the guiding and mature understanding of the Grand Assembly, suggesting that troubles stemming from the freedom of press may only be resolved by way of freedom of press enable those who are far from virtue, which is the spirit of the Republic, to act as plunderer within the press; if the ill-omened affects of the ideas of those deceptive and seductive individuals gives rise to the death of innocent citizens, working on their farms or to the loss of their homes and finally if these deceptive individuals make recourse to the waste type of brigandage and find the opportunity to make use of special favors of laws, then it will be without doubt, inevitable that the Grand National Assembly stretches out its taming and punishing arms in order to interfere and warn.
A press, bearing the mentality and moral values of the republic as a part of the world, may only be created by the Republic itself. While the vision of ruthless newspapers and their connections of the past appears in the minds of the nation, the neat and productive press of the Republic is flourishing. Only a press of such a mentality is able to facilitate and promote the work and the civil life of our noble nation. (1925)
A human society has general common feelings and ideas. The value, degree of civilization, desire and attitude of human societies can only be demonstrated according to the extent these general common feelings and ideas are revealed. For those who are charged with the administration of a human society or individuals, friendly or hostile, who are in the state of ruling over the fate of human societies, public opinion reflects the talents and value of those societies. Thus, nations are obliged to reflect their public opinion to the world. Besides, the public opinion of the whole world needs to be known. To know the public opinion of the whole world is without doubt necessary to arrange requirements of life. In this respect on the other hand, the press constitutes the primary and most important instrument.
The fact that the government shall put top priority on the press, the importance and supremacy of which is well known within the civilizations of the world and that the press is obliged to fulfill its duty in favor of the nation are among the matters the high Assembly definitely demands (1 March 1922)
Publications have the effect of preventing misuses or obliging the government to fulfill its duty properly.
People who are not of a noble mind foster struggles within the press for which they pay. It has been observed that the most vulgar lies have been disseminated by way of the press. There are also other dangers the press and freedom of mind are exposed to. There is the fear that the press and even intellectual societies separate from the attitude of the national government or become the instruments of secret political or economical mal-intentions.
The fact that the press is purchasable by international finance, that the latter has a secret impact on the press or that there is the affect of secret funds financed by foreign states; all these facts contribute to the fear that public opinion may be deceived and misleaded. But all these bad ideas stemming from freedom itself are in no way without remedy.
Journalism, which is no more than lucrative work at first, may turn into a social institution with time. Moreover, the intellectual and political education of the people may also be regarded as a guarantee. People get used to reading and comparing several newspapers.
Above all, it must be accepted that there must be good will and that people with good will, engaged in vital matters will always constitute the majority because it is possible to deceive half of the world at any time or the whole world at another time. But to deceive the whole world all the time is never possible.
Gentlemen, a society has its own common general feelings and ideas. The value, grade of civilization, demands and inclinations of societies can only be made apparent according to the extent they form their general feelings and ideas and express them. For people, who are charged with the administration of a human society or those friendly or hostile individuals, who are in the state of ruling over the fate of human societies, public opinion reflects the talents and value of those societies. Besides, public opinion of the whole world needs to be known. To know the public opinion of the whole world is without doubt necessary to arrange requirements of daily life. In this respect on the other hand, the press constitutes the primary and most important means.
The Press shall in no way be under pressure.
The Turkish press will constitute a iron fortress around the Republic, with the real voice and demands of the people. That will be a fortress of ideas, a fortress of understanding. It is the right of the Republic to expect this from the press. Today it is compulsory that the nation is wholeheartedly united in solidarity. The welfare and happiness of the public depends on this fact. The press is charged with a great deal of important work in the transmission of this fact to the ears, to the conscience of the nation. (February 1924, S.D.II)
The Turkish Revolution
What is the Turkish Revolution? This revolution refers to a wider change than the word “ Revolution “ first suggests. Today, our country is governed in the best way that has abolished all the others that were practiced in many centuries.
The bond among the individuals that the nation suggests for its existence has changed its form and essential character, in other words, the nation has instituted its unity by the bond of “Turkish Nationality” instead of the bond of religion and sect.
The nation acknowledges the fact that science and the means that can be a nation’s reason of existence and power in the international struggle, can only be found in contemporary civilization, as a solid principle.
These changes that our great nation has performed in the course of its life are in summary one of the most magnificent revolutions that is much deeper than any revolution. 1925 ( M. E. I. S. D. I, p. 28 )
The real revolutionaries are those who know how to penetrate the true tendency in the souls and conscience of the people they want to direct to the revolution of progress. I would like to take this opportunity to stress that the true owner of the political and social revolutions, and the wonders Turkish nation performed in the last years, is the nation itself. It is you. If this progress and capacity hadn’t existed, nothing would have been sufficient to create it. Undoubtedly, the impossibility of taking a society which is at a certain level of civilization to a much higher level in no time is obvious. This is the main principle of the revolutions we’ve made and we are still making. It is definitely essential to get rid of the mentality that cannot accept it. Until now, there have been many that have this mentality that benumbs and rusts society’s mind. The fabricated nonsense in the minds will surely be expelled. Unless it is completely expelled, it is impossible restore the mind to its true light. 1925 ( Atatürk’s B. N., p. 92 – 93 )
A destructed country on the edge of the cliff ... Bloody battles against many enemies ... Year long war ... And then, a new motherland, a new society, a new government that are esteemed at home and abroad, and continuous revolutions to reach these goals ... Here is a summary of the Turkish revolution. 1935 ( Atatürk’s S. D. I, p. 365 )
Which one should be preferred for Turkey, gradual or sudden progress? There are two ways. One of them, as you all know, is the way of the French Revolution: Regimes would change, counter revolutions against revolutions would be made, a century and a half would pass while the left thrashing the right, the right stomping on the left .... Does this nation have that much blood in its veins and that long time to wait? 1922 ( İsmail Habib Sevük, For Atatürk, p. 73 )
The law of the revolution is superior to the existing law. As long as we are not killed and the movement started in our minds is not suffocated, the revolution we have started will not stop even for a single moment. 1923 ( İsmail Arar, Atatürk’s İzmit Press Conference, P. 56 )
The revolution is as bright, as hot and as far from us as the sun. I always find my direction using this sun, and go forward, forward, forward until it is too scorching and bright to get any closer. Then I stop, and redirect myself using the sun. ( Ahmet Cevat Emre, Huhit Magazine, Year : 4, Issue : 48, 1932, p.2 )
There are some periods in a nation’s history when all the physical and moral forces must be united and aimed at the same direction to reach certain goals. In recent years, our nation perceived the important results of such a movement of unity.
All the nationalist and republican forces must unite their power to defend the revolution and the country against internal and external threats.
Forces of the same kind must unit in the same manner. 1931 (Atatürk'ün S.D. III, P. 90)
Let all the world know that there is only one side, that I am on the side of the republic, the political and social revolution. On this matter, I do not even want to think that any citizen of the new Turkish Republic feels any different. 1924 ( Atatürk’s S. D. II, p. 189 )
Those with fresh ideas are those with the real ideas who see and perceive the right path. This is the main desire and the point of view of the nation we all must comply to. 1925 ( Mustafa Selim İmece, Atatürk’s S. D. K. and I. S. , p. 17 )
Friends, for the revolutions we have made and we are still making, we follow the light and the enlightened; our goal and skill is to enlighten the illiterate and encourage them to walk with us to reach the light. It would not only be ignorance, but also treachery to resort to a referendum which would hinder us from taking our republic to the level of contemporary civilization. In a country where 80 % of the population is illiterate, revolutions can not be decided by plebiscites!...1984 (Bâki Vandemir, Yerli, yabancı 80 imza Atatürk'ü Anlatıyor, P. 172)
We will perform all the requirements of the republic trusting the nation’s sharpness and capacity to progress, and never suspecting its determination. We know that we face many hindrances and difficulties. We will solve all of these problems one by one with determination and faith, and the unbeatable power of the love of the nation. It is that love of the nation, which is the source of never-ending power, fire and endurance in our hearts in spite of everything. 1924 ( Atatürk’s S. D. II, p. 166 )
Our nation is a self sacrificing one for its motherland, independence and freedom; This is a fact it has proven. Our nation is also jealously protective of the revolutions it has made. No one, no power can keep a nation that has such inbred virtues in its heart from treading the right path it walks on. 1924 ( Atatürk’s B. N., p. 84 )
As the height of the sun of revolution that rose on the horizon of Turkey, increased spreading its warmth, the heart of Turkish nation filled with the warmest love towards the world’s great and worthy feats, and all the principles of progress have been fully adopted. 1923 ( Atatürk’s T. T. B. IV, p.560 )
The obstacles that want to slow down the social and intellectual pace of our nation which is capable of every progress and maturity must absolutely be eliminated. 1924 ( Atatürk’s B. N., p. 86 )
We have made a great revolution. We have carried the country from one era to a new one. We have broken many old institutions. Those institutions have thousands of followers. We must not forget that they are waiting for the right time and opportunity. Even the most advanced democracies have employed hard measures to protect the regime, and we need the measures that protect the revolution even more than them. 1925 ( Avni Doğan, Independence, Establishment and Afterwards, p. 165 )
Turkish Women and Their Rights
As history and events witnessed, our great ancestors and their mothers have always had high virtues. The highest and most important one of these virtues is the fact that they’ve brought up valuable sons and daughters. I would like to stress that, along with their share in general duties, the most important, virtuous and beneficial duty of all for them is to be good mothers. For today’s mothers, to bring up sons and daughters that have the necessary virtues as the active members of today’s life, depends on having many high attributes in them as mothers. For that reason, our women must be more enlightened, more intellectual and more learned than men if they really want to be the mother of the nation. 1923 ( Atatürk’s S. D. II., p. 151 – 52 )
In our opinion: The woman in the era of the republic is an honorable, most esteemed being higher than anything else as she has been throughout Turkish history. ( Perihan Naci Eldeniz, T. T. K. Belleten, Vol. XX, Issue : 80, 1956, p. 740 )
Our religion has never demanded women to be lower than men. What god commands to men and women is to acquire the science and knowledge together. Men and women have to seek science and knowledge, and go wherever they could find them. A careful examination of Islamic and Turkish history would show that the rules we feel we have to obey actually do not exist. In Turkish social life, women have never been any less than men in science, knowledge or in any other field. 1923 ( Atatürk’s S. D. II., p. 86 )
Turkish women have to be the most enlightened, the most virtuous, the most moral women of the world. The duty of the Turkish woman is to bring up generations capable of protecting and defending the nation with their determination, power and mind. Women, who are the source of the nation and the essence of the social life, can carry out their duty only if they are virtuous. 1925 ( Atatürk’s S. D. II. P. 231 )
Put aside women, the main hope of the Republic of Turkey is not to have to send even men to the battlefields. But if and when an attack on the mighty presence of Turkish nation occurs, Turkish women will be ready, protective and active side to side with Turkish men. Turkish women have done it and will do it for it is a duty for the peace of humanity and peace in the world. ( Perihan Naci Eldeniz, T. T. K. Belleten, Vol. XX, Issue : 80, 1956, p. 742 )
The reason for the lack of success of our society lies in the indifference towards our women. Man comes into the world to live as long as his destiny allows him. To live is to act. So, if an organ of a society acts while the other lies idle, then it means that society is paralyzed. A society must accept all the conditions and necessities on which its success in life depends. So, if science and technology are necessary for our society, our men and women must equally master them. As you know, division of labor is necessary in social life as it is in all the other fields. In general division of labor, women should not only carry out their duties, but they should also take part in efforts for the prosperity and welfare of the society.
The most important duty of women is motherhood. If we remember that a child’s first school is his mother’s bosom, we can understand the utmost importance of this duty better. Our nation has decided to be a powerful one. One of the ways to ensure a powerful nation is to make sure our women are competent in every aspect. For that, our women will acquire scientific and technical information, and complete every phase of education that men complete. Thus women and men will walk side by side in social life helping and protecting each other. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. 85 – 86 )
Friends, in many great events, Turkish nation have proven that it is a reformist nation that favors change. Although our nation attempted social reform and change before the last few years, it was never successful. Have you ever searched for the reason why this was the case? In my opinion, not to have begun from the basics is the reason . I will be frank on this: A society, a nation is comprised of two genders: male and female. Is it possible to lift a huge block up if you concentrate on one side of it and leave the other side completely unattended? Is it possible that a part of a society reach the skies while the other part is tied to the ground with chains? Undoubtedly, the steps forward on the path to progress should be taken by both genders together. 1925 ( Atatürk’s B. N., p. 95 )
Oh hero Turkish women, you are worthy to rise to the skies on our shoulders.
Today, the discipline to be taught by mothers to their children is not as simple as it used to be in the past. For today’s mothers, to bring up sons and daughters that have the necessary virtues as active members of today’s life, depends on having many high attributes in them as mothers. For that reason, our women must be more enlightened, more intellectual and more learned than men if they really want to be the mother of the nation.
A society is comprised of two genders: male and female. Is it possible to lift a huge block up if you concentrate on one side of it and leave the other side completely unattended? Is it possible that a part of a society reach the skies while the other part is tied to the ground with chains?
Women of no nation in the world can say “ We have worked harder than Turkish women, we have served as much as Turkish women to lead our nations to victory and independence. “
Actually, our women have always been side to side with our men in social life. Not only today, but for a long time past, our women have worked and struggled no less than men on the fronts, in farming, and in making a living.
Maybe it was our men who fought against the enemy with their bayonets, But it was our women who kept the narrow resources available for the army composed of men. It always has been, and it still is our women who make it possible for our country to go on.
No one can deny that it was always our women who made it possible for our nation to keep up its presence during this and previous wars.
It has always been them, the divine women of Anatolia who not only plowed and sowed fields, gathered firewood from the woods and mountains, took the crop to the market and cashed it, provided bread and butter to their families, but also carried ammunition to the front in oxcarts or on their shoulders under severe conditions.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 13:56
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018