Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 27-09-11, 21:12 #41
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü


Madencilik Terimleri O

O

OBRUK, 1) Kireç taşları içinde, bacaya benzeyen 30m ya da daha çok derinlikte, genel olarak altında bir yeraltı mağarası (ini) bulunan tabii kuyu. 2) İçinde su biriken çukur yer, doğal kuyu. 3) İçbükey, konkav.
OCAK, 1) Açık (yerüstü) maden işletmesi yapılan yer. 2) Dik kuyu ve diğer girişler, meyilli kuyular, düz ve meyilli galeriler ile birlikte, yeraltı hafriyat ve imalâtını kapsayan; madencilik faaliyetini yapmak için belli bir projeye göre hazırlanmış iş yeri. Aynı işverene ait olmak şartı ile ayrı ayrı havalandırma tesisi bulunan birbirine yakın iki veya daha fazla ocak da bir ocak sayılır. 3) Yakıtta bulunan enerjiyi ısı enerjisine dönüştürmeye yarayan (yanma yeri) sistem. 4) —> Maden. —> Şekil. 5) Mermer işletmeciliğinde her cins taşın tabiî olarak, bulunduğu yerden istenilen özellikte çıkarılması için zemine, üstü havaya açık veya kapalı özel şekil verilmesi.
OCAK AĞZI, 1) Yeraltı işletmesine, yer yüzünden galeri veya kuyu şeklindeki giriş yeri. 2) Mermer işletmeciliğinde ocak açılırken yabancı veya çürük zeminden geçilip istenilen kaliteye varıncaya kadar zemine şekil verilmesi.
OCAK AĞZI MALZEME, Mermer işletmeciliğinde ocak ağzı kazısından çıkan düşük özellikteki malzeme.
OCAK AMİRİ, Bir veya birkaç ocağın işletmesinden ve teknik yönetiminden sorumlu maden mühendisi.
OCAK ARABASI, 1) Maden işletmelerinde maden ve malzeme naklinde kullanılan, demiryolu üzerinde hareket eden, yandan veya önden tumba etmek üzere yan veya ön kapaklı olarak da imal edilebilen özel araç. Taşınacak maddenin yoğunluğuna, kullanış şekline ve amacına göre değişik hacimlerde imal edilir. Kömür arabası (kömür vagonu), direk trikosu, beşik araba, kuyruklu araba gibi isimler verilir. Kömür madenciliğinde genellikle tonluk, üç tonluk ve beş tonluk ocak arabası kullanılır. 2) Vagonet (küçük vagon). 3) Araba.
OCAK ARTIĞI, Mermer işletmeciliğinde muayyen bir maksada hizmet edecek özellikte açılmış ocaklarda o maksada yaramayan taşlar.
OCAK ÇIKIŞ HAVASI, Havalandırma amacı ile ocak içinde dağıtıldıktan sonra, ocaktan çıkan kullanılmış hava.
OCAK DİBİ, Mermer işletmeciliğinde esas taşın, istenilen kalitesinin sona erip, başka bir zemine eriştiği yüz.
OCAK EMNİYET LAMBASI, —> Ocak havasındaki metan varlığını ve aynı zamanda oksijen yetersizliğini saptamak için kullanılan, hava giriş aralığı tel ****sli, ayrıca gaz çıkış kısmı da yanmadan dolayı meydana gelen sıcaklığı dağıtmak ve içerdeki alevin dışarı sirayetini önlemek üzere içteki bakır ve dıştaki çelik olmak üzere iki tel ****sli ve ayrıca muhafazalı, hazne ile üstyapının bağlanması sırasında otomatik olarak kilitlenen lamba. Kırmızı fanuslu akülü lamba da işaret için kullanılır.
OCAK GAZLARI İLE MÜCADELE, —> Maden ve taş ocakları ile açık işletmelerde alınacak işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri hakkında tüzük.
OCAK GİRİŞ HAVASI, Havalandırma amacı ile ocağa verilen temiz hava.
OCAK HAVASI, Ocakta dolaşarak havalandırmayı sağlayan hava.
OCAK İKLİMİ, Ocak havasının kuru temperatürü, relatif rutubeti, sürati, endirekt basıncı, arazi sıcaklığı (jeotermik derinlik ısısı her  30 m’de 1½C), derinlikle ilişkili kompresyon ısısı (her 100 m’de 0,9½C), odaksiyon ısısı, üretilen madenin ısı kaybı, taşıma aracı ve taşıma süratine bağlı olarak çalışan makinelerden çıkan ısı, basınçlı hava boruları, ateşlemeler ve çalışan insanların ocak havasına verdiği ısı gibi çeşitli faktörlerin etkisi ile oluşan ortam. İyi bir ocak iklimi, madencinin yeraltında kendini rahat hissederek çalışabileceği ortam olarak tanımlanır. İklimi çalışmaya müsait olmayan ocaklarda ocağa verilen havanın tamamı soğutularak verildiği gibi, yeraltında soğutma tesisi kurularak pano, lağım vb. yerlere verilen hava da özel olarak soğutulabilir.
OCAK KATİBİ, 1) İşçilerin işe gelip gittikleri tesbit ederek yevmiyelerini puantaj defterine kaydeden kişi. 2) Puantör.
OCAK LAMBASI, 1) Madenlerde çalışanlara verilen elde taşınabilen veya barete takılabilen lamba. 2) Madenci lambası. 3) Baş lambası.
OCAK LOKOMOTİFİ, Ocaklarda ray üzerinde nakliyatı sağlamak üzere vagonlarla teşkil edilen katarları veya ocak arabalarını çekmek için kullanılan çekme aracı. Ocak lokomotifleri kullandıkları enerji kaynağına göre dizelli, akülü, elektrikli (troley) ve basınçlı havalı olarak sınıflandırılabilir.
OCAK PLANLARI, Bir harita mühendisi veya topograf tarafından, mevzuata uygun olarak hassas bir şekilde hazırlanan, ocak içindeki imalatın tamamını gösteren ve gelişmeler işlenmek suretiyle —> Ajur edilen plan ve kesitler.
OCAK SUYU, Mermer işletmeciliğinde taşın, ocaktan çıktığı anda sahip olduğu nem.
OCAK TAŞLARI, —> Posta.
ODA, Genellikle taban alanı dikdörtgen şeklinde, muntazam bir biçimi olan üretim yeri. Bir odanın boyutları her zaman galeri, taban ve kılavuz boyutlarından büyüktür. Odaların boyutları üretimden önce tavan, taban, yantaş ve cevherin yapısına göre saptanır. Odalar arasında topuklar bırakılır. Az meyilli (yatımlı) ve fazla kalın olmayan maden yataklarında odanın tavan ve tabanını, madeni sınırlayan kayaçlar teşkil eder. Dik ve kalın damarlarda odanın etrafı maden ile çevrilidir. Üretim sonucu damar içinde meydana getirilen boş hacme az meyilli damarlarda oda, dik damarlarda ise boşluk denir. Az yatımlı cevher yataklarında kazı işlemi odanın içinde yapıldığı halde emniyet bakımından dik damarlarda kazı, boşluğun içinde yapılmayıp yan kısmında boşluğa doğru sürülmüş olan kılavuzların tavan, taban ve yanlarına delinmiş olan lağım deliklerinin doldurulup ateşlenmesi suretiyle yer çekiminden yararlanılarak, cevherin oda içinde oluğa kadar akışı sağlanır. Yani damar içinde açılmış olan boşluğun içinde işçi çalışmaz.
ODA TARZINDA İŞLETME, İstihsalin odalar teşkil edilerek belli bir nizam içerisinde, aynı zamanda veya arka arkaya gerçekleştirilmesi. Oda tarzındaki işletme metodunda kazı yeri hareketli değildir.
ODA VE TOPUK AÇIKAYAK İŞLETME METODU, Bünyesi mütecanis ve tenörü düşük ufki veya çok az yatımlı masif maden yataklarında topuk bırakmanın, sun’i tahkimata nazaran daha ucuz olduğu veya tavanın göçerek bozulması istenmeyen hallerde madenin üzerini örten tabakanın kalınlığı, kendini taşıma kabiliyeti, göçmeden durabileceği azami açıklık, taban taşının taşıma mukavemeti ve evsafı ile madenin mukavemeti dikkate alınarak tesbit edilen oda ve topuk genişliğine göre çalışma esasına dayanan tahkimatsız (üretim) işletme metodu. Bu usülde bırakılacak topuklar müstakil sütunlar halinde bırakılacağı gibi devamlı da olabilir. Bu takdirde maden muntazam odalar açılarak alınır.
OFİTİK TEKSTÜR, 1) Gözle görülecek derecede büyük ve uzunca kristaller (feldispat) ihtiva eden mikrolitik yapı. 2) Ofitik doku.
OFİYOLİT, Jeosenklinal sedimanların eşlik ettiği bazik intruzif kayaç. Genellikle ofiyolit altere olarak serpantine; klorit, epidot ve albitçe zengin kayaca dönüşür.
OK, Tavan kuvvetlerine karşı koymak amacıyla ayaklarda kullanılan bir tür sarma.
OKSİDASYON ZONU, Yeraltı su seviyesinin üstünde bulunan kayaçların veya madenlerin, yeraltı sularının etkisi altında oksitlenerek değişime uğradıkları (bölge) zon.
OKSİJEN (O), Havanın hacim bakımından yaklaşık % 21’ini oluşturan, solunum için zorunlu olan renksiz, tatsız, kokusuz gaz madde. Atom numarası 8, atom kütlesi 16 olan, havaya göre ağırlığı 1,1 (O°C ve 760 mm civa basıncı altında), yoğunluğu 1,429 kg/m3 olan kimyasal element.
Oksijen, fluor hariç olmak üzere doğada hemen her madde ile birleşerek oksidasyon denilen kimyasal bir birleşme özelliği gösterir. Bu birleşme yavaş yürüdüğü takdirde oksidasyon (spontane yanma —> Kızışma) adını alır. Ancak bu birleşme nisbeten hızlı yürür ve ısı-ışık verirse yanma (—> Yanma olayı), şiddetli bir ısı ve ışık yayımı verecek kadar da âni olursa patlama olayını yaratır.
Maden ocaklarında; insan ve hayvanların teneffüsü, alevli (benzinli) emniyet asetilen vb. lâmbaların yanmasında, maden direklerinin çürümesinde, kömürlerin ve piritin yavaş oksidasyonu ile önemli miktarda oksijen tüketilir. İnsanın verdiği nefeste yaklaşık % 79 azot, % 17 oksijen ve % 4 karbondioksit bulunur. Yüzde 17 oksijen bulunan havada lâmba söner, oksijen oranı % 15’e inerse insanda nefes darlığı olur. Nefeslikten dışarıya atılan havada oksijen oranının % 20-21 arasında olması istenir. Bu oranın % 19-20 ye düşmesi ocağın kötü bir şekilde havalandırıldığını gösterir.
OKSİJEN CİHAZI, 1) Oksijen vererek tedavi etme ve boğulanları canlandırma için kullanılan cihaz. 2) Pulmotor —> Teneffüs cihazı.
OKSİJEN ÜRETEN FERDİ MASKE, Nefes almak için içinde basınçlı oksijen bulunan ve nefesi kimyasal olarak oksijen bakımından zenginleştirmek suretiyle temizleyen ve böylece dışardan hava alınmaksızın yaşamı bir süre sürdürmeye yarayan cihaz.
OKSİTLEYİCİ ALEV, Bir mineralin tanınması için mum ve üfleç vasıtasıyla kuru usülle yapılan testte; üflecin ucu mum alevinin içine sokulması ve böylece mavi bir alev hasıl edilmesi.
OKSİTLEYİCİ KAVURMA, Genellikle sülfürlü cevherden kükürdü uzaklaştırmak için hava ile temas halinde yapılan kavurma işlemi.
OLİVİN , Minarolojik formülü (Mg, Fe)2 Si O4 olan, zeytin yeşili renkte doğal mağnezyum ve demir silikat. Mağnezyumlu minerali forsterit (Mg2 SiO4) olup ; %85 ‘den az forsterit ve %14’den fazla fayalit (Fe2 SiO4) içeren olivinlerin fazla bir değeri yoktur. Olivin çoğunlukla demir-çelik sanayiinde eritken ve cüruf düzenleyici hammade olarak kullanılır. Az silisli demir cevherlerinin izabesinde —> Dolomit yerine olivin tercih edilir. Bunun yanında, silikoz hastalığına yol açmadığı için, döküm kumu olarak; refrakter forsterit tuğla üretiminde, deniz petrol platformlarında balast (Özg. ağ. = 3.2 gr/cm3) malzemesi olarak, abrazif olarak, demir tozları ile karıştırılarak sinter tesislerinde kullanılır.
OLTU TAŞI, Türkçede oltutaşı olarak bilinen siyah (kara) kehribar. Minerolojide gagat, jayet ve jet olarak geçer. Ayrıca metamorfizmaya uğramış linyit, bitümce zengin kompakt mineraller, nebat ziftinin karbonlaşması sonucu oluşan mineraller de oltu taşı olarak bilinir. Oltu civarındaki Dutlu Dağ’ da, neojen formasyonları içerisinde, yatakları bulunur. —> Karakehribar.
OLUK, Maden, taş ve gereğinde malzemeyi, yerçekiminden yararlanılarak, aşağı düzeylere taşımak için kullanılan, kesiti genellikle yarım daire veya yamuk şeklinde olan kıvrılmış sac.
OLUK DEĞİŞTİRME, Ayaklarda sabit oluk veya zincirli konveyörlerin sökülerek alındaki haveye alınması.
OLUKLU YIKAYICI, Zenginleştirilecek malzemenin suyla karıştırılması ve oluklardan akıtılarak yoğunluğu fazla olanların oluk tabanında konsantre olup hafif malzemenin daha ileri taşınması prensibine dayalı zenginleştirme cihazı.
ONİKS, Genellikle siyah-beyaz veya kahverengi-beyaz renkli düzgün şeritli bir —> Akik. —> Kalsit.
ONİKS MERMERİ, 1) Madensel tuzlar bakımından muhtevası fazla, sıcaklığı düşük mağmatik suların çok yavaş bir şekilde meydana getirdikleri çökellerden oluşan kristalize, yoğun ve oldukça saydam taş. 2) Su mermeri. 3) Albatr. —> Mermer cinsleri.
OOLİTLİ KALKER, Balık yumurtasına benzeyen ufak kalker küreciklerinin kalkerli bir çimento ile birleşmesinden hasıl olan tortul kayaç. Çapları bir milimetreyi geçmeyen bu kürecikler aynı merkezli küreciklerden meydana gelmiş olup, merkezlerinde bir kuars kumu veya bir mikroorganizma parçası bulunur. Yani bunlar kum veya ufak bir kavkıyı kaplayan kalker konkresyonlarıdır.
OPAK MİNERAL, 1)İnce kesitte bile saydam duruma gelmeyen minerâl. 2) Şeffaf olmayan mineral. Böyle mineraller bir yüzeyi parlak bir duruma getirilerek yukarıdan inen ışık altında incelenir. Böyle ışık belli mikroskoplara yerleştirilen opakilüminatör ile elde edilir.
OPAK MİNERALLER, (ŞEFFAF OLMAYAN MİNERALLER), Işığı absorpsiyon özelliği kuvvetli olan, saydam olmayan mineraller.
OPAL, —> Kuars (SiO2).
OPAL CAM, Soğutulma sırasında camın içinde çok sayıda mikroskopik billûr taneciklerinin (kalay oksit, kalsiyum fosfat ve özellikle sodyum ve kalsiyum florürler) çökelmesiyle opal taşına benzer bir görünüm kazanan yarı saydam cam.
OPERATÖR, Madencilikte genel olarak bir maden veya iş makinasını çalıştırmakla görevli usta işçi.
OPTİK ÖZELLİK, —> Minerallerin optik özelliği.
OPTİK PİROMETRE, Bir fırının içinin sıcaklığını ölçmeye yarayan elektrik ceryanı ile ısıtılan ve sıcaklığı belli bir flamanın rengi ile karşılaştırma esasına dayanan (optik) sıcaklık ölçme cihazı.
ORGANİK ÇÖKELLER, Organik maddelerin birikmesinden meydana gelen tortul kayaç.
ORİFİS EKİVALAN, Muadil ocak açıklığı.
ORMAN İRTİFAK HAKKI, Maden işletme faaliyetlerinde kullanılması zorunlu orman arazileri için verilen geçici intifa (yararlanma) hakkı. Bu hak Orman Bakanlığı tarafından verilir.
Mevkii ve hudutları gösterilen orman arazisi toplam 2 adet h (m2) alan üzerinden maden sahibi adına intifa hakkı tesis edilir. Sözkonusu Bakanlığın tip taahütname senedi doldurulup, noterlikçe tasdik ettirilerek bakanlığa teslim edilir. İntifa hakkında konu olan Devlet orman sahası, mahalli maliye ve orman idaresi yetkililerince birlikte, orman irtifak hakkı lehdarına veya kanuni temsilcisine bir tutanakla teslim edilir. Teslim edilen saha üzerinde kesilecek ağaçlar orman idaresince usulüne göre kesilir. İntifa hakkı sahibi, adına tahsis edilen orman sahası için her yıl peşin olması kaydıyla, yıllık tahsis bedeli öder.
ORPİMENT, —> Arsenik.
ORSAT APAREYİ, İlk defa 19. yüzyılın ortalarında bulunmuş olan ve ocak havasından alınan numunelerdeki CO2, O2, CO, CH4, H2 ve N2 oranlarını tesbit etmek için kullanılan alet. Bu alet (—> Şekil) kolayca taşınabilir bir kutu içine yerleştirilebilmektedir. Alette etrafı su ile örtülü, A gaz büreti alttan lastik bir hortum ile B şişesine, üst taraftan da hem gaz toplama aletine hem de reaksiyon kaplarına bağlantı yapılabilecek bir musluğa bağlıdır. B şişesine, gazları en az erittiği için, asitli su konur. Reaksiyon şişeleri şekilde görüldüğü gibi U şeklinde ve çifttir. | No.lu tüpte CO2 yi emen KOH eriyiği, || Nolu tüpte O2 yi emen potasyum pirogallat “ Pirogallik asidi C5 H3 (OH)11 bir gramı 190 cm3 O2 emer. || nolu tüpte CO2 yi emen bakır eriyiği (Cu CI2+CO+H2O —> Cu CI. CO.H2O) vardır. Cu CI eriyiğinin çabuk bozulmaması için bu tübe bakır teller de konur.
Bu apareyle, gaz veya hava numunesinde bulunan metan tesbit edilecekse, |V No.lu platin telli tüp de bulunur. Platin telli tüpte meydana getirilen patlamada meydana gelen CO2’nin hacmi CH4'ün hacmini verir. (CH4+2O2 —> H2O+CO2, H2+ 1/2 O2 —> H2O) CH4'ün patlaması sonunda azalan hacim ise numunede bulunan H2' nin hacmidir.
ORTA, Yeraltında sürülen bir galeri alnında öncelikle patlatılarak koparılması gerekli göbek kısmı.
ORTA ÇEKME, 1) Alında, daha sonra ateşlenecek çevre deliklerine serbest yüzey sağlamak için, belli bir biçim verecek şekilde yönlendirilmiş deliklerle yapılan ön ateşleme. Orta çekme sonunda delik sistemine göre silindirik, ters koni, ters kare ve ters dikdörtgen piramidi şekillerinde boşluk elde edilir. Orta çekme yelpaze şeklinde delik delme suretiyle de yapılabilir. 2) —> Gevşetmeli orta. —> Şekil.
ORTA DELİĞİ, Orta açmak için delinen lağım delikleri.
ORTA DERİN DEPREMLER, —> Deprem odak derinliği.
ORTA DİREK, Galerilerde tahkimatı takviye için boyundurukla taban arasına vurulan —> Çatal (destek) direk.
ORTA EMDİRME, —> Su enjeksiyonu.
ORTA KARBONLU ÇELİK, —> Çelik.
ORTALAMA DAMAR KALINLIĞI, Üretim yerlerinin herbirinde ölçülen damar kalınlıkları toplamının üretim yeri sayısına bölümü ile hesaplanan kalınlık.
İşletilen (dengelenmiş) ortalama damar kalınlığı (M) ise;
Ocağın çeşitli yerlerinden (n yer) yapılan üretim (f) ve buralardaki damars kalınlıkları (m) dikkate alınarak hesaplanır.
Bunun hesabı da;
n
 f1 + .... + fn
1
M = ––––––––––––––––
n f1 fn
 ––– + .... + ––––
1 m1 mn

Üretim;
Üretim Üretim Damar kalınlığı
Ayakları Miktarı (ara kesme ve
Adet f yalancı tavan hariç)
m
1 1.200 t 1.00
2 2.400 t 1.20
3 4.200 t 1.50

f/m
1.200
2.000
2.800
6.000

f 7800
M = ––– = –––––– = 1,30 metre
f 6000
–––
m

ORTALAMA GÜNLÜK AYAK İLERLE-MESİ, Bir ayakta veya panoda yapılan günlük ilerleme. Aylık ayak veya pano ilerlemesi (a) ölçülüp ay içinde çalışılan gün (g) sayısına bölünerek günlük ortalama ayak ilerlemesi bulunur.
ORTALAMA İŞÇİ SAYISI, 1) Aylar itibariyle bordroda ücret ödenen işçi sayıları toplamının onikide biri. 2) Yıl boyunca yapılan fiili yevmiye + yıllık ücretli izin ve hafta tatili yevmiyelerinin yıllık fiili toplam işgününe bölümü.
ORTOGONAL KOORDİNAT SİSTEMİ, Arazide ölçümü yapılan bir P noktasının, yatay düzlem üzerindeki izdüşümünün metre olarak y eksenine olan (x’), x eksenine olan (y’) ile x ve y eksenlerinin bulunduğu düzleme olan uzaklıklarının belirlenmesine yarayan yer belirleme sistemi, P (x’, y’, z’). Bu sistem haritaya geçirilebilen ölçülere dayanır.
ORTOKUARSİT, —> Kuarsit.
OSWALD İŞLEMİ, —> Amonyak.
OTOJEN DEĞİRMEN, Cevheri, kendi tane büyüklüğü farkından yararlanarak öğütmeye yarayan değirmen. Bu değirmen, serbest düşen iri parçaların kinetik enerjisinden istifade etmek için, büyük çaplı, (7-9 m kadar) ve dar olarak imal edilir; kuru veya yaş öğütme yapar.
OTOJEN SİKLON (SU SİKLONU) , Boyutları 150-600 mikron arasındaki kömürlerin yıkanmasında (zenginleştirilmesinde) kullanılan, yapı olarak ağır ortam (ağır mayi) siklonlarından farklı olup en belirgin özelliği koni açısının 60° den büyük (bazen 120° ye kadar); performansı diğer ayırıcılara nazaran daha düşük, fakat kendiliğinden yaratılan otojen ağır ortamın geri kazanılması söz konusu olmadığı için, yatırım ve işletme maliyetleri düşük olan kömür zenginleştirme (yıkama) ünitesi, —> Santrifüj ayırıcılar, Ağır mayi ile ayırma, Kömür yıkama sistemleri.
OTOMASYON, El emeğine gereksinme olmadan işi teknik araçlarla yapma. Yani endüstride, yönetimde ve bilimsel işlerde insan aracılığı olmadan işlerin otomatik olarak yapılmasının sağlanması.
OTOMATİK NİVO, —> Kompansatörlü nivo.
OTOKTON KÖMÜR YATAKLARI, —> Otokton-, Bakiye maden yatakları.
OTOKTON MADEN YATAKLARI, 1) Bitki kütlelerinin yetiştiği yerde kömürleşmesi sonucu meydana gelen kömür yatağı. 2) Kayaçların çürümesi (alterasyon) sonucu kayacın bulunduğu yerde meydana gelen maden yatağı.
OTOMATİK, 1) Elektrik şebekesinde olan kısa devre anında herhangi bir müdahale olmadan elektrik devresini kesen (sigorta) şalter. 2) Kendi kendine işleyen aygıt.
OTOMETAMORFOZ, —> Metamorfoz.
OTURUŞMA ÇATLAĞI, Tavan taşının oturması ile tavan taşında meydana gelen çatlaklar. Kömürün üretilmesiyle oluşan ve kömür alnına paralel olarak devam eden çatlaklara ise “ Basınç çatlakları” denir.
OVAL DAMARLI HALAT, Çelik halatı teşkil eden halat damarlarının en kesitleri yaklaşık olarak oval biçimini haiz halatlar. Damar sayıları en az 6 olur.
OVERŞOT, 1) Halatlı karotiyer sisteminde vayrlayn halatı ucuna bağlanıp kuyuya indirilen karotiyerin iç gömleğini yakalayan ve yeryüzüne çekilmesini sağlayan teçhizat. 2) Kuyuda kopan tiji yakalayıp bırakmayan tahlisiye takımı.
OYNAK CİLA, —> Elmas cila.
OYTEKTİK (Eutectic) ALAŞIM, İki ve bazan da daha fazla metalin, en düşük erime derecelerinde eriyebilen alaşımı. Ötektik karışım.
__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:13 #42
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü


Madencilik Terimleri Ö

Ö

ÖĞLEN VARDİYASI, 16.00-24.00 vardiyası.
ÖĞÜTME, Boyutu düşürülmek istenen parçacıkların; en büyük boyutunun yaklaşık 5 mm’den daha az olduğu durumlardaki yüzey büyütme işlemi.
Her ne kadar, teknik uygulamada her durum için geçerli olan kabullere varılmamışsa da ilk yaklaşım olarak, öğütme aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir.
Kaba öğütme 5-0,5 mm arası
İnce öğütme 500-50 mikron arası
Çok ince öğütme 50-5 mikron arası
Kolloid Öğütme <5 mikron
ÖĞÜTÜCÜ TAŞI, Özgül ağırlığı 2,6-2,7gr/cm3 olan ve istenen boyuta kırıldaktan sonra yuvarlaklaştırılan sert kalsedon parçaları. Öğütücü taşı seramik sanayiinde hammaddeye karıştırılarak öğütücü malzeme olarak kullanılır ve flint taşı olarak da isimlendirilir.
Seramik değirmenlerinde vazgeçilmez bir madde olarak yararlanılan kalsedonların kimyasal ve fiziksel özellikleri şöyledir:
Kimyasal Özellikleri: (% olarak) SiO2 97,64, Al2O3 1,60, FeO3 0,07, MgO 0,07, Na2O 0,04, TiO2 0,03, CaO eser halde, K2O eser halde; Kızdırma kaybı: % 0,55. Fiziksel özellikleri: Doğal rengi, gri ve açık gri; piştiğindeki renk, beyaz ve açık gri; görünüş, camsı; özg. ağırlık, 2,6-2,7gr/cm3; sertlik, 7-7,5.
ÖKSÜZ, —> Makaslarda lokomotif ve vagonların düşmesini önlemek için göbeğin karşısındaki raya paralel olarak yerleştirilen özel imal edilmiş kısa ray.
ÖLÇMECİ, —> Topoğraf.
ÖLÇME LATASI, 1) Budaksız çam ağacından 5-6 cm çapında yuvarlak veya kenarları 5-6 cm kare şeklinde dörtköşe, 3-5 cm boyunda iki ucu bıçak gibi inceltilmiş ve çelik başlık geçirilmiş yerüstünde kullanılan hassas uzunluk ölçme aleti. 2) Mesaha latası.
ÖLÇME ZİNCİRİ, 1) Genellikle yeraltı ölçmelerinde pusula ile birlikte kullanılan manyetik olmayan bir madenden (pirinç ya da fosforlu bronz) yapılmış, birbirine mafsallarla bağlı muayyen uzunlukta çubuk, tel veya ince madeni halatlardan yapılmış, üzerine metre işaretleri bulunan uzunluk ölçme aleti. 2) Mesaha zinciri.
ÖNDEKAPAJ, Açık işletme yapılacak sahada maden yatağına ulaşmak için ilk yapılan kazı (ilk çukur). İlk çukurdan çıkan malzeme işletme dışına, maden çıkarmaya başladıktan sonra yapılan ana ve ara dekapajda elde edilen kazılmış malzeme de uygun olan şartlarda madeni alınmış kısma dökülür. Madenin tümü çıkarıldığı zaman açık işletmenin son durumu bir çukur görünümündedir (son çukur).
ÖN EMDİRME, —> Su enjeksiyonu.
ÖN İŞLETME FAALİYET RAPORU, Ön işletme ruhsatı alınmış maden sahası için her yıl ilgili daireye verilmek üzere fenni nezaretçi tarafından hazırlanan takdim metni.
ÖN İŞLETME PROJESİ, Ön işletme ruhsatı alabilmek için araması olumlu sonuç vermiş sahada bulunan madenin üzerinde kurulacak tesis için muayyen bir detayda hazırlanmış proje.
ÖN İŞLETME RUHSATI, Arama ruhsatı sahibinin arama ve rezerv saptama çalışmalarının olumlu bir gelişme gösterdiğini, arama ve öbür etkinliklere bir süre devam edilmesiyle daha büyük işletme ve tesisi kurma olanaklarının doğabileceğini bildirerek çalışmalarının genişletilmesi için aldığı ek izin. Arama ya da ön işletme ruhsat süresi içinde işletmeye elverişli maden bulunması durumunda ruhsat sahibinin —> İşletme ruhsatı hakkı doğar.
ÖN PROJE, İhaleye çıkılmasını sağlamak veya yatırım projesini uygulamaya koymak amacı ile bir tesis ya da inşaatın hangi tesis gereçleri ile ve nasıl yapılacağını gösteren açıklama, şema, plan ve resimlerle bunların düzenlenmesine dayanak olan hesap, keşif ve şartnamelerden oluşan proje.
ÖRDEK AYAĞI, Demiryolu taşımacılığında raydan çıkan (düşen) arabanın; lokomotifi çekmek veya itmek suretiyle tekrar ray üzerine oturmasını sağlamak üzere kullanılan özel parça. Bunlar ya demiryoluna sabit olarak monte edilecek veya seyyar olarak kullanılabilecek şekillerde imal edilir.
ÖRDEK GAGASI, 1) Ön kısmı ördek gagası biçiminde genişleyen ve üzerinde ok başı biçimli çıkıntılar olan yükleyici mekanik kürek. 2) Dakbil.
ÖRTÜKAZI, —> Dekapaj.
ÖRTÜKAZI HACİM, Örtü tabakasında yapılan kazıda dekapaj malzemesinin yerinde, kazıdan sonra kabarmış ve döküm sahasında sıkışmış hacmi. Yerinde hacim (m3) x Kabarma faktörü (kayacın cinsine göre 1,25 - 1,45 - 1,65) = Kabarmış hacim (m3). Kabarmış hacim (m3) x Sıkışma faktörü (0,72-0,80-0,74 Kabarma faktörüne göre). = Sıkışmış hacim (m3). (Burada faktörler normal toprak, marn ve sert malzeme için verilmiştir.) —> Kabarma katsayısı.
ÖRTÜKAZI ORANI, —> Dekapaj oranı.
ÖRTÜKAZI YÖNTEMLERİ, Bir açık işletmenin faaliyete geçmesi için, örtü tabakasının kaldırılma yöntemleri. Örtü tabakasının özelliklerine, maden yatağının durumuna, öngörülen üretim miktarına, sahanın çalışılma ömrüne, diğer teknik ve ekonomik koşullara göre yapılan iş makinaları tercihlerine paralel olarak örtükazı tertibi seçilir.
1) Döner kepçeli kazıcı+bant+dökücü,
2) Draglayn örtükazı yöntemi,
3) Aktarıcı shovel ve ripper+skreyper,
4) Kazıcı+kamyon,
5) Yükleyici+kamyon,
6) Kazıcı+kırıcı+bant; en önemli örtükazı yöntemleridir.
ÖRTÜKAZIDA DELİK BOYUNUN TESPİTİ, Ekskavatörle verimli örtükazı yapılabilmesi için kademe tabanının düzgün olması amacıyla patlatma delikleri boylarının; kademe tabanından aşağı inecek şekilde delinerek patlatmadan sonra çukur üst kenarlarının çıkıntı ve tırnak yapmasını önleyecek şekilde belirlenmesi.
ÖRTÜ TABAKASI, 1) Maden içeren formasyonlar üzerinde olan kayaç katmanları. 2) İstihsal edilmesi istenen maden yatağının üzerindeki steril formasyonların tümü. 3) Örtü 4) Petrol ve doğalgaz yataklarının üzerini örten ve bunların kaçıp yokolmasını engelleyen geçirimsiz tabaka. Cap-rock.
ÖTEKTİK KARIŞIM, Birbirleri içinde çözünebilen bir grup maddenin, en düşük sıcaklıkta sıvılaşacak biçimde düzenlenmiş karışımı. Bu tür maddelerden rasgele seçilmiş sıvı bir karışım soğultulduğunda, bileşenlerden birinin katılaşarak sıvı karışımdan ayrılacağı bir sıcaklığa ulaşılır. Sıcaklık daha da düşürüldüğünde, aynı bileşen katılaşmayı sürdürerek karışımdan ayrılacağı için geride kalan sıvı öbür bileşen açısından zenginleşir ve sonunda sıvının bileşimi, her iki maddenin katı bir karışım halinde ve aynı anda ayrılmaya başladığı bir değere ulaşır. Sıvının o andaki bileşimine “Birerim bileşimi” katılaşmaya başladığı sıcaklığa da “Birerim sıcaklığı veya Birerim (Ötetik= Eutektik) noktası” denir. Soğutulan sıvı başlangıçta birerim bileşiminde ise, birerim sıcaklığına ulaşıncaya kadar herhangi bir katılaşma ve ayrılma olmaz; bu sıcaklık derecesine ulaşıldığında, katılaşan her iki bileşen, sıvıdaki bileşim oranını koruyacak biçimde ayrılmaya başlar. Katılaşma süresince gerek biriken katının, gerek arta kalan sıvının bileşimi ve sıcaklığı değişmez. —> Şekil: denge (durum) diyagramının meydana gelişi; Şekil: Kurşun- antimon sistemi, Şekil: Demir-karbon diyagramı.
ÖTEKTİK NOKTASI, —> Ötektik karışım.
ÖZGÜL ISI, Bir cismin birim kütlesinin (gr kütle) ısısını 1½C yükseltmek için verilmesi gereken ısı miktarı.
ÖZÜTLEME, (Çıkarma işlemi) Metalurjide, metallerin cevherlerinden ayrılarak elde edilmesi. Bu amaçla uygulanan fiziksel ve kimyasal işlemlere, metalurjik süreçler denir.
Değerli minerallerin ham cevherden mekanik yolla ayrılmasında bu minerallerin özgül ağırlık, sertlik, geçirgenlik, elektriksel iletkenlik, gibi fiziksel özelliklerinden yararlanılır. Bu işlemlere,—> Cevher hazırlama denir.
Metalurjik özütleme —> Pirometalurji ve —> Hidrometalurji olarak iki gruba ayrılabilir. Her iki durumda da amaç, cevherin iki ya da üç fazda ayrılmasıdır. Başlıca pirometalurji işlemleri —> Ergitme, Kavurma ve Damıtma; başlıca hidrometalurji işlemleri ise, suda çözündürme —> Liçing, çökelterek elde etme ve yoğun-laştırmadır.

Madencilik Terimleri P

P

PABUÇ, —> Cebire.
P.C.E., —> Seger piramitleri.
PAÇAL, Öngörülmüş nitelikte cevher oluşturmak için değişik tenörlü cevherlerin karıştırılmasıyla elde edilen karışım.
PAFTA, 1)Bir ülke ya da bölgede büyük alanı kapsayan ve aynı ölçekli birden fazla parçadan oluşan haritanın her bir parçası. 2) Standart boyut ve nitelikteki malzeme üzerine harita tekniklerine uygun olarak çizilmiş ve gerekli ek bilgilerle donatılmış döküman. 3) Borulara diş açma düzeneği.
PAFTA BÖLÜMÜ, Ekvator enlemiyle Greenwich’den geçen boylam başlangıç alınarak 1/250.000 ölçek için esas olan, kuzey doğrultusundaki 1 derece aralıklı enlemler ile doğu doğrultusundaki 1,5 derece aralıklı boylamların kesişmeleri ile oluşan bölüme dayalı olarak ve daha büyük ölçeklere sınır oluşturmak üzere bölünmüş ağ. Pafta bölümü 3174 sayılı TSE uyarınca yapılır ve numaralandırılır. Pafta boyutu 60x80 cm ‘dir.
1/250.000 ölçekli pafta: Türkiye için, orta boylam 27° olan birinci dilimin doğusunda ve batısında 1° 30’lık, her tam dereceli enlemler arasında olup, 1° liktir.
1/100.000 ölçekli pafta: 1/250.000 ölçekli paftanın 1° 30’lık kenarı üç eşit kısma, 1° lik kenarı iki eşit kısma bölünmüştür.
1/50.000 ölçekli pafta:1:100000 ölçekli pafta dört eşit parçaya bölünmüştür.
1/25.000 ölçekli pafta: 1/50.000 ölçekli pafta dört eşit parçaya bölünmüştür.
PALANGA, Bir halat ve makaralardan oluşturulan basit vinç donanımı.
PALEOBİYOLOJİ, Jeolojik zamanda yaşamış bitki ve hayvan türlerinin yaşam şekillerini ve müşterek yaşantılarını inceleyen bilim dalı.
PALEOCOĞRAFYA, Kara ve denizlerin, dağ sıralarının ve vadilerin, yer tarihinin her dönemindeki dağılışlarını inceleyen bilim dalı.
PALEOKLİMATALOJİ, Yer tarihinin her dönemindeki iklim koşullarını inceleyen bilim dalı.
PALEONTOLOJİ, —> Jeoloji.
PALP (PULP), 1) İnce taneli bir katı maddenin su içine dağılmasıyla ortaya çıkan karışım.Her palpta bir kısım katı ve bir kısım su bulunur. Toplam palp ağırlığı ve hacmi su ve katı maddenin ağırlık ve hacimleri toplamlarına eşittir. 2)Bulamaç. 3) —> Şlam. Flotasyonda palp yoğunluğa, hücre —> (Selül) hacmini ve adedini etkiler. Laboratuvarlarda elde edilen verilere dayanarak flotasyon devreleri tanzim edilir —> Şekil. Laboratuvar sonuçları içinde, tane serbesleşmesi, reaktif cinsi , miktarı, ilave yeri karıştırma zamanı ve palp yoğunluğu hücre hacmini ve adedini etkiler.
Genel olarak selüller mekanik ve pnömatik veya pnömatik düzenle çalışacak şekilde imal edilir. —> Şekil. 1985 yılından sonra Newcastle üniversitesinde (Avustralya) profesör Greame Jameson tarafından tasarlanıp ve 1989 yılında “Jameson Flotasyon Hücresi” adı altında bir patent alınmıştır. —> Şekil. Jameson teknolojisinin konvansiyonel uygulamalara göre önemli farkı, hava ile palpın düşey bir silindirik boru içerisinden karıştırılarak flotasyon hücresine verilmesidir.
PALYE, —> Basamak.
PAMUK BARUTU, Nitroselüloz (kolodyum pamuğu) —> Barut. Dumansız barut.
PAMUK TAŞLARI, —> Mermer cinsleri, —> Kalker tüfü.
PANDANTİF, İnce bir zincirle boyuna takılan süs, ziynet. Değerli takı.
PANDERMİT (Ca4B10 O19. 7 H2O), Kireç taşına benzeyen, beyaz renkte ve yekpare olarak teşekkül eden bir bor minerali. B2O3 içeriği % 49,8’dir. Türkiye’de Sultançayırı ve Bigadiç yörelerinde bulunur. Minerolojik adı “Priseit” olup, Sultançayırında çıkarılan priseit, Bandırma limanından ihraç edildiği için; bu minerale “Pandermit” denilmiştir.
PANGA, Dekapaj malzemesinin dökülmesi suretiyle; suni olarak teşkil edilen ve planlı bir şekilde oluşturulan yer.
PANO, 1) Yeraltı işletmesi uygulanan bir damarda mostra ve muayyen bir kat veya iki kat arasında kalan işletmeye alınmış damar kısmı. 2) Açık kömür işletmesinde maden kitlesinin alınmak üzere, genişlik, yükseklik ve uzunluk olarak yerinde boyutlandırılması sonucunda belirlenen kısım. Çarklı bagerler kullanılan linyit işletmesinin blok yüksekliği 45 m, çalışma kotunun altındaki derinliği ise 20 m’ye kadar olabilir.
PANO BOYU, Kömürü alınacak olan kısmın alt ve üst sınırını belirleyen ve damar meyli boyunca ölçülen mesafe. Özel durumlarda pano boyu ile ayak boyu ayrı olabilir. Alt ve üst taban yollarının ayağın gerisinden takip etmesi halinde (özellikle dik damarlarda uygulanan dilimli işletme metodu) ayak boyu ile pano boyu birbirine eşittir. —> Ayak boyu.
PANO TERTİBİ, 1) Panonun, pozisyon, ilerleme, maden yatağında ve ocak yapısı içindeki ilişkilerinin organizasyonal imkanlara bağlı olarak tertibi. Tertip çeşitleri arasında İlerletimli, Dönüşümlü- Z- Tertibi, T- Tertibi; Sualtı işletmesi, Suüstü işletmesi zikredilebilir. 2) Açık işletmelerde paralel, diyagonal ve karışık (kombine) şekiller zikredilebilir.
PANZEHİR TAŞI, Minerolojide opal olarak tanımlanan mineral.
PANZER, —> Zincirli konveyör.
PARAFUDR, Yeraltındaki tesis ve aygıtları aşırı gerilim yükselmelerine karşı korumak amacı ile yerüstünde gerekli yerlere konulan koruyucu cihaz.
PARAJENEZ, 1) Yanında, birlikte teşekkül etme. 2) Bir kayaçta veya maden yatağında minerallerin, beraberce zuhur etmeleri esasına dayanan, oluşumları (karşılıklı bağımlılık). Bu birlik ve bağımlılık, fiziko-kimyasal şartları, meselâ maden damarlarının oluşum sıcaklığı hususunda ipuçları vermektedir.
PARALEL BAĞLAMA, —> Elektrikli kapsül.
PARALEL VE DÜŞEY KAZI, Döner kepçeli kazıcı (Bager) uygulamasında kullanılan paralel veya düşey kazı yöntemi. Paralel ve kademeli kazıda döner kepçe alın üzerinde H dilimini aldıktan sonra, ikinci dilime geçer. Düşey kazıda ise döner kepçe alının şev üstünden başlayıp aşağı doğru harket ederek H- dilimini alır. İkinci dikey dilime, kademenin tekrar şev üstünden başlar.
PARALEL HAVALANDIRMA, Ocak hava-sını paralel devre oluşturacak biçimde kollara ayırarak iş yerlerini havalandırma.
PARALEL SARIMLI HALAT, Kordonu teşkil eden tellerin sarım yönü, halatı meydana getiren kordonların sarım yönü ile aynı olan çelik halat. Bu tip halatta teller, çelik halatın uzun ekseniyle dike yakın bir açı teşkil ederler. —> Çelik halat, Halat dokumu.
PARAMIKNATISLI MİNERAL,—> Minerallerin mıknatısiyet özellikleri.
PARAŞÜT TERTİBATI, Kuyu ve desandiri-lerde ****s veya araba halatının kopması halinde ****sin kuyu kayıtlarına, arabanın raylara tutunmasını sağlayan tertibat. Halatın kopması durumunda bu mekanizma, tırnakları vasıtasıyla ****sin kayıtlara artan bir basınçla tutunmasını sağlar. —> Kayıt.
PARATONER , Yapıları ve özellikle patlayıcı madde depolarını; yıldırım etkisinden korumak amacıyla kullanılan, çoğunlukla bakırdan yapılan havaya doğru olan ucu sivri çubuk.Radyoaktif özelliği olan paratonerler de yapılmaktadır.
Yıldırım çevresindeki en yüksek cisim üzerine düşme eğilimi gösterdiğinden paratonerin sivri ucu ; yıldırımı çekerek çok düşük dirençli ve topraklanmış kablolarla (gemilerde ise suya topraklanmış kablolarla) ; yıldırımı yani havadaki elektriği çekerek toprağa iletir. Paratonerin çevresine sağladığı koruma konisinin tabandaki yarıçapı yaklaşık olarak paratonerin yerden yüksekliği kadardır.
PARÇA BAŞINA İŞÇİLİK, —> Akort işçilik.
PARÇA KÖMÜR, —> Satılabilir.
PARÇA NUMUNE, Prospeksiyon, sondaj ve kazı çalışmalarında yalnız ilginç görülen formasyonlardan alınan numune. —> Tam numune.
PARILTI, Bir mineralin yüzeyinin ışığı yutmasına, yansıtmasına veya kırmasına bağlı olarak verdiği görünüm. Parıltıyı ifade etmek için mat, parlak, camsı, metalik (madensi) gibi ifadeler kullanılır. Eğer parıltılar pek bariz değilse, bu kelimelerin başına yarı kelimesi eklenir. Parıltıyı ifade etmek için donuk, topraksı, ipek gibi, yağlı, ince gibi, sakızımsı vb. tabirler de kullanılır.
PARİS BRONZU, İçinde yüzde 10 çinko bulunan bir bakır alaşımı. Bronz terimi yalnız bakır ve kalay alaşımlarını tarif etmekle beraber; çinko katkısı durumunda paris bronzu, alüminyum ve berilyum katkılarıyla oluşan alaşımlara da alüminyum bronzu ve berilyum bronzu denilmiştir.
PARLAK KÜKÜRT, İçinde azami % 0,08 oranında karbon bulunan kükürt. —> Püskürtme-, Pelet-, Koyu kükürt.
PARMLİ ANAHTAR, Sondaj takımı hazırlanırken kronları söküp takmaya yarayan özel boru anahtarı.
PASA, 1) Açık işletmelerde cevher veya kömürün üzerinden alınan dekapaj malzemesinin döküm sahasındaki adı. 2) Üretim tekniği gereği çıkarılan ve mevcut ekonomik ve teknik şartlara göre değerlendirilmesi mümkün olmayan —> Artık.
PASLANMAZ ÇELİK DÖKÜM, Çeşitli kimyevi etkilere karşı dayanaklı olan ve bileşiminde en az % 12 krom bulunan çelik döküm.
PASİF PERLİT, —> Perlit.
PAŞA VARDİYASI, —> Vardiya.
PATAR, —> Batarlama.
PATENT, Dünyada yeni olan tekniğin bilinen durumunu aşan ve sanayiye uygulanabilen buluşlara verilen sınai mülkiyet belgesi. Diğer bir ifade ile bir buluş hakkından yararlanmak için o buluşu yapana devletçe verilen belge. Bu belgeye berat ya da ihtira beratı da denir. Patentlerde koruma 20 yıldır.
Dünyada yeni olan ve sanayiye uygulanabilen yeni tekniğin bilinen durumunu aşma kriterine haiz olma şartı aranmayan “ küçük buluşlar “ , “faydalı model “ belgesi verilerek korunur. Faydalı modeller için koruma süresi 10 yıldır.
Sanayide ve tarımda üretilen veya pazara çıkarılan malların üzerine konan her türlü işaret “ Ticaret Markaları “ olarak, aynı şekilde hizmet sektöründe faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların kendilerini tanıtmak ve diğerinden ayırt edilmeyi sağlamak üzere kullanılan işaretler ise “ Hizmet Markaları “ olarak tanımlanır.
Tescilli markalar 10 yıllık koruma hakkına sahiptir. Yenilenmek suretiyle bu süre sonsuza kadar uzatılabilir.
Bir ürünün tümü ya da bir parçası üzerindeki süslemenin çizgi, renk, şekil, biçim, doku, ses gibi görsel olarak iki boyutta ya da üç boyuttaki özelliklerin oluşturduğu bir bütün “Endüstriyel Tasarım” olarak ifade edilir. Örneğin; reklamlarda görülen bütün telefonların tümü aynı teknoloji ile üretilmiş ve çalışıyor olsa dahi (görsel olarak) bunların her birinin biçimi bir endüstriyel tasarımdır.
Coğrafi sınırları belirlenmiş herhangi bir bölge, yöre veya alan içersindeki doğal özelliklerden ve/veya oradaki beşeri unsurlardan kaynaklanan bazı özellikler bir ürün üzerine yansıyorsa ve bu ürünler coğrafi bölge ile bütünleşik olarak anılıyorsa bu tür ürünlerin korunma yöntemine verilen adlar “ Coğrafi İşaretler “ olarak tanımlanır. Örnek olarak halılar, peynirler, bazı yemeklerin adları sayılabilir. “ Menşe adı “ ve “ Mahreç İşareti “ biçiminde iki tür tanımlamayla ortaya konulan kavramlar da coğrafi işaretleri ifade eder.
Böylece patent kavramı adı altında belirlenen “ Sınai Mülkiyet Hakları “ 1- Patentler ve faydalı modeller, 2- Ticaret ve hizmet markaları, 3- Endüstriyel tasarımlar, 4- Coğrafi işaretler ve , 5- Entegre devre topografyaları olmak üzere 5 ana kavramdan oluşur. Bunlar —> Türk Patent Enstitüsünün yürütmekle yükümlü olduğu konulardır.
PATENT BORU, Özel bağlantı tertibatı ile teçhiz edilmiş, sızdırmaz bir şekilde birbirlerine çabuk bağlanabilen boru.
PATENTLİ TELLER, —> Uzun hadde ürünleri.
PATLAMA, Lağım deliğindeki patlayıcı maddeyi oluşturan kimyasal maddelerin, ani olarak yüksek basınçlı gaz durumuna geçişi.
PATLAMA GÜCÜ, Genel olarak kaya kütlesini uygun bir şekilde kırma ve yerinden oynatma kabiliyeti olup; —> Patlama hızı ile patlamada ortaya çıkan gaz hacminin kombinasyonu sonucudur.
PATLATMA HIZI, Patlayıcı kolonunu kateden infilak dalgasının hareket hızı. Patlatma hızı arttıkça, aynı zaman periyodunda daha fazla enerji çıkar. Oluşan enerji ise kayacı çatlatan infilak dalgası ve çatlakları genişleterek kaya parçalarını hareket ettiren yüksek basınçlı gazlar şeklinde ve sıcaklık ile açığa çıkar. Bir patlayıcının randımanı, patlayıcının yoğunluğu ile patlatma hızının çarpımı olan belirlenmiş —> İmpedans değeri ve kaya kütlelerinin yoğunluğu ile sismik iletim hızlarının çarpımı olan impedansı arasındaki yaklaşım ile belirlenir. Aynı karakteristikli patlayıcıların patlatma hızları; kartuş çapına, sıkıştırılma derecesine ve başlatmada alınan enerjiye bağlıdır.
PATLAMAYAN LAĞIM, Delikler delinip doldurulup atış yapıldıktan sonra herhangi bir nedenle patlamadan sıkılanmış vaziyette kalan lağım deliği.
PATLATMA VERİMİ , En uygun patlatma maddesi cinsi ve bunun miktarı ile, patlatma sonucu en çok malzemeyi açığa çıkarmayı sağlamak için kullanılan kontrol kavramı. Patlama verimini etkileyen parametreleri, kontrol edilebilir değişkenler ve konrol edilemez değişkenler olarak iki gruba ayırmak mümkündür. Patlayıcı cinsi, patlayıcı yoğunluğu, ateşleme düzeni, delik çapı, delik boyu, sıkılama boyu, sıkılama malzemesi, delikler arası mesafe, delik sayısı, kayaç hareket yönü kontrol edilebilen parametrelerdir. Ortam jeolojisi, kayaç karakteristikleri, nizamnameler ve özel uygulama konumları ise ikinci gruba girerler.
PATLAYICI ALTIN, Bir altın oksitinin (Au2 O3) patlayıcı özellikleri olan amonyaklı türevi. Patlayıcı altın kurşunî bir tozdur ve sarsıntıyla patlayabilir.
PATLAYICI GAZ GRUPLARI, Patlayıcı gaz ortamlarının ihtiva ettikleri gaz cinslerine göre gruplandırılmaları. Bu gruplandırmalar:
GRUP I- (METAN) maden ocakları
GRUP II- Metan haricindeki bütün gazlar
II- A
III- B
II- C Hidrojen, Asetilen.
PATLAYICI-BOŞLUK DUYARLIĞI,—> Boşluk duyarlığı.
PATLAYICI-DUYARLIK, —> Duyarlık.
PATLAYICI-ENERJİ FAKTÖRÜ,—> Enerji faktörü.
PATLAYICI GAZ ORTAMI, Belirli oranda hava ile karıştığında patlama özelliği gösteren toz, buhar ve gazların bulunduğu işyeri ortamı.
Alüminyum, hububat, kömür vb. gibi tozlar hava ile karıştığında patlama özelliği gösterir. Patlayıcı gaz ortamları gazın bulunabilme ihtimaline göre saha 0, saha 1 ve saha 2 diye zonlara ayrılmaktadır.
PATLAYICI MADDE, 1)Çeşitli kimyevi bileşimlerde olup ısınma, basınç, darbe ve elektrik akımı etkisiyle, saniyenin kesirleriyle ifade edilen zaman aralıklarında, kimyasal bir reaksiyon (tepkime) sonunda meydana gelen yüksek sıcaklıktaki gazın yarattığı basınç ve titreşimle temasta bulunduğu ortamı tahrip eden madde. 2) Eksplosif. Çeşitli detonasyon hızları ile belirlenen patlayıcı maddeler —> Karaba-ruttan başlayarak —> Dinamit, amonyumnitratlı, kalsiyumnitratlı, kloratlı patlayıcı maddeler, trinitrotuluol (TNT), trinitrofenol, nitropenta, şeklinde sıralanırlar. Sıvılaştırılmış hava da patlayıcı özelliğindedir. Patlayıcı maddeler genel olarak a) Yüksek patlayıcılar, b) Yakıtlar ve c) Pirotektik malzemeler olarak gruplandırılırlar. PATLAYICI MADDELERİN İMHASI, Bozulmuş olması sebebiyle veya nitelikleri güvenilir bir şekilde tesbit edilemediği için; kullanılması sakıncalı olan patlayıcı maddelere uygulanan işlem. —> (19.8.1989 tarih ve 20287 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan yönetmelik).
PATLAYICI-MUTLAK HACİM GÜCÜ, —> Mutlak hacim gücü.
PATLAYICI-NİSBİ HACİM GÜCÜ, —> Nisbi hacim gücü.
PATLAYICI ORTAM STANDARTLARI, Patlayıcı ortamlarda çalıştırılacak cihazların dizayn ve test esaslarının, alınması gereken tedbirlerin belirlendiği ve uyulması mecburi olan standartlar.
Patlayıcı ortamlarda çalışabilir cihazların genel tanıtımı için kullanılan sembol, “Explosio- Proof“ kelimesinin kısaltılması olan (Ex) dir. Bu tanıtım sarı zemin üzerine siyah harflerle yazılabildiği gibi kare ve daire içine alınarak çerçevelenmektedir. Cihazların detaylı tanıtımı harf ve rakamlardan oluşan kodlarla yapılmaktadır.
Ex Patlayıcı ortam cihazını tanıtma
d Koruma tipini tanıtma
I ve II Gaz grubunu tanıtma
T1-T6 Sıcaklık sınıfını tanıtma
Gaz ve buharlar (I ve II) iki ana patlama grubuna ayrılmaktadır.
Bunlardan
Grup I Metan gazı (Maden Ocakları)
Grup II Diğer bütün gazlar
Muhtelif tehlike bölgelerinde kullanılan elektrik cihazlarında emniyeti sağlamak için çeşitli koruma tipleri geliştirilmiştir. Bu koruma tipleri aşağıda belirtilen harflerle sembolleştirilir.
(d) ALEV SIZDIRMAZ KORUMA, (Flame-Proof Enclosures) İçerisine sızmış olabilecek gaz, toz ve buhar-hava karışımının patlamasına zarar görmeden dayanabilen ve patlama sonucu oluşan alevi, bağlantı yerlerinden veya dışa açılan öteki bölümlerinden, çevredeki patlayıcı ortama iletmeyen koruma (TS 3380).
(e) ARTIRILMIŞ EMNİYETLİ KORUMA , (İncreased Safety) Normal işletmede ark veya kıvılcım meydana gelmeyen veya meydana gelmesine mani olacak etkili tedbirler alınmış ve ayrıca ısınmasına mani olunacak tedbirler alınarak emniyet katsayısı artırılmış koruma tipi. (TS 3385).
(i) KENDİNDEN EMNİYETLİ KORUMA , (Intrinsically Safety) Normal çalışmada veya belirli arıza şartlarında meydana gelen kıvılcım ve sıcaklık ortamında patlamayan devre ve cihazdaki koruma tipi. (TS 3392).
(T1-T6) YÜZEY EN BÜYÜK SICAKLIĞI , Patlayıcı ortama açık olması durumunda, bu ortamın emniyeti yönünden sakıncalı olabilen herhangi bir bölümün veya elemanın, kabul edilen aşırı yükler bulunduğunda bunları da kapsayan işletme şartlarındaki en yüksek sıcaklık. T6= 85° ile T1= 450°C arasında rumuzlar ile gösterilen altı sıcaklık sınıfı.
(p) BASINÇLA KORUMA, (Pressurization).
(h) HAVA SIZDIRMAZ KORUMA, (Herme-tic Sealing).
(q) TOZLA KORUMA , Kumla doldurma (Sand Filled).
(o) YAĞLA KORUMA , Yağa daldırılmış (Oil İmmersed).
(s) ÖZEL KORUMA , (Special Protection).
SINIRLI HAVA SIZDIRMAZ , N Tipi Koruma (N Type Protection) şeklindedir. —> Alev sızdırmaz cihaz, alev kesici, Alev sızdırmaz cihaz tanıtma kodu, alev sızdırmazlık, Alev sızdırmazlık korumaları, alev sızdırmazlık test istasyonu.
PAY ATIM YÖNÜ, Patlayıcı madde kullanarak koparılıp atılan kömür veya kayaç parçalarının fırlama yönü. —> Şekil.
PAYANDA, Konsol, kiriş ve kolonların (sütunların) takviyesi için kullanılan destek (ayak).
PAYPLAYN (Pipe-Line), —> Hidrolik taşıma.
PAYTON, Meyilli nakliyatta vince bağlı platform şeklindeki taşıma aracı. —> Kontrpua, Şaryoportör.
PEGMATİT, 1) Genellikle iri kristalli ve normal olarak yapısı ve muhtevası farklılıklar gösteren derinlik kayacı. Pegmatit içerisinde esas olarak kuars, feldispat, muskovit, biyotit, turmalin, beril, lityum mineralleri, zirkon vb. gibi iri taneli silikat mineralleri bulunur. Kalay, tungsten, tantal, uranyum vb. gibi nadir minerallere de pegmatit bünyesinde rastlanabilir. 2) Pnömatilik fazda magma buharı ile yer çatlaklarında yükselerek oluşan iri taneli kristallerin teşkil ettiği mineral topluluğu.
PEGMATİTİK DOKU, —> Pegmatitik tekstür.
PEGMATİTİK-PNÖMATOLİTİK CEVHER YATAKLARI, Pegmatitik ve pnömatolitik fazlarda oluşan cevher yatakları. Bir intrusif kitlenin çatlaklara girerek sertleşmesi safhasında (500-700½C) kolay uçucu kısımların geriye kalan eriyik içinde toplanmaları ve bu eriyiğin iri kristaller meydana getirmesine pegmatitik faz denir. Soğuma ilerledikçe (400-500½C) ve dış basıncın iç basınca olan oranı belirli bazı şartları yerine getirmedikçe, uçucu kısımların bölümlere ayrılarak destile olması sonucu yankayacın çatlakları arasında veya tane sınırları içine nüfuz etmesine de pnömatolitik faz denir.
PEGMATİTİK TEKSTÜR, Pegmatitde bulunan kuars ve feldispat kristalleri gibi, mineralleri birbiri içerisine girmiş bir durumda bulunan kayacın (tekstürü) dokusu.
PELET KÜKÜRT, Çevre şartlarından etki-lenmeyen ve tozlaşmayan katı kükürt elde etmek amacıyla üretilen, ışınsal ve sert bir yapısı olan katı kükürt cinsi. —> Püskürtme-, Islanabilen-, Mikronize-, Parlak-, Koyu-, Slate-, Toz kükürt.
PELETLEME, Tanelerin diğer küçük taneler üzerinde yuvarlanarak büyüyüp bir araya getirilmesi şeklinde bir aglomerasyon işlemi.
PENCERE, 1) Örtülü oluşumun üstündeki örtüden, bir kesimin aşınmasıyla alttaki yaşlı oluşumun yeryüzünde ortaya çıkması. Kuzey Anadolu Taş Kömürü Havzasında örtüyü teşkil eden genç kretase tabakalarının aşınması sonucu, daha yaşlı karbonifer tabakalarının (-arazisinin) yeryüzünde görülen kısımlarının (karbonifer pencereleri) kapladığı alanlar. Diğer bir ifade ile kretase tabakalarının yaşlı karbonifer tabakaları ile kontak hatlarının sınırladığı alanlar 2) Kapalı bir mekânın içine hava ve ışık girmesi için duvarlarda bırakılan boşluk.
PENEPLEN (AŞINMA DÜZLÜĞÜ), Çok hafif engebeli, üstünde hemen hemen başka hiç bir yüzey şekli bulunmayan düzlük veya ova. Bu tür düzlüklerin jeolojik dönemler boyunca süren akarsu aşındırmaları etkisiyle oluştuğu kabul edilir. Böylece düzlük hemen hemen deniz yüzeyine kadar aşınmış ve artık herhangi bir aşınmanın gerçekleşmeyeceği kadar düz (sıfıra yakın eğim) olan yapı. Diğer bir ifade ile, erozyon sonucu oluşmuş yumuşak engebeli yer yüzü parçası. —> Plato.
PERBORAT, Sodyum perboratın kısaca ifade ediliş şekli. Susuz sodyum perborat (NaBO3) suda eridiği zaman oksijenli su (H2O2) verdiği için ağartıcı özelliği olması nedeniyle katkı maddesi olarak temizlik malzemesi imalinde; oksijen üretiminde hammadde olarak, oksitleyici özelliğinden dolayı tıpta ve dişçilikte de kullanılır.
PERÇİN, İki sacın birbirine çözülmez bir şekilde bağlanmasını sağlamak amacıyla saclara delinen deliklere sıcak veya soğuk olarak geçirildikten sonra ucu dövülmek suretiyle şişirilen bağlama parçası. Perçinler başlarının biçimine göre yarım yuvarlak başlı-, mercimek gömme-, gömme başlı-, ve yarı gömme başlı perçinler diye isimlendirilir. Çapı 9 mm’ye kadar olan perçinler soğuk perçin olarak yapılır. Diğerleri sıcak olarak vurulur.
PERDAHLIK PLAK, Mermer işletmeciliğinde ham plâkların perdah makinesinde çıkıntı ve girintilerinin silinerek istenilen yüzeyin temin edilmiş hali. —> Ham plâk.
PERDE, 1) İstihsal yapılan yerler arasında bırakılan, yukarıya doğru daralan ve tavan ile temasta olması şart olmayan maden rezerv parçası. Perdenin görevi aslında tavanı tutmak değil, iki üretim hacmini birbirinden ayırmak ve birinde bulunan dolgu maddesinin diğer kısma gelmesini önlemektir. 2) Bir galeriyi veya herhangi bir hacmi bölmek için ağaç, branda, tuğla vb. malzeme kullanarak yapılan ayırma duvarı.
PERİ BACASI, Yamaçlarda sel sularının sebep olduğu farklı aşınma sonucu oluşan sütun, piramidal sütun görünümünde yer biçimlerine verilen ad.
PERİKLAS, Magnezyumun beyaz, gri, yeşilimsi, sarımtrak, kahverengi-sarı renkli, kübik sistemin oktaedrik kristal taneli metamorfik doğal oksidi. Periklas, %92-98 manyezit ihtiva eden sinter manyezitin sanayide 1650 C° ‘ın üstünde tekrar kalsine edilmesi suretiyle üretilir ; ateşe dayanıklı manyezit tuğlaların ana maddesidir. Özel kristal yapısı nedeniyle sert olup manyezit tuğla sanayiinde tercih edilir.
PERFORASYON ATEŞLEMESİ, Üretim sondajının borulanmış üretim seviyesini çelik bilyelerle ateşlemek suretiyle delip prodüktif seviyeden üretim yapma metodu. Ateşleme elektrikle yapılır; Log ve numune alımıyla saptanan prodüktif seviyedeki çimentolanmış boruda bu ateşlemeyle üretime yeterli miktarda delik açılır.
PERİDOT, Yeşil zebercet olarak da bilinir. Forsterit-fayalit dizisinden olivinin değerli taş niteliğinde, saydam yeşil türü. Sarı yeşil türüne krizolit (Grekçe khrysohthos: “ altın taşı “) denir. Krizolitten daha değerli olan peridot genellikle basamaklı (yastık) kesim yolu ile fasetalanır.
PERİDOTİT, Bazik derinlik kayacı. —> Peridot.
PERİKLAS, Kübik veya oktaedr şeklinde taneli magnezyum oksit.
PERİYODİK BAKIM, İşletmelerde çalışan her türlü makinenin tüm tesisin zamansız arıza yaparak hizmet dışı kalmasını önlemek için, muayyen süre (günlük, haftalık, aylık, fevkalade bakım) ve plan dahilinde, bu iş için donatılmış atelyelerde veya yerinde gözden geçirilip daima çalışır durumda tutulmalarını sağlama.
PERİYODİK SİSTEM, Fiziksel ve kimyasal özellikleri birbirine benzeyen kimyasal elementleri artan atom ağırlıklarına göre sıralamak suretiyle gruplara ve periyodlara ayırmak ve bunların yardımı ile de maddenin yapısı hakkında bilgileri ortaya çıkarmak için bulunmuş olan sistem. —> Tablo s. 295
PERLİT, 1) Jeolojide inci taş olarak da isimlendirilen, bünyesinde eş merkezli çatlaklar içeren doğal cam. Pelit ağdalı lavların veya mağmanın hızlı soğuması sonucu oluşur. Yağlı ile incimsi arasında değişen parlaklığa sahip bünyesinde genel olarak % 2-6 su (H2O oranı % 0,5’e, kadar düşebilir), % 70-75 silisyumdioksit, % 12-16 alumina ve diğer sodyum, potasyum, demir, manganez, titanoksit ve sülfür bulunur. Gri, gümüş grisi, koyu gri veya siyaha kadar değişik renklerde (çoğunlukla gri ya da yeşilimsi, ama kahverengi, mavi, ya da kırmızı renklerine de rastlanır), 850°-1150° C arasında ısıtıldığında genleşerek 10-30 misli bir hacim büyümesi gösteren camsı, volkanik (silikat türü) bir kayaçtır.
Maden yatağından üretilmiş perlite “ Ham perlit” ham perlitin öğütülüp tane boyutlarına göre tasnif edilmesi sonucu elde edilen ürüne “ Tasnif edilmiş perlit” denir. Bünyesinde fazla su bulunduran perlit türleri fazla hacim artışı sağladığı için “ aktif perlit” denir. Suyu az içerenler iyi cins sayılmayıp “pasif perlit” veya yüksek ısı perlit olarak adlandırılır. —> Genleşmiş perlit. 2) Metalurjide ferrit ve sementit katmanlarının art arda sıralanmasından oluşmuş mikroskopik demir alaşımları bileşeni.—> Şekil, Perlitli dökme demir, Genleşmiş perlit.
PERLİTİK DOKU, —> Perlitik tekstür.
PERLİTLİ DÖKME DEMİR, Kendisine üstün mekanik özellikler kazandıran perlitli yapıda —> Gri dökme demir, Dökme çelik. —> Perlit.
PERLİTİK TEKSTÜR, 1) Bazı camsı kayaçlarda ani soğuma ve büzülme sonucu küresel veya spiral çatlaklar ile kayacın yüzeyinde inciye benzer ufak birçok kürecikler meydana getirmesi suretiyle oluşan doku. 2) Perlitik doku.
PERMEABL , Geçirgen.
PERMEABİLİTE, Maddenin sıvı geçirgenliği.
PERPORASYON, Muhafaza obrusu ile korunmaya alınan produktif (petrol, su) zonlarda borunun özel düzenlerle delinmesi işlemi.
PERSPEKTİF REZERV, Bazı ülkelerde kullanılan bir rezerv kavramı olup, belirli bir derinliğe kadar varlığı belirlenmiş cevher kitlelerinin daha derinlere doğru ekstrapolasyonu sonucu varlığı ümit edilen cevher miktarı. —> Kaynak.
PERT, Proje Değerlendirme ve Gözden Geçirme Tekniği, “Program Evaluation and Revise Technic” deyiminin kısaltılması.
PERVANE, —> Vantilatör.
PERVANE DEBİSİ, Pervanenin birim zamanda ocağa bastığı veya ocaktan emdiği m3 cinsinden hava miktarı.
PESTİL, Kömür madenciliğinde kömür damarı ile tavan veya fayla damar kontaklarında ve kömür tabakası içinde rastlanan yumuşak (plastik) killi oluşum.
PETEKSEL BOŞLUK, Mermer madencili-ğinde, taşın yapısında meydana gelmiş olan irili ufaklı çoğul boşluklar. —> Kovan boşluk.
PETN (Pentaerythritol Tetranitrate) ESASLI PATLAYICI FİTİLLER, (Explosive Cord) —> Detonasyonu başlatacak miktarda yüksek patlayıcı ve yangın çıkmasını önleyecek miktarda soğutma tuzu içeren —> Lineer tip patlayıcı. PETN fitilinin patlama hızı 6300 m/sn’dır. Bunlar 4 ve 7 örgülü (toronlu) olarak üretilirler. 4 toronlu fitiller 50 m, 7 toronlu fitiller ise 30 m uzunluklarda ve karton paketlerde satılırlar. Raf ömrü sonsuzdur.
PETROGRAFİ, 1) Kayaçları tanıma, tanımlama ve kümelendirme ile uğraşan bilim dalı. 2) Kayaç bilgisi. —> Jeoloji.
PETROL, Yeraltında rastlanan ve içerisinde çoğunlukla parafin olmak üzere çeşitli hidrokarbon bulunan, yağlı, alev almayan sıvı. Petrol çok farklı bölgelerde, muhtelif karışım ve görünüşlerde tezahür eder. Kömürden sonra en iyi bilinen bitüminli oluşum olup, karbon bileşiklerinin en önemlisidir. Tabii olarak oluşur; kayaç çatlaklarından sızar, su sathında yüzer veya hazne kayaçlarda bulunur ve sondaj usulüyle buradan çıkarılabilir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:15 #43
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü


PETROL SONDAJI, Stratigrafik istikyaf, arama, üretim ve üretimi geliştirmek için karada, kara sularında ve açık denizlerde genellikle rotari sistemiyle yapılan derin sondaj. Delme çapları, stratikrafik istikşaf ve arama sondajlarında küçük, diğerlerinde üretimle orantılı şekilde daha büyük seçilir. Rotari sistemiyle çalışılan kuyu başına monte edilen delme makinesi kule (derrick), vinç (drow-work), kule makaraları ve hareketli makara sistemi (crown-travelling black), döner tabla (rotarytable), motorlar (engines), çamur pompası (slush pump), sondaj takımları (drill pipe, drill stem, bit) ve yardımcı takımlardan (accessories) müteşekkildir. Birkaç yüz ila onbeş bin metrekarelik kapasiteler için çok çeşitli makineler mevcuttur ve sekiz ila on sene içinde bu makineler daha gelişmiş ve ekonomik olanlarına yerlerini bırakmakta olduklarından satın alınan bir sondaj makinesini bu zaman süreci içinde azami verimle çalıştırmak gerekir. Dünyanın en derin sondajına Eylül 1987’de Federal Almanya’da başlanmıştır. 14.000 m’ye indirilecek bu araştırma sondajı 110 adet çeşitli ilmi araştırma projeleriyle ilintilendirilmiştir. Kıt’asal derin sondaj programı adını alan bu projenin ana amacı şimdilik, yerkabuğunun fiziki ve kimyevi durumunu anlamak, kıt’alararası oluşumların evrim ve dinamiğinin anlaşılmasını sağlamak için arz kabuğunun derinliklerindeki işlemlerle temel araştırmaya hizmet etmektir.
PETROLLÜ ŞEYL, Ekonomik olarak petrol ve gaz üretilebilen —> Bitümlü şist.
PETROLÜN GRAVİTESİ, —> API Gravite.
PETROL YATAKLARI, Geçirimsiz tabakalar ve yapılarla hapsedilmiş zuhurlar. Şekilde belirtildiği gibi genellikle dört tip petrol yatağı önem arzetmektedir. —> Şekil. —> Cap Rock.

PETROLOJİ, Kayaçbilim olarak da bilinir. Kayaçların kimyasal bileşimini, dokusunu ve yapısını; bulundukları yerleri ve dağılımlarını; fizikokimyasal koşullar ve jeolojik süreçlerle bağlantılı olarak kökenlerini ve oluşumlarını inceleyen bilim dalı. Başlıca üç kayaç tipi olan korkayaçlar, başkalaşım kayaçları (metamorfik kayaçlar) ve tortul kayaçlar petrolojinin araştırma alanına girer. Deneysel petrolojide , Laboratuvar koşullarında yapay olarak elde edilen kayaçlar üzerinde yürütülen araştırmalarla gerçek kayaç oluşum süreçleri belirlenmeye çalışılır. Petrografide ise, kayaçlardan alınan ince kesitler, tek düzlemde titreşen kutuplanmış ışıktan yararlanılarak incelenir. Böylece kayaçlar sistematik biçimde sınıflandırılır. —> Petrografi, Sedimentoloji.
PH (pH, PH), Su ihtiva eden bir sıvıda hidrojen iyonları konsantrasyonunu gösteren sayı. Suda veya sulu bir sıvıda suyun belirli bir kısmı daima H+ ve OH- iyonlarına ayrışır. Suda iyonlaşma yani suyun çözüşme sabitesi sıcaklığa bağımlıdır. Çözüşme sabitesi, —> Hidroksil ve hidrojen iyon konsantrasyonu ilişkisinde hidrojen iyonu çoğalırken hidroksil iyonunun azalması veya tersi sonucunu doğurur. Pratik uygulamada hidrojen iyonu (H+) sayısı hakkında fikir vermek için direkt sayı kullanılmaz; onun yerine negatif (10) ‘lu logaritması PH olarak ifade edilir.
PH= - log (H+)= Log 1/ (H+)
Temiz suda PH=7, asitli suda PH <7, bazik suda PH >7 şeklindedir. PH değeri bir yükseldiğinde hidrojen iyon konsantrasyonu onda bir mertebesinde düşer; hidroksil iyon konsantrasyonu (10 üssü) mertebesinde artar. Göz önüne serilen mertebelerdeki konsantrasyon değişimleri etkileyici sonuçlar getirir ve flotasyon şlamı ortamında bunun etkileri kuvvetlidir. Bu sebepten şlamın PH değeri kontrolu, yüzdürücü, çöktürücü dozlarına gösterilen ihtimam kadar önemlidir. PH değeri, sisteme asit veya baz ilavesiyle ayarlanır.
PH değerinin kontrolu, ± O,1 PH mertebelerinde yapılır ve pratik olarak bu kontrol için turnusol kağıdı kullanılabilir. Wulff’un folye-kolorimetresi de çok kullanışlıdır.
PH değeri yaşamda, toprakta ve denizde de önemli rol oynar. Örneğin, insan kanının normal PH değeri 7,3-7,45 arasında oynar; yani kan hafif baziktir. Buna mukabil midede PH 2' dir, yani kuvvetli asidiktir. Asitli topraklar sadece muayyen bitkilerin yetişmesine olanak verir ve toprağın PH değeri kireç muhtevası için bir ölçüttür. Denizlerin uygun PH değeri bazı sedimantasyon olaylarına olanak sağlar.
PİCUL, —> Pikul.
PİÇ, 1) Kömür madenciliğinde ana kömür damarının tavan ve taban taşları arasında bulunabilen ve işletilmeye müsait olmayan ince damar. 2) Lağım deliklerinin yükünü hafifletmek için delinen kısa lağım deliği. 3) ***damar.
PİEZOMETRİK YÜZEY, Basınçlı akiferdeki suyun kuyu veya sondaj deliğinde hidrostatik basınç tesiri ile yükselebileceği yüzey.
PİGMENT, Çeşitli malzemelere renk vermek için kullanılan, yoğun renkli kimyasal bileşiklerin ortak adı. Boyar maddelerin tersine çözünmeyen bileşikler olan pigmentler çok ince katı tanecikler halinde, başka bir deyişle katı asıltı olarak uygulanır. En çok boyalarda, baskı mürekkeplerinde ve plastiklerde kullanılır.
Pigmentlerin organik veya inorganik birçok örneği vardır; organik pigmentler inorganiklere göre daha parlak ve dayanıklıdır.
PİK DEMİR, Yüksek fırında üretilen ve içinde en az % 2 karbon bulunduran ve ayrıca izabe sırasında cevherin bünyesinden gelen P, S, Mn-Si gibi elementler içeren demir.
PİKUL, 1) Malaysiya’da kullanılan Çin ağırlık birimi. Pikul yaklaşık 60,5 kg veya 133,5 libre eşdeğeridir. 2) Endonezyada kullanılan bir ağırlık birimi olup, 61,76 kğ eşdeğeridir= (Endonezya pikulu). 3) Picul.
PİLON, 1) Havai hat kablolarını taşıyan ve demir profillerden imal edilmiş olan ****s direk. 2) ****s direk şeklinde imal edilen enerji nakil hattı direği.
PİLOT BİT, Ucunda daha dar çaplı kademesi bulunan ve karot almadan ilerleme yapan bir tür elmaslı veya sert metal uçlu matkap.
PİM, Parçaların karşılıklı durumlarını tesbit edip emniyete almak ve iki parçayı birleştiren yüzeydeki kuvvetleri karşılamak için kullanılan bağlama parçası.
PİRAMİT ORTA, Patlatıldıklarında, alında piramit biçiminde ek serbest yüzey oluşturacak düzende delinmiş deliklerin oluşturduğu orta.
PİRİNÇ, Bakır ve çinko metallerinin belirli oranlarda karıştırılarak ergitilmesi suretiyle elde edilen sarı renkli alaşım.
PİRİT, Demir iki sülfüre (FeS2) verilen ad.
PİROFİLİT , Fiziksel özellikleri ve kullanım alanları bakımından talk’a benzeyen, fakat kimyasal bileşimi farklı bir hidro alüminyum silikat (Al2O3. 4SiO2. H2O). Seramik ve dolgu sanayiinde kullanılır, bünyesinde yüksek aluminali mineraller bulunması halinde refrakter tuğla üretimi için de önemli olur. Genellikle metamorfik masifler içinde ve mikaşistler arasında tabakalar halinde bulunmakla beraber sülfürlü cevherlerin alterasyon zonlarında da rastlanır.
PİROKSEN, Değişik kimyasal bileşimlere sahip, kayaç oluşturucu silikat minerallerinin ortak adı. Bu önemli mineraller grubunda özellikle kalsiyum, mazgnezyum ve demir bakımından zengin üyeler egemendir. Genel formül AB Si2O6 şeklindedir. A unsuru genellikle Mg, Fe, Ca, ve Na, B unsuru genellikle Mg, Fe, Al ve Si elementlerinden oluşur. Önemli piroksen mineralleri diopsit, ojit, egirinjit, egirin’dir.
PİROLİZ, 1) Katı yakıtların içerdiği uçucu maddelerin havasız ortamda gazlaştırılması. Piroliz sonucu elde edilen gazlar temizlendikten sonra aynı tesisin ısı ihtiyacını karşılamada kullanıldığı gibi fazlası da hava gazı olarak çeşitli tüketim yerlerine verilir. 2) Kimyevi sentez usulü.
PİROELEKTRİK,—> Minerallerin elektriksel özellikleri.
PİROMETALURJİ, Yüksek sıcaklıkta ergitme ve redükleme yoluyla metal veya alaşımlarının üretim tekniği.—> Özütleme, Hidrometalurji, Elektrometalurji, Elektrotermik işlem, Kavurma, Damıtma.
PİROMETAMORFOZ, Sıcaklığın çok yükselmesi ile meydana gelen başkalaşım. —> Metamorfoz.
PİROMETRE, —> Termokupl.
PİROP, —> Laltaşı.
PİSTONLU BAK KASASI, —> Jig.
PİSTONLU TULUMBA, Silindir içindeki bir pistonun ilerigeri hareketi suretiyle emme ve basma fonksiyonu yapan elektrik, buhar veya basınçlı hava gücünden yararlanılarak herhangi bir sıvıyı yüksek seviyeye pompalamak (basmak) için kullanılan makine.
PİZOLOTİK FOSFAT, —> Fosfat.
PİZOLİTLİ KALKER, İçinde konkresyon taneleri bezelye büyüklüğünde olan kalker.
PLAK TURNE, —> Döner sac.
PLANÇETE, 1) Pratik ve çabuk topografik arazi alımında (plan ve harita çıkarmak) çok kullanılan alet. 2) Mühendislerin kullandıkları mesaha tahtası.
Bir sehpa üzerine oturtulmuş ve üstüne çizim kağıdı (pafta) yayılmış çizim tahtasından meydana gelen bu düzende, gözlemci plançeteyi tam yatay konuma getirdikten sonra istasyon noktasını pafta üzerinde bir toplu iğneyle gösterir ve bu iğneyi özel bir pusulayla yöneltir. Sonra gözlem noktalarının doğrultularını belirlemek için tesviye-, eklimetreli- veya döner dürbünlü —> Alidatkullanılır. Bu doğrultuları pafta üzerinde kurşun kalemle çizdikten sonra, uzaklıkları ölçülen noktaları polar koordinatlarıyla paftaya işler. Ayrıca bu noktaların kodlarını da belirler veya kontrol eder. Sonunda arazinin karakteristik çizgileriyle bunların çevresindeki detaylarını çizer, düzey eğrilerini geçirir ve gerekiyorsa profilleri ölçer.
PLAKA TEKTONİĞİ, —> Levha tektoniği.
PLANİMETRE, Alan hesabını yapmak için kullanılan yardımcı alet. Polarplanimetre ve tamburlu planimetre olarak iki tipi vardır. Tamburlu planimetre ile daha ziyade ince uzun alanlar, polar planimetre ile de merkez kolu yarı çapı teşkil edecek kadar olan alanın ölçümü yapılır.
PLANLAMA, 1) Çeşitli faaliyetlerin tertip ve tanzimini temin etmek için yol gösterici hizmetleri yerine getirmek maksadı ile yapılan çalışmaların tümü. Planlar, amacına göre, kuruluş planı, üretim planı, satış planı, likidite planı, hesap veya muhasebe planı gibi işletme faaliyetlerinin çeşitli aşamalarını gösterir. 2) Proje faaliyetlerinin ve olaylarının tertibi, mantıki münasebetleri ve uygulama sıralarının tesbiti hakkında önceden tahminde bulunarak bu olayları yönlendirmek, önlemek veya istenilen şekilde oluşturmak amacı ile önceden hareket etme.
PLANŞ MOBİL, —> Seyyar döşeme.
PLANYA, 1) Ağaç, demir vb. malzemenin yüzeylerini talaş kaldırarak düzgün hale getirmeye (tesviye etmeye) yarayan tezgah. 2) Tesviye tezgahı.
PLASER, —> Plaser cevher yatağı.
PLASER CEVHER YATAĞI, Primer cevher yataklarının mekanik etkiler altında parçalanarak başka bir yerde (nehir yatağı, dere yatağı, deniz kıyısı vb.) yığılmaları ve zenginleşmeleri (konsantre olmaları) sonucu meydana gelen sekonder (ikincil) maden yatağı.
PLASER İŞLETME METODU, Plaser maden yataklarına uygulanan sistem. Bu sistem; maden yatağının bulunduğu ortama göre kuru veya sulu (hidrolik) işletme metotları diye ikiye ayrılabilir. Metodun uygulaması, ekonomik şartlara göre el ile veya mekanik olarak yürütülür. El ile çalışma; leğenleme, oluk, kademeli oluk ve tabanı çıtılı oluk ile yapılır. Mekanik çalışma ise skreyper, ekskavatör, yüksek basınçlı monitör ve dreç (taraklı duba) yardımıyla yapılır. Deniz dibinde oluşan maden yumrularının oluşturduğu maden yataklarına da derin deniz madenciliği uygulanır.
PLASTİK KAPLI HALAT, Makara ve tamburlarda erken aşınmayı önlemek ve halat toronları ve telleri arasına toz ve rutubet kaçmasını engelleyerek, halat içindeki yağın dışarı çıkmamasından dolayı, halatın kendiliğinden, yağlanması sağlanmak suretiyle halat ömrünün uzatılması için özel imal edilmiş (plastik kaplı veya plastik enjekteli) halat. Bunlar; makara ve tamburlarla olan temas yüzeyini artırmak için klasik altı toronlu halata nazaran sekiz toronlu telleri kalıpta çekilerek yassılaştırılmış, metal yoğunluğu ve kopma dayanımı artırılmış olarak imal edilir. Bu suretle halatın yük altında esneklik kazanarak yorulma süresinin uzaması, homojen yük dağılımı ve halatın ezilmeye karşı daha dayanıklı hale gelmesi sağlanır.
PLASTİK KİL, Suyu şiddetle emen, yoğrulup şekil verilebilen, ısıtılınca suyunu tamamen kaybederek sertleşen ve bu özelliğinden dolayı tuğla, kiremit, testi vb. imalatında kullanılan (kil) hammadde.
PLASTİK SULU SIKILAMA KARTUŞU, (PSSK) Açık ucu eğri, kapalı ucu sivri silindirik tipte hazırlanmış plastik torba çalışma alanında su ile doldurulup ağzı tırnaklı tapa ile kapatılarak sivri ucu dinamit lokumunun üzerine gelecek şekilde deliğe yerleştirilerek sıkılama yapmaya yarayan malzeme. Plastik sulu sıkılama kartuş malzemeleri alev geciktirici ve anti-statik özelliğe sahip olduğundan, bu tür sıkılama özellikle grizulu ortamda yapılan ateşlemede güvenlik bakımından büyük önem taşır. 32mm çapında bir delik için 26mm çapında 400mm boyunda 300cm3 hacminde bir plastik sulu sıkılama kartuşu yeterli olmaktadır.
PLASTİKLİK, Maddenin herhangi bir hacım kaybı ve geri tepmesi veya parçalanması olmadan elle yoğrulabilme ve istenilen biçimin verilebilmesi özelliği. Bu özelliğe sahip en yaygın malzeme—> Kildir. Kilin plastisitesini saptamak için; plastisite suyu, Atterberg plastisite sayısı ve su absorpsiyonu saptanmalıdır. Killerdeki plastisite 4 sınıfta incelenir.
1) PD Plastisite derecesi % 10- 30 (Kil olmayan materyeller, şistler, şamot killeri, âdi killer)
2) PD % 30-65 (Kaolenler, bağlama killeri)
3) PD % 65-80 (Kaolen, montmorillonit grubu)
4) PD % 80 ve üzeri (Bentonitler, yıkama killeri, montmorillonitler.)
PLATİN (Pt), 1) Atom ağırlığı 195,09, özgül ağırlığı 21,45 gr/cm3 olan ve 1735 yılında Kolombiya’nın altınlı kumlarında keşfedilen beyaz renkli değerli (asil) metal. 2) Platin grubu benzer özelliklere sahip altı metalden oluşur ve bunlar platin (Pt), rodyum (Rh), iridyum (Ir), palladyum (Pd), rutenyum (Ru) ve osmiyum (Os)’dur. Platin grubu metaller doğada çoğunlukla birlikte görünürler ve ender bulunurlar. Oksitlenme ve korozyona karşı dayanıklı olduklarından ve nadir bulunduklarından dolayı altın ve gümüş gibi değerli metaller olarak bilinirler. PGM (Platin grubu metaller)’in en çok kullanılan ticari formu; çubuk, macun, kimyasallar ile diğer şekillere de kolayca çevrilebilen sünger ve toz halidir. Ayrıca bütün PGM’lerin tuzları da piyasada bulunur. PGM’ler troyonz (1 troyons= 31,1035 gr) veya gram ya da kg (1 kg= 32,1507 troyons) olarak alınıp satılır. Ticari kalite platin normal olarak % 99,95, paladyum % 99,9 saflıktadır. Amerikan ve İngiliz standartlarına göre platinden yapılmış cisimlerin, platin olarak nitelenebilmesi için en az % 95 Pt içermeleri zorunludur. PGM’ler, yüksek sıcaklıkta kimyasal olarak etkilenmez. Ayrıca mükemmel katalitik aktivite gösterirler. Bu özellikleri kimya, petrol rafinasyonu ve otomotiv sanayilerindeki kullanımların temelidir. Korozyona dirençli materyal olarak kimya, elektrik, cam sanayi, dişçilik ve tıp alanlarında kullanılırlar. Kuyumculuk, platinin bir diğer tüketim alanıdır. Bu alanda kullanılan PGM alaşımları % 95 Pt ve % 5 Ru; % 90 Pt ve % 10 lr; % 96 Pt ve % 4 Pd içerir.
PLATİN GRUBU, —> Platin.
PLATO, 1) Vadilerle yarılmış, düz veya hafif dalgalı yüzeyi olan alan. 2) Yayla. Ova ile plato arasındaki başlıca fark platodaki vadilerin oldukça derine gömülmüş olmasıdır. Diğer bir ifade ile parçalanmanın çok olduğu kesimlerde rastlanan bazı tepeler. —> Peneplenin aşınmaya direnen kesimlerinden oluşan kalıktepeler.
PLATFORM, 1) Doğal veya yapay yüksekçe yer. 2) Kitle halinde büyük çaplı tabakaların (katmanların) çarpılması ve bunun sonucunda oluşan hafif eğimlerle nitelenen jeolojik yapı tipi. 3) Deniz dibinde sondaj kuyuları açmak için deniz tabanından deniz yüzü üzerine çıkan ayaklar üzerine yerleştirilen sondaj şantiye alanı.
PLEOKROİSM, 1) Kaidelere uymayan, renkli, kristalleşmiş minerâllerin farklı yöndeki ışığı farklı nisbette emme veya geçirme özelliği (çok renklilik). 2) Dikroizm.
PLOTTER (ÇİZİCİ), Harita otomasyon sisteminin temel donanımlarından olup, çok geniş kapsamlı grafik verileri bir bilgisayar veya veri işleme tesisinin denetiminde, kendine özgü özel komutlar kullanarak çizim üretebilen ve çıktı veren cihaz.
Yatay olanların her türlü alüminyum, astrolon, karton gibi altlık üzerine çizim yapabilme özellikleri vardır.
Düşey çiziciler günümüzde yaygın olarak kullanılır ve büyüklüğü çizim alanı, çizim hızı, çizim hassasiyeti, emulation, kalem sayısı, bellek, gösterge, port, kalem sensörü vs. gibi özellikleri ile tanımlanır.
PLUTON, Arz kabuğunda katılaşmakta olan ve katılaşmış magma kitlesi.
PNOMOKONYOZ, 1) Solunum yoluyla akciğerlere alınan ince tozların (0,5-5 mikron) oluşturduğu hastalıkların genel adı. 2) Madenci hastalığı. Tozun cinsine göre bu hastalıklara çeşitli isimler verilir. Demir tozları-sideroz, alüminyum tozları-alüminoz, silis tozları-silikoz, pamuk tozları-psiloz, asbest-tozları- aspestoz ve kömür tozları da-antrokoz hastalıklarına neden olur.
PNÖMATİK JİG, Akışkan olarak su yerine havanın kullanıldığı bir —> Jig türü. Bu jigde döner vanadan elek altına verilen basınçlı hava, yalnızca basma hareketini sağlar; dar bir uygulama alanı vardır; yalnız susuz yerlerde ve kuru ürünler istenildiği zaman tercih edilir. Pnömatik jiglerde ortamın viskozitesi düşük olduğundan 0,1 mm boyutuna kadar olan tanelerin zenginleştirilmesi mümkündür.
PNÖMATİK RAMBLE, 1) Boru içerisinde basınçlı hava akımı vasıtası ile (basınçlı havanın taşıma gücünden yararlanılarak) ramble malzemesinin taşınması suretiyle yapılan dolgu. 2) Basınçlı hava ile ramble. Pnömatik ramble sisteminde dolgu maddesini içine aldıktan sonra boruya veren bir makine, basınçlı hava şebekesi ve kompresör bulunur. Genellikle damar kalınlığı 0,5-3 m arasında değişen işletmelerde uygulanır (damar meyli maksimum 30½). Bu ramble metodunda önemli etkenler; boru uzunluğu ve çapı, hava miktarı ve basıncı, hava çıkış hızı, üfleyici ucun çapı, boru sürtünme katsayısı ve dolgu malzemesinin tane iriliğidir.
POLAR KOORDİNAT SİSTEMİ, Arazide ölçümü yapılan bir P noktasının; belli bir noktaya olan (f) meyilli mesafesi, bu mesafeyi gösteren doğru parçasının yatay düzlemle yaptığı () açısı ve bu f doğru parçasının izdüşümünün şimal istikameti ile yaptığı () açısı ile belirlenmesine yarayan koordinat sistemi. P (f, , ). Bu sistem arazide ölçülen değerlere dayanır. —> Ortagonal koordinat sistemine dönüştürmede z’ = sin . f, x’ = f . Cos . Cos ve y’ = f . Cos . sin bağıntılarından yararlanılır. —> Koordinat sistemleri.
POLİGON, Haritası veya planı yapılacak bir arazi parçası üzerinde belirlenen noktalar ve bu noktaları birleştiren doğru parçalarının teşkil ettiği, noktalar arasındaki mesafeler ile doğru parçaları arasında bulunan iç veya dış açıları ölçülebilen çok kenarlı açık veya kapalı şekil. Koordinatları belli veya belli olmayan noktadan başlayıp yine aynı noktaya gelmek suretiyle çokgen şeklinde ölçü yapılarak kapatılan poligona “Kapalı poligon”; koordinati belli bir noktadan başlayıp yine koordinatı belli bir noktaya bağlanarak kapatılan poligona “Bağlı poligon”, koordinatı belli veya herhangi bir noktadan başlanarak teşkil edilen ve son noktası başlangıç noktasına veya belli bir noktaya bağlanmayan poligona da “Açık poligon” denir. Poligonlar ölçmede kullanılan aletin cinsine göre de “Pusula Poligonu” vb. şekilde de isimlen-dirilir.
POLİGON BAĞ, —> Bağ.
POLİGON METODU, 1) Bir maden yatağının keşfi için sistemli bir şekilde yapılan sondajların plan üzerindeki izdüşümlerini birleştiren doğru parçalarının orta noktalarından çıkılan dikmelerle sondajların tesir alanlarını poligon olarak belirleyip, bu poligonların alanları sondajla kesilen maden damarının kalınlığı ve madenin yoğunluğu dikkate alınarak yapılan rezerv hesabı. Bu metoda göre hesaplanan rezerv miktarının doğruluk derecesi sondajlarda sıklığına göre değişik ve hata payı ± % 40 civarında olabilir. 2) Üçgen metodu.
POLİGON TAHKİMATI, Tavan basıncı yüksek olan galerilerde fırçalar yardımıyla çok kenarlı geometrik şekiller verilerek yapılan ve fırçalar arasına fırça eksenine dik olacak şekilde sarma veya kısa direk parçası konmak suretiyle yapılan tahkimat.
POLİMETAMORFİK MADEN YATAKLA-RI, 1) Birkaç defa metamorfizma olayına uğramış maden yatakları. 2) Kompleks maden yatakları.
POLİMORF MİNERALLER, Kimyasal bileşimleri aynı olup değişik sistemlerde kristallenen ve şekil bakımından birbirine benzemeyen ve bazı fiziksel özellikleri bakımından da birbirinden farklı “ Çok şekilli” mineraller. Örnek kükürt nabit olarak kristalleştiği halde eritildikten sonra monoklinik sistemde kristalleşir. Grafit heksagonal sistemde kristallenip sertliği, parlaklığı madensel olduğu ve elektriği iletiği halde bileşimi aynı olan elmas kübik sistemde kristallenir sertliği 10 olup aynı parlaklık ve iletkenliği yoktur. Minerallerden iki şekilli olanlara iki şekilli veya “dimorf “ üç şekilli olanlara da üç şekilli veya “ Trimorf “ mineral denir.
POLİSAJ, Mermerin cilalanması.
POLİSAJ MAKİNESİ, Yatay bir tablaya yatırılan mermer plakasının silinmek istenen yüzünün üzerine, özel surette imal edilmiş değişik şekil ve tipteki zımpara taşlarının monte edildiği yuvarlak bir kafanın mermeri silmesi esasına göre yapılmış makine. Kafa, mermer sathı üzerinde dairevi şekilde dönerek mermerin her noktasının aynı şekilde silinmesini temin eder. Kafanın merkezinden daimi surette su verilir ve bu suretle mermer sathı tamamen sulu olarak silinir.
POMZA TAŞI, Asidik ve bazik karakterli volkanik faaliyetler sonucu oluşan; gözenekli bünyesinde kristal suyu olmayan, genellikle riyolit kompozisyonu içeren kayaç. Asidik pomza; beyaz, kirli beyaz renkte olup, daha yaygın olarak bulunur ve yoğunluğu 0.5-1 gr/cm3 arasında değişir. Bazik pomza ise yabancıların “Scoria” dedikleri, Türkçede ise bazaltik pomza olarak bilinen kahverengi, siyahımsı renkte pomza türü olup, özgül ağırlığı 1-2 gr/cm3 dür. Pomzanın fazla gözenekliliği, ısı ve ses geçirgenliğini düşürür ve bu özelliği inşaat sektöründe kullanımını sağlar. Türkiye’de üretilen pomzanın %90 kadarı inşaat sektöründe tüketilir. Pomzanın ikinci büyük kullanım alanı abrazif (aşındırıcı) sanayiidir. Oldukça hafif aşındırıcı olarak sınıflandırılan pomza gerek doğal, gerek yapay madeni eşyaları ve yumuşak metalleri (gümüş gibi) cilalamakta kullanılır. Tekstil sanayiinde kullanılan pomzanın kimyevi ve fiziki özellikleri büyük önem taşır ve bu özellikler ancak derinlik pomzalarında bulunur. Bu özellikler şöyle sıralanabilir : 1) Renklilik . İyi kalite pomza beyaz olmalıdır. 2)Kırılganlık.İyi bir pomza, sert bir yüzeye vurulduğunda ezilip toz olmalı fakat kırılmamalıdır. 3)Kimyasal birleşim. Tekstil sanayiinde pomzanın kullanılabilmesi için, kimyevi birleşimindeki demir oksit, sodyum oksit ve potasyum oksit miktarlarının, kumaş boyası ve yıkamada kullanılan diğer kimyevi maddelerle reaksiyona girebileceği ve kumaşta renk değişikliği oluşturabileceği hususu dikkate alınmalıdır. 4) Sertlik. Kırılmadan ezilme özelliği göstermelidir. 5) Özgül ağırlığı. Sıfır nemde özgül ağırlığının 0.5-0.55 gr/cm3 olması istenir. 6) Su emme özelliği. Tekstil kalitesi için %50’den fazla olan su emme özelliği ideal kullanımı sağlar. 7) İşlenme durumu. Tekstil kalitesi pomzanın keskin yüzeylerinin yuvarlatılmış olması istenir ki, temas ettiği kumaş yırtılmasın. Cam eşyaların işlenmesi, özel boyalarda dolgu maddesi olarak, tarım ilaçlarında kimyasal taşıyıcı olarak, sabun ve deterjan üretiminde puzzolan madde olarak kullanılması diğer kullanım alanlarından bazılarıdır. Son yıllardaki bir kullanım alanı da “barbikü” tabir edilen mangallarda, kömürün yerini almasıdır. Burada mangalın alttan fazla ısıtılması sonucunda akkor hale gelen pomza, kömür ateşi işlevini görür. Türkçe’de ; pomza taşı, sünger taşı, köpüktaşı, hışırtaşı, nasırtaşı, küvek gibi adlarla bilinir. İngilizcede iri taneli olanlara “pumiz”, ince taneli olanlara da “pumicite” denir. Yabancı dillerden gelen etki ile Türkçede ponza , bims ve pumis kelimeleri de pomza taşı anlamına gelir.
PONZA, —> Pomza taşı.
PORFİR, Çok ince taneli ve camsı bir hamurun içinde kendine özgü biçim gösteren, iri kristalleri bulunan kayaç.
PORFİR CEVHER YATAĞI, —> Porfir içinde serpilmiş zerreler halinde (—> Dissemine) teşekkül etmiş cevher yatağı. Bu tip cevher yatağına porfirik cevher yatağı da denir.
PORFİRİK STRÜKTÜR, 1) Önceden derinlerde yavaş bir soğumanın etkisi ile içinde yüzer halde büyük kristaller teşekkül etmiş magmanın yeryüzüne çıkıp geri kalan kısmının çabuk soğuması ile teşekkül etmiş, sık taneli ya da camsı bir kayaç hamuru içinde kendine özgü kristal biçimi gösteren kayaç yapısı. 2) Porfirik yapı.
PORFİRİK YAPI, —> Porfirik strüktür.
POROZİTE, Madde içindeki boşlukların oluşturduğu hacmin, maddenin tüm hacmine oranının ifadesi.
PORÖZ SERAMİK, —> Gözenekli seramik ürünler.
PORSELEN, Genellikle beyaz, aşırı camlaştırılmış, inceltilince yarı saydamlaşan, çoğunlukla renksiz ve saydam sırla kaplı, ince ve sıkı hamurdan yapılmış seramik parça. Porselen, 2-3 mm kalınlığa kadar yarı saydamdır; yoğunluğu 2,20 gr/cm3‘ün üstünde, suyu emme özelliği yüzde 0,5'ın altındadır. Porselen hamuru, özlü (yağlı) bir madde (kaolen), mümkün olduğu kadar demirsiz bir pekleştirici (kuars, çakmaktaşı) ile bir eriticiden (feldispat, kalsiyum fosfat veya yapay bir frit) meydana gelir. Seramikçilikte, pişmesi için gereken ısı derecelerine göre iki tür porselen vardır. Sert porselen 1400°C’de; yumuşak porselen 1250°C’de pişer.
PORSELEN KİLİ, —> Kaolen, Kaolinizasyon.
PORTKRON, Kısa silindir şeklinde, dışı bazan elmas, vidia veya sert metal ile kaplanmış (takviye edilmiş), sondaj işlerinde kullanılan ve kron ile karotiyer arasına yerleştirilen (kronu karotiyere bağlayan), sondaj deliği genişliğinin muhafaza edilmesine yarayan (kalibre eden) takım parçası.
PORTLAND ÇİMENTOSU, Belli oranlarda karıştırılmış kireç taşı ve kilin pulvarize edilmiş vaziyette pişirilmesi ile elde edilen klinkerin belirli oranda alçı taşı ile karıştırılarak öğütülmesinden elde edilen madde. —> Çimento, Beyaz çimento, Curuf çimentosu.
POSTA, 1) Lağım, taban tamir ve taramada çıkan kazı malzemesi. 2) —> Pasa. 3) Vardiya. 4) İşçi ekibi.
POTA FIRINI, Şarjın alev veya hava ile temas etmemesi istendiği hallerde kullanılan fırın tipi. Şarjın ısınması, indirekt ısıtma ile sağlanır. Yakıtın yanması sonucu elde edilen alevler, şarjın içinde bulunduğu potayı dıştan ısıtır ve ısı yavaş yavaş potanın içindeki şarja geçmiş olur. Bu tip fırınlarda termik randımanlar düşüktür. Şarjın yapıldığı ve içerisinde eritildiği potalar, kullanılacağı yere göre değişik ölçülerde ve ısı iletkenliği yüksek olan maddelerden (grafit, silisyum karbür) yapılırlar. Bu potalar, laboratuvarda kullanılan birkaç yüz gramdan endüstride kullanılan ve bir tona yakın kapasitelerde yapılabilmektedir. Pota fırınları daha ziyade döküm işlerinde kullanılırlar ve ufak dökümhanelerce en çok tercih edilen fırınlardır. Pota fırınları her çeşit yakıt ile ısıtılmakla beraber, daha ziyade sıvı yakıtlar ve ucuz temin edildiğinde gaz yakıtlar kullanılmaktadır. Bu tip fırınların avantajı, çabuk ısıtılıp, kısa zamanda döküm yapabilmesidir.
POTANSİYEL MADEN YATAKLARI, İşletilebilir maden yataklarına kalite ve miktar yönünden yakınlık gösteren ve etüd yapıldığı sırada mevcut madencilik tekniği, teknolojisi ve ekonomisi bakımından işletilmeye elverişli olmayan ve ileride, yukarıdaki şartların gelişmesi ile “İşletilebilir” gruba girebilecek olan maden yatakları.
POTANSİYEL REZERV, Varlığı belirlenmiş olmakla birlikte teknik ve ekonomik nedenlerle, günün koşullarına göre işletilmesi olanaksız kaynak.
Potansiyel günün ekonomik ve teknik koşulları altında işletilebilir olmakla birlikte potansiyelin bir kısmı biraz daha iyi koşullarda işletilebilir hale getirilmesi mümkün olduğundan, bu tür potansiyele marjinal potansiyel denir. Bunların yanında daha iyi koşulları gerektiren ve dolayısıyle ancak uzak bir gelecekte işletme olanağı bulunabilecek potansiyel de submarjinal veya atıl potansiyel diye tanımlanır. —> Kaynak.
POTAS, Potasyumlu birçok türeve verilen ad olup, ismini pota külü (ing: pot- ash, alm: potasche), yani bitki küllerinden alan kimyasal madde. Gübre olarak eskidenberi kullanıla-gelmiştir. Bu terim, aslında ağaç küllerinin yıkanmasıyla elde edilen potasyum karbonatı tanımlar. Potas esas olarak ziraatte gübrelemede kullanılır ve kompoze gübrelerin azot ve fosfordan sonra üçüncü üyesini teşkil eder. Eriyebilir potas, bitkinin büyümesinde ve gereksinim duyulan nişasta ve şekerin oluşumunda yardımcı olur. Kimya endüstirisinde kullanılan kostik potas ve potasyum karbonat yumuşak sabun, traş sabunu, en iyi kalitede kristal ve cam sofra takımı, renkli camlar imâlinde kullanılır. Potasyum klorat ve perklorat, patlayıcı madde yapılışında kullanılan kuvvetli oksitleyicilerdir. Potasyum iyodid, tıpta ve fotoğrafçılıkta ve potasyum permanganat mükemmel bir oksitleyici ve antiseptik işlevini görür. Potas aynı zamanda magnezyum ve alüminyum elde edilmesinde metalurjik eritken olarak kullanılır. Seramikçiler, potas olarak potasyum oksit ve potaslı feldispat kullanırlar. Jeolojik devirlerde kapalı havzalarda kurak şartlar altında deniz suyunun buharlaşması sonucu; potasyum klorit ve potasyum sülfat konsantreleri oluşmuştur. Potasyum ayrıca birçok kayaçta diğer elemanlarla bileşik hâlinde bulunur. Bir cevherin, kayacın, mineralin veya üretimin potasyum içeriği, genelde % K2O olarak ifade edilir. —> Çizelge.
POTKABAÇ ÇEKMEK, 1) Galeri veya ayak ilerlemesinde kazıyı kolaylaştırmak için serbest yüzeyi arttırmak gayesiyle kazma, martopikör veya kesici makineler kullanılarak alında yapılan pilot ilerleme. Genellikle potkabaç alında kayaç veya madenin zayıf (kazılması kolay) kısımlarından çekilir. Potkabaç çekmek suretiyle kazı kolaylığı sağlanmış olan kayaç veya maden, kazı makineleri, patlayıcı madde vb. araçlar kullanılarak kolayça kazılır. 2) Potkabaç. 3) Altkesme. —> Potkabaç makinesi. Kömür kesici.
POTKABAÇ MAKİNESİ, 1) Döner bir zincir üzerine belli bir düzene göre dizilen kesici dişler vasıtasıyla uzun ayakta tabana paralel (galeride gerekirse dik) kesme yapan; böylece ayak içinde veya galeride yeni serbest yüzeyler meydana getiren elektrik veya basınçlı hava ile çalıştırılan ve uzun ayakta alın boyunca çekilerek kesme yapan, üretime yardımcı iş makinesi. 2) Galerilerde bir sütuna monte edilip darbeli burgusunun vurma hareketi ile kesme yapan sütunlu potkabaç makinesi. 3) —> Havöz.
PREHNİT, Bazik kalsiyum ve aluminyum silikat. [Ca2Al2 Si3 O10 (OH)2] formülünde soluk yeşil ile gri arasında değişen renklerde, camsı silikat minerali.—> Korkayaçlardaki boşluklarda ve başkalaşmış kireç taşlarında çoğunlukla zeolitlerle birlikte bulunur. Elde edildiği başlıca yerler İtalya, Fra nsa, İskoçya ve ABD’de New Jersey’dir. Bazı temiz örnekleri traşlanarak değerli taş olarak kullanılır. Bunlara Cape zümrüdü denir.—> Zümrüt.
PREFERANSİYEL FLOTASYON, 1) Diferansiyel flotasyonun özel tipi. 2) İki flotatif (yüzebilen) sülfürlü mineralin birinin oksitlendirilerek yüzmemesinin sağlanması suretiyle yapılan flotasyon. —> Diferansiyel-. Selektif flotasyon.
PRESLİ VE SICAK GEÇME, İç içe iki silindir parçasının birbiri üzerinde kaymadan beraberce dönmesini sağlamak ve çözülemeyen bir bağlama yapmak için dıştaki parçanın ısıtılmak suretiyle genleşmesi ve çapının büyümesinden yararlanılarak yapılan bağlama. Bu tip bağlamaya çektirme bağlamaları da denir.
PREFORMA HALAT, Kullanım amacı dikkate alınarak halat imalinde kullanılan teller ve toronların önceden halatta alacağı şekle uygun olarak bükümleri yapıldıktan sonra, halat çekim hattına verilerek üretilen çelik halat.
PREVÜ, 1) Her vardiyada ve her iş yerinde çalışacak işçi sayısını gösteren liste. 2) İş programında tespit edilmiş işçi kadrosu. 3) İşletme bütçesinde tespit edilmiş ve satınalma ile ilgili hususlar. —> Emprevü.
PRİM, 1) Normal çalışmanın sınırlarını önemli derecede aşarak kurumlara ilave gelir ve yüksek randıman sağlayan personele ödenen ek ücret. 2) Sosyal nitelikli kurumlar, sigorta vb. kuruluşlara ödenen aylık ödentiler. 3) Aidat.
PRİMER MADEN YATAKLARI, Mağma ile ilgili olarak teşekkül etmiş ve sonradan herhangi bir değişikliğe uğramamış maden yatakları.
PRİSEİT, —> Pandermit.
PRİZMA, Üç köşeli veya beş köşeli prizmalarda ışığın yansımasından yararlanılarak —> Aynalı gönyede olduğu gibi, önceden belirlenmiş bir ölçme doğrusuna, arazi üzerinde bu doğru dışındaki noktalardan dik inmek için kullanılan alet. —> Şekil, Çift beşgen prizma, Mimari gönye.
PROBERTİT (Na Ca B5 O9. 5 H2O), Kirli beyaz, açık sarımsı renklerde olup ışınsal ve lifsi şekilli kristaller şeklinde bulunan bir bor minerali. Kristal boyutları 5 mm ile 5 cm arasında değişir ve B2O3içeriği % 49,6 dır.
PRODÜKTİF KARBON, Üretime müsait kalınlıkta kömür tabakaları ihtiva eden karbon devrinde oluşan katmanlar.
PRODÜKTİVİTE, Verilen emeğe ve yapılan masrafa oranla üretilen miktar, ürün verme gücü, iletkenlik.
PROFİL, 1) Arazide belirli bir güzergahta topoğrafik ve jeolojik yapıyı belirlemek, demiryolu veya karayolu boyunca yapılmış ve yapılacak işleri tesbit etmek için hazırlanan dikey kesit. Genel olarak profillerde durumu daha açık olarak göstermek bakımından dikey ölçek yatay ölçeğe nazaran daha büyük alınır. 2) Sanayide çeşitli şekiller verilerek haddede çekilen metallerin kesitleri.Bunlar da I-, L-, H-, Çan profili vb. şekilde isimlendirilir. 3) —> Kesit.
PROFİL METODU, Herhangi bir bölgede jeolojik yapının ihtiva ettiği maden yatağının durumunu en iyi bir şekilde gösterebilen eşit aralıklı profiller (kesitler) yapılıp sıraya konduktan sonra her profil üzerinde etajların (katların) alt ve üst kotları arasında mevcut olan damarların (maden yatağı) kesit alanının bulunup birbirini takip eden iki alan toplamı ortalamasıyla iki kesit arasındaki mesafe ve madenin yoğunluğu dikkate alınarak yapılan rezerv hesabı. Metodun hassasiyet derecesi, damarların (maden yataklarının) istikametlerinin ve eğimlerinin muntazamlığına göre % 100; kıvrımlı ve ondüleli ise sık profiller alınmak suretiyle % 95’e erişebilir.
PROFİL NİVELMANI, Arazi üzerinde iki nokta arasında geçtiği düşünülen bir dik düzlemin arazi yüzeyi ile meydana getirdiği arakesit boyunca mevcut yükseklik farklarını veya meyil değişikliklerini belirtecek şekilde yapılan nivelman ölçmeleri. Nivelman ölçmeleri yapılacak arazi parçasının uzun ekseni boyunca yapılan profil nivelmanı ile elde edilen kesite “Boyuna profil” boyuna profile dik olarak elde edilen kesite de “Enine profil” denir.
PROFİL TAŞI, Mermer işletmeciliğinde imalâtta mimari şekiller temini gayesiyle boyu enin iki mislinden uzun figürleri teşkil eden ve verilen bir kesitte yonulan taşlar.
PROGNOSTİK REZERV, Jeolojik ve metalojenik imkanlar yoluyla varlığı kabul edilen maden yataklarının rezervi.
PROGRAM DEĞERLENDİRME VE GÖZDEN GEÇİRME TEKNİĞİ, —> Pert, çeşitli projelerin gelişmelerini safha safha takip ve kıymetlendirmek için tasarlanmış bir rapor tekniği. Program Değerlendirme ve Gözden Geçirme Tekniğinin kısaltması PERT’dir. PERT genel olarak fazla belirsizlikle karşılaşılan araştırma ve geliştirme projelerine uygulanır.
PROGRAMLAMA, Elde mevcut kaynaklara göre (insangücü, makine, para), faaliyet sürelerinin tespiti ve bütün projenin takvim günlerine bağlanması için yapılan çalışmaların tümü.
PROJE , 1) Bir tesis veya işletmenin kuruluşu ile ilgili olarak yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan dökümanların (hesap, resim, plan) tümü. 2) Tasarı. Tasarlananı yalnız anahatları ile belirleyen projeye ön proje, uygulama olgunluğuna erişen projeye de kat’i proje denir. 3) Madencilikte proje, yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesi amacına dönük, belirli girdileri seçilmiş bir teknoloji kullanarak mevcut ve potansiyel talebi karşılamak üzere maden ve endüstriyel hammadde üretmek için çalışmaları düzenleyen beyan niteliğinde rapor. —> Programlama, Ön proje. 4) Mal sahibinin isteğine göre yapılacak bir yapıyı, belli bir programa göre inşa edilecek bir yapı bütününü, bir makina veya konstrüksiyonu plan durumunda gösteren çizim.
PROSPEKSİYON, Ekonomik değeri olan belli bir minerali belli teknik ve yollarla arazide arama ve bulma çabalarının tümü. Bunun için coğrafi ve jeolojik haritalar, sahanın eskizleri, konuyla ilgili raporlar, ilgili maden numuneleri incelenir. Numuneler müzelerde, her türlü koleksiyonlarda görülmeye çalışılır; götürülebilirse beraberce araziye götürülür. Saha cıvarında yerleşik halktan, yani çevreyi tanıyan herkesten aranan numune de gösterilmek suretiyle istihbarat yapılır. Yaya veya araçlarla arazide mümkün mertebe birbirine paralel hatlar üzerinde gidip gelmek suretiyle ulaşılmadık yer bırakılmaz; varsa eskiden bilinen zuhurlar veya işletmeye alınmış yerler görülür. Bu şekilde bütün ipuçlarının değerlendirilmesine çalışılır. Gerektiğinde helikopter, uçak, suni uydulardan bile yararlanılır. Prospeksiyonun başarısı için arazinin jeolojik yapısını tam ve iyi tanımak; ipuçları keşfedildiğinde madenle doğrudan ilişkili formasyonun, stratigrafik, plutonik ve tektonik yapısını ortaya çıkarmak; arazide kullanılabilecek her türlü aletten (Geiger sayacı veya sintilometre, berilometre, manyetometre, ultraviyole lamba vb.) yararlanmak gereklidir.
PROSPEKTÖR, 1) —> Prospeksiyonyapan kimse. 2) Lise ve dengi orta öğretim mezunlarına maden arama konusunda özel eğitimden sonra verilen teknisyenlik seviyesine denk bir meslek payesi. Prospektör arazide jeoloji mühendisine yardımcı eleman olarak çalıştırılır.
PROSPEKTÖR TAVASI, Kum içinde altın veya kuma nazaran yoğunluğu fazla mineraller aramak amacıyla kullanılan araç. Tavaya alınan kum numunesinde bulunan yoğunluğu az maddeler su vasıtası ile tabak üzerinden akıtılır ve geriye ağır mineraller kalır.
PROTOKUARSİT ,—> Kuarsit.
PSİKROMETRE, Havanın nemini ölçmeye yarayan aygıt. Psikrometre iki termometreden oluşur. Ölçme sırasında bir termometrenin haznesi kuru bırakılır, diğerinin bez kılıfı ıslatılır. Buharlaşan su ıslak termometrede bir soğumaya yol açar. Bu nedenle yaş termometre kuru termometreden daha düşük bir sıcaklık değerini gösterir. Havadaki nem yükseldikçe yaş termometrenin gösterdiği ısı ile kuru termometrenin gösterdiği ısı arasındaki fark azalır. Hazırlanmış grafiklerden de havanın bağıl nemi tesbit edilir.
PSİLOZ, —> Pnomokonyoz. Toz.
PSÖDOMORF MİNERALLER, Bir kristalin asal maddesinin bazı kimyasal olayların etkisiyle kısmen veya tamamen kaybolup onun yerine kristale giren herhangi bir maddenin, ilk maddenin, şeklini almak suretiyle oluşmuş mineraller. Bu olaya “psödomorfoz” olayı ve kendisine ait olmayan kristal bir şekilde bulunan minerallere de “yalancı şekilli “ veya “ psödomorf “ mineral denir.
PSÖDOMORFOZ, Bir mineral kristalinin asal maddesinin bazı kimyasal olayların etkisi ile kısmen veya tamamen kaybolması ve bundan sonra kristale giren herhangi bir madenin ilk kristalin şeklini alması olayı. Kendisine ait olmayan kristal şeklinde bulunan minerallere de yalancı-, veya psödomorf mineral denir.
PUANTAJ DEFTERİ, İşçilerin yevmiyelerini kaydetmeye yarayan yevmiye kayıt defteri.
PUANT GÜÇ, Elektrik enerjisi üreten bir üniteden alınabilecek en yüksek güç.
PUANTÖR, —> Ocak katibi.
PUDİNG, Yuvarlak, yassı ve değişik kimyasal formülü olan çakılların tabii bir çimento maddesi ile birlikte sertleşmesinden meydana gelen kayaç. Grelerde olduğu gibi pudinglerde de çimento silisli, kalkerli, killi, demirli vb. olabilir.
PUL, 1) Ocak arabalarının hangi üretim noktasından doldurulduğunu belirlemek bakımından arabalara takılan, üretim noktasının numarasını veya işaretini taşıyan marka. 2) Somun yüzeyleri veya somunun temas edeceği yüzeylerin işlenmemiş olduğu hallerde veya yüzey basıncını artırmak ve cıvataların eğilmeye zorlanmalarını önlemek için cıvata başının ve somunun altına konulan (rondela), cıvata mili geçecek şekilde delik açılmış ince, düz ve yaylı parça.
PULCU, Maden arabalarına pul takan veya çıkaran ve pul numaralarını kayda geçiren işçi.
PULLUK, 1) Kömür rendesi. 2) Hobel. 3) Mekanik kömür kazı aracı. 4) —> Kazı rendesi.
PULMOTOR, Gazlardan zehirlenmiş veya havasız kalmış insanlara ilk yardım olarak sun’i teneffüs yaptırmak için kullanılan makinalar (cihazlar). Şuuru yerinde insana oksijen koklatmaya yarayan alete de inhalator cihazı denir.
PULP İÇİNDE KARBON YÖNTEMİ,—> Karbon in pulp yöntemi.
PUMİS, —> Pomza taşı.
PUSULA, Arzın manyetik etkisinden yararlanı-larak manyetik ölçmeler yapmaya yarayan, üzerinde kuzey-güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi (ibre) bulunan ve yön saptamak için kullanılan kadranlı alet. Bunlar asma pusula, dürbünlü pusula, teodolitli pusula, jeolog pusulası olarak çeşitli şekillerde imal edilir ve çeşitli gayelerle kullanılır.
PUSULA POLİGONU, —> Poligon.
PUZOLANİK MADDELER, —> Klinkerin öğütülmesi esnasında katılan, kendi başlarına hidrolik bağlayıcı olmayan, ancak ince olarak öğütüldüklerinde rutubetli ortamda ve normal sıcaklıkta kalsiyum hidroksitle reaksiyona girerek bağlayıcı özellikte bileşenler teşkil eden doğal ve yapay maddeler. Tras ise, traki-andezitik tüf olan doğal puzolanik bir kayaçtır.
PUZOLOTİK FOSFAT, —> Fosfat.
PÜSKÜRTME BETON, 1) Arazinin duraylılığı-nı sağlamak ve galeri cidarının havayla temasını kesmek için özel makine ile püskürtme suretiyle yapılan beton kaplama. 2) Şotkret.
PÜSKÜRTME KÜKÜRT, Kükürdün ıslanabi-len ve sonra da bir sıvı içerisinde bitkilere püskürtülebilecek bir duruma getirilebilen türü. Islanabilen kükürt ve mikronize kükürt olmak üzere iki türü vardır.
PYREX CAMI, Bileşimindeki silis oranı yüzde 81, borik asit oranı % 12 ve bakiyesi aluminyum ve sodadan oluşan, ısıya karşı yüksek direnç gösterdiği ve kimyasal reaksiyonlara girmediği için laboratuvar malzemesi ve mutfak eşyaları yapımında kullanılan cam. Pyrex ismi, “Coming Glass Wars Co.” tarafından tescil ettirilmiştir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:18 #44
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Madencilik Terimleri R

R

RADON, Atom numarası 86, simgesi Rn olan radyumun ayrışmasından oluşan, soy gazlar grubundan radyoaktif bir element. Atom ağırlığı 222 olup izotoplarınınki aktinon (An) 219 ve thoron (Tn) 220 dir. Uranyum-radyum ayrışması sonucu oluşan radon, kaynak suları ile yeryüzüne ulaşarak radyoaktif termal suların oluşmasını sağlar. Suların radyoaktif içeriği—> Eman veya Mache birimleriyle ölçülür. Radon 1900 yılında keşfedilmiştir. Radyumun ayrışmasından sonra meydana gelen radon, beş gün kadar bir sürede gaz hâlinde kaldıktan sonra başka bir elemente dönüşür.
Tıpta kanser tedavisinde kullanılır. Radon gazı toprak ve kayalardan intişar edip sadece radyoaktif kayaç ve cevherlerin aranıp bulunmasında önemli bir belirti görevini görür. Radyoaktivite ölçümlerinde —> Anomali’ler saptanır. Uçaklarla yapılan radyoaktif ölçümlerde muayyen bir yükseklikten ölçümün yapılması önemlidir. Yükseklik artınca anomali kaybolabilir. Saptanan anomaliler yer ölçümleriyle tahkik edilir. Bazen yere 70-80 cm lik sondajlar yapılarak anomali tahkiki yapılır. Bazı durumlarda sondajla daha derinlere inilerek kuyunun gammalog’u alınır. Sondajlar yeteri kadar çoğaltılarak alınan gammalog’lara göre yorum yapılır.
Renksiz, tatsız, kokusuz ağır bir gaz olan radon havadan yedi buçuk kez, hidrojenden ise yüz kez daha ağırdır. Teneffüs sırasında ciğere alınan bu gaz radyoizotoplarını ciğerde bırakır. Zaman içinde düşük seviyede radyasyon insanlarda akciğer kanserine neden olur. 1980 lerde Amerikan Çevre Koruma Teşkilatı da yaptığı etüdlerde, madencilikte lağımlarda yapılan çalışmalar sırasında; çıkan radon gazının, çalışan maden işçilerinin akciğer kanseri olmalarına yolaçtığı da belirlenmiştir.
RADYAL HAVALANDIRMA, Ocak alanı çevresinde bulunan hava giriş kuyularından giren havanın, genellikle ocak alanı merkezinde bulunan hava emiş kuyularından dışarı atılmasını veya bunun tersini sağlayan havalandırma yöntemi.
RADYAL VANTİLATÖR, —> Vantilatör.
RADYASYON, 1) Işıma. 2) Ses, ışık, ısı veya radyoaktiviteden oluşan enerjinin zaman ve mekan bakımından yayılımı.
RADYASYONLA ISITMA, Güneşin dünyamızı ısıtmasına benzer şekilde ısı kaynağından çıkan ışınların arada bir iletici ortama ihtiyaç duymadan bir cismi ısıtması (ışıma yoluyla ısıtma) olayı.
RADYASYON PİROMETRESİ, Sıcaklıkla renk arasındaki bağıntıdan ve termokulpdan yararlanılanarak yapılan sıcaklık ölçme cihazı. —> Optik pirometre.
RADYATÖR, Bir ısıtma veya soğutma aygıtının yayma yüzeyini birbirine bağlı borularla artıran ve böylece ısıyı dışarıya kolayca verebilen veya toplayabilen düzen.
RADYOAKTİF CEVHER, Radyoaktiflik özelliği taşıyan cevher. Bu tip cevherler uranyum ve toryum grupları olarak iki grupta toplanır. Uranyum grubuna giren pehblend, uraninit ve davidittir. Daha ender rastlanan cevherler ise; kornatit, tüyamanit, torbernit, otünit, uranofon ve şrökingerittir. Uranyum cevherleri fosfatlar ve altın cevherleriyle birleşmiş halde de bulunabilir. Pehblend aynı zamanda bir radyum cevheridir. Toryumun en önemli cevheri ise monazittir.
RADYOAKTİF METOT, Arazi üzerinde topraktaki havanın iyonlaşma derecesinin ölçülmesi sonucu, iyonlaşmaya sebebolan radyoaktif maddenin varlığının ve parçalanmasının saptanması esasına dayanan jeofizik maden arama metodu.
RADYOMETRE, 1) Işınların enerjiye dönüşümlerini gösteren (ışınölçer) aygıt. Işınsal enerji yoğunluğunun ölçülmesi işlemi de “Işınölçüm” veya “Radyometri” diye isimlendirilir.
RADYOMETRİ, Radyoaktif mineralleri bulmak ve yerkabuğunun muayyen bir bölümünün yapısı hakkında sonuçlar çıkarmak amacıyla yerkabuğunun sözü geçen muayyen bölümlerinde radyoaktif ışınlarının ölçülmesi suretiyle yapılan ve uygulamalı jeofiziğin çeşitli metodlarını kapsayan genel bir kavram.
RADYOAKTİVİTEYE DAYALI AYIRIM, Radyoaktif minerallerin (özellikle uranyumun) kuvvetli surette yaydığı gama ışınlarının geiger aygıtı ve sintilometrelerle kaydedilip ölçülmesi prensibine dayanan ayırma metodu. Bu usülde, ölçülen radyoaktivite sistemdeki değerle karşılaştırılıp tane normal yörüngesinde bırakılır veya basınçlı hava üflenerek konsantre yörüngesine itilir.
RAFİNASYON, 1) Petrolün içinde bulunan yabancı maddeleri giderme ve petrolü kullanılabilir hale getirme işlemi. 2) Metallerin, içindeki yabancı maddelerden arıtılması. 3) Tasfiye.
RAFİNERİ, Rafinasyon yapılan yer, tasfiyehane, arıtım yeri.
RAFLI DESANSÖR, İçinde belli aralıklarla, almaşık olarak karşılıklı yerleştirilmiş raflar yardımıyla, madenin kelebe içinde, yerçekimi ile, alt düzeye düşük hızla akmasını sağlayan taşıma düzeni.
RAMBLE, 1) Yeraltı imalatında husule gelen boşlukların posta (pasa) veya benzer malzeme ile doldurulması. 2) Dolgu. Madenin alınmasından hasıl olan boşluğun eksiksiz doldurulmasına tam dolgu, ramble yapmakla görevli işçilere rambleci veya dolgucu denir.
RAMBLECİ, —> Ramble.
RAMBLELİ AYAK İŞLETME METODU, Daha ziyade tavan ve taban taşları gevşek, cevheri sağlam olan maden yataklarında ufki veya meyilli olarak cevherden kesilecek dilimlerin yerine, evher tarafında işçinin çalışacağı kadar mesafe bırakılarak, maden yatağında meydana gelen boşluğu doldurmak suretiyle tavan, taban ve bazan cevherin tutulması, işçilerin çalışabilecekleri yerde bir desteğin sağlanması ve işletmeden dolayı yeryüzünde tasman zararlarının asgariye indirilmesi için cevher, kömür ve tuz madenlerinde uygulanan yeraltı (üretim) işletme metodu. Rambleli ayak işletme metodu tahkimatsız ve tahkimatlı işletme metotlarının bir tamamlayıcısı olarak ince ve az yatımlı damarlarda; başyukarı (ters V veya piramit), başaşağı (V), çapraz dilikli, yatay dilimli, (ilerletimli, dönümlü); ince ve dik damarlarda; ters gradenli, doğru gradenli, ters V veya piramit; orta kalınlıktaki damarlarda, yatay dilimli (taban kesme klasik veya skreyperli), rekup (aşağıdan yukarı dilimler), ters V veya piramit ve kalın damarlarda, yatay dilimli (yukarıdan aşağıya dilimler) rambleli ayak işletme metodu diye sınıflandırılabilirler. Rambleli işletme metotlarında hazırlık, alt ve üst ana nakliye galerileri sürülüp tahkimatsız ve tahkimatlı ayaklarda olduğu gibi cevher içinden başyukarı veya kelebe çıkılması suretiyle yapılır; kazılan maden alt nakliye yolundan alınır üst nakliye yolundan da ramble malzemesi getirilir. Kullanılan ramble malzemesinin cinsine göre ve getiriliş şekline göre ramble sistemleri hidrolik-, pnömatik-, kuru (gravite) ramble olarak tasnif edilir. Ayrıca tam ve kısmi ramble olarak da ayırım yapılır. —> Tam ramble. Kısmi ramble.
RAMBLE MAKİNESİ, —> Mekanik dolgu makinesi.
RAMBLE TELİ, Dolgu teli. Dolgu perdesi.
RAMBLEYAJ, —> Dolgu.
RAMGERET, —> Kömür keseri.
RAMPA, Maden yığınları, mermer blokları veya yüklerin herhangi bir taşıyıcı araç üzerine yüklenmesi için, sözü geçen araç yüksekliğindeki düz platform.
RANDIMAN, Yapılan işleri birbiriyle mukayese edebilmek veya bir tesis ve makinenin verimliliğini saptamak için geliştirilen ölçme kavramı. Maden işletmelerinde ücret hesaplamasına esas, bir işçi vardiyasında bir işçinin yaptığı işe “İşçi Randımanı”; makineler için birim zamanda yapılan işin, yapılması gereken işe oranına “Makine randımanı”; cevher zenginleştirmek tesislerinde elde edilen ürünün, tesise verilen maden miktarı oranına “Lavvar randımanı” denir. Randıman; yapılan işe (kömür, cevher veya kayaç kazısı, yükleme işleri; sondaj veya galeri ilerlemeleri vb.) göre çeşitli şekilde ifade edilir (Üretimle ilgili işçi randımanı hesaplarına yatırımla ilgili işlerde yapılan yevmiyeler dahil edilmez.)
Türkiye’de kazmacı ve bacacı randımanları tüvenan üretime, içeri randımanı ve umumi randıman hem tüvenan ve hem de satılabilir üretime, genel işletme (harman sonu) randımanı ise yalnız satılabilir üretime göre hesaplanır. Bu randımanların birimi (kg veya ton/yev)’dir.
RANTABİLİTE, —> Kârlılık.
RAY, 1) Tren, tramvay, katar vb. demiryolu taşıtlarının budenli (içine oyuk çıkıntılı) tekerlekleri için bir yuvarlanma ve kılavuzlanma yolu oluşturan, kullanılacağı amaca uygun profil ve büyüklükte haddelenerek imâl edilmiş ve yola döşenen çelik profil. Çeşitli profiller, beher metresinin ağırlığı ile isimlendirilirler; yani 14,18,20 kg/m gibi. 1000 lt.’lik vagonlarla çalışan maden ocaklarında 14 ve 18 kg/m.lik ray, pano galerilerine; 20-24 kg./m.lik raylar da ana galerilere ve ağır lokomotiflerin kullanıldığı yerlere döşenir. Hafif rayların döşenmesi fazla itina istememekle beraber, ağır rayların döşenmesi titiz ve iyi bir işçilikle yapılmalıdır. Bu şekilde itina ile döşenen rayların yatırım masrafı yüksek ise de az arızaya sebeb olmak ve yolun devamlı açık kalmasını sağlamak suretiyle işletme masraflarını düşürür. Ray döşenmesinde önemli olan husus vagonların devrilmeyecek şekilde dengelenmesidir. Bunu sağlayabilmek için zemine önce mucur serilir, üzerine traversler konur ve sonra raylar döşenir ve dönemeçlerde (kurblarda) hızla orantılı olarak dış ray iç raya göre daha yüksek tutulur.
İngiliz Vignolesy 1838 yılında putrellerden esinlenerek raylara bugünkü şeklini verdi. 1850’lerde büyük hatlara döşenen raylar 30kg/m iken bugün Avrupada 60kg/m; ABD ve Rusyada 70-75 kg/m’ye ulaşmıştır. Ray çelikleri, %7 karbon ve %1,20 mangan ihtiva eder. 2) Sürgülü kapıların, pencerelerin, perdelerin hareketine olanak veren uzun, yivli metal yuva.
RAY AÇIKLIĞI, Demiryolu döşenirken yol genişliği olarak belirlenen standarda göre iki ray arasında bulunması gereken en kısa mesafe. Demiryolunda raylar döşenirken demirler arasında mesafe —> Ray mastarı kullanılarak aynı ölçüde tutulur. Kurblarda dış ray iç raya nazaran daha uzun olduğundan mil ve tekerleği birbirine sabit bağlı olan demiryolu araçlarında; dış tekerleğin ray üzerinde sürünmemesi için tekerleğin bandajı konik olarak imal edilir. Tekerleğin flanşı da aracın raydan çıkmasını önler.(—> Şekil). Travers arası mesafesi ve bir tekere gelen yüke göre asgari-ray seçimi (—> Grafik) yapılır ve ayrıca kurblarda demiryolu üzerinde çalışan ocak motoru (küçük lokomotif) ve lokomotiflerin teker çapı ile dingil mesafesi arasındaki bağıntıya görede kurb yarıçapı seçilir.(—> Grafik). —> Demiryolu nakliyatı, Taşıma, Travers.
RAY ÇİVİSİ, Demir yollarında rayların ağaç traverslere bağlanmasında kullanılan özel çivi.
RAZORİT, —> Kernit.
RÉAUMUR PORSELENİ , Çok yavaş soğutularak elde edilen, porselen taklidi donuk beyaz cam.
REAGENS, —> Reaktif.
REAKTİF, 1) Flotasyon sistemi ile zenginleştirmede, zenginleştirmeyi sağlamak için kullanılan katkı maddeleri. Bunlar fonksiyonlarına göre aktifleyici-, toplayıcı- (kollektör), köpürtücü-, ıslatıcı- ve çöktürücü (depresör, bastırıcı) reaktif diye isimlendirilir. 2) Reagens.
REAKTİF DOZÖRÜ, Flotasyonda kullanılan sıvı reaktiflerin flotasyon devresine belirli bir debi ile verilmesini sağlamak üzere flotasyon tesisinin yardımcı ünitesi olarak kullanılan dolaplı veya merdaneli cihaz.
REAKTİF ENERJİ, Peryodik olarak, şebekeden çekilip yine elektrik enerjisi şeklinde şebekeye iade edilen enerji. Elektrik makine ve cihazlarının sargıları tarafından manyetik alanının kurulması için aktif enerji ile birlikte şebekeden çekilen reaktif enerji (mıknatıslama akımı), manyetik alan kaybolurken, sargılarda tekrar elektrik enerjisine dönüşerek şebekeye geri gider. Kaynakla alıcı arasında gidip gelen reaktif enerji, makine ve cihaz sargıları ile hatlarda ısı şeklinde meydana gelen aktif kayıpların da artmasına neden olur. —> Şebekeden çekilen enerji. Aktif enerji.
REALGAR, —> Arsenik.
REÇİNELİ AĞAÇLAR, Akçam, köknar ve kara çam ağaçları.
REDRESÖR, Dalgalı akımı, tek yönde iletken ventiller, metal yarı iletken tabakalar, elektrolitik petekler, kumanda edilen kontaklar vasıtası ile, doğru akıma çevirmeye yarayan cihaz. Dalgalı akımla çalışan motora bir dinamo akuple etmek (bağlamak) suretiyle de doğru akım elde edilir.
Bunun tersi olarak doğru akımı alternatif akıma çeviren cihazlara da “Ondülör” denir.
REDÜKLEYİCİ, İndirgeme (redüksiyon) yapan veya yapabilecek özellikleri taşıyan madde. Genel olarak redükleyici madde dezoksidant madde, redüktör veya indirgeç madde olarak da anılır.
REDÜKLEYİCİ ALEV, Bir mineralin tanınması için mum ve üfleç vasıtasıyla kuru usülle yapılan testte; üflecin ucu mum alevine hemen değecek surette hafifçe üflenmesi ve böylece sarımtrak kısa bir alev hasıl edilmesi. Redükleyici alev elde etmek güç olduğundan tecrübe kazanmak için kömür üstüne bir parça kalay konup kalayı parlak olarak munafaza edecek şekilde üflemeye çalışılmalıdır. Kalayın üzerinin donuklaşması alevin oksitleyici olduğunu gösterir.
REDÜKLEYİCİ KAVURMA, Oksit halinde bulunan cevherin CO ile kavrulmaya tabi tutularak redükte etmek suretiyle metal elde etmek için yapılan kavurma işlemi.
REDÜKSİYON, 1) Kimyasal bir olay sırasında bir maddenin bileşimindeki hidrojen miktarını artırma ya da oksijen miktarını azaltma işlemi. Sıcaklığın yükselmesiyle metallerin oksijene olan ilgilerinin azalmasına karşı karbonun ilgisi artar. Bu kimyasal reaksiyon sonunda CO2 husule gelir. CO2’in oksijene ilgisi de sıcaklıkta azaldığından, redüksiyon sırasında karbondioksit de dissossasyona uğrayarak bünyesine karbon almak suretiyle karbon monokside dönüşür (C + CO2 —> 2 CO + 39 Cal). 2) İndirgeme. 3) Değişik çaptaki iki boruyu birbirine bağlamak için kullanılan geçiş parçası. 4) Sondajda takım dizisinin farklı nitelikli iki elemanını birbirine bağlayan parça. 5) Sub.
REDÜKTÖR, 1) Dişliler yardımıyla devir düşürme düzeni. 2) Dişli kutusu, indirgeç.
REFRAKSİYON, 1) Işının, yoğunlukları farklı iki ortamın birinden diğerine geçerken doğrultusunu değiştirmesi olayı. Refraksiyon (kırılma) refraktometre denilen aletle ölçülür.
REFRAKTER HAMMADDE, 1000½C sıcaklık gerektiren sanayilerde kullanılan, ergime sıcaklığı en az 1585½C (PCE=23) olan, dayanıklı, çeşitli etkilere karşı form stabilitesi, ani ışı değişikliklerine karşı mekanik dayanıklılığı olan, kimyasal niteliklerine göre asidik, bazik ve nötral olarak sınıflandırılan, kullanım alanlarına göre de silika, alümina-silika, bazik ve özel refrakter olarak sınıflandırılan hammadde. Yüksek refrakter olarak kullanılanların ergime sıcaklığı 1730½C (PCE=31)dir.
REFRAKTER KİL, —> Refrakter malzeme.
REFRAKTER KROM, Ateşe mukavim malzeme yapımında kullanılan krom cevheri. Refrakter krom cevherinde silis ve demir oranlarının çok düşük ve Cr2O3 ve Al2O3 oranının da % 57-63 arasında olması istenir. Demir oranı yükseldikçe cevherin refrakter krom olma özelliği azalır.
Aşağıda arzu edilen refrakter krom cevheri oranları gösterilmiştir:
En En Spesifi- az çok Ticari kasyonda
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:18 #45
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Cr2O3 38 48 41,1 48,6
Al2O3 12 24 20,0 14,1
Fe2O3 14 24 15,1 20,6
MgO 14 18 16,8 10,4
SiO2 0 10 4,9 5,5
Dünyada üretilen krom cevherinin % 27 kadarı refrakter kromdur.
REFRAKTER MALZEME, 1) Genel olarak toprağımsı bir hammadde olarak tabir edilen killer, killi şistlerin, grovakların ve feldispatça zengin kayaçların tatlı su havuzlarına taşınmasıyla ve orada depolanması ile oluşan, içindeki oksitlerin ortamda bulunan hümüs asit tarafından dışarı atılması ile ateşe dayanıklılıkları sağlanmış olan malzeme. Refrakterlerin genç havzalarda oluşanları bağlama kili ve şamot kili; karbonifer havzalarında oluşan refrakter killere de —> Şifertondenmektedir. Refrakterlerden; alumina silikat grubu hammaddeler, şiferton asit refrakter manyezit ise; bazik refrakter hammaddeler olarak isimlendirilir. 2) Ateşe dayanıklı malzeme.
Refrakter hammaddeden elde edilen mamüller yüksek sıcaklıkta çalışan fırın veya benzeri yerlerin yapımında veya içinin kaplanmasında kullanılır. Bunlar sıcaklık altında fiziksel ve kimyasal özelliklerini korur; erime noktaları genellikle 1620½C’nin üstündedir. Kullanım yerinden en az 1500½C sıcaklığa dayanıklıdır. Refrakter malzemenin sınıflandırılması (a) Kimyasal-minaralojik yapıya, (b) Ateşe dayanıklılığına, (c) Hammadde ve üretim metoduna göre yapılır. —> Tablo 318, 319.
REGRESİF TABAKALAŞMA, Regresyon olayı ile yani denizlerin geri çekilmesi sonucu teşekkül eden tabakalaşma. Regrasyon olayında karalar yükselerek deniz suları geri çekildiğinden tabakaların kapladığı alan aşağıdan yukarı doğru gitgide küçülür.
REGRASYON, Deniz çekilmesi yani denizin çekilip karadan uzaklaşması olayı.
REGÜLATÖR, 1) Havalandırmada hava akımını kontrol için kullanılan, kapı veya başka bir havalandırma aygıtında düzenlenmiş ayarlı açıklık. 2) Bir makinenin veya tesisin görevini istenilen ayarda yapmasını sağlamaya yarayan aygıt. 3) Ayarlayıcı. Voltaj-su, yakıt, devir regülatörü vb. gibi.
REGÜLATÖRLÜ KAPI, —> Hava kapısı.
REGÜLÜS ANTİMUAN, Formülü Sb olan ve ticarette kullanılan metalik antimuan.
REHABİLİTASYON, 1) Ekonomik koşullar nedeniyle tamamen kapatılmış veya ilerideki tarihlerde fiyatların artışının beklenmesi dolayısı ile drenaj çalışmaları yapılarak bakım ve koruma altında tutulmuş durumda olan maden ocağının yeniden açılması. 2) Faaliyette bulunan bir maden ocağının işletme sisteminin değiştirilmesi veya modernize edilmesi. 3) Açık maden işletmelerinde bozulan çevrenin tekrar kullanılabilir hale getirilmesi (toprakla doldurulup tekrar tarıma elverişli veya olduğu gibi bırakılıp göl haline getirilmesi) işlemi. Rehabilitasyon masrafları fizibilite hesaplarına dahil edilir. 4) Sürekli iş göremez veya malül olanlardan, çalışma gücünün arttırılabileceği umulanların, kendi mesleklerinde veya yeni bir meslekte çalışabilmelerini sağlamak üzere işe alıştırmaya tabi tutulmaları (işe alıştırma). Rehabilitasyon çalışmaları —> Tıbbi ve Mesleki rehabilitasyon olmak üzere iki safhada sürdürülür. 5) Bir kimsenin doğal ya da sonradan olma sakatlığından doğan yetersizliğine karşı koymak, kişinin eksikliklerine karşın kendisine uyan bir iş yapması veya çalışan bir kimsenin işyerinin kapanması dolayısı ile yeni bir işe uyum sağlaması amacı ile uygulanan tedavi veya eğim.
REJYONEL JEOLOJİ, —> Jeoloji.
REJYONAL METAMORFOZ, 1) Mekanik, termik ve kontak metamorfozun dengeli olarak havzalara etkileri ile meydana gelen başkalaşım. 2) Bölgesel başkalaşım. —> Metamorfoz.
REKOMPOZE, Çeşitli tane büyüklüğündeki kömürlerin karıştırılması ile elde edilen paçal kömür.
REKUP, 1) Bir galeri boyutlarını haiz, fakat genellikle daha kısa olup, yatak istikametine dik olarak tavan taban arasında veya taban lağımından, bu lağıma paralel olan bir damarı kesmek üzere sürülen galeri. 2) Tabakalaşmaya dik sürülen kısa bağlantı yolu. 3) Traverban.
REKÜPERASYON, Kullanılarak kalibrasyo-nunu kaybetmiş elmas kronların matriksinde kalan aşınmış elmas tanelerinin yeniden kazanılması.
REKÜPERATÖR, Yüksek fırınlara verilecek havayı ısıtmaya yarayan ve içinden münavebe ile sıcak gaz geçirilerek içindeki tuğlaları ısıtılan ve daha sonra hava geçirilmek suretiyle yüksek fırına veya kok fırını bataryalarının yanma kamaralarına verilecek havayı ısıtmaya yarayan tesis.
REMOTE KONTROL, Uzaktan kumanda.
REMOTE SENSİNG, —> Uzaktan algılama.
RENK FARKINA GÖRE AYIRMA, Lazer ışınının mineral taneleri üzerindeki yansımalarının bir fotoselli dedektör ile ölçülmesi esasına dayanan bir zenginleştirme usulü. Bu usülde yansımaların şiddeti ; sistemde mevcut değerle karşılaştırıldıktan sonra, ayırıma tabi tutulmak istenen mineral tanesi ya konsantre yörüngesine üflenir veya kendi yörüngesindeki harekete bırakılır. Bu usül gri kuvarsın altın içeren yeşil ve siyah kuvarstan ayrılmasında (Doorfontein - Güney Afrika) , çimento elde edilmesi için kalkerin zenginleştirilmesinde (Galler ve Finlandiya), beyazımsı manyezitin yeşil renkli serpantinden ayrılmasında (Yunanistan) uygulama alanı bulmuştur.
RENKLİ MİNERALLER, Mineral tarafından emilen ışığın inen ışığa belli oranlı olmaması özelliğinde olan mineraller. Öz renkli mineraller de denilen bu minerallerin renkleri kendi maddelerine, kimya yapılarına (saf subs-tanslarına) bağlı olduğundan önemli karakteristik özelliklerinden sayılır. Bu renk olayında ışığı yalnız emme değil aynı zamanda yansıma olayının da, özellikle metal ve madenler için büyük rolü vardır. Renkli minerallere örnek olarak kükürdün sarı rengi, zinober’in kırmızı, azurit’in mavi ve malahit’in yeşil renkleri gösterilebilir. —> Mineral renkleri.
RENKLENEN MİNERALLER, Renkleri yabancı pigmentlerin (renk verici maddelerin) yahut izomorf bir cismin karışmasından ileri gelen mineraller. Renklenen minerallere allokromatlı mineraller de denir. Karışmış maddeler etkisi ile aslında renksiz olan mineraller çeşitli renklerde olabilirler. Böyle maddeler kimyaca tayin edilebilecek yahut tayin edilemeyecek kadar haifif bir şekilde minerallerin bünyesine dağılmış olabilir. Örnek, saf zinkblend (ZnS) renksiz olursa da çoğunlukla izomorf şekilde karışmış olan FeS dolayısı ile koyukahverengi renkte bulunur.—> İzomorf mineraller.
Aslında renksiz olan mineraller metal oksit veya başka maddelerin etkisiyle (kuars, florit, apatit vb.) yahut kolloidal bir durumda bulunan maddeler ve yahut radyoaktif etkisi ile kristal ağından (şebekesinden) ayrılan metaller ile renklenmiş olabilirler. Renklenen minerallerin renkleri sabit olmayıp değişebilir; bunun için böyle minerallerin renkleri, renkli minerallerin renkleri gibi önemli değildir. Fakat gerektiğinde böyle renklerde minerallerin tayininde kullanılabilir. —> Minerallerin renkleri.
RENKSİZ MİNERALLER, Mineral tarafından emilen, ışığın inen ışığa belli oranlı (dalga uzunlukları aynı oranda) olması halinde cama benzer şekilde renksiz ve aynı zamanda saydam olan neceftaşı (Süsleme sanatında yaygın olarak kullanılan çok sert parlak ve saydam bir kuars), kayatuzu, elmas, bazı feldspatlar vb. mineraller.—> Mineral renkleri.
RENKLİ DAMAR, Mermer işletmeciliğinde taştaki çatlakların birleştirici maddelerle dolmasından meydana gelen damarlar.
RENTAN, Linyit kömürlerinin silindirik olarak ve hava delikleri ihtiva edecek şekilde kireçle biriketlenmesi suretiyle elde edilen ürün.
REO-LAVÖR, —> Spitzkasten.
REO YIKAYICI, —> Spitzkasten.
REVERBER FIRINI, Yatay konumda çalışan, değişik boyutta imal edilebilen ve farklı metalurjik işlemlerde kullanılan fırın tipi.
Bunların en önemlileri. (1) Çelik üretiminde kullanılan Siemens-Martin ve (2) Sülfürlü bakır konsantrelerinin ergitilmesinde kullanılan büyük reverber fırınlardır. Reverber fırını, daha ziyade bir eritme fırınıdır. Derin bir taban kısmı, yan duvarları, ön ve arka duvarı ve tavandan meydana gelmektedir. Fırın dikdörtgen bir prizma şeklindedir. Ön duvara yerleştirilmiş brülörler vasıtası ile ısıtılırlar. Uzun alevli yakıtlar (gaz, akaryakıt veya hulvarize kömür) kullanılıp alevlerin şarjedilmiş olan malzemeyi yalaması arzu edilir. Tavan, alevlerin sağladığı ısı ile ısınmakta ve radyasyon yoluyla şarjı ısıtmaktadır. Yakıt veya yanma ürünleri ile fırın içindeki şarj arasında yok denecek kadar az reaksiyon olur. Yakıt, fırına gerekli ısıyı sağlamak amacıyla kullanılır ve temin ettiği ısı daha çok radyasyon yoluyla şarja geçer.
Reverber fırından çıkan gazların sıcaklığı çok yüksektir. Bu yüzden reverber fırınlarının termik randımanları çok düşüktür.
REVİZYON, 1) Herhangi bir makinenin belirli zamanlarda arıza yapmadan sökülmesi, aşınmış parçalarının değiştirilmesi ve böylece bakımının yapılması, 2) Önceden yapılmış olan işlemlerin mahiyet, gidiş tarzı ve doğruluğunun belgeler ve defter kayıtlarına dayanarak sonradan tenkidi bir nazarla yeniden tesbit ve tahlili. 3) Yeniden gözden, elden geçirme.
REZERV, Bir maden yatağından ya da havzasında henüz işletilmemiş maden miktarının kısa vadede ekonomik olan ve belirlilik gösteren kısmı. Rezerv hem ekonomik açıdan, hem de varlığının belirliliği açısından sınırlandırılmış olup, kaynağın ancak belirli bir bölümünü temsil eder. Genel bir ifade ile rezerv, varlığı arama çalışmaları ile belirlenmiş ve işletilebilirliği değerlendirme etütleriyle saptanmış olan tüm kaynağın bir bölümüdür. Rezerv, görünür, muhtemel ve mümkün olmak üzere üçe ayrılmak suretiyle sınıflandırılır. Bu sınıflandırmanın dayandığı kriter, rezervin varlığının belirlilik derecesi, yani varlığı hakkında elde edilen bilgilerin yeterliliği ve duyarlılığıdır. Diğer bir ifade ile rezerv faydalı, topuk ve faydasız olmak üzere de üç gruba ayrılmaktadır. Jeolojik yapının verdiği imkan nisbetinde yeryüzünden itibaren maden işletmecilik tekniğiyle işletilebilecek azami derinliğe kadar bulunan rezerve faydalı rezerv, çeşitli zorunluluklar nedeniyle üst katlarda bırakılmış rezerve de faydasız rezerv denir. Faydalı ve faydasız rezerv de “A” (hazır rezerv/, “B” (belirli rezerv), “A+B” (görünür rezerv), “C” (muhtemel rezer), “D” (mümkün rezerv) şeklinde sınıflandırılır. Rezerv hesabı, maden yatağının jeolojik yapısı, mevcut eski ve yeni imalatla, yapılan sondajların durumu dikkate alınarak, poligon (üçgen), profil ve izohips blok metotları denilen usullere göre hesaplanır.
REZERV HESABI, Bir maden yatağında bulunan madenin biçimini, boyutlarını ve hacmini sayısal olarak belirleyen kalınlık ve alan ile özgül ağırlığını hesaba katarak yapılan ve rezervin ton olarak ifade edilmesini sağlayan hesaplama usulleri. Alan hesapları; planimetre, şablon ölçümleri (kare düzenli-, nokta düzenli-, paralel çizgili şablon) ve geometrik hesaplar ile yapılır. Alanlar bulunduktan sonra hacim (V = Uzunlukxgenişlikxkalınlık) hesaplanır. Kesitlerde görülen alanların birbirine oranı 1/2 civarında ise trapez kuralı ;
F1 + F2
(––––––––––– . h)
2
daha büyük olan durumlarda ise —> Simpson kuralı uygulanır. Belli bir prensip dahilinde yapılmamış sondajların bulunduğu durumlarda, sondaj etki alanının tesbiti öncelik kazanır. Madencilikte yapılan rezerv hesapları profil-, izohipsblok- ve poligon metodları olarak ele alınabilir.
REZERV KAYBI, —> Üretim kaybı.
REZERVUAR KAYAÇ, —> Hazne kayaç.
RİCHTER ÖLÇEĞİ, Depremlerin —> Magnitüdünüölçmede kullanılan deprem ölçü skalası. —> Mercalli ölçeği.
RİJİT BAĞ, 1) İki veya daha fazla sayıda madeni parçalardan imal edilip parçaları pabuçlar vasıtasıyla birbirine sabit olarak bağlanan madeni tahkimat. 2) Rijit tahkimat. 3) Esnemeyen tahkimat.
RİJİT KÖPÜK, İki kimyasal sıvının karıştırılarak püstürtülmesiyle meydana gelen kimyasal reaksiyon sonucunda, köpürerek hacmi 30 misline çıkan ve katılaşma özelliği gösteren köpük maddesi. Rijit köpük tecrit ve takviye maddesi olarak da kullanılır. —> Yüksek genişlemeli köpük.
RİJİT TAHKİMAT, —> Rijit bağ.
RİKEN-GAZDETEKTÖRÜ, Japonyada geliştirilen, su ve CO2 den arındırılmış içinde değişik oranlarda metan bulunan havanın içinden geçen ışığı kırma esasına dayanarak havadaki metan oranını tesbit etmeye yarayan ve elde kullanılan aygıt. Bu aygıtta havada bulunan CO2 oranı da % olarak tesbit edilebilmektedir.
RİMA ELEK, —> Tel örgülü elek.
RİMER, —> Tarama matkabı.
RİSK PRİMİ, —> Libor.
RİTTİNGER KANUNU, Kırma olayını yüzey artışı yönünden ele alan ve kırma için kullanılan faydalı işin, yüzey artışı ile orantılı olduğunu ifade eden prensip. —> Charles genel kırılma kanunu.
ROBOT, 1) Uzaktan kumanda ile kendisine çeşitli işler yaptırıbilen aygıt. 2) Başkasının buyruğu ile iş yapan, kendi akıl ve iradesini kullanamayan kimse (kişi).
ROGAR, 1) Kanalizasyonlarda çeşitli amaçlarla açılan ve zemin düzeyinde bir kapağı bulunan kuyu. 2) Su şebekesinde boruların denetimini kolaylaştırmak veya dağıtım muslukları yerleştirmek amacıyla açılan kuyu. 3) Bir lağım çukurunun üst bölümünde bırakılan bir kapak veya bir metal levhayla kapatılan açıklık. 4) Yeraltı telefon hattı tesisatında içinde en az iki kişinin çalışabileceği büyüklükte yapılmış kuyu biçiminde boşluk.
ROKBİT, —> Taş matkabı.
ROKVEL SERTLİĞİ, Tepe açısı 120½ olan sertleştirilmiş çelik bilye (Rokvel B) bir elmas koninin (Rokvel C) önce 10 ve sonra 150 kg.lık bir yükle sertliği tesbit edilecek malzeme yüzeyine bastırılması sonucunda her iki halde meydana gelen çukurlar arasındaki derinlik farklı ölçülerek tesbit edilen sertlik ölçüsü.
RONDELA, —> Pul.
ROSELTE BAKIRI, Tabii halde bulunan saf bakır.
ROTARİ DELME, —> Dönel delme.
ROTARİ TABLASI, 1) Sondaj makinelerinde motordan nakledilen dönme momentinin tijlere aktarıldığı; kuyudaki takımların manevraları sırasında takımların kuyuya indirildiği veya kuyudan çekildiği veya ilave tijin takıldığı tertibatın bulunduğu tabla. Rotari tablalı makineler genellikle petrol sondajlarında kullanılır. 2) Döner tabla. —> Kelly.
ROTASYONEL KAYMA, —> Şev duraysızlığı.
RÖDAVANS, Ruhsat sahalarının hak sahibi tarafından sözleşme ile özel veya tüzel bir kişiye belirli bir süre için terkedilmesi durumunda; maden ocağının işletilmesini üstlenen özel veya tüzel kişinin; esas ruhsat sahibine istihsal edilen beher ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ.
RÖKONESANS, Bir maden yatağının sınırlarını, uzanımını, değerini ve işletilebilirliğini tayin etmek amacıyla yapılan etüd.
RÖLANTİ, RALANTİ, 1) Bir motorun en düşük devirle çalışma durumu. 2) En düşük tempoyla veya verimle yürümek veya çalışmak.
RÖLE, 1. Bir bobin ve kontaklardan oluşan küçük bir uyarma akımı ile devreyi açmaya, kapamaya yarayan eleman. 2) İki veya daha çok iletim arasında aracılık yapan sistem.
RÖLÖVE, 1) Bir yapıyı, plan kesit ve görünüşleriyle gösteren çizim. 2) Genellikle eski bir sanat eserinin, bir yazıtın çizilerek veya boyanarak yapılmış kopyası.
RÖMORK, Motorlu bir taşıt tarafından çekilen motorsuz taşıt.
RÖMORKÖR, Yedeğinde başka bir taşıt götüren taşıt, özellikle deniz taşıtı.
RÖSET, 1) Dik ve meyilli kuyuların dip ve başlarının veya ara katlarının yatay yollarla maden üretim yerlerine bağlantısını sağlayan yer. 2) İnset. 3) —> Akrosaj.
RUHSAT SINIRI, Bir işletme ruhsatı sınırını topografik ölçüm sonunda yeryüzünde belirleyen çizgi. Bu çizgiden indirilen teorik düzlemin yer küresi çekirdeğine kadar devam ettiği kabul edilir.
RULMAN, —> Bilyeli yatak.
RUTUBET, Nem, yaşlılık.
RUTUBET ORANI, Cevherin veya kömürün içinde bulunan serbest suyun toplam ağırlığa göre ifade edilmesi.
Ocaktan çıkan taşkömürünün rutubeti genellikle % 2,5 civarındadır. Zenginleştirme esnasında elde edilen ince kömür, mikst ve şlam’ın rutubeti ocaktan çıkan kömürün rutubetine göre daha fazladır. Ocaktan çıkan kömüre göre rutubet fazlalığı yıkanmış ince kömürde % 7,7; mikst’te % 14 ve şlam’da % 21 civarında olabilir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:21 #46
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Madencilik Terimleri S

S

SABAN, —> Kazı rendesi.
SABİT BUMLU KAZICI, —> Teleskopik bumlu kazıcı.
SABİT KÜL, —> Kül.
SABİT OLUK, Kendisi yerinde durduğu halde, eğimden yararlanılarak (gravite ile) veya ortasında çekilen bir zincire takılı disklerden faydalanılarak fren yapmak suretiyle taşıma işinde kullanılan oluk.
SABUNTAŞI, Kesif ve sık ince pullu bir talk minerali. Genellikle yeşilimsi gri olup, beyaz, sarımsı ve kırmızı renklerine de rastlanır. Kabuğunun yumru biçiminde olması başlıca özelliğidir. Mineralojide steatit olarak adlandırılan bir magnezyum hidro silikattır.
[ Mg6 (Si8 O20) (OH)4]. Steatit sıkı yapılıdır.
SAC, Kuyu, başaşağı, varagel gibi yerlerin dip, baş ve ara katlarında araba manevrasının yapılmasını sağlayan ince ve yassı çelik parçası.
SACCI, Varagel, vinç ve kuyuların baş ve diplerinde arabaları halata kancalamak, ****se yerleştirilmesini ve buralardaki araba manevralarını elle veya mekanik olarak sağlamakla görevli kişi. Bu kişi çancılık (işaretleşme) görevini de yapar.
SAF ALÜMİNYUM, Etinorma göre, % 99,0-99,7 Al ihtiva eden, piyasada 14-16 kg’lık külçe veya 650-750 kg’lık T İngot şeklinde satılan alüminyum malzeme. Saflık derecesine göre Fe, Si, Cu gibi empüriteler değişik oranlarda bünyesinde mevcut olup, mesela % 99,5 Al ihtiva eden saf alüminyumda maksimum Fe muhtevası % 0,40, Si muhtevası % 0,25’tir. Fe/Si oranı 1/2 olan saf alüminyum (Al>%99,5), elektrik iletkeni olarak kullanılır ve bunun beynelmilel adı E.C. grade Al’dur.
SAFİR, —> Alumin.—> Gökyakut.
SAĞLAM DOLGU , Mermer madenciliğinde, taş boşluklarına, esas oluşumun direncine yakın direnci olan bir malzemenin dolması.
SAHANLIK, 1) Kuyularda ve kelebelerde merdiven başlarında ya da bir merdivenden diğerine geçiş yerinde hem emniyeti sağlamak ve hem de dinlenme imkanı vermek için yapılan küçük (döşeme) platform. 2) Yapılarda ve büyük taşıtlarda kapı önünde, merdiven başlarında ya da ortasında bulunan genişçe yer.
SALAMURA , 1) Deniz suyundan —> Tuzla-larda ham tuz elde edilmesinden sonra arta kalan ve bileşiminde sodyum, potasyum, mağnezyum klorürler, sülfatlar ve bromür bulunan sıvı. 2) İçinde et, balık, sebze v.b. yiyecekleri saklamak için hazırlanmış su veya bu suyun içinde saklanmış yiyecek.
SALBAND, Cevher kontağındaki ince ve kilitli kısım.
SALGI, Kablo ile kablonun iki askı noktasını birleştiren doğru arasındaki en büyük düşey uzaklık.
SALLANTILI MASA, —> Sarsıntılı tabla.
SALLANTILI OLUK, 1) Zincirlerle veya çelik halatlarla tavana asılı veya tekerler üzerine yerleştirilmiş olup, eksantrik hareketler sağlayan ve böylece ileri hareketi yavaş, geri hareketi hızlı olan bir tahrik motoru ile teçhiz edilmiş meyli az başyukarılarda veya ayaklarda kömürü, cevheri veya taşı oluk içinde kaydırarak nakletmek için kullanılan mekanik düzen. 2) Sarsıntılı besleyici
SALMASRTA, Pompa piston kolu, sondaj ve su başlığı, buhar makinesi pistonu, buhar türbini vb. makine parçalarının ortak özelliği olan, duran bir kısım ile hareket eden mil veya aks çevresinde sıvı, buhar, basınçlı hava veya gazın kesin olarak sızmaması için özel hazırlanmış bir veya birkaç parçadan oluşan sızdırmazlık elemanı. Kendir, pamuk, grafitli amyant, lastik, deri vb. maddelerden imal edilir. Yağ ve sıvı sızdırmasını önlemek için kullanılanları keçe diye adlandırılır.
SANAYİ DEVRİMİ, İtici gücü kömür ve demir cevheri ve dolayısıyla bunlardan elde edilen buhar enerjisi ve demir-çelik olan sınai aşama. Buhar enerjisi lokomotif ve buharlı gemilerde kullanılarak kara ve deniz ticaretine ivme kazandırmış, kömür ve demir cevherinden elde edilen demir-çelik, savaş sanayiini geliştirmiştir. Sanayi devrimi 18. yüzyılın ikinci yarısıyla, 19. yüzyılın ilk yılları arasında cereyan etmiş, önce İngiltere’de başlamış ve sonra da Belçika, Almanya ve Fransa’ya yayılmıştır.Sanayi devriminin özellikleri ise özetle şunlardır :
a- Sınai üretimde atölye tipi üretimden fabrika üretimine geçilmesi ve mekanik gücün üretimde payının artması,
b- Yeni buluşlar yardımıyla yeni enerji kaynaklarının sanayide kullanımının yaygınlaştırılması (Buhar enerjisi ve buhar makinesi)
c- İş bölümünün gelişmesi
d- Tarım sektöründe de sınai üretimde meydana gelen artışa paralel olarak üretimin gelişmesiyle birlikte ekonomik büyümenin hızlanması,
e- Üretim artışının sonucu “pazar arama” sorununun çıkması ve böylece ülkeler arası pazar ele geçirme mücadelesinin başlaması,
f- Avrupa’da ülke yönetiminde söz sahibi olan aristokrasinin yerini, zenginleşen sanayi burjuvasının alma mücadelesi.
Kömür yataklarına sahip olan ülkelerin, bugün aynı zamanda gelişmiş birer ülke olmaları bir tesadüf değildir. Sanayi devrimini gerçekleştirebilen ülkeler ile, zengin kömür rezervlerine sahip ülkeler arasında belirgin bir paralellik vardır.
SANAYİ ELMASI, Sondajlarda, parlatma ve kesme işlerinde kullanılan, ziynet eşyası olmaya müsait olmayan siyah elmas. Ballas, karbonado, boartz, kongo diye isimlendirilen elmaslar.
SANİYELİ FİTİL, 1) Dış yapısı çeşitli renklerde, özü de kara barut denilen yanıcı madde ile dolu olan ateşleme fitili. Saniyeli fitil 1 cm/saniye süratle yanar. Bu fitilleri yakmak için rüzgar kibriti, çakmak veya sigara kullanılır. Bunların muayeneleri, yakmak ve yanış süratini ölçmek suretiyle yapılır. 2) Emniyet fitili.
SANİYELİ KAPSÜL, Gecikmeli (tavikli) kapsül. Saniyeli kapsülde alev alıcı hassas madde ile primer ecza arasında bir geciktirme elemanı bulunur. Geciktirme elemanının uzunluğu gecikme süresine göre ayarlıdır ve kademeler arasındaki zaman aralığı 1/2 saniyedir. —> Kapsül.
SANTRIFÜJLÜ AYIRICILAR , Küçük katı tanelerin akışkan ortam yani sıvı içinde (ağır ortam veya su) santrıfüj kuvveti uygulayarak çökelme ve ayırma hızlarını ve buna bağlı olarak kapasiteyi arttırmak üzere geliştirilmiş cevher ve kömür zenginleştirme üniteleri. Eşit hacimli, biri yoğunluğu fazla diğeri yoğunluğu az iki tanecik ele alındığında; yoğunluğu az tanecik için negatif (-), yoğunluğu fazla tanecik için pozitif (+), santrifüj kuvvet ortaya çıktığından yoğunluğu fazla tanecik için negatif santrıfüj kuvveti yoğunluğu az olan taneciği ayırma hücresinin merkezine, santrıfüj kuvveti ise; yoğunluğu fazla olan taneciği ayırma hücresinin duvarlarına (cidarına) doğru iterek taneciklerin birbirinden ayrılmaları sağlanmış olur.
İlk olarak 1950’li yıllarda uygulamaya sokulan akışkan ortam kömür zenginleştirme ünitelerinin yaygın olarak kullanılanları; —> DSM (Ağır ortam) siklonları, Vorsyl ayırıcısı, Dynawhirlpool (santrıfüj fırlatıcı) ayırıcısı, Tri-flo (üç akım) ayırıcısı, Otojen siklon (su siklonu)dur.
SANTRİFÜJ DOLGU, Madenin alınmasıyla hasıl olan veya herhangi bir boşluğa dolgu malzemesinin bir makine vasıtasıyla santrifüj kuvvetten yararlanılarak fırlatılması suretiyle yapılan dolgu.
SANTRİFÜJ PERVANE, —> Radyal. Vantilatör.
SANTRİFÜJ RAMBLE, —> Santrifüj dolgu.
SANTRİFÜJ TULUMBA, Merkezkaç kuvvet etkisi ile bir akışkanı basan, türbin tipi tulumba.
SAPAN, 1) Vinçle malzeme yükleyip boşaltmakta kullanılan iki ucuna göz yapılmış halat. 2) Varagel ve vinçlerde koşum takımına bağlı olup, vinçteki katarın üzerinden geçerek öndeki vagonun ön halkasına takılmak üzere hazırlanmış halat ve kanca. 3) Emniyet halatı. Vinçteki katarın çekilen tarafındaki araba kancasına koçboynuzu kanca, diğer tarafındaki araba kancasına da sapanın kancası takılmak suretiyle vinç nakliyatının kanca kesilmelerine karşı daha emniyetli bir şekilde yürütülmesi sağlanır.
SAPLAMA, 1) İki ucuna diş açılmış olup somun takılabilen mil şeklinde başsız cıvata. 2) Madeni tahkimatlar arasında irtibatı sağlayan ve sıktırma ile birlikte kullanılan mil. 3) Tayrot.
SAPMA, 1) Belirli bir yönde açılmakta olan sondajın yerçekimi, formasyon yatımı, arızalar, direnç farkları, vibrasyon, matkap baskısı vb. sebeplerle ilk verilen belirli yönden ayrılması. Esas yön ile sapan takımın yönü arasındaki açıya “Sapma açısı” denir. 2) Serbest bir mıknatıslı iğnenin denge konumunda iken gösterdiği doğrultudan geçen düşey düzlemle, bulunulan noktanın meridyen düzlemi arasındaki açı (manyetik sapma). 3) İnhiraf.
SAPTIRMA, Sondaj kuyusunun özel düzenlerle istenilen yöne yöneltilmesi. —> Sapma.
SARI PASTA, Uranyumlu cevherden hidrometalurjik yöntemle üretilmiş % 65 ila 85 U3O8 muhtevalı uranyum konsantresi. Konsantrenin kimyasal formülü çöktürücüye göre amonyumdiuranat veya magnezyumdiu-ranat olabilir. Bir ara ürün olan sarı pastanın kimyasal yöntemlerle arıtılmasıyla nükleer yakıt üretilir.
SARI ZIRNIK, Bir arsenik minerali olan limon rengindeki orpimene (As2 S3) halk arasında verilen isim. —> Arsenik.
SARKIT, Mağaraların tavanlarından sızan ve içinde erimiş kahlsiyum bikorbonat bulunan sular, damlalar halinde düşerken, CO2’nin uçması ile geriye kalan CaCO3’ın mağaranın tavanında çökelmesi sonucu meydana gelen kayaç oluşumu. Buna karşılık mağaranın tabanında oluşan kayaca da dikit denir.
SARMA, 1) Galeri tahkimatında, tahkimat profillerini irtibatlayan ve galerinin uzun eksenine paralel olarak konulan tahkimat direği. 2) Ayak tahkimatında, alına dik veya paralel vaziyette konulup altından iki veya üç ağaç çatal direk veya madeni direkle takviye edilen ağaç veya madeni direk. Ayak tahkimatında genellikle direk tasarrufu sağlamak için yarım daire kesitli ağaç direkler sarma olarak kullanılır. Emniyet ve tavana iyi intibak bakımından, sarmaların kesilmiş düzlem yüzeyleri tavana yerleştirilir.
SARNIÇLI VAGON, Ocakta çalışan makinelere (sulu delik delme vb.) su temini için üzerine su haznesi monte edilmiş vagon.
SARSAK, —> Sarsıntılı tabla.
SARSINTILI BESLEYİCİ, —> Sallantılı oluk.
SARSINTILI ELEK, Bir kasa içerisine yerleştirilmiş eleğin kasa ağırlık merkezine, merkezi olarak yerleştirilmiş bir tahrik düzeninin eksantrik hareket etmesi suretiyle, üzerine verilen malzemenin elenerek tane boyutlarına göre tasnifini sağlayan tesis ünitesi.
SARSINTILI TABLA, 1) Genellikle yatay düzleme göre iki yönde meyilli olan ve gövdesiye yatay yönde karşılıklı küçük darbelerle sarsıntı verilerek üzerine üst kısmından besleme yapılması suretiyle ağır parçaların tabla yüzeyindeki yatay çıtalar arasında seyretmesi, hafif parçaların da yukarıdan aşağıya verilen su akımı ile çıtalar üzerinden akmasını sağlayan düzen. Sarsıntılı tablada ayırma prensibi, aynı tane iriliğine getirilmiş malzemenin yoğunluk farkından istifade esasına dayanır. 2) Sallantılı masa. 3) Sarsak.
SATILABİLİR, Maden ocağından çıkarılan tuvönan madenden ekonomik bakımdan değerlendirilemeyen maddeler ayrıldıktan sonra geri kalan kısım.
Kömür madenciliğinde üretilen tuvönan kömürlerden krible ve krible taşı ayrıldıktan sonra geri kalan kısım zenginleştirmeye tabi tutularak kömür, mikst ve şist olarak ayrılır.
Zenginleştirme sonucu elde edilen kömürler de tane büyüklüklüklerine göre + 50 krible (iri kömür, parça kömür), 18-50 ceviz, 10-18 fındık, 0,5-10 ince kömür, 0-0,5 şlam adı altında tasnif edilir.
Bunlardan krible + Ceviz + Fındık + İnce kömür + Mikst + Şlam = satılabilir kömür miktarını, krible taşı + şist = artığı teşkil eder. Linyit madenciliğinde 10, 18 veya 30 mm elek altı kömürlere toz, elek üstü kömürlere de parça kömür denir.
Normal olarak satılabilir sayılan şlam ve mikst kalorifik değer dikkate alınıp hesabi olarak lave kömür veya taşkömürü eşdeğerine dönüştürülür.
SATILABİLİR KÖMÜR, —> Satılabilir.
SATILAN MALLARIN MALİYET UNSURLARI, İşçi ücretleri ve diğer sosyal yardım giderleri, enerji-akaryakıt, patlayıcı madde, yedek parça, malzeme bedelleri; makine tamir-bakım ve kiraları; taşaron ücretleri gibi madenin istihracı ve satılabilir (evsafa) hale getirilmesine kadar geçen safhadaki tüm doğrudan maliyet giderleri ile maden işletmesinde kurulu ve mevcut olup ruhsat sahibinin bilançosunda kayıtlı tüm tesis, demirbaş, bina, yol, kuyu, galeri, makine-teçhizat ve diğer aktif değerlerin yasal ve teknik esaslara uygun amortisman giderleri ve itfa bedelleri.
SATILIK, Kömür madenciliğinde satılabilir üretimi yapan kuruluşun kendi tükettiği kömür, satılabilir üretimden düşüldükten sonra geri kalan miktar.
Kömürden gayri madenlerde ise, satılabilir kavramı için satılık deyimi kullanılır.
SATIŞ GİDERLERİ, Cevherin ham veya işlenmiş olarak satışa konulması halinde, satış mahalline kadar olan taşıma, yükleme, boşaltma, stoklama, liman ve istasyon giderleri; verilen komisyonlar, satış elemanlarının ücret ve yollukları, analiz ve hakem ücretleri; tahsilat masrafları gibi doğrudan satışın gerçekleştirilmesi ile ilgili masraflar.
SATİN SPAT, Lifli ve ipek görünüşlü kalsit (CaCO3). —> Kalsit.
SATRE, —> Yerüstü patlayıcı madde deposu.
SAVAK, 1) Bir barajın fazla suyunu boşaltmaya yarayan sistem. 2) Bir kanaldan akan suyun yönünü değiştirmek veya fazlasını akıtmak veya debisini tesbit etmek için uygulanan düzen. Ölçü yapmakta kullanılan savak, kanalın önüne veya herhangi bir yerine düz bir set şeklinde yerleştirildiği gibi, bu setin üst kenar ortasına ter yamuk, V şekli veya dikdörtgen şeklinde bir boşluk açılarak da yerleştirilebilir. Düz savağın üstünden veya savaktaki kesitten taşan suyun akış şeklinden ölçüler alınarak her duruma göre özel bir formülle, taşan su debisi hesaplanır.
SAVURMA DÖKÜM, Metalin katılaşması sırasında merkezkaç kuvvetin etkisiyle gözenekliliği kalmayan hafif yapılı dönel parçaların elde edilmesinde kullanılan döküm usûlu. Bu metodun uygulanmasıyla dökme demir borular, motor silindirleri için dökme demir gömlekler, silindir şeklinde yatak parçaları, bilezik ve bronzdan kuzineler yapılır. Dönme hareketi yapan kalıp, genellikle metalik bir kokilden ibarettir. Geniş çaplı boruların yapımında ise kum kalıp kullanılır. 2) Düşey merkezkaç döküm. 3) Yatay merkezkaç döküm.
SAVRULMA, Bir atımdan sonra serbest hale gelen malzemenin dağılımı.
SAYDAM, 1) Işığı büyük ölçüde düzgün geçiren cisim. 2) Şeffaf. 3) Transparent.
SAYDAM KIYMETLİ TAŞLAR, Parlaklığı, sertliği ve renkleri ile göze çarpan, bir çoğunun bileşimi aluminyum, berilyum ve magnezyum oksit, bir kısmı da silisyum dioksit ihtiva eden mücevher taşları. Saydam kıymetli taşların bazıları birbirlerine benzerler. Bunlar sadece renklerinin değişik olmasıyla ayrılırlar (yakutla safir gibi) saydamlık, çatlak olmaması, renk ve ebat bunların değerlendirilmesinde ölçülerdir.
Zümrüt (Al2O3), krizoberil (BeO.Al2O3), akvamarin (3BeO.Al2O3.B6SiO2), korendon mineralleri (aluminyum oksidin (Al2O3) nadir bulunan mineralleri) topaz [(F1OH)2 Al2SiO4)] grenatlar [ R”3 R2"’ (SiO4)3], spadümen (LiAl Si2O6), zirkon (Zr SiO3), turmalin [R9 Al3 (B.OH)2 Si4O19], spinel (Mg Al2O4), —> Kuars(SiO2) kristalin kuars, kuarsın kıymetli taşları saydam kıymetli taşlar olarak sayılabilmektedir.
SAYMA ÇUBUKLARI, Uzunluk ölçmelerinde kaç şerit boyunda ölçü yapıldığını saymak için kullanılan özel çubuklar. Uzunlukları 30-40 cm olup, birer uçları halka şeklindedir. Bir çemberde 15-20 adet çubuk bulunur.
SAYMONS KIRICISI, Ara kırma aşamasında kullanılan, konik yüzeyleri daha yatık, daha küçük boyutlu, bir nevi konik kırıcı. —> Şekil.
SCORİA, —> Pomza taşı.
SEALE DAMAR, Çelik halattaki damarı teşkil eden dış sıradaki tel sayısının, bir alt sıradaki tel sayısına eşit olduğu yapım düzeni.—> Şekil.SEALE - FİLLER DAMAR, Bir çelik halat terimi olup, —> Filler damarından farklı olarak, dolgu telleri iki ayrı sırada olan kalın tellerin bir merkez teli üzerine değil, aynı sayıda sıra teli üzerine oturması şeklinde yapılan düzen.
SECURİT CAM, Tavlama yoluyla elde edilen, tescil ettirilmiş, —> Emniyet camı.
SEDEF CİLA, Kolay dilinebilen (teflik edilen) ve saydam minerallerde bulunan, sedef görünümü veren cila. Bu görünüm. Bu cila mika, jips vb. minerallerde vardır.—> Minerallerin parlaklığı.
SEDİMAN, 1) Sondajlarda karot alınmayan veya alınamayan durumlarda sirkülasyon suyu veya sondaj çamuru ile çıkan kırıntıların numune olarak toplanmış kısımları. 2) Tortul kayaçları meydana getiren tanecikler.
SEDİMANTASYON, Sıvı veya gaz ortamında, katı maddelerin belirli bir zaman içinde çökmesi.
SEDİMANTER MADEN YATAKLARI, —> Tortul maden yatakları.
SEDİMENTER PETROLOJİSİ, —> Sedimentoloji.
SEDİMANTER SEPİYOLİT, —> Lületaşı.
SEDİMENTOLOJİ, Tortulbilim olarak da bilinir. Tortul kayaçların fiziksel ve kimyasal özellikleri ile oluşum süreçlerini (taşınma, birikme, taşlaşma, katmanlaşma) konu edinen bilim dalı. Sedimentoloji çalışmalarının bir amacı da tortul kayaçların oluşumu sırasındaki çevre koşullarının belirlenmesidir. Tortul petrolojisi (sedimenter petroloji), kayaçların mineral içeriği, bileşen parçacıkların dağılımı ve kayaç dokusu gibi özelliklerini inceleyen bir alt disiplindir.—> Petroloji.
SEGER PİRAMİTLERİ, 1) (SK) Alman seramikçisi Hermann August Seger tarafından bulunan (1839-93) ve onun adını taşıyan kenarı 1 cm ve yüksekliği 6 cm olan üçgen piramit biçimindeki kuars, feldispat, demir oksit, kalsiyum karbonat, kaolin, bor oksitleri karışımından yapılmış ısı ölçen alet. Piramitler, ergime noktaları 600½C’dan 2000½C’a kadar yaklaşık olarak 20’şer 20’şer derecelenen bir gam meydana getirir. Seramik sanayiinde bunların yumuşamaları ve ergimeleri gözlenerek fırınlardaki sıcaklığı ayarlamakta kullanılır. 022 numaralı koni 600½C’da 42 numaralı koni 2000½C’da erir. SK-14; 1390½C’ı SK-11; 1310 ½C’ı ifade eder. SK, İngilizce’de P.C.E. ile ifade edilir. 2) Seger konileri.
SEGMAN, 1) —> Karot tutucusu. 2) Pistonlu makinelerde pistona takılan, pistonla silindir arasındaki sızdırmazlığı sağlamaya yarayan çelik parça (çember).
SEKONDER MADEN YATAKLARI, Primer maden yataklarının dış etkilerle çürümesi veya dağılması sonunda yeniden zenginleşmesi ile oluşan maden yatakları.
SELEKTİF FLOTASYON, Çok sayıda mineral ihtiva eden cevherin (kompleks cevher) flotasyonu sırasında bir tanesinin yüzdürülerek veya çöktürülerek elde edilmesi işlemi. 2) —> Diferansiyel flotasyon. —> Preferansiyel flotasyon.
SELEKTİF KIRMA, Zenginleştirmede cevher ve kömür ile bunların içinde bulunan gang maddelerinin, yani kırılan maddenin bir bileşeninin diğerlerine nazaran fiziksel özellik farkından dolayı farklı boyutta kırılma özelliğinden yararlanarak yapılan kırma işlemi. Bu işlemden sonra yapılan klasifikasyonla gang maddeleri ile cevher veya kömür birbirinden ayrılabilir.
SELEKTİF MADENCİLİK, Maden yatağından zengin cevher kısımlarının dışarıya çıkarılıp fakir cevher kısımlarının yerinde bırakılması veya bunların ayrı ayrı üretilmesi suretiyle yapılan madencilik.
SELEKTİF ÖĞÜTME, Öğütülen madde içindeki bileşenlerden birisinin fiziksel özellik farkından dolayı diğerlerine nazaran daha ince öğütülmüş olması ve böylece diğerinden ayrılmasını sağlayabilen öğütme.
SELÜL (SEL), İçindeki minerâl çamuruna —> Flotasyon işlemi uygulanan hücre (ünite). Birçok selülün birlikte çalıştırılacak şekilde tertiplenmesinden oluşan sistem flotasyon bataryası veya—peteği diye isimlendirilir. —> Palp.
SEMENTASYON, 1) Madencilikte, belli bir kayacın içinde bulunan boşlukların veya çatlakların doldurularak, geçirgenliğinin önlenmesi veya mukavemetinin artırılması amacıyla yapılan çimentolama. —> Enjeksiyon. 2) Metalurjide —> Katılama. 3) Jeolojide —> Çimentolanma. 4) Kimyada, çözeltide bulunan bir metal iyonunu başka bir metal iyonu yardımıyla çökeltme işlemi. 5) Cam sanayiinde, cam yüzeyini ince bir metal tuzu katıyla kaplama işlemi.
SEMENTASYON ZONU, —> Oksidasyon zonundan süzülen ve ağır metalleri bol olan sülfürlerin diğer fakir sülfürlerin etkisiyle yeraltı su seviyesinin altında çökelmeleriyle oluşan zon.
SEMT AÇISI, —> Azimut.
SENKLİNAL, Jeolojik devirlerde meydana gelen tektonik hareketler sonucu formasyonların kıvrılması suretiyle oluşan tekne şeklindeki formasyon kısmı. —> Antiklinal.
SENKRON MOTOR, Hareket eden (Rotor) ve duran (Stator) kısımlardan meydana gelen ve alan sargıları rotor üzerinde; armatür (enduvi) sargıları ise stator üzerinde bulunan motor türü. Senkron motorda, döner manyetik alanın etkisinden yararlanılır. Ancak, asenkron motorların aksine, meydana getirilen tork, rotordaki endüksiyon akımına bağlı değildir.
SENSEN TAHKİMATI, Dik damarlarda üst taban yolunda uygulanan, tavan taşını kesmeden yapılan özel tahkimat.
SENTETİK SODA ÜRETİMİ, —> Solvay yöntemi, AC yöntemi, Le Blanc yöntemi.
SEPET KULPU, Galeri ilerlemesinde, hafriyatı azaltmak amacıyla üç ayrı daire parçasının oluşturduğu, tavana verilen nisbeten basın (yayvan), kavis şekli. Galerilerde gereken yerde yarım daire veya sepet kulpu şekli verilmiş olarak taş, beton veya madeni tahkimat da yapılır.
SEPİYOLİT, —> Lületaşı.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:22 #47
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

SEPİYOLİTİK KİL, —> Lületaşı.
SER ALÜMİNYUM, Magnezyum siisyum, demir, nikel, bakır ve alüminyumdan meydana gelen, yüzde 0,2 seryum (—> Nadir toprak elementi) katılmış, İngiliz kaynaklı hafif alaşım. Su verilmiş ser alüminyum, uçak yapımında kullanılan çok dayanaklı hafif bir alaşımdır.
SERAMİK, Anorganik materyalden oluşan kütlelerin bilim, teknoloji ve sanat katkısı ile şekillendirilmesi, sırlanması ve pişirilmesi yoluyla elde edilen sert mamül. Seramik kapsamı içinde porselen, cam, çimento, fayans, kiremit, tuğla, çömlek, drenaj boruları, zımpara taşları, ferroelektrikler, metal manyetikler, sentetik tek kristaller ve uzay roket seramikleri girmektedir.
Mamüllerin fiziksel, kimyasal ve teknolojik özellikleri göz önüne alınarak yapılan sınıflandırmada da, seramikler kaba seramik ve ince seramik (çini eşya, porselen ve yarı porselen, fayans gibi oksit seramik mamülleri) şeklinde gruplandırılabilmektedir.
Seramikleri geleneksel ve yeni seramikler diye iki genel kategoride sınıflandırmak mümkündür. Geleneksel seramikler kapsamına kil, çimento ve cam gibi “Silikat Sanayii” mamülleri; yeni seramikler kapsamına da tek kristaller, sentetik kristaller, ferroelektrikler (BaTiO3) sermetler, pür oksitler (Al2O3, ZrO2, BeO gibi) ve nükleer materyal girmektedir.
SERAMİK SIRI, Seramiklerin sırla kaplanmasında kullanılan maddeler. Bunlardan; kurşun silikatlar; kurşun sülfür veya sülüğen ile kil karışımından meydana gelir; saydamdır ve çömlekçilikte kullanılır. Kalaylı sır, genellikle kalay oksitle donuklaştırılmış kurşunlu beyaz sırdır. Beyaz hamurlu ince fayanslarda kullanılan sırlar saydam olup kurşun, kalsiyum, potasyum ve sodyum boro-siliko-alüminatlardır. Ayrıca kurşunsuz sırlar ve renkli sırlar (majolika) da vardır. Sırlanan ince fayanslar 1080° C civarında pişirilir. Gre seram sırları, feldispat bileşiklerine maden oksitler katılarak elde edilir ve çok değişik dekoratif sonuçlar verir: Bu sırlar 1280° C ile 1320° C arasında pişirilir. Porselen sırları, kuarslı feldispatları (pegmatit) iyice öğütüp kuars ve az miktarda tebeşirle kaolen karıştırarak ve iyice öğütülerek elde edilir; 1400° C’a doğru pişim yapılır. Seramik parçalar, öğütülmüş sır ile su karışımından meydana gelen bir banyoya daldırılarak (daldırma metodu) sırlanır. Sırlanacak parçalar genellikle ilk pişimden (bisküvi) geçmiştir. Sırlama, bazen serpme, buharlaştırma veya püskürtme yoluyla; pişmemiş parçaların sırlanması ise fırça ile yapılır. Sırlar maden oksitlerle renklendirilir: kobalt (mavi), bakır (yükseltgen pişimde yeşil, indirgeyici pişimde kırmızı), mangan (mor), demir (kahverengi), krom (yeşil ve pembe), titan (sarı ve kahverengi), plâtin (gri), çinko (billur sır), uranyum (sarı) .
SERBEST KÜL, —> Kül.
SERBESTLİK DERECESİ , Cevher içindeki kıymetli minerallerin, yan minerallerden ayrılması için ayrı ayrı taneler haline getirilmesini sağlayacak boyutun bir birimle ifade edilmesi. Örneğin, flotasyonda genellikle 5-10 mikrondan daha ince tane iriliği istenmez.
SEREN, Bagerin kazıcı ünitesi ile bu ünitenin hareketini sağlayan makara ve kabloları üzerinde taşıyan metal direk.
SERİ, Stratigrafik olarak bir sistemin alt grubunu oluşturan birim.
SERİ BAĞLAMA, —> Elektrikli kapsül.
SERİ HAVALANDIRMA, Birden fazla iş yerini ardarda, aynı hava akımı ile havalandırma yöntemi.
SERSERİ VARDİYASI, —> Vardiya.
SERBEST RUTUBET, Yüzey rutubeti. Kaba nem. Tüvenan kömürün, havada kuru kömür haline dönüşünceye kadar kaybettiği ruubet.—> Rutubet, Rutubet oranı.
SERPANTİN, 1) Sulu mağnezyum silikat. Az miktarda nikel veya demir ihtiva edebilir. Yarı saydam veya mattır. Dokunulduğu zaman yağlı ve yapışkan bir parıltı görülür. Genellikle yeşil renkli veya siyahın her tonundadır. Bazıları flüoresandır. Serpantin kayacı krom cevherinin habercisidir. 2) Yüzey artırımını sağlamak ve geçme süresini uzun tutabilmek için içerisinden buhar veya sıcak su sevk edilen helezonik boru. Serpantinler kükürt izabesinde, ısı kazanlarında ve eşanjörlerde kullanılır.
SERPME DÖKÜM, Sıvı metali, kalıplardan önce delikli bir potaya akıtarak, ergimiş metalin ince damlacıklar halinde kalıplara dökülmesini ve iyice dağılmasını sağlayan döküm usûlü.
SERT AĞAÇLAR, Meşe, kayın, kara ağaç ve dişbudak cinsi ağaçlar.
SERTLİK, 1) Minerallojide minerallerin çizilmeye karşı gösterdiği direnç. Minerallerin birbirinden farklı sertlikte olmaları, bunların tayininde yararlı olmaktadır. Minerallerin laboratuvarlarda sertliğini ölçmek için daha kesin usuller olmakla beraber şahsi bir görüş olmakla beraber Mohs on minerali sertiklerine göre şöyle sıralamıştır.
2) Mohs’un sertlik dizisi: 1. Talk tırnak ile çizilir. 2. Jips tırnak ile çizilir. 3. Kalsit çakı ile çizilir. 4. Fluorit çakı ile çizilir 5. Apatit çakı ile çizilir. 6. Feldispat camı çizer. 7. Kuars camı çizer. 8. Topaz camı çizer. 9. Korendon camı çizer. 10. Elmas camı çizer.
Bu sıralamaya “ Mohs Cetveli “ denir.
Arazide minerallerin sertliğini ölçmek için kullanılan bazı pratik bilgiler şöyledir. Tırnak (sertliği 2,5), pencere camı (sertliği 5,5), çelik (sertliği 6,5) ve bıçak ağzı (sertliği 5,5) olduğu kabul edilerek minerallerin sertliği ile kıyaslanabilir.
2) Teknikte sertlik denildiği zaman genellikle bir cismin içine diğer bir cismin gömülmesine karşı gösterdiği direnç anlaşılır. Böyle bir sertlik muayenesi hiç bir fiziksel özellik ifade etmez fakat teknolojik bir değeri vardır.
SERTMETAL, 1) Toz halinde volframkarbid ve kobalt karışımının preslenip elektrikli fırında sinterlenmesi ile elde edilen aşınmaya mukavim (sinter sert metal) metal. 2) Çeliğe krom, mangan, nikel, vanadyum, kobalt gibi metaller ilave etmek suretiyle elde edilen aşınmaya mukavim (döküm sert metal) alaşım. Sert metallerin aşınmaya karşı mukavemetleri fazladır. Bu özelliğinden dolayı, sertmetaller sondaj ve delik delme işlerinde kullanılan delici uçların doğrudan doğruya kayaç veya cevher kitlesi ile temasta olan yerlerinde kullanılır. Bu şekilde kesici uçlar veya bıçaklar kolayca değiştirilmek suretiyle hem ana parçanın ömrü uzar ve hem de sondaj maliyeti düşer. Sinterli sertmetaller ana parça üzerine açılmış yuvaya gümüş kaynakla bağlanır. Alaşım sertmetal ise ana parçaya kaynakla irtibatlanır ve ancak ana parça üzerine eklenirken kendisine kesici bir profil verilir.
SERT TELLER, —> Uzun hadde ürünleri.
SERUZİT, —> Kurşun.
SERÜZ, —> Mürdesenk.
SERYUM GRUBU, —> Nadir toprak elementleri.
SESKİKARBONAT YÖNTEMİ, Trona cevherinden doğal —> Soda külü üretim yöntemlerinden biri. Bu yöntemde; kırılmış trona cevheri bir seri çözücü tankından geçirilerek doymuş ana çözelti haline getirilir; berraklaştırılır, filtrelenir, konsantre elde edilir; seskikarbonat vakum kristalizatörlerinde evaporasyona tabi tutulur ve 40°C’ye kadar soğutularak çöktürülür. Çökelen seskikarbonat kristalleri (bir mol nötür karbonatla bir mol asit karbonatın bileşimi) separatörlerle ana çözeltiden ayrılır ve ana çözelti tekrar çözelti tanklarına beslenir. Seskikarbonat kristalleri 200° C deki döner kalsinasyon fırınlarında ayrıştırılarak sodyum karbonat elde edilir. Seskikarbonatın kimyasal formülü.: Na2 CO3. Na H CO3. 2H2O.—> Monohidrat yöntemi, Solvay yöntemi.
SEVK FİŞİ, Veri usül kanununa göre taşıma irsaliyelerindeki bilgileri ihtiva eden beyan niteliğinde belge.
SEYİS, 1) Ocaklarda hayvanla yapılan nakliye işinde; çekici hayvanın hazırlığını, hareketini, hareketin durmasını idare eden kimse. 2) Atların ve katırların tımarını ve bakımını yapan kimse. Maden ocaklarında nakliyatta kullanılan çekici hayvanların ahırda bakımını yapıp, yemleyip ahırı bekleyen kimseye de ahırcı denir.
SEYLAN TAŞI , Şarap kırmızısı, kahverenginde veya eflatun renginde, grena grubuna ait olan ve minerolojide almandin olarak bilinen bir demir- alüminyum silikat minerali (Fe3 Al2 S3 O12).
SEYYAR DOMUZDAMI, —> Domuzdamı.
SEYYAR DÖŞEME, 1) Kuyu kazısında kullanılan ihtiyaca uygun olarak üzerinde kapaklar bulunan, asma halatları kovalar için kayıt halatı vazifesi gören, kuyu içinde yapılacak işlerde sehpa olarak ve kuyu dibinde çalışanların yukarıdan düşebilecek bir şeye karşı emniyetini sağlamaya yarayan ve yeryüzünde bulunan vinçlerle kuyu içinde indirilip çıkarılabilen ve gerektiğinde imdat vinci olarak kullanılabilen sehpa. 2) Planş mobil.
SEYYAR MANEVRA MAKASI, Çift demir yolu ile yapılan galeri ilerlemesinde iki yol arasında makas tertibatı yerine, yüklemede kolaylık bakımından dolu veya boş vagonların yol değiştirmesine yarayan düzen. Bu düzen galeri ilerledikçe alına yaklaştırılır. —> Şekil.
SEYYAR VİNÇ, 1) Yeraltında düz yollarda, demiryolu kenarına konularak bir direğe bağlanan birkaç ocak arabasının çekilmesinde kullanılan ve basınçlı hava ile çalışan küçük vinç (—> Şekil). 2) Yerüstünde malzeme indirip veya yüklemede kullanılan kendi motoru ile hareket eden bumlu vinç.
SFEROİD, Yerküresi ve diğer planetlerin; eksenleri etrafında dönmesinden dolayı oluşan ve bir basık küreyi andıran şekli.
SFEROLİT, Genellikle camsı şekilde katılaşan magmatik kayaçların agregasının küresel ışınlar şeklinde kristalleşmesi.
SFEROLİT DOKU, 1) İçinde sferolit adı verilen kısmen kristal ve kısmen de camsı kürecikler bulunan camsı kayaç dokusu. 2) Küresel doku.
SFEROSİDERİT, —> Konkresyon.
SHATTER TESTİ, —> Şeytır testi.
SHORAN METODU, —> Şoran metodu.
SICAK EMAY, Sıcak maden üzerine şekil çıkarma usulü. Duyar tabakası bikromatlı balık tutkalı çözeltisidir ve gravürden önce pişirilip serteştirilmesi gerekir.
SICAK DALDIRMA GALVANİZASYONU, Çelik halatı oluşturan tellerin erimiş çinko banyosundan geçirilerek, dış korozif etkilere karşı korunması için yapılan işlem.
SICAK DÖKME DEMİR, —> Gri dökme demir.
SIFIR KARTİYE, Yeraltı işletmesinde ana nakliyat lağımlarını, kuyular, varageller ve vinçlerle yapılan tüm nakliyat işlerini, bunların tamir ve bakımı ile ana su ihraç sistemini işletmekle görevli hizmet ünitesi. Maden üreten üniteler de 1., 2., 3... kartiye diye isimlendirilir.
SIĞ AĞIR ORTAM AYIRICISI, —> Tromp ayırıcısı.
SIĞ DENİZ FASİYESİ, Denizlerin 200 m derinliğine kadar olan yerlerdeki çökeller. —> Fasiyes.
SIĞ DEPREMLER, —> Deprem odak derinliği.
SIĞ SONDAJ, —> Temel sondajı.
SHERARD İŞLEMİ, Demir ya da çelik malzemelerin yüzeyinin, yenime ( —> Korozyon)karşı dayanıklı, düzgün bir çinko katmanı ile kaplanması yöntemi. 20. yüzyıl başında İngiliz Sherard O. Cowper-Coles tarafından geliştirilen bu işlemde, kaplanacak malzeme kapalı bir kap içinde ince dilimlenmiş çinko parçacıkları ile birlikte çinkonun erime noktasına kadar ısıtılır. Bu sıcaklıktan iki metal amalgamlaşarak demir ve çinko alaşımları oluşturur; bu arada malzemenin yüzeyinde yenime karşı dayanaklı katışıksız bir çinko katmanı oluşur. Bu katman, ayrıca malzemenin kolayca boyanabilmesini de mümkün kılar. —> Galvanizleme.
SIKILAMA , Patlayıcı madde şarjı yapılan lağım deliğinin, patlayıcı maddeden arta kalan kısmının kil, çamur, kum, sıvı vb. maddelerle tıkanması işi. Özellikle atmosfere kapalı olan yeraltı patlatma işlemlerinde sıkılamanın önemi yerüstü patlatmalarına göre daha fazladır. Sıkılamadan beklenen hususları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür :
a) Patlayıcının delik içerisinde korunması ile şok dalgalarının iletilmesini ve patlatma sonucu oluşan patlatma gazını hapsederek kayacın kırılmasını sağlamak,b) Grizunun ateş alma şansını en aza indirmek, c) Toplam ve solunabilir toz oranlarını düşürmek, d)Atımdan sonra ortama girme süresini kısaltmak, e) Atım sonrası oluşan zararlı ve zehirli gazları bastırmak, f) Kömür tozunun patlatma esnasında ateş alıp patlamasını önlemek, g) Patlama şokuylu kayaç fırlamasını önlemek.
SIKILAMA ÇAMURU, 1) Ateşleme için şarj yapılan lağım deliğine sıkılama amacı ile konularn kil, toprak veya özel şekilde imal edilmiş olan hamur. 2) Sıkılama maddesi.
SIKILAMA ÇUBUĞU, Lağım deliklerinin patlayıcı madde ve sıkılama malzemesi ile doldurularak sıkılanmasına yarayan ağaç çubuk.
SIKILAMA MALZEMELERİ , Ateşleme deliğindeki patlayıcı madde ile atmosfer arasında hava geçirmezliği sağlamak amacıyla yerleştirilen çamur, kum,kil, sıvı vb. tıkama malzemeleri. Sıkılama malzemesi delik kesitini tamamen dolduracak şekilde yerleştirilmeli ve üzerine gelen yerinden çıkarma, sökme kuvvetine karşı koyabilmelidir. Sıkılama maddesinin içinde sağlığa zararlı olan silisyum yüzde 1’den falza olmamalı ve silisik asit bulunmamalıdır. Ayrıca, sıkılama maddesi kolayca ve emniyetli olarak aktarılabilmeli, hatalı sıkılama olursa delikten geri çıkarılabilmelidir. Sıkılama maddelerini a) plastik b) taneli ve c) sıvı olarak üç gruba ayırmak mümkündür.Bir gruptan diğerine geçişler ve karışımlar da olabilir. Plastik maddelerde nem yüzde 10’un altında olmalıdır. Taneli dolgular genellikle tuz ve potasyum madenlerinde taş ve kil işletmeleri ile cevher madenlerinde kullanılır. Sıvı madde olarak su, kartuşlar içinde tıkaç olarak kullanılır. Ayrıca jel ve solüsyon formunda kullanımları da vardır.
SIKIŞTIRILMIŞ ÖRTÜKAZI HACMİ, Kazılan örtükazı malzemesi, döküm sahasına kamyonla dökülürken kendiliğinden sıkışır. Sıkışma miktarı malzeme cinsi, kabarma faktörü ve kamyon tonajları ile yakından ilgilidir. 1000m3 bazı malzemelerin yerinde, kabarmış ve sıkışmış hacimleri şöyledir:
SIKLAŞTIRMA NOKTALARI, Harita alımı için kullanılan ara, tamamlayıcı ve dizi nirengi ile fotoğrametrik nirengi noktaları.
SIKMA, Damarın kalınlığının azaldığı (inceldiği) kısım.
SIKTIRMA, Tahkimatı sıkıştırmak için bağların başlarına veya domuzdamı direklerinin arasına vurulan (ağaç parçaları) takoz.
SINAİ MÜLKİYET HAKLARI, —> Patent.
SINIFLANDIRMA, 1) Farklı tane boyutlarında bir mineral topluluğunu, durgun veya hareketli bir akışkan ortam (su, hava,vb.) içinde minerallerin (katı maddelerin) farklı çökelme hızlarından yararlanarak, tane boyutlarına göre gruplandırma işlemi. 2) Tasnif. 3) Klasifikasyon.
SINIR DEKAPAJ ORANI, İşletme maliyeti ile hasılat (gelir) ve dekapaj maliyetleri dikkate alınarak hesaplanan ve açık işletmeyle alınabilecek azami toprak/maden oranını gösteren bağıntı.
SINIR MALİYET ORANI, Bir maden yatağında uygulanan açık işletme ile kapalı işletme maliyetleri arasında yapılan karşılaştırma. Bu rakam 1’i aştığı takdirde yeraltı işletmesi daha ekonomik olur. Bu karşılaştırma ile açık işletme yapılabilecek azami toprak-maden oranı bulunarak açık işletmeden yeraltı işletmesine geçiş kararı verilir.
SINIR ÖRTÜKAZI ORANI, Ekonomik ve teknik veriler gereği aynı maden yatağının işletilmesinde uygulanabilecek max. derinlikteki açık işletme çalışma oranı. Bu oran genellikle, açık işletme iş makinaları kapasitesinin artmasına paralel olarak artar. Tunçbilek açık işletmesinde 1960’lı yıllarda 3m3/ton olan çalışma oranı sınırı, 1970 li yıllarda 5m3/ton’a çıkmıştır. Daha sonra, açık işletme ve yeraltı işletme yöntemlerinin beraber uygulandığı kömürlü sahalarda bu sınır oranı 10 m3/ton’u geçmiştir. Sınır örtükazı oranını etkileyen bir çok faktörden biri de, madenin üzerinde büyük yerleşim yerinin veya tarihi değeri olan veya eski eser kabul edilen yapıtların bulunmasıdır. Bu durumda çalışma oranının uygun olmasına rağmen bazen ekonomik, sosyal ve idari nedenlerle, açık işletme yöntemi uygulanma-maktadır. (Soma ilçe merkezinin güney kısımları).
SIR, 1) Bazı maddelere parlaklık vermek, bunları dış etkilerden korumak ve dayanıklı bir boya ile kaplamak amacıyla; bu maddeler üzerine sürülen, saydam veya donuk, renkli veya renksiz koruyucu camsı tabaka. Özellikle seramik parçaların dekorasyonunda maden oksitlerle elde edilen renkli “ sır”lar kullanılır; örneğin kobalt oksitten mavi (sevr mavisi), bakır oksit veya krom oksitten yeşil, uranyum oksitten siyah veya sarı, demir ve mangan oksitten kahverengi sır yapılır.—> Seramik sırı 2) Aynaların kalaylanmasında kullanılan kalay amalgamı veya ayna yapmak üzere düz cam yüzeyine kaplanan metal katmanı. 3) Bir şeyin gizli yönü. Gizem. Esrar.
SIR ALTI TEKNİĞİ, Sır ile kaplanıp pişirilmeden önce; dekorasyon amacıyla, pişmemiş veya yarı pişmiş porselen üzerine camlaşmayan boyaların vurulması. Pişimden sonra camlaşmış sır altındaki süs kolayca görülür.
SIR ÜSTÜ TEKNİĞİ, Çini, seramik ve porselen yapımında kapların sırlanıp fırınlandıktan sonra bezenmesine dayanan teknik. Sır üstü süslemesinde, gerek çok yüksek sıcaklıkta, gerek düşük sıcaklıkta (boya, yaldız, emaye) camlaşan boyalardan yararlanılır.
SIRALANMIŞ KESİT, Jeolojik haritadan muayyen aralıklarla çıkarılmış kesitlerin arka arkaya sıralanması suretiyle arazinin tektonik ve stratigrafik yapısını görülebilir hale getirmek için hazırlanmış kesit sistemi.
SIRLAMA, —> Seramik sırı.
SIVILAŞTIRILMIŞ DOĞAL GAZ, Basınç altında sıvılaştırılan ve basınç kaldırılınca tekrar doğalgaz olarak kullanılabilen SPG ve LPG petrol gazları. —> Sıvılaştırılmış petrol gazları.
SIVILAŞTIRILMIŞ PETROL GAZLARI, Sıvılaştırılmış propan, propilen, normal bütan, izobütan, bütilen bileşikleri veya bu bileşiklerin karışımlarından meydana gelen ve basınç altında sıvılaştırılmış gaz (SPG-LPG). —> Sıvılaştırılmış doğal gaz.
SIVI-SIVI EKSTRAKSİYONU, Çözeltideki faydalı elementlerden birini diğerlerinden, organik yardımcı fazlar kullanılarak, ayırma ve zenginleştirme işlemi.
SCİENCE PARK, —> Teknopark.
SİDERİT, Kimyasal formülü FeCO3, sık taneli, yaprağımsı olarak bulunan, demir cevheri. Rengi sarımsı kahverenkli ve siyahımsıdır. Sertliği 4-4,5, özgül ağırlığı 3,8 gr/cm3’dür. Kolay kırılır, cam parıltılı, arasıra sedef parıltılı olup, saydam değildir. Bileşiminde % 48,3 Fe vardır. Bünyesinde çoğunlukla Mn ve Mg bulunur. Sıcak asitte çözünür. Yaygın bir demir cevheridir. Başlıca hidrotermal fazda metazomatik ve çökelti olarak oluşur. Siderit damar halinde bulunur.
SİDEROZ, —> Pnomokonyoz. Toz.
SİEMENS-MARTİN FIRIN, Rejenatör yardımıyla ve gaz ile ısıtılan bir tür —> Reverber fırını.
SİEMENS-MARTİN PROSESİ, Reverber tipi fırınlarda, istenmeyen maddelerin oksidasyon yoluyla giderilmesi esasına dayanan çelik üretim metodu. Oksitlenme işlemini hızlandırmak için fırına, hurda demir veya saf cevher ilave edilir.
SİFON, 1) Yükseklik farkından yararlanılarak bir kabı devirmeksizin içindeki sıvıyı başka bir kaba aktarmaya veya tulumba kullanmadan bir havuzun suyunu boşaltmaya yarayan, bir kolu aktarılacak sıvıya daldırılan diğer kolu serbest ve daha uzun olan eğri boru. 2) Şose, demiryolu gibi yapıların altından bir akarsuyu geçirmek için eğri veya köşeli olarak yapılan U boru biçiminde kanal. 3) Maden ocaklarında yangın barajlarında barajın arkasında gaz numunesi almaya yardımcı olan, içine dökülen su vasıtası ile baraj arkası ile barajın ön kısmının irtibatını kesen boru. 4) İnşaatlarda artık suların kanalizasyona verilmesinde kokuların yapıya yayılmasını önleyen yatık S şeklinde boru.
SİGORTA, Bir şeyin ya da kimsenin herhangi bir yönden ilerde zarar görmesi durumunda, tazminat alabilmek için, her yıl ödenen bir prim karşılığında, bu işle uğraşan bir kuruluşla bağlantı (yangın sigortası gibi) yapması. 2) Bu çeşit anlaşmalar yapan şirket veya Sosyal Sigortalar Kurumu. 3) Özellikle elektrik devresinde, tehlikeli durumda akımla bağlantıyı kesmeye yarayan düzen ya da aygıt. Elektrik devresinde genellikle termik- (buşonlu) ve otomatik sigortalar bulunur.
SİKATİF, 1) Çimento harca, çabuk donması; yağlı boyaya ve yağlı verniklere çabuk kurumaları için katılan madde. Sikatif betonun su geçirgenliğini önlemek için hazırlanan sıva harcına da şap, katkı maddesi olarak konur.
SİKLON, Santrifüj kuvvetinden faydalanılarak ince parçaların kuru (aerosiklon) veya sulu ortamda (hidrosiklon) tane büyüklüklerine göre sınıflandırılmalarını ve şlamın koyulaştarılma-sını sağlayan düzen. Bu düzende iri veya yoğun parçacıklar siklon kabının alt ucundan, ince veya yoğunluğu az parçacıklar ise üstten ayrılır.
SİKLON YAKICILAR, Su ile soğutulmuş yatay bir silindir şeklinde (—> Şekil) olan, su soğutmalı yüzeyleri refrakter malzeme ile kaplı, mm mertebesinde kırılmış kömürle beslenen bir yakıcı türü. Siklon yakıcılara verilecek kömür 1450°C sıcaklıktaki kül viskozitesinin 250 Poise veya daha düşük; demir, pirit içeriklerinin düşük olması gerekir. Bu sistemler uçucu kül tutma konusundaki esnekliği ve kırma-öğütme giderleri açısından, toz kömür yakan diğer yakıcılara karşı üstünlük sağlarlar. Bu sistemlerin boyutları da göreceli olarak daha küçüktür.
SİLEKS, Amorf, yoğun, sedefsel kırılışlı kalsedon. Rengi sincabi, sarı, esmer, beyaz veya karadır. Ekseriya tortul kayaçlar arasında (kretase, neojen) boynuza benzeyen sıralanmış bir tarzda bulunur.Bu türüne boynuz taşı denir. Bunlar sular içinde erimiş silis haline giren sünger ve diyatome gibi organik artıkların kayaçlar arasında topaklar halinde birleşmesinden meydana gelir.
Vurmakla ince uzun ve keskin bir şekilde kırılan, çakmakla ateş çıkaran sincabi renkli silekslere çakmaktaşı, sileksin kara renklisine ftanit, silisli suların etkisi ile taş halini almış ağaç kütüklerine de silisli ağaç denir.
SİLİKON BRONZU, İçerisinde % 95-96 bakır, % 4-5 kalay ve iz elementi olarak silikon bulunan bakır alaşımı. Silikon bronzu telgraf ve telefon teli imalinde kullanılır.
SİLİKON ÇELİĞİ, % 2,75-3 Si ihtiva eden çelik. Çeliğin bünyesine Si olarak girer. Elektrik direnci fazla bir çeliktir.
SİLİNDİRİK ELEK , —>Konik elek.
SİLME KAPASİTE, Bir kamyonun doldurma hacmini gösteren, yan kapaklar üzerinden geçen bir düzlem ile kasa tabanı arasındaki boşluğun bir hacim birimi ile ifadesi. —> Havaleli kapasite.
SİLO, 1) Madenin nakil araçlarına sistemli bir şekilde verilmesi, sürekli bir çalışmanın sağlanması ve madenin stoklanması için kurulan kapalı depolama tesisleri. 2) Depo. 3) Bunker.
SİLO KAPAK DÜZENLERİ, Yeraltı yükleme yerlerinde siloya doldurulan madenin ocak arabalarına kontrollü olarak doldurulmasını sağlayan düzen. Silo kapaklarının kumanda yöntemi değişik türde yapılabilir. Bunlardan başlıcaları (a) Basınçlı hava ile çalışan ve alttan kapatılan, (b) Basınçlı hava ile çalışan ve üstten kapatılan, (c) Desansör altlarında kullanılan ve basınçlı hava ile ön taraftan kapatılan (—> Şekil) kapaklardır. Sözkonusu kapaklar; basınçlı, havalı pistonlar yerine elektro hidrolik pistonlar kullanılarak da çalıştırılabilir.
SİMETRİ DÜZLEMİ, Mineralojide kristalli iki simetrik kısma ayıran düzlem. —> Kristal.
SİMETRİ EKSENİ, Mineralojide, kristallerin içinden geçtiği varsayılan eksen. Kristal bu eksen etrafında 360½’nin tam küsurları kadar (90½-60½ gibi) döndürülecek olursa kristalin iki veya daha fazla açısı ile kenar veya yüzeyleri birbirlerine tamamiyle uyumlu olur. —> Kristal.
SİMETRİ MERKEZİ, Mineralojide kristalin aynı özellikleri taşıyan karşılıklı noktaları birleştiren doğru parçalarının kesişme noktası. Simetri merkezi kristalin geometrik merkez noktası olabilmekle beraber geometrik merkez daima simetri merkezi değildir. —> Kristal.
SİMPSON FORMÜLÜ, Daha ziyade toprak yığını ve kanal gibi hacimlerin hesaplanmasında kullanılan formül. Kitle hesaplarının yapılabilmesi için kitlenin oluşturduğu hacmin birbirine paralel kesitleri çıkartılır. İlk ve son kesit alanlarının birbirine olan büyüklüğü çok farklı olduğu durumlarda Simpson formülü tercih edilir. Bu usül gayri muntazam bir arazi parçası alanının hesaplanmasında da kullanılır.
SİNCAP ****SLİ MOTOR, Yuvarlak bir çelik çekirdek üzerine sıkıca oturtulan ve ankoşlar içinde kalan bakır veya alüminyum çubukların oluşturduğu asenkron motoru rotorunu haiz elektrik motoru. Çubukların her iki ucu da yüksek iletkenliği olan kalın bir halkaya kaynak yapılmıştır. Bu bileşik yapıya “ sincap ****si “ böyle bir rotoru olan motora da “ sincap ****sli asenkron motor “ denir.—> Senkron motor.
SİNGENETİK MADEN YATAĞI, 1) Kendini çevreleyen kayaçla birlikte teşekkül etmiş olan maden yatağı (kömür oluşumu). 2) Magmanın terkibinden ayrılarak magma ile birlikte teşekkül etmiş maden yatağı.
SİNTER, 1) Soğuk veya sıcak su kaynaklarında kimyasal sedimanların yataklanması. Misal olarak silisli sinterlere geyserit ve fluorit, kalkerli sinterlere kireçtaşı, tüf, traverten ve oniks mermerler gösterilebilir. 2) Maden tozlarının ısı etkisine maruz bırakılması.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:23 #48
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

SİNTER DOLOMİT, —> Dolomit.
SİNTERLEME, 1) Sıcaklık etkisi altında ince tanelerin biraraya gelerek aglomerasyonunu sağlama (ergimeden birbirine bağlanması) işlemi. 2) Yüksek sıcaklıkta CO2’nin uçurulması.
SİNTER MANYEZİT, 1)1000½C civarında ısıtıldığı zaman bünyesindeki CO2’i tamamen kaybeden ve MgO haline dönüşen, kalsine manyezitin sıcaklığının 1700½C’a çıkarılması ve bir süre bu sıcaklıkta pişmeye devam edilmesi suretiyle, elde edilen ürün. 1700½C’da sağlam yapılı kübik “Periklas” kristallerine dönüşen bu ürün, neme karşı dayanıklı ve refrakter malzemenin ana unsurudur. 2) Yanmış manyezit.
SİNTER SERAMİKLER, —> Geçirimsiz seramik ürünler.
SİNÜS ALAN HESABI, Taşınmazların alan hesabında kullanılan yöntem. Arazi parçalarının üçgenlere ayrılmasından sonra, bir kenarı ve o kenara bağlı iki açısı ölçülmüş ise üçgenin alanının iki katı (2F) Sinüs teoremi kullanılarak hesaplanır.

a2.Sin B.Sin C b2.Sin A.Sin C
2F = ––––––––––––––– = ––––––––––––––– =
Sin (B+C) Sin (A+C)
c2 Sin A . Sin B
= –––––––––––––––
Sin (A+B)

Formülde a,b ve c üçgen kenarları, A,B ve C de açılarıdır.
SİRAYETLE ATEŞLEME, Zamanın çok kısıtlı olması ve usulüne uygun bir ateşleme yapılmasına imkan olmayan hallerde birçok ayrı patlayıcı madde gruplarına kapsül takılıp, belirli aralıklarla (50-100 cm) yerleştirilip bunlardan birinin ateşlenmesi ile diğerlerinin de patlamasının sağlanması. Sirayetle ateşlemede patlayıcı maddeye yerleştirilmiş kapsüllerin açık ağızları ilk patlatma yapılacak patlayıcı maddeye yöneltilir. —> Ateşleme.
SİREN, —> Canavar düdüğü.
SİS, Maddenin gaz halden sıvı hale geçmesi veya suda çözülmesi veya pülverizasyon, köpürme ve sıçrama gibi nedenlerle mekaniksel olarak dağıtılması sırasında havada meydana gelen damlacıklar.
SİS FİSKETESİ, Ateşlemeden sonra savrulan tozun çöktürülmesi için sis zonu teşkilinde kullanılan ve basınçlı hava yardımıyla oluşturulan düzenin su püskürtme elemanı.
SİSMİK ARAMA METODU, Yapay bir infilakle yaratılan elastik titreşimlerin arz kabuğunu teşkil eden farklı formasyonlar içinde farklı hızla yayılmalarının ölçülmesi suretiyle formasyonun tanınmasına yarayan jeofizik maden arama metodu (refraksiyon-kırılma sismiği). Sun’i olarak yaratılan elastik titreşimler ayrıca farklı elastik özelliğe sahip formasyon-ların sınır yüzeylerinden yansıyarak (reflek-siyon-yansıma sismiği) ayna prensiplerine göre geri dönerler; böylece formasyonun yeryüzünden derinliği ve konumu saptanmış olur.
SİSMOGRAF, 1) Zelzele veya herhangi bir etki ile yerin titreşimini ölçen ve kaydeden cihaz. 2) Depremyazar. 3) Sismik ölçü alımında özel yazıcı cihazlarla kaydedilen ve sonraki değerlen-dirmelere esas olan titreşim grafiği.
SİSMOLOJİ, —> Deprem bilim.
SİSMOMETRE , 1) Sismik uyarıları alarak tesbit eden aygıt. 2) Dedektör.
SİSTEM, Seriden daha kapsamlı stratigrafik birim.
SİSTEMATİK TOPUK VE AYKIRI AÇIKAYAK İŞLETME METODU, Düz veya az yatımlı, sabit tenörlü, rezervi fazla, tavan taşı ve cevheri sağlam maden yataklarında tatbik edilen, muntazam bacalar sürülerek bunları belirli aralıklarla birleştirmek suretiyle, geometrik şekilde topuklar bırakmak esasına dayanan, tahkimat kullanılmayan yeraltı (üretim) işletme metodu. Bu usülde topuklar terk edilecekse sürülen aykırılar topuğa nazaran daha geniş; topuklar alınacaksa baca ve aykırılar topuğa nazaran daha dar olarak sürülür. Sistematik topuk ve aykırı açıkayak metodu, geniş ve muntazam maden yataklarında bilhassa iyi netice verdiğinden kömür madenciliğinde de uygulanabilir.
SİTRİN , —>Kuars.
SİVRİÇ, 1) Demir veya çelikten imal edilmiş 2-2,5 m uzunluğunda bir çubuk olup, ateşlemeden sonra yere düşmeyip askıda kalan parçaları (kavlakları) veya emniyet bakımından tavan kontrolunda tesbit edilen kavlakları düşürmeye ve direkdibi açmaya yarayan gereç. 2) Süngü. 3) Küskü (bir ucu sivri, bir ucu yassı). Çatal küskü (bir ucu sivri, bir ucu çatallı). 4) Manivela.
SİVRİ VARYOZ, —> Varyoz.
SİYAH BAKIR, Arıtılmamış bakır.
SİYANİD PROSESİ, Altının ince kırılmış cevher, konsantre ve artıktan; seyreltilmiş potasyum siyanid vasıtası ile elde edilmesi metodu. Bu proseste altın, eriyikte çözülür ve üst kısımda metalik çinko veya diğer metaller toplanır.
SİYANÜR, Canlıların yaşaması için elzem maddeler olan, karbon ve azot’un birleşmesi sonucu ortaya çıkan,bir değerli siyanür grubu (CN) içeren kimyasal bileşiklerin ortak adı. (Na CN) gibi inorganik siyanürlerde bu grup eksi yüklü siyanür halinde bulunur. Hidrosiyanik asidin tuzları olarak kabul edilen bu bileşikler çok zehirlidir.
Çoğunlukla nitriller olarak bilinen organik siyanürlerde ise; siyanür grubu, örneğin metil siyanürdeki (asetonitril) metil (CH3) gibi karbon içeren bir gruba ortaklaşım bağıyla bağlıdır. Kimyasal bileşimi CN olarak tanınan bu kimyasal, kontrolsuz koşullarda, özellikle asidik ortamlarda, sudaki hidrojen ile birleşirse yüksek dozlarda vücuda solunum yolu ile alındığında çok zehirli özellik gösteren siyanojen (HCN) gazı oluşturur. Siyanür kimyasalları altın ve gümüş üretiminin yanısıra sanayide özellikle metal kaplamacılık ve kuyumculukta yüzey temizleme ve değerli metalleri tutmakta kullanılmaktadır. Siyanür tuzları (genellikle potasyum sodyum siyanür KCN, Na CN) uygun kimyasal denetimler altında atölyelerde dahi kullanılmaktadır. Sulu ortamlarda bulunan siyanürlü bileşikler, suyun alkaliliği kireçle yükseltildiğinde, herhangi bir sorun yaratmamaktadır. —> Siyanür, Siyanür liçi, Liç, Liçing.
Her konsantrasyondaki siyanür güneş ışığı altında veya toprakta kısa sürede kendini oluşturan karbon ve azot bileşenlerine bozulabilmektedir.
SİYANÜR BOZUNDURMA PROSESLERİ, Altın’ı cevherden çözümleyerek almak için aracı kimyasal madde olarak kullanılan ve atık su içine serbest veya demir, çinko ve bakır tuzu olarak geçen siyanürün daha sonra arıtma prosesleri kullanılarak bozundurulması veya çözülmeyen duraylı bileşikler oluşturmak suretiyle zararsız hale getirilmesi işlemleri.
Bu prosesler de;
- Hidrojen Peroksit Prosesi,— —> Şekil.
- INCO (SO2+Hava) Prosesi, —> Şekil.
- Alkali Klorlama Prosesi,
- Asitleme ve Siyanür,
- Biyolojik Ayırma Prosesi
şeklinde proseslerdir.
Siyanür arıtma proseslerinin amacı siyanür (CN) bileşiklerindeki karbon ve azot arasındaki kimyasal bağı bozmak veya siyanür anyonunu çok duraylı bir bileşik yapacak şekilde metallere bağlamaktır. Dünyadaki altın madenlerinde bu arıtma prosesleri, cevher mineralojisine bağlı olarak, birbirini takip edecek şekilde beraberce de kullanılmakta olup atık su içindeki siyanür konsantrasyonu 1ppm (milyonda bir) ‘in altındaki düzeylere indirebilmektedir. —> Siyanür liç’i altın üretimi. Ayrıca maden işletmesi atıklarındaki siyanürü geri kazanmak için çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bunlardan sadece asitleştirme /buharlaştırma/nötürleştirme (AVR) tesis çapında kullanıma sahiptir.
SİYANÜR LİÇİ, Düşük tenörlü altın ve gümüş cevherlerinin içinde gözle görülemeyecek kadar çok ince taneli bir şekilde bulunan altın ve gümüşün siyanürle çözümlenmesi prosesi.
Siyanür liçi ile cevherlerden altın ve gümüşün kazanılması, yüzyılı aşan bir süreden beri uygulanmaktadır. Bunun nedeni siyanür prosesinin kimyasal mekanizmasının iyi bilinmesi, çok ince taneli ve fakir cevherlere bile yüksek verimle uygulanabilmesidir.
Bununla birlikte siyanürün zehirli bir madde olması ve düşük çözündürme hızına sahip bulunması alternatif çözücülerin araştırılmasına sebep olmuştur. Bunlardan “Tiyoüre” CS (NH2)2 gerek hızlı liç yeteneği göstermesi ve gerekse zehirsiz bir madde olmasından dolayı “ Tiyoüre liçi“ yapmak suretiyle düşük tenörlü altın ve gümüş cevherlerinden altın ve gümüş elde etme imkânı üzerinde de çalışmalar yapılmaktadır. —> Liç, Liçing, Blok çözelti yöntemi. Siyanür.
SİYANÜR LİÇİ VE ALTIN ÜRETİMİ, Oksijenli bazik ortamda (PH 10 ile 11 arası) 2Au+4CN+ 1/2 O2+H2O —> 2 Au (CN)-2+2OH- reaksiyonuvasitasıyla çok ince taneli öğütülmüş cevherde altının sıvı faza geçirilmesi işlemi.
Yukarıdaki temel reaksiyon değişmemekle beraber siyanürleme yoluyla altın ve gümüş üretiminde yığın liçi, havuz liçi ve karıştırma liç’i proseslerinden biri kullanılır.
Cevherlerdeki altını çözümlendirmek sıvı faza geçirmek için kullanılan siyanür tuzu genelde Na CN veya KCN olmaktadır. Siyanürle çözeltiye alınan altın, çinko ile çöktürme (Merril-Crowe Yöntemi) veya aktif karbonla absorblama (Carbon in Leach, Carbon-ın-Pulp) gibi yöntemlerle siyanürden ayrılarak kazanılmaktadır.
Altın madenciliğinde 1880’li yıllarda Avusturalyada geliştirilmiş bu yöntemle halen dünyadaki altın üretiminin % 80’inden fazlası gerçekleştirilmektedir.
—> Siyanür liçi, Siyanürleme işlemi, Siyanür, Siyanür bozundurma prosesleri, Liç, Liçing.
SİYANÜRLEME, —> Siyanid prosesi.
SİYANÜRLEME İŞLEMİ, Gümüş ve altın elde etmede, bunların cevherlerinin seyreltik sodyum siyanür veya potasyum siyanür çözeltisinde çözündürülmesi işlemi. Bu işleme MACARTUR-FORREST YÖNTEMİ de denir. Yöntem 1887 yılında İskoç kimyacılar John S. Mac ARTUR ile Robert W. ve William Forrest tarafından geliştirilmiştir.
İşlem üç aşamada oluşur. Önce ince öğütülmüş cevher siyanür çözeltisi ile temasa geçirilir, ardından katılar çözeltiden ayrılır ve son olarak da değerli metaller çinko tozu ile çöktürme yoluyla çözeltiden ayrılır.—> Siyanür liçi.
SİYANÜRLEME İLE GÜMÜŞ ÜRETİMİ, Cevherden doğrudan doğruya gümüş elde edilmesi için uygulanan en önemli yöntem. Ocaktan gelen cevher, boyut küçültme işlemlerinden sonra, liç tanklarına gönderilir ve içinde % 30 katı bulunan pulpa NaCN çözeltisi verilerek siyanürleme başlatılır. 48-78 saat kadar sonra Ag-mineralleri (CN) ile reaksiyona girerler ve gümüş iyonik halde sıvıya geçer. Ters akımlı dekantasyon sistemi ile tikinerlerde, gümüş yıkanır ve yıkanmış katı, atık barajına depolanmak üzere gönderilirken; tikiner üst taşıntısı, filtre edilip berraklaştırılır, hava alma kulelerinde oksijeni alınır, çinko tozu ile sementasyon işlemi gerçekleştirilir ve pres filtrelerde gümüş konsantre keki elde edilir. Konsantre içindeki gümüş % 50-80 civarındadır. Konsantre keki ergitme ve rafinasyon işlemleri için izabehaneye ve elektrolize gönderilir.
SK, —> Seger piramitleri (seger kegel).
SKARN, İsveç dilinde akan ışık hüzmesi anlamına gelen bir madencilik terimi. Tremolit, diyopsit, vollastonit gibi elyafımsı-çubuğumsu olanlarına ilaveten granat, vezüviyan, epidot vb. mineraller ihtiva eden kayaç. İçinde cevher mineralleri olarak hematit, manyetit, molibdenglanz ve çeşitli sülfitler bulunur. Bunun gibi kalkerli silikat kayaçları (sıcaklık yükselmesi ve magmatik-pnömatilitik faz uzantılarının kalkerlere, marnlara ve dolomite etkisiyle) kontakt maden yataklarında oluşur.
SKARN MİERALLER, —> Skarn.
SKİP, İhraç kuyusunda cevher veya taş taşımada kullanılan ve malzemenin içine doldurulup taşındığı özel kova.
SKİP NAKLİYATI, Maden veya kayacın dökme olarak dik ve yarı dik kuyulardan skip denilen kova veya ****slerle taşınması.
SKREYPER, 1) Bir vincin halatlarına bağlı olarak çalışan ve kazılmış malzemeyi sıyırarak yüklenecek yere çeken tertibat. Bunlar çift tanburlu tek makara veya üç tanburlu ve çift makaralı sistem olarak çalıştırılır. 2) Zemini karnındaki bıçakla kendi kendine sıyıran, yükleyen, taşıyan ve boşaltma yerinde de bıçak ağzını yukarıya çekmek suretiyle bir ağız teşkil ederek haznesindeki malzemeyi kendiliğinden boşaltan ağır iş makinası. Sert zeminlerde genellikle arkasında itici olarak bir dozer kullanılır. Kayalık zeminde çalışmaz veya sadece kazılmış malzemeyi taşır. 3) Küreyici.
SLARİ, 1) Amonyum nitrat ile karbon karışımının neme karşı hassasiyetini azaltmak için geliştirilmiş olan patlayıcı madde. Slari AN ile trinitrotoluol’un su içerisinde çamurlaştırıl-masından meydana gelir ve bu da keza mazotla karıştırılır. 2) Çamur ve ince çamur. —> Hidrojel.
SLEYT KÜKÜRT, Özel patent ile hazırlanmış olan ve aktarmalarda tozlaşmayan bir tür parça kükürt. —> Pelet kükürt.
SLURRY, —> Hidrojel, Slari.
SODA, 1) Sodyumun karbonatı (Na2 CO3). Mısırdaki soda göllerinin kıyılarında kristalize durumda bulunan sodaya —> Trona, Venezuela’da da Urao denmektedir. Renksiz olan soda kristali (Na2 Co3) suda çözünür. 2) Hidrat (Na2 CO3. IO H2O) büyük, saydam kristaller şeklindedir ve sıcaklıkla değişen, suda çözünürlük özelliği vardır; piyasada çamaşır sodası adını alır. Soda 18. asırda. —> Leblanc metoduyla yani sofra tuzunun sülfürik asitte ısıtılıp buradan elde edilen sodyum sulfatın kömür ve kalsiyum karbonatla pişirilmesi suretiyle döner fırında elde edilmiştir.—> Kalsinasyon olarak adlandırılan bu uygulama, kimya sanayiinin temelini oluşturmuştur. Daha sonra daha ekonomik bir üretim sağlayan Solvay metoduna geçilmiştir. Soda emay, temizlik, boya, ve ağartma işlerinde; cam, sabun ve sodyum tuzlarının imâlinde kullanılır. 3) Soda suyunun kısaltılmışı; su, şeker, bazı doğal bitkisel aromatik madde özütlerinin karıştırılmasıyla elde edilen içit. 4) Maden suyuna sodyum bikarbonat veya karbondioksit katılarak elde edilen ve susuzluğu gidermenin yanında hazmı da kolaylaştıran içme suyu veya maden suyu sodası.
SODA KÜLÜ, Kimyasal formülü Na2 CO3 olan; doğal olarak—>Trona cevherinden; sentetik olarak amonyak soda prosesi, solvay prosesi ve kireç soda prosesleri ile elde edilen, beyaz, kristalin, kuvvetli alkalin reaksiyonla higroskopik olan bir toz. Soda külü cam sanayiinde, çeşitli madde üretimi için kimya sanayiinde,deterjan sanayiinde, tekstil sanayiinde vb. kullanılır. Cam endüstrisi dünya soda külü tüketiminde yaklaşık % 46’lık bir pay alır. Bunu % 21 gibi bir oranla kimya sanayii takip eder. Cam üretiminde her 1 ton cam üretimi için yaklaşık 200 kg ağır soda külü tüketilir. Soda külü farklı iki yoğunlukta, —> Hafif soda külü ve, —> Ağır soda külü olarak satılır. Soda külü iki standarda göre pazarlanır. Bunlar a- ASTM (American Society for Testing and Materials) Designation D 458-74. b-BS (British Standard) 3674:1963 “Specification for Sodium Carbonate.“ ASTM’ye göre, Na2 CO3 oranı en az % 96,16 olmalıdır. BS’e göre soda külü içinde Na2O oranı % 57,25 den az, Fe2 O3 oranı %0,005 den fazla olmamalıdır.
SOFBİT, Yumuşak formasyon matkap ucu.
SOĞUK EMAY, Duyar tabakası bikromatlı gomalak’ın alkoldeki çözeltisi olan, soğuk maden üzerine şekil çıkartma usulü.
SOĞUK DÖKME DEMİR, —> Gri dökme demir.
SOĞUTMA KULESİ, Enerji santrallarında türbinden çıkan çürük buharın ve kompresörlerde sıkışan havanın soğutulması için kullanılan kondansörde ısınan suyun tekrar soğutularak devrettirilmesini sağlayan ve böylece bu gibi tesislerin soğutma suyu gereksinimini en aza indirmeye yarayan soğutma tesisi ünitesi.
SOĞUTMA SUYU, —> Soğutma kulesi.
SOĞUTMA TESİSİ, 1) Kumlu, sulu ve akıcı arazide kuyu kazmak için arazinin suyunu dondurmak suretiyle kuyu kazı imkanını sağlamak için kurulan tesis. 2) Derin ve sıcak ocaklarda ocağa verilen havayı soğutarak vermeye yarayan tesis. 3) Klima cihazı.
SOKMA, İstihsal edilebilecek olan maden formasyonu arasına girmiş, istenmeyen tabakalar veya formasyonlar.
SOKMA KAMA, —> Sürme kama.
SOLÜBİLİTE, 1) Birim miktar çözelti ya da çözücü (solvent) içinde belli sıcaklık ve basınçla çözülebilen madde miktarı. 2) Çözünürlük.
SOLÜSYON MADENCİLİĞİ, Tuz, soda, kükürt ve bazı kaolinlerin klasik metotlarla üretimi zorsa veya ekonomik değilse, maden yatağına kadar sondajla inip kuyuyu uygun şekilde borulamak, su vermek veya sulu bir seviyeden su almasını temin etmekle madenin erimesi sağlanarak basınçlı hava ile eriyiğin yeryüzüne çıkarılması suretiyle uygulanan üretim metodu.
SOLVAY YÖNTEMİ, Sentetik —> Soda külü üretim yöntmlerinden biri. Bu yöntemde hammadde olarak tuz ve kireç taşı kullanılır. Sodyum klorür çözeltisi (brine) amonyak ve CO2 ile doygunlaştırılarak amonyumbikarbonat elde edilir. Amonyum bikarbonat da tuz ile reaksiyona girerek sodyum bikarbonat (NaHCO3) ve amonyum klorür (NH4 Cl) üretilir. Sodyum bikarbonatın 177-218°C de kalsinasyonu ile —> Hafif Soda Külü elde edilir. Amonyum klorür içeren sıvı amonyağın geri kazanılması için kireç ile reaksiyona sokulur. Bu arada ara ürün olarak kalsiyum klorür elde edilir. —> Ağır Soda Külü üretimi hafif soda külü’nün sulandırılması ile sağlanır. Bunun sonucunda daha iri sodyum karbonat monohidrat kristalleri elde edilir. Kurutma işleminden sonra ağır soda üretilmiş olur. —> Soda Külü.
Solvay yönteminde 1 ton sentetik soda külü üretmek için; 2,8 ton buhar, 1,7 ton tuz, 1,4 ton kireçtaşı, 0,6 ton kömür (kazanlar için), 0,2 ton kömür (kurutucular için) gerekir. Solvay yönetiminin problemi, yüksek konsantrasyonlarda kalsiyum klorür ve sodyum klorür içeren atıkların oluşmasıdır.—> AC yöntemi.
SOMUN, Civatanın ucuna takılan, içine cıvatanın dişlerine uygun diş (yiv) açılmış başlık.
SONDAJ, Yeraltındaki formasyonları ve maden yatağını tanımak için yapılan delme işlemi. Bunun için özel sondaj makinaları kullanılır ve bunlarla yeraltından karot denilen numuneler veya medimanlar (yeraltındaki kayaların kıymık veya kırıntıları) yerüstüne çıkarılır.
SONDAJ AKIŞKANLARI, Sondaj talaşlarını ve kırıntılarını taşımak, matkabı soğutmak, deliğin göçmesini önlemek, formasyon basınçlarını kontrol etmek amacı ile kullanılan sondaj çamuru, su, hava veya köpük.
SONDAJ BORUSU, 1) —> Tij. 2) Sondaj muhafaza borusu.
SONDAJDA BASKI, —> Baskı kuvveti.
SONDAJ ÇAMURU, Su içine genellikle bentonit katılarak elde edilen yoğunluk, su kaybı, viskozite, jel kuvveti ve katı madde yüzdesi ile tanımlanan sondaj akışkanı. Diğer çamur yapıcıları atapulgit, sepiolit ve krizotil-asbesttir. Köpük, zayıf formasyonların ve düşük petrollü zonların sondajında kullanılır.
SONDAJ ÇİMENTOLAMASI, Sondaj kuyusuna indirilen koruma boruları ile delik kenarı arasındaki açıklığın doldurulup dizinin stabil hale getirilmesinde, su ve tuzlu su içeren formasyonların tıkanmasında, çamur kaçaklarının önlenmesinde ve sondaj deliği dibinin doldurulmasında kullanılan su ve çimento karışımı kullanılarak yapılan işlem.
SONDAJ DELME HIZI, Sondaj makinesi ile birim zamanda yapılan ilerleme (delme) miktarı. Bu hız (m/h) veya (m/gün) olarak ifade edilir. Ayrıca net ilerleme, ortalama net ilerleme, brüt ilerleme ve toplam ilerleme olarak tanımlanır.
(V) Sondaj delme hızı, (K) kayaç delinebilirlik katsayısı, (W) Matkaba verilen yük, (R) Matkap devir sayısı ve (d) kuyu çapı gibi faktörlere bağlı olarak
KxR0,5xW
V=–––––––––––– formülü ile de hesaplanabilir.
d
SONDAJ KULESİ , Sondaj takımlarının kuyuya indirilip çekilmesi, muhafaza borularının indirilmesi veya çakılması, kuyuda tahlisiye işlemlerinin gerçekleştirilmesi v.b. işlerin yapılmasını sağlayan beton ve çelik temel üzerine monte edilmiş veya uygun bir araca bindirilmiş ağaçtan veya çelikten özel şekilde imal edilmiş kule. Petrol sondaj kulesi API ve DIN standartlarına göre normlandırılmıştır. Kuleler makine kapasitesine göre onlarca veya yüzlerce ton yükü taşıyabilecek şekilde imal edilirler. Kule, tepesinde çeşitli operasyonlar için kullanılan vinç makaraları (krown-block) ve balkonla donatılmıştır. En çok kullanılan kule tipleri,
1- Tek bacak kule (Single pole mast)
2- İki bacak kule (Jack - knife mast)
3- Üç bacak kule (Tri - poldmast)
4- Dört bacak kule (Four pole mast)
5- ****s tipi kule (Box type mast)
6- Teleskopik kule (Telescopie type mast) dir.
Sondaj kulesi makinenin üzerine monte edilmiş olabileceği gibi, ayrı ünite şeklinde taşınarak sondaj yapılacak yerde makine üzerine kurulabilir. Seçilecek olan kule tipi, sondaj makinesinin montaj özelliklerine ve derinlik kapasitesine göre değişir ve derinlik kapasitesine göre en az 1,5 emniyet katsayısı ile imal edilirler. —> Kule.
SONDAJLI İŞLETME METODU, Yeraltında bulunan, petrolü artezyen tazyikinden yararlanılarak veya pompa ile, tuzu su pompalayarak eritmek, kükürdü de sıcak su pompalayarak ergimiş hale getirmek, bazı madenleri yerinde liçinge tabi tutmak ve kömür damarlarını gazlaştırmak suretiyle üretime almak için sondajlardan yararlanılarak uygulanan (üretim) işletme metodu. Denizlerde ve göllerde ayaklar üstüne kurulan platformlardan da yararlanılarak deniz dibinden sondaj yapılmak suretiyle de petrol havzaları işletilmektedir (On-shore, Off-shore drilling), —> Solüsyon madenciliği. Fraş metodu.
SONDAJ METOTLARI, Sondajların amaçlarına, derinliklerine, matkapların çalışma şekline, kullandıkları devridaim maddesine, bu maddenin devridaim yönüne, kuyu çaplarına, kuyu istikametine, kuyudan alınacak numunenin cinsine, kullanılan özel takımlara, kuvvetin nakil şekline göre sınıflandırılmaları. (1) Amaçlarına göre; prospeksiyon, arama, stratigrafik istikşaf, jeolojik etüd, sismik, kuyu açmaya yardımcı; maden ocaklarında havalandırma, nakliye, kablo-, boru nakli; —> Temel, Petrol, Maden işletme, Jeotermal sondajları. (2) Derinliklerine göre; sığ, derin, çok derin. (3) Matkapların çalışma şekline göre; —> Döner (rotari), Darbeli, Döner (rotari)-darbeli, Dövmeli (down the hole), Halatlı dövmeli, (4) Kullandıkları devridaim maddesine göre; sulu, çamurlu, ağır çamurlu, havalı, kuru. (5) Devridaim maddesinin yönüne göre; normal sirkülasyonlu; —> Ters sirkülasyonlu, (6) Kuyu çaplarına göre; dar çaplı, geniş çaplı, çok geniş çaplı. (7) Kuyu istikametine göre; düşey, eyik, başyukarı, başyukarı-eyik, —> Yönlendirilmiş (saptırılmış), (8) Kuyudan alınacak numunenin cinsine göre; karotsuz (sedimanlı), karotlu, karotsuz-karotlu, toz (kırıntı). (9) Kullanılan özel takımlara göre; kablolu, elmaslı, vayrlaynlı, turbinli. (10) Kuvvetin nakil şekline göre; elle, makineyle, morsetli, döner (rotari) tablalı, vibrasyonlu, yüksek sıcaklıkta eritme; şeklinde sondajlar sınıflandırılabilir. Yapılacak işe en uygun sondaj metodu bu sınıflandırma içinden seçilir. —> Tablo s. 349.
SONDAJ SAPMASI, —> Sapma.
SONDAJ SAPTIRMA KAMASI, 1) Sondajı istenen bir yöne saptırmak için sondaj kuyusunun dibine yerleştirilen, saptırma yönüne doğru eyik ve oyuk bir yüzeyi olan uzun, ince çelik kama. 2) Whipstock.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:26 #49
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

SONDÖR, 1) Sondaj makinesi yanında vasıfsız işçi olarak çalıştırılmaya başlatılıp yetiştirilen; sırasıyla anahtarcı, derikmen, sondör muavini derecelerinden sonra kendisine müstakil makine idaresi emanet edilerek vinç başına geçirilen vasıflı işçi. 2) Orta öğretim kademesinden sonra sondörlük kursuna tabi tutularak yetiştirilip sondör muavini yapılan; tecrübeli bir sondör yanında yetiştirilerek kendisine müstakil makine kullanma becerisi kazandırılan teknisyen. 3) Sondaj makinesi operatörü. 4) Bir sondaj makinesini makine tekniğine uygun olarak kullanıp bir sondaj kuyusunu ilk metresinden son metresine kadar, her derinlikte açan, donatan, işleten, gerekli numuneleri alan, sondaj makinesi çevresindeki ekibi çalıştırıp yöneten vasıflı eleman.
Vardiya usulü çalışan bir sondaj kulesinde bütün vardiyaların sorumluluğunu taşıyan ve vardiyaların ahenkli çalışmasını sağlayan sondöre başsondör; sondaj işyerini de birlikte yönetebilen sondöre sondaj amiri (tulpuşer) denir.
SONDÖR ELDİVENİ, Sondajda çalışan personelin ellerini her türlü etkiden bilhassa sondaj halatının kopan ince tellerinden koruyan deri eldiven.
SONSUZ HALAT İLE NAKLİYAT, Bir taraftan herhangi bir enerji kaynağı ile harekete geçirilen tahrik tertibatını haiz bir sürtünme tamburu, diğer tarafta bir dönüş makarası ve üzerinde tutucu tırnaklar bulunan halatın, tamburun çalışması ile sonsuz hareket kazanmasını sağlayan sistem. Çift raylı ocak arabası nakliyat sisteminde dolular ileri doğru sürülürken boşları aksi istikametten gelir. Böyle bir sistemde halat yerine zincir de kullanılabilir.
SONSUZ HALATLI ÇEKME DÜZENİ, Kesintisiz bir halatla karşılıklı iki uçtaki kasnaklar yardımı ile hareket ettirilen, dolu ve boş arabaları karşıt yönlerde ve aynı anda taşıma düzeni.
SOSYAL GÜVENLİK, Mesleki, fizyolojik ve sosyo-ekonomik nitelikteki risklere karşı fertleri korumak ve bu risklerden doğan zararları gidermeyi amaçlayan sistem.
SOYULMUŞ ÇUBUKLAR, —> Uzun hadde ürünleri.
SÖKÜM, Ocakta terkedilecek yerlerdeki tahkimat malzemesinin bulundukları yerlerden kurtarılması işi. Bu işi yapmak için kullanılan araçlara söküm makinesi, tumba makinesi veya söküm vinci; söküm işini yapan işçilere de sökümcü denir.
SÖKÜMCÜ, —> Söküm.
SÖKÜM MAKİNESİ, —> Söküm.
SÖKÜM VİNCİ, —> Söküm.
SÖLESTİN (Sr SO4), Bünyesinde % 56,4 SrO içeren; sertliği 3-3,5; özgül ağırlığı 3,97 gr/cm3; çizgi rengi beyaz; camsı bir parlaklığa sahip, renksiz-mavimsi beyaz, beyaz, mavi, bazen kırmızımsı, şeffaf, yarı-şeffaf bir mineral. Yaygın olarak sedimenter kayaçlarda özellikle dolomitlerdeki boşlukların çeperlerinde, anhidrit ile birlikte evaporit çökellerde, hidrotermal damarlarda, nadiren bazik magmatik kayaçlarda oluşur ve genel olarak sölestin damarlarda, kireçtaşı, dolomit, marn ve jips gibi minerallerle birlikte bulunur. —> Stronsiyum.
Sölestinden elde edilen stronsiyum karbonat (SrCO3), televizyon tüpü üretiminde, ferrit çubuk yapımında, piroteknikte, hafif fişek ve ışıklı sinyal sistemlerinde, çinkonun elektrolitik yoldan üretilmesinde, renkli televizyonların x- ışını tehlikesini azaltan filtrelerin yapımında kullanılır. Dünyada üretilen stronsiyumun % 40 kadarı televizyon tüpü üretiminde, % 25 kadarı elektronik sanayiinde, % 25 kadarı pirometalurjide, % 5 kadarı da metalurji rafinasyonunda tüketilir.
Cam ve elektrik sanayiinde kullanılan stronsiyum karbonatin özellikleri s. 350’deki cetvelde gösterilmiştir.
Ingiltere’de pazarlanan sölestinde aranan kimyasal analiz ise şöyledir:
SrSO4 en az % 95, BaSO4 en çok %2, silis en çok %2, kireç en çok % 0,5, Fe2O3 en çok % 0,5.
Genel olarak denilebilir ki, ticari işlem gören sölestinde SrSO4 oranı %90ile %97 arasında değişir.
SÖMİKOK, Taşkömürünün kok fırınlarında 950½C civarında damıtılması sonunda geri kalan, % 10-15 civarında uçucu madde ihtiva eden, antrasit ayarında kok.
SÖNMEMİŞ KİREÇ, —> Kireç.
SÖZLEŞME, Mukavele, akit. İki veya daha çok kişinin bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek ve ortadan kaldırmak amacı ile karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanları ile yaptıkları hukuki işlem.
SPG, —> Sıvılaştırılmış petrol gazları (LPG).
SPİNEL, Gemolojik karakteri olan AB2O4 benzeri kimyasal bir bileşim gösteren izometrik kristal. A = Mg, Fe++, Zn, Mn++ ve Ni; B = Al, Fe++, Mn++ ve Cr olabilir. —> Gem.
SPİNEL ZIMPARA , —>Zımpara.
SPİRAL AYIRICILAR, 0,1-3 mm arasında tane büyüklüğündeki kömürleri, Reichert tarafından geliştirilen en az 10-12 dönümlü olan; 8’li veya 16’lı bataryalar halinde kullanılan ayırıcı. Bu ayırıcılar Humprey spiralinin mineral endüstrisinde uygulamaya başlamasından sonra poliüretan ve cam elyafın kullanımı ile spiral tasarımında gelişmeler sağlanmıştır. Çapları 70-100 cm arasında değişen bir spiral ile 2-4,5 t/h arasında kömür yıkamak mümkün olmaktadır. Bu ayırıcı, tabaka halinde akan malzemenin, sabit bir yüzeyde ve akışkan bir ortamda özgül ağırlık farklarına göre zenginleştirilmesi esasına dayanır. —> Kömür yıkama yöntemleri.
SPİRAL SİSTEM, Bir açık işletmede, yolun çevreyi dolaşarak tabana inmesi şeklinde planlanan taşıma sistemi. Yeraltı işletmelerinde de kuyu, vinç veya bant başyukarısı yerine spiral şeklinde açılan galeri sistemiyle lastik tekerlekli araçlardan yararlanılarak cevher ve ocak taşımacılığı da yapılır.
SPİRAL TAŞIYICI, Oluk veya boru içerisine yerleştirilmiş bir spiralin dönmesi suretiyle, katı maddeleri taşıyan ünite. —> Helisel boru nakliyatı, Helisel (spiral) burgu.
SPİRAL TULUMBA, Spiral şeklinde bükülmüş bir hortumun, daire şeklindeki bir tablanın üzerine spiralin merkezdeki ucu tablanın ekseninde diğer ucu da dairenin çevresinde yerleştirilmesi sonucu elde edilen tulumba. Tabla dairenin ekseni boyunca iki yatak üzerine oturtulur; daire çevresindeki ucu bir sıvı veya palp tankının içine dalacak şekilde yerleştirilip spiralin daire ekseni etrafında döndürülmesi suretiyle sıvı + hava karışımı çevreden alınıp daire merkezinden sevkedilir.
SPİTZKASTEN, 1) Genellikle cevher bulamacının içindeki şlamın veya suyun ayrılmasında kullanılan sivri ucu alta yönelik büyük piramit. Ebatları, bulamaç akımı istikametinde büyüyen bataryalar şeklinde kullanılmakta olup, tane ağırlığına göre cevher tanelerini sınıflandırmaya da yarar. Küçük boyutlu piramitlerin bir oluk içine seri halde yerleştirilmesi ile elde edilen bataryaya reo yıkayıcısı veya reolavör denir. 2) Konik ayırıcı.
SPONTANE YANGIN, —> Kızışma.
STABİLAYZER, 1) Derin sondajlarda takım dizisinin arasına muntazam aralıklarla konan ve dönme esnasında takımın vibrasyonunu önleyen özel tij. 2) Elmaslı sondajlarda karotiyer iç gömleğinin vibrasyonunu önleyen özel parça.
Petrol sondajındaki stabilayzer, orta sert çelikten yapılmış boru şeklindeki bir çekirdek etrafına derin girintili çıkıntılı (6 ila 12 girinti-çıkıntı) şekilde vulkanize edilmiş kauçuk parça olup, takriben 4” 1/2’lik bir drill-pipe’ın basınç kaybına denk bir basınç kaybına sebep olur.
STADYA, Topografik ölçme için imal edilmiş alet dürbünlerinin gözleme (optik) eksenlerine dik olarak konulan ve birbirine dik olacak şekilde yerleştirilmiş kıl şebekesi düzeni. Stadyalar daire şeklinde bir halkaya birbirine dik gerilmiş ince iki madeni tel germek veya bunun yerine bir cam üzerine çizilmiş çok ince çizgilerden de yararlanarak yapılır.
STAMP, Kuyu, kör kuyu, sondaj vb. yerlerde geçilmiş jeolojik formasyonları, yatım hakkında bilgi vermeksizin, bir ölçek dahilinde gösteren kesit.
STANDART HOBEL İŞLETMECİLİĞİ, —> Hobel işletmeciliği.
STANDART KATOT BAKIRI, Bakır muhtevası % 99,9’dan aşağı olmayan ve gümüş muhtevası da bakırdan sayılan elektrolitik bakır. —> Katot bakırı.
STANDART KUYU KAZI METODU, Tabanında yapılan ateşlemeden sonra çıkan postası kürekle veya mekanik bir araçla kovaya yüklenip dışarı alındıktan sonra gerekirse muvakkat tahkimat yapılarak derinleştirilen ve belirli derinleştirmeden sonra ilerleme durdurularak beton veya tuğla ile daimi tahkimatı yapıldıktan sonra kazıya devam olunan; su geliri 2 m3/dk’ya kadar olan ve sağlam kayaçlarda uygulanan kuyu kazı usulü.
STANDART TOPOĞRAFİK HARİTA (ST), Ülke pafta bölümleme sisteminde üretilen ve yükseklik bilgilerini içeren 1/5000 ölçekli pafta.
STANDART TOPOĞRAFİK KADASTRAL HARİTA (STK), Kadastral bilgilerin bulunduğu standart topoğrafik harita.
STANDARTLAŞMA (Standardizasyon), 1) Sanayide isimlendirme, işaretleme, çeşitler, sayısal değerler, şekiller, boyutlar gibi çok sayıda zuhur eden hususların bir sisteme oturtulup basitleştirilmesi işlemi. Standartlaşmanın amacı; üretimin basitleştirilmesi, ucuzlatılması, çeşitlerinin ve stoklarının azaltılması, teslim süresinin kısaltılması, yedek parçaların birbirleri yerine ikamesinin sağlanması vb’dir. 2) Normlaşma. 3) Örnek ve temel olarak alma. Yeryüzünde uluslararası, ulusal, bölgesel ve branş içi etkisi olan çok çeşitli standartlar mevcuttur: DIN (Alman), (BS) İngiliz, GOST (Sovyetler Birliği), TSİ (Türkiye) standartlarının bazıları ülkelerinin dışında da tanınmaktadır. API (American Petroleum Institute) standartları petrol sondajları sanayiinde, DCDMA (Diamond Core Drill Manufacturers Association) maden sondajları sanayiinde yaygın ve geçerli standartlardır. Kimya sanayii içinde de bu sanayiye yön veren standartlar mevcuttur. Daha birçok ülkenin kendi etki alanı izinde uyguladığı, bu terim çerçevesine sığmayan, standartları mevcuttur. Ülkemiz standrdizasyon II. Beyazıt zamanında başladı. Kanunname-i İhtisabı Bursa (1502) fermanında bazı gıda maddeleri, dokuma, deri, kösele, ayakkabı, tarım araçları gibi şeylerin hammadde özellikleri, saflık derecesi, yapım usülleri, yapımın denetleme düzeni ilgililere duyuruldu. Cumhuriyet döneminde 1930’da Ticarette Hile ve Tağşişin Men-i ve İhracatın Murakabesi Kanunu, 1936’oa 3018 sayılı yasa çıkarıldı. Bu yasayla Standardizasyon Dairesi kurulmuş oldu. 1954 yılında Türk Standartları Enstitüsü kuruldu ve nihayet 1960’da 132 sayılı yasayla bugünkü statüye kavuşturuldu.
STANDART TİP GALERİ, Tahkimat malzemesi ikmalinde, ilerleme için gerekli araç ve gerecin temininde, kullanılmasında vb. işlerde kolaylık sağlamak için boyutlar itibariyle standartlaştırılmış galeri.
Türkiye’de standartlaştırılmış galeri kesitleri şöyledir:
Kazı Kesitleri
Fay- Tahki- Made- Be-
dalı mat- ni tah ton
Kesiti sız m2 m2
Galeri tipi m2 m2
B5 5 5.5 6.8 7.8
B8 8 9 10.2 11.4
B10 10 11 12.5 13.75
Tip III 12 13.3 14.8 17.6
B14 14 15.5 17.3 20.5
Tip IIIA 16 17.8 19.7 22.4
B18 18 20 22.2 25.2
TipIV 21 23.3 25.9 29.4
STANDART TİP KALAY, Rafine kalay muhtevası % 99,75 olup, ağırlıkları 12 kg’dan az veya 50 kg’dan çok olmayan külçe veya kütük kalay.
STARYA, Navlun mukavelesi ile yük taşımağa bağlanan bir gemiye tanınan yükleme, boşaltma günleri sayısı. İstarya, ıstalya veya astarya olarak da kullanılır. Starya, geminin her bakımdan yükleme veya boşaltmaya hazır olduğunu bildiren hazırlık (ihbar) mektubunun kaptan tarafından kiracıya verilmesi ile başlar. Mukavelede tersine hüküm bulunmadığı, kiracı da bu günleri kullanmadığı takdirde pazar ve tatil günleri staryaya sayılmaz. Yükleme veya boşaltma günlerinin sayısı navlun sözleşmesiyle tesbit edilmiştir. Bu süre, yükün miktarına, limanda bu iş için kullanılan araç ve gereçlerin kapasitelerine ve dolayısıyla sağladıkları kolaylıklara göre değişir. Starya günleri, belirlenen hafta içi günler, havanın çalışmağa uygun olduğu günler, hava bakımından çalışmağa elverişli hafta içi günler gibi özellikleriyle belirtilir.
STATİK AĞIR ORTAM (AĞIR MAYİ) AYIRICILARI , Ayırma hücresine akıtılan ağır mayi içine verilen malzemenin yoğunluğu ağır mayi yoğunluğundan az olanlarının ortamın tabii akışı ile veya taraklar yardımı ile ayrılması, batan kısımların da sistemden uzaklaştırılması prensibine dayanan zenginleştirme üniteleri.
Statik ağır ortam ayırıcıları derin ve sığ ayırıcılar olarak iki grup halinde toplanabilir. Bunlar arasında en önemli farklılık derin ayırıcılardan üç ürün almanın daha kolay olmasıdır. Sığ ağır ortam ayırıcılarında yoğunluk kontrolü çok önemlidir. Derin ağır ortam ayrıcılarında ise ağır ortamı sağlamak için kullanılan katı madde kayıpları fazla olabilmektedir. 6-300mm kömürler statik ayırıcılarla zenginleştirilebilirler.
Chance kum konisi, Wemco konik ayırıcısı, Derin tromp ayırıcısı derin ayırıcıların; DSM ayırıcısı, Tromp ayırıcısı, Drewboy ayırıcısı, Teska ayırıcısı, Norwald ayırıcısı, Wemco Tambur ayırıcısı, ise; sığ ayırıcıların tipik örnekleridir. —> Ağır mayi ile ayırma, Ağır mayi, Kömür yıkama yöntemleri.

STATİK DEPRESYON, Boru-, galeri-, ocak dışında ve içinde ölçülen statik basınçlar arasın-daki fark. Bu farka üfleyici havalandırmada “Kompresyon = p–pBar” veya “Statik Yukarı Basınç” emici havalandırma da “—> Depresyon = pBar – p” veya “Statik aşağı basınç” denir. —> Total depresyon.
STEATİT, —> Sabun taşı.
STERLİNG SİLVER, —> Gümüş.
STİBİN (Sb2S3), En çok bulunan bir antimuan cevheri. Pirit, galen ve arsenik mineralleri ile birlikte nadiren de saf olarak bulunur. Düşük ısıda (100-200°C) epitermal yataklarında filonlarda teşekkül eder. Çelik grisi renginde ve parıltısı metalik olup, sertlik derecesi 2, özgül ağırlığı 4,5 gr/cm3tur. Ekseriya bükük, eğri kristaller halinde bulunur. Antimuan matbaa harflerinde, kurşun, kalay ve diğer alaşımlarda kullanılır.
STİM, 1) Buhar. 2) —> Basınçlı hava.
STOCK, Batolite benzer ama ondan küçük intruzif kütle. Dairevi, eliptik yahut muntazam olmayan kesite sahip olup normal durumda, kenar cıdarları düşeye yakındır.
STOCK PILE, 1) Gemi nakliyatı aksadığında stok yerinde biriken maden. 2) Birikme. 3) Maden fiyatları aşırı ucuzladığında veya fiyatları makul seviyelerde tutmak için gerektiğinde satışa çıkarmak üzere madeni satmayıp stokta tutma şeklindeki satış politikasına verilen ad.
STOK, İşletmenin normal faaliyet döneminde satılacak, tüketilecek veya faaliyetler içinde değişime uğrayacak maddi mallar.
STOKERLİ KAZANLAR, —> Mekanik beslemeli ızgaralı yakıcılar.
STOKERLİ YAKICILAR, —> Mekanik beslemeli ızgaralı yakıcılar.
STOKVERK, Her istikamette, mineralize olmuş, ince çatlakları bulunan cevherleşmiş kayaç.
STOP, —> İşaretleşme.
STRATİGRAFİ, Jeolojik devirlerde tortul tabakaları meydana getiren çökellerin düzenli bir şekilde istiflenme durumunu inceleyen bilim dalı.
STRATİGRAFİK BİRİM, Jeolojik zamanların belirli bir döneminde oluşmuş kayaç sisteminin bir parçası. Büyük birimlerden küçüğe doğru sistem, seri vb. olarak isimlendirilir.
STRASS, En saf malzemeden oluşan ve yontulduğu zaman elmas görünüşü veren bir —> Kristal(2).
STRİPA PROSESİ, Ağır ortamda +0,5 mm’ye kadar olan ağır minerallerin zenginleştirilme-sinde uygulanan bir metod. Bu proseste titreşimli bir tekne içerisine, tabandan basınçlı su verilmek suretiyle, cevherin tabana oturması önlenir. İlk kez İsveç demir cevheri konsantrasyonunda uygulanmıştır. Şimdiye kadar imal edilen en büyük “stripa” teknesi 6 m boyunda ve 1,25 m eninde olup kapasitesi 100-150 t/saat demir cevheridir (1996). —> Şekil.
STRİPPİNG ŞOVEL ,—> Aktarıcı kazıcı.
STRONSİYUM (Sr), İskoçyanın “ Strontian” kurşun ocaklarında çıkarılan bir mineral içinde keşfedildiği için bu ismi alan, doğada karbonat (stronsiyanit-Sr CO3) ve sülfat (sölestin-SrSO4) şeklinde bulunan bir toprak alkali element. Stronsiyumun özgül ağırlığı 2,5gr/cm3 olup, 800°C de erir ve atom ağırlığı 87,63 dür. Stronsiyum hidroksit, şekeri melastan ayırmak için kullanılır ve şekerle çözünmeyen bir bırleşik meydana getirir. Stronsiyum, baryum karbonatla birleştirilerek, vakum lambalarının oksit katotlarının yapımında kullanılır; bu lambalarda stronsiyum regulatör rolü oynar.—> Sölestin.
ABD ve Japonya’da üretilen renkli TV tüplerinde yüksek voltajlar uygulandığından Sr kullanılmaktadır. Yüksek voltajda, daha çok x-ışını yayılımını, atom çapı geniş olan Ba ve Sr elementleri emebilmektedir ve belirli bir frekansta yayılan x-ışınları için stronsiyumun daha koruyucu olduğu düşünülmektedir. Avrupa’da daha düşük voltajlı renkli TV’ler üretilmekte ve genelde Ba kullanılmaktadır.
Stronsiyumun diğer bir kullanım alanı ferritlerdir. Ferritler otomotiv sanayiinde, demir cevheri seperatörlerinde, fotokopi makinalarında ve özel alaşımlarda kullanılmaktadır. Ayrıca aleve verdiği kırmızı renk dolayısıyla havai fişekler ve sinyal maddeleri üretiminde; cam, boya, ilaç sanayiinde; çinko elektrolizinde kullanılmaktadır. Genelde stronsiyum tüketimi stronsiyum karbonat şeklinde olmakta ve karbonata dönüşüm işlemi Almanya, ABD ve Japonya tarafından yapılmakta olup, bu ülkeler önemli sölestin ithalatçılarıdır.
Stronsiyum karbonatın %69 kadarı renkli TV tüpü, % 15 kadarı elektroseramik olarak, %3 kadarı çinko rafinasyonunda, %5 kadarı piroteknikte, %1 kadarı seramik ve cam endüstrisinde, % 3 kadarı havai fişek vb. imalatında kullanılır.
STRÜKTÜR, 1) Jeolojide, bir bölgenin jeolojik yapısını oluşturan kayaçların durumları, özellikleri ve varsa deformasyonlarını ifade eden kavram. 2) Petrografide, kayaç kitlesinin yataklanma, sürüklenme, birleşme, kırılma, kaynaşma gibi belirginliklerini açıklayan kavram. 3) Yapı. —> Tekstür, Doku.
STUP, Cıva üretiminde ara ürün olarak elde edilen ve içinde metalik cıva bulunan koyu gri veya siyah renkli çamur. Bu çamur, cıva buharının kükürt ve organik maddelerle birleşmesinden ve baca gazlarında mevcut toz, arsen ve antimon oksitleri vb. maddelerin toplanmasından oluşur. Stup sönmemiş kireç ilave edilerek, mekanik karıştırıcılarla karıştırılır ve böylece organik maddeler bağlanır. Ağırlığı dolayısıyla stuptan ayrılan metalik cıva, deliklerden geçerek, hemen yakında olan hazneye akar.
SUB (Sab), —> Redüksiyon.
SU ALTI İŞLETME, Bir üretim katının altında teşkil edilen veya bir ayakta alt taban yolunun altında, ayağa ilave olarak çalışılan üretim yeri. Buralardan yapılan üretim üst kata nakledilir ve havalandırmaları da yukarıdan aşağıya doğrudur. Bu durum drenaj, suyun yukarıya pompalanması suretiyle yapılır.
SU AYIRICI, Basınçlı havadan randımanlı bir şekilde yararlanmak için —> Basınçlı hava şebekesinin uygun yerlerine monte edilen düzen.
SU BARAJI, —> Bekleme barajı.
SU BAŞLIĞI , 1) Devridaim sıvısını pompanın basma hortumundan alıp, döner vaziyetteki tijlerin en üst noktasından tijlerin içine naklini sağlayan düzen. 2) Svivel. —> Şekil s. 356.
SU BUHARI (H2O), Suyun ısı etkisiyle dönüştüğü renksiz ve kokusuz gaz hali. Ocak havasına karışan çeşitli gazlar arasında özellikle yoğunluğu 0,598 kg/m3 olan su buharı önemli rol oynar. Ocak havasındaki su buharı miktarı havanın basıncına ve ısı derecesine bağlıdır. —> Hava.
Doymuş hâlde su buharı içeren hava ısısının azalmasıyla, su buharı, sis ve nisbeten soğuk yüzeylerde damlacıklar halinde çöker.
Ocak havasında su buharının azlığı veya fazlalığı çalışanların iş kabiliyeti ve iş verimi üzerinde iyi ve kötü etkiler yaratmakta olduğundan ocağa verilen taze havanın mümkün olduğu kadar kuru hava olarak gönderilmesi gerekir. Buna karşılık ocak havasının kuruluğu veya kurutulması, kömür tozunun patlama imkân ve tehlikelerini artıracağından bu gibi ocaklarda durumun ayrıca göz önünde bulundurulması gerekir.
SU BORUSUNUN TAKOZA ALINMASI, Basınç kaybının az olması ve kullanım ömrünün uzun olması için, açık ocak sularının drenajında kullanılan su borularının direksiz ve düzgün döşenebilmesini temin amacı ile boru bağlantı altlarının takoz ile beslenmesi.
SUYA DAYANIKLI JEL FİTİL, (Water Gel Explosive), Detonasyon hızı 4500-5400 m/sn olan, 15 m veya daha uzun plastik tüplerde makaralara sarılı olarak satılan, bulamaç tipi bir —> Lineer patlayıcı fitil. Bileşimindeki okside edici tuzlar genellikle amonyum veya kalsiyum nitrat olabilir, alüminyum gilsonit ve yağlar yakıt maddesi olarak kullanılır. Duyarlılık, nitrat tuzları, organik aminler, alkollerin nitrat esterleri, perklorat tuzlar veya küçük alüminyum parçaları ile sağlanır. Raf ömrü üretici firmalar tarafından farklı olarak belirtilmekte ve 1 ile 5 yıl arasında değişmektedir —> (Şekil).
SU DÜZECİ, Yeraltı ocaklarında, hassas yükseklik ölçmelerinde kullanılan hortumlu düzeç. Hortumun boyu 25m, çapı 1cm civarındadır ve her iki ucunda mikrometre vidalı küçük şişeler bulunur. —> Şekil. Tesviye ruhu.
SU GAZI, —> Jeneratör gazı.
SU JETİ, Yüksek hızlı (50m/sn) su gücüne dayalı olarak işlev gören ve özel pompa sistemleri ile donatılmış ve granit de dahil bir çok kayacın üretilmesinde kullanılan mekanizasyon aşaması. Su jeti makineleri hemen hemen tüm endüstri ve mühendislik hizmetlerine girmiştir. Bir su jeti ünitesi; bir pompa ve buna bağlı pompa hortumları veya boruları; tij, basınçlı suyun çıktığı meme, kontrol panosu, basınçlı su, su devridaim ve temizleme kısımları ve yardımcı ünitelerden oluşur.
SU TERAZİSİ, —> Tesfiye ruhu.
SUBATAN, Karst çukurlarının tabanında veya yamaçlarının eteklerinde akarsuların yeraltına girerek kaybolduğu oyuklara verilen ad. Subatanlar “ Düden” veya “ Dolin” diye de adlandırılır. Bunlar genellikle geçirimsiz katmanların kalkerle kesiştiği bölgelerde yer alır.
Akasuların taşıdığı tortulların subatanlarda birikmesi ve onları tıkaması, kapalı havzalarda göllenmelere neden olur. Alüvyonla kaplı karstik arazilerin ortasında bulunan subatanlarlarda tıkanmalara daha çok raslanır. Konyanın beyşehir ilçesindeki “ Suğla Gölü” bu duruma iyi bir örnektir.
SUBMARJİNAL POTANSİYEL, —> Potansiyel.
SU ENJEKSİYONU, 1) Üretime alınan bir kömür damarında, üretim sonucunda oluşacak ince toz konsantrasyonunu azaltmak, kömürün kolay kazılmasını sağlamak ve —> Degajönlemi olarak yararlanmak için delinen sondaj deliklerine (180-270, 270-360, 360-450 atü) yüksek basınçlı su verme. Bu yöntem bir damardan başka bir damara su emdirme; derin emdirme (tabanda 20-50 m aralıkla ve 30-40 m boyunda, arında 12-20 m boyunda); orta emdirme (arında 6-12 m boyunda) ve ön emdirme (arında 2-6 m boyunda) şeklinde uygulanır. 2) Su emdirme.
SU FİSKETESİ, Delik delme, galeri açma ve kömür kesme makinelerinin çalışması sırasında, ateşlemelerden sonra ve aktarma yerlerinde çıkan tozları bastırmak için kullanılan su püskürtmeye yarayan düzen. Su fisketeleri, ateşlemelerde kullanılan basınçlı havalı —> Sis fisketelerinden sonra, emici havalandırmada emiş borusunun içine ve diğer toz çıkan yerlerde galeri içinde uygun yerlere konur.
SUFLAN, Üfleyen.
SUFLAN PERVANE, 1) —> Üfleyici. 2) Suflan.
SUGAZI, Kızgın kömür üzerinden su buharı geçirilerek elde edilen gaz. Su gazı % 50 CO ve % 50 H2 ihtiva eder. Kalorifik değeri 2800 kcal/m3’dür. Su gazının içinde % 0,3 civarında CO2 de bulunur.
SU İHRACI, Genel olarak ocak içine gelen suların dışarıya atılması işlemi. Kapalı işletmelerde bu iş için ana kuyu dibine veya yakınına özel havuzlar ve tulumba daireleri yapılarak su ihraç tesisleri kurulur. Su havuzu genellikle 24 saatlik su gelirini toplayacak hacimde yapılır ve tulumba kapasitesi ise havuzu 8 saatte boşaltabilecek debide seçilir.
SU KANALI, 1) Ocağa sızan suların toplanıp havuza akıtılmasını sağlamak üzere galeri tabanında yan veya ortada açılan arık. ––> Şekil. 2) Açık işletmelerde; yağmur sularının ocağa gelmesini önlemek amacıyla, en üst kotlarda ve arazide açılan, ocağı çevreleyen arık.
SU KOVASI, —> Fonsaj kovası.
SULAMA KAMYONU, Açık ocak nakil, servis ve ulaşım yollarının özellikle yaz aylarında toz oluşturmaması için sulanması işinde kullanılan özel tanker.
SULANDIRILMIŞ PATLAYICI MADDE , Gücü hafifletilmiş bir patlayıcı maddenin ticari ismi (Dilute explosive file). Bu patlayıcı maddenin infilak basıncının ihtiyaca göre 3-50 kbar arasında değiştirilebileceği, düşük infilak hızına sahip olduğu (2500 m/sn), daha uzun infilak süresinin bulunduğu ve duraylı yani raf ömrünün uzun olduğu ifade edilir.
SULARIN ASİDİTESİ, Sularda serbest halde ulunan CO2, H2SO4, HCl, HBr gibi asit bileşiklerinin suya verdiği asit özelliği. Suların asit ve bazik özellikleri PH değeri ile ölçülür (PH 0-7 asidik, PH 7-14 bazik).
SULARIN SERTLİĞİ, Suların içinde bulunan kalsiyum ve magnezyum iyonlarının miktarını belirleyen ölçü sistemi. Suda erimiş bütün anyonların ve dolayısı ile bunlarla birleşmiş olan katyonların verdiği sertliğe genel sertlik, CO3 anyonlarının verdiği sertliğe geçici sertlik, SO4 anyonlarının verdiği sertliğe de kalıcı sertlik denir.
Genel sertlik = geçici sertlik + kalıcı sertlik.
Sularda genel sertlik ve geçici sertlik ölçülür. Aradaki fark kalıcı sertliği verir.
SULARIN SERTLİK DERECESİ, 1 lt suda bulunan iyon miktarı ile ifade edilen ölçü birimi. 1 lt suda 10,3 mg CaCO3 veya 8,7 mgr MgCO3 veya 14,00 mgr CaSO4 veya 12,40 mgr MgSO4 veya 5,15 mgr CaCO3 + 4,35 mgr CaSO4 iyonu bulunursa bu suyun sertliği 1 Fransız sertlik derecesi ile ifade edilir.
1 Fransız sertlik derecesi = 0,7 İngiliz sertlik derecesi = 0,56 Alman sertlik derecesi.
Fransız sertlik derecesine göre sular;
0½-7½ Çok yumuşak
7½-14½ Yumuşak
14½-22½ Orta sertlikte
22½-32½ Epeyce sert
32½-54½ Sert
>54½ Çok sert diye sınıflandırılır.
SULU DELİK DELME, Delik delme esnasında çıkan, sağlık için zararlı tozların havaya karışmasını önlemek ve kırıntıların delik dışına taşınmasını sağlamak için özel olarak hazırlanmış içi delikli burgunun dip kısmına su başlığı takmak suretiyle lağım deliklerinin açılması. Arazi çatlaklı olursa bu tür delik delme esnasında çatlaklardan su kaçması nedeniyle kırıntılar tam olarak dışarı taşınamayacağı için, burgu sıkışmasına karşı dikkatli olunması gerekir.
SU MERMERİ, —> Oniks mermeri. —> Kaymaktaşı.
SUN’İ TENEFFÜS, Zehirli gazlarla zehirlenmiş veya oksijen yetersizliği nedeniyle boğulmuş kazazedeleri tekrar hayata döndürmek için kazazedeye uygulanan nefes aldırma işlemi. Sun’i teneffüs elle ve insan gücü ile yaptırıldığı gibi sun’i teneffüs cihazları kullarılanak da yaptırılabilir.
SUN’İ TOPUK, 1) İstihsal galerileri boyunca yapılan ve taş ile teşkil edilen geniş dolgu duvar. —> Taş topuk.
SU PATLAMASI, Yeraltı işletmelerinde yapılan galeri ilerlemeleri veya üretim çalışmaları sırasında doğal boşluklarda, katmanlarda bulunan veya eski imalattan kalan boşluklarda birikmiş suyun kontrolsuz bir şekilde ocak boşluğuna akması olayı.
SU TABLASI, Yeraltı su sevişesinin yüzeyi. Hareket halinde olan yeraltı suları, su geçirmez tabakaya rastlayınca, bu tabaka üzerinde belli bir seviyeye kadar birikerek (—> Akifer), yeraltı su tablasını meydana getirir. Yeraltı su tablasının bulunduğu derinlik sabit olmayıp, iklim ve jeolojik şartlara göre birkaç metre ile birkaç yüz metre arasında değişir. —> Yeraltı suyu. Formasyon suyu.
SU TERAZİSİ, —> Tesviyeruhu.
SU VERME, —> Isıl işlem.
SUYA BOĞMAK, 1) Ocaklarda su patlaması, sel vb. herhangi bir nedenle ocağa fazla miktarda su girmesi durumunda mevcut su ihraç tesislerinin yetersizliği sonucu, ocağın su ile dolması. 2) Ocakta çıkan yangını söndürmek amacıyla yangın çıkan kısmı su ile doldurma olayı.
SU YATAKLARI, Su geçiren bir tabakanın taneleri arasındaki boşlukları dolduran su topluluğu.
SUYUNA KESİM, Mermer işletmeceliğinde, taşın yatak yüzeyine paralel kesimi.
SÜLEYMAN TAŞI , —> Grena.
SÜLFATLAYICI KAVURMA, Oksit halindeki cevheri sülfat haline getirmek için düşük suhunette ve SO3 konsantrasyonu altında yapılan kavurma işlemi.
SÜLÜĞEN, Boyacılıkta demiri paslanmadan korumak için kullanılan, kırmızı renkli, formülü Pb3O4 olan kurşun bileşiği. Kırmızı kurşun da denilen bu bileşik, sülüğen imalatı için en az % 72 Pb3O4; sızdırmazlık sağlayıcı madde imalinde (derz dolgusu) enaz % 44 Pb3O4 ve beton prizini geciktirici madde olarak % 93,15 Pb3O4 oranları ile üç cins malzeme olarak pazarlanır.
SÜNGERTAŞI, —> Pomza taşı.
SÜNGERSEL TEKSTÜR, 1) Soğuma sırasında içinde, gazların, bazan mikroskobik, bazan da büyük olarak bıraktığı boşluklar bulunan kayaçların (tekstürü) dokusu. Bu boşluklar diyabaz türü kayaçlarda olduğu gibi, silisli suların çökelmeleri ile dolar ve oralarda değişik renkli kalsedon, agat, opal ve zeolitler, bademsi şekilde teşekkül ederler. 2) Süngersel doku.
SÜNGÜ, —> Sivriç.
SÜNGÜLEME, —> Şişleme (3).
SÜPER BİLGİ İLETİŞİM AĞI, Çeşitli teknolojilerinden oluşan ve her çeşit bilginin (resim, yazı vb.) komputerlere ve televizyonlara taşındığı elektronik yollar (fiber hat). Yani bugünkü telefon hatlarının yaklaşık 1250, 37500 ve daha yüksek katında kapasiteli hatlar.
SÜREKLİ DÖKÜM, Ergimiş metalin üstü açık bir kalıba devamlı olarak dökülüp, katılaşmış ürünlerin şerit veya çubuklar halinde, sürekli olarak dışarıya atılmasını sağlayan döküm usulü.
SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK, Geçici iş göremezlik sonunda sağlık kurulları tarafından verilecek raporlarda belirtilen arızalara göre, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu, meslekte kazanma gücünün en az % 10 azalmış olduğunun saptanması hali.
SÜREN, 1) Kilit veya belleme adı altında yapılan ilave tahkimatlarda, bunların takviye ettiği boyunduruk veya sarmalara paralel olarak, tavana yerleştirilen takviye maden direkleri. 2) Galeri ilerlemesinde tahkimatsız kısım altında çalışmayı sağlamak ve yeni tahkimatı yerleştirmek için muvakkat olarak sürülen madeni veya ağaç kiriş.
SÜRGÜLÜ VALF, 1) Bir sürgü vasıtası ile perde şeklinde kapatma düzeni olan ve boruya bağlanarak borunun içindeki akışkanın kontrollu bir şekilde akışını sağlamak veya akışı kesmek için kullanılan (vana veya musluk) gereç. 2) Sürgülü vana.
SÜRMEK, Yeraltında herhangi bir lağım veya yolu kazarak ilerlemek.
SÜRME KAMA, 1) Kırılgan ve gevşek kayaçlarda galeri ilerlemesi yapmayı sağlamak veya bu tip kayaçlarda sürülmüş ve tazyik nedeniyle kesiti küçülmüş galerilerde esas tahkimatı yerleştirmeye olanak sağlamak ve göçükleri önlemek için bir önceki tahkimatın üzerinden alına doğru çakılan kamalar. Böylece alının tavan ve yanları emniyete alınır ve yeni bağ yeri hazırlanarak yeni bağ yapılmak suretiyle ilerlemeye devamo lunur. Akıcı ve çürük arazide bu şekilde yapılan galeri ilerlemesine sürme kama ile yapılan ilerleme denir. 2) Sokma kama.
SÜRME KAMA İLE İLERLEME, —> Sürme kama.
SÜRTÜNME KATSAYISI, 1) Yatay bir zeminde kaydırılmak üzere çekilen bir cismi harekete geçiren kuvvetin, cismin yatay düzleme tatbik ettiği normal kuvvete oranı. 2) Yatay düzlem meyilli hale getirildiği zaman cismin kendiliğinden kaymaya başladığı eğim açısının tanjantı. 3) Boru ile yapılan hidrolik veya pnömatik taşımada boru cidarının birim alanına tesir eden teğetsel sürtünme kuvvetinin dinamik basınç kuvvetine oranı
SÜRTÜNMELİ MADENİ DİREK, Biri diğerinin içine geçmiş silindirik veya prizmatik iki sütun ve bir kamalı kilit tertibatından ibaret 3 metreye kadar kalınlığı olan damarlardaki uzun ayaklarda münferit çatal direk olarak kullanılmak üzere çeşitli boylarda imal edilip tavan tazyiği altında kısalmak suretiyle tavanın sistemli bir şekilde kırılmasını; sökülüp ileri alındığı zaman ayak arkasının kolay göçmesine imkan sağlayan tahkimat ünitesi.
SÜRÜCÜ, 1) Ocak lokomotiflerini kullanan veya kullanmaya ehyiyetli olan kişi. 2) Ocak lokomotifi (ocak motoru) makinisti.
SÜRÜNME ŞEKLİNDE HEYELAN, İçerisinde plastik bir tabaka bulunan bir kitlenin üzerindeki yükün ağırlığından dolayı plastik tabakayı dışarıya sıkmasıyla meydana gelen heyelan türü. —> Heyelan.
SÜSPANSİYON, Çok ince katı madde parçalarının sıvı içinde askıda kalması hali. Şlam bu şekilde oluşur. Zamanla sıvı içindeki katı madde parçacıkları yerçekimi etkesiyle sıvının bulunduğu kabın zeminine çöker.
SÜTRE, 1) Perde, örtü. 2) (ask). Düşman gözünden ve ateşinden korunmaya yarar doğal veya yapma siper. —> Yerüstü patlayıcı madde deposu.
SÜTUN, —> Dikme.
SÜZÜLME (PERKOLASYON) LİÇİ, —> Bakır liçi.
SVİYEL (Swivel), —> Su başlığı.
SWİRL SİKLON, —> Santrifüjlü ayırıcılar.
SX/EW ÜRETİMİ, Solvent extraction elektrowinning deyiminin kısaltılmış ifadesi olan ve hidrometalurjik yöntemle elde edilen ve dünya bakır üretiminin % 10 kadarının sağlandığı bakır üretimi. —> Bakır üretimi.
SZAYBELİT, Szaibelyt= Ascharit. MgHBO3.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:26 #50
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Madencilik Terimleri Ş

Ş

ŞAFT, Bir makinenin dönme hareketini doğrudan doğruya kasnak, dişli veya pervane vasıtası ile başka bir makine parçasına, havaya veya suya iletmeye yarayan çelik mil. ŞAHMERDAN, 1) Sondaj takımlarını çakmak suretiyle yapılan sondajlarda veya kuyuda kopup kalan tij ve sıkışan muhafaza borularını, darbesi ile çekmede kullanılan ve ortasından tijin geçmesine müsait deliği olan çelik silindir. 2) Darbeli bir şekilde çalışan büyük ve ağır (tokmak) çekiç.
ŞAK KAMA, —> Kama.
ŞAKÜL, 1) Arzın çekim gücünden yararlanılarak yerçekimi doğrultusunu belirlemek, yani yeryüzüne dikey bir doğru elde etmek (dik inmek) için kullanılan ucuna ağırlık bağlanmış bir ipten oluşan ölçme aleti. 2) Çekül.
ŞAKÜL YAKLAŞMASI, Dünya üzerinde asılan her şakülün istikametinin dünyanın merkezini göstermesi nedeniyle, iki şakül arasındaki mesafenin dünyanın merkezine doğru azalmasından meydana gelen kısalma. Bu yaklaşma;
h
v = ––– x So
r
formülü ile bulunur. Burada v yaklaşma (m), So iki şakül arasında yeryüzünde ölçülen mesafe (m), h şakülün boyu (m), r dünyanın yarıçapı (6.370.000 m.).
ŞALT TESİSLERİ, —> Elektrik enerjisi bağlama tesisleri.
ŞAMANDIRALI TULUMBA, 1) İçinde basınçlı havayı açıp kapayacak bir şamandra tertibatı ile emme ve basma taraflarında iki geri döndürmez valfı bulunan bir depodan ibaret su basma aracı. Emici olarak çalışanlarda ekzos ventili ile ejektör; dalma tulumba olarak çalışanlarda da yalnız eksoz ventili bulunur. 2) Fiskos tulumba. (Bu tulumbalar şamandıra dışarıya alınıp 3 yönlü vana kullanılarak kumanda edilmek suretiyle bir veya iki depolu, direkt basınçlı hava etkili tulumba olarak da kullanılabilir.)
ŞAMOT , Tuğla , kil ve silisi fazla kum karıştırılarak öğütülen, yüksek sıcaklıkta fırınlanan ve çelik döküm kalıplarının içine dökülmüş parçalar halinede kullanılan, 1650°C’a kadar dayanıklı karışım. Bu karışım endüstride şamot tuğla imâlinde ve harç malzemesi olarak da kullanılır.
ŞAMOT KİLİ , Ateşe dayanaklı malzeme yapımında kullanılan kil. Bu tür killer genellikle kömür yataklarında ve kömür tabakaları üstünde bulunurlar. Seramik alanında (fayans, tuğla, kanalizasyon borusu, çanak çömlek); refrakter sanayisinde, çimento elde edilmesinde, sondaj işlerinde ve dolgu malzemesi olarak kullanılır. Bu kilin kullanımında esas parametre plastiklik derecesi ve sertliği olup; az plastikliği ve yüksek —> Alumina içeriği ile diğer killerden ayrılırlar ve fiziksel özellikleri ön plandadır. —> Refrakter malzeme, Kil.
ŞAP, 1) Aluminyum potasyum sülfatından veya amonyum-aluminyum sulfatından oluşan, sıcak suda daha kolay çözünen şeker tadında, buruk, büzücü, antiseptik, renksiz bir tür tuz. [ K[AL (SO6H4)2 (H2O)] 6.H2O ]. Şap ısıtıldığında kendi kristal suyunda 91°C’de erir, bu durumda soğumaya bırakıldığında kayaç şapı denen camsı bir görünüm alır; 91°C’de itibaren ısıtılmaya devam edilirse suyunu tümüyle yitirerek kabarır ve şap mantarı denen süngerimsi bir kütle durumuna gelir. Böylece oluşan susuz tuz, kalsine şap’tır.
ŞAPHANE, 1) Şap çıkarılan yer, şap ocağı. 2) Şap zuhurundan dolayı bu ismi alan ve Şaphane Dağı’nın güney yamacında kurulu ilçe (Kütahya).
ŞAP MANTARI, —> Şap.
ŞAPE, 20 m’ye kadar derinlikte yapılacak sondajlarda kullanılan bir tür sondaj matkabı. Şape, alt ve üst tarafı açık metal bir silindirden ibarettir. Toprağa girmesini sağlamak için ucu hafif sivriltilmiş ve yan tarafı uzunlamasına kesilmiştir. Yandaki yarık dar olursa “Kapalı Şape”, geniş olursa “Açık Şape” denir. Kapalı şapeler kumlu ve kum miktarı fazla olan killi zeminlerde, açık şapeler ise, yapışkan ve daha ziyade killi zeminlerde kullanılır. Şapenin bıçak çapı 70-540 mm arasında ve boyu ise 0,9-1,2 m arasında değişir.
ŞARF, İabe edilecek cevherin uygun oranlarda ve miktarlarda katkı maddeleri ve kokla karıştırılarak izabe fırınına verilmesi.
ŞARJ TABANCASI, Yatay, başyukarı ve eğimi 60½’den az olan lağımların AN/C karışımı ile şarjı için kullanılan ve basınçlı hava ile çalışan; dar lağımlar (ø 50 mm’ye kadar) için geliştirilmiş tabanca. —> Şekil.
ŞARK AMETİSTİ, Mor renkli korendon.
ŞARK TOPAZI, Sarı renkli korendon.
ŞARK ZÜMRÜTÜ, Yeşil renkli korendon.
ŞARNİYER, —> Kıvrım.
ŞARYOPORTÖR, Araba taşıyıcı platform veya vagon. —> Payton, Kontrpua.
ŞATTER TESTİ, —> Şeytır testi.
ŞEBEKE, 1) Basınçlı havada, kompresörden tüketim araçlarının ucuna kadar olan basınçlı hava borularının tümü. 2) Havalandırmada, maden ocağında hava geçen galerilerin tümü. 3) Su dağıtımında tulumbadan veya havuzdan su tüketim araçlarına kadar olan boruların tümü. 4) Elektrikte, akım kaynağından tüketim araçlarının bağlantı ucuna kadar hava hatları ve kabloların tümü.
ŞEBEKEDEN ÇEKİLEN AKIM, Elektrik enerjisi tüketen cihazların, elektrik enerjisini (mekanik, ışık vb.) enerji şekline dönüştürmek için şebekeden çektikleri görünen, aktif- ve reaktif akım. Sanayi motorları, şebekeden Ia. aktif (faydalı) akım ile Ir reaktif (kör) akım çekerler. Bu iki akımın bileşkesi (toplamı) ise; motorun şebekeden çektiği I görünen (çekilen) akımı verir.
Aktif akım, motorun aktif gücünü oluşturur ve milin dönmesini sağlar.
Reaktif akım ise; reaktif gücü oluşturan ve motoru mıknatıslayıcı akımdır. Şebeke akımını gerilimden ø (zaman açısı) kadar geri faza kaydıran reaktif akım faydalı bir iş yapmadığı halde, şebekeden çekilen I akımının Ia faydalı iş yapan akımdan daha büyük olmasına neden olur. I akımının büyümesi generatör ve trafoların faydalı iş yapan kapasitesini küçültür ve hatlardaki enerji kayıplarını artırır. —> Güç faktörü.
ŞEBEKEDEN ÇEKİLEN ENERJİ, Elektrik enerjisi tüketen cihazların; elektrik enerjisini istenilen (mekanik, ışık, vb.) enerji şekline dönüştürürken, yapıları gereği şebekeden aynı zamanda çektikleri aktif enerji ile reaktif enerji. —> Aktif enerji. Reaktif enerji. Şebekeden çekilen akımlar.
ŞEBEKE PLANLAMASI, Bir projenin yürütümünde serbest zamanları olmayan olayların tümünü belirtmek suretiyle yapılan iş akışı planlaması. —> Şekil.
Bir projeyi meydana getiren iş ve faaliyetler az veya çok birbirleri ile ilişkili olduğundan ve bazı hallerde bir faaliyette diğer birçok işler bitmeden başlamak mümkün olmadığından, projeyi meydana getiren iş ve faaliyetler sıralarına uygun yapıldığında bunların tümü bitmiş projeyi meydana getirir.
Şebeke planlaması yapılırken; her bir faaliyetin ‘erken başlama zamanı’ yani bir faaliyetin başlayacağı birinci gün. “Erken bitirme zamanı” yani bir faaliyetin erken başlama zamanında başlaması halinde faaliyetin biteceği gün. “Geç başlama zamanı” yani bir faaliyetin projeyi geciktirmemek şartıyla başlayabileceği son gün. “Geç bitirme zamanı” yani bir faaliyeti geciktirmemek için bitirilmesi gereken son gün. “Toplam serbest zaman” yani bir faaliyetin toplam süresini artırmadan geciktirilebileceği süre (belli bir faaliyet için bu süre erken başlama zamanı ile geç başlama zamanı arasındaki fark) ve “Bağımsız serbest zaman” yani bir faaliyetin müteakip faaliyeti geciktirmeden geciktirilebileceği süre dikkate alınır.
Bir projeyi tamamlamak için yapılan şebeke planlamasında serbest zamanları olmayan faaliyet zincirine “Kritik yol”, kritik yol üzerinde bulunan faaliyetlerin her birine de “Kritik faaliyet” denir.
Kritik yol üzerinde bulunan faaliyetlerin yapım süreleri kısaltılmak suretiyle projenin tümünün tamamlanma süresi de kısaltılabilir.
Kritik yol bulunmak suretiyle yapılan proje takibi ve kontrolu çalışmaları “Kritik yol metodu” (CPM) diye isimlendirilir. Bu şekilde yapılan planlama işlerine “Kritik yol planlaması” denilir. —> Kritik yol metodu. Program değerlendirme ve gözden geçirme tekniği.
ŞEFFAF MİNERALLER, Absorpsiyon özelliği zayıf olan mineraller.
ŞEFFAF OLMAYAN MİNERALLER, —> Opak mineraller.
ŞELALE, Çağlayan. Yüksek bir yerden devamlı bir şekilde ve yerçekimi etkisi ile artan bir hızla düşen akarsu kütlesi. Diğer bir ifade ile akarsuyun az veya çok yüksek bir yerden dökülüp aktığı yer.
ŞELİT, CaWO4 bileşiminde wolfram minerali (cevheri). Pegmatitik-pnömatolitik, kontakt-metazomatik, hidrotermal fazlarda teşekül eden şelit gri, sarı kahverengi, nadiren şeffaftır. Ultraviyole lambayla kolay tanınır. Yoğunluğu 6,08-6,12 ve sertliği 4,5-5’tir. Volframitten sonra en önemli —> Volfram mineralidir.
ŞENAJ, —> Şenör.
ŞENÖR, Topografik çalışmalarda arazide iki nokta arasını çelik metreyle ölçen kişi. Ölçme işine de şenaj denir.
ŞERBETLEME KALIBI, Kuyu derinleştirme-de kuyunun daimi tahkimatı olarak beton, betonarme, tuğla vb malzeme ile inşa edilen iki —> Anonun birleştiği yerde kuyu çapında daha küçük çapta hazırlanarak kurulan arkası ince kumla hazırlanmış harçla doldurulup böylece iki anonun birbirine birleşmesini sağlamaya yarayan kalıp. Kuyu içindeki bu şerbetleme kalıbı sökülüp beton piriz yaptıktan sonra kalıp çapı küçüklüğünden dolayı kuyu içindeki fazlalık kısım martopikörle traş edilir.
ŞEV, 1) Açık işletmede, iki basamak arasındaki eğik yüzey. 2) Ayna.
ŞEV AÇISI, Açık işletmelerdeki basamaklarda kazı yapılan alnın (alın düzleminin) yatay düzlemle yaptığı dar açı. 2) Basamak (graden) meyil açısı.—> Genel meyil açısı, Genel eğim açısı.
Şev açıları Türkiye’de açık işletmelerde genellikle;
Toprak döküm sahalarında, 30-35°; örtü kazı kademelerinde, 65-75°;
Örtü kazı kademelerinde, 70-80°;
Açık ocak genel şev açısı, 35-45° olarak uygulanmaktadır.
ŞEV DURAYSIZLIĞI, Şevin kayma durumu. Duraysızlık kendini değişik şekillerde belli eder. Bunların başlıcaları; blok düşmesi, rotasyonel kayma, düzlemsel kayma ve blok kaymadır. —> Şekil.
ŞEV EMNİYET KATSAYISI, Kaymaya karşı koyan toplam kuvvetlerin, kaymayı teşvik eden toplam kuvvetlere oranı. Bu oran gerilim çatlağındaki su seviyesinin değişimine aşırı derecede duyarlıdır. —> Şekil.
H= Blok yüksekliği, B= Şev gerisindeki çatlağın şev tepesine olan uzaklığı, Zw= Gerilim çatlağındaki su derinliği. B/H oranı azaldıkça, blok ağırlığı da azalacağından şevin emniyet katsayısı küçülür.
ŞEV KAZIĞI, Doğal zeminin, açılmakta olan yol, kanal ve benzeri kazılara ait şevlerle kesişmesi gereken noktaların belirlenmesinde kullanılan ahşap kazık. Projede öngörülen yarma veya dolgu kesitinin gerçekleşebilmesi için kazı işlemine şev kazıkları boyunca devam edilir.
ŞEV STABİLİTESİ, Duraylılık. Şevin kendini kontrol etmesi. Kaymaya karşı koyan toplam kuvvetlerin, kaymayı teşvik eden toplam kuvvetlere eşit veya daha fazla olması durumu. Şev stabilitesi, malzemenin sürtünme açısı, kohezyon dayanımı ve birim ağırlığı esasına dayanır. Şev stabilitesine etki eden üç ana faktör vardır. Bunlar; jeolojik yapısal özellikler, suyun etkisi ve malzeme özellikleridir. (Şev stabilitesinin karşıtı için —> Şev duraysızlığı.)
ŞEVDE MAKASLAMA GERİLMESİ, Şevde makaslama dayanımı. Şev dayanım analizleri, sürtünme açısı, kohezyon dayanımı, malzemenin birim ağırlığı esasına göre yapılır. Sürtünme açısı ve kohezyon dayanımı, makaslama gerilmesi ve normal gerilme ile açıklanır. —> Şekil.
Makaslama dayanımına etki eden hususlar; patlayıcı madde kullanılması, çatlak ve boşluk sularının basıncı, nem oranının değişmesi, ayrışmanın hızlanması, örtü malzemesinin akmaya başlamasıdır.
ŞEYTAN, Varagel veya vinç üzerinde, taşıma sırasında halat kopması veya kancadan kurtulma sonucunda aşağı kaçan arabayı raydan çıkarıp devirmeye yarayan, yukarı çıkmakta olan arabanın arkasına takılan ucu koçboynuzu ve diğer ucu çatallı olup yerde sürüklenen demir.
ŞEYTAN BAĞI, —> Muvakkat tahkimat.
ŞEYTIR (SHATTER) TESTİ, Briket, kömür veya kokun ince tabaka halinde 1.8 m yüksekten çelik bir plâka üzerine bırakıldığı zaman, kırılmaya karşı göstereceği direncin ölçülmesi . Sonuç, elek üstünün tartımlarla veya izlenimlerle ifade edilir.
ŞORAN (SHORAN) METODU, Uçakla impuls gönderilmek suretiyle kullanılan elektronik uzunluk ölçme yöntemi. Daha çok denizaşırı uzaklıkların (1000km ye kadar) ölçülmesinde kullanılır. —> İmpuls yöntemi.
ŞILAM, 1) Toz halindeki (0-0,5mm boyutlu) cevher veya kömürün su ile karışmış şekli. 2) Bulamaç. 3) Çamur .
ŞİDDETLİ PATLAYICI MADDELER, Yandıkları zaman çabucak (ani olarak) gaz haline geçen ve bu esnada iticilik, kırıcılık, kesicilik özelliği gösteren patlayıcı maddeler. —> Patlayıcı madde.
ŞİFERTON, 1) Refrakter killerin ileri derecede diyajenezi sonucunda oluşan plastik özelliğini yitirmiş, ateşe dayanıklı kil. Bileşiminde alüminyum Al2O3, silisyum dioksit SiO2, demir oksit Fe2O3, organik malzeme, eser miktarda CaO, MgO ve zirkon içerir. 2) Ateşe dayanıklı (mukavim) tuğla toprağı.
ŞİLEZYA TİPİ AĞAÇ BAĞ, Yan direkleri dik, nadiren meyilli olan ağaç bağ türü.
ŞİLİ GÜHERÇİLESİ, 1) NaNO3. 2) Guano.
ŞİST, 1) İnce, paralel, tabakamsı yapısından dolayı yaprak şeklinde kolayca birbirinden ayrılabilen plâkalardan oluşan kristalin kayaç. Şistler, genellikle makaslama kuvveti ve basınç altında yeniden kristalize olmuş sekunder kayaçlardır. Kömür damarı içinde veya ara kesmede bulunan taşlı kısımlar da genel olarak şistli kısımlar şeklinde de ifade edilir. Şistler, ayrıca ihtiva ettikleri kömür oluşumlarına (miktarına) göre “ kömürlü şist” veya “ şistli kömür (bitümlü şist) “ olarak adlandırılır. 2) Yaprak taş. —> Ara kesme, Killi şist, Kesme.
ŞİSTLEME, Taş tozu serpme işlemi.
ŞİSTLEŞME, 1) Tabiatta mevcut formasyon-ların tektonik ve metamorfizma gibi, sonradan zuhur eden ikincil etkenlerle, tabakalaşmaya benzer, birbirlerine paralel tabakalar şeklindeki görünümü. Tabaka istikametine açılı bir şekilde oluşan şistleşmeye transversal şistleşme denir. 2) Taş tozu serpme işlemi.
ŞİSTLİ KÖMÜR, —> Şist.
ŞİŞLEME, 1) Cevher damarlarını delip geçen lağım. 2) Şişleme lağım. 3) Kelebe veya iç kuyularda malzeme akışının durması halinde yapılan işlem.
ŞİŞME, Bir damarın kalınlığının arttığı kısım.
ŞİŞME ANALİZİ , Kilin bünyesine fiziksel su alması ve kristal yapının genişlemesini belirleyen analizler. Bunun için standart bir deney yöntemi bulunmamakla beraber, aynı koşullar altında yapılan testler sonucu tesbit edilen şişme oranlarının birbiriyle kıyaslanması sonunda bir değerlendirme yapılır. Ancak, ilaç endüstrisi şartnamelerinde şişme olayına açıklık getiren yöntem belirlenmiştir.
ŞLAM, 1) Toz halindeki cevher veya kömürün su ile karışmış şekli. 2) Bulamaç. 3) Çamur.
ŞLAM TULUMBASI, Zenginleştirme tesislerinde vb. yerlerde —> Şlamnaklinde kullanılan özel tulumba.
ŞÖVELMAN, 1) Yeryüzünde maden kuyusu üzerine kurulu bir çelik konstrüksiyon veya betonarme olarak inşa edilen ve ****s halatını yönlendiren moletleri havi ihraç tesisi ünitesi. Bazı hallerde ihraç vinci de şövelmanın içine monte edilir. 2) İhraç kulesi. 3) Kule.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:28 #51
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Madencilik Terimleri T

T

TABAKA, 1) Genellikle sedimanter olarak teşekkül etmiş, düzlem şeklinde uzanımı kalınlığına göre çok fazla olan kayaç, kömür veya cevher yatağı. Bir tabakayı diğer tabakalardan ayıran düzleme “Tabaka düzlemi” , birbiri üzerinde oluşmuş birkaç tabakaya “ Tabaka serisi” denir. Tabakalar, meyillerine (yatay, eğik, dik) ve tektonik (normal, kıvrımlı)yapıya göre tasnif edilirler. Diğer bir tasnife göre 0-20° düz, 20-40° az yatımlı, 40-60° yatımlı, 60-90° dik yatımlı olarak tanımlanır. Aynı tanım damar yatımları (meyilleri) için de kullanılır. 2) Katman.
TABAKA DOĞRULTUSU, Tabaka yatımına dik olan doğrultu. —> İstikamet.
TABAKA DÜZLEMİ, —> Tabaka.
TABAKA İSTİKAMETİ, —> İstikamet.
TABAKA SERİSİ, —> Tabaka.
TABAKALAŞMA DÜZLEMİ, Sediman kayaçları yataklara veya katmanlara ayıran süreksizlik düzlemi. —> Tabaka.
TABAN, Maden ocağı içerisinde açılan boşlukların altındaki yatay veya eğimli olabilen ayırım düzlemi (galeri tabanı). 2) Tabaka halindeki maden yatakları düşünüldüğünde madenin alt sınırını teşkil eden yüzey (damar tabanı). 3) Bir ayağın alt veya üst yolu (taban yolu).—> Taban galerileri.
TABAN TAKOZU, Taban yastığı. Taban basıncını direğe ileten takoz. Direğin zemine batmasını önlemek, iyi yük almasını ve iyi çalışmasını sağlamak amacı ile kullanılır.
TABAN YOLU YÜKLEME YERİ, Ayakta üretilen kömürün, alt taban yolunda ocak arabalarına yüklendiği yer. Yükleme, ayağın mekanize durumuna göre, zincirli konveyör veya panzer ile direkt banda da yapılabilir. —> Şekil.
TABANCA, —> Martoperforatör. Martopikör.
TABANCI, Ayak alt ve üst yolları olan tabanları süren (açan) işçi.
TABANCI EKİBİ, Taban yollarının sürülmesinde çalışan işçilerin tümü. Tabancı ekibinde çalışan işçiler tabancı ustası, tabancı yedeği ve taban işçisi diye sınıflandırılırlar.
TABANCI USTASI, —> Tabancı ekibi.
TABANCI YEDEĞİ, —> Tabancı ekibi.
TABAN FIRÇASI, —> Fırça vurmak.
TABAN KABARMASI, Arazi tazyiği veya galerinin kestiği killi tabakaların su etkisi ile plastik hale gelip galerinin tabanında yükselmesi. —> Kabarma.
TABAN KALKERİ, Maden ihtiva eden formasyonların altında bulunabilen ve madenin devam etmediği hakkında kesin bilgi veren kayaç.
TABAN KILAVUZU, —> Kılavuz.
TABAN KONGLOMERASI, 1) Aşınma etkisi ile girintili ve çıkıntılı olan diskordans düzlemi üzerine eski teşekkül etmiş tabakalardan kopan yuvarlak veya köşeli çakılların yığılımından meydana gelen ve yeni tabakalaşmanın tabanını teşkil eden konglomera. 2) Kaide konglomerası.
TABAN LAĞIMI, —> Kılavuz. Taban-tavan galerileri.
TABAN SÜRMEK, Damarda istikamet boyunca tavan veya tabanı veya hem tavan ve hem de tabanı keserek yapılan taban yolu ilerlemesi (galeri açma).
TABAN TAŞI, 1) Damarın tabanını teşkil eden kayaç. 2) Belli bir madeni içeren formasyonun altında bulunan kayaçlar.
TABAN-TAVAN GALERİLERİ, Maden yataklarında işletme metodunu uygulamak, üretim yerinde ulaşım, havalandırma ve nakliyatı sağlamak için damar istikametinde damar tabanını (tavanını) takip ederek sürülen galeriler. Bunlar damar istikametinde ve damar içinde sürülürse —> Kılavuz adını alır. Damara paralel olarak tavan taşı veya taban taşı içinde sürülen galerilere de taban veya tavan lağımı denir.
TABAN YOLU, Ayağın dibinde veya başında damar kalınlığına göre damarın taban veya tavan taşını takiben veya damarın taban ve tavan taşlarını keserek sürülen yatay galeri.
TABİİ HAVALANDIRMA, —>Havalandır-ma, Doğal havalandırma.
TABİİ VANTİLASYON, —> Tabii havalan-dırma. Doğal havalandırma.
TABLA TEKTONİĞİ, —> Plaka tektoniği.
TAHKİMAT, 1) Maden ocağını teşkil eden galeri, kuyu ve üretim yerlerini mal ve can emniyeti bakımından çalışılabilinir duruma sokmak ve çalışılabilir durumda tutmak için yerine göre ağaç, demir ve beton kullanılarak yapılan takviye. 2) İksa. 3) Destek düzeni.
TAHKİMAT LAMASI, —> Bağlantı pabucu.
TAHKİMATLI AYAK İŞLETME METODU, Maden yatağının şekli, büyüklüğü, tipi ve örtü tabakası ile yan kayaçların karakteri ve madenin ekonomik işletilmesi vb. hususlar dikkate alınarak çeşitli tahkimat kullanılmak suretiyle üretim yapma sistemi. Bu metot tabii tahkimatlı ve sun’i tahkimatlı olarak iki gruba ayrılabilir. Tabii tahkimatlı işletme metotları olarak topuklu mağara, damarda gerileme, muntazam topuk bırakılan oda ve topuk metodu, sun’i tahkimatlılar da kabak direk, domuz damı, beton ayak gibi vasıtalarla tahkim edilen eğik veya dik dilimli işletme metotları, küp kasalı, ufki dilimli ters V veya piramit, dik aynalı ve başaşağı işletme metotları şeklinde bir ayrıma tabi tutulabilir.
TAHKİMAT MALZEMESİ ZAYİATI, Özellikle ayaklarda olmak üzere, yerleştirme sırasında bozulan veya göçükte kaldığı için kurtarılamayan tahkimat malzemesi.
TAHKİMAT MUKAVEMETİ, Tek maden direği veya tahkimat ünitesinin kilonewton/m2 olarak taşıyabileceği azami tavan yükü.
TAHKİMAT RANDIMANI, Uzun ayak işletme metodunda, bir işçinin bir vardiyada yaptığı tavan tahkimatı ile emniyete aldığı tavanın, metrekare olarak ifadesi.
TAHKİMAT TAKVİYESİ, Galerilerde yapılmış bağların tavan ve yan basınçlara karşı bir set hâlinde karşı koymalarını sağlamak, alına yakın bağların ateşlemelerde deforme olmalarını veya devrilmelerini önlemek için boyundurukların veya yan direklerin, galeri istikametinde yerleştirilen kiriş şeklindeki direk veya profil demirleri ile takviyesi. Ayrıca; yeraltında kuyu ve yol tahkimatlarının üst ve yan basınçlara karşı direncini arttırmak amacı ile ilâve bağlarla desteklenmesi. Arına yakın mevcut bağların, ateşlemelerde hasar görerek devrilmelerini önlemek için boyundururk veya yan direklerin kiriş şeklindeki direk (Fırça) veya profil demirlerle takviyesi.
TAHKİMAT YOĞUNLUĞU, Münferit direk veya yürüyen tahkimat kullanılacak ayaklarda 1 m2’lik tavan alanının tutulması için yerleştirilen direk veya yürüyen tahkimat sayısı. Bu sayı, tahkimat nizamına ve işletme tertibine bağlıdır. İşletme tertibinde en az ve en çok tahkimat yoğunluğu belirtilir.
TAHLİSİYE, 1) Kurtarma. 2) Can kurtarma. Kurtarma işlerinde görevli kimselere de tahlisiyeci, tahlisiye cihazları ile tahlisiye ekiplerinin hazır bulunduğu yere tahlisiye istasyonu, herhangi bir gereksinimde kullanılmak üzere tahlisiye cihazları ile donatılmış arabaya da tahlisiye (kurtarma) arabası denir.
TAHLİSİYE ARABASI, —> Tahlisiye.
TAHLİSİYE CİHAZI, Tahlisiyecinin kurtarma çalışmaları sırasında; dışarıdaki havayla solunum irtibatı olmadan 2, 4, 5 veya 7 saate kadar teneffüs edebilmesini sağlayabilecek şekilde içinde yüksek tazyikli oksijen tüpü, alkalipatron ve sun’i ciğer bulunan 16,5-18 kg ağırlığında kurtarma cihazı. Bu cihazda bulunan oksijen tüpü teneffüs için gerekli oksijeni verir, alkalipatron teneffüs edilmiş oksijen içindeki karbon dioksidi alıp geri kalanı sun’i ciğer vasıtası ile nefes alma devresine tekrar vermeye yarar.
TAHLİSİYE İSTASYONU, Maden ocakların-da meydana gelebilecek yangın, infilak vb. ocak kazalarında en kısa zamanda gerekli müdahaleyi yapmak üzere görevlendirilmiş ekiplerin bulunduğu ve hazır kurtarma cihazları ile teçhiz edilmiş yer.
TAHLİSİYECİ İŞARETLERİ, Tahlisiye-cilerin tahkikat ve kurtarma ameliyelerinde kullandıkları çeşitli darbe hareketleriyle verdikleri sesli veya ışıklı sinyaller. Karşıdan aynı işaretin tekrarı (evet) anlamına gelir.
1. Dur! 1. Durdum!
2. İleri!
3. Geri!
2+2. İmdat. (aralıklı)
5. Her şey yolunda mı? 5. Her şey yolunda
1+2. Yardım lazım mı? 1+2. Yardım lazım!
TAHLİSİYE TAKIMI, Sondaj kuyularında arızaya uğrayan sondaj takımlarının kurtarılma-sına yarayan özel teçhizat.
TAHMİL-TAHLİYE, Yükleme-boşaltma.
TAHMİNİ MÜMKÜN REZERV, Maden arama çalışmaları ancak münferit noktalara inhisar eden, cevher kalitesi hakkında bilgilerle belirli numunelere dayanan, detay jeolojik ve metalojenik haritalarla cevherleşme uzantısı ve tekrarlanma ihtimalleri ortaya konmuş olan, emniyetli jeofizik endikasyonlar veya jeoşimik verilerle cevherleşmenin mümkün görülerek hesaplandığı rezerv sınıfı.
TAHNİT, Çürümeye karşı korumak için maden direklerine ilaç emdirilmesi.
TAKADDÜM HAKKI, Maden hakkı için ilk müracaat edene tanınan öncelik.
TAKE, ****slerin kuyu ağzında veya kuyu dibinde salınım yapmadan ****s tabanındaki rayın demiryolundaki ray hizasında durmasını sağlayan ve ****sin yükünü almaya yarayan mekanizma. Son zamanlarda takelerin yerini daha uyum sağlaması kolay olan geçiş köprüsü almıştır.
TAKOMETRE, 1) Optik yöntemle uzaklık ve yükseklik farkları ile düşey ve yatay açıların ölçümünde kullanılan teodolit. Âletin yapısında mevcut stadimetre çizgileri ile gözlem noktasında dik olarak tutulan mira üzerinde okunan değerlerden, âlet noktası ile gözlem noktası arasındaki eğik uzunluk ve düşey açının da okunması ile yatay mesafe ve kot farkı bulunur. 2) Çabuk ölçer. Arazide yatay mesafe ile kot farkını direkt ölçebilen takeometreler mevcuttur.
TAKIM , 1) Kırmak, delmek, kesmek, ezmek, aşındırmak, parçalamak gibi cisimlerin yalnız mukavemetini yenmekle mihaniki bir iş gören ; kaldırmak, yükseltmek gibi mukavemetini yenmekte insan gücünün verimini arttıran yahut sadece adele kuvvetinin belirli bir noktaya veya alana teksif veya belirli bir yöne tesir ettirilmesini sağlamak hususunda el ve parmakların devamı hizmetini görerek bunların görevini tamamlayan fakat, makinalarda olduğu gibi ayrı ayrı görevleri olan birden çok parçalarla yardımcı organlardan müteşekkil bulunmayan basit seyyar araçlar. 2) Bir amacı ve işlevi gerçekleştirmek için oluşturulan insan grubu.
TAKIM DİZİSİ, Sondajda delme ameliyesini gerçekleştiren, matkaptan su başlığına kadar sıralanmış portkron, karotiyer, karotiyer başlığı, ağırlık tijleri, normal tijler, manşonlar, redüksiyonlar ve su başlığının meydana getirdiği dizi.
TAKIM KOPMASI, Aşırı dönme momenti, imalat hatası, malzeme yorulması, aşırı çekme vb. sebeplerle kuyuda bulunan sondaj takımlarının en zayıf noktadan kopması olayı.
TAKIM SIKIŞMASI, Kuyu cidarının göçmesi veya çamur özelliğinin bozulması sonucu askıda bulunan kırıntıların takım etrafında çökelmesi veya pompaj yetersizliği sebebiyle takım dizisinin kuyuda döndürelemez ve vinçle yukarı çekilemez duruma gelmesi.
TAKİLİT, Bazaltik bileşimde genç volkanik cam.
TAKLAMA, Birbirine karşı sürülen iki galeri birbirine yaklaştığı zaman yakınlığı ve istikameti kontrol bakımından kazma küpüsü veya tokmak vurmak suretiyle yapılan işaretleşme.
TAKOZ, 1) Vinçlerde fren mekanizmasında sürtünmeyi sağlayan ağaç, fiber, vb. malzemeden yapılmış parça. 2) Galeri veya ayak tahkimatında direkbaşı ile tavan arasına yatay olarak konulan ve tavandan gelen basıncı yani tavan yükünü direğe ileten ve böylece esneklik sağlayan direk parçası. 3) Ayak ve galerilerde tabandan gelen basıncı direğe ileten direk parçası.
TAKSİR, Maden ruhsat sahası alalarının maden yasasına göre küçültülmesi.
TAKVİYELİ PORTKRON, —> Portkron.
TALAŞ, Testere ile biçilen ya da rende, törpü, matkap, torna, planya gibi iş tezgahlarında işlenen bir şeyden dökülen kırıntılar.
TALİ HAVALANDIRMA, 1) Kapalı işlet-mede ana havalandırma şebekesi dışında kalan yani normal havalandırmanın ulaşamadığı galeri, kuyu, lağım vb. yerlerin ana havalandırma ile irtibatlı olarak temiz hava tarafına kurulan ek havalandırma düzenleri ile havalandırılması. 2) İkincil havalandırma. Bu tür havalandırmada tali vantilatör (ikincil vantilatör) kullanılır. 3) Cebri havalandırma. —> Fiskete.
TALİ (ARA) KATLI AYAK İŞLETME METODU, Meyli 50½’den az olmayan hem madeni hem de taban ve tavanı sağlam, kalınlığı 15 m’ye kadar olan damarda, evvela damar içinde 60-70 m dik mesafeli ana nakliye galerileri sürüp bu galerileri damar boyunca 100 m aralıkları olan kelebelerle birleştirdikten sonra 100x75 m boyutundaki blok, ana galerilere paralel 5-10 m aralıklarla tali etajlara ayrıldıktan, taban galerisi ile ilk tali etaj arası da 15’er m aralıkla yapılan istihsal bürleri tamamlanıp üst kısmı huni haline getirildikten sonra tali galerilerin içinde yelpaze şeklinde lağım delikleri delip ateşleme yapmak suretiyle kazılan cevherin gravite ile bürlere inmesi esasına dayanan tahkimatsız işletme metodu. Bu usul, kalınlığı 15 m’den fazla olan damarlarda, ana nakliye galerileri rekup şeklinde sürülerek damar kalınlığı boyunca uygulanır. Aynı usül, panolar arasında topuk bırakmak suretiyle “tali katlı topuklu işletme metodu” olarak da yürütülebilir. Boşluklar sonra ramble edilebilir.
TALİ KATLI TOPUKLU AYAK İŞLETME METODU, —> Tali (ara) katlı ayak işletme metodu.
TALİ PERVANE, Ocaklarda ana havalandırma vantilatörüyle sağlanan hava akımı ile havalandırılması yapılamayan çalışma yerlerinin havalandırılması için kullanılan ikinci derece vantilatör. 2) —> Tali vantilatör. Tali havalandırma.
TALİ VANTİLATÖR, Ana havalandırma şebekesi ile havalandırılamayan tali yerlerin cebri havalandırılmasında, basınç elde etmek amacıyla emici, veya üfleyici olarak kullanılan, elektrik veya basınçlı hava ile çalıştırılabilen yardımcı vantilatör. Bunlar tek veya çok kademeli olabilir; ihtiyaca göre seri veya paralel olarak çalıştırılabilir. —> Tali havalandırma.
TALK, Kimyasal formülü 3MgO. 4SİO2. H2O olan, kaygan (yağlı, sabun hissi verir) beyaz-yeşil-gri renklerde, (toz halindeyken beyaz) tırnakla kolayca çizilebilen bir mineral. Talk, ateşe dayanıklı, ısı ve elektrik iletkenliği zayıf, yüksek sıcaklıkta sertleşir, katılaşır ve asitlerde bozulmaz. Bu özellikleri ile endüstride yaygın bir kullanma alanı sağlamıştır.
Ticari talklar saf veya içinde aynı parajenezde oluşan, kalsit, dolomit, kuvars, serpantin, magnetit, manyezit, klorit, tremolit, antrofillit veya krizotil bulunabilir. Lifli talkların “ Lif “ olarak ifade edilmesi, içindeki asbestiform minerallerinden ileri gelir. Seramik sanayiinde talk ve profilit ayrı ayrı veya birlikte kullanılır. Talkın seramik sanayiinde kullanılabilmesi için homojen bir kimyasal yapıya ve pişme esnasında sabit bir küçülmeyi haiz olması gerekir ve ayrıca pişme rengi, tane iriliği ve dağılımı da önem arzeder. Boya sanayiinde yüksek tenörlü talk tercih edilir ve beyaz renkte olması, tane şekli, dağılımı ve yağ emme özelliği önem arzeder. Dolgu sanayiinde genellikle düşük kaliteli talk kullanılır ve talkların yağ emme özelliği, renk, tane şekli, boyu ve dağılımı önem arzeder.
200 mesh ve daha ince (-5 mikron maksimum) tane büyüklükleri arasında geniş bir talep ve kullanma alanı vardır.
Talkın kullanılışında gözönüne alınan özellikleri, yumuşaklığı, pürüzsüz oluşu, rengi, parlaklığı, yüksek kayganlık özelliği, rutubet içeriği, düşük oranda yağ emme özelliği, kimyasal etkinliği, erime noktası, düşük elektrik iletkenliği, yüksek dielektrik mukavemeti ve yüksek termal iletkenliğidir.
Talkın en önemli kullanım alanları, yukarıda sayılanların yanısıra çatı mâlzemesi, haşerelere karşı, lastik sanayii, plastik sanayii, kâğıt imâli, kozmetik ve ilaç sanayii, otomativ, cilâ, mürekkep ve filtre imâli alanlarıdır.
TAM ANALİZ, 1) Bir parti veya yığından alınan kömür numunesinde serbest rutubet, bünye rutubeti, alt ısı değeri, kül oranı, uçucu madde oranı ve sabit karbon oranı tayinlerinin yapılması. 2) Bir bulamaç içindeki bütün aniyon ve katiyonların saptanması.
TAM BLOK ÇALIŞMA YÖNTEMİ, Döner kepçeli kazıcının, örtükazı veya kömür dilimi içinde çalışması. —> Şekil, Blok çalışma yöntemi, Yarı blok çalışma yöntemi.
TAMBUR, 1) İçi boş silindir. 2) Tromel.
TAMBUR DEĞİRMEN, İçi boş silindirik değirmen. Bazılarının giriş ve çıkış tarafları kesik koni şeklinde olabilir. Tambur içi aşınmaya dayanıklı bir malzeme ile zırhlanabilir.
TAMBUR FİLTRE, 1) Tekne şeklindeki hazneye gelen şlamda bulunan sıvının dönen silindir şeklirdeki düzen vasıtasıyla emilmesi suretiyle, dış yüzeyine katı maddelerin yapışması ve sonra bunun üflenerek ve sıyrılarak alınması prensibi ile çalışan cihaz.
TAMBURLU KESİCİ, 1) Ayak zincirli konveyör üzerinde hareket ederek üzerinde kesici dişleri bulunan tek veya çift tamburun döndürülmesi suretiyle madeni kesip zincirli konveyörün üzerine aktaran mekanizasyon aracı. Tamburlu kesici, tambur çapı ve damar kalınlığına göre tam-veya kısmi kesme yaparak kazı yapabilir. 2) Kesici kazı makinesi.
TAM DOLGU, —> Ramble.
TAMİR , Onarma, onarım, herhangi bir kıymet biriminde oluşmuş aşınma, bozulma, eskime ve çürümelerin giderilmesi ve birimin eski haline getirilmesi için yapılan işler.
Yeraltı işletmelerinde kırılan veya bozulan tahkimatın değiştirilmesi olayı. Bu onarımı yapmak için çalışan kişilere de tamirci denir.—> Tarama .
TAMİRCİ, Yeraltı işletmelerinde bozuk bağları değiştiren usta.
TAMİRCİ EKİBİ, Yeraltı işletmelerinde bozulan tahkimatı tamir etmek için genellikle bir tamirci ustası ve bir yardımcı işçiden ibaret ekip.
TAM MEKANİZE AYAK, —> Alın mekanizasyonu. —> Mekanizasyon. Mekanize ayak.
TAM NUMUNE, Sondaj çalışmalarında planlı bir şekilde ve muntazaman her derinlikte alınan numune. —> Parça numune.
TAMANO BAKIR FLAŞ İZABE YÖNTEMİ, Bakır izabesi için geliştirilmiş ve —> Flaş ergitme yöntemini esas alan pirometalurjik prensiplere dayanan yöntem. Tamano bakır flaş izabe fırınının, Outokumpu fırınından farkı, “ settler” (dinlendirme-yerleşme) kısmında curufa daldırılmış elektrotların bulunmasıdır. Böylece curuftaki bakır miktarı azami ölçüde düşürülebilmektedir, (% 0,5 Cu civarında). Bu şekilde curuf flotasyonunun yükü azaltılmaktadır. Ayrıca fırının yanma kulesi kısaltılarak, kulede ısı kayıpları azaltılmakta ve böylece yakıt tasarrufu sağlanmaktadır. Tamano flaş izabe fırını, otokumpu fırınının daha geliştrilmiş bir şekli olmakla beraber, elde edilen mat ayrı bir konverterde işlem gördüğü için sürekli bakır izabe prosesi olarak kabul edilmemektedir.
TAMPONLU GALVANOPLASTİ, Üzeri bir fırça, bir sünger veya elektrolit soğuran bir cisimle çevrili anodun, işlem sırasında, katot yüzeyi üzerinde yer değiştirdiği —> Galvanoplasti.
TANDEM ARABA ÇEKİCİSİ, Tumba mahallinde kurulan ve ocak arabasını otomatik olarak çekebilen düzen. Arabaları millerinden kavramaya yarayan iki adet çekici pimi bulunan çift zincir, baş taraftaki bir makina ile hareket ettirilir. Pimlerden biri arabayı çekerken, diğeri çekilen arabanın altından kayarak bir sonraki arabayı milinden kavrar. —> Şekil.
TANE BÜYÜKLÜĞÜNE GÖRE TASNİF, —> Klasifikatör, Boyutuna göre ayırma.
TAPA, 1) Lağım deliklerinin patlayıcı madde ve sıkılama çamuru doldurularak sıkılanmasında kullanılan sopa. 2) Sıkılama çubuğu. 3) Tıkaç. 4) Sondaj borusu çimentolamasında, boru içinde yollanan ve iki parçadan müteşekkil, çimentonun halka boşluğa geçmesini mümkün kılan fakat geri bırakmayan özel sondaj takımı. —> Çimentolama
TAP ETMEK, Bakır işletmeciliğinde; mat veya cürufun cidardaki bir delikten dışarı alınması.
TARAK, Mermer işletmeciliğinde kullanılan, ucu dişli —> Kalem.
TARAK DUBASI, —> Tarak Gemisi.
TARAK GEMİSİ (TARAK DUBASI), Sualtı kazılarında kullanılan büyük yüzer aygıt. Sualtı kazıları, a) Kanal, akarsu ve liman yataklarının açılması ve derinleştirilmesi, b) Alçak kara parçalarının doldurularak yükseltilmesi için dolgu malzemesi ve inşaat kumu çıkarılması, ayrıca akaçlama (su toplama, drenaj) ve kanalizasyon sistemlarinin geliştirilmesi, c) Baraj, sedde, akarsu ve deniz kıyılarını denetim altına alan başka yapıların kurulması, d) Madencilikte ticari değer taşıyan sualtı çökellerinin sığ ve derin deniz madenciliği ile çıkarılması, e) Deniz canlılarının çıkarılması, amaçlarına yönelik olarak yapılır.
Tarak dubaları mekanik ve hidrolik dubalar olarak başlıca iki sınıfa ayrılır. Her iki sınıfta pek çok özel tarak dubası tipi olduğu gibi, her iki etkiden yararlanarak çalışan kombine dubalar da geliştirilmiştir. Tarak dubaları değişik türden çökelleri ve deniz dibi plaser maden yataklarını veya okyanus diplerinde teşekkül eden mangan yumruları vb. oluşumları kazıyabilecek biçimde tasarlanmış olmakla birlikte, limanlarda deniz derinliğini koruyabilmek için hafriyatı yapılan asıl mâlzemeler kum ve çamurdur.
Kepçeli tarak dubası temel olarak bir mavnaya yerleştirilmiş bir sualtı ekskavatörüdür. Başlıca farkı; kepçe, kepçe kolu ve kepçe kolunu yöneten vinç kolu tasarımlarının ve kepçenin kazı mekanizmasının daha değişik olması ve donanımın geniş bir yay çizerek çaşılabilecek şekilde mavnaya yerleştirilmiş bulunmasıdır.
Kapma kepçeli (klemşel) tarak dubalarının kepçesi, birbirine mafsallanmış taraklı iki çeneden oluşan bir kova biçimindedir.
Kova esnek tel halatların yardımıyla dibe daldırılır, çeneler kapatılır ve kepçe yukarı çekilir. Kepçeli tarak dubaları daha derinlerde de kazı yapabilir.
Kovalı tarak dubaları ise, kesintisiz bir zincir biçiminde yerleştirilmiş ve ayarlanabilir bir kolun çevresinde dönen kovalardan yararlanılarak su dibindeki malzemeyi kazarak dubaya veya mavnaya çıkarır ve getirdiği malzemeyi burada boşaltarak dibe doğru iner.
Skreyper ya da dreglayn olarak da adlandırılan çekme kepçeli tarak dubalarında, vinç kolunun ucunda kablolarla denetlenen kova, zemini sıyırarak tarar.
Hidrolik tarak dubalarında ise, merkezkaç (santrifüj) pompalardan (tulumbalardan) yararlanılır. Pompa karterindeki pervane merkezkaç etkisiyle katı, sıvı ve gaz karışımını dışarı püskürtür.
Tarak dubalarında yukarı çıkarılan malzeme sahile taşınacaksa önce mavnaya aktarılır oradan da borular yardımı ile kıyıya atık yerine veya zenginleştirme tesisine gönderilir. Eğer su tabanından çıkarılan malzeme açık denize atılacaksa tarak dubasından altı açılabilen ve römorkör vasıtasıyla çekilen mavnalara veya kendinden hareketli (zatül hareke)çamur klapelerine aktarılır. Böylece çamur, taban açılarak denize boşaltılır.
TARAKLI, 1) Mermer işletmeciliğinde taşların imalâttaki yerinde görünen yüzlerin tarakla işlenmiş hâli olup, taşların tarakla işlenmesine taraklama denir. 2) Kalemli.
TARAKLI DUBA, —> Dreç ameliyesi.
TARAKLI RAMBLE, —> Kısmi ramble.
TARAKLAMA, Mermer işletmeciliğinde, taşların tarakla işlenmesi.
TARAMA, 1) Tavan, yan veya taban basıncı sonucunda, daralan galerileri eski boyutlarına getirebilmek için veya herhangi bir galerinin boyutlarını büyütmek için yapılan genişletme işlemi. 2) Sondaj kuyularının kalibrasyonunu sağlamak için kuyu cıdarının özel matkapla (tarama matkabı, rimer) genişletilmesi ve temizlenmesi işlemi.
TARAMACI EKİBİ, 1) Ocaklarda arazi tazyikleri ve kabarma suretiyle daralmış galeri ve tabanları genişletmek için teşkil edilen ekip. Taramacı ekibi; tarama ustası, taramacı yedeği ve yeterli sayıda tarama işçisinden oluşur. 2) Taramacı.
TARAMA DELİĞİ, 1) Galeride orta deliklerin çevresinde bir veya birkaç sıra olarak delinmiş ve orta deliklerin ateşlenmesinden sonra sıra ile ateşlenen lağım delikleri. Gecikmeli kapsül kullanıldığı takdirde deliklerin ateşleme sırasına uygun kapsül kullanılır. 2) Yardımcı delik.
TARAYICI MATKAP, 1) Daha önce açılmış bir sondaj kuyusunun çapını genişletmek için kullanılan genişletme matkabı. 2) Rimer.
TASFİYE, —> Rafinasyon.
TASFİYE DÖKME DEMİRİ, Çelik elde etmek üzere tasfiye edilmesi gereken beyaz —> Dökme demir.
TASLAK, Mermer işletmeciliğinde, istenilen şekli verecek şablonlardan 1-5 cm paylı (toleranslı) olarak kabaca işlenmiş taş tomruklar.
TASMAN, 1) Madencilik faaliyetleri sebebiyle yeraltında oluşan boşluklardan dolayı, üst formasyonların oturması sonucu yeryüzünde meydana gelen çöküntü.
Bu çöküntünün tesir sahası üzerinde bulunan yapılarda hasarlar meydana gelebilir. Bina, kanal, karayolu ve demiryollarında kendini belli eden bu tür hasarlara tasman zararı denir. 2) İnhidam.
Yeryüzünde bulunan nokta tasman tesiri ile helisodial bir şekilde yer değiştirir. Bu noktanın yatay hareketine deplasman, düşey hareketine de çökme denir. —> Tasman hesabı.
TASMANDA BASINÇ, —> Tasmanda tesir açısı. Kırılma açısı.
TASMANDA ÇÖKME, —> Tasman. Tasman hesabı.
TASMANDA ÇÖKME FAKTÖRÜ, Tasman nedeniyle meydana gelecek çökmeyi hesaplamak için işletme yöntemine göre alınan faktör. Bu faktör 0,1-0,95 arasında değişir; genellikle hidrolik rambleli işletme yöntemi uygulanan yerlerde 0,1-0,3 kuru rambleli işletme yöntemi uygulanan yerlerde 0,5-0,6 olarak alınır. —> Tasman hesabı.
TASMANDA ÇÖKME MİKTARI, Yeryü-zünde meydana gelen çökmenin derinliği. —> Tasmanda tesir açısı, Tasmanda zaman faktörü, Tasmanda çökme faktörü.
S= e.m.a.z eşitliği ile hesaplanır.
S= Çökme miktarı, çökme derinliği (m)
Yeraltındaki üretim alanı (m2)
e= ––––––––––––––––� �––––––––––––––––� ��
Yerüstündeki tesir alanı (m2)
m= Damar kalınlığı (m)
a= Çökme faktörü
Hidrolik ramblede (dolguda) 0,1-0,3
Pnömatik ramblede 0,5-0,6
Göçertme yönteminde 0,75-0,95
z= Zaman faktörü: Koşullara göre değiştiğinden deneyle bulunur.
TASMANDA DEPLASMAN, —> Tasman.
TASMANDA EKSTANSİYON (Çekme), —> Tasmanda tesir açısı. Kırılma açısı.
TASMANDA KIRILMA AÇISI, Yeryüzünde maksimum ekstansiyon (çekme) ve kompresyon (basınç) görülen noktayı imalat sınırına dik düzlemin imalat sınırını kestiği nokta ile birleştiren doğrunun, bu düzlem üzerinde olup imalat sınırından geçen dik doğru ile yaptığı açı.
Maksimum ekstansiyon (çekme) ve kompresyon (basınç)ın, imalat sınırını belirleyen dikey doğruya yeryüzündeki mesafesi, örtü tabakasının cinsine göre genellikle örtü tabakası kalınlığının 0,18’i ile 0,37’si arasında olur. Bunu belirleyen kırılma açısı değeri ise; 10½-20½ civarındadır.
Tasman’ın imalat sınırına olan tesir mesafesi de, örtü tabakasının petrografik bileşimine ve tektonik strüktürüne bağlı olarak, genel olarak örtü tabakası kalınlığının 0,6’sı ile 2,43’ü arasında değişir (ortalama 0,7). Bunun açı cinsinden ifadesi ise; 20-55½ arasındadır (ortalama 35½). Derinlik arttıkça tesir ve kırılma açıları küçülür. Örta tabakası kalınlığı 50-200 m olan yerlerde tesir açısı 40½, 700-900 m olan yerlerde de 30½’den az olur.
TASMANDA KOMPRESYON (Basınç), —> Tasmanda tesir açısı. Kırılma açısı.
TASMAN ÖLÇMESİ, Bir maden sahasındaki yeraltı işletme faaliyetlerinin yer üstündeki çekme, çökme, kabarma, basınç ve kayma şeklindeki etkilerinin belli zaman aralıklarında yapılan ince nivelman ölçmeleriyle saptanması. Ölçme noktaları olarak, damar meyline veya damar doğrultusuna paralel alınan ölçme hatları üzerinde eşit aralıklarla çakılan metal kazıklar kullanılır. Ölçmeler, duruma göre, iki yılda bir veya yılda bir defa yapılır. İki ölçme arasındaki farklardan tasman miktarları hesaplanır. Ölçme noktaları olarak, bina köşeleri, çeşme olukları gibi sabit noktalar ile hassas olarak tesis edilen poligon noktaları alınır. Elde edilen neticeler bir tasman plânı üzerinde eşyükselti çizgileri ile gösterilir.
TASMANDA TESİR AÇISI, Dik bir düzlemin imalat hududunu kestiği noktadan geçen dikey doğru ve bu düzlem üzerinde yeryüzünde tasman etkisinin sınır noktasını birleştiren meyilli doğru arasındaki açı (sınır veya limit açısı). Yeryüzünde tesir açısının etki alanı içinde ekstansiyon (çekme), tesir açısının simetriği olan kısmında da kompresyon (basınç) etkisi görülür. —> Kırılma açısı.
TASMANDA ZAMAN FAKTÖRÜ, Tasman nedeniyle meydana gelecek çökmeyi hesaplamak için örtü tabakalarını teşkil eden katmanların cinsine göre alınan faktör.
Bu faktör tecrübeye dayanarak elde edilir. Genellikle tam çökme 5-10 yıl sonra gerçekleşmiş olacağından, işletme yapıldıktan sonra geçecek 5-10 yıl için yapılacak tasman hesabında z = 1 alınır. —> Tasman hesabı.
TASMAN HESABI, Tasman tesiri, yeryüzünde meydana gelen çökme (s), damar kalınlığı (m), çökme faktörü (a), zaman faktörü (z) ve üretim yapılan alanın imalatın tesir ettiği alana bölümü ile elde edilen (e) faktörlerine bağlı olarak yapılan hesap. Bu hesaplamada (s = e.m.a.z) formülü kullanılır. —> Tasmanda çökme fak-törü. Tasmanda zaman faktörü. Tasman. —> Şekil-Sayfa 380.
TASMAN ZARARI, —> Tasman.
TASNİF, 1) Sınıflandırma. 2) Klasifikasyon.
TASNİF ELEĞİ, Cevher ve kömür veya kazılmış malzemeyi tane büyüklüklerine göre (sınıflama) ayırma için kullanılan elek.
TAŞ, —> Kayaç.
TAŞBAŞYUKARI, —> Başyukarı.
TAŞBİLİM, —> Jeoloji.
TAŞ BLOK, Mermer işletmeciliğinde, moloz taşlardan daha büyük ebatta tabiî taşların ocaktan çıktığı hâli.
TAŞ DOLGU, Kömürün istihsal edilmesi nedeniyle boşalan hacmin aynı yer veya yakından getirilen malzeme ile doldurulması. —> Kısmi ramble.
TAŞ GALERİ, —> Lağım.
TAŞ KENET, İki taşın bitiminde taşlardan birinin diğerine nazaran hareketini, yabancı madde kullanmaksızın, önlemek amacıyla taşlara verilen şekil.
TAŞ NOHUDU, Mermer işletmeciliğinde, 0,3-0,7 cm arasında kırılmış taş.
TAŞ PLAK, Mermer işletmeciliğinde kalınlığı genişliğine nazaran çok ince olan taş levha .
TAŞ PİRİNCİ, Mermer işletmeciliğinde, 0,1-0,3 cm arasında kırılmış taş.
TAŞIMA HIZI, Taşıma aracının malzemeyi belirli bir yerden, diğer bir yere götürme hızı. Taşıma hızı genellikle m/saniye birimiyle ifade edilir. Bu hız zincirli koveyörlerde (panzer) 0,4-1,4 m/s, bandlarda 0,9-6 m/s arasında değişir. Taşıma hızının 2,5 m/s’yi geçmesi durumunda insan taşımasının yapılması büyük tehlike arz eder.
TAŞKÖMÜRÜ, Organik bir oluşum olup, kompakt, masif, kırıklı, düzensiz, nadiren bankoidal, ekseriyette parlak ve mat halde bulunan siyah renkli kömür.
Taşkömürlerinin porselen üzerinde çizgileri daima siyahtır.
TAŞKÖMÜR EŞDEĞER TONU, —> (TET) —> Ton eşdeğer taşkömürü.
TAŞ KÖMÜRLERİNİN SINIFLANDIRILMA-SI, —> Maden kömürlerinin uluslararası klasifikasyon sistemi.
TAŞ MATKABI, 1) Kesici yüzeyi keseceği formasyona göre değişik imal edilmiş konik iki, üç veya dört çarkla donatılmış karot almadan ilerleme yapılmasına yarayan sondaj matkabı. 2) Rokbit.
TAŞOCAĞI, Bina, yol vb. diğer yapı işlerinde kullanılan malzemelerin ve endüstriyel hammaddelerin çıkarıldığı, nizamnameye tabi küçük çaptaki açık işletme.
TAŞ TOMRUK, Mermer işletmeciliğinde taş blokların, kullanılacağı maksada göre varyoz, çekiç ve kama ile kabaca yonularak az çok geometrik şekil verilmiş hâli.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:33 #52
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

TAŞ TOPUK, Tavanı tutabilmek için iri taşlardan tavan ile taban arasına kuru olarak örülmüş ve içi molozla doldurulmuş —> Sun’i topuk.
TAŞTOZU, 1) Madencilikte arzu edilmeyen ve silis vb. sağlık için zararlı (partiküllerden) taneciklerden oluşan toz. Bu toz delme, ateşleme, dolgu ve göçük sonucu ortaya çıkar. 2) Özel olarak hazırlanmış kalker tozları. Kalker tozları infilaklerde koruyucu malzeme olarak veya infilak sonrası yangınlarda alevi boğmak için belirli mesafelerde özel olarak yapılan sehpalar üzerinde veya toz sandıklarında (taştozu kasaları) muhafaza edilir. İnfilakın basıncı ile bu tozlar dağılarak bir toz perdesi meydana getirmek suretiyle alevin boğulmasını sağlayarak daha ileriye sirayetini önler. Taş tozu, olabildiğince nem tutmayacak, silis içermeyecek, içinde % 1,5’dan çok organik madde bulunmayacak ve sağlığa zararlı etki yapmayacak nitelikte olmalıdır. 3) Mermer işletmeciliğinde 0,1 cm’den ince kırılmış taş. ––> Toz kasası.
TAŞTOZU SERPME, Bu iş için özel olarak yetiştirilmiş ve görevlendirilmiş bir nezaretçinin gözetiminde yapılan serpme işlemi. Patlamaya elverişli kömür tozu varsa, bütün vardiya süresince taş tozu serpilir. Ayak alınlarındaki taş tozu serpme işleri dışında, bütün şistlemeler, en az sayıda işçi çalıştırılan vardiyada, makinelerle şistleme ise, çevrede kimsenin bulunmadığı zamanlarda ve havanın gidiş yönünde yapılır. Serpme işinde çalışanlar kişisel koruyucularla teçhiz edilir.
TAŞTOZU TUTUCU, Delik delme sırasında meydana gelen taş tozlarının zarasız hale getirilmesi için kullanılan toz tutucu cihaz.
TAŞYAPICI KAYNAKLAR, —> Kalker tüfü.
TAVAN, 1) Üretim yapılan yerin dikey olarak üzerinde bulunan stabil veya akıcı kitle. Üretim yapılan yerin tavanı, az meyilli maden yataklarında ya damarın tavan taşı veya eskiden alınmış damar diliminin göçüğü (eski), dik maden yataklarında eski imalat, cevher veya kömür olabilir. 2) Bir maden ocağı içerisinde çalışılan yerin, üstündeki yatay veya meyilli olabilen ayırım düzlemleri. 3) Tabaka halinde maden yatakları düşünüldüğünde, madenin üst sınırını teşkil eden düzlem. 4) Galerinin üst kısmı (galeri tavanı).
TAVANA ATIM, Damar içinde sürülen bir taban veya kılavuzda rastlanan fayın geçilmesinde, damarın diğer parçasının tavan tarafına atılmış olması hali.
TAVAN BASMASI, Tavan basınçlarının tahkimatı deforme etmesi. Basınç yandan geldiği takdirde meydana gelen etkiye de yan basıncı denir ve tahkimat deformasyona uğrayabilir.
TAVAN BOŞLUĞU, Galerilerde ve ayaklarda tahkimatın üstünde bulunan boşluk.
TAVAN CIVATASI, 1) Tavan katmanlarını tutabilmek için tavanda açılan deliklere yerleştirilen özel saplama. Bu saplamalar imalat şekline göre çıkarma-, çekme kamalı, konik gerdirmeli vb. şekillerde imal edilir. —> Ankeraj tahkimatı. 2) Rufbolt. 3) Tavan saplaması.
TAVAN FIRÇASI, Galeri tahkimatında boyunduruğu desteklemek için iki yandirek veya iki sarma arasında vurulan ve tahkimat direklerine nazaran daha ince olan iki ucu kurtağzı olarak hazırlanmış takviye direk. —> Fırça vurmak.
TAVAN KILAVUZU, —> Kılavuz.
TAVAN LAĞIMI, —> Kılavuz. Taban-Tavan galerileri.
TAVAN OTURMASI, Tavanın tahmin edilen süreden önce, ani olarak göçmesi, yerleşmesi.
TAVANTAŞI, 1) Damarın tavanını teşkil eden kayaç. 2) Belli bir madeni içeren formasyonun üstünü örten kayaçlar.
TAVAN TOPUĞU, Askıda bırakılan emniyet topuğu. —> Emniyet topuğu.
TAVİKLİ KAPSÜL, —> Kapsül.
TAVLAMA, 1) İç dengesini kaybeden bir metalin eski haline gelmesini sağlayan işlem. 2) —> Isıl işlem.
TAVLANMIŞ CAM, Yaklaşık olarak 750° C sıcaklıktan sonra hava etkisiyle aniden soğutulmuş cam çeşidi.
TAVLI TELLER, —> Uzun hadde ürünleri.
TAYRABATAN, —> Uzun ayak.
TAYSAŞAN, —> Uzun ayak.
TAVUKLAMA, 1) Cevher veya kömürün dış görünüşüne göre elle seçilerek veya küçük çekiçler kullanılarak ayrılması işlemi. 2) Elle ayıklama. 3) Triyaj.
TAZYİK ÇATLAKLARI, Tavan basıncı nedeni ile ayak alnında alına paralel bir şekilde oluşan çatlaklar.
TAZYİKLİ HAVA, —> Basınçlı hava.
TBRC (Top blown rotary converter) SİSTEMİ, Değerli metallerin izabe ve rafinasyonunda kullanılan pirometalurjik prensiplere dayalı, değerli kompleks hammaddeleri işleyen konverter. Bu sistemde sabit eksenli bir döner fırın ve bu fırında oksi-gaz yakma ve metalurjik işler için geliştirilmiş lans (brülör) sistemi bulunur. Sistem yüksek sıcaklıkta ve yüksek dönme hızlarında işletilebilir (0-60 rpm arasında). Fırınlar hem eğilebilir, hem de dönebilir niteliktedir. Brülör sistemi, fırının yüksek redüktif, nötral, yüksek oksidan şartlarını sağlamada ve birbirine dönüştürmede çok iyi bir atmosfer kontrolü sağlar. TBRC sistemi, genelde hem primer, hem de sekunder endüstrilerde kompleks değerli metal hammaddelerini işlemede tercih edilmektedir.
TEBEŞİR, Rengi ve çizgisi beyaz, yumuşak ve kolaylıkla toz haline gelebilen, bileşiminde % 98 oranında kalsiyum karbonat bulunan saf kalker. Tebeşir tozunun mikroskopla incelenmesinde şekilsiz ve kalkerli bir çimento ile birçok foraminifer kabukları görülür.
TECRİT, —> İzolasyon.
TECRÜBE GALERİSİ, Madencilikte kullanılan veya kullanılacak patlayıcı maddelerin kullanma tecrübelerinin yapılması veya patlayıcı ortamda çalıştırılacak antigrizu cihazlarının tecrübe edilmesi için özel olarak yerüstünde veya yer altında hazırlanmış galeri.
TEFESSÜH, Fizik ve kimyada radyoaktif artı yüklü bir çekirdeğin bazı ışın ya da tanecikler salmasıyla başka çekirdeklere dönüşmesi, yani çürümesi. 2) Alterasyon. 3) Bozulma.
TEFLİK, —> Dilinim.
TEHLİKELİ GERİLİM, Etkin değeri 65 voltun üstünde olan gerilim.
TEHLİKELİ MADDELER, Bayındırlık Bakanlığınca “ Tehlikeli maddelerin taşınması” hk. çıkardığı, 22.10.76 tarih ve 15742 sayılı resmi gazetede yayınlanan yönetmeliğe göre: Patlayıcı, yakıcı, zehirli, radyoaktif, kendi kendine tutuşan maddelerle, yanıcı sıvılar ve kolay ateş alabilen yanıcı maddeler ve fiziksel veya kimyasal evsafı bakımından bunlara benzeyen diğer maddeler.
TEHLİKE SINIRI, Deniz göl veya nehir altında bulunan madenlerde yapılan çalışmalarda su seviyelerinin en yüksek sınırda oluşan kenar çizgisine çalışılan yerin derinliğinin yarısı kadar bir mesafenin kara tarafına doğru ilave edilmesi ile bulunan hat.
TEKATU NOKTASI, Ruhsat sahasını saptamak için kullanılan bazı sabit-belirli noktaları (minare, çeşme vb.) birleştiren doğruların kesiştiği nokta.
TEKNİK, 1) Temel olarak alet yapımı ve alet kullanarak sonuç alma yöntemleri. 2) Fizik, kimya, matematik gibi bilimlerden elde edilen verileri iş ve yapım alanında uygulama. 3) Yol, beceri, yöntem.
TEKNİK AMONYUM NİTRAT, İçinde katkı maddesi bulunmayan, % 35 azot ihtiva eden saf amonyum nitrat. Saf amonyum nitrat çözeltilerinde dolomit, kireçtaşı, manyezit vb. dolgu maddeleri ilave edilerek, ihtiva ettiği azot yüzdesinin, % 35’den aşağıya çekilmesi durumunda elde edilen mâmul amonyum nitrat gübresi olur. Kısaca TAN simgesi ile gösterilen teknik amonyum nitrat, patlayıcı madde olarak depolanır ve kullanılır.
TEKNOPARK, Bilimsel ve teknik araştırmaların ya da genel bir deyimle yeni teknolojilere ait fikirlerin düşünce safhasından çıkarılarak ticari bir değer kazanmasını sağlayan merkez. Burada bilim, teknoloji ve Ar-Ge kuruluşlarının faaliyet gösterdiği binalar bulunur. Teknoparkların kurulmasıyla, yeni teknolojik fikirlerin ticari alana aktarılamayan ve bu nedenle tam yararlanılamayan bilim ve teknolojiyi değerlendirme amacı güdülür.
Kurulmuş olan teknoparklarda görülmüştür ki teknoparktaki sanayi firmaları , bir veya daha fazla üniversitenin bilgi ve teknoloji birikiminden yararlanma imkânına sahip olabilmekte; üniversiteler ve araştırma laboratuvarı ile endüstri arasında teknoloji transferi sağlanabilmektedir. Teknopark alanında yer alan kiracı ve katılımcı firmalara, teknoloji transferi ve iş idaresi konularında destek sağlayacak, modern büro hizmetleri ve her türlü danışmanlık hizmetleri verecek bir yönetim anlayışı oluştuğu da görülmüştür.
Ayrıca risk sermaye kuruluşları, teknoparkta ortaya çıkan yüksek teknoloji ürünlerinin, sanayiye kazandırılması için finansal destek de vermektedir.
Teknopark; teknoloji parkı, araştırma parkı, ileri teknoloji merkezi, teknopol, teknopolis, bilim parkı (science park/ innovation center), kuluçka merkezi gibi terimler ile eş anlamlıdır.
Yukarıda dünyadaki teknoparklar hk. bazı bilgiler verilmişt
TEKNOLOJİ PARKI, —> Teknopark.
TEKNOPOL, —> Teknopark.
TEKNOPOLİS, —> Teknopark.
TEKRAR KAZI (Re handel) HESABI, Dragline örtükazı uygulamasında, aktarılan malzemenin alınarak tekrar atılması işlemi. Uygulamada dilim kazı miktarına göre ve dragline kapasitesine göre olmak üzere iki ifade kullanılır. —> Şekil.
TEKSTİL BANTLAR, —> Bant.
TEKSTÜR, 1) Bir kayacı teşkil eden parçalar veya kristallerin kompozisyonu, fiziksel yapısı ve görünüşü. 2) Betonda agregayı teşkil eden (çakıllı kum, taş kırığı vb.) parçacıkların karakteri, düzeni ve dokusu. 3) —> Doku. Tekstür (doku) ve strüktür (yapı) kelimeleri az veya çok değişik anlamda kullanılmakla beraber, esas olarak “Strüktür” kelimesi yeryüzünde bir kayaç kitlesini nitelendirmek, “Tekstür” kelimesi de bir parça kayaç numunesini karakterize etmek için kullanılmaktadır. Bir kayacın strüktürü onun tabakalaşmış, kayganlaşmış, şistleşmiş veya breşleşmiş olduğunu, tekstürü ise onun kırıntılı, tortul veya kristalli veya camsı olduğunu ifade eder.
TEKTONİK, 1) Yerkabuğunun yapısı ile bu yapının oluşumunu sağlayan hareketlerin öğretimi, aynı zamanda bütün bu hareketlerin yarattığı görüntünün müşterek adı. Jeotekniğin görevi; iç yapıları, arızaları, deformasyonları yaratan hareketlerin güzergah, istikamet, zaman, süre ve sebeplerini saptamaktadır. Tektoniğin müstakil büyük bölümleri: (1) Yerkabuğunun kırılma zonlarıyla (çatlaklar, kırıklar, faylar vb.) uğraşan kırılma tektoniği; (2) Her çeşit kıvrılma tipleri konusuyla uğraşan kıvrılma tektoniği. Bu bölüme Alpler, Apeninler, Karpatlar, Toroslar, Himalayalar gibi çok sayıda büyük bindirmelerden oluşmuş dağ silsilelerinin öğretisi de girer. 2) Mikroskop altında incelenen ince kesitlere kadar gözlemlenmesi yapılan en küçük tektonik deformasyon görüntüsüyle uğraşan küçük veya ince tektonik. İstatiksel bir karakter gösteren ince tektonik araştırmaları büyük tektonik yapının oluşum değerlendirmesinde çok önemli tamamlayıcı bilgiler verir.
TEKTONİK BREŞ, —> Breş.
TEK ZİNCİRLİ KONVEYÖR, —> Zincirli konveyör, Konveyör.
TELEFERİK, —> Havai hat.
TELEMETRE, Baz’ı durulan noktada ve kendi üzerinde olan uzunluk ölçme aleti. Değişmez bazlı ve değişken açılı veya değişken bazlı tipleri mevcuttur. Ölçme için düz kenarlı bir hedefe bakılması yeterlidir. En çok kullanılan tipleri Todis ve Teletop telemetreleridir.
TELESKOPİK BUMLU KAZICI, Boyu belli bir ölçüde uzayıp kısalabilen dönerkepçeli kazıcı. Bu sayede kazıcı, çalışma konumunu değiştirmeden kademe şev düzlemi üzerinde, paralel ve dikey dilimler halinde kazı yapabilir. Üst dilimler daha ilerde alt dilimler daha önde olduğu halde, bumun boyu dilimlere teleskopik hareketle uyum sağlar.—> Şekil.
Sabit bumlu kazıcıda ise; kademe şevinin üst dilimlerinde kazı yapabilmesi için bum uzunluğu değişmeyen kazıcının bir miktar öne alt dilimlerde ise; bir miktar geriye doğru yürümesi gerekir.
TELETERMAL, Epitermal zonu takip edip yeryüzüne yakın ve daha düşük sıcaklıklardaki muayyen mineralleşmeyi içeren zon. —> Hidrotermal maden yatakları.
TEL DAMAR , Mermer madenciliğinde iki yatak yüzeyi arasındaki taş (Bank) içinde, genellikle yatak yüzeyine paralel olan, değişen şekil ve kalınlıktaki ve yapıştırıcı kabiliyeti az olan killi damar.
TEL HALAT, —> Çelik halat.
TEL ÖRGÜLÜ ELEK, Daire, üçgen, trapez kesitli, çelik, pirinç, fosfor bronzu, özel paslanmaz çelik teller, plastik ve suni elyaf malzeme kullanılarak imâl edilen ve eleme işlemi yapacak ünitelerin imâlinde kullanılan eleman.—> Elek örgülü eleklerde etken eleme alanı, diğer elek türlerine göre daha fazladır. Bu nedenle bunların eleme randımanı eşit koşullarda diğer eleklere nazaran daha yüksektir. Elek yüzeylerinin seçiminde elenecek malzeme türü, boyutu, elek aralığı ve tel kesit biçimi dikkate alınır. Bunlarda tel kalınlıkları inceldikçe eleme randımanı artar; fakat buna karşılık eleğin dayanma ömrü azalır. Bu nedenle kömür yıkama tesislerinde 0,5mm den daha ince boyutlu malzemeyi süzme ve eleme işleminde özellikle trapez kesitli barlardan yapılmış (Elek) “ Rima elek “ yüzeyleri kullanılır.—> Delikli saç elek, Elek altı, Elek üstü , Elek açık alanı, Elek anma alanı.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:33 #53
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

TEL TESTERE, Bir güç kaynağı vasıtasıyla çevrilen bir tambura sarılı uzun bir çelik tel halatın, birbiri arkasına mesnetler teşkil eden makaralarla kesilecek mermer kitlesine ayarlanarak tepeden başlamak üzere mermer bloku üzerinde süratle hareket etmesi neticesi mermer blokunu kitleden biçip ayırma esasına göre yapılmış basit bir mermer istihsal ekipmanı. Testerenin teli 3 adet telin özel şekilde birbiri ile örülmesi suretiyle meydana getirilen takriben 6 mm çapında yüksek karbonlu çelik teldir. Tel halatlara verilen sürat 100 ila 500 m/dk, biçme randımanı 1,20 ila 2,5 m2/saat’tir.
TEMEL CIVATASI, Makine temellerine yerleştirilen, makine şaselerinin veya kızaklarının temele bağlanmasını sağlayan ve betonda kalan kısmı betonla teması ve birlikte çalışmayı sağlayacak şekilde hazırlanan cıvata. 2) Bulon.
TEMEL SONDAJI, Üzerine büyük inşaat yapılacak arazilerin yapısını, rutubetini, mekanik özelliklerini saptamak amacıyla inşaatın temelini etkileyebilecek, genellimle 20 m, özellikle 50-150 m derinliğe kadar indirilebilen ve özel teçhizatla yapılan sondaj.
TEMİNAT, 1) “3213 sayılı Maden Kanunu”nda kullanılan bir terim olup, madencilik faaliyetlerinde kanun hükümlerine ve tekniğe uygun çalışmayı temin amacıyla alınan ve nakit karşılığı yapılan geçiçi ödeme. 2) Genel anlamda bir kanının, bir düşüncenin bir sözün veya bir iş yapmanın inandırıclılığını sağlamak amacıyla söylenen söz, verilen belge, teslim edilen para veya bir bankadan alınan garanti mektubu.
TEMİZLEME KOVASI, Su geçiren, kumlu ve çakıllı formasyonlardan numune almak için kullanılan, içinde dip kapağı (klepe) bulunan, alt tarafında bıçağı olan, silindir biçiminde kova. Bir halata asılı kova, kuyuda sıvı üzerine çarptığı zaman kapak açılır, kovaya sıvı dolar; kova yukarı çekildiği zaman kapak sıvı hareketi ile kapanır. Kova yukarı çıkınca dipteki klepe açılarak boşaltılır. Bunların uzunluğu 3 m’yi bulabilir. 2) —> Beyler (Bailer).
TENEFFÜS CİHAZI, 1) Zehirli gazlarla zehirlenmiş veya oksijen yetersizliği nedeniyle boğulmuş kazazedeleri tekrar hayata döndürmek için kullanılan solunum cihazı. 2) Pulmotor.
TENEKAR, —> Borat.
TENEKE, Üzeri elektrolitik usülle kalaylanmış ince sac. Konserve sanayiinde ambalaj maddesi olarak önemli bir girdidir.
TENKİSİ BEDEL DAVASI, Kamulaştırma bedelini yüksek bularak, bu bedelin indirilmesine yönelik dava. —> Tezyidi bedel davası.
TENÖR, Cevherde bulunan veya cevherin zenginleştirilmesi veya işlenmesi sonucunda elde edilen ürün içerisindeki kıymetli elementin yüzdesel bir oran olarak ifadesi. Yani belirli bir cevher numunesinin belirli bir element veya bileşik bakımından, bu element veya bileşiğin numune içindeki ağırlığının, numuneyi meydana getiren tüm maddenin kuru haldeki ağırlığına oranı.
TEODOLİT, Yatay ve düşey açıları ölçmeye yarayan alet. Bu alet üç ayaklı bir sehpa üzerine monte edilip, gerekli ayarlar yapıldıktan sonra tesbit edilmiş noktalara gözlemler yapılarak yatay ve düşey açılar okunur. —> Takeometre.
TEODOLİT DÜRBÜNÜ, Teodolitin hedefe çevrilmesini sağlayan düzen. Yeni tip dürbünlerde bir mercek sistemi ilâvesiyle ters olan görüntü reel görüntü haline getirilmiştir. Netleştirme vidası dürbünün boru üstünde olabildiği gibi oküler tarafında borunun çevresini saran bir silindirik boru şeklinde de olabilir. Objektif ile gözleme çizgileri arasındaki uzaklık değişmez. Oküler başındaki diyafram oküler merceğinin kenarlarını örter ve mercek kusurlarını önler.
TEODOLİT DÜRBÜNÜ GÖZLEME ÇİZ-GİLERİ, Dürbünü hedefe yöneltmeyi, hedefe uygulamanın tam olarak yapılabilmesini sağlıyan düzen. Takeometrik ölçmelerde mira üzerinden mesafe ve kot farkının ölçülmesi de gözleme çizgileriyle mümkün olur. —> Şekil.
TEODOLİT DÜZECİ, Teodolit, takeometre ve nivo gibi topoğrafya aletlerini ölçme konumuna getirmede kullanılan düzen. Küresel ve silindirik olmak üzere iki tipte yapılır. Küresel düzeç, aleti kabaca düzeçlemeye yarar. İçi eter ile doldurulup bir hava kabarcığı kadar boşluk bırakılmış ve üzeri bir cam ile kapatılmıştır. —> Şekil.
TEODOLİTLİ PUSULA, —> Pusula.
TERK, Maden hakkına sahip özel veya tüzel kişilerin her türlü emniyet tedbirlerini almak ve haklarından vazgeçmek suretiyle madeni bırakması.
TERKİN, Resmi sicil, defter ve kütüklerdeki kayıt ve şerhlerin silinmesi, çizilmesi yani o şerhlerle iktisap edilen hükümlerin kaldırılması.
TERMİK DİSSOSİYASYON, Karbonatların ve sülfatların ısıtılması sonucu metaloksit ve gaz olarak ayrışması.
TERMİK SANTRAL, —> Elektrik enerjisi üretim tesisleri.
TERMOKUPL, İki ayrı telin birer uçları kaynak yapılıp bu kaynaklı noktayı ısısı ölçülecek yere yerleştirerek ve bu tellerin diğer ucuna da bir galvonemetre bağlanmak suretiyle meydana gelen elektrik akımını ve bununla ilintili sıcaklığı ölçme esasına dayanan (termometre) cihaz.
TERMOMETAMORFOZ, Özellikle kontak zonunda erimiş kitle ile temasta sıcaklığın yükselmesi sonucu meydana gelen başkalaşım. —> Metamorfoz.
TERMOLUMINESAN, —> Ultraviyole ışın.
TERMOLÜMİNESENS , Mineralin içine nüfuz eden ısıtılma sonucunda ışık yayma özelliği.
TERMOSTAT, Isı denetir. Kapalı bir yerin sıcaklığının sabit kalmasını sağlayan, ısıyı istenilen seviyede düzenlemeye yarayan kumanda cihazı.
TERRA ALBA, Beyaz boya olarak kullanılan ham jips.
TERS BASAMAKLI TAVAN ÇALIŞMA YÖNTEMİ, Metal madenciliğinde uygulanan bir —> İşletme metodu. Bu metodu uygulamada alın ters basamak şeklinde düzenlenir. Her defasında kazıya ramble üzerinden başlanır. Basamaklar (kademeler) arası 5-10m olup kazılan cevherin pano içi nakliyatı ramble içinde oluşturulan kelebelerden yapılır. —> Şekil.
TERS DAMAR TAŞI , Mermer madenciliğinde tortulun yüzeyleri bir doğrultada devam etmeyip karışık doğrutullarda olan taş.
TERS HAVALANDIRMA, Üretilen madenin nakliyesi istikametinde yapılan havalandırma. —> Desandan havalandırma.
TERS FAY, Tabakaların normal gidişine ters olarak teşekkül etmiş fay. —> Fay.
TERSİP KONİSİ, 1) Lavvardan çıkan suların içinde bulunan katı maddelerin çöktürülmesi için kullanılan koni biçimindeki havuz. 2) Kullanılmış olan suyun tekrar kazanılması veya çevreye zarar vermemesi için suyu dinlendiren ve içindeki partiküllerin çökelmesini sağlayan havuz. —> Çökeltme havuzu.
TERS KEPÇE, 1) Özellikle kanal kazı işlerinde kullanılan özel kepçe ile teçhiz edilmiş ekskavatör. 2) Bekhu (Backhoe). ––> Şekil, Bager.
TERS SİRKÜLASYON, Devamlı numune alınması gereken hallerde, alışılmışın aksine sondaj sıvısının kuyuya çevre boşluğundan verilip takım dizisi içinden yükselerek yeryüzüne gelmesi olayı.
TERTİP, Vardiya başlarında ve sonlarında yapılacak işleri belirlemek ve yapılan işler hakkında bilgi alışverişinde bulunmak için yapılan düzenleme çalışmaları. Uzun ayak sistemiyle üretim yapan bir ocakta günlük tertip üç vardiyaya göre yapılır.
TESADÜFİ HATALAR, Topoğrafik ölçüm-lerde; meydana gelişleri ölçme yeteneğinin farklı olmasından ve âlet hassasiyetinin sınırlılığından ileri gelen kaçınılmaz hatalar. Sistematik hatalardaki gibi bir kurala bağlı değildir ve dengeleme hesabı kapsamına girer. Örneğin; aynı uzunlukta veya aynı açıya ait birden fazla ölçü değeri aynı sonucu vermez. Ölçü sayısı arttırıldıkça gerçek ölçüden (+) ve (-) yönde meydana gelen sapmalar sayıca birbirine eşit hale gelir. Bunun için ölçüm sonuçlarının aritmetik ortalaması alınır. 2) Belirsiz hatalar. 3) Düzensiz hatalar.
TESHİN KÖMÜRÜ, Binaları ısıtmak için kullanılan kömür.
TESKA AYIRICISI , Sığ ağır ortam (ağır mayi) ayırıcısı. —> Statik ağır ortam (ağır mayi) ayırıcıları, Kömür yıkama yöntemleri, —> Şekil.
TESLİM TAŞI, Bektaşilerin boyunlarına taktıkları 12 imama izafeten 12 köşesi olan ve Hacıbektaş taşı veya Balım taşından yapılan süs. Teslim taşı köşeli yıldız görünümünde yassı ve irice bir taştır.
TESTERE VİDASI, Taşıyıcı dış yüzeyi hemen hemen mil eksenine dikey sırt yüzeyi ise eksenle 30½ açı yapan vida şekli. Bunlar yük altındaki her cins milde kullanılır.
TESVİYE MÜNHANİSİ, 1) Deniz seviye-sinden belirli yüksekliklerdeki yatay düzlemler ile yeryüzünün ara kesitini gösteren eğri. 2) Tesviye eğrisi. 3) Eşyükseklik eğrisi.
TESVİYE RUHU, 1) Bir düzlemi veya doğruyu yatay ve düşey duruma getirmek veya bunların durumunu kontrol etmek için kullanılan gereç. 2) Kabarcıklı düzeç. 3) Su terazisi. —> Su düzeci.
TEZKERE-İ SAMİYE , Zonguldak kömür havzasının sınırlarını 1910 yılında Ereğli Karataşsuyu-Kuzu Köyü-Kızılkiriş Dağı-Yenice-Kapı suyu olarak belirleyen kanun.Bu sınırların içi kömür üretimine verilmiş olup, Padişahın özel malı olarak kabul edilmiş ve önceden verilmiş tapular hariç, kimseye özel tapu verilmemesi kabul edilmiştir.Bu kanun bugün de geçerli olup bu sebepten Zonguldak’taki pek çok yapının tapusu yoktur. Bu sınırlar 1953’de 4/1922 sayılı kararname ile Karadeniz Ereğli-Göldağı-Kalegöl-Amasra olarak daraltılmış, daha sonra 1958’de 4/9925 sayılı kararname ile, Karadeniz-Ereğli-Devrek-Yenice-Karabük-Araç-Kastamonu-İnebolu olarak genişletilmiş, 1968’de 6/10692 sayılı kararname ile bu sınırlara Karadenizin karasuları eklenmiştir. —> Havza-i Fahmiye.
TEZYİDİ BEDEL DAVASI, Kamulaştırma bedelini az bularak bu bedelin artırılması için açılan dava. —> Tenkisi bedel davası.
THOMAS METODU, 1) Silisi az, fosforu fazla olan sıvı piklerin indirgenmesi suretiyle çelik üretim metodu. Bu metodun uygulandığı konverterler bazik karakterli refrakter malzeme ile astarlanır. Bünyedeki fosfor; ancak manganez, silisyum ve karbon tamamen okside olup pik bünyesinden ayrıldıktan sonra okside olur. Fosforun oksidasyonu, karbonun yanması sonucu konverter ağzından çıkan alev kesildikten sonra, kısa bir zaman süresi içinde meydana gelir. Şarja kalker ilave etmek suretiyle cürufun çok bazik karakterli olması ve aynı zamanda fosforun kalsiyum fosfat bileşiminde bağlanması temin edilmiş olur. 2) Bazik besemer metodu.
T- IŞINLARI, Mikro dalga ile kızılötesi arasında yeralan elektromagnetik dalga. “T” terahertz’i simgelemektedir. Sözkonusu elektromanyetik dalgaların saniyede bir trilyon titreşimli bir frekansı bulunmaktadır. T ışınlarının “Yumuşak” ışınlamasıyla daha az ışınlama olmasına rağmen, “sert” röntgen ışınlarına göre daha net görüntü elde edilebilmektedir. Amerikalı bilimadamları, insan organlarının ve cansız nesnelerin radyografisini alabilmek için gelecekte başarı vaadeden T- Işınları yöntemini geliştirmişler ve röntgen ışınlarının kullanıldığı yerlerde T-Işınlarından yararlanmayı düşünmektedirler.
Çözülme kapasitesinin 0,15 mm olduğunu bildiren bilimadamları, yeni yöntemin havalimanlarında yolcu bagajında silâh olup olmadığının saptanmasında, sanayide silisyum çiplerinin incelenmesinde, tıbbi alanda röntgen ışınlarının kullanıldığı yerlerde, kemik yoğunluğunun ölçümlerinde ve yumuşak dokunun tomografisinin alınmasında kullanılacağını ve daha net görüntüler elde edileceğini belirtmektedirler.
TIBBİ REHABİLİTASYON, Hastalanan yahut sakatlanan kimsenin kaybolan fonksiyonlarının düzeltilmesi için işe alıştırmaya tabi tutulması.
TIKLAMA, Tahkimatsız sürülmüş galerilerde veya yeni atım yapılmış yerlerde emniyet bakımından kavlak olup olmadığını tespit için madenci çekici ile yapılan kontrol.
TİCARET MARKALARI, —> Patent.
TİCARİ AĞIRLIK, Mermer işletmeciliğinde, taşın kendi ağırlığı, rutubeti, tolerans ağırlığı ve ambalâj ağırlığı toplamı.
TİCARİ MALİYET, Satış maliyeti. Üretim maliyetine, ürünün veya hizmetin satışının gerçekleştirilmesi için katlanılan giderlerin eklenmesi ile elde edilen maliyet. Toplam ticari maliyetin üretim miktarına bölünmesiyle birim ticari maliyet hesaplanır. —> Üretim maliyeti, Satılabilir, Satış giderleri.
Kömürün satışı anındaki maliyeti, aşağıdaki unsurlardan oluşur:
a= Tüvönan Maliyeti (TL/Ton)
Ocaktan üretilen tüvönan kömürün maliyetidir.
b= Satılabilir maliyet (TL/Ton)
Tüvönan kömürün zenginleştirilmesi sonucu elde edilen satılabilir kömürün maliyeti. b=a- artık
c= Satılık kömür maliyeti (TL/Ton)
Satılabilir kömürden iç tüketimde kullanılan miktarın tenzilinden sonra kalan miktarın maliyeti.
d= Satılan kömür maliyeti. (TL/Ton)
Satılık kömürün stok maliyeti. Başka bir deyişle, bir önceki dönem stokları ile yeni dönem stokunun karışımından meydana gelen maliyet.
d= c± bir önceki dönem stok maliyeti
TM= Ticari maliyet (TL/Ton) TM= d+e+f+g
d= Satılan kömür maliyeti
e= Pazarlama satış giderleri
f= Genel idare giderleri
g= Faaliyet dışı kâr-zarar giderleri
e+f= Dönem giderleri
TİJ, Sondajda dönme hareketini ve devridaim sıvısını matkaba kadar ileten bütün özellikleri standardize edilmiş sondaj malzemesi. Tij, Ç.1035 çeliğinden soğuk çekme, kalın cidarlı borulardan DCDMA veya metrik sistemde imal edilmiş standart boy ve çapta, bir tarafı erkek, bir tarafı dişi kaytan diş açılmış borudur. Tijler gibi muhafaza borusu, karotiyer, elmas kron ve rimer matkabı da DCDMA standardında;
1”
R (1”), E (1 –––) A (2”),
2
1” 1”
B (2 –––), N(3”), K(3–––), H(4”), P(5”)
2 2
S(6”), U(7”), Z(8”) kuyu çaplarına göre uygun ölçülerde imal edilirler. Eskiden x grubunda üretilen takımlar zamanımızda W grubunda üretilmekte ve üretiyice göre değişen çeşitli dizaynlar da göstermektedir. Kaplinler Ç4140, composit tijlerin uç kısımları da Ç4130 çeliğinden yapılırlar. Metrik sistemde 33,5, 42, 51, 73, ... vb. çaplarda imalat yapılmaktadır. Metrik sistem dişleri, DCDMA standardına; çeşitli dizaynların dişleri birbirine uymadıklarından ve bu konuda bir Türk standardı bulunmadığından, sondaj yapan birimlerde zaman ve malzeme israfına sebep olunmaktadır. API standardındaki tije “Drill Pipe” denir ve bu standardın belirttiği malzemeden ve standardın ölçülerinde imal edilir.
TİJ FRENİ, Sondajda manevra sırasında vinçle bağlantı kesildiğinde kuyuda askıda kalan takımı kuyu ağzında tutmaya yarayan düzen.
TİKİNER, 1) Şlam içinde askıda bulunan katı maddelerin önemli bir kısmının çökelmesi sonucu içinde yalnız kolloidal parçacıkları kalan, kısmen temizlenmiş suyu bütün çevreden taşırıp, suyun tekrar prosese dönmesini sağlayan, çöken iri parçaları eğik tabanındaki sıyırıcı kanatları ile merkez kısmına nakledip oradan bu çökeltinin ayrı olarak alınmasına yarayan büyük çaplı silindir şeklindeki (havuz) tesis. 2) Dinlendirme havuzu. 3) Durultma havuzu. 4) —> Çökeltme havuzu.
TİKSOTROPİ, Sondaj çamurunun hareketsiz bırakıldığı zaman jel, sirkülasyona veya karıştırılmaya başlandığı zamanda akışkan haline geçebilme özelliği.
TİLTMETRE ÖLÇME DÜZENİ, Heyelanlı sahada veya hareket potansiyelli kütle üzerinde ya da içinde, uzaktan veya yerinde kumanda ile çalıştırılarak heyelanın hareket yönünü ve miktarının belirleyen üniaksiyal sensör. Bu düzenle, zemin üzerindeki bir noktada N-S ve E-W gibi iki ana doğrultuda ortaya çıkacak rotasyonların ya da hareketli yapıların düşeyden sapmaları sürekli veya periyodik gözlenebilmektedir. —> Şekil.
TİNDALOMETRE, Optik ölçü esasına dayanarak toz konsantrasyonu ölçmeye yarayan alet. Tindalometreye giren ışık hüzmelerinden biri doğrudan doğruya, diğeri tozlu hava içinden geçerek, nicol prizmaları ile eşit olarak aydınlatılan karşılaştırma yüzeylerine gelir, ışık şiddetinin bir eğri üzerinde mukayesesi ile de havadaki toz miktarı mg/m3 cinsinden hesaplanır. —> Hava kalitesi, Konimetre, Emisyon, Hava kirleticileri.
TİNKAL, Tabii —> boraks.
TİNTİNG STRENTH, —> Antimuan.
TİRFİL, Mermer ocaklarında mermer bloklarının üzerinde kaydırıldığı silindirik ağaç veya metal parçaları. Bunlar 10 cm çapında ve 20 cm boyunda olabilirler.
TİTANİT, —> Molibden.
TİTANYUM, TİTAN, Gümüş girisi renkli, hafif, çok sağlam, yerine (korozyon) karşı oldukça dayanıklı atom numarası 22, atom ağırlığı 47,90, ergime noktası 1,675°C, kaynama noktası 3,260°C, yoğunluğu 20°C da 4,5 gr/cm3, peryodik tablonun IV b grubunda yer alan kimyasal element. Titan özellikleri bakımından silisyum ve kalaya benzeyen sert beyaz metal olup simgesi Ti dir.
Titan hafif ve ergime derecesinin yüksek olması nedeniyle roket imalinde, kristal haldeki Ti Cl3 sanayide propilenden polipropilen üretiminde özel bir katalizör olarak kullanılmaktadır. Dört değerli bileşiklerinin en önemlisi titan dioksittir (TiO2). Zehirli olmayan bu madde katışıksız beyaz toz boyalarda, minelerde ve lakelerde—> Pigment olarak yaygın biçimde kullanılır. Bu bileşikler doğada brokit, oktaedrit, Anatas ve rutil TiO2 mineralleri halinde bulunur. Kesici alet yapmak üzere çelik alaşımlarında titan “titanyum karbit“ olarak kullanılır. En çok raslanan titanyum cevheri olan ilmenit (Fe Ti O3) birçok manyetit yataklarında gnays ve metamorfik kayaçlarla ilgili olarak, ince tabaka pul, pul, yassı kristal, tane veya kitle halinde bulunur. Metal siyahı renginde ve donuk, çizgi rengi siyah ile kırmızımsı kahverengi arasında, sertlik derecesi 6 özgül ağırlığı 4,5 tur.
Daha çok siyah ve büyük prizmatik kristaller halinde bulunan rutil (TiO2) elmas cilalı sertlik derecesi 6, özgül ağırlığı 4,2 çizgi rengi açık kahverengidir. Volkanik ve metamorfik kayaçlarda bulunur. İğneye benzeyen kristalleri, rutilleşmiş kuarsa katışık olarak bulunur. Sentetik rutilden yüzük taşı yapılır.
TİTREŞİM VE HAVA ŞOKU, Maden işletmelerinde delme ve patlama yoluyla yapılan arazi gevşetme işinde karşılaşılan önemli sorun. Titreşim, sismik dalgaların komplike bileşimidir ve çeşitli yüzey dalgalarından oluşur. Bir yüzey dalgasının oluşumu ve hareketi grafik olarak sinüs eğrisi şeklinde gösterilir. Patlatma anındaki şokla oluşan yüzey dalgaları bir yay hareketine benzer. Hava şoku tavan oturması ile de olur. —> Şekil.
Yayın patlamadan önceki durumu (a); patlama anındaki durumu (b); yayda oluşan sinüs hareketinin durumu ampilitud-zaman grafiğinde (c).
TİTREŞİMLİ DEĞİRMEN, İçerisindeki malı bir eksen etrafında döndürerek harekete geçirmeyip, çok tiz titreşimle birbirine ve öğütücü cisimlere çarptırarak öğüten değirmen.
TİTREŞİMLİ ELEK, —> Elek.
TİYOÜRE LİÇİ, Altın üretiminde siyanürleme (—> Siyanid prosesi.) yöntemine alternatif olarak geliştirilmek istenen ve asidik ortamda tiyoürenin altınla katyonik bir kompleks oluşturmasına dayanan yöntem. —> Siyanür Liçi.
TOKMAK, —> Külünk.
TOMRUK, 1) İşlemek ya da biçilmek için hazırlanmış taş kültesi (mermer tomruğu). 2) Kesilmiş ağacın silindir biçimindeki gövdesi.
TON EŞDEĞER TAŞKÖMÜRÜ, 1) Her türlü enerji hammaddesinden elde edilebilecek enerjinin 7000 Kcal/kg ısıl değerindeki taşkömürü esasına göre ifade edilmesi. 2) TET.
1 Ton taşkömürü = 1,0 TET
1 Ton linyit = 0,5 TET
1 Ton briket = 0,67 TET
1 Ton kok = 0,9 TET
1 Ton ham petrol = 1,47 TET
1 Ton rafineri ürünü = 1,53 TET
1000 m3 tabii gaz = 1,33 TET
1000 m3 havagazı = 0,6 TET
1000 kWh hidroelektrik güç = 0,125 TET
TONG ANAHTAR, Derin sondajlarda tijleri söküp takmaya yarayan, kullanma kolaylığı bakımından halatlarla kuleye asılı vaziyette bağlı büyük anahtar.
TONKİLOMETRE, Demir ve kara yolu ile taşımada ton olarak faydalı yükün km olarak taşıdığı mesafe ile çarpımı.
TONOZ, Tugla ve harçla örülmüş, yarım silindir biçimde kâgir tavan örtüsü. 2) Bir kemerin aralıksız devam etmesi ile oluşan örtü biçimi.
TOOL JOİNT, API standardındaki tijlerin (drill pipe) birbirine bağlanmasına yarayan özel imal edilmiş manşonlar. Yüksek değerli krom-nikel çeliğinden dövme suretiyle imal edilen tool-jointlar erkek ve dişi parçalarıyla bir bütün teşkil ederler. Değiştirilebilen veya tijlerle beraber eskiyen (değiştirilemeyen) tipleri vardır. Petrol sondajı takımları arasında özel itina ve bakım isteyen takım parçalarıdır.
TOPAKLAMA, 1) Bir sıvıda dağılmış katı parçacıkların biraraya getirilmesi işlemi. 2) Yumaklama. 3) Flokülasyon.
TOPAL BAĞ, Çintileri iyi oturmamış, takoz ve kamalarla iyi sıkıştırılmamış hatalı eğri ağaç bağ.
TOPLAM SERBEST ZAMAN, —> Şebeke planlaması.
TOPLAYICI REAKTİF, —> Reaktif.
TOPOGRAF, 1) Yeryüzü ölçümlerini alarak harita, makta, plan vb. hazırlayan, bu konu üzerinde özel eğitime tabi tutulmuş teknik kişi. 2) Ölçmeci.
TOPOĞRAFYA, Arazi ölçmesi (jeodezi) ve elde edilen neticelerin değerlendirilmesi, plân ve haritaların hazırlanması konuları ile uğraşan bilim dalı.
TOPOĞRAFİK ÖLÇME, Arazi üzerinde yapılan ölçmelerin genel tanımı. Madencilikte; yeraltı, açık işletme ve tesis konumlarının tesbiti, tasman ve heyelân hareketlerinin belirlenmesi, yapılan işin ölçülmesi amacı ile kübaj ve tonaj değerlerinin araziye geçirilmesi veya bunların tersi işlemlerinin yapılmasını teminen topoğrafik araç ve gereç kullanılarak arazi üzerinde yapılan ölçmelerin genel tanımı. Şekilde, döner kepçeli ve kovalı eksavatör yönteminin uyguladığı bir açık işletmede takeometre ile yapılan bir topoğrafik ölçme işlemi örnek olarak gösterilmiştir.
TOPOGRAFİK KESİT, —> Kesit. Profil.
TOPOĞRAFYA, 1) Yeryüzünün ölçülmesi ile uğraşan bilim dalı. 2) Geodezi. 3) Ölçme bilgisi.
TOPRAK DÖKÜM SAHASI, 1) Dekapaj malzemesinin taşınıp döküldüğü ve tesviye edildiği saha. 2) Harman sahası.
TOPRAK KAYMASI, —> Heyelan. Göçme.
TOPUK, 1) Yeraltı işletmesinde üretim yapılan yerlerde veya bunlar arasında bırakılan ve daha sonra alınacak veya alınmayacak, belirli bir biçimi haiz olan veya olmayan maden kitlesi. Topuğun görevi tavanı tutmak ve tabakalar arasındaki oluşum bütünlüğünü muhafaza etmektir. Kuyu topuğu, işletme ruhsatı veya pano sınırlarını ayıran topuk, yerüstü tesislerini hasardan koruyabilmek için (demiryolu gibi) bırakılan topuk vb. 2) Galeriler ve odalarda ayrılmış olan maden yatağı parçası. 3) Açık ocak içerisinde normal basamak genişliğinin bir miktar büyümesiyle teşkil edilen ve ancak birkaç basamağa inhisar eden, yatay veya hafif eğimli düzlem şeritleri. Açık işletmede topuk bırakılmasının nedeni, kitlenin kayma ihtimalini azaltmaktır. Bu şekilde mevzii olarak genel eğim açısı düşürüleceği gibi, kitlenin eteğine bir destek bırakılmış olur. Topuk, cevher veya yankayaçtan teşkil edilebilir. Yol olarak kullanılabilir. Üzerine drenaj kanalları açılabilir. —> Emniyet topuğu. Sabit topuk. Kuyu topuğu. Perde.
TOPUK ÇALMAK, 1) Tahkimat amacıyla bırakılan topuklarda bulunan madenin daha sonra istihsal edilmesi. 2) Topukların alınması.
TOPUKLU AÇIK AYAK İŞLETME METODU, Kalınlığı ve yatımı fazla olmayan sağlam tavanlı sert cevherli maden yataklarına tatbik edilen, hazırlık işleri bir kuyu ve rekuptan veya yalnız bir rekuptan ibaret olan, tahkimatı, lüzumuna göre cevherin düşük tenörlü (fakir) kısımlarında bırakılan gayri muntazam topuklar vasıtasıyla temin edilen, yeraltı (üretim) işletme metodu. Topuklu açık ayak metodu ile, genellikle 10½-15½ meyile kadar, ayak alnı yatıma dik veya paralel ve kalınlığı fazla olan damarlarda alında basamak teşkil edilerek yürütülür. Hazırlığı kolay, fazla yatırım ve tahkimat masrafı gerektirmeyen, maliyeti ucuz bir metot olmakla beraber, tenörü yüksek maden yataklarında uygulanması yararlı olmayabilir. Kalınlığı 30 m’den fazla damarlara uygulanmaz.
TOPUKLU İŞLETME METODU, Alınması düşünülen maden yatağı kısmının daha önce galeri ve başyukarılarla kısmi parçalara (topuklara) bölünmesi şeklinde uygulanan işletme metodu. Topuklar düz yatımlı yataklarda yan yana, eğimli yataklarda ise üst üste teşkil edilir ve genellikle dönümlü olmak üzere belirli bir sıra ile sonradan (toplanır) alınır.
TOP YULAĞI, Top yuvarlağı (madencilikle ilgili bir fermandan alınmıştır).
TORON, 1) Çelik halatı oluşturan tel demetlerinden her biri. 2) Kordon. 3) Damar. 4) Demet. —> Çelik halat.
TORTUL KAYAÇLAR, Daha önce teşekkül etmiş kayaçların; hava, su ve rüzgarın mekanik ve kimyasal etkileriyle birçok parçalara ayrılıp dağılan kısımlarının, sözkonusu faktörler yardımı ile başka yerlere sürüklenerek çökelmeleri sonucu oluşan kayaçlar. Tortul kayaçlar teşekkül şekillerine ve orijinlerine göre detritik-, kimyasal-, organik çökeller diye isimlendirilirler.
TORTUL MADEN YATAKLARI, 1) Gerek fiziksel ve gerekse kimyasal olaylar nedeniyle çökelme sonucu meydana gelen maden yataklaı (kömür, kayatuzu, demir vb.) 2) Sedimanter maden yatakları.
TORTUL PETROLOJİSi ,—> Sedimentoloji.
TOTAL DEPRESYON, Bir havalandırma sisteminde ölçülen —> Statik depresyon ile dinamik depresyonun toplamı. Buna umumi depresyon da denir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:34 #54
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

TOTCO CİHAZI, Düşey sondaj kuyularında takımın şakülden sapmasını ölçmeye yarayan cihaz. Bir alüminyum tüp muhafaza içine ölçü aletleri yerleştirilmiştir. Sondaj kuyusuna, bu operasyona mahsus takımlarla indirilen bu tüp içindeki kurulmuş, ayarlı saat ve pusula, cihaz, ölçme noktasına yerleştirilip sükunete kavuştuktan sonra, dört adet iğnenin yuvarlak kağıt tabla üzerine düşmesini sağlar. Kuyu ekseninin azimuttan kaç derece ve hangi yöne saptığı, iğnelerin kağıt üzerinde bıraktığı izlerden okunur.
TOZ, Kömür, hububat, ağaçlar, mineraller, metaller, cevherler ve maden ocaklarından çıkarılan taşlar gibi organik veya inorganik maddelerin doldurulma ve boşaltılmaları, taşınmaları, delinmeleri, taşa tutulmaları, çarpılmaları, püskürtülmeleri, öğütülmeleri, patlatılmaları ve dağıtılmaları ile meydana gelen ve kendisinden hasıl oldukları maddelerle aynı bileşimde olan veya olmayan ve hava içerisinde dağılma veya yayılma özelliği gösteren 0,5-150 mikron büyüklükte olan, köşeli yuvarlak ve amorf olabilen parçacıklar. Havaya karışması halinde kömür ve yanıcı madde tozları patlayıcı, 0,5-5 mikron tane büyüklüğündeki silisli tozlar dağ sağlığa zararlı özellik gösterir.
1 cm3 havada
müsaade
olunabilir
Toz cinsi tane sayısı
Asbest tozu 176
Porland çimentosu
tozları 1760
Mika tozları 706
Amorf silika
tozları (diatomit) 706
Kristalin silika
tozları 8.525 : (% SİO±5)
Değişik muhtevalı
tozlar (% 1 serbest silisli) 1.760
Talk 706
Fizyolojik etkilerine ve patlama özelliklerine göre tozlar;
I- Fibrojenik tozlar (solunum sistemine zararlı olanlar)
– Silis (kuars),
– Silikatlar (asbest, talk, mika)
– Berilyum cevheri
– Kalay cevheri
– Demir cevherlerinin bazıları
– Kömür (antrasit, bitümlü kömürler)
II- Kanserojenik tozlar
– Radyum
– Asbest
– Arsenik
III- Zehirli tozlar (organları, dokuyu vb. zehirleyen)
– Berilyum, arsenik, kurşun, uranyum, radyum, toryum, krom, vanadyum, civa, kadmium, antimuan, manganez, tungsten, nikel, gümüş cevherleri vb.
IV- Radyoaktif tozlar (alfa ve beta radyasyonu ile zararlı olanlar)
– Uranyum, radyum, toryum cevherleri vb.
V- Patlayıcı tozlar (havada suspansiyon halinde iken yanabilenler)
– Metalik tozlar (magnezyum, alüminyum, çinko, kalay, demir)
– Kömür-Piritli cevherler-organik tozlar.
VI- Az zararlı tozlar (insan üzerine etkisi az olanlar)
– Jips, kaolen, kalker.
Zehirli olmayan tozların müsade edilebilir sınırları:

Sınır
Toz Tipi mg/m3 hava
% 70’den fazla
serbest silisli toz 1,0
% 10-70 serbest silisli toz 2,0
: 10’den fazla serbest
silisli kömür tozu 2,0
% 10’dan az serbest silisli
kömür tozu 4,0
Silisli olmayan kömür tozu 10,0

Patlama özelliğine sahip tozlar:

Alt patlama Patlama
Cinsi sınırı (gr/m3) Sıcaklığı
Cinsi (½C)
Kömür 60 610
Alüminyum 25 645
Demir 250 425
Magnezyum 20 530
Titan 45 480
Çinko 480 600

TOZ DEFTERİ, Taş tozu kullanılan ocaklarda tutulan özel defter. Bu deftere toz numunesi alınan yerler ve alınma tarihleri, numuneler içinde bulunan yanıcı madde miktarını saptamak için yapılan deney sonuçları, ocağın çeşitli kısımlarında hangi tarihlerde taş tozu kullanıldığı yazılır.
TOZ EMİSYON SINIRI, Sağlık yönünden havada bulunabilecek azami toz miktarı. Doldurma, ayırma, eleme, taşıma, kırma ve öğütme tsislerinden çıkan, gazlarla atılan toz emisyonu 3 kg/h’e kadar ise atık gazlardaki toz konsantrasyonu 300 mg/m3, atılan emisyon 3 kg/h’den fazla ise atık gazlardaki toz konsantrasyonu 150 mg/m3’ün altında tutulur. Atık gazlardaki özel tozların emisyonu üç sınıfa ayrılmaktadır: 1. sınıf toz emisyonları 20 mg/m3 (0,1 kg/h veya üzerindeki emisyon debileri için), 2. sınıf toz emisyonları 50 mg/m3 (1 kg/h veya üzerindeki emisyon debileri için), 3. sınıf toz emisyonları 75 mg/m3 (3 kg/h veya üzerindeki emisyon debileri için.)
TOZ FİLTRESİ, 1) Lağım delinmesi, kazı işleri, ateşlemeler, yükleme ve boşaltma işlemleri, elek ve bantların hareketleri vb. sebeplerle ana kütlenin özelliğini taşıyan küçük parçacıkların havada dağılmaları ve uzun süre havada kalmaları sonucu oluşan tozlu havadan korunmak için kullanılan maskeye benzer teçhizat. 2) Çevrenin kirlenmesini önlemek için çalışan tesislere ve bacalara konulan toz emici ve tutucu cihaz.
TOZ KASASI, Kömür tozu ve grizu infilakını durdurmak ve infilak alevini söndürmek için üzerinde kayaç tozu bulunan tabla. Toz kasaları galeri tavanına asılı ve hemen devrilebilecek şekilde, sarkaç hareketi yapmayacak tarzda monte edilir.––> Taş tozu, Taş tozu serpme.
TOZ KONSANTRASYONU, İşyerlerindeki havada bulunan tozum mg/m3 olarak ifadesi. Genel olarak havadaki toz konsantrasyonuna göre işyerleri aşağıdaki şekilde sınıflandırılır: —> Tablo.
TOZ KÖMÜR, Kömür eleme veya zengin-leştirme tesislerinde elde edilen 0-10, 0-18 veya 0-30 mm boyutlarında elekaltı (ürün) kömür.
TOZ KÖMÜR YAKICILAR, Yakılacak kömürün tane boyutunu küçültmek suretiyle; yanma süresini kısaltmak, yanma süresinde gaz-katı temas yüzeyini artırmak, kömürden uçucu çıkışını hızlandırmak ve sabit karbondan oluşan taneciklere olan difüzyonun (yayınımın) yolunu azaltmak açısından geliştirilmiş olan yakıcı sistemler. Burada belirtilen hususlardan hareket edilerek kırıcı ve öğütücülerde ögütülüp mikron boyutunda toz (pulverize) hâline getirilen kömür, geliştirilen pulverize kömür yakma sistemlerinde yakılmaktadır. Toz kömürler fuel-oil,yağ, su veya diğer uygun sıvılarla karıştırılarak da yakılabilmektedir.
Toz kömür yakan sistemlerde, külün çekilme durumuna göre yaş ve kuru sistemleri kullanmak mümkündür. Kuru sistemlerde kül tanecik olarak çekilirken, yaş sistemlerde aglomera edilerek sıvı hâlde çekilmektedir.
Toz kömürü değerlendirmek için geliştirilen çeşitli yakma sistemlerinden biri’de (—>Şekil) “ Çok jetli yakıcılar” dır. Bu yakıcılar, alev boyu uzatılmaksızın, alev kalınlığının artırılması esasına göre geliştirilmiş olup bu amaçla çok sayıda lüle kullanılarak, yakıt aynı zamanda taşıma görevini de yapan birincil hava ile yüksek sıcaklıktaki yanma odasına püskürtülür. İkincil hava beslemesi toz kömürün püskürtüldüğü seviyenin hemen üzerinden sisteme verilir. Sistemde oluşan çok az miktardaki kül, tabanda ve uçan kül olarak toplanır.
Çok jetli yakıcılardan daha gelişmiş olan turbulans tipi yakıcılarda ise, besleme hatlarına yerleştirilen kanatlarla hem birincil hava ve yakıta, hem de ikincil havaya türbülanslı döndürme hareketi kazandırılmakta ve böylece kömür ile havanın karışma etkinliği artırılmış olmaktadır.—> Kömür Yakma Sistemleri, Yanma, Siklon yakıcılar.
TOZ KÜKÜRT, En az % 55-99 kadarı; 200 mesh’lik bir elekten geçebilecek şekilde öğütülmesi ile elde edilen kükürt.
TOZLA MÜCADELE, Yeraltı ve yerüstü tesislerinde toz oluşan işyerlerinde meydana gelen tozun, ocak havasını veya çevreyi kirletmemesi için yapılan ölçmeler ve alınan önlemlerin tümü. Yeraltında delik delinen, kazı ve ateşleme yapılan yerler ile yükleme ve boşaltma noktaları, nakliyat sistemleri, yerüstünde boşaltma yerleri, elekler, dökümhaneler, enerji santralları, bant, karayolu, demiryolu vb. nakliyat sistemleri ve silolar toz oluşturan yerlerdir. Toz oluşan yerlerde genel olarak tozla mücadele; oluşan tozları hava ile birlikte emip zararsız bir yerde çökeltme, toz oluşan yerde fiskete ile sis şeklinde su püskürtmek suretiyle tozu çökeltme veya daha toz oluşmadan toz oluşabilecek yere su (emdirme) enjekte etme; suretiyle yapılır.
TOZ MASKESİ, Tozlu ortamda yüze takılarak solunum vasıtasıyla zararlı tozların ciğerlere girmesini önlemeye yarayan gereç.
TOZ TUTMA, Tesislerde meydana gelen tozun sağlık açısından veya ileriki proseslere karışmasını önleme bakımından, yapılan işlem. Bu işlem kuru veya yaş sistem uygulanarak sağlanır.
TRAKİT DOKUSU, —> Mikrolitik tekstür.
TRANSFER İSTASYONU, Bir nakil sisteminden diğer nakil sistemine aktarma işlemini sağlayan düzen ve yer. —> Aktarma noktası.
TRANSGRESİF TABAKALAŞMA, Trans-gresyon olayı ile yani denizlerin karaları kaplaması sonucu, teşekkül eden tabakalaşma. Transgresyon olayında alçalan karalara doğru sular ilerler. Bu nedenle üstteki tabakalar alttakilere nazaran daha geniş bir alanı kaplar.
TRANSGRESYON, Deniz basması yani deniz havzasının genişlemesi ve denizin karalar üzerinde ilerlemesi olayı. —> Regresyon.
TRANSPARENT, —> Saydam.
TRANSVERSAL ŞİSTLEŞME, —> Şistleşme.
TRAPEZ VİDA, 1) Büyük ve çok sık çözülen civatalarla (tesbit vidası olarak büyük takım tezgahlarının kalem tutucularında, hareket vidası olarak preslerin millerinde, krikolarda, ventil ve vanalarda, lokomotiflerin hareket vidalarında) kullanılan vida tipi. Trapez vidanın dişlerinin dip kısmı, eşit adımlı bir dörtgen vidaya göre daha kalın ve bu sebeple daha dayanıklıdır. 2) Diş kesiti yamuk şeklinde olan vida.
TRAS, —> Puzolanik maddeler.
TRAVELLİNG-BLOCK, Sondaj kulesinde krown-block’tan geçen çelik halatların bağlandığı palanga makaralı, hareketli parça.
TRAVERBAN, —> Rekup lağımı.
TRAVERS, 1) Demiryollarında rayların altına konulan demir, beton veya ağaç altlık. 2) Yeraltın sürülmüş olan ana kat lağımlarına dik olarak damarı kesmek üzere sürülen kısa rekup lağımı.
TRAVERTEN, Termal kaynaklardan çıkan suların içindeki minerallerin CO2 bitkilerin etkisiyle ayrılıp çökelmesi sonucu oluşan sünger gibi delikli ve hafif kayaç. Kalker tüflerini meydana getiren kaynağın vadideki bir göle akması ve burada ince toz halinde kalker kristallerinin yoğunlaşarak düzenli tabakalar teşkil etmek suretiyle çökelmesi sonucu meydana gelen kayaca da traverten denir. Travertenler inşaat bakımından önemli kayaçları teşkil ederler. Bunlar büyük bloklar halinde çıkarıldığı gibi, kesmek suretiyle kaplama malzemesi olarak da kullanılırlar.
TREMOLİT, İçinde magnezyum, kalsiyum ve alüminyum bulunan doğal silikat.
TREPAN, 1) Darbeli sondajların darbeyi yapan ağırlığının ucuna verilen isim. 2) Sondajcılıkta özel matkap çeşidi.
TRİBOLÜMİNESENS , Bir mineralin sürtme veya çarpma yani bir şok etkisi ile ışık yayma özelliği.
TRİ-FLO(ÜÇ-AKIM) AYIRICISI , Seri hâlde birleştirilmiş iki dynawhirlpool (Santrifüj fırlatıcı) ayırıcısından oluşan ve italya’da geliştirilen farklı yoğunlukta iki ortam (ağır mayi) kullanılarak şist, temiz kömür ve mikst olmak üzere üç ürün elde edilen kömür zenginleştirme (yıkama) ünitesi. 50 cm çapında bir ünitenin 0,5-30 mm arasındaki mâlzeme için kapasitesi 100ton/h civarındadır. —> Santrifüj ayırıcılar, Ağır mayi ile ayırma, Kömür yıkama yöntemleri.
TRİFON, Demiryollarında rayların ağaç traverslere bağlanması için kullanılan özel vida.
TRİGONOMETRİK YÜKSEKLİK TAYİ-Nİ, —> Düşey açı ile yükseklik tayini.
TRİKO (Trüko), Ocağa maden direği vb. malzeme taşımak için kullanılan açık veya ****s şeklinde imal edilmiş özel ocak arabası.
TRİYAJ, 1) Parça halindeki madenlerin renk veya ağırlık farklarından faydalanılarak el ile ayıklanması. 2) Tavuklama.
TROF (Tilting rotary oxygen furnace), Finlandiyanın otokumpu firması tarafından geliştirilmiş, bakır —> Anot çamurlarının pirometalurjik işleminde kullanılan ve kıymetli metallerin kazanımını sağlayan fırın.
TROLEY, —> Elektrikli lokomotif.
TROMP AYIRICISI , Sığ ağır ortam (ağır mayi) ayırıcısı. —> Statik ağır ortam (ağır mayi) ayırıcıları, Kömür yıkama yöntemleri, —> Şekil.
TROMP EĞRİSİ, Tuvönan kömürde belirli yoğunluktaki malzemenin, ayırma sonunda temiz kömüre ve artığa geçen oranlarını gösteren eğri. Bu eğri; ayırım eğrisi, dağılım eğrisi ve hata eğrisi olarak da isimlendirilir. Tromp eğrisinin çiziminde, temiz kömür ve atığın, yüzdürme deney sonuçları ile tuvönanın bunlardan hesaben bulunan yüzdürme sonuçları kullanılır. —> Hata faktörü, Şekil.
TRONA, Tabiatta doğal olarak bulunan soda minerallerinden en yaygını. Kimyasal formülü Na2CO3.NaHCO32H2O olup, monoklinal sistem-de kristalleşir. Rengi, cevherin ihtiva ettiği orga-nik maddelere bağlı olarak koyu kahverengiden koyu sarıya kadar değişir. Organik madde fazla olduğu zaman gri siyahımsı, kil katkı olduğunda yeşilimsi renk alır. Saf olduğu zaman rengi beyaz ve saydamdır. Gölsel bir ortamda oluşur. Sertliği 2,5-3, yoğunluğu 2,14 gr(cm3’tür. Suda çözünür, asitte köpürür. Isının etkisi ile Na2CO3’a dönüşür. Saf olduğunda % 70 soda külü (NaCO3) ihtiva eder. Kullanılma bakımından kimya sanayiinde asit ve amonyaktan sonra gelmektedir. Cam ve temizlik maddeleri sanayiinin ana hammaddesidir.
TROPARİ, Sondaj kuyularında sapmayı ve sapmanın yönünü ölçmeye yarayan cihaz.
TROY, Ağırlık ölçü sistemi. Genellikle kuyumculukta altın, gümüş ve kıymetli taşların ağırlıklarını belirtmekte kullanılır. 1troy ons 31,1035 gram ağırlığı, 1 troy pound 373,242 gram (12 ons) ağırlığı ifade eder.
TROYONS (TROYOUNCE), Troyes (Frasa) şehri kelimesinden kaynaklanan, altın, gümüş, para, kıymetli taş, hekimlik ve ilmi presizyon ölçüleri için kullanılan hassas ağırlık ölçü birimi. İngiltere ve ABD’de asil metaller ve taşlar için kullanılan 31,1035 gr’lık ağırlık birimi yani troy paund’un 12’de biri (1 troy pound = 373,242 gr.). Kıymetli taşlar ve inciler için troyonce 151 1/2 mücevherat karatı veya 600 inci tanesi yani 31,103 gr’dır.
TROY POUND, —> Troyons.
T-TERTİBİ PANO, yatay veya az meyilli kömür damarlarında, aralarında müşterek tek bir kömür nakliye galerisi olan, birbirine komşu iki panonun beraber işletilmesi.
TUBİNG, Kaynaklı çelik sacları kaynak etmek veya hazırlanmış döküm parçaları cıvata ile bağlamak ve arazi ile bu şekilde yapılan boru arasına teçhizatlı beton ve gerektiği takdirde beton ile arazi arasına tecrit için asfalt da doldurularak yapılan kuyu cidarı tahkimatı.
TUĞLA TOPRAĞI, —> Kiremit-tuğla toprağı.
TULPUŞER, Sondaj amiri. —> Sondör.
TULUMBA, Suyu ve herhangi bir akışkanı belli bir yüksekliğe basan aygıt.
TULUMBACI, Tulumbaların işletilmesi ve bakımı ile görevli kişi.
TULUMBA DAİRESİ, ocakta tulumba veya tulumbaların bulunduğu oda.
TULUMBA TESİSLERİ, 1) Ocak sularını dışarı atmak için kurulan tesislerin tümü. Bu tesislerin kurulduğu yere tulumba dairesi denir. 2) Metan drenajı amacıyla gerekli basınç farkını yaratarak gazın emniyetli bir şekilde dışarıya akışını sağlayan tesisler.
TUMBA, 1) Ocak arabalarını (vagonları) boşaltmaya yarayan tesis. Tumba tesisleri arabayı yana yatırmak veya ters döndürmek suretiyle boşaltır. Boşaltma şekline göre yan tumba ve döner tumba diye isimlendirilir. Bunlar insangücü, elektrik, elektrohidrolik veya basınçlı hava ile çalıştırıldıkları gibi, üç gözlü yapılmak suretiyle graviteden yararlanılarak (üç gözlü tumba) çalıştırılanları da vardır. 2) Açık işletmelerde dekapajın, yeraltı işletmelerinde ocaktan çıkan taşlarla, lavvardan gelen artıkların döküldüğü yer. 3) Yeraltı işletmesinde göçertme yapılan yerlerde tahkimatın sökülüp tavanın göçertilmesi işi. 4) Külbütör (yan tumba). —> Tumba makinesi. Söküm makinesi. Söküm.
TUMBACI, 1) Tumbayı çalıştıran işçi. 2) Ayak arkasında veya terkedilen yerlerde tahkimatı söken ve tavanı göçerten ekip.
TUMBA KATI, ****s nakliyatı yapılan ihraç tesislerinde içi maden veya taş dolu olarak kuyu ağzına çıkarıldıktan sonra tumba edileceği silolar için irtifa kazanmak üzere kuyu ağzı seviyesinin üstünde teşkil edilen araba devresi, itici tertibatları, taş ve kömür tumbaları bulunan platform.
TUMBA MAKİNESİ, —> Söküm. Tumba.
TUMBA METODU, Tabaka şeklinde yatak-lanmış damarlarda panonun kılavuz ve başyu-karılarla parçalanarak arada kalan topukları da almak şeklinde uygulanan göçertmeli (üretim) işletme metodu. Panonun kılavuzlarla bölünüp kazılan madenin kılavuzlardan ana başyukarıya getirilerek nakledilmek üzere düzenlenmiş şekline “Yatay Ayaklı Göçertme Metodu”, panonun başyukarılarla bölünüp kazılan madeni bu başyukarılardan nakletmek üzere düzenlenmiş şekline de “Dikey Ayaklı Göçertme Metodu” denir. Tumba metodunda işletme zayiatı fazladır. Bu metoda kara tumba da denir.
TUNÇ, —> Bakır alaşımlar, Bronz.
TUNGSTEN, —> Volfram.
TURBA, 1) Kömürleşmenin ilk kademesinde bulunan ve değişen oranlarda karbon, hidrojen ve oksijen ihtiva eden düşük kalorili, esmer, koyu renkli, hafif, kuru iken hemen, nemli iken güçlükle ve koku neşrederek yanan kömür. 2) Turb.
TURBİNLİ SONDAJ, Yüksek basınçlı sondaj çamuru vasıtasıyla döndürülen turbine bağlı matkabın dönmesi ile yapılan bir sondaj metodu. Bu metotta sadece turbin motoru ve ona direkt bağlı matkap döner. Takım dizisinin diğer elemanları dönmez; sondaj çamurunun yüksek basınçla turbine ulaşmasını ve matkap üzerine gerekli baskının yapılmasını sağlar.
TURNE, Madenlerde çalışan nezaretçi, mühendis vb. kişilerin ocak gezisi.
TUTUŞMA SICAKLIĞI, Bir gaz veya gaz karışımının, sıcak bir yüzeyden veya kaynaktan ısı enerjisi olarak yanmaya başlaması için gerekli minimum sıcaklık derecesi. Bazı gaz ve karışımlarının tutuşma sıcaklıkları: metan 650-750°C , hidrojen 580-590°C, karbonmonoksit 644-658°C, bütan 480-530°C, normal benzin 280°C, 100 oktanlı benzin 429°C. —> Yanma.
TUTYA, Kavrulmuş veya sinterlenmiş çinko cevheri konsantresinin kömürle birlikte yatay veya modern düşey retortlarda kuvvetli ısıyla redüklenerek üretilen metalik çinkonun, damıtılmasından elde edilen, genellikle %1-2 oranında kurşun içeren çinko metali.
TUVÖNAN, 1) Maden ocağından çıkarılan ve herhangi bir zenginleştirme işlemine tabi tutulmamış cevher veya kömür. 2) Ham cevher.
TUVÖNAN CEVHER, —> Tuvönan.
TUVÖNAN KÖMÜR, —> Tuvönan.
TUZ , 1) Kolayca ufalanabilen, kokusuz, suda eriyen, tadı dil yakıcı, kimyasal förmülü Na Cl olan, billursu madde. Doğada deniz suyundan, —> Kayatuzu yataklarından, tuzlu göllerden ve kaynaklardan, (ana mal olarak) ham tuz elde edilir. Ham tuzun işlenmesiyle; rafine tuz, sofra tuzu, pudra tuzu, presli tuz, iyotlu tuz, yalama tuzu; elde edilir. Tuz beslenmenin temel unsurlarından ve sanayinin temel hammadde-lerinden biridir. Yetişkin bir kimse, değişik yollardan günde 20 gr kadar tuz alır.
2) Kimyasal anlamda genel olarak asitlerin bazlarla nötrleştirilmesi sonunda elde edilen bileşik.
3) Bazı bakımlardan yemek tuzuna benzeyen çeşitli maddelere eczacılıkta verilen ad, amonyak tuzu (amonyum klorür), berthollet tuzu (potasyum klorat), epsom tuzu (magnezyum sülfat), soda tuzu (sodyum karbonat), turta tuzu (potasyum karbonat) gibi.
TUZ DOMU, 2000 ila 4000 m derinlikten gelerek yerkabuğunun zayıf zonlarında oluşturduğu birikme sonucu meydana gelen tuz yatağı. Plastiğe benzer özelliği haiz bu Trias-Jura yaşındaki kaya- ve potastuzu yatakları, tuzlu kil, kireçtaşı, dolomit, jips, anhidritten oluşan kuvvetli kıvrımlara uğramış yantaşları içinde bulunur.
TUZLA, Buharlaşma imkanı fazla olan deniz kıyılarında, tava denilen havuzlara deniz suyu akıtmak ve bu suyu buharlaştırmak suretiyle tuz elde edilen yer.
TÜF, Volkanların püskürttüğü çeşitli tane iriliğindeki parçaların taşlaşmasından oluşan, tabakalaşma gösteren, bazı durumlarda tabakalaşma karakteri göstermeyen kayaç. Muhtevasına göre tüfler çok çeşitli şekilde isimlendirilirler. Volkan püskürmesinde büyük lav parçalarının kraterden fırladıktan sonra havada eksenleri etrafında dönerek katılaşmasından meydana gelen kayaçlara volkan bombası, fırlatılan parçaların havada katılaşmasından oluşan kayaçlara da volkan külleri denir. Volkan bombaları ve lapillilerin gelişigüzel çimentolanmasından oluşan kayaçlara aglomera, küllerin birikmesiyle meydana gelen kayaçlara da volkanik tüf denir.
TÜKENME, Üretim faaliyeti ile tüm olarak tüketilen ve yerine aynen konması mümkün olmayan orman, kömür, maden, petrol, doğal gaz, endüstriyel ham maddeler gibi doğal kaynakların azalması veya tükenmesi.
TÜNEL, 1) Aynı seviyede veya az meyilli olarak devam eden, girişi ve çıkışı olan yeraltı yolu. 2) İki ucu açık galeri.
TÜNEL ATEŞLEMESİ, —> Galeri ateşlemesi.
TÜP TAHKİMAT, Pik döküm parçaların cıvatalarla veya bükülmüş çelik sacların kaynakla birbirlerine bağlanması suretiyle gevşek formasyon içinde açılan kuyularda veya galerilerde uygulanan boru şeklindeki tahkimat. Bunların arkasında kalan boşluk, teçhizatlı beton veya asfalt vb. maddelerle doldurulur.
TÜRBİNER LAMBA, Basınçlı hava ile çalışan bir türbine bağlı elektrik üretecinden elde edilen elektrikten yararlanılarak ışık veren grizuya karşı emniyetli sabit ocak lambası.

Madencilik Terimleri U

U

UÇ, 1) Sondaj tekniğinde formasyonu delen, kesen, aşındıran vb. fonksiyon icra eden bütün takımlara verilen müşterek ad. 2) Matkap. 3) Kron. 4) Rimer.
UÇUCU MADDE, 1) Katı yakıtların, taze hava verilmeksizin, kapalı bir yerde 900½C ısıtılması durumunda, serbest bıraktıkları organik ayrışma ürünleri. Uçucu maddeler kömürleşme derecesini gösteren unsurlardır. 2) Mevadı tayyar.
UFALAMA, Taş, cevher veya kömürün; kaba kırma, ince kırma, öğütme gibi işlemlerin tümüne veya birisine tabi tutulması suretiyle boyutlarının küçültülmesi diğer bir deyişle; tane yüzeylerinin arttırılması. Cevher zenginleştirme işlerinde ufalama sonucunda mineral tane-ciklerinin serbestleşmesi sağlanmış olur.
UFALAMA ORANI, Kırıcı veya değirmene giren malın ortalama tane iriliğinin, çıkan malın ortalama iriliğen oranı. Bu oran, kırıcı ağız açıklığının, çıkış açıklığına oranı olarak da ifade edilebilir.
UFKİ, Genişliğine.
ULTRABAZİK, Kayacın kimyasal bileşimine ait SiO2 içeriği % 45’ten az olan kayaçlar için kullanılan terim. Bazı meteorlarda varlığı gözlemlenen bu magmatik kayaç, bünyesinde kuars ve feldispat ihtiva etmez; esas unsuru Fe-Mg silikatlarla metal oksitleri-sülfürleri-nabit metalleri teker teker veya her üçü birden bulunur.
ULTRAMETAMORFOZ, Metamorfoz olayı sırasında normalin dışında sıcaklığın ve basıncın artması sonucu meydana gelen başkalaşım. —> Metamorfoz.
ULTRAVİYOLE IŞIN, Dalga uzunlukları gözle görülemeyecek kadar kısa olup gözle görülemeyen ışık. Bazı mineraller ültraviyole ışığa maruz kaldıkları zaman ayırt edilirler. Yani ültraviyole ışık altında ayırt edilebilen mineraller ültraviyole ışığını yutar ve bunları daha uzun dalgalı ışınlar halinde meşrederler (yayarlar), bu ışınlar gözle renk olarak görülür. Bu çeşit minerallere “ flüoresan” mineral denir. Bazı minerallerde ise bu flüoresan olayı, yalnız ışıklandırıldığında değil, ondan sonra karanlıktada bir süre devam eder. Bu olaya minerallerin “ fosforesan ve luminesan” özelliği denir. Luminesan özellikle katod röntgen ve radyum ışınlarının yaptığı olay olarak ifade edilir. Bu olay ısı derecesinin yüksetilmesi ile olursa “ termoluminesan” olayı örnek topaz, elmas ve fluorit gibi mineraller için yalnız el ısısı ve fosforit, kalsit ve bazı silikatler için de yüz derece yahut daha fazla ısı gerektir. Luminesan olayı kırılma, vurulma vb. mekanik bir yolla olursa bu olay da “ triboluminesan” olarak adlandırılır. —> Kuars lambası kısa dalga ultraviyole ışınları veren (1/10.000 inç yani 1/394 mm dalga boylu) iyi bir kaynaktır. Argon ışığı ise daha uzun dalga boylu ultraviyole ışınları neşreder. Ültraviyole ışınlarına maruz kalan her mineral flüoresan değildir. Uranyum minerallerinde, şelit (Tungsten cevheri) ve diğer tungsten minerallerinde flüoresan özelliği vardır. Bazı mineraller içlerinde katışıklar yüzünden flüoresan olurlar. Bir kısım mineraller de bulundukları yere göre bazan bu özelliği gösterebilirler. Bu yüzden flüoresan minerallerin aranıp bulunması büyük bir titizlik ister. Arazide bu iş için elde taşınan bir kuars lambası kullanılır. Flüoresan mineraller güzellikleri dolayısı ile dikkati üzerlerine çekerler, fakat bunların ciddi bir şekilde incelenmesi güç bir iştir.
UMKİ, Derinliğine.
UMUMİ DEPRESYON, —> Total depresyon.
UMUMİ RANDIMAN (A+B), Ocaktan yapılan üretim miktarının (kg veya ton), üretimle ilgili olarak yeraltı (içeri A) ve yerüstü (dışarı B) için yapılan işçi yevmiyeleri toplamına bölümüyle elde edilen değer.
URAL ZÜMRÜTÜ , —> Grena.
URANYUM, Demir görünüşünde , radyoaktif etkenliği olan, atom ağırlığı 238,3 yoğunluğu 18,6 ergime noktası 1132½C, kaynama noktası 3818½C olan bir element.
URANYUM - TORYUM-KURŞUN’LA TARİHLEME, Kayaçların yaşının içerdikleri adi kurşun miktarının ölçülmesi yoluyla belirlenmesi yöntemi. Adi kurşun, bol miktarda kurşun ile az miktarda kurşun oluşumuna yol açan radyoaktif madde (örn. uranyum -235 ve uranyum -238 izotopları ve toryum -232 izotopu) içeren bir kayaç ya da mineralden elde edilen kurşundur. Herhangi bir kayaç ya da mineraldeki kurşun izotopları bileşimi, kayaç ya da mineralin yaşına ve içinde oluştuğu ortama bağlıdır; yani ana malzemedeki uranyum ve toryum miktarları toplamının kurşun miktarına oranı suretiyle belirlenir.
URGAN, 1) Kalın ip. 2) İnce halat.
USTABAŞI, Üretim, hazırlık ve sondaj ünitelerindeki çeşitli işlemlerde çalışan işçilerin çalışmalarını denetleyip koordine eden usta.
UYGULAMALI JEOLOJİ, —> Jeoloji.
UYGULAMA PROJESİ, Ön projede belirtilmiş tesisin kurulması için gerekli, kabul edilmiş ilkelere uygun nitelikte ayrıntılı açıklama, şema, plan ve resimlerle bunların düzenlenmesine dayanak olan hesap, keşif ve şartnamelerin tümü yani işletmeci mühendis veya madencinin; fiilen çalışabilmesi için gerekli ayrıntıları ihtiva eden proje.
UYGUN TABAKALAŞMA, 1) Tabakaların seri halinde düzenli ve paralel olarak birbirlerinin üzerinde çökelmiş durumu. Tabakaların bu durumu, çökelme olayının aynı fiziksel şartlar altında, devamlı olarak meydana geldiğini gösterir. Tektonik hareketler etkisi ile seri halindeki uygun tabakalar eğimli veyadik duruma da gelebilir. 2) Konkordans.
UYUM BÖLMESİ, Basıncı veya temperatürü farklı iki ortamın arasında özel olarak yapılmış olan veya bırakılan ve bir ortamın etkisini azaltarak, diğer ortam için uyum sağlanmasına yarayan yer.
UZAKTAN ALGILAMA, 1) Fiziksel temas olmaksızın bir madde hakkında bilgi toplamak, toplanan bilgileri kaydetmek ve bunları işlemek gibi iki ana aşama ile gerçekleştirilen çalışma. Uzaktan algılayıcılar elektromanyetik spektrumun görünür ve görünmez dalga boylarında çalışan göz ya da yapay algılayıcılardır. Farklı dalga boyu aralıklarında çalışan uzaktan algılayıcılara örnek olarak da lazer, radyofrekans alıcıları, radar, radyometre, kızılötesi tarayıcılar vb. cihazlar gösterilir. Uzaktan algılama aktif ve pasif olmak üzere iki biçimde yapılabilir. Aktif algılamada, algılayıcı sistem bir alıcı vericiden (radar veya lazer gibi) oluşur. Pasif algılamada, algılayıcı sistem bir alıcıdan oluşur (fotoğraf kamerası ve göz gibi). Algılanan enerji ise gözlenen ortam tarafından yapılabileceği gibi güneş, ay vb. kaynaklardan yayılan enerjinin gözlenen ortamdan saçılan bileşeni de olabilir. Her iki durumda da algılanan enerji gözlenen ortam hakkında bilgi taşır. Kamera, radyometre ve kızılötesi algılayıcılar bu türdendir. 2) Remote sensing.
UZMAN, 1) Belli bir işte belli bir konuda bilgi, görgü ve becerisi olan kimse. 2) Mütehassıs.
UZUN AYAK, 1) Tabaka halinde bulunan cevher veya kömür damarlarını iki yerden kesip, (alt ve üst) taban yolları hazırlandıktan sonra, bu taban yollarının damar içinden bağlanması suretiyle teşkil edilen uzun, dar ve yüksek olmayan üretim yeri. Taban yolları pano hududuna kadar sürüldükten sonra hazırlanıp geriye doğru çalışılan uzun ayağa dönümlü -(tayrabatan), taban yollarının başlangıcında hazırlanan ve hududa doğru çalışılan uzun ayağa da ilerletimli uzunayak (taysaşan) denir. Genel olarak uzun ayak maden yatağının istikametine dik olarak yürütülür. Damar meylinin müsait olduğu hallerde uzun ayak damar meyli boyunca aşağı veya yukarı doğru da yürütülebilir. 2) Ayak. 3) Tay.
UZUN HADDE ÜRÜNLERİ, Üretilen çeliğin haddelenmesi suretiyle elde edilen blum, kütük, demiryolu malzemeleri (ray, travers, cebire, seletler), ağır, orta ve hafif profil, nervürlü veya düz betonarme çelik çubuklar, tel ve kangal (filmaşin) gibi ürünler. Sıcak haddeleme sonucunda elde edilen a) blumlar, b)ağır ve orta profiller (yüksekliği 80 mm ve üstünde olan |,U vb. kesitli profiller, uzun kenarı 80 mm üstünde olan eşitkenar ve çeşit kenar köşebentler ve yüksekliği 100 mm üstünde olan maden direği profilleri ve benzerleri.), c) kalın kesitli çubuklar (çapları 60 mm üstünde olan yuvarlak kesitler, genişliği 120 mm üstünde olan lamalar, köşe radyusları 50 mm’nin altında ve bir kenarı 60 mm üstündeki dikdörtgen veya kare kesitli malzemeler), d) demiryolu malzemeleri ve, e) bir kenarı 140 mm’den az olan kütükler uzun hadde ürünleri olarak isimlendirilir. Ayrıca, kütüklerin sürekli, yarı sürekli veya ard arda (Tandem) haddelerde sıcak haddelenmesiyle üretilen a) hafif profiller (yüksekliği 80 mm’nin altında olan |,U kesitli profiller ile bir kenarı 80 mm’nın (hariç) altında olan eşkenar ve çeşitkenar köşebentler, 50 mm’nin altındaki T ve diğer profiller, en fazla 25 mm, en az 1 mm kalınlığındaki lama malzemeler) b) ince kesitli çubuklar (en çok 60 mm çapa kadar dairesel kesitli ve genellikle 12 m uzunluğa kadar olan yuvarlak çubuklar, bir kenarı 60 mm’ye kadar kare kesitli, paralel kenarları arasındaki mesafe en çok 60 mm olan altıgen, sekizgen gibi geometrik çubuklar); c) filmaşinler (en az 5,5 mm çapında ve kangal halindeki malzemeler) de uzun hadde ürünlerine dahildir. Soğuk haddeleme ile de biçimlendirilmiş uzun ürünler elde edilir. Genellikle hafif profillere , ince kesitli çubuklara ve filmaşinlere soğuk haddeleme veya soğuk çekme yöntemleri uygulanır. Bundan amaç malzemelerin boyutlarını, mekanik özelliklerini veya yüzey durumlarını değiştirmektir. Soğuk haddeleme sonucunda ise aşağıdaki uzun hadde ürünleri elde edilir: a) Soğuk çekilmiş çubuklar (40 mm’den daha küçük çaptaki çubukların yüzeylerinin temizlenmesi, çap toleransının düşürülmesi için yüzeysel soğuk biçimlendirme yapılan ürünler); b) Soyulmuş çubuklar (Çapları 20 mm den büyük olan çubuklarda, talaş kaldırmak suretiyle yüzeylerin temizlenmesi ve çap toleranslarının düşürülmesi ile edilmiş ürünler); Tavlı teller (Filmaşinlerin inceltilerek istenen çapa indirilmesi ve daha sonra yumuşatma tavına veya ısıl işlemine tabi tutularak yumuşatılması ile elde edilen ürünler) d) Sert teller (Belirli bileşimlerdeki filmaşinlerin hadde veya lokmalardan soğuk biçimlendirilmesiyle istenen çapa indirilmesi ve böylece sertliği ve dayanımının artırılması suretiyle elde edilen ürünler). e) Patentli teller (Orta ve yüksek karbonlu filmaşinlerin hadde veya lokmalardan geçirilerek soğuk biçimlendirmeyle istenen çapa indirilmesi, daha sonra patentleme ısıl işleminin uygulanması ile elde edilen ürünler).
UZUN MEHMET, Taşkömürünü Türkiye’de ilk keşfeden 19. yüzyılda yaşamış Zonguldaklı Türk.
Türk bahriyesinin İngiliz kömürüne bağımlılığını gidermek için halkın katkısını sağlama gayretleri, Uzun Mehmet’in 1829 yılında Zonguldak kömürünü keşfiyle sonuçlanmıştır. Bugün Zonguldak’ta Uzun Mehmet adına bir anıt dikilmiştir. Ayrıca taşkömürünün ilk defa 1822 yılında Karadeniz Ereğlisi Kestaneci köyünden gemici Hacı İsmail tarafından bulunup II. Mahmut’a götürüldüğü ve beş kese altınla mükafatlandırıldığı da rivayet edilir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:35 #55
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Madencilik Terimleri Ü

Ü

ÜÇGEN METODU, —> Poligon metodu.
ÜÇGENLERE AYIRMA YÖNTEMİ, Küçük arazi parçalarının ölçülmesinde kullanılan yöntem.
ÜÇGENLERİN AĞIRLIK MERKEZ-LERİNDEN HACİM HESABI, P1 (X1 , Y1 , Z1), P2 (X2, Y2, Z2) ve P3 (X3, Y3, Z3) üçgenin ve S (Xs, Ys, Zs) kütlenin ağırlık merkezinin koordinatları, yani
X1+X2+X3
Xs = ————————
3
Y 1+Y2+Y3
Ys = ————————
3
Z1+Z2+Z3
Zs = ————————
3
F’i ve F’Ü= Üst ve alt üçgen yüzeylerinin taban alanları, m= Üçgenlerin oluşturduğu sistemin ağırlık merkezi ise hacimin;
n
VF= İ F’i . m = F’ü . m formülü ile bulunması.
k=1
ÜÇGEN DAMARLI HALAT, Çelik halatı teşkil eden damarların en kesitleri yaklaşık olarak üçgen biçiminde olan düzene sahip halat. Üç köşe demetli halat, öncellikle kaldırma işlerinde kullanılmak üzere geliştirilmiş olup, makaralar üzerinde tellerin aşınmasını azaltmak amacıyla geliştirilmiştir. Üçgen demetli çelik tel halat 6 torunludur ve genellikle kendir öz üzerine istinad-ederler.
ÜÇ GÖZLÜ TUMBA, —> Tumba.
ÜFLEYİCİ, 1) Üfleyerek havalandırmayı sağlayan aygıt. 2) Üfleyici pervane. 3) Suflan pervane. —> Vantilatör.
ÜLEKSİT (Na CaB5O9.8H2O), Doğada masif, karnabahar şeklinde, lifsi ve sütun şeklinde bulunan bir bor minerali. İpek parlaklığında olanları da vardır. Genelde kolemanit, hidroborasit ve probertit ile birlikte (bulunur) teşekkül eder. B2O3 içeriği % 43 olup, Türkiye’de Kırka, Bigadiç ve Emet yörelerinde, dünyada ise Arjantin’de bulunur.
ÜNİTE, 1) Metallerin fiat ve terönü ile ilgili terim. 2) Yüzde bir tenörlü farzedilen bir ton cevherin ihtiva ettiği saf metal miktarı.
ÜRETİM, 1) Toplumun varlığı ve gelişmesi için gerekli olan nesnelerin elde edilmesi. 2) —> İstihsal.
ÜRETİM KAYBI, Damar içinde mevcut kömürün üretilememiş olan kısmı, çalışma ve işyeri güvenliği için topuklarda ve fay civarlarında yerinde bırakılan kömürler. Yangının ve heyelanın önlenmesi için alınmayan veya kalite yetersizliği nedeniyle üretilmeyen kısımlar da üretim kaybıdır. Üretim kaybı, uygulanan yöntem ve kullanılan teçizata bağlı olarak değişir. Genel olarak bu kayıp kömür üretiminde yeraltında %25 ve açık ocakta %10 civarındadır

Burada kömür açık işletmeciliğinde karşılaşılan başlıca üretim kayıpları örnekleri gösterilmiştir. Son iki şekilde gösterilen emniyet topukları projede öngörülmüş ise yerinde bırakılan kömürler, rezerv kaybı olarak dikkate alınır.
ÜRETİM MALİYETİ, Üretim için harcanan gider toplamının, üretim miktarına bölünmesi ile elde edilen değer. Gider türleri: Hammaddeler, yardımcı maddeler, işletme malzemesi, yakıt, elektrik, su, işçilik ve personel giderleri, amortismanlar, lisans anlaşması bedeli, rödavans bedeli, bakım ve onarım, genel giderler. (Kira, sigorta, vergi, resim ve harçlar, taşıma haberleşme, aydınlatma). —> Ticari maliyet, Satılabilir.
ÜRETİM METALURJİSİ, —> Metalurji.
ÜRETİM NAKİL ARACI, Üretilen madenin taşınmasında kullanılan araç. Başlıcaları: Yeraltında; sallantılı ve sabit oluk, zincirli konveyör, ocak arabası, bantlı konveyör; açık ocakta; kamyon, vagon, bantlı konveyör, pipe-line, havai hat vb.
ÜRETİM PANOSU YOLLARI, 1) Yeraltında üretim yapabilmek için pano içinde sürülmesi gerekli yolların genel tanımı. Ayağın alt kısmında ve ayak uzunluğuna dik olarak sürülen yola —> “Alt taban yolu”, ayağın üst kısmında sürülen yola ise “ Üst taban yolu “ denir. Bu yollar, üretilen kömürün nakli, ayağın havalandırılması ve ayak içine malzeme gönderilmesi amacı ile kullanılır. 2) Açık işletmede üretilen cevher veya kömürün naklinde kullanılan veya servis ve irtibatı sağlayan yolların tümü.
ÜRETİM YERİ, Maden yatağı içerisinde bulunan ve faydalı madenin kazılarak bir taşıma aracına verdiği (yüklendiği) yer.
ÜST DERİN KAZI, Açık kömür işletmesinde kazıcının çalışma düzlemine göre üst kademede yaptığı “ Üst kazı “, alt kademede yaptığı “ Derin kazı “. İş makinesi döner kepçeli kazıcı veya dragline olabilir. —> Şekil.
ÜST ISI DEĞERİ (Ü.I.D.) , Tartımı yapılmış katı yakıt numunesinin, standart koşullarda bir kalorimetre bombasında oksijen ortamında yakılıp kalorimetre kabı, içindeki suyun sıcaklık derecesinin artımına ve sistemin ortalama gerçek ısı sığasına göre ısı değeri hesaplanıp, ateşleme fitilinin verdiği ısı, termo-kimyasal düzeltmeler ve kalorimetreden su gömleğine geçen ısı kayıpları hesaplara katılarak elde edilen netice. Alt ısı değeri (A.I.D) ise üst ısı değerinden, kayıpların düşülmesi suretiyle hesaplanan ısıdır.
ÜST MADENCİ, —> Nezaretçi.
ÜSTTABAN YOLU, Uzun ayak üretim sisteminde; ayak içine malzeme naklini sağlayan, panonun üst kısmında sürülen galeri. Üst tabanyolu aynı zamanda, insan çıkışına yarar ve hava dönüşümünü sağlar.
ÜSTÜPÜ, Atölyelerde temizlik işlerinde kullanılan pamuk ipliği artığı.
ÜST KÖMÜR TABAKASI, Bir kömür damarında veya kömür horizonunda damarın ara kesme ile ayrılan üst dilimi.

Madencilik Terimleri V

V

VADOS SU, Yagış halinde topraga düşüp, topraga nüfuz eden yeraltı suyu, —> Juvenil su.
VAGONDRİL, 1) Degişik çaplarda delik delebilen agır tip veya birkaç martoperforatörü ve yürütme motorunu üzerinde taşıyan, ayrı bir kompresör ile delme işlemi yapan, yürüme düzeni olan lagım delme makinesi.
VAGONET, 1) Küçük vagon. 2) Dekovil. 3) Ocak arabası.
VAKUM FİLTRE, Süzme hızını artırmak için vakum uygulanan filtre.
VALF, —> Vana.
VANA, 1) Borulardan geçen sıvı veya gazların akışını durdurmaya ya da bırakmaya yarayan anahtar. 2) Valf.
VANADYUM, 1) Pediyodik sistemde 23. sırada bir kimyasal element. 2) Biyoşimik özelligi olan ve kimyasal benzerlik bakımından fosforu aldıran beyaz metal. Özgül agırlıgı 5,7; sert, 1750½C’da ergir. Sanayide kullanılan ferrovanadyumla özel çelik imal edilir. Vanadyumun cevheri, titanmanyetitlerde, hidrotermal Pb-Zn-Cu yataklarında, sedimenter olarak oolitik demir cevherleri içinde, bitümlü şistlerde ve asfalt bünyesinde bulunur.
VANADYUM ÇELİGİ, % 0,7-1,4 Cr ve % 1,5-2,5 vanadyum ihtiva eden çelik. En önemli özelligi mukavemet ve elastikiyetini uzun zaman muhafaza etmesidir. Daha ziyade otomobil aksları imalinde kullanılır.
VANTİLASYON , —>Havalandırma, Cebri havalandırma. Tali havalandırma.
VANTİLATÖR, 1) Kanatlı çark yardımı ile havayı harekete geçiren makine. 2) Pervane. Vantilatör emici veya üfleyici olmak üzere iki şekilde çalışır. Emici vantilatörler alçak basınç yani depresyon; üfleyici vantilatörler ise yüksek basınç yani kompresyon yaratmak suretiyle hava akımı saglar. Havalandırma tesisleri; emici olarak çalıştırılırsa aspiratör, üfleyici olarak çalıştırılırsa vantilatör diye isimlendirilir
Eksenel bir şekilde hava akımı saglayan vantilatörlere “Aksiyal”, santrifüj kuvvet vasıtası ile hava akımı saglayan tiplere de “Radyal” vantilatör denir. Vantilatörler alçak-, orta-, ve yüksek basınçlı vantilatörler olarak sınıflandırılır. Bunların basınçları da sırasıyla 25-100, 100-200 ve 200-1000 mm su sütunu olur.
VANTİLATÖR BORUSU, İhtiyaca göre 300-800 mm veya daha büyük çapta kelepçeli veya flanşlı olarak imal edilen boru. Vantilatörün emici veya verici tarafına takılarak üfleyici veya emici tali havalandırma sistemlerinde kullanılır. —> Vantüp.
VANTÜP, İhtiyaca göre 300-400-600-800 mm veya daha büyük çapta plastik, muşamba veya çadın bezinden imal edilen (baan çelik tel ile takviyeli, iki ucu çemberli), fleksibl boru. Tali veya cebri havalandırma sistemlerinde vantilatörün verici borusu olarak kullanılır.
VARAGEL, 1) Egimli olan ve katları birbirine baglayan, yer çekiminden yararlanılarak dolu vagonları aşagıya, boş vagonları da yukarıya çekmeye yarayan, nakliyat yolu. 2) Egimli yolda veya kuyuda graviteden yararlanarak taşıma yapmaya yarayan mekanik düzen.
VARDİYA, Madencilikte işçilerin bir gün içinde (24 saatte) yapacagı nöbetleşe çalışmanın süreleri. Eger günün 24 saati 3’e veya 4’e bölünmek suretiyle çalışma yapılıyorsa, bu bölümlerin her biri bir vardiya diye isimlendirilir. Yıl içinde çalışılan vardiyalar sayılmak suretiyle yıllık çalışılan vardiya sayısı elde edilir. Genellikle devamlı çalışan işlerlerinde vardiyalar 8-16, 16-24 ve 24-8 veya 6-14, 14-22 ve 22-6 şeklinde düzenlenir. Bunlar I., II. ve III. vardiya diye de isimlendirilir. Bazı yerlerde 6-16 vardiyasına gündüz, 16-24 vardiyasına paşa-, 24-8 vardiyasına ise serseri veya sarhoş vardiyası denir. Bunlar ayrıca, sabah, akşam ve gece vardiyası olarak da tanımlanır. İşin geregine göre vardiyaların başlangıç ve bitiş zamanları degiştirilebilir veya vardiya süresi kısaltılabilir.
VARİL, 1) Fıçı 2) Sıvı petrolün, genellikle ham petrolün üretim ve ticaretinde kullanılan hacim birimi. Bir varil 42 galon veya yaklaşık 306 libredir.(~ 139kg).
VARYOS, 1) Balyos 2) Mermer işletmeciligin-de 10-12 kg agırlıgında iki başı düz çelik tokmak. İki başı keskin olanına keskin varyos; iki başı sivri olanına sivri varyos denir.
VAYRLAYN SİSTEMİ, Sondaj takımının yeryüzüne çekilmeden karotiyerde karotla dolan iç gömlegin yeryüzüne çekilip boşaltıldıktan sonra tekrar kuyuya atılması ve dış gömlege yerleştirilmesi suretiyle çalışan numune alma sistemi. Çift tüplü olan vayrlayn karotiyerin iç tüpü, gömlege, tırnaklarla veya yapay yay parçalarından oluşmuş halka şeklindeki özel düzen ve setle tutturulmuş olup, sondaj yapılıp karot parçalarıyla dolduktan sonra iç gömlek üzerine indirilen overşotla yakalanır; tırnaklardan kurtarılarak halatla yeryüzüne çekilir. Karotlar boşaltıldıktan sonra iç gömlek tijler içinde kuyuya atılır. Hızlanarak inen iç gömlek karotiyer dış gömlegi içindeki tırnaklı, yaylısetli yuvasına yerleşir. Bu şekilde peryodik işlem tamamlanır, takım delmeye ve karot almaya hazır hale gelmiş olur.
VAYRLAYN TAKIMI, Vayrlayn karotiyer, hareketli-degiştirilebilir iç gömlek, yedek iç gömlek, özel matkap, özel tijler, iç gömlegi yakalama (overşot) tertibatı, ince çelik halat ve vayrlayn vincinden oluşan özel sondaj takımı. Takımı çekip indirme zahmet ve zaman kaybından kurtardıgı için hızlı ilerleme imkanı verir. Takım ancak matkap aşındıktan sonra kuyudan çekilir. Matkap degiştirilip takım tekrar kuyuya indirilir. Son yıllarda takımı çekmeden matkap degiştirme denemeleri yapılmaktadır.
VENTURİ BORUSU, İçinde hava veya bir gazın akımını saglamak amacıyla, içine basınçlı hava veya su püskürtücü küçük enjektör memesi yerleştirilmiş boru.
VENÜS SAÇI, —> Kristalin kuars.
VERİM, 1) Çalıştırılan (işçi, makine, vb.) işletilen (maden yatagı, tesis vb.) ve bakılan (hayvan, bitki vb.) bir şeyin çalıştırılması, işletilmesi veya bakımından elde edilen sonuç ya da bu sonucun (nieligi) sayısal ifadesi. İşçi-, makine-, mahsül verimi vb. 2) Ortaya çıkan, istenilen, beklenilen (semere) sonuç. —> Randıman.
VERİMLİLİK, İstihsal ameliyesinde kullanılan üretim unsurlarının sayısı ile, neticede elde edilen hasıla (miktar ve kalite itibariyle) arasındaki oran. Teknik anlamda, rasyonellik ve verimin ölçüsü olup, sarfedilen ile elde edilen arasındaki oran. Ekonomik anlamda da belirli zaman içinde yapılan imalatın ifadesi.
VERMİKÜLİT, Genleştirilmiş vermikülit, hafif yapı gereçlerinde agrega olarak, binalarda ısı ve ses izolasyonunda, soguk hava depolarının izolasyonunda, dekorasyon işlerinde, dökümhane ve benzeri yüksek ısı ile çalışan yerlerde ateşe dayanıklı sıva ve kaplama malzemeleri üretiminde kullanılır. Ziraatte ise topragın özelliklerini iyileştirici katkı olarak, zirai ilaçlarda ve gübrelerde katkı malzemesi olarak, ev ve ahır hayvanlarına yatak malzemesi olarak kullanılır. İnce taneli genleşmiş vermikülit ayrıca boyada, lastik ve plastik üretiminde dolgu olarak kullanılır. Diger bir deyişle vermikülit, perlit, pomza, genleşen killer, camyünü, yutong, strafor beton ve köpüklü beton gibi malzemelere bir alternatiftir. Dünya toplam üretimi yılda 500.000-600.000t kadardır.
Piroksenit, amfibol grubu ve ultramafik kayaçlardaki olivinlerin sonradan bunlara nüfuzeden siyenitler, karbonatitler ve pegmatitler vasıtasıyla oluşan solüsyonlar ve yüksek sıcaklık sebebiyle gaz haline dönüşmüş bazı maddelerin etkileriyle alterasyona ugrayarak biyotit- flogopit, serpantin ve klorite dönüşmesinden sonra yeraltı sularının sirkülasyonu ile derinlere dogru kayaçlardaki alkalilerin yer degiştirmesi, magnezyumun yeniden dagılımı, kristal yapısına suyun nüfuzedip molekül yapısına girmesi suretiyle oluşan bir mineral. Terkibi = (Si.Al)4 (Mg. Al. Fe)3 O10(OH)2Mgx(H2O)n 0,9>x>0,6
Vermikülitin en önemli özelligi 900°-1100°C sıcaklıkta 4 ila 8 saniye tutularak genleştirilebilmesidir.
VEZÜVYAN, 1) Tetragonal sistemde kristalleşen, sarı, kahverengimsi, yeşilimsi ve siyahımsı renklerde olabilen, saydam veya yarı saydam bir kontaktmetamorf mineral. Ca10 Al2 (Mg, Fe)2 (OH)2 Si9 O36. Kontakt minerallerde, özellikle metamorfik kalker içerisinde gröna ile birlikte bulunur. Yeşime benzeyen türüne “Kalifornit”, gök mavisi türüne “Siprin” denir. 2) Wiluit 3) İdokras
VİDA, Egik düzlem kanunlarına göre üzerine sag veya sol yiv (diş) açılmış silindir veya konik parça, diger bir ifade ile üzerine diş açılmış burmalı çivi. Kullanış yerlerine ve şekillerine göre çeşitli vidalar yapılmakla beraler normlaştırılmış üç vida sistemi vardır. Bu sistemler de;
(a) Whitworth vidası
(b) Metrik vida
(c) U.S. St. vidası (Bu vida genel olarak Amerika’da kullanılır.)
VİBRÖR ELEK, Bir kasaya yerleştirilmiş elegin kasa agırlık merkezine, merkezi olarak yerleştirilmiş bir tahrik düzeninin eksantrik hareket etmesi suretiyle elenecek malzemenin elenerek, tane boyutlarına göre tasnifini saglayan düzen.
VİDA ADIMI, Vidanın tam bir devir (360½) döndürülmesi halinde yaptıgı ilerleme; diş helezonu üzerinde bir devir yapmak suretiyle dikey olarak alınan yol.
VİDYA ÇELİGİ, Matkap uçlarının ve potkabaç kesici başlarının imalinde kullanılan volfram karbit ve kobalt ihtiva eden ve kolay aşınmaması özelliginden dolayı bilhassa madencilikte kullanılan sert çelik.
VİDYA KRON, Ucuna, muayyen bir plan dahilinde vidya taneleri yerleştirilerek standarda göre imal edilmiş, orta sert formasyonlarda karot alabilen matkap veya degiştirilebilen matkap şeklinde imal edilen, delik delme işinde kullanılan uç.
VİKERS SERTLİGİ, Tepe açısı 136½ olan elmas piramit 120 kg’a kadar degişik yükle malzemenin içine dogru bastırılmak suretiyle, parça üzerinde elde edilen izin köşegenlerinin ortalama degeri ölçülerek tayin edilen sertlik. Bu şekilde bilhassa ince sacların veya yüzeyi sertleştirilmiş malzeme yüzeyinin sertligi tayin edilir.
VİNÇ, 1) Halatın gevşetilmesi ve sarılması suretiyle insan ve malzeme taşınmasına yardımcı olan, tanburu elektrik veya basınçlı hava ile tahrik edilen makine. 2) Egimli olan ve katları birbirlerine baglayan, mekanik güçten yararlanılarak dolu vagonları aşagıdan yukarı çekmeye yarıyan nakliyat yolu kavramı. 3) Egimli yolda mekanik güçten yararlanılarak taşıma yapmaya yarayan düzen. 4) Tekerlekler, raylar, paletler üzerinde hareket edebilen kaldırma ve çekme makinesi.
VİNÇ BA�I, Vinç düzeninde, vinç, makas, karakol sinyal tertibatı vb. müştemilatın bulundugu manevra ve işaretleşme yeri.
VİNÇ DİBİ, Vinç düzeyinde arabaların vinçten indigi yerdeki manevra ve işaretleşme yeri.
VİNÇ DİBİ KAÇAMAK LAGIMI, Vinç dibine gidiş gelişlerin ve oradaki çalışmaların emniyetle yapılmasını saglamak için anayolla vinç dibi arasında sürülmüş olan irtibat lagımı.
VİNÇ DÜZENİ, Ana-, ana ve tali-, veya tali katlar arasında vinç kullanılarak dolu arabaları yukarı çeken ve boş arabaları aşagıya indiren taşıma düzeni.
VİRA, “Çek” işareti —> İşaretleşme.
VİRAJ, 1) Demiryolu ve karayolu taşımacılıgında yolların yön degiştirdigi bölümler. 2) Dönemeç. 3) Kurba.
VİSKOZİTE, 1) Sıvıların ve gazları teşkil eden çok küçük parçalarının hareket sırasında birbirlerine karşı gösterdigi direnç. 2) Bir akışkanın akmaya karşı gösterdigi iç direnç.
VİSKOZİMETRE, Agdalılık ölçer olarak da bilinir. Bir akışkanın agdalılıgını (iç akışa karşı direncini) ölçen aygıt. Bu aygıtın bir türü, belirli hacimdeki bir akışkanın belirli bir aralıktan ne kadar sürede aktıgını kaydeder. Kılcal borulu agdalıkölçer ise, bir akışkanı dar bir borudan belirli bir hızla akmaya zorlamak için uygulanması gereken basıncın ölçülmesine dayanır. Ayrıca bazı türleri bir kürenin akışkan içindeki batma hızını ölçer. Bir başka türü iç içe geçmiş eş eksenli iki silindirden içtekini döndürmek için gerekli kuvveti ölçerek silindirler arasına sızmış olan akışkanın agdalıgını saptar ; bazıları da akışkan içinde titreşen bir diskin salınımlarının sönüm hızını ölçme ilkesine dayanır.
VİTRAY, Birbirine baglı kurşun bölmelere yerleştirilmiş renkli cam parçalarından meydana gelen saydam pencere süslemesi.
VOLAN, Pistonlu makinelerde enerji akümülatörü görevi yapmak suretiyle ölü noktaların aşılmasını saglayan kasnak veya tekerlek şeklinde olan kitle.
Devri yükseltilen volan kendi ataleti nedeniyle hareket enerjisini depo eder ve her zaman geri verir.
VOLE, Birkaç lagım deligini aynı anda patlatma işlemi.
VOLFRAM, 1) Kimyasal simgesi W, atom numarası 74,0, atom agırlıgı 183,85, özgül agırlıgı 19,3 olan, Wolframit (Fe, Mn WO3), şelit (CaWO4), hübnerit (MnWO4) mineralleri içinde bulunan nadir element. 2) Tungsten. Volfram metali aşırı sert kırılgan, gri renklidir. Tabii olarak bulunmaz. Erime sıcaklıgı 3410½C, elektriksel iletkenligi yüksektir. Havada 400½C’de oksitlenir. Volframlı çelik alaşımları aşınma, çarpma, paslanma ve çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Kullanım alanı geniş olan ve stratejik bir metal olarak dikkati çeken volfram, daha çok çelige sertlik ve dayanıklılık kazandırma özelliginden dolayı alaşımlarda, metal olarak karbürlerde ve çeşitli kimyasal bileşiklerde kullanılır. Turbin motorlarının yüksek hararete maruz kalan kısımlarındaki kablolar, ampuller içindeki flama telleri, elektrik aletlerindeki kontak noktaları da tungstenden imal edilir. Ayrıca bazı boyaların imalinde de kullanılır.
VOLFRAM ÇELİGİ, % 14-18 wolfram ihtiva eden çelik. Bunlar yüksek devirli kesici cihazlarda kullanılır. Kızıl derecede dahi keskinligini ve deliciligini muhafaza eder.
VOLKAN, Yanardag. Magmanın yeryüzüne çıkan sivri veya yatık koni biçiminde, tepesinde bir püskürme agzı (krater) bulunacak şekilde oluşturdugu dag. ––> Yanardag.
VOLKAN BOMBASI, Büyük lav parçalarının kraterden fırlarken havada eksenleri etrafında dönerek katılaşmasından meydana gelen kayaç parçaları.
Volkan bombalarının fındık büyüklügünde olanlarına lapilli denir.
VOLKAN CAMI , Volkanik kökenli, camsı ve genellikle siyah renkli olan ve perlit grubuna giren bir mineral. Minerolojide obsidiyen olarak bilinir. Demir oksit içermesi durumunda rengi kırmızı veya kahverengi, içinde gaz kabarcıkları bulunanı ise açık gri olur. Nadiren de olsa siyah-kırmızı veya siyah-gri şeritli türlerine de rastlanır. Obsidyenlerdeki bünye suyu pekştayn ve perlitlerden daha azdır.
VOLKANİK KAYAÇ, 1) Volkan bacası adı verilen yerkabugu çatlaklarından erimiş magmanın yeryüzüne çıkarak akması veya kubbe şeklinde yıgılarak soguması sonucu meydana gelen magmatik kayaç. 2) Püskürük (ekstrüsif) kayaç.
VOLKANİK TÜF, Volkan küllerinin tabakalar halinde birikmesi ile meydana gelen kayaç.
VOLLASTONİT , Asit intrusiflerin kalkerlerle kontagında oluşan bir kalsiyumsilikat minerali (Ca Si O3). Saf halde iken rengi beyaz olup, lifsi görünüşlüdür. Çeşitli impüritelerle rengi kurşuni veya kahverengine dönebilir. Enerji tasarrufu yanında düşük pişme küçülmesi, yüksek ısıya dayanımı, yüksek mekanik direnci, kontrol edilebilir porozite ve iyi izolasyon kabiliyeti gibi özellikleri, kullanım yerlerini belirler. Buna göre yer ve duvar karoları, tek pişirimli fayans imali, elektrik izolatörleri, porselen, sır, emaye, mineral elyaf, beyaz boya ve abrasif disk imalinde kullanılır.
VOLÜMETRİK VERİM, Ocakta yararlı olarak kullanılan toplam hava hacminin, toplam dolaşım havası miktarına oranının yüzde olarak ifadesi.
VORSYL AYIRICISI, 1967 yılında İngiltere’de 0,5-50 mm tane büyüklügündeki kömürleri yıkamak (zenginleştirmek) amacıyla geliştirilmiş DSM (agır ortam) siklonlarına benzer, dik olarak yerleştirilmiş bir hücrede oluşan, optimum hücre çapı 72 cm olan (bu çapta bir ayırıcı ile 120 t/h yıkama kapasitesine ulaşan),kömür zenginleştirme (yıkama)ünitesi. Santrifüjlü ayırıcılar. Agır mayi ile kömür yıkama yöntemleri.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:36 #56
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Madencilik Terimleri Y

Y

YAĞCI, 1) İş makinelerinin akaryakıt ve yağ ikmalini sağlayan ve bakımını yapan kimse. 2) Operatör yardımcısı.
YAĞ CİLA, Çoğunlukla biraz bulanık olan minerallerde olan ve yağlı bir cisim görünümü veren cila. Bu görünüm; nefelin, kardierit ve bazı kuarslarda vardır. —> Minarellerin parlaklığı.
YAĞLAMA SİSTEMLERİ, Bir makinenin doğrusal ve dairesel hareket eden parçalarında kaymayı sağlamak, aşınmayı ve ısınmayı önlemek amacıyla uygulanan düzen. Bu düzende gres yağı veya ince yağ kullanılır. Genel olarak gres yağı ile yağlamada gresör veya gres pompası; ince yağ ile yağlamada da el yağdanlığı, damlalıklı yağdanlık, bilezikli veya dişli çarklı yağlama düzenleri ile yağ pompası gibi araç ve gereç kullanılır. Demir testereleri gibi düz kayıtlı olan makinelerde kayıtlar üzerinde ufak yağlama delikleri bırakılıp, bunlar bir yayın taşıdığı bilyelerle kapalı tutulur. Taşıt araçlarının alt kısmındaki mafsallı yerlerde yağlamayı sağlamak için de gres nipeli vardır.
YAĞLARIN VİSKOZİTESİ, Yağların akış-kanlığı ve özlülüğünü belirleyen kavram. Visko-zite, pratikte Engler (E½) derecesi ile ölçülür. Viskozite tesbiti üst çapı 2,9 ve alt çapı 2,8 mm ve yüksekliği 20 mm olan bir boru ile yapılır. 20½C sıcaklıkta 200 cm3 suyun bu borudan akışı olan 50-52 saniye zamanın 1 Engler derecesine eşit olduğu kabul edilir. 20½C sıcaklıkta 200 cm3 yağın bu borudan akışı 300 saniye ise bu yağın Engler derecesi 6’dır.
YAĞLI KİREÇ, —> Kireç.
YAĞLI KÖMÜRLER, Bünyesinde % 10-24 uçucu madde ihtiva eden kömürler.
YAĞLI SALMASTRA, —> Salmastra.
YAĞ POMPASI, —> Yağlama sistemleri.
YAĞSIZ KÖMÜR, Antrasit. Kısa alevli kömür.
YAKIT, Yanma olayında kimyasal reaksiyonla veya okside olmak suretiyle ısı verebilen ve eko-nomik bir değeri olan her türlü madde. Yakıtlar, katı-, sıvı-, gaz- ve nükleer yakıt diye sınıflandırılır.
YAKILMIŞ ÖLÜ DOLOMİT, —> Dolomit.
YAKIT YAĞI, —> Fuel oil.
YAKITLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ, Linyit, taşkömürü fuel oil ve doğal gazın ağırlık bakımından % olarak analiz değerleri. ––> Çizelge
YAKUT, 1) Alüminyum oksit terkibinde parlak, kırmızı renkte değerli taş (rubin). Mavi renklisine safir (gök-yakut) denir. 2) Kırmızı renkli korendon.
YALANCI MERMER , Genellikle sönmüş kireç, ince inşaat alçısı veya kalıp alçısı, mermer tozu ve tebeşirden yapılan mermere benzer madde.
YALANCI ŞEKİLLİ MİNERAL, —> Psödömorfoz.
YALITKAN PORSELEN , Yüksek veya alçak gerilim için yalıtkan olarak kullanılan, feldispattan yapılmış sert —> Porselen.
YAMAÇ MOLOZU, Yamaçlarda, yamacın düzlüğe ulaştığı yerlerde düşerek, kayarak oluşmuş; yer yer gevşek veya taşlaşmış gayrimuntazam çökeller. Bazan eluviyal plaserler ihtiva ederler.
YANAR KÜKÜRT, Havada kuru kömürün en fazla 850°C da tam yakılması sonucunda yanma gazlarında kükürt bileşiği halinde bulunan kükürdün yüzde olarak ifadesi.
YANARDAĞ (VOLKAN), Yer’in ya da herhangi bir başka gezegen ya da uydunun kabuk bölümünde yer alan ve içinden dışarı doğru mağma (eriyik kayaç), piroklastik moloz ve çeşitli gazlar püsküren baca. Yanardağlar, püskürme özelliklerine, etkinlik şiddetlerine ve volkanik yüzey şekillerine dayalı olarak 1) İzlanda ya da yarık, 2) Havaii, 3) Stromboli,4) Vulcano, 5) Pelée, 6) Plinius tipi püskürme olarak sınıflandırılmaktadır. —> Şekil, Volkan.
İzlanda tipinin özelliği, erimiş bazaltlı lavların, uzun paralel yarıklardan dışarı boşalmasıdır. Bu tür akıntılar çoğunlukla lav platosu oluşmasına yol açar.
Havaii tipi yanardağlar, İzlanda tipindekilere benzer; başlıca farkları, akışkan lavların zirveden ve radyal yarıklardan akarak kalkan yanardağlar oluşturmasıdır.
Stromboli tipi yanardağlarda genleşen gazlar orta şiddette patlamalara neden olur, bunun sonucunda da kesintisiz küçük püskürmelerle dışarı akan akkor lav pıhtıları, volkan bombaları, curuflar ve lav akıntıları oluşur.
Adını, stromboli yakınlardaki Vulcano adasından alan Vulkano tipi yanardağlarda orta şiddette koyu renkli çalkantılı gaz ve kül püskürmeleri olur.
Pelée tipi yanardağlarda, yoğun ve şiddetli kızgın volkanik kırıntı ve ve gaz karışımı püskürmeler görülür.
Plinius tipi en şiddetli püsküren yanardağ türüdür.
Yanardağların volkanik yüzey şekilleri ise: Bileşik-, Strato-, Somma-, Kaldera- ve Kalkan yanardağ diye isimlendirilmektedir.
YAN BASMASI, —> Tavan basması.
YAN DELİK, Derin sondajlarda swivel head’e bağlı kelly’nin kuyudan çekildikten sonra içine yerleştirildiği hafif meyilli kısa kuyu.
YANGIN BARAJI, Bir yangın durumunda yangın yeri ile irtibatlı olan yolları kapatan duvar, perde veya dolgu. Bu baraj; kum torbası, kil, sıvalı travers, tuğla, beton veya briketten yapılabilir.
YANGIN EKİBİ, —> Tahlisiye istasyonu.
YANGIN KAPISI, Hava giriş kuyusunun yakınlarına, daha ziyade kat ağızlarına kurulan ve ateşe dayanıklı malzemeden yapılmış olan (herhangi bir yangın anında kapatılabilecek) emniyet kapısı.
YANIK, Mermer yatağının dış tesirlerle bozulmuş olan ve kaldırılıp atılması gereken kısmı. Yanık mermer yumuşak, kof, kırılması kolay, cila kabul etmez ve darbe ile dağılma özellikleri gösterir.
YANKAYAÇ, 1) Üretimi planlanan maden yatağını çevreleyen yani maden yataklarını içinde bulunduran kayaç. 2) Yan kaya.
YANLIŞ OTURMUŞ MADDE, —> Eleme.
YANMA, Yakıtların genellikle havadan sağlanan oksijen ile hızlı oksidasyon sonucu, ısı ve sıcak yanma ürünlerinin açığa çıktığı ve bu esnada biraz da ışık ve sesin oluşabildiği, kimyasal reaksiyon. Yanma olayının temelini karbon, hidrojen ve kükürdün yanma reaksiyonları oluşturur. Yanmanın tam olmaması durumunda CO, O2, CH4, kurum ve katran gibi hava kirleticileri oluşur. Yakıt içerisindeki su, yanma sırasında buharlaşır ve bu durumda zararsızdır. Ancak yoğun SO2 içeren baca gazlarında yoğuşma sınırında asit oluşumunu hızlandırıcı etkisi zararlıdır.
Diğer bir ifade ile yanma; oksijen ve yakıtın bileşenleriyle ilgili bir kimyasal olaydır.
C + O2 —> CO2
C + 1/202 —> CO
H2 + 1/202 —> H2O
Yanıcı bileşenlerin tamamen yanarak ısıya dönüşmesine “Tam yanma” denir. Katı ve sıvı yakıtların yanabilmesi için, önce gaz fazına geçmesi ve ortamdan ısı alması gerekir. Doğal gaz, gaz fazında olduğundan, ortamdan ısı almasına gerek yoktur. —> Tutuşma sıcaklığı, Kömür yakma sistemleri.
Doğal gazın yanma tepkimesi:
CH4 + 202 —> CO2 + 2H2O
C2H6 + 5O2 —> 3CO2 + 4H2O
C4H10 + 6,5 O2 —> 4CO2 + 5H2O
C5H12 + 8O2 —> 5CO2 + 6H2O
YANMA HARARETİ, 1) Yakıtın yanma reaksiyonuna başlayacağı sıcaklık derecesi. 2) Yanma sıcaklığı (temperatürü).
YANMA ISISI, Bir yakıtın bir kg’ının yanması ile elde edilen ısı miktarı. 1 kg karbonun yanmasından 8100 Kcal ısı elde edilir.
YANMA OLAYI, 1) Yüksek hararette gaz safhasında oksidasyon sonucu ısı intişar ettiren (yayan) olay. 2) Yanıcı ve yakıcı gazların kimyasal reaksiyonu.
YANMA REAKSİYONLARI, —> Yanma.
YANMAZ KÜKÜRT, Havada kuru kömürün en fazla 850°C da tam yakılması sonucu kalan kül içinde sülfatlı bileşikler halinde kalan kükürdün yüzde olarak ifadesi.
YANMIŞ MANYEZİT, —> Sinter manyezit.
YANTAŞ, Aynı yaşta veya daha genç bir maden yatağını çevreleyen, yani onunla kontakt durumunda olan kayaç. —> Yankayaç.
YAN NOKTA HESABI, Koordinatları bilinen iki noktayı birleştiren doğru üzerine dik düşen noktaların koordinatlarının hesaplanması yöntemi.
YAN TUMBA, —> Tumba.
YAN ÜRÜN, Üretim esnasında ikinci derecede elde edilen ve esas mamül veya mamüllere nazaran nisbeten daha az önemli olan ikinci derecede mamül veya ürün.
YAPI, 1) Kayaç kütlelerinin kıvrılma, kırılma gibi biçim değiştirme olayları sonucu birbirleriyle ilgili durumlarını ifade eden kavram. 2) —> Strüktür. 3) Bünye.
YAPILABİLİRLİK RAPORU, 1) Çeşitli olanaklarla uygulamaya konulmak istenen bir yatırım projesinin ekonomik ve teknik bakımdan yapılabilir en uygun çözümü gösterdiğini belirten rapor. 2) Fizibilite raporu.
YAPRAK, Mermer ocaklarında —> Kompresör çivisi ile ve her bir çivi için iki adet olmak üzere yani çift olarak kullanılan bir yüzü oval, diğer yüzü düz 3 cm eninde ve 30 cm boyunda demir parçası.
YAPRAK TAŞ, —> Şist.
YARDIMCI DELİK, —> Tarama deliği.
YARI BLOK ÇALIŞMA YÖNTEMİ, Döner kepçeli kazıcının, kademe dışında hareket ederek kazdığı malzemeyi kademeden uzakta bulunan bant konveyöre veya vagonlara yükleme düzeni. Bu yöntem genellikle, kömür damarı üzerindeki son örtükazı kademesinin kaldırılması işinde (—> Şekil)uygulanır.—> Blok Çalışma Yöntemi.
YARI DENGELİ İHRAÇ SİSTEMİ, Çift halatlı ve çift tamburlu ihraç sistemi. —> Dengesiz-, Yarı dengeli, Dengeli ihraç sistemi.
YARI MEKANİZE AYAK, —> Alın mekanizasyonu.
YARIM SARMA, Kapalı işletmelerde bulunan üretim yerlerinde, çatallar üzerine konulan kapak tahtası veya ortadan uzun ekseni boyunca dilinmiş ince yarım direk.
YARMA, 1) Sondaj yapmaya uygun olmayan, yeryüzüne çok yakın veya toprak, kum ve döküntü çakıl sanalarının altındaki sağlam zemine, maden aramak amacıyla ulaşmak için, kazma kürek veya dozer vb. kazıcı makinelerle açılan prospeksiyon (çukurları) hendekleri. Yarmaların eni insanın rahat çalışacağı kadar olmakla beraber, boyları birkaç metre, hatta birkaç yüz medre olabilir. Uzun açılar yarmalara kanal da denir. 2) Yeryüzünde kazı yapmak suretiyle maden arama (prospeksiyon) şekli.
YARI ÜRÜN, Alüminyumun işlenmesi sonucunda elde edilen, fakat kendisi de başka bir işlemde girdi olabilen, levha, folyo, şerit, disk gibi profil ürünleri tanımlayan ve alüminyum sektöründe kullanılan bir terim.
YASSI HADDE ÜRÜNLERİ, Üretilen çeliğin haddelenmesi suretiyle elde edilen; a) Levha b) Sıcak haddelenmiş yassı ürünler, c) Soğuk haddelenmiş yassı ürünler, d) Teneke olmak üzere dört ana gruba ayrılan yassı çelik ürünleri. Bu ürünler, dayanıklı tüketim malları ve yatırım malları endüstrilerinin ana girdisini oluştururlar. Türkiye’de yassı çelik ürünlerinin tüketildiği sektörlerin başında boru ve profil sanayii, otomotiv sanayii, yakıt araç ve gereçleri imalatı gelir.
YASSI HALAT, Kemer şeklinde örülmüş olan halat. —> Çelik halat.
YASSI ÜRÜN, Levha, folyo, şerit, disk gibi, hadde tezgahlarında elde edilen ürünleri tanımlayan ve aluminyum sektöründe kullanılan bir terim.
YASTIK, Tavanı ve tabanı çürük olan yerlerde, sütun (çatal) olarak kullanılan direklerin tabana ve tavana batmasını önlemek veya tahkimatı takviye etmek için yatay olarak konulan kısa direk. —> Takoz.
YASTIK ÇAMURU, Lağım deliği dibine konan ve patlayıcı madde sıkılanırken esneklik sağlayan çamur parçası.
YAŞ TABANLI TOZ KÖMÜR YAKICILAR, Külün aglomera edilerek çekildiği yakıcılar. Yaş tabanlı kömür yakıcılarda, yanma odasında sıcaklığın kül ergime noktasına çıkmasına izin verilerek külün tabanda bir sıvı olarak yüzeylerde akması sağlanır. Bu amaçla tasarlanan sistemlerde, yüzeylerin mümkün olan kısımlarında refrakterlerin yapılması, ısı çekişinin de kül yapışmasından etkilenmemesi için gerekli önlemlerin alınması lazımdır.—> Kömür yakma sistemleri, Yanma.
YAŞLANDIRMA SERTLEŞTİRİLMESİ, Su verme ısıl işlemi ile aşırı doymuş katı eriyik oluşturulduktan sonra, uygun sıcaklık ve sürelerde alaşımın mikroyapısında çökelme parçacıkları oluşturarak bir alaşıma yüksek mukavemet kazandırma işlemi. Örneğin, duralimün alaşımı (% 4 Cu bulunduran Al-Cu alaşımı.)
YATAY ATIM, —> Fay atımı.
YATAY AYAKLI GÖÇERTME, —> Tumba metodu.
YATAY MERKEZKAÇ DÖKÜM, —> Savurma döküm.
YATAY YÜZEYİ, Mermer işletmeciliğinde ocakta taş tabakalarının birbirine yaslandığı yüzey.
YATIM, —> Yatım açısı. Meyil açısı.
YATIM AÇISI, 1) Bir damar veya tabaka düzleminin yatay düzlem ile yaptığı açı. 2) Meyil açısı. —> Tabaka.
YATIM DİYAGRAMI, arazide ölçülen veya jeolojik haritadaki bilgilerden yararlanılarak jeolojik kesit yapımı sırasında kullanılan yardımcı diyagram.

YATIM DOĞRULTUSU, Yatım düzlemi içerisinde, damar düzlemi ile yatay düzlemin ara kesitine dik olarak doğrunun yatay düzlemdeki izdüşümü.
YATIMLI DAMARDA DRAGLINE UYGULAMASI, Damar yatımlarına göre iki ana grupta uygulanan yöntem. Damar yatımı 20° ‘ye kadar olan örtükazı birinci grubu teşkil etmekte olup, dragline yöntemi tek başına, ikinci grubu oluşturan ve damar yatımı 20°-60° arasında olan örtükazı işlerinde ise, dragline yöntemi, kazıcı kamyon yöntemi ile beraber uygulanır.
Damar yatımı (0°-10°) ve (10°-20°) arasında olma durumuna göre iki ayrı yöntem mevcuttur. Birinci durumda dragline dilim üzerinde, ikinci durumda ise döküm sahası üzerinde çalışır.
YATIRIM, İktisadi faaliyet gösteren bir kuruluşun faaliyeti ile ilgili, maddi olan veya olmayan sabit kıymetlere yapılan ilave. Sabit kıymetlerin iktisadi değerini artıracak nitelikte olan esaslı onarım ve yenilemeler de yatırım sayılır.
YAVAŞ YANMA, —> Deflagrasyon.
YAYÇEK, Oltutaşını işlemede kullanılan “Kemane”nin, kurutulmuş bağırsaktan yapılmış gergi yayı.
YAYLI RONDELA, —> Pul.
YAZLIK, 1) Aynanın mümkün olduğu kadar yakınında, aynadan koparılan gayri nizami kaya parçalarının düzeltilip düzgün prizmatik mermer bloklarına dönüştürüldüğü açık saha. 2) Açık.
YEDEK, 1) İşçi yardımcısı. 2) Mevcutları bozulduklarında değiştirmek için ambarda hazır tutulan malzeme.
YEMANİ, —> Kuars.
YEMEK TİKESİ, Pavyonda (işçi yatakha-nesinde) kalan bekar işçilerin işçi yemekhane-sinde yemek yemeleri için ocak kâtibi tarafından çalışma yerinde puvantaj defterine yevmiyeleri yazılırken, bu işçilere verilen yemek (fişi) kuponu.
YEMLEME LOKUMU, 1) İçine kapsül yerleştirilen lokum. 2) Praymer.
YEMEN TAŞI, Kırmızı renkli —> akik.
YEMİNLİ TEKNİK BÜRO, “ 3213 sayılı Maden kanunu”unda geçen bir terim olup, denetim ve gözetim dışında kalan ve yönetmelikte belirtilen görevleri yürütmek üzere kurulmuş; çalışma alanlarında uzmanlaşmış, devlet güvenliği açısından sakıncası bulunmayan mühendis ve personelden oluşan büro. Ancak; yeminli teknik bürolar, Anayasa Mahkemesi’nin 24.12.1986 gün ve E1985/20 K 1986/30 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
YENİ HURDA, Alüminyum sektöründe kullanılan bir terim olup, alu minyumun üretim ve metal işleme kademelerinde çıkan alüminyum artıklarını ifade eder. —> Eski Hurda.
YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAĞI, Devamlı olarak veya belirli zaman aralıklarında, şarj edilerek depolanan enerji; güneş enerjisi, rüzgar gücü, biyolojik atık (biyomas), gel-git ve denizdalgaları gibi.
YERALTI AÇIKLIĞI GERİLMELERİ, Kazı öncesi düzgün bir dağılım gösteren düşey ve yatay bakir arazi gerilmelerinin, kazı sonucu yeraltında yaratılan boşluk nedeni ile bozularak yeni bir dağılım göstermesi şekli. Kazı sonrası oluşan gerilmeler ile birlikte, daha önce var olan doğal arazi gerilmeleri galeri ve baca etrafındaki destek topuklarında ve orta topuklarda gerilme yoğunlaşmalarına neden olur. Bunun yanı sıra galeri veya baca tavanında basma, çekme ve makaslama türünden gerilmeler oluşur. Diğer bir mekanik olay da yaratılan boşluk civarında oluşan deplasman veya hareketlerdir. Bunların sonucu kaya kütlesi içersindeki birim deformasyon enerjisi artarak gerilme yoğunluğunun bulunduğu yerlerde bölgesel depolanır.
YERALTI DÜZENLERİ, Bir kapalı işletmenin çalışmasını sağlamak veya kolaylaştırmak amacıyla; boşluk, su, toprak ve kayalarla birbirinden ayrılmış alanları birbirine bağlamak için kazı ve delme yoluyla yeraltında açılan galeri, kuyu, boşluk vb. hacimlerin tümü.
YERALTI HUNİ AÇIKAYAK İŞLETME METODU, 1) Sağlam tavanı, tabanı ve cevheri olan yeknesak tenörlü damar veya kitle halinde olan maden yataklarında alt kattan üst kata bir nefeslik sürdükten sonra üstteki eski imalatın altında bir topuk bırakarak başyukarının ağzı belirlenen sınıra veya yan taşa kadar daire veya oval şekilde genişletilip aynı zamanda aşağıya doğru derinleştirilmek ve kazılan cevheri başyukarıdan aşağı akıtarak panodaki nakliyatı sağlamak esasına dayanan tahkimatsız (üretim) işletme metodu. Bu usülde pano içinde cevher, kelebeye veya başyukarıya skreyperle de çekilebilir.
YERALTI İŞLETME METODU, Açık işletme metodu uygulaması ekonomik olmayan maden yataklarına tavanın göçertilmesi, açılan boşluğun doldurulması veya topuklar bırakılması esaslarına göre uygulanan üretim sistemi. Bir kapalı işletmede yeraltı işletme metodunun uygulanması ve işletme- ve kazı yönlerinin seçimi büyük önem taşır. Yeraltı işletme metotları maden yatağının durumuna göre; uzun ayak, dilimli ayak, topuk, oda ve blok işletmesi şeklinde yürütülür. Bunlar tavanın durumuna göre de açık ayaklar, rambleli, ambarlı, göçertmeli ve kombine (karışık) işletme metotları şeklinde; tavanın göçertilmesi esasına dayanan işletme metotları ise yatay-, dikey-, ve çapraz ayaklı ilerletimli veya dönümlü uzun ayak, taban döşemeli (sun’i tavanlı) ayak şeklinde isimlendirilir. Açılan boşluğun doldurulması esasına göre uygulanan üretim sistemlerine de rambleli uzun ayak vb. isimler verilir. Yeraltı işletme metodu uygulamada, işletme ve kazı yönü ise; maden yatağının tabaka, kitle veya damar şeklinde oluşu, yatımı ve kalınlığı gibi faktörler dikkate alınarak belirlenir ve uygulama aşağıdaki şekillerde yapılabilir: Kömür madenciliğinde genellikle işletme yönü damar istikametinde, kazı yönü ise; istikamet yönünde, başyukarı, başaşağı veya diyagonal olabilir. Filon tipi maden yataklarında işletme yönü genellikle aşağıdan yukarı, kazı yönü ise başyukarı, başaşağı veya diyagonal şekilde yürütülebilir. Buna karşılık tuz madenciliğinde dik yataklarda işletme yönü başyukarı alındığında kazı yönü istikamet yönünde, düz damarlarda da işletme ve kazı yönü birbirine paralel olarak hem başyukarı hem istikamet yönünde seçilebilir. —> İşletme yönü. Erimesi veya eritilmesi mümkün olan maden yataklarında klasik yeraltı işletme metotlarına nazaran daha ekonomik olması durumunda, maden yatağına sondajlarla ulaşılarak madenin yerinde eritilmesi sağlanmak suretiyle —> Fraş metodu (kükürt yatakları), genel olarak da —> Solüsyon madenciliği (tuz, trona) uygulanır.
YERALTI MADENCİLİĞİ, Madenin yeraltında kendine özgü yöntemlerle elde edilmesi. —> Kapalı işletme.
YERALTI ÖLÇME NOKTALARI, Yeraltı galeri ilerlemelerine yön verme veya galeri planlarının çıkarılması gibi işlerde kullanılan ve galerinin sürüldüğü arazinin durumuna göre kayaç, tahkimat veya travers üzerine tesbit edilen veya çakılan kalıcı veya geçici işaretler. Genel olarak bu noktalar galerinin tavanına veya tabanına yerleştirilir. Ayrıca alet tesbiti veya nivelman ölçmeleri için bu noktalar galeri yanlarına da yerleştirilebilir.
YERALTI RANDIMANI, 1) Yeraltında yapılan tüm üretim miktarının yeraltında üretim ve taşıma için yapılan işçi yevmiyeleri sayısına bölümü ile elde edilen (kg/yev veya t/yev) değer. 2) İçeri- A randımanı.
YERALTI SONDAJI, Maden ocaklarında yeraltında gerek görülen her yerde ve yönde sondaj yapılabilecek şekilde imal edilmiş özel sondaj makineleri ile yapılan delme işlemi.
YERALTI SUYU, Yüzeyden sızan ve su tablasının altındaki tabakalardaki gözenekleri, çatlakları ve boşlukları dolduran su. Yeraltı suları bulundukları yerlere göre; formasyon suyu, çatlak suyu veya mağara suyu gibi isimler alırlar. Deniz seviyesinin altında ve hareket etmeyen yeraltı sularına da derin sular denir. —> Formasyon suyu. Su tablası.
YERALTI UZUNLUK ÖLÇME YÖNTEMİ, Yeraltında noktalar arası mesafelerin ölçülmesinde kullanılan yöntem. Eğimsiz yerlerde çelik şerit yere yatırılmak suretiyle; meyilli yerlerde ise, teodolitle doğrultu verilerek eğim açısı ve eğik mesafeler ölçülerek yapılan uygulama. YERALTINDA NİVELMAN YÖNTEMİ, Asma mira kullanılarak yapılan geometrik yükseklik ölçme. —> Nivo, Nokta nivelmanı. Asma miralarda geri okumalar (-), ileri okumalar (+)’dır.
YERALTINDA TEODOLİTLE YÜKSEK-LİK TAYİNİ, Yeraltında iki tavan noktası arasındaki yükseklik farkının teodolit yardımıyla bulunması. —> Teodolit, takeometre.
A-Noktası altında merkezlendirilen teodolit ile B-Noktasına asılan şakülü’ün üstüne gözleme yapılarak (j) açısı, ayrıca (b) âlet boyu ve (T) şakül boyu ve (D) eğik uzaklık değerleri ölçülür. Aşağıda eşitliklerden Dh- Yükseklik farkı hesaplanır.
B-YERALTINDA YÜKSEKLİK TAYİNİ, Yeraltında teodolit kullanılarak ve eğik veya yatay gözlemler yapılarak uygulanan yöntem.
YERİNDE ÇÖZELTİ MADENCİLİĞİ, —> Liçing, Liç.
YERİNDE (İN-SİTU) LİÇ, Terkedilmiş madenlerden veya düşük tenörlü oksitli cevher yataklarından sülfürik asitli liç solüsyonu yardımı ile bakır kazanma yöntemi. —> Bakır liçi. Bu yöntemin uygulanması için cevherin gözenekli, kırıklı olması, buna karşılık yan taşın geçirgen olmaması, bu yöntemin uygulanabil-mesi için ön şartlardandır.—> Yerinde liç uygulaması.
Yerinde liç konusunda yapılan çalışmaların en ilginci, 1967 yılında Kennecott Copper Korp un ABD Atomik enerji komisyonuna Safford, Arizona civarındaki düşük tenörlü bakır cevherlerini, önce yeraltında patlatılacak nükleer patlayıcı madde (nükleer bomba yani atombombası) ile parçalayıp kırmak ve bunu takiben yerinde liç etmek yolunda tekliftir.
Bu tip projeler üzerinde yoğun çalışmalar yapılmakla beraber, radyoaktivitenin yeraltı sularına ve genel olarak ortama etkisi anlaşıldıktan sonra, uygulamaya geçmek mümkün olabilecektir. ABD’de petrol yataklarından klasik usulle yapılan üretimin sonunda petrol yatağında üretilmeyen rezervi yeniden üretime almak için üretim kuyusuna petrol yatağı seviyesine nükleer patlayıcı madde yerleştirip patlatmak suretiyle orada meydana gelecek şokun tazyiği sonucu arazideki petrolün patlama yerindeki boşluğa sızması sağlanmak suretiyle petrol yatağından daha fazla üretim yapma yoluna da gidilmiştir.
Ayrıca, madencilikte yeraltında açılacak boşlukların da nükleer patlayıcı madde kullanarak açılması; onun verdiği ısı ve basıncın hem boşluğun açılması ve hem de boşluğun cidarındaki katmanların eriyip soğuması suretiyle, boşluk cidarının kendiliğinden tahkimi yönünde denemeler de olmuştur.
YERİNDE LİÇ UYGULAMASI, Düşük tenörlü cevherlerin özel sondaj kuyularından yapılan enjeksiyon ile yerinde çözelti haline getirilmesi ve pompalarla yerüstündeki arıtım tesislerine basılarak değerlendirilmesi. Yöntemin başarısı maden yatağının derinlik, tenör ve rezerv birimlerinin uygun özellikte olmasına bağlıdır. Yerinde liç, altın, gümüş, uranyum —> Şekil, okside bakır, trona, tuz gibi sınırlı sayıda ve genellikle klasik yöntemlerle ekonomik olarak kazanılmayan düşük tenörlü maden yataklarına uygulanır.—> Liçing; Yerinde (in-situ), Liç, Bakır liçi.
YERSEL FOTOGRAMMETRİ, —> Foto-grammetri.
YERÜSTÜ DÜZENLERİ, Maden işletme-lerinde çalışmayı sağlamak veya kolaylaştırmak amacıyla, yerüstünde kurulan ana ve yardımcı tesislerin tümü.
YERÜSTÜ MADENCİLİĞİ, Madenin yeraltına girmeden kendine özgü yöntemlerle elde edilmesi. —> Açık işletme.
YERÜSTÜ PATLAYICI MADDE DEPOSU, Yerleşim yerlerinden uzak ve tek katlı olarak, patlama olduğunda uzaklara tehlikeli parçalar saçmayacak, hafif ve yanmaz malzemeyle geniş saçaklı olarak örtülü, zemininde çivi, vida, herhangi bir yarık veya çatlak bulunmayan düzgün, sızdırmaz, herhangi bir cismin çarpmasıyla kıvılcım çıkarmaz ve kolay temizlenir biçimde, çimento şap veya mozaikle kaplı, ihtiyaca göre çeşitli bölmeleri olan, pencereleri çatıya yakın yükseklikte ve güneş ışınlarının doğrudan depo içine girmesini önleyecek biçimde ve havalandırma delikleri bulunan bina. Yerüstü patlayıcı madde depoları ihtiyaca göre sürekli, geçici ve gezici olmak üzere üç ayrı şekilde yapılabilir.
Bunlar beton ve taştan sağlam duvarlı ve tavanlı üst ve yanları toprakla örtülerek veya bir yamaçta açılacak galeriyle girilmek suretiyle tünel biçiminde de yapılabilir.
Üstü toprak örtülü ve galeri tipi gömme depoların üzerlerindeki toprak kalınlığı, güvenlik uzaklıkları yönetmeliklere uygun olarak saptanır ve yapılır. Bu depoların çıkış ağızlarına ve etrafına gereğine göre toprak veya beton sütre yapılır. —> Dinamit ambarı (yeraltı) —> Şekil s.438
YEŞİL ALTIN ; 24 karatlık yani 1000 saflık olarak tanımlanan has altına yalnız gümüşün katılmasıyla elde edilen altın cinsi, —> Altın ayarı.
YEŞİMTAŞI, 1) Genellikle yeşil, bazen de beyaz, sarı veya kahverengi, olan bünyesine Fe girmesi halinde koyu yeşil rengini veren jade grubu taşlar. Koyu renklisine kloromelenit de denir; figur yapımında kullanılır ve uğur taşı olarak kabul edilir. 2) Baltataşı.
YEVMİYE, 1) Bir işçinin bir vardiya süresinde yaptığı çalışma. 2) Bir işçiye bir vardiyalık çalışma karşılığı ödenen ücret.
YEVMİYE ADEDİ, Bir yerde çalışan işçilerin belirli bir dönemde yaptıkları yevmiye sayısı. Fiili yevmiye, yıllık ücretli izin, hafta ve bayram tatili diye üç bölüm halinde izlenir. Fazla mesai yevmiyesi de tüm işçinin çalışılan günlerde normal çalışma süresinden fazla çalıştıkları zamanın saat olarak toplamları 8’e bölünmek suretiyle elde edilen yevmiye sayılarıdır. Bu yevmiyeler de fiili yevmiye sayısına ilave edilir.
YAĞ CİLA, Çoğunlukla biraz bulanık olan minerallerde olan ve yağlı bir cismin görünümünü veren cila. Bu görünüm; nefelin, kardierit ve bazı kuarslarda vardır.—> Mine-rallerin parlaklığı.
YIĞILMA AÇISI, Yığın halinde olan malzemenin heyelan yapmadan durabildiği açı değeri. Bu açı, yığını teşkil eden koni kenarının yatay düzlemle yaptığı açının ölçüm değeridir. —> Denge açısı.
YIĞMA, Dekapaj pasasının taşındığı düzlemden daha üst seviyeye doğru yapılan boşaltma işlemi.
YIĞMA LİÇ, —> Bakır liçi.
YIĞIN LİÇİ, —> Siyanür liçi ile altın üretimi.
YIKAMA, Sondaj tekniğinde matkabın ilerleyebilmesi için sondaj dibinde veya kuyu çevresinde yerinden sökülen parçacıkların dışarıya alınması için yapılan iş. Bunun için genellikle sıvı, nadiren de basınçlı hava kullanılır. —> Sirkülasyon. Lavaj.
YIKAMA EĞRİLERİ, Maden yatağında mevcut kömür veya cevherin özelliklerini ve kalitesini saptamak, kurulacak zenginleştirme tesisinin projesini hazırlamak veya çalışmakta olan lavvarın çalışma durumunu (lavvar randımanını) kontrol etmek için çizilen ve kömür veya cevherin karakterini belirleyen eğri. Yıkama eğrisini çizmek için ilk iş madenden numune alınır, ikinci iş olarak numune tartılır, tane büyüklüğüne göre tasnif edilir, üçüncü iş olarak da bunlar ayrı ayrı yüzdürülür. Beher fraksiyonun kül nisbetlerini veya tenörlerini tesbit etmek suretiyle son olarak yıkama eğrileri ile ilgili hesaplar yapılarak bu hesap sonuçlarına göre yıkama eğrileri çizilir.
YIKAMA KASASI, —> Jig.
YIKAMA RANDIMANI, Zenginleştirme tesislerinde yıkamaya verilen kömür ağırlığının (ton) yıkama tesisinden alınan konsantre cevher veya satılabilir kömüre oranı ile elde edilen değerin (%) olarak ifadesi.
YIKANMA YERİ, 1) İşçilerin vardiya başı ve sonunda elbise değiştirip hazırlandıkları yer. 2) Banyo (hamam).
YIKANMIŞ KÖMÜR, —> Lave kömür.
YILDIZ TAŞI, —> Kuars, Güntaşı.
YILIN SON GÜNÜ MEVCUDU, Yılın son gününde çalışan işçi sayısı ile yıllık ücretli izinde ve hafta tatilinde olanların tamamı.
YİTRİYUM GRUBU, —> Nadir toprak elementleri.
YOKLAMA, Bir nevi maden arama.
YOL APLİKASYONU, Topoğrafik plân üzerinde son şekli verilen yol ekseninin arazi üzerine işaretlenmesi. Yolun doğru ve kurp dönemeç içinde olan kısımları topoğrafik alet ve yöntemlerden yararlanılarak ahşap kazıklarla arazide işaretlenir. İşaretlemede ayrıca, arazi kırık noktaları, yol kenarları, şev üstü, şev dibi gibi önemli noktaların, başlangıç noktasına göre mesafeleri aplikasyon defterine ve kazıklar üzerine (0+120), (1+411) şeklinde yazılır. —> Şekil.
Yatay konumda ve farklı doğrultulardaki iki ardışık aliyman doğrultusu arasının R- yarıçaplı bir dairesel yay ile birleştirilmesi durumunda ortaya çıkan geometrinin aplikasyonu .
YOL ÇİVİSİ, —> Ray çivisi. Trifon.
YOL DEMİRİ, Ray.
YOL MAKASI, —> Makas.
YOL MARANGOZU, Demiryolu döşeyip bakımını yapan usta.
YOL MASTARI, Demiryolunda ray açıklığını ölçme ve tesbit etmeye yarayan gereç.
YOL PABUCU, —> Cebire.
YOL TERAZİSİ, Demiryolunu belirli meyilde döşemeye veya döşenmiş demiryolu raylarının eğimini ölçmeye ve kontrol etmeye yarayan gereç.
YOL TRAVERSİ, —> Travers.
YOL VERİCİ, Elektrikli makineleri çalıştırma şalteri.
YONMA, Mermer işletmeciliğinde, taşların el aletleriyle ve işçiler tarafından gerekli şekilde yontulması olup muhtemelen yontma kelimesinin değiştirilmiş ifadesi.
YONU, Mermer işletmeciliğinde, yüzleri yontulmuş taşın ifade edilmesi. El ile yontulanlara “El yonusu” denir.
YÖNLENDİRİLMİŞ SONDAJ, Sondajın özel istikamet ve ölçü aletleriyle planlı ve kontrollu olarak saptırılması.
YUMAKLAMA, Topaklama
YUMUŞAK TEL DAMAR, Mermer işletmeciliğinde, muhtelif form ve yönlerde yumuşak damar parçaları.
YUVA, Direk dibi.
YUVARLAK DAMARLI HALAT, Çelik halatı teşkil eden damarların en kesitleri yaklaşık olarak daire biçiminde olan halat.
YUVARLAK VİDA, 1) Diş uçları yuvarlatılmış vida. Keskin köşeli kesiti olan vidaların pislik, kum, toz ve pastan zarar gördükleri dikkate alınarak kirli su, vana milleri, hortum rekorları, demiryol koşum takımları gibi yerlerde kullanılır. 2) Kaytan vida.
YÜK HATTI, —> Hidrolik kesit.
YÜKLEME MAKİNESİ, 1) Paletli, lastik veya demir tekerlekli olarak imâl edilip kepçenin geriye veya yana doğru hareketi ile postayı arkasındaki veya yanındaki arabaya veya bant sistemine boşaltan iş makinesi. Bu makineler çürük arazide kazma ve yükleme işlerinde, sağlam arazide lâğım atıldıktan sonra alına çekilerek yükleme işlerinde kullanılır. 2) Kepçe. 3) Loder. 4) Açık ocakta serbest haldeki malzemeyi çalışma sahası içinde bulunan tekerlekli nakil aracına yüklemede kullanılan paletli veya lastik tekerlekli iş makinesi.
YÜKLEME SACI, Yükleme esnasında, madenin vagonlar arasına düşmesini önlemek için konulan iki ucu kıvrılmış sac parçası.
YÜKLE-TAŞI-BOŞALT TEKNİĞİ, 1) Kazılmış malzemenin, bir yükleyici vasıtası ile lastik tekerlekli ve damperli taşıma aracına yüklenip, tumba yerine taşınıp boşaltılmasının düzenlenmesi işi. 2) İngilizce kelimelerin baş harfleri olarak LHD (Load-Haul-Dump) tekniği. 3) Raysız taşıma tekniği.
YÜKLEMEDE DİAGO-NAL KAMYON KONUMU, Kamyon kasasının kademeye diyagonal konumda ve kepçe dönme yayı üzerinde bulu-nuşu. Kazıcı dönme açısı 30° ile 120° arasında değişir.—> Şekil a.
YÜKLEMEDE DİK KAM-YON KONUMU, Örtükazı kademesine dik çalışma yönteminde kamyonların kazıcının her iki tarafına veya tek tarafına dik olarak ya-naşması. Bu durumda kazıcı-nın dönme açısı 30° ile 90° arasında değişir.—> Şekil b.
YÜKLEMEDE PARALEL KAMYON KONUMU, Ör-tükazı veya kömür kademesi dışında, kademeye paralel olarak yanaşan kamyonun ring usulü hareketi. Dolan kamyonun yerini arkada bekleyen boş kamyon alır. Bu durumda kazıcının dönme açısı 90° ile 180° arasında değişir.
YÜKLEYİCİ, Yükleme makinesi, Loder.
YÜKLEYİCİ-KAMYON ÖRTÜKAZI YÖNTEMİ, Küçük kapasiteli açık işletme örtükazı işinde kullanılan pratik çalışma metodu. Verim alınabilmesi için malzemenin çok iyi lağımlanmış veya yumuşak olması gerekir. Lâstik tekerlekli yükleyicide bu durum çok daha önemlidir. Lâstiklerin kaymaması ve aşınmayı azaltmak için tekerleklerine bazen zincir veya zırh geçirilir.
YÜKLEYİCİNİN KEPÇESİNİN DOLMA FAKTÖRÜ, —> Çalışma verimi.
YÜKELEYİCİNİN YAPACAĞI İŞ MİKTARI, —> Çalışma verimi.
YÜKSEK (DÜŞEY) FIRIN, Pik demir üretiminde en çok kullanılan, üstten şarj edilen ve alttan boşaltılan dikey bir eritme fırını. Hava (veya diğer gazlar) fırın tabanına yakın yerden, alttan fırına üflenip, şarj kitlesi arasından yukarı doğru yükselir. Yukarıdan inen katı şarj maddesi ile yukarıya yükselen gazlar arasında kimyasal reaksiyonlar olur. Fırına yakıt verildiğinde, o da şarj ile birlikte üstten doldurulur. Yüksek fırınlarda yakıt olarak kok kullanılır. Fırındaki şarjın ergiyip, taban kısmındaki haznede toplanması ve alttan alınması arzu edilir. Genellikle fırının en sıcak kısmı, hava borularının bulunduğu düzeyin biraz yukarısına rastlar. Bu bölgeye ergitme zonu denir. Yüksek fırınların termik randımanları yüksektir. Yüksek fırınların en iyi örneğini demir ve çelik ergitme tesislerinde kullanılan düşey fırın teşkil eder ve ortalama 28-30 metre yüksekliktedir. Bakır, kurşun, çinko, nikel cevherlerinin ergitilmesinde 5-6 metre yükseklikteki yüksek fırınlar kullanılır. Demir-Çelik üretiminde kullanılan yüksek fırının içi ateşe ve ergiyen maddelerin etkilerine dayanabilen tuğlalarla örülmüş ve tersine kapatılmış iki kesik koni şeklindedir. İç hacmi 250-850m3 arasında olup 1m3 fırın hacmine göre 24 saatte 0,5-1,4 ton ham demir (pik) elde edilebilir.—> Yüksek fırında reaksiyon.
YÜKSEK FIRIN CÜRUFU, Şarjın içindeki yabancı elemanların fırın hararetinde buhar olmayan ve redüksiyona uğramayan oksitlerin birbirleri ile birleşmiş ve akar hale gelmiş şekli. Cürufun bileşenleri SiO2, CaO ve Al2O3 olup, CaO miktarının %50 oranını geçmemesi gerekir.—> Cüruf.
YÜKSEK FREKANS İNDÜKSİYON FIRINI, —> Direnç fırınları.
YÜKSEK FIRIN KATKI MALZEMESİ, Yüksek fırına verilen cevherdeki yabancı maddelerin kolay erimesini ve cüruf haline geçmesini sağlamak için cevhere katılan malzeme. Bu katkı maddeleri maksimum %25 civarında; bazik özellikli (kireçtaşı, dolomit, olivin, fluorit), asit özellikli (kum,çakmak taşı, aluminli silikatlar ve tuğla kırıntıları) ve diğer (manganez ve krom cevherleri ile fosforit ve kemik gibi) malzemelerden oluşur.
YÜKSEK FIRINDA KULLANILAN DEMİR CEVHERLERİ,
Manyetit (Mağnetit) Fe3O4; demir içeriği %45-70, mıknatıslı, siyah veya koyu renkli.
Hematit Fe2O3; kırmızımsı kahverenkli, Fe tenörü en fazla %70. Pul pul ve parlak yapıda olanlarına spekülarit denir.
Limonit: 2Fe2O33H2O; demir miktarı %30-50
Siderit: FeCO3, demir miktarı %25-40, içinde genellikle mangan bulunduğundan değerli cevher sayılır.
İçinde belli miktardan fazla fosfor ve kükürt içeren cevherler yüksek fırında kullanılmaz.
YÜKSEK FIRINDA REAKSİYON, Yüksek fırına demir oksidi olarak giren cevherden oksijenin ayrılması işlemi.
YÜKSEK GENİŞLEMELİ KÖPÜK, Hacmi 500-1500 misli genişleme özelliği gösteren köpük yapıcı sıvı. Bu madde, galeri, baca vb. yerlerde meydana gelen açık alevli yangınlara müdahale ile alev ve ateşin yayılmasını önlemek, söndürmek ve kısa zamanda yangın sahasının hava akımı ile irtibatını kesmek ve daimi baraj yapma imkanlarını sağlamak için kullanılır. —> Rijit köpük.
YÜKSEK GERİLİM DAĞITIM ŞEBEKESİ, —> Elektrik enerjisi dağıtım şebekeleri.
YÜKSEK ISI PERLİTİ, —> Perlit.
YÜKSEK KALİTE BAKIR, L.M.E. esaslarına göre elektrolitik bakır olarak iki kalitede muamele gören katot bakırı ve hadde ürünlerini ifade eden terim.
YÜKSEK KALİTE TİP KALAY, Rafine kalay muhtevası % 99,85 olup, ağırlığı 12 kg’dan az ve 50 kg’dan çok olmayan külçe veya kütük şeklindeki kalay.
YÜKSEK KARBONLU ÇELİK, —> Çelik.
YÜKSEK KARBONLU FERROKROM, Bünyesinde genellikle % 2-10 oranında, ortalama % 4-6 karbon (C) ihtiva eden ferrokrom. Bir ton yüksek karbonlu ferrokrom elde edebilmek için 4500-7500 kWh arasında değişen elektrik enerjisine ihtiyaç vardır.
YÜKSEK TEVETTÜR, Yüksek voltaj.
YÜKSELTGENME, —> Elektroliz.
YÜREK, Vinç ile yapılan nakliyatta vinç halatının taşınacak araçla irtibatını sağlamaya yarayan ara parça. Vinç halatının ucu yürek üzerindeki yerine yerleştirildikten sonra, kelepçelerle sıkılarak halatın yüreğe emniyetli bir şekilde irtibatlanması ve böylece ****s vb. araçların koşum takımlarının halata kolayca bağlanması sağlanır. —> Halat, Halat kelepçesi.
YÜRÜME YOLU, —> Şekil, Adam yolu
YÜRÜYEN DREGLAYN, 1) Üniversal bagerlerin lastik tekerlekli, paletli veya raylı yürüme düzenine karşılık, yürüme hareketini adım atma şeklinde gerçekleştirme düzenine sahip dreglayn. 2) Adımlayan dreglayn. —> Dreglayn.
YÜRÜYEN TAHKİMAT, Hidrolik ve mekanik enerji ile sıkılanan, boşaltılan ve ilerletilen tahkimat düzeni. —> Alın mekanizasyonu.
YÜZDÜRÜCÜ, Flotasyon işleminde köpük teşekkülüne yardımcı olan ve köpüğün yeterince sağlamlığını sağlayan reaktiflere verilen genel ad. —> Reaktif.
YÜZEY BÜYÜTME , Kırma ve öğütme işlemleri sonucu tanelerin serbestleşerek yüzeylerinin; ergitme, çözeltme, sinterleme, briketleme, koklaştırma gibi işlemlere açık hale getirilmesi; diğer bir deyişle yüzey büyütmesi sağlanarak kimyasal olayda reaksiyon hızının arttırılması, fiziksel olayda ise (flotasyonda) yüzdürülecek veya batırılacak katı maddelerin yüzeylerine reaktiflerin etkisinin artırılması amaçlanır.
YÜZEY İŞLETMESİ, Derinliği 10 m ile 40 m arasında değişen huni şeklindeki açık işletme.
YÜZEY NİVELMANI, Nivelman aletiyle yatay ölçmesi yapılmış olan bir yüzey üzerinde, birçok noktanın yüksekliklerinin bulunup koordinatlarına göre bu noktalar plana işlendikten sonra enterpolasyon yoluyla o yüzeyin tesviye münhanili haritasının yapılması. Nivelman aleti ile yapılan yüzey nivelmanında yükseklik farklarının çok fazla olmaması lazımdır. Zira dik arazide gözleme aletinin sık sık yer değiştirmesi gerekir.
YÜZ, Mermer işletmeciliğinde taşın imalâttaki yerinde görünen en büyük yüzeyi.
YÜZLEME, Mermer işletmeciliğinde iki kesişen kenarın kalemle doğrultularak taş yüzü düzleminin belirtilmesi.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-09-11, 21:36 #57
Bahcivanoglu Bahcivanoglu çevrimdışı
Varsayılan C: Madencilik Terimleri Sözlüğü

Madencilik Terimleri Z

Z

ZAMAK, —> Çinko spesifikasyonları.
ZAR TAŞI, Sert ve silisli kayaçların (granit, andezit, riyolit, trakit gibi) parke taşı olarak kullanımı için boyutlandırılmış şekli. 4x6 cm olarak boyutlandırılanlar yaya trafiğinin yoğun olduğu yerlerde 6x8cm boyutundakiler yaya ve araç trafiğinin karışık olduğu yerlerde kullanılır. 8x10 ve 10x12 cm boyutlu taşlar ise; 4x6’lıkların kullanım alanlarında uygulandığı gibi,aşırı yüklere ve asidik ortama dayanıkılık gerektiren endüstri ortamlarında da kullanılır.
ZATÜLHAREKE ÇAMUR KLEPESİ, —> Tarak Gemisi.
ZAVİYE, —> Açı istasyonu.
ZAYIF KİREÇ, —> Kireç.
ZEBARİF, Yalancı süsler.
ZEBERCED, Olivinin saydam ve sarı veya açık yeşil renkli türü. Yeşil renklisine “Yeşil zeberced” denir. Minerolojide krizotil olarak adlandırılır. —> Alumin.
ZEFİR, —> Gökyakut.
ZENGİNLEŞTİRME, Tüvenan madenin (cevher, kömür, endüstriyel hammadde vb.) fizik ve fizikokimya prensiplerinden faydalanılarak, bileşimleri değişmeksizin pazarlanabilecek veya teknolojide kullanılabilecek bir ürün haline getirilmesi. Diğer bir ifade ile tuvönan maden; kırma, ayırma ve tasnif işlemlerine tabi tutulmak suretiyle; zengin ürün (konsantre), ara ürün (mikst) ve artık olarak ayrılır.
ZERKARİ , 1)Altın işletmeciliği. 2)Sırmacılık.
ZENGİNLEŞTİRME TESİSİ, —> Konsantratör.
ZENİT AÇISI, —> Eğim açısı.
ZEOLİT, Alkali ve toprak alkalilerin hidratlı tabii silikatlarından oluşan bir mineral grubu. Bu minerallerden başlıcaları: Klinoptilolit, filibsit, laumonit, heulandit, erionit, şabazit, mordenit, analsim, natrolit. Zeolit önemli fiziksel özellikler gösterir. Feldispatların ve diğer alumino-silikatların zeolite dönüşmesine zeolitleşme denir. İyon değiştirme, su ve gaz tutma özelliklerinden dolayı ziraatte, balıkçılıkta; su, gaz ve radyoaktif artıkların temizlenmesinde, kurutmada, güneş enerjisi ve gaz depolanmasın-da, koku kontrolunda, yapı elemanı olarak, puzzolan çimento üretiminde, iyi kalite kağıt yapımında kullanılmaktadır.
ZIMPARA , 1) Orta ile ince taneli, belirli bir istikamet göstermeyen, nadir olarak şistik veya tabakamsı görünümde, siyah, koyu gri, korund tanelerini muhtevi, önemli miktarda manyetit, nadir olarak hematit, yer yer irice taneli porfirik korund ihtiva eden kayaç. 2) Metamorf boksit. 3) Metal, tahta ve daha başka maddelerin yüzünü aşındırıp düzeltmeye va parlatmaya yarayan üstüne zımpara tozu yapıştırılmış kalın kağıt veya bez. 4) Zımpara kağıdı.
Literatürde Türk, Yunan ve Amerikan tipi olmak üzere 3 tip zımpara taşı kaydedilmiştir. Her tip zımparanın aşındırma özelliği, içindeki aluminyum okside bağlıdır. Mineralojik olarak zımpara 3 ayrı isim altında tanımlanır :
1- Mormas (gerçek) zımpara; (Korundum, manyetit veya hematit içerir) genellikle kırmızımsı - siyah renkte.
2- Spinel zımpara : Spinel (Magnezyum alimunyum oksit)+ korund (Aluminyum oksit)+ manyetit (demir oksit) içerir. (Belirgin olarak spinel içerir, korundum bulunmayabilir.)
3- Feldispatik zımpara : Bu tür, spinel zımparaya benzemekle birlikte % 30-50 oranında plajioklas (triklinal sistemde kristallenen feldispatların bir grubu) içermektedir.
Zımpara taşı çok sert olduğundan toz halinde aşındırıcı ; bileyi taşı olarak da taşları ve madenleri cilalamakta kullanılır. Ayrıca zımparadan yüksek alüminalı çimento yapımında yararlanılır. Piyasada satılan ufalayıcıların çoğu zımparadan yapılır ve bunların %3'ünü zımpara kağıdı ve bezi teşkil eder.
Türkiyede ve Yunanistan da üretilen gerçek zımparanın kaliteleri bileşimlerine göre değişir ve aşağıdaki gibidir. —> Çizelge.
ZIRHLI KONVEYÖR, —> Zincirli konveyör.
ZIRHLI TAHKİMAT, Ayaklarda alında kazı ve nakliyat için alna gelen kısmı açık, tavan- göçük kısımları çelik zırhla kaplı, 2’den 4’e kadar hidrolik direkle teçhiz edilmiş yürüme takımları bulunan; nakliyat ünitesini taşıyan kısmı bulunan ve tavan- göçük zırhları arasında ünitenin taşıma gücünü artırmak için yardımcı silindirle tavan zırhının önünde tavanı emniyete almak için mandallı uzatma sarmasıyla donatılmış tahkimat ünitesi.

ZIRNIK, Kimyasal formülü As2S olan, kirli-turuncu, sarı-turuncu veya gri-sarı, eğer demir miktarı fazla ise kirli-kırmızı renkte, çok higroskobik, havada kolayca oksitlenen, kristal yapıda, suda kolayca çözünen ve piyasada erimiş kütle, yaprak (pul), veya parça, veyahutta granüle halinde satılan bazı hallerde dokunulması tehlikeli olan, patlayabilen ve kükürt boyaları deri, viskoz, pamuklu tekstil gibi sanayi dallarında kullanılan madde.
ZİFT, 1) Katrandan ve başka organik maddelerin damıtılmasından elde edilen, az ısı ile eriyen, katı halde iken kolay kırılabilen, siyah, parlak madde. 2) Kara sakız.
ZİNCİR, Makine ve techizatta kuvvet ve hareket aktarma aracı. a= Bisiklet zinciri, b= Tahrik zinciri, c= Mafsallı zincir (Mafsallı zincirin baklaları vida ve somunlu olup, kolaylıkla ekleme yapılabilir) d= Konveyör zinciri.

ZİNCİRLE NAKLİYAT, —> Sonsuz halat ile nakliyat.
ZİNCİRLİ ANAHTAR, Genellikle birbirlerine vira edilmiş boruları ve manşonları sökmeye yarayan özel zincirle donatılmış anahtar.
ZİNCİRLİ BAGER, Bir gövde kolu üzerine zincir şeklinde birbirine bağlı veya özel bir zincir üzerine monte edilmiş kepçelerin (godelerin) hareket ettirilmesi suretiyle bagerin oturma düzleminin aşağısında kazı yapan iş makinası. Bunlar daha ziyade örtü tabakası ve maden kitlesi gevşek olan açık işletmelerde kullanılır.
ZİNCİRLİ KONVEYÖR, 1) Saç oluk içine dikine yerleştirilmiş bir lâma demiri parçasının, yani bir paletin, uçlarına takılı zincir veya zincirler tarafından hareket ettirilmesiyle, mâlzemenin sürüklenerek taşınmasını sağlayan konveyör. Bu konveyörlerde fazla aşınmaya uğrayan kısımlar, imâlat sırasında özel olarak sertleştirilip, bir zırh meydana getirildiği için bunlara zırhlı konveyör veya panzer de denir. Bu konveyörün zincir aksamı (a) yanlarda çift, (b) ortada tek ve (c) ortada çift olarak yerleştirilir. Genellikle uzun ayak sisteminde kömürün kendiliğinden veya sâbit olukta akmadığı yerlerde ve bazı hâllerde taban yollarında kullanılır. Çatalsız alınlı ayaklarda zincirli konveyör ayak ilerledikçe komple olarak alına itilerek kaydırılır. Tam mekanize ayaklarda nakliyat ünitesinin kaydırılması, yürüyen tahkimatla birlikte yapılır. 2) Zincirli oluk. Çeyn konveyör. —> Kaydırma, Fren diskli konveyör, Konveyör.
ZİNCİRLİ OLUK, Zincirli konveyör, Fren diskli konveyör.
ZÜMRÜT , Beril grubundan, sarı yeşil, mavi yeşil, hatta sarı renkli, cam parlaklığında, saydam değerli bir taş. Zümrütün fiziksel özellikleri temel olarak berilinkinin aynıdır. Işığı kırma ve saçılıma uğratma gücü çok yüksek değildir. Bu nedenle de taş fazlaca parıldamaz. Taşa asıl değerini kazandıran olağanüstü renginin, içerdiği az miktardaki kromdan kaynaklandığı sanılmaktadır. İyice ısıtıldığında taş rengini kaybeder.





Tüm Madencilik Terimleri Sözlüğü MADEN İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ den alınmıştır


MUAMMER ÖCAL GÜLTEKİN GÜNGÖR MAHMUT ŞÜKRÜ GÖK
Maden Yüksek Müh. Maden Yüksek Müh. Maden Yüksek Müh.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 03:15
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018