Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 04-11-10, 21:21 #1
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)



İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄





10. Sınıf Türk Edebiyatı Nova Cevapları Sayfa 18
3.Aşağıdaki cümlelerde boşbırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
•Edebî metinler yazıldıkları dönemleri yansıtan tarihi belge niteliğindedir.
•Uygarlık tarihi KÜLTÜR TARİHİNE tarihine malzeme verir.
•.EDEBİYAT TARİHİ şair ya da yazarın yaşadığı dönem, bu dönemin tarihî şartları, ailesi çevresi, eserleriyle ilgilenir.
•Edebiyat tarihinin UYGARLIKtarihiyle ilgisi vardır.

4. Edebiyat tarihi hangi konularla ilgilenir? Maddeler hâlinde aşağıya yazınız.
a. Edebiyat tarihi yazarın/şairin hayatı ile ilgilenir
b.Şair ve yazarların edebi kişilikleriyle ilgilenir.
c..Edebiyatı etkileyen tarihi olayları inceler.
Ç.Edebi türlerin gelişimini inceler.
d.Dönemin sosyal ve siyasi olaylarını inceler.
5. Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya.
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Mehmet Âkif Ersoy
Mehmet Âkif Ersoy'un Çanakkale Şehitleri'ne isimli şiirinden bir bölüm okudunuz. Okuduğunuz bu şiirden hareketle edebî eser ile tarih arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıklayınız. Edebî eserlerin yazıldıkları dönemi yansıtan tarihî belge oldukları söylenebilir mi? Nedenini sözlü olarak ifade ediniz.
Her edebi eser dönemin zihniyetinden az çok izler taşır, edebi eserler de yazıldığı dönemin siyasi sosyal ekonomik vb…özelliklerinden etkiler taşıdığı için tarihin verilerinden yararlanabilir.Tarih bilimi de edebiyattan yararlanır, örneğin bir yazarın anıları yazıldığı döneme ışık tuttuğu için tarihsel bir belge niteliği taşır.(Örneğin Yakup Kadri'nin Halide Edip'in anı kitapları...) O anılardan tarihçiler yararlanabilir ve tarihi olaylara ışık tutarlar…Edebi eserler bu yüzden pek çok bakımdan tarihe kaynaklık eder

6. Aşağıdaki nazım türlerinden hangisi İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk EdebiyatıDönemine ait değildir?
A) Gazel B) Mesnevi C) Koşuk D) Murabba E) Şarkı

1. İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatının kollarından olan divan edebiyatı, halk edebiyatı ve tekke edebiyatının özelliklerini araştırınız. Araştırma sonuçlarını bir sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.
Alıntı:
Divan Edebiyatı:
Özellikleri:

Türk edebiyatının gelişimi içinde divan edebiyatı varlığını 13–19. yüzyıllar arasında sürdürdü. Bu edebiyatın başlıca özellikleri şöyle sıralanabilir:

1. Sanatta kurallara bağlı olmak,
2. Yüksek tabakaya seslenmek,
3. Belirli türlerin ve kalıpların dışına çıkmamak,
4. Arapça ve Farsçanın dil kurallarını benimsemek.
5. Ama konuşma dilinden yararlanmak, (Divan edebiyatının özelliklerinden değildir.) (2010)
6. Divan şiiri, özellikle gazellerde, bir bakıma en az yarar güden şiirdir.
7. Divan şairi, gazellerde salt söz ustalığına önem verir, bu ustalığı ile duygulandırır okuyucusunu.
8. Mesnevilerde Divan şairi halk hikayecisi ile birleşir.
9. Kasidelerde ise şiire yararın karıştığı daha belirgindir. (1976)
10. Mecaz ve mazmunlarla yüklü olması
11. Şekil güzelliği sağlamak için eşanlamlı sözlere yer verilmesi
12. Kişisel sevinçlere ve acılara çok az yer verilmesi
13. Tasavvufla ilgili terimlere geniş ölçüde yer verilmesi Divan şiirinin belirleyici özelliklerindendir.
14. Dış dünyaya yönelik somut konuların İşlenmesi Divan şiirinin belirleyici özelliklerinden biri değildir. (1977)
15. Bütün şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır
16. Yapıt, değişmez kurallara göre, güçlü bir düzen içinde ve çoklukla beyit beyit işlenir.
17. Söz ve anlam sanatlarına sık sık başvurulur.
18. Biçim ve söyleyiş kaygısı oldukça ağır basar.
19. İnsandan kopuk, insanı anlatmayan soyut bir dünyası vardır. (1981)
20. Divan Edebiyatında, şairlerin büyük bir çoğunluğu, şiiri, toplumsal amaçlardan, bilimsel içeriklerden uzak, salt şiirsel değerleri ön plana alarak yazmışlar ve ortak biçimler içinde kalıplaşmış ortak kavramlar kullanmışlardır? (1987)
21. Arap ve Fars edebiyatlarından alınan, kaside, kıta, mesnevi gibi nazım biçimleri kullanılmıştır.
22. Beyit, başlı başına bir bütün sayılmış ve düşünceleri anlatan cümleler bir beyit içinde tamamlanmıştır. (1994)
23. Yabancı sözcüklerle ve kurallarla yüklü bir dil kullanılmıştır.
24. Ölçü olarak aruz kullanılmıştır.
25. Kavramlar, ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış söz*lerle anlatılmıştır.
26. Şiirler "divan" adı verilen kitaplarda toplanmıştır.
27. Konular genellikle gerçek yaşamdan alın(ma)mıştır, (soyut konular işlenmiştir.) (1997)
28. Divan şiirinde parça güzelliğine değil, bütün gü*zelliğine önem verilir. (Doğrusu tam tersidir.) (1998)
29. Divan şiirinin İran edebiyatından aktarılmış, şaire özgürlük tanımayan ---- bir estetiği vardır. Sevgilinin boyundan posundan başlayarak saçları, kaşları, gözleri, kirpikleri, ağzı, dişleri, dudakları, yanakları ---- mazmun adı verilen, hazır benzetmelerle anlatılır, övülür. (2009)


İşlenen Ortak Konular:

1. Aşk acısından duyulan mutluluk
2. Sevgiliye duyulan özlem
3. Aşk ıstırabının insanı olgunlaştıracağı inancı
4. Sevgilinin cefasının sürüp gitmesi için Tanrı’ya yakarış
5. Aşk derdine derman bulunamayışı (1981)

Nazire: Bir şairin, başka bir şairin şiirini konu ve biçim yönünden örnek alarak aynı ölçü aynı uyak ve aynı redifle yazdığı benzer şiire Nazire denir. (1997)

Divan Edebiyatı Halk edebiyatı Karşılaştırmaları:

(Divan Edebiyatı Halk edebiyatıyla


1. yaşamdan kopukluk - yaşamsallık
2. somutluk - soyutluk
3. gerçeğe uygunluk - düşçülük
4. öznellik - nesnellik
5. yerlilik – yabancılık (bakımlarından karşılaştırılır.) (1982)

Sanatın, yalnızca bir süs varlığı olarak ele alındığı Divan yazınında aşırı bir yabancılaşma görülür. Sanatın, yaşamın bir parçası olarak kabul edildiği halk şiirinde ise bütün örnekler, kuşlar, sevgililer, güzeller yerlidir. Anadoludur. Çünkü Halk ozanı, duyduğu değil gördüğü, tanıdığı kuşu işler şiirinde, bu şiirlerde Divan şiirindeki doğadışı varlıkları göremeyiz. Sözgelimi, halk şiirinde, atmaca tavuğu yer, pilici kapıp uçar. Divan şiirinde güzelin gözleri olan doğan, sevenin gönlünü avlar.” (1982)


Divan edebiyatı ile Tanzimat edebiyatının karşılaştırılması:

1. Divan şiirindeki ‘parça güzelliği anlayışı yerine, Tanzimat şairleri konu birliğine ve ‘bütün güzelliğine önem vermişlerdir.
2. Divan edebiyatında sanatçılar, seçkin kişiler için eser vermiş, Tanzimatçılar ise halk için yazmayı amaçlamışlardır.
3. Divan edebiyatında aruz ölçüsü kullanılmış, Tanzimat edebiyatında ise aruzun yanında az da olsa hece ölçüsüne yer verilmiştir.
4. Divan nesrinde söz hünerleri gösterme, Tanzimat nesrinde ise birtakım düşünceleri halka yayma amaçlanmıştır.
5. Tanzimat nazmında, Divan edebiyatı nazım biçimleri tümüyle bırakıl(mamış) Fransız şiirinde görülen nazım biçimleri benimsen(me)miştir. (Bu özellik Servet-i Fünun şiiri özelliğidir.)(1989)

Divan edebiyatı ile Servet-i Fünun edebiyatının ortak bir özelliğini belirten yargı: “Dil, yabancı sözcükler ve yabancı dil kurallarıyla yüklüdür.”dir.


Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Türleri:

Divan edebiyatı ürünlerinin adları: müstezat-mersiye-gazel-naat-münacaat (1986)

Beyitlerle Kurulu Nazım Şekilleri:

Gazel: Divan şiiri, özellikle gazellerde, bir bakıma en az yarar güden şiirdir. Divan şairi, gazellerde salt söz ustalığına önem verir, bu ustalığı ile duygulandırır okuyucusunu. (1976) Divan edebiyatındaki “gazelin konu bakımından Halk edebiyatındaki benzeri Koşma dır. (1992)

Gazel ve koşmanın karşılaştırılması:

1. Gazel, Divan edebiyatına, koşma, Halk edebiyatına özgü nazım biçimidir.
2. Gazelde nazım birimi beyit, koşmada dört1üktür.
3. Gazel, aruzun istenilen her kalıbıyla yazıldığı halde koşma, genellikle hoca ölçüsünün 11 ‘li kalıbıyla yazılır.
4. Gazellerin konusu sevgilinin güzelliği, aşk ve şarap: koşmalarınki ise genellikle aşk, sevgi ve doğa güzellikleridir.
5. Gazel, 10–20 beyitten (doğrusu -1 beyit), koşma 7–12 dörtlükten (doğrusu 3–9 dörtlük) oluşur

Örnek–1:

Bende Mecnûn’dan füzun âşıklık isti’dadı var

Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var

Kıl tefâhur kim senin hem var benim tek âşıkın

Leyli’nin Mecnûn’u Şîrîn’in eger Ferhâd’ı var (Fuzuli) (2010)

Örnek–2:

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı (Fuzuli)(1974)

Örnek–3:

“Aşk derdiyle hoşem el Çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.”(Fuzuli) (1981)

Örnek–4:

“Beni ağlan beni kim, üstüme gelmez ölicek

Bir avuç toprak atar bad-ı sabadan gayrı”(Fuzuli) (1981)

Örnek–5:

Leblerin mecruh olur dendân-ı sîn-i buseden

Lâlin öptürmek bu haletle muhal olmuş sana (Nedim)(2008)

Örnek–6:

Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir

Aman dünyayı yaktın âteş-i sûzan mısın kâfir (Nedim) (2008)

Örnek–7:

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı (Fuzuli) (2010)

Örnek–8:

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz (Nabi) (2010)

Kaside: Kasidelerde şiire yararın karıştığı daha belirgindir. (1976)

Kasidenin Bölümleri:

Tam bir kaside çeşitli bölümlerden oluşur.

Nesip: doğa güzelliklerinden söz eden nesib ya da teşbib bölümüdür

Girizgah: asıl konuya girişi sağlamak için yazılan girizgâh bölümüdür

Methiye: kasidenin sunulduğu kişinin özelliklerinin abartılı bir övgüyle anlatıldığı methiye bölümüdür

Fahriye: şairin kendisini övdüğü dizelerden oluşan fahriye bölümüdür

(Taç Beyit): şairin adının da geçtiği tegazzül bölümü (değildir. Taç Beyittir) (2007)

Mesnevi:

Özellikleri:


1. Uyak düzeni aa ba ca... biçimindedir.
2. Daha çok, aruz vezninin kısa kalıplarıyla yazılır.
3. Arap ve Türk edebiyatına İranlılardan geçmiştir.
4. Öyküleme gerektiren konular, bu türde işlenmiştir
5. Beyit sayısı, konunun işlenişine göre belirlen(mez. Beyit sayısı sınırsızdır.) (1996)
6. Mesnevilerde Divan şairi halk hikayecisi ile birleşir (1976)

Divan Edebiyatı’nda modern öykü ve romanın yerini tutan en önemli tür mesnevidir. (Şeyh Galip)’in

Hüsn ü Aşk, Süleyman Çelebi’nin Mevlid adlı yapıtları bu türün tanınmış örnekleridir. (2007)

“Roman, edebiyatımıza yeni bir tür olarak Tanzimat döneminde girmiştir. Tanzimat’tan önce (---) Divan ve Halk edebiyatında hikayelerin, hikaye ve roman tekniği ile bir ilgisi yoktur. Özellikle Divan edebiyatında düzyazı ile ya da manzum olarak yazılan hikayeler belli konuların dışına çıkmaz. (1985)

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Kabus-name 15. yüzyılda “mesnevi’ biçiminde yazılmış bir yergidir. (1994)

Hüsn ü Aşk (Şeyh Galip’in ünlü mesnevisidir.) (1998)

Bentlerle Kurulan Nazım Şekilleri

Şarkı:

Örnek:

Kalbim yine üzgün seni andım da derinden,

Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!

Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,

Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden! (2007)

Tek Bentten Oluşan nazım Şekilleri:

Rubai: Bize iran edebiyatından geçmiştir. Dört dizeden oluşur. Aruz ölçüsünün kendine özgü kalıplarıyla yazılır. Az sözle önemli bir şey söylenerek sağla*nan anlam yoğunluğu, başta gelen özelliğidir. Ge*nellikle felsefeyle ilgili düşünsel temalar işlenir. (1998)

Örnek–1:

Bir merhaleden güneşle derya görünür

Bir merhaleden her iki dünya görünür

Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer

Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür (1974)

Örnek–2:


Çepçevre bahar içinde bir yer gördük
Ferhad ile Şirin’i beraber gördük.
Baktık geceden fecre kadar ellerde
Yıldızlara yükselen kadehler gördük (1992)

Divan Nesri:

Özellikleri:


1. Dilin, yabancı kelime ve tamlamalarla yüklü olması
2. Söz ve ses sanatlarına önem verilmesi
3. Kullanılan cümlelerin çok uzun olması
4. Noktalama işaretlerine yer verilmemesi
5. Söyleyiş güzelliğinden çok düşünceye önem verilmesi özelliği ise Divan nesrinde yoktur(1974)

Seci:

“İlahi, kabul senden ret senden şifa senden, derman senden... İlahi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle,” Bu parçadaki altı çizili sözcükler Seciye örnektir. (1989)

Sanatkârane nesir: Seci (bulunur.) (2009)

Nesir Türleri:

17. yüz yılda Evliya Cebebi'nin Keşfü'z Zünun'u, düzyazı türümüzün öyküye kaynaklık eden ilk ürünleri ola*rak alınabilir. Klasik Osmanlı düzyazısının ürünle*rinden olan gazavatnameler ile menakıpnameler de yine bu türün kaynaktan arasında sayılabilir. (1998)

Tezkire:Biyografi türüyle benzerlik gösteren eserlere Divan Edebiyatında Tezkire denir. (1991)

Gezi Yazısı:Türk edebiyatında gezi türünde birçok yapıt vardır. XVI. yüzyılda Doğu Türkçesiyle yazılmış Bâbürnâme ve yine aynı yüzyılda büyük Türk denizcisi Seydi Ali Reis’in Miratü’l-Memâlik’i gezi türünde yazılmış ilk yapıtlardandır.

Nazım Türleri:Konularına göre adlandırılan şiirler (1978)

Mektup: Şikâyetname edebiyatımızda ünlü bir mektuptur. (1991)

Mersiye(1978):Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acı*yı anlatmak, onun erdemlerini, iyi yönlerini dile getir*mek amacıyla yazılan şiirlere verilen addır. Ölen bir kişi için yazılan bu tür şiirlere divan edebiyatında mersiye —, halk edebiyatındaysa ağıt — denmiştir. (2006)

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Tevhit (1978):

Hicviye:Divan edebiyatında "hicviye" denilen alaylı yergi şiirinin Halk edebiyatındaki karşılığı Taşlama dır. (1997)

Divan Edebiyatı Temsilcileri:

15. yy.

(Sinan Paşa):Süslü nesrin en güzel örneklerinden biri olan Tazarrunâme’nin yazarıdır. (Kâtip Çelebi) (2008)

Mercimek Ahmet:Kabus-name 15. yüzyılda “mesnevi’ biçiminde yazılmış bir yergidir. (1994)

15.yüzyılda Mercimek Ahmet'in Farsçadan çevirdiği Kabusname düzyazı türümüzün öyküye kaynaklık eden ilk ürünleri(nden) ola*rak alınabilir. (1998)

Kadı Burhaneddin:Yapıtlarında aşk ve kahramanlık temalarının yanında tasavvufa da yer vermiştir. (Kadı Burhaneddin) (2007)

16. yy.

Fuzuli:

Nedim’le Fuzuli karşılaştırması:

1. Nedim, şiirine günlük hayatı yansıtmış; Fuzuli ise bundan kaçınmıştır.
2. İkisi de kasideden çok gazelde başarılı olmuştur.
3. Fuzuli tasavvuftan esinlenmiş, Nedim tasavvufla hiç ilgilenmemiştir.
4. İkisinin de dili, çağdaşlarına göre daha sadedir.
5. İkisinin de “Divan”Iarından başka, “Mesnevi”leri de vardır. (Nedim’in mesnevisi yoktur.) (1984)

Eserleri:

Leyla İle Mecnun Mesnevisi:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Şikayetname:

Şikâyetname edebiyatımızda ünlü bir mektuptur. (1991)

Gazellerinden–1:

Bende Mecnûn’dan füzun âşıklık isti’dadı var

Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var

Kıl tefâhur kim senin hem var benim tek âşıkın

Leyli’nin Mecnûn’u Şîrîn’in eger Ferhâd’ı var (Fuzuli) (2010)

Gazellerinden–2:

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı (Fuzuli)(1974)

Gazellerinden–3:

“Aşk derdiyle hoşem el Çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.”(Fuzuli) (1981)

Gazellerinden–4:

“Beni ağlan beni kim, üstüme gelmez ölicek

Bir avuç toprak atar bad-ı sabadan gayrı”(Fuzuli) (1981)

Gazellerinden–5:

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı (Fuzuli) (2010)

Baki:Baki, gelmiş geçmiş Divan şairlerimizin çoğundan daha az eser vermiş, bir küçük divan bırakmıştır. Buna karşın Divan edebiyatımızın en büyük şairlerinden biri olarak bilinir. Bu başarının belli başlı nedenini, onun... kendine özgü üslubunda aramalıyız. Bakinin tek dizesi bile, yazarını hemen belirler. (1988)

Eserleri:

(Kanuni Sultan Süleyman) Mersiyesi:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Baki kalan bu kubbede bir hoş şada imiş (1997)

Yahya Bey:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği:Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Atai:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

(Babürşah):Türk edebiyatında gezi türünde birçok yapıt vardır. XVI. yüzyılda Doğu Türkçesiyle yazılmış Bâbürnâme ve yine aynı yüzyılda büyük Türk denizcisi Seydi Ali Reis’in Miratü’l-Memâlik’i gezi türünde yazılmış ilk yapıtlardandır.

Seydi Ali Reis:Türk edebiyatında gezi türünde birçok yapıt vardır. XVI. yüzyılda Doğu Türkçesiyle yazılmış Bâbürnâme ve yine aynı yüzyılda büyük Türk denizcisi Seydi Ali Reis’in Miratü’l-Memâlik’i gezi türünde yazılmış ilk yapıtlardandır.

17. yy.

Nefî:Hicivleriyle ünlüdür. (Nefî) (2008)

Nabi:Hayriyye ve Hayrâbâd adlı ünlü mesnevilerin şairidir. (Nâbî) (2008) Ahlakla ilgili öğütler veren, türlü hayat görüşlerini yansıtan, özdeyiş niteliğindeki sözlerin ağır bastığı gazellere hikemî gazel denir. Bu tarzdaki gazelleriyle ---- Nâbî ün salmıştır. (2010)

Eserleri:

Hayriye:17. yy şairlerinden Nabi’nin mesnevi biçiminde yazdığı öğüt veren, sosyal, didaktik bir yapıttır. (1995)

Gazellerinden–1:

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz (Nabi) (2010)

Katip Çelebi:Keşfü’z-Zünûn adında bir ansiklopedi kaleme almış, bu yapıtta yaklaşık 10 bin yazar ve 15 bin eser tanıtmıştır. (Sinan Paşa) (2008)

Eserleri:

Cihannüma:Cihannüma adlı eserin sahibi Kâtip Çelebi, batılı anlamda bilime değer veren ilk düşünürlerimizdendir. (1995)

Keşfü'z Zünun:(Katip Çelebi’nin) Keşfü’z Zünun'u, düzyazı türümüzün öyküye kaynaklık eden ilk ürünleri(nden) ola*rak alınabilir. (1998)

18. yy.

(Şeyh GalipHüsn ü Aşk (Şeyh Galip’in ünlü mesnevisidir.) (1998) Ünlenmesini Hüsn ü Aşk adlı mesnevisi sağlamıştır. (Şeyh Gâlip) (2008)

Nedim:

Kasidelerinde kullandığı ağır dil, gazellerinde, özellikle şarkılarında oldukça sadeleşir. Farsça ve Arapça şiirleri de olmakla birlikte şiirlerinin çoğu Türkçedir. Kasidelerinden çok, yeni buluşlarla süslediği şarkı ve gazelleriyle ünlüdür.. Gazellerine, “Malumdur benim sühanım mahlas istemez.” Diye haklı olarak övünecek derecede kişiliğinin damgasını vurmuştur. (1992)

Nedim’le Fuzuli karşılaştırması:

1. Nedim, şiirine günlük hayatı yansıtmış; Fuzuli ise bundan kaçınmıştır.
2. İkisi de kasideden çok gazelde başarılı olmuştur.
3. Fuzuli tasavvuftan esinlenmiş, Nedim tasavvufla hiç ilgilenmemiştir.
4. İkisinin de dili, çağdaşlarına göre daha sadedir.
5. İkisinin de “Divan”Iarından başka, “Mesnevi”leri de vardır. (Nedim’in mesnevisi yoktur.) (1984)

Gazellerinden–1:

Leblerin mecruh olur dendân-ı sîn-i buseden

Lâlin öptürmek bu haletle muhal olmuş sana (2008)

Gazellerinden–1:

Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir

Aman dünyayı yaktın âteş-i sûzan mısın kâfir (Nedim) (2008)


Sanma şâhım,herkesi sen sadıkâne yâr olur.
Herkesi sen,dost mu sandın,belki ol ağyâr olur.

Alıntı:
ANONİM HALK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ
Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır.


§Özellikleri şunlardır:
§Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
§Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
§Şiirlerde hece ölçüsünün 7'li, 8'li, 11'li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
§Somut ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır.
§Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
§En çok yarım kafiye kullanılmıştır. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
§Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez.
§Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
§Sözlü geleneğe dayanır.
§Anonim halk edebiyatı ürünleridir; mani, ninni, türkü, destan, tekerleme, bilmece, masal v.b.


AŞIK TARZI HALK EDEBİYATI ÖZELLİKLERİ
1)Aşık veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur.
2) Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini "cönk" dedikleri defterlerde toplamışlardır.
3) Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmışlardır.
4) Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.
5) Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı şairler tarafından Divan Edebiyatı'nın etkisinde kalmasıyla eski arılığını kaybetmiştir.
6) Nazım birimi dörtlüktür.
7) Koşma, semai, destan, varsağı gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
8) Hece ölçüsünün 7'li, 8'li ve 11'li kalıplarına ağırlık verilmiştir.
9) Aşk, tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik, toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili eleştiriler konu olarak işlenmiştir.
10) Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.
11) Göz kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına gerek yoktur. Buna göre p/b , ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle de kafiye yapılmıştır.
12) Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır.
13) Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir.
14) Bazı ürünlerde yöresel özellikler görülür.
15) Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe doğduğu gibi söylenir.
16) Divan Edebiyatı'nda görülün kalıplaşmış benzetmeler (mazmun) Halk Edebiyatı'nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler kullanılmıştır.
17) Divan Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir edebiyattır. Halk Edebiyatı'nda ise şair gördüğünü, yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı'nda sevgilinin tipi çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı'nda ise sevgilinin adı (Elif, Ayşe...) vardır.
18) Şiirler, işlenen konulara göre "koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt" gibi adlar alır.
19) Aşık Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana çıktığı bir edebiyattır.

Alıntı:
DİNÎ - TASAVVUFÎ TÜRK ŞÎİRİ
XI. yüzyıldan itibaren Türkler kitleler hâlinde İslâmiyet'e girmeye başladı. Kısa sürede Türk kavim ve boylarının büyük bir kısmı bu dini benimsedi. Yine bu yüzyıldan itibaren Anadolu'ya yerleşen Türklerin İslâmiyet'i tanımasında, Horasan'dan gelen ve tasavvuf düşüncesini benimseyen, dervişlerin, alperenlerin önemli rolü oldu. Anadolu'da çok canlı olan bu dinî hayat, İslamî (dinî) bir edebiyatı da beraberinde getirdi. İslâm dinini ve tasavvuf düşüncesini halka anlatmak için çok sade ve temiz bir Türkçe ile şiirler, ilâhîler söyleyen Yunus Emre'yi başkaları takip etti. Böylece daha çok halk kitlelerine hitap eden bir Dinî-Tasavvufî Türk şiir geleneği doğdu.


Dinî-tasavvufî halk şiirimizin nazım biçimleri; Orta Asya'dan Anadolu'ya geçince daha çok zenginlik kazanmış, her dinî duygunun, her coşkulu düşüncenin ayrı bir ifade biçimi ortaya çıkmıştır.
Bu edebiyat türü ile tasavvufî düşünceleri çeşitli yönlerden ele alan birçok tarikatın kurulmasına yol açılmış, bu düşüncelerle Anadolu'da serbest görüşlü ilâhi bir aşk felsefesi tarzı meydana gelmiştir. Böylece Arap ve İran edebiyatlarında görülmeyen millî ve orijinal bir sanat çeşidi yaratılmıştır.
Kişisel bir edebiyat olan Dinî-Tasavvufî Halk Edebiyatı da dediğiniz Tekke Edebiyatında âşıklarının ana amacı tarikat düşüncesini yaymak, din büyüklerine ve Allah'a övgülerde bulunmaktır.
Bu nedenle halk şairlerinin çoğu tekke ve çeşitli tarikat yuvalarında yetişmişler, inanç ve düşüncelerini yansıtan, Allah'ın birliğini öven, insanlara birlik, beraberlik, kardeşlik ve sevgi aşılayan şiirler söylemişlerdir.
XIII. yüzyılda Moğol istilasını da gören Anadolu halkı türlü baskılar, yoksulluklar altında ezildikçe direnme gücü de olmadığı için tasavvufun sağladığı dünya görüşünü çabuk benimsemiştir. Halk, huzuru Horasan Erenleri de denilen Yesevî tarikatına mensup bilge ve âşık kişilerde bulmuştur.
Anadolu'da Ahmet Yesevî ve Hâkim Süleyman Ata'nın izinden gidip Tekke Edebiyatı'nın temellerini Hacı Bektaş-i Velî, Ahmed-i Fakih, Şeyyâd Hamza, Yunus Emre, Sultan Veled, Âşık Paşa, Gülşehrî, Kaygusuz Abdal, Said Emre gibi sofi halk şairleri atmışlardır.


Dinî-Tasavvufî halk şiirinin diğer önemli isimleri arasında ise; Ümmî Sinan, Aziz Mahmud Hüdâî, Niyâzî-i Mısrî, Fakir Edna, Kul Budala, Geda Muslu, Dedemoğlu, Kul Hasan, Derviş Mehmed, Kul Nesimi, Pir Sultan Abdal, Kul Şükrü, Derun Abdal, Kuddusî, Turabî, Aynî Baba, Âşıkî ve Esirî yisayabiliriz.
Edebiyat tarihçilerine göre Anadolu Türkçesinde Tekke Edebiyatı XIII. yüzyılda Yunus Emre ile başlar. Ahmet Yesevî’de öğüt ağırlıklı kuru bir söyleyiş görülürken Yunus Emre'de Anadolu insanını saran coşkulu bir söyleyiş hâkimdir.


Bu dönemde Yunus Emre güzel Türkçesi ile tasavvufî duyguları dile getirmiş, o büyük korkudan içe dönmek, Allah’a yönelmekle kurtulmanın mümkün olduğunu işaret etmiş, tek büyük varlığın yalnız Allah olduğu düşüncesini işlemiştir. Halk, bu düşünceye kapılıp Tasavvuf etkisiyle Allah’ta kendini görüp, kendinde Allah’ı bulunca gözünde bütün dünya olayları değersiz, önemsiz ve küçük kalmıştır.
Bilindiği gibi Türkler, İslâmiyet’i kabul etmeden önce göçebe yaşayışları gereği değişik itikat sistemlerini benimsemişler ve yüzyıllar boyu Bozkır kültürü de denilen bir kültür hayatı yaşamışlardır.
Dinî-tasavvufî halk şiiri işlediği konular ile halk dilini, duygu, düşünce ve inançlarını esas alarak halkın bütünü ile iç içe bulunmakta ve toplumun her kesimine hitap etmeleri nedeniyle de birleştirici bir rol üstlenmektedir.
Dinî-tasavvufî halk şiirinin kaynağı İslâm dini ve tasavvuftur. Tekke şiirinin temsilcisi sayılan âşıklar kendilerini din dışı konularda şiir söyleyen âşıklardan ayrı görmüşler ve kendilerine Kul, Abdal gibi daha çok dinî kavramları hatırlatan, alçak gönüllülük ifade eden mahlaslar almışlardır.



Dinî-tasavvufî halk şiiri divan edebiyatı ve halk edebiyatını bir birine yaklaştıran konumu ve her iki disiplinin şairleri tarafından ortak olarak işlendiği için bir köprü konumunda görülür.

Bu nedenle duygu ve düşünce açısından Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş-ı Velî. Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Velî. Süleyman Çelebi, Kaygusuz Abdal, Niyâzî-i Mısri gibi şairlerin şiirlerinde büyük ölçüde duygu ve konu birliği vardır.


Tekke şiiri de dediğimiz dinî-tasavvufî halk şiirinin edebiyat tarihimizdeki yeri dil ve edebiyatımız açısından çok önemlidir.
Tekke şiiri saz şiirine oranla daha fazla felsefî, divan şiirine oranla daha fazla millîdir. Her ikisine oranla da daha doğaldır.
Dinî-tasavvufî halk şairi ölçü, uyak, anlatım biçimi, dil ve söyleyiş özellikleri bakımından İslâmiyet öncesi Türk edebiyatının da etkisi altında kalıp, duygu ve düşüncelerini İslâmiyet’in ışığı altında tasavvufun düşünce zenginliği ile birleştirmiştir.
Dinî-tasavvufî halk şiirinin en önemli simalarından olan Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Ahmed-i Şarban, Ümmî Sinan, Niyâzî-i Mısri, Kuddusi gibi pek çok tekke şairi aynı zamanda aruz ölçüsüne de bir divan şairi kadar hâkimdirler.
Fakat hitap ettikleri kitle halk kitlesi olduğu için onların anlayacağı ve daha yakından bildikleri hece ölçüsünü tercih etmişlerdir.
Yine, dinî-tasavvufî şiirlerde halk ve divan şiirinin üslûp, ahenk ve ifade biçimleri ortak olarak alınıp yer yer uygulanmıştır. Bu ortaklık dinî-tasavvufî şiirlerin ayrı bir özellik kazanmalarına engel teşkil etmemiş, ilâhi bir eda taşımalarını engellememiştir.
Halk tarafından olağanüstü derecede benimsenip sevilen dinî-tasavvufî şiirlere "Allah kelâmı" gözü ile bakılmıştır.
Bu düşünce ile doğup gelişen dinî-tasavvufî görüşlere bağlı nazım biçimleri ilâhi, nefes, deme, hikmet, nutuk, bezm-i cem, devriye, şathiye vb'dir.
Tasavvufta iki önemli unsur bulunmaktadır. Bunların biri dinî, diğeri ise düşünceye dayalı olup felsefîdir.
Tekke edebiyatı nazım biçimlerinden hikmet ve ilâhi dinî unsurların ön planda olduğu biçimlerdir. Diğerleri ise daha serbest olup Bektaşilik, Melamilik gibi tarikatların ürünüdür.
Biçimi ve adı ne olursa olsun dinî-tasavvufî halk şiiri özellikle ilk zamanlarda tıpkı saz şiiri gibi beste ile birlikte doğmuş, sonradan yazılanların çoğu da bestelenmiştir.
Bu şiir tarzı besteden asla uzaklaşmayarak hem sözüyle, hem sesiyle kutsal bir hava içinde varlığını korumuştur.

2. Tevfik Fikret'in yaşadığı dönemin, siyasi, sosyal ve kültürel özellikleri hakkında bilgi edininiz.

TEVFİK FİKRET (1861— 1915)
  • Servet-i Fünun edebiyatının en önemli şairidir.
  • —Önceleri sanat için sanat, sonraları toplum için sanat anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.
  • Servet-i Fünun topluluğunun dağılmasından sonra yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu şiirlerinin ana teması "hürriyet" ve "medeniyet"tir.1901'den sonraysa yöneldiği toplumsalcı nitelikteki şiirlerini topladı.
  • Toplumsal ve siyasal ortamı Han-ı Yağma, 95’e Doğru, Balıkçılar, Haluk’un Bayramı, Tarih-i Kadim, Promete, Sis gibi şiirleriyle eleştirmiştir.
  • SİS şiirinde İstanbul'a nefretini dile getirmiştir.
  • Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.
  • Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.
  • Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir
  • Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.
  • Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikayeler yazmıştır.
  • Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir.
  • “Yağmur” şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçmiş ve kullanmıştır.
  • Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.

ESERLERİ
Rübab-ı Şikeste (1900-1984)
Haluk'un Defteri (1911-1984)
Rübabın Cevabı (1911-1945)
Şermin (1914-1983)
Tarih-i Kadim (1905)
Son Şiirler (1952. Yay. Haz. Cevdet Kudret)


Alp Er Tunga Sagusu, anonim bir eser olan Ziya Ağıdı ve Recaîzâde Mahmud Ekrem'e ait Ah Nijad adlı metinleri sınıfa getiriniz. Kitabınızın 12 ve 13. sayfasındaki Şehzade Mustafa Mersiyesi'yle bu metinleri aşağıdaki ölçütleri kullanarak değerlendiriniz.
4. Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında esas alınan ölçütler hakkında araştırma yapınız. Bu ölçütleri göz önünde bulundurarak "Türk Edebiyatının Dönemleri" adlı bir şema hazırlayınız.

SAYFA 21





2. a) İslamiyet Öncesi, İslami Dönem ve Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Dönemlerine ait
üç metin okudunuz. Orhun Abideleri, Gazel ve Promete isimli bu metinleri içerik ve yapı yönünden değerlendiriniz.
Farklılıkları aşağıdaki tabloya yazınız.










b) Bu metinler arasındaki farklılıkların sebepleri nelerdir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.


Çünkü bu metinler farklı dönemlerde oluşmuştur. Bu farklı dönemlerin kendine özgü zihniyeti vardır. Sanat anlayışı, estetik anlayışı farklıdır.


3. a) Tevfik Fikret’in yaşadığı dönemin siyasi, sosyal ve kültürel özellikleri hakkında edindiğiniz
bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
Tevfik Fiktet Servet-i Fünun edebiyatçılarındandır. Meşrutiyet döneminde yaşamıştır. Dönem, 2. Abdülhamit’in istibdat dönemidir. Dönemin bu özelliği sebebiyle edebiyatçılar
içe dönük davranmış, kişisel konuları, içliliği, aşkı, karamsarlığı, hayal kırıklığını, tabiat
güzelliklerini, melânkoliyi ve üzüntüyü işlemişler; toplumsal sorunlara değinmemişlerdir.


b) Bakî’nin gazeline hâkim olan “kadere teslimiyet” inancıyla bilgi birikiminizden hareketle Fikret’in
şiirindeki “insan aklının yüceltilmesi” anlayışının hangi nedenlerden kaynaklandığını sözlü olarak
ifade ediniz. Bunların, ait oldukları dönemlerdeki toplumsal ve kültürel olaylarla ilişkisini açıklayınız.
İki şairinde yaşadığı dönemler farklıdır. Dönemin zihniyetinin etkisiyle farklı anlayışlara yönelmişlerdir. Kişi toplumun bir parçasıdır. Toplumun genel kültürel eğilimi ne olursa bireyler de o yönde kültürlerini kazanır ve geliştirirler. Bu yüzden sanatçıların yaşadıkları dönemde toplumsal ve kültürel olayların etkisi sanatçıların sanat anlayışlarına ve dünya görüşlerine yansır.


c) Tevfik Fikret’in şiirinden hareketle, her olayın ve nesnenin bir tarihi olduğu gibi edebî metinlerin
de edebî ilişkilerin de bir tarihi olduğu söylenebilir mi? Tartışınız. Ulaştığınız sonucu sözlü olarak ifade ediniz.


……………


4. Divan edebiyatı, halk edebiyatı ve tekke edebiyatı hakkında yaptığınız araştırmalara
yönelik sunumlarınızı arkadaşlarınıza aktarınız. Sunumlar tamamlandıktan sonra, Türk edebiyatının dönemlere
ayrılmasının ve bu dönemlerin farklı isimlerle anılmasının nedenlerini söyleyiniz.


Alıntı:
Edebiyat Tarihi , Edebiyat Tarihinin kapsamı , edebi metin ve tarihi metin karşılaştırması, Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki ölçütler

Edebiyat Tarihi
— Edebiyat tarihi, bir ulusun yüzyıllarca meydana getirdiği edebî eserleri inceleyerek geçirdiği dönemleri kronolojik bir sıra içinde inceleyen bilim dalıdır.
—— Bir başka deyişle edebiyat tarihi bir toplumun edebiyatının işlediği yolu ve geçirdiği dönemleri anlatan, edebiyat hayatını bütün olarak değerlendiren bir bilim dalıdır.—
—Edebiyat tarihi, edebî eserlerle o eserleri yaratanları sosyal çevresi ile beraber inceler. Böylece geçmiş dönemlerde yaşayan atalarımızın duygu, düşünce ve sanat anlayışları hakkında bize bilgi aktarır. —Edebiyat tarihi, medeniyet tarihinin en önemli kısmıdır. Bir milletin uzun asırlar esnasında geçirdiği fikrî ve hissî gelişmeyi belirten bütün kalem ürünlerini inceleme ile onun manevi hayatını, gerçekte olduğu gibi tasvire çalışır.

——Edebiyat, toplumun bir kurumu olmasından dolayı, kendisini meydana getiren toplumun diğer kurumlarıyla bağlı ve onlarla ahenklidir. Hakikaten, bir milletin coğrafi çevresiyle, sonra iktisadi, dinî, hukuki, ahlâkî, bedii, siyasi hayatıyla edebiyatı arasındaki bağlantılar çok açıktır.
Edebiyat Tarihinin kapsamı




Edebi metin ve Tarihi metin karşılaştırması



—Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki ölçütler
— Edebiyatımız, hiçbir yazılı belge bulamadığımız çok eski dönemlerde başlamış ve birbirinden farklı kollar halinde gelişmek suretiyle günümüze kadar süregelmiştir.

— Başlangıcından günümüze kadar aynı milli ruhun, edebiyatımızın bütün dönemlerinde hiç değişmeyen ve amacı belirleyen bir çizgi olarak varlığını hissettirdiğini görüyoruz. Ancak bu milli çizgiye onu zenginleştiren birbirinden farklı motiflerin de eklendiğini söylemeliyiz. Edebiyatımızın hangi medeniyetin veya hangi edebiyatların tesirine girdiğini, hangi amaçlara hizmet ettiğini ve toplumdaki hangi sosyal sınıflar tarafından temsil edildiğini bu farklılıklara bakarak anlıyoruz.
—Türk Edebiyatının dönemlere ayrılmasında;
—-Dil anlayışı
—-Dini hayat
—-Kültürel farklılaşma
—-Sanat anlayışı
—-Coğrafya değişimi
—-Lehçe ve şive ayrılıkları
etkili olmuştur.

Divan edebiyatı, halk edebiyatı ve tekke edebiyatı hakkında ki sunumlarımız özel olarak yüklenmiştir.


5. Okuduğunuz metinlerden ve yaptığınız araştırmalardan hareketle farklı uygarlıkların ve tarihî dönemlerin
Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini karşılaştırınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.




Toplumlar yaşadıkları coğrafyalara göre , dini inançlarına göre, kültürel seviyelerine ve gelecek düşüncelerine göre farklı toplum ve uygarlıklardan etkilenirler. Türkler İslam öncesiinde kendi kültürel kimliklerini büyük oranda korumuşlardır. İslamın kabulü ile islam uygarlıklarının etkisi altında kalmışlardır. Örneğin Türk Edebiyatının ikinci büyük döneminin ismi dahi şöyledir: İslamiyet etkisinde gelişen Türk edebiyatı . bu edebiyatta Arap ve Fars kültürü etkili olmuştur. Sonraları Avrupa uygarlığına yönelen toplumumuz bu uygarlığın etkisiyle farklı edebiyat ürünlerini bizim edebiyatımıza kazandırmıştır ve bu yönde ürünler ortaya koymuştur.



21. SAYFA ANLAMA YORUMLAMA

1. Günümüzdeki şehir hayatı edebî eserlere nasıl yansımaktadır? Örnekler vererek açıklayınız.
Şehir hayatı edebi eserlere birkaç yönden yansır. Örneğin şehir hayatına ait kavramlar yer alır . sokak cadde avm isiimleri gibi. Bununla birlikte şehir insanlar arasındaki iletişim en üst düzeye çıkarır. Eserlerde bu özelliği de görmekteyiz..


2. Metinlerden hareketle bir dönemi oluşturan zihniyetin edebî eserlerde etkisini göstermesinin
nedenlerini tartışınız. Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Sanatçı toplumun bir parçasıdır. Toplumun da döneme ait bir zihniyeti vardır. Sanatçı toplum zihniyetinden etkilenir ve edebi eserine istese de istemese de yansıtır. Çünkü edebi eser özneldir. Bu yüzden zihniyetin esere yansıması çok doğaldır.


3. Türk toplumu tarih içerisinde farklı kültürel değişimler yaşamıştır. Yaşanan bu değişimlerin
edebiyatımıza ve edebiyatımızın devirlere ayrılmasına etkilerini tartışınız. Ulaştığınız sonucu kısaca ifade ediniz.
Türkler farklı çağlarda farklı toplumlardan etkilenmişlerdir. Bu etki sosyal kültürel bütün alanlarda etkisini gösterir. Edebiyatımızın dönemlere ayrılmasında da etkilidir. Örneğin edebiyatımız üç ana dönemlere ayrılır. İslamiyet öncesi, İslamiyet etkisi ve batı etkisi, gördüğünüz üzre dönemlere ismin bile bu kültürel öğelerin adı verilmiştir.


4. Araştırma konularınızdan ve okuduğunuz metinlerden hareketle yaşama tarzı, edebiyat ve sanat
arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

İnsanlar nasıl yaşarsa o şekilde sanat ortaya koyarlar edebiyat da bir sanat dalıdır dolayısıyla yaşama tarzının bir yansımasıdır diyebiliriz


Sayfa 24


1. “Türk edebiyatı bugüne gelene kadar bilebildiğiniz üç medeniyet devresi geçirmiştir. Her bir
uygarlığın kendine özgü şartları ve düşünce dünyası vardır. Toplumdaki değişimin kalıcı ve sürekli oluşu,
zihinlerin dönüşümüne bağlıdır. Zihniyetteki köklü değişiklik gündelik hayata yansıyınca edebiyatta
da paralel bir değişim gerçekleşir.”
Edebî dönemlerin zihniyetle ilişkisini göz önüne alarak yukarıda anlatılmak istenen düşünceyi
bir cümle ile açıklayınız.


Edebi dönemler dönemin zihniyet yapısından etkilenir.


2. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatı büyük oranda atlı-göçebe
kültürüne dayanır. ( Y)
İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatı Fars ve Arap edebiyatından
etkilenmiştir. ( D)
Farklı uygarlıkların ve tarihî dönemlerin Türk edebiyatı üzerinde etkileri olmuştur. ( D)
Toplumsal ve kültürel olaylarla edebî eserler arasında doğrudan ve dolaylı bir ilişki
vardır. (D )
Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında din tek faktördür. (Y )

3. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelime ya da kelime gruplarını
yazınız.
• Her toplumda bir yüksek zümre edebiyatı bir de ............HALK.................. edebiyatı vardır.
• Türklerin yazıyı kullanmadan önce ortaya koydukları eserlere ..........SÖZLÜ EDEBİYAT..., yazıya geçtikten
sonra ortaya koydukları eserlere de .......YAZILI EDEBİYAT..... denir.
• İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatını kesin çizgilerle ayırmamakla birlikte
halk, ......DİVAN.... ve .....TEKKE......... edebiyatı olarak iki grupta değerlendirebiliriz.
• Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyata ......BATI ETKİSİNDE GELİŞEN............ Türk edebiyatı denilmektedir


Sayfa 25

I. ÜNiTE ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORULARI

1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri ve kelime gruplarını yazınız.
a. Her bilim dalının bugüne kadar gelen süreci o bilim dalının TARİHİNİ oluşturur.
b. EDEBİYAT TARİHİ edebiyatın sanat ve kültür devirlerini, sanat ve kültür geleneklerini
oluşturan tarihî, sosyal, düşünsel, estetik ve coğrafi olaylarla, bu olayların doğurduğu sanat ve edebiyat
hareketlerini inceler.
c. EDEBİ ürünler, tarihî belge niteliği de taşır.
ç. EDEBİYAT TARİHİNİN medeniyet tarihi, düşünce tarihi, kültür tarihi ile de yakından ilgisi vardır.


2. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi doğrudan edebiyat tarihinin konusu içerisine
girmez?
A) Yazarın hayatı
B) Yazarın psikolojisi
C) Psikoloji
D) Edebî eser
E) Mitoloji


3. Edebiyat tarihinin dönemlere ayrılmasında en önemli etken aşağıdakilerden hangisidir?
A) Önemli savaşlar
B) Zihniyet değişimi
C) Duyguların değişimi
D) Şairin psikolojisi
E) Edebiyatta kullanılan malzeme değişimi


4. Aşağıdaki terimlerden hangisi Destan Dönemine aittir?
A) Gazel
B) Koşma
C) Mesnevi
D) Sagu
E) Halk hikâyesi


Sayfa 26


5. Aşağıdaki terimlerden hangisi dinî dönem içinde değerlendirilemez?
A) Tanzimat edebiyatı
B) Divan edebiyatı
C) Âşık edebiyatı
D) Tekke edebiyatı
E) Halk edebiyatı


6. Aşağıdaki yargılardan hangisi Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı için söylenemez?
A) İşlenen temada aklın öne alındığı görülür.
B) Batı edebiyatından alınan konulara öncelik verilmiştir.
C) Kaside, gazel gibi şekiller tamamen kullanım dışı kalmıştır.
D) Adalet, hürriyet, eşitlik bu dönemin başlangıcında en çok işlenen konulardır.
E) Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı, düşünce tarihindeki değişim sürecinden sonra
oluşmuştur.


7. Aşağıdakilerden hangisi edebiyatın devirlere ayrılmasındaki ölçütlerden biri değildir?
A) Dildeki değişimler
B) Sosyal hayattaki değişimler
C) Kültür coğrafyasının değişimi
D) Eser sayısının çokluğu
E) Dinî hayatın değişmesi

8. Dinî dönemde Arap ve Fars uygarlığının Türk edebiyatı üzerine etkileri nelerdir?
Açıklayınız.
Arapça Farsça kelimelerin çokça kullanılmaya başlanması
arap ve iran nazım biçimlerinin kullanılmaya başlanması
Tasavvufi edebiyatının ortaya çıkışı ve yaygınlaşması
milli kültürel konuların yanı sıra dini ahlaki konularında ağırlık kazanması

9. Destan Döneminin genel özelliklerini defterinize yazınız.
  • sözlü olarak ortaya çıkmıştır. daha sonraları yazılı edebiyata geçilmiştir.
  • Din törenlerinde doğmuş, din dışı törenlerde gelişmiştir.
  • Şiir söyleyen kişilere “ozan, kam, baksı, şaman” denilir.
  • Bu dönemde “sav, sagu, koşuk, destan” nazım şekillerigörülür.
  • Şiirde “yarım uyak,hece ölçüsü,dörtlükler” kullanılmış.
  • Yalın bir dil kullanılmıştır, dil yabancı etkilerden uzaktır.
  • Kutsal sayılan “Yak” adlı öküzün senede bir kere sürek avıyla avlanması törenine “SIĞIR ŞÖLENİ” denir.
  • Kutsal sayılan hayvanların kurban edildiği törenlere “ŞÖLEN” denir.
  • Ölen bir kahramanın ardından düzenlenen yas törenlerine “YUĞ” denir.


Sayfa 28
1. ………

2. Yaptığınız araştırmadan da yararlanarak Türklerin İslamiyet öncesindeki dinî, siyasi,
ekonomik ve askerî hayatı hakkında öğrendiklerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Atlı göçebe bir kültür hakimdir
Gök Tanrı inancı vardır
Hakan tarafından yönetim vardır
Milliyetçi ve merkeziyetçi bir toplumdur
Boylar halinde yaşarlar.
Savaşçı kimlikleri vardır.
Hayvancılık çok önemlidir.
Ana yurtları orta asyadır
Vs.vs.

3. Edebî eserler, yazıldıkları dönemin özelliklerini ne derece yansıtır? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla
paylaşınız.

Sanatçı toplumun bir parçasıdır. Sanat eseri de sanatçının bir parçasıdır. Dolaylı olarak bir edebi eser dönemin zihniyetini, kültürel yapısını, inanışlarını yansıtabilir. Sanat eserinin öznellik boyutu dışında kalan kısımda edebi eser dönemin ve toplumun özelliklerini yansıtır..

4. Atasözlerinin oluşum süreci ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Milletlerin atasözlerini yaygın
olarak kullanması neyin göstergisidir?

Atasözleri sözlü ürünlerdir. Sözlü olarak ortaya çıkmış dilden dile kulaktan kulağa aktarılarak yaygınlaşmış ve daha sonraları yazılı metne aktarılmışlardır. Milletlerin atasözlerini yaygın olarak kullanması milletlerin kültürlerine olan bağlılığının göstergesidir.

5. Türklerde sözlü edebiyatın ne zaman başlamış olabileceğini belirtiniz.

Sözlü edebiyatın net olarak ne zaman başladığı bilinmemektir. Türk toplumunun ilk zamanlarına kadar dayanır.


SAYFA 31
1. a) Türeyiş Efsanesi adlı metinden yararlanarak Türklerin yaşayışı, kültürü ve inançları ile ilgili
hangi bilgilere ulaştığınızı söyleyiniz.

Boylar halinde yaşadıkları
Bazı varlıklara kutsallık atfettikleri
Şenlikler düzenledikleri
Tek tanrılı bir inanış bunulduğu
Askeri bir sistemin var olduğu
Hakanların halkı adaletli yönettiği
Vs..vs..


b) Türeyiş Destanı adlı metinden ve araştırma bölümünde hakkında bilgi topladığınız ve defterinize
özetini çıkardığınız Bozkurt Destanı’ndan hareketle destan dönemini belirleyen zihniyet ve beğeninin
özelliklerini söyleyiniz.

Alıntı:
Destan döneminin zihniyeti:
  • Destan döneminde ırka(kavmi) özgü özellikler hayata hakimdir.
  • Destan döneminin temel zihniyeti olağanüstü varlık ve figürlerin hayata hakim olmasıdır.
  • Göçebe bir yaşam sürüyorlardı.
  • Avcılık, hayvancılık önemli geçim kaynaklarıdır.
  • Pagan inanışı, Şamanizm ve GökTanrı inancı Türklerin ilk dinî inancını oluşturuyordu
  • Türkler, ehlîleştirdikleri atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır…
  • Destan döneminde şimşek, rüzgar, yankı ve yağmur gibi doğal olaylara doğa üstü nitelikler kazandırılmıştır
  • Dini törenlerin, musikinin ve hayatla mücadelenin etkilediği destan dili
    vardır.
  • Tanrı ve tanrıçaların olması vb...
  • Bozkurt Destanı İslamiyet’ten önceki dönemde ouşmuştur.”Hunlar, boy, düşmanların baskını,Bozkurt,Aşine soyu, başbuğ, Dişi Bozkurt, Altay Dağları, çadır, av hayvanları, hakan vb.” sözcük ve sözcük grupları dönemin hakim zihniyetini yansıtır.
    Devletin boylardan oluşması
    Düşmanların baskın yapması
    Bozkurt mitinin varlığı
    Bozkurt’tan türediklerine olan inanç
    Göçebe yaşam tarzı
    Başbuş ve hakanların varlığı…
    DİĞER DESTAN DÖNEMİ ZİHNİYET UNSURLARIDIR...
c) Destan döneminde Türklerin ırkî özelliklerinin yaşama tarzlarında etkili ve belirleyici olup olmadığını
sözlü olarak ifade ediniz.

Etkili olmuştur. Çünkü dönemin zihniyeti, kültürü, yaşayışı siyasi ve sosyal durumu edebi döneme yansır.

2. Destan Döneminin gerçekliği ve kahramanlarının özelliklerini aşağıdaki tabloda ilgili yerlere
yazınız.

Destanlarda gerçeklik

Destan kahramanlarının özellikleri

Destanlar toplumların yaşadığı gerçek olayları veya durumları anlatır. Ancak bu olay ve durumlar gerçeklik dışına çıkılarak anlatılabilir

Kahramanların çok büyük bir çoğunluğu olağanüstü özellikler gösterir. Zaten baş kahramanların büyük bir kısmı Tanrılar, Tanrısal varlıklardır.

3. Türeyiş Destanı adlı metinde geçen olayları olağan ve gerçekçi bulup bulmadığınızı nedenleriyle
belirtiniz.
Gerçekçi değildir. Anlatımda olağanüstülükler çoktur.

4. Milletimize ait destanlar hakkında bilgi sahibi olmanız sizlere ne kazandırır? Açıklayınız.

Milletimizin geçmiş kültürel özelliklerini ve zihniyet yapısını öğreniriz.


5. Türklerin düşünce yapısı ile Türk destanları arasında nasıl bir ilgi kurulabilir mi? Tartışınız.
Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.


Destanlar toplumların ortak ürünleridir. Toplun nasıl düşünürse bu çerçevede de kültürel ürünler ortaya koyarlar.

6. Okuduğunuz metinlerde destana ait hangi özellikleri tespit ettiniz? Tespitlerinizi arkadaşlarınızla
paylaşınız.
Gökten ışık inmesi
Işığın içerisinde çadırların oluşması
Süt dolu emziklerin bulunması
Vs…vs..


7. Mitoloji, bir ulusa bir dine ait tanrıların, kahramanların, perilerin, devlerin, buna benzer olağanüstü
varlıkların hayat ve maceralarından bahseden “mit”lerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen
bilimdir. Mitolojide evrenle insanın yaratılışının, insanların Tanrı’yı bulma konusundaki çabalarının
önemli bir yer teşkil ettiğini de göz önüne alarak okuduğunuz destan metinlerindeki mitleri belirleyiniz.

(….farklı destan metinleri okuyarak ve düşünerek yapmalısınız.. devamı sizin elinizde)


8. Okuduğunuz metinler mitlerin doğuşu hakkında size nasıl bir fikir veriyor? Tartışınız. Ulaştığınız
sonuçları tahtaya yazınız.
Mitler insanların açıklayamadığı olaylar üzerine ortaya çıkar
Çoğunlukla yaratılışla alakalıdır.
Evren , Tanrı, İnsan üçlüsü en çok mit oluşturan konuladır.


9. Odysseus Destanı ve bilgi birikiminizden yararlanarak farklı uygarlıklar ve kavimlerde de destan
döneminin yaşanıp yaşanmadığını belirtiniz. Odysseus Destanı ile Türeyiş Destanı’nı olağanüstü
özellikler yönünden karşılaştırınız. Farklılıkları belirtiniz.)


farklı toplumlarda destan dönemini yaşamıştır. Ancak bütün toplumlar buna örnek teşkil etmez. Ancak köklü bir geçmişi olan toplumların destan dönemi vardır . ÖR: Türk, Yunan, Hint, Çin gibi..




__________________

Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:35 )
 
Eski 04-11-10, 21:21 #2
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (2011-2012)



İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


SAYFA 35


1. Atasözleri, bir milleti oluşturan fertlerin ortak tecrübelerinin ürünüdür. Atasözlerinde yaşanmış hayatın izleri vardır. Okuduğunuz savlar ve Oğuz Kağan Destanı’nda mitolojik yaşama biçimi ile ilgili hangi ögelere rastlanmaktadır? Bu savların, dönemin zihniyeti ile ilişkisini açıklayınız.

Oğuz Kağan’ın doğumu çocukluğu büyümesi gökten inen bir ışıkla kızın ortaya çıkması bunlar mitolojik öğelerdir.
Zihniyeti oluşturan şey ise toplumların yaşayışları ve kültürleridir. Bütün edebi ürünler üretildiği dönemin zihniyetini yansıtır.Şüphesiz savlar da öyledir. Savlar İslam öncesi döneme aittir. Dönemin zihniyeti bir çok yönden yansıtır. Örneğin Avcı ifadesi dönemde avcılıkla geçinilmesini yansıtır. Tarla ekmek ifadesi yine dönemin yaşayışını anlatır vs.vs.



Alıntı:
OĞUZ KAĞAN DESTANI ÖZETİ,OLAY ÖRGÜSÜ,YER VE ZAMAN,KİŞİLER İNCELEMESİ


ÖZET:
Günlerden bir gün Ay Kağan bir erkek çocuk doğurur.Doğan çocuğa Oğuz adı verilir. Bu çocuk çok kısa bir sürede büyür, yiğit olur.

O çağda, halka zarar veren bir canavar vardı. Oğuz bu canavarı avlamak istedi.

Günlerden bir gün kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanla ava gitti. Ormanda bir geyik ele geçirdi, onu söğüt dalı ile bir ağaca bağladı ve oradan uzaklaştı. Tan ağarırken gelip gördü ki canavar geyiği yemiş.Sonra Oğuz Kağan bir ayı tuttu, onu altın kuşağı ile ağaca bağladı gitti.Tan ağarırken geldiği zaman canavarın ayıyı da yiyip gittiğini anladı. Bu kez o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar geldi ve başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti, alıp gitti.



Yine günlerden bir gün Oğuz Kağan bir yerde Tanrıya yalvarmakta idi. Karanlık bastı göktenbir ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Oğuz Kağan oraya yürüdü ve gördü ki o ışığın içinde yalnız oturan bir kız vardı. Oğuz Kağan onu görünce aklı gitti; sevdi ve aldı. Günlerden ve gecelerden sonra kız, üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün, ikincisine Ay, üçüncüsüne Yıldız adını koydular.

Yine bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Göl ortasında ağacın kabuğunda yalnız başına oturan çok güzel bir kız gördü. Oğuz Kağan onu görünce aklı başından gitti; sevdi ve aldı. Günlerden ve gecelerden sonra kız, üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gök, ikincisine Dağ, üçüncüsüne Deniz adını koydular.
Bundan sonra Oğuz Kağan büyük bir şölen verdi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şaraplar, tatlılar ve kımızlar yediler içtiler. Ondan sonra Oğuz Kağan dört yana buyruklar yolladı, bildiriler yazdı ve elçilere verip gönderdi.
Bu bildirilerde şöyle yazılıydı:"Ben Uygurlar'ın kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir. Sizden itaat dilerim".

Oğuz Kağan dünyanın dört bir tarafına ordularıyla gider, karşılaştığı yerlerdeki Türk boylarına isimler verir ve birçok ülkeyi pek çok çarpışmadan sonra ve kendi yurduna katar.

Oğuz Kağan ihtiyarlayınca yurdunu "Boz Oklar" ve "Üç Oklar" diye anılan oğulları arasında paylaştırdı.



OLAY ÖRGÜSÜ:
·
Oğuz Kağan’ın doğumu


· Oğuz Kağan’ın büyümesi


· Oğuz Kağan’ın gergedanı öldürmesi


· Oğuz Kağan’ın evlenmesi


· Oğuz Kağan’ın çocuklarının olması


· Oğuz Kağan’ın beyleri bir araya toplaması


· Oğuz Kağan’ın rüya görmesi


· Oğuz Kağan’ın çocuklarını doğuya ve batıya göndermesi


· Oğuz Kağan’ın ülkeyi çocuklarına paylaştırması


TEMA:
Oğuz Kağan Destanı’nın teması: Kahramanlık
Tarihle İlişkisi: İslamiyet öncesi Türkler savaşçı bir millet oldukları için işlenin tema ile tarih arasında bir ilişki vardır.
İnsanlıkla İlişkisi: Oğuz Kağan’ın Türk beylerini bir araya toplayarak onlara fikir danışması, oğullarını eğitmesi destanın gerçekle olan ilişkileridir. Oğuz Kağanın bu davranışı insani olan davranışlardır. Tema kahramanlık olduğu için insani ilişkilerin iyi olması savaşların kazanılmasında önemli bir unsurdur.
Mitoloji ile ilişkisi: Oğuz Kağan destanında kadın, ağaç, ışık, rüya, ok-yay, uluğtürk gibi birçok mitojik öge vardır. Bu yönden destan mitoloji ile yakından ilişkisi vardır.
Hayatla ilişkisi: Oğuz Kağan destanı hayatın içinde olan bir destandır. Bir aile yaşamı vardır. Bu yönüyle hayatla ilişki içindedir.
MEKANLAR VE ÖZELLİKLERİ


Mekan olarak Orman ismi geçmektedir.
Metinde belli mekân tasviri yapılmamış. Orman ismi zikredilmiştir. Gün doğusu ve gün Batısı isimleri yer ismi olarak kullanılmıştır.
Muz Dağı:Oğuz Kağan'ın ordusunun kırk günde aştığı bir dağ.
İdil nehri ve kıyıları:Oğuz Kağan'ın ve ordusunun sallarla geçtiği,Uluğ Ordu Bey'in ''Kıpçak'' adını almasına sebep olan nehirdir.
Dağ:Oğuz Kağan'ın atının kaçtığı dağ.
Ev:Tasvirlerle anlatılmıştır.Tömürdü Kağul'un ''Kalaç'' adını almasına sebep olan ev.
Çürçed İli:Tasvirlerle anlatılmıştır.

MEKAN ANLATIMINA METİNDEN ÖRNEKLER:
Bu çağda! Bu yerde!


Bir büyük orman vardı, Oğuz yurdundan içre,


Ne nehir, ne ırmaklar akardı bu orman içre.


Ne çok av hayvanları, ormanda yaşar idi,


Ne çok av kuşları da üstünde uçar idi!


Ormanda yaşar idi, çok büyük bir gergedan,.


Sabah olunca gördü, kendinden büyükleri,


Çağırtarak getirtti, kendinden küçükleri.


"Gün, Ay ve Yıldız sizler, gidin gün doğusuna,


Gök, Dağ ve Deniz siz de gidin gün batısına!


Mekânlar destanın içeriğine uygun olarak seçilmiştir.


ZAMAN VE ÖZELLİKLERİ


Zaman olarak “bu çağ” kavramı geçmektedir. Belli bir tarih ve dönem adı geçmemektedir. Sadece zamanı ifade eden sabah olunca, sabah, biraz sonra gibi zaman ifade eden kavramlar geçmektedir.


Zaman ne şekilde anlatılmıştır?


Metindeki olaylar ve zaman çok hızlı geçmektedir. Zamanın hızlı geçmesi destanların önemli özelliklerinden biridir.


Geldi ana göğsüne, aldı emdi sütünü,


İstemedi bir daha, içmek kendi sütünü


Pişmemiş etler ister, aş, yemek ister oldu!


Ansızın dile geldi, söyler, konuşur oldu!


Kırk gün geçtikten sonra, yürür oynaşır oldu!



2. Sizce mitlerin oluşmasında insanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavırların da katkısı var mıdır? Mitolojik ögelerin o dönemdeki sanatı ve dili nasıl zenginleştirdiğini Oğuz Kağan Destanı’ndan örnekler vererek belirtiniz.
Elbette vardır.Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayla*rın, doğaüstü kahramanların, Tanrı’ların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düş*leri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksinimin*den dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatları*nı; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.

Bu paragraf en iyi örnek olacaktır.

Bu çocuk anasının göğsünden ilk sütü emdi ve bir daha emmedi. Çiğ et, çorba ve kımız istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü ve oynadı. Ayakları öküz ayağı gibi, beli kurt beli gibi, omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu tamamen tüylü idi. At sürüleri güder, at biner ve avlanırdı. Günlerden ve gecelerden sonra bir yiğit oldu...
ANLAMA-YORUMLAMA
1. Destan Dönemi ve bilgi çağını düşünce dünyası açısından karşılaştırınız. Farklı olan yönlerini
belirleyiniz.
Bilgi çağını düşünce dünyası pozitivist düşünce temellidir. Olay ve durumları bilgi, akıl yolu ile açıklamaya çalışır. Belgelere dayandırarak bu bilgileri kanıtlama yoluna gider. Destan Dönemi düşüncesi ise mitolojiktir. Açıklamalar mitlere başvurularak yapılır.


2. Destan Döneminin mitolojik unsurları bugünün sanatçılarına ne gibi katkı sağlayabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Sinema günümüzde en önemli modern mitolojik hikaye üretme ve anlatma iletişim araçlarından biridir. “Yıldız Savaşları”, “Yüzüklerin Efendisi”, “Matrix”, “Forrest Gump”, “Oyuncak Hikayesi”, “Kaplan ve Ejderha”, “Ruhların Kaçışı” gibi filmler, her yaştan, her ırktan, ulustan insan üzerinde derin ve güçlü etkisi vardır.Mitolojik unsurlar sanatçıları besler,geliştirir ve buradan aldıkları ilhamla kendi hayal derinliklerinde yolculuk yaparak kendi hikayelerini yazarlar...


3. Yaptığınız araştırmadan yararlanarak mitlerin etkisinde yazılmış eserlere örnekler veriniz. Bunlarda hangi mitlerin (mitolojik ögelerin) kullanıldığını belirtiniz.



Bereketin, cinselliğin, özgürlüğün, Mezopotamya'nın Aşk Tanrıçası İnanna'nın romanı.
Kızım İnanna'ya tanrısal bilgelik sırlarını hediye ediyorum. Yeraltı dünyasına nasıl inileceğinin... ve tekrar nasıl çıkılacağının tekrar nasıl çıkılacağının sırrını. Her şeyi duyan kulaklar, konsantrasyon yeteneği, korku, dehşet, yorgunluk, moral bozukluğu... Aşk sanatını hediye ediyorum... Her kadının bilmesi gereken mezar taşını diriltme sanatını!
Bir hançer ve bir kılıç, savaş için kara, aşk için cıvıl cıvıl giysiler hediye ediyorum. Sana uzun saçını baştan çıkartıcı bir şekilde bağlama ve çıplak vücudunu üzerinde bir pelerin gibi taşıma sanatını hediye ediyorum."
"Hediyeni kabul ediyorum!"...
"İnanna gitmek istiyor! Uruk'a...
Uruk'a gidecek..."




Kutsal Olimpos Dağının Efendisi, Tanrıların En büyüğü,

Yüce Kronos'un Oğlu, Bulutlar Devşiren Zeus.
Zeus bakışlarını Hermes'e çevirdi. Sana ne demiştim?
İki iyi insan bulursak insanlığı yok etmeyecektin!
Zeus buz gibi bakışlarla oğlunu süzdü.
Artık yeryüzünde iki iyi insan yok!
Hermes itiraz etmeye hazırlanıyordu ki Philemon'un başının göğsüne düşmüş olduğunu gördü. Yaşlı adam oturduğu yerde son nefesini vermişti. Karısı Baucis'in başı da onun omzuna düşmüştü. Zeus onların dileğini kabul etmiş, aynı anda ölmelerine izin vermişti.
İnsanlık yok olacak! diye bağırdı Zeus.
Tufan olsun!


SAYFA 36


4. a) Rüzgâra ve yağmura hükmeden bir kahraman olsaydınız neler yapardınız?




b) Daha önce araştırıp bulduğunuz “mit”, “mitoloji”, “totem”, “efsane” ve “esatir” terimlerinin
anlamlarını da göz önünde bulundurarak “a” maddesinde verilen örneklere olağanüstü birtakım özellikler
katıp efsane ya da destan şeklinde bir sayfalık bir metin yazınız. Hazırladığınız metni arkadaşlarınıza
okuyunuz.




5. “Kuş kanadı, Türk atı ile.” savının kültürel yönü hakkında ne söyleyebilirsiniz? Bunun mitolojiyle
bir ilgisi var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz. Açıklayınız.


Toplumların yaşayışı zihniyeti kültürel durumları ortaya koydukları bütün öğerilerini muhakkak etkiler. Bu yüzden tabiî olarak ilgisi vardır. Türkler atı evcilleştiren ilk toplumdur. Kültürümüzde atın büyük bir yeri vardır. Savların oluştuğu dönemlerde Türkler atlı göçebe yaşamışlardır. Her açıdan at Türkler için büyük bir değere sahiptir. Mitolojiyle de alakalıdır. Türk destanlarında da at öğesini görürüz.


6. a) Nergisin divan edebiyatındaki yeri hakkında daha önce topladığınız bilgiler ışığında aşağıdaki Beyitleri yorumlayınız.

Nergis Divan edebiyatında sevgilinin özelliklerinden birini anlatmak için kullanılan çiçekler arasında yer alır. Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu özellikleri düşünülerek mahmurluk, uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir.
Bu beyitlerde nergis çiçeği bu şekilde kullanılmıştır.


Günümüz Türkçesi ile
Olmadı tenhâca bir işret çemende yâr ile Yâr ile çimenliğin tenha bir yerinde işret edemedik.
Üstüme göz dikti nergisler nigehbân oldu hep Nergisler üstüme göz dikti, hep gözetleyici oldu.
Laedrî
Gül hasretinle yollara tutsun kulağını Gül hasretinle yollara tutsun kulağını.
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr Nergis gibi kıyamete kadar beklesin.
Bakî






b) Nergis çiçeğinin Yunan ve Türk mitolojilerindeki yeri ile ilgili çalışmalarınızın ışığında mitolojik
unsurların o dönemin sanatına ve diline nasıl bir etkisi olabileceğini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları
sözlü olarak ifade ediniz.
Alıntı:
NERGİS

Farsça'da "nergis" Arapça'da "nercis", Türkçe'de "nergis, nerkis" adıyla geçen kelime Yunanca "narkisos"tan gelmektedir.
Sözlükte, "Nergisgillerden, çiçekleri ayrı ve köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan beyaz ve sarı çiçekleri olan bir süs bitkisi" şeklinde tarif edilir. Yaprakları zerrin gibi koyu sarı renkli, göbeği açık yeşil, çiçeği olan, lale gibi soğanlı bir süs bitkisidir.
Nergis üç değişik anlamda daha kullanılır.
Mitolojide: Efsaneye göre Narsis (Narkisos) çok güzel ve aşktan anlamayan bir delikanlıdır. Onu sevip de derdinden perişan olan kızlar, bu genci tanrılara şikayet ederler. Tanrıların verdiği ceza sonucu Narsis, bir gün
derede kendi aksini görür, ona âşık olur, sarılmak isterken suya düşüp boğulur. Vücudu çürüdükten sonra boğulduğu yerde göze benzer bir çiçek biter ve bu çiçek bütün güzellere hayran ve baygın bakar. Başka bir efsaneye göre bir ırmak ile perinin oğludur Narsis. İnsanlar ve periler ona âşıktır. Hatta Ses (Echo) adlı bir peri onun aşkından ölmüş ve bir taşa dönüşmüştür. Şarkta bir efsaneye göre de Gül ile Nergis arasında bir aşk yaşanmış, bu iki sevgiliden Nergis göz şeklinde bir çiçek haline sokulmuş ve kıyamete kadar hicran ve intizar çekmeye mahkum edilmiştir.
Psikolojide: İkinci olarak nergis, yukarıdaki efsaneye istinaden bir hastalığa ad olmuştur. Kişinin sadece kendine hayranlık duyması ve kendisini aşırı beğenmesi şeklinde kendini gösteren hastalığa "narsisizm" adı verilmiştir.
Edebiyatta: Son olarak nergise Divan Edebiyatında rastlanır. Divan şairleri sevgiliyi anlatırken gül, lâle, gonca, sümbül, şebboy, karanfil gibi birçok çiçek isminden ve bu çiçeklerin özelliklerinden faydalanırlar. İşte nergis de Divan edebiyatında sevgilinin özelliklerinden birini anlatmak için kullanılan çiçekler arasında yer alır. Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu özellikleri düşünülerek mahmurluk, uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir. Bu çiçeğe mest ve mahmur gibi sıfatların verilmesinin nedeni ise, yapısında uyuşturucu bir madde taşımasıdır. Fakat, şark eserlerinde bu uyuşturucu hassasından hiçbir şekilde bahsedilmemiştir. Nergisin uykusuzluk hâlini Nedim:
"Aceb ne bezmde şeb-zinde-dâr-i sohbet idin
Henüz nerkis-i mestinde bûy-i hâb kokar"
"Acaba mecliste sohbet edip uyumadın, mahmur gözün de hâlâ uyku kokusu var." diyerek anlatır ve sevgilinin gözlerindeki mahmurluğu uykulu oluşuna bağlar.
Nergise mest ve mahmur sıfatlarının verilmesi hususunda Sûdî'nin düşüncesi şöyledir:
"Çiçeğin ortasındaki yeşil kısım uzaktan siyaha benzetilir, işte şairlerimiz bu yuvarlaklıktan, siyahımsı görünmesinden dolayı çiçeği göze, yapraklarını da kirpiğe benzetmişlerdir." Sûdî Efendi " Hâfız Şerhi"nde nergis ile ilgili olarak: "koyu ela gözlü dilberin çeşmi ki, ona şehlâ ve ahberî derler" mütalaasında bulunmuştur. Burada ahber nergis çiçeği ve elâ göz anlamına, şehlâ ise koyun gözlü ve tatlı şaşı anlamına gelmektedir
Nergisle yapılan bazı tamlamalar vardır ki, bunlardan ilki "nergis-i fettan" diğeri ise "nergis-i şehlâ" dır. Nergis-i fettan âşığın gönlünü allak bullak eder. Âşık bu gözü gördüğü zaman kendinden geçer ve ne yaptığını bilemez.Hekimler bu derde çare bulamayacaklarını bildiklerinden hastayı muayene etmeye gerek duymazlar.
"El çeküp kat'-i nazar kılmış ilâcumdan tabîb
Bildi gûya kim harâb-ı nerkis-i fettânunam"
Fuzûlî
"Hekim benden ümidini kesip beni tedaviden el çekmiş, sanki senin fitneler koparan nergis gözün yüzünden harâb olduğumu bilmiş." Şair hastadır, mest ü harâbdır. Hastalığın sebebi nergistir. Bu yüzden de doktorlar bir çare bulamazlar.
Nergis-i şehlâ ise, güzel ve baygın göz anlamındadır. Bahçede hep baharın geleceği tarafa bakar ve zamanı geldiğinde sarı sarı açılır:
"Hatâ o nerkis-i şehlâdadır sözümde değil
Eğerçi her sühânım bî-bedel beğendiremem"
Şeyh Galip
Şeyh Galip yukarıdaki beyitinde sözlerini beğendire-memesindeki hatâyı, sözlerine değil; sevgilinin güzel ve baygın bakan şehlâ gözlerine bağlar.
Bazı beyitlerde nergis uykulu ve mest halinin yanında efsanedeki hikâyesiyle de yer alır.
"Çü devr-i lâledür ihlâs ile kadeh dutalım
Niteki nerkis mest olur mest-i bî-riyâ olalım”
Şeyhî
"Lâle mevsiminde samimiyetle içki içelim. Nitekim nergis kendinden geçmiştir, biz de riyasız olalım." Burada nergisin hem mest olduğu hem de sever gibi görünüp sevmediği, samimi olmadığı, riyakâr olduğu ifade edilerek efsanedeki olaya telmih yapılır.
Çoğu zaman beyitlerde sevgilinin mahmur gözlerinin kederinden âşık hasta düşer. Bu da nergisin sebep olduğu başka bir olaydır:
"Bîmar tenün nerkis-i mestün eleminden
Hûnin ciğerün lâ'l-i dür efsânun içindür"
Fuzûlî
"Tenim, sarhoş nergisin gözünün eleminden hastadır, ciğerim inci saçan dudağın yüzünden kanla doludur, muzdariptir."
Edebiyatımızda bazen göz ile nergis mukâyese edilir. Çoğunda göz üstün gelir, nergis sevgilinin gözlerine özenmektedir. Buna muvaffak olamayınca hasedinden hastalanır. Bir yandan da sevgiliye âşıktır. Böylece "alîl ü sakîm" (hasta ve sakat) birine benzetilir.
Âşık da sevgilinin gözlerine olan tutkunluğu sebebiyle nergis gibidir. Onun gibi hasta ve sakat, boynu eğri, gözleri uykusuzluktan ve ağlamaktan kızarmıştır:
"Nergis asâya düştüğü dâim degül aceb
Sevdâ-yı çeşminün seherinden sakîmdür."
Ahmet Paşa
"Nergis, deyneğe düştüğü zaman değil de gözlerinin sevdasının seherinden mi hastadır acaba?"
Nergisin sadece sarı değil başka renkte olan çeşitleri de vardır. Kızıl renkte olanı altın unsuru ile karşılanır. "Yolları zer-nigâr eylemesi, çemene zer-efşân olması, eline câm-ı zer alması, başına zerrin külâh giymesi veya başında tâc-ı zerrin bulunması" bu sebeptendir. Yine rengi dolayısıyla "sîm ü zerle dolu bir keseye, altın micmer ve altın şamdana" benzetilir. Bu benzetmelere sapı da dahil edilmiştir.
Nergisi son olarak Tâhir ile Zühre hikâyesinin Azerbaycan varyantında görürüz. Buradaki nergis, Hanverdi Sevdâkâr'ın kızıdır ve Tâhir'e âşıktır. Bir süre burada kalan Tâhir, zevk ve safa içinde yaşar. Bir gün Hanverdi Sevdâkâr ticaret yapmak için köşkten ayrılırken biri hariç bütün anahtarları Tâhir'e verir. O tek anahtarı kızı Nergis'e emanet eder. Nergis de dolaşmak için çıkarken anahtarı cariyelerinden birine verir. O da anahtarı düşürür. Tâhir anahtarı bulur ve Hasbahçe'yi açar. Gül dalına konmak isteyen bir bülbülün, gülün dikeninin göğsüne batmasıyla öldüğünü görür. O zaman Tâhir, Zühre'yi unutmuş olduğunu düşünür, bir kuş kadar bile sadık ve fedâkâr olmadığına hayıflanarak Zühre'nin yanına dönmek üzere yola çıkar. Böylece şimdiye kadar görünüşü ile hep karşı tarafı mahveden, yıpratan nergis bu hikâyede gerçek aşka yenik düşer.
"Mey-i gül-gûnda degül nergis-i mestün aksi
Kadeh olmuş göz açub âşık-ı didâr sana"
Fuzûlî
"Gül renkli şarap, görünen sarhoş gözünün aksi değildir. Hak aşığı göz açıp sana kadeh olmuştur." Buradaki nergis, gözün mest olduğunu yani sarhoşluğunu ifade ediyor.
"Nergisün fikri Fuzûlî göz ü gönlünde gezer
Dutar âhû vatan ol yerde ki otlu suludur."
Fuzûlî
"Nergise benzeyen gözünün düşüncesi Fuzûlî'nin gözünde ve gönlünde gezer. Âhû otlu ve sulu yerde vatan tutar."
"Harâb-ı câm-ı ışkem nergis-i mestün bilür hâlüm
Hârâbat ehlinün ahvâlini hammâr olandan sor"
Fuzûlî
"Aşk kadehinden kendini bilmez derecede sarhoşum, yani mest-i harâbım. Benim hâlimi ancak senin sarhoş gözün bilir. Meyhaneye devam eden insanların hâllerini meyhaneciden sor.”
"Sana gülşende nisâr etmek içün her nergis
Götürüpdür başa altun dolu bir sîm tabak"
Fuzûlî
"Her nergis, senin yoluna saçmak için başında altın dolu bir gümüş tabak götürüyor."
"Bahuban nergise bîmâr gözün kıldum yâd
Nergisi nâle vü efgânuma hayrân etdüm"
Fuzûlî
"Bahçedeki nergise bakıp hasta, mahmur gözünü andım. Öyle ağlayıp feryâd ettim ki nergis bu feryâdıma hayret etti." Nergis hasta ve mahmur göze benzetilir. Aynı zamanda nergis, açık bir göz gibidir, kapanmaz, hayretle açılan göze benzer.
"Ey göz ol nergis-i hûn-hâra nigâh etme dahi
Rûzigârum gâm-ı ışk ile siyâh etme dahi"
Fuzûlî
"Ey göz, o kan içen göze artık bakma. Benim hayatımı aşk gamı ile daha fazla karartma." Göz en kuvvetli mecâzî aşka ilham eder. Bu göz güzelliği âşığı manen öldürür. Artık âşığın karşı koyması kırılır ve gözünü o nergise benzeyen güzel göze bakmaktan men eder. Çünkü göz siyah olduğu için âşığın hayatını karartır.
"İki gözi nergis-i şehlâya benzer dilberün
Bûy-ı zülfinün damâğa belki anberden lezîz"
Muhibbî
"Sevgilinin iki gözü şehlâ nergise benzer. Saçının kokusu damağıma belki amberden daha hoş gelir"
"Kudretini gör ki nergis nerm ider bâlînini
Lîk görinmez benüm gözüme o derden lezîz"
Muhibbî
"Kudretini gör ki nergis yastığını yumuşak eder. Lâkin benim gözüme o kapıdan güzeli görünmez.”
"Kanumı nûş eyleyen ol nergis-i mestânedür
Ol sebepden hûn-ı dilden gözlerüm peymânedür"
Muhibbî
"Kanımı şarap eden o sarhoş bakışlı nergistir. Gönül kanı yüzünden, gözlerim şarap kadehidir.”
“Gonce hemyânından alsa zer 'aceb midür sabâ
Nergisün çeşminden alur sürmesin bir ugrudur"
Muhibbî
"Gonca, sabah vakti heybesinden altın alsa, şaşılır mı? O göz sürmesini nergisten alır, bir hırsızdır."
"Çemende nergisün tâcın başında
Kapar peyk-i sabâ gâyet de 'ayyâr"
Muhibbî
"Sabah rüzgarı postacısı, çemende nergisin başındaki tacını kapar, gayet de hilecidir."
"Gözlerini açmağa yoktur mecâli nergisün
Giceden benzer ki mey içmiş başında var humâr"
Muhibbî
"Nergisin gözlerini açmaya gücü yoktur. Geceden şarap içmiş, başında hâlâ sersemlik kalmışa benzer."
"Câm-ı la'lin nûş ider bağ içre her dem lâleler
Nergis-i şehlâ elinde sâgar-ı zerrin tutar"
Muhibbî
"Laleler bağ içinde her an dudak kadehini içer. Elâ gözlü nergis elinde altın kadeh tutar."
"Gerçi kim la'l-i lebi cânlar bağışlar 'âşıka
Nergis-i mesti velî cân ü cigerler pâreler"
Muhibbî
"Gerçi dudak suyu âşığın canına can katar, ama sarhoş gözü can ve ciğerleri parçalar.”
"Nergis şarâbı dün gice nûş eylemiş meger
Bak çîn seherde çeşmine kim görinür humâr"
Muhibbî
"Nergis dün gece şarap içtiği için seher vaktinde gözüne sarhoş görünür.”
"Seni gözlerler açup göz her biri tutup kulak
Nergis ü gül gülşen içre dîde vü gûş oldılar"
Muhibbî
"Servi ve fıstık ağacı, gözün nergis, yanağın gül olalı senin boyuna köledir."
""Olmadı tenhâca bir işret çemende yâr ile
Üstüme göz dikti nerkisler nigeh-bân oldu hep"
Nedim
"Çimenlikte sevgili ile başbaşa kalamadık, nergisler üstümüze gözlerini diktiler, hep gözetlediler."
"Gerdiş-i sâgar kadar lezzet verirdi âşıka
Tıfl iken ol mest-i nâzın nerkis-i bîmâresi"
Nedim
"Nazlı güzelin hasta gözleri küçük çocuk iken âşığa kadeh dönüşü kadar lezzet verirdi."
"Pür-sâfâ idüp beni meclisde ser-mest eyleyen
Bâde-i sâfî midür şol nergis-i şengül midür"
Amrî
"Neşe dolu edip beni mecliste sarhoş yapan, saf şarap mıdır, şu nergis-i şengül müdür?
"Çemende kurdı çün gül şahı meclîs
Eline câm-ı zerrin aldı nergis"
Amrî
"Nergis eline altın kadeh aldı, gül gibi çimende padişah meclisi kurdu.”
"Gözüm ol nergis içün vâlih ü hayrân kalmış
Gönlüm ol sünbül içün zâr u perîşân olmış"
Amrî
"Gözlerim sevgilinin gözlerine şaşırmış, hayran kalmış gönlüm saçları için kaygılı ve ağlayan olmuş."
"Ey beni sünbüllerinden zâr u ser-gerdân iden
Göze göz nergisleriyle vâlih ü hayran iden"
Amrî
"Ey beni saçlarından kaygılı, perişan eden, göze göz gözleriyle şaşkın ve hayran eden sevgili."
"Gözlerinden lûtf u ihsan ummasa nergis-i şehlâ
Yollarında kâsesin komazdı a'malar gibi"
Amrî
"Padişah, nergisin gözlerinden güzellik ve iyilik beklemese, yollarında körler gibi çanağını koymazdı."
"Her zaman ol nergis-i fettan mest
Hançer-i bürrân elinde kan mest”
Üsküplü İshak Çelebi
"Gönlü allak bullak eden göz ve keskin hençer elinde olan kan her zaman sarhoştur."
Burada nergisin gönlü allak bullak etmesi ve sarhoşluğu açıklanır.
"Yüzün görüp gül ü nergisle subh-dem bâğun
Yüzi gözi açılub yine sâd u hurremdûr”
Üsküplü İshak Çelebi
“Sabah vakti gül ve nergisin yüzünü görerek yüzü gözü açılan yine güler yüzlü göz kapağıdır."
"Açılur senden yana hergün gözüm nergisleri
Âfitâbum hânenün câmı güne karşı gerek"
Yahya Bey
"Gözümün nergisleri hergün senden yana açılur(her gün gözümü senden ayırmam); ey güneşim (güneşe benzeyen sevgilim), evinin penceresi güne karşı olmalıdır."
"Nergisün gördükçe şebnem çeşm-i hâb âlûdını
Uyhusın açmaya lutf ile yüzine su seper"
Mesîhî
"Şebnem nergisin uykulu, mahmur gözlerini gördükçe, uykusunu açmak için güzellikle yüzüne su seper."
"Çeşmün ile kâmetün kaşun tururken ey sanem
Nergis ü serv ü hilâle bakmaga 'ar eyleyem"
Mesîhî
"Ey güzel! Gözlerin, boyun, kaşın dururken nergise, selviye, hilâle bakmaya utanırım."
Aşağıdaki gazelde ise Mesîhî nergisi redif olarak kullanmıştır:
"Çemende bülbüli zâr itmege seher nergis
Kaya bakışlar ile eyledi nazar nergis
Humârı gâlib olup var ise kazandı sudâ'
Ki başına dögün urup 'ilâc ider nergis
Şarâb-ı şebnemi altun kadehler içre koyup
Gümüş bileklü güzel sâkiye küyer nergis
Karâr itmez avucında dirhem-i jâle
Eline her ne girerse hemân içer nergis
Kebâb gibi senûn meclisüne girince
Yakup durur döne döne şehâ ciger nergis
Meger ki süzen i gamzenden ihtiyât itmez
Ki karşu rişte-i zülfüne göz diker nergis
Şarâbı-ı bezm-i elesti şu denlü içmişler
Ki haşre dek ola mahmur çeşm-i her nergis
Süre süre yüzini kimyâ-yı makdemüne
Vücudın eyledi baştan ayağa zâr nergis
Mesîhî şefkati yok çün bu dehr-i bî-mihrün
Yürekde dağını kime 'ıyân ider nergis”
Mesîhî
"Nergis çemende gonce-i lâ'lün safasına
Taht-ı zümürrüd üzre çıkar câm-ı zer çeker"
Bâkî
"Nergis bahçede gonca dudağın neşesine, zümrüt taht üzerine çıkar, altın kadeh çeker."
"Câm-ı gurûr 'akıbet 'âlemi görmez eyledi
Nergis-i bâg gûyıyâ Hürmüz-i tâc-dârdur"
Bâkî
"Gurur veren içki kadehi sonunda alemi görmez eyledi. Bahçe nergisi güya Hürmüz padişahıdır"
"Câm-ı zer ile buldı ziyâ bezm-i devleti
Nergis ki taht-gâh-ı çemen tâc-dârıdur"
Bâkî
"Devlet meclisi, aydınlığı altın kadeh ile buldu, nergisin padişah tahtının yeri bahçedir."
"Nâfeye benzedicek hâlüni erbâb-nazar
Nergis-i mestüni yâd eyleyüp âhû didiler"
Bâkî
"Sarhoş nergis-i anıp ceylan dediler, görenler halini ahu kokusuna benzetecek."
"Gelmesün bezm-i 'ayşa nâ-mahrem
Nergis-i bâgı dide-bân idelüm"
Bâkî
"Nergis bahçesini gözleyelim, hayat meclisine yabancı gelmesin."
"Metâ'-ı ma'rifet geldi revâcın bulduğı demler
Zer-efşân eylesün nerkisler evrâk-ı gülistânı"
Bâkî
"Marifet malı geldi, değerini bulduğu zamanlar nergisler gül bahçesinin yapraklarını altın yaldızlı eylesin."
"Cür'a-rîz olsa eğer gülşene câm-ı keremün
Tuta nerkis-sıfat elde kadeh-i zetr sünbül"
Bâkî
"Senin cömertliğinin kadehi gül bahçesine birkaç damla dökse, sümbül nergis gibi elinde altın kadeh tutar."
“Gül ü nergis yine altun beneklü câme geymişler
Libâsı lâlenün egninde bir dibâ-yı zibâdur”
Bâkî
"Gül ve nergis yine altın benekleri olan elbise giymişler, elbise lalenin sırtında bir süslü ipektir."
"Kızarur bâdeden ol nergis-i mestâne biraz
Mey-i nâb içse gözi mâ'îl olur kana biraz"
Bâkî
"Sarhoş nergis şaraptan biraz kızarır; hâlis şarap içse gözü biraz cahilliğe eğilmiş, meyletmiş olur.”
"Muntazır olsa n'ola nergis gubâr-ı kûyına
Tûtiyâya Bâkıyâ muhtâc olur çeşm-i 'alil”
Bâkî
"Nergis intizar eden bekleyen olsa, sevgilinin bulunduğu tozlu yere ne olur, görmeyen göz sürmeye, Tanrı'ya muhtaç olur."
“Bir dil-sitâne döndi bu gün sahn-ı gül-sitân
Kad serv ü çeşm nergis-i şehlâ 'izâr gül”
Bâkî
"Gül bahçesinin ortası bugün bir gönül bahçesine döndü; boy servi, göz baygın nergis, yanak güldü."
“Pây-bûsın isteyen ol sâkî-i gül-çihrenün
Kendüyi nergis gibi mest-i ser-endâz eylesün”
Bâkî
"Gül çehreli sakinin ayağını öpmek isteyen, kendini nergis gibi korkusuz sarhoş etsin."
“Gösterür sahn-ı gül-istân çarh-ı minâdan nişân
Şâh-ı nergis bâgda şekl-i Süreyyâdur yine”
Bâkî
"Gül bahçesinin ortası mavi gök kubbeden işaret gösterir, nergis padişah bahçede yine ülker yıldızı şeklindedir.”
Toplumların kültürleri sanatı ve dli etkileyen birinci unsurdur. Mitolojik öğeler kültürün en büyük parçalarıdır. Bu yüzden mitolojik öğeler sanatı ve dili etkiler. Onları daha ilgi çekici hale getirir.


7. Sözlü edebiyat ürünlerinin toplumun ortak değerleriyle önemli bir ilişkisi vardır. Türklere ait
destanlardan çıkardığımız ilk mitler ağaca, suya, toprağa verilen önem tabiata atfedilen kutsallıkla ilgilidir.
Nitekim bugün de tabiata “tabiat ana” demekteyiz. Bu yargılardan ve Oğuz Kağan Destanı’ndan
yola çıkarak ortak değerlerin bir insan topluluğundaki bireyleri birbirine bağladığını söyleyebilir misiniz?
Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Toplum olmanın gereği zaten budur. Toplum ancak ortak değerleri paylaşan veya aynı şeylere ortak değerler verenlerle oluşur. Bu yüzdendir ki bu unsurlar toplumu toplum yapan asli unsurlardır.




8. Yaptığınız araştırma sonucunda öğrendiğiniz bir atasözünün hikâyesini arkadaşlarınızla paylaşınız


Lafla peynir gemisi yürümez ;
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmut
Yanlış hesap bağdattan döner
PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ

Alıntı:
ÖRNEK ATASÖZLERİMİZ


Lafla peynir gemisi yürümez ;
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmut
Yanlış hesap bağdattan döner
PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ


Lafla peynir gemisi yürümez ;
Sadece konuşmak, dayanağı, aslı astarı olmadan gerçekleştirilemeyecek sözler vermek anlamında kullanılan bir deyimdir. hikayesi ise şöyledir;
Rivayete göre bir zamanlar İsatnbul’da, Edirneli Aksi Yusuf adında bir peynir tüccarı var imiş. Madrabaz ve cimri birisi olup Trakya’dan getirttiği peynirleri İstanbul’da satar, artanını da deniz yoluyla İzmir’e gönderirmiş. İzmir’de peynir fiyatları yükseldikçe elinde ne kadar mal varsa gemilere yükletir ama navlunu peşin vermek istemeyerek, kaptanları yalanlarıyla oyalar durur, “Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazlafazla veririm,” diye vaatlerde bulunurmuş. Birkaç kez aldanan tüccar gemi kaptanlarından birisi, yine İzmir’e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş:
-Efendi tayfalarıma para ödeyeceğim. Geminin kalkması için masarifim var. Navlunu peşin ödemezsen Sarayburnu’nu bile dönmem.
Aksi Yusuf her zamanki gibi,
-Hele peynirler salimen varsın… demeye başlar başlamaz gemici.
-Efendi, lafla peynir gemisi yürümez. Buna kömür lazım, yağ lazım.
Aksi Yusuf parayı ödemiş. O gün akşama kadar şu bir tek cümleyi sayıklayıp durmuş.
-Lafla peynir gemisi yürümez .vee deyim günümüze kadar ulaşmış




Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş atasözünün çıkış hikayesi. Tencere yuvarlandı, kapağını buldu ne demek ;
Bir zamanlar Şenn adında çok zeki ve bilgili bir adam yaşamaktaydı.Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıktı.Yolda bir adama rasladı.Adam köyüne gidiyordu.Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başladılar.
Şenn adama sordu:
“Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin?”
Adam, “Bu nasıl söz?İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz?”diye yanıt verdi.
Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sordu:
“Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi?” Adam iyice sinirlendi:
“Be cahil adam! Ekini saplarıyla görüyorsun da yenip yenmediğini mi soruyorsun?”
Köye varınca da bir cenazeye rastladılar. Şenn yine sordu:
“Bu tabutun içindeki ölü mü, yoksa diri mi?”
Adam öfkeyle yüzünü çevirdi ve”Senin gibi tuhaf ve cahil bir adam görmedim!”diye çıkıştı.
Adamcağız, sorularına bir anlam veremediği bu yol arkadaşını o gün evinde konuk etti.Evde Tabaka adında bir kızı vardı.Kız babasına konuğun kim olduğunu sordu.Adam da onun kendisine sorduğu aptalca soruları sıraladı ve pek tuhaf bir adam olduğunu söyledi.Fakat kız “Baba, o adam tuhaf değil” dedi.”Birinci sorusu,’Ben mi söze başlayayım sen mi?’ demektir.İkincisi, ‘Ekin sahipleri onun parasını yemişler mi acaba?’, üçüncüsü de,’Acaba bu ölü kendi adını yaşatacak evlat bırakmış mıdır?’ demektir.
Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların yanıtını aktardı.Şenn ise, “Bu sözler senin değil.Sahibini açıklar mısın?”deyince, adam kendi kızı olduğunu söyledi.
Şenn , “Ben işte böyle bir kız arıyordum” diyerek onunla evlenmek istedi.
Anne babasının da rızasıyla Tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürdü.Çevre halkı da bu evlilik karşısında, “Vafeka şenn tabaka”, yani “Kap kapağına uygun düştü” dediler.Çünkü “Şenn” su kabı, “Tabaka” ise kapak anlamındadır.Türkçe’mizde ise bu söz, “Tencere yuvarlandı, kapağını buldu” atasözüne dönüşmüştür.



Vermezse mabud, neylesin mahmut hikayesi, vermezse mabud, neylesin sultan mahmut atasözünün anlamı.
Derler ki, Sultan Mahmut’lardan birine kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. Sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
Bir koca tepsi baklava yaptırmış. Üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve şahsı takip etmesini emretmiş.
Adamımız tepsiyi almış. Yolda bir tanıdığına rastlamış. İkisinin de olaydan haberi yok. Adamımız hikayeyi anlatınca, “senin,” demiş tanıdığı gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, “baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana.” Teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
Sultan hikayeyi duyunca “fesüphanallah!” demiş. Adamına adamımızın her gün geçtiği köprünün her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
Adamımız köprüye gelince “ya,” demiş, “hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun,” demiş.
Sultan hikayeyi duyunca, “ya hazreti pir!” demiş. Adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. Getirmişler. Adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, “bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. En son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak,” demiş.
Adamımız kasnağı savurmuş. Kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
Sultan “ya malik el mülk!” diye haykırmış, “getirin onu!” doğruca hazineye gitmiş. Adama bir kürek verilmesini emretmiş. “Küreği daldır, ne gelirse senindir.” Adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
Sultan “kısmeti bağlı” olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
Raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim vermeyince mabut, neylesin Sultan Mahmut meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur




Yanlış hesap bağdattan döner hikayesi.
Yanlış hesap bağdattan döner kompozisyon adlı atasözünün hikayesini siz değerli ziyaretçilerimiz ile paylaşacağız.
İstanbul kapalı çarşıya kervanlar gelir.Tüccarların siparişleri kumaş,kürk,baharat neyse dağıtılır.Daha sonra tüccarlardan paraları tahsil edilirmiş.

Yine bir alış veriş sonrasında, tüccarın biri hesap yaparken dört işlem hilleri ile kervancıyı 400-500 altın içerde bırakır.
Hesaptaki yanlışlığı anlayamayan kervancı Bağdat –Hicaz ve Mısıra seferine çıkar.
Tüccarda, şimdi bu Mısırdan altı-yedi ayda zor döner.bende bu parayı işletirim. diye düşünür.
Kervancı yol uzun ,zaman bol bütün hesapları tekrar tekrar inceler.
Tüccarın yaptığı hileyi anlar.Kervan Bağdat’a girmek üzereyken,kervanı oğlu vv güvendiği bir kişiye emnet eder,
-Siz beni Bağdatta bekleyin. der.
İyi bir Arap atı alıp dört nala İstanbula dönmeye başlar.

Yolda, bu adam bu parayı hemen öyle vermez diye düşünüp bir plan kurar.İstanbuldaki dostlarında plan için yardım ister.
Ertesi gün tüccarın dükkanına iki kadın gelir.
Tüccara ,
-Sorup soruşturduk bu civarda en dürüst ,en güvenilir kişi sizmişsiniz.Biz Hicaza gideceğiz.Size bu iki çantayı emanet etmek istiyoruz.derler.
Çantaları açıp tüccara gösterirler.Çantaların için inci.altın,pırlanta envayi çeşit müccevher.
-Olurda gelemezsek bunlar size helali hoş olsun.bize bir dua okutur,belki bir hayrat yaptırırsın.derler.
Bunları duyan tüccar sevinçten uçar.Kadınları hürmet ,ziyafet.
Bu sırada kervancı içeri girer,
Bunu gören tüccar ,daha kervancı lafa başlamadan ,
-Yahu hoşgeldin.bizim hesapta bir yanlışlık olmuş .paralarını ayırdım.Çocuklarada tenbihledim,eğer ölürsem kervancının parasının mutlaka verin.Ben kul hakkı yemem kardeşim. der.
Parayı hemen verir.
Bu sırada kadınlar, –Biz bu sene gitmekten vazgeçtik .Kısmetse seneye !.deyip dükkan
çıkarlar.

Oyuna geldiğini anlayan tüccar ,kervancıının peşinden koşup ,
-Hani sen Mısır’a gidecektin .yaktın beni! Diye bağırır.
Atına binen kervancı,
-Yanlış hesap adamı Bağdattan döndürür der ve yoluna gider.




PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR FIKRASI
Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.

Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
- Peki, olur…
Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca’ya şunları söylemiş:
- Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?
Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen
Hoca’nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.
Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.
Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
- Ya bizim düdükler nerede ?
Hoca’nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
- Parayı veren düdüğü çalar




ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ ATASÖZÜNÜNANLAMI VE HİKAYESİ
Zamanında Bolu beyine baş kaldıran Köroğlu’nun dillerde yağız mı yağız atı çalınır.bütün civarı arar tarar yok.bir kimse birde İstanbul’daki pazarları dolaş der.İstanbulda pazarları dolaşırken atına rastlar.

Pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.pazarcıda buyur der .
Eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır.
Dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip ,
Ah evlat! Atı alan üsküdarı geçti.
1. Aşağıdaki boş bırakılan yerlere uygun kelime ve kelime gruplarını yazınız.
• İnsanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, düşmanlarıyla ve olağanüstü güçlerle mücadelesinde
düş yoluyla ortaya koyduğu tavır ....MİTOLOJİNİN........ doğmasına neden olmuştur.
• Mitlerin oluşum süreci hakkında şunları söyleyebilirim:
Mitler insanların açıklayamadığı olaylar üzerine ortaya çıkar
Çoğunlukla yaratılışla alakalıdır.
Evren , Tanrı, İnsan üçlüsü en çok mit oluşturan konuladır.



• Destan Dönemi, büyük oranda tanrılar etrafında şekillenmiştir. Bunun nedeni
Tarihsel zamanla dönemle alakalıdır. Dönemin inanışlarından hareketle ürünler ortaya konmuştur. Evreni yaratılışı insanı açıklarken tanrılardan ve mitolojik öğelerden yararlanılmıştır. Bu yüzden çoğunlukla tanrılar etrafında şekillenmiştir.


• ...DESTANLAR.....mitolojik dönemde oluşmaya başlamıştır.

• Bir insan topluluğunu oluşturan bireyleri ................ORTAK DEĞERLER................. birbirine bağlar.


37 araştırma soruları


1. Türk halk edebiyatında baharın, tabiatın veya sevgilinin güzelliklerinden söz eden şiir türüne
ne ad verilir? Araştırınız. Sınıfa örnekler getiriniz.


KOŞMA denir ..


Alıntı:
Koşma Örneği
Vara vara vardım ol kara taşa,
Hasret ettin beni kavim kardaşa,
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa,
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Karacoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm (Karacaoğlan)
Koşma Örneği-3 : Karacaoğlan
Yiğidin eyisini nerden bileyim
Yüzü güleç, kendi yaman olmalı
Kasavet serine çöktüğü zaman
Gönlünün gâmını alan olmalı
Benim sözüm yiğit olan yiğide
Yiğit olan muntazırdır öğüde
Ben yiğit isterim fırka dağında
Yiğidin başında duman olmalı
Yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
Düşmanı görünce ayağa kalkar
Kapar mızrağını meydana çıkar
Yiğidin ardında duran olmalı
Sâfi güzel olan, şol bazı kötü
Yiğidin densizi ey'olmaz zati
Gayet durgun ister silahı atı
Yiğit el çekmeyip viran olmalı
Karac'oğlan der ki çile çekilmez
Hozan tarlalara sümbül ekilmez
Sak yabancı ile başa çıkılmaz
İçinden sıdk ile yanan olmalı
ÖRNEK MÜRÂCAA KOŞMA: Kul Nesimi
UYKUDAN UYANMIŞ ŞAHİN BAKIŞLIM

Uykudan uyanmış şahin bakışlım
Dedim sarhoş musun söyledi yok yok
Ak ellerin elvan elvan kınalım
Dedim bayram mıdır söyledi yok yok
Dedim ne gülersin dedi nazımdır
Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür
Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür
Dedim ver öpeyim söyledi yok yok
Dedim aydınlık var dedi aynımda
Dedim günahım çok dedi boynumda
Dedim meh-tab nedir dedi koynumda
Dedim ki göreyim söyledi yok yok
Dedim vatanın mı dedi ilimdir
Dedim bülbül müdür dedi dilimdir
Dedim Nesimi Şah dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yok yok
ÖRNEK TECNİS KOŞMA:
Derd-i dilim arttı yârimin derdim
Seksende doksanda yüzde seyr eyle
Gonca güllerini yârimin derdim
Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle
Sel gelince yıkılırmış yar dedim
Al hançeri vur sineye yâr dedim
Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim
Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle
Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne
El bağladım yâre durdum dîvâne
Dedi var yıkıl git behey dîvâne
Aşkın deryasında yüz de seyr eyle (Çeşmi)
2. Bahar temasını işleyen şiir örnekleri bulup bunları sınıfa getiriniz.


Alıntı:
Soğuk kış günleri elveda dedi
Şimdi bir misafir geliyor:Bahar.
Artık her tarafta yemyeşil örtü
Artık her tarafta bir canlılık var.

Toprakta hareket ağaçta yaprak
Dereler canlanmış, çağıldar sular.
Kuşlar kanat vurmuş mavi göklere,
Yeşile boyanmış artık duygular.

Biz minik bir fidan, küçük bir pınar
Şen şakrak çağlayıp, akar coşarız.
Bahar sevincini herkesten önce
Küçük yüreklerde bizler duyarız.
Rıfkı Kaymaz

BAHAR ŞİİRİ

Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi

Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan

ATAOL BEHRAMOĞLU
3. “Nesnel gerçeklik” ve “kurmaca” kavramlarını araştırınız. Araştırma sonuçlarını defterlerinize
yazınız.


Alıntı:
Nesnel gerçeklik kelime anlamıyla ile bütün biçimleri ve görünüşleri ile özdeksel çevrenin tümüdür.
Nesnel gerçek, kavramın idealin olanağın, hayalin karşıtıdır .Nesnel gerçek kişiye özgü bir duygu değildir. Kişinin dışında, kişinin iradesinden ve arzularından bağımsız olarak vardır, somut olarak vardır Nesnel gerçek, gözleme, aklın incelemesine ve eleştirisine daima açıktır. Sübjektif değil objektiftir.

KURMACA GERÇEKLİK:
Fiktif, itibarî.Gerçek olmayan ancak gerçekmiş gibi, yaşanmış gibi varsayılıp / tasavvur edilip üretilerek okura sunulan olay ve olgular. Genellikle hikâye, roman ve destanda karşımıza çıkan kurgulamada, yaşanan hayattan alınan malzemeler işlenerek, değiştirilip ayıklanarak bakıma “düşsel bir gerçekliğe dönüştürülerek” ya da zihinde tasavvur edilen şekilleriyle kullanılırlar.


Edebiyat ve diğer alanlarda yazılan kitaplar, içerikleri bakımından sınıflandırılırken iki büyük kümeye ayrılırlar: 1-Kurmaca olanlar (fiktif), 2- Kurmaca olmayanlar (nonfiktif). Roman, hikâye, tiyatro, masal, halk hikâyesi, destan türünden eserler birinci grupta yer alırken; hatıra, tarih, biyografi, gezi yazısı, vd. türler ikinci grupta yer alır. Kurmaca, yaşanan dünyadan farklı ama kendi içinde tutarlı olarak düşünülebilecek bir iç dünya kurmaktır. Bu sanal dünya yazar ve okurun iç içe oldukları bir boyuttur. Kimse bu dünyanın yapaylığını ya da gerçekliğini sorgulamaz. Çünkü kurmacaya bu ön kabulle yaklaşılır.


Okur gazetedeki bir haberde ya da bir makalede okuduğunu sorgulayabilir ama bir romanda bir hikâyede ya da herhangi bir anlatıda okuduğunu, duyduğunu sorgula(ya)maz. Bunun nedeni, metnin tür çerçevesinin önceden kurmaca nitelikleriyle sınırlanmış olmasıdır. Ama eleştirmen ya da okur kurmaca metnin iç tutarlılığını sorgulayabilir. Demek ki kurmaca metinin iç gerçekliği içinde bir tutarlık bulunması zorunluluğu vardır. Hatta bu iç gerçeklik yani kurmaca dünyanın iç gerçekliği çoğu zaman nesnel dünyadan daha tutarlı / neden-sonuç ilişkilerine dayandırılmış olabilir. Günümüzde postmodernist metinlerin önemli bir kısmında da üst kurmaca (bkz.) adı verilen bir teknik kullanılmaktadır.


4. Eski Türklerde ozanların görevleri ve işlevleri, onlara verilen adlar hakkında bilgi toplayınız.


5. Ölen birinin arkasından yazılan şiirlere İslam Öncesi Türk Edebiyatında sagu denir. Divan
edebiyatı ve halk edebiyatında saguya karşılık bu türe ne ad verildiğini araştırınız.


MERSİYE- AĞIT


6. “Sagu” ve “koşuk” hakkında bilgi toplayınız.
SAGU
q “Yuğ” adı verilen ölüm törenlerinde devlet büyükleri-
nin ya da kahramanların ölümü üzerine duyulan acı-
yı dile getirmek için söylenen şiirler.
• Kafiye düzeni koşukla aynıdır.
q Halk edebiyatında “Ağıt”, Divan edebiyatında “Mer-
siye” denir.
ÖRNEK:
Ulaşıp eren börleyü Yiğitler kurt gibi uluyor
Yırtıp yaka urlayu Çığlıklara yaka yırtıyor
Sıkrıp üni yırlayu Islıkla çağrışıyor
Sıgtap közi örtülür Gözler yaşla örtülür


KOŞUK
q Dörtlüklerle söylenen nazım şekilleridir.
q Yiğitlik, aşk, tabiat gibi konular işlenir.
q Hece ölçüsü ve dörtlükler halinde söylenir.
q Kafiye düzeni aaab, cccb, dddb ‘dir.
q Kopuz eşliğinde söylenir.
q İlk koşuk örneklerine “Divan-ı Lügat-it Türk” te rastlanır.
q Halk edebiyatında “Koşma” Divan edebiyatında “Gazel”in
karşılığıdır.


ÖRNEK:
Türlük çeçek yarıldı Rengarenk çiçekler açıldı
Barçın yadım kerildi İpek yaygılar serildi
Uçmakyeri körüldi Cennet yeri görüldü

Tumluk yana kelgüsüz Soğuklar artık gelmez


2014 2015 10. sınıf nova yayınları edebiyat kitabı cevapları sayfa 37 değerlendirme soruları cevapları


2. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Destan kahramanları günlük hayatta rastlayabileceğimiz özelliklere sahiptir. (Y )
Destanlar, Destan Dönemine ait ürünlerdir. (D )
Her millette destan söyleme geleneği görülür. ( Y)
Destanlar milletlerin olağanüstülükler içeren, uzun, manzum kahramanlık hikâyeleridir. ( D)
Destanlarda olağanüstü unsurlara rastlanmaz. (Y )
Atasözleri ait olduğu milletin dünya görüşünü ortaya koyar. (D )
Atasözleri ders verici özelliğiyle günümüzde de geçerliliğini ve önemini korur. (D )
Mitolojik ögelerin dönemin zihniyeti ile hiçbir ilgisi yoktur. ( Y)


3. Aşağıdaki destan-millet eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Fin-Kalavela
B) Yunan-İlyada
C) Alman-Nibelungen
D) Çin-Atilla
E) Türk-Ergenekon




4. Aşağıdakilerden hangisi sözlü edebiyat döneminin ürünü değildir?
A) Sav B) Sagu C) Destan D) MesneviE) Koşuk




5. Aşağıdakilerden hangisi Türk destanlarında görülen mitlerden biri değildir?
A) Kurt B) Ağaç C) Kutlu taş D) ElmaE) Işık


6. Aşağıdakilerin hangisinde doğal destanlar bir arada verilmiştir?
A) İlyada, Kalevala, Oğuz Kağan
B) İlyada, Kaybolmuş Cennet, Oğuz Kağan
C) Kaybolmuş Cennet, Kalevala, Şehname
D) İlyada, Kurtarılmış Kudüs, Kalevala
E) Kurtarılmış Kudüs, Şehname, Odysseia
(1988-ÖYS


7. Sözlü edebiyatla mitoloji arasındaki ilişkiyi açıklayınız


Sözlü Edebiyat İle Mitoloji Arasındaki İlişki



Destan, sözlü edebiyatın ilk ürünlerinden biri olduğu için destanlardaki mitolojik öğeler sözlü edebiyatta sık sık görülmektedir. Mitoloji, toplumu derinden etkileyen olayların halk arasında anlatılmasıyla ortaya çıkmaktadır. Sözlü edebiyatın halk arasında meydana geldiği göz önüne alındığında mitoloji ile sözlü edebiyat arasında yakın bir ilişki vardır. Kadın, at, bozkurt, ışık, ağaç gibi mitolojik öğeler sözlü edebiyatta da yer almaktadır. Destan döneminde mitolojik hikâyeler sözlü edebiyatın özellikle de destanların oluşumunu hızlandırmıştır.

2014 2015 10. sınıf nova yayınları edebiyat kitabı cevapları sayfa 38
SAYFA 38
1. Okuduğunuz bir şiirin hangi yönleri sizi daha fazla etkiler? Açıklayınız.
duygu değeri..
teması ,
şairin dili kullanışı
imgeleri
yaptığı çağrışımlar
estetik duruşu
ses değerleri / ahengi
edenini açıklayınız.
2. Acılarınızı, sevinçlerinizi ve heyecanlarınızı nasıl dile getirmek istersiniz? Nedenini açıklayınız.
şiirler yazarak..
resimler yaparak
şarkılar söyleyerek
nedeni : insanlar bu hislerini dile getirmek isterler

3. Önceki ünitelerde edindiğiniz bilgilerden yararlanarak atlı-göçebe hayatın özellikleri hakkındaki birikiminizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Alıntı:
Atlı göçebe kültürünün özellikleri

1 - Türk Kültürünün Özellikleri
a) Türk kültürü M.ö. 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Temelini ise Andronova Kültürü oluşturmuştur.
b) Türk kültürü Altay Dağları, Tanrı Dağı, Aral Gölü, Baykal Gölü ve Batı Türkistan'daki Anav ve Namazgah çevrelerin de olgunlaşmıştır.
c) Türklerin oluşturduğu bu kültüre Atlı Göçebe veya Bozkır Kültürü adı da verilmektedir.
d) Altay Dağlarındaki Pazırık Kurganı ve Isık Gölü çevresindeki Esik Kurganları ise Türk Kültürünün gelişmişliğinin en önemli eserleridir.



*Kurgan : Eski Türklerde mezar.

Bu kurganlarda insan ve hayvan cesetleri yanında çeşitli eşyalara rastlanmıştır.
Pazırık Kurganında bulunan altın zırhta Türk Kültürünün gelişmişliğinin en önemli kanıtı olarak kabul edilir.

e) Türklerin inanç olarak ölümden sonraki hayata inandıkları anlaşılmıştır.
f) Türklerin temel geçim kaynaklarının hay vancılık ve tarım olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca dokumacılık ve madencilikte önemli bir yer tutmaktadır.
g) İpek yolu da Türkler açısından önemli bir yer tutmaktadır. İpek yolunun denetimi elde tutulduğu sürece ticaret de Türkler için önemli bir geçim kaynağı olmuştur.
h) Dünyada demir ilk defa Türkler tarafın dan kullanılmış ve at ilk defa Türkler tarafından evcilleştirilmiştir.
i) At sütünden kımız yaparak içmişler, hayvancılıkla geçindikleri halde domuzu hiçbir zaman beslememiş ve etini yememişlerdir.
j) Savaşçı bir toplum olarak yaşamışlar, Kartal ve Kurdu kutsal hayvan olarak kabul etmişler ve sembol olarak kullanmışlardır.


4- “Nesnel gerçeklik” kavramı hakkında yaptığınız araştırmaları da dikkate alarak bu üç şiirin aynı nesnel gerçeklikten (baharın gelişi) hareket ettiğini söyleyebliir misiniz? Açıklayınız.

evet söylenebilir. var olan nesnel gerçeklik şair ve yazarların zihninden geçerek kurmaca bir gerçekliğe dönüşür



5. Şiirlerin nazım birimleri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Açıklayınız.
koşma dörtlüktür
diğer iki şiirin birimi ise beyittir.





Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:35 )
 
Eski 04-11-10, 21:21 #3
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (2011-2012)



İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


SAYFA 39



1. Okuduğunuz şiirdeki tabiat tasvirlerini tespit ediniz. Bu tasvirlere geniş yer verilmesinin nedenlerini yorumlayınız.

Bahar (güneşi) ışıdı, eriyen kar ve buzlardan oluşan sular,
Coşkun seller (hâlinde) aktı.
Parlak (sabah) yıldızı doğdu.
Bulut gürleyerek yükseldi;
(Gökyüzünden) bardaktan boşanırcasına yağmur ve dolu yağıyor.
Hava bulutlu, (deniz üstündeki bir kayık gibi) sallanıyor;
Rengârenk çiçekler açıldı.
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu.
(Havalar ısındı.) Soğuklar artık hiç gelmeyecek!
(Bahar geldi.) Kurtlar kuşlar hep dirildi;
şiirin teması ile alaklıdır


2. a) İki grup oluşturarak şiirin veznini ve duraklarını gösteriniz. Bunların ahenge katkısını tartışınız.Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

şiirin vezni hece veznidir.
örnek olarak ilk dörtlüğü verelim

4+3 = 7

Yay yarupan / ergüzi
Aktı akın / munduzı
Tugdı yaruk / yulduzı

Tıngla sözüm / külgüsüz
ahenge katkısı söylenişi ve okunuşu estetik kılmasıdır



b) Şiirin kafiye şemasını gösteriniz.
aaaa
bbba
ccca
ddda

3. Şiirde “Ağdı bulıt kükreyü / Yağmur tolı sekriyü” mısralarındaki “kükreyü: kükreyerek, sekriyü: titreye titreye, koşa koşa” anlamlarına gelir. Bulutun kükreyerek yükselmesi, yağmur ve dolunun koşuşturması insana ait özelliklerle şiirde bir hareketliliği resmeder. Bu edebî sanatın adını belirtiniz. Şiirde başvurulan diğer edebî sanatları bulup bunların şiire katkısını açıklayınız.
kişileştirme sanatı /teşhis sanatı
şiire estetiklik katmıştır
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu. TEŞBİH

(Bahar geldi.) Kurtlar kuşlar hep dirildi;TEŞHİS

4. Son bendin ilk iki mısrasında kafiyeyi sağlayan “tirildi” kelimeleridir. Sözcüklerin ilki canlanmak,ikincisi toplanmak anlamına gelir. Sizce şair burada hangi edebî sanata yer vermiştir?

CİNAS


SAYFA 40


5. Şiirde baharın gelişini dile getiren söz ve söz kalıplarına örnekler veriniz. Bunların şiirin anlamı üzerindeki etkisini açıklayınız.

Bahar (güneşi) ışıdı, eriyen kar ve buzlardan oluşan sular,
Coşkun seller (hâlinde) aktı.
Parlak (sabah) yıldızı doğdu.
Bulut gürleyerek yükseldi;
(Gökyüzünden) bardaktan boşanırcasına yağmur ve dolu yağıyor.
Hava bulutlu, (deniz üstündeki bir kayık gibi) sallanıyor;
Rengârenk çiçekler açıldı.
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu.
(Havalar ısındı.) Soğuklar artık hiç gelmeyecek!

ŞİİRİN ANLAMININ OKUYUCU TARAFINDAN ALGILANMASINA VE ESTETİK BİR BİÇİMDE SUNULMASINA KATKISI VARDIR

6. Şiirin temasını bulunuz. Bu temanın nasıl işlendiğini belirtiniz.
BAHARIN GELİŞİ
tabiattan örnekler vererek benzetmeler yaparak. buna ek olarak kişileştirmelere başvurarak işlenmiştir.


7. Her bendin nesnel gerçekliğini tartışınız. Sınıfta gruplar oluşturarak bentleri yorumlayınız.
her bendin kendine özgü bir nesnel gerçekliği vardır. bu nesnel gerçeklik şairinin dili kullanışı ve zihin süzgecinden geçişi ile kurmaca bir gerçekliğe dönüşmüştür.

8. Okuduğunuz şiirde atlı-göçebe kültürünün izlerini ve Destan Dönemindeki hayatla şiir arasındaki ilişkiyi belirtiniz. Bu ilişkinin (zihniyetin) şiirin oluşmasındaki rolünü açıklayınız.
atlı göçebe kültüründe insanlar doğa ile bir ilişki içerisindedir. bu şiirde de konunun işlenişinde tabiat unsurlarını görmekteyiz. zaten şiirin teması doğa ile alakalıdır. her sanat ürünü hem şairin hem de toplumun zihniyetinin bir yansımasıdır.


9. Okuduğunuz metinde dönemin yaşayış, inanış, gelenek ve göreneklerinin yansımalarına nasıl yer verilmiştir? Açıklayınız.
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu. mısrasından ahiret inancının olduğunu
görmekteyiz. ilkbaharın gelişinin insanlar üzerindeki etkisini görmekteyiz..

1. a) Metne göre kahraman, düşmanlarına ve halkına nasıl davranırdı? Açıklayınız.

O, konuklarına yemeğini tattıran,
Yavuz ve kötü düşmanı geri püskürten,

(Ve onların) boyunlarını tutup büken (bir kahraman)dı.


b) Okuduğunuz metinden hareketle şiirin yazıldığı dönemle olan ilişkisini belirtiniz.
dönemde ölen kahramanlar arkasından düzenlenen yuğ törenleri vardır. bu yuğ törenlerinde sagu/ ağıtların okunduğunu bilmekteyiz. bu törenlerde bir takım faaliyetler yapılırdı örneğin erkeklerin saç kestirmesi gibi. bunu şiirde görmekteyiz. dönem kültürünün yansımasıdır.



2. “Boynun tatup kadırgan (Ve onların) boyunlarını tutup büken (bir kahraman)dı.” mısrasında kahramanın hangi özelliği anlatılmaktadır? Kahramanın bu şekilde tasvir edilmesi şiire ne katmıştır? Belirtiniz.
güçlü olduğu anlatılmaktadır. şiire etkileyicilik katar

SAYFA 41
3. Okuduğunuz şiirdeki kahramanın en belirgin iki özelliğini söyleyiniz. Bu özelliklerin şiirin yazıldığı dönem ile ilgisini açıklayınız.

Şiirdeki kahramanın en belirgin iki özelliği kahraman ve cömert oluşudur.Bu özellikler destan döneminin zihniyetiyle yakından ilişkilidir.Çünkü o dönemde kahramanlık, yiğitlik, cesaret ve cömertlik önde gelen değerlerdendir.
4. Şiirde ahengi sağlayan unsurlar nelerdir? Her bentte 2+2+3=7 duraklı hece ölçüsünün kullanılmış olmasının ahenge katkısı var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Şiirde ahengi sağlayan unsurlar hece ölçüsü, kafiye ve redifler,aliterasyon ve asonanslardır.Her bentte 2+2+3=7 duraklı hece ölçüsünün kullanılmış olmasının ahenge katkısı vardır.Çünkü bu durak yerleri şiirde ahengi sağlayan ögelerdendir.
5. Şiirde “Yagı ôtın öçürgen (düşman ateşini söndüren) mısrasıyla anlatılmak istenen nedir? Şair burada hangi edebî sanattan yararlanmıştır?


Şair düşmanın savaşma gücünü ateşe benzetiyor ve şiirdeki kahramanın bunu yok ettiğini belirtiyor.İSTİARE sanatından yararlanmıştır.6. Şiiri kafiye ve redif yönünden inceleyiniz.

a--Erdi aşın taturgan "gan" redif, "r" yarım uyak

a--Yanlak yagıg katargan
a--Boynun tatup kadırgan
b--Bastı ölüm agtaru


c--Erdi aşın taturgan
c--Yanlak yagıg kaçurgan
"gan" redif, "r" yarım uyak

c--Ograk susin kaytargan
b--Bastı ölüm ahtaru



d--Yagı ôtın öçürgen
d--Toydın anı köçürgen "ürgen" redif , "ç" yarım uyak
d--İşler üzüp keçürgen
b--Tegdi okı öldürü



e--Turgan ulug ışlaka "laka" redif , "ş" yarım uyak
e--Tirgi urup aşlaka
e--Tumlug kadır kışlaka
b--Kodtı erig umduru



Her dörtlüğün son dizesinin kendi arasında uyaklı olduğunu unutmayınız...
7. Şiirin teması nedir? Her bendin temaya olan katkısını belirtiniz.

Şiirin teması ÖLÜMdür.Her bent şiirin temasının verilmesinde birer araçtır.
8. a) Eski Türklerde ozanların görevleri hakkında edindiğiniz bilgilerden yararlanarak aşağıdaki doğru seçenekleri işaretleyiniz.
Hakim x Hekim x Sanatçı x Büyücü x Bilge x
b) Eski Türklerde şairlere verilen adları aşağıya sıralayınız.
Ozan,kam,şaman,baksı
c) Şairlerin, Türk toplumundaki işlevlerini açıklayan kısa bir konuşma yapınız.

Şairler toplumun duygularını dile getirdikleri için toplum üzerinde etkileri vardır. İnsan kendi duyguları dile getiren şairleri sahiplenir. Onun düşüncelerine önem verir. O şairin yaptığını yapmaya çalışır. Bu nedenlerle şairler ve ozanların toplum üzerinde etkisi vardır.
1. a) Ölümü konu alan aşağıdaki üç şiiri okuyunuz. Şairlerin ölüm temasını ele alırken ölüm karşısındaki tavırlarını karşılaştırınız. Sonuçlarını belirtiniz.

Şairlerin üçü de ölüm karşısında hüzünlüdür ve bu acı ve hüzün şiirlerinde hissedilmektedir.
SAYFA 42
b) Her üç şiirde de ölüm teması işlenmesine rağmen şairlerin bunu farklı yönlerden ele almasının nedeni sizce neler olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Bunun sebebi şairlerin farklı duyuş, düşünüş ve algılayışa sahip olmalarıdır.
2. Okuduğunuz Koşuk adlı şiiri, Erzurumlu Emrah’a ait koşmayla yapı yönünden karşılaştırınız. Benzerlik ve farklılıkları aşağıya yazınız.
Deryalarda olur bahri
Doldur da ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez
Erzurumlu Emrah
Benzerlikler:
Her ikisi de ses ve anlam kaynaşmasından oluşan dörtlüklerden meydana gelmiştir.

Her ikisinin de nazım birimi dörtlüktür.
Her ikisi de ahenklidir.
İkisi de hece ölçüsüyle yazılmıştır.
Farklılıklar:
Temaları farklıdır.

İmgeler farklıdır.edebiyat fatihi özgün içerik tıklayınÖrneğin koşmada halk şiirinde çok kullanılan "suna" imgesi vardır.
Koşukta 7'li hece ölçüsü varken koşmada(aslında doğrusu semai olmalıydı) 8'li hece ölçüsü kullanılmıştır.

3. Koşuk adlı şiiri, hazırlık bölümünde verilen Nefî ve Âşık Paşa’nın şiirleriyle nesnel gerçeklik açısından karşılaştırınız. Bulduğunuz sonuçları arkadaşlarınızla değerlendiriniz.


Her üç şiir de aynı
nesnel gerçeklikten (baharın gelişi) hareket etmiştir.

4. Araştırma bölümünde sizden istenen bahar temasını işleyen şiir örneklerini gerçeklik ve kurmacalık yönünden inceleyiniz. Sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız.
....................
5. Okuduğunuz koşukta konu edilen insanların tabiata bakışını tespit ediniz.

Eski çağlarda insanlar tabiat olaylarına karşı şaşkınlık, korku ve hayranlık besliyorlardı.Bu koşukta baharın gelmesiyle tabiattaki değişikliklerin o dönemdeki insanlar üzerindeki etkisi anlatılıyor.Baharın gelmesi insanlarda sevinç ve mutluluk oluşturuyor.
6. Eski Türk kültüründe düzenlenen yas törenlerinin benzerlerine bugün de rastlanıyor mu? Örneklendirerek
açıklayınız.

Günümüzde de yas törenleri düzenleniyor ama eski Türk kültüründen oldukça farklı bir şekilde...Örneğin Kur'an-ı Kerim okunması, helva dağıtılması, mevlid okunması vb...
7. Millî kahramanlarımızın ölümü üzerine yazılan şiirler biliyor musunuz? Örnekler veriniz.

ANTEPLİ ŞAHİN

Ben Antepliyim, Şahin’im ağam.
Mavzer omzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.

Hey, hey!
Yine de hey hey!
Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım
Düşman kurşunlarına inat köprü başında
Memleket türküleri çağıracağım.

Bu dağlarda biz yaşarız,bu dağlar bizim dağımız.
Namusumuz temiz, bayrağımız hür
Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız
Burada erkekçe dövüşür

Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde
Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak
Bayraklar içinde en güzel bayrak
Düşüncem senden yanadır

Hep senden yanadır çektiğim kahır
Bu senin ülkende, senin gölgende
Düşmesin kara kalpaklar, kirlenmesin duvaklar
Korkum yok ölümden kâfirden yana
Alacaksa alsın beni şafaklar.

Hey, hey!
Yine de ey hey!
Al bayraklar altında kara bir kartal gibi
Yaşamak ne güzel şey.

Bir sır var bu mavzerde, attığım gitmez boşa
Çıkmış bir eski savaştan
Türk ün bir karış toprak parçası için
Destanlar yazacağız yeni baştan.

Yıktım toprağın üstüne bir sarı kurşunla birini
Çıktı karşıma biri,
Çıktıkça çektim tetiği Bismillâhlar la beraber
Vurdum alnından kâfiri.

Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh
Bu kaçıncı ölüdür?
Bir türkü söylenir siperlerde her sabah
Vurun Antepliler namus günüdür!

Ben Antepliyim Şahin’im ağam
Mavzer omzuma yük
Ben yumruklarımla dövüşeceğim
Yumruklarım memleket kadar büyük

Yavuz Bülent Bakiler
8. Eski Türk kültüründe müzisyenlik yeteneğine de sahip ozanlar törenleri yönetirlerdi. Bugün de benzer uygulamalar var mıdır? Anlatınız.
..............
9. Araştırmanızın sonuçlarından yararlanarak divan ve halk edebiyatında saguya karşılık gelen
nazım türleri hakkında bilgi veriniz.

Sagunun divan edebiyatındaki karşılığı MERSİYE
halk edebiyatındaki karşılığı AĞIT'tır.




10.SINIF EDEBİYAT NOVA YAYINLARI CEVAPLARI SAYFA 43



SAYFA 43
1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
• Her bendin ilk üç mısrası kendi içinde kafiyeli, son mısraları ise bütün bentlerle aynı kafiyede olan (aaab cccb dddb) nazım şeklinin adı KOŞMAdır
• Destan Dönemine ait koşukların nazım birimi .DÖRTLÜKTÜR
• Saguya karşılık halk edebiyatında AĞITdivan edebiyatında MERSİYE vardır.
• Sagu İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatının SÖZLÜ ürünlerindendir.


2. Aşağıdaki cümlelerden doğru olanlarına “D”, yanlış olanlarına ise “Y” yazınız.
39. sayfada okuduğunuz koşuğun en önemli unsuru tabiattır. (D )
40. sayfada okuduğunuz sagu, yerleşik hayatın özelliklerini anlatmaktadır. ( Y)
Koşuk nazım şeklinin halk edebiyatındaki karşılığı koşmadır. ( D)


3. “Sagu, İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı ürünlerindendir. Yuğ denilen yas törenlerinde okunurdu.Yuğ törenleri sığır, şölen törenlerinde olduğu gibi şaman, kam, baksı, ozan adı verilen din adamları tarafından yönetilirdi. Bu kişiler hekimlik, büyücülük, şairlik ve müzisyenlik yeteneğine sahiptir. Şiirlerini kopuz eşliğinde okurlardı.”
Bu bilgilere göre aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A) Sagular, yuğ törenlerinde okunurdu.
B) Saguları şamanlar okurdu.
C) Bu şiirler kopuz denilen bir sazla söylenirdi.
D) Şairler son dörtlükte adını kullanırdı.
E) Şamanlar aynı zamanda hekim, büyücü, şair ve müzisyendi.

4. Aşağıdaki kelimelerden anlamlı bir bütün oluşturulduğunda hangisi dışarıda kalır?
A) Kam
B) Baksı
C) Şaman
D) Yuğ
E) Ozan

SAYFA 44
5. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Sagular, sadece ölen insanların arkasından duyulan hüznü anlatır. (Y )
Yuğ, eski Türklerde eğlenmek ve şölen yapmak amacıyla düzenlenen bir törendir. (Y )
Sagular halk edebiyatındaki ağıt türünün ilk şeklidir. (D )
Sagular, hece vezni ile oluşturulur ve şekil olarak halk edebiyatındaki koşmalara
benzer. ( D)
6. İslamiyetten önceki Türk şiirinin genel özelliklerini aşağıya yazınız.
Alıntı:



  • İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK ŞİİRİ GENEL ÖZELLİKLERİ
  • Anlatımı sözlüdür.
  • Din törenlerinde(şölen,sığır,yuğ) doğmuş, din dışı törenlerde gelişmiştir.
  • Edebi ürünler manzumdur.(şiir şeklindedir)
  • Edebi ürünler anonimdir, bunlara milli özellikler hakimdir.
  • Yalın bir dil kullanılmıştır, dil yabancı etkilerden uzaktır,ÖZTÜRKÇEDİR
  • Şiirde “yarım uyak, hece ölçüsü, dörtlükler” kullanılmış.
  • Şiir söyleyen kişilere “ozan, kam, baksı, şaman” denilir.
  • Bu dönemde “sav, sagu, koşuk, destan” nazım şekilleri görülür.
  • Genellikle aşk,tabiat, kahramanlık ve ölüm konuları işlenmiştir.



ARAŞTIRMA
1. Destanların oluşumunda etkili olan olay ve kişilerle ilgili bir araştırma yapınız.

Alıntı:
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.


Destan üç dönemde oluşur:
1-Oluş Dönemi:
Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.
2-Yayılma Dönemi:
Olağanüstü özellikler kazan destan konusu halk tarafından ağızdan ağıza, nesilden nesile geleceğe taşınır.
3-Derleme-Toplama Dönemi:
Oluşum ve yayılma safhasını geçen destan artık oluşmuştur. Büyük bir şair, halk arasında anlatılan destan olaylarını toplar, bir araya getir ve bunu sıraya koyarak nazma döker. Böylece millî bir destan ortaya çıkar.


DESTAN DİLİNİN OLUŞUMU:
Mitolojik unsurlar,hayatla mücadele, dini inançlar ve musiki destan dilinin oluşmasını sağlayan unsurlardır.Destan dili bu ögeler üzerine kurulur.
.


2. Arkadaşlarınıza sunum yapmak üzere masal ve destan hakkında bilgi toplayınız.
3. Destanların ve destan dilinin oluşumunu, yapma destan ve doğal destan kavramlarını
araştırınız. Sonuçları defterlerinize yazınız.


Alıntı:
Doğal destan ve yapma destan kavramlarını araştırınız. Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır. Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini dekatarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.


Doğal Destanların özellikleri:

ü Manzum hikâyelerdir.

ü Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.

ü Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.

ü Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.

ü Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.

ü Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

Oğuz Kağan destanı doğal destan grubuna girmektedir.



Yapma Destan
  • ♦ Bir topluluk önünde genellikle ezgili olarak ve ezbere söylenen doğal destanın tersine, okunmak amacıyla ve doğal destanlar örnek alınarak kaleme alınmış destanlara yapma destan denir.
  • ♦ Yapma destanlarda destan malzemesinin daha bilinçli, eleştirel, ironik bir biçimde kullanıldığı görülür.
  • ♦ Bu türün bilinen ilk örneği Latin şairi Vergilius‘un “Aeneis“dir. (MÖ. 70-19)
YAPMA DESTANLAR
Latin Edebiyatı
  • AENEIS (Vergilius)
İtalyan Edebiyatı
  • KURTARILMIŞ KUDÜS (T. Tasso)
  • ÇILGIN ORLANDO (Ariosto)
  • İLAHİ KOMEDYA (Dante)
İngiliz Edebiyatı
  • KAYBOLMUŞ CENNET (J. Milton)
Fransız Edebiyatı
  • HENRIADE (Voltaire)
Portekiz Edebiyatı
  • OS LUSLADAS (Camoens)
Türk Edebiyatı
  • ÜÇ ŞEHİTLER DESTANI (Fazıl Hüsnü Dağlarca)
  • KUVAY-İ MİLLİYE DESTANI (Nazım Hikmet)
  • SAKARYA MEYDAN SAVAŞI (Ceyhun Atuf Kansu)
  • MARAŞ’IN ve ÖKKEŞİN DESTANI (Gülten Akın)

4. Mehmet Âkif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiirini sınıfa getiriniz.
Alıntı:
Mehmet Akif'in Şiir Gücü ve "Çanakkale Şehitleri'ne" Şiirinin Tahlili

Engin AKKUŞ

YAZI KAYNAĞI: YAĞMUR EDEBİYAT DERGİSİ

Mehmet Akif ERSOY, Türk Edebiyatına ve Türk insanın kalbine şiirlerinden önce belki de karakteriyle girmiş tek şairimizdir. Bu onun şiirlerinin zayıflığından değil, karakterinin güçlü olmasındandır. "M. Akif yakın devir siyasi tarihimizde de, edebiyat tarihimizde de en çok bahsedilen şairlerimizin başında gelir. Hakkında kitap halinde yüze yakın çalışma vardır. " 1 Safahat baştan sona Akif'in hayatından ve Türk insanının gerçekleriyle örülmüş canlı hayat tablolarıyla doludur. M. Akif bir İslamcı şair olarak, zühd içindeki bir derviş değil, hayatın ve gerçeklerin içinde, tam ortasında mücadele eden, bağıran, kendini ortaya koyan toplumcu bir şair, bir dava adamıdır. Devrinin sosyal-siyasi yapısı, onun şiirlerinde büyük yer tutar. "Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri, bütün teferruatı ile gören ve gösteren başka bir şair yoktur denilebilir. Safahat, adeta muayyen bir nokta-i nazardan tasvir edilen bir romana benzer: Sokak, ev, kulübe, saray, meyhane, cami, köy, şehir, fakir, zengin, dindar, dinsiz, cılız, pehlivan, korkak, kahraman, halk, yüksek tabaka, münevver, cahil, yerli, yabancı, Avrupa, Asya, ticaret, siyaset, harp, sulh, şehircilik, köycülük, mazi, halihazır, hayat, hakikat hemen hemen herşey Akif'in duyuş ve görüş sahnesine girer. Ve bunu yalnız şiirle değil, bütün ifade vasıtalarıyla anlatır: Tasvirler yapar, portreler çizer, hikayeler söyler, fıkralar anlatır, konuşmalara başvurur, vaaz eder. Komik, trajik, öğretici, hamasi, lirik, hakimane her olayı, her tonu kullanır. Bu suretle Akif, şiirin hududunu nesir kadar, edebiyat kadar genişletir; hatta edebiyatı da aşar, onu hayatın da kendisi yapar."2

Biz burada M. Akif'in şahsiyeti ve sanat anlayışı üzerinde uzun uzadıya durmayacağız. Amacımız, Safahat'ın içinde ruh ve ses itibarıyla lirik-epik bir hayat taşıyan, şiir tekniği bakımından da diğerlerinden ayrılan "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiirin dünyasına girerek onu tahlile çalışmak.

"Çanakkale Şehitlerine" Safahat'ın 6. kitabı olan Asım'da yer alır. Asım, muhavereli bütün bir manzum hikayedir. Şiirde başlıca dört kişi vardır: Hocazade (M. Akif), Köse İmam (M. Akif'in babasının talebelerinden Ali Şevki Hoca), Asım (Ali Şevki Hoca'nın oğlu), Emin (Akif'in oğlu). M. Akif özlediği, idealize ettiği gençliği Asım'la sembolleştirir:

"Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek."

"Çanakkale Şehitlerine" şiiri Akif'in, Asım'ın sonuna doğru Hocazade'ye söylettiği lirik-epik bir manzumedir. Bir muharebe sahnesinin tasviriyle başlayan parçada, düşmanın hem sayıca çokluğu, hem de biraraya gelmiş milletlerin ve kavimlerin çeşitliliği karşısında Mehmetçiğin kahramanlığı devleşir. Batı'nın yirminci asırda medeniyet adına yaptığı zulüm ve işkence tabloları çizilir. Nihayet, bu savaş sahnelerinin asıl kahramanına sıra gelmiştir. Akif, bu kahraman iradesini, gücünü ve bu irade ile gücün ilahi kaynağını tasvir ettikten sonra, şehadet faslına gelir. Şair, şiirinin bu kısmında sanatının bütün ustalığını göstererek harikulade mukayeseler, teşbihler yapar. Bu sanat oyunlarıyla şehit tebcil edilir, yüceltilir. Bunlardan birkaçını burada zikretmek istiyoruz. Bu hususta Akif şöyle der:

"O rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar."

Bir tarafta rüku vardır. Yani Cenab-ı Rabbü'l-alemin'in huzurunda baş eğmek, teslimiyet göstermek... Öte yanda insanın bunun dışındaki değerlere veya başka insanlara başeğmesi. Akif bize bir insan çiziyor ki, Tanrı'nın dışında hiçbir şeye başını eğmeyecek, hiçbir kuvvetin karşısında kendini ezdirmeyecektir.

"Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhidi.
Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi."

M. Akif'e göre Çanakkale'de şehit olanların kanı, Tevhid'i, Allah'ın birliği inancını, yani İslam'ı kurtarmıştır. Bu şehit, bu sıfatıyla da Bedir Gazasına katılanlarla mukayese edilmiştir. Bu, çok dikkate şayan bir teşbihtir. Çanakkale şehitlerinin Bedir kahramanlarıyla bir tutulması, hatta ancak sıfatıyla daha üstün gösterilmesi, öyle inanıyorum ki, yalnız Akif gibi, kendisini İslam mefkuresine adamış bir şairin diline yakışabilirdi. Bedir'de şehit ve gazi olanlar da, Tevhid'i, İslam akidesini kurtarmışlardı. Öyleyse Çanakkale muharebeleri de asrımızdaki büyük İslam dünyasının Bedr'i gibidir. Akif'in İslam birliği idealinin, milliyetçilikle çatışmayan bir terkibe giden düşüncesinde bu duygunun önemli bir rolü vardır. Çünkü Birinci Dünya Savaşı yıllarında, İslam dünyasında, ayakta, tam manasıyla müstakil, tek İslam devleti, hemen hemen Osmanlılardan ibaretti. Osmanlı, İslam'ın son kalesi idi. Çanakkale'de, Osmanlı'nın son kalesi. Öyleyse Osmanlı'nın Çanakkale'de direnme gücü, Türk'ün kurtuluşu ile beraber İslam dünyasının da kurtuluş müjdesini taşıyordu. Onun için Çanakkale şehitleri Bedir şehitleri kadar mukaddestir, mübarektir, şanlıdır.

İşte o dönemde İslam dünyasının da tek ümidi olan Türk milleti bu kudretini Çanakkale'de göstermiştir.

"Gömelim gel, seni tarihe desem sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap;
Seni ancak ebediyetler eder istiab."

Bu mısralarda da mukayese terazisinin bir tarafında Çanakkale'nin şehidi, öbür tarafında bütün bir tarih vardır. "Herc ü merc ettiğin devirler" ifadesiyle Akif'in, şehidi sadece İslam askeri olarak değil, bir Müslüman Türk askeri olarak değerlendirdiği açıktır.

Daha sonra Akif, bu şehit için bir abide mezar yapar. Gökyüzü bu şehidin lahit örtüşüdür, tavanı nisan bulutudur. Kandilleri Ülker Yıldızıdır. Geceleyin türbedarı mehtaptır. Türbenin avizesi güneştir. Şehidin kefeni, akşamın alacakaranlığıdır. Şair, adeta bütün bir kainattan kurulmuş mezarı da kafi görmeyip:

"Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana." mısrasını söyler. Ancak bu hayali türbe tasvirinin başına eklememiz gereken, daha da mühim bir unsur vardır:

"'Bu taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;"

Bu mısralar, yine İslam idealinin şairi sıfatıyla Akif'in dilinde büyük ehemmiyet taşır. Bir şehit ki, onun başına bütün İslam dünyasının kıblegahı, kalbi demek olan Kabe-i Muazzama, mezar taşı olarak dikiliyor. Ve yine bir şehit ki, o mezar taşının kitabesi, şairin ruhunun vahyi olacaktır.

Bütün bu mukayesenin, hiç şüphesiz sanatkar mübalağası da taşıyan bu benzetmelerin ışığı altında, şiirdeki başka bir mukayeseyi daha izah etmek istiyoruz. Bu destan şiirinin mısraları arasında Akif şunu da söyler:

"Yaralanıp temiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!"

Aslında yukarıdan beri izah ettiğimiz mukayese, mübalağa ve teşbihlerde, şairin felsefesini bu son iki mısrada topladığını görebiliriz. Burada da bir tarafta hilal vardır; öbür tarafta güneş. Akif bu mısrada önce, eski edebiyatımızda adına hüsn-i talil denilen bir edebi sanata başvurmuştur. Malumdur ki, yeni ay yani hilal, ancak güneşin batışına doğru görülebilir. Öyleyse hilalin görülebilmesi için, güneşin batması gerekir. Mısrada bu hüsn-i talil, bir istiareyle birlikte kullanılmıştır. Hilalle kastedilen bayrağımızdır ve İslam'ın sembolüdür. Güneş ise burada Türk askerini temsil etmektedir. Hilalin yani bayrağımızın ve İslam'ın yücelmesi için, güneşin batması, askerin şehadet mertebesine erişmesi gerekmiştir. Burada şiir dilinin ve şiir sanatının harikulade ustalığı yanında, asıl beşeri bir düşünce üstüne dikkati çekmek istiyoruz. Bir kıymet hükmü olarak güneş, daima aya üstün tutulmuştur. Güneş her zaman daha kudretlidir, ışığı kendindendir, sıcaktır, hayat vericidir vs. Ay ise varlığını da ışığını da güneşe borçludur. Bu kıymet hükmü üzerinedir ki, şair çizdiği tablo karşısında 'Ya Rab!' ünlemiyle hayretini, şaşkınlığını ifade etmiştir:

"Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!"

Yani, olacak şey midir, bir hilal uğruna güneşler batsın! Bu mısra ile Akif'in bütün bir insan görüşü, insana verdiği değer ortaya çıkar. Hilalin temsil ettiği din, yüce ve ulvi bir inanç sistemidir ve hiç şüphesiz bu inancın uğruna şehit olunur. Fakat din de nihayet insanlar içindir. "3

Şiire genel yapısı itibarıyla bakıldığı zaman, sırasıyla, Çanakkale Savaşı'nda, Batı dünyasının Türk milletine olan saldırısı, Batı'nın medeniyet adına işlediği cinayetler, Türk askerinin cesareti, imanı, inancı, kahramanlığı ve nihayet şehit oluşu ile, şairin şehitler için düşündüğü tabiat unsurlarından mükerrep muhteşem türbenin lirik bir dille tasvir edilişi görülür. Özellikle şairin, "Yine de birşey yapabildim diyemem hatırana" sözleriyle, yetersiz gördüğü bu muhteşem türbe tablosunda, itibari alemin, müşahhaslaştırılmaya çalışıldığına, şahit oluruz. Zaten M. Akif hayalle uğraşmaz, onun işi gerçekle, müşahhasla, eşyanın ve tabiatın bizzat kendisiyledir.

Şiir M. Akif'in pek çok şiirinde olduğu gibi olay anlatımına dayanmaktadır. Çanakkale savaşı şiire bir atmosfer getirerek hakim olmuştur. Tasvirler, savaş anlarının tabloları, oldukça canlıdır ve yer yer bu tasvirler söyleyiş gücü ve teknik bakımdan mükemmelliğe ulaşır:

"Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer..."

Söyleyişler o kadar canlıdır ki, insanı saran, savaş ortamının bütün dehşetini hissettiren bir tarza ulaşmıştır. Seçilen kelimeler, kafiyeler, ses özellikleri savaş mısralarıyla bütünleşmiş gibidir.

Şiirin ilk bölümünde Çanakkale Boğazı'nı saran düşman güçleri, ikinci bölümde bu düşman güçlerini oluşturan milletlerin çeşitliliği ve bunların acımasızlığı, üçüncü bölümde düşmanın çok güçlü silahlarına karşı kahramanca mücadele eden Türk askerinin kararlılığı, dördüncü bölümde yurdunu korumak için can veren insanların şehitlikle müjdelenişi ve finalde:

"Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber..."

mısralarıyla şehitlerin ödül olarak Hz.Muhammed (s.a.s)'le birlikte olacakları dile getiriliyor.

Daha önce de söylediğimiz gibi 'Çanakkale Şehitleri' Safahat'ın altıncı kitabı olan Asım'dan bir parçadır ve bütünle bir uyum teşkil etmektedir. Asım bilindiği gibi idealize edilen bir gençlik tipidir Akif'te. Akif bu nesle "Asım'ın nesli" der ve bu duygu ve ideal sistemi, şiirde önemli bir yer tutar. "Asım'ın Nesli": İnançlı, imanlı, vatansever, güzel ahlaka sahip, milliyetçi, kafasını Garb'ın ilmiyle, fenniyle ve tekniğiyle donatmış, gönlünü ve kalbini Doğu'nun inancıyla, ruh zenginliğiyle süslemiş bir 20. yüzyıl Müslüman Türk gencidir. M. Akif böyle idealize ettiği ve yücelttiği bir tiplemeyi, Çanakkale'de şehit olanlarla da özdeşleştirir:

"Asım 'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek."

diyerek Asım'ın neslinin Çanakkale'de düşmana karşı nasıl bir destan vücuda getirdiğini, nasıl devleştiğini, hatta "Bedr'in Arslanları"nın mertebesine ulaştıklarını ifade eder. Onları destanlaştırır. Cenab Şehabeddin, onu asrın değil, tarihimizin en büyük destan şairi olarak görür.4

Çanakkale'de bir zulüm yaşanmaktadır. Teknik bakımdan çok üstün olan Avrupa medeniyeti "en kesif" ordularıyla ufacık bir karaya sarılmıştır. Bir dengesizlik, bir vahşet var ortada. "Zulümü alkışlayamam, zalimi asla sevemem," diyen M. Akif bu "hayasızca tahaşşüd karşısında" nefret ve tiksinti içindedir. Artık maske düşmüştür. Medeni denilen Avrupa'nın ve medeniyetin gerçek yüzü görülmüştür. Cepheler açıkça belli olmuştur. Çanakale Savaşı sadece maddi savaş değildir. Savaştan öte anlamları olan, yılların birikimi, yılların hesaplaşmasıdır: Doğu ile Batı'nın, Hilalle Haç'ın, Avrupa ile Asya'nın, ehl-i İslam ile ehl-i salibin hesaplaşması...

Bu hesaplaşmada, batıl değil hak galip gelmiştir. Ve "Asım'ın nesli", son ehl-i salibin savletini kırmıştır.

Asım bilindiği gibi idealize edilen bir gençlik tipidir Akif'te. Akif bu nesle "Asım'ın nesli" der. Ve bu duygu ve ideal sistemi, şiirde önemli bir yer tutar. "Asım'ın nesli": İnançlı, imanlı, vatansever, güzel ahlaka sahip, milliyetçi, kafasını Garb'ın ilmiyle, fenniyle ve tekniğiyle donatmış, gönlünü ve kalbini Doğu'nun inancıyla, ruh zenginliğiyle süslemiş bir 20. yüzyıl Müslüman Türk gencidir. M. Akif böyle idealize ettiği ve yücelttiği bir tiplemeyi, Çanakkale'de şehit olanlarla da özdeşleştirir: "Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek."

M. Akif, Çanakkale Savaşı'nı destanlaştırırken önce de belirttiğimiz gibi muhteşem bir tablo çizer. Yalnız onun çizdiği tablo canlı ve hareketlidir, müşahhastır. Bu tablolar ne Tevfik Fikret'in santimental havada oluşturduğu kuru resimlere, ne de Ahmed Haşim'in "O Belde" de çizdiği hayali, gölgeli ve flu manzaralara benzer. Durgun değil hareketli, itibari değil müşahhas, hayali değil gerçekçidir. Savaşın dehşetini ayrıntılara inerek verir:

"Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere sağanak sağanak."

"Akif'in bütün şiirlerinde bir hareketlilik vardır. Akif, hayatı Fikret ve Cenab gibi pencereden seyretmez. Sokak sokak dolaşır." 5 Onun şiirlerinde İstanbul'un Müslüman semtlerini, Fatih'in bakımsız sokaklarını bütün çıplaklığıyla buluruz.

"Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil
Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkiyle sefil"

mısralarıyla M. Akif Batı insanının, Avrupalı'nın gerçek yüzünü ortaya koyar. Kafiye olarak kullandığı için daha da dikkati çeken ve birbirine zıt mana taşıyan "asil" ve "sefil" kelimeleri Avrupalının dış görünüşü ile iç yüzünü ortaya koyar. "O asil görünen mahluk, görüntüdeki asilliği derecesinde, o nisbette sefildir. Yüzsüzdür:

"Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen *****, hakikat, yüzsüz."

Avrupalı'nın gerçek yüzünü böyle tesbit eden M. Akif, Müslüman Türk insanını da, "Huda'nın ebedi serhaddi" olarak görür ve gösterir:

"Bu göğüslerse Huda 'nın ebedi serhaddi;
"O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme!" dedi.
Asım 'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek."

M. Akif'in Müslüman Türk insanına, daha geniş manada inanan insana güveni sonsuzdur. İnsanların göğsündeki iman, ona göre kainatta zaptedilemeyecek tek kaledir. M. Akif'le aynı devirde yaşayan son dönem İslam alimlerinden Bediüzzaman: "Hakiki imana sahip olan insan, tek başına kainata meydan okur." diyor. Aynı inanç ve teslimiyeti M. Akif'te de görürüz:

"Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkam."

Şiirin tamamında, canlı tasvirlere, savaş sahnelerine ve Çanakkale'de şehit düşenler için düşünülen muhteşem türbenin şairane tasvirlerine yer veren M. Akif, hızlı bir ritm, lirik bir söyleyiş yakalamış, yer yer bu söyleyiş doruğa ulaşmış, heyecan artmış:

"Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir Savrulur enkaz-ı beşer..."

Yer yer lirik söyleyiş, epik unsurlarla birleşerek destanlaşmış:

"Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor:
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer."

Yer yer de M. Akif kendini şairanelikten alamamış, adeta kendini şiirin büyüsüne bırakarak muhteşem bir türbe tasviri yapmıştır:

" 'Bu taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecri ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana."

Yukarıda gösterdiğimiz mısralar, tam bir vecd halinde söylenmiş gibidir. Bu bölümler teknik bakımdan da şiirin en kuvetli bölümleridir. Genellikle şiirlerini mantığıyla yazan şair, buralarda kendini kalbinden gelen ilhama bırakmış gibidir.

"Süleyman Nazif, M. Akif'in "Asım" adlı eserinde Çanakkale Şehitleri için söylediği mısraları okuyunca, kendini tutamaz:

- Yarabbi!.. Şair bu mısraları senin ilham semalarından birer birer yeryüzüne indirirken, ruhu, kim bilir heyecandan ne kadar sarsılmış; dimağı, kalbi, asabı ne kadar yıpranmış... ve ne kadar harab olmuş!.. Onun yazdıklarını biz yalnız okurken bu kadar titredik ve sarardık.

Senin düşmanlarına ve düşmanların merhametsizce yağdırdıkları ateş ve ölüm tufanlarına çıplak göğüslerini açıp da, sana bu yoldan kavuşmuş şehitlerin gibi, duygu ve heyecanın, dayanılmaz, yaşanılmaz çarpıntılarına kendi ruhunu, vecidle, aşkla, arz ve kurban eden şairin ne büyüktür!., diye haykırır. "7

Bu şiirinde M. Akif, Safahat'ındaki manzum hikaye tarzındaki şiirlerinden tamamen farklı bir söyleyiş ve ifade tarzı ortaya koyarken, yukarıda belirttiğimiz mısralarda teknik, estetik ve muhteva bakımından çok güzel bir söyleyişe ulaşmıştır. Bunu gerçekleştirirken dil anlayışından uzaklaşmış, bazı Arapça ve Farsça kelimelere yer vermekle beraber genel olarak sade bir dil kullanmıştır. M. Akif edebiyat hakkındaki bir yazısında: "Sade dil bizim için asıldır. Ne zaman bu asıldan ayrı düşmüşsek, mutlaka muztar kalmışızdır. '8 der.

Daha önce de belirttiğimiz gibi şiir şekil olarak münferit değildir. Asım'dan bir bölümdür. Tamamı sekiz bölümden oluşmaktadır. Her bölümün mısra ağırlığı farklılık gösterir. Kafiye ölçüsü sağlam ve "aa, bb, cc..." şeklinde mesnevi tarzındadır. Ölçü olarak M. Akif'in her zaman kullandığı aruz ölçüsü kullanılmıştır:

Feilatün/Feilatün/Feilatin/Feilün (Fa'lün).
Genellikle zengin kafiye kullanılmış:
eşi/beşi Marmara'ya/karaya
beşer/mahşer rengarenk/denk
Kısmen de tam kafiyelere yer verilmiştir:
karşında/Kanada kümesi/kafesi
taşlar/başlar yatıyor/batıyor

M. Akif kafiyelere hem teknik bakımdan hem de muhteva bakımından oldukça önem vermiştir. Şiirde vurgulamak istediği kavram ve kelimeleri kafiye olarak kullanmış ve bu kelimelere böylece dikkat çekmiştir:

"asil-sefil" (Avrupalı'nın dış görünüşü ile iç yapısını belirtirken)

"bela-istila", "heyhat-cihat", "makber-peygamber"

M. Akif, bu şiirinde "anlama bağlı olarak, şiir sanatının vezin, kafiye, ses, ahenk, şiir sentaksı ve imajlarından yararlanır. "9 Ölüm imajı, şiirin genelinde kendini ağırlıkla hissettirir. Fakat ölüm, alışılagelmiş imajının dışında, burada, korkulacak, kaçılacak bir kavram değil bir ödüldür:

"Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın,
'Gömelim gel seni tarihe desem' sığmazsın.
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber..."

Sezai Karakoç buradaki ölüm ve gömülmeyi başka bir açıdan yorumlar: "Belki bir gömülme olayıdır ama, dünyanın en yiğitçe ölümünden sonra elbette. Hatta bir dirilişe gebe bir ölümle." 10

Sonuç olarak, şiir, sanat değeri ve estetik bakımdan ele alındığında, M. Akif'in kendine has o manzum hikayeciliğinin dışında, oldukça yüksek ve sanat taşıyan bir değer olarak karşımıza çıkar. Adeta şairin, şiir gücünü kanıtlayan bir mücessem örnek oluşturur. Mehmet Kaplan'ın da söylediği gibi alelade bir dille ve sanat gücüyle bir eser, böylesine abideleştirilemez: "Çanakkale manzumesinde Akif, Çanakkale Savaşı'na derin bir mana vermiş, Avrupalı'nın insanı yok eden maddi medeniyeti karşısında Mehmetçikle tecelli eden Türk-İslam ruhunun yüceliğini ortaya koymuştur. Onun bu manayı ifade edişinde, sanat gücünün büyük rolü vardır. Alelade bir dille bu mana, bu kadar ihtişamlı bir şekilde anlatılamazdı."11 Aynı görüşü Nihad Sami Banarlı bir başka şekilde ifade etmektedir: "Burada ehemmiyetle hatırlanmalı ki, bu kudretli şairi, yalnız manzum hikayeleri, muhavereli manzumeleri ve manzum vaazlarıyla tanıyanlar ona, sadece kuvvetli bir nazım olmaktan daha üstün bir paye vermek istememişlerdir."12 Oysa gerek Çanakkale şehitleri için yazdığı şiirinde, gerek Bülbül'de, gerekse Safahat'ın sonunda yer alan bazı şiirlerinde M. Akif, usta bir şair, güçlü bir sanatçı olduğunu ortaya koymuştur.

"Mehmed Akif'in son Safahat'ında yer alan üç şiir (Gece, Hicran, Secde) onun bambaşka bir yönünü ortaya çıkarır. Bütün hayatı boyunca şairliğini, sanatkar tarafını, toplumun uğruna geri plana atan M. Akif bu şiirlerinde gerçek şiir karakteriyle karşımıza çıkar.

Şiirden kaçan şair, memleketinden kendini sürgün etmek zorunda kaldıktan sonra, şiire yakalanmaktan da kurtulamamıştır adeta:

Evet, M. Akif "önce inanmış adam"dı. Bu sıfatı önce gelmek kaydıyla şairdi, düşünürdü veya başka özellikleri olan biriydi. İnanmışlığı, yani birinci vasfı olan şiirini, şairliğini, hayatını, yaşayışını, şahsiyetini etkilercesine etkilemişti. Şiiri tebliğ için, telkin için, düşünce için, toplumu iyiye götürmek için bir amaç saymıştı M. Akif. Kendi yüksek şiir kudretinin ihtirasını toplum dertlerinin önünde tutsaydı, şüphesiz şiirde, şairlikte daha büyük muvaffakiyetler kazanırdı. Ama o mü'mindi, halkı en dertli günlerini yaşıyordu, halkının dertlerini duyan bir muzdarip olmayı tercih etti."13


5. Türk destanları hakkında bilgi toplayınız.


Alıntı:
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.
TÜRK DESTANLARI

Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde "destan" terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevîlerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli üslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebep açıklayan ve Batı Edebiyatında "epope" terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde "destan" adı ile anılmaktadır.
Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir.
Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.
Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşçılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir.
Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır.
İlk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır.
Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır. Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. İlk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya'dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır.
Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir.


6. İlyada Destanı’nın derlendiği yüzyıldaki Yunanistan’ın siyasi ve kültürel yapısını araştırınız.

Alıntı:
Homeros, "İlyada"sında Troya Savaşı'nın tamamını anlatmamaktadır. 24 bölüm ve 16.000'den fazla dizeye sahip olan İlyada, Troya Savaşı'nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatmaktadır. Destan Akhilleus'un öfkesi ile açılır ve Hektor'un cenazesi ile sona erer. Destan söz konusu 51 günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli merhaleleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunmaktadır.[1] Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek de güçtür. Ama Homeros bir savaşın "toprağı bereketli Troya"da geçtiğini söylemektedir.


Konusu

I. Bölüm: Akhilleus'un öfkesi

Ozan, İlham Perileri'ne seslenip konusunu belirtir: Akhilleus'un öfkesi ve bu yüzden Akhalar arasında beliren veba salgını.
Akhaların Troya Ovası'ndaki gemi ordugahındayızdır. Tanrı Apollon'un rahibi Khryses gelir, Agememnon'un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis'i geri ister. Agememnon kızı vermediği için tanrı Apollon Akha ordusuna veba salar.
Dokuz gün dokuz gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas kızı geri vermeyi buyurur. Agememnon kızı vermeye razı olur, ama onun yerine Akhilleus'un tutsağı Briseis'i alacaktır. Akhilleus'la Agememnon bu yüzden kavgaya tutuşurlar. Agememnon Briseis'i alır, ama Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Anası deniz tanrıçası Thetis'ten öcünü almasını ister. Thetis, Olimpos'a çıkıp Zeus'a yalvarır: Akhilleus savaştan uzak durdukça Akhalar zaferi kazanamasınlar. Zeus söz verir, Akhalar dan yana olan karısı tanrıçaHera ile kavga ederler. Hephaistos onları yatıştırır.
II. Bölüm: Agememnon'un düşü - Toplantı - Gemilerin sayımı

Zeus, Agememnon'a yalancı bir düş gönderir: Troya'yı alabileceğini bildirir. Agememnon Akhalar'ı toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin dokuz yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musaya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım Troyalılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.
III. Bölüm: Antlar - Surların üstündeki sahne - Paris'le Menelaos'un teke tek savaşı

İki ordu karşı karşıyadır: Paris, Menelaos'la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan Helenayı alacaktır. Teklif kabul edilir, Priamos'u çağırmaya giderler.
Sahne değişir: Priamos'la ihtiyarlar heyeti surların üstünde dizilip tek tek savaşı gözetlerler. Helena gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar, Menelaos Paris'i alt etmek üzereyken tanrıça Afrodit araya girip Paris'i kaçırır, Helenayı da kocasının yanına götürür. Helena'nın Afrodit'e, sonra da kocasına çıkışması.[2]
Türkçe çevirileri



İlyada'nın ilk dizeleri.

Varlık Yayınları tarafından Ahmet Cevdet Emre çevirisiyle 1957 yılında 355 sayfa olarak basıldı. Daha sonra Türk Kültür Yayınları tarafından 1958 yılında 376 sayfa olarak basıldı. Daha sonra İş Bankası Kültür Yayınları tarafından 1958 ve 1962 yıllarında basılan İlyada; Azra Erhat ve A. Kadir'in çevirisiyle Can Yayınları tarafından 1984'te basılmıştır. 1984'te Can Yayınlarından çıkan bu basım 5. basım olup 6. basım 1992'de, 7. basım 1993'te yapılmıştır. 1993 yılı 7. baskısı; Can Yayınlarında dizilmiş, Özal Basımevinde basılmıştır.
Ana karakterler

  • Hektor: Priamos'un ilk doğan oğlu, Troya'nın lideri ve müttefik ordular kumandanı. Tahtın varisi.
  • Paris: Troya Prensi ve Hektor'un kardeşi, Alexander diye de bilinir. Helen'i kaçırdı ve bu durum casus belli ilan edildi. Bir bebek katili olarak görüldü.
  • Kassandra: Troya'nın yok olmasına önceden sebep olacağını gördü. Bir çoban tarafından büyütüldü.
  • Akhilleus: Myrmidonlar'ın lideri ve Yunan savaşçılarının en önemlisi. Hikayenin ana karakterlerinden biridir.
  • Briseis: Lyrnessos şehrinin rahibinin kızıydı. Babasının katili olan Akhilleus'un sevgilisi olmuştur.
  • Agememnon: Mycenae'in kralı, Akhilleus'le kan davasını tahrik eden Achaean ordularının en yüksek kumandanı. Erkek kardeşi Menelaos'tur.
  • Menelaos: Helen'in terkettiği kocası. Sparta Kralı Agememnon'un kardeşidir.
  • Odisseas: Odise adlı epik destanın ana karakteri, kurnazlığı ile ünlüdür.
  • Kalkhas: Güçlü Yunan rahip. Kehanetleri ünlüdür.
  • Patroklos: Akhilleus'in yakın arkadaşı ve kuzenidir.
  • Nestor: Diomedes, Idomeneus ve Aias: Yunanistan'ın başlıca şehir devletlerinin kralları, kendi ordularını yöneten fakat Agememnon'un emri altında olanlar.
  • Priamos: Troya kralı. Troyalı kumandanlarının bir çoğu, onun elli oğludur.
  • Aineias: Hektor'un kuzeni ve en önemli teğmenlerden biri. Afrodit'in oğlu. Troya Savaşı'nda sağ kalan figürlerden en önemlisi. Troya Savaşı'ndan sonra İtalya'ya kaçıp Roma'yı kurmuştur.
  • Glafkos ve Sarpedon: Likya'nın liderleri.
  • Hekabe: Troya kraliçesi, Priamos'un karısı, Hektor, Kassandra ve Paris'in annesi.
  • Helen: Sparta kraliçesi ve Menelaos'un karısı. Paris'i destekleyenlerden.
  • Andromakhe: Hektor'un eşi.
İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI
YUNAN(GREK) UYGARLIĞI - MÖ 1200'lerde Yunanistan'a gelen Dorlar, şehir devletleri kurarak bu uygarlığı meydana getirdiler.
- Kurulan şehir devletleri içerisinde en önemlileri Isparta, Atina, Korint, Teba vs gibi şehirlerdir.
- Şehir devletlerinin başında krallar, bunların etrafında da aristokratlar sınıfı meydana geldi.
- MÖ 7 ve 6 yy. Aristokratlar (asiller), kralı devirerek idareyi ele geçirdiler(Asiller yönetimi).
- Yönetimden memnun olmayan orta sınıflar ilk halde birleşerek Aristokratları iktidardan uzaklaştırdı. Böylece Tiranlıklar oluştu. Yeni kanunlar yapıldı. Halk bir takım haklar elde etti.
- Halk ve asiller birleşerek diktatörleşen Tiranlığı yıktılar.
- Bunun sonunda halkın katıldığı demokratik meclisler kuruldu.
- Tiranlıklar ilk defa İyonya'da görülmüştür.
- Orta sınıf (tüccar, sanayici, gemici, sanatkarlar) ticari hayatın canlanması ile meydana geldi.
- Yunanistan da şehir devleti (polisinin) amacı halkın (yurttaşın) mutluluğunu sağlamaktır.
- İlk çağın en demokratik devletleri eski Yunanistan şehir devletleridir.
- Isparta da 3 sınıf:Ispartalılar, Periyekler (dağlardaki Akalar), İlotlar (boyunduruk altındaki halk)
- Atina: üç sınıf- Soylular-küçük toprak sahipleri (köylüler), köleler vardı
- Isparta'yı yaşlılar meclisi, Atina'yı ise Arhonlar (9 kişiden oluşur) yönetiyordu.
- MÖ önce 490 yılında Pers-Yunan savaşlarında maratonda Yunanlılar Persleri bozguna uğrattı.
- Atina Isparta rekabeti 27 yıl devam eden Peloponnes savaşlarına neden oldu. Isparta üstün geldi.
- İskender'in Yunanistan'ı ele geçirmesiyle İskender medeniyeti başladı.


YUNANİSTAN DA FELSEFE - Sokrat, Eflatun ve Aristo, en ünlü filozoflarıdır.
- Sokrat insanları doğru yola getirmek için mücadele etmiş, çok düşman kazanmıştır. Yargılanmıştır.
Eflatun; ideal devlet fikrini savunmuştur. Akedemia adlı ilk üniversitenin kurucusudur.
Aristoàilimleri ilk defa tasnif etmiştir. Devlet yönetimiyle ilgili Politika adlı eserini yazmıştır.

TARİHÇİLİK - Herodot: Tarihçilerin babası kabul edilir. Ünlü Historia adlı eserinde Yunan tarihini yazmıştır. (MÖ 450 yıllarında yaşamıştır).
- Tukudides: Peloponnes(Atina ile Isparta arasındaki) savaşlarını anlatmıştır.
- Ksenofon: Hellenika ve Onbinlerin Ricatı adlı eserlerin sahibidir.

TIP
- Hipokrat: Her hastalığın bir sebebi olduğunu ileri sürmüştür. Günümüzde doktorlar Hipokrat yemini ile göreve başlarlar.

YAZI, DİL ve EDEBİYAT

- Fenike alfabesini kullanmışlardır (MÖ 8. Yy).
- Homeros: İlk destan yazarıdır (MÖ 8. Yy) Eserleri: İlyada: Truva savaşlarını anlatır; Odessa: Truva savaşlarına katılan İthake Kralının esaretten kaçışını konu edinir).
- Trajedi ve Komedi alanında ünlü isimler yetişti.

YUNAN KOLONİLERİ

- Yunanlılar MÖ 750-550 yıllarında uzak ülkelerde koloniler kurmuşlardır.
- Kolonileri yerleşmek amacıyla kurmuşlardır.
- Kadıköy ve İstanbul Yunan kolonisidir.

DİN
- Çok tanrılı dinleri vardır. Dini inanışlarının kaynağı Anadolu, Mezopotamya ve Girit'tir.
- Tanrılarını ölümsüz, insanlar gibi düşünmüşlerdir.
- Tanrılar evlenirler, savaşırlar, yerler ve içerlerdi. Yunan mitolojisi bu konuları işler.
- Tanrılar, Olimpus'da, tanrı Zeus'un çevresinde toplanmışlardır.
- Yunanlıların dini inanışları fikri gelişmeyi engellemez. Hayatta fedakârlık gerektirmez.
- Yunanlılar, Tanrıların gazabından korunmak için müzik, eğlence, spor ve şiir yarışları düzenlerler. (Günümüzdeki olimpiyatlar bu şekilde doğmuştur)
- Rahipler: Dini hizmetleri yerine getirmekle görevli memurlar sayılırlardı.

SOSYAL ve İKTİSADİ HAYAT
- Halk: Soylular (aristokratlar: büyük toprak sahipleri), tüccar ve sanayiciler, küçük toprak sahipleri (köylüler) ve köleler olmak üzere 4 sosyal sınıfa ayrılırdı.
- Köylüler: Gelirlerinin bir kısmını aristokratlara verirlerdi. Geçinemeyince borçlanırlar, borçlarını ödeyemeyince de topraklarını ve özgürlüklerini kaybederlerdi.
- Tüccar ve sanayiciler: Koloniler sayesinde zenginleştiler (orta sınıf)
- Köleler: Hiçbir hakkı yoktu.
ORDU
- Kölelerin ayaklanmasından çekinen şehir devletleri, güçlü birer ordu bulundurmuşlardır.
- Isparta'nın güçlü kara ordusuna sahipti. Krallığı devam ettiren tek şehirdir.
- Atina; Güçlü deniz ordusuna sahipti. Arhonlar yönetiminde demokrasiye geçmiştir.

HUKUK
- Yunan kanunları ağır cezalar ihtiva etmekteydi.
- Sınıf mücadelesi sırasında aristokratların haklarını korumak için yapmışlardır.
- Drakon: Soyluların haklarını korumak için şiddete dayalı kanunlar yapmıştır.
- Solon: Yaptığı kanunlarla köylülerin borçlarını sildi. Halkı gelirine göre 4 sosyal sınıfa ayırdı. Köleliği kaldırdı.
- Psistratos: Yaptığı kanunlarla orta sınıfı güçlendirdi. Tarım, ticaret ve sanayi gelişti.
- Klistenes: Yaptığı kanunlarla Atina'ya demokrasiyi getirdi. Sınıf farkını kaldırdı. Demokrasiyi uyguladı. (seçim sistemi, meclis)
- Demokrasiye karşı olanları tehlikeli insanlar ilan etti.

EKONOMİ
- Tarıma elverişli toprakların azlığından halk geçimini zeytin, balıkçılık, hayvancılık ve ticaret ile sağlıyordu.




7. Sınıfa, günümüz yazarlarına ait bir hikâye örneği getiriniz.




SAYFA 45
1. “Destan mı yazıyorsun?”, “destan gibi” sözlerinin ne anlama geldiğini açıklayınız.

destan yazmaklağanüstü kahramanlık, yararlık veya başarı göstermek
destan gibi: uzun yazılmış (herhangi bir metin olabilir)

2. a) Destan hakkında bulduğunuz bilgilerle yukarıdaki destan örneği ne kadar örtüşüyor? Bu tür şiirlere neden destan adı verildiğini açıklayınız.
Örtüşüyor çünkü yukarıdaki şiirde Genç Osman'ın kahramanlığı anlatılmıştır.Bu tür şiirler kahramanlık, yiğitlik ve cesaret temalarını işlediği için destan adını alır.

b) Yukarıdaki “Destan” ile bildiğiniz bir masalı gerçeklik açısından karşılaştırınız. Benzerlik
ve farklılıkları belirtiniz.

Genç Osman Osmanlı devrinde yaşamış bir sultandır, gerçekliği vardır.Masallardaki kişiler genelde gerçeküstü özelliklere sahip kişilerdir.

AYFA 46

1. “Ergenekon Destanı” adlı metinden ve yaptığınız araştırmadan yararlanarak destanların oluşumuyla ilgili ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.

2. Destanda geçen “Türkler çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar; çevresine hendek kazdılar,beklediler.”, “Bir gün bütün iller hanları ve beyleri av yerinde konuştular.”, “Çadırlarını, mallarını öyle aldılar ki bir ev kurtulmadı.” şeklinde ifade edilen cümlelerden hareketle dönemin sosyal yaşantısına dair neler söyleyebilirsiniz? Açıklayınız.
Göçebe hayat sürüyorlar.

Avcılıkla ve hayvancılıkla uğraşıyorlar.
Çadırlarda yaşıyorlar.

3. Sınıfa getirdiğiniz hikâye ile Ergenekon Destanı’nı olay örgüsü, tema, kişiler, dil ve anlatım bakımlarından karşılaştırınız. Hangi metinde kurmacanın ağırlık kazandığını belirtiniz.






sayfa 47

4. Destanın olay örgüsünü gelişim sırasına göre aşağıdaki şemaya yazınız. Olay örgüsünün
özelliklerini belirtiniz.


1-Göktürklerden korkan kavimler birleşir onların üzerine saldırır. Göktürkler galip gelir.
2-Düşman geldi. Vuruş başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.
3-Göktürkleri görünce birden geri döndüler. İkisi vuruştular. Düşmanlar galip geldi.
4-(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)O yere Ergenekon adını koydular.
5-Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri vesürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar.
6-Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. O günü, o ayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri Göktürklerde âdet olmuştur. O günübayram sayarlar.




5. Destanda öne çıkan unsur bir kahraman mı, yoksa bir olay örgüsü müdür? Açıklayınız.


Olay örgüsüdür




6. İki gruba ayrılınız. Destanın zaman, mekân, olay örgüsü ve kişilerindeki olağanüstü unsurları belirtiniz.
Zaman : belirsizdir. ancak zaman ifadeleri yer almaktadır ÖR: Bir gün, dört yüzyıl sonra vs.
Mekan: geniş bir mekan vardır.mekan ifadelerinin geçtiği cümleler
(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
O yere Ergenekon adını koydular.
“Buradabir demir madeni var



Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi


olay örgüsü :
1-Göktürklerden korkan kavimler birleşir onların üzerine saldırır. Göktürkler galip gelir.
2-Düşman geldi. Vuruş başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.
3-Göktürkleri görünce birden geri döndüler. İkisi vuruştular. Düşmanlar galip geldi.
4-(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)O yere Ergenekon adını koydular.
5-Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri vesürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar.
6-Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. O günü, o ayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri Göktürklerde âdet olmuştur. O günü
bayram sayarlar.

Kişilerdeki olağanüstülük : bu destanda kişilerin fazla olağanüstü özellikler gösterdiğini söyleyemeyiz. çünkü destan olay üzerine kurulmuştur kişi üzerine değil






7.
a) Destanın birimlerini ve bunların temalarını belirleyiniz.


Destanın birimleri paragraflardır. Bunlar temanın anlatılmasında bir araçtır. Aynı tema etrafında şekillenmişlerdir.




b) Metnin temasını bulunuz. Yaptığınız inceleme sonuçlarından hareketle, metni meydana


getiren birimlerin ortak paydasını belirtiniz.

Ergenekon Destanı’nın teması: Kahramanlık

Tarihle İlişkisi: İslamiyet öncesi Türkler savaşçı bir millet oldukları için işlenin tema ile tarih arasında bir ilişki vardır.

İnsanlıkla İlişkisi: İnsanlık var olduğundan beri kahramanlık teması en çok işlenen temalardandır.Milletlerin hayatına yön veren değerlerin başında kahramanlık gelir.

Mitoloji ile ilişkisi: Mitolojik dönemde kahramanlık, yiğitlik ve cesaret en çok kullanılan değerlerdendir.Ayrıca destanda demir,kadın gibi Türk mitolojik ögelerine yer verilmiştir.

Gerçek Hayatla ilişkisi: Destanda iki kişinin kahramanlıkları vardır.Düşmanların elinde kaçıp kendilerini kimsenin bulamayacağı bir yere kaçmaları, aile hayatlarının olması, çoğalmaları gerçek hayatla ilişkilidir.






Biirimlerin ortak paydası ise temadır.




c) Temanın mitoloji, tarih, insanlık ve gerçek hayatla ilişkisini açıklayınız.


Tema kahramanlıktır. Mitolojik anlatıların çoğunda kahramanlık ön plandadır. Tarihe baktığımızda da kahramanlığın özellikle yeni çağın sonuna kadar en önemli olgulardan birinin olduğunu görmekteyiz.


8. İnsanlardaki evrensel özellikler, tema aracılığıyla metne nasıl yerleştirilmiştir? Açıklayınız.


9. Destanın olay örgüsünde anlatılanların geçtiği zamanı söyleyiniz. Destanda zamanın akışıyla olayların niteliği arasında bir ilişki var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.


Zaman belirsizdir. Yani olayların ne zaman yaşandığı belirsizdir. Ancak metinde belirli zaman ifadeleri vardır. Ve metinde çok geniş bir zaman ifade edilir. Örneğin Ergenekona gelen Türkler için “Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri vesürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar.” Cümlesinde 400 yıılı görmekteyiz. Zaman geniştir ve zaman akışı çok hızlıdır. Olayların niteliği ile de ilişkilidir. Anlatılan olayların kısa bir zamanda gerçekleşmesi imkansızdır. Bu yüzden geniş bir zaman kullanılmı ve zaman akışı hızlı verilmiştir.


10. Destanda olayların geçtiği mekânların özelliklerini tespit ederek tahtaya yazınız. Bu mekânların
metindeki işlevini söyleyiniz.


Metinde mekan ifadelerinin olduğu cümleler


(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
O yere Ergenekon adını koydular.
“Buradabir demir madeni var
Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi


Metinde anlatılan olayların okuyucu gözünde tasvir edilmesi işlevini üstlenmişlerdir.






11. Destandan örnekler vererek mekânların anlatım özelliklerini belirtiniz.




(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
O yere Ergenekon adını koydular.
“Buradabir demir madeni var
Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi


Mekanlar anlatılırken betimlenmiştir. Anlatım tasvire dayanmaktadır.




12. a) Araştırmanızdan da faydalanarak destan dilinin oluşmasında etkili olan unsurları söyleyiniz.
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.


Destan üç dönemde oluşur:
1-Oluş Dönemi:
Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.
2-Yayılma Dönemi:
Olağanüstü özellikler kazan destan konusu halk tarafından ağızdan ağıza, nesilden nesile geleceğe taşınır.
3-Derleme-Toplama Dönemi:
Oluşum ve yayılma safhasını geçen destan artık oluşmuştur. Büyük bir şair, halk arasında anlatılan destan olaylarını toplar, bir araya getir ve bunu sıraya koyarak nazma döker. Böylece millî bir destan ortaya çıkar.


DESTAN DİLİNİN OLUŞUMU:
Mitolojik unsurlar,hayatla mücadele, dini inançlar ve musiki destan dilinin oluşmasını sağlayan unsurlardır.Destan dili bu ögeler üzerine kurulur.
b) Destan dilinin oluşumunda mitolojik ögelerin, dinî törenlerin, musikinin ve hayatla mücadelenin
etkilerini Ergenekon Destanı adlı metinden ve araştırmanızdan hareketle açıklayınız.


Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Burada tanrı gücünden bahsedilmiş hem mitolojik hem de dini diyebiliriz.


Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim bize dostum derse onunla görüşelim.
Düşmanlarla güreşelim.”


Burada da cümle sonlarında ses benzerliklerini görmekteyiz . musikinin etkisi diyebiliriz.


O günden beri Göktürklerde âdet olmuştur. O günü
bayram sayarlar.

Burada da kültürel bir olgu vardır. Tören / bayram ifadesini görmekteyiz



Ergenekon Destanında kurmaca daha ağırlık kazanmıştır.. Çünkü olaylar anlatılırken abartılmış, kahramana olağan üstü özellikler yüklenmiştir.

Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:35 )
 
Eski 13-03-11, 01:30 #4
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (2011-2012)


İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄

sayfa 48


13. Metinde Türk toplumunda bir yere ait olma duygusu ve yurt bilinci fikrinin işlendiği bölümleri gösteriniz.
Dediler ki: “Atalarımızdan işittik. Ergenekon’un dışında geniş yerler, güzel yurtlar olurmuş. Bizim yurdumuz eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim bize dostum derse onunla görüşelim.
Düşmanlarla güreşelim.” dediler.


14. Destanın kim tarafından, kime anlatıldığını ve destan anlatıcısının özelliklerini belirtiniz. Anlatıcı olayı dışarıdan mı anlatmaktadır yoksa bir kahraman olarak olayı yaşatmakta mıdır? Açıklayınız.
Anlatıcı dışardan anlatmaktadır. İlahi bakış açısı ile anlatılır. Destanlar destan anlatıcıları tarafından halka anlatılır. Özelliklerine gelince.. Toplum tarafından saygın bir yere sahiptirler. Kopuz çalabilirler. Genellikle yalı ve bilge kişilerdir. Çoğunlukla erkektir.
15. Destanın oluştuğu dönemde din adamları, askerler, öğretmenler ve bürokratlar gibi zümrelerin henüz görülmediği düşünülürse destanın ideal hedef kitlesini kimlerin oluşturduğunu söyleyiniz.
İdeal hedef kitlesi halkın tamamıdır. Yönetenler liderler dışında kalan halkın tamamı


16. Hazırlık bölümünde okuduğunuz Kul Mustafa’ya ait destan ile incelediğiniz Ergenekon Destanı’nı konu, yapı ve anlatım özellikleri bakımından karşılaştırınız. Bu metinlerin benzer ve farklı yönlerini tahtaya maddeler hâlinde yazınız.
Benzerlikleri


Konu olarak kahramanlığın işlenmesi
Bir olay çevresinde gelişmeleri
Anlatımların epik olması
Manzum olarak ifade edilişleri


Farklılıkları
Kul Mustafa’ya ait destanda islami unsurları görmekteyiz


17. Türk destanları hakkında yaptığınız araştırmanın sonuçlarından hareketle destanları, ait oldukları Türk boylarına göre - tarihî olayları ve olağanüstü ögeleri dikkate alarak - gruplandırınız. Yaptığınız bu çalışmayı daha sonra bir şema hâlinde tahtada gösteriniz.





Islamiyet öncesi ve sonrası Türk destanlarını araştırınız. Araştırma sonuçlarından hareketle Türkdestanlarını Islamiyet öncesi ve sonrası olmak üzere gruplandırıp bir şema hazırlayınız.





SAYFA 50
1. İki gruba ayrılınız.Birinci grup olarak Ergenekon, ikinci grup olarak da İlyada Destanı’nın -dil ve anlatım, tema, kişiler, olay örgüsü ve mitolojik ögeler yönüyle- özelliklerini belirleyiniz. Aşağıdaki tabloya bu özellikleri yazınız.





2. İlyada Destanı’ndaki temanın hayatla ilişkisini açıklayınız.

Kahramanlık teması insanlığın ilk zamanlarından beri hayatın içinde olan ve edebi ürünlerde sıkça işlenen bir temadır.


3. İlyada Destanı’ndaki kişileri ve bunların özelliklerini söyleyiniz. Kişilerin olay örgüsündeki işlevlerini belirtiniz.


Homeros, "İlyada"sında Troya Savaşı'nın tamamını anlatmamaktadır. 24 bölüm ve 16.000'den fazla dizeye sahip olan İlyada, Troya Savaşı'nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatmaktadır. Destan Akhilleus'un öfkesi ile açılır ve Hektor'un cenazesi ile sona erer. Destan söz konusu 51 günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli merhaleleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunmaktadır.[1] Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek de güçtür. Ama Homeros bir savaşın "toprağı bereketli Troya"da geçtiğini söylemektedir.


Konusu

I. Bölüm: Akhilleus'un öfkesi

Ozan, İlham Perileri'ne seslenip konusunu belirtir: Akhilleus'un öfkesi ve bu yüzden Akhalar arasında beliren veba salgını.
Akhaların Troya Ovası'ndaki gemi ordugahındayızdır. Tanrı Apollon'un rahibi Khryses gelir, Agememnon'un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis'i geri ister. Agememnon kızı vermediği için tanrı Apollon Akha ordusuna veba salar.
Dokuz gün dokuz gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas kızı geri vermeyi buyurur. Agememnon kızı vermeye razı olur, ama onun yerine Akhilleus'un tutsağı Briseis'i alacaktır. Akhilleus'la Agememnon bu yüzden kavgaya tutuşurlar. Agememnon Briseis'i alır, ama Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Anası deniz tanrıçası Thetis'ten öcünü almasını ister. Thetis, Olimpos'a çıkıp Zeus'a yalvarır: Akhilleus savaştan uzak durdukça Akhalar zaferi kazanamasınlar. Zeus söz verir, Akhalar dan yana olan karısı tanrıçaHera ile kavga ederler. Hephaistos onları yatıştırır.
II. Bölüm: Agememnon'un düşü - Toplantı - Gemilerin sayımı

Zeus, Agememnon'a yalancı bir düş gönderir: Troya'yı alabileceğini bildirir. Agememnon Akhalar'ı toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin dokuz yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musaya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım Troyalılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.
III. Bölüm: Antlar - Surların üstündeki sahne - Paris'le Menelaos'un teke tek savaşı

İki ordu karşı karşıyadır: Paris, Menelaos'la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan Helenayı alacaktır. Teklif kabul edilir, Priamos'u çağırmaya giderler.
Sahne değişir: Priamos'la ihtiyarlar heyeti surların üstünde dizilip tek tek savaşı gözetlerler. Helena gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar, Menelaos Paris'i alt etmek üzereyken tanrıça Afrodit araya girip Paris'i kaçırır, Helenayı da kocasının yanına götürür. Helena'nın Afrodit'e, sonra da kocasına çıkışması.[2]
Türkçe çevirileri



İlyada'nın ilk dizeleri.

Varlık Yayınları tarafından Ahmet Cevdet Emre çevirisiyle 1957 yılında 355 sayfa olarak basıldı. Daha sonra Türk Kültür Yayınları tarafından 1958 yılında 376 sayfa olarak basıldı. Daha sonra İş Bankası Kültür Yayınları tarafından 1958 ve 1962 yıllarında basılan İlyada; Azra Erhat ve A. Kadir'in çevirisiyle Can Yayınları tarafından 1984'te basılmıştır. 1984'te Can Yayınlarından çıkan bu basım 5. basım olup 6. basım 1992'de, 7. basım 1993'te yapılmıştır. 1993 yılı 7. baskısı; Can Yayınlarında dizilmiş, Özal Basımevinde basılmıştır.
Ana karakterler

  • Hektor: Priamos'un ilk doğan oğlu, Troya'nın lideri ve müttefik ordular kumandanı. Tahtın varisi.
  • Paris: Troya Prensi ve Hektor'un kardeşi, Alexander diye de bilinir. Helen'i kaçırdı ve bu durum casus belli ilan edildi. Bir bebek katili olarak görüldü.
  • Kassandra: Troya'nın yok olmasına önceden sebep olacağını gördü. Bir çoban tarafından büyütüldü.
  • Akhilleus: Myrmidonlar'ın lideri ve Yunan savaşçılarının en önemlisi. Hikayenin ana karakterlerinden biridir.
  • Briseis: Lyrnessos şehrinin rahibinin kızıydı. Babasının katili olan Akhilleus'un sevgilisi olmuştur.
  • Agememnon: Mycenae'in kralı, Akhilleus'le kan davasını tahrik eden Achaean ordularının en yüksek kumandanı. Erkek kardeşi Menelaos'tur.
  • Menelaos: Helen'in terkettiği kocası. Sparta Kralı Agememnon'un kardeşidir.
  • Odisseas: Odise adlı epik destanın ana karakteri, kurnazlığı ile ünlüdür.
  • Kalkhas: Güçlü Yunan rahip. Kehanetleri ünlüdür.
  • Patroklos: Akhilleus'in yakın arkadaşı ve kuzenidir.
  • Nestor: Diomedes, Idomeneus ve Aias: Yunanistan'ın başlıca şehir devletlerinin kralları, kendi ordularını yöneten fakat Agememnon'un emri altında olanlar.
  • Priamos: Troya kralı. Troyalı kumandanlarının bir çoğu, onun elli oğludur.
  • Aineias: Hektor'un kuzeni ve en önemli teğmenlerden biri. Afrodit'in oğlu. Troya Savaşı'nda sağ kalan figürlerden en önemlisi. Troya Savaşı'ndan sonra İtalya'ya kaçıp Roma'yı kurmuştur.
  • Glafkos ve Sarpedon: Likya'nın liderleri.
  • Hekabe: Troya kraliçesi, Priamos'un karısı, Hektor, Kassandra ve Paris'in annesi.
  • Helen: Sparta kraliçesi ve Menelaos'un karısı. Paris'i destekleyenlerden.
  • Andromakhe: Hektor'un eşi.
İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI
YUNAN(GREK) UYGARLIĞI - MÖ 1200'lerde Yunanistan'a gelen Dorlar, şehir devletleri kurarak bu uygarlığı meydana getirdiler.
- Kurulan şehir devletleri içerisinde en önemlileri Isparta, Atina, Korint, Teba vs gibi şehirlerdir.
- Şehir devletlerinin başında krallar, bunların etrafında da aristokratlar sınıfı meydana geldi.
- MÖ 7 ve 6 yy. Aristokratlar (asiller), kralı devirerek idareyi ele geçirdiler(Asiller yönetimi).
- Yönetimden memnun olmayan orta sınıflar ilk halde birleşerek Aristokratları iktidardan uzaklaştırdı. Böylece Tiranlıklar oluştu. Yeni kanunlar yapıldı. Halk bir takım haklar elde etti.
- Halk ve asiller birleşerek diktatörleşen Tiranlığı yıktılar.
- Bunun sonunda halkın katıldığı demokratik meclisler kuruldu.
- Tiranlıklar ilk defa İyonya'da görülmüştür.
- Orta sınıf (tüccar, sanayici, gemici, sanatkarlar) ticari hayatın canlanması ile meydana geldi.
- Yunanistan da şehir devleti (polisinin) amacı halkın (yurttaşın) mutluluğunu sağlamaktır.
- İlk çağın en demokratik devletleri eski Yunanistan şehir devletleridir.
- Isparta da 3 sınıf:Ispartalılar, Periyekler (dağlardaki Akalar), İlotlar (boyunduruk altındaki halk)
- Atina: üç sınıf- Soylular-küçük toprak sahipleri (köylüler), köleler vardı
- Isparta'yı yaşlılar meclisi, Atina'yı ise Arhonlar (9 kişiden oluşur) yönetiyordu.
- MÖ önce 490 yılında Pers-Yunan savaşlarında maratonda Yunanlılar Persleri bozguna uğrattı.
- Atina Isparta rekabeti 27 yıl devam eden Peloponnes savaşlarına neden oldu. Isparta üstün geldi.
- İskender'in Yunanistan'ı ele geçirmesiyle İskender medeniyeti başladı.


YUNANİSTAN DA FELSEFE - Sokrat, Eflatun ve Aristo, en ünlü filozoflarıdır.
- Sokrat insanları doğru yola getirmek için mücadele etmiş, çok düşman kazanmıştır. Yargılanmıştır.
Eflatun; ideal devlet fikrini savunmuştur. Akedemia adlı ilk üniversitenin kurucusudur.
Aristoàilimleri ilk defa tasnif etmiştir. Devlet yönetimiyle ilgili Politika adlı eserini yazmıştır.

TARİHÇİLİK - Herodot: Tarihçilerin babası kabul edilir. Ünlü Historia adlı eserinde Yunan tarihini yazmıştır. (MÖ 450 yıllarında yaşamıştır).
- Tukudides: Peloponnes(Atina ile Isparta arasındaki) savaşlarını anlatmıştır.
- Ksenofon: Hellenika ve Onbinlerin Ricatı adlı eserlerin sahibidir.

TIP
- Hipokrat: Her hastalığın bir sebebi olduğunu ileri sürmüştür. Günümüzde doktorlar Hipokrat yemini ile göreve başlarlar.

YAZI, DİL ve EDEBİYAT

- Fenike alfabesini kullanmışlardır (MÖ 8. Yy).
- Homeros: İlk destan yazarıdır (MÖ 8. Yy) Eserleri: İlyada: Truva savaşlarını anlatır; Odessa: Truva savaşlarına katılan İthake Kralının esaretten kaçışını konu edinir).
- Trajedi ve Komedi alanında ünlü isimler yetişti.

YUNAN KOLONİLERİ

- Yunanlılar MÖ 750-550 yıllarında uzak ülkelerde koloniler kurmuşlardır.
- Kolonileri yerleşmek amacıyla kurmuşlardır.
- Kadıköy ve İstanbul Yunan kolonisidir.

DİN
- Çok tanrılı dinleri vardır. Dini inanışlarının kaynağı Anadolu, Mezopotamya ve Girit'tir.
- Tanrılarını ölümsüz, insanlar gibi düşünmüşlerdir.
- Tanrılar evlenirler, savaşırlar, yerler ve içerlerdi. Yunan mitolojisi bu konuları işler.
- Tanrılar, Olimpus'da, tanrı Zeus'un çevresinde toplanmışlardır.
- Yunanlıların dini inanışları fikri gelişmeyi engellemez. Hayatta fedakârlık gerektirmez.
- Yunanlılar, Tanrıların gazabından korunmak için müzik, eğlence, spor ve şiir yarışları düzenlerler. (Günümüzdeki olimpiyatlar bu şekilde doğmuştur)
- Rahipler: Dini hizmetleri yerine getirmekle görevli memurlar sayılırlardı.

SOSYAL ve İKTİSADİ HAYAT
- Halk: Soylular (aristokratlar: büyük toprak sahipleri), tüccar ve sanayiciler, küçük toprak sahipleri (köylüler) ve köleler olmak üzere 4 sosyal sınıfa ayrılırdı.
- Köylüler: Gelirlerinin bir kısmını aristokratlara verirlerdi. Geçinemeyince borçlanırlar, borçlarını ödeyemeyince de topraklarını ve özgürlüklerini kaybederlerdi.
- Tüccar ve sanayiciler: Koloniler sayesinde zenginleştiler (orta sınıf)
- Köleler: Hiçbir hakkı yoktu.
ORDU
- Kölelerin ayaklanmasından çekinen şehir devletleri, güçlü birer ordu bulundurmuşlardır.
- Isparta'nın güçlü kara ordusuna sahipti. Krallığı devam ettiren tek şehirdir.
- Atina; Güçlü deniz ordusuna sahipti. Arhonlar yönetiminde demokrasiye geçmiştir.

HUKUK
- Yunan kanunları ağır cezalar ihtiva etmekteydi.
- Sınıf mücadelesi sırasında aristokratların haklarını korumak için yapmışlardır.
- Drakon: Soyluların haklarını korumak için şiddete dayalı kanunlar yapmıştır.
- Solon: Yaptığı kanunlarla köylülerin borçlarını sildi. Halkı gelirine göre 4 sosyal sınıfa ayırdı. Köleliği kaldırdı.
- Psistratos: Yaptığı kanunlarla orta sınıfı güçlendirdi. Tarım, ticaret ve sanayi gelişti.
- Klistenes: Yaptığı kanunlarla Atina'ya demokrasiyi getirdi. Sınıf farkını kaldırdı. Demokrasiyi uyguladı. (seçim sistemi, meclis)
- Demokrasiye karşı olanları tehlikeli insanlar ilan etti.

EKONOMİ
- Tarıma elverişli toprakların azlığından halk geçimini zeytin, balıkçılık, hayvancılık ve ticaret ile sağlıyordu.






4. Destanlarda amaç toplumu eğiterek bir hedef oluşturmak mı yoksa sanat yapmak mıdır? “Ergenekon Destanı’nda” öğretici ve sanat değeri olan ifadelere örnekler veriniz. Bulduğunuz ifadelerden hareketle - öğretici metin işleviyle sanat metni işlevinin bir arada bulunup bulunmadığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.


Destanlarda amaç toplumu eğiterek bir hedef oluşturmaktır. Ancak bu amacı verirken de sanat yönünü de kullanmıştır. Örneğin seslerin kelimelerin tekrarı ile ahenk oluşturulmuş edebi sanatlara başvurulmuş vs. Yani sanatsal metin özellikleri de var. öğretici metin işleviyle sanat metni işlevinin bir arada bulunması mümkündür.


5. Toplumda henüz iş bölümünün gerçekleşmediği, hayalin akılla ilgili davranışlarda hâkim olduğu bir dönemde oluşan “Ergenekon Destanı”nın dönemin tarihî, siyasi ve kültürel yapısıyla ilişkisini açıklayınız.


O dönemde aklın ve bilimselliğin ön planda olmadığını bilmekteyiz. Daha çok mitolojik unsurlarla hayali ve efsanevi ifadelerle olayların açıklandığını görmekteyiz. Dolayısı Ergenekon Destanı o dönemi yansıtan bir üründür.


6. Türklere ait “Ergenekon Destanı”yla bir Yunan destanı olan “İlyada”yı yapı, tema ve dil anlatım
bakımından karşılaştırınız. Ayrıca bu destanlarda ortak özellikler olup olmadığını söyleyiniz. Destanlarda
ortak özelliklerin bulunmasının sebepleri sizce neler olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Temaları ortaktır. Dil ve anlatım olarak da benzerdir. Bir çok ortak özellikleri vardır. Anlatımları , biçimleri, temaları vs. ortak özelliklerin bulunmasının sebepleri ise oluştukları dönemle alakalıdır. Aynı dönemin ürünleridir. Mitolojik çağın ürünü oldukları için ortak özellikler göstermektedirler.


7. Günümüz şiir ve romanlarında destanlara ait motiflerin bulunmasını nasıl açıklarsınız? Bunun kültür ve medeniyetle olan ilişkisi ne olabilir? Açıklayınız.


Kültür dediğimiz şey toplumun geçmişten günümüze getirdiği maddi manevi her şeydir. Medeniyet de aynen böyledir. Günümüzde bu unsurlara rastlamamızın nedeni budur.

sayfa 51



1. Sınıfa getirdiğiniz günümüz yazarlarına ait hikâyeyle “Ergenekon Destanı”nı yapı, tema dil ve
anlatım bakımından karşılaştırınız. İki eserin benzer ve farklı yönlerini belirleyiniz.


SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ HİKAYEMİZ İÇİN TIKLAYINIZ


Farklı yön olarak
Destan manzum hikaye mensurdur
Destanda mitolojik unsurlar vardır hikayede yok
Destanda olağanüstülük var hikaye gerçekçidir.
Ortak yön olarak
Tema destanda kahramanlık hikayede ise millet için fedakarlık/ kahramanlıktır
Dil ve anlatım açısından da benzer . dil akıcı sadedir. Anlatımda öyküleyici ve epik anlatım var




2. Ergenekon Destanı’nın geçtiği dönemin tarihi, kültürü ve siyasi yapısıyla ilgili ulaştığınız sonuçlardan
hareketle metinle dönem arasındaki ilişkiyi belirtiniz.


Metin meydana geldiği dönemin zihniyet yapısını yansıtan bir ayna gibidir. Ergenekon Destanı da dönemin tarihini kültürünü ve siyasi yapısını yansıtmaktadır. Metin dönemin şartlarından asla soyutlanamaz


3. Türk destanlarının günümüz insanının duygu ve düşünce dünyasına bir katkısı olup olamayacağını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Elbette katkısı vardır. Kültürümüze de yansır. Örneğin ergenekondan çıkış günü nevruz hala kutlanmaktadır.


4. Okuduğunuz metinden hareketle bir film senaryosu veya bir tiyatro metni oluşturunuz. Oluşturduğunuz
metni sınıfta okuyunuz.


5. Günümüz Türk toplum hayatıyla destanlarda anlatılan toplum hayatı arasındaki benzer yönleri sıralayınız.
Milliyetçilik anlayışı..Bazı bayramların kutlanması /nevruz…Yönetici bir liderin olması…Tek tanrılı din


6. Ergenekon ve İlyada Destanlarından hareketle destanların genel özelliklerini tespit ediniz.
Doğal destan ve yapma destan kavramlarını araştırınız. Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır. Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini dekatarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.


Doğal Destanların özellikleri:

ü Manzum hikâyelerdir.

ü Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.

ü Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.

ü Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.

ü Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.

ü Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

Oğuz Kağan destanı doğal destan grubuna girmektedir.



Yapma Destan
  • ♦ Bir topluluk önünde genellikle ezgili olarak ve ezbere söylenen doğal destanın tersine, okunmak amacıyla ve doğal destanlar örnek alınarak kaleme alınmış destanlara yapma destan denir.
  • ♦ Yapma destanlarda destan malzemesinin daha bilinçli, eleştirel, ironik bir biçimde kullanıldığı görülür.
  • ♦ Bu türün bilinen ilk örneği Latin şairi Vergilius‘un “Aeneis“dir. (MÖ. 70-19)
YAPMA DESTANLAR
Latin Edebiyatı
  • AENEIS (Vergilius)
İtalyan Edebiyatı
  • KURTARILMIŞ KUDÜS (T. Tasso)
  • ÇILGIN ORLANDO (Ariosto)
  • İLAHİ KOMEDYA (Dante)
İngiliz Edebiyatı
  • KAYBOLMUŞ CENNET (J. Milton)
Fransız Edebiyatı
  • HENRIADE (Voltaire)
Portekiz Edebiyatı
  • OS LUSLADAS (Camoens)
Türk Edebiyatı
  • ÜÇ ŞEHİTLER DESTANI (Fazıl Hüsnü Dağlarca)
  • KUVAY-İ MİLLİYE DESTANI (Nazım Hikmet)
  • SAKARYA MEYDAN SAVAŞI (Ceyhun Atuf Kansu)
  • MARAŞ’IN ve ÖKKEŞİN DESTANI (Gülten Akın)





7. Masal ve destan hakkında topladığınız bilgileri sunum hâline getiriniz ve arkadaşlarınıza sununuz.


8. Destanların oluşumu, yapma destan ve doğal destan hakkında topladığınız bilgiler çerçevesinde Mehmet Âkif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiirine yapma destan diyebilir misiniz? Neden? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Evet diyebiliriz. Çünkü epik konuludur. Toplumu çok derinden etkileyen bir olay üzerine yazılmıştır.

DEĞERLENDİRME



1. “Destanlar, hayal dünyasında oluşur. Halkın duygu ve düşüncelerini, inanışlarını, değerlerini,
olaylar karşısındaki tavırlarını gösterir. Genel halk kitlesinin hayata bakış açısını verir. Ruhunu aksettirir. Yaşadıkları coğrafya ve şartları gözler önüne serer. Toplumun özverisini, hırsını, bencilliğini, fedakârlığını, kahramanlığını, aşkını, kıskançlığını, savaşçılığını, adaletini, zihniyet dünyasını, insan ilişkilerini, insana, tabiata bakışlarını ve mücadele ruhlarını verir. Tarihin bilinmeyen yönlerine ışık tutar. Destanlarda milletlerin mizacını, yaşama gücünü, değişmez millî özelliklerini ve aile anlayışlarını bulmak mümkündür.”
Yukarıdaki paragraftan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?
A) Destanlar, milletlerin mizacını, millî özelliklerini ve aile anlayışlarını tespit etmemizi sağlar.
B) Destanlarda, halkın duygu ve düşünceleri, inanışları, olaylar karşısındaki tavırları vardır.
C) Destanlar tarihin bilinmeyen yönlerine ışık tutar.
D) Destanlar, toplumun zihniyet dünyasını, tabiata bakışlarını ve mücadele ruhlarını verir.
E) Destanlar, yapma ve doğal destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

52 ARAŞTIRMA SORULARI CEVAPLARI

1. Türklerin kullandıkları alfabeleri araştırınız. Köktürk alfabesinin önemi nereden gelmektedir?
Köktürk Yazıtları’nın yazılı Türk edebiyatındaki önemi hakkında çeşitli kaynaklardan bilgi
toplayınız. Topladığınız bilgileri defterlerinize yazınız.
KÖKTÜRK--UYGUR --ARAP--LATİN alfabelerini kullanmışlardır. köktürk alfabesinin önemi Türklerin ilk alfabesi olmasıdır .
Köktürk Yazıtları ile alakalı
göktürk yazıtlarının türk yazı dili açısından önemi nedir

Göktürk yazıtları ilk yazılı eserlerimizdir

Hitabet şeklinde yazılmıştır Bu yönüyle nutka benzer

Kendi dönemine göre çok sadedir,

Tük dilinin geçtiği ilk eserdir.

Bilge kağan, Tonyukuk ve Kültigin adına yazılmıştır

Üç taştan oluşur

Göktürk alfabesiyle yazılmıştır

Siyaşi amaçla yazılmıştır

Türklerin çinlilerle olan mücadelelerinden bahsetmiştir


Göktürk Yazıtlarının önemi

Göktürk Yazıtları Türk adının geçtiği ilk Türk metin olup; taşlar üzerine yazılmış ilk Türk tarihi, Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması, devletin ve milletin karşılıklı vazifeleri, Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası, Türk askerinin dehasının, Türk askerlik sanatının esasları, Türk feragat ve faziletinin büyük örneğidir.

Yazıtların dini, tarihi ve siyasi önemi


Orhun ve Yenisey Yazıtları Türk dünyası için birçok yönden önem taşır. Bunların başında yazıtların Türkçenin ilk yazılı belgeleri olması gelir. Gerçektende günümüze dek yapılan araştırmalara göre Orhun alfabesiyle yazılmış yazıtlar ve belgeler, Türk dili tarihinin ilk somut verilerini oluşturur. Bu yazıtların dili incelendiği zaman Türkçenin o döneme göre oldukça gelişmiş bir dil olduğu sonucu çıkarılabilir. Gerek dilbilgisi birimlerinin çeşitliliği, gerek sözcük dağarcığının kullanarak uygulanması, bu belgelerdeki dilin sözlü ve yazılı anlatıma büyük yatkınlık gösterdiğini açıklamaktadır.

Orhun yazıtları, düz yazı örnekleridir, bununla birlikte kimi dilciler yazıtların şiir biçiminde yazıldıklarını ileri sürmektedirler. Ancak bunu doğrulamak pek olanaklı değildir. Gerçi yazıtlardaki dil ve söyleyiş şiire elverişli görünmektedir. Ama bu özelliği onun türünden kaynaklanmaktadır.

Orhun Yazıtları, anı-söylev karışımı bir türde yazılmıştır denilebilir. İlk bakışta dikkati, konuşan kişi, yani Bilge Kağan çekmektedir. Bilge Kağanı güçlü bir söylevci yapmaktadır. İkinci vurgulanması gereken yönde yazıtların tarihsel ve siyasal bir içerik taşımasıdı


GÖKTÜRK (ORHUN) YAZITLARININ ÖZELLİKLERİ


üTürklerin bulunan ilk yazılı metinleridir.
üBu metinler doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar.
üSöylev türünde yazılmıştır.
üKitabelerde oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır.
ü
Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir.
üHem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir.
üTarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir.
üTürk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.
üKitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur.
üKitabeleri 1893’te Wilhelm Thomsen okumuştur.
üBir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır.



2. İslamiyet öncesi, Türklere ait yazılı belgelerin bulundukları yerleri ve yazıların özelliklerini
araştırınız. Sonuçları defterlerinize not ediniz.

Yazılar Türklerin ilk yurdu olan Orta Asya da bulunmuştur. Orhun ırmağı etrafında bulunmuşlardır. Günümüzde bu yer Moğolistan sınırları içerisindedir.
Yazıların özelliklerine gelince bunların bazıları ilk yazılı eserlerimizdir. (Orhun Abideleri) bazıları ise uygurlara ait metinlerdir. Bu yazılar o dönemdeki Türk siyasi-kültür-sosyal- ekonomi- dini hayatını yansıtması açısından çok önemlidir. Bu eserler olmadan dönem hakkındaki kesin ve net bilgilere ulaşmak imkansızdır. Yani bu yazılar belge niteliği de taşımaktadır.

3. “Nutuk” ve “hitabet” kelimelerinin anlamlarını sözlüklerden bulunuz ve bunların edebî tür
olarak özelliklerini araştırınız. Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nu sınıfa getiriniz.

HİTABET / NUTUK

Hitabet bir fikri, bir davayı dinleyicilere benimsetmek, onları bu fikre, davaya inandırmak için söz söyleme sanatıdır
NUTUK
Nutuk, kelime anlamı olarak, "söz, lakırdı; söyleyiş, söylemek kuvveti" demektir. Kalabalık bir dinleyici topluluğunu çeşitli fikir, duygu ve heyecanları aşılamak amacıyla yapılan konuşmalara söylev (nutuk) denir.

HİTABETİN ÖZELLİKLERİ

1. Belli düşünceleri topluluğa dinletmek ve dinleyenleri inandırmak amacı taşır.

2. Konuşma inandırıcı, etkileyici ve coşturucu olmalıdır.

3. Kelimelerin ve cümlenin anlamı kadar konuşma sırasındaki vurgu, tonlama, mimik ve jestler önemlidir.

Hitabette yetenek kadar eğitim de gereklidir. Düşüncelerini tam ve doğru olarak ifade edemeyen "hatipler" söz söyleme konusunda ne kadar yetenekli olursa olsun başarılı olamazlar.



2. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri ve kelime gruplarını yazınız.
• Yaratılış Destanı, .......İSLAMİYET ........ öncesi Türk destanlarındandır.

• Manas ve Kalavela Destanı Finlilere ait destanlardır. (Y)

• Köroğlu Destanı, ......İSLAMİYET..... sonrası Türk destanlarındandır.
• .....DESTAN... toplumları derinden etkileyen, tarihî ve sosyal olayları anlatan manzum
edebî eserlerdir.
• Destanlar .......DOĞAL........ ve .........YAPAY............. destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

3. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?
A) Uygur-Türeyiş
B) Hun-Oğuz Kağan
C) Köktürk-Bozkurt
D) Uygur-Siyenpi
E) Saka-Alp Er Tunga

4. Destanların oluşum aşamalarını defterinize yazınız.


5. Aşağıdakilerden hangisinde doğal destanlar bir arada verilmiştir?
A) İlyada, Kalevala, Oğuz Kağan
B) İlyada, Kaybolmuş Cennet, Oğuz Kağan
C) Kaybolmuş Cennet, Kalevala, Şehnâme
D) İlyada, Kurtarılmış Kudüs, Kalevala
E) Kurtarılmış Kudüs, Şehname, Odysseia
(ÖYS-1988)

6. Aşağıdaki dizilerden hangisi sadece Türk destanlarını kapsamaktadır?
A) Alp Er Tunga - Oğuz - Türeyiş - Şehname
B) Şu - Türeyiş - Gılgamış - Oğuz
C) Türeyiş - Alp Er Tunga - Oğuz - Şu
D) Oğuz - Alp Er Tunga - Ramayana - Şu
E) Şehname - Oğuz - Şu – İlyada
(ÜSS-1975)



sayfa 53

HAZIRLIK
1. Yazının icadı ile dil ve kültür arasında nasıl bir ilişki vardır? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.


Yazının icadı tüm dünya tarihi için en önemli olaylardan biridir. Toplumun ortya koyduğu kültür dil öğesi ile saklanır ve geleceğe taşınır. Dil kültürü geçmişten günümüze taşıyan bir araçtır. Sözlü olarak doğan dilin yazılı olarak kullanılmaya başlanması ile Toplumlar yaşayışlarını kültürlerini ve dil ürünlerini bir sonraki çağa/döneme/geleceğe daha sağlam bir şekilde ulaştırmışlardır. Sözlü olarak taşınan her ürün zamanla değişime veya bozulmaya maruz kalır. Ancak yazı, ürünlerin daha kalıcı olmasını sağlar ve değişmeye bozulmaya karşı ürünleri korur.


2. Türkler, tarih boyunca hür yaşamayı başarmış bir millettir. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki
bağımsızlık kavramına yapılan vurguları gösteriniz. Metni, hitabet yönünden değerlendiriniz.


Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
…
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
…

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Hitabet özellikleri: Güçlü bir söylev dili , Etkili ve çarpıcı sürükleyici bir dil


SAYFA 55
1. Okuduğunuz metinden hareketle İslamiyet Öncesi Dönemin sözlü edebiyatı gibi yazılı edebiyatının da eski Türklerin dil, anlatım, tema, duyuş ve zevk bakımından özelliklerini nasıl yansıttığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Edebi ürünler toplumun ve sanatçının aynasıdır. Bu metinler de eski Türklerin özelliklerini yansıtmaktadır. Örneğin metinde bir liderin ülkesi için yaptıkları vardır. Kabaca milli konular işlenmiştir. Türklerin en temel özelliğidir milliyetçilik. Bu özellikler metne de en doğal şekli ile yansımıştır.


2. Metindeki olay örgüsünü şema hâlinde tahtada gösteriniz. Şemadan hareketle olayların merkezindeki düşünceyi söyleyiniz.
Tonyukuk Abidesi Olay örgüsü



  • Türkler Çin’e tabidir
  • Türklerden kimse kalmamıştır
  • Tonyukuk Tanrının bilgisi ile halkın başına geçer
  • Oğuzlar birlik ve beraberlikle yaşarlar
  • Oğuzlara casus gelir
  • Çinliler saldırmak ister
  • Tonyukuk hakana isteklerini arz eder. Hakanda tonyukuk isteklerine onay verir.
  • Savaşırlar ve Tanrının lütfu ile dağıtırlar
  • Sonra Çin kağanı, On ok kağanı ve Kırgızlar anlaşırlar ve saldırırlar
  • Tonyukuk strateji belirler ve önce Kırgızlara saldırmak ister
  • Kırgızları uykuda basar ve savaşırlar
  • Kırgız kağanı öldürülür ve Kırgız halkı Tonyukuka teslim olu


3. Olayın geçtiği mekân ve kişilerin özelliklerini işlevleriyle birlikte aşağıdaki tabloya yazınız.
Kişiler:
Özellikleri
Kişilerin büyük bir çoğunluğu halkın önde gelenleridir. Adı geçen kişiler hakanlar , kağanlardır.
İşlevi
Olayların ortaya çıkışını ve aktarılmasını sağlamışlardır




Mekân:
Özellikleri
Mekân çok geniştir. Ve mekanlar genellikle kısa sürede çok çabuk değişir.
İşlevi
Anlatılan olayların somut şekilde ifadesini sağlar


4. Metnin zamanı ve olay örgüsü ile sözlü edebiyat ürünleri arasında bir ilgi kurulabilir mi? Açıklayınız.
Kurulabilir. Zaman sözlü ürünlerde çok hızlı geçer bu metinlerde de bunu görmekteyiz. Olay açısından baktığımızda da destanlarda anlatılan olaylarla benzerlik göstermektedir.


5. Metnin nasıl bir anlatım tarzı vardır? Anlatıcının anlatılanlarla ilişkisi nedir? Eser hangi bakış
açısıyla anlatılmıştır? Sözlü olarak ifade ediniz.
Metin birinci kişi ağzından anlatılmaktadır. Anlatıcı bizzat olaylara dahildir. Bakış açısı : Kahraman bakı açısıdır.


6. Tonyukuk Abidesi adlı metinle yazıldığı dönem arasında ne tür bir ilişki kurulabilir? Açıklayınız.
Yazıldığı dönemin siyasi sosyal ve kültürel özelliklerini yansıtmış o dönem Türk devleti ve halkı hakkında önemli bilgiler vermiştir


7. Köktürk Yazıtları hakkında yaptığınız araştırmaları da göz önünde bulundurarak Köktürk Yazıtları’nın Türk medeniyet tarihi içerisinde nasıl bir yeri olduğunu söyleyiniz.


SAYFA 56
1. “Türk milleti Çin’e tabi idi. Türk milleti hanını bulmayıp Çin’den ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp
Çin’e tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim, hanını bırakıp teslim oldun.” cümleleri ile
“Baş başa bağlı, baş da padişaha bağlıdır.” atasözü arasındaki ilişkiyi dikkate alarak Türklerin devlete
bağlılığına dair nasıl bir çıkarımda bulunabilirsiniz? Düşüncelerinizi yazılı olarak ifade ediniz.
2. Tonyukuk Abidesi adlı metinde atasözü ve deyim niteliğindeki özlü sözleri tespit ediniz. Bunların
anlatıma katkısını açıklayınız. Bulduğunuz özlü sözlerin benzerlerine günümüzde rastlıyor musunuz?
Örnekler veriniz.
3. Köktürk Yazıtları’nın yazılı Türk edebiyatındaki önemini açıklayan bir kompozisyon yazınız.
Hazırladığınız metni arkadaşlarınıza okuyunuz.
4. a) Yukarıda verilen örnek metinlere göre İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatının yazılı dönemine
ait eserleri gruplandırınız:
1. .................................................. ...............................

2. .................................................. ...............................


SAYFA 57


b) Örneklerden hareketle Köktürk ve Uygur metinlerinin dil ve anlatım özelliklerini tespit ederek aşağıdaki tabloya yazınız.

dil ve anlatım özellikleri


Köktürk Yazıtları: Metinin yazıldığı döneme göre oldukça sade bir dili vardır. Metin kısa ve özlü bir anlatımla sahiptir. Sağlam ve ilgi çekici bir üslubu vardır. Metinin anlatımında söylev havası hâkimdir.

Uygur Metinleri: Metin kısa ve özlü bir anlatımla sahiptir. Sağlam ve ilgi çekici bir üslubu vardır. Metin nazım şekilde ifade edilmiştir. Metin dini içeriklidir. Anlatım ses tekrarlarrıyla ahenkli bir şekilde ifade edilmiştir.


c) Ön Hazırlık bölümünde yaptığınız araştırmaları da göz önünde bulundurarak bu metinlerin bulundukları yerleri ve yazıların özelliklerini örnekteki gibi aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.

Bulundukları Yerler

Köktürk Yazıtları:
Günümüzde Moğolistan sınırında yer almaktadırlar. Orhun ırmağının kıyısındadır

Uygur Metinleri:
Türkistan'ın Kara Hoço kenti yakınlarında Turfan'da yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır


Yazıların Özellikleri

Köktürk Yazıtları:

Uygur Metinleri:

Türkistan'ın Kara Hoço kenti yakınlarında Turfan'da yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.Bu metinlerde Maniheizm, Budizm, ile ilgili çeşitli öyküler, dua metinleri ve çeşitli inançlarla ilgili parçalar vardır. Bu dönemden Altun Yaruk, İki Kardeş Hikayesi, Çaştani Bey Hikayesi gibi çok sayıda eser günümüze kadar kalmıştır.

Uygur Metinleri ve Özellikleri

Uygurlara ait metinler, üslûp ve hikâye ediş bakımından Gök*türk Yazıtlarına benzer. Ancak Kül Tigin ve Bilge Kağan Anıtı'ndaki yüksek heyecan, millî şuur ve lirizm Uygurlara ait yazıtlar*da yoktur.

Yenisey yazıtlarından hiçbirinin dikiliş tarihi belli değildir. Taşlar*daki yazının Göktürk Yazıtlarındaki kadar gelişmemiş oluşu; bazı araştırıcıları, Yenisey Yazıtlarının daha eski olduğu fikrine götürmüştür.

Uygur yazıtları çoğunlukla mezar taşı olarak dikilmiştir.

Bu taşların bazıları birkaç kelimelik, çoğu 5-10 satırlıktır. İçlerin*de 10 satırı geçenleri de vardır. Yenisey bengü taşları sade ve abartısız bir dille yazılmıştır. Çoğunlukla yazıt sahibinin kendi ağzından kısa özgeçmişi ve aile bireylerine, akrabalarına, arka*daşlarına, hükümdarına, ülkesine ve milletine doyamadan bu dünyadan ayrıldığını anlattığı yazıtlarda oldukça içten bir söy*leyiş vardır.

Uygurlara ait yazıtlardan ilki, Uygurların ikinci hükümdarı Moyuncur adına dikilmiştir. Moğolistan'ın Sine Usu gölü civarında bulunan yazıt, Kutlug Bilge Kül ve Moyunçur devirlerinden bah*setmektedir. Bu kitabe de dil ve yazı bakımından Göktürk Yazıtları'na benzemektedir.

Uygurların ikinci devresinde ortaya konan eserlerde, önemli değişiklikler görülür. Her şeyden önce Göktürk yazısı bırakıl*mış, Soğd alfabesiyle eserler verilmiştir. Bunun sebebi dindir. Manihaizm'in kabulüyle Maniheist olan Soğdların yazısı alın*mış, fakat Göktürk yazısı az da olsa kullanılmıştır. İkinci bir se*bep, 840 yılından sonra Uygurlar, yerleşik bir medeniyete geç*mişlerdir. Bu dönemde dile yabancı kelimeler girmiş ve dil ya*lınlığını kaybetmiştir. Bu devirde daha çok Budizm ve Maniha*izm dinlerine ait eserler ağır basmaktadır.

Bunlardan başka Altun Yaruk ile İki Kardeş Hikâyesi, özel bir değere sahiptir. Altun Yaruk'ta Budizm inancının temel kuralla*rından söz edilmektedir.

Turfan Türk Metinleri adlı eserin bunlar içinde ayrı bir yeri var*dır. Bilhassa 8. cüzde yer alan Sekiz Yükmek adını taşıyan me*tin, kelime zenginliği bakımından dikkati çekmektedir. Metinde açık bir ifade hâkimdir.

İslâmiyet'ten önceki Türk Edebiyatının örneklerini veren Gök*türk ve Uygur Yazıtları, şüphesiz sadece bunlar değildir. Kulla*nılan dilin bir hayli işlenmiş edebî bir dil olması, çok öncelerde Türk diliyle yazılmış eserlerin bulunması gerektiğini düşündür*mektedir.


ç) Uygurlara ait okuduğunuz metinlerde hangi temanın işlendiğini söyleyiniz.
Tanrıya duyulan bağlılık ve sevgi


5. Sınıfta iki grup oluşturunuz. Birinci grup olarak Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’ndan, ikinci grup olarak da Köktürk Yazıtları’ndan birer bölüm seçiniz. Metinleri, aşağıdaki tabloda belirtilen ölçütlere göre karşılaştırınız. Metinlerin ortak yanları ve günümüze nasıl ışık tuttuğu hakkında tartışınız. Ulaştığınız
sonuçları tabloya yazınız.



KÖKTÜRK YAZITLARI ONUNCU YIL NUTKU
Yapı
Tema
Dil ve Anlatım
Hitabet Özellikleri
Tarihî ve Kültürel Önemleri
Yazılış Amaçları
Hangi Şartlarda
Kim Tarafından
Kime Yazıldığı

SONUÇLAR

KÖKTÜRK YAZITLARI İLE 10.YIL NUTKU'NUN KARŞILAŞTIRILMASI

Metnin yazıldığı şartlar..."Dağılan Göktürkleri Bilge Kağan ve kardeşi Kül Tigin tarafından bir araya getirilişi ve Göktürk devletinin yeniden kuruluğu zamanki şartlar"
Tema: Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması gerektiği
Hitabet özellikleri: Yer yer gerçekçi tarih dili; yer yer eleştiri cümleleri yer yer güçlü bir söylev dili kullanılmıştır."
Tarihi ve kültürel önem: Türk yazı dilinin ilk edebi örnekleri olması
Yazılış amacı:Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması, düşmanın tatlı sözüne, hediyelerine kanmaması gerektiğini vurgulamak ve öğüt vermek için yazılmıştır.
Metin yazarının özellikleri: Milletini seven,koruyan kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen,milleti için çalışmaktan bıkmayan, hesap vermekten çekinmeyen, lider özelliklerine sahip...
Metnin hitap ettiği kitle:Türk milleti

ONUNCU YIL NUTKU:
Metnin yazıldığı şartlar: Cumhuriyet'in Kuruluşunun 10. Yıldönümü nedeniyle Kurtuluş Savaşı'nın hesabını veren, bir diğer deyişle ulusal mücadelenin kimlere karşı, niçin ve nasıl verildiğini anlatan, hem de bu mücadelenin Cumhuriyet kurulduktan sonraki safhasında yapılması gerekenler ve yapılacak olanlar...
Tema:" Milletimizin tehlikelere karşı uyanık olması"
Hitabet özellikleri: Güçlü bir söylev dili...
Metin yazarının özellikleri: Milletini seven,koruyan kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen,milleti için çalışmaktan bıkmayan, hesap vermekten çekinmeyen, lider özelliklerine sahip...
Metnin hitap ettiği kitle: TBMM üyelerinin şahsında Türk Milleti...


SAYFA 58
1. “Türklerin ilk, güzel ve değerli eserleri Köktürkler devrinde, Köktürk veya Orhun yazısıyla yazılan ve dikilen bengü taşlarıdır. Orkun / Orhun Irmağı yakınlarında bulunduğu için bu taşlara Orhun Abideleri de denilmektedir. Taşların ilki vezir Bilge Tonyukuk tarafından Yollug Tigin’e yazdırılmıştı. 720-724 yılında diktirilmiştir. Diğer iki kitabenin de yazarı Yollug Tigin’dir. Kültigin adına dikilen abide 732 yılında dikilmiştir. Bilge Kağan abidesi ise ölümünden bir yıl sonra kendi oğlu tarafından 735 yılında diktirilmiştir. Orhun Abideleri Köktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bu alfabe bizim öz alfabemizdir ve Türkçenin seslerini
karşılayan bir alfabedir. Alfabe sağdan sola doğru yazılır ve otuz sekiz harflidir. Bu harflerin yirmi altısı ünsüz, dördü ünlü, sekizi de birleşik harflidir. Türkler IX. yüzyıldan itibaren Uygur yazısı kullanmışlardır.Uygur yazısı on dört harflidir. Bu harflerin on biri ünsüz, üçü de ünlüdür.”


Yukarıdaki paragrafta verilen bilgiler ışığında düzenlenen aşağıdaki yargılardan doğru
olanları “x” ile işaretleyerek belirtiniz.


( ) Bengü taşlara genel bir deyimle balbal denirdi.
(X )Köktürk Yazıtları’na Orhun Abideleri de denilmektedir.
(X )Kitabelerin yazarı Yollug Tigin’dir.
(X )Orhun Abideleri, Köktürk alfabesiyle yazılmıştır.
(X)Köktürk alfabesi bir Türk alfabesidir.
( ) Türkler XIII. yüzyıldan itibaren Uygur yazısını kullanmışlardır.
(X)Orhun Kitabeleri (Abideleri) aynı zamanda tarih, hatıra ve nutuk (hitabet, söylev) türünün
ilk örnekleridir.


2.
“




Tonyukuk Abidesi adlı metin ve Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’ndan alıntılanan yukarıdaki
paragraflarda koyu renkle gösterilen kelimeleri ses ve hareket unsuru bakımından inceleyiniz.Bu ifade tarzlarının metnin anlatımındaki işlevini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
bu ifadeler, bu kelimeler nutuk metinlerinde vurgulanan kelimelerdir
Bu ifadeler dönemin kültürü ve yaşayışı hakkında bilgi vermekle birlikte eserin anlatım türünü de yansıtır. Örneğin Orhun abidelerinden alınan metindeki kelimeler fiildir. Anlatımın öyküleyici olduğunu göstermeke. Aynı zamanda dönemin yaşayışını da görmekteyiz.






3. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
• Türk edebiyatının en eski ve önemli yazılı kaynağı ......ORHUN ABİDELERİ
• Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ...NUTUK......türünde bir metindir.
• ...UYGUR...yazılı metinleri dinî konularda yazılmış tercüme metinlerdir.




4. Aşağıdaki boş bırakılan yerleri en iyi tamamlayan seçeneği bulunuz.
Orhun Abideleri ................................. tarafından ................ diktirilen ilk yazılı eserdir.
A) Bilge Kağan / VIII. yüzyılda
B) Tonyukuk / VIII. yüzyılda
C) Yollug Tigin / VIII. yüzyılda
D) Kül Tigin / VII. yüzyılda
E) Kaşgarlı Mahmut / VII. Yüzyılda

SAYFA 59
1. Aşağıdaki destanlardan hangisi Destan Dönemine ait değildir?
A) Şu Destanı
B) Siyenpi Destanı
C) Köroğlu Destanı
D) Türeyiş Destanı
E) Bozkurt Destanı


2. Aşağıdakilerden hangisinde İslami unsurlar daha ağır basar?
A) Göç Destanı
B) Ergenekon Destanı
C) Oğuz Kağan Destanı
D) Alp Er Tunga Destanı
E) Manas Destanı


3. Aşağıdaki yargılardan hangisi destan metinlerinin özelliklerinden değildir?
A) Kahramanlar olağanüstü güçlere sahiptir.
B) Destanlarda nesnel gerçeklik ön plandadır.
C) Destanlar halkın hayal dünyasında oluşur.
D) Destanlar toplumları derinden etkileyen tarihî ve sosyal olaylardan hareketle oluşmuştur.
E) Genellikle manzumdur.


4. Aşağıdakilerden hangisi Türklerin kullandığı alfabelerden biri değildir?
A) Ermeni
B) Arap
C) Uygur
D) Çin
E) Köktürk


5. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
a. Yazılı edebiyatımızın ilk örnekleri ....Köktürk ( II. Kutluk)...... Türklerine ait olduğu sanılan mezar kitabeleridir.
b. Kül Tigin adına dikilen abide .....M.S....732 ........ tarihine aittir.
c. Türklere ait ilk güzel ve değerli eser olan bengü taşları ......ORHUN....... Irmağı yakınlarında
bulunur.

sayfa 60

6. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Sözlü edebiyat ürünlerini usta yazarlar oluşturur. (Y )
Sözlü edebiyat ürünlerinde atlı-göçebe kültürünün izleri daha belirgindir. (D )
Destanlar tabii destan safhası, doğum safhası ve yayılma safhası
olmak üzere üç safhadan oluşur. ( D)
Âşık edebiyatında savaşları, ünlü kişileri, gülünç olayları anlatan eserlere de
destan denmiştir. (D )

7. Aşağıda sözlü edebiyatın ürünleri ve onlara karşılık gelen ifadeler verilmiştir. Doğru
eşleştirmeyi yapınız.
a. Sav Atasözü ve deyim niteliğindeki sözler
b. Koşuk Aşk, doğa vb. olayların anlatıldığı lirik şiirler
c. Sagu Ağıt
ç. Destan Millet hayatını etkileyen büyük olayların anlatıldığı olağanüstü özellikler taşıyan eser

8. Türk destanlarında, devlet adamlarının hangi ideal niteliklere sahip olması gerektiği
anlatılmıştır? Okuduğunuz metinlerden örnekler vererek açıklayınız.Ü


9. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.

• Yazılı edebiyat dönemine .............KÖKTÜRK........... ve ................UYGUR.............. metinleri damgasını
vurur.
• Destanlardaki ........ZAMAN......., olayların akışına uygun şekilde çok hızlıdır.
• Destan dilinin oluşumunda; mitolojik ögelerin, dinî törenlerin, musikînin ve ..........................
mücadelenin etkileri vardır.
• Sözlü edebiyat ..MİTOLOJİK ÇAĞLARDA ...( İLK İNSANLA BİRLİKTE) ...... oluşmaya başlamıştır.
• ..MİTOLOJİK.. ögelerin oluşmasında; kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla
mücadelelerinde hayal yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavır etkilidir.

Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:35 )
 
Eski 05-02-15, 00:33 #5
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)


İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


SAYFA 60 ARAŞTIRMA SORULARI CEVAPLARI

1. Türklerin İslamiyeti kabulüyle sosyal, siyasi ve kültürel hayatlarında ne tür değişiklikler
olmuştur? Araştırınız. Araştırma sonuçlarını sunum hâline getiriniz.

Bu Konuda Bulabilecekleriniz :
  • TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABÜLÜ
  • Türklerin İslamiyet Öncesi Yaşam Şekli
  • Türklerin İslamiyet Sonrası Yaşam Şekilleri

Türklerin İslamiyet öncesi ve sonrası yaşamları nasıldı, türklerin islamiyet öncesi ve sonrası yaşam tarzları ve biçimi
Türklerin İslamiyeti Kabulünden sonra yaşamlarında Ne gibi değişiklikler olmuştur,Türklerin İslamiyeti Kabul Süreci hakkında bilgileri yazımız içerisinde bulacaksınız.


TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABÜLÜ

Uzak-doğudan Avrupaortalarına kadar bütün bozkırlar bölgesinde 1200 yıl hüküm sürmüş ve birçoksiyâsî, sosyal ve etnik izler bırakmış olan Türk toplulukları İslâmî devirde deve bu defa, hâkim zümreler sıfatıyla tarihî ağırlıklarını koydukları çeşitlimüslüman ülkelerde büyük İmparatorluklar (Kara-Hanlılar, Gazneliler, Selçuklular,Harzemşahlar, Hind-Türk İmparatorluğu) veya devletler (Irak, Suriye, Kirman, AnadoluSelçukluları, Tolunlular, Ihşidliler, Mısır Türk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı,Timurlular, Kara-koyunlu, Akkoyunlular), Atabeylikler (Salgurlular, İl-Denizliler,Böriler, Zengîliler, Beğ-Teginliler) ve beylikler (Artuklu, Dânişmendli,Mengücüklü, Saltuklu, İnallı, Ahlat Şahları, İzmir, Efes) kurarak islâmdünyasının mukadderatına hâkim olmuşlar ve Osmanlılar’la birliktedeğerlendirildiği takdirde, Orta Asya, Yakın Doğu ve Doğu Avrupa’nın son binyıllık tarihine yön vermişlerdir.
Umumiyetle kabûl edildiğigibi, Türkler’in dünyâ tarihinin en mühim hâdiselerinden biri olmak üzere,İslâmiyete girişleri kendi arzuları ile vukû bulmuştur. Bu durum Arapça eserlerdede bazı yankılar bırakmıştır. Meselâ Halife Al-Me’mûn’un hususi kütüphânesindememur olan bir Türk şöyle demiştir. “İranlılar ve Rumlar ülkelerinibaşkalarına kaptırıp kendi yurtlarında esir olurlar, Türkler memleketlerini hiçkimseye vermiş değillerdir…” Gerçekte İslâm dininineski Türk inanç ve telâkkilerine uygun cihetleri çoktu. Türkler uzun zamandan beritek Tanrı inancına âşina bulunuyorlardı. Ahiret’e ve ruh’un ölmezliğineinanıyorlar ve Tanrı’ya kurban sunuyorlardı. Ayrıca İslâmiyet’in telkin ettiğiahlâkî kaideler eski Türk “alplik” anlayışına uygun düşüyor veözellikle “cihâd” Türk’ün fütuhât görüşünü takviye ediyordu.Türkler’in kısa zamanda İslâmiyet’in bayraktarı olarak dünyâ karşısına çıkışsebepleri bunlar olmak gerekir.



Türklerin İslamiyet Öncesi Yaşam Şekli

Devlet Yönetimi
Uygurlar dışında bütün Türk Devletleri göçebe devlet şeklinde yaş>ışlardır.
Aileler obaları, obalar boyları, boylar ise budunları meydana getirirdi.
Devlet, hanedanın ortak malı kabul edilirdi.
Hakanın yetkileri “Kurultay” denilen danışma meclisi ile sınırlandırılmıştı.
Bu durum Türk devletlerinde taht mücadelelerine sebep olmuştur. Bu yüzden Türk devletleri çok kısa sürelerde yıkılmıştır. Devlet kuzey-güney, doğu-batı, sağ-sol olmak üzere ikiye ayrılırdı. Sağı hükümdarlar yönetirdi. Senede iki kez toplanan Kurultay adı verilen bir meclis vardır. Boy beylerinden oluşurdu. Önemli kararlar alınırdı.
Kurultay, Türklerde askeri yapıda demokrasinin olduğunu gösterir.


Hukuk:
İslamiyet öncesinde kurulan Türk devletlerinde yazılı hukuk kurallarına rastlanmaz.
Genelde, sosyal hayatı düzenleyen sözlü hukuk kuralları yani töreler baskındır.
Devlet yapısında töreyi uygulayan adalet teşkilatının başı hükümdardır.
Töre hükümleri ile çok ağır cezalar verildiği görülmüştür.


Ordu:
İlk Türk devletlerinde kadın-erkek her Türk asker sayılırdı.
İlk düzenli Türk ordusu Asya Hun İmparatoru Mete Han tarafından kuruldu.
Ordunun başında başbuğ denilen başkomutan bulunurdu.
Türkler savaşlarda en çok sahte ricat denilen geri çekilme taktiğini uygulayarak başarılı oldular.
Mete Han tarafından kurulan ordu, Türk Kara Kuvvetleri’nin temeli olarak kabul edilmiş ve Çin, Moğol, İran, Bizans ve Roma’yı da etkilemiştirİ


Din
Tek bir tanrının varlığına inanılmış, Tanrı’ya “tengri” adı verilmişti.
Bu tanrı Gök tanrı olarak da bilinmekteydi.
Doğa da bir takım gizli güçlere inanılırdı.
Şamanizm yani iyi ruh ile kötü ruhun varlığına inanı> bir inançta yaygındı.
Öldükten sonra yaşama inanç vardı.
İslamiyet öncesi Türklerde görülen tek Tanrı inancı, İslamiyet’in kabul edilmesinde etkili olmuştur. Bu Türklerde öldükten sonra yaşama inanılır, mezarlara Balbal’lar dikilirdi. (Balbal, öldürülen düşman sayısı kadar dikilirdi.)


Ekonomik Hayat
Bozkır kültürünün bir sonucu olarak göçebe ve yarı göçebe bir hayat sürmüşlerdir.
Göçebe hayatın bir sonucu olarak hayvancılık zorunlu geçim kaynağı olmuştur.
Bununla birlikte balıkçılık, tarım ve yağmacılık da ekonomik hayatta önemli yer almıştır.
Dil ve Edebiyat Türklerde görülen en eski dil Göktürkçe ve alfabe olarak da Göktürk alfabesidir.
VII. yüzyılda Göktürkler tarafından Göktürk alfabesi ile yazı> Orhun kitabeleri bilinen en eski Türk yazıtları olarak kabul edilir.
Uygurlar da Uygur alfabesini kullanmışlar ayrıca hareketli harfleri bulmuş ve matbaayı kullanmışlardır.


Bilim ve Sanat
Oniki hayvanlı Türk takvimini meydana getirmişlerdir.
Bilim adamlarından meydana gelen ve Keneş Meclisi adı verilen bir meclisi meydana getirmişlerdir.
Göçebe hayat sürdükleri için taşınabilir sanat eserleri olarak kemer, kılıç, at koşumu gibi el sanatları ile uğraşmışlardır.

Türklerin İslamiyet Sonrası Yaşam Şekilleri

Devlet Yönetimi
Devletin başında bulunan kişi, hem dini, hem de siyasi açıdan tüm yetkilere sahipti.
İslamiyetin kurulduğu ilk yıllarda, devlet başkanı Hz. Muhammed idi.
Hz. Muhammed’den sonra devlet başkanlığı görevi için halifeler seçildi.
Halifeler, Hz. Muhammed’in peygamberlik görevi dışındaki dünyevi bütün görevlerini yerine getirdiler.
...
Hz. Ömer döneminde sınırların genişlemesi ile devlet yapısında yenilikler yapılarak vali ve kadılar atanmaya başlandı.
Dvlet hazinesi olarak bilinen Beytül Mal oluşturuldu.
Emeviler Dönemi’nde halifelik babadan oğula geçmeye başladı.
Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ilk dört halife (Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali) seçimle belirlenmiştir.
Emeviler Dönemi’nde sınırların genişlemesi ile yeni devlet görevlileri ortaya çıktı.


Ordu
Sınırların genişlemesi ile ordu önem kazanmaya başladı.
Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir döneminde düzenli bir İslam ordusu yoktu.
İslam Devleti’nde, eli silah tutan her erkek asker olarak kabul edilirdi.
İlk düzenli İslam ordusu Hz. Ömer devrinde kuruldu.
Abbasiler devrinde, Türkler ve diğer milletler İslam ordusunda görev almaya başladı.
Hz. Osman devrinde ilk defa donanma kuruldu.


Sosyal Hayat
Sosyal hayata dair düzenlemeler Kur’an-ı Kerim’den alınırdı.
İslamiyette insanlar arasında fark olmamasına rağmen, Emeviler Dönemi’nde Araplar kendilerini diğer uluslardan üstün görmüşlerdi.
Arap olmayan Müslümanlar ise Mevali olarak adlandırılmıştı.
Abbasiler döneminde Araplarla Mevali eşit duruma geldi.
İslam Devleti’nde, Hristiyan ve Yahudiler’den oluşan topluma Ehl-i Kitap denir.
Ehl-i Kitap haricinde Müslüman olmayan kesime de Ehl-i Küfür denir.
Müslüman olmayan bu toplumlar haraç ve cizye vergileri verirdi.


Ekonomik Hayat
Ekonomi daha çok tarım, hayvancılık, ticaret ve el zanaatlarına dayalıydı.
Abbasiler Dönemi’nde el zanaatları ile uğraşanlar, Fütüvvet Birlikleri denilen meslek örgütleri oluşturmuşlardır.
Hayvancılığın gelişmesi ile halı ve kilim dokumacılığı da gelişti.
Seramik, cam işlemeciliği ve dokumacılık da ilerledi.
Ticaret, İslamiyet ile birlikte Arap Yarımadası’nda oldukça hızlandı.
En çok ticaretin yapıldığı devlet Bizans’dı.
İslam Devletleri’nde, devlete ait gelirlere Beyt-ül Mal denir.
Devlete ait gelir kaynakları :
1. Savaş ganimetlerinin beşte biri
2. Gayrimüslimlerden alınan Haraç
3. Müslümanlar’dan alınan Öşür
4. Gayrimüslümlerden alınan Cizye
5. Maden, tuz, gümrük gelirleri
Emevi halifesi I. Velid zamanında ilk İslam parası basıldı.


Dil ve Edebiyat
İslamiyet’te dil ve edebiyatın kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir.
Arapça, Emevi halifesi Abdülmelik zamanında resmi dil olarak kabul edildi.
İslamiyet’ten önce, sözlü edebiyat gelişmişken, Hz. Muhammed’in hayatını yeni nesillere aktarmak amacıyla yazılı edebiyata da önem verildi.
Düşünce hayatı Abbasiler ile birlikte gelişmiştir.


Bilim
İslam medeniyetlerinde bilim; İslami bilimler ve pozitif bilimler olmak üzere ikiye ayrılır.
İslam bilimlerinin temeli Kur’an-ı Kerim’dir.
Tefsir : Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin yorumlanması bilimidir.
Hadis : Hz. Muhammed’in söylediği sözler ve yaptığı işlerin bütününe hadis denir.
Hadis biliminin önde gelenlerinden biri Sahih-i Buhari’nin yazarı İmam Buhari’dir.
Fıkıh : İslam hukukudur. Temeli Kur’an-ı Kerim’dir.
Kelam : İslam felsefesidir.
Ünlü İslam bilginlerinden başlıcaları; Razi, İbn-i Cemşit, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt, Biruni, Taberi, Mesud-i, İbnül Esir ve İbn-i Haldun’dur.


Sanat
Sanat İslamiyet ile birlikte büyük gelişme gösterdi.
İslamiyet’in yayılması ile İslam sanatında İran, Türk ve Bizans sanatlarının etkisi görüldü.
İslam sanatı denince akla ilk gelen, mimaridir.
En önemli mimari eserler arasında; Ömer Camii, El Ezher Camii, İbn-i Tulun Camii, El Hamra Sarayı ve Kurtuba Camii sayılabilir.
El sanatlarında; oymacılık, kakmacılık, nakkaşlık, hat ve tezhip sanatları oldukça gelişti.

2. İslam uygarlığını benimseyen Türkler, edebiyatlarında Arap ve Fars kaynaklı gazel, kaside, mesnevi gibi nazım biçimlerini kullanmışlardır. Türkler, Batı uygarlığını benimsediklerinde benzer bir sonuçla karşılaşmışlar mıdır? Araştırınız.
evet Batı edebiyatından da bazı nazım biçimlerini almışlardır.
ÖR. Sone Terzarima, Triyole


3. İslami dönemde ilk dil ve edebiyat ürünlerini araştırınız.

Alıntı:
İSLAMİ DÖNEMDE İLK DİL VE EDEBİYAT ÜRÜNLERİ VE YAZARLARI (KISACA MADDELER HALİNDE)


İSLAMİ DÖNEMDE İLK DİL VE EDEBİYAT ÜRÜNLERİ
GEÇİŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ:

  • İslamiyet öncesi dönemdeki kültür ile İslamiyet sonrası kültür iç içe yaşamıştır.
  • İslami devir Türk edebiyatının ilk eserlerinde doğruluk, sabır, cömertlik gibi güzel davranışlar ana teme olarak işlenmiştir.
  • Bu dönemdeki eserlerde İslam dininin kurallarını topluma öğretme, halkı bilgilendirme ve eğitme amaçlanmıştır.
  • Arap ve Fars edebiyatından alınan yeni nazım biçimleri kullanılmıştır.
  • Bu dönemde yazılan eserlerde hece ölçüsüyle birlikte aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
  • Eserlerin dili İslamiyet öncesi doğal dilden yavaş yavaş uzaklaşarak eserlerde Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlanmıştır.
  • 11. Yüzyılda yazılan eserlerde, Uygur harflerinin yanında Arap harfleri de kullanılmaya başlanmıştır.

MESNEVİ:

  • Mesneviler öğüt verici bir olayı anlatan uzun şiirlerdir. (savaş, aşk, tarihi olaylar, din ve tasavvuf)
  • Mesneviler Divan edebiyatında bir bakıma günümüzdeki roman ve hikâyenin yerini tutuyordu.
  • Beyit sayısı sınırsızdır.
  • Her beyit kendi arasında kafiyelidir.(aa, bb, cc, dd…)
  • Aruzun kısa kalıpları ile yazılır.
  • Beş mesnevinin bir araya gelmesiyle hamse oluşur.
KUTADGU BİLİG
  • 11. yy’da (1069-1070) Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır.
  • Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
  • Kutadgu Bilig ‘’saadet veren bilgi, ilim’’ anlamına gelir.
  • Didaktik bir eserdir.
  • Mesnevi şeklinde aruz vezniyle 6645 beyit olarak yazılmıştır.
  • Eserde 173 tane de dörtlük vardır.
  • Eserde, toplum hayatındaki bozuklukları düzeltecek, insanı mutlu edecek yollar bulmak; bu yolları, devrin hükümdarına öğütler halinde göstermektir.
  • Ahlak, dinin önemi, devlet idaresi gibi konulara da değinilmiştir.
  • İnsanlara, dünya ve ahret mutluluğunun yolu göstermek amacıyla yazılmıştır.
  • Eserde dört sembolik şahsiyet yer alır.
  • Hükümdar(kanun): Kün Togdı
  • Saadet: Ay-Toldı
  • Akıl: Ögdülmiş
  • Hayatın sonu(akıbet): Odgurmış
  • Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Kutadgu Bilig’de savunulan düşünceler:
  • Her insan diline hakim olmalıdır
  • İnsan, kendisine bir şey sorulunca konuşmalıdır
  • Söz ruhun nasibidir
  • İnsan konuşmaktan çok dinlemeyi öğrenmelidir
  • Söz yerinde kullanılırsa faydalı olur
  • Dil her zaman doğruyu söylemelidir
  • Söz bilgiliden ve büyüklerden dinlenmelidir
Yusuf Has Hacip’in edebi ve fikri yönü:

  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Türk edebiyatında ilk siyasetnameyi yazmıştır
  • Aruz ölçüsünü kullanmıştır
  • Eserini sembolik olarak yazmıştır
  • İslami dönemin ilk edebi ürününü yazmıştır
  • Türk edebiyatındaki ilk mesneviyi yazmıştır

DIVAN-I LÜGATİ’T TÜRK
v 11.yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır. “Türk Dili Divanı” anlamına gelmektedir.
v Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur.
v Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.
v 7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir.
v Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bu nedenle Arapça olarak kaleme alınmıştır.
v Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını ve bunu halk dilinden derlediği örneklerle delillendirmiştir.
v Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır.
v Devrinin Türk dünyasını gösteren bir haritada vardır.
v Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
NOT: Bu eserle birlikte sözlük yazma geleneği başlamıştır.

ATABET’ÜL HAKAYIK

v 12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
v Yazar bu kitabı mutlu ve erdemli bir insan olmak için gerekli olan özellikleri anlatmak amacıyla yazmıştır.
v Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
v Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
v Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
v Didaktik bir eserdir.
v Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
v Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
v Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
v Eserin dili biraz ağıdır. Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
v Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Atabetü’l Hakayık’ta savunulan düşünceler:

  • Saadet yolu bilgi ile bulunur
  • Kemik için ilik ne ise insan için de bilgi odur
  • Bir bilgili bin bilgisize denktir
  • Bilgiyi Çin’de bile olsa arayınız
  • Cahillik yıkanmayla temizlenemeyen kirdir
  • Bilgili adam işini bilerek yapar

Edip Ahmet Yükneki’nin edebi ve fikri yönü:

  • İslami dönemin ikinci eserini yazmıştır
  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Eserinde hem dörtlük hem de beyit kullanmıştır
  • Eseri dilbilim açısından önemlidir

DİVAN-I HİKMET
  • 12.yy’da Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.
  • Hikmet: Ahmet Yesevi’nin şiirlerine verdiği isimdir.
  • Eserin dili sadedir.
  • Eserin yazılma gayesi, halka İslamiyet’i hikmetli bir şekilde öğretmektir.
  • Dörtlüklerle ve hece vezniyle yazılmıştır.
  • Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
NOT:Ahmet Yesevi, islamiyetin esaslarını, şeriatın ahkâmını, İslam’ı yeni kabul etmiş ve ya henüz kabul etmemiş Türklere öğretmek, tasavvufun inceliklerini ve tarikatın adabını telkin etmek için kaleme almış ve eserine “Hikmet” adını vermiştir.
Ahmet Yesevi’nin edebi ve fikri yönü:
  • Hikmet tarzı şiir geleneğini başlatmıştır
  • Eserini didaktik tarzda kaleme almıştır
  • Dini-Tasavvufi halk şiiri onunla başlar
  • İlk mutasavvıf olarak “yesevi” tarikatını kurmuştur.



4. İslam inancının Türkler arasında hızla yayılmasında kimlerin, neden etkili olduğunu
araştırınız.

Arap ve Farslar etkili olmuştur. 751’de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük bir zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonra Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.


TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER

1-Türkler diğer dinlere karşı engin bir hoşgörüye sahipti.İslamiyet de bir hoşgörü diniydi.
2-Eski Türk dini ile İslamiyet arasındaki benzerlik:
a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine benzer ibadetlerin varlığı
3-Sosyolojik faktörleraile kavramına verilen önemnamustemizliğe verilen önem İslamiyet’teki cihat ve gaza anlayışı ile Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
4-Ekonomik ve sebeplereski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle bir ayrımın yapılmamasıdolayısıyla her iki düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi vardır.
5-Siyasi ve askeri tercih;8yy’da Türk-Çin rekabeti hızla devam etmektehatta hakimiyet yavaş yavaş Çinlilerin türklerin elindeki Maverünnehir’i de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük bir hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751’de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük bir zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonra Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.



Sayfa 62


Hazırlık
1. İslamiyeti kabul eden Türklerin yazı ve konuşma dilinde bazı değişiklikler olmuştur. Bu
değişikliklerin nedenlerini açıklayınız.
Türkler İslamiyeti Araplardan öğrenmişlerdir. İslam dinin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim Arapçadır. Dolayısıyla dinin esasları Arapça ifade edilmiştir. Dinle alakalı yazılan kitaplar da Arapçadır. Türkler bu dini öğrenirken öncelikle dini terimleri diline kazandırmışlar sonraları ise Arapça din öğesi ile paralel olarak Türkler arasında yayılmaya başlar. Böylelikle Türklerin yazı dili ve konuşma dili içerisinde bir çok Arapça sözcük yer edinmiştir.


2. Bugün dilimize İngilizceden giren kelimelerle, sosyal hayatımızda yaşanan değişimler arasında nasıl bir paralellik vardır? Örnekler vererek düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bugün toplumumuz Avrupa’yı örnek almaktadır. Bu örnek alma toplumu her yönden etkiler ( ilim-bilim-sosyal hayat-askeri hayat- dünya görüşü – din- dil vs.) Avrupa’da en yaygın kullanılan dil İngilizcedir. Dolayısıyla İngilizce de bizim sosyal hayatımızı etkilemektedir. Örneğin kullandığımız “telefon” kelimesi İngilizce bir kelimenin Türkçeye uyarlamasıyla meydana gelmiştir. Yine başka bir örnek etrafımıza baktığımızda çoğu mağaza-dükkan- avm adlarının İngilizce olduğunu görürüz.






1. Okuduğunuz şiirde nasıl bir Tanrı inancı olduğunu şiirden örnekler vererek açıklayınız.
Her şeyin yaratıcısı olan bir Tanrı Aynı zamanda BİR(tek) olan tanrı.
.
Diledi, yarattı bütün mevcudu.
Her dilediği “Ol!” deyince oldu.


Aynı zamanda BİR(tek) olan Tanrı.


Tamamıyla muhtaçtır yaratılmış.
İhtiyaçsız Tanrı’dır, ona yok eş.


2. Türklerin İslamiyeti benimsemelerinde nelerin etkisi vardır? Açıklayınız.
TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETME NEDENLERİ
Türkler on.yy başlarından itibaren büyük kitleler halinde Müslüman olmaya başladılar.Bunda Türklerin İslam öncesi inanışları birlikte İslamiyet arasında büyük benzerliklerin bulunması etken olmuştur.
TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER
1-Türkler diğer dinlere karşı engin 1 hoşgörüye sahipti.İslamiyet de 1 hoşgörü diniydi.
2-Eski Türk dini birlikte İslamiyet arasındaki benzerlik:
a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine eşdeğer ibadetlerin varlığı
3-Sosyolojik etmenler,aile kavramına verilen ehemmiyet,namus,temizliğe verilen ehemmiyet İslamiyetteki cihat ve gaza anlayışı birlikte Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
4-Ekonomik ve sebepler,eski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle 1 ayrımın yapılmaması,dolayısıyla bütün 2 düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi bulunur.
5-Siyasi ve askeri tercih;8yyda Türk-Çin rekabeti hızla sürek etmekte,üstelik egemenlik yavaş yavaş Çinlilerin Türklerin elindeki Maverünnehiri de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük 1 hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük 1 zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonraları Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.


3. Yaptığınız araştırmadan yararlanarak Türkler arasında İslamiyetin hızla yayılmasında kimlerin, neden etkili olduğunu belirtiniz.
TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETME NEDENLERİ
Türkler on.yy başlarından itibaren büyük kitleler halinde Müslüman olmaya başladılar.Bunda Türklerin İslam öncesi inanışları birlikte İslamiyet arasında büyük benzerliklerin bulunması etken olmuştur.
TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER
1-Türkler diğer dinlere karşı engin 1 hoşgörüye sahipti.İslamiyet de 1 hoşgörü diniydi.
2-Eski Türk dini birlikte İslamiyet arasındaki benzerlik:
a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine eşdeğer ibadetlerin varlığı
3-Sosyolojik etmenler,aile kavramına verilen ehemmiyet,namus,temizliğe verilen ehemmiyet İslamiyetteki cihat ve gaza anlayışı birlikte Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
4-Ekonomik ve sebepler,eski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle 1 ayrımın yapılmaması,dolayısıyla bütün 2 düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi bulunur.
5-Siyasi ve askeri tercih;8yyda Türk-Çin rekabeti hızla sürek etmekte,üstelik egemenlik yavaş yavaş Çinlilerin Türklerin elindeki Maverünnehiri de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük 1 hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük 1 zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonraları Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.



4. Kutadgu Bilig adlı eserin yazıldığı dönemde Türk toplulukları arasında Arap harfleri ile Uygur
harfleri birlikte kullanılmıştır. Bunun sebepleri neler olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Kutadgu Bilig, geçiş dönemi eseridir. Yani İslam etkisindeki ilk üründür. Dolayısıyla hem geçmişin hem de şimdinin etkisi altında olacaktır. Bu yüzden iki farklı alfabenin harflerini görmekteyiz


5. İki grup oluşturarak okuduğunuz metinde anlamını bildiğiniz ve bilmediğiniz kelimeleri tespit ediniz. Metindeki dinî terimleri gösteriniz. Dinin dile etkisini metinden hareketle açıklayınız.
. İki grup oluşturarak okuduğunuz metinde anlamını bildiğiniz ve bilmediğiniz kelimeleri tespit ediniz. Bu kısım size ait


Metindeki dini terimler
Tanrı
Yaratan,
Rabb
Kadir,
Yarat-

Dini terimler ve ifadeler metinler içerisinde kullanılmaya başlanmıştır.


Sayfa63

1. Üç gruba ayrılınız. Gruplar hâlinde metinleri okuyup inceleyiniz. Metinlerin dil ve tema özelliklerini kendi aranızda tartışınız ve tartışma sonuçlarını bir grup sözcüsü aracılığıyla sınıfta paylaşınız. Metinler arasındaki dil ile tema benzerliklerini ve farklılıklarını bir öğrenci tahtaya yazsın. Özellikle dildeki değişimin nedenleri üzerine düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız. İncelemelerinizden hareketle medeniyetin dil üzerine etkileri konusunda kısa bir metin yazınız. Yazdığınız kompozisyonlardan birkaç tanesini sınıfla paylaşınız.
2. İslamiyet öncesi Türk kültürü ile İslam uygarlığı arasındaki etkileşim hakkındaki düşüncelerinizi yukarıdaki metinlerden hareketle söyleyiniz.
Kültür dediğimiz şey geçmişten günümüze getirdiğimiz maddi ve manevi her şeydir. Türkler islamiyeti kabul ettikten sonra her ne kadar Arap ve Fars kültürlerinden etkilendilerse de milli ve manevi öğelerinden kopmamışlardır. Geçmişten getirdikleri kültürel özellikleri İslam ( Arap / Fars) kültürü ile yoğurmuşlardır.


3. Türklerin İslamiyeti kabul etmesiyle Türkçede de birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişikliklere Kutadgu Bilig’den örnekler veriniz.
İslam etkisinde yazılan Kutadgu Bilig’de dini terimlere yer verilmiştir.
Metindeki dini terimler
Tanrı
Yaratan,
Rabb
Kadir,
Yarat-

4. İslamiyeti kabul eden Türkler günlük hayatlarını büyük ölçüde dinin yönlendirmesiyle şekillendirdiler. Batı uygarlığını model aldığımız günümüzde, gündelik hayatı şekillendiren anlayış nasıldır? Konu ile ilgili düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Modern dönemde aklın ve bireyin egemenliği esastır. Model aldığımız Batı uygarlıklarının temel anlayışı da bu yöndedir. Günümüzde günlük yaşamımızı şekillendiren temel öğeler de akılcılık / bireyselcilik / bilimsellik / Modernizm


5. Türklerin İslamiyeti kabulüyle sosyal, siyasi ve kültürel hayatlarında ne tür değişiklikler olduğuyla ilgili yaptığınız araştırma sonucunda hazırladığınız sunumu arkadaşlarınızla paylaşınız.
slayt için gerekli tüm bilgiler İÇİN TIKLAYINIZ


6. Türklerin Batı uygarlığını benimsemelerinden sonra hangi nazım şekillerini kullandıklarına dair yaptığınız araştırmanın sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız.


Sayfa64
1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri ve kelime gruplarını yazınız.
• Türklerin İslamiyeti kabulü ile sosyal, siyasi ve ......KÜLTÜREL....hayatlarında değişiklikler olmuştur.
• .....TÜRKLER........ İslamiyeti kabullerinden önce yerleşik hayata geçmişlerdi.
• Türklerin .GÖK TANRI ....inancı, İslamiyeti kabullerinde yegâne belirleyici unsur olmuştur.


2. Türklerin İslamiyeti kabulü, Müslümanlığın yayılmasında nasıl bir katkı sağlamıştır?
Açıklayınız.
O dönemde Orta Asya ve Hazarın batısına kadar gelen Türkler yaşadıkları coğrafyaya İslamiyeti yaymışlardır. Bununla birlikte Anadolu’yu fethetmişler ve Anadolu’nun İslamlaşmasını sağlamışlardır. Osmanlı Devletinin geniş topraklar fethetmesi de İslamiyet’in geniş alanlara yayılmasını etkilemiştir.

3. Türklerin kullandığı alfabeleri maddeler hâlinde defterinize yazınız.

KÖKTÜRK
UYGUR
ARAP
LATİN


4. Aşağıdakilerden hangisi İslami Dönemde yazılmış dil ve edebiyat ürünlerinden biri değildir?
A) Divan-ı Hikmet
B) Atebetü’l-Hakayık
C) Kutadgu Bilig
D) Nutuk
E) Divanü Lügâti’t-Türk


ARAŞTIRMA
1. XI-XII. yüzyıllarda Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatı hakkında bilgi edininiz.

CEVAP İÇİN TIKLAYINIZ


2. Karahanlı Türkçesi (Hakaniye lehçesi) ile İslami döneme ait ilk eserler arasında nasıl bir ilgi vardır? Araştırınız.
iSLAMİ DÖNEME AİT İLK ÜRÜNLER KARAHANLI TÜRKÇESİYLE YAZILMIŞTIR.


3. Ahmet Yesevî, Mevlânâ ve Hacı Bayram Velî hakkında bilgi toplayınız. Bu şairlerin Türk toplumundaki yeri ve edebiyata etkilerini araştırınız.

MEVLANA


  • Büyük bir mutasavvıf, şair bilgin düşünür ve Mevleviliğin kurucusudur.
  • Mevlana Horasan'ın Belh şehrinde doğmuş, babası Bahaeddin Veled'dir.
  • Mevlana, sanata bir ibadetmiş gibi yaklaştı. Onun için hayatın her anı, her davranış, güzel” sanatlarla, şiirle, musikiyle, sema yapmakla geçmelidir.
  • Mevlevi tarikatını kurmuş, MESNEVİ adlı eseriyle İslam dünyasını derinden etkilemiştir.
  • Mesnevi Farsça yazılmış 26bin beyitlik bir eserdir.6 ciltlik Mesnevisinde tasavvuf düşüncesini birbirine bağlı hikayelerle anlatır.
  • Mevlana, Farsça yazmakla birlikte şiirlerinin çoğunda Türkçe sözcüklere de yer verdi. Çağının tüm bilimlerine ilgi duydu. İslamlıkla birlikte diğer dinleri de inceledi. Biyolojiden sosyolojiye, “ tarihten ekonomiye kadar birçok alanda bilgi sahibi olduğunu yapıtlarında yansıttı.
  • Mevlana, Türklüğe de büyük önem verdi, her fırsatta övdü. “Her ne kadar Farsça söylüyorsam da, aslım Türk’tür” anlamında söylediği “Aslım Türk-est egerçi hindu-güyem” dizesi, onun Türkçenin ileri bir şiir dili olarak gelişmemiş olduğuna duyduğu üzüntüyü dile getirir. Alman şairi Goethe, Mevlana hayranlığı nedeniyle Farsça öğrendi, kendisi de bir “Divan” yazdı. Ünlü Hollandalı ressam Rembrand, Mevlana’nın bir tablosunu yaptı. İranlı Molla Cami, “Peygamber değil ama kitabı var” diyerek onu olağanüstü yüceltti.
Başlıca Eserleri
Mesnevi: İslam dünyasının Kuran ve Hadis’ten sonra en önemli saydığı manzum eserdir. “Failatün failatün failatün” ölçüsüyle ve Farsça yazdı (6 cilt, 25.618 beyit). Mesnevi, tasavvufun açıklanması yolunda, öyküler, semboller, öğütlerle örülü mistik-didaktik bir yapıttır. Yer yer İran şairi Ferideddin Attar’ın (12. yy.) mesnevilerinden de etki ve izler taşır. Batı dillerinde de çevirileri bulunan bu dev yapıt, 17. yüzyıldan bu yana Türkçe olarak da yayımlanmaktadır. Bunlardan bazıları da açıklamalı (şerhli) dır. (1973-1974).


Divan-ı Kebir: 24 ayrı divanın birleşmesiyle, 40.380 beyitten oluşan Büyük Divan. Lirik özelliğiyle tasavvufi aşkı işleyen Mevlana, Mesnevi veya gazellerinin çoğunda mahlas olarak Şems mahlasını kullandığı için, “Divan-ı Şems-i Tebriz” diye de adlandırılır. “Mevlana Divanı” adıyla Abdülbaki Gölpınarlı’nın Türkçesiyle yayımlanmıştır.(5 cilt, İstanbul, 1057-1060.)

Mektubat: Mektuplar, Mevlana’nın düzyazı eserleri arasında yer alır. Dönemin ileri gelenlerine yazdığı 147 mektubu içerir. (1963)

Mecalis-ı Seba: Yedi Meclis, Mevlana’nın 7 vaazının bir araya getirilmesinden meydana gelir. Ahmet Remzi Akyürek tarafından yayımlandı (1937).

Rubailer (Dörtlükler, 1750′den fazla): Rubailerinden bazıları Hasan Ali Yücel (1932, 107 rubai), Asaf Halet Çelebi (1944, 276 rubai) ve .Abdülbaki Gölpınarlı – A. Kadir (1955, 210 rubai).

Fihi Ma Fih: Mevlana’nın sözlerini derleyen, içinde yaşadığı döneme ve hayatına dair önemli bilgiler bulunan, baş tarafı Arapça, gerisi Farsça bir eser.

Muinuddin Pervane’nin konağında yaptığı sohbetlerden oluşur (1959).


AHMET YESEVİ


Ahmet Yesevi’nin edebi ve düşünce yönü:
  • Hikmet tarzı şiir geleneğini başlatmıştır
  • Eserini didaktik tarzda kaleme almıştır
  • Dini-Tasavvufi halk şiiri onunla başlar
  • İlk mutasavvıf olarak “yesevi” tarikatını kurmuştur.
  • Eserlerinde İslamın temel ilkelerini öğretmeyi amaçlamıştır
  • Şiirlerinde hece ve aruz kullanmıştır
  • Sade anlaşılır bir dili vardır. ( Arapça kelimelere de yer vermiştir.)


AHMET YESEVİ EDEBİYATA ETKİLERİ VE TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ
Ahmet Yesevî'nin şiirlerine "hikmet", şiirleri*nin toplandığı kitaplara da Divan-ı Hikmet adı verilir. Ahmet Yesevî'nin şiirlerini Karahanlı Türkçesiyle yazmıştır. Divan-ı Hikmet'lerdeki şiirlerin hepsi de Ahmet Yesevî’ye ait değildir. Halifeleri tarafından yazılmış pek çok şiir ona mal edilmiştir. Ruh, eda ve şekil bakımın*dan bu şiirlerin hepsi birbirine benzediğinden han*gilerinin Ahmet Yesevî'ye ait olduğunu ayırabil*mek de çok güçtür. Bütün bu sonraki tesir ve teda*hüllere rağmen hikmetleri dil bakımından değilse bile edebî bakımdan Karahanlı devrine ve 12. yüzyıla ait kabul etmek gerekir.
Ahmet Yesevî, 11. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan'ın Sayram (İsfîcab) kasabasında doğdu.
Rivayete göre Ahmet Yesevî 63 yaşına gelin*ce Hazreti Peygamber'e olan bağlılığından dolayı bir kuyu kazdırmış ve geri kalan ömrünü bu kuyu*nun dibindeki tek kişilik hücrede geçirmiştir.
Ahmet Yesevî'nin iyi bir tahsil görmüştür. Arapçayı, Farsçayı ve İslâmî ilimleri iyi öğrenmiştir. Küçük yaşta iken kerametleri yayıl*mış, sade bir dille yazılan ve halkın ruhunu okşa*yan hikmetleriyle kısa zamanda Türkistan halkı*nın, bilhassa göçebe Türklerin gönlünde taht kur*muştur. Onun irşatları etrafında teşekkül eden Ye-seviyye tarikati Türkistan'da geniş sahalara yayıl*mış, Yesevîlikten doğan birçok tarikat Orta Asya ve Anadolu'da asırlarca Türk halkının manevî cep*hesini beslemiştir. Tahta kaşık ve kepçe yontup bunları satarak geçimini sağlayan Ahmet Yesevî'*nin rivayete göre 99.000 müridi vardı ve bunlar dört bir yana dağılarak onun irşatlarını ve hik*metlerini her tarafa yayıyorlardı. Onun şöhret ve tesiri, ölümünden sonra daha da kuvvetlenerek devam etmiştir. Yesevî’yi rüyasında gören Temür, kazandığı bir zaferden sonra Yesi'ye gelerek onun kabrini ziyaret eder ve 1396-1397 yıllarında Yesevî için büyük bir türbe inşa ettirir. Daha soma Şibânî Han tarafından tamir ettirilen türbe Türkistan halkı için mukaddes bir ziyaretgâhtır. On binlerce Türkistanlı yılın belli bir ayında türbeyi ziyaret ederek bir hafta müddetle onun etrafında ibadette bulunur, hikmetlerini belli makamlarla söyleyerek zikrederlerdi. Türbenin civarına gömülmek Tür*kistan Türkleri için büyük bir bahtiyarlık olduğun*dan sağlıklarında oradan toprak alırlardı. Yesevî'*nin türbesi hâlâ ziyaretgâh olarak kullanılmakta ve Türkistan Türklerinin manevî bağlarından biri*ni teşkil etmektedir.
Hikmetler, dînî-tasavvufî şiirlerdir. Çoğu dörtlükler halindedir, koşma tarzında kafiyelenmiş ve hece vezniyle yazılmıştır. Hikmetlerin bir kısmı ise gazel tarzındadır ve aruz vezniyle kaleme alınmıştır. Heceyle yazılmış hikmetlerin vezni 4+4+4= 12'dir. Aruzla yazılan hikmetlerde "fâilâtün fâilâtün fâilün, mefâîlün mefâîlün feûlün, 4 mefâîlün ve mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün" ve*zinleri kullanılmıştır. Gazel tarzında kafiyelenmiş bazı hikmetlerde ise 7+7 veya 8+8'lik hece vezni kullanılmıştır. Mesnevî tarzında yazılan münâcat ve nâtın vezni "mefâîlün mefâîlün feûlün"dür. Dörtlüklerle yazılmış hikmetlerde kıt'a sayısı 5 ilâ 28 arasında değişmekte, çoğunlukla 10-12 kıt'alık hikmetler tercih edilmektedir. Gazellerdeki beyit sayısı 5-15 arasındadır. 7 beyitlik gazeller çoğun*luktadır.
Eserle yazar arasındaki ilişki
Yazar eserine kendi zihniyetini yansıtır. Biz esere bakarak yazın düşünce dünyasını ortaya çıkarabiliriz. Bu yüzden yazar ile eser arasında sağlam bir bağ vardır. Divan-ı Hikmet’in yazarının yaşamı ile eseri arasında da kuvvetli bir bağ vardır. Çok dindar bir insan olan Ahmet Yesevî eserine de inandığı dinin özelliklerini aktarmıştır.


HACI BAYRAM-I VELİ

§ HACI BAYRAM-I VELİ Ankara’da tarikat kurmuş bir bilgin ve şairdir.
§ İlahi ve şathiye tarzı birkaç şiiri günümüze kadar ulaşmıştır.
§ Sade ve coşkun bir dili vardır.
§ Hece ölçüsü yanında aruzu da kullanmıştır.


HACI BAYRAM-I VELİ’NİN SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYATTAKİ ROLÜ
Hacı Bayram-ı Veli herşeyden önce bilim ve tasavvufu birleştirmeyi başarmış bir sufidir.İslamiyeti ilmi açıdan ele alarak iyice anlamış, önce profesör olarak medresede öğrenci yetiştirmiş sonrada tasavvuf hayatına adımını atmıştır.Tasavvuf felsefesi bakımından kendinden öncekilere göre bir yenilik getirmemiştir.Ancak mutasavvıf olarak dünyayı red ve terk yerine, onu imara yönelmiş etrafındakileri de teşvik etmiştir. Hacı Bayram-ı Veli’nin bu yanı devrine göre çok ileri görüşü simgeler.
Hacı Bayram-ı Veli’nin etrafında okuma yazma bilmeyenler ve o devrin her çeşit meslek gruplarından insanlar bulunduğu gibi başta Akşemseddin olmak üzere Germiyanoğlu Şeyhi,Eşrefoğlu Rumi,Ahmed Bican,Yazıcıoğlu Muhammed gibi bilimadamları da bulunuyordu.Bu kadar farklı kültür gruplarını aynı potada eritmesi de büyük bir başarıdır.
Müridlerini el emeği ile geçinmeye yani toprağı işlemeye ve el sanatlarına yönlendirmiştir.Kısacası herkese çalışma tavsiyesinde bulunmuş kendisi de buğday, arpa, burçak yetiştirerek onlara yaşayan örnek olmuştur.Bu şekilde müridlerini toprağa bağlı yaşamaya teşvik ederek Anadolu’ya Orta Asya’dan gelen Türk göçerlerin yerleşik hayata geçmesini sağlamış Anadolu’da kalıcı Türk birliğinin sağlanmasında ve Osmanlı Devletinin medeniyet yolunda aşama kaydetmesinde önemli rol oynamıştır.
Hacı Bayram-ı Veli’nin koyduğu imece usulü yani hasadı bütün köylülerin katılımı ile ortaklaşa toplama yöntemi bugün bile hala Anadolu’da uygulanmaktadır.Anadolu’da ondan başka aynı etkiyi sağlamış bir mutasavvıf gösterilemez.
Hacı Bayram-ı Veli ‘ye göre toplum iki ana kesime ayrılır.Zenginler ve yoksullar..Bu iki grubun arasındaki köprü kurulması ve yoksulların sosyo ekonomik güvenliğinin sağlanması görevini yaşadığı dönemde Hacı Bayram-ı Veli gerçekleştirmiştir.Mübarek aylarda müridleriyle beraber Ankara’nın ticari merkezlerinde dolaşır, dükkan sahiplerinden isteyenler zekat ve sadakalarını dervişlerin taşıdığı büyük bir torba içine atarlardı.Bu paralar bir yardım sandığında toplanır kimsesiz yaşlılara, dul bayanlara, öksüzlere, evlenemeyecek kadar fakir genç kızlara ve erkeklere, kitap alamayacak kadar fakir öğrencilere kısacası tüm ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı.Görüldüğü gibi günümüzün Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Bağkur gibi sosyal yardımlaşma organizasyonlarının temeli bundan beş buçuk asır önce Hacı Bayram-ı Veli tarafından atılmıştır.
Hacı Bayram-ı Veli Hz’nin güzel adetlerinden biri de tekkesinde sürekli bir kazan kaynatmasıdır ki bu adet kök olarak Orta Asya tasavvuf geleneğine Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerine dayanır.Tekkesindeki bu kazanda sürekli gece gündüz burçak çorbası kaynar ; gelen geçen, zengin fakir, büyük küçük, kadın erkek herkes içerdi.
Hacı Bayram Camii tekkesinde hergün sabah ve yatsıdan sonra zikir meclisleri kurulur , öğle namazından önce ve sonra başta müridler olmak üzere her gruptan insana tefsir, fıkıh, hadis, kelam hatta felsefi ağırlıklı tasavvuf dersleri verilirdi.Bu şekilde toplumun eğitimi de gerçekleştiriliyordu.
Hacı Bayram-ı Veli Anadolu’da dil ve kültür birliğinin sağlanması için Türkçe eserler yazılmasında Leme’at ve Gülşen-i Raz gibi eserlerin Türkçeleştirilmesinde etkili olmuş kendisi de halkın anlayacağı dilden, Ahmet Yesevi geleneğine uygun olarak şiirler yazmıştır.Devrinde Arapça ve Farsça eser vermek revaçta iken, Hacı Bayram-ı Veli ‘nin halk ile diyalog kurabileceği Türkçeyi tercih etmesi belli bir misyona delalet eder.Bu misyon Anadolu’da dil birliğinin sağlanması ve Türk kültürürün hakim olmasıdır.
Türkçecilik akımı müridlerini de etkilemiş bu sufiler özellikle Türkçe eserler vermişlerdir.Yazıcıoğlu Muhammed, Ahmet Bican, Eşrefoğlu Rumi gibi öğrencilerinin Envaru-l Aşıkin, Muhammediye, Müzekki’n Nüfus gibi eserleri Anadoluda yıllarca kolaylıkla okunmuştur halkın elinden düşmemiştir.
Bayramiye Tarikatı;
Hacı Bayram-ı Veli Hz.’lerinin kurduğu tarikatın adı kendisine izafeten Bayramilik Tarikatı olarak tanınmıştır.Bayramilik Ebherilik,Nakşibendilik ve Halveti tarikatlarının birleşimi olarak kurulmuştur.Bu tarikatta üç temel unsur vardır.Bunlar Cezbe, Muhabbet, Sırr-ı İlahi olarak sıralanırlar.
Kulun Allah’a doğru aşk ile çekilmesine Cezbe, Allah’ın kulu kulunda Allah’ı sevmesine Muhabbet denir. Bayramilikte bu ikisini elde eden müridIlahi sırrı elde etmek için çaba gösterir.
Her tarikatın kendisine özel bir başlığı (takke) bulur ki bu başlığa Tacdenir.Bayrami tarikatının tacı beyaz renkli, altı dilimli olup tam tepesinde beyaz keçeden birbiri içinde üç daire bulunurdu.Buna gül adı verilirdi.Bu başlığın üzerine yeşil renkli sarık sarılırdı.




4. Dinlerin, milletlerin edebiyatına etkisini araştırınız.

Örneğin Türk edebiyatında dini motifler önemli yer tutmaktadır. Çünkü Müslümanlığı biz en iyi şekilde anlamış ve anlatmış bir ulusuz. Dolayısıyla, kültürümüzün her öğesine dinimiz etkileri sinmiştir. Edebiyatımız da bundan nasibini almıştır.


Edebiyatımızda dini motifleri iki açıdan ele almak mümkündür. Birincisi çok kısa olarak şöyle açıklanabilir: Dilimizde dini kelime ve kavramlar etkili bir şekilde yer aldığı için, hemen her edebi eserde bu kelime ve kavramlara rastlamak mümkündür. Ayrıca, değer hükümlerimiz açısından da durum farklı değildir. Helal haram, doğru, yanlış, günah, sevap, hayırlı, hayırsız gibi diğer hükümlerinin şekillenmesinde dinimizin etkisi vardır. Bu kelimeler ise edebi eserlerde sıkça kullanılmaktadır.

Dinin edebiyatımıza ikinci etkisi ise özel bazı edebi türler ortaya çıkarmasıdır.

Hristanlık da edebiyata yoğun etkileri olan bir dindir.
On dört yüzyıldan beri bir dünya görüşü olan Hristiyanlık ve onun merkezdeki kitap, batı kültürünün oluşmasında baş rolü oynamıştır. Bu nedenle, Hristiyanlık döneminde yazılanlar da dahil olmak üzere birçok edebi yazı, sık sık Hristiyan geleneklerini ve Kutsal Kitap’ı kaynak olarak kullanmaktadır.


5.

Hikmet kelime anlamı olarak "sözde ve davranışta tam ve doğru isabet lafzı az manası engin söz... Kuran'da Allah'ın peygamberlerine ve seçkin halis kullarına nasip ettiği derin anlayış kabiliyeti" gibi çok çeşitli anlamlarda kullanılabilen geniş kapsamlı bir kavramdır. İslam alimleri hikmet için çeşitli tarifler yapmışlardır. Fakat çoğunluğun üzerinde ittifak ettiği tarif şudur:


"Hikmet; faydalı ilim ve salih ameldir." (Elmalılı M. Hamdi Yazır Hak dini Kur'an Dili I 915). Bu durumda hikmetli konuşmak dendiğinde anlaşılması gereken faydalı özlü doğru yerinde ve gerektiği kadar konuşmak olmalıdır.


Ahmet Yesevi, islamiyetin esaslarını, şeriatın ahkâmını, İslam’ı yeni kabul etmiş veya henüz kabul etmemiş Türklere öğretmek, tasavvufun inceliklerini ve tarikatın adabını telkin etmek için kaleme almış ve eserine “Hikmet” adını vermiştir.


6. Bulunduğunuz bölgede yaşamış ve çok sevilmiş herhangi bir kişiye söylenmiş ağıt olup
olmadığını büyüklerinizden öğreniniz.


7. Sınıfta iki grup oluşturunuz. Siyasetname, Yusuf Has Hacip ve Kutadgu Bilig hakkında
bilgi toplayınız.

KUTADGU BİLİG
  • 11. yy’da (1069-1070) Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır.
  • Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
  • Kutadgu Bilig ‘’saadet veren bilgi, ilim’’ anlamına gelir.
  • Didaktik bir eserdir.
  • Mesnevi şeklinde aruz vezniyle 6645 beyit olarak yazılmıştır.
  • Eserde 173 tane de dörtlük vardır.
  • Eserde, toplum hayatındaki bozuklukları düzeltecek, insanı mutlu edecek yollar bulmak; bu yolları, devrin hükümdarına öğütler halinde göstermektir.
  • Ahlak, dinin önemi, devlet idaresi gibi konulara da değinilmiştir.
  • İnsanlara, dünya ve ahret mutluluğunun yolu göstermek amacıyla yazılmıştır.
  • Eserde dört sembolik şahsiyet yer alır.
  • Hükümdar(kanun): Kün Togdı
  • Saadet: Ay-Toldı
  • Akıl: Ögdülmiş
  • Hayatın sonu(akıbet): Odgurmış
  • Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Kutadgu Bilig’de savunulan düşünceler:
  • Her insan diline hakim olmalıdır
  • İnsan, kendisine bir şey sorulunca konuşmalıdır
  • Söz ruhun nasibidir
  • İnsan konuşmaktan çok dinlemeyi öğrenmelidir
  • Söz yerinde kullanılırsa faydalı olur
  • Dil her zaman doğruyu söylemelidir
  • Söz bilgiliden ve büyüklerden dinlenmelidir
Yusuf Has Hacip’in edebi ve fikri yönü:

  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Türk edebiyatında ilk siyasetnameyi yazmıştır
  • Aruz ölçüsünü kullanmıştır
  • Eserini sembolik olarak yazmıştır
  • İslami dönemin ilk edebi ürününü yazmıştır
  • Türk edebiyatındaki ilk mesneviyi yazmıştır



8. Türkçenin ilk sözlüğü olarak kabul edilen ve özellikle de sözlü edebiyat ürünlerini zamanımızaulaştıran Divanü Lügâti’t-Türk’ün edebiyatımızdaki yeri ve değerini çeşitli kaynaklardanaraştırınız. Araştırmalarınızı sunum hâline getiriniz.

DIVAN-I LÜGATİ’T TÜRK
v 11.yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır. “Türk Dili Divanı” anlamına gelmektedir.
v Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur.
v Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.
v 7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir.
v Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bu nedenle Arapça olarak kaleme alınmıştır.
v Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını ve bunu halk dilinden derlediği örneklerle delillendirmiştir.
v Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır.
v Devrinin Türk dünyasını gösteren bir haritada vardır.
v Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
NOT: Bu eserle birlikte sözlük yazma geleneği başlamıştır.



9. Dilin önemine dair özlü sözler bulunuz. Bulduğunuz bu sözleri renkli kartonlara kendi el
yazınız ile yazınız.
  1. '' Bir milleti yok etmek istiyorsanız işe önce dil ile başlayın" Konfüçyüs
  2. Dili bilimden ayrı mütalaa etmek veya bilimi dilden ayrı düşünebilmek imkansızdır.
  3. İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilme si için iki yıl,dilini tutmasını öğrene bilmesi için altmış yıl gereklidir.
  4. İnsan,dilinin ve arzularının hakimi değildir.
  5. Dilin ağır, gözün çabuk işlesin.
  6. Dil bir halkın gerçek anlamda millet olduğunu gösteren en önemli etkendir. Türkçe konuşmayı bıraktığımız anda Türk diye bir milletin yok olduğunu göreceksiniz. Milletimizin devamı için Türkçeyi korumak esastır.
  7. "Türkiye'nin yeni bir Türk dünyası ile karşı karşıya gelmesi, Avrupa, Amerika, Avustralya'da yetişen Türk nesillerinin olması, Türkçe'nin bir dünya dili haline getirilmesini zorunlu kılmaktadır.
  8. "Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka bir dil kullanılmayacaktır".
  9. “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
  10. Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?


10. Yörenizdeki türkü ve mânilerle, yörenize has kelimeleri derleyiniz.


11. Edip Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık hakkında bilgi toplayınız. Topladığınız bilgiyi
sunum hâline getiriniz.
Alıntı:
ATABET’ÜL HAKAYIK
v 12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
v Yazar bu kitabı mutlu ve erdemli bir insan olmak için gerekli olan özellikleri anlatmak amacıyla yazmıştır.
v Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
v Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
v Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
v Didaktik bir eserdir.
v Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
v Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
v Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
v Eserin dili biraz ağıdır. Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
v Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Atabetü’l Hakayık’ta savunulan düşünceler:

  • Saadet yolu bilgi ile bulunur
  • Kemik için ilik ne ise insan için de bilgi odur
  • Bir bilgili bin bilgisize denktir
  • Bilgiyi Çin’de bile olsa arayınız
  • Cahillik yıkanmayla temizlenemeyen kirdir
  • Bilgili adam işini bilerek yapar

Edip Ahmet Yükneki’nin edebi ve fikri yönü:

  • İslami dönemin ikinci eserini yazmıştır
  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Eserinde hem dörtlük hem de beyit kullanmıştır
  • Eseri dilbilim açısından önemlidir
12. Kaşgarlı Mahmut hakkında bilgi edininiz.
http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%A2...l%C4%B1_Mahmud

13. Atatürk’ün Türk diliyle ilgili sözlerini araştırınız.
“En iyi savunma yöntemi saldırıdır. Bu durumda dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım ağacı bir kez silkeleyelim : Görelim hangi çürükler düşecek kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler özleri ve arınmışları bulununcaya dek biraz daha işe yarayabilir geçici olarak!...”

“Türk Dilinin özleştirilmesi varsıllaştırılıp kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna özen gösterebilmeli konuşma dilimiziyse uyumlu güzel bir duruma getirmeliyiz.”

“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı böylece yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.”

“Batı dillerinin hiçbirinden aşağı olmamak üzere onlardaki kavramları anlatacak keskinliği açıklığı taşıyan Türk bilim dili terimleri türetilecektir.”

“Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel uyumlu dilimizi kullansınlar.”

“Dil devriminin amacı Türk Dili’nin kısırlaştırılması değil genişletilmesidir. Amacımız Türk Dilinin öz varsıllığını ortaya çıkarmak onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.”

“En güzel ve ileri bir iş olarak türlü bilimlere ilişkin Türkçe terimler türetilmiş ve bu yolla dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Okullarımızda eğitimin Türkçe terimlerle basılmış betiklerle başlamış olmasını kültür yaşamımız için önemli bir olay olarak belirtmek isterim.”

“Türk Dili’nin kendi benliğine özündeki güzellik ile varsıllığına kavuşması için bütün devlet kurumlarımızın özenli ilgili olması başkoşuldur.”

“Türk Dili varsıl geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yetisi vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak bulmak toplamak onlar üzerinde işlemek gereklidir.”

“Yeni Türkçe sözcükler önerebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Ancak bunları Türk Dili’nin olgunlaşma akışı içinde yapmalıyız.”

“Türk ulusu ile Türk Dilini uygarlık tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.”

“Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini betiklere kitaplara vermeseydim şu anda yaptığım işlerden hiçbirini yapamazdım. Daha çocukken dersler betikler arasında yuvarlanırken sezerdim ki bu dilin bir gereksinimi var. O gereksinimin ne olduğunu nasıl elde edileceğini bilmezdim. Ancak kesinlikle bir şeyler yapmak gerektiğini sezerdim.”

“Ulusal bilincin ayakta kalabilmesi uyanık bulunması için dil ile tarih uğrunda çalışmak zorundayız.”

“Yaşamak isteyen uluslar tarihleri ile tarihlerini her alanda yaşatan dillerine sağlam sarılırlar. Dilbilim tarihin en uzak en karanlık köşelerini aydınlatır. Türk tarihi Türk ırkını ancak deneysel bilim belgeleriyle bulur. Türk Dili bunlardan en önemlisidir. Türk’ün tarihsel varlığı ile bu varlığın yeryüzündeki yaygınlığını özelikle Türk Dili’nin özgünlüğü çok açık bir kesinlikle göstermektedir.”

“Kültür işlerimiz üzerine ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temelleri üzerine kurmak öz Türk Dili’ne değeri olan genişliği vermek için yürekten çalışılmaktayız.”

“Bizim ulusalcılığımızın esası dil birliğimizin korunmasıyla olanaklı olacaktır. Türkçe bütün Türkiye’ye egemen olmalıdır.”

“Sonsal nihai hedefimiz yalnız Anadolu Türklerinin değil bütün Türklerin ortak Türkçesini yaratmaktır. Türkçe bütün Türkiye’ye ve Türk dünyasına egemen kılınacaktır.”

“Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve varsıl olması ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili dillerin en varsıllarındandır yeter ki bu dil bilinçle işlensin.”

“Ülkesi ile yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

“İnanıyorum ki Türk ulusu Kuran’ı kendi anadilinde okursa asıl benimsediği dinin özünü daha bir derinden ve daha bir bilinçle kavramış olacaktır.”

“Türk ulusunun dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel en varsıl zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili Türk ulusu için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk ulusu geçirdiği sonsuz yıkımlar içinde ahlakını göreneklerini anılarını çıkarlarını kısacası bugün kendini ulus yapan her niteliğinin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili Türk ulusunun yüreğidir beynidir.”

“Kesinkes bilinmelidir ki Türk ulusunun ulusal dili ile ulusal benliği bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır”.

“Türk demek dil demektir. Ulus olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk ulusundanım diyen kişi her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi Türk kültürüne ve ulusuna bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz.”

“Türk demek Türkçe demektir ne mutlu Türküm diyene !”


“Ölüm döşeğindeyken: Bakınız arkadaşlar ben belki çok yaşamam. Ancak siz ölene değin Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeyi sürdürmesi yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ile Türklük uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir




SAYFA65
2. Mesnevi nazım şekli hakkında neler biliyorsunuz? Bildiklerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız. Okuduğunuz metinde, Koçi Bey, toplumda yer alan hangi aksaklığa değiniyor? Belirtiniz.

mesnevi ile alakalı her şey için TIKLA

Koçi Bey, toplumda yer alan İLİM YOLUNDAKİ aksaklığa değiniyor?



4. İlim yolundaki bozulmanın sebeplerini açıklayınız.
kişilerin kendi istediklerini iş başına getirmeleri
İşin ehli olmayanların rüşvet ve torpille iş başına gelmeleri
Kazaskerlerin yersiz olarak azlolunması( görevine son verme)
Hırs sahibi insanların makam ve nimet fırsatı gütmeleri
Memurların rüşvet ve ehliyetsiz olarak belirlenmesi


5. Dilin bir millet için önemi nedir? Açıklayınız.

Dil birliği, milleti oluşturan özelliklerin başında gelir.

Bir milletin dili; onun tarihi, dini ve kültürüyle iç içedir.

Millet için gerekli olan her şey, dilde saklanır.

Dil; milletin manevî ve kültür değerlerini, millet olabilme özelliklerini bünyesinde sımsıkı muhafaza eder.

Dil, milleti meydana getiren bireyler arasında ortak duygu ve düşünceler meydana getirir.

Dil, milletin birlik ve bütünlüğünü sağlayan en güçlü bağdır.

Dil, milletin kültürünü ve tarihini gelecek nesillere aktararak tarih bilinci oluşturur.

Milletin özellikleri dil kullanılarak yeni nesillere öğretilir

Dil, geçmişi bugüne, bugünü yarına bağlar.

Sanat (özellikle edebiyat) eserleri dille oluşturulur ve milletin estetik anlayışını ortaya kor.

Dil kendi canlılığı ve sosyal oluşu ile milleti de canlı ve bir arada tutar.


SAYFA 66
1. a) XI-XII. yüzyıllarda Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatı hakkında topladığınız ve özetini çıkardığınız yazılardan bir kısmını sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.


XI-XII. yüzyıllarda Türklerin sosyal, siyasi ve kültürelhayatı için tıklayınız


b) Ahmet Yesevî’nin eserinde niçin hikmet tarzını seçtiğini bilgi birikiminizden hareketle belirtiniz.
Divan-ı Hikmet'in yazılış amacı islam dininin doğru anlaşılmasını sağlamak, islam dininin yayılmasını sağlamak, dönemin ahlaki yapısını anlatmak, olmuştur. Bu amaca en uygun nazım biçimi hikmettir.


c) Okuduğunuz metnin dönemin tarihî, siyasi ve sosyal yapısıyla ilişkisini açıklayınız.
Metin dönemin tarihi, siyasi ve sosyal özelliklerini yansıtmaktadır. Her eser sanatçısının ve toplumun izlerini taşır.


2. Şiirdeki ölçü, kafiye ve rediflerle sağlanan ahengi belirtiniz.
Şiir bu unsurlarla daha ahenkli hale gelmiştir. Bununla birlikte söz sanatları, aliterasyon ve asonanslar da ahenge katkı sağlamıştır.


3. Metinden hareketle şairin kişiliği ve dünya görüşü hakkında çıkarımlarda bulununuz.
Ahmet Yesevî’nin kişiliği ve dünya görüşü için tıklayınız.


4. Dörtlük sonlarındaki mısraların hüküm cümlesi olduğuna ve diğer mısraların yükleminin de bumısrada bulunduğuna dikkat ediniz. Sizce bu durumun İslam Öncesi Türk Edebiyatı ve İslam Etkisinde Gelişen Türk halk edebiyatının nazım birimi ile ilgisi var mıdır? Açıklayınız.

Evet bir ilgisi vardır. Örneğin Alp Er Tunga sagusunda da böyle bir durum görmekteyiz. Bu dönem eserlerinde İslamiyet öncesi Türk edebiyatının etkisi de çoktur.





SAYFA 67
5. Her dörtlüğün konusunu ve şiirin temasını aşağıdaki tabloya yazınız. Dörtlüklerde işlenen konuların temaya katkısını sözlü olarak ifade ediniz.
1.bentteki konu
Allah’ın isteği ile Azrail’in bütün canları alacağı


2.bentteki konu
İnsanın geçmişte düşündükleri ile şuan düşündüklerinin değişebileceği


3.bentteki konu
Ölüm gelince hiçbir şeyin çare olamayacağı


4.bentteki konu
Gafilce hareket etmenin anlamsız olduğu


5.bentteki konu
ölüm meleği gelince kişiye hiç fırsat bırakmadığı



Şiirin teması ölümdür. Her birim konuları ile temaya hizmet eder temanın daha iyi anlaşılmasını sağlar



6. Şair şiirin ikinci dörtlüğünde “Yaşım benim küçük diye söyler idim; her ne hasıl olsa az diye söyler idim; türlü türlü iddialı işler kılar idim; şimdi bildim, dediğim gibi olmaz imiş.” ifadesiyle insan psikolojisinden
hareket etmiştir. Şiirin diğer bentlerinin nesnel gerçekliği hakkında neler söyleyebilirsiniz? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Şair aslında bütün birimlerde nesnel bir gerçeklikten bahsetmiştir. ÖLÜM gerçeği… Ölüme çare olmadığını ve yeri zamanı gelince hiçbir şeyin Azrail’in önüne geçemeyeceğini ifade etmiştir.


7. Ahmet Yesevî, bu şiirinde ölüm temasını işlemiştir. Bu şiir geleneğinde ölüm temasının çokça
işlenmiş olmasının nedenlerini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Çünkü İslam dininin öğretileri vardır. İslam da ahiret inancı vardır. ölüm asıl hayat olan ahirete açılan kapıdır.


8. “Neylersin ölüm herkesin başında/ Uyudun uyanamadın olacak/ Kim bilir nerde nasıl kaç yaşında/Bir namazlık saltanatın olacak/ Taht misali o musalla taşında.” mısralarında ifadesini bulan ölüm ile Ahmet Yesevî’nin ölümü anlatış biçimi arasında ne gibi farklar görüyorsunuz? Açıklayınız.
İfade ediliş açısından farklar vardır . İçerik açısından çok benzerdir. İfade kısmında da Hikmet şiirinde İslamiyet öncesi şiir anlayışı etkisi vardır. Bununla birlikte kullanılan dil de İslam öncesi edebiyatımıza daha yakındır.(ör. Fiillerin hükümlerin sonra yer alması gibi. Bu şiirde daha çok devrik cümleler kullanılmıştır.)


9. Şairin tasavvufi kişiliği ile işlediği tema arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Açıklayınız.

Evet, Ahmet Yesevi’nin kişiliğini bir önceki sayfamızda cevaplamıştık ( TIKLA ve GÖR) Zaten sanatçılar kendi düşünceleri anlayışları etrafında sanat ürünü ortaya koyarlar.



10. İki grup oluşturarak metindeki Arapça ve Farsçadan dilimize geçen kelimeleri tespit ediniz. Şair, bu kelimeleri neden tercih etmiş olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.


SEÇTİKLERİMİZ ( örnek olması açısından )
Kudret fermân
Mevlâ mahlûk
Kâbız Azâzil
âlem Azîz
cân hâsıl
da’vâ mülk
sultân Ayş u işret
meşgûl vefâ


çünkü şairin amacı İslam dini ile alakalı bilgiler vermek. İslam öğretilerini ve anlayışını aktarmak. Bunu yapmak için de Arapça ve Farsça kelimeler kullanmış . Çünkü dönemde Arapça ve Farsçanın etkisi çok büyüktür.




11. Şair Erdem Beyazıt’ın “Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm / Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm?” dizelerinden anladıklarınızı sözlü olarak ifade ediniz. Daha sonra defterinize ölüm hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi içeren kısa bir metin yazınız.


Erdem Beyazıt şiirinde nesnel gerçeklik olan ölümü anlatmamıştır. Unutulmak ile ölümü bir tutmuş ve unutulmayacaklarını ifade ederek ölümsüzlüğü tattıklarını ifade etmiştir.


12. Divan-ı Hikmet’in yazılış amacı nedir? Ahmet Yesevî şiirde insanlara hangi öğütleri vermiştir?
Tespit ediniz. Bu öğütleri aşağıda boş bırakılan yerlere yazınız.


Divan-ı Hikmet'in yazılış amacı islam dininin doğru anlaşılmasını sağlamak, islam dininin yayılmasını sağlamak, dönemin ahlaki yapısını anlatmak, olmuştur.

Genel olarak dervişlik hakkında övgülerden bu dünyadan şikayetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dini ve ahlaki öğütler veren şiirlere de yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve 4+4+4 kullanılmıştır.

Bu yapıtın ortaya çıkmasından bir süre sonra; İslamiyet göçebe Türk toplulukları arasında yayılmaya başlamıştır. Ahmet Yesevi'nin görüşleri Anadolu gizemciliğinin (tasavvuf) temelini oluşturur. Tasavvuf kültürünün temeli bu yapıttadır. Yunus Emre'nin, Hacı Bektaş Veli, Haci Bayram Veli gibi mutasavvufların düşüncelerinin kaynağı bu yapıttır.



Örnek olması açısından
Malına mülküne güvenme ölüme bunlar çare olmaz
Ölüm muhakkak olacaktır bu yüzden gafil yaşamaya devam etme

Gururlu olma


Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:37 )
 
Eski 05-02-15, 01:42 #6
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)


İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄

Sayfa 70

1. Size göre Yusuf Has Hacib, eserinde niçin “adalet, baht, akıl, akıbet” gibi kavramlara yer vermiştir?
Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Çünkü eserdeki amaç okuyucuya ders vermektir.Bu kavramlar çevresinde ders vermeyi amaçlamıştır.


2. Metinde düşünceler, olay örgüsü çevresinde nasıl ifade edilmiştir. Metindeki kahramanlar kimlerdir?
Bu metinde geçen olayı rol dağılımı yaparak sınıfta canlandırınız.
3. Okuduğunuz metinde kahramanlar hangi tema üzerinde duruyorlar? Bunu bir cümle ile ifade etmeniz istenirse ne söyleyebilirsiniz?
Ölüm teması üzerinde durmuşlardır. Ölüm denilince insanlar ne anlamalı ve ölümün muhakkak olduğu bu dünyada nasıl yaşanmalıdır.


4. Metinde, “Malını insanlara dağıt, yedir ve içir; mal seni kullanacağına, sen onu kullan.” gibi veciz
sözlere yer verilmiştir. Metindeki diğer veciz sözleri de siz bularak bunların anlatıma katkısını tespit ediniz.
Örnek olması açısından
Çocuk babası âlim ve zeki ise oğluna daima sıkı bir terbiye vermelidir
Ölecek insanların hepsi zamana rehindir; vakti gelince bak, bir adım bile atamaz.
Ölüme karşı altın, gümüş fayda etmez; ölüme bilgi ve akıl da mani olamaz.


5. Ögdülmiş hangi sorunun cevabını merak ediyor? Aytoldı soruya ne cevap veriyor?
soru
Ölüme karşı herhangi bir çare var mı?


cevap
Ölüme karşı altın, gümüş fayda etmez; ölüme bilgi ve akıl da mani olamaz.
6. Ögdülmiş’in Aytoldı’ya ikinci sorusu nedir? Aytoldı bu soruya ne cevap vermiştir?

soru
Öğdülmiş dinledi ve ey baba, dedi. Ölümün daima seni takip ettiğini iyice bildiğin hâlde, Niçin ona göre hareket etmedin ve neden şimdi inleyerek onu çekiştiriyorsun?

cevap
Gaflet beni mahvetti, ben pişmanım; sen uyanık dur, gafil olma ey güzel yüzlüm!

7. Metindeki kültürel farklılaşmaya ait ifadeleri ve kültürel özelliklerin dil ve söyleyişe nasıl yansıdığını
örneklerle açıklayınız.
Örnek olarak
Bu dünyada çok yaşadın, birçok bilgi edindin, fazilet ve meziyetler elde ettin.
Sordun, öğrendin; her şeyi görüp anlayarak, tecrübe ederek yaşadın.
Ölüme karşı herhangi bir çare var mı? Eğer varsa ey zeki âlim, ölüme karşı o çareye başvur.
Metinde Arapça kelimelere yer verilmiştir.
Eser didaktik olmasıyla da dönemin kültürünü yansıtır. İslam dini ile alakalı İslam ahlakıyla alakalı bazı öğeleri öğretmek amaç edinilmiştir.
Dil ve söyleyiş açısından :
Dil geçmiş dönemde öz Türkçe kullanılmaktaydı. Yabancı dillerin etkisinden uzaktı burada artık yabancı dillerin (arapça- farsça) etkisini görmekteyiz.
Bununla birlikte beyitlerle kaleme alınması mesnevi tarzında yazılması da buna örnektir.


8. Okuduğunuz metinde olay ile kişiler arasında nasıl bir ilgi vardır? Kutadgu Bilig’in yazılış amacını
da dikkate alarak eserin olay, kişi, mekân ve düşünceler yönünden nasıl kümeleştiğini değerlendiriniz.
Eserin olay, kişi, mekân ve düşünceleri metnin yazılış amacı doğrultusunda kümelenmiştir.




9. a) Siyasetname ve Kutadgu Bilig hakkında topladığınız bilgilerle ilgili olarak daha önce oluşturduğunuz
grup temsilcileriniz aracılığıyla kısa bir sunum yapınız.
Tüm bilgiler için tıklayınız


b) Kutadgu Bilig’in siyasetname özelliği taşıyıp taşımadığını belirtiniz.
Taşımaktadır. Hatta Türk edebiyatının ilk siyasetnamesidir.


10. Metinden İslamiyetle ilgili değer düşünce ve bilgilere örnekler veriniz. Bunlar yeni değerlerin
benimsenmesi şeklinde yorumlanabilir mi? Açıklayınız.
Örnek olarak
Bu dünyada çok yaşadın, birçok bilgi edindin, fazilet ve meziyetler elde ettin.
Sordun, öğrendin; her şeyi görüp anlayarak, tecrübe ederek yaşadın.
Ölüme karşı herhangi bir çare var mı? Eğer varsa ey zeki âlim, ölüme karşı o çareye başvur.


Evet yorumlanabilir.


11. Metnin nazım şeklini ve bağlı olduğu geleneği sözlü olarak ifade ediniz.
Nazım şekli mesnevi.. mesnevi geleneğine bağlıdır.




12. Eseri, günümüz şartlarına göre düşünerek yorumlayınız.
Günümüzde bu tarz didaktik eserler fazla yazılmamaktadır.

Sayfa 72
1. Edip Ahmet Yüknekî’nin bilgi ve bilgisizlik kavramları üzerinde durmuş olmasını nasıl açıklarsınız? Bunun eserin yazıldığı dönemle bir ilgisi var mıdır? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Evet yazıldığı dönemle bir ilgisi vardır. İslamiyeti yeni kabul etmiş ve etmeye devam eden Türk milletine İslam dinini ve ahlakını öğretmek amacı ile yazılan bir eserdir. Dönemin şartları gereği bu kavramlar ele alınmıştır.


2. Şiiri, vurgu tonlama ve kafiyesine dikkat ederek okuyunuz. Şiirin büyük bir bölümünde mısra sonlarındaki kafiyeye ek olarak mısra başlarında da kafiye görülür. Sizce mısra başlarındaki ses benzerliğinin şiire ahenk açısından nasıl bir katkısı vardır? Sözlü olarak ifade ediniz.
Evet kafiye ve redif şiirdeki ahenk unsurlarındandır


3. Şair, “Değerli, dindar bilgili kişi / Bu cahil bilgisiz, değersiz akça.” derken hangi edebî sanattan istifade etmiştir? Aynı sanat diğer bentlerde de var mıdır? İnceleyiniz. Bulduğunuz edebî sanatları ve nasıl yapıldıklarını aşağıdaki tabloya yazınız.
Tezat sanatından yararlanmıştır.
ÖRNEK
Bilgi bilen insan, tanınmış olur.
Bilgisiz, diriyken yitik sayılır.
Bilgili er ölse de adı ölmez.
Bilgisizin diriyken adı ölür.


Bu sanat zıt anlamlı kelimelerin bir arada kullanılmasıyla yapılır.




4. Dörtlükler hâlinde yazılmış olan bu şiirin kafiye düzenine dikkat ederek nazım şeklini belirleyiniz.


a
a
x
a

şeklinde kafiyelenmiştir. Mani nazım şeklinin özelliğidir.


5. Şiirin teması nedir? Her bendin anlamını ve temaya katkısını belirtiniz.


bilginin ve bilmenin değeri


1. bent
saadet bilgidedir
2.. bent
cahil ile bilgili kişi birbirine denk değildir
3.. bent
insanı ayakta tutan ve varlığına anlam kazandıran şey bilgidir
4.. bent
İnsanı tanıtan ve var eden bilgisidir
5.. bent
bilgiden başka faydalı br şey yoktur
6.. bent
Bilgi en önemli şeydir ne olursa olsun ona ulaşmalı
7.. bent
Bilginin değerini bilen bilir


6. “Bilgi bilen insan, tanınmış olur / Bilgisiz, diriyken yitik sayılır / Bilgili er ölse de adı ölmez /
Bilgisizin diriyken adı ölür” bendinde anlatılan gerçeklik nedir? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Kişi bildikleriyle vardır ve bildikleriyle bilgisiyle gününden geleceğe/ sonsuza adını miras bırakabilir.


7. İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatının temel nazım birimi beyitken Atebetü’l Hakayık’ın dörtlükler hâlinde ve 11’li hece ölçüsüyle yazılmasının nedenini belirtiniz.
Geçiş dönemi eseridir. Türklerin milli ölçüsü hece ölçüsüdür. Nazım birimi önceki dönemlerde dörtlüktür. Bu eserin geçmiş kültürden kopmadığını gösterir.


8. “Kemikte ilik gibidir insana bilgi / İnsan ziyneti akıl, ilik kemiğinki / Cahilin iliksiz kemik gibidir hâli/ İliksiz kemiğe kimse uzatmaz eli.” mısralarını açıklayınız. Bu mısralarda hangi edebî sanattan faydalanılmıştır? Belirtiniz.
İnsan iskeletini ayakta tutan ve hareketi sağlayan şey kemik içerisinde yer alan iliktir.
Burada bu gerçeklikten yola çıkarak şu anlatılır.
İnsanı, bilgisi ve aklı onu ayakta tutar ve ona yol gösterir, Bilgisiz kimseyi ayakta tutacak hiçbir şey ve kimse yoktur.

Tezat, teşbih, istiare, tenasüp, tekrir


Sayfa 73
1. Yazara göre Türkçeyi öğrenmek niçin gereklidir? Açıklayınız.
Peygamberimiz kıyamet alametlerini, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada, “Türk dilini öğreninizçünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır.” buyurmuştur. Bu söz hadis ise Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur. Yok, bu söz hadis değilse akıl da bunu emreder.


2. Yazar metnin ilk paragrafında Türklerin hangi özelliklerinden söz etmektedir? Tahtaya yazınız.
Özellikler bu cümlelerde anlatılmaktadır
Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı.
Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı. Dünya milletlerinin idare yularını onları nellerine verdi.
Onları herkesten üstün eyledi.
Kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi.

Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı

Sayfa 74
3. İncelediğimiz metnin ana düşüncesi ne olabilir? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Türkçe'nin ve Türkçe öğrenmenin önemi


4. Esere dinî ve millî özellikler kazandıran unsurları sözlü olarak ifade ediniz.
metinde bir hadis örneği vermesi dini, Türkçe'yi övmesi Türkçe üzerinde durması milli unsurdur


5. Yazar, kitabını nasıl meydana getirmiştir?
metinde şu şekilde açıklamıştır.
Ben onların en uz dillisi, en açık anlatanı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğum hâlde onların şehirlerini, çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarını, dillerini, kafiyelerini belleyerek faydalandım.



6. Yazarın yaşadığı çağı göz önünde bulundurarak birçok boyun adını saydıktan sonra eserinin adına Türk sözünü dâhil etmesinin nedenini açıklayınız.
Milli değerleri önemsemesi ve boyları genel bir hitapla ifade etmesinden dolayı


7. Divanü Lügâti’t-Türk hakkındaki araştırmanın sunumunu sınıfta yapınız. Sunularınızda öz bilgileri vermeye dikkat ediniz.
gerekli bütün bilgiler için tıklayınız


8. a) Dilin önemine dair bulduğunuz ve renkli kartonlara yazdığınız özlü sözlerden bir kısmını sınıfta sununuz.
özlü sözler için tıklayınız


b) Kitabınızda Divanü Lügâti’t-Türk’ten alınan atasözlerini okudunuz. Bu sözlü edebiyat ürünleriningünümüze taşınmasında eserin önemini açıklayınız.
Eser bu sözlü ürünleri yazıya aktarılmasından dolayı atasözlerinin yok olmasını engellemiş ve günümüze ulaşmasını sağlamıştır.


c) Edindiğiniz bilgilerden hareketle Divanü Lügati’t-Türk’ün edebiyatımızdaki yerini ve değerini aşağıya yazınız.
Divanü Lügati't-Türk'ün edebiyatımızdaki yeri ve değeri Divanü Lûgati't-Türk her şeyden önce bir Türkçe-Arapça sözlüktür. Fakat Kaşgârlı Mahmut basit bir sözlük yazmak*la yetinmemiştir. O, üstün bir milletin mensubu olduğuna inanan; gönlü Türklük sevgisiyle dolu; zihni, Türk milletinin ve çeşitli Türk boylarının, Türkçenin ve çeşitli kollarının, Türk edebiyatının ve folklorunun, Türk düşüncesinin ve yaşayış tar*zının, Türk efsane ve destanlarının, nihayet Türk ülküsünün bilgi ve şuuruyla donanımlı bir Türk milliyetçisi idi. İşte bütün bu duygu, sevgi, bilgi, inanç ve ülkü Kaşgârlının eserine aksetmiş ve Divanü Lûgati't-Türk'ü basit bir sözlük olmaktan çı*kararak, birçok konuda küçük serpintiler halinde de olsa, o zamanki Türklük bilgisinin bir el kitabı haline getirmiştir. Bunun içindir ki Kaşgârlı Mahmut "Türkoloji’nin babası" kabul edilir.



9. Araştırmalarınızdan hareketle Atatürk’ün Türk dili hakkındaki görüşlerini Divanü Lugâti’t-türk adlı eserle de ilişkilendirerek yorumlayınız.



Sayfa 76
1. Aşağıdaki kutucuklarda İslami Dönemde yazılan ilk eserler hakkında bilgi verilmiştir. Verilen bilgilerışığında eserlerle yazarları eşleştiriniz ve yazarların altındaki boş bırakılan yerlere eserlerin adlarını yazınız.
1. Ahmet Yesevî 2. Kaşgarlı Mahmut
(...DİVAN-I HİKMET....) (....DİVAN-I LÜGATİ'T TÜRK.)

3. Edip Ahmet Yüknekî 4. Yusuf Has Hacip
(ATABETÜ'L HAKAYIK.) (..........DİVAN- I HİKMET.......)


b) İslami Dönemde yazılan ilk eserlerle ilgili verilen bilgilerden yararlanarak;
• Eserlerin yazıldığı dönemin tarihî, siyasi ve sosyal yapısı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
11. VE 12. YÜZYILLARDA İSLAMİYET VE TÜRK KÜLTÜRÜ


Türkler yaklaşık olarak IX. yüzyıldan itibaren boylar hâlinde İslamiyet'i kabul etme*ye başlar. Bunda hem TürklerinŞamanist inanışlarının İslam inanışlarına yakın ol*ması hem de Türk-Çin düşmanlığı büyük rol oynar. Çünkü Arap dünyası daÇinli*lerle savaş halindedir ve bu ortak düşmanlık, Türklerle Arap dünyasının yakınlaş*masına neden olur. Arap dünyası, yiğitliklerine hayran kaldıkları Türk boylarını yan*larına çekerek hem Çinliler karşısında güç kazanmak hem de İslamiyet'i daha ge*niş coğrafyalara yaymak istemektedir. Bu yüzden de Türk boylarıyla dostluk ve ak*rabalık bağlarıkuvvetlendirilmeye, Türk beyleri Arap saraylarına komutan olarak alınmaya başlanır. Hatta daha da önemlisi, 752 yılındaÇinlilerle yapılan Talaş Savaşı'nda güç birliği yapılarak savaşa birlikte girilir. Böylece Türk beyleri Arap-İran saraylarını, bu coğrafyadaki yerleşik yaşamı ve kültürü yakından tanıma olanağı bulur. Bu yaşama biçimine ve kültüre özenmeye, İslamiyet'i kabul edip boylar hâlin*de yerleşik yaşama geçmeye başlar. Nitekim XI. yüzyılda kurulan Karahanlı Devle*ti'nin İslamiyet'i resmi din olarak kabul etmesi de İslami inanışların Türk boylarında uzun bir süreç içinde de olsa ne kadar köklü bir değişime neden olduğunu gösterir.

Türklerin İslamiyet'i kabul etmeleri ve yerleşik yaşama geçmeleri, sosyal ve kültü*rel yapılarında da büyük değişikliklere neden olur. Özellikle dil, edebiyat, bilim, ah*lak ve sanat alanlarında Türkler yeni bir yörüngeye girer. İslam bilimlerininöğretil*diği medreselerden yetişen Türk aydınları, önce Anadolu dışında, sonra da Anado*lu sahasında Arap ve Farskültürünün, dilinin etkisinde eserler vermeye; İslam uy*garlığının kültür birikimini topluma yaymaya başlarlar. Ancak eski edebiyat ve kül*tür değerlerini de bir anda terk edemezler.



Genel Özellikler
1İslam inançlarıyla Müslüman Arapların ve İranlıların oluşturduğu ortak kültür ve edebiyatın etkisindedir.


2Dilde gittikçe yoğunlaşan bir Arapça-Farsça etkisi görülür. Bu dillerden alınmış kavram, sözcük ve tamlamalar kullanıldığı gibi tamamen Arapça ve Farsça ile yazılmış eserler de vardır.


3Genellikle yazılıdır. Sözlü edebiyat da İslami etkiler altında, halk arasında ya*şamış ve gelişmiştir.


4Yazılı eserlerin sahipleri genellikle bellidir.


5Düz yazı da yaygınlaşmış olmakla birlikte, şiirin edebiyattaki ağırlığı devam eder.


6Nazımda aruz ölçüsü, Arap ve iran edebiyatlarından gelmiş nazım tür ve biçim*leri, tam ve zengin uyak ön planaçıkmıştır. "Beyit" en çok kullanılan nazım bi*rimidir. Halk arasında dörtlük nazım birimi ve hece ölçüsü kullanılmaya devam etmiştir.


7Yüksek zümre arasında müziğin şiire eşliği azalmıştır.


8Şiirde daha çok bireysel duygular işlenmekle birlikte, düz yazıda toplumsal ko*nulara yönelme görülür.


9"Aşk" temasıön plana geçer. "Kahramanlık" teması az işlenir. Dinî konular da hem şiirde hem de düz yazıda önemliölçüde yer alır. Tabiat teması araç olarak kullanılır.


10Halk tabakalarıyla seçkinlerin dilleri, şiir ve edebiyat anlayışları farklılaşır. Türkçede çeşitli bölge farklılıklarıortaya çıkar. Bölgeler, uzak yurtlar arasında fark*lı gelişmeler yaşanır. "Halkın edebiyatı" "seçkinlerin edebiyatı"biçiminde bir ay*rılık kendini gösterir.




• Bu eserlerin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri ve değeri ne olabilir?
İSLAMİ DÖNEM TÜRK EDEBİYATININ İLK ÜRÜNLERİDİR.

• Bu eserlerde İslami Dönemin başlangıcında benimsenen yeni değerlerden hangileri kullanılmıştır?
KUTADGU BİLİG'DE:
“Yabancının kusurunu bağışla, onu yedir ve içir; ey âlim ve hâkim, misafire iyi muamele et. Eş dost edindi, onlara yaklaştı; büyüğe ve küçüğe güler yüz gösterdi.” Ahiret inancı, doğruluk, hesap verme, halka kendini sevdirme gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.
ATABETÜ'L HAKAYIK'TA
“Dünya malı bugün var, yarın yoktur; Benim dediğin mal başkalarının kısmetidir. Her dolan azalır, her tam olan eksilir; Her mâmûrluğun sonu harap olmaktır” gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.


DİVAN-I HİKMET'TE:
“Yaşam altmış üçe yetti, bir gün yaşamamış gibiyim. Ah! Hakk'a varmayan gönlüm kırık, Yeryüzünde "Sultan'ım" deyip ululanırken, Gamla dolup yer altına girdim işte.” gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.
DİVANÜ LÜGATİ'T TÜRK ADLI ESERDE:
“Bu söz (hadis) doğru ise Türk dilini öğrenmek çok gerekli (vacib) bir iş olur; yok, bu söz doğru değilse akıl da bunu emreder.” “Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne vali kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularını onların ellerine verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendir*di. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin -ayak takımının- şerrinden korudu.” gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.



Açıklayınız. Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
• Eserlerin dil, söyleyiş ve kültür özelliklerini açıklayınız.
hakaniye lehçesi ile yazılmışlardır
genellikle mesnevi nazım biçimi kullanılmıştır
didaktik bir söyleyiş hakimdir
islami kültürün etkisinde yazılmışlardır
İslam kültürünü, ahlakını Türk toplumuna öğretme esastır



• Eserlerin bağlı olduğu gelenek hakkında bilgi veriniz.
İslami dönem Türk edebiyatı geleneği



2. Muhibbî mahlasıyla şiir yazan Kanunî Sultan Süleyman’a ait “Halk içinde muteber bir nesne
yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beyti ile Ahmet Yesevî’nin Hikmet’inin üçüncü dörtlüğü arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Nedenini açıklayınız.

Yesevi dörtlükte kim olursan ol istersen büyük bir sultan olsan malın mülkün olsa ölüm gelince hiç birinin fayda vermeyeceğini ifade etmiştir. Kanuni burada da en önemli şeyin sağlık olduğunu devletin bile daha değersiz olduğunu ifade etmiştir. her ikisinde de dünyanın en değerli şeylerinin bile kıymetsiz oluşunun ifadesi vardır.


Sayfa 77
3. Cahit Sıtkı’nın;
“Gökyüzünün başka rengi de varmış.
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış.
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.”
mısralarıyla Ahmet Yesevî’nin Hikmet adlı şiirinde aynı duygu ve düşünceleri anlatan dörtlüğü tespit ediniz.
Yaşım mini yaş bolur dip aytur irdim
Her ne hâsıl bolsa az dip aytur irdim
Türlüg türlüg da’vâ işler kılur irdim
İmdi bildim min aytken dik bolmas irmiş


4. Büyüklerinizden derlediğiniz, bölgenizde yaşamış ve çok sevilmiş kişilere ait ağıtları arkadaşlarınızla paylaşınız.
Ağıt -

Can evimden vurdu felek neyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım toprak aldı koynuna
Yarim diyen bülbül diller iniler

Gider oldum Avşar ili yoluna
Bakmam gayrı bu diyarın gülüne
Karaları taksın çapar koluna
Yağız atlı nice kollar iniler

Varayım da mezarına varayım
Yürü bre Dadaloğlu'm yürü git
Baş ucunda el kavşurup durayım
Dertli dertli Çukurova yolunu tut

Dadaloğlu


ÇANAKKALE


Çanakkale derler yeşil gavaklı,
Mollaların mürekkebi boyaklı,
Neçe gulların var ağaç ayaklı,
Ağaç ayağınan gelsen n'olurdu.

Çanakkale derler yeşil söğütlü,
Neçe molla getti eli divitli,
Bi mektup atayım üstü tahütlü,
Mektubum ordunu bulur m'ola.

Ağılıdır Çanakkale goyağı,
Babamoğlu dizlerimin dayağı,
İrengide bana benzer bayağı,
Gurbanlar olurum babamoğluna.

Edem gözelidi gıyıdan getmiş,
Sürek öküz gibi boynunu bükmüş,
Şu gevur dinsizi denklemiş atmış,
Acep babamoğlun yudular m'ola.
Yumadan gabire godular m'ola. (Yaldızkaya 1992: 39)




5. Günümüzde sık karşılaştığımız hükümlerden biri “Çağımız bilgi çağıdır.” cümlesidir. Bu sözü doğru buluyor musunuz? Düşüncelerinizi sözlü olarak arkadaşlarınızla paylaşınız.


6. “Bilgi güçtür.” sözünden hareketle bir kompozisyon yazınız. Hazırladığınız metni arkadaşlarınıza okuyunuz.


7. Bilgiyi konu alan bir metin yazmanız istenirse hangi anahtar kelimeleri kullanırsınız? Aşağıdaki boş bırakılan yerleri doldurunuz.
TEKNOLOJİ, MEDENİYET, GELİŞİM, ARAŞTIRMA, ALİM, ARİF, BİLİM VS


8. a) Okuduğunuz dört eserle ilgili çıkarımlarınızı aşağıda boş bırakılan yerlere yazınız.

Tüm eserler ve yazarları ile alakalı bütün bilgiler


b) Yukarıda adı belirtilen eserlerle ilgili çıkarımlarınızın günümüz şartlarında da geçerli olup olmadığınıaçıklayınız.
evet söylenenler bürün dönemler için geçerlidir çünkü anlatılanlar insanların erdemleridir.


9. Atatürk’ün “Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin.” cümlesi ile
Kaşgarlı Mahmut’un söyledikleri arasında bir paralellik buluyor musunuz? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları özlü olarak ifade ediniz.
evet bir paralellik vardır. Kaşgarlı Mahmut da türk dilinin yüceliğinden bahsetmiştir


Sayfa 78


10. Dil bir toplum için neden önemlidir? Sınıfta kısa bir panel düzenleyerek konuyu tartışınız.
Ulaştığınız sonuçları defterinize yazınız.
11. Siz öğretici nitelikte bir kitap yazsanız ön sözünde okuyucuların bilmesini istediğiniz nelere yer verirsiniz.
12. İslami Döneme ait okuduğunuz ilk ürünlerle Karahanlı Türkçesi (Hakaniye lehçesi) arasındaki ilişkiyi ortaya koyan araştırmanızı sınıfa sununuz. Bu metinlerin hangilerinde Karahanlı Türkçesinin kullanıldığını belirtiniz.


13. Siz, baba veya anne olsaydınız çocuğunuza hangi tavsiyelerde bulunurdunuz? Arkadaşlarınızla paylaşınız.


14. Öğütler büyükler tarafından küçüklere verilir. Siz bir genç olarak büyüklere öğüt verseniz neler söylemek isterdiniz? Belirtiniz.




DEĞERLENDİRME SORULARI




1. “X. yüzyıldan yaklaşık XIII. yüzyılın ortalarına kadar olan döneme “Geçiş Dönemi” adı verilir.
İlk İslami Türk edebiyatı ürünlerinin verildiği bu dönem Türk toplumunun bir kültür ve medeniyet çevresinden
bir başka kültür ve medeniyet çevresine geçtiği dönemdir.”
Yukarıdaki bilgiler ışığında okuduğunuz metinden de hareketle Ahmet Yesevî’nin eseri olan Divan-ı Hikmet’in Geçiş Döneminin hangi özelliklerini içerdiğini aşağıya yazınız.
tasavvufi konuları içermesi
aruz ve hece vezninin bir arada kullanılması
arap harflerinin kullanılması
dini içerikli olması
didaktik olması
beyit ve dörtlük nazım biriminin beraber kullanılması


2. “Mutluluk veren bilgi” anlamına gelen ve bir siyasetname özelliği taşıyan eser aşağıdakilerden
hangisidir?
A) Atebetü’l Hakayık
B) Divanü Lügâti’t Türk
C) Divan-ı Hikmet
D) Kutadgu Bilig
E) Garipnâme



SAYFA 79
3. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• İslami Dönemin ilk eserleri Karahanlı Türkçesi ile yazılmıştır. (D )
• Bu eserlerle birlikte Arap ve Farsça kelimeler dilimize girmeye başlamıştır. ( D)
• Bu dönemdeki metinler sanat metni ve öğretici metin olarak kesin çizgilerle ayrılmamıştır. (D )
• Divan-ı Hikmet’te dinî bilgiler yorumlanmıştır. (D )
• Ahmet Yesevî, tasavvufi anlayıştan uzak bir kişiliğe sahiptir. (Y )
• Kaşgarlı Mahmut eserinde, Türk dilini dünya dilleriyle karşılaştırmıştır. ( Y)
• Kaşgarlı Mahmut, Türk dilinin söylenişlerini tespit etmek için Türk boyları
arasında dolaşmıştır. ( D)
• Kaşgarlı Mahmut, bu eserini önemli bir devlet kademesinde görev almak için yazmıştır. (Y )
• Atatürk’ün Türk diliyle ilgili sözleriyle Divanü Lügâti’t-Türk arasında benzerlik vardır. (D )




4. “Bilgiliye ey dost, bağla gönül” mısrasında hangi edebî sanat vardır? Defterinize yazınız.
NİDA ( ey dost) ,, İstiare (kapalı istiare)

5. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
a. Atebetü’l Hakayık .....MESNEVİ..... nazım biçimiyle yazılmıştır.
b. Atebetü’l Hakayık .....ARUZ........ vezniyle yazılmıştır.
c. Atebetü’l Hakayık ............HAKİKATLERİN EŞİĞİ.......... anlamına gelir.




6. Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Atebetü’l Hakayık’ın ahlaki bir eser olması
B) Atebetü’l Hakayık’ın mesnevi şeklinde yazılmış olması
C) Atebetü’l Hakayık’ın öğüt verici bir eser olması
D) Eserde millî nazım birimi ile aruz ölçüsünün birlikte kullanılması
E) Eserde mısra başı kafiyesine de yer verilmiş olması


7. Aşağıdaki yargılardan hangisi Kutadgu Bilig’in özelliklerinden biri değildir?
A) Edebiyatımızda bilinen ilk siyasetnamedir.
B) Eserde adalet, akıl, baht gibi kavramlar alegorik olarak işlenmiştir.
C) Eser, Türkçenin Arapçaya karşı üstünlüğünü ispatlamak amacıyla yazılmıştır.
D) Yusuf Has Hacib tarafından mesnevi şeklinde yazılmıştır.
E) Hakaniye (Karahanlı) lehçesiyle ve aruz vezniyle yazılmıştır.


SAYFA 80
8. Aşağıdaki alegorik kişilerin temsil ettikleri kavramları eşleştiriniz.
Odgurmuş Zahit, kanaat ve akıbet
Ögdülmiş Akıl
Aytoldı Mutluluk ve devlet
Güntogdı Adalet ve kanun


9. Kaşgarlı Mahmut’un 20 yıllık bir araştırma sonucunda kaleme aldığı Divanü Lügâti’t-
Türk hakkında aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
A) Divanü Lügâti’t-Türk’ün sözlü edebiyat ürünlerini zamanımıza ulaştırdığına
B) Eserin, Türkçeyle ilgili ilk sözlük ve dil bilgisi kitabı olduğuna
C) Eserde kelimelerin anlamı ile birlikte kelimelerle ilgili açıklamalara da yer verildiğine
D) Esere, içinde şiir ve atasözlerine de yer verdiği için antolojik sözlük de denilebileceğine
E) Eserin Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla Türkçe yazıldığına


10. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
a. Kaşgarlı Mahmut Divanü Lügâti’t-Türk adlı eserinde .........Türkmen .Oğuz.. Çiğil, Yağma, Kırgız.... adlı Türk boylarınınisimlerine yer vermiştir.
b. Türk boylarının yaşadıkları yerleri gösterdiği bilinen ilk harita ............Divanü Lügâti’t-Türk............ adlı eserde
yer alır.


11. Divanü Lügâti’t-Türk ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A) Ansiklopedik bir sözlüktür.
B) Türk kültürüyle ilgili önemli bilgiler yer alır.
C) Koşuk, sav, sagu örnekleri yer alır.
D) Divan şiirinden de örnekler vardır.
E) Türk dillerinin ansiklopedik sözlüğü anlamına gelir.


12. Türk edebiyatının XI-XII. yüzyıl metinlerinde Türkçenin hangi lehçesinin kullanıldığını
defterinize yazınız.
karahanlı türkçesi / hakaniye lehçesi


13. İlk İslami eserlerin didaktik oluşunu dönemin sosyal durumu ya da fikir hayatıyla ilişkilendirerek açıklayınız.
Bu dönemde islamiyet kabul edilmiştir ve sanatçılar islamiyeti ve islami ahlakı topluma öğretmek amacıyla eserler vermiştir.


14. Kutadgu Bilig ile Atebetü’l Hakayık’ı karşılaştırarak bu iki eserin ortak özelliklerini
aşağıya yazınız.
a. ...karahanlı lehçesi ile yazılmaları
b. ..mesnevi tarzında yazılmaları
c. ...aruz ölçüsü kullanılması


15. Aşağıdaki eserlerden hangisi sözlü edebiyat ürünlerinin en fazla yer aldığı eserdir?
A) Divan-ı Hikmet
B) Divanü Lügâti’t-Türk
C) Atebetü’l-Hakayık
D) Kutadgu Bilig
E) Kitâb-ı Bakırgan


Sayfa 81

ARAŞTIRMA SORULARI


1. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Hoca Dehhânî hakkında bilgi toplayınız. Yunus Emre’nin
çok beğendiğiniz bir şiirini defterinize yazınız.
YUNUS EMRE İÇİN TIKLA

PİR SULTAN ABDAL İÇİN TIKLA


HOCA DEHHANİ İÇİN TIKLA


YUNUS EMRE'DEN ÖRNEK BİR ŞİİR İÇİN TIKLA



2. Oğuz Türkçesi ne demektir? Oğuz Türkçesiyle (XIII-XIV. yüzyıl) eser veren ilk edebiyatçılarımızve onların eserleri hakkında bilgi ve belge toplayarak bir edebiyat panosu hazırlayınız.

oğuz türkçesi nedir tıkla



13.YY. İÇİN TIKLAYINIZ

14. yy için tıklayınız



3. Tasavvuf düşüncesi hakkında bilgi toplayınız.
Tasavvuf kelime manasıyla gönlünü Allah'a bağlamak demektir.
Tasavvuf, Tanrı, evren ve insan ilişkisini bir bütünlük içinde açıklamaya çalışan, insanın tanrısal erdemlere benzemesini amaçlayan dinsel ve felsefi düşüncedir.
Başlangıçta günah işlemekten sakınmak, dünyasal işleri küçümsemek ve bunlardan uzak durmak, yalnızlığı seçerek sürekli Tanrı'yı anmak, kalbin ancak bu yolla temiz tutulacağına inanmak gibi düşünceler ve uygulamalarla ortaya çıkan tasavvuf 12.yüzyıldan sonra tarikatlar biçiminde örgütlenerek güçlü bir hareket durumuna gelmiştir.


Tasavvufun temeli evrende tek varlığın bulunduğu, o tek varlığın dışındaki diğer varlıkların ise onun yansıması olduğu görüşüne dayanır. O tek varlık Allah'tır. Öteki varlıklar yani görünen her şey Allah'ın türlü görüntüleridir.Buna "vahdet-i vücud" denir.


İnsan için varlık kazanmanın amacı "insan-ı kâmil" olmaktır. Tasavvufi anlamda" insan-ı kâmil" olmak"bekabillah" a yani sürekli olarak Allah'ın varlığında bulunma mertebesine ulaşmak olur."Bekabillah"Fenafillâh" yani insan varlığının Allah varlığında yok olduğu makam izler.








Tasavvufun en önemli özelliklerinden biri ilahi gerçeğe ulaşmanın temelinde aşkın bulunduğudur. Allah'a yasaklarla ya da korkularla değil sadece aşkla ulaşılabileceği inancını ön plana geçirmiştir. Tasavvufun kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan Mevlana'nın eserlerinde bu inancın etkileri fazlasıyla görülmektedir. Mevlana'ya göre insan hangi din ve mezhepten olursa olsun her yerde eşittir. Dinin yalnızca kişinin kendisini ilgilendirdiğine, kişinin inanç ve davranışlarına karışmanın doğru olmayacağına inanırdı. Mevlana, bu hoşgörüsünden dolayı yalnız İslam dünyasının değil tüm Batı'nın da dikkatini çekmiştir.


Tasavvuf, İslami Türk Edebiyatındaki etkisini, aynı yoğunlukta olmamakla birlikte 11.yüzyıldan başlayarak, yüzyıllar boyu sürdürmüştür. Tekke edebiyatının yanı sıra Divan Edebiyatının oluşumunda da büyük rol oynamıştır.


Belli başlı tasavvufi terimler şunlardır:
Aşk: İlahi aşk, kulun Allah'a olan sevgisi
Aşık: Allah'a erişmek isteyen kişi
Maşuk: Sevgili, Allah
Masiva: Allah dışındaki diğer varlıklar
Saki: İlahi aşk şarabını sunan kişi, doğru yolu gösteren şeyh
Şarap: İlahi aşk
Kâbe: Vuslat makamı
Şem (mum): İlahi nur
Çile: Nefsi köreltmek için yapılan terbiye, çekilen çile
Tekke: Tasavvufun öğretildiği yer, meyhane
Mürid: Tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse
Mürşid: Doğru yolu gösteren, ilahi aşkı anlatan
VAHDET-İ VÜCUD:Evren yaratılmadan önce tek ve mutlak güzellik vardır.İnsan Allah'ın bir parçasıdır.Ondan ayrılmıştır ve tekrar ona dönecektir.Buna vahdet-i vücud yani varlığın tek oluşu denir.
Tasavvuf inancına göre bu dünya geçicidir.Ve Allah'tan ayrılan ruh ona dönmeye çalışmaktadır.Allah'a ulaşmak için dünyevi zevklerden vazgeçip, aşkla Allah'a bağlanmak gerekir.İnasana duyulan aşk mecazi,Allah'a duyulan aşk gerçek aşktır.
Tasavvufçular Allah'a ibadetle değil sevgiyle ulaşabileceklerine inanırlar.Cennet ve cehennem önemsizdir.Onlar için cennet Allah'a kavuşma,cehennem ise Allah'tan ayrı kalmaktır.
Tasavvuf kelime manasıyla gönlünü Allah'a bağlamak demektir.
Tasavvuf vahdet-i vücudu işler.
Mutasavvıf, Tasavvuf ehli olan, herhangi bir tasavvuf yolunda mertebe katetmiş kişidir.

Mürşit: Tasavvufta tabi olunan kâmil insan örneği. (Kelime anlamı: irşad eden.)

Mürit: Arapça kelime anlamı olarak öğrenci demektir. Tasavvufta mürşide tabi olan bireylere verilen addır.
Vird: tasavvufta bir zikir çeşididir.
Tasavvufta belirli sayıda Allah denilerek nefsin durulmasını hedefleyen zikir çeşidine vird denir
Tekke:tarikat etkinliklerinin yürütüldüğü yapılardır. Tekke anlamında dergâh, hankâh, âsitane sözcükleri de kullanılır
Fenafişşeyh: Tasavvuf terimi. Bu makamda bulunan mürit yaptigi her işi şeyhinden bilir. Nereye baksa hep onu görür, daima onun huzurunda bulunduğu hissiyle ahlakını düzeltip güzelleştirir
Fenafillah: "Ölmeden önce ölmek" anlamına gelir. Tasavvuf inancına göre, evrende gerçekte Tanrı'nın vaelığından başka ebedi olan gerçek varlık yoktur,varlıklar onu gösteren birer aynadır. insan er ya da geç Tanrı'ya geri dönecektir

Pir :yaptığı işin her ayrıntısına vakıf olan usta, üstat anlamına gelen bir terim olmakla beraber Tasavvuf litaratüründe tarikat kurma selahiyeti olan evliyalara Hz. Pir denilmiştir. Pir Haktan aldığını yaşadığı zamana uygun insanlara sunan anlamını da taşır. Bu sebeple Müctehid ya da Mücedidin olarakta anılmışlardır. Zıtların ahengindeki uyumu sağlayan, herkese ve her kesime barış huzur, güven ve esenlik götüren, Allahın Rahmetine vesile olarak inanılmıştır. Çoğul olarakta Piran diye anılmışlardır..

Zübde-i âlem: Zübde kelimesi çekirdek, öz anlamına gelmektedir. Âlem de dünya, kainat, evren anlamlarında kullanılmaktadır. Bu tamlama ise, kainatın özü anlamında kullanılmaktadır. Tasavvufi anlamı olan bu terime göre, insan kainatın özüdür, kainatta ne varsa, aynı oranda insanda da vardır. Bir diğer ifade ile insan kainatla denk kabul edilmektedir. Zaten kainatın varlık sebebi de insandır.

EVRAD : Îtiyad, alışkanlık hâlinde nâfile olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbîh ve duâlara vird (çoğulu evrâd) denilir. İmâm-ı Gazâlî; "Duâ, zikir, Kur'ân-ı kerîm okuma ve tefekkür (mahlûklardaki ve kendi bedenindeki ince sanatları, düzenleri, birbirine bağlılıklarını düşünerek, Allah'ın büyüklüğünü anlaması, insanın günâhlarını hatırlayıp, bunlara tövbe etmesi lâzım geldiğini ibadetlerini ve tâatlerini düşünerek bunlara şükretmesi gerektiğini hatırına getirmesi), sabah namazından sonra, âhiret yolcusu kulun virdi olmalıdır." demiştir. Yine İmâm-ı Gazâlî; "Okunmalarında fazîlet olduğu bildirilen bâzı âyet-i kerîmeleri vird edinip, okumak da müstehabtır. Fâtihâ, Âyete'l-Kürsî ve Bekara sûresinin son iki âyeti (Âmener-Resûlü) bunlardandır

DERGÂH: Farsça. Kapı, eşik, kapı yeri, sığınılacak yer, makam, tekke gibi mânâları vardır. Tarikat mensubu şeyhlerle, dervişlerin ikâmetgâhı olan büyük tekkelere dergâh denir. Hürmeti arttırmak için şerif sıfatı eklenerek Dergâh-ı Şerîf de denilir. Kelime hafifletilerek "dergeh" şeklinde de telaffuz edilir.

DERVİŞ: Farsça. Fakir, dilenci, dünyadan yüz çeviren, kendini Allah'a veren kişi. Tarikat mensublarının çoğu fakir olduğu için, bu isimle anıldığı ileri sürülür.






4. Gazel hakkında bilgi edininiz.
Gazel nazım biçiminin özellikleri nelerdir? Gazelin Özellikleri:

1- Beyit sayısı 5 ile 15 arasında değişir. ama genelde bu sayı 5, 7, 9 beyittir.

2- İlk beyit kendi arasında kafiyelidir. Gazelin kafiye düzeni (örgüsü) şöyledir; aa, ba, ca, da, ea, fa

3- Gazelin ilk beytine matla(doğuş yeri) denir.

4- Gazelin son beytine makta (bitiş, kesiliş yeri) denir.

5- Şairin isminin geçtiği beyte taç beyit denir.

6- Gazelin en güzel beytine beytü’l-gazel denir. Bu beyte Şah beyit de denir.

7- Gazelde genelde anlam bütünlüğü aranmaz, anlam beyitte tamamlanır.

8- Bir gazelin bütününde aynı konu işleniyorsa, böyle gazellere yek-ahenk gazel denir.

9- Bütün bir şiirin aynı söyleyiş güzelliğine sahip olduğu gazellere yek-âvâz gazel denir.

10- Divan edebiyatı şairleri bütün maharetlerini gazelde ortaya koyarlar. Büyük şair olmanın en büyük ölçütü gazellerdir.

11- Gazelde konu aşk, şarap, güzellik ve aşkın ıstırabıdır.

12- Bazı gazellerin matladan sonra gelen beyitlerinde mısralar ortalarından bölünebilir. Bu durumda gazele iç kafiye hakimdir. Böyle gazellere musammat gazel denir.

13- Aruz vezniyle yazılır.

14- Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Şeyh Galip, Taşlıcalı Yahya Bey vb. gazelin önemli isimleridir



5. Sınıfa aşk temasını işleyen şiirler getiriniz.
Bekleyeceğim

Aylar geçip yıllar olsa da
Yıllar geçip zaman dolsa da
Aşkın arzuları beni boğsa da
Bir gün seversin diye bekleyeceğim


Bugün nişanlansan, yarın evlensen
Benden başka binbir kişi sevsen
Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen
Bir gün dönersin diye bekleyeceğim




Seni beklemekle geçse de ömrüm
Şu fani dünyada kalmasa günüm
Senden uzakta ölürsem bir gün
Ahirette seni bekleyeceğim…


Ahmet Hamdi Tanpınar








Özletiyor Seni Bu Yağmurlar




Burada yağmur yağıyor,
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle


Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün






Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları




Tarih de kekemeleşiyor bazen
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini


Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle


Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun


Ahmet Telli


SAYFA 81
16. Aşağıdaki eser adlarını yazar adlarıyla eşleştiriniz.
Divan-ı Hikmet ----Ahmed Yesevî
Divanü Lügâti’t-Türk---Kaşgarlı Mahmut
Atebetü’l-Hakayık -----Edip Ahmet Yüknekî
Kutadgu Bilig ------Yusuf Has Hacip


17. Aşağıdakilerden hangisi dinî dönem Türk edebiyatının özelliklerinden biri değildir?
A) Aruz ölçüsünün başarılı bir biçimde Türkçeye uygulanmış olması
B) Genellikle dinî-ahlaki- eğitici nitelikte eserler verilmiş olması
C) Türk diline Arapça, Farsça kelime ve tamlamaların girmeye başlamış olması
D) Millî nazım şekillerine ilave olarak gazel, mesnevi gibi yeni şekillerin de kullanılması
E) Aruz ve hece ölçüsünün birlikte kullanılmış olması


18. Türk dilinin, millî bütünlüğü sağlamada nasıl bir etki ve güce sahip olduğu hakkındaki
düşüncelerinizi defterinize yazınız.

19. XI. yüzyıl dil ürünlerinden olan bu eserin değeri, yalnızca Türk dilinin sözcüklerini toplama
kurallarını ve yöntemerini bildirmek, ölçüleri açıklamaktan ileri gelmez. Sözcükleri açıklarken tarih,
coğrafya, folklor ve edebiyata dair bilgiler, toplumsal yaşayışa ilişkin ipuçlarını da verir.
Bu paragrafta sözü edilen eser ve yazar aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
A) Divan-ı Hikmet; Ahmet Yesevî
B) Muhakemetü’l Lügâteyn; Ali Şir Nevaî
C) Divanü Lügâti’t Türk; Kaşgarlı Mahmut
D) Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip
E) Atebetü’l Hakayık; Edip Ahmet Yüknekî
(1988-ÖYS)


20. (I) “Kitab-ı Dede Korkut”, sanatçısı belli olmayan, halkın ortak malı olan bir eserdir, (II) Nazım
ve nesir karışımı on iki hikâyeden oluşur. (III) Hikâyelerde Oğuzların, düşmanlarıyla savaşları ve
insanüstü güçlerle mücadeleleri anlatılmaktadır. (IV) Her hikâye bağımsız olmakla beraber, çoğunda
ortak kahramanlar bulunur ve her hikâyenin sonunda Dede Korkut söz alır. (V) Hikâyelerde adı geçen Dede Korkut kahramanlığıyla ün kazanmış Oğuz beylerinden biridir.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde verilen bilgi yanlıştır?
A) I. B) II. C). III D) IV. E) V.

Sayfa 82
1. “Halk edebiyatı”, kavramının çağrıştırdıklarını sözlü olarak ifade ediniz.
HALKIN DÜŞÜNCESİNİ ZİHNİYETİNİ HALKIN ANLAYABİLECEĞİ BİR DİLLE YİNE HALKA ULAŞMAYI AMAÇ EDİNEN EDEBİYAT

2. XVII. yüzyılda Niyazî-i Mısrî, XVIII. yüzyılda Üsküdarlı Hâşim Baba, Salacaoğlu Mustafa,
XIX. yüzyılda Sabrî ve günümüz şairlerinden Talat Sait Halman’ın aşağıdaki şiirlerde Yunus Emre’ninadından söz etmeleri, şiirlerine atıfta (göndermede) bulunmaları, ondan övgüyle bahsetmeleri
ya da onun şiirlerinden etkilenmeleri nasıl açıklanabilir? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarakifade ediniz.
YUNUS EMRE KİŞİLİĞİ VE SANATI İLE KENDİNDEN SONRA GELEN BİR ÇOK SANATÇIYI ETKİLEMİŞTR. BUNUN EN BÜYÜK NEDNİ SANATINDA ORTAYA KOYDUĞU SÖYLEYİŞ GÜZELLİĞİ VE SÖZ USTALIĞIDIR.

Sayfa 83
1. a) Metinde anlamını bildiğiniz ve bilmediğiniz kelimeleri iki sütun hâlinde tahtaya yazınız. Bu
kelimelerin hangilerinin dilimize Arapça ve Farsçadan geçtiğini tespit ediniz. Şiirde kullanılan kelimelerdeki değişikliklerin nedenlerini belirtiniz.

ÖRNEK OLARAK
BİLİNEN
GÖNÜL
GEL
GÖR
BENİ
BAŞ
VS

BİLİNMEYEN
IŞK
AKİLEM
PARE
GAH
ŞEYH

ARAP VE FARS EDEBİYATININ ETKİSİ


b) Okuduğunuz şiirin, yazıldığı dönemle olan ilişkisini açıklayınız.
OĞUZ TÜRKÇESİNİN İLK DÖNEMİNDE ORTAYA KONULMUŞTUR. O DÖNEM DİLİNE YENİ YENİ ARAPÇA KELİMELER GİRMİŞ VE TASAVVUF EDEBİYATIMIZA GİRMEYE BAŞLAMIŞTIR. BİZ BU UNSURLARI DA BİZZAT ŞİİRDE GÖRMEKTEYİZ


2. Şiirin ölçüsünü bulunuz. Bunun ahenge katkısını tartışınız. Şiirdeki diğer ahenk unsurlarını
gösteriniz.
HECE ÖLÇÜSÜ
REDİF KAFİYE ÖLÇÜ ALİTERASYON ASONANS VS.

3. “Gönlüm düşdi bir sevdâya”, “Başumı virdüm gavgâya”, “Işk boyadı beni kana” mısralarında
şair hangi sanata başvurmuştur? Şiirde geçen diğer edebî sanatları da siz bulunuz.

BEN YÜRÜRÜM YANA YANA ( TEKRİR)
BAĞRUM PARE YÜREĞİM BAŞ ( İSTİARE)
UYANUP MECNUN OLURAM (TELMİH)
VS


4. Aynı tema etrafında şekillenen dörder mısralık kıtaları “Gel gör beni ışk n’eyledi” mısrası birbirine
bağlar. Her kıtanın sonunda aynı mısranın tekrarına dayanan bu nazım şeklinin adı nedir? Belirtiniz.
Destan Dönemi ve divan şiirinde kullanılan benzer şekilleri hatırlayarak birbiriyle karşılaştırınız.
Sonuçları arkadaşlarınızla paylaşınız.




Sayfa 84
5. Her bir kıtada işlenen düşünceyi tespit ediniz. Şiirin temasını bulunuz. “Gel gör beni ışk n’eyledi”
mısrasının şiirde işlenen tema ile ilgisini belirtiniz.
ŞİİRİN TAHLİLİ İÇİN TIKLAYINIZ


6. Aşk derdi çeken insan, sürekli sevdiği ile birlikte olmak ister. Sevgili için gözyaşı döker; yemekten
içmekten kesilir. 4. kıtada şair, “Benzüm sarı gözlerüm yaş” derken bu psikolojik hâlden hareketle
dörtlüğünü kurgulamıştır. Gruplar oluşturarak diğer dörtlüklerin nesnel gerçekliklerini de siz bulunuz.
EDEBİ METİNLERDE NESNEL GERÇEKLİK YOKTUR KURMACA GERÇEKLİK VARDIR. ANCAK YUNUS EMRE ŞİİRLERİNDE KULLANDIĞI BETİMLEMELERDE DIŞ DÜNYANIN NESNEL UNSURLARINDAN FAYDALANMIŞTIR.

7. İkinci kıtada şair, yana yana yürüdüğünü ve akıllı mı deli mi olduğunun farkında olmadığını
dile getiriyor. Şairin ya da âşığın bu durumda olmasının sebebi nedir? Kıtanın bütününden hareketle
açıklayınız.
SEVGİLİYE DUYDUĞU AŞK ASIL NEDENDİR


8. Dokuzuncu kıtada yer alan “Dost ilinden âvâreyem” mısrasından ne anlıyorsunuz? Açıklayınız.
TASAVVUFLA ALAKALIDIR. ALLAH ÖNCE RUHLARI YARATIR VE SONRA ONLARI DÜNYAYA GÖNDERİR DÜNYADA OLAN KUL ALLAHTAN UZAKTIR VE AYRIDIR. BU DERİNLİK KASTEDİLMİŞTİR


9. Okuduğunuz şiirde geçen “Uyanıp Mecnûn oluram” mısrasında şair Leyla ve Mecnun hikâyesine
gönderme yapmıştır. Herkesçe bilinen bir olaya, bir manayla inanca veya atasözüne işaret etmeye
ne ad verilir? Bu edebî sanatın şiire katkısı ne olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

TELMİH SANATIDIR
ŞİİRE ESTETİKLİK VE ETKİLEYİCİLİK KATAR


10. Sizce Yunus, kurguladığı bu şiirinde nasıl bir sevgiliden bahsediyor? Onun düşünce dünyasından
hareketle cevaplayınız.
ŞİİRİN TEMASI İLAHİ AŞKTIR. SEVGİLİ DEDİĞİ VARLIK HZ. ALLAH'TIR


11. İki grup oluşturunuz. Gruplardan birinin metindeki sevgili, diğerinin de âşık imajının özelliklerini
tespit etmesini isteyiniz. Grup sözcüleri aracılığıyla yapılan tespitleri sınıfla paylaşınız. Ardından
aşağıdaki tabloya, sevgili ve âşığın özelliklerini sıralayınız.
SEVGİLİ
ULAŞILMAZ
AŞIĞINI AŞKIYLA DERDE DÜŞÜREN
EKSİKSİZ KUSURSU

AŞIK
AŞK DERDİ İLE DİVANE OLAN
GÖZLERİ YAŞLI
GÖNLÜ PARAMPARÇA
SEVGİLİYE ULAŞMA ARZUSU İLE YAŞAYAN
AVERE
VS.




SAGU
KOŞUK
ŞEKİL AYNIDIR ANCAK TEMALARI FARKLIDIR

12. “Gurbet”, “garip”, “âşık”, “dost” kelimelerinin çağrıştırdıklarını aşağıya yazınız.


Gurbet:
UZAKLIK
ÖZLEM
HASRET
SILA VS


Garip:
YALNIZLIK
ÇARESİZLİK

Âşık:
SEVGİ
SEVGİLİ
MECNUN
KALP

Dost:
YAREN
SAMİMİYET
ARKADAŞLIK
FEDAKARLIK


Yukarıdaki kelimelerin çağrıştırdıklarından hareketle Türkçenin yeni ses değerleri kazandığını ve
dilin zenginleştiğini söyleyebilir misiniz? Belirtiniz.
EVET SÖYLEYEBİLİRİZ.

13. “Aşk ağlatır, dert söyletir.” atasözünün şiirle örtüşen taraflarını gösteriniz.
YUNUS EMRE ŞİİRİNİ İLAHİ AŞKTAN DUYDUĞU ACIYI VE BU AŞKIN ONU NE HALE DÜŞÜRDÜĞÜNÜ İFADE ETMEK AMACI İLE YAZMIŞTIR


14. Yunus Emre’nin aşk anlayışının günümüzde de geçerli olduğu söylenebilir mi? Tartışınız.
Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
EVET YUNUS EMRE'NİN AŞK ANLAYIŞI İLAHİ AŞKTIR. EVRENSEL BİR KONUDUR HER YERDE VE HER ZAMANDA GEÇERLİ OLAN BİR TEMADIR


15. Şair, “Akar sulayın çaglaram” mısrasında aşkın verdiği coşkunluğu, “Dertlü cigerüm taglaram”
mısrasıyla da aşkı için ödemesi gereken bedele hazır olduğunu ifade eder. “Gâh tozaram yirler gibi /
Gâh eserem yeller gibi / Gâh çaglaram seller gibi” mısralarıyla anlatılmak istenen nedir? Şiirin bütününden hareketle Türkçenin XIII. yüzyılda yeni bir edebî dil arayışında olduğu söylenebilir mi? Bunun nedenlerini belirtiniz.
İLAHİ AŞKTAN DUYDUĞU ACIYI VE BU AŞKIN ONU NE HALE DÜŞÜRDÜĞÜNÜ İFADE ETMEKTEDİR
EVET SÖYLENEBİLİR . YENİ KELİMELER KULLANILMIŞ ESTETİK DEĞERİ YÜKSEK BİR DİL OLUŞTURULMAYA BAŞLANMIŞTIR




Sayfa 85
16. Şiirden ve araştırmalarınızdan hareketle bu dönemde Oğuz Türkçesiyle yeni bir şiir anlayışının başladığını ve İslamiyet’in Türk toplumunda bir kültür farklılığı oluşturduğunu söyleyebilir misiniz? Açıklayınız.
Evet söyleyebiliriz.İSLAMİYETİN KABULÜ TÜRK TOPLUMUNUN SOSYAL SİYASİ KÜLTÜREL VE DOLAYLI OLARAK EDEBİYATINI ETKİLEMİŞTİR. YENİ BİR ŞİİR ANLAYIŞI ORTAYA ÇIKMIŞTIR. ÖZELLİKLE DİNİ TASAVVUFİ ŞİİR ANLAYIŞI BAŞLAR


17. a) Derse hazırlık bölümünde Yunus Emre ve onun şiirleri hakkında araştırma yapmıştınız. Bu araştırmaları da dikkate alarak okuduğunuz şiirin beğendiğiniz yönlerini nedenleriyle birlikte açıklayınız.

ŞİİRİN SADE VE YILIN BİR DİLLE YAZILMASI
HECENİN KISA ÖLÇÜLERİ İLE YAZILMASI
TEMANIN İLAHİ AŞK OLMASI


b) Yunus Emre’nin edebî ve fikrî yönüyle ilgili değerlendirmelerinizi aşağıdaki şemaya yazınız.
YUNUS EMRE İLE ALAKALI HER ŞEY İÇİN TIKLA


c) Yunus Emre hakkında yaptığınız araştırmadan da yararlanarak şair ile incelediğiniz ilahi
arasında nasıl bir bağlantı kurulabileceğini açıklayınız.
YUNUS EMRE BİR HAK AŞIĞIDIR . ÖMRÜNÜN TAMAMI ALLAH YOLUNDA GEÇMİŞ VE HAKKIN RIZASINI KAZANMAK İÇİN ÇABALAMIŞ YÜKSEK BİR ŞAHSİYETTİR. BU HAK AŞKI İLE YANMIŞ GÖNLÜNÜ DİNDİRMEK AMACIYLA YOLLARA DÜŞMÜŞTÜR. ŞİİRİNDE DE BUNU BİZZAT GÖRMEKTEYİZ


2. metin
1. Şiirin ölçüsünü, kafiye ve rediflerini gösteriniz. Bunları şiirin ahengine ne tür katkısı olduğunu
ifade ediniz.
1.dörtlükte uyak ve redif yok...
2.dörtlükte didiler redif, "n" yarım uyak
3.birimde "yem" redif
4.birimde "ılmaz" redif, "r" yarım uyak
2. Şiirin birimini belirleyiniz.
Dörtlük


3. Şiirin temasını belirtiniz.
Şah'a gitme isteği


4. Birimlerde anlatılanları açıklayınız ve şiiri yorumlayınız.
Birimlerde şair, dertli olduğunu ve pirine gitmek istediğini anlatıyor...
5. Şiirde geçen tasavvuf düşüncesine ait terimleri yaptığınız araştırmadan da yararlanarak tahtaya yazınız.
pir, himmet etmek, şah gibi kelimeler
6. a) Okuduğunuz şiirde yer alan fakat Göktürk Yazıtları’nda rastlanmayan kelimeleri tespit ediniz.
pir, himmet etmek, şah ,sefil, talip gibi Arapça ve Farsça kelimeler
Bunların bulunmama nedenlerini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Bunlar İslamiyet'in etkisiyle edebiyatımıza girmiş sözcüklerdir




Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:35 )
 
Eski 05-02-15, 01:50 #7
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)


İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄

Sayfa 86

b) Bir dile yeni sözcüklerin girmesinin ne anlama geldiğini söyleyiniz.
farklı kültürlerin etkisini bize gösterir

7. a) “Pîrüm, Şâh’a, sefîliyem, tâlip” kelimelerinde altı çizili seslerin özelliği nedir? Bu seslerin kullanılmasının dile bir katkısı var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
uzun hecelerdir. şiire ahenk katar.
b) Bu kelimelerin yeni bir kültür ve medeniyete ait olduğu söylenebilir mi? Şairlerin bu yeni kültür ve medeniyeti dil aracılığı ile yerleştirmeye çalıştıkları sonucuna varabilir misiniz? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Evet bu kelimeler Arap ve Fars dillerinden dilimize girmiş kelimelerdir.İslamiyet etkisinde oluşan yeni Türk kültürü ve medeniyeti dil aracılığıyla şairler tarafından yerleştirilmektedir.


8. a) Metinden ve araştırmalarınızdan yola çıkarak Pîr Sultan Abdal’ın edebî ve fikrî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz.
Pir Sultan Abdal, 16. yüzyılda yaşamış, Alevi-Türkhalk şairi ve ozanıdır. Asıl adı Haydar'dır. Yaşamının büyük bölümü Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde geçti. İdam edilen Pir Sultan Abdal'ın ölümünün, 1547-1551 ya da 1587-1590 yılları arasındaki bir tarih olduğu sanılıyor.[1]



Pir Sultan Abdal, şiirlerinde Allah, İslam Peygamberi Muhammed, Ali, On İki İmam ve Ehl-i Beyt sevgisini sıkça işlemiştir. Ayrıca sosyal konulara da yer vermiş ve bunları birer sosyal uyarı niteliğinde işlemiştir. Çoğu şiirini nefes tarzında ilahilerle yazmıştır.[1]


Alevi bir şair olduğundan Hakk-Muhammed-Ali motifini kullanmıştır. Alevi geleneklerine bağlı bir dergâh ortamında yetişmiştir. Alevi ekolü tekke eğitiminin etkisiyle insanlar arasında bu yola çağıran bir şahıs olmuştur. Medrese öğrenimini Erdebil'de görmesine rağmen, diğer bazı halk şairlerinin tersine, Divan Edebiyatı'ndan hiç etkilenmemiştir.[2]


Pir Sultan Abdal, Aleviler arasında Yedi Ulular olarak bilinen Yedi Ulu Ozan'dan birisidir. Genellikle Osmanlı bürokrasisine karşı tutumuyla bilinir.[3] Deyişlerinde eski Türk kültürünü ve Alevi inancını yansıtır.[4] Ölümünün ve deyişlerinin etkisiyle kollektif bir bilinç oluşmuş, onun adına birçok şiir, söz, anı oluşturulmuştur. Anadolu halk kültürünün yaşayan bir ögesi olarak görülmüştür.[

EDEBİ KİŞİLİĞİ
Pir Sultan Abdal
1-Bektaşi tarikatına bağlıdır.
2-Divan şiirinden hiç etkilenmemiştir.
3-Nefesleriyle ünlüdür






b) Şairin edebî ve fikrî yönünün esere yansımalarını belirtiniz.
Bu nefeste şair pirine bağlılığını ifade etmiş, yalın ve sade bir anlatımı benimsemiştir.


Sayfa 87
1. Şiirin bütününde sevgilinin hangi özellikleri söz konusu edilmiştir? Bu özellikler ile devrin sosyal hayatı arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Açıklayınız.
SEVGİLİNİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ SÖZ KONUSUDUR
DÖNEMDE DİVAN EDEBİYATI OLUŞMAYA BAŞLAMIŞTIR. HOCA DEHHANİ VERDİĞİ GAZEL ÖRNEKLERİ İLE DİVAN EDEBİYATININ KURUCUSU SAYILIR. DÖNEMDEKİ SOSYAL HAYAT ESERLERE YANSIR.


2. İkinci beyitte kısa kısa tam sekiz cümle vardır. Bu cümleler kullanılan aruz kalıbının duraklarına uygundur. Şiirin kalıbı “mefâîlün”ün dört kez tekrarına dayanır. Dehhanî bu kurgusuyla şiire ne katmıştır?Tartışınız. Diğer beyitlerdeki vezin-söyleyiş uyumunu da siz tespit ediniz.
ŞİİRE AHENK KATMIŞTIR. DİVAN ŞİİRİNDE ARUZ ÖLÇÜSÜ AHENGİ SAĞLAYAN TEMEL ÖGEDİR.




3. Divan şiirinde gazelin ikinci beytinin ilkine göre daha güzel yazıldığını ve buna hüsnümatla
dendiğini geçen yılki derslerinizden biliyorsunuz. Buradaki güzellik hem içerik hem de söyleyiş güzelliğidir.Bu beyitteki edebî sanatlar şiire söyleyiş ve içerik açısından ne katmıştır? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

ESTETİKLİK VE ETKİLEYİCİLİK KATMIŞTIR.


4. Şiirin şekil özelliklerini belirleyiniz. Ulaştığınız sonuçlardan hareketle gazel nazım şeklinin kısa bir tanımını yapınız.
şiir beyitlerle yazılmıştır
7 beyitten oluşur
aruz ölçüsü kullanılmıştır.
aruzun mefâîlün kalıbı ile yazılmıştır
GAZEL
Aşk, ayrılık, hasret,felsefi ve didaktik düşünceler, ölüm gibi lirik konuların işlendiği beyitle ve aruz ölçüsü ile yazılan şiir türüdür.


5. Her bir beytin temasını tespit ederek renkli kartonlara yazınız. Temanın nasıl işlendiğini ve
farklı beyitlerin nasıl bir şiir bütünlüğü oluşturduğunu gösteriniz.
6. Ferhat ile Şirin hikâyesi edebiyatımızın en meşhur aşk hikâyelerindendir. Bizim kültürümüzde Ferhat bir aşk kahramanıdır. Sevgilisi için sütunsuz dağ anlamına gelen Bîsütun Dağı’nı kazmasıyla delmiştir. Şair, dördüncü beyitte bu hikâyeden yararlanmıştır. Diğer beyitlerin nesnel gerçekliğini de siz gösteriniz.
EDEBİ METİNLER KURMACA GERÇEKLİĞE DAYANIR. ANCAK BU KURMACA GERÇEKLİĞİN TEMELİNDE DE MUHAKKAK NESNEL GERÇEKLİK YATAR. ŞAİR ÖZELLİKLE TASVİRLERİNDE VE BENZETMELERİNDE NESNEL GERÇEKLİKLERDEN YARARLANMIŞTIR. DOĞADAKİ NESNELERİN BENZETMELER İÇİN KULLANILMASI NESNEL GERÇEKLİĞE ÖRNEKTİR.


7. Son beyitte şair sevgiliden vazgeçemeyeceğini kesin bir dille ifade ediyor. Âşık-sevgili ilişkisine dair okuduğunuz metinlerdeki bu ilişkileri hatırlayınız. Bu durumdan nasıl bir sonuç çıkarılabilir?
AŞIK METİNLERİN BÜTÜNÜNDE SEVGİLİSİNDEN VAZGEÇMEYEN BİR HALDEDİR


8. Altıncı beyitte “bel, kılca, kıl, kemer, gizli” kelimeleri birbiriyle ilişkilidir. “Kılı kırk yarmak”,“kılca haberi olmamak” gibi söyleyişlerden de hareketle beyti yorumlayınız. Beyitteki edebîsanatları belirtiniz.
BEYİTTE TENASÜP, MÜBALAĞA VE KİNAYE SANATLARI VARDIR. SEVGİLİNİN BELİNİN İNCELİĞİNİN VURGULANMASI İÇİN BU SÖZCÜKLERE BAŞVURMUŞTUR.


9.a) Divan edebiyatının Anadolu’daki ilk temsilcisi kabul edilen Hoca Denhânî’nin -incelediğiniz gazeli ve hakkında yaptığınız araştırmadan yararlanarak- nasıl bir edebî kişiliğe sahip olduğunu konuları ele alış biçimi, dil ve anlatımda izlediği yol, şiirlerinin cümle yapısı gibi sanatına özgü nitelikleri göz önünde bulundurmak suretiyle açıklayınız.

  • Divanşiirinin ilk temsilcisi sayılır.
  • Din – dışı ko*nularda aşk ve şarap şiirleri yazmıştır.
  • Şiirlerinde Öz ve anlam sanatlarına, benzetmele*re çokça yer vermiştir.
  • Ustalıkla yazılmış, güzel gazel ve kasideleri vardır.
  • Hoca Dehhani’nin hayatı hakkında ayrıntılı ve kesin bir bilgiyoktur.
  • AmaHoca Dehhani‘nin Horasan Türkmenlerinden olduğu bilinmektedir.
  • III. Alaeddin Keykubad zamanında (1298-1301) Konya”ya gelenDehhani, Keykubad”ın emriyle 20 bin beyitten meydana gelen Farsça bir Selçuklu Şehnamesi kaleme almıştır.
  • Gazel ve kasidelerinde 4 farklı aruz kalıbı kullanması yönüyle başarılı görülse de bazı imgeleri çok sık tekrarlaması olumsuz bir izlenim bırakmıştır.
  • Divan edebiyatı şairleri arasında ilk din dışı konular işleyen kişidir.
  • Şiirlerini Eski Anadolu Türkçesi’yle yazdı.
  • Elimize 6 gazeli ve 1 kasidesi ulaştı.



ESERLERİ
Selçuklu Şeyhnamesi
ŞİİRLERİ

Gazel / Ere Umma


Sabreyle gönül derdine dermân ere umma
Can atma oda bi-hüda cânân ere umma

Gözün sedefinden nice dürdâne dökersin
Şol dişi güher dudağı mercân ere umma

Gel vasi dilersen ko bu feryâd i bülbül
Gül gonca gibi ağzı gülistân ere umma.

İnceldise hecr ile karınca gibi belin
Firkat nice bir ola Süleyman ere umma

Feryâd ü figân etme i bülbül dahi ağzın
Yum gonce gibi yine gülistan ere umma

Maksuûd anın kim ele düşvâr erişir
Yırtma yakanı eline âsân ere umma.

YOK MU


Acep bu derdümün dermânı yok mu
Yâ bu sabr itmegün oranı yok mu

Yanaram mumlayın başdan ayaga
Nedür bu yanmagun pâyânı yok mu

Güler düşmen benüm agladuguma
Aceb şol kâfirün imânı yok mu

Delipdür cigerümü gamzen oku
Ara yürekde gör peykânı yok mu

Su gibi kanumu topraga kardun
Ne sanursın garîbün kanı yok mu

Cemal-hüsnüne mağrûr olursun
Kemâl-i hüsnünün noksânı yok mu

Begüm Dehhânî’ye ölmezden öndin
Topuna irmegün imkânı yok mu

HOCA DEHHAN

Gazel / Eyledi


Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eyledi
Şâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi

Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revan
Doğrulukla kulluk, ettiğiyçün âzâd eyledi

Husrev-i kûbân eden sen dilber-i şirin-lebi
Bisütun-ı aşk içinde beni Ferhâd eyledi

Od ile korkutma va’iz bizi kim Lâl-i nigâr
Cânımız bizüm oda yanmağa mu’tâd eyledi

Nass getürdi hüsnünin davasın isbat etmeğe
Ol ki yarin kaşını nun ve gözün sad eyledi

El deyüp aldı dehhani yok behaya canımı
Sana bir buseye aldum deyüpad eyledi

İster isen milk-i hüsn âbâd ola dâd eylekim
Pâdişahlar dâd ile milkini âbâd eyledi

GAZEL


Zihî [ne güzel] devlet ki gözlerüm yüzünden oldı nûrâni
Visâlün [kavuşman] lutf idüp savdı başumdan girü hicranı

Severem seni can bigi [gibi] hatâ didüm maâzallah
Ne mikdârı ola canun ki benzedem sana cânı

Yüce boyun kılur bende [kul eder] çemende serv-i âzâdı [uzun serviyi]
Yüzün mihri [güneşi] eder tâban [aydınlık] felekde mâh-ı tâbânı [parlak ay'ı]

Eğer emseyidi senün leb-i la'lünden [kırmızı dudağından] İskender
Niderdi isteyüp bunca cihanda âb-ı hayvânı [can suyunu, abıhayatı]

Eğerçi cem'e [sohbet toplantısına] şem' [mum] isen beğüm her cem' arasında
Perîşan kılma saçunı esirge ben perîşânı

Bugün çün hüsn [güzellik] devrânı senündür eyü ad ile
Süregör devr-i hüsnüni ki geçer hüsn devrânı

Cemâlü iy büt-i Çînî [Çin putu] cihânı dutdı ser-tâ-ser [baştan başa]
Nite kim Rûm ilin şi'riyle bugün dutdı Dehhânî





b) Şiirin özelliklerinden hareketle şair-eser ilişkisini yorumlayınız.
SANATÇI, KİŞİLİĞİNİ DÜŞÜNCESİNİ VE DIŞ DÜNYAYI ALGILAYIŞINI ESERİNE YANSITMIŞTIR.



Sayfa 88
1. Hazırlık bölümündeki metinlerde görülen, sevgilinin güzelliğiyle ilgili unsurlar Dehhânî’nin şiirindede kullanılmıştır. Bu metinlerdeki kullanım biçimlerini karşılaştırıp birbirinden ayrılan ve örtüşen taraflarını aşağıya yazınız.


Ayrılan tarafları :
HAZIRLIKTAKİ ŞİİRLERDE ÖZELLİKLE YUNUS EMREDE ANLATILAN SEVGİ/ AŞK İLAHİDİR . DEHHANİ ŞİİRLERİNDE BEŞERİ BİR SEVGİLİDEN BAHSEDER VE DAHA ÇOK SEVGİLİNİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİNİ DİLE GETİRİR.................


Örtüşen tarafları :
HER İKİSİNİNDE EDEBİ METİN OLMASI
AHENK VE RİTMİ SAĞLAYAN UNSURLARIN YER ALMASI
ŞİİRLERDE BELLİ BİR DÜZEN OLMASI ( KALIP OLARAK BELİRLİ BİR BİÇİME SAHİP OLMASI)


2. Okuduğunuz metinler ve bilgi birikiminizden yararlanarak İslamiyetin kabulüyle birlikte Türk
toplumunda görülen kültür farklılığını belirtiniz.

CEVAP İÇİN TIKLAYINIZ



3. Yunus Emre’nin ilahisi, Pîr Sultan Abdal’ın nefesi ve Hoca Dehhânî’nin gazelinde en çok beğendiniz beyit ya da dörtlük hangisidir? Nedenleriyle açıklayınız.

YUNUS EMRE'DEN
Ben yürürüm yana yana Aşk boyadı beni kana Ne âkilem ne divane Gel gör beni aşk neyledi Gâh eserim yeller gibi Gâh tozarım yollar gibi Gâh akarım seller gibi Gel gör beni aşk neylediPİR SULTAN ABDAL'DAN
Be sevdiğim seni benden ayıran
Din iman bulmaya diyelim Allah
Şu sinemi aşk oduna dağlayan
Bekası olmayan diyelim Allah

HOCA DEHHANİ'DEN
Acep bu derdümün dermânı yok mu
Yâ bu sabr itmegün oranı yok mu



ÇÜNKÜ DUYGULARIMA DAHA ÇOK HİTAP ETMEKTE


4. Okuduğunuz şiirlerin günümüze yansıyan taraflarını bir kompozisyon şeklinde yazınız. Birkaç yazıyı sınıfta okuyunuz.




DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere, verilen kelime ve kelime gruplarından uygun
olanları yazınız.
“misk”, “İran”, “XIII.”, “divan edebiyatının”, “şems”, “inci”, “Arap”, “sümbül”, “servi”, “gül”, “Yunan”,
“Mısır”
• Hoca Dehhânî ....XIII.... yüzyılda ...........divan edebiyatının............ ilk temsilcisidir.
• Şiirde sevgilinin yüzü .......gül........, saçı .........sümbül...., boyu ...........servi.......... benzetilmiştir.
• Divan edebiyatı ...............“Arap”........ ve ..........İran”....... edebiyatlarından etkilenmiştir.
2. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Hoca Dehhânî divan şiirinin Anadolu’daki ilk temsilcisidir. (D )
Yunus Emre şiirlerinde didaktik bir anlatımı tercih etmiştir. (D )
Pîr Sultan Abdal, Alevi-Bektaşi şiirinin en önemli temsilcilerinden birisidir. ( D)
Oğuz Türkçesinin ilk ürünlerinde Arapça ve Farsça sözcükler oldukça az kullanılmıştır. (D )

SAYFA 89
3. Halk şiiri ile divan şiirinde kullanılan temaları belirleyiniz. İki şiir türünün temaları
yönünden benzer ve farklı özelliklerini tespit ediniz. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.


Halk şiirinde en çok aşk temasının yanında özlem ve sevgi temaları da oldukça yaygındır.Ayrıca ayrılık, gurbet,sıla, tabiat güzellikleri, zamandan şikayet, yiğitlik,kahramanlık, cesaret gibi temalar da işlenmiştir.Divan şiirinde ise aşk ve kadın en çok işlenen temalardandır.Bunun yanında şarap,güzellik, zamandan şikayet, d,n ve devlet büyüklerine övgü, ahlak,tasavvufi konular da sıkça işlenir. Divan Edebiyatında somut konulardan çok soyut konular işlenmiştir. Halk Edebiyatı ise somut konular işlenmiştir.




4.(I) Yunus Emre, şiirlerinde hiçbir insanı, hiçbir dini ve mezhebi hor görmemiş; duygularını engin
ve evrensel bir sevgiyle dile getirmiştir. (III) İnsanın, kendisi için ne düşünüyorsa başkaları için de aynı
şeyi düşünmesi gerektiğini vurgulamıştır. (III) Buna karşın yaşadığı dönemi, dar bir dünya görüşüyle ele
alarak yansıtmıştır. (IV) Bu arada erdemli olmayı, gururdan ve kibirden uzak durmayı, dünya malına
aşırı ölçüde önem vermemeyi öğütlemiştir. (V) Ona göre iyilik etmek, bir gönle girmek, kimseyi kırmamak,
dinlemeyi bilmek, yerinde konuşmak erdemlerin başında gelmektedir.
Yunus Emre’nin şiirinin içeriğiyle ilgili olarak yukarıdaki numaralanmış cümlelerin
hangisinde verilen bilgi doğru değildir?
A) I
B) II
C) III
D) IV
E) V
(2008 - ÖSS)




5. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki ilk ürünleriyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi doğru
değildir?
A) Türkçe yeni ses değerleri kazanmıştır.
B) İslam kültürünün etkisiyle tasavvufun şiire yansımaları görülmüştür.
C) Türkçe yeni bir edebî dil arayışına girmiştir.
D) Şiirlerde daha kapalı bir anlatım tercih edilmiştir.
E) Şiirlerde hem hece ve hem de aruz ölçüsü kullanılmıştır.


SAYFA 90
Verilen bu bilgileri de dikkate alarak iki şiiri dil açısından inceleyiniz.


benzerlik
Türkçe kelimelerin ağırlıklı oluşu
Ritmi sağlayan unsurlara başvurulması
Edebi bir dil kullanılması
Çoğunlukla son sözcüğün hüküm içermesi


farklılıkları
İkinci metinde Arapça kelimelere yer verilmesi
Şairin mahlasının şiirde kullanılması

Uzun ünlüler içeren kelimelere yer verilmesi

SAYFA 91
7. Aşağıda verilen kavramları ilgili oldukları nazım türüyle eleştiriniz.


GAZEL
Beyit
5-15 beyit
Aşk –Ayrılık


İLAHİ
Tasavvuf
İlahi aşk
Yunus Emre

Dörtlük


8. İlahi ve nefes hakkında bilgi veriniz?
ilahi nazım türünün özellikleri nelerdir? İlahi Nazım Şekli Özellikleri (Özet)

1. Allah'ı övmek ve O'na yalvarmak için yazılan, Allah sevgisiyle, insan sevgisini bütünleştiren içten şiirlerdir.
2. Özel bir beste ile söylenir.
3. Hece ve vezninin 7'li, 8'li ve 11'li kalıbıyla söylenirler.
4. Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı 3 ila 7 arasında değişir.
5. Genelde şiirin içinde şairin mahlası geçer.
6. İlahi denince akla Yunus Emre gelir.
7.İlahiler tarikatlara göre farklı isimler alır: Mevleviler'de âyin, Bektaşilerde nefes, Aleviler'de deme, Gülşeniler'de tapuğ, Halvetiler'de durak, öteki tarikatlar da cumhur gibi.
2. Nefes
Nefes, dinitemellere bağlı âşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bektaşi âşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer.




Nefesin özellikleri şunlardır:
·Bektaşi şairlerinin yazdığı tasavvufi şiirlerdir.
·Genellikle, nefeslerde tasavvuftaki Vahdet-i Vücud felsefesi anlatılır.
·Bunun yanında Hz. Muhammed (A.S.M) ve Hz. Ali (R.A) için övgüler de söylenir.
·Nazım birimi dörtlüktür. Dörtlük sayısı 3 ila 8 arasında değişir.
·Hece ölçüsüyle yazılırlar. Ama aruz ölçüsüyle yazılan nefesler de vardır.
·Nefeslerde, kalenderâne ve alaycı bir üslup dikkati çeker.
·Özellikle Pir Sultan Abdal, bu tarzdaki şiirleriyle tanınır.




Örnek
Eşrefoğlu al haberi
Bahçe biziz bağ bizdedir
Biz de Mevla'nın kuluyuz

Yetmiş iki dil bizdedir




ARAŞTIRMA SORULARI


1. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki ilk ürünleri anlatmaya bağlı edebî metinler arasında yer alan
destanlar ve mesnevilerdir. Sınıfta iki gruba ayrılınız. Gruplardan biri bu dönemde ortaya çıkan destanları,diğer grup da mesnevileri araştırsın. Araştırmalarınızı sunum hâline getiriniz.

oğuz türkçesi ile verilen ilk destanlar


DEDE KORKUT HİKAYELERİ

BATTAL GAZİ DESTANI(BATTALNAME)

DANİŞMENT GAZ DESTANI ( DANİŞMENDNAME)

SALTUKNAME

MESNEVİLER




2. Halk hikâyesi ne demektir? Hakkında bilgi toplayınız.
HALK HİKÂYELERİ


Hikâye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikâyeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı ürünleri içinde 16.yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan, genellikle âşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikâyelerdir.


GENEL ÖZELLİKLERİ:


*Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikâyeleridir.
*Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikâyelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de görülmüştür.
* Nazım-nesir karışık olarak anlatılan bu hikâyelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır.
* Hikayenin kahramanı âşık olur, sevgilisine kavuşma yolunda çeşitli maceralara girer, sonunda kavuşur veya kavuşamaz ama hikaye de orada biter.
* Halk hikâyelerinin destan döneminin kapanmasından sonra ortaya çıktığı kanaati yaygındır. Nitekim Türk edebiyatında halk hikâyelerinin en eski örneği sayılan Dede Korkut Hikâyeleri de destandan halk hikâyeciliğine geçiş dönemi ürünü olarak kabul edilmektedir.


Halk hikâyelerini destanlardan ayıran özellikler:
* Mutlaka tarihi bir olaya dayanmaması,
* Nazım-nesir karışık oluşu ve zamanla nesir kısmının ağırlık kazanması,
* Şahısların ve olayların anlatımında takınılan gerçekçi tavır,
* Kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilmesi,
* Hikâyedeki manzum kısımların genellikle saz eşliğinde dile getirilmesi,
* Değişik bir anlatılma üslup ve geleneğinin olması,
* Belli yerlerinde tekerleme adı verilen belli söz kalıplarının bulunması gibi hususlarda ayrılmaktadır.


Halk hikâyeleri konularına göre dört çeşittir:
a. Aşk Hikayeleri:
Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut...


b. Dini-Tarihi Halk Hikayeleri:
Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikâyeler...


c. Kahramanlık Hikayeleri:
Köroğlu Hikâyesi


d. Destanî Halk Hikâyeleri:
Dede Korkut Hikâyeleri


NOT: Destan geleneğinden Halk hikâyeciliğine geçişin ilk ürünü Dede Korkut Hikâyeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut Hikâyeleri özel bir önem taşır.


Not: Mesnevi ve Manzum Hikâye türleriyle ilgili bilgiler “Nazım Biçimleri” ve “Manzume ve Şiir” bölümlerinde verilmiştir.


Mesnevi Türünün Şiirle Ortak ve Şiirden Farklı Yönleri:


1) Şiirle benzer yönü: Redif, kafiye, ölçü, ses ve söyleyiş gibi ahenk unsurlarının ve yapı(nazım birimi) unsurunun benzer olması.



2) Şiirle farklı yönü: Mesnevide bir olay örgüsünün bulunması ve bu olay örgüsüne bağlı kişi, zaman, mekân unsurlarının bulunması.


3. Dede Korkut kimdir? Dede Korkut Hikâyeleri hakkında bilgi toplayınız. Dede Korkut Hikâyelerinin
tamamını ya da özetini okuyunuz. Okuduğunuz hikâyelerden birinin özetini defterinize yazınız.

DEDE KORKUT VE DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

Korkut destanı veya hikâyeleri Orta Asya'da şekillenmeye başlamış; Türklerin Müslüman olmalarından ve Anadolu'ya gelmelerinden sonra din ve çevre motiflerine göre bazı değişikliklere uğramıştır. Dede Korkut'un hikâyeleri, parça parça ve değişik versiyonlarda Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaşamaktadır. Bugün Türkiye'de en yaygın olarak bilinen ve en geniş Dede Korkut hikâyeleri, 15-16, yüzyıllarda meçhul biri tarafından kâğıda geçirilmiştir. "Kitab-ı Dede Korkut" adlı bu eser, Azerbaycan ve doğu Anadolu'daki Oğuz Türklerinin arasında yaşayan Dede Korkut hikâyelerini kaydetmiştir.
Dede Korkut simgesi, hikâyelerin değişmeyen motifidir. Oğuz boylarının başı derde girdiğinde veya sevinçli bir durumu olduğunda "Oğuz bilicisi" Dede Korkut'a danışır; o ne derse o yapılırdı. Çocuklara ad konulacağı zaman Dede Korkut çağrılırdı.

Büyük Türk destanının yaratıcısı Dede Korkut'un kişiliği üzerinde bilgilerimiz yetersiz kalıyor. Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur.
Onun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği destanlarından anlaşılmaktadır.
Dede Korkut'un Türkler arasında, ağızdan ağıza, dilden dile dolaşan destan niteliğindeki hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlu'lar devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür. Destan derleyicisi, Dede Korkut kitabının önsözünde Dede Korkut hakkında şu bilgileri verir ve onun ağzından şu öğütlerde bulunur:
(Bayat Boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. O kişi, Oğuz'un tam bilicisi idi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi...)
(Korkut Ata Oğuz Kavminin her müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata'ya danışmayınca yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi...)
(Dede Korkut söylemiş: Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa ocağının korudur...)
(Dede Korkut bir daha söylemiş: Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez, binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılıcı namertler çalınca çalmasa daha iyi... Çala bilen yiğide, ok'la kılıçtan bir çomak daha iyi. Konuğu olmayan kara evler yıkılsa daha iyi... Atın yemediği acı otlar bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızmasa daha iyi...)
Dede Korkut'un kitabında bir önsüz ile on iki destansı hikâye vardır. Bu destanlar, Türk dilinin en güzel örnekleri olduğu gibi, Türk ruhuna, Türk düşüncesine ışık tutan en açık belgelerdir. Bunlar:
1. Dirse Han Oğlu Boğaç Han
2. Salur Kazan'ın Evi Yağmalanması
3. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek
4. Kazan Bey Oğlu Uruz'un Tutsak Olması
5. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul
6. Kanlı Koca Oğlu Kanturalı
7. Kazılık Koca Oğlu Yegenek
8. Basat'ın Tepegöz'ü Öldürmesi
9. Begin Oğlu Emren
10. Uşun Koca Oğlu Segrek
11. Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruz'un Çıkarması
12. İç Oğuz'a Taş Oğuz Asi Olup Beyrek Öldüğü
Dede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlâkını, ruh enginliğini, saf, arı-duru bir Türkçe ile dile getirir. Destanlarındaki şiirlerinde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.
Dede Korkut destanlarının kahramanları, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman yanındadır. Hile-hurda bilmezler, tok sözlü, sözlerinin eridirler. Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millî dayanışmayı, el ele tutuşmayı telkin eder.
Yüzyıllar boyu, heyecanla okunan bu eserdeki destanlar, Doğu ve Orta Anadolu'da, çeşitli varyantları ile yaşamıştır. Anadolu'nun birçok bölgelerinde, halk arasında söylenen, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâye ve destanlarda Dede Korkut'un izleri ve büyük etkileri vardır.
Millî Destanımızın ana kaynağı olan Dede Korkut Kitabı’nın bugün elde, biri Dresden'de, öteki Vatikan'da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır. Bu yazma eserlere dayanarak Dede Korkut Kitabı, memleketimizde birkaç kez basıldığı gibi, birçok yabancı memleketlerde çeşitli dillere de çevrilmiştir.


4. Oğuz Kağan hakkında bir araştırma yapınız.
Orta Asya’nın bozkurtları olan Türkler, M.Ö. 234 yılına geldiklerinde Tanrı tarafından Oğuz (Mete) adında bir kişi oğlu ile ödüllendirilmişlerdi. Çin’in kendisini mutlak egemen olarak bildiği ve çevresindeki uluslar üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönemde, Orta Asya çok büyük olayların yaşanacağı bir döneme adım atıyordu. Bir cihan imparatorluğu kuracak olan Oğuz Kağan acuna gelmiş ve daha gözlerini açtığı andan itibaren mucizeleriyle kutluluğunu ortaya koymaya başlamıştı… Türk tarihinin kuşkusuz en büyük kağanlarından biri olan Oğuz Kağan, gerek yazılı kaynaklarda, gerekse de sözlü edebiyatta süregelen Oğuz Destanı‘nda anlatıldığı üzere, yaşamı mucizelerle dolu olan bir Türk yiğididir. Doğduğu gün onun Tanrı’nın kutuna sahip olduğu anlaşılmış ve mucizeleri görülmeye başlamıştır. Yalnızca doğduğu gün annesinden süt emmiş, daha sonra bir daha süt emmemiştir. Çok kısa sürede büyümüş ve bir yaşına girmeden konuşmaya başlamıştır. Yaşını doldurmadan okunu ve yayını alıp ava gittiği ve tüm Türk elinde ününün hızla yayıldığı, yine mitolojik ögeleri de barındıran Türk destanlarında belirtilmektedir.
Oğuz Kağan’ın adı, doğduktan bir süre sonra konulmuştur. Çünkü Türklerde ad verme geleneği böyledir. Gök sakallı ve ay yüzlü bir bilge (bu bazen de çocuğun babası – annesi olur) çocuğun özelliklerine bakarak, ona uygun bir ad verir.1 Hatta bir rivayete göre, Oğuz Kağan kendisine “Oğuz” adının verilmesini kendisi istemiştir. Burada belirtilmesi gereken başka bir konu da, Oğuz Kağan ile Mete Han‘ın aynı kişi olduklarıdır. Oğuz adı, babası Teoman tarafından verilen addır. Mete ise, Çin kaynaklarında Oğuz Kağan’ı belirtmek için kullanılan addır. Orta Asya Türk tarihi hakkında, Türkler tarafından yazılmış yazılı kaynaklar olmadığı veya henüz bulunamadığı için, Türklerin çevresindeki ulusların tarihi kaynaklarına bakarak bilgi edinilir. Bu kaynaklar içinde kuşkusuz en önemli olanları, Çin kaynaklarıdır. Çin kaynaklarında Oğuz Kağan için “Mao-tun” (Mete) diye seslendirilen bir ad kullanılmıştır. Bu sesletim, bugünkü Çinceye göre yapılmaktadır. Eski Çinceye göre sesletim yapılacak olursa, “Bak-tut” biçiminde bir ad karşımıza çıkar. Bu adın da,Eski Türkçedeki “Bağatur” adını karşıladığı düşünülmektedir. Bu bilgiler göz önünde bulundurulursa, Oğuz Kağan’ın adının Bahadır’dan başka bir ad olmadığı da söylenebilir. Fakat Türklerce yaygın olarak kullanılan ve benimsenenler Oğuz ve Mete adlarıdır.


5. Sınıfa daha önce okuduğunuz, günümüze ait hikâye ve roman örnekleri getiriniz.




Sayfa 92
1. Araştırma bölümünde destan ve mesneviler hakkında hazırladığınız sunumları seçeceğiniz
grup sözcüleri aracılığıyla sınıfta sununuz.
DESTANLAR İÇİN TIKLAYINIZ


MESNEVİLER İÇİN TIKLAYINIZ


2. Araştırma bölümünde okumanız istenen Dede Korkut Hikâyeleri’nden bir seçki yapınız
ve bunu sınıfınızın edebiyat panosuna asınız.
CEVAP İÇİN TIKLAAAA


3. Anlatmaya bağlı edebî türleri tahtaya yazınız.
HİKAYE
ROMAN
MASAL
EFSANE
MESNEVİ
FABL
DESTAN


4. “Raviler şöyle rivayet ederler ki...”, “anlatırlar ki vaktiyle…” ifade biçimlerinden ne anladığınızı
söyleyiniz.
GEÇMİŞ ZAMANA AİT BİZİM ŞAHİT OLMADIĞIMIZ BİR ÖYKÜNÜN ANLATILACAĞI



5. Destanların genel özelliklerini bilgi birikimenizden yararlanarak sıralayınız.
DESTANLA ALAKALI TÜM BİLGİLER İÇİN TIKLAYINIZ



6. “Dinle medh edeyim erlerin başın. Nice kal’alara atardı daşın. Kim kesti o ejderha gibi
koç devin başın? Ün saldı cihana ismi kaldı sır Ali, sırdır söyle gel hey…”
Köroğlu Destanı’ndan alıntılanan yukarıdaki metnin Ali isimli kahramanının özelliklerini
belirleyiniz.
CESUR
GÜÇLÜ
GÖZÜ KARA
TÜM CİHANA ÜN SALMIŞ / İSMİNİ DUYURMUŞ




SAYFA 95
4. Metindeki kişilerle zaman ve mekân arasındaki uyumu (ilişkiyi) açıklayınız.

KİŞİLER METİNDE ANLATILAN ZAMANA UYGUN ŞEKİLDE SEÇİLMİŞTİR. ANLATIMDA KULLANILAN MEKANLAR VE MEKAN İFADELERİ DÖNEME UYGUNDUR

5. Hikâyeyi anlam birimlerine ayırarak anlatılan olay ve olay örgüsünü tespit ediniz. Buradan hareketle
temayı bulunuz.

.











17. Dede Korkut Hikâyeleri’nin anlatıcısını ve bu anlatıcının özelliklerini belirtiniz.
18. “Pay Püre Big aydur: Dede oğlan mısın kız mısın? Dede oğlanam didi.” Bu ifade ile anlatılmak
istenen nedir? Günümüzde bu ifade hangi amaçla kullanılıyor?

10.SINIF EDEBİYAT NOVA YAYINLARI CEVAPLARI SAYFA 97



1. a) Metnin olay örgüsünü belirleyiniz.
Seyyid'in kendisi ile dövüşecek bir eri çağırması ama kimsenin gelmemesi
Seyyid'in Kayser'in ordusuna saldırması ve tekrar meydana gelmesi
Seyyid'in atı ile dolaşırken Halife'nin onu görmesi ve bu gizemli kişinin kim olduğunu sorması
Yanındakilerin Battal Gazi olduğundan şüphelendiklerini söylemeleri
Halife'nin Seyyid'e dua etmesi
Seyyid'in kendisi ile dövüşecek birini istemesi
Kayser'in öne sürdüğü meşhur askerlerini Seyyid'in öldürmesi
70-80 askeri daha öldürmesi
Seyyid'in dağa doğru gitmesi
Halife'nin onun kendisine getirilmesini istemesi
Halife'nin dağa doğru gidenin Battal olduğunu düşünmesi ve onun kendisini gizlediğini söylemesi

b) Metnin yapısını oluşturan ögeleri (serim, düğüm, çözüm) gösteriniz.
Kayser'in ordusu ile Halife'nin ordusunun savaşırken yüzü örtülü gizemli bir kişinin çıkması (SERİM)
Bu gizemli savaşçının Kayser'in ordusunu darmadağın etmesi ve onu Halife'nin merak etmesi (DÜĞÜM)
Halife'nin bu gizemli kişinin kim olduğunu merak etmesi ve onun Battal Gazi olduğundan şüphelenmesi




2. Sınıfı iki gruba ayırınız. Dinî ve destansı motifleri tespit ediniz. Tespit ettiğiniz sonuçları sözcüler aracılığıyla tahtaya maddeler hâlinde yazınız.
DİNİ MOTİFLER:
Halifenin müslümanların komutanı olması
Seyyid'in Hz.Hüseyin'in soyunda gelmesi
"Ey müminlerin emiri" ifadesi
Halifenin dua etmesi
DESTANSI MOTİFLER:
Battal Gazinin olağanüstü özelliklere sahip savaşçı birisi olması
70-80 kişiyi öldürebilmesi
Bir nara attığında yerin sarsılması gibi abartılı ifadelerin olması...
3. Metindeki kişilerin özelliklerini ve olay örgüsündeki işlevlerini aşağıya yazınız.
Battal Gazi (Seyyid) İşlevi : Baş kahramanı, yiğit , cesur, savaşçı , inançlı...
Kayser: işlevi : yardımcı kişi Ordunun komutanı
Halife: işlevi : yardımcı kişi İslam ordusunun komutanı, Battal'a dua ediyor ve kim olduğunu merak ediyor
Kerken Lavi, Keşernek Keşmiri,Karuni Sinan ....yardımcı kişiler....Kayser'in Battal Gaziyle savaşmaları için öne sürdüğü savaşçılar, sonları oluyor bu...
4. Battâl Gazi’nin özelliklerini tespit ediniz. Bunlar gerçekliğe uygun mudur? Nedenini açıklayınız.
Battal Gazi, güçlü, yiğit, cesur olağanüstü özellikleri bulunan bir destan kahramanıdır.Bunlar gerçekliğe uygun değildir...
5. Battâl Gazi hikâyesinden alıntılanan metnin kurgusunda Destan Dönemine ait Türk destanlarından ne gibi izler buluyorsunuz? Metin üzerinde gösteriniz.
Olayların hızlı gelişmesi
Destan kahramanının olağanüstü özellikler göstermesi
6. Metinde cümlelerin kısa olması, tasvirlerden kaçınılması anlatıma nasıl bir zenginlik katmıştır? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Bunlar metnin daha akıcı olmasını sağlamıştır.Anlatım heyecan verecek şekilde yapılmıştır.

7. Metin hangi bakış açısıyla anlatılmıştır? Metnin zamanı ve mekânı konusunda ne söyleyebilirsiniz?
İlahi bakış açılı hakim anlatıcı vardır.Mekan ve zaman hakkında belirli zaman ifadeler yoktur...
8. Metni kelime ve cümle yapısı bakımından değerlendiriniz. Günümüzden farklı söyleyişleri
belirtiniz.
Oğuz Türkçesinin dil özellikleri görülür.Cümleler kısadır.Günümüzden ek ve kelimelerde farklılık göze çarpmaktadır.

9. Yakın tarihimizde Battâl Gazi Destanı’na benzer anlatılar biliyor musunuz? Biliyorsanız bunları arkadaşlarınızla paylaşınız.
Çanakkale Savaşı'nda yaşanan kahramanlıklar benzer anlatılar olabilir...
10. Anlatmaya bağlı metinlerde kahramanların olağanüstü özelliklere sahip olması okuyucu veya dinleyicide nasıl bir etki bırakır? Tartışınız. Bu olağanüstü özellikteki kahramanlarla çizgi film kahramanları
arasında nasıl bir benzerlik vardır? Tartışınız. Ulaştığınız sonucu sözlü olarak ifade ediniz.
Kahramanların bu özelliklere sahip olması dinleyicilerin anlatılanları merakla ve heyecanla takip etmesinin sağlar...
11. Seyyit Battâl Gazi nasıl bir tiptir? Oğuz Kağan ile bu tipi karşılaştırınız. Farklı ve benzer
yönlerini belirtiniz.
Alıntı:
Seyyid Battal Gazi'ye ait kahramanlık hikâyelerini içine alan bir eserdir. Battal Gazi, 8. yüzyılda Emevilerin Anadolu'da Bizanslılara karşı açtıkları savaşlarda "Battal" (kahraman) lakabıyla ün kazanmış Müslüman bir Arap kumandanı olup asıl adı Abdullah'tır. Bu Müslüman kumandan hakkında söylenen kahramanlık hikâyeleri ve menkıbeler, 11. yüzyıldan itibaren Türkler arasında büyük rağbet görmeye başlamış ve Battal Gazi, gazi-velî hüviyetiyle yüceltilerek destan kahramanı haline getirilmiştir.

Battalname'de Battal Gazi'nin Anadolu'da Hıristiyanlarla yaptığı savaşlar konu edilmektedir. Bu savaşlarda merkez saha genellikle Malatya yöresidir. Savaşlar İslâmiyet-Hıristiyanlık mücadelesi şeklinde dini bir hüviyet taşır. Cihad ve gaza ruhu kendini kuvvetli bir biçimde hissettirir. Battal Gazi bu savaşlarda bir "evliya" karakteri sergiler. Devler ve caddarla savaşır; okuduğu dualarla büyüleri bozar; ateşte yanmaz; göz açıp kapayıncaya kadar uzun mesafeler aşar; Hızır'la yoldaştır, sıkışık zamanlarda ondan yardım görür. Kâfirleri İslâm'a davet eder, davetini kabul etmeyenleri öldürür. Her savaşın sonunda elde ettiği malı mülkü din uğruna savaşan yiğitlere dağıtır.
Türk gazi tipinin mükemmel bir örneğini aksettiren Battal Gazi, gerek kahramanlığı, gerekse evliya karakteriyle Anadolu insanı üzerinde son derece etkili olmuştur. Bu yüzden de Battalnâme Anadolu halkı arasında asırlarca sözlü olarak yaşamıştır. Ayrıca Anadolu dışında yaşayan Türk toplulukları arasında da sevilmiş, yazılıp okunmuştur. Tamamen Müslüman Türk geleneklerine göre meydana getirilmiş olan Battalnâme'nin yazıya geçiriliş tarihi henüz kesin olarak tayin edilememekle birlikte, eserin 11-11-2. yüzyıllarda Danişmendliler zamanında söylendiği ve Danişmendnâme'nin yazılış tarihi olan 643'ten (1245-46) önce yazıldığı tahmin edilmektedir.

Battalnâme'nin bugün bilinen nüshaları arasında yazıldığı döneme ait olanı yoktur. Eldeki nüshalar daha sonraki dönemde yazılmışlardır. Bilinen en eski nüsha 840 (1436-37) tarihini taşımaktadır (Arkeoloji Ktp., nr. 1455).15 Battalnâme, Darendeli şair Bakai (ö. 1785) tarafından 1183'te (1769) manzum olarak da yazılmıştır.
BATTAL GAZİ DESTANI'NIN DOĞUŞU

8.asırda başlayıp İstanbul'un Sultan Mehmet tarafından fethine kadar beş yüz yıl devam etmiş önce Arap-Bizans sonra Türk-Bizans mücadelesinin atmosferi içinde doğmuş bir destandır.
BATTAL NAMENİN KONUSU NEDİR?

8.Yüzyılda Anadolu'da Emevilerin Hıristiyan Bizanslılara karşı açtığı savaşlarda Battal lakabıyla ün kazanmış bir Müslüman kumandanın kahramanlıkları anlatılmaktadır.
BATTAL LAKABINI NEDEN ALMIŞTIR?

Mervan'ın oğlu Mesleme'nin (715) İstanbul kuşatmasında,kahramanlıklarıyla büyük ün yaptığından kendisine Battal (kahraman) lakabı verilmiştir.

BATTAL GAZİ KİMDİR?

Arap tarihçilerine göre Emeviler devrinde meydana gelen İstanbul kuşatmasında üstün kumandanlık ve yiğitlik vasıfları göstermiş ABDULLAH adlı bir kahramandır.
740 yıllarında Hıristiyan'larla yapılan savaşta ölmüştür. Eskişehir'de Akroin denilen yerde vefat etmiştir.
İstanbul surları dibinde gömülü olduğuna inanılır. Antakyalı ve Şamlı diyenler olduğu gibi Emeviler hizmetinde çalışan bir Türk olduğu da söylenir.
BATTALNAME DESTANINDA TEMA

Kahramanlık
BATTALNAME DESTANINDA MEKÂN

Malatya ve Harput'tan İstanbul surlarına kadar olan bölgedir.
BATTALNAME DESTANI DIL ÖZELLIKLERI

Battal name nesir halinde kaleme alınmakla beraber içinde bazı manzum bölümler de bulunmaktadır.

Battalname üslubu,hatta kelimeleri cümle kuruluşu ile Dede Korkut Hikayelerine benzer.

Örnek: Seyyit,yürüdü kaleyi dolaştı ki fırsat bula,kaleyi ala. Bir yere vardı, gördü ki su gider.Ol suyu gözetti. Su geldi, bir deliğe girdi.Seyit eyitti:"İş bu hisara gider,eğer çare olursa iş bundan olur." dedi.
Olağanüstülükler, abartmalar, kutsi özellikler vardır.
AŞKAR :Battal Gazi'nin atıdır. Gökten inmiş hatta Kâbe toprağından yaratılmıştır. Hz.Adem'den beri peygamberlerin, Hz.Muhammet'in (s.a.s), Hz.Ali ve Hz.Hamza gibi yiğitlerin atı olmuştur. Ölümsüz at,Battal'ı nice bela ve felaketlerden kurtarmaktadır.
BATTAL GAZİ'NİN AMACI

İslam'ı dört bir yana yaymaktır.
BATTAL GAZİ'NİN KARAKTERİ:


İslamın bütün emirlerini ahlâkını, adâlet, şefkat, insaniyet hükümlerini yerine getirir. Zayıfı, düşkünü kadını öldürmez, asla şarap içmez, harama bulaşmaz. İslam ilimlerini ve diğer dinleri oldukça iyi bilir. Dürüst, adaletli, alçak gönüllüdür. Tam bir Müslüman hayatı sürdürür. Derin bir manevi aşkı vardır.
BATTAL-NAME DESTANI İLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR
1.OLAY ÖRGÜSÜNÜ
  • Seyyid Kuzande cazuyla karşılaşır
  • Kuzende Cazu koynundan çıkardığı taşa efsun okuyup Seyyid’e atar.
  • Seyyid Kuzande cazunun attığı okla ateş içinde kalır. Ateş içinden ejderhalar çıkar.
  • Seyyid peygamber duasını okur ve Aşkar’a biner…..
  • Kayser kaçar ancak yakalanıp seyyidin huzuruna getirilir.
  • Seyyid Kayserden Müslüman olmasını ister.
  • Kayser seyyidin Müslüman ol çağrısına karşı öneride bulunur.
  • Kayserin isteği seyyid, halife ve diğer ulular tarafından görüşülür.
  • Seyyid kayserden şehirde gön kadar yer ister
  • Seyyid şehirde yer tutup pek çok kilise ve dükkanı harap eder.
  • Kayser Seyyidi halifeye şikayet eder
  • Seyyid, kayserin kendisini halifeye şikayetine sert tepki gösterir.
  • Seyyid ve yanındakiler Cuma namazı kılıp İstanbul’dan Malatya’ya giderler
2. Kişiler: Seyit Battal, Halife,Esatur Kayser...
Zaman: "Bir gün, ertesi gün,sonra, o dem" gibi belirsiz zaman ifadeleri..."
Mekan: " Rum İstanbul ,Malatya şehri, gibi mekanlar...
Mekan tam belirgin değildir. Meydan, şehir, gibi belirsiz mekanlar verilmiştir.
Metinde zaman kavramı da belirgin değildir. “Yedi yıllık haracı alıp” ifadesinde zaman kavramı var. İstanbul’dan Malatya’ya gidiş ifadeleri var.
Metin, kişi ve zaman uyum içindedir. Mekan savaş yaşanan bir yere uygundur. Kişiler askerlerden oluşmakta
Metnin teması kahramanlık.

OĞUZ KAĞAN DESTANI İLE BATTAL GAZİ ARASINDAKİ FARKLILIKLAR:
Battal Gazi de savaş İslam için yapılmaktadır. Oğuz Kağan Destanında ise bireysel kahramanlık ön plandadır. Her ikisi, de kahramanlık temasını işlemişlerdir.Metnin teması eserin yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmaktadır. Temanın işlendiği zamanda Anadoluda savaşlar yapılmaktadır.


Battalname , bazı olağanüstülüklerin işlenmesi yönüyle destan özelliği gösterir. Olay örgüsü, kişi mekan ve bir anlatıcının olması yönüyle günümüz hikayelerinin özelliklerini yansıtır.
16. eserin yazarı savaşa katılmış bir kişidir. Bu dönemde savaşlarda vak’a nüvistler vardır. Bunlar savaşa katılıp yaşananları yazıya geçirirlerdi.


12. Bu metinle daha önce okuduğunuz metnin kahramanlarının anlatıldığı bölümleri tekrar okuyunuz.Bu bölümlerde tasvirler nasıl yapılmıştır? İki metin arasındaki kahramanların tasvirinde ortak özellikler
var mıdır? Bu tasvirlerin metindeki işlevi nedir? Bulduğunuz sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Kahramanların tasvirleri abartılı şekilde yapılır bunlar iki metinde de ortak özelliktir, tasvirler okuyucunun hayal dünyasını kamçılar ve somutlaştırmayı sağlar...


SAYFA99


1. Dânişmend Gâzi Destanı adlı metnin olaylarını ve olay örgüsünü belirleyip defterinize yazınız.

CEVAP İÇİN TIKLAA


2. Anlatılan olayların gerçeklikle ilgisini sözlü olarak ifade ediniz.
OLAYIN YAŞANMA İHTİMALİ DÜŞÜKTÜR. ANCAK ANLATIMDA KULLANILAN MEKANLAR VE KAHRAMANLAR GERÇEKTİR


3. Olay örgüsünden hareketle metnin temasını söyleyiniz.
KAHRAMANLIK


4. Sınıfta iki grup oluşturunuz. Birinci gruptan Dânişmend Gâzi Destanı’ndaki dönemin günlük
hayatı ile ilgili unsurları, ikinci gruptan ise Dânişmend Gâzi Destanı’nın yazıldığı dönemin sosyal özellikleriyle metnin temasını karşılaştırmalarını isteyiniz. Ulaştıkları sonuçları seçtikleri grup sözcüleri vasıtasıyla sınıfa açıklamalarını isteyiniz.
5. Günümüzde kahramanlık temasının her milletin kültüründe fazlasıyla işlenmesinin sebebi nedir?
Buna göre Dânişmend Gâzi Destanı’nın temasının evrensel olup olmadığıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
ÇÜNKÜ HER MİLLETİN VAR OLMASINI SAĞLAYAN ŞEY KAHRAMANLIKTIR. GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TOPLUMLARIN AYAKTA KALMASINI SAĞLAYAN UNSURDUR.
BU YÖNÜYLE EVRENSEL BİR TEMADIR.


6.
...
Çün melik Dânişmend bu mektûbı okıdı ve ol kavmi İslâm’a dâvet itdi, kimse cevâb virmedi. Bu
kez at depdi meydâna girdi, er diledi. Gürcilerden Evkas adlu bir kâfir meydâna girdi. Kılıç ile Melik’e hamle kıldı. Melik anun hamlesin redd eyledi. Nevbet Melike değdi, hemândem bir nâ’ra urup eyitdi: “benâm-ı Hüdâ, benûr-ı pâk-i Muhammed Mustaf┠diyüp Evkas’a bir kılıç ile urdı kim ir kaşına değin
iki pâre kıldı. Gürcilerden figan kopdı. Anı görüp cümle kâfirler bir gezden hamle kıldılar. Melik
Dânişmend bir nâ’ra ile urdı kim tamâmet kâfir çerisi serâsîme oldılar. Melik ejdehâ gibi... Bir sâatde
yidi yüz kâfiri kılıçdan kâfirleri hazân gibi yire dökerlerdi. Ceng arasında iken Nastor, Rûm çerisine
işâret kıldı. Medâris-i laîn hîle idüp çağırdı kim “Nastor’ı esîr getürdük, kapuyı açın” didi. Ruhbânlar
Artuhi sanup geldiler Kapuyı açdılar...
Fahir İz’in Dânişmendnâme çevirisinden alınan yukarıdaki metinden hareketle eserin dil özellikleri
hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sözlü olarak ifade ediniz.
ESER YAZILDIĞI DÖNEME ORANLA SADE BİR DİLE SAHİP ÇÜNKÜ ARAPÇA VE FARSÇA KELİME AZ. ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ İLE İFADE EDİLMİŞ
ESERDE FİİLLER ÇOK KULLANILMIŞ. HÜKÜM İÇEREN CÜMLELER AĞIRLIKLI


7. Dânişmend Gâzi Destanı’nda zaman ve mekânın anlatıldığı cümleleri tespit ediniz. Bunları
defterinize yazınız.
METİNDE ZAMAN İFADESİ FAZLA KULLANILMAMIŞTIR.


MEKAN İÇİN
Raviler şöyle rivayet ederler: Mihran melunu üç bin er ile Artukî’yi öldürmek için yürüdü. diğer tarafta Melik Dânişmend’in askeri Sivas kalesi’ni yapmak için orada kaldı. Çerinin öncüleri Süleyman ve Eyüp Sivas Kalesi’ni imar ettiler. Fakat Melik Dânişmend için çok endişe duydular. Bir gün Süleyman, ruhban kılığında Dânişmend’i aramaya çıktı. Tokat Kalesi’ne ulaştı.


8. Metinden tasvirlere örnekler veriniz. Bu tasvirlerin metne katkısını belirtiniz.
Artukî başını kaldırdı. O pir elini ona doğru yaklaştırdı. Yaralarını sıvazladı. Artukî’nin yaraları iyileşti. Pir gözden kayboldu. Bir anda yeniden belirdi. Çerinin arasından Artukî’nin düşen kolunu getirmişti. Kolu yerine koydu. Dua okudu, Hak Teâlâ’nın isteğiyle kol eski hâline geldi. Artukî ayağa kalkıp çok şükretti. Dualar etti.

OKUYUCUNUN ZİHNİNDE ANLATILANLARIN CANLANMASINI SAĞLAR


SAYFA 102
BAZI CEVAPLARIMIZ AŞAĞIDAKİ FOTOĞRAFTADIR. TIKLAYIP BÜYÜTÜNÜZ
1. Dua ve rüya, İslam etkisinde gelişen Türk düşüncesinde özellikle tasavvufta ve edebiyatta
önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. Bu mesnevide bu iki unsurun işlevini açıklayınız.
2. Metnindeki zamanın, mekânın ve kişilerin tespit edebildiğiniz özelliklerini aşağıdaki tabloda
gösteriniz.
3. Olay örgüsünü şema hâlinde gösteriniz ve buradan hareketle temayı bulunuz.
OLAY ÖRGÜSÜ İÇİN TIKLAYINIZ






4. Metnin kafiye örgüsünü bulunuz. İncelemenizden yararlanarak metnin nazım şeklini ve onun
özelliklerini tespit ediniz.
METNİN NAZIM ŞEKLİ MESNEVİDİR.


* Beyit sayısı sınırsızdır.
*Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk,tarihi olaylar,dinî olaylar gibi konular işlenir.
* Mesneviler o dönemde roman ve hikaye türünün yerini tutuyordu.
* Her beyit kendi arasında kafiyelidir.
* Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee,… şeklinde devam eder.
* Beş mesneviden oluşan eserlere “hamse” denir.
* Bir şehrin güzelliğini anlatan mesnevilere şehrengiz denir.
* Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır:
Kutadgu Bilig (İlk mesnevi – Öğüt)
Fuzuli- Leyla ile Mecnun (Aşk)
Şeyh Galip- Hüsm ü Aşk (Aşk)
Şeyhi-Harname (Eleştiri)
Ahmedi-İskendername (Tarih)
Nabi- Hayrabat (Öğüt)
Süleyman Çelebi- Vesiletü’n-Necat (Mevlid) (Dini)
Mevlana- Mesnevi (Öğüt)

5. “Girü korha korha vü çoğa çoğa / Karanuda vardı ol aracuğa” mısralarında hangi seslerin tekrarıyla
ahenk oluşturulmuştur? Diğer beyitlerdeki ses ve ahenk unsurlarını gösteriniz.
6. Aşağıdaki beyitlerde bulunan edebî sanatları belirleyiniz. Bunları, beyitleri dikkate alarak yorumlayınız.
Biri birini koçdılar öpdiler
Sanasın yanar oda su sepdiler
Gülümsündi işidicek Nev-bahâr
Nite kim güler gül olıcak bahâr
7. Metinden hareketle şairin edebî kişiliğine dair tespitlerinizi tahtaya yazınız. Bunlardan yararlanarak
yazar ile eser arasındaki bağlantıyı açıklayınız.

Alıntı:
Hoca Mesud,

Hayatı, Süheyl ü Nevbahar ve Ferhengnâme- Sa’di
Hoca Mesud (Mesud Bin Ahmed)
  • 1300-1370 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.
  • Tercüme edebiyatında önemli bir yeri vardır.
  • Şeyhoğlu Mustafa’nın Kabus-name tercümesinde şairi “Hoca” lakabından başka emlehu’ş-şuara ve efsahu’ş-şuara olarak da anmıştır.
  • Tercüme ettiği eserlerde sözcüklere birebir karşılık aramak yerine okuduğundan anladığını yazmıştır. Onun bu tutumu tercime eserlerine okurların ilgisini artırmıştır.

ESERLERİ:
Ferheng-name-i Sa’di
Sa’di’nin Bostan’ından seçilmiş beyitlerin tercümesi olan 1073 beyitlik mesnevi, fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûl vezni ile yazılmıştır.


Süheyl ü Nevbahar (Kenzü’l-Bedayi)
1350 yılında yeğeni İzzeddin Ahmed ile birlikte Farsçadan yaptığı tercüme eserdir. Fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûl vezni ile yazılan 5703 beyittir. Eser, Farsçadan tercüme edildiği halde Fars edebiyatında bu isimde bir eser bilinmemektedir. Eserde Yemen padişahı Bahr’ın oğlu Süheyl ile Çin fağfurunun kızı Nevbahar arasındaki aşk anlatılmaktadır.
Anlatıma akıcılık kazandırmak için eserde gazellere yer verilmiştir. Eserde çok sayıda edebi sanat kullanılması eserin değerini artırmaktadır. Cem Dilçin eser hakkında çalışma yapıp basımını gerçekleştirmiştir (1991).




SÜHEYL Ü NEVBAHAR'IN NÜSHALARI
Berlin Devlet Kitaplığı nüshası (M nüshası) : Bu nüshayı Mordtmann bulmuş ve 1925 senesinde Almanya'da 13 sahifelik bir mukaddime ile tıpkıbasım olarak yayınlamıştır. 5568 beyit olan bu nüsha 189 yapraktır ve her sayfada 17 satır vardır. Yazı okunaklı bir harekeli nesihtir. Başlıklar(62) Farsçadır ve kırmızı ile yazılmıştır.Nüshanın sonunda istinsah tarihi verilmiştir ancak müstensihin adı yoktur. Yazmanın ilk ve son sayfalarında Bayezid-i Sânî RahmetuIlahi Aleyh'in mührü bulunmaktadır. Dehri Dilçin nüshası (D nüshası) : Eserin bu nüshası A.Talat Onay tarafından Mordtmann nüshasından bir sene sonra (1926) Çankırı'da bulunmuştur. Bu nüshada 12 yaprak eksiktir. Son yaprağın bir sahifesi eksik olarak görünmektedir. Bu nüsha 5278 beyittir. Kopuk sahifelerde 345 beyit olması gerektiğine göre bu nüshanın beyit sayısı yaklaşık 5623 olacaktır. Yani bu nüshanın ilk istinsah edildiğinde M nüshasından 55 beyit daha fazla olduğu tahmin edilebilir. Nüsha güzel talikle yazılmış hareke yoktur.


SÜHEYL Ü NEVBAHAR'IN DİL ÖZELLİKLERİ

Eski Anadolu Türkçesinin bütün ses bilgisi yapı bilgisi ve söz dizimi özelliklerini taşımaktadır. Söz varlığı çok zengin olup yüzlerce kelime ve deyim ihtiva etmektedir.
Hoca Mes'ud eserinde sade bir dil kullanmakla yetinmemiş söze canlılık vermek için bol bol Türkçe deyim ve Arabî-Farisi kelimelerle kurulmuş deyimlere yer vermiştir. (diş bilemek boyun virmek / baha biçmek...
Sözcüklerin gerçek ve mecazlı anlamlarını cinas sanatları içinde büyük bir başarı ile değerlendiren şair dilbilgisi açısından muhtelif yapılardaki ad ve fiilleri ikilemeler biçiminde kullanarak anlatımı güçlendirip zenginleştirmiştir. Süheyl ü Nev-bahar'ın dilinde Arapça ve Farsça sözcüklere çok az rastlanmaktadır. Bu kelimelerin büyük bir çoğunluğu Hoca Mes'ud'un yaşadığı devrin halk dilinde kullanılan sözcükler olmalıdır.
Eserde Arapça ve Farsça tamlamaların çok az olmasına karşın u- ü -vü bağlaçlarına çok rastlanmaktadır. —ki ve çü bağlaçları da vezin doldurmak için sık sık kullanılmıştır. Anlatımda en yaygın olarak görünen geçmiş zaman ve hikâyesi geniş zaman ve hikâyesi istek kipinin üçüncü tekil ve çoğul kişi çekimleri kullanılmaktadır.[23]



8. Metinde günümüzden farklı söylenen kelimeleri tespit ederek bunların anlamlarını belirtiniz.
9. Metnin anlatıcısını ve onun bakış açısını belirtiniz.
ANLATICI ÜÇÜNCÜ KİŞİDİR

İLAHİ BAKIŞ AÇISI VARDIR




1. Kitabınızdaki dört metinden hareketle bu eserlerin oluşmasını sağlayan, ait oldukları dönemin
zihniyetini belirtiniz.
2. Dede Korkut Hikâyeleri’nden hareketle bir senaryo veya tiyatro metni yazılabilir mi? Tartışınız.
Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
YAZILABİLİR
3. Seyyid’in Meydan Okuması adlı metindeki savaş sahnesinin sizde canlandırdıklarını bir resim,
şiir veya nesir hâlinde anlatınız.
4.a) Okuduğunuz dört metni, kitabınızdaki Türeyiş Destanı’yla ve sınıfa getirdiğiniz günümüz hikâye
ve roman örnekleriyle “tema, yapı, olağanüstü özellikler” yönünden karşılaştırınız. Benzerlik ve
farklılıkları sıralayınız.
b) Metinlerdeki temaların evrensel olup olmadığını tartışınız. Sonuçları belirtiniz.
EVRENSELDİR
İNSANLIĞIN BAZI ORTAK DUYGULARI VARDIR BU METİNLERDEKİ TEMALARDA BUNLARLA PARALELDİR


5. Süheyl, Nevbahar’dan ayrı kalınca neler hissetmiştir? Onun yaşadığı ayrılık duygusunu açıklayınız.
6. Nevbahar, Süheyl’den ayrı kaldığı zaman neler hissetmiştir?
7. Çok sevdiğiniz birinin geleceğini haber alsanız neler hissedersiniz? Duygularınızı arkadaşlarınızla
paylaşınız.

8. Metinlerde insana özgü gerçekliğin nasıl anlatıldığını ve bunun olay örgüsüyle ilişkisini belirtiniz.


Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:35 )
 
Eski 05-02-15, 02:01 #8
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)


İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


Sayfa 104


İlim, ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yunus Emre
1. Yunus Emre’ye ait yukarıdaki dörtlükte geçen “bilmek” ve “ilim” kelimelerinin anlamlarını
açıklayınız.
Yunus Emre, bu dizelerde, ilim tahsil etmenin amacının, kendini bilmek olduğunu ifade
etmek istemiştir.
“Bilmek” davranışlarının farkında olmak ve bilinçlenme anlamına gelir. İnsanın çevresiyle
ilişkiye geçebilmesi için kendisinin kim olduğunu bilmesi gerekir. Yani kişi, neleri yapıp neleri
yapamayacağı konusunda bir fikre sahip olmalıdır. Burada kendini bilmek, doğru ilişkiler içinde
bulunmak olarak da anlaşılabilir.
Yine bizim geleneğimizde nakledilen bir söze göre “kendini bilen, Rabbi’ni bilir”. Buna göre
kendimizi bildiğimizde, Rabbimiz’i de bilme imkânına kavuşuruz. Yunus Emre’nin bir mutasavvıf
olduğunu dünürsek şiirdeki “bilmek”in bu anlamda kullanılmış olma ihtimali daha yüksektir.
Bu “bilmek” de ilimle mümkündür. Burada “ilim” hakikat anlamında kullanılmıştır. Bu
hakikat ise “Allah’ı Bilme”dir. O’nun emir ve yasaklarını bilmek, uygulamak ilmidir. Bu da Allah’ın,
yüce kitabında uymamızı istedikleri ve Peygamberimizin (sav) yaşamında uydukları ilimdir.
2. İnsan neden bilgi sahibi olmak ister? Bilgili insana toplumun bakışı nasıldır? Açıklayınız?
İnsanın bilgi sahibi olmak istemesinin değişik sebepleri olabilir. Mesela, eski çağlarda Nil
nehrinin belli dönemlerde taşması sonucu tarım alanları zarar görüyordu. Bu belli dönemleri
belirlemek için insanlar uğraştı ve edindiği bilgilerle ilk takvimi oluşturdular. Burada tabiat üzerinde
hâkimiyet kurmak için bu bilgiyi öğrendiklerini söyleyebiliriz.
Bir başka sebep insanın fıtratında var olan meraktır. Merak, öğrenme açlığı oluşturur ve bu
açlığı gidermek için insan öğrenir ve bilgi sahibi olur.
Yine bireyin topluma tutunma yolu olarak bilgi sahibi olmayı tercih etmesi de bir sebep
olarak kabul edilebilir. Toplum bilgiye değer veriyor ve bilgi sahibi olan kişilere saygı duyuyorsa bu
role sahip olmak isteyen kişi de bilgi sahibi olmak isteyecektir.
Bilgili insana toplumun bakışı, o toplumun kültürü ile ilgilidir. Çünkü tarih, “dünya dönüyor”
dediği için mahkûm edilen insanlara şahit olmuştur. Onun için bu soruya “Modern toplumlarda
bilgili insana toplumun bakışı nasıldır?” sorusuymuş gibi cevap verelim.
Modern toplumlarda bireyler, birlikte yaşamanın bir gereği olarak iş paylaşımı yapmış
durumdadır. Her birey üzerine düşen görevi hakkıyla yapma gayreti içinde olur. Bu bireylere
toplum saygı duyar ve yaptıkları işe de değer verirler. Yaratılmışların en şereflisi (eşrefi mahlukat)
olan insana da bu yakışır.
3. Tasavvuf, konu olarak ilahî aşkı işlemektedir. İlahî aşkın yanında bir de maddi aşk yer alır.
İlahî aşka geçişte maddi (mecazi) aşk da önemlidir. Eskiler aşklarını daha çok sembolik ifadelerle ve
şiir biçiminde dile getirirlerdi. Bugünün insanı için aşk ne anlama gelmektedir ve insanlar aşklarını
hangi yollarla dile getirmektedirler? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Günümüzde aşk denince daha çok karşı cinse duyulan aşk anlaşılır. Soruyu bu eksende ele
alıp cevaplamaya çalışalım.
Aşkı dile getirmek bir iletişimde bulunmayı gerektirir. Günümüzde âşık olan kişi (gönderici)
aşkına (alıcı), aşkını (mesajını) ileteceği yollar (kanal) artmış durumdadır. Eskiden haber gönderilir mektup yazılırken şimdi e*posta, mesaj, whatsapp, yüz yüze konuşma vb. gibi birçok kanal var.
4. İranlı şair Feridüddin*i Attar tarafından kaleme alınan Mantıku’t*Tayr isimli eseri Gülşehrî
Türkçeye uyarlamıştır. “Kuşların dili” anlamına gelen ve mesnevi tarzında yazılmış olan bu eserin
içinde tasavvufi hikâyeler yer alır. Ayrıca eser, yazıldığı dönemin Türkçesini göstermesi bakımından
da oldukça önemli bir yere sahiptir. Eserin mesnevi nazım şekli ile yazılmasının nedeni ne olabilir?
Araştırmalarınızdan da yararlanarak düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Gülşehrî, Mantıku’t*tayr adlı eserini Fars edebiyatının büyük şairi Feridüddin*i Attar’ın aynı
adı taşıyan eserinden almış ve tercüme etmiştir. O bu tercümede serbest davrandığı gibi eserin
yapısını da değiştirmiştir. Hemen hemen kendi gönlünce yaptığı bu değişikliklerde iç yapı asıl olarak
değişmese de, özellikle hikâyelerde farklı bir tutum izlemiştir. Şair, Attar’daki hikâyelerin yerine
başka hikâyeler koymuştur. Koyduğu bu hikâyelerin bir kısmını değişik kaynaklardan almış, bir
kısmını da kendi yazmıştır. Bu bakımdan Gülşehri Türk edebiyatında ilk hikâye yazarı olarak
karşımıza çıkar.
Bu noktadan hareketle eserin mesnevi nazım şekli ile yazılmasının sebepleri:
 Eser, temelde tercüme bir eser olduğu için orijinal eserin iç yapısına sadık kalması,



 Eserin üretildiği dönemde, hikâye yazmaya uygun türün mesnevi olması,


a) Metni anlam birimlerine ayırınız. Metnin konusunu bulunuz.
Metnin paragrafları, anlam birimleridir. Orta kısımdaki iki satırlık paragrafı, üst paragrafın
devamı kabul edersek, metni iki anlam birimine ayırabiliriz.
Metnin konusu tasavvuftur. Hacı Bektaş Velî’ye göre, tasavvufun konusu insandır, nefsin
ıslahıdır, kötü huy ve davranışlardan vazgeçerek Allah’a ulaşmak, O’nun varlığı ile var, kendisi ile
hal olmaktır. Metinde de insanın iç dünyasına tasavvufi bir bakış var.
Öte yandan Alevî*Bektaşî inancındaki dört kapı ve kırk makam Makalat'ın ana konusudur.
b) Metnin her bir biriminin aynı ileti etrafında nasıl birleştiğini belirtiniz.
Metinde insanın iç dünyasına tasavvufi bir bakış var. Dolayısıyla her birim bu bakışın bir
parçası olarak metni meydana getirmiştir.
2. Aşağıdaki soruları metne göre cevaplayınız.
a) Metinde anlamını bilmediğiniz kelimelere örnekler veriniz. Metnin, yazıldığı döneme göre
sade ve anlaşılır mı yoksa ağır bir dille mi yazılmış olduğunu düşünüyorsunuz? Açıklayınız.
“kutb*ı âlem, şehristân, nâyibi, subaşısı, miskinlik, dizdâr, müvekkel, perhizkârluk” vb. gibi
kelimelerin anlamı bilinmeyebilir.
Eserin dili sade ve anlaşılırdır. Eserde geçen bazı kelimeler *ufak değişikliklerle* günümüzde
de kullanılmaktadır (Yüregün, ol, degin gibi).
Eylem ağırlıklı cümle kuruluşu vardır. İslamiyet'in etkisi eserde kullanılan dile yansımıştır.
b) Cümlelerin yapı yönünden kısa mı uzun mu olduğunu belirtiniz.
Kısa cümleler kullanılmıştır.
c) Cümlelerin açık, anlaşılır olup olmadığını söyleyiniz.
Cümleler açık ve anlaşılır cümlelerdir. Bununla birlikte İslamiyet’in kabulü ile kelimeler
arasına yabancı kelimeler az da olsa girdiği görülmektedir.
ç) Yaptığınız incelemeden yararlanarak metnin dil yönünden özelliklerini sıralayınız.
Eserin dili; sade, anlaşılır ve doğal dilden farklı olmayan bir dildir. Metin, dönemin Türkçesiyle
yazılmıştır. Bunu da eserin verilen kısmından görmek mümkündür. Bununla birlikte İslamiyet'in
etkisi, eserde kullanılan dile yansıdığı da görülmektedir. Bu durum, nesir diline, yeni kavramlar ve
söyleyişlerle zenginlikler getirmiştir.
Eserde geçen bazı kelimeler, küçük değişikliklerle günümüzde de kullanılmaktadır (öyle ki
sadece o dönemdeki ses uyumlarını bilmek metni anlamamıza yetiyor).
Eserde, yüklem ağırlıklı cümle kuruluşu vardır.
3. Yazarın metni yazmaktaki amacı nedir? Metinde aydınlatıcı, yol gösterici ve telkin edici
ifadeler var mıdır? Belirtiniz.
Yazarın metni yazmaktaki amacı, insandaki güzel duygular ile kötü duyguları karşılaştırıp
insanlara doğruyu göstermektir. Bu doğrultuda, metinde aydınlatıcı, yol gösterici, bilgi verici ve
telkin edici ifadeler vardır.
4. Metnin ana düşüncesi nedir? Yazar, mesajını muhataba ulaştırmada nasıl bir yöntem
izliyor? Buna göre hedeflenen okuyucu kitlesinin özellikleri hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Metnin ana düşüncesi: İnsanın gönlünde biri Rahmani diğeri şeytani olmak üzere iki sultan
vardır. Yazar, mesajını açık, sade ve anlaşılır bir üslupla okuyucuya sunmuştur. Hacı Bektaş Veli,
genelde kırsal kesime hitap eden bir düşünürdü. Bununla birlikte “Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık
sevgisi üzerine kurulmuştur” ifadesiyle mesajlarının çağını aşan evrensel mesajlar olduğunu da
söyleyebiliriz.
5. Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’in “Yitmiş iki millete kapular açuk ola.” sözünün dönemin
düşünce yapısıyla ilgisi nedir? Sözlü olarak ifade ediniz.
Dönemin tasavvuf düşüncesinde din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin insanları yaratandan
dolayı sevmek, bir ayrım yapmamak düşüncesi hâkimdir. Zirâ yetmiş iki milletin yaratıcısı birdir ve
o yaratıcı sınırsız hikmet, sonsuz merhamet sahibidir. Yarattığı her insan kendinden bir parçadır.
Dolayısıyla kapısının herkese açık olduğu mesajı verilmiştir.
6. Yazarın düşüncesini anlatırken aynı öze vurgu yapan birden fazla örnek vermesini nasıl
açıklarsınız? Anlatınız.
Yazarın düşüncesini anlatırken aynı öze vurgu yapan birden fazla örnek vermesi, öz
hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olduğunu ve bu bilgiyi aktarma arzusunda olduğunu gösterir. Bu
yönüyle eser; öğretici metin niteliği taşımaktadır.
7. Metin hangi geleneğe bağlı kalınarak yazılmıştır? Mevlânâ, Ahmet Yesevî, Yunus Emre gibi
Hacı Bektâşî Velî’nin de dinî*tasavvufi bir konuyu işlemesini nasıl değerlendirirsiniz? Düşüncelerinizi
arkadaşlarınızla paylaşınız.
Metin tasavvuf geleneğine bağlı kalınarak yazılmıştır. Mevlânâ, Ahmet Yesevî, Yunus Emre
gibi Hacı Bektâşî Velî’nin de dinî*tasavvufi bir konuyu işlemesi, aynı geleneğe bağlı olduklarını
gösteriyor.
8. Yazar “Anlarun kim tenleri ölür, âşıklardur cânları ölmez.” sözü ile ne anlatmak
istemektedir. Açıklayınız.
Bu söz de yine tasavvuf geleneğinin dolayısıyla İslam inançlarından biridir. Bu inanca göre
cân (ruh) ölümsüzdür. Beden öldüğünde ruh geldiği âleme geri dönecektir. Yani ölme bedene özgü
bir şeydir ruha değil.
9. Hacı Bektâşî Veli Anadolu’daki tasavvuf felsefesinin öncü isimlerindendir. Bu bilgiden ve
araştırmalarınızdan faydalanarak okuduğunuz metinle yazar arasında nasıl bir ilgi kuruyorsunuz?
Görüşlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Hoca Ahmet Yesevi’nin müridi Lokman Perende’nin öğrencisi olan Hacı Bektaş, Yeseviliğin
halifesi kabul edilir. Hacı Bektaş, Malakat adlı eserinde de bağlı olduğu tasavvuf geleneğinin yolları
olan dört kapı (Şeriat, Tarikât, Hakikât, Marifet) ve kırk makamdan bahseder. Buna göre Hacı
Bektaş’ın, tasavvuf geleneğine bağlı kaldığı ve geleneği sürdürdüğü söylenebilir.
10. Metinde vahdetivücut düşüncesini yansıtan ifadeleri belirtiniz.
“Hak sübhânehû ve teâlâ arşdan tâ süreyyâya degin ne ki yaradıldıysa ol şehristânda
vardur.”
“Pes câna dokundı, cân dirildi. Akla muvâfık geldi ve geleni ve gideni anladı. Zirâ cümle şey
cân ile dirilür. Cân ma’rifetle dirilür. Ma’rifetlü cân erenler cânıdur.”
“Anlarun kim tenleri ölür, âşıklardur cânları ölmez....”
11. Hacı Bektâşî Velî’nin bilime bakışı ile Yunus Emre’nin “Hazırlık” başlığı altında verilen
dizelerindeki bilgi anlayışlarını karşılaştırınız. Sonuçları arkadaşlarınızla paylaşınız.
Hem Yunus Emre hem de Hacı Bektaşi Veli tasavvuf geleneğine bağlı kişilerdir. Dolayısıyla
bilime ve bilgiye bakışlarında da bu anlamda bir benzerlik olması beklenir. Yunus Emre, “bilme”nin
ilimle (bilim) olacağına işaret ederken; Hacı Bektaşi Veli “Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi
üzerine kurulmuştur" ifadesiyle tasavvuf yolunun bir ilim yolu olduğunu belirtmiştir.
12. Okuduğunuz metinden yararlanarak İslam medeniyeti ile Batı uygarlığının bilgiye bakış
açısındaki farklılıkları tespit ediniz. Tespitlerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Batı medeniyeti bilgiye felsefi açıdan bakarken İslam medeniyeti ontolojik (varoluş
temelinde) açıdan bakar.
Batı medeniyetinin bilgiye bir güç, sömürge aracı, hâkimiyet kurma vesilesi olarak bakarken
İslam medeniyeti insanlara hakikati gösteren bir araç olarak bakar.
Batı, bilgiye çalınabilecek bir olgu olarak bakarken İslam medeniyeti bilgiye Allah’ın lütfettiği

bir emanet olarak bakar.

Sayfa 107
1. Okuduğunuz manzum metni hikâye şeklinde anlatınız.



2. Bu hikâyenin kahramanları kimlerdir? Erkeğin kadına karşı duyduğu aşk nasıldır? Açıklayınız.
Bu aşk hangi beyitlerde anlatılmaktadır? Gösteriniz.
3. Erkek, kadının gözündeki kusuru ne zaman fark ediyor? Erkeğin, bu kusuru yeni fark etmesini
kadın neye bağlıyor?
4. a) Metinde anlamını bilmediğiniz kelimeler hangileridir? Bu kelimelerin anlamlarını nasıl
öğrenebilirsiniz? Belirtiniz.
b) Metnin dilinin yazıldığı döneme göre sade olup olmadığını tartışınız. Ulaştığınız sonucu
defterinize yazınız.
5. Bu manzum hikâyede verilmek istenen dersi söyleyiniz.
6. Metni anlamlı birimlere ayırınız. Her bir birimin metnin iletisi etrafında nasıl toplandığını sözlü
olarak ifade ediniz.
7. İkişerli gruplar oluşturarak metni dramatize ediniz.
8. “Aşkın gözü kördür.” sözünü Mantıku’t-Tayr adlı metinle ilişkilendirerek açıklayınız.
9. “Işk evine akl-ıla girmez kişi
Sevdiğinin aybını görmez kişi”






Sayfa 109
1. Fıkralar bir olaya bağlı olarak anlatıldığı için hikâyeye benzer. Okuduğunuz fıkra hangi olay
üzerine kuruludur?


2. a) Okuduğunuz fıkranın ana fikri nedir? Açıklayınız.
b) Metni anlamlı kümelere ayırınız ve bu kümelerin birleşmesini neyin sağladığını belirtiniz.
3. Okuduğunuz, fıkranın dil ve anlatım özelliklerini tespit ediniz. Buna göre fıkraların dili ve
üslubu hakkında nasıl bir genelleme yapılabilir? Açıklayınız.
4. Fıkralar çoğunlukla tezat üzerine kurulur. Bu tür metinlerde kısa anlatım kullanılır ve anlatılanlarda
ders verici bir özellik vardır. Okuduğunuz fıkrada bu özellikler var mıdır? Belirtiniz.





5. Metinde kullanılan dilde, kelimelerin ilk anlamları mı yan anlamları mı tercih edilmiştir? Tercih
edilen anlatım biçimi fıkra türüne uygun mudur? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Yan anlamlar tercih edilmiştir. Çünkü bu fıkra türü edebi bir metindir. Anlatım biçimi uygundur.


6. Metinden hareketle Nasrettin Hoca’nın özelliklerini bulunuz. Bunları tahtaya yazınız.

a-)Nasreddin Hoca, bilgin ve bilge kişiliğe sahiptir. Zamanın bütün dini ve müspet ilimlerinden haberdardır. Ünlü bilginlerden ders alarak kendini yetiştirmiştir.
b-) Hoca, aynı zamanda bir cemiyet insanıdır. Ömrü medrese veya dergahta ders alıp vermekle sınırlı kalmamış, her zaman hayatın ve olayların içinde olmuş, Hocalık ve bilgelik görevini her kesim insan arasında sürdürmüştür..Hoca’yı bu yüzden camide, dergahta, kahvede, misafirlikte, devlet adamlarının yanında, tarlada, bahçede görmek sürekli mümkündür.
c-) Hoca, olayların kahramanı olmadığı zamanlarda bile toplumsal yapıyı çok iyi tanıyan, gözlemleyen bir tutum içerisindedir. Çünkü gözlem, tarafsız olma, sorunları doğru tesbit edebilme, haklıyı haksızı ayırabilme konusunda gerekli bir yöntemdir.
d-)Halk ve yöneticilerin üzerinde çok önemli bir saygınlığı vardır. Çok sevilip sayılmakta ve her zaman her konuda kendisine danışılmaktadır. Bu anlamda o, hem öğretmen, hem eğitmen hem de danışman konumundadır.
e-)Onun yaşadığı toplumda ve sonraki asırlarda bu kadar hüsn-ü kabul görmesi bu bilgeliğini, bilginliğini, eğiticiliğini tatlı dil ve güler yüzle üstelik zekice yapmasıdır. Bu tavrı da kişilik özelliği kadar yine inançlarıyla ilgilidir. Öncelikle bu, bir islâmi davranıştır. Asık suratlılık, dinden onay alamaz. Öte yandan Hoca, pek çok ekonomik ve sosyal sıkıntının yaşandığı bir toplumun insanıdır. Böyle bir insani yapıyı ancak, düşünmeyi gülmeyle birlikte ele alarak aydınlatmak, sıkıntılarını gidermek, olanlar üzerinde düşünmeye sevk etmek mümkün olabilirdi.
f-) Nüktecilik, hazır cevaplılık onun en önemli özelliğidir. Fakat, onu komik bir adam olarak görmek eksik değil yanlış bir tutum olur. Çünkü, güldürebilmek önce düşünmeyi ve düşündürebilmeyi gerektirir. Onun bir fıkrasını okurken yahut dinlerken her ne kadar ilk tepkimiz tebessüm olsa bile bunu mutlaka tefekkür takip eder.
g-)Hoca’da düşünmek çok önemli bir özelliktir. Öyle ki bu düşünceyi hayat, ölüm, kader, kaza gibi metafizik konular üzerinde de gerçekleştirir. Mesela “kabak” fıkrası bunun çarpıcı bir örneğidir. Bilindiği gibi Hoca, bir gün bostana gider. Burada büyük bir ceviz ağacı vardır. Dinlenmek üzere altına oturur. . Kocaman ağaçta küçücük cevizler…
Hoca, buna anlam veremez. Öte yandan gözleri bostandadır. Burada bal kabakları vardır. Onlar ise yerdedir. Küçük bir bitkinin ürünü olarak yetişmektedirler. Der ki: “Bu işte bir terslik var, kocaman bir ağacın üzerinde küçücük bir ceviz; küçücük bir nebatın üzerinde kocaman kabak. Bu olacak şey değil!...”
Bu esnada kafasına ağaçtan bir ceviz düşer. Canını acıtır. Hoca bu can acısıyla Ellerini açıp Allah’a şöyle seslenir: “Allahım! Sen ne kadar büyüksün!...Sen yine bildiğin gibi yap. Eğer sen, benim düşündüğüm gibi yapsaydın, şimdi benim halim ne olurdu.”der. Bu fıkra, Hoca’nın düşünme sınırlarının ve olaylardan nasıl bilgelik dersleri çıkardığının küçük bir örneğidir.
g-)Hoca’nın halkı güldürmesi asla bir dalkavukluk biçimini almaz. Bu yüzden onu “komedyen” sınıfında düşünmek mümkün değildir.
h-)Yine Hoca’nın zekiliğini kurnazlıkla karıştırmamak gerektiğini de belirtmemiz gerekir. Çünkü kurnazlık örneğin zor bir durumdan kurtulmanın meşru olmayan yolunu bulabilme becerisi iken zekilik, meşru ama kimsenin düşünemediği bir yolla bu zorluğu aşmak marifetidir.
ı-)Kimi fıkralarındaki saflık yahut aptallık derecesindeki ifadeler bizi yanıltmamalıdır. Böyle durumlarda Hoca, daha çok bir öz eleştiri yapar. Kendi kendisiyle dalga geçerek, nefsini aşağılar. Yahut, saflığa sığınarak söylenemeyecek, cesaret gerektiren bir gerçeği açıklar ama fıkranın sonunda yine zeka parıltısı nüktesini söyler.
i-)Hoca, bulunduğu mevkiine rağmen halktan birisi gibi yaşar. Bir taraftan imamlık, müderrislik, kadılık gibi asli görevlerini yaparken halktan kopmaz. Onlar gibi dağa gider, odun keser. Pazarda alış veriş yapar. Ticaret yapar. Çalışkandır. Kendi damını kendi onarır. Kendi tarlasını kendi sürer.
j-) Hoca, bağlı olduğu dini düşüncenin de bir gereği olarak “iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak” ölçüsüne sıkı sıkıya bağlıdır. Toplumsal çarpıklıkları eleştirerek doğru olanın adresini gösterir.
k-)Fakat bu görevini yaparken çok hoşgörülü davranır. Asla yıkıcı olmaz. Muhataplarını aşağılamaz. Suç işleyenlere karşı merhametli ve affedicidir.
l-) Nasreddin Hoca, bir kaos döneminin insanıdır. Bu dönemin şartları içerisinde üzülen, kederlenen, umutsuzlaşan insanlara bu olumsuzlukları neşe ile, mizahla aşmalarını sağlayan bir insandır. O, yaşadığı dönemin zorluklarını, olumsuzluklarını fazla ciddiye almayarak aşmaya çalışmayı öğretmiştir.. Bütün olumsuzluklarına, sıkıntılarına rağmen yine de dünyayı yaşanmaya değer; hayatı ise, kıymetinin bilinmesi, tadının çıkarılması gereken bir zaman süreci olarak görmüştür. Her zorluğun kolay bir yanı olabileceğini gösterir.
m-)Hoca, inançlara, ahlâk kurallarına, devlete, yasalara, toplum kurallarına bağlı ve saygılıdır ama bu tutumu devlet adamlarının, bürokratların, idin adamlarının eleştirisinden vazgeçirmez. Onarda gördüğü yanlışlıkları, rüşvet yiyen kadıları, din adına halkı sömüren Hocaları, ilmin kabuğunda kalmış âlimleri, zulmeden idareciyi hicveder. Fakat bunu çok zarif biçimde yaptığı için hem kendisine bir zarar gelmez hem de sözü muhatabı nezdinde ciddiye alınır.
n-)Hoca, başkalarını eleştirirken aynı eleştiriyi kendisine de yapmaktan çekinmemiştir. Bu, bir tür öz eleştiridir ki bunun yapılması olgunluk ister. Hoca, böylesine olgun bir karakterdedir.
i -)Hoca, hayalci değil gerçekçidir. Hiçbir zaman abartıya, hayali olana yer yoktur.
k-)Onda sadece içinde yaşadığı toplumun değil insanlığın ortak fotoğrafını buluruz. Yani o, hem ulusal hem de evrensel olmayı başarmıştır.
l-)Hoca’ya atfedilen kimi fıkralarda Hoca bir Bektaşi babası gibi gösterilir. Durum böyle olurca, Hoca, oruç tutmaz, abdestsiz namaz kılar bir adam tipi ortaya çıkar ki bu mümkün değildir. Hoca, samimi anlamda bir müslümandır. İbadetlerini yerine getirir. Zaten din adamıdır. Sadece, mutaassıplık onda yoktur. Katı kuralcılığı sevmez.

m-)Hoca, gerek insan olarak gerekse Müslüman bir gönül adamı olarak yahut yaptığı Hocalık, kadılık, esnaflık, çiftçilik gibi işlerde, insan ilişkilerinde aile ilişkilerinde tam anlamıyla Müslüman-Türk insanın genel karakterini yansıtır.



7. Metnin ana düşüncesi, metinde geçen herhangi bir cümle ile mi verilmiş yoksa okuyucuya mı
sezdirilmiştir? Açıklayınız.
Okuyucuya sezdirilmiştir


8. a) Fıkra türü denince aklınıza kimler geliyor?
Nasrettin Hoca, Temel, Bekri Mustafa,


b) Fıkra dinlemek hoşunuza gider mi? Niçin?
Evet hem eğlendirir hem düşündürerek bir sonuca ulaşmamızı sağlar


c) İnsanlar neden fıkra anlatma ve dinleme ihtiyacı duyarlar? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade
ediniz.
Anlatılanların daha ilgi çekici şekilde ifadesi için. Dinleyiciyi etkilemek için. Verilmek istenen mesaj direkt söylenemiyorsa eğer sezdirmek için




9. Sınıfa getirdiğiniz Nasrettin Hoca fıkralarından birkaçını arkadaşlarınızla paylaşınız.


10. Nasrettin Hoca fıkraları dışında bildiğiniz diğer fıkraları da sözlü olarak anlatınız.




1. Okuduğunuz eserlerden hareketle bu dönem öğretici metinlerinin oluşmasını sağlayan zihniyetle
ilgili çıkarımlarınızı belirtiniz.
13. ve 14. yüzyıllar, Anadolu’da siyasi, ekonomik, kültürel, askeri, sosyal alanlarda birçok
gelişmenin yaşandığı bir dönemdir. Osmanlı yeni kurulmuş ve yükselme dönemine doğru
ilerlemektedir. Dolayısıyla insanların bilgiye olan ihtiyaçlarının arttığı bir dönemdir. Ayrıca aydın
kesimin, halkın İslam’ı anlama konusundaki bilgi eksiklerini gidermek için İslamiyet’i halka anlatma
çabalarının yoğun olduğu bir dönemdir. Dolayısıyla dönemin zihniyeti bu yönüyle öğretici metinler

üzerinde etkili olmuştur. Halkın bilgi ihtiyaçlarını ve eksiklerini gidermek için bu dönemde öğretici metin üretimi de artmıştır.



2. Kıyamet nedir? Kıyamet inancı insanların hayatına nasıl yansır? Belirtiniz.
Sözlükte “dikilmek, ayağa kalkmak, durmak ve canlıların Allah huzurunda saygıyla
duracakları gün” anlamlarına gelen kıyamet, dini kavram olarak Yüce Allah’ın ezelde takdir ettiği
zaman gelince, dünyadaki bütün canlıların ölmeleri ve bu dünya hayatının sona ermesidir.
Kıyametin ne zaman kopacağı tamamen Allah’ın bilgisi dâhilindedir. Dolayısıyla müminler
için önemli olan kıyametin ne zaman kopacağı değil, bir gün mutlaka bunun gerçekleşeceğine
inanmak ve ahiret hayatı için hazırlıklı olmaktır. Buna kıyamet inancı diyebiliriz.
Kıyamet inancı, insanların bir gün hesap vereceğini bilerek yaşamasını sağlar. Bununla
birlikte kıyamet inancı, bir yaratıcının olduğuna inanmak anlamına da gelir. Dolayısıyla yaratıcının,

insana yüklediği yükümlülükleri de yerine getirme çabaları yine kıyamet inancının bir parçasıdır.



3. Nasrettin Hoca arkadaşlarının elbiselerini yakmakla nasıl bir mesaj vermiştir? Bu mesajı uygun
buluyor musunuz? Açıklayınız.

Nasrettin Hoca arkadaşlarının elbiselerini yakmakla, onlara yarın kıyamet kopacaksa nasıl ki
benim kuzuya ihtiyacım olmayacak sizin de elbiseye ihtiyacınız olmayacak mesajını vermek
istemiştir. Mesajı uygun buluyorum. Çünkü bir kişi bir şeye inanıyor ve karşısındakinden de buna
inanmasını bekliyorsa, inandığını kendisi de göstermesi lazım. Hocanın dostları, hocanın yakında
kıyametin kopacağına inanmasını bekliyorlar ve yarın için bir şeyleri saklamanın anlamsız olduğu

söylüyorlar. Doğal olarak kendilerinin de yarından bir beklentisi olmaması gerekir.



4. Nasrettin Hoca’nın bir fıkrasını sınıfta canlandırınız.
5. Aşağıdaki “Temel” fıkrasını okuyunuz. Bildiğiniz başka Temel fıkralarını da dikkate alarak Temel
fıkralarının özelliklerini Nasrettin Hoca fıkraları ile karşılaştırınız. Hangi sonuçlara vardığınızı arkadaşlarınızla
paylaşınız.
Temel
Temel, askerde mektup yazıyormuş. Arkadaşı Temel’in yavaş yavaş yazdığını görünce neden yavaş
yavaş yazdığını sormuş. Temel “Fadime’nun okuması biraz kıttır da ondan.” cevabını vermiş.


Nasrettin Hoca bir karakterdir. Temel ise Nasreddin Hoca gibi belirli bir karakter olmayıp
genel bir tiptir.
Nasrettin Hoca fıkralarının temel özelliği zekâ ve nüktedir. Temel fıkralarının özelliği ise saflık
ve nüktedir. Yanlış anlamalar (bu yönüyle Hacivat*karagöz oyunlarına benzer, Temel’in yardımcı
karakteri Dursun’dur), yeni anlam yüklemeler, saflıklar Temel fıkralarında öne çıkar.
Nasrettin Hoca fıkraları durağandır. Tarihte olmuş ve anlatı gelerek günümüze kadar
ulaşmıştır. Temel fıkraları ise sayısı sürekli artan fıkralardır.
Nasrettin Hoca fıkraları Türk toplumuna özgüdür, Türk toplum yaşantısından alınan
kesitlerle karşımıza çıkar. Temel fıkraları, genellik Karadeniz insanına özgü olmakla birlikte bir
uyarlama kanalıdır da. Yabancı kaynaklarda rastlanılan bir fıkra, Temel üzerinden yerelleştirilir.
Nasrettin Hoca fıkralarında ders vermek esastır. Bu yönüyle fıkra tanımına tam uyar. Temel
fıkralarında ise ders verme çok az görülür ve asıl amaç güldürmedir. Bu yönüyle bakıldığında Temel
fıkralarına gülmece (gülmece; seslendiği insanı, hangi oranda olursa olsun, sağlık olarak
güldürebilen her şeydir:demek daha
uygun olabilir.
Nasreddin Hoca, ezilenin, zulüm görenin yanındadır. Pek çok fıkrasında kötü yöneticiler,
ahlaksız kimseler, halka eziyet çektirenler, sömürenler, doğrudan ya da dolaylı bir biçimde eleştirir.
Temel, daha çok Keloğlan karakterine benzer; uyanıktır, saftır, ezilmez, zor şartlardan menfaat

üreterek çıkar.







6. Sınıfa getirdiğiniz fıkra metinlerinde okuyucuyu / dinleyiciyi güldüren unsurlar nelerdir? Metinleri
bu açıdan değerlendirerek ulaştığınız sonuçları listeleyiniz. Bu sonuçlardan hareketle fıkranın bir tanımını
yapınız.

Fıkranın birkaç farklı anlamı vardır. İnsanları güldürmek, bazen de düşündürmek için
anlattığımız esprili hikâyelerin yanı sıra güncel olayların kaleme alındığı gazete yazılarına da fıkra
denir. Konuyla ilgisi bakımından burada, insanı güldüren ve düşündüren türü tanımlanacak.
Kısa, nükteli ve güldürücü hikâyelere fıkra denir. Bu tür fıkralar daha çok sözlü edebiyat
geleneğinin ürünleridir. Ders vermek, bir dünya görüşünü savunmak, herhangi bir düşünceyi
örnekle güçlendirmek, kanıt göstermek, sohbetlere renk katmak ya da hoşça vakit geçirmek için

söylenir.


7. Mantıku’t-Tayr adlı metnin konusunu belirtiniz.

(İslamiyetteki Vahdet-i Vücud inancı, çeşitli türden kuşların, hüdhüd kuşunun başkanlığında padişahları Sîmurg kuşunu aramaları hikâye edilerek anlatılmıştır. Kuşların başından birçok macera geçer, sonuçta pek azı Sîmurg’a ulaşır. Ona ulaşan kuşlar onda kendilerini, kendilerini de onda görürler. Sembolik olarak kuşlar insanları, hüdhüd aklı ve Sîmurg da Allah’ı temsil etmektedir.)


Sayfa 111




14. yüzyıl Türk edebiyatı nesri ve nesir dili

14.yüzyılda gerek telif gerekse Arapça ve Farsçadan çeviri olarak birçok mensur eser örneği verilmiştir.
Bu tür eserler; İslâm tarihi, insanlara ders veren hayvan hikâyeleri, devlet adamlarına öğütler, sağlık, Kurân-ı Kerîm ve sûreler, İslâm dünyasındaki kahramanlıklar… vb.konularla ilgili ve dinî, tarihî, destânî, didaktik, folklorik, tıbbî nitelikli olup bir kısmı telif olarak yazılmış büyük bir kısmı ise tercüme edilmiştir.


Bu devrin bilimsel eserleri de çok büyük oranda mensûrdur.


Erzurumlu Mustafa Darîr, Şeyhoğlu Mustafa, Kul Mes‘ûd, İbrâhîm bin Mustafa bin Ali Şîr, İshak bin Murâd, Celâlüddîn Hızır (Hacı Paşa), Hamzavî yüzyılın önemli mensur eser sahiplerindendir.


14. yüzyılda dikkat çeken bazı mensur eserler, aşağıda kısa bilgilerle özetlenmiştir.


Sîretü’n-Nebî (Erzurumlu Mustafa Darîr): Hz.Peygamber’in hayatını ve yaptıklarını anlatan dinî-tarihî bir eserdir. Arapçadan çeviri olan eser, Anadolu sahasında türünün ilk örneği kabul edilir.

Fütûhu’ş-Şâm Tercümesi (Erzurumlu Mustafa Darîr): Arapçadan çeviri olan eserde, Suriye’nin İslâm ordularınca fethi anlatılır.

Marzubannâme (Şeyhoğlu Sadrüddîn Mustafa): Kelile ve Dimne benzeri didaktik nitelikli hayvan hikâyelerinden oluşan kısmen telif çoğu çeviri bir eserdir.

Kabusnâme (Şeyhoğlu Sadrüddîn Mustafa): Farsçadan çeviri bir eserdir.

Kenzü’l-küberâ ve Mehekkü’l-ulemâ (Şeyhoğlu Sadrüddîn Mustafa): Kutadgu Bilig benzeri çeviri esaslı bir eserdir.

Kelile ve Dimne (Kul Mes‘ûd): Aslı Hint edebiyatına ait olup Sanskritçe adı Karataka Danamaka’dır. Farsçadan Türkçeye sade bir dille yapılmış manzum-mensur karışık bir çeviridir.

Nasîhatnâme (Abdal Musa): Sade bir Türkçeyle yazılmış didaktik bir telif eserdir.



Bunlar dışında 14. yüzyılda Kurân’ın tamamının veya müstakil olarak Yâsîn, Fâtiha, Tebâreke, İhlâs gibi önemli ve halk arasında yaygın biçimde okunan sûrelerin mensur çevirileri yapılmıştır.


AyrıcaKısâs-ı Enbiyâ (Sa‘lebî), Tezkiretü’l-evliyâ (F.Attâr) gibi çevirenleri henüz tespit edilememiş mensur eserler de vardır. Hz. Hamza’nın kahramanlıklarının anlatıldığı Hamzanâmeler, Seyyid Battal Gazi’nin kahramanlıklarının anlatıldığı Battalnâmeler, Dânişmend Ahmed Gazi’nin kahramanlıklarının anlatıldığı Dânişmendnâmeler ve Horasanlı Ebû Müslim’in kahramanlıklarının anlatıldığı Ebû Müslimnâme de denen Ebû Müslim Kitabı da 14. yüzyılın mensur eserleri arasında sayılabilir. Diğer taraftan Tervîhü’l-ervâh, Müfredât-ı İbni Baytar Tercümesi, Edviye-i Müfrede, Kâmilü’s-sınâ‘a, Müntahab-ı Şifâ, Nazmü’l-hilâfiyyât, Yüz Hadis Tercümesi, Bedâyiu’s-sihr fî-Sanâyii’ş-şi‘r gibi eserler de devrin mensûr örneklerindendir.




Sayfa 112
5. XIII-XIV. yüzyıl metinlerinin genel özelliklerini defterinize yazınız.
6. Aşağıdaki cümlelerden doğru olanlarına “D”, yanlış olanlarına ise “Y” yazınız.
( D) XIII-XIV. yüzyılda İslamiyeti yaymak amacıyla didaktik eserler verilmiştir.
(Y ) Fıkralar konularına göre gruplandırılabilir.
(Y ) XIII-XIV. yüzyıllarda ilk din dışı şiiri Sultan Veled yazmıştır.


Araştırma soruları
1. “Yek-ahenk ve yek-avaz gazel” hakkında bilgi edininiz.

ØGazelde bir tek konu işleniyorsa “yek-ahenk gazel”
bütün beyitleri aynı güzellikte,aynı değerde,aynı güçte ise “yek-âvazgazel”denir.


2. Sınıfta yedi gruba ayrılınız. Gruplar olarak sırasıyla aşağıdaki şairlerin yaşadıkları dönemin
siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında araştırma yapınız. Araştırma sonuçlarını bir
sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.
I. grup: Necâtî Bey (XVI. yüzyıl)



Necâtî Bey; 15. yüzyıl divan şiirinin gelişmesine önemli katkıları olmuş, rint (gönül eri)
tabiatlı bir şairdir. Hayatı hakkında az bir bilgi bulunan Necati'nin doğum tarihi bilinmemekle
birlikte doğum yerinin Kastamonu olduğu düşünülmektedir. Şair, diğer birçok divan
edebiyatçısından farklı olarak, özel bir eğitim görmemiş, kendi kendisini geliştirmiş ve Türk divan
şiirinin gelişme döneminin (15. yy sonları * 16. yy başı) en önemli isimlerinden biri olmuştur.
Necâtî Bey, kendi dönemine kadar, Türk divan şiirini fazlasıyla etkileyen İran şiirinden
uzaklaşarak, halkın diline ve kültürüne önem vermiş, halka ve yaşama yakın bir tabiat sergilemiş,
döneminin diğer şairlerine göre daha sade bir dil kullanmış, fazla süslü bir üsluptan kaçınmış ve
doğal anlatımı tercih etmiştir.
Ayrıca Necâtî Bey, kuvvetli bir şairlik yeteneğine ve yaratıcı bir hayal gücüne sahip olan,
duygu ve düşüncelerini külfetsizce ifade eden, atasözlerini, deyimleri ve halk tabirlerini şiirlerinde
kullanarak millileşme akımını başlatan bir üstattır.
Necâtî Bey, kullandığı üslupla, kısa zamanda halkın ilgisini ve beğenisi kazanmış, üne
kavuşmuş ve dönemin ünlü isimleri tarafından övülmüştür. Meşhur olduktan sonra Şehzade
Abdullah'ın divan kâtipliğini yapmış, bir süre de sarayda çeşitli görevlerde çalışmıştır.
Necâtî Beyin sade ve samimî üslûbu; hem çağdaşı, hem de sonraki sairler tarafından takip
ve taklit edilmiş, şiirlerine birçok şair tarafından nazire yazılmıştır. Tek eseri Türkçe Divan'ıdır.
Kaynaklardan edinilen bilgiye gibi bu eserini, Şehzade Mahmut’un himayesindeyken ölümünden
beş altı sene önce Manisa’da iken tertip etmiştir.
1509 yılında öldüğü varsayılmaktadır.



II. grup: Ahmet Paşa (XV. yüzyıl)
15. yüzyıl Türk edebiyatının, Şeyhî'den sonraki, en güçlü temsilcisi kabul edilen Ahmet Paşa,
II. Murat devrinde, Kazasker Veliyüddin bin İlyas’ın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Şairin doğum
tarihi belli olmamakla birlikte Edirne’de doğduğu düşünülmektedir.
Ahmet Paşa; Şeyhi ile Necati arasında, divan şairlerinin en büyüklerinden biri olarak yetişmiş
ve hayattayken şairler sultanı (Sultanü'ş Şuara) unvanını kazanmıştır. Ayrıca Ahmet Paşa,
kendisinden sonra gelen birçok şairi de etkilemiş; şiirleri imparatorluğun her tarafına yayılmıştır.
Bütün tezkereciler Ahmed Paşa'nin şiirlerinden takdirle bahsederler.
Ahmed Paşa; her ne kadar gazel ve kaside gibi türlerde eserler verse de asıl ününü şarkı ve murabbada kazanmıştır. Dizeleri divan şiirine özgü söz ve anlam özellikleriyle doludur. Genellikle,
şair şiirlerinde beşeri aşk ve tabiat güzellikleri gibi din dışı konuları işler, dinî*tasavvufî konulara ilgi
göstermez. Şiirleri ahenklidir, aruzu ustaca kullanır. Şair, dönemin konuşma dilini de şiirlerine
yansıtmıştır.
Ahmed Paşa; aynı zamanda bir devlet adamıdır. 1451'de genç yaşta Bursa'ya müderris,
sonra da Edirne'ye kadı olmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in hocası ve sohbet arkadaşıdır. Fatih
Sultan Mehmed’in tahta çıkmasından sonra padişahtan saygı görmüş ve kazaskerliğe getirilmiştir.
Ahmet Paşa, kısa süre sonra da vezirliğe terfi ettirilmiştir.
Şairin gözdelerinden birine âşık olduğu söylenir. Fatih Sultan Mehmed, Ahmet Paşa’yı çok
sevmesine rağmen olan bitenden rahatsız olmuş, bu davranışı saray gelenek ve göreneklerine
hakaret saymış ve Ahmet Paşa’yı Yedi Kule Zindanlarına kapattırmıştır. Yedi Kule Zindanlarında
ölüm korkusuyla yaşamış olan şair, çok zor ve acı günler geçirmiştir. Orada, aklına bağışlanmak
için bir kaside yazma düşüncesi gelir ve ünlü kerem kasidesini yazar. Ahmet Paşa, zindan
görevlilerinden son arzusu olarak şiirin, padişaha ulaştırılmasını ister. Şiirden iyi anlayan, kendisi de
şair olan Fatih Sultan Mehmed, kasidenin güzelliği karşısında duygulanır, yanındakilere “Böyle
güzel şiirler yazabilen bir aşk adamına biz zarar vermemeliyiz” diyerek, şairi affeder. Ahmet Paşa
bundan sonra Saray’daki eski yerini alamaz.
Şeyhi’ye Kerem Kasidesi, Atai’ye Güneş Kasidesi, Melili’ye Gönül Murabbası nazirelerinden
birkaçıdır. Kasidelerinin çoğunu Fatih Sultan Mehmet'e yazmıştır. Şiirlerini Divan'ında toplamıştır.
Bu eserini II. Bayezid’e sunmuştur.
1497’de Bursa’da ölmüştür.


III. grup: Fuzûlî (XVI. yüzyıl)
Asıl adı Mehmet olan Fuzûlî, 1480’de Kerbelâ’da doğmuş, Bağdat’ta öğrenim görmüş,
Bağdat’a yerleşmiş ve ömrü boyunca Irak’tan hiç ayrılmamıştır. İyi bir öğrenim görmüş, Arapçayı
ve Farsçayı bu dillerde şiir yazabilecek kadar iyi öğrenmiştir. Araştırmalara göre Fuzûlî, hem
Safevîlerin hem de Osmanlıların egemenlikleri devrinde Irak’ta yaşamıştır. Şairin gençliği, Safevî
Türk İmparatorluğu’nun parlak dönemine rastlamıştır. Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman
1534’te Bağdat’ı fethetmiş; Fuzûlî, padişaha ve devletin diğer ileri gelenlerine kasideler yazıp
sunmuştur. Kanuni, şaire günde 9 akçe aylık bağlamış. Fuzuli’nin bu aylığı alamaması üzerine
nişancı Celâlzade Çelebi’ye yazdığı mektup “Şikâyetname” adıyla ün kazanmıştır.
“Şikâyetname”den, günümüz Türkçesiyle, meşhur birkaç satır:
“selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar.
hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler.
eğer ki görünürde itaat eder gibi davrandılar.
ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.”
Şairin, Fuzûlî mahlasını kullanması hakkında farklı görüşler vardır. Birinci görüşe göre şair,
dünyaya ehemmiyet vermeyen, Allah’ın büyüklüğü karşısında ne kadar küçük olduğunu bilen bir
kişi olarak Fuzûlî mahlasını kullanmıştır. İkinci görüşe göre Fuzûlî, devrinde şairler tarafından
gereksiz denilerek alay konusu olduğu için kendisine Fuzûlî dendiğidir. Ancak şiirlerindeki mükemmeliyet ile bu kıskanç tenkitleri susturmuştur. Bununla birlikte Fuzulî’nin özgün olma
arzusu da sebep olmuş olabilir. Fuzuli’nin divan edebiyatı üzerindeki etkisi de büyüktür. Şair, divan şiirinin bütün kurallarını ve söz sanatlarını büyük bir ustalıkla ortaya koymuştur. Şairin derin hassasiyeti, gazellerine diğer şairlerinde bulunmayan bir özellik verir. Üslûbu, edası ve temaları gerek klasik divan şairlerince, gerek halk şairlerince günümüze kadar taklit edilmiştir. Dili sade olan şiirleri halk arasında da yayılmıştır. Fuzuli, eşsiz sanatı ve yüksek şahsiyeti ile çağdaşları üzerinde olduğu gibi, kendisinden sonra gelen hemen bütün Türk şairleri üzerinde de tesir icra etmiş en büyük şairimizden biridir. Kuvvetli bir lirizme sahip olan şair, tasavvufi hayatla da yakından ilgilenmiştir. Dert, elem, hüzün, bağlılık, samimilik gibi vasıflarla tezahür eden aşktan hiç bir zaman kurtulmayı istememiştir. Fuzuli’nin hayatı çok iyi bilinmemekle beraber birçok yazarlardan bu çok bilgili ve derin şairin yoksulluk içinde yaşadığı anlaşılmaktadır. Fuzuli’nin hayatındaki yoksulluğu ve bunun şairin ruhundaki acı izlerini de yukarıda bahsedilen “Şikayetname”de görmek mümkündür. Fuzulî manzum ve mensur olarak 13 eser vermiştir. Türkçe, Farsça ve Arapça olmak üzere üç divanı vardır. O zamanın sanat ve bilim dili Arapça ve Farsça olmasına rağmen Türkçe ile de mükemmel şiir söylenebileceğini öne sürmüş ve bunu kanıtlamıştır. Fuzulî'nin “Leyla vü Mecnun” adlı mesnevisi, bu konuyu işleyen mesnevilerin en güzeli olarak değerlendirilmektedir. Bunun dışında “Beng ü Bade” ve” Sâki*nâme” adlı mesnevileri de yazmıştır. Hadis*i Erbain Tercümesi, Molla Câmî'den yaptığı manzum bir çeviridir. Hz. Peygamber'in (sav) hadislerini dörtlük birimiyle Türkçeye aktarmıştır. “Hadikatü's*Süeda”, şairin ünlü eserlerinden biri olup Kerbela olayını anlatan, düz yazı olmakla birlikte içine yer yer şiir parçaları da konmuş bir eserdir. Fuzulî'nin edebi eser kabul edilebilecek nitelikte Türkçe 5 mektubu vardır. Bunlar içinde en ünlüsü yukarıda bahsettiğimiz “Şikâyetnâme”dir. “Rind ü Zâhid”, “Sıhhat ü Maraz” sanatçının diğer eserleridir. 1556’da ölmüştür



IV. grup: Yenişehirli Avnî (XIX. yüzyıl)
Asıl adı Hüseyin olan Yenişehirli Avnî, 1826’da bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Yenişehir’de (Larisse) doğmuştur. Babası, bazı kethüdalıklarda (devlet adamlarının buyruğunda çalışan ve onların birtakım işlerini gören kişi) bulunmuş olan Sıdkı Ebûbekir Paşa’dır. Sıdkı Ebûbekir Paşa, Tırhala mutasarrıfı (Tanzimat’tan sonra, Osmanlı yönetim örgütünde sancakların yöneticisine verilen ad) Abdurrahman Samî Paşa'nın kethüdası iken; Avni, Sami Paşa'nın desteği ile hususi bir tahsil görmüştür ve bu tahsil hayatı 10 yıl kadar sürmüştür. Şairin Arapça, Farsça, Rumca ve orta derecede Fransızca bildiğini ve batı edebiyatı kaynaklarını incelemiş, kültürlü bir şair olduğunu da belirtmek gerekir. Avnî Bey, Paşa olan babasının ve Abdurrahman Sami Paşa’nın terbiyesini görmüş, aynı zamanda şair olan Abdurrahman Sami Paşa’dan mesnevi okumuştur. Abdurrahman Sami Paşa, Avni'nin yetişmesi ve ilminin artması için çok çaba sarf etmiştir. Avni, İstanbul'a gelmiş ve çeşitli bölümlerde memur olarak çalışmıştır. Daha sonra da Abdurrahman Sami Paşa’nın Vidin valiliği esnasında onun kâtipliğini yapmıştır. Şair, 1859 yılında Mustafa Nûri Paşa'nın divan kâtibi olarak Bağdat'a gitmiştir. Irak ve Bağdat’tan ne şekilde döndüğü belli değilse de İstanbul’a geldiğinde Suphi Paşa’nın kurduğu Tahrirat*ı Emlak İdaresinde memur olarak çalışmaya başlamıştır. Bir ara Gelibolu'da çeşitli vazifelerde çalıştıktan sonra, İstanbul Bidayet Mahkemesi azası olmuştur. Avnî’nin yaşadığı dönem, Türk edebiyatının Batıya açıldığı dönemdir. Bu dönemde Avnî, divan şiiri tarzını başarıyla devam ettirmiştir. Eski geleneğe bağlı kalmakla birlikte Avnî, divan şiirinin 19. yüzyılda yeni bir görünüm kazanması için eskinin, çağın gerekleri doğrultusunda değiştirilmesi gerektiğine inanmış ve bu sebeple de yeni bir söyleyiş arayışına girmiştir. Ancak, alçakgönüllü, iddiasız bir şair olması ve yazdıklarına fazla özen göstermemesi nedeniyle Osmanlı şairleri arasında layık olduğu yeri alamamıştır. Ayrıca döneminin birçok şairi gibi o da şiirlerinde laubaliliğe düşmekten, zaman zaman sıradan bir şair olmaktan kurtulamamıştır. Bu duruma rağmen gerek kendi döneminde gerekse sonraki dönemlerde iyi bir şair olarak itibar görmüştür. Ziya Paşa ve Nâmık Kemâl gibi Tanzimat şairleri tarafından da üstat sayılmıştır. Şiirlerinde Fuzûlî ile Nef’î ve Nailî etkisi görülür. Pek çok şiiri tasavvufî özellikler taşır. Eserleri: 1. Dîvan (1890, noksan bir baskıdır), 2. Âteşkede (Tamamlanmamış bir tasavvufî mesnevîdir), 3. Mesnevi Tercümesi (Mensur, 3 cilt bulunabilmiştir), 4. İntak (Rumcadan tercüme ettiği roman). Avnî Bey 7 Ekim 1884 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Vasiyetine uyularak ilk eşinin Eyüp'te Bahariyeye Dergâhı semahanesindeki mezarının yanına defnedilmiştir.

V. grup: İvaz Paşazâde Atâî (XV. yüzyıl)

XV. yüzyıl divan şairlerinden olan İvaz Paşazâde Atâî’nin Edirne’de doğduğu düşünülmektedir. Atâî’nin babası Hacı İvaz Paşa; Bursa’yı Karamanoğlu’nun hücumundan korumuş, bu yüzden vezir olmuş, sonra bir şüphe üzerine gözlerine mil çekilmiştir. II. Murat, Atâî’yi saraya almak istemiştir. Yalnız, şair babasının başına gelenlerden dolayı bu isteği kabul etmemiştir. Bu niyetini de “Dirig” (uzak) redifli bir gazel sunarak bildirmiştir. Şeyhi’nin en önemli izleyicisi sayılan Atâî’, Fars şairi Kemal*i Hucendi’nin de etkisi altında kalmıştır. Eserlerinde kendine özgü bir dil ve ifade özelliği vardır. Türkçeyi aruza başarılı bir şekilde uyarlamıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat ve sevgilinin güzelliği temalarını işlemiştir. Şiirlerinde Arapça ve Farsça sözcükler de kullanmasına rağmen Türki basit veya mahallileşme akımı denilen şiirleri Türkçe yazmak, şiirlerde atasözü ve deyimler kullanmakla ilgili divan şiiri akımının ilk uygulayıcılarından biri olduğu ortaya çıkmaktadır. En ünlü şiiri II. Murat’a yazdığı “Güneş” adlı kasidesidir. Bu kasidesine Ahmet Paşa nazire yazmış dolayısı ile bu kasidesi ile Ahmet Paşa’yı bile etkilemiştir. Ahmet Paşa’nın ünlü “Güneş” kasidesi, İvaz Paşazâde Atâî’nin aynı adlı şiirine nazire olarak yazılmıştır. Mecmuat*ün Nezair ve Cami*ün*Nezair gibi nazire mecmualarında şiirleri yer almıştır. Farsça şiir de yazmıştır. Dîvan’ı olduğu söylenirse de bulunamamıştır. Anadolu’da Nesimî ve Kadı Burhaneddin’den sonra tuyug (Türklerin Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin Divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir)yazan yegâne şairdir. 1438’da Bursa’da öldüğü düşünülmektedir.

VI. grup: Nedîm (XVIII. yüzyıl)
Nedîm’in 1681 yılında doğduğu düşünülmektedir. Şairin babası Merzifonlu Mehmed Efendi, kadılık görevinde bulunmuştur. Şairin soyunun anne tarafından Mevlana’ya kadar uzandığı söylenmektedir. Medrese eğitimine daha küçük yaşlarda başlayan şair, Arapça ve Farsçayı da iyi düzeyde öğrenmiştir.
İstanbul şivesi, Nedim’in şiir dili olmuştur. Şiirlerinde aşk, sevgili ve şarap gibi din dışı konuları işleyen şair, eğlenenlere neşe ve coşku katmıştır. Nedîm; üzüntü, acı ve kederi şiirlerine sokmamış; zevkten, neşeden ve hayatın güzelliklerinden söz etmiş; devrinin düşünce tarzı ile uyum içinde olmuştur. Dolayısıyla Nedim’in şiirlerinde yaşadığı dönemin sosyal hayatını, İstanbul'un güzelliklerini ve canlılığını bulmak mümkündür. İstanbul'un gezinti ve eğlence yerleri olan Haliç, Kâğıthane ve Göksu, o dönemin özellikleriyle ayrıntılı bir biçimde tasvir edilmiştir. Nedim, güzel yaşamdan ve zevkten yanadır. Bunu da şiirlerine yansıtmıştır. Çok okunan ve beğenilen kasideler yazmasına rağmen Nedîm, gazel ve şarkılarıyla tanınmıştır. Şair, Türk şiirindeki şarkı biçiminin en büyük ustası olarak kabul edilir. Şair, meydana getirdiği Nedimane üslubuyla söylediği neşeli ve coşkun gazelleriyle benzersiz bir şair olduğunu göstermiştir. Kasidenin nesib bölümünde günlük hayattan izdüşümlerini görülür. Bazen günlük hayatın sahneleri adeta canlı bir şekilde verilir. Nedim yaşadığı dönemde üstat olarak kabul edilmesinin yanında kendinden sonraki şairleri de etkilemiştir. Birçok takipçisi çıkmıştır. Bu durum günümüze kadar da devam etmiştir. Öte yandan Nedîm; Necati, Baki, Şeyhülislam Yahya ve kısmen Nabi'den sonra “Mahallileşme akımı”nın en güçlü temsilcisidir. Mahallileşme akımı, onun şiirlerinde daha da gelişmiştir. Bu akım, dilde sadeleşme ve edebiyatta millileşme hareketinin 18. yüzyılda güçlenmesiyle ortaya çıkan, edebiyatta yerli olma akımıdır. Şair, bu akımın benimsediği, halkın kullandığı sözcük ve deyimleri şiirlerinde hem çokça hem de ustaca kullanmıştır. Divan edebiyatının diğer şairleri gibi tasavvufa ilgi duymamış, maddi aşkı ele almıştır. Ayrıca Divan şiirinin klasik mazmunları yerine özgün benzetmeler ve söyleyişler üretmiştir. Mesnevi yazmamıştır. Şairin en önemli eseri "Divan"ıdır. Divanında kasideleri, gazelleri ve şarkıları bir araya getirilmiştir. 1730’da İstanbul’da ölmüştür.

VII. grup: Bağdatlı Rûhî (XVI. yüzyıl)
Divân şairi olan Bağdatlı Rûhî’nin Bağdat’ta doğduğu bilinmekle birlikte doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Şairin babası, Kanuni ordularıyla Bağdat’ın fethi sırasında Beylerbeyi Ayas Paşa ile beraber Bağdat’a giderek oraya yerleşen Rumelili bir askerdir. Divanındaki şiirlerinden kendisinin de bir sipahi olduğu anlaşılmaktadır. Şairin asıl adı Osman’dır. Şair, şiir yazmaya başladıktan sonra Rûhî mahlasını kullanmıştır. Yaşamı hakkında pek fazla bilgi bulunmayan Bağdatlı Rûhî; beyitlerinde anlattığına göre, hem savaşmış, hem şiirlerini yazmış hem de sırf görmek, bilmek, sevmek için dolaşmış. Şairin, başta Bağdatlı şairler olmak üzere devrinin birçok devlet büyüğü, âlim ve şairi ile arkadaşlıkları ve dostlukları olmuştur. Fuzûlî’nin oğlu Fazlı da bunlardan biridir. Rûhî’nin etkisi altında kaldığı şairler arasında Fuzûlî’nin ayrı bir yeri vardır. Ayrıca Rûhî, ömrünün son yıllarını geçirdiği Şam’da, oraya kadı olarak tayin edilen ünlü rubai şairi Azmizade Hâletî ile iki yıl birlikte çalışmıştır. Rûhî, akıcı bir üslup ile yazmaya özen göstermiş, Mevlana, Fuzûlî, Bâkî gibi şairlerden etkilenmiş, beğendiği şairlere ve şiirlere nazireler yazmıştır. Rûhî; sosyal hayata duyarlı, söz ve mana oyunlarına pek yer vermeyen, hakikatleri açıkça söylemekten çekinmeyen, samimi ve açık sözlü bir şairdir. Dili, sade ve akıcıdır. Halkın diline, konuşma diline yakın bir dil kullanmıştır. Öyle ki şairin divanında konuşma dili ile söylenmiş mısralar oldukça fazladır. Bununla birlikte Nazım tekniğinde yer yer aksamalar da görülür. Ruhî, en çok gazel yazan divan şairlerinden biridir. Divanında 1115 gazel vardır. Şair, gazellerinde içkiden, sevgiliden, ayrılık ve vuslattan bahseder. Bağdatlı Ruhî’nin son derece sade ve akıcı bir üslûpla kaleme aldığı kasidesi de meşhurdur. Şair asıl ününü, Divan'da yer alan hiciv ağırlıklı on yedi bendlik “Terkib*i Bend” ile sağlamıştır. “Terkib*i Bend”, toplumsal bir eleştiri örneğidir. Bu şiirinde insanların zayıf ve eksik yanlarını büyük bir ustalıkla yermiş, kendisinden sonra yetişen pek çok şairi bu yönüyle etkilemiştir. Sümbülzade Vehbi, Muallim Naci ve Ziya Paşa bu “Terkib*i Bend”e nazireler yazmışlardır. Bu nazirelerin en tanınmışı Ziya Paşa'nınkidir. 1605’te Şam'da ölmüştür.



3. “Gazel, murabba, kaside, rubai, tuyuğ, şarkı, terkibibent” nazım şekilleri hakkında bilgi
edininiz.
CEVAP İÇİN TIKLAA


4. Günümüz şairlerine ait bir övgü şiirini okumak üzere sınıfa getiriniz.

YALNIZLIĞA ÖVGÜ

Mutluluğun gözü kördür,
Yalnızlık sağır.
Ondandır biri tökezleyerek yürür,
Öbürü uykusunda bile bağırır.

Mutluluk yalnız kendisini görür;
Unutur bu yüzden ilkin kendisini.
Yalnızlık kendi tutukluğunda özgür,
Boyuna bekler dönsün diye sesini.

Mutluluk alışır kendisine, ölümden beter;
Borçsuzluğuyla övünür ama kedisi doğurmaz .
Yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur;
Boyuna kapısına döner, açan olmaz.

Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var...
Her ikisinin de saksılarında çiçek .
Biri hep başka bir renkle solar,
Öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.

Özdemir Asaf


5. Günümüz şairlerine ait aşk konulu bir şiir bulup okumak üzere sınıfa getiriniz.

Kimi Sevsem Sensin


her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
Dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli


gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor




kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum.
Atilla İlhan
6. Teması sosyal eleştiri olan günümüz şairlerinden bulacağınız bir şiiri sınıfa getiriniz.
Akla Sığmıyor


Bizdeki tuhaflıklar akla sığar değil ki
Partileri kapatır, kadınları açarız!
İradenin millîsi eskide varmış belki
Şimdiyse yapma kanat laiklikle uçarız!

17.06.2008/Vakit

Abdurrahim Karakoç



7. Divan şiirinde çok kullanılan zülüf, gül, gül-bülbül, geda imgeleriyle Bağdat ve Necef
şehirlerinin bu şiirdeki yeri hakkında bilgi edininiz.

Zülüf: Divan şirinde sevgilinin saçı, zülüftür ve sevgilinin güzellik unsurları içerisinde en
zengin olanıdır. Divan şiirinde Zülüf; şekli, rengi ve kokusu yönüyle işlenmiştir.
Zülüf, şekil olarak uzun ve bukle bukledir. Bu buklelerin her biri aşığın gönlünü bağladığı için
kara bir zincire benzetilmektedir. Ayrıca sevgilinin saçları, dağınık olması sebebiyle de şiirlere konu
olmuştur. Âşıklar gönüllerinin perişanlığı ve dağınıklıklarıyla sevgilinin saçlarının dağınıklığı arasında
ilişki kurmuşlardır. Yine divan şiirinde saç, rengi ve şekli itibarıyla yılana benzetilmiştir. Saç kokusu
itibarıyla ise misk, amber kokuludur. Koku itibarıyla halk ve divan şairlerinin en çok hoşlandıkları
teşbih saç*sümbül teşbihidir.

Gül: Divan şiirinde en çok kullanılan ve tüm güzellik vasıflarını bünyesinde toplayan
çiçeklerin şahı güldür. Gül; sevgilidir, sevgilinin yanağıdır, dudağıdır, teridir, elleri, kulaklarıdır.
Sevgilinin boyu gülfidanıdır. Sevgilinin yüzü gül rengidir. Gül, Efendimizin (sav) kokusudur, O’nun
yansımasıdır. Dinimizde de kutsal sayılan bu çiçek, divan şairleri tarafından da kutlu olan sevgiliye
benzetilmiştir. Sevgili, bazen Yaradan’ın kendisi; bazen elçisi Hz. Muhammed (sav) bazen de vuslatı
imkânsız hale getirilmiş bir hayali güzeldir. Gül bulunduğu yeri “gülistân” yapar; baharın adı gül mevsimidir. Gül, nazlıdır, zariftir, kırılgandır. Gül, üzerine yapılan teşbih ve mecazların sonu
gelmez.

Gül*bülbül mazmunu: Bülbül şarkısıyla ağlayıp inleyen durmadan sevgilisinin güzelliklerini
anlatan ve ona aşk sözleri arz eden bir aşığın timsalidir. Bazen aşığın kendisi bazen canı bazen de
gönlü olur. Güzel sesi de aşığın güzel sözleri yani şiirleridir. Gülün dikenleri nasıl bülbülün ciğerini
delerse sevgilinin eziyetleri de aşığın bağrını deler. Gül, bülbül için yaprakları yeni açılmış bir
kitaptır. Adeta bülbül o kitabı okur. Bülbülün bütün neşesi gül ile kaimdir. Gülden ayrı kalınca
inleyişler içinde kalır. Gülü görünce mest olur. Gül naz bülbül, niyaz için yaratılmış gibidir.


Geda (Türkçe karşılığı yoksul veya fakirdir): Divan şairinin hayal dünyasında sevgili her
zaman efendi, sultan ve güçlü konumdayken aşık kul, köle ve geda konumundadır.

Bağdat: Divan şiirinde şairler Bağdat’ı “Burc*ı evliya”, “Diyar*ı gurbet” olarak anar.
Necef: Şia inancının önemli yerlerinden olan Necef, Hz. Ali'nin metfun olduğuna inanılan ve
türbesinin bulunduğu yerdir. Şairler, hastaların şifa umuduyla, Hz. Ali’nin bulunduğu yerin
hürmetine, hediye verilmesi âdetine beyitlerde yer verirler.



8. Halk ve divan şiirinin ortak yönlerini araştırınız.



9. Sınıfa getireceğiniz veya sevdiğiniz divan şiirlerinden bir antoloji oluşturunuz.


Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:36 )
 
Eski 05-02-15, 02:21 #9
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)


İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


SAYFA 113



1. Aşağıdaki üç şiiri okuyunuz. Bu şiirlerde ahengi sağlayan unsurlar nelerdir? Gösteriniz.
Gazelde ahengi sağlayan unsurlar ölçü aruz vezni, kafiye ve rediftir. “Yalnızlığa Dair” şirinde
ölçü kullanılmamış. İkili dizelerde rediflerle ses uyumu sağlanmış. Aliterasyon (m, l harfleriyle) veasonanslarla kısmen bir ahenk sağlandığı da söylenebilir. “Unutulmuş Kızlar Balladı” hece ölçüsüyleyazılmış, kafiye ve rediflerle ahenk sağlanmıştır.
2. Aşağıdaki üç şiirin birimlerini hece sayıları yönünden karşılaştırınız. Hece sayılarının eşitliği
veya farklılığı şiire ritim ve ses yönünden ne katmıştır? Sözlü olarak ifade ediniz.
Gazelde 15 hece var. “Feilâtün (fâilâtün) feilâtün feilâtün feilün” kalıbı ile yazılmıştır.
“Yalnızlığa Dair” şiirinde hece sayıları farklıdır. Ölçü kullanılmamıştır.
“Unutulmuş Kızlar Balladı” şiirinde 14 hece vardır.
Ahenk (ritim ve ses) unsurlarına dikkat edilerek oluşturulan şiirler, okuyucuya bir müzik
parçasını dinliyormuş hissi verir.
3. Aşağıya alınan metinlerin nazım birimlerini söyleyiniz.
Gazelin nazım birimi beyittir (2’li dize); serbest yazılan “Yalnızlığa Dair” şiirinde nazım birimi
yok; “Unutulmuş Kızlar Balladı” ise beş dizelik bentlerden oluşmuştur.

SAYFA 115


1.
a) Okuduğunuz şiirin ahenk ögelerini belirleyiniz. Tespitlerinizi aşağıya yazınız.
Asonans: “Eylemezlerdi tavâf ol güzeri döne döne”, “Gelene gidene eyler nazarı
döne döne” gibi dizelerde “e” ve “Ayagı yer mi basar zülfüne ber*dâr olanun”, “Ka’be
olmasa kapun ay ile gün leyl ü nehâr” gibi dizelerde “a” asonans olarak kullanılmıştır.
Aliterasyon: “Ayagı yer mi basar zülfüne ber*dâr olanun”, “Zevkü şevk ile virür cân
u seri döne döne”, “Sen durub raks idesen karşuna ben boynum egem” gibi dizelerde “r”
sesi aliterasyon olarak kullanılmıştır.
Kelime tekrarı: “döne döne”, “yir yir”
Uyak: aa, ba, ca… düzeninde, “–er” ile tam kafiyeli ve “ –i döne döne” redifli
Ölçü: Aruz ölçüsü
b) Bu ahenk ögelerinin, konuşma dilindeki vurgu ve tonlamayla şiirin ses ve söyleyiş
özelliğiyle ilişkisini açıklayınız.
Ahenk, kelimelerin ses özelliklerine dikkat edilerek sıralanması sonucunda şiirde ortaya çıkan
uyumdur. Aslında şiir; tonlama, vurgu, ritim, ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle ahenkli bir
bütünlük kazanır. Şiiri şiir yapan onun ahenkli bir ses özelliğine sahip olmasıdır. Ahenk unsurlarına
dikkat edilerek oluşturulan bir şiir, okuyucuya bir müzik parçasını dinliyormuş hissi verir.
Öte yandan şiirdeki ahenk unsurlarından vurgu ve tonlama, günlük konuşma dilinde de
vardır. Bu durumu daha iyi ortaya koymak için bir robot konuşması ile insan konuşması kıyası
yapılır. Çağımızda sesli sözlük, sesli tercüme yapan yazılımlardan bildiğiniz gibi bilgisayardan gelen
ses, monoton, vurgu ve tonlaması olmayan ruhsuz bir sestir. Ses akışındaki düzen ve insan
sesindeki duygusal değer, bir robotun konuşmasında zaten olması beklenemez. Konuşmanın
insana özgü bir eylem olmasını sağlayan ve sese insana özgü duygusal bir değer katan bu durum,
şiirlerin de ahenkli ve etkili olmasını sağlar.
2.
a) Şiirdeki ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimleri belirleyiniz. Bunların özelliklerini
söyleyiniz. Şiirin birimlerinin kendi içinde bütünlüğü olup olmadığını açıklayınız.
Şiirin yapısı anlam ve ses kaynaşmasından oluşur. Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan
nazım birimlerine beyit, dörtlük, bent, mısra gibi isimler verilir. Dize, beyit, dörtlük gibi birimlerle
ölçü, kafiye düzeni, tema ve imgeler belli bir bütün oluşturarak şiirde yapıyı meydana getirir. Bu
gazelde anlam ve ses kaynaşması beyitlerde oluşturulmuştur. Şairin şiiri övdüğü son beyti bir
kenara koyarsak beyitler aşk teması etrafında bir bütünlük oluşturmuştur.
b) Şair, her beyitte aynı konuyu mu anlatmıştır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak
ifade ediniz.
Şair, aşk teması etrafında her beyitte farklı bir konuyu anlatmıştır. Beyitlerin konusu 4.
Sorunun “a” şıkkında gösterilmiştir.
c) Hem ses (uyak, redif) hem de anlam yönünden beyitler arasında nasıl bir ilişki olduğunu
açıklayınız.
Şiirde kafiye düzeni “aa, ba, ca…” şeklindedir. “–er” ile tam kafiye yapılmış ve “ –i döne
döne” ile redif oluşturulmuştur. Birinci beyit kendi içinde diğer beyitlerin ikinci dizeleri birinci beyitle
kafiye oluşturmuştur. Beyitlerin anlamı tema etrafında birleşmiştir.
ç) XV. yüzyıl şairi Necatî Bey ve yaşadığı yüzyılın siyasi, sosyal ve kültürel özelliklerini grup
sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
XV. yüzyıl Türk tarihinde önemli olayların yaşandığı bir dönemdir.
Yüzyılın başında (1402'de), Timur Ankara Savaşı'nda Yıldırım Beyazıt'ı yenmiş ve Anadolu'yu
ele geçirmiştir. Anadolu'da siyasi kargaşa ve parçalanmalar başlamıştır. 1413 yılına kadar süren bu döneme fetret devri denir. Daha sonra Anadolu’da birlik yeniden sağlanmıştır.
Yüzyılın ortalarında Türk tarihi bakımından yaşanan en önemli olay İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlının yeni başkenti İstanbul olur. Bu tarihten sonra Osmanlı hızla yükselmeye başlar; İstanbul, dönemin en önemli kültür merkezi haline gelir.
XV. yüzyılda Anadolu'daki eski kültür merkezleri önemlerini korur. Bu merkezlerde bilim,
sanat ve edebiyat faaliyetleri sürdürülür
XV. yüzyıl Türk edebiyatı, 14. yüzyılda atılan temeller üzerinde gelişmiştir. Bu yüzyılda da
Türk dili; Çağatay, Azeri ve Anadolu lehçeleri olmak üzere üç ayrı edebi lehçede eser vermeyi
sürdürür.
XV. yüzyıl şairi Necatî Bey’in bağlı olduğu divan edebiyatı geleneği de İstanbul’da gelişmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nda saltanat merkezli devletlere özgü bir saray yaşamı oluşmuş, bu da
kendi gerçeklerine uygun bir sanat ve edebiyat ortamı meydana getirmiştir. Sosyal yaşam da iyice benimsenmiş olan İslami kurallara göre şekillenmiştir. İslami kurallarla çelişmeyen örfi kurallar da yine sosyal yaşamda etkili olmuştur.
• Necâtî Bey’in gazelindeki ses akışı ve söyleyiş, Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki durumunu
çağrıştırıyor olabilir mi? Açıklayınız.
Necâtî Bey’in gazelindeki ses akışı ve söyleyiş, Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki durumunu
çağrıştırıyor olabilir. Çünkü bir saray kültürü ve yüksek zümre edebiyatı oluştuğuna göre dönem sıkıntıların azaldığı huzurun arttığı bir dönemdir.
3.
a) Necâti Bey’e ait şiirin yapısıyla ilgili aşağıdaki tabloda istenilenleri yazınız. Şiirin hangi
nazım biçimi ile yazıldığını belirleyiniz. Tespitlerinizi yazınız.
(Yapıyla ilgili soruları 9. sınıf Türk
edebiyatı dersinin II. ünitesindeki “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde edindiğiniz bilgi birikiminegöre cevaplayınız).
Özellikler Nazım Şeklinin Adı: Gazel
Nazım birimi Beyit
Nazım sayısı 7
Konu Kadın
Ölçü Aruz ölçüsü

b) Necâtî Bey, okuduğunuz gazeli kuralları önceden belirlenmiş bir şiir şekline uyarak mı
yazmıştır? Neden? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Necâtî Bey, okunan bu şiiri, kuralları önceden belirlenmiş gazel şekline uyarak yazmıştır. Bu
sorunun “a” kısmındaki tablo şekil olarak bir gazelin şekline uygundur. Ayrıca kafiye düzeni de “aa,
ba, ca…” şeklinde gazelin kafiye düzenine de uygundur.
İlaveten, son beyitte şair mahlasını kullanmıştır.
c) Şiirin ait olduğu geleneği söyleyiniz.
Şiirin ait olduğu gelenek Divan edebiyatı geleneğidir.



SAYFA 116


4. a) Şiirdeki beyitlerin konusunu ve şiirin temasını aşağıdaki tabloya yazınız.
Beyitlerin Konusu
1. Beyit Şairin aşkının kıvılcımı gökyüzüne çıktığından beri güneşin
ciğerinin döne döne yanması
2. Beyit Şairin aşkı uğruna, seve seve canından vazgeçebilmesi
3. Beyit Şairin, sevgilisi raks ederken hissettikleri
4. Beyit Sevgilinin zülüfleri rüzgârda savruldukça şair perişan olur ve şairin
halini güvercin sevgiliye ulaştırır
5. Beyit Şehirde değişik noktalarda bulunan aynaların dönerek sevgilinin
yolunu gözlemesi
6. Beyit Sevgilinin bulunduğu yer
7. Beyit Şiire övgü

Tema: Aşk


b) Şemadan yararlanarak beyitlerin ortak bir tema etrafında bütünlük oluşturup oluşturmadığını
açıklayınız.
Gazelin son beytindeki şiire yapılan övgüyü bir tarafa bırakırsak beyitlerin aşk teması

etrafında bir bütünlük oluşturduğunu söyleyebiliriz.


5. a) Necâtî Bey’in gazelinde aynı duygu hâlinin, tüm beyitlerde değişik kelimelerle tekrar edilip
edilmediğini tartışınız. Ulaştığınız sonucu belirtiniz.

Son beytindeki şiire yapılan övgüyü bir tarafa bırakırsak Necâtî Bey’in gazelinde aşk
karşısındaki çaresizlik ve sevgilinin buna ilgisiz kalma duygu halini, tüm beyitlerde değişik
kelimelerle tekrar edilmiştir.


Araştırmalarınızdan ve tartışma sonucundan yararlanarak okuduğunuz gazelin türünü söyleyiniz.

âşıkane gazeldir.


SAFFA 117

CEVABINI İSTEDİĞİNİZ SORU İÇİN YORUM YAZINIZ (CEVABA DAHA ERKEN ULAŞMANIZ İÇİN)
6. a) Kitabınızdaki gazelin ilk beytinde geçen “cigeri” kelimesinin sözlükteki ilk (temel) anlamıyla
kullanılıp kullanılmadığını belirtiniz. Bu söz sanatının adını belirtiniz. Şiirden bu tarzda kullanılmış kelimelereörnekler veriniz.

a) Kitabınızdaki gazelin ilk beytinde geçen “cigeri” kelimesinin sözlükteki ilk (temel)
anlamıyla kullanılıp kullanılmadığını belirtiniz. Bu söz sanatının adını belirtiniz. Şiirden bu tarzda kullanılmış kelimelere örnekler veriniz.

“cigeri” ya da günümüzdeki söylenişi ile “ciğeri” kelimesinin Türk Dil Kurumunun güncel
sözlüğündeki ilk anlamı “Akciğerlerle karaciğerin ortak adı” şeklindedir. Şiirde bu anlamı ile
kullanılmamış. “Gökyüzü kandili” ifadesi ile şair, güneşi kastetmiştir. Güneşin ciğeri olamayacağına göre burada güneşi kişileştirmiştir. İnsan dışındaki canlı veya cansız varlıklara, insan özelliğikazandırma sanatına teşhis (kişileştirme) sanatı denir. Teşhiste, benzetilen ve ifadede bulunmayan insandır. Dolayısıyla her teşhiste aynı zamanda kapalı istiare de vardır denilebilir.
3. beyitteki “zülüf” sevgiliyi kucaklayan bir rakip (insan) olarak görülmüş dolayısıyla teşhis
sanatı yapılmıştır.
6. beyitteki “âyîneler” ya da günümüzdeki söylenişi ile “aynalar” ile de teşhis sanatı
yapılmıştır. Aynalar, insan gibi düşünülmüştür. Sevgilinin yolunu gözlüyor. Belki sevgili olabilir diye
gelene gidene bakıyor.


b) Aşağıdaki tabloya söz sanatlarının özelliklerini yazınız.
1) TEŞBİH (BENZETME)
Sözü daha etkili duruma getirmek için
aralarında ilgi bulunan iki unsurdan güçsüz
olanı güçlü olana benzetmektir.
Benzetmede dört unsur bulunur:
a) Benzeyen
b) Benzetilen
c) Benzetme Yönü
d) Benzetme Edatı
Çocuk tilki gibi kurnaz biriydi.
Minik yavrucak elma gibi kıpkırmızı yanaklarıyla
gülücükler saçıyordu.
Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi zeybeğin
Binalar kale gibi olduğundan içeri girilemiyordu.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Karısına yıllarca cehennem hayatı yaşattı.
Muavin, yolculara: Pamuk eller cebe! diye
bağırıyordu.
2) İSTİARE (EĞRETİLEME)
Benzetmenin asıl unsuru olan benzeyen ve
benzetilenden yalnızca biri kullanılarak
yapılır.
a) Açık İstiare: Benzeyenin bulunmayıp
yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
b) Kapalı İstiare: Benzetilenin bulunmayıp
yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir.
Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor. (A.İ)
Ay, altın ağaçlardan yere damlıyordu.(K.İ)
Ülkemizde üniversiteden mezun olmuş pek çok
fidan artık iş de bulamıyor.(A.İ)
Bahar gelince bir ağızdan şarkılar söyler
kuşlar.(K.İ)
Bugün gökten inciler yağıyordu.(A.İ)
Galatasaray, Fenerbahçe kalesine gol yağdırdı.(K.İ)
Genç adamın sözleri, kızın yüreğini yakıyordu.(K.İ)
Sanat, hür bir ortamda boy atar.(K.İ)
Kurban olam, kurban olam,
Beşikte yatan kuzuya.(A.İ)
3) KİNAYE
Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda
kullanmaktır.
Uyarı: Kinayede daha çok mecaz anlam
kastedilir.
Mum dibine ışık vermez.
Hamama giren terler.
Taşıma su ile değirmen dönmez.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Yaptığı hatayı anlayınca yüzü kızardı.
4) MECAZ I MÜRSEL (AD AKTARMASI)
Benzetme amaç güdülmeden bir sözün ilgili
olduğu başka bir söz yerine kullanılmasıdır.
İşe alınman için dün şirketle görüştüm.(İnsan)
Toplantıya Milliyet gazetesinin güçlü kalemleri de
geldi.(Yazar)
Nihat’ın golüyle tüm stat ayağa kalktı.(Seyirci)
O evine çok bağlı bir insandır.(Ailesi)
Bu olay üzerine bütün köy ayaklandı.(Halk)
İstanbul’dan kalkan uçak az önce Adana’ya
indi.(Havaalanı)
5) TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME)
İnsan dışındaki canlı cansız varlıklara insan
özelliği kazandırmaktır. Her teşhiste aynı
zamanda kapalı istiare vardır.
Güzel gitti diye pınar ağladı.
Menekşeler külahını kaldırır.
Bir sarmaşık uyanıyordu uykusunda
Geriniyordu bir eski duvarın sıvasında.
Toros dağlarının üstüne,
Ay un eledi bütün gece.
O çay ağır akar, yorgun mu bilmem,
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem.
Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın,
Eskici dükkânında asma saat,
Çelik bir şal atmış omuzlarına.
Yalnızlığın okşadığı kalbime, yağmurlar küskün,
En güzel türküyü bir kurşun söyler.
Bu akşam sonbahar ne kadar serin,
Geceyi hasretle zaman.
EDEBİ SANATLAR
2
6) İNTAK (KONUŞTURMA)
İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır. Her
intak sanatında teşhis sanatı vardır; ancak her
teşhiste intak sanatı yoktur.
Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin?
Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince:
Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince.
Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
İçimde kanayan yara gibisin.
Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
İçim oyuk, derdim büyük
Ben onunçün inilerim
Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı.
Adam elini uzattı, tam onu koparacağı sırada
menekşe: Bana dokunma! diye bağırdı.
7) TECAHÜL İ ARİF (BİLMEZDEN GELME)
Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe
bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi
aktarmalıdır.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz.
Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Gökyüzünün başka rengi de varmış,
Su insanı boğar, ateş yakarmış.
Şu karşıma göğüs geren,
Taş bağırlı dağlar mısın?
Saçların dalgalı, boya mı sürdün?
Gelmiyorsun artık, bana mı küstün?
İçimde kar donar, buzlar tutuşur,
Yağan ateş midir, kar mıdır bilmem.
8)HÜSNÜ TA’LİL (GÜZEL SEBEBE BAĞLAMA)
Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini,
gerçek sebebinin dışında başka, güzel bir
nedene bağlamadır.
Gül bahçesi sevgiliden haber geldiği için
Süslendi ve güzel kokular süründü.
Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak.
Senin o gül yüzünü görmek için
Sana güneş bakmak için doğuyor.
Benim kaderime ve yalnızlığıma
Irmaklar bile ağladı.
Rüzgâr gökte bir gezinti,
Üşürüz her akşam vakti,
Ne sıcak vücutlar gitti,
Toprağı ısıtmak için.
Güller kızarır utancından o gonca gül gülünce
Sümbül bükülür kıskancından kâkül bükülünce.
Bir an önce görülsün diye Akdeniz,
Toroslarda ağaçlar hep çocuk kalır.
Toros dağlarının üstüne
Ay, un eledi bütün gece.
9) MÜBALAĞA (ABARTMA)
Sözün etkisini güçlendirmek için bir şeyi
olduğundan daha çok ya da olduğundan daha
az göstermektir.
Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış.
Âlem sele gitti gözüm yaşından.
Bir ah çeksem dağı taşı eritir,
Gözüm yaşı değirmeni yürütür.
Bir gün gökyüzüne otursam,
Evlerin tavanlarını birer birer açsam.
Sıladan ayrıyım, gözümde yaşlar,
Sel olup taşacak bir gün derinden.
Sana olan aşkım dağı taşı eritir,
Gözümdeki yaşlardan bir deniz olur.
Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı.
Sekizimiz odun çeker,
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu, kaynatırım kaynamaz.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.
Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.
10) TEZAT (KARŞITLIK)
Aralarında ilgiden dolayı, birbirine zıt
kavramları bir arada kullanmaktır.
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
İçimde kar donar, buzlar tutuşur,
Yağan ateş midir, kar mıdır bilmem.
Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin.
Yükseğinde büyük namlı karın var,
Alçağında mor sümbüllü bağın var.
EDEBİ SANATLAR
3
Gülmek ol, goncaya münasiptir,
Ağlamak bu, dil i hazine gerek.
Karlar etrafı bembeyaz bir karanlığa gömdü.
11) TEVRİYE (AMACI GİZLEME)
İki değişik anlamı olan bir sözcüğün bir dize ya
da beyitte iki anlamının da kullanılmasıdır.
Tahir Efendi bize kelp demiş (Tahir: özel ad)
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp Tahirdir.
Bu kadar letafet çünkü sende var,
Beyaz gerdanında bir de ben gerek.
O güzel yüzün benli de,
Göğsün niye bensiz?
Bak kalan bu kubbede hoş bir sada imiş,
Ben yârime gül demem, yârim bana gülmedi.
Beyefendi ailenin güneşi, sen de ayısın.
Sen gittin yaslara büründü cihan,
Soluyor dallarda gül dertli dertli.
Şu köpek leşi de şurda fuzuli,
O kadar içerlediysen tut kıçından
Vur yere de çıksın içindeki ruhi.
12) TELMİH (HATIRLATMA)
Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da
kişiye işaret etme sanatı.
Vefasız Aslıya yol gösteren bu,
Keremin sazına cevap veren bu.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi,
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Ekmek Leyla oldu bire dostlarım,
Mecnun olup ardı sıra giderim.
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.
Gökyüzünde İsa ile
Tur dağında Musa ile
Elindeki asa ile,
Çağırayım Mevlam seni.
13) TARİZ (TAŞ ATMA)
Bir kişiyi iğneleme, bir konuyla alay etme
veya sözün tam tersini kastetmedir.
Müftü Efendi bize kâfir demiş.
Tutalım ben ona diyem müselman.
Lakin varıldıktan ruz ı mahşere,
İkimiz çıkarız orda yalan.
Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden.
Tahir Efendi bize kelp demiş,
İltifatı bu sözde zehirdir,
Maliki mezhebim benim zira,
İtikadımca kelp Tahirdir.
Bir nasihatım var zamana uygun,
Tut sözümü yattıkça yat uyuma,
Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye,
El için yok yere yanma.
O kadar zeki ki bütün sınıfları çift dikiş gidiyor.
14) TEKRİR
Anlatımı güçlendirmek için bir sözü sık sık
tekrar etmektir.
Beni bende demen, ben değilim,
Bir ben vardır, bende benden öte.
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola oğlu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz.
Ben güzele güzel demem,
Güzel benim olmayınca.
Seni tanımadan önce ben, ben değildim,
Seni tanıdıktan sonra aslında bensizliğin sensizliğin
olduğunu anladım.
Gece midir insanı hüzünlendiren,
Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için,
Geceyi bekleyen?
Yoksa ben miyim seni düşünmek için,
Geceyi bekleyen?
Gece midir seni bana düşündüren?
15) TENASÜP (UYGUNLUK)
Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir
arada kullanmaktır.
Deli eder insanı bu dünya,
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Arım, balım, peteğim,
Gülüm, dalım, çiçeğim,
Bilsem ki öleceğim,
Yine seni seveceğim,
Güller kızarır o gonca gül gülünce,
Sümbül bükülür kıskancından kalül bükülünce
Bu akşam ışık olduk, renk olduk, ses olduk,
Yeniden kışla olduk, asker olduk, tüfek olduk.
EDEBİ SANATLAR
4
16) LEFF Ü NEŞR (SIRALI AÇIKLAMA)
Bir dizede iki ya da daha fazla kavramdan
bahsettikten sonra diğer dizede onlarla ilgili
açıklama yapmaktır.
Bakışların fırtına,
Duruşun durgun su,
Biri alabora eder,
Biri boğar.
Gönlümde ateştin, gözümde yaştın,
Ne diye tutuştun, ne diye taştın.
Ben bir sedefim, sen nisan bulutu,
Ver damlaları, al yuvarlak inciyi.
17) İSTİFHAM (SORU SORMA)
Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap
alma amacı gütmeden soru sormaktır.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın?
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
18) TEDRİC (DERECELENDİRME)
Birbiriyle ilgili kavramların bir derece
gözetilerek sıralanmasıdır.
İki asker, mızrak mızrağa, kılıç kılıca, hançer
hançere vuruşmaya başladı.
Makber, makber değil; bir türbe, türbe değil; bir
mabet, mabet değil; bir küre, küre değil; bir
sonsuz uzay.
19) NİDA (SESLENME)
Şiddetli duyguları, heyecanları coşkun bir
seslenişle anlatmadır. Daha çok ay, ey, hay,
ah ünlemleriyle yapılır.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!
Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
Çatma kurban olayım ey nazlı hilal!
20) CİNAS
Yazılışları aynı, anlamları farklı sözcüklerin bir
arada kullanılmasıdır.
Niçin kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yârimden ayrılmam götürseler asmaya.
Göl kıyısındaki sazların arasında bir saz sesi
geliyordu.
Kara gözler,
Sürmeli kara gözler,
Gemim deryada kaldı,
Gözlerim kara gözler.
Kalem böyle çalınmıştır yazıma,
Yazım kışıma uymaz, kışım yazıma.
Böyle bağlar,
Yar başın böyle bağlar,
Gül açmaz, bülbül ötmez,
Yıkılsın böyle bağlar.
21) ALİTERASYON
Dize ya da mısrada ahenk oluşturacak şekilde,
aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasıdır.
Eylülde melül oldu gönül soldu lale
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hale.
Seherde seyre koyuldum semayı deryayı.
Kara toprak içinde kara karıncayı karanlık gecede
görür.
Beyaz gerdanında bir de ben gerek.
22) SECİ
Düz yazıda cümle içinde yapılan uyağa denir.
İlahi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert
senden İlahi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin,
kaim eyle.
Ten cübbesi çak gerek, gönül evi pak gerek.
Ey gönlümün nuru, gönüllerin süruru!

De gül idim ben sana mail sen ettin aklımı zail.


c) Üçüncü beyitte geçen sevgilinin saçı (zülüf imgesi) karanlıktır ve âşığı harap etmiştir. Buradaki
söz sanatının adını söyleyiniz.
beyitteki sevgilinin saçı (zülüf imgesi) sevgiliyi kucaklayan bir rakip olarak görülmüş dolayısıyla teşhis sanatı yapılmıştır.

ç) Şiirdeki diğer imgeleri de bulunuz.
Ahımın kıvılcımı, gökyüzü kandili, zülfüne asılan kimse, gönül ülkesi, gümüş tenli


d) Şiirdeki imge ve söz sanatlarının metinde nasıl bir işlevi olduğunu belirtiniz.

. Şiirdeki imge ve söz sanatları, sanatsal (şiirsel) işlevde kullanılmıştır. Şair; söz sanatlarından, mecaz anlamlı ve çağrışımlı kelimelerden yararlanarak imgeler oluşturmuş; kelimeleri farklı anlamlarda kullanmıştır. İmgeler, doğrudan ve sıradan anlatımları farklılaştırarak daha gizemli hale getirir ve okuyucunun daha çok etkilenmesini ve keyif almasını sağlar.



e) Şiirin son beytinde Necâtî Bey’in adı kullanılmıştır. Şairin bunu kullanma amacı nedir? Belirtiniz.
Mahlas, şairlerin yazdıkları şiirlerde, asıl adlarının yerine kullandıkları takma ada denir. Necâtî Bey’in asıl adı İsa’dır. Mahlasın verilmesi, değiştirilmesi gibi konular aşağıdaki linkteki makalede ayrıntılı olarak ele alınmıştır



7. Divan şiirinin hedeflediği okuyucu kitlesinin özelliklerini söyleyiniz.
Divan edebiyatı, “sanat için sanat” anlayışını benimsemiş bir gelenektir. Dolayısıyla divan şiirinin hedef kitlesi, yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.



8. Kitabınızdaki şiirin temasına, yabancı şiirlerde, film senaryolarında da rastlanabilir mi? Tartışınız.
Sonuçtan hareketle divan şiirinin evrensel ve insana özgü olan temaları nasıl dile getirdiğini açıklayınız.

Şiirin teması olan aşk, insani bir ihtiyaç olduğu için yabancı şiirlerde ve film senaryolarında da rastlanabilir. Sonuçtan hareketle divan şiirinin evrensel ve insana özgü olan temaları nasıl dile getirdiğini açıklayınız. Divan şiiri, İslamiyet’in kabulünden sonra Türk toplumu arasında kabul görmüş bir akımdır. İslam inancının ümmet anlayışının izlerini ve inancın esaslarını bu edebi gelenekte görmek mümkündür. Ümmet anlayışında milli temalardan çok insana özgü ve evrensel temalar ön plandadır. Bu temalar da İslam inancına uygun işlenmiştir. Bir divan şiirindeki sevgiliye dokunamamayı veya ona ulaşamamayı Batı kültürüne anlatmak zordur. Dolayısıyla aşk temasını, Batı kültürü farklı işler İslam kültürü farklı. Bu noktadan hareketle divan şiiri evrensel ve insana özgü olan temaları İslam kültürü dairesinde kalarak işler, denilebilir.





9. Okuduğunuz metinde şairin sevgiliyi anlatırken çevresindeki dünyayayla ilgili izlenim, gözlem
ve sezgisini; kişisel duyarlılığını nasıl yansıttığını belirtiniz.
Şair, çevresinde gördüğü ve kullandığı her unsuru şiirine malzeme yapmıştır. Gökyüzü kandili (güneş), zülüf, güvercinin haber götürmesi, raks etmek, gece, gündüz, şehrin belli noktalarına asılı yuvarlak madenî aynalar vs. Kişisel duyarlığını ise şiirin temel üç tipi olan sevgili* âşık ve rakip üçlüsünde göstermiştir. Sevgilinin beline dolanan zülfünü rakip olarak görmüştür.



10. Şiirin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.
ZENGİNDİR


11. Günümüz şairlerine ait sınıfa getiriniz aşk konulu şiiri okuyunuz. Necâtî’nin gazelinde anlatılan
duygu ve düşüncelerin okuduğunuz şiirde nasıl ifade edildiğini belirtiniz.
Sevgilim, bir günün…


*
Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor




Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi


Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.




Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.




Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?




Geldiğimi?
Gittiğimi
Hadi!


Cemal Süreya








Hasret


Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri,
Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye:
Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri,
Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır
diye


Fazıl Hüsnü Dağlarca








Üç kez seni seviyorum diye uyandım




Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün






Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum
Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün




Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum
Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun


İlhan Berk


12. Kitabınızdaki şiirden Arapça ve Farsça kelimelere örnekler veriniz. Bu kelimelerin şiirde kullanılma nedenini açıklayınız.
Şerer: kıvılcımlar Sipih: gökyüzü, felek Ber*dâr olmak: asılmak, darağacına çekilmek. Cân u ser: başı ve canı Sîm: gümüş Sîm*ber: gümüş tenli, bedenli vb. Bu kelimelerin şiirde kullanılmalarının birkaç sebebi vardır:  İslam medeniyetinin etkisi bunlardan biridir. Bu medeniyetle birlikte Türk edebiyatındaki kelime haznesi genişlemiştir. Bu yeni kelimelerin Türkçede bir karşılığının olmaması bunların olduğu gibi kullanılması sonucunu getirmiştir.  Divan şairleri şiirlerini aruz ölçüsü ile yazmışlardır. Türkçede â, û, î gibi uzun ses olmaması, seslerin uzunluk ve kısalık esasına dayanan aruz öcüsünün uygulanmasını zorlaştırmıştır. Çıkış yolu olarak aruza uymayan Türkçe sözcükler yerine uzun ve kısa seslerin bulunduğu Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmaya başlanmıştır.
 Divan şairleri, Arap ve İran edebiyatından etkilenirken o şiirin estetik yapısı ve imge dünyasını
(mazmunlarını) değiştirmeden almışlardır.


13. Şiirde aktarılan duygular hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.
14. Şiiri okurken neler hissettiğinizi açıklayınız.
15. Okuduğunuz şiirin, kaleme alındığı dönemin zihniyetiyle ilişkisini açıklayınız.
CEVAP İÇİN TIKLAYINIZ


16. a) Necâtî Bey hakkında yaptığınız araştırma ve kitabınızdaki şiirden yararlanarak şairin edebî
ve fikrî yönüyle ilgili çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.

Yaşadığı dönem: 15.yy
16. a) Necâtî Bey hakkında yaptığınız araştırma ve kitabınızdaki şiirden yararlanarak şairin edebî ve fikrî yönüyle ilgili çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.


Hayatı:
XV. yüzyıl Anadolu Dîvân şiirinin, Bursalı Ahmed Paşa'dan sonra en ünlü şairidir.

Asıl adı İsa Necâtî Bey olan şair, Edirne'lidir. Fakir bir aileye mensup olduğu ve yetim kaldığı için Edirneli bir hanım tarafından büyütülmüştür. Ondaki zekâ ve kabiliyeti gören şair Sâilî, öğrenimini üzerine almış, iyi bir eğitim ve öğretim görmesini sağlamıştır. Öğrenim derecesi, Medresenin yüksek kısımlarına kadar varır. Yaradılışı dolayısıyla hemen edebiyatta, şiir ve inşaya yönelmiş ve bu yolda yürümüştür. Bir ara Kastamonu'da da bulunan Necatî, şiir söylemekte üstün başarıya orada ulaşmıştır. Edirne'de doğmakla beraber, asıl yetiştiği ve üne kavuştuğu yer Kastamonu'dur.

Önceleri şiir alanında, Kasîde-i Şitâiyye'siyle Fâtih Sultan Mehmed'in dikkatini çekmiştir. Sonra padişahın Dîvân Kâtipliği'ne tayin edilmiş ve himayesini görmüştür. Fatih ölünce, II. Bayezid'in himayesini görmüştür. Daha sonraları, Karaman valisi Şehzade Abdullah'ın Dîvân Kâtipliği'nde bulunmuş, onun 1484 de ölümünden sonra İstanbul'a gelmiştir. Yirmi yıl İstanbul'da kalmış, bir ara çok sevdiği II. Bayezid.'in oğlu Şehzade Mahmud'a Saruhan (Manisa) Sancağı'nda Nişancılık görevinde bulunmuştur. Burada "Bey" unvanını alarak, Necatî Bey diye anılagelmiştir.
1507'de Şehzade Mahmud'un ölümünden sonra İstanbul'a gelmiş ve 17 Mart 1509 tarihinde Vefa'daki evinde ölmüştür.

Edebî Kişiliği
(maddeler halinde verirsek)
.Türk Edebiyatı'nın İran etkisinden uzaklaştırılmasında büyük katkılarda bulunmuştur


Şiire canlılık kazandırmıştır.

Şiirinde az ve öz anlatım yolunu seçmiş, zaman zaman kendi şiirini de övmüştür

Anlatımı atasözü tarzındadır.

Anlatımının el değmemiş, yani başka şiirlerden çalma mazmunları olmadığını açıkça söyler.

Gazel tarzına önem vermiş, gazellerinin dünyayı tuttuğunu söyleyerek onlarla övünmüştür.


Bu nedenle de kasidelerinde sık sık tegazzül yapmıştır.




Dili diğer divan edebiyatı sanatçılarına oranla sadedir. özellikle gazelleri




Necatî Bey, Türkçe söz ve ibareleri şiire sokarak bir çığır açmış.




Millîleşme Akımı'nın ilk öncülerinden olmuştur.

Edebî Kişiliği geniş bilgi

Necatî Bey, kendine özgü zengin hayâlleri ile süslü şiirlerindeki rindâne üslûp ve nükteli anlatımıyla övünür. Eşsiz cinasları, anlamca yeni ve dillerde atasözü gibi dolaşan şiirleri, Ahmet Paşa'nın şiirlerine yakın; sanat gösterişinden uzak, tabiî oluşu nedeniyle de Zatî'nin şiirlerinden üstündür. Türk Edebiyatı'nın İran etkisinden uzaklaştırılmasında büyük katkılarda bulunmuş, şiire canlılık kazandırmıştır.

Necatî Bey, Şeyhî'yi, İran şâirlerinden Kemalüddîn İsfahanî, özellikle Nizamî ve Selmân-î Sâvecî'yi takdir etmiş, başkalarının şiirlerinden anlam çalanları acı bir dille yermiştir.
Şiirinde az ve öz anlatım yolunu seçmiş, zaman zaman kendi şiirini de övmüştür. Anlatımı atasözü tarzındadır. Anlatımının el değmemiş, yani başka şiirlerden çalma mazmunları olmadığını açıkça söyler.

Kasidelerinde medhiyelere önem vermiş, sık sık tegazzül yapmıştır. Bu şiir türündeki asıl başarısı, tasvirlerinde hayal unsurunu ikinci planda tutarak, gözleme büyük yer vermesinden ileri gelir. Bu şiirlerinde oldukça sade bir dil kullanmıştır.

Gazel tarzına önem vermiş, gazellerinin dünyayı tuttuğunu söyleyerek onlarla övünmüştür. Bu nedenle de kasidelerinde sık sık tegazzül yapmıştır. Özellikle gazelleri sadedir. Bu mahallîlik, yalnız dilde değil, teşbihlerinde, özellikle kendi hayatını yansıtan tabiat, av sahnelerine ait tasvirlerinde, atasözü kullanmasında veya bu nitelikteki mısralarında kuvvetle hissedilir.
Necati'nin kendine hayran olan Şevkî, Sun'î, Talî, Rıza'î, Üsküplü Zahrî, Sehî, Mihrî Hatun, Sûzî-yi Nakşibendî, Vâlihî gibi XV-XVI. yüzyıl şairleri üzerinde özellikle etkileri görülür. Ayrıca birçok şair, şiirlerine nazireler yazmıştır.

Necatî Bey, Türkçe söz ve ibareleri şiire sokarak bir çığır açmış. Millîleşme Akımı'nın ilk öncülerinden olmuştur. Türk şiirine, adeta bir kişilik kazandırmış, millî ruh ve zekâmızın mührünü vurmuştur.

Ünü ve etkileri Tanzimat'a kadar devam eden Necatî Bey, yazdığı Farsça şiirlerinde de başarılıdır. Necatî, mersiyeleri, âşıkçasına gazelleri, canlı tabiat tasvirleri anlamca yeni şiirleriyle Divan edebiyatının unutulmaz şairlerindendir.




Eserleri:


Dîvân, Münâzara-i Gül ü Husrev adında henüz ele geçmemiş bir mesnevisi vardır


b) Necatî Bey’in fikrî ve edebî özellikleriyle incelediğiniz gazel arasında bağlantı kurunuz.


Necatî Bey, mahalilleşme hareketinin ilk öncülerinden olduğu için gazelinde döneminin diğer
şairlerine kıyasla oldukça sade bir dil kullanmıştır. Yine gazelleri ile övündüğünü bu gazelin son
beytinde de görmek mümkün. Yine şiirlerinde deyim kullanmasına da örnek olacak deyimleri bu
gazelinde de görmek mümkün:
“Ayagı yer mi basar zülfüne ber*dâr olanun”: Sevinçten ayağı yere basmamak deyimi
“Zevkü şevk ile virür cân u seri döne döne”: Canını seve seve vermek deyimi


SAYFA 119



1. a) Okuduğunuz şiirin ahenk ögelerini belirleyiniz.
b) Bu ahenk ögelerinin, konuşma dilindeki vurgu ve tonlamayla şiirdeki ses ve söyleyiş özelliğiyle
ilişkisini açıklayınız.
2. a) Şiirin birimlerini belirleyiniz. Bunların özelliklerini sıralayınız. Bu birimlerin kendi içinde bütünlük
sağlayıp sağlamadığını belirtiniz.
b) Bentlerde anlatılanları sözlü olarak ifade ediniz.
c) Hem ses hem de anlam yönünden bentler arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıklayınız.
ç) Araştırmalarınızdan da faydalanarak XV. yüzyıl şairi Ahmet Paşa’nın yaşadığı yüzyılın siyasi,
sosyal ve kültürel özelliklerini grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
d) Ahmet Paşa’nın şiirde sağladığı sanatlı, görkemli söyleyişle güçlü, gür ahengin Osmanlı
toplumunun o dönemdeki sosyal ve kültürel hayatıyla devletin askerî, ekonomik ve medeni gelişimi arasında
nasıl bir ilişkisi vardır? Açıklayınız.
3. a) Ahmet Paşa’nın şiirinin yapı özelliklerini sıralayınız. Nazım şeklini belirleyiniz.
b) Şiirin ait olduğu geleneği söyleyiniz.




1. a) Okuduğunuz şiirin ahenk ögelerini belirleyiniz.
Asonans: “a” ve “e” sesleri asonans olarak kullanılmıştır. Ayrıca bazı dizelerde “ö” ve “ü” sesleri ile de asonans var.
“Kara sevdâda yiler bî*ser ü bî*pây gönül
Dimedüm mi sana dolaşma ana hay gönül”
“Ben dimezdüm ki hevâ yolına serbâz gelem
Ney*i aşk ile gamun çengine demsâz gelem”


Aliterasyon: “l” ve “r” sesleri aliterasyon olarak kullanılmıştır. Ayrıca bazı dizelerde “m” ve “n” sesleri ile de aliterasyon var.
“Pâymâl eyledi ol zülf*i semen*sâ nidelüm
Kul idinmezdi güzeller bizi illâ nidelüm”
“Yârun itden çoğ uyar ardına ağyâr dirîğ
Bize yâr olmadı ol şûh*ı sitem*gâr dirîğ
Kıldı bir dilber*i hercâyiyi dildâr diriğ”
Kelime grubu tekrarı: “vay, eyvah, gönül”
Uyak: Uyak düzeni aaaa/bbba/ccca/ddda/… şeklindedir.
Her kıt’anın dördüncü dizesi nakarattır. Her dizede kafiyelerden sonra redifler var.
Ölçü: Aruz ölçüsü


b) Bu ahenk ögelerinin, konuşma dilindeki vurgu ve tonlamayla şiirdeki ses ve söyleyiş özelliğiyle ilişkisini açıklayınız. Ahenk, kelimelerin ses özelliklerine dikkat edilerek sıralanması sonucunda şiirde ortaya çıkan uyumdur. Aslında şiir; tonlama, vurgu, ritim, ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle ahenkli bir bütünlük kazanır. Şiiri şiir yapan onun ahenkli bir ses özelliğine sahip olmasıdır. Ahenk unsurlarına dikkat edilerek oluşturulan bir şiir, okuyucuya bir müzik parçasını dinliyormuş hissi verir. Öte yandan şiirdeki ahenk unsurlarından vurgu ve tonlama, günlük konuşma dilinde de vardır. Örneğin, bentlerdeki “ vay” kelimesi konuşma diline özgü bir vurgu değeri taşımaktadır.


2. a) Şiirin birimlerini belirleyiniz. Bunların özelliklerini sıralayınız. Bu birimlerin kendi içinde bütünlük sağlayıp sağlamadığını belirtiniz.
Şiirde birim olarak dört dizelik bentler vardır. Şiir 7 dörtlükten oluşmuştur. Şair mahlasını 7. Dörtlükte kullanmıştır. Son dizenin her bendin sonunda aynen yinelendiği bu örnekteki gibi murabbalara “mütekerrir murabba” denir. Gerek ahenk gerekse anlam olarak birimler kendi içinde bir bütünlük sağlamıştır.


b) Bentlerde anlatılanları sözlü olarak ifade ediniz.
Bentlerde sevgilinin güzelliği, aşkın acı veren yönü, kıskançlık aşktan kaçamamak gibi duygu ve düşünceler aşk teması etrafında birleşmektedir.


c) Hem ses hem de anlam yönünden bentler arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıklayınız.
“Vây gönül vây bu gönül vây gönül ey vây gönül” ifadesinin her bendin sonunda tekrar edilmesi, şairin çektiği aşk acısını ve duygularını dile getirmesi bakımından bentler arasında bir anlam bütünlüğü sağlamıştır.
ç) Araştırmalarınızdan da faydalanarak XV. yüzyıl şairi Ahmet Paşa’nın yaşadığı yüzyılın siyasi, sosyal ve kültürel özelliklerini grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız. XV. yüzyıl, Osmanlı Devleti siyasi ve askeri alanda geniş bir coğrafyaya hükmetmeye başladığı bir yüzyıldır. Bu yüzyılda, sosyal hayat İslam dininin etkisinde şekillenmiş ve saray çevresinde bir yüksek zümre oluşmaya başlamıştır. XV. yüzyıl, Tük edebiyatının çeşitli alanlarda çok önemli gelişmeler gösterdiği bir dönem olmuştur. Divan edebiyatı, bu dönemde Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati gibi büyük şairlerle Anadolu’da kuruluş aşamasını tamamlamıştır. Ayrıca, XV. yüzyılda Orta Asya’da gelişen Klasik Çağatay Edebiyatı devrinin kökleştiği de görülmektedir. Bu devir Çağatay Edebiyatının en yüksek devreye ulaştığı bir devirdir. Millî ruh ve şuurun ortaya çıkması, Türkçeye ehemmiyetin verilmesi bu devre rastlar. Bu dönemde Klâsik Çağatay edebiyatı eşsiz şair Ali Şir Nevâî ile en yüksek aşamasına varmıştır.


d) Ahmet Paşa’nın şiirde sağladığı sanatlı, görkemli söyleyişle güçlü, gür ahengin Osmanlı toplumunun o dönemdeki sosyal ve kültürel hayatıyla devletin askerî, ekonomik ve medeni gelişimi arasında nasıl bir ilişkisi vardır? Açıklayınız.
Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyılda gittikçe güçlendiği, siyasi ve askeri alanda geniş bir coğrafyaya hükmetmeye başladığı İstanbul’un başkent olmasıyla yüksek bir kültürün oluştuğu görülmektedir.


3. a) Ahmet Paşa’nın şiirinin yapı özelliklerini sıralayınız. Nazım şeklini belirleyiniz.
Şiirde birim olarak dört dizelik bentler vardır. Şiirde 7 bent vardır. Kafiye düzeni aaaa/bbba/ccca… şeklindedir. Şiir aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Şiirin nazım şekli murabbadır.


b) Şiirin ait olduğu geleneği söyleyiniz.

Şiir divan edebiyatı geleneğine aittir.


SAYFA 121




c) Şiirdeki “felek” imgesinin nasıl kullanıldığını açıklayınız.
ç) Murabbadaki imge ve söz sanatlarının şiire katkısını açıklayınız.
d) Şiirde şairin adının geçtiği dörtlüğü bulunuz. Ahmet Paşa’nın dörtlükte kendi adını kullanma
nedenini açıklayınız.
7. Şiirin temasının evrensel ve insana özgü olan bir gerçekliği nasıl dile getirdiğini belirtiniz.
8. Şairin duygularını dile getirirken çervesindeki dünyayla ilgili izlenim, sezgi, gözlem ve kişisel
duyarlılıktan nasıl yararlandığını açıklayınız.
9. Şiirin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını belirtiniz.
10. Şiirde dile getirilen duygunun günümüz şiirlerinde ve şarkı sözlerinde de kullanılıp kullanılmadığını
örneklerle açıklayınız.
11. Şiirde kullanılan Arapça ve Farsça kelimelerin altını çiziniz. Bunların şiirde kullanılma nedenini
belirtiniz.
12. a) Ahmet Paşa’nın dile getirdiği duyguları hissettiğiniz oldu mu? Belirtiniz.
b) Şiiri okurken neler hissettiğinizi açıklayınız.
13. Ahmet Paşa hakkındaki araştırmalarınız ve kitabınızdaki şiirden yararlanarak şairin edebî ve
fikrî yönüyle ilgili değerlendirmelerinizi belirtiniz. Onun bu özellikleriyle şiir arasındaki ilişkiyi açıklayınız.




c) Şiirdeki “felek” imgesinin nasıl kullanıldığını açıklayınız.


“Feleğin zehri” olarak kullanılmış. Burada “zehir” acı ve keder anlamında kullanılmıştır. Felek ise inançları gereği kaderden şikâyet edemeyen divan edebiyatı şairleri kader yerine “felek” imgesini kullanmışlardır.


ç) Murabbadaki imge ve söz sanatlarının şiire katkısını açıklayınız.
Murabbadaki imgeler ve söz sanatları şiirin anlam bakımından etkileyici olmasını sağlamıştır.


d) Şiirde şairin adının geçtiği dörtlüğü bulunuz. Ahmet Paşa’nın dörtlükte kendi adını kullanma nedenini açıklayınız.
Şairin adı son dörtlükte geçiyor. Ahmet Paşa’nın kendi adını mahlas olarak kullanmıştır.


7. Şiirin temasının evrensel ve insana özgü olan bir gerçekliği nasıl dile getirdiğini belirtiniz.
Şiirde aşk teması, acı çektiren ve karşılık vermeyen bir sevgiliye karşı duyguların ifadesi olarak işlenmiştir.




8. Şairin duygularını dile getirirken çevresindeki dünyayla ilgili izlenim, sezgi, gözlem ve kişisel duyarlılıktan nasıl yararlandığını açıklayınız.
Şair; izlenim, sezgi, gözlem ve duyarlılıklarını duygusal bir söyleyiş ve bakış açısıyla dile getirmiş; aşkı anlatırken çeşitli imgelere ve benzetmelere başvurmuştur.


9. Şiirin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını belirtiniz.
Şiir, yan ve mecaz anlam bakımından zengin bir ifade özelliğine sahiptir.


10. Şiirde dile getirilen duygunun günümüz şiirlerinde ve şarkı sözlerinde de kullanılıp kullanılmadığını örneklerle açıklayınız.
Şiirdedile getirilen duygu, günümüz şiirlerinde ve şarkı sözlerinde de kullanılmaktadır.


11. Şiirde kullanılan Arapça ve Farsça kelimelerin altını çiziniz. Bunların şiirde kullanılma nedenini belirtiniz.
Arapça ve Farsça kelimeler: Zülf, hay, hak, heva, illa, nuş, niş, cefa, ağyar, gam, vaz, vasl, cihan, nâm, nâme, came, felek, semen*sây, bî*serü bî*pây, pâymâl, zülf*i semen*sâ, sağar, har, dilber, diriğ, yar, hercai, dildar, serbâz, demsâz, serv, âb*ı revân, sûz… Arapça ve Farsça kelimelerin yoğun olarak kullanılması Divan şiirinin dil ve söyleyiş geleneğiyle ilişkilidir.


12. a) Ahmet Paşa’nın dile getirdiği duyguları hissettiğiniz oldu mu? Belirtiniz.
Öğrencinin kendisinin cevaplaması uygundur. b) Şiiri okurken neler hissettiğinizi açıklayınız. Öğrencinin kendisinin cevaplaması uygundur.


13. Ahmet Paşa hakkındaki araştırmalarınız ve kitabınızdaki şiirden yararlanarak şairin edebî ve fikrî yönüyle ilgili değerlendirmelerinizi belirtiniz. Onun bu özellikleriyle şiir arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Kendi çağında "şairlerin sultanı" diye anılan Ahmet Paşa, hem gazel hem de kaside türlerinde başarılı eserler üretmiş; şarkı ve murabbada da olgun örnekler vermiştir. Kitaptaki örnek de murabbanın en güzel örneklerinden biridir. Ahmet Paşa’nın şiirlerinin dizeleri divan şiirinin söz ve anlam özellikleriyle örülüdür. İşlediği konular genellikle din dışı olup beşeri aşk konusundaki şiirler Divan'ında önemli yer tutmaktadır. Kitaptaki murabba örneğinde de beşeri aşkı işlemiştir. Ahmet Paşa, dönemin konuşma dilini şiirlerine yansıtmıştır. Bu şiirinde tekrar edilen “vay, eyvah, gönül” kelimeleri de dönemin konuşma dilinde kullanılan ifadelerdir.


Sayfa 125
1. a) Okuduğunuz şiirin ahenk ögelerini tahtaya yazınız.
Asonans: “a”, “e” ve “i” sesleri asonans olarak kullanılmıştır. Aşağıda bu seslerin asonans olarak kullanıldığı dizelere ait örnekler verilmiştir: “Suya versin bağ*ban gül*zârı zahmet çekmesin” “Ârızın yâdıyla nem*nâk olsa müjgânım nola” “Hayret ilen barmağın dişler kim itse istim⒔
Aliterasyon: “r” ve “s” sesleri aliterasyon olarak kullanılmıştır. Aşağıda bu seslerin aliterasyon olarak kullanıldığı dizelere ait örnekler verilmiştir: “Hayrdır vermek karanu gicede bîmâre su” “Susuzam bir kez bu sahrâda menimçün âre su”
Kelime grubu tekrarı: “su”
Uyak: Divan şiirinde gazel kafiye düzeni denilen "aa, ba, ca, da ..." kafiye düzeni kullanılmıştır. "*e(*a) su" sesleri redifi, "*âr" sesleri zengin uyağı oluşturmuştur.
Ölçü: Aruz ölçüsünün "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbının kullanılmıştır.




b) Ahenk ögelerinin; konuşma dilindeki vurgu ve tonlamayla şiirin ses ve söyleyiş özelliğiyle ilişkisini açıklayınız.
Normal bir konuşma dilindeki vurgu ve tonlama hayatın normal akışı içinde olurken şiirin içindeki tonlama aynı şekilde olmaz ve aynı değerlendirilmez. Şiirde, “nasıl olur da daha etkileyici tonlamayla okurum” düşüncesi şiir anlamlandırılır. Günümüzde topluma hitaben yapılacak konuşmalarda da şiirde olduğu gibi vurgu ve tonlama önemlidir. Siyasilerin yaptığı konuşmalarda bunu görmek mümkündür.


2. a) Şiirdeki ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimleri belirleyiniz. Bunların özelliklerini sıralayınız. Şiirin birimlerinin kendi içinde bir bütünlük oluşturup oluşturmadığını belirtiniz.
Şiirdeki ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimler, beyitlerdir. Şiirin nazım şekli kasidedir. Bu kaside 32 birimden meydana gelmiştir. Kasidenin ilk beytine matla, son beytine makta denir. Şair, mahlasını genellikle bu kasidede olduğu gibi kasidenin sonlarına doğru söyler. Şairin mahlasının geçtiği beyte “taç beyit” denir. Kasidenin en güzel beytine “beytü'l*kasid” adı verilir. Kaside genellikle din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılır. Şiirin birimleri, kendi içinde bir bütünlük oluşturmuştur.


b) Beyitlerde anlatılanları sözlü olarak ifade ediniz.
Sınıf ortamında kasidenin günümüz Türkçesinden özetlenecektir.


c) Beyitler arasında hem anlam hem ses yönünden nasıl bir ilişki olduğunu açıklayınız.
Beyitler arasında ses ve anlam kaynaşması vardır.


ç) XVI. yüzyıl şairi Fuzûlî’nin yaşadığı dönemin siyasi, sosyal ve kültürel özelliklerini grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
XVI. yüzyıl, Osmanlı Devletinin güçlü padişahların yönetimiyle büyüme ve gelişmesini sürdürerek büyük bir imparatorluk haline geldiği, siyasi ve askeri alanda geniş bir coğrafyaya hükmettiği bir dönemdir. Anadolu topraklarının bütünlüğü sağlanmış, Suriye, Hicaz ve Mısır İmparatorluk sınırlarına katılmıştır. Böylece Osmanlı, güçlü, geniş topraklara sahip, zengin ve haşmetli bir imparatorluk haline gelmiştir. Bu dönemde Osmanlının bütün kurumları gelişmiş, bilim alanındaki çalışmalar ilerlemiş, kanunlar yeniden düzenlenmiştir. Bu yüzyılda şiirde İran şairlerinin etkileri hala görülmekle birlikte Fuzulî, Hayalî, Bâki gibi büyük ustalar da yetişmiştir. Bu ustaların öncülüğünde Klasik Türk şiiri, kendi geleneğini oluşturmuştur. Ancak bu yüzyılın şiir dili daha önceki dönemlere göre daha süslü ve sanatlıdır.


d) Fuzûlî’nin kasidesindeki ses akışı ve şairin söyleyişindeki kendine olan güveninin, Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki durumuyla ilişkisini açıklayınız.
Fuzûlî 16. Yüzyılda yaşamış büyük bir divan şairidir. Dönemin sosyal ve siyasi ihtişamı onun şiirlerine de yansımıştır. Şiirlerinde güçlü bir ifade ve ince bir dil zevki vardır. İmge ve mecazların tasavvuf felsefesine özgü bir derinlikle ele alınır.


3. a) Kasîde Der Na’t*ı Hazret*i Nebevî adlı şiirin yapı özelliklerini ve nazım şeklini tespit ediniz. Yaptığınız araştırmadan da yararlanarak bu bilgileri aşağıdaki tabloya yazınız.







b) Tespitlerinizden hareketle şiirin ait olduğu geleneği belirtiniz.
Şiir divan edebiyatı geleneğine aittir.

Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:36 )
 
Eski 05-02-15, 02:22 #10
Saw Saw çevrimdışı
Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)


İndirmek için BURAYA tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


Sayfa 126

4. a) Sınıfta gruplar oluşturunuz. Okuduğunuz şiiri grup sayısı kadar bölümlere ayırınız. Beyitlerin
ve şiirin temasını tabloya yazınız. Diğer grupların tespitlerini de kitabınızdaki tabloya not ediniz.


Şiirin Teması : Hz. Muhammed’e (sav) duyulan sevgi ve hürmet


1 Gönülde sönmeyen ateş
2 Gözyaşının dünyayı kaplaması
3 Bakışın özelliği
4 Gönlün güzellikten korkması
5 Güzelliğin benzersizliği
6 Gözlerin benzersiz olması
7 Ağlayışın boşuna olmaması
8 Güzelliğe muhtaç olma
9 Güzelliği ve aşkı isteme
10 Özlem
11 Güzelliğin peşinden yürümek
12 Kıskançlık
13 Teselli
14 Aşkın bedelini ödeme
15 Güzelliğin tehlikesi
16 Hz. Muhammed’in (sav) temiz yaradılışı
17 Hz. Muhammed’in (sav) mucizeleri
18 Hz. Muhammed’in (sav) mucizeleri
19 Hz. Muhammed’in (sav) mucizeleri
20 Hz. Muhammed’in (sav) mucizeleri
21 Hz. Muhammed’in (sav) dostlarına ve düşmanlarına etkileri
22 Hz. Muhammed’in (sav) rahmeti
23 Suyun onu hep araması
24 Suyun ona olan bağlılığı
25 Onu övmenin güzelliği
26 Ona duyulan özlem
2 7 O n u n k e r a m e t v e b e r e k e ti
28 Onun her dileğinin kabul olm a sı
29 Onun varlığının insanı rahatlatması
30 Onun layıkıyla övmenin zorluğu
31 Peygamberin şefaatini dileme
32 Peygamberin şefaatini dileme




b) Şiirin birimlerinin, şiirin teması etrafında nasıl bütünleştiğini açıklayınız.

Şiiri meydana getiren beyitler, Hz. Muhammed’e (sav) duyulan sevgi ve hürmet teması etrafında bütünleşmiştir.


Sayfa 127
5. Günümüz şairlerine ait sınıfa getirdiğiniz övgü şiirini okuyunuz. Okuduğunuz şiirlerle Fuzûlî’nin kasidesini duygu ve düşüncelerin dile getirilişi yönünden karşılaştırınız. Farklı yönleri sıralayınız.
Sınıf ortamında öğrencilerin yapması gereken bir faaliyettir.


6. a) Şiirin ilk beytinde “Ey göz!” ifadesiyle şair gözü hem kişileştirmek hem de ona hitap etmek suretiyle hangi söz sanatlarını yapmıştır?
Bir organ olan “göz”e kişilik verilip ona hitap edilmesi, teşhis; göze hitap edilirken "ey" ünleminin kullanılması ise nida söz sanatlarının kullanıldığını gösterir.


b) Sınıfta gruplar oluşturunuz. Şiiri, grup sayısı kadar bölümlere ayırınız. Grupça inceleyeceğiniz beyitlerdeki söz sanatlarını belirleyip bunların nasıl yapıldıklarını açıklayınız. Şiirdeki imgeleri bulunuz. Tespitlerinizi grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
Şiirin ilk üç beytindeki, söz sanatları 1. beyit: Şairin gönündeki ateşin su ile söndürülmeyecek kadar çok olması, mübalağa; od (ateş) ve s u s ö z c ü kle riyle , t e z a t ; ş airin için d e ki a cı, a t e ş e b e n z e tilmiş f a k a t b e n z e y e n u n s u r ola n “ a cı” diz ele r d e g e ç m e yip s a d e c e k e n disin e b e n z e tile n k ulla nıldığı için , a çık is tia r e ; bir o r g a n ola n “ g ö z ” e kişilik v e rilip o n a hit a p e dilm e si, t e ş his ; g ö z e hit a p e dilir k e n " e y " s e sle nişinin k ulla nılm a sı nid a ; d ö k ülü p s a çıla n g ö z y a şla rı bir a m a c a y a ni g ö n üld e ki a t e şle ri din dir m e , s ö n d ü r m e s e b e bin e y ö n elik a kıtıldığı if a d e e dile r e k bilin e n bir g e r ç e k , g ü z el bir s e b e b e b a ğla n m a k s u r e tiyle , h ü s n *i t alil; “ G ö z , e ş k ( g ö z y a şı) s a ç ” v e " o d , d u t u ş a n " s ö z c ü kle ri a nla m c a bir biriyle ilgili old u kla rın d a n , t e n a s ü p s a n a tı yapılmıştır. 2. beyit: Şairin “gökyüzünün rengi su renginde midir, yoksa benim gözyaşlarını mı onu bu renge bürüdü?” ifadesiyle cevabı bilinen ve cevap beklemeden soru sorma suretiyle, istifham; gökyüzünün mavi olduğu bilindiği halde bilmezlikten gelinmesi, tecahül*i arif; şairin, gökyüzünü kaplayarak ona rengini verecek kadar çok gözyaşı döktüğünü düşünmesiyle, mübalağa; gökyüzünün su renginde olmasının sebebi, gözyaşlarının gök kubeyi kaplaması gösterilerek, hüsn*i talil; göz, günbed, devvar sözcüklerinin yuvarlak ve dönerek hareket etme özelliğiyle, tenasüp sanatları yapılmıştır. 3. beyit: “Ey sevgili” seslenişi ile ni; “bakışın öldürmesi” mübalağa; sevgilinin bakışı “tîg” yani kılıca benzetilmesi ancak “bakış” sözcüğünün beyitte geçmemesiyle, açık istiare sanatları yapılmıştır. Ayrıca sevgilisinin kılıç gibi keskin bakışının âşığın gönlünde açtığı yaralar örnek verilerek açıklanıyor: “Tıpkı akar suyun duvarda veya su yatağının kenarında yarıklar oluşturması gibi.” Bir fikri ispatlamak veya güçlendirmek için atasözü, halk deyimi veya bir örneğin kullanılmasıyla irsal*ı mesel sanatı kullanılmıştır. Yine “Çâk" sözcüğünün birinci mısrada iki defa tekrar edilmesiyle, tekrir sanatı yapılmıştır. Şiirin kullanılan bazı imgeler Eşk: Sevgilinin aşkıyla aşığın gözünden akan su (gözyaşı) anlamında kullanılmıştır. Od: Ateş anlamındadır. Aşkın gönülde yaktığı ateştir. Su bile ateşi söndüremez. ünbed*i Devvar: Dünya anlamında kullanılmıştır. Peykan: Kirpik anlamındadır. Sevgilinin kirpikleri bir ok gibi aşığı yaralar. Dürr: İnci demektir. Sevgili, bir inci gibi kıymetlidir. Gül: Sevgili anlamındadır. Sevgili gül gibi güzel ve narindir. Müjgan: Kirpik anlamındadır.


c) İmge ve söz sanatlarının şiire katkısını açıklayınız.
İmgeler ve söz sanatları şiirin, anlam bakımından etkileyici olmasını sağlamıştır.


ç) Kasidede geçen kişi adlarını sıralayınız. Bu adların hangi amaçla kullanıldıklarını söyleyiniz.
“Ahmed*Muhtar, Seyyit, Ensar, Şeb*i Miraç” isimleri Peygamber efendimizle ilgili duygu ve düşüncelerin daha somut bir biçimde ifade edilmesini sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Bir de şiirde şair kendi mahlasını kullandığı için onun adı geçiyor.




7. Şiirin temasının evrensel ve insana özgü bir gerçekliği dile getirip getirmediğini tartışınız. Ulaştığınız sonucu kısaca ifade ediniz


F u z ûlî ’ ; g e r ç e ği ( p e y g a m b e rimiz e ola n s e v gisini v e h ü r m e tini) a nla tır k e n , b u n u e d e b î m e tin ola n şiirin d e h a y alle r , im g ele r , s ö z s a n a tla rı v e ç e şitli m e c a zla rla h a r m a nla mış , o r t a y a g e r ç e kle ilişkisi olan, ama gerçeğin aynısı olmayan bir dünya çıkarmıştır. Böylece soyut bir gerçeklik olan “sevgi ve hürmet” somutlaştırılarak dile getirilmiştir. Peygamber sevgisi ve saygısı günümüzde de her Müslüman için geçerli olan bir sevgi ve saygıdır.




8. Okuduğunuz şiirde şairin izlenim, gözlem, sezgi ve kişisel duyarlılığını yansıtan ifadelere örnekler veriniz.
Fuzûlî, Hz. Muhammed’e (sav) duyduğu sevgi ve hürmeti kendine özgü şiirsel ve felsefi bir üslupla dile getirmiştir. Bu sevgiyi doğrudan anlatmak yerine tabiatın en kutsal varlığı ve yaşam kaynağı olan “su” kavramı ile özdeşleştirerek dile getirmiştir. Birçok beyitte suyu kişileştirmiştir. “Eylemiş her katreden min bahr*ı rahmet mevc*hîz El sunup urgaç vuzu’ için gül*i ruhsâre su”




9. Kasidenin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını belirtiniz.
Şiirdeki kelimelerin büyük bir çoğunluğu yan anlamda kullanılmıştır.


10. Kasidede bulunan Arapça ve Farsça kelimelere örnekler veriniz. Bunların kullanılma amacını söyleyiniz.
Arapça Kelimeler: Devvâr, muhît, aceb, mürûr, rahne, vehm, mecruh… Farsça Kelimeler: Eşk, âb*gûn, dîvâr, peykân, bağ*ban, gül*zâr… Arapça ve Farsça kelimeleri kullanmak, divan şiirinin dil ve anlatım geleneğinin bir sonucudur.




11. Şiirde aktarılan duygularla ilgili düşüncelerinizi açıklayınız.
Öğrencinin kendisinin cevaplaması uygundur.




12. Şiiri okurken neler hissettiğinizi belirtiniz.
Öğrencinin kendisinin cevaplaması uygundur.


13. Okuduğunuz şiirin ait olduğu dönemin zihniyetini nasıl yansıttığını açıklayınız.
Kitaptaki şiir, hem aşk şairi olan Fuzûlî'nin hem de divan şiiri geleneğinin aşk anlayışını yansıtması bakımından güzel bir örnektir. Fuzûlî'nin işlediği aşk; maddi, beşeri aşktan başlayarak dinî, tasavvufi bir anlayışla yoğrulan ilahî aşka geçen bir aşktır. Şair bu kasidede tasavvufi bir anlayış ve samimi bir duyguyla Allah'ın gönderdiği son peygamber olan Hz. Muhammed'e (sav) duyduğu coşkulu bir sevgi, saygıyı ve ona kavuşma arzusunu dile getirmiştir. Hem dinî hem din dışı mecrada yürüyen divan şiiri geleneğini, besleyen birçok kaynak arasında İslam dini, Kur'an*ı Kerim, Hz. Muhammed'in (sav) hayatı, mucizeleri ve sözleri önemli bir yer almaktadır. Metinde, Hz. Muhammed'in mucizeleri (18, 19 ve 20. beyitler), miraca yükselmesine (27. beyit) de yer verilmiştir. İslam kültürünün ve peygamber sevgisinin Türk kültürüne etkisini, dolayısıyla divan şiirine yansımasını bu şiirde baştan sona hissetmek mümkündür. Bilindiği gibi divan şiiri geleneğinde aşk, "âşık, maşuk, rakip" (seven, sevilen ve âşığın rakibi) üçlüsü etrafına şekillenir ve anlatılır. Şiirin 12. beytinde değinilen bu aşk üçgeni, hem dönemin hem de genel olarak divan şairlerinin aşka bakış açılarını yan*sıtması bakımından büyük önem taşır. 16. yüzyıla ait bu eserden hareketle dönemim sanat eserlerinde İslami temaların da yer aldığı sonucu ortaya çıkar.




14. a) Fuzûlî hakkındaki araştırmalarınız ve kitabınızdaki şiirden hareketle şairin edebî ve fikrî yönüyle ilgili çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.


Fuzûlî’nin Edebî ve Fikrî Yönü · Fuzûlî, şiir alanındaki ustalığının yanı sıra İslam tarihi ve peygamberimiz hakkında çok derin bilgilere sahiptir. Dolayısıyla şair, şiirine bilgiyi de katmayı başarmıştır. · Fuzûlînin şiirlerinde kullandığı ifadelerinde tasavvufa özgü bir derinlik vardır. Ayrıca çağdaşı olan Baki gibi beşeri aşkı değil ilahi aşkı işlemiş ve aşk temasını hep hüzün ve acı ile birlikte ele almıştır. · İmge ve mecazlara sıkça başvurur. · Edebi sanatları ustalıkla kullanmıştır.




b) Fuzûlî’nin edebî ve fikrî yönünün okuduğunuz kasideye yansımalarını belirtiniz.

“Su Kasidesi”nde Fuzûlî’nin hem şair yönünü hem de peygamber sevgisini görmekteyiz.

Sayfa 128
1. a) Okuduğunuz şiirin ahenk ögelerini aşağıya yazınız.
Asonans: “e” ve “i” sesleri asonans olarak kullanılmıştır. Aşağıda bu seslerin asonans olarak kullanıldığı dizelere ait örnekler verilmiştir: “Mecnûn ki ‘lâ*ilâhe ill’ der idi Teklîf*i şu’ûr eyleseler “l┠der idi Ol mertebe meşgûl idi Leylâ ile kim ‘Mevl⒠diyecek mahalde ‘Leyl⒠der idi”
Aliterasyon: “l” sesi aliterasyon olarak kullanılmıştır. Aşağıda bu seslerin aliterasyon olarak kullanıldığı dizeye ait örnekler verilmiştir: “Mecnûn ki ‘lâ*ilâhe ill’ der idi Teklîf*i şu’ûr eyleseler “l┠der idi Ol mertebe meşgûl idi Leylâ ile kim ‘Mevl⒠diyecek mahalde ‘Leyl⒠der idi”
Uyak: Uyak düzeni manide olduğu gibi “aaxa” şeklindedir. “*l┠ile zengin uyak, “der idi” ile redif yapılmıştır.
Ölçü: Aruz ölçüsü




b) Ahenk ögelerinin, konuşma dilindeki vurgu ve tonlamayla şiirin ses ve söyleyiş özelliğiyle ilişkisini açıklayınız.
Normal bir konuşma dilindeki vurgu ve tonlama hayatın normal akışı içinde olurken şiirin içindeki tonlama aynı şekilde olmaz ve aynı değerlendirilmez. Şiirde, “nasıl olur da daha etkileyici tonlamayla okurum” düşüncesi şiir anlamlandırılır. Günümüzde topluma hitaben yapılacak konuşmalarda da şiirde olduğu gibi vurgu ve tonlama önemlidir. Siyasilerin yaptığı konuşmalarda bunu görmek mümkündür.


2. a) Şiirin birimini söyleyiniz. Özelliklerini sıralayınız.
Şiirin birimi dört dizeden meydana gelmiş tek benttir. Az sözle çok şey ifade etmek amaçlandığından bu dörtlükte anlam yoğunluğu fazladır. Şair, mahlasını kullanmamıştır.


b) Birimin her bir dizesinde dile getirilenlerin bütünlük sağlayıp sağlamadığını açıklayınız.
Birimin her bir dizesinde dile getirilenler, Mecnun’un Leyla’ya olan aşkı etrafında bir bütünlük meydana getirmiştir.


c) Yenişehirli Avnî ve yaşadığı yüzyılın (XIX. yüzyıl) siyasi, sosyal ve kültürel özelliklerini araştırmalarınızdan da yararlanarak grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin daha önceki yüzyılda başlayan çöküşü iyice hızlanmıştır. Gerileme bir türlü durdurulamamış, bu kötü gidişe dur diyebilmek için gösterilen çabalar da iyice artmıştır. Bu yüzyıl, divan şiirinin gücünü kaybettiği bir dönemdir. Bu yüzyılın şairleri 18. yüzyılda Nedim'le gelişen mahallileşme akımını sürdürmüşlerdir. Devletin çöküşünün yarattığı psikoloji, şairlerin dinî*tasavvufî şiirlere olan ilgisini artırmıştır. Yine bu yüzyılda bir yandan Batı edebiyatını örnek alarak yeni bir edebiyat yaratma çabaları diğer yandan XVII ve XVIII. yüzyılın büyük ustalarını örnek alarak şiire yeniden hayat kazandırma çabaları olmuştur. Bu dönemde "Encümen*i Şuara" denilen bir şairler topluluğu kurulmuş, geleneksel Divan edebiyatı takipçileri bu topluluk içinde yer almıştır.


ç) Yenişehirli Avnî’nin şiirindeki ses akışı ve söyleyişin, Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki durumuyla ilişkisini açıklayınız.
Yenişehirli Avnî, divan geleneklerine bağlı olmakla birlikte, eskinin çağın koşullarına göre değişmesi gerektiğine inanmış, bu nedenle de şiirlerinde yeni bir söyleyiş yaratmaya çalışmıştır.






3. a) Okuduğunuz şiirin yapı yönünden özelliklerini sıralayınız. Bu nazım şeklinin adını belirtiniz.
Nazım Birimi: Bent Birim Sayısı: 1 Ölçü: Aruz ölçüsü Uyak düzeni: aaxa Bu nazım şekline rubai denir. b) Şiirin ait olduğu geleneği söyleyiniz. Şiir divan edebiyatı geleneğine aittir.




4. Şiirin temasını belirtiniz. Dizelerde dile getirilen duyguların aynı tema etrafında bütünlük oluşturup oluşturmadığını söyleyiniz.
Şiirin teması aşktır. Şiirde dile getirilen duygular ana tema etrafında bir bütünlük oluşturmuştur.




5. a) Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun Sitem şiiriyle Yenişehirli Avnî’nin rubaisini düşünce ve duyguların anlatım şekline göre karşılaştırınız. Sonuçtan yararlanarak rubaideki duygu ve düşüncenin (temanın) günümüz şiirlerinde nasıl işlendiğini açıklayınız.
Rubai de şair kendini değil Mecnun’u anlatmış. Sitem de ise Şair kendini anlatmıştır. Ayrıca rubaide çok derin ve süslü bir anlatım varken Sitem’de daha sade bir anlatım var. Rubaideki duygu ve düşünceler günümüzde bireysel olarak ve daha sade anlatılmıştır denilebilir.






6. a) Yenişehirli Avnî’nin şiirinde kendi anlamı dışında kullanılan kelimelere örnekler veriniz.
Şiirin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını belirtiniz. Teklîf*i şu’ûr: Şuur teklif etmek, aklını başına al veya kendine gel anlamında kullanılmıştır.




b) Şairin “Mecnûn” adını şiirde kullanma amacını söyleyiniz. Buna göre efsanelerin, kişi adlarının şiirdeki işlevini belirtiniz. Şairin “Mecnûn” adını şiirde kullanma amacı telmih sanatı yapmaktır. Telmih, herkesçe bilinen geçmişteki bir olayı, efsaneyi, çağrıştırma, anımsatma sanatıdır.




c) Şiirdeki söz sanatlarını bulunuz.
Şair, “Mecnûn” adını şiirde kullanması, telmih; O derece kendini kaptırmış ki Mevla diyecek yerde Leyla demesi, mübalağa;


ç) Şiirdeki imgeleri gösteriniz.
Mecnûn: ilâhî aşk sarhoşluğuna kapılmış insan


d) Şiirdeki imge ve söz sanatlarının metne katkısını belirtiniz.
İmge ve söz sanatları şiirin, anlam ve söyleyiş bakımından etkileyici olmasını sağlamıştır.




7. Şiirin temasının evrensel ve insana ait gerçekliği dile getirme şeklini açıklayınız.
Allah sevgisi evrensel ve insana özgü bir gerçekliktir.




8. Şairin kendi duygularını dile getirirken izlenim, gözlem, sezgi ve kişisel duyarlılığını neden “Leylâ ile Mecnûn” aşkıyla ifade ettiğini açıklayınız.
Mecnun aşk acısı yüreğini dağlayınca acının Leyla’dan değil Mevla’dan geldiğini idrak eder. Onun için arayışı Leyla değil, Mevla’dır. Şair bu meseleyi bu rubai ile anlatmıştır.




9. Metinden Arapça ve Farsça kelimelere örnekler veriniz. Bunların kullanılma nedenlerini belirtiniz.
Arapça kelimeler: “lâ*ilâhe illâ”, “la” Farsça: Teklîf*i şu’ûr, Arapça ve Farsça kelimeleri kullanmak, divan şiirinin dil ve anlatım geleneğinin bir sonucudur.




10. a) Şiiri okurken neler hissettiğinizi açıklayınız.
Öğrencinin kendisinin yapması uygundur.




b) Şiirde iletilen duyguyu siz nasıl dile getirirdiniz? Sözlü olarak ifade ediniz.
Öğrencinin kendisinin yapması uygundur.


11. Yaptığınız araştırmadan ve okuduğunuz rubaiden yararlanarak Yenişehirli Avnî’nin edebî ve fikrî özellikleri hakkında bilgi veriniz. Bu özelliklerin okuduğunuz şiirle ilişkisini açıklayınız.

Avnî’nin yaşadığı dönem, Türk edebiyatının Batıya açıldığı dönemdir. Bu dönemde Avnî, divan şiiri tarzını başarıyla devam ettirmiştir. Eski geleneğe bağlı kalmakla birlikte Avnî, divan şiirinin 19. yüzyılda yeni bir görünüm kazanması için eskinin, çağın gerekleri doğrultusunda değiştirilmesi gerektiğine inanmış ve bu sebeple de yeni bir söyleyiş arayışına girmiştir. Ancak, alçakgönüllü, iddiasız bir şair olması ve yazdıklarına fazla özen göstermemesi nedeniyle Osmanlı şairleri arasında layık olduğu yeri alamamıştır. Şair Mevlevi tarikatına bağlı bir kişidir. Rubaide de tasavvufi bir muhteva olması, şairin bağlı olduğu bu tarikatın etkisiyledir.


Sayfa 129
1. a) Okuduğunuz şiirin ahenk ögelerini belirleyiniz. Tespitlerinizi defterinize not ediniz.
Asonans: “a”, “e” ve “i” sesleri asonans olarak kullanılmıştır. Aşağıda bu seslerin asonans olarak kullanıldığı dizelere ait örnekler verilmiştir: “Dil*berin haddi gül*i handân duru Şol mutarra’ sünbüli reyhân durur Cân eger tenden revân olsa ne gam Ehl*i aşkın cânı çün cânân durur”
Aliterasyon: “d” ve “r” sesleri aliterasyon olarak kullanılmıştır. Yukarıda bu seslerin aliterasyon olarak kullanıldığı dizeye ait örnekler verilmiştir:
Uyak: Uyak düzeni “aaxa” şeklindedir. “*ân” ile zengin uyak, “durur” ile redif yapılmıştır.
Ölçü: Aruz ölçüsü




b) Bu ahenk ögelerinin, konuşma dilindeki vurgu ve tonlamayla, şiirin ses ve söyleyiş özelliğiyle ilişkisini belirtiniz. Normal bir konuşma dilindeki vurgu ve tonlama hayatın normal akışı içinde olurken şiirin içindeki tonlama aynı şekilde olmaz ve aynı değerlendirilmez. Şiirde, “nasıl olur da daha etkileyici tonlamayla okurum” düşüncesi şiir anlamlandırılır. Günümüzde topluma hitaben yapılacak konuşmalarda da şiirde olduğu gibi vurgu ve tonlama önemlidir. Siyasilerin yaptığı konuşmalarda bunu görmek mümkündür.




2. a) Şiirin ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimini ve özelliklerini sıralayınız. Şiirin birimi dört dizeden meydana gelmiş tek benttir. Az sözle çok şey ifade etmek amaçlandığından bu dörtlükte anlam yoğunluğu fazladır. Şair, mahlasını kullanmamıştır.




b) Şiirdeki dizelerin her birinin anlam yönünden bütünlük sağlayıp sağlamadığını belirtiniz. Birimin her bir dizesinde dile getirilenler, Mecnun’un Leyla’ya olan aşkı etrafında bir bütünlük meydana getirmiştir.




c) İvaz Paşa*zâde Atâî ve yaşadığı yüzyılın siyasi, sosyal ve kültürel özellikleri hakkındaki bilgilerinizi, grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız. Şairin söyleyişinin, yaşadığı yüzyılın bu özellikleriyle ilişkisini açıklayınız.
XV. yüzyıl, Osmanlı Devleti siyasi ve askeri alanda geniş bir coğrafyaya hükmetmeye başladığı bir yüzyıldır. Bu yüzyılda, sosyal hayat İslam dininin etkisinde şekillenmiş ve saray çevresinde bir yüksek zümre oluşmaya başlamıştır. XV. yüzyıl, Tük edebiyatının çeşitli alanlarda çok önemli gelişmeler gösterdiği bir dönem olmuştur. Divan edebiyatı, bu dönemde Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati gibi büyük şairlerle Anadolu’da kuruluş aşamasını tamamlamıştır. Ayrıca, XV. yüzyılda Orta Asya’da gelişen Klasik Çağatay Edebiyatı devrinin kökleştiği de görülmektedir. Bu devir Çağatay Edebiyatının en yüksek devreye ulaştığı bir devirdir. Millî ruh ve şuurun ortaya çıkması, Türkçeye ehemmiyetin verilmesi bu devre rastlar. Bu dönemde Klâsik Çağatay edebiyatı eşsiz şair Ali Şir Nevâî ile en yüksek aşamasına varmıştır.


3. a) Kitabınızdaki şiirin, yapı yönünden özelliklerini (nazım birimi, birim sayısı, konu, ölçü) belirleyiniz. Tespitlerinizden hareketle bu nazım şeklinin adını söyleyiniz.
Nazım birimi: bent Birim sayısı:1 Konu: Sevgilinin güzelliği Uyak düzeni: aaxa Ölçü: Aruz ölçüsü


b) Şiirin ait olduğu geleneği belirtiniz.
Şiir divan edebiyatı geleneğine aittir.




4. Şiirin temasını söyleyiniz.
Şiirin teması sevgilinin güzelliğidir. 5.


“NE BÖYLE SEVDALAR GÖRDÜM NE BÖYLE AYRILIKLAR”
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum
elinin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.
İlhan Berk
Günümüz şairlerinden İlhan Berk’in şiirini, İvaz Paşa*zâde Atâî’nin şiiriyle duygu ve düşüncelerin dile getirilişi yönünden karşılaştırınız. Farklılıkları sıralayınız. Şiirin temasının günümüzde nasıl işlendiğini açıklayınız.
İvaz Paşa*zâde Atâî’nin dile getirdiği duygu ve düşünceler, İlhan Berk’in şiirinde aynı imgelerle değil günümüz insanının zevk ve anlayışına göre ve daha anlaşılır bir dille ifade edilmiştir.


Sayfa 130


6. a) İvaz Paşa*zâde Atâî, dilberin (güzelin, sevgilinin) yüzünü gülen bir güle benzetmiştir. Yani teşbih (benzetme) sanatı yapmıştır. Şiirdeki diğer söz sanatlarını da bulup bunların nasıl yapıldıklarını açıklayınız.
Dilberin yanağı güle benzetilerek Teşbih; Sevgilinin saçı reyhana ve sümbüle benzetilerek Teşbih ve Dilber* canan* gül kelimeleri arasında anlam ilişkisi kurularak Tenasüp sanatı yapılmıştır.




b) Araştırmalarınızdan da yararlanarak divan edebiyatındaki gül imgesini açıklayınız. Tuyuğdaki diğer imgeleri de bulunuz.
Gül: Divan şiirinde en çok kullanılan ve tüm güzellik vasıflarını bünyesinde toplayan çiçeklerin şahı güldür. Gül; sevgilidir, sevgilinin yanağıdır, dudağıdır, teridir, elleri, kulaklarıdır. Sevgilinin boyu gülfidanıdır. Sevgilinin yüzü gül rengidir. Gül, Efendimizin (sav) kokusudur, O’nun yansımasıdır. Dinimizde de kutsal sayılan bu çiçek, divan şairleri tarafından da kutlu olan sevgiliye benzetilmiştir. Sevgili, bazen Yaradan’ın kendisi; bazen elçisi Hz. Muhammed (sav) bazen de vuslatı imkânsız hale getirilmiş bir hayali güzeldir. Gül bulunduğu yeri “gülistân” yapar; baharın adı gül mevsimidir. Gül, nazlıdır, zariftir, kırılgandır. Gül, üzerine yapılan teşbih ve mecazların sonu gelmez. Gülmek: açılmak Gül: sevgili Gam çekmek: üzülmek, kederlenmek




c) Tuyuğda bulunan imge ve söz sanatlarının, duyguların dile getirilişindeki rolünü açıklayınız.
İmge ve söz sanatları, duyguların tuyuğda daha ilgi çekici ve estetik bir şekilde ifade edilmesini sağlamıştır.




7. Tuyuğda şiirin temasının, yerli ve yabancı şarkılarda da işlenip işlenmediğini bildiğiniz örneklerden yararlanarak açıklayınız.
Sevgilinin güzelliği teması yerli ve yabancı şarkılarda da işlenir. Zülüf Dökülmüş Yüze Zülüf Dökülmüş Yüze Aman, Kaşlar Yakışmış Göze Aman Aman. Usandım Bu Canımdan Aman Aman, Derd İle Geze Geze. Bu Ellerde Gez Gayri Aman, Kâtip Ol Da Yaz Gayri Aman Aman. Bir Kazma Al Bir Kürek Aman Aman, Mezarımı Kaz Gayrı. Gün Doğdu Aştı Böyle Aman, Gönüldür Coştu Böyle Aman Aman. Sen Orada Ben Burda Aman Aman, Ömrümüz Geçti Böyle. Neşet Ertaş




8. İvaz Paşa*zâde Atâî’nin, sevgilinin yanağını güle, saçını sümbüle benzetmesinin; onun izlenim, gözlem, sezgi ve kişisel duyarlılığıyla ilişkisini açıklayınız.
Şairin şiirde aktardığı gözlem, izlenim, sezgi ve kişisel duyarlılıklar yaşanabilir ölçüde değildir.




9. Tuyuğun yan anlam bakımından zengin olup olmadığını belirtiniz.
Tuyuğun yan anlam bakımından zengin sayılır. Şiirde geçen “açılmak, çıkmak, çekmek” kelimeler, yan anlamlıdır.






10. Tuyuğdaki Arapça ve Farsça kelimelere örnekler veriniz. Bunların kullanılma nedenini söyleyiniz.
Arapça ve Farsça kelimelere örnekler: gül*i handân, mutarra… Şiir divan edebiyatı şiir geleneğine göre yazıldığı için Arapça ve Farsça kelimelere yer vermiştir.




11. İvaz Paşa*zâde Atâî’nin, şiirde aktardığı duyguları dile getirme yöntemini nasıl değerlendirdiğinizi açıklayınız.
Yoğun bir anlam özelliği vardır.




12. Tuyuğu okurken neler hissettiğinizi belirtiniz.
Öğrencinin kendisinin cevaplaması uyundur.






13. İvaz Paşa*zâde Atâî hakkındaki araştırmalarınız ve okuduğunuz eserinden yararlanarak onun edebî ve fikrî yönüyle ilgili çıkarımlarınızı belirtiniz. Onun bu özelliklerinin okuduğunuz şiirle ilişkisini açıklayınız.

ŞAİR İVAZZADE ATAİ
( ? – 1438)Bursa


1. Mehmet ve II. Murat’ın vezirlerinden Bursalı Hacı İvaz Paşa’nın oğlu olan Atai Edirne’de doğmuştur.
Yeşil Camiinin mimarı olan İvaz Paşa padişaha ve devlete karşı ihtilal tasavvurundan dolayı önce idam cezasına çarptırılmış, daha sonra bu ceza gözlerine mil çekilerek kör edilmesi şekline çevrilmiştir. 1423 yılında babasının gözlerine mil çekilince İvaz Paşa’nın oğlu olan Atai, saraydan uzak durmuş. II. Murat kendisini saray hizmetlerine davet etmiş. Kendisi “Diriğ” redifli bir gazel sunarak bu görevi reddetmiştir.
Babasının 1429 yılında ölümünden sonra çok sıkıntı çekmiş, genç yaşta 1438 yılında vefat etmiştir. Mezarı Bursa’da İvaz Paşa Mahallesi’nde babasının mezarıyla yan yana bulunmaktadır.
Latifi’nin çağdaşı Şeyhi’den sonra en önemli şair olarak kabul ettiği Atai, nazım tekniği itibariyle edebi sanatlara fazlaca düşkün bir sanatçıdır. Meşhur Güneş isimli kasidesine Ahmet Paşa nazirede bulunmuştur.





Şiirlerinde Arapça ve Farsça sözcükler de kullanmasına rağmen Türki basit veya mahallileşme akımı denilen şiirleri Türkçe yazmak, şiirlerde atasözü ve deyimler kullanmakla ilgili divan şiiri akımının ilk uygulayıcılarından biri olduğu ortaya çıkmaktadır.

Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 05:34 )
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
10.sınıf, 2011 kitap, 2011-2012, 2012, bu senenin, ders kitabı cevapları, edebiyat, ekoyay, indir, kitabı, kitap, oku, tüm cevapları, yeni, yükle, zambak, öğretmen kitabı

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 10:59
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018