Eski 16-08-20, 16:09 #1
dbrovn dbrovn çevrimdışı
Varsayılan Tasavvufun Gayesi

Sûfilerin gözünde tasavvufun gayesi, Şerîat-ı Ğarrâ’yı hakkıyla yaşamaktan başka bir şey değildir.

Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri şöyle söyler: “Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in izini süren ve sünnetine sımsıkı yapışanların yolları maksuda erişir. Diğer yollar çıkmaz sokaktır. Bizim yolumuz, şerîatın asılları olan kitap ve sünnetle kayıtlıdır. Kitap, sünnet ve fıkhı bilmeyen kimseye uyulmaz. Biz tasavvufu Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in hadîs-i şerîfleriyle oluşmuş bir ilim olarak biliriz.”[1]

Bazıları şöyle söyler: “Tasavvuf; tam anlamıyla ulvî ve güzel ahlâka sahip olmak, süflî ve alçak tüm kötü huylardan kurtulmaktır.”[2]

Ebû Hamza el-Bağdâdî Hazretleri: “Söz, fiil ve hâllerinde, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e tâbî olmaktan başka Allah Te‘âlâ’ya ulaştırıcı bir yol yoktur.”[3]

Urve er-Rukî Hazretleri de şunları söyler: “Bir kulun Rabbini sevdiğinin alâmeti, o kimsenin Kur’ân-ı Kerîm’i sevmesi ve onunla amel etmesi, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i sevdiğinin alâmeti ise onun sünnetiyle amel etmesidir.”[4]

Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin ifadesiyle: “Kur’ân-ı Kerîm ile amel etmen, seni o Kur’ân-ı Kerîm’i gönderen Allah Te‘âlâ’ya, sünnet ile amel etmen de Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e ulaştırır.”[5]

Sûfiler, Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e sözlerinde ve fiillerinde tâbî oldular. Çünkü onlar, Allah Te‘âlâ’nın şu âyet-i kerimesini işittiler: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan sakının.”[6] Buna bağlı olarak şöyle dediler: “Kurtuluşa ve felâha kavuşman ancak kitap ve sünnete tâbî olmakla mümkündür.”[7]

Sehl ibni Abdillâh et-Tüsterî Hazretleri bir vesileyle şöyle demiş: “Kitap ve sünnetin tanımadığı ve kabul etmediği her keşif batıldır”[8] bir başka vesileyle ise şu açıklamada bulunmuştur: “Yiğitlik, sünnete tabi olmaktadır.”[9]

Ebû Yezid el-Bistâmî Hazretlerine, “sûfi” hakkında sorulunca şöyle cevap vermiştir: “Sûfi, Kur’ân-ı Kerîm’i sağ eline, Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sünnetini de sol eline alan kimsedir.”[10]

eş-Şa‘rânî Hazretleri şunları söyler: “Bütün sözlerimiz, fiillerimiz ve inançlarımızda ‘Sünnet-i Muhammediyye’ye tabi olmamız için bizden bir söz alındı. Herhangi bir meselede, kitap, sünnet, icma veya kıyasdan bir delil bulamazsak, o meseleyle amel etmeyiz. Bundan kaçınmamızın sebebi Şerîat-ı Ahmediyye’ye bid‘at karıştırma korkusudur. Tasavvuf, kitap, sünnet; nebiler ve seçilmiş kulların ahlâkı üzere bina edilmiştir. O yüzden Kur’ân, sünnet veya icmâya açıkça muhalefet etmediği sürece tasavvuf ve ehli tasavvuf zemmedilmemelidir.”[11]

Şöyle anlatılır: “Ebû Yezid el-Bistâmi Hazretlerinin yaşadığı yerde ibadet ve zühdüyle bilinen insanların rağbet ettiği bir zat vardı. Bir gün yanında bulunan bizlere: ‘Kalkın! Kendisini ‘velî’ diye meşhur etmiş şu adama gidip bir bakalım’ dedi. Adamın bulunduğu bölgeye gittik. Adam evinden çıkmış mescide gidiyordu. O esnada kıbleye doğru tükürdüğünü gördük. Ebû Yezid el-Bistâmî Hazretleri bunu görünce hemen: ‘Dönün!’ diyerek o kimseye selâm bile vermeden geri döndü. Sonra: ‘Bu adam Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in edeplerinden bir edebe riayet etmezken nasıl olur da -iddia ettiği gibi- sıddık ve velîlerin makamlarından bir makam üzere olabilir?!’ dedi.”[12]

Muhyiddin ibni Arabî Hazretleri kendisinde bazı harikulâde hâller ve tecellîler görmeye başlayınca kendi kendine şunları söylemiştir: “Ey nefsim! Cibilliyetine muhalefet etme arzusunu koyan ve seni tüm zemmedilen vasıflarla yaratan Zât-ı Rahmân’ın izzet ve şerefine yemin ederim ki, senin bu hâllerin Kitabullâh’a ve Sünnet-i Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e uymadığı sürece, ne bu hâllerine kapılacak ne de seni tasdik edeceğim. Bu hâllerin ancak Kitabullah ve Sünnet-i Rasûlüllâh’a muvafık olduğunda ve sende ufacık dahi bir yanlış görmediğimde tasdik ederim”[13]

Mevlâmız (Celle Celâlühû) bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur: “Andolsun ki, Allah’ın Rasûlünde sizin için güzel bir örnek vardır.”[14]

Şeyh Ali el-Havvâs Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Nasıl olsa ezelde kaderimde yazılmıştır, diyerek bir gevşekliğe düşüp de duâyı terk etmekten sakınasın! Yoksa sünneti terk etmiş olursun. Zira -ister icâbet olunsun, ister olunmasın- duânın bizatihi kendisi ibâdet ve sünnettir.”[15] Bir başka vesileyle şöyle demiştir: “Bizim katımızda bir insan, ilmini, müctehidlerin aldığı kaynak ve merkezden almadığı sürece kâmil biri olamaz.”[16]

İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin Tasavvufun Gayesine Dair Beyânları
Büyük imam, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Faruk es-Serhendî Hazretleri şöyle buyurur: “Allah Teâlâ: ‘İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın!’[17] âyet-i kerîmesinde, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ümmetinin yolunu dosdoğru yol, bu ümmetin dışındakileri ise takip edilmesi câiz olmayan diğer yollar, diye isimlendirmiştir.[18]

Allah (Celle Celâlühû), Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i bütün kâinatın en fazîletlisi ve en kıymetlisi yapmıştır. Salâtların en fazîletlisi ve selâmların en kâmili onun üzerine olsun.

Allah (Celle Celâlühû), Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yolu üzere istikameti bizlere rızık olarak versin. Çünkü razı olunan bu ittibânın ufacık bir zerresi, dünyevî ve uhrevî tüm nimet ve lezzetlerden katbekat üstündür.

Fazîlet; Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in pâk sünnet-i seniyyesine tâbî olmak, meziyet; onun şerîatını yaşamaktır.”[19]

Tasavvuf büyüklerinin, kendi yollarının keyfiyetini beyan eden bu açıklamalarına bakıldığında, Allah Teâlâ’nın kitabına ve Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sünnetine sımsıkı yapışma hususunda ne kadar dikkatli oldukları görülür. Bu zatlar, Kitâbullâh’a ve Sünnet-i Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e ittibâ konusunda en iştiyaklı kimselerdir. Bu yüzden de şer‘î ilimleri öğrenmeye son derece teşvik etmiş ve şerîata muhalif bir durumun zuhur etmesine de asla tahammül göstermemişlerdir.

Dipnotlar

[1] Ahmed Zerrûk, Iddetü’l-Mürîd, s. 36.
[2] Ahmed b. Muhammed b. Acîbe el-Hasenî, Şerhu’l-Hikemi’l-Atâiyye, s.16.
[3] Ebû Sa‘îd Ahmed b. Îsâ el-Harrâz, Kitâbu’s-Sıdk, s. 12.
[4] Şa‘rânî, Tenbîhü’l-Muğterrîn, s. 333.
[5] Seyyid Abdülkâdir el-Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî ve’l-Feyzu’r-Rahmânî, s. 76.
[6] Haşr Sûresi:7
[7] Abdulkadir el-Geylânî, a.g.e, s:162, 186.
[8] es-Sühreverdî, Avârifü’l-Me‘ârif, s. 61.
[9] el-Kuşeyrî, Risâletü’l-Kuşeyriyye, s. 391.
[10] Ebû Tâlib el-Mekkî, A‘mâlu’n-Nebiyyîn ve’s-Selefi’s-Sâlihîn min Semerâti İlmi’l-Kulûb, s. 250.
[11] Şa‘rânî, Levâkıhu’l-Envâri’l-Kudsiyye fî Beyâni’l-Uhûdi’l-Muhammediyye, s:14.
[12] es-Sühreverdî, Avârifü’l-Me‘ârif, s:61.
[13] Muhyiddîn b. Arabî, Rûhu’l-Kudüs fî Muhâsebeti’n-Nüfûs, s. 27.
[14] Ahzâb Sûresi:21
[15] Şa‘rânî, Kitâbü’l-Cevâhiri ve’d-Dürer, s. 74.
[16] Muhammed Sâih Şarkî Amrî et-Ticânî, Buğyetü’l-Müstefîd li-Şerhi Münyeti’l-Mürîd, s. 14.
[17] En‘âm Sûresi:153
[18] İmam Rabbânî, el-Mektûbât, c.1, s. 54, Mektûb:41
[19] İmam Rabbânî, el-Mektûbât, c.1, s. 117, Mektûb:114.

Kaynak İsmailağa Camisi Resmi İnternet Sitesi
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-04-21, 15:11 #2
ErkinCankut453 ErkinCankut453 çevrimdışı
Varsayılan C: Tasavvufun Gayesi

Bilgi için Teşekkürler
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-04-22, 16:41 #3
Mütenahi Mütenahi çevrimdışı
Varsayılan C: Tasavvufun Gayesi

ALLAH Razı olsun...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-04-22, 23:09 #4
dbrovn dbrovn çevrimdışı
Varsayılan C: Tasavvufun Gayesi

Amin cümlemizden
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-03-24, 17:27 #5
Coolumsu Coolumsu çevrimdışı
Varsayılan C: Tasavvufun Gayesi

Tasavvuf çok korkunç bir şeydir. Tevhidi bozar. Panteizm bence ateizmden bile daha kötüdür.
Şia, Sunniler İslam’a çok zarar verdiler uydurma hadisler filan ama en büyük zararı buradan tasavvuftan aldık. Ne kadsr eleştirsek de yine mezhep imamları iman şartlarına özen gösterirlerdi nihayetinde müslüman insanlardı hataları tonla olsa da..

Tasavvuf da vahdeti vücut denen zırva yüzünden insanlar şirke düştüler. Allah’ı bırakıp şeyhten yardım istediler şeyhlere ilahlık yakıştırdılar ve maalesef kafir ve müşrik oldular.. Allah hepsini ıslah etsin. Allah’ın ortağı yoktur, Allah’ı bırakıp neden adamlara bağlanıyorunuz? Çevresinde kabir olan mescidde namaz kılınmaz.

Bu arada İbni Arabi emdülüslüdür. Oranın gnostizmi eserlerinde apaçık görülür. Çok tehlikeli bir adamdır, zehiri ambalajlar bal diye sunar.
“Puta tapan da Allah’a tapmıştır” gibi garip bir inanıştadır.
İmam Rabbani de hindistanlıdır. Hint hurafelerini dine sokmuştur.

İslam’da rabıta diye bir şey yoktur. Allahtan başkasına ibadet asla caiz olmaz. İslam’a hurafe sokmayın lütfen. İslam akıl, tevhid ve Kuran dinidir, gerisi boştur..
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 06:20
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz.