Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 27-11-17, 10:09 #1
DeepSilence DeepSilence çevrimdışı
Varsayılan Türkİye selçuklulari ve beylİkler dönemİnde kültür ve uygarlik


TÜRKİYE SELÇUKLULARI VE BEYLİKLER DÖNEMİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK

Devlet Yönetimi: Türkiye Selçuklularının devlet teşkilatı, Büyük Selçuklularınki gibiydi. Yönetimin başında bir hükümdar bulunurdu. Hükümdar, ülkenin mutlak hakimiydi. Fakat gelişigüzel emir vermezler, töre ve yasalara uyarak ülkeyi yönetirlerdi. Selçuklu hükümdarları Sultan veya Sultan-ı âzam gibi unvanlar kullanırlardı. Ülkenin her yerinde sultan adına hutbe okunurdu. Hükümdarın egemenliğini belirten alâmetleri şunlardı; taht, taç, tuğ ve adına sikke (para) bastırmasıdır. Selçuklularda belirli bir hükümdarlık yasası yoktu. Hükümdarlık babadan oğla geçerdi. Ülke, hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Bu nedenle hanedan üyeleri, ülkenin çeşitli yerlerini paylaşırlardı. Bu da Selçuklu ailesi içinde taht kavgalarının çıkmasına sebep olmuştur.

Hükümdarlardan sonra yönetimde en yetkili kişi vezirdi. Vezir, devlet işlerinde hükümdarın en büyük yardımcısıydı ve Sahib-i Âzam unvanıyla anılırdı. Selçuklularda devlet ve memleket işlerinin görüşülüp karara bağlandığı kurula, Büyük Divan denilirdi. Divan; savaş ve barışa karar verir, büyük devlet memurlarını atar, büyük davalara bakardı. Divan'ın başkanı vezirdi, diğer üyeleri de yüksek devlet görevlileriydi. Büyük Divan'a bağlı başka divanlar da vardı: Mali işlerle İstifa divanı, Askerî işlerle Arz divanı, Adlî işlerle İsraf divanı, İç ve dış yazışmalarla Tuğra divanı ilgilenirdi.

Türkiye Selçuklu Devleti'nin ilk merkezi İznik idi. Daha sonra Konya merkez oldu. Devletin son dönemlerinde de Kayseri başkent olmuştur. Ülke yönetim bakımından vilâyetlere (il) ayrılırdı. Bunların başında merkezden atanan valiler (emirler) bulunurdu. Melikler, büyük vilâyetlere vali olarak gönderilirdi. Önemli şehir merkezlerinin idaresinden ise, ŞIHNE denilen askerî valiler sorumluydu. Bizans sınırında bulunan vilayetler ise uc beyleri tarafında yönetiliyordu



Toplum Yapısı: Türkiye Selçuklu Devleti döneminde Anadolu'da yaşayan halkın büyük çoğunluğunu Türkler meydana getiriyordu. Halk; şehirliler ve köylüler olarak ayrılıyordu. Köylerde yaşayanlar hayvancılık ve tarımla uğraşırlardı. Devlet, toprağı işlemesi şartı ile köylüye bırakıyordu. Toprağı işleme hakkı babadan oğla geçerdi. Türk köylüsü köle durumunda değildi. Halkın her zaman şikayet ve dileğini kadıya veya büyük divana bildirmeye hakkı vardı.

Şehirlerde yaşayanlar daha çok ticaret ve zanaatle uğraşırlardı. Şehirlerdeki esnaf Lonca adı verilen ticarî birlikler meydana getirmişlerdi. Her esnaf loncasına mensup olanlar arasında sıkı bir meslek dayanışması vardı. Bunların başında bulunan kişilere Ahi denirdi. Ahiler, esnafın malının kalitesini ve fiyatını denetlerdi. Bu teşkilat hem dinî, hem de ekonomik özellik taşıyordu. Şehirlerde yaşayan halkın bir kısmını devlet memurları ve bilim adanılan (müderris, medrese öğrencileri, kadılar) meydana getiriyordu.

Selçuklu hükümdarlar da adaletli bir yönetim uyguladılar. Müslüman olmayan halkı da korudular, isteyenlerin kendi topraklarında kalmasına izin verdiler. Bu durum, Anadolu'daki Rum, Ermeni ve Süryani halkın Türk yönetimini tercih etmesine neden oldu.



Ordu: Türkiye Selçukluları'nın askerî teşkilatı, Büyük Selçuklularınkine benziyordu. Türk Ordusu düzenli ve disiplinliydi. Ordunun başkomutanı Sultandı. Selçuklu ordusu şu bölümlerden oluşuyordu:



-- Hassa Ordusu: Devletten maaş alan Hassa ordusu, sultanın yanında savaşa katılırdı. Bunlar yaya ve atlı olarak ikiye ayrılırdı.

-- Tımarlı Sipahiler: Ordunun temelini bunlar oluştururdu. Atlı olan bu askerler geçimlerini ıkta topraklarıyla sağlarlardı. Barış zamanı topraklarını işler, savaş zamanı esas orduya katılır, sağ ve sol kanatta yer alarak savaşırlardı.

-- Türkmenler: Türkmenlerin meydana getirdiği kuvvetler ise, uçlarda bulunur, daima savaşa hazır olurlardı. Sultanın emri ile uçlara yerleştirilen Türkmenler, buradan düşman ülkesine akınlar yaparlardı.

-- Bağlı beyliklerin kuvvetleri: Savaş zamanı Sultana bağlı beylikler ve devletler de yardımcı kuvvetler gönderirlerdi.

Gereğinde ücretli askerler de alınırdı. Ordu komutanlarına emir'ül ümerâ denilirdi.

Türkiye Selçuklu Devleti önemli bir deniz gücüne de sahipti. Sinop, Antalya ve Alanya'daki tersanelerde donanma inşa etmişler, Ege Denizi ve Karadeniz'de seferlere çıkmışlardır. Deniz kuvvetlerinin komutanlarına Reis-ül Bahr denilirdi.



Hukuk: Türkiye Selçukluları, hukuk anlayışı konusunda kendilerinden önceki Türk-İslâm devletlerinin etkisinde kalmıştır. Türkiye Selçukluları'nda adalet teşkilâtı Şer'i ve Örfî hukuk (yargı) olarak ikiye ayrılıyordu. Şer'i yargı sisteminde davalara kadılar bakardı. Kadı, din ve şeriatla ilgili tüm işlerde yetkiliydi. Ayrıca evlenme, boşanma miras ve alacak davalarına da bakarlardı. Baş kadı, Kadı el-Kudat adı ile anılır ve başkentte otururdu. Baş kadıyı sultan tayin ederdi.

Örfî yargı sistemi, asayişi bozan ve yasalara karşı gelenlerin davalarıyla ilgiliydi. Örfî yargı sisteminde davalara Emir-i dâd bakardı. Ordu içindeki anlaşmazlıklar Kadı-yı Leşker başkanlığındaki askerî mahkeme de görüşülürdü. Ayrıca sultanın başkanlık ettiği, Divan-ı Mezalim'de bir çeşit yüksek mahkeme durumundaydı.



Din: Türkiye Selçuklu Devleti döneminde Anadolu'da halkın büyük kısmı Müslümandı. Ayrıca Hristiyan ve Musevi halk da vardı. Bunlar din ve inanışları yönünden serbesttiler. Müslüman olmayan halk da devletin koruyuculuğu altındaydı. Moğollar'ın Önünden kaçan bir çok bilgin Anadolu'ya gelip yerleştiler. Mevlâna, Yunus Emre gibi Mutasavvıflar Anadolu'da yaşadılar ve fikirlerini rahatça söyleyebildiler. Bir çok tarikat ortaya çıktı. Bunların en yaygın olanları Mevlevîlik, Nakşibendilik, Bektaşîlik tarikatlarıydı.



Toprak Yönetimi: Türkiye Selçukluları'nda toprak, devletin malı sayılırdı. Mülkiyeti devlete ait olan topraklara Mirî arazi adı veriliyordu. Bu toprak; Ikta (dirlik), mülk ve vakıf olmak üzere ayrılırdı. Ikta sisteminde toprak, gelirine göre çeşitli parçalar ayrılırdı. Devlet adamlarının ve sipahilerin masrafları bu arazinin geliriyle karşılanırdı. Ikta sisteminin işleyişi Büyük Selçuklu Devleti'ndeki gibiydi. Mülk arazi ise, üstün hizmeti görülenlere hükümdar tarafından verilirdi. Vakıf arazi; geliri, sosyal kurumların giderlerine ayrılan topraklardı. Selçuklularda arazi defterlerini düzenleyen ve dirliklerin dağıtım işleri ile ilgilenen makama Pervanecilik denirdi.



Fikir Hayatı: Türkiye Selçuklu Sultanları bilginleri ve şairleri koruyup, değer verirlerdi. Anadolu'nun büyük şehirlerinde pek çok medrese, kütüphane yapıldı. Buralara Türkistan, İran, Mısır'dan birçok bilgin geldi. Konya, Kayseri Tokat, Kayseri gibi şehirler önemli bilim ve fikir merkezi oldu. Konya'ya yerleşen Muhiddin Arabî, Anadolu'da tasavvuf düşüncesinin gelişmesini sağladı. Yine dünyaca ünlü tasavvuf bilgini Mevlâna Celâleddin Rumî, Türkiye Selçukluları döneminde Konya'da yaşamış, Mesnevî ve Divân-ı Kebir gibi ünlü eserler kaleme almıştır. Yunus Emre de en büyük tasavvuf şairi olup, eserlerini Türkçe olarak kaleme almıştır.



Dil ve Edebiyat: Anadolu'da yerleşen Türklerin dili Türkçe'ydi. Fakat Selçuklular edebiyat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da Arapça kullanmışlardır. Sarayda da Farsça konuşulurdu. 13.yüzyılda Anadolu'da edebiyat en verimli çağını yaşadı. Edebiyat 3 koldan gelişmiştir. 1- Divan edebiyatı, 2- Tasavvuf edebiyatı, 3- Halk edebiyatı. Bunlardan, Tasavvuf edebiyatı alanında eser veren en ünlü isim Mevlânâ Celâleddin Rumidir. Halkın anlayabileceği bir dille Türkçe şiirler yazan büyük şairler de yetişmiştir. Bunların en ünlüsü Yunus Emre'dir. Ayrıca Hoca Dehhânî, Gülşehrî, Nesimî de eserlerini Türkçe olarak yazdılar. Selçuklu edebiyatında destanların da önemli bir yeri vardır. Anadolu'nun fethi şairler tarafından destan şeklinde söylendi ve daha sonra da yazıya geçirilmiştir. Bu destanların en ünlüsü Battal Gazi ve Dârişmend Gazi destanlarıdır. Bu destanlarda, sözü edilen Türk büyüklerinin kahramanlıkları anlatılmaktadır. Ayrıca Selçuklular döneminde Türkiye'de Dede Korkut Hikayeleri de ozanlar tarafından anlatılırdı. Önce sözlü olan bu hikayeler, daha sonra yazıya geçirilmiştir. Bu dönemde yaşayan ünlü kişilerden biri de, Türk mizahının ölümsüz ismi Nasreddin Hoca'dır.



Ekonomik Hayat: Bu dönemde Anadolu ekonomik bakımdan en zengin ülkelerden biri haline gelmişti. Selçuklu hükümdarları ekonominin , özellikle ticaretin gelişmesi için her türlü önlemi aldılar. Dış ticareti teşvik ettiler. Avrupalı Tüccarlara düşük gümrük tarifesi uygulandı. Ayrıca Selçuklularda malı zarar gören tüccarın zararı devlet tarafından ödenirdi. Yani bir çeşit "devlet sigortası" uygulanıyordu. Cenevizli ve Venedikli tüccarlar sigortayı Anadolu'dan öğrenmişler ve Avrupa'ya tanıtmışlardır.

Ülke ekonomisinin temeli ticaretti. Asya'dan gelen kervanlar, Anadolu üzerinden Avrupa'ya ulaşıyordu. Bu ticaret kervanları Selçuklulara çok fazla gelir getiriyordu. Bu kervanların konaklaması için Anadolu'da şehirler arasına kervansaraylar yapılmıştır. Kervansaraylarda tüccarlar ve kervanları, 3 gün boyunca ücret ödemeden kalabiliyorlardı.

Ticaretin yanında tarım ve hayvancılık da gelişmişti. Koyun, keçi ve at yetiştiriliyor, meyvecilik ve bağcılık önemli bir yer tutuyordu. Anadolu, Selçuklular döneminde maden bakımından da zengindi; şap, demir, bakır, gümüş madenleri işletiliyordu. Türkmenlerin dokudukları halı ve kilimler dünyaca ünlüydü ve dış ülkelere gönderiliyordu.



Sanat: Selçuklular, Anadolu'ya yerleştikten sonra bu ülkeyi yeni baştan imar ettiler. Anadolu'nun şehirleri cami, medrese, han, hamam, kervansaray, köprü gibi yapılarla süslendi. Bütün bu eserler, Selçuklu yapı tarzı denilen bir üslûpta yapılmıştır. Bu tarzda ortaya çıkan eserler, zarif, ince, ahenkli ve güzeldir. Selçuklu mimarisinin en mükemmel eserleri kervansaraylardır. Bu eserlerin gerek yapı tekniği ve gerekse gördükleri hizmet bakımından dünyada bir benzerleri yoktur. Kervansaraylar, genellikle cami, hamam, hastaneden oluşan külliye şeklinde yapılıyordu.

Türkiye Selçuklular mimarinin yanında Süsleme sanatlarına da çok önem vermişlerdir. Taş, mermer ve tahta oymacılığında, kabartma ve kakmacılık sanatlarında çok ileri gitmişlerdir. Binaların iç ve dış kısımlarını bu sanatlarla ve çinilerle süslemişlerdir. Çinicilik bir sanat olarak Anadolu'da en yüksek dönemini yaşamıştır. Ayrıca güzel yazı yazma sanatı olan HAT sanatı da çok gelişmiş, mimarî eserler güzel yazılarla bezenmiştir. El sanatları içinde halı ve kilimler çok ünlüydü ve bunlar dışarıya satılıyordu. Dokunan bu halılar figürlü örnekler ve geometrik şekillerle süslüydüler.

__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-03-18, 19:27 #2
emrecnn60 emrecnn60 çevrimdışı
Varsayılan C: Türkİye selçuklulari ve beylİkler dönemİnde kültür ve uygarlik


Eline sağlık
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
bir, bıyık, devlet, selçuklu, türkiye

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 03:07
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018