Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 05-11-18, 23:59 #661
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!


ÖZLEDİĞİM NESİL...

Hayır, susmaya mahkûm ve mecbur değilim! Bir neslin rüyasını kuruyorum ve her zaman, rüyasını kurduğum o kutlu nesil için koşuyorum, konuşuyorum. Haksızlığa eyvallah etmem, susmam, boyun eğmem, kul hakkına tasallut etmem, çıkar için vicdanımı susturmam, dini vb. ortak değerleri afyon gibi kullanmam, menfaatlerime haysiyetimi feda etmem, dini alıp satmam, üç kuruşluk dünya için korkup kabuğuma çekilmem ya da bin bir renge girmem, ezileni kendi kaderine terk etmem, rüyasını kurduğum o nesle ihanettir ve bendeniz ihanet edemem, çünkü hain değilim! Hainle dolu bir dünyada bendenize hain diyecek hainleri de merak ederim kuşkusuz. Herkesle aynı düşünmek, herkesin gittiği yolda gitmek, herkeisn inandığı gibi inanmak, herkesin itaat ettiğine itaat etmek zorunda değilim, düşüncemde ve yolumda tek başıma kalmam ve herkesle aynı yerde olmamam hainlikse de, böyle bir hainliği seve seve kabullenmekten tereddüde düşmem. Hayalini kurduğum bu yolda, rüyasını beslediğim bu uğurda gücüm ne kadarsa, yapabileceğim ne varsa yapmak için yorulmaktan da zerrece imtina etmem. Belki bu yola tek taş koyabilirim, varsın olsun, bu uğurda feda olsun, demek ki gücüm o tek taşa yetiyormuş derim. Hak bildiğim yolda tek başıma da kalsam yürümeyi şeref bilirim, kavgam için söylediğim tek bir söz bile olsa şahidim olsun. Kalbi merhametle yıkanmış, dünyası aklının ışığıyla aydınlanmış, gövdesi iradesine boyun eğmiş, sözü adalet olarak tecelli etmiş, hayatı ahlakla cilalanmış, kaderinin hamurunu acılarıyla yoğurmuş, haykırışlarıyla ve haklı isyanlarıyla korkuyu korkutmuş, sevgisinin sıcaklığıyla nefret buzullarını eritmiş, özgürlük aşkıyla tutsaklık zincirlerini paramparça etmiş, devrim ruhu ve inancıyla çağın koşullarına ve dayatmalarına amansızca meydan okumuş, kendisini kendi ülkesini kurmaya adamış, ütopyasından yana umudunu kaybetmemiş, nice acı tecrübelerden sonra birey olmanın kıymetini gerçekten en dibine dek idrak etmiş ve bu kutsal yolda acının madeni olmuş bir neslin rüyasını kuruyorum. Ve rüyasını kurduğum nesil için ter dökmeliyim, yaş akıtmalıyım, emek vermeliyim, gerekirse canımı feda etmeliyim. Zindanlar, zincirler, prangalar, bukağılar vız gelir bu yolda. Çünkü kanlı, kirli ve karanlık dünyanın paslı çarklarının kurbanı olmak istemiyorum. Emperyalist işbirlikçileri beslemek ve büyütmek istemiyorum. Sekter, banal, sığ, dar kafalı dördüncü tür yaratıkların süfli dünyalarının zavallı bir oyuncağı olmak niyetinde değilim. Artık aklın ve bilmin egemen olduğu daha güzel dünyaları, kardeşçe yaşanacak daha mutlu yarınları, adaletle dolu bir yurdu hak ettiğime ve ettiğimize inanıyorum. Böyle dünyalarda öyle yarınları, rüyasını kurduğum neslin getireceğini düşünüyorum ve hissediyorum. Okumalıyım, iflah etmeyen sorularla ve amansız sorgulamalarla o nesle ulaşacağım ve o neslin koşacağı yolun taşlarını döşemeliyim. Bunu bir eksiklik olarak görmemeliyim. Feragat ettiğim şeyler için nedamet duymamalıyım. Feragatin ve fedakârlığın olmadığı yerde rüya peşinde koşmak ahmaklıktan başka bir şey değildir, rüyam var demekte sahtekârlıktan ibarettir. Bu nesil öyle bir nesil olmalı ki, ne böcek olup ayaklar altında çiğnenmeyi, ne çakal olup eti sıyrılmış kemik beklemeyi, ne kurt olup parçalamayı, ne koyun olup güdülmeyi kabullenmesin ve böyle yaşamayı da hak etmiş olmasın. Ne kimseyi alçak görsün kendinden, ne de kendinden üstün saysın kimseyi. Kula kulluğu zül addetsin. Herkesle eşit olduğunu bilsin, sunulan ayrıcalığı reddetsin, ayrıcalık istememeyi de şeref bilsin. Hiçbir yere aidiyet hissetmesin ve herhangi bir yere ait olmak sevdasına da düşmesin. Sadece ve sadece insanlığa ait olsun ve hakikatin sevdasını taşısın. Sünger gibi emici değil, katalizör gibi itici güç olsun. Bir yolda olsun, o yol hiç bitmesin ve o yolda yönünü bulsun, hedefini bilsin. Pervasız, amansız, korkusuz bir savaşçı olsun. Aydınlığın yürekli bir neferi olsun. Yüreğinde sevgiyle yıkanmış sözden oklar taşısın. Adaletten taviz vermesin, ahlak yasalarını çiğnemesin, haramı ve helali tefrik edebilsin, tek bir kardeşinin hakkına göz koymasın ve yaşama sevincini çalmasın. İnsanlıkla merhameti eşdeğer görsün. Kendi dinamiklerini bilsin ve kendi imkânlarını keşfetsin. Asla sefil bir asalak olmasın. Sürekli yutma peşinde koşmasın. Yaşama sevdasına düşmesin, yaşatma düşüncesi taşımadan. Ve yaşadığı zamanların tanığı olsun her zaman. Şahitlik edecek göz, şehit olacak can taşımayı şeref bilsin. Ve hiçbir şeyi, hiçbir zaman unutmasın! Unutmanın tükenmek olduğunu, hatırlamanın yaşamak ve yaşatmak olduğunu idrak etsin. O, özlediğim, beklediğim, kalbimde umudunu, kafamda rüyasını taşıdığım ve birgün ellerimde, tutuşturduğu meşaleyi taşıyacağım nesil olsun!
__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-11-18, 18:12 #662
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!


VARIM DİYORSAM RAHATSIZ EDİYORUMDUR...

Merak ediyorum ve hep soruyorum; ben niye varım? Gerçekten niye varım? Ve kimim ben? Soru sormak, sorgulamak, hakikati aramak gerçekten günah mıdır, kötülük müdür, ahlaksızlık ya da zalimlik midir? Hz. İbrahim sordu, Hz. Musa sordu, Hz. Muhammed sordu ve soru hiç bitmedi. Çünkü hakikat soruların içindeydi ve her hakikat yeni soruları gizliyordu içinde. Her şey soruyla doğdu, soruların kucağında doğdu. Sorular hem cennetti hem de cehennem. Sormayı yasaklayana niçin inanayım, güveneyim ve onu niçin seveyim? Sormayana niçin saygı duyayım? Bilakis, eğer sormak kötüyse, soranlar niçin sordular ya da sormak günahsa, böyle bir şey inancın gereği midir yahut nefsin çıkarımı mıdır veyahut zalimlerin bir oyunu mudur? Her şeyi birileri bilmek zorunda mıdır? Bendeniz bilemem mi mesela, istesem de bilemem mi? Bilemeyeceksem, niçin okuyacağım? Hayır, istediğim soruyu, istediğim gibi sorabilirim, sormalıyım, bundan kime ne? Sordurmamak kimin haddine? Kendini bulmaya ve bilmeye çalışmak ahlaksızca bir iş midir? İnsanlığın vahşice katliamını sessizce izleyip öylece oturmak alçaklık değilse nedir? Durduğum yerde aynılıktan sıkılıyorum ve rahatsız oluyorum rahatsız olmuyorlarmış gibi görünenlerden ve onları rahatsız etmek istiyorum. Kurt gibi parçalamaya, çakal gibi kemik beklemeye, koyun gibi güdülmeye, böcek gibi ezilmeye eyvallah edemiyorum. Dünya güllük gülistanlık olmadığı halde öyleymiş gibi umarsızca yaşayanlardan rahatsız oluyorum. Oysa her şey gözümüzün önünde olup bitiyor. İnsanız diyorsak kendimizce yapabileceğimiz şeyler vardır, olmalıdır diyorum ama hiçbir şey yapılmadığını görünce, yapılmak istenmediğini hissedince çıldırıyorum. Bendeniz, yeryüzüne egemen olup insanlığın başına tanrı kesilmeye çalışanların yalanlarına inanmıyorum ve onların vahşetleri karşısında susup oturacak bir alçak değilim. Yalanlarla aram hiç iyi olmadı kendimi bildim bileli. Çünkü yalanlar hayatımdan hep çaldılar ve eksilttiler gram gram. Bıktım vahşetlerden, alçaklıklardan, zalimlerden, zulümlerden ve hep suskunluklardan. Bendeniz ezilenlerin çocuğuyum. *****lik nedir bilmemişim, alçaklığı hiç tanımamışım, suskunluğu tatmamışım, adım isyan olmuş hep, hakikatse şiarım. Boyun eğmek, görmemek, duymamak, bilmemek, hakikati yok saymak için yaratılmadım bendeniz. Yitik zamanların yazılmamış öyküsünü yazmak ve en güzel zamanlarımızı çalanlardan hesap sormak için yaratıldım. Sanki tüm dünya benim olsaymış bile yine de aynı olacakmışım, olurmuşum gibime geliyor. Çünkü dünyanın peşine düşmek, dünyaya sahip olmak için yaratılmamışım, bu yüzden de dünyaya sahip olup olmamak umurumda olmuyor ve beni değiştirecek gücü bulamıyor kendinde. Zalimleri rahatsız etmek ve onlardan hesap sormak için yaratılmışım sanki. Hakikati bir balyoz gibi yalanların tepesine indirmek için varolmuşum gibi. Arkamda da hakikat olunca korkmuyorum hiçbir şeyden, hiçbir kimseden. Hayır, bendeniz bu dünya kendilerininmiş gibi hareket edenlerden hazzetmiyorum. Bu dünyanın onlar için yaratıldığını düşünmüyorum ve öyle rahat hareket etmeleri batıyor bana. Kendi kafalarına göre yaşamaları, istedikleri gibi hareket etmeleri, istedikleri gibi yaşatıp öldürmeleri, istedikleri gibi batırıp çıkarmaları, istedikleri kadar alıp vermeleri, istedikleri kararları dayatmaları batıyor bana. Haksız olunduğu halde haklı olmak, haklı olunduğu halde haksız olmak tüm gövdemi sarsıyor, kalbimi acıtıyor. Doğrunun yanlış, yanlışın doğru olması ve aynıyla tatbike yeltenilmesi ruhumu ve kafamı alt üst ediyor. Hangi hakla yapılıyor tüm bunlar diye soruyorum, sorguluyorum ama cevap bulamıyorum, bulduğum cevapta rahatsız ediyor beni ve çıldırıyorum o an. Hayır, bu dünyada kimse varlığını kabul etmiyorsa da, bendeniz kabul ediyorum ve varım diyorum, işte o zamanda her şey karışıyor ve karışmalıdır da elbette. Umutla, inançla, kararlılıkla ve cesaretle de sormaya devam edeceğim. Terle, yaşla, emekle kazacağım bilginin toprağını ve hakikati arayacağım. Yine soracağım her zaman; kutsallar bile vahşetten, alçaklıktan niçin alıkoymaz insanı, alıkoyamaz? Çünkü bir insan olarak bendenizi rahatsız eden, içimi acıtan şeyler var bu dünyada. Oturup kendi işimi yapmak ve hiçbir şeye karışmamak için mi? Her şeye rıza gösterip, tahammül edip, öylece beklemek için mi? Olan biten hiçbir şeyi görmemek, duymamak, bilmemek, hissetmemek ve öylece ruhsuz bir şekilde güya yaşıyorum sanarak yaşayıp gitmek için mi? Hayır böyle değil, böyle olmayacak, böylede yaşamayacağım! Varolmak demek, varlık iddiasında bulunmak, yokluğu reddetmek rahatsız edicidir ve elbette rahatsız edeceğim, bilakis dünyada ki varlığım anlamsızdır ve hiçimdir.


NOT: “”Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.””

Mustafa Kemal ATATÜRK

Sevgi, Saygı ve Özlemle Anıyoruz.

Mesajı son düzenleyen spareaude ( 10-11-18 - 18:09 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-11-18, 22:51 #663
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!


DİNLEYİN, DUYUN, ANLAYIN, İNANIN...

Ey insançocukları! Yanlış giden bir şeyler var bu dünyada ve yanlış yapılan bir şeyler. Böyle gelmiş böyle gider diye diye alışılmış ve kanıksanmış bir durum var. Her şey karmakarışık, basitlik ve sadelik sanki taammüden yok edilmiş. Arka planda bir cambazlık işliyor gibi. Ya gerçekten neyin yapılacağı, yapılması gereken şeyin niçin ve nasıl yapılacağı bilinmiyor ya da hiçbir şey yapılmak istenmiyor yahut alışkanlıktan kurtulmak gibi bir dert taşınmıyor veyahut kopkoyu bir cehalet egemen olmuş. Hiçbir şey görülmüyor, duyulmuyor, bilinmiyor, merak edilmiyor, düşünülmüyor, anlaşılmıyor ve hissedilmiyor. Her şey çoğaltılmış ve bu çoğaltma işi muhakkak bile isteye becerilmiş. Zira çokluktan ve çokluğun yarattığı karmaşadan yararlanılarak insanlar aldatılıyorlar ve sömürülüyorlar. Yasalar çoklukta boğuldular, eğitim çoklukta kayboldu, din çoklukta bozuldu, ilim çoklukta filme dönüştü. Samimiyet yok, iyi niyet ve içtenlik yok. Vicdanın sesi boğulmuş ve vicdan susturulmuş. Merhamet zaten toprağa gömülmüş ve üzerine beton dökülmüştü. Saçma sapan, abuk sabuk, malayani ve absürt şeylerle iştigal ediliyor mütemadiyen. Anlaşılır gibi değil. İnsanlar gerçekten fazlasıyla garibanlar. Münhasıran doğal gözlem yapmanız kifayet edecektir bunu hissetmek için. Herkes maişetini temin edip yaşamını idame ettirme kavgasında. Mazlumluk, mahzunluk, çaresizlik, yoksunluk, yoksulluk, yokluk esir almış insanları. Herkes bir koşuşturma içinde. Kimse kimseyi görmüyor, duymuyor, anlamıyor, kimse kimsenin derdini hissetmiyor. Kalabalık yaşıyorlar ama herkes kendi derdiyle meşgul. Herkes birlikte yalnız modern şehirlerin karanlığında ve nesiller tükeniyor şehirlerin karanlık sokaklarında! Emperyalizmin çarklarında acımasızca ve amansızca öğütülüyorlar insanlar. Emperyalizm; eğitimle, yasalarla, sağlıkla, silahla, üretilmiş dinle, ideolojilerle eziyor, sömürüyor, yok ediyor insanlığı. Ve insanlık çaresiz, tutsak, suskun! Çünkü ekmek emperyalizmin avuçlarında ve ekmekle korkutuyor insanları. Gerçekleri haykırdığınız zaman sizden kötüsü yok. Çünkü sömüren memnun, sömürülen razı. Haddizatında böyle bir dünyada, hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi umursamak istemiyorsunuz, bir dakika bile düşünmek istemiyorsunuz, hislerinizi öldürmek istiyorsunuz ve çekip gitmek istiyorsunuz bilmediğiniz, tanımadığınız ve yapayalnız kalmaya mahkûm olacağınız yerlere ama olmuyor, yapamıyorsunuz. Sizden güçlü olanın çarklarının yağını kuruttuğunuz, istenmeyen bir şey yaptığınız ve duyulunca kötü olacak bir şey söylediğiniz zaman bitirmeye çalışıyorlar ama yaşamak zorundasınız. Öyleyse susmak zorunda kalıyorsunuz ve susunca da bir şeyler hep yanlış yapılıyor ve yanlış giden bir şeyler oluyor her zaman.

Ey insançocukları! Ne aldatılıyorsunuz, ne avutuluyorsunuz, ne de uyutuluyorsunuz. Zira sizler ne aldanmayı bilirsiniz, ne avutulmayı, ne de uyumayı. Çünkü sizler böyle duygulara yabancısınız. Sizler, siz değilsiniz. Sizler büyük küçüklersiniz. Sizler, duyguları ve düşünceleri öldürülerek, bilinçleri çekilerek çocuklaştırılmış insanlarsınız. Dünyayı tanımıyor, algılamıyor, anlamıyorsunuz. Her şey unutturulmuş size. Basitlik ve sadelikten kurtarmışlar ama kaosun tam ortasına bırakıvermişler sizi. Doğallıktan koparıp yapaylığa mahkûm etmişler sizler ve artık her şeyiniz sahte olmuş. Her şeye yabancısınız ve hiçbir şey hakkında tek bir şey bilmiyorsunuz. Bildiğinizi sandığınız her şey aslında bir yalandır. Sevgi nedir bilmiyorsunuz, bilemezsiniz. Nefret nedir tanımıyorsunuz, tanıyamazsınız. Dünyayı algılamaya, anlamaya çalışıyorsunuz ama mümkün değil bu. Sizler kompradorlara pazarlanıyorsunuz ey insançocukları! Dünyadan pay almak uğruna peşkeş çekiliyorsunuz. Sizler, kompradorların tüketmesi için üretiliyorsunuz, sizler birer üretimsiniz. Sizler siz değilsiniz! Duygularınız şırınga ile çekilmiş, bilinçleriniz sıfırlanmış. Bir oyun kurulmuş. Bu oyunu kimse bozamaz, bozmak istese de bozamaz. Zaten bozmaz da. Bu oyunu bozanı yok ederler. Sizler tüketilmek için varsınız. Varlığınızı unutmuşsunuz. Sizi kimse kurtarmaz. Siz kendinizi kurtarabilirsiniz ancak. Size iyilik yapacak tek kuvvet yine sizin kendinizde, içinizde, kalbinizde, kafanızda. Gerçek uyanışı sağlayarak, varlığınızı hissederek ve varoluşunuzu sorgulayarak size yani yeniden kendinize dönebilir, dünyayı algılayabilir, kendinizi tanıyabilir, gerçekleri görebilirsiniz ve işte o zaman sahici uyanışı gerçekleştirebilirsiniz ve düşman gözünüzün önünde bitiverir ve onu tereddütsüz tanırsınız; emperyalizm! Sormaya başladığınız an varolmaya başlayacağınız andır. Hatta sorduğunuz an oyunun surlarında bir delik açacaksınız. Zoru başaracak, oyunu bozacaksınız! Bunu yapabilecek misiniz, başarabilecek misiniz? Her şey sizi emperyalizme yem yapmak için kurgulanmıştır. Sizler birer kurgudan başka hiçbir şey değilsiniz. Sizler insan da değilsiniz, bitkiden hiçbir farkınız yok. Kimse size üzülmez, kimse sizin için ağlamaz, kimse size yardım etmez. Çünkü sizler birer ölüsünüz! Bir yeriniz sızladı mı? Gerçekler sızlatır!

Ey insançocukları! Her şey bir yalan. Sizde yalansınız. Dünyada yalan. Hayatınız da yalan. İnandığınız, gördüğünüzü sandığınız, bildiğinizi düşündüğünüz her şey yalan. Alıştığınız için gerçek gibi geliyor inandığınız ve yaşadığınız her şey. Gerçek diye bildikleriniz de yalan. Sizler yalan bir dünyada, yalan bir hayatı yaşıyorsunuz. Ölüsünüz ama diri olduğunuzu düşünüyorsunuz ve diriysek yaşıyoruzdur diye sayıklıyorsunuz. Ne yaşadığınızı bilmiyorsunuz. Öğretilenlere inanıyorsunuz. Gerçeklerden korkuyorsunuz. Adaletten, hürriyetten, müsavattan, uhuvvetten korkuyorsunuz. Bir tek kutsal yasaları çiğnemekten korkmuyorsunuz! Bilinçleriniz iğdiş edilmiş, hisleriniz öldürülmüş, akıllarınızı gram gram veriyorlar size, size söylenilenlere inanacak kadar. Hisleriniz ve bilinçleriniz her yönden tazyikat altında. Her türlü yazılı, görsel alet ve edevat kullanılarak, propaganda teknikleri denenerek ve duygularınız ajite ve manipüle edilerek, kendinizle kalmanız ve konuşmanız ve düşünüp sorular sormanız engelleniyor. Bir şekilde düşünmeniz, anlamanız, hissetmeniz, sormanız engelleniyor. Duygularınızla oynuyorlar. Düşüncelerinizi ipotek ediyorlar. Duygularınızı ve düşüncelerinizi etki altında bırakıp sorularınızı boğazınızda bırakıyorlar, sokulmak istendiğiniz duygusal moda girdiğinizde sorularınızın sizi hain yapıp yapmadığını sorgulamaya başlıyorsunuz. İşte o zaman korku egemen oluyor yüreklerinize ve sorularınız daha doğmadan ölüyorlar ve sizlerde ölüyorsunuz ölen sorularınızla birlikte.

Ey insançocukları! Bir yudum mutluluk değil miydi şu fani dünyadan umduğumuz? Niçin hak ettiğimiz mutluluğu söke söke almak iradesi göstermiyoruz? Niçin sorularımızı yağmur gibi yağdırmıyoruz beynimizin göklerinden kalbimizin toprağına ve niçin kendi kendimizin dirilmemizi dinamitliyoruz? Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-11-18, 20:03 #664
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

HAİN...

Siz, Allah’ın yasalarına boyun eğdiniz mi de cenneti arıyorsunuz? İman ettik demekle kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? Kendiniz dışında herkesi cehennemlik olarak mı düşünüyorsunuz? Masallara karnım tok, hakikate boynum kıldan incedir. Hakikati haykırmak, insanlık ve kulluk ödevimdir ve ödevimi namusluca yapmak mecburiyetindeyim. Kimliksiz olarak sorarım, kimliksiz olarak cevap ararım ve kimliksiz olarak bulduğum cevaplara göre kimliğimi yaratırım. Bilakis, kimlik sahibi olarak soru soramıyorum, bulduğum cevap kimliğime aykırı ise nefsime kabullendiremiyorum, binaenaleyh mütemadiyen sömürülüyorum. Sözüm hakikat olsun ama bırakayım odun gibi olsun. Filhakika mevzubahis olan olguyu yani ihaneti dip derinliğine değin teferruatlı ve sarih olarak izah ve izhar etmeye tevessül etsek kitap olur. Geçelim! Kimdir vatan haini? Şöyle düşünen, böyle düşünen, şöyle yaşayan, böyle yaşayan değildir vatan haini kardeşim. Kim ne düşünürse düşünsün, nasıl yaşarsa yaşasın, yeter ki insan evladı olsun. Gerisi angaryadır ve insan evladıysa birisi, onu muhtelif yönlerden sorgulamak kimsenin haddi değildir. Çok basit bir misal vereyim; bir insanın imanı, bir Müslümanı sevindirebilir ama eğer o insanın, imanına mütenasip eylemi yoksa imanı bir hiçtir ve herhangi bir Müslümanı ırgalamaz. Bana senin imanın lazım değil kardeşim, amelin yani eylemin lazım. İmanının hesabını Allah ile göreceksin, öbür dünyaya gittiğinde hesabını verirsin. Sen *********** biri isen, imanın var diyerek kimseden teveccüh göremezsin, görmeyi de bekleyemezsin. Eğer dinsiz diye addedilen biri eylem yönünden fevkalade ise, imanı olduğunu söyleyen ama amel yani eylem yönünden *********** birisinden daha müreccahtır dünya hayatı düzleminde. Çendan bendenize göre böyledir. Bendeniz böyle bakarım ve bu bakışımda kimseyi ırgalamaz. Kimsenin de, kalkıpta, yav kardeşim bir Müslümana bir dinsizi mi tercih ediyorsun diyemez. O zaman Müslümanım diyen de adam gibi olsun, insan evladı olsun kardeşim derim. Diyelim ki dinsiz dediğimiz insan, hangi bakışa ve inanışa göre olursa olsun kul hakkına el uzatmıyorsa ama Müslüman olduğu iddiasında olan birisi hicap duymadan, tereddüt etmeden kul hakkını gasp etmekten imtina etmiyorsa, hangisi daha değerlidir? Bendenize göre dinsiz addedilen insan daha değerlidir şeksiz ve şüphesiz olarak. Karşımızdakini yargılarken ne kadar da kolay yargılıyoruz, ateistmiş, komünistmiş, dinsizmiş ve böyle olduğu için pislikmiş. Sen Müslüman olunca çok mu temiz oluverdin, bir anda pir-ü pak mı oluverdin? Kim verdi sana bu ayrıcalığı? Senin pislik dediğine bakıyorum, dünya hayatı bağlamında senin yanında yıkanmış, yunmuş, arınmış biri olarak görüyorum. Ne yani iman ettiğin için, kurtulduğunu, cennetlik olduğunu mu sanıyorsun? Hadi anca gidersin! İnsan evladı olan birisine hayat biçmek, onun hayatı hakkında karar vermekte kimsenin haddi ve hakkı olamaz. Zaten insan evladıysa birisi, ondan hiçbir kimseye, hiçbir değere, hiçbir olguya zarar gelmez, gelemez. İhanette sadır olmaz ondan. Onun sevgisi de, nefreti de, tenkiti de yaratıcıdır ve iyilik, güzellik olsun içindir. Çünkü onun hayatı zarar vermeye değil, faydalı olmaya göre kurgulanmıştır. O, adalet olsun, ahlak olsun, hürriyet olsun, eşitlik olsun, barış olsun, kardeşlik olsun diye vardır. Ve bunun yolu da vatan hainliğini şeksiz ve şüphesiz, önkoşulsuz bırakıp yine aynı şekilde Kutsal Yasalara ve o yasalardan mülhem ve mütevellit olunan Evrensel İnsanlık Umdelerine merbutiyetten geçer. Tek bir cana kastetmedikten ve kastedilmesi yönünde ajitasyon yapmadıktan sonra herkes istediği şekilde düşünüp, istediği gibi yaşayabilir, zira bu durum insan tekinin varoluş hakkı ve hürriyetidir. Kimse kimse gibi düşünüp, kimseye göre ve kimse gibi yaşamak zorunda değildir. Her insan teki düşüncesinde ve yaşamında hürdür. Çünkü ona bu hürriyet yaşama merhaba derken verilmiştir hatta merhaba demeden verilmiştir ve bu insanlık değerlerine merhaba diyerek dünyaya gelmiştir, öyleyse hiçbir dünyalının bu hürriyeti gaspına imkân tanınamaz, ihtimal verilemez. Bir insan, sadece ve sadece Kutsal Yasalara ve o yasalardan mülhem ve mütevellit olunan Evrensel İnsanlık Umdelerine karşı sorumludur mutlak ve muhakkak olarak. Vatan haini, insanlığın hakkından ya da insanların ortak hazinesinden, gayri ahlaki yollarla, midesine bir gram yahut bir kuruş dahi olsa girendir yani haramla beslenendir ve nereden beslendiğini bilmeyen ve beslendiği yeri sorgulamayandır. Haram yiyorsan vatan hainisindir kardeşim. Bana vatan hainliği edebiyatı yapma. Çünkü haram yemek, doğmamış yetimin hakkını yemektir, doğmamış yetimin hakkını yiyen de alçaktır, ********dir, namussuzdur ve şeksiz ve şüphesiz vatan hainidir. Yiyemezsin kardeşim, haram yemeye hakkın yok, bunun da lamı cimi yok. Ne yediğini, yediğini nasıl ve nereden yediğini bileceksin, bilmek zorundasın. Çünkü sen yediğinsin! Tek bir kulun hakkını nahak yere gasp ediyorsan vatan hainisindir kardeşim. Kimsenin hakkını gasp etmeye hakkın yok, böyle bir hürriyetinde yok. Alırken fazlaya göz dikip, verirken aza yöneliyorsan vatan hainisindir kardeşim, çünkü zımnen çalıyorsundur ve çalan namussuzdur, namussuz biri de hainden başkası değildir. Bir insanı şöyle düşünüyor, böyle yaşıyor diye tecziye ve tahkir ediyorsan vatan hainisin kardeşim. Allah’ın verdiği hakkı ve hürriyeti, hiçbir insançocuğu yok sayamaz, gasp edemez, bunu yapıyorsa alçaktır, haindir. Eğer ki üzerine düşen sorumluluğunu bihakkın ifa etmiyorsan, yaptığın işi namusluca yapmıyorsan vatan hainisindir kardeşim. Çünkü yaptığın işi tüm insanlık için yapıyorsun ve insanlığa karşı sorumlusun. Eğer ki, güçlüye kedi, güçsüze aslan kesiliyorsan vatan hainisindir kardeşim. Zor karşısında eğiliyorsan ve zora tabi oluyorsan ama kolay karşısında dikleşiyor ve meydan okuyorsan yani kuvvet seni eziyor, sen de zayıfı eziyorsan vatan hainisindir kardeşim. Bana vatan hainliği edebiyatı yapma. Eğer birkaç kuruşluk kazanç uğruna insanların sağlığıyla oynamakta tereddüt etmiyorsan vatan hainisindir kardeşim. Eğer ki, her alanda ki suçluları biliyorsan ama çıkar için açık etmekten ve tecziye etmekten imtina ediyorsan vatan hainisin kardeşim. Eğer zerre vicdanı sızı duyumsamadan iftira atabiliyorsan vatan hainisindir kardeşim. Çünkü iftira atarak bir insanın hayatını zehirliyorsun ve acılara gark ediyorsun. Benim karnım masallara ve edebiyata toktur. Daha nice örnekler verebilirim vatan hainliğine dair. Klişe vatan hainlikleriyle uyuyacak ve uyutulacak türden insan değilim. Vatan hainlerini kendim belirlerim ve belirlediklerimin hainliklerini hiçbir örtü örtemez. Bir insanı, suçsuz mu değil mi diye namusluca tahkik etmiyorsan ve suçsuz olan biri suçlu olarak görülüp acılardan acılara sürgün kılınıyorsa ve bu durum muvacehesinde umarsızca yaşayabiliyorsan vatan hainisin kardeşim. Çünkü suçsuz olan tek bir insanın bile tek bir gün acı çekmeye hakkı yoktur. Kutsal ve ortak olgularla insanlığı aldatıyor, uyutuyor ve sömürülmesine yol veriyorsan vatan hainisindir kardeşim. İnsanlığı şeksiz ve şüphesiz uyandıracak yegâne kuvvet kaynağı olan hakikatten korkuyorsan vatan hainisindir kardeşim. İnsanlığın çektiği acılar karşısında umarsızca ve kayıtsızca hareket ediyorsan, merhamet fışkırmıyorsa vicdanından vatan hainisindir kardeşim. Suçluyu suç işlemeye teşvik ediyorsan ama suç işleyeni öldürüp, teşvik edeni yaşatıyorsan yani suç işleyeni yerin dibine batırıyorsan ama teşvik edeni pir-ü pak görüyorsan vatan hainisindir kardeşim. Adil olmaktan korkuyorsan ve ahlaksızlıkta sınır tanımıyorsan, hicap nedir bilmiyorsan vatan hainisindir kardeşim. Ve vatan hainliği saydığımız nice suçlar da, gözle görülmeyen, elle tutulmayan, küçük görülen ama yürekte hissedilen bu tür hainlikler tavassutu ile tezahür etmektedir. Bu hainlikler son bulsun, son bulacaktır hainlik addedilen tüm hareketler. Ve şu da unutulmamalı, akıldan bir an bile çıkarılmamalıdır; sadakat keskin olduğu kadar kendisine karşı da keskin bir sadakatle beslenir. Birisinden sadakat beklerken ona ihanet ediyorsan, böyle soytarılığı tolere edecek soylu yürek bulunmaz. Aksini yapanlarda korkaktırlar ve korkaklarında yaşadığı iddia edilemez. Herkes haddini bilecek ve insan olacak!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-11-18, 20:21 #665
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

KİMLİKSİZ DÜŞÜNCELER...

Kimliksizlik üzerinde durarak sorular sormayı, kimliksiz olarak cevaplar bulmayı ve bulduğumuz cevaplara göre kimliğimizi oluşturmayı denedik mi hiç? Yoksa sorularımızı hep birilerine göre mi sorduk ve buluyor gibi olduğumuz cevapları o birilerine aykırı oluyor gibi hissettiğimizde bulduğumuz cevapları ne yaptık? Yok mu saydık, haykırmaya cesaret edebildik mi? Ait olduğumuz yere ihanet sayılır diye mi düşündük, çünkü ait olduğumuz yeri yalanlıyordu cevaplar değil mi, böyle düşündünüz değil mi? Peki bu şekilde nasıl bir dünya kurabileceğinizi düşünüyorsunuz? Bir dünya kurabilir misiniz? Kurduğunuz dünya size ait olur mu? Özgürlük ne demektir? İstemediğin bir şeyi bilmenin faydası var mıdır? Bize biçilen kimlikleri kabul ettiğimizde aslında neyi kabul etmiş ve nelerden vazgeçmiş oluyoruz düşündük mü hiç? Biz niçin yaşıyoruz? Yaşamak ne demek? İnsanları gettolaştırarak kendimizi de gettolaştırdığımızın farkında mıyız? Kimlik olarak, mezhep olarak, cemaat olarak ya da başka şeyler olarak. Herkes bizim gibi olduğunda neyi başarmış oluruz ve yaşayacağımız şeyden tat alabilir miyiz? Herkesi aynılaştırmak gibi bir görevimiz mi var bizim, bizim bilmediğimiz? Peki, buna hakkımız var mı? Herkesin aynı düşündüğü, aynı sıradanlıkta yaşadığı, hep aynı daire içerisinde gezinip durduğu, dışarı çıkmak istediği ama bir türlü çıkamadığı bir dünyada yaşam diye bir şeyin olduğuna gerçekten inanabilir miyiz? Kalıpları kıramadıktan, önyargıları parçalayamadıktan, sınırları aşamadıktan sonra kimiz biz, aradığımız bir şey var mıdır, neyin peşindeyiz? Hatta insanın olmadığı yerde hangi yaşamdan bahsedebiliriz? İnsanları gerçekten aptallaştırıyor muyuz acaba ya da aptallaştırdık mı? Biz, aptal bir dünyada mı yaşıyoruz? Peki, insanlar nasıl aptallaşırlar ve niçin aptallaştırılırlar? İnsanları sevmeyi ve anlamayı denedik mi hiç ya da seviyor muyuz? Peki, sevgiyi biliyor muyuz ya da sevmeyi? Bilmeden, anlamadan, iyi niyetli olduğumuz varsayımıyla hareket ederek nefret tohumları mı ekiyoruz acaba? Bu dünyanın bu hale gelmesinde sorumlu olduğumuz hissine kapılıyor muyuz arada bir de olsa? Yoksa sorumlular bizim dışımızdakiler mi? Peki böyle bir şey, kendimizi anlamsızlaştırmamız ve hiçleştirmemiz demek değil midir? Ya da gerçekten hiçbir anlamı olmayan varlıklar mıyız? Kimiz biz, niye varız, niye buradayız? Biz bir şeysek, bir şey istememek ya da isteyeceği bir şey olmamak nasıl bir şeydir? Kendi düşünce kalıplarımızın içine sıkıştırdığımız bir dünyada yaşıyoruz ve herkesinde bize göre yaşamasını bekliyoruz. Tek doğru biz miyiz gerçekten? İnsanlara ne istediklerini sormuyoruz, sadece neyi isteyebileceklerini söylüyoruz. Peki, isteyebileceklerini bildiğimizi iddia ederek ve iddia ettiğimizi onlara sunarak hangi değişimi gerçekleştirebildik? Tekdüze düşünce kalıplarıyla yaşayarak farklı bir yaşama ulaşmaya çalışmak hangi zihinsel devinimin neticesidir? Gerçekten insanların ne istediklerini bilemeyeceklerini ama bizim, onların ne isteyeceklerini bildiğimizi mi iddia ediyoruz? Bu mümkün mü? Dinlemiyoruz ama yargılıyoruz. Peki, tanımadığımız birini yargılayabilir miyiz? Bu adil midir? Adil olmak nasıl bir şeydir? Biz nasıl bir dünya istiyoruz, insanların nasıl olmalarını bekliyoruz? Her şey bizim istediğimiz gibi mi olmalı? Her şey bizim istediğimiz gibi olduğunda, olacak olan dünyadan haz alabilecek miyiz? Dünya, nasıl daha yaşanılabilir bir yer haline getirilebilir? Sorun nedir hiç düşündük mü? Sorunları nasıl çözebileceğimizi düşündük mü? İnsanların küçük dünyalarına girmeyi başarabildik mi, denedik mi hiç bunu? Nasıl para kazanacağımız üzerine düşündüğümüz kadar, bir insanın kalbini nasıl kazanabileceğimiz üzerine düşündük mü? Her şeyin çeşit çeşit olduğunu bildiğimiz gibi, insanların da çeşit çeşit olduklarını algılayabildik mi hiç? İnsanların farklılığına saygı duymayı denedik mi? Yoksa farklı olanın canı cehenneme mi dedik? Her şeyin bir anlamı var mıdır? Yoksa anlamlıyı anlamsızlaştıran biz miyiz? Ya da anlamsızlıkta anlam aramaya mı çabalıyoruz yani aslında her şey anlamsız da biz kendimizi avutmak için her şeyde bir anlam olduğu varsayımıyla hayali bir dünyada mı yaşıyoruz?
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-11-18, 22:39 #666
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

KARANLIĞA DOĞAN GÜNEŞ...

O, her şeyden evvel insandı, sadece insan. O, peygamberdi ama insandı. Belki de insan olduğu için peygamber oldu. O’nu seçen Allah’tı ve insanların gerçek kalitesini bilen ve belirleyen sadece Allah’tı. O, ruy-i zeminin ve insanlık tarihinin eşsiz ve emsalsiz yegâne devrimcisiydi. Yüreği kirlenmemiş, aklı kilitlenmemiş, gövdesi tutsak edilmemiş, dili susturulmamış, nefsinin ihtiraslarına yenilmemiş, hakikate başkaldırıp yalana boyun eğmemiş herkes, düşüncesi ne olursa olsun bu mutlak gerçekliği ittihaz etmek mecburiyetinde kalacaktır, mecburiyetinde değildir, mecburiyetinde kalacaktır, çünkü bu bir namus ve onur meselesidir. İnsanlık namusu ve onuru! O, tüm insanlık devrimcilerinin manevi önderiydi. O büyük devrimciyi, derin bir saygıyla, engin bir sevgiyle, büyük bir coşkuyla, tarifsiz bir minnetle, sonsuz muhabbetle ve sınırsız hürmetle anıyorum ve selamlıyorum. O’na duyulan saygı, sevgi, muhabbet, hürmet, mütemadiyen O’nun ismini anmakla değil O’nu yaşamakla olur. O, asla kul hakkı yemedi, en sevdiklerine hatta canına kastedenlere karşı bile adil oldu. O, düşman olduklarına bile adil oldu, çünkü O; ‘’onlara karşı düşman olmanız sizi onlara karşı adaletsizliğe sevketmesin’’ diye bildirilen mutlak ve kutsal yasayı işitmiş ve yasaya itaat etmişti. O, bildirici değildi, bildirdiklerini yaşayarak gösterendi ve öğretendi, eşsiz ve emsalsiz devrimini de böyle gerçekleştirmişti. Çünkü O, gönüllere dokunmuştu ve gönüllere dokunmak, mutlak zaferin garantisiydi. Zira gönüle bir dokunuş, bedene bin dokunuştan evla idi. O, hiçbir zaman dilleri susturmakla, gövdeleri zincirlemekle, yürekleri gövdelere mahkûm etmekle ilgilenmedi. Çünkü O, Allah’ın verdiği hürriyeti vadediyordu insanlığa. O, mülk sahibi değildi; O, kudret sahibi değildi; O, din sahibi değildi ama filhakika O, hepsine sahipti, bu bildiğiniz bir sahiplik değildi. O, yaşamının hiçbir anında adaletsiz olmadı, emeğe her zaman saygı gösterdi ve çalışanın ücretinin bihakkın ama tam zamanında verilmesini buyurdu ve tüm mevcudatın adalet üzere kaim olduğu hakikatini tebliğ etti her daim. O, merhamet abidesiydi, O’nun olduğu yerde zulüm yoktu değil, zulüm doğmamıştı bile, ki yok olsun. O, canlı ahlaktı, yaşayan hakikatti, gövdesinde taşıdığı masiyetlerden arınmış o naif yüreğinde nefretin zerresi barınmadı, sevgi doluydu, en gerçek sevgiliydi, eşsiz bir eşti, dostluğun, kardeşliğin ve arkadaşlığın canlanmış haliydi, şefkatli bir babaydı ama adil bir baba ta ki evladına bile, en büyük şahit ve şehitti, en doğru yolu gösterendi, en güzel komutandı, en yalın ve doğal insandı, karanlık dünyaya bir güneş gibi doğmuştu ve tüm dünyayı aydınlatmıştı. Yalansızdı ve dost düşman herkesin emin olduğu biricik insandı. Allah’ın sofrasında kimsenin rızkına tasallut etmedi. Çünkü Allah’ın sofrasını hiçbir zaman sahiplenmedi. O, sahiplenerek hükmetmeye gitmedi. Çünkü O, sahiplenmeye gelmemişti. O, bilmeyi değil, her daim yaşamayı buyurdu. Çünkü yaşamadıktan sonra, bilmek hükümsüzdü. O, hiçbir zaman Kendine çağırmadı, her zaman mutlak ve muhakkak hakikatlere çağırdı insanlığı. Çünkü O, bir kısım insanların değil, yekpare insanlığın önderiydi. Hakikatin münadisiydi O! O, hayatında sadece iki eli öpmüştü; kadın eli ve çalışıp üreten eli. Çünkü bu iki el, insanlığı üreten eldi ve kutsaldılar ve keza varoluştan bu yana gadre uğrayan iki varlıktılar. O, insanlığı dinle uyutmadı, uyuşturmadı, öldürmedi bilakis aydınlattı, uyandırdı ve diriltti. O, ölmüş insanlığı diriltti ve dirilttiği insanlıkla yeryüzünün en büyük devrimini gerçekleştirdi. O’nu izaha ne söz yeter, ne kitaplar yeter, ne de ömürler kifayet eder. Mesele; O’nu bilmek ve biteviye ismini anmak değildir, O’nu anlamak ve yaşamaktır. O’nu bilmek ve anmak ama anlamamak ve yaşamamak, yeryüzünde şahit olunabilecek en büyük sahtekârlıktır, düzenbazlıktır, yalancılıktır.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-18, 22:51 #667
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

SUSMAK, İNSANA AYKIRIDIR...

Çocuklarım yanıyorsa alevler içinde
Hep yanılıyorsak doğru yanlış seçiminde
Susmak insana aykırıdır, susamam!
Ruhum dünya leşine düşmüşse
Kalbim yanardağ olmuş, aklım yanmışsa
Susmak insana aykırıdır, susamam!

Çiçeklerim soluyorsa baharın ortasında
Aç yaşıyorsa insan Allah’ın sofrasında
Susmak insana aykırıdır, susamam!
Kalpler kalmışsa merhametsiz
Kalkmaya yılgınsa bedenler
Susmak insana aykırıdır, susamam!

Güllerim kokmuyorsa
Kurumuşsa bahçemde çiçeklerim
Susmak insana aykırıdır, susamam!
Akmaz olmuşsa nehirlerim
Toprağım çatırdamaya başlamışsa
Susmak insana aykırıdır, susamam!

Ubudiyet toprağı kurumuşsa
Tohumlarım toprağında çürümüşse
Susmak insana aykırıdır, susamam!
Derin denizlerim küçük damlalarla kirleniyorsa
Rüzgârlarım getiriyorsa götüreceği kokuları
Susmak insana aykırıdır, susamam!

Ateşler yakıyorsa gövdemizi
Yanarken, bir damla su beklerken ölüyorsak
Susmak insana aykırıdır, susamam!
Vicdanımızın çığlığı doğmadan ölüyorsa içimizde
Kurtuluş ışığını taşımıyorsa meşalelerimiz
Susmak insana aykırıdır, susamam!

Toprak üşüyorsa, suskunsa gökler
Kuşlarımız konacak dal bulamıyorsa
Susmak insana aykırıdır, susamam!
Çocuklar büyümekten korkuyorsa
Büyükler çocuk olmayı özlüyorsa
Susmak insana aykırıdır, susamam!

Gövdelerimiz yüreksiz kalmışsa
Gündüzümüz karanlık, gecelerimiz karabasan olmuşsa
Susmak insana aykırıdır, susamam!
Ekmeğimiz zehir, gözyaşlarımız nehir olmuşsa
Ellerimiz ellere uzanmakta ağır kalmışsa
Susmak insana aykırıdır, susamam!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-11-18, 21:20 #668
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

ONLAR SADECE HAK ETTİKLERİNİ İSTİYORLAR...

Mevdudi bir kitabında diyordu ki; İslam beldelerinde din dersleri ya öğrencilerin yorgun düştüğü son saatlere konuluyordu ya da ders hocaları artık gücü tükenmiş ve ömrünün son demlerine yaklaşmış hocalardan seçiliyordu ve onlarında vereceği hiçbir şey olmuyordu, böylece yetişmekte olan nesle din öğretilmiyordu. Geçelim! Dünya beni ırgalamıyor ama ülkemizde ekonomik anlamda öğretmenlerin maruz kaldığı durumda aynısı maalesef. Ve bu durumun taaa başından beri çok bilinçli bir şekilde planlandığını düşünüyorum ve olabildiğince ciddiyim bu konuda. Toplumda ekonomik anlamda en alt sınıfı oluşturuyor öğretmenler. Düşünün ki, onca maddi ve manevi çaresizlik içerisinde insan yetiştirmeye çalışan tabir caizse elsiz ayaksız bir bahçıvan. Eğitim dünyası ile yakın bağlantım olduğu için gerçeklere bigâne değilim. Tek maaş için yaşam zaten korkunç. Çift maaş içinse çok az yerde eh denecek haldeyse de kahir illerde yaşam düzeyi çift maaşlılar için bile çokta iyi bir standart sunmuyor. Maalesef öğretmenler çok ciddi zorluklar, sınıktılar içerisinde yaşamlarını idame ettirmeye çabalıyorlar. Ama o öğretmenler ki; ruh sanatçılarıdırlar, kader inşacılarıdırlar, insanlık mimarlarıdırlar. O öğretmenlerdir ki, gerçekten öğretmense, bir insanı tabir caizse yeni baştan yaratanlardır. Onlar en gerçek insanlık devrimcileridir. Lafla peynir gemisi ne vakit yürümüştür? Onlara hiçbir şey verilmez ama onlardan her şey beklenir. Çocuklar bile onlara bırakılmaz ama onlardan çok bilgili ve ahlaklı nesiller yetiştirmeleri beklenir. Onlar eğitim dışında her şeyle uğraştırılırlar ama onlardan ideal bir eğitim yapmaları beklenir. Oysa şu ruy-i zeminde kimi görüyorsanız, o gördüğünüz her şahsın hayatında bir öğretmen imzası ve izi vardır muhakkak. Nice sultanlar, şahlar, padişahlar, her biri bir öğretmenin eseridirler. Hatta öğretmenler de bir öğretmenin eseridirler. Her zaman, her yerde eğitim şart deriz. Tabi bunu öylesine laf olsun torba dolsun kabilinden deriz, dilimize pelesenk olmuştur zira, temcit pilavı gibi getirilir önümüze konulur her daim. Oysa eğitimin öznesi öğretmendir. Eğitim şartsa, öğretmen eğitimin olmazsa olmaz önkoşuludur. Çünkü öğretmensiz eğitim olmaz. Buyurun silah ülkeleri fethetsin, kalpleri fethetsin, öğretmeni işin içinden çıkarında. İç dünyası disiplinize edilmeyen insanlığın dış dünyası süfliyattan başka hiçbir şey doğurmaz. Yaaa düşünebiliyor musunuz, eğitim insanlığın temeli ama eğitimin temeli, öznesi olan öğretmen en altta. Yani bunu aklın, mantığın alması, vicdanın onaylaması kabil midir? Öğretmen, bendenizin naçizane fikrimce, tüm aklımla, kalbimle, vicdanımla, bilincimle büyük yemin ediyorum ki, en üst sınıf olması ve devlet memurları içerisinde en yüksek maaşın verilmesi gereken bir zümrenin müntesibidir hatta en yüce olguyu olaylaştıran emekçilerdir. Bunu söylediğim için eğitimle parayı eşit görüyorum gibi anlaşılmasın. Çünkü öğretmenlik eşittir para diyecek kadar ruhsuz ve adi bir yaratık olamam. İstesem de olamam. Zaten ne demek istediğimi idrak edemeyenlerle yapacağım bir kafa alışverişi yoktur. Kafası olanlar gelsin! Çünkü bendeniz kafalara ve kalplere hitap eden biriyim ve hep böyle olacak bu. Çünkü kafanın ve kalbin gücünden başka bir güce inanmıyorum ve ittiba ve itibar etmiyorum. Eğer gerçekten öğretmen her açıdan muhteşem bir mevkide diyorsanız, susmaktan başka yapacağım hiçbir şey yoktur. O zaman bırakalım dağıtmayalım her şey aynıyla kalsın ve yola devam edelim. Ama gerçeklerin ölmeyeceğini de asla unutmayalım! Yahut o acı gerçekler ayrılmaz bir parçanızsa buyurun yok sayında görelim. Öğretmenin maaşı normal standartlarda en az 10 bin tl olmalıdır (en idealini söylersek, hiç hak etmeyenlerin servet içinde yüzdüğü şu dünyada 50 bin tl olmalıdır ya da öğretmene biçilecek bir ücret yoktur ama biz reel duruma göre konuşuyoruz, ne demek istediğimizi ancak derin düşünenler ve hissedenler fark ve idrak ederler) hak ettiği 3600 tl ek göstergesi tereddütsüz ve itirazsız verilmelidir, üzerindeki vergi yükü kesinkes kaldırılmalıdır, öğretmenin itibarı asla zedeletilmemelidir, öğretmen öğrencisine ve öğrenci de öğretmenine bırakılmalıdır, öğretmen kâğıt kürek işleriyle oyalanmamalıdır. Allah, Muhammed, Kur’an ve İnsanlık şahit olsun ki ve tüm benliğimle büyük yemin ediyorum ki bu söylediklerim analarının ak sütü gibi öğretmenlere helaldir ve yapılması ideal bir eğitim ve aydınlık bir nesil adına önkoşuldur. Söyleyecek her şeyi söylersek kitap olur ama zaman yoktur, güç yoktur, gönül yorgundur, kafa donmuştur. Söz eyleme dönüşmezse boştur! Çünkü hayatın gerçek amacı söz değil eylemdir. Eğitimcilerin boş laflara ihtiyacı yoktur, onların hak ettikleri yaşama ihtiyaçları vardır.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-11-18, 23:56 #669
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

DOSTLUK UYARISI!...

Sevgili dostlarım! Bizler, her birimiz, bağımsız kişiliklere sahip özgür bireyleriz. Hayata yalnız geldik, yalnız yaşamayı da biliriz elbet ve gidişimiz de yalnız olacak zaten ama insançocuğu sosyal bir varlık olması hasebiyle bir toplumda yaşamaya mahkûm olacak şekilde varolmuştur ve bu varoluşa istinaden, kalabalıkta yaşamaya mecbur olacağı için de ama kalabalıkta olsa bile her insançocuğuyla birlikte olamayacağı için de ruh ve bir parça da olsa kafa birlikteliğini sağladığı insanlar illaki olacaktır yani dostluklar kuracak ve dostları bulunacaktır. Ama bu dostluk bir yerde mecburiyet gibi görünürken, bir başka açıdan mecburiyet iktiza edecek bir durum değildir. Yani olaya bir mecburiyet bağlamında bakarak farklı algılara kapılıp bir de bizler mecburiyet yaratamayız. Binaenaleyh, birbirimizin kölesi değiliz, bunu da üstüne basa basa, tekrar tekrar söylemenin mutlak şekilde iktiza ettiğine inanıyorum: birbirimizin kölesi değiliz ve son nefesimize kadar da olmayacağız. Ve biz, sadece birbirimiz için dostuz. Başkaları namına dost değiliz ve dostlukta kurmuyoruz, başkaları yüzünden de dostluğu zedeleyecek halimiz yok ve olmamalıdır da. Birimizin sevdiğini her birimizin sevmesi gibi bir şey sözkonusu olamaz. Sizin sevdiğiniz ve muhabbet ettiğiniz birinden bendeniz hoşnut olmayabilirim, bendenizin sevdiğim ve muhabbet ettiğim birinden de sizler hoşnut olmayabilirsiniz. Veyahut aynı kişilerle sohbet, muhabbet etmekten iki tarafta hoşnut olabilir bazen. Ve bizler hoşnut olmuyoruz diye, dostlarımız dostlarını terk edecek değillerdir. Bendeniz çok farklı insanlarla dostluk kurabilirim ve sizler de keza çok farklı insanlarla dostluk kurabilirsiniz ama bu birbirimizin dostluğunu asla zedelemez, tabi büyük ruhlara sahipsek ve büyük düşünen bireylersek. Tam da bu detaya binaen burada şunu söylemeye hiçbirimizin hakkı yoktur ve olamaz; o yaramaz biri, onda ne buluyorsun, onunla niye konuşuyorsun? Ki, böyle bir şeyi hangi saikle söylüyorsun? Nefsi mi, hakiki mi? Ve ardından da çekip gidemezsiniz ya da çekip gitmekle tehdit edemezsiniz. Sonra da ahlaksızca ve namussuzca itham edemezsiniz. Aynısını bendeniz de yapamam, ki bendeniz yapmam zaten, çünkü büyük dostluklara inanırım, öyle küçük işlerle de ve küçük kişilikler de uğraşacak kadar ne çok zamanım ne de o kadar güçlü kalbim ve kafam var. Hayatım boyunca da hiçbir zaman küçük işlerle iştigal etmedim, küçük düşünmedim, küçük ve ucuz şeylerle iştigal edenlerle de işim olmadı, bunu da büyük bir gururla ifade edebilirim. Ki, ucuz ve basit düşünecek kadar lüksüm de yok maalesef. Zaten böyle bir şeyde de dostluk diye bir şey yoktur. Eğer böyle bir şeye hakkınız olduğunu varsayıyorsanız bendenizle dost olmayın ya da zaten dostum değilsinizdir ve olamazsınız da. Bu kendini önemsemek midir? Bilakis, dostluğun bekası için olmazsa olmaz bir önkoşuldur. Çünkü herkesin insan olduğu bir yerde üstünlük diye ya da kendini önemsemek diye bir şey sözkonusu bile olamaz, orada eşitlikten başka bir şey yoktur ve zaten üstünlükte ruhun yüceliği mesabesiyle mütenasiptir. Bendenizin ne kölem olan dostum vardır ne de bendeniz tek bir dostumun kölesi değilim ve hiçbir zaman da olmayacağım. Haddinizi bilin, ya dost olun ya da buyurun kapı açık. Kızdınız mı buna? Elbette kızabilirsiniz. Umurum da mı? Vallahi artık basit şeylere kafa takacak bir durumda hiç değilim. Çünkü boş ve basit işlerle iştigal edecek ne zamanım var, ne de kafam ve kalbim buna müsait. Yaşam, büyük düşünmeye başladığınız an başlayacak, bunu asla unutmayın!

Sevgili dostlarım! Bendeniz dostlarıma sonsuz özgürlük vadeden bir dostluk sunarım her zaman ama dostlarımdan da aynısını beklerim. Dostlarım, her kimseler, kim olduklarını aynıyla bendenizin yanında muhafaza edebilirler. Çünkü dostlarımın kim olduklarıyla, kimden olduklarıyla, hangi tarafta bulunduklarıyla asla ilgilenmem, kafaları ve kalpleri ilgilendirir bendenizi ve bir de hayat içerisinde ki duruşları ve o duruştan hayata yansıyan güvenilirlikleri. Dostlarımın yanında istediğim gibi konuşamayacaksam, dostumun kendisini bile gereken zamanda gerektiği gibi dostluk yargıcıyla yargılayamayacaksam ve dostum dediklerim bunu bana sunmayacaksa öyle bir dostluk bendenizin kitabımda yazmadı, yazmaz ve bademada yazmayacaktır. Keza dostlarımın hazzetmediklerinden dostlarım münhasıran nefisleri için hazzetmediklerinden dolayı hazzetmedikleri insanlarla dostluğumu bozmamı teklif edecek cürette olabileceklerse böyle bir şey asla ve kata olmayacak yani böyle bir şeye cüret edenler dostlarım olamaz ama dostlarım dediklerimin reddettikleriyle dostluğum daim baki kalacaktır. Eğer dostum dediğiniz birine sonsuz özgürlük sunmuyorsanız, sizin dostlukla hiçbir merbutiyetiniz yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Ki, bendeniz yanında özgür olamayacağım ve bu özgürlüğün güvenlik dâhilinde olamayacağı hiçbir kimseyi dost bilmedim, bilemem, bilmeyeceğim. Sizin düşünceniz ne olursa olsun, ne şekilde duygulanırsanız duygulanın, kimlerle konuşursanız konuşun, ne konuşursanız konuşun ve hayatta kimi ve neyi ve nasıl savunursanız savunun bendeniz için hiçbir sorun yoktur, hiçbir zaman sorun olmayacaktır ve dostluğum asla zedelenmeyecek ve sizler de sonsuz bir güvenlik içerisinde olacaksınızdır. Bendeniz insanlığı özde ararım, özünde insanlık olanın gözünde güveni, yüzünde samimiyeti görürüm. İşte ona da dostum derim ve o dostluk öyle bir dostluk olur ki, onu hiçbir ateş eritemez Allah’ın izniyle. Hoşçakalın!

OKUMAK

Zor mu? Zor, hem de çok. Acı verir mi? Ziyadesiyle. Kalabalıktan koparır ve yalnızlığın kucağına atar mı? Malum sonuç. Kahir ekseriyet düşman olur mu? Şeksiz ve şüphesiz. Özgürlükten (tutsaklık içinde özgürlük) başka hiçbir getirisi olmazken, çok şey götürür mü? Kesinlikle. Sahip olduklarını bile kaybetmene sebep olur mu? Kuşkusuz. Önyargılarını parçalar, kesin inançlılıktan korur, gözlerini ve kulaklarını açar mı ve bu yüzden seni acılardan acılara sürgün biri kılar mı? Çok tabi. Tutsaklıktan ve kölelikten kurtarır mı ama buna mukabil seni sürülerin hedefi kılar mı? Kesinlikle evet. Yaşamın ekstrası mıdır ve bu yüzden seni yabancılaştırır, yalnızlaştırır ve sıradanlıktan kurtarır mı ve nihayetinde seni hayatın dışına atar mı? Aksi ihtimal dışı. Seni zorbaların, sömürgenlerin, tiranların, ahlaksızların, adaletsizlerin hedefi haline getirip yaşama sevincinin çalınmasına zemin hazırlayabilir mi? Doğru tespit. Tüm dünyayı karşına almana yol açar mı ama bu da tüm dünyanın karşısında yalnız kalman demek midir? Sebep sonuç tenasübü. Tüm bunlara ve daha başka sebep sonuçlara rağmen yine de OKU, OKU, OKU ey insançocuğu! Kavganda sana kuvvet verecek, cansuyu olacak, direnç kaynağı olacak, ışık olacak, kurtarıcı bir ses olacak, kafanı ve kalbini aydınlatacak yegâne şeydir; OKUMAK, tüm acı sonuçlarına rağmen. Çendan, kendin olmanı ve kendin için kendini yaşamanı sağlar ve kendin için yaşadığını sanarak ama başkasını yaşayarak ölüp gitmekten kurtarır. HER ŞEYİ AMA HER ŞEYİN KALİTELİSİNİ OKU ve her yerden her kaliteli şeyi okumaktan da korkma. Son tahlilde; okumak kaybettiriyor ama sen yine de OKU insançocuğu!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-12-18, 12:38 #670
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

BÜYÜK YALANLAR...

Başka ülkeler bendenizi ırgalamıyor. Bir ülkem var ve onun topraklarında yaşıyorum. Ruhu olan topraklar ama ruhumun çok acı çektiği topraklar, ölü ruhların hayalet gibi üzerinde dolaştığı topraklar. Bu yüzden de ülkem özelinde konuşuyorum, konuşabildiğim kadarıyla, beyin göklerimde milyarlarca düşünce bulutları dolaşıyorlar ama insanlık toprağına düşemiyorlar… Bu ülkede kapitalizme tüm ruhuyla, bilinciyle düşman olup, gövdesinin olanca kuvvetiyle isyan eden ve başkaldıran insanların olduğu büyük bir yalandır. Binaenaleyh, insanlık hayrına bir şeyler yapılmaya çalışıldığı da büyük bir yalandır. Hiçbir şeye sorgusuz, sualsiz inanmak mecburiyetim yoktur. Düşmanlıklar dildedir ve uyutmak, aldatmak içindir. Karşı olanlar var mıdır? Haklarını yemeyiz, belki varlardır ve varlarda ama yokturlar! Bu ülkede kahir ekseriyet kapitalizmin payandasıdır ve bu payandalığın tek rengi, tek dili, tek biçimi, tek düşüncesi, tek ideolojisi, tek tarafı yoktur. Her renkten, her taraftan, her dilden, her biçimden, her düşünceden, her ideolojiden insanlar kapitalizme payandalık yapmaktadırlar. Bir nevi, tabirimi mazur görünüz lütfen, kapitalizmin yedek lastiğidir kahir ekseriyet ve bir gün patlayan lastik yerine monte edilmeyi ummaktadırlar, beklemektedirler. Karşıymış gibi duruş sergilenmesi, münhasıran monte edilememenin verdiği acının izdüşümüdür. Hülasa, kahir ekseriyet gizli kapitalisttir. Bu acıdır ama gerçektir. Sadece cehalet, kafa karışıklığı yaratmaktadır. Ya da bu gerçeği fark ve idrak edemeyecek kadar karanlıkta yaşıyoruz. Yoksa gerçeğe bu kadar düşman olmazdık! Bu toprağın çocukları maateessüf sistemli ve operasyonel bir şekilde cahilleştirilmiş çocuklardır ve asla da aydınlanmaları, uyanmaları istenmemektedir. Bu toprağın çocukları kapitalizme payandalık yapanlara aldanmaktadırlar. Çünkü düşünmemektedirler, hissetmemektedirler, kendilerini hiçbir şeyden mesul tutmamaktadırlar. Bu toprağın çocukları maalesef felsefeye soğukturlar ve felsefeden uzaktırlar. Bu toprağın çocuklarının felsefe bilmesi varoluş adına sonsuz öneme haizdir. Fakat varoluşta ne demektir?!? Felsefe samimiyeti doğurur, samimiyet kalbin gerçeğidir, samimiyetsizlik kalbe ihanettir. Felsefe şahsiyet inşa edicidir, karakter yapıcıdır. Felsefesiz, birey olmak ve terakki kaydetmek muhaldir. Felsefe, kör düğüm haline gelmiş nice şeyleri çok kolay bir şekilde çözüme kavuşturur. Bu ülkede ki cehaletin tek ilacı değilse de, ilaçlarından biridir felsefe. Belki felsefesiz olduğumuz içindir samimiyetsiz oluşumuz, güvenilirlikten yoksun bir insanlık içerisinde yaşayışımız. Bu yüzden bu dünyanın hainlerle dolu olduğuna tüm kalbimle ve bilincimle inanıyorum. Merhamet etmek, sevmek, adil olmak, ahlaklı olmak bile bir yerde felsefeyle ilintilidir, kim ne derse desin, nasıl düşünürse düşünsün gerçeğin bir parçasıdır bu. Maskeler ihaneti gizlese de öldüremez! Biz hayatta ne kaybetmişsek kendi alıklığımız ve bönlüğümüz neticesinde kaybettik, kaybettiğimiz hiçbir şeyi hiçbir kimse kaybettirmedi bize…

Son sözümüz de şöyle olsun: Adaleti olmayan cihan bırakalım olsun yerle yeksan ve kalbi ölmüş insanlık yaşamasın daha iyi…

BİR PARÇA KAĞIT

Eğer bir kâğıt parçasıyla insanlar daha iyi, daha yetkin ve daha insan olsalardı ve hayat daha güzel olsaydı, o kâğıt parçasına sahip olanlar insanlığı bozmazlar ve her şeyi daha berbat etmezlerdi. Marifet kâğıt parçasında değil, ruhtadır. Ruhsuz olanlar, kâğıt parçalarından kule yapmış olsalar da, insanlık için yapabilecekleri hiçbir şey yoktur ve yaptıkları bir şeyde görülmemektedir. İnsanlık için sahici ve faydalı şeyler yapanlar daha çok o kâğıt parçasına sahip olmayanlardan çıkmıştır ya da o kâğıt parçasına sahip olmakla birlikte büyük bir yüreğe de sahip olanlardan çıkmıştır. Binaenaleyh, kâğıt parçalarını önceleyenler ve o tek bir kâğıt parçasına sahip olmakla iyi şeyler olacağını düşünenler ve sahip olanlarında daha yetkin olduğuna inananlar yanılmaktadırlar ve hiçbir şeyden anlamamaktadırlar. Kuşkusuz o kâğıt parçası önemlidir, filhakika değildir ama diyelim ki önemlidir ve bir ruhsattır ama daha iyi, daha güzel şeyler yapabilmenin garantisi değildir, olamaz. Bu yüzden kâğıt parçalarına odaklanmaktansa, ruhlara odaklanmalıyız. Çünkü yaratan ruhtur, kâğıt parçası değil. Yapan ruhtur, kâğıt parçası değil. Öldüren ve bozansa kâğıt parçasıdır, çünkü ona sahip olmakla her şey olmak aynı anlama geldiği için, her şey olduğunu sananlarda Megolamanyak olarak insanlığı bozmaya cüret edebilmektedirler. Mesele; kâğıt parçası değil, ruhtur! İnsanlık ruhu öldükten sonra, dünyadaki tüm kâğıt parçalarına malik olsanız kaç yazar?
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-12-18, 17:55 #671
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

AKLEDİN...

‘’’’Başınıza gelen kötülükler kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.‘’’’ Şura-30

Bakıyoruz geçiyoruz şeylere ve hiçbir şey görmüyoruz, çünkü bakmıyoruz. Göz görmez! Görünense kopkoyu bir karanlık, dipsiz bir çukur, hayat gerçekten göründüğü vakit korkunç bir belirsizlik. Derinlikleri görebilir miyiz? Nasıl bakıyor olduğumuza bağlı, bu soruya vereceğimiz cevap. İnsançocuğu bozuldu. Çok günah işledi ve ortak oldu işlenen günahlara. Merhametsizce işledi, hiç ağlamadı ortak olurken. Günahlar tutsak eder! Nefsinin gemlerini eline geçireceğine, nefsi onun gemlerini eline geçirdi. Felaketlerden felaketlere sürüklüyor onu. Boynuna geçirmiş halkayı ve istediği yere sürüyor. Hazzın, zevkin, nimetlerin kölesi oldu bedenlerimiz. Ruhlarımız dar kafeslerin içinde boğuluyor, boğulan ruhlar acı kusuyor. Sert yumrukların darbeleriyle çürüdü kalplerimiz. Umursamamak utanmaktır! Utanmıyoruz, çünkü umursayan bir kalbimiz yok artık. Dünya büyük olaylara gebe. Yer sarsılacak, gök çökecek, yıldızlar dökülecek, herkes sağa sola kaçışacaklar, sığınacak yer arayacaklar, gözler kimseyi görmeyecek, acıyla dökülen her damla gözyaşı canlanacak ve sel olup yutacak. Hak ettiğini yaşar yaşayan herkes! Hak etmediğini yaşayanlar yaşadıklarını sanırlar, yaşamadıklarını anlayacakları güne kadar. Hiçbir şey zayi olmayacak, gönderdiğin her ne ise, geri döndüğünde seni karşılayan o olacak.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-12-18, 20:41 #672
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

VARİSLER...

‘’’’Biz ise mustazafları yeryüzünün varisleri, önderleri kılmak istiyoruz’’’’ Kasas-5

‘’’’Sordum bir gün Suphi’ye; söylediklerini niye anlamıyorum diye. Bildiklerini dedi yüzleştir hayatla ve sınamaktan korkma, doğruyla yanlışı o zaman ayırabilirsin ve onu anlayabilirsin.’’’’ Ahmet Kaya

Ey kafaları farklı düşünen, kalpleri farklı atan ama aynı görünüşe ve kadere sahip olan aynı yeryüzünün çocukları! Kalplerinizle bakın hayata. Kalplerinizi canlı kılan, kalbinizin sürekli atmasına kuvvet olan merhametle bakın. Çünkü ancak o zaman ayırabilirsiniz doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü, güzelle çirkini, yalanla gerçeği. Ve ortak olduğunuz günahlardan el çeker tövbe edersiniz belki. Etmeniz gereken zamanda ettiğiniz tövbe temizler sizi. Hissedin! Tam kalbiniz hissettiği an kaldırın kafanızı ve bakın. İşte bakın, görüyorsunuz! Gövdeniz sarsıldı, aklınız uçurumun kenarında kaldı değil mi? Çünkü görmek ürperticidir. Görmediğiniz için rahatsınız ve umarsızsınız. Görseydiniz utandırdınız ve hemen tövbe ederdiniz, günahlarla ortaklığınızı bitirirdiniz. Üzerinde dolaştığınız toprağın ruhunun titreyişini duyumsayabiliyor musunuz, soğukta titreyen bir yaprak gibi titriyor değil mi? Borcunu ödemeyecek misin diye soruyor sana. Bir cevap bekliyor, var mı bir cevabın? Acaba soruyu soran gerçekten toprak mı? Toprağın ruhu var mıdır, nedir? Senin gövden de bir toprak değil mi? Toprağın bir derinliği var mıdır? Bir en güçlüdür, çünkü her şey birin ardından gelir ve bire doğru tükenir ve yine birle çoğalır ve bir olmazsa hiçbir şey olmaz, her şey bir hiç olur ya da birle her şey olur şeyler. Hassas olun, hassas olursanız hissedersiniz, hissedersiniz mesul olursunuz, mesul olursanız haysiyetli bir iş yapmış olursunuz, haysiyetli iş yapıyorsanız şahsiyetiniz ortaya çıkar ve şahsiyet bir olmaktır. Karışıklık güzeldir, en azından ayıklamak zorunda bırakır kendisini. Böylece bir iş yapmış oluruz ve iş yaparken yapılırız ve yapmakla layık oluruz.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-12-18, 08:05 #673
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

‘’’’İtaat ederseniz, merhamet edilirsiniz.’’’’ Ali İmran-132

Merhamet ölmüş? Hiçbir şey kendiliğinden olmaz. Olur mu yoksa? O zaman kim çürüttü ruhu, kim kuruttu vicdanı ve nihayet kim öldürdü merhameti? Her sonucun bir sebebi vardır mutlaka ya da sebep olan her şey bir sonuç doğurur. Hiçbir şey kendiliğinden var ya da yok olmaz. Demeyin öyle! Olursa derinlikler sarsılır ve her şey karışır. Gördüğüm kediye aslan demiyorum. Görüyorum ya kedi var karşımda, kediyi göre göre nasıl aslan derim? Öyle dersem ya da öyle gösterirse ve dedirtirse hesap sorarım o gözden. Görmüyor musun, kör müsün ey göz denilen şey, karşında ki kediyi niçin aslan olarak görürsün derim ve çıkarır atarım o gözü. Elmayı göre göre armut denir mi ahmak? O gözü niye taşırsın? Olmaması, olmasından iyidir. Bilakis, o göz, kediye aslan derse, dedirtirse, işte o vakit ölür merhamet. Bir yaprakta merhameti öldüremez. O zaman nasıl oldu bu? Gördüğünü görmediğin için, görmezlikten geldiğin için, olana olmuyor dediğin için, kötü kendinden olduğu için ve bu yüzden menfaatin kaybolacak diye kötüye kötü demekten korktuğun için. Oysa her şey gözlerinin önünde olup bitiyor ama sen görmüyorsun. Niye? Çünkü menfaat tacirisin. Bencilliğin buzlu sularında yüzerken donmuş aklın, ruhun, vicdanın. Merhamet mi adalet mi? Merhamet adalettir! Çünkü ancak merhamet edebilen adil olabilir. Adil olmayanlar merhametten nasipdar değillerdir. Zira zalimlerin ruhları, vicdanları yoktur, öyleyse merhametleri olmaz. Merhamet bekleyenler, içlerinde merhamet bekletecek davranışlar gizliyorlarsa merhametsizliği hak ediyorlar demektir ve istedikleri hiçbir zaman olmayacaktır, olursa da korksunlar. Beklediğin merhameti bulduğunda, bulduğunu olduğu gibi verirsen işte o vakit gülebilirsin ve o vakit güldürülürsün. Nasip olacak şeye layık olmadıkça, bulamazsın nasip olacak şeyi, çünkü sana hak ettiğin şey hak etmediğin şekilde kullanasın diye verilmeyecek. Öyleyse hak et ki, hak ettiğin şeyi bulasın, bulduğunla ihya olasın.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski Dün, 19:54 #674
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!

‘’’’İnsanların mallarını haksız şekilde yiyenleri ve biriktirenleri acıklı bir azapla müjdele.’’’’ Tövbe-34

Biz koyun olduğumuz için onlar kurt oldular diyordu Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç. Çok doğru diyordu. İnsanlık koyun olmaya devam ettikçe, emperyalist şeytanlar ve işbirlikçileri de gütmeye devam edeceklerdir. İnsanlığın kurtlaşmasına gerek yoktur ama koyunlaşmaması da gerekir. Uyumaması ve uyurken tüm bilincini yitirmemesi ve uyanırken de karanlığa uyanmaması gerekir. Bilakis, kendisi kesilmeye, ölmeye ama sömürenleri beslemeye devam edecektir, buna mukabil emperyalist şeytanlar ve işbirlikçileri de yemeye devam edeceklerdir. Şu dünya hayatını bir temaşa edin, ne kadar yiyici varsa hepsini besleyici koyunlaşmış bir insanlık âlemi vardır ve yiyenler yediklerini hiçbir zaman umursamazlar, çünkü yediklerinin kendilerinin yemeleri için varolduklarına inanırlar. Hakikat ırmağı akıp giderken, akıp giden ırmağa bakan insanlık bir an evvel yüzünü hakikate dönmeli ve hakikat ırmağında yıkanmalıdır ve insanlığı saran cehennem ateşini söndürmelidir. Çünkü ancak temizlenenler temizleyebilirler! Eğer inanmıyorsanız kazanacağınız hiçbir şey yoktur ve kazanmaktan da bahsedemezsiniz. Kazanmak için sahici kavga vermek gerekir. Önce kazanacağınıza inanmalı, sonra kazanmaya layık olmalı ve nihayet emaneti hak etmelisiniz. Çünkü hak ettiğiniz vakit, aradığınızı bulacağınız vakit olacaktır. Zira emaneti size teslim etmek isteyen sizden biri ve sizin gibi biri değildir. Buz kafeslerinizden çıkmalısınız, yaşanılan acıları duyumsamalısınız. Size yaşatılan acıları asla unutmamalısınız! Acıları hissetmedikçe, acılara merhem olamazsınız. Boşluğa bağırmayın ve boş bağırmayın, çıkın buzlarla kaplanmış kafesinizden ve ruhunuzu konuşturun efendilere karşı. Ruhun konuşması ne demektir bilir misiniz? Ruhunuzu konuşturduğunuz vakit bilirsiniz, bilmekten de öte görürsünüz! Sadece samimi ve dürüst olun ve böyle olmanın nasıl bir şey olduğunu hissetmeye çalışın. Hakikati sadece bilmeyin, en dip derinliklerine kadar inin, anlayın ve hissedin, ancak o zaman göreceksiniz neyin ne olduğunu. Ve olan şeyi gördüğünüzde olması gereken ama oldurulmayan şeyleri de göreceksiniz ve artık yeniden başlayacaksınız. Hazine, hazine sandıklarınızın da altındadır ama siz ulaştığınız şeyi hep hazine sanırsınız, oysa kazmaya devam etmelisiniz! Çünkü kazdıkça yeni bir hazineye ulaşırsınız, nihayet ulaşmak istediğiniz hazineye ulaşırsınız. Öyleyse kazamaya devam edin!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 20:43
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018