Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 28-11-17, 21:57 #531
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!



AĞIR DEVRİM...

Lafla işim olmaz, esas olan eylemdir! Eylemdir ki, devrimi doğurur. Bendeniz bu topraklarda, bu topraklara daha çok bağlı olup, sahip çıkıpta en ağır yoksulluğu yaşayan insanlar görmek istemiyorum. Kompradorların it gibi yaşadıklarına ama bunun karşısında bu topraklar için can feda eden ve etmeye hazır olan insanların sefaletin dibinde inlediklerine şahit olmak istemiyorum. Ben bu topraklarda politikanın, halkı aldatıp, kodamanların yolunu aydınlatmak ve açmak için bir araç olarak kullanıldığına şahit olmak istemiyorum. Yoksulluktan, evi, acının yuvası olmuş ve evinde huzuru kaybetmiş insanların varlığını duyumsamak istemiyorum. Bendeniz bu ülkede gülmeyi unutmuş, acıdan başka hiçbir şey tatmamış çocukların varlıklarına şahit olmak istemiyorum. Evladı dağlarda şehit olupta, kendisi ovada sefaletin şarkısını terennüm eden analar, babalar görmek istemiyorum. Yoksulluktan, çocuğunu okula kahvaltısız gönderen insanların varlığını hissetmek istemiyorum. Bendeniz, yoksulların kanını emenlerden, emdikleri kanın, damarlarından şırınga ile çekilmesini ve sahip olanlara gasp edilen haklarının iade edilmesini istiyorum. Kompradorların; kanlarını, terlerini, emeklerini çaldıkları insanlara, çaldıklarını geri vermelerini istiyorum. Vermezlerse acımasızca alınmasını istiyorum. İcap ediyorsa ve başka çaresi yoksa kompradorların tüm servetlerinin müsadere edilmesini istiyorum. Çünkü tüm servetleri haramdır ve çalıntıdır. Zaruri ihtiyaçları verildikten ve vergi kanunları da acımasızca ve adilce işletildikten sonra buyursunlar kazansınlar hiçbir diyeceğim yoktur. Ama bugüne dek çaldıklarının tümünün geri alınmasını istiyorum. Analarının memesinden, midelerine süt olarak inmiş olsa dahi çıkarılıp alınmasını istiyorum. Bendeniz samimiyet ve ciddiyet istiyorum. Aldatılmak, sürekli aldatılmak istemiyorum. Aldatılıpta aldatanlar yüzünden mutlak suçsuz insanların acı çekmesini istemiyorum. Ve daha nice olumsuzlukları görmek, bilmek, duyumsamak istemiyorum. İşte gerçek ve ağır devrim budur! Çünkü gerçek adalet budur. Ve bu gerçekleştiği zaman bu topraklara bahar gelecektir, umut gelecektir, inanç gelecektir. İnsanlar gülecektir. Acı son bulacaktır. Sürgün son bulacaktır. Eşitsizlik son bulacaktır. Sınıfçılık son bulacaktır. Yapay sınırlar kaldırılacak, beton duvarlar toz edilecektir. Bir yanda gülenler, bir yanda ağlayanlar olmayacaktır. Bir yanda karınları aç yatanlar, bir yanda kusasıya yiyenler olmayacaktır. Herkes döktüğü terin, kanın, yaşın ve harcadığı emeğin karşılığını bihakkın alacaktır. Çocuklar ölmeyecektir, gülecektir ve oynayacaktır. Her çocuğun oyuncağı olacaktır. İşte devrim diye buna derim ben!

SORMAZSAM OLMAZ...

Cumhurbaşkanı kimin eseri? Başbakan kimin eseri? Bakan kimin eseri? Milletvekili kimin eseri? Vali kimin eseri? Kaymakam kimin eseri? Komutan kimin eseri? Doktor kimin eseri? Hâkim kimin eseri? Polis kimin eseri? Öğretmen kimin eseri? Ve en önemlisi, kimin eseri insan? ÖĞRETMENİN yani MUALLİMİN. Peki, bunca eseri; terini, kanını, yaşını dökerek ve tahminsiz bir emek sarf ederek ortaya koyan öğretmen nasıl? Elimizi vicdanımıza koyarak düşünmeli, hissetmeli ve namuslu konuşmalıyız. Bugün görevine yeni başlayan bir öğretmenin maaşı, küsuratını tamamlayarak söylersek 3000 TL. Bir öğretmen emekli olduğu zaman bir araba parası bile alamıyor handiyse. Şimdi soruyorum, bu kadar eserde teri, kanı, yaşı, emeği olan bir insanın değeri bu mu olmalı, Allah, İnsanlık, Kitap ve Namus aşkına? Öğretmenin kadim bir sorunudur bu ve adeta makûs talihidir sanki ve bu talihin bozulmasına muhtacız. Öğretmenlerimizi kurtarmalıyız, insanlığı kurtarmak istiyorsak! Bugün bir öğretmenin maaşı 7.500 TL olması gerekir en az ve emekliye ayrılan bir öğretmen en az 250.000 TL alabilmelidir. Söylediklerim bugün geçerlidir, yarınlarda yarınların şartlarına göre söylerim elbette. Yüreğime sorarsanız çok çok çok daha fazla olması gerekir ama realist oluyorum burada, hadi neyse tarzında. Hem vallahi, hem billahi, hem tallahi daha fazladır derken sonsuzcasına bilinçli söylüyorum ve sonsuzcasına haklıyım da. İşte meydan hodri meydan. Sadece hissedeceksiniz ve anlayacaksınız! Zerre aklınız varsa, vicdanınız zerre hissedebiliyorsa, Yüce Allah şahit olsun ki, mutlak ve muhakkak olarak haklıyım ve bunu da çalışan bir beyne kesinlikle ispat edebilirim.
__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-12-17, 22:57 #532
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!


KÜÇÜK ZAVALLILAR...

Hayatta öyle küçük insanlar var ki ve kendilerini öyle büyük sanıyorlar ki, acımaktan başka seçeneğiniz kalmıyor. Sanki öyle ulvi, erişilmez yerdeler de, birileri onların yerlerine gözlerini dikmiş gibi, o kadar komik, alelade, zavallı hareket ediyorlar ki ve bu vehim onları öyle trajikomik bir hale düşürüyor ki, siz utanıyorsunuz. Oysa herkes kendi dünyasında, kendi işini adam gibi yapma derdinde. Acaba işimi ne kadar iyi yapıyorum, yapabiliyor muyum bihakkın, nasıl yaparsam daha iyi olur, insanlık ödevimi ideal düzeyde becerebiliyor muyum diye içsel sorgulamalar derdinde. Bilmiyorlar ki, herkes kendileri gibi sıçrama, atlama peşinde değil. Hatta bir şeyler altın tepsi de sunulsa bile kabul edecek değiller. Ta ki kabul edilmediği takdirde ölüm gösterilse bile. Çünkü dertleri dünya ve dünyalık değil. Sadece kendi işleri neyse onu adam gibi yapma derdindeler ve kendi işlerinden başka hiçbir işte de gözleri yoktur. Ama vehim, bencillik, korku, cehalet, onları onulmaz dertlere duçar kılıyor ve patolojik bir duruma sokuyor. Aşağılık eylemlere sevk ediyor. Herkesi dünyalık peşinde sürünüyor zannediyorlar. Oysa kutsal insanlık davası adına insanlığa nasıl en iyi şekilde bir şeyler sunabilirim derdindedir insanlar. Zavallı küçük insanlara acıyorum!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-12-17, 19:04 #533
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!


DUA...

“”Yüce Rabbim! Sen’den dileğim ve Sana duam: lütfen aklımı koru; lütfen bana kitabı, kendimi ve varlığın her zerresini okuma gücü ver ve okumamı yükselt ve derinleştir; lütfen bana okuduklarım, duyduklarım ve gördüklerim üzerinde düşünme gücü ver ve düşüncemi yükselt ve derinleştir; lütfen bana her sözü, her hareketi ve varlığın her zerresini anlama gücü ver ve anlamamı yükselt ve derinleştir; lütfen ellerimin hareketlerine, ayaklarımın hareketlerine, gövdemin hareketlerine, bakışıma, duyuşuma, görüşüme ve duruşuma asalet ver; lütfen okuduklarım, düşündüklerim ve anladıklarım istikametinde, hiçbir bahane üretmeye tevessül etmeden, onurlu eylem ortaya koyabilme iradesi ver. Âmin.””
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-12-17, 22:31 #534
spareaude spareaude çevrimdışı
Varsayılan C: Kurtulmak mı istiyorsun? Düşüneceksin!


CUMA ÖNERİSİ...

Benimkisi naçizane bir fikir, bir öneri. Yanlışta düşünüyor olabilirim, doğruda. Kafamız var, kalbimiz var, vicdanımız var. Yanlış düşünüyorsak şayet, tahlil, tetkik, tahkik, analiz yaparak ve tertil, tedebbür, taakkul ile hareket ederek doğrusuna ulaşırız. Doğru düşünüyorsakta icrasını bekleriz. Bundan gayrısına gücümüz kifayet etmez. Geçelim! Cuma günleri camilerde ciddi bir kitleye hitap edilmektedir. Tüm camilerde ilk hitapta Kur’an okunabilir. Ama bu öyle alelade bir okuma olmaz. Aklı uyandırıp düşünmeye sevkeden, yürekte gömülü duyguları uyandırıp eyleme sevkeden bir okuma olur. İnsanlar Kur’an diye bir kitapları olduğu bilgisine sahip olur. Ne diyor bu demeyin, bendeniz böyle inanıyorum, çünkü bir kitabımız olduğunu bilseydik, bildiğimiz başka şeylerde olurdu yani olabildiğince kitaba göre yaşamaya çalışırdık çendan. Kur’an okunur derken yani ayetler okunur. O ayetler boşuna inmedi değil mi? Ama sümme haşa boşuna inmiş gibi bir yaşama sahibiz. 10 ayet okunsa kifayet eder, ilk bölümde. Şöyle, yüreğimizle, tam inanmış olarak okunursa hedefi bulur. Sonra sünnettin akabinde imam minbere çıkar ve minber de şöyle bir şey yapılır; sözün özü, çok net, keskin, sarsıcı, can alıcı ifadelerle kafalara ve kalplere çivi gibi çakılır hakikatler. Misal; ‘’namaz kötülüklerden alıkoyar’’ denir kuvvetli bir şekilde ve belki tek bir cümle daha kurulur keskin ifadeleri mündemiç olan. Başka bir gün; ‘’namaz kılan harama el uzatamaz’’ denir kuvvetli bir şekilde ve belki tek bir cümle daha kurulur keskin ifadeleri mündemiç olan. Bir başka gün ‘’namaz kılan kul hakkı yiyemez’’ denir ve belki tek bir cümle daha kurulur keskin ifadeleri mündemiç olan. Daha başka bir gün; “namaz kılan adaletsiz olamaz” denir kuvvetli ve keskin bir şekilde ve belki tek bir cümle daha kurulur keskin ifadeleri mündemiç olan. Yine bir gün; ‘’işçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz’’ denir keskin ve sarsıcı bir şekilde ve belki tek bir cümle daha kurulur keskin ifadeleri mündemiç olan. Ve bu böyle gider. Bu durum her cuma gününde aynı şekilde tekrar edilir. Çok söylemek sözün değerini düşürür ve sözü, laf derekesine indirger, bu da etkiyi yok eder. Hakikat kafalara ve kalplere çivi gibi çakılmalı, bu da hitapla mütenasip bir şeydir. Ahlaka mugayir bir hareket yapılacağında, hakikat, ruhu acıtmalı ve ahlaksızlıktan vazgeçirmelidir. Hani çivi bir yerinize batsa ve batan yeri oynatsanız ne olur? Çok acı hissedersiniz değil mi? İşte bu şekilde, hakikat, kafanıza ve kalbinize çivi gibi saplandığı için ve siz kötülük yapmaya yöneldiğiniz an, o hakikatler kafanızı ve kalbinizi acıtır ve sizi kötülükten el çektirir. Normalde yeknesak ve roman gibi çok uzun bir şekilde yapılan hitapların kafalarda ve kalplerde etkisi olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Bilakis mütemadiyen aynı tekdüzelikte olduğu için sıkıcı oluyormuş gibi geliyor. Bir de Kur’an’ın ahlak yasalarına dair pek bir şey söylenmiyor. Hutbede hakikati işiten insan ürpermeli ve dışarıya çıkınca yüreği titremeli, gövdesi sarsılmalıdır. Eğer bu başarılamıyorsa, her şey boşunadır. Yat kalk, kalk yat ile olmaz. Ama maateessüf böyle oluyor. Minberde Allah’ın ve Önderin emri okunuyor. Dışarı çıkılınca mutlak zıtlıkta hareket ediliyor ve biz kendimize Müslümanız diyoruz. Riyakârız. Evet riyakârız. Hatta sahtekârız. Bu da anlatılanların hiçbir etkisinin olmadığını gösteriyor. Hakikat ağırdır ve acıdır kardeşim ve acı, insanı insan eder, yeter ki acı sahici olsun ve ders alınsın. İşitip itaat etmeyeceksen işitmek neye yarar? Sağda solda edebiyat mı parçalayacaksın, Allah böyle diyor, Peygamber şöyle diyor, Kur’an öyle diyor diye? Kur’an edebiyat kitabı değildir kardeşim, eylem kitabıdır! Yol keseni, yol gösterici yapan kitaptır! Namaz kılıyor ama aklına gelen her türlü kötülüklerden el çekmiyorsan, niye kılıyorsun o namazı, gösteriş olsun diye mi kılıyorsun? Namazın bir yaptırımı olmalı değil mi? Pisliğin dibine gömülmüşüz, konuşmaya geldi mi bizden gayrı herkes suçlu, bir tek biz temiziz!!!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 05:23
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2016