Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 05-06-08, 16:52 #1
stone2202 stone2202 çevrimdışı
Post Müteselsil Borçluluk


MÜTESELSİL BORÇLULUK


1. KAVRAM

Her ilişkide biri alacaklı diğeri borçlu olmak üzere daima iki taraf vardır. Ancak, bir borç ilişkisinde iki tarafın bulunması zorunluluğu, alacaklı ve borçlu tarafından mutlaka da birer kişiden oluşması gerektiği anlamına gelmez. Gerçi bir borç ilişkisinde normal olan, alacaklı ve borçlu tarafından birer kişinin bulunmasıdır. Fakat bazı özel durumlarda alacaklı ve borçlu tarafta, hatta em alacaklı hem de borçlu tarafta birden fazla kişinin bulunması mümkündür. Böyle bir durum daha borç ilişkisi doğarken ortaya çıkabileceği gibi, borç ilişkisi doğduktan sonra da meydana gelebilir.

Demek ki bir borç ilişkisinde borçlu taraf bazen birden fazla kimselerden de oluşabilmektedir. Eğer bir borç ilişkisinde borçlu taraf bir tek kişiden oluşuyorsa bunu “tek borçluluk”, birden fazla kişilerden oluşuyorsa onu da “birlikte borçluluk” şeklinde isimlendiririz.

Birlikte borçluluk, bir borç ilişkisinde borçlu tarafın birden fazla kimselerden meydana gelmesi durumunda ifade edilen bir “üst kavram” olup borçluların birden fazla olduğu çeşitli halleri kapsar; zira bir borç ilişkisinde borçlu tarafın birden fazla kimselerden oluşmasını gerektiren sebep ve olgular çeşitli olduğu gibi, birden fazla kimselerin alacaklıya karşı hep birlikte borçlu durumunda olmalarının hüküm ve sonuçları da her zaman bir ve aynı değildir. Birlikte borçluluk kavramı altında toplanabilecek bu haller, “bölünmez borçluluk”, “kısmi borçluluk”, “ elbirliği ile borçluluk” ve nihayet “müteselsil borçluluk” tan ibarettir. Biz aşağıda bunlardan sadece “müteselsil borçluluk” kavramını türünü inceleceğiz. Bu konuyu ele almamızın sebebi, müteselsil borçluluk kurumunun iş hayatında son derece geniş bir uygulamaya mahzar olmuş bulunmasıdır. Bu da müteselsil borçluluğun alacaklılara sağladığı güven ve kolaylıktan ileri gelmektedir.

Gerçekten, müteselsil borçlulukta alacaklı, alacağının tamamının veya bir kısmının karşısındaki borçludan dilediği birinden isteyebilmek imkanına sahip bulunduğu gibi, borçlular da alacaklıya karşı borç sona erinceye kadar hep birlikte sorumlu olmakta devam ederler. Borçlulardan birinin borç ödemeden aciz haline düşmesinin veya iflas etmesinin alacaklı için her hangi bir tehlikesi yoktur; zira diğer borçlulardan her biri borcun tamamına ifa etmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Müteselsil borçluluk alacaklıya, borçluların içinden ödeme gücü en yüksek olarak seçerek edimin tamamını ondan isteye bilme yetkisini tanır. Bunun ise alacalı bakımından en büyük bir güvence (teminat) oluşturduğu meydandadır. Bu itibarladır ki, bir alacaklı, birden fazla borçlular ile bir borç ilişkisine girişeceği zaman, borçluların kendisine karşı müteselsilen sorumlu olmalarını arzu ve tercih eder.

Müteselsil borçluluk (dayanışmalı borçluluk), mahiyeti itibariyle bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu bir birlikte borçluluk türüdür. Diğer bir deyişle, edimin bölünmesi mümkün olduğu halde alacaklı, edimin tamamını borçlulardan dilediği birinden isteyebilme yetkisine sahip bulunuyor ve borç, borçlulardan birisi tarafından bir defa ifa edilmekle diğer borçlular içinde sona eriyorsa, burada borçlular arasında teselsül (dayanışma) hali, yani “müteselsil borçluluk” var demektir.

Borçlar Kanunumuzun müteselsil borçluluğu 141-147 nci maddeleri arasında düzenlemiş, fakat onu tanımlamamıştır. Kanunun sözü geçen hükümlerden ve doktrindeki çeşitli tanımlardan yararlanarak müteselsil borçluluğu şu şekilde tanımlamıştır.

“Müteselsil borçluluk, bir irade açıklaması veya kanunun hükmü dolayısıyla, bölünebilir bir edimin tamamının ifade etmekle yükümlü bulunduğu, alacaklının ise tamamını ancak bir defa elde etmek üzere edimin borçlulardan dilediği birinden istemeye yetkili olduğu ve borçlulardan birisinin iflası veya ifa yerini tutan fiiliyle diğerlerinin bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtulacakları bir birlikte borçluluk halidir.

2. ÖZELLİKLERİ

Müteselsil borçluluğun gösterdiği özelliklerin neler olduğunu yukarıdaki tanımlamadan şöyle çıkarabiliriz.

A) Her borçlunun edimin tamamından sorumlu olması

Müteselsil borçlulukta borçlulardan her biri edimin tamamından sorumlu, yani borcun tamamını ifa etmekle yükümlü bulunmaktadır. Bu, müteselsil borçluluğun özelliklerinin en başta gelenidir. Nitekim Borçlar Kanunumuz da m. 141/1 de “alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan (tamamından) mes’ul (sorumlu) olmayı iltizam ettikleri (yükledikleri) …” biçimde bunu açıkça belirtmektedir.

Müteselsil borçlulardan her biri edimin tamamının ifa ile yükümlü bulunduğu içindir ki alacaklı edimin tamamını borçlulardan herhangi birinden talep ettiği takdirde, bu borçlu kendisi borcun tamamından değil sadece kendisine düşen kısmından sorumlu olduğu ileri sürerek ifadan kaçınmaz. Örneğin Ali ile Veli alacaklı Hasan’a 100 milyon lira ödemeyi müteselsil borçlu olarak taahhüt etmişler ise, alacaklı Hasan 100 milyon liranın tamamını ister Ali’den, ister Veli’den talep edebilir. Ali veya Veli alacaklının bu talebi karşısında bu paranın sadece 30 milyon liralık kısmından sorumlu bulunduğunu, kalan kısım için diğer borçluya başvurması gerektiğini iddia edemez. Çünkü 100 milyon liranın bir kısmından Ali’nin diğer kısmından Veli’nin sorumlu olmaları, borçluların kendi aralarındaki iç ilişkiyi ilgilendiren bir husus olup alacaklıyı ilgilendirmez. Ali ve Veli Hasan’a ödemeyi taahhüt ettikleri (yüklendikleri) borcu kendi araların ne şekilde taksim etmiş (bölüşmüş) olurlarsa olsunlar, alacaklı Hasan’ın karşısında her biri 100 milyondan sorunludur.

B) Alacaklının dilediği borçluya başvurabilmesi

Müteselsil borçlunun ikinci özelliği, alacaklının ifa için dilediği borçluya başvurmakta tamamen serbest olmasıdır. Alacaklı, edimin tamamını veya bir kısmını borçlulardan herhangi birinden istemek yetkisine sahiptir. Bu özellikte BK. M. 142/1 de “alacaklı müteselsil borçluların” cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte “muhayyerdir (seçim hakkına sahiptir)” denilmek suretiyle belirtilmiştir.

Ancak, alacaklının ifa için dilediği borçluya başvurabilmesi, borcun bütün borçlular bakımından muaccel hale gelmiş bulunmasın bağlıdır. O halde, bir tek vade belirlenmeyip de her borçlu için ayrı ayrı vadeler tespit edilmiş bulunuyorsa, borç her borçlu için başka başka tarihlerde muaccel hale geleceğinden, alacaklı ancak borcu muaccel olmuş bulunan borçluya başvurabilecek, diğerlerinden ifayı isteyemeyecektir.

Alacaklı, ifayı borçlulardan dilediği birinden isteyebileceği gibi, bütün borçluları da aynı anda takip edebilir. O halde alacaklı, ifayı borçlulardan birinden veya hepsinden isteyebilmek bakımından da seçim hakkına sahip bulunmaktadır.

C) Alacaklının tatmini oranında diğer borçluların borçtan kurtulmaları

Müteselsil borçlunun özelliklerinden sonuncusu, alacaklının borçlulardan biri tarafından tatmin edilmesiyle (doyurulmasıyla) diğer borçluların bu oranda olmak üzere alacaklıya karşı borçtan kurtulmalarıdır(BK. M. 145/1). Alacaklıya ifada bulunmuş olan borçlunun bu sonucu kastetmiş olması şart değildir; bu sonuç alacaklının tatmin edilmiş olmasından dolayı kendiliğinden doğar.

3. KAYNAKLARI

Müteselsil borçlunun kaynakları, yeni bir edimin birden fazla borçluları arasında teselsülün (müteselsilliğin) hangi sebeplerden meydana geldiğini, Borçlar Kanunumuzun 141 nci maddesinden anlaşılabilir. Sözü geçen madde hükmüne göre, müteselsil borçluluk ya “borçluların iradesinden” veya “kanundan” doğar. Bu iki kaynağa kısaca değinelim.

A) İradeden doğan müteselsil borçluluk

Doktrinde “akdi teselsül”, “iradi teselsül” şeklinde de isimlendirilen bu halde müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olmayı taahhüt etmelerinden (yükünmelerinden) doğar. Ancak, bunun mutlaka da açık (sarih) biçimde belirtilmesi gerekli olmayıp, hal ve şartlardan örtülü olarak (zımnen) çıkartılabilmesi de mümkündür. Doktrindeki baskın görüş bu yönde olmakla beraber Yargıtay, teselsül (müteselsillik) iradesinin mutlaka açık (sarih) şeklinde belirtilmiş olmasını aramaktadır.

Müteselsil borçlunun doğabilmesi için, borçlunu bu husustaki iradelerini hep birlikte ve aynı anda açıklamaları da şart değildir. Diğer bir deyişle, borçlular arasında müteselsillik ilişkisi, müşterek bir sözleşmeyle doğabileceği gibi, mevcut bir borca sonradan katılmak sureti ile de, yani teselsül iradelerinin ayrı ayrı açıklanması ile de gerçekleşebilir.

Gördüğümüz üzere Borçlar Kanunumuz müteselsil borçlunun doğabilmesini borçluların bu yoldaki iradelerini açıklamalarına bağlamıştır. Öyleyse böyle bir irade açıklaması mevcut almadıkça kanundaki istisnalar dışında, bir borcun birden fazla borçlusunun bulunması durumunda müteselsil borçluluk kendiliğinden doğmuş olmaz; böyle bir durumda kural, her borçlunun borcun kendi payına düşen kısmından sorumlu olmasıdır. Borçlar Kanunumuz burada “teselsül karinesi”ne yer vermemiş, başka bir deyişle, bir borcun birden fazla borçlusu arasında müteselsil borçluluğun kendiliğinden ve kanundan ötürü doğmuş olacağı sonucunu kabul etmemiştir.

Oysa Ticaret Kanunumuz bunun tam aksini kabul ederek “teselsül karinesi”ne yer vermiştir. Gerçekten TK. M. 7 uyarınca “iki veya daha fazla kimse, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari mahiyeti haiz bir iş dolayısıyla diğer bir kimseye karşı müştereken borç altına girerlerse mukavelede aksi kararlaştırılmış olmadıkça müteselsilen mes’ul sayılırlar. Ticari borçlara kefalet halinde, gerek asıl borçlu ile kefil ve gerekse kefiller arasındaki münasebetlerde dahi hüküm böyledir”. O halde ticari işlerde borçlular müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin irade açıklamasında bulunmadıklar halde, müteselsil borçluluk kendiliğinden doğacaktır. Eğer borçlular müteselsilen sorumlu olmayı istemiyorlarsa, bunu sözleşmede açıkça belirtmek zorundadırlar. Örneğin banka işlemleri ticari iş mahiyetinde olduğundan , birden fazla kaimse bankaya karşı borç altına girdikleri (birlikte kredi aldıkları) zaman, borçlular arasında teselsül geçerli olacak, yani banka, alacağını borçlulardan dilediği birinden talep edebilecektir.

B) Kanundan doğan müteselsil borçluluk

Borçlar Kanunumuzun düzenlenmesine göre müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı teselsüle ilişkin irade açıklamasında bulunmadıkları sürece kendiliğinden doğmayıp, ancak kanunda belirtilen hallerde ortaya çıkar. Doğrudan doğruya bir kanun hükmü dolayısıyla ortaya çıkan müteselsil borçluluğa “ kanuni teselsül” denilmektedir.

Borçlar Kanunumuzun öngördüğü müteselsil borçluluk hallerine örnek olarak, birden fazla kimselerin ortak kusurlarıyla sebebiyet verdikleri zarardan sorumluluklarını (m.50), birden fazla kimselerin çeşitli sebeplerden dolayı sorumluluklarını (m.51) birden fazla kimselerin birlikte ariyet almalarını (m.395) yahutta vedia kabul etmelerini (m.469) gösterebiliriz. Bunun gibi adi şirketlerde (BK. M. 543), ticaret şirketlerinde (TK. M. 178, 305, 492, 527), kıymetli evrak hukukunda (TK. M. 636), sigorta hukukunda (TK. M. 1346) da kanundan ötürü müteselsil borçluluk halleri söz konusu olmaktadır.

4. HÜKÜMLERİ

Müteselsil borçluluğun hükümleri denildiği zaman, bir taraftan alacaklı ile müteselsil borçlular arasındaki ilişki, diğer taraftan müteselsil borçluların bizzat kendi aralarındaki ilişki ifade edilmek istenir.

A) Alacaklı ile borçlular arasındaki ilişki

Alacaklının borçlulara karşı sahip bulunduğu haklar BK. M. 142 hükmünden çıkartılabilir. Sözü geçen madde hükmüne göre alacaklı, borcunun tamamını veya bir kısmını borçlulardan dilediği birinden isteyebilir. Borcun tamamının ifası kendisinden istenen borçlunun, alacaklıların niçin diğer borçlulara başvurmadığını sormak yetkisi yoktur. Alacaklı ifayı borçlulardan birinden isteyebileceği gibi, borç için bütün borçluları da dava edebilir. Hatta alacaklının borçlulardan birine karşı açmış olduğu davayı kaybetmiş olması, diğerlerine karşı dava açmasına engel olamaz. Öte yandan, borçlulardan birinin ifaya mahkum edilmiş olmasıyla diğer borçlular borçtan kurtulmazlar. Onların sorumluluğu alacaklının tatmin edilmesine, yani borcun tamamen ödenmesine kadar devam eder.

Alacaklının bu hakları yanında yükümlülüğü de vardır. Kanunun alacaklı için öngördüğü bu yükümlülük, onun müteselsil borçlulardan birinin durumunu diğerinin zararına olarak iyileştirilmesidir. Alacaklı buna aykırı davrandığı, örneğin bir borçlunun borcun teminatı (güvencesi) olarak vermiş olduğu bir rehni kendisine iade ettiği takdirde, diğer borçluların rücu haklarının tehlikeye sokmuş olacağından, bu fiilinin sonuçlarına şahsen katlanmak zorunda kalacaktır(BK.M. 147/1).

Borçluların alacaklılara karşı ileri sürebilecekleri defilere gelince:

Borçlar Kanunumuz iki çeşit def’i öngörmüştür. Bunlardan birinci kategoriye girenler, bütün borçları ileri sürebilecekleri hatta ileri sürmekle yükümlü bulunduğu def’ilerde ki, bunlara “ortak defiler” denir. Ortak defiler borcun sebebinden veya konusundan doğan defilerdir. Bunlara örnek olarak müteselsil borçluluğu doğuran sözleşmenin imkansızlık, hukuka ve ahlaka aykırılık sebebiyle hükümsüz olduğu; alacaklının fiil ehliyetine sahip bulunmadığı; borcun bütün borçlular bakımından zaman aşımına uğramış olduğu defilerini gösterebiliriz. İkinci kategoriye giren defiler ise, bütün borçluların değil, sadece ilgili borçlunun ileri sürebileceği defilerdir ki, bunlara da “şahsi defiler” denir. Bunlar müteselsil borçlulardan birinin alacaklı ile olan şahsi ilişkilerinden çıkarlar, örneğin alacaklının takibine uğrayan borçlunu ehliyetsizliği; iradesinin bozulmuş (fesada uğramış) bulunması; borcunun henüz muaccel olması gibi.

C) Borçlunun kendi aralarındaki ilişki

Borçlular borcun tamamından müteselsilen sorumlu olmayı taahhüt ederlerken (yüklenirken) çoğu kez tesadüfen bir araya gelmiş değillerdir; aralarında daha önceden doğmuş bir hukuki ilişki vardır, örneğin hepsi bir adi şirketin ortağı olabilirler. Borçlular arasında böyle bir ilişki bulunmasa bile, onlar bir menfaat birliği halinde görünürler. Örneğin iki arkadaşın bir şeyin birlikte ariyet almaları veya iki müteahhidin bir binayı birlikte inşa etmeyi taahhüt etmeleri (yüklenmeleri) halinde durum böyledir. Kaldı ki, borçlar arasında daha önce doğmuş bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmamasının da önemi yoktur, zira borçlulardan birinin borcun tamamını ifa ederek alacaklıyı tatmin etmesi halinde, bu borçlu ile diğer borçdaşlar arasında zaten bir hukuki ilişki doğacaktır. Gerçekten, alacaklıyı tatmin etmiş olan bir borçlu, kendisine düşen paydan fazla bir ödemede bulunduğu takdirde, bu fazlalık oranında diğer borçlulara başvurabilecektir ki, buna o borçlunun “rücu hakkı” denir. Kanun koyucu kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçluya tanıdığı rücu hakkını kuvvetlendirmek amacıyla müteselsil borçlulukta “halefiyet”e de yer vermiştir.

Rücu

Müteselsil borçlulukta borçlulardan her birinin borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür. Bu, edimin borçlular arasında bölünemememsinden ileri gelen zorunlu bir sorumluluk da değildir; tam aksine edim bölünebilir nitelikte olduğu halde, yine de her bir borçlu onun tamamını ifa etmekle yükümlü bulunmaktadır. Ancak, bu bölünmezlik sırf alacaklı ile olan ilişki, yani dış ilişki bakımından söz konusudur. Buna karşılık, borçluların kendi aralarındaki ilişki, yani iç ilişkide durum böyle değildir. Gerçekten, her bir borçlunun borcun belli bir miktarından sorumlu olacağı borçlular arasında saptanmış olabilir. Borçlular kendi aralarında borcun taksimi (bölüşülmesi) hususunda bir anlaşma yapmamış iseler, kanun her borçlunun eşit bir paydan sorumlu olacağını kabul etmiştir (m. 146/1).

Alacaklının takibine uğrayan bir borçlu, kendi payından fazla ödemede bulunduğu takdirde, bu fazlalığı diğer borçlulardan isteyebilecek, yani fazlalık oranında olmak üzer borçdaşlarından rücu edebilecektir. O halde rücu hakkının doğabilmesi için, bir borçlunu alacaklıyı tatmin etmiş olması yanında alacaklıyı tatmin ederken, iç ilişkide kendisine düşen paydan fazla ödemede bulunmuş olması da gereklidir. Bir borçlu sadece kendi payı oranında ödemede bulunmuşsa, rücu hakkı doğmaz; hatta diğer borçlular hiç bir ödemede bulunmamış olsalar dahi, yinede bu borçlu bu borçlu rücu hakkına sahip olamaz. Rücu hakkını kullanan borçlunun diğer borçlulardan isteyeceği miktar, alacaklıya yaptığı ödemede kendi payını aşan miktardır. Örneğin A, B ve c müteselsilen 300 milyon lira borçlanmış bulunuyorlarsa ve hepsinin payı eşit ise, bunlardan A alacaklıya 200 milyon lira ödemiş olduğu takdirde, kendi payını aşan 100 milyon lirayı diğer borçlular B ve C’den isteyebilir. B ve C’den her biri bunu bu 100 milyon liralık meblağın tamamından müteselsilen sorumlu olmayıp, ancak kendi payı oranında, yani 50 milyon liralık kısmından sorumludurlar. Bunlardan B kendi payına düşen 50 milyon lirayı A’ya ödeyemeyecek olursa, onun payı A ile C arasında eşit olarak taksim olunur (BK. M .146/11), yani C, A’ya 50 milyon öder.

Kendi payından fazla ödemede bulunmuş olan bir borçlu, alacaklıya karşı ortak defileri ileri sürmemmiş ise rücu hakkını kaybeder (BK. M. 143).
__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-06-08, 09:05 #2
SeRGeN_34 SeRGeN_34 çevrimdışı
Varsayılan C: Müteselsil Borçluluk


Teşekkürler.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-09-08, 19:00 #3
ahmetksn ahmetksn çevrimdışı
Varsayılan C: Müteselsil Borçluluk


tesekkurler ellerine saglik
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-03-17, 17:31 #4
selahattineris selahattineris çevrimdışı
Varsayılan C: Müteselsil Borçluluk

Gerçekten çok teşekkür ederim yazara o kadar aradım bi burda anlaşılır surette verilmiş
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-10-17, 00:55 #5
BUR4K47 BUR4K47 çevrimiçi
Varsayılan C: Müteselsil Borçluluk

Teşekkürler
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-10-17, 11:59 #6
lMaMyl lMaMyl çevrimdışı
Varsayılan C: Müteselsil Borçluluk

tesekkurler ellerine saglik
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-06-18, 17:52 #7
shipbroker shipbroker çevrimdışı
Varsayılan C: Müteselsil Borçluluk

Merhaba
-Borçlulardan biri kendi payına düşen borcu ödemezse,
-bu borçtan dolayı taşınabiliri satılan diğer borçlu yasal olarak (haciz vs gibi) rücu yapabilir mi?
ya da
avukat borçlulardan birinin örneğin arabasına haciz yapmışsa (araba satılmadı), bundan vazgeçip diğerinin tapusuna haciz koydurabilir mi?

Teşekkürler...



1. KAVRAM

Her ilişkide biri alacaklı diğeri borçlu olmak üzere daima iki taraf vardır. Ancak, bir borç ilişkisinde iki tarafın bulunması zorunluluğu, alacaklı ve borçlu tarafından mutlaka da birer kişiden oluşması gerektiği anlamına gelmez. Gerçi bir borç ilişkisinde normal olan, alacaklı ve borçlu tarafından birer kişinin bulunmasıdır. Fakat bazı özel durumlarda alacaklı ve borçlu tarafta, hatta em alacaklı hem de borçlu tarafta birden fazla kişinin bulunması mümkündür. Böyle bir durum daha borç ilişkisi doğarken ortaya çıkabileceği gibi, borç ilişkisi doğduktan sonra da meydana gelebilir.

Demek ki bir borç ilişkisinde borçlu taraf bazen birden fazla kimselerden de oluşabilmektedir. Eğer bir borç ilişkisinde borçlu taraf bir tek kişiden oluşuyorsa bunu “tek borçluluk”, birden fazla kişilerden oluşuyorsa onu da “birlikte borçluluk” şeklinde isimlendiririz.

Birlikte borçluluk, bir borç ilişkisinde borçlu tarafın birden fazla kimselerden meydana gelmesi durumunda ifade edilen bir “üst kavram” olup borçluların birden fazla olduğu çeşitli halleri kapsar; zira bir borç ilişkisinde borçlu tarafın birden fazla kimselerden oluşmasını gerektiren sebep ve olgular çeşitli olduğu gibi, birden fazla kimselerin alacaklıya karşı hep birlikte borçlu durumunda olmalarının hüküm ve sonuçları da her zaman bir ve aynı değildir. Birlikte borçluluk kavramı altında toplanabilecek bu haller, “bölünmez borçluluk”, “kısmi borçluluk”, “ elbirliği ile borçluluk” ve nihayet “müteselsil borçluluk” tan ibarettir. Biz aşağıda bunlardan sadece “müteselsil borçluluk” kavramını türünü inceleceğiz. Bu konuyu ele almamızın sebebi, müteselsil borçluluk kurumunun iş hayatında son derece geniş bir uygulamaya mahzar olmuş bulunmasıdır. Bu da müteselsil borçluluğun alacaklılara sağladığı güven ve kolaylıktan ileri gelmektedir.

Gerçekten, müteselsil borçlulukta alacaklı, alacağının tamamının veya bir kısmının karşısındaki borçludan dilediği birinden isteyebilmek imkanına sahip bulunduğu gibi, borçlular da alacaklıya karşı borç sona erinceye kadar hep birlikte sorumlu olmakta devam ederler. Borçlulardan birinin borç ödemeden aciz haline düşmesinin veya iflas etmesinin alacaklı için her hangi bir tehlikesi yoktur; zira diğer borçlulardan her biri borcun tamamına ifa etmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Müteselsil borçluluk alacaklıya, borçluların içinden ödeme gücü en yüksek olarak seçerek edimin tamamını ondan isteye bilme yetkisini tanır. Bunun ise alacalı bakımından en büyük bir güvence (teminat) oluşturduğu meydandadır. Bu itibarladır ki, bir alacaklı, birden fazla borçlular ile bir borç ilişkisine girişeceği zaman, borçluların kendisine karşı müteselsilen sorumlu olmalarını arzu ve tercih eder.

Müteselsil borçluluk (dayanışmalı borçluluk), mahiyeti itibariyle bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu bir birlikte borçluluk türüdür. Diğer bir deyişle, edimin bölünmesi mümkün olduğu halde alacaklı, edimin tamamını borçlulardan dilediği birinden isteyebilme yetkisine sahip bulunuyor ve borç, borçlulardan birisi tarafından bir defa ifa edilmekle diğer borçlular içinde sona eriyorsa, burada borçlular arasında teselsül (dayanışma) hali, yani “müteselsil borçluluk” var demektir.

Borçlar Kanunumuzun müteselsil borçluluğu 141-147 nci maddeleri arasında düzenlemiş, fakat onu tanımlamamıştır. Kanunun sözü geçen hükümlerden ve doktrindeki çeşitli tanımlardan yararlanarak müteselsil borçluluğu şu şekilde tanımlamıştır.

“Müteselsil borçluluk, bir irade açıklaması veya kanunun hükmü dolayısıyla, bölünebilir bir edimin tamamının ifade etmekle yükümlü bulunduğu, alacaklının ise tamamını ancak bir defa elde etmek üzere edimin borçlulardan dilediği birinden istemeye yetkili olduğu ve borçlulardan birisinin iflası veya ifa yerini tutan fiiliyle diğerlerinin bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtulacakları bir birlikte borçluluk halidir.

2. ÖZELLİKLERİ

Müteselsil borçluluğun gösterdiği özelliklerin neler olduğunu yukarıdaki tanımlamadan şöyle çıkarabiliriz.

A) Her borçlunun edimin tamamından sorumlu olması

Müteselsil borçlulukta borçlulardan her biri edimin tamamından sorumlu, yani borcun tamamını ifa etmekle yükümlü bulunmaktadır. Bu, müteselsil borçluluğun özelliklerinin en başta gelenidir. Nitekim Borçlar Kanunumuz da m. 141/1 de “alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan (tamamından) mes’ul (sorumlu) olmayı iltizam ettikleri (yükledikleri) …” biçimde bunu açıkça belirtmektedir.

Müteselsil borçlulardan her biri edimin tamamının ifa ile yükümlü bulunduğu içindir ki alacaklı edimin tamamını borçlulardan herhangi birinden talep ettiği takdirde, bu borçlu kendisi borcun tamamından değil sadece kendisine düşen kısmından sorumlu olduğu ileri sürerek ifadan kaçınmaz. Örneğin Ali ile Veli alacaklı Hasan’a 100 milyon lira ödemeyi müteselsil borçlu olarak taahhüt etmişler ise, alacaklı Hasan 100 milyon liranın tamamını ister Ali’den, ister Veli’den talep edebilir. Ali veya Veli alacaklının bu talebi karşısında bu paranın sadece 30 milyon liralık kısmından sorumlu bulunduğunu, kalan kısım için diğer borçluya başvurması gerektiğini iddia edemez. Çünkü 100 milyon liranın bir kısmından Ali’nin diğer kısmından Veli’nin sorumlu olmaları, borçluların kendi aralarındaki iç ilişkiyi ilgilendiren bir husus olup alacaklıyı ilgilendirmez. Ali ve Veli Hasan’a ödemeyi taahhüt ettikleri (yüklendikleri) borcu kendi araların ne şekilde taksim etmiş (bölüşmüş) olurlarsa olsunlar, alacaklı Hasan’ın karşısında her biri 100 milyondan sorunludur.

B) Alacaklının dilediği borçluya başvurabilmesi

Müteselsil borçlunun ikinci özelliği, alacaklının ifa için dilediği borçluya başvurmakta tamamen serbest olmasıdır. Alacaklı, edimin tamamını veya bir kısmını borçlulardan herhangi birinden istemek yetkisine sahiptir. Bu özellikte BK. M. 142/1 de “alacaklı müteselsil borçluların” cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte “muhayyerdir (seçim hakkına sahiptir)” denilmek suretiyle belirtilmiştir.

Ancak, alacaklının ifa için dilediği borçluya başvurabilmesi, borcun bütün borçlular bakımından muaccel hale gelmiş bulunmasın bağlıdır. O halde, bir tek vade belirlenmeyip de her borçlu için ayrı ayrı vadeler tespit edilmiş bulunuyorsa, borç her borçlu için başka başka tarihlerde muaccel hale geleceğinden, alacaklı ancak borcu muaccel olmuş bulunan borçluya başvurabilecek, diğerlerinden ifayı isteyemeyecektir.

Alacaklı, ifayı borçlulardan dilediği birinden isteyebileceği gibi, bütün borçluları da aynı anda takip edebilir. O halde alacaklı, ifayı borçlulardan birinden veya hepsinden isteyebilmek bakımından da seçim hakkına sahip bulunmaktadır.

C) Alacaklının tatmini oranında diğer borçluların borçtan kurtulmaları

Müteselsil borçlunun özelliklerinden sonuncusu, alacaklının borçlulardan biri tarafından tatmin edilmesiyle (doyurulmasıyla) diğer borçluların bu oranda olmak üzere alacaklıya karşı borçtan kurtulmalarıdır(BK. M. 145/1). Alacaklıya ifada bulunmuş olan borçlunun bu sonucu kastetmiş olması şart değildir; bu sonuç alacaklının tatmin edilmiş olmasından dolayı kendiliğinden doğar.

3. KAYNAKLARI

Müteselsil borçlunun kaynakları, yeni bir edimin birden fazla borçluları arasında teselsülün (müteselsilliğin) hangi sebeplerden meydana geldiğini, Borçlar Kanunumuzun 141 nci maddesinden anlaşılabilir. Sözü geçen madde hükmüne göre, müteselsil borçluluk ya “borçluların iradesinden” veya “kanundan” doğar. Bu iki kaynağa kısaca değinelim.

A) İradeden doğan müteselsil borçluluk

Doktrinde “akdi teselsül”, “iradi teselsül” şeklinde de isimlendirilen bu halde müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olmayı taahhüt etmelerinden (yükünmelerinden) doğar. Ancak, bunun mutlaka da açık (sarih) biçimde belirtilmesi gerekli olmayıp, hal ve şartlardan örtülü olarak (zımnen) çıkartılabilmesi de mümkündür. Doktrindeki baskın görüş bu yönde olmakla beraber Yargıtay, teselsül (müteselsillik) iradesinin mutlaka açık (sarih) şeklinde belirtilmiş olmasını aramaktadır.

Müteselsil borçlunun doğabilmesi için, borçlunu bu husustaki iradelerini hep birlikte ve aynı anda açıklamaları da şart değildir. Diğer bir deyişle, borçlular arasında müteselsillik ilişkisi, müşterek bir sözleşmeyle doğabileceği gibi, mevcut bir borca sonradan katılmak sureti ile de, yani teselsül iradelerinin ayrı ayrı açıklanması ile de gerçekleşebilir.

Gördüğümüz üzere Borçlar Kanunumuz müteselsil borçlunun doğabilmesini borçluların bu yoldaki iradelerini açıklamalarına bağlamıştır. Öyleyse böyle bir irade açıklaması mevcut almadıkça kanundaki istisnalar dışında, bir borcun birden fazla borçlusunun bulunması durumunda müteselsil borçluluk kendiliğinden doğmuş olmaz; böyle bir durumda kural, her borçlunun borcun kendi payına düşen kısmından sorumlu olmasıdır. Borçlar Kanunumuz burada “teselsül karinesi”ne yer vermemiş, başka bir deyişle, bir borcun birden fazla borçlusu arasında müteselsil borçluluğun kendiliğinden ve kanundan ötürü doğmuş olacağı sonucunu kabul etmemiştir.

Oysa Ticaret Kanunumuz bunun tam aksini kabul ederek “teselsül karinesi”ne yer vermiştir. Gerçekten TK. M. 7 uyarınca “iki veya daha fazla kimse, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari mahiyeti haiz bir iş dolayısıyla diğer bir kimseye karşı müştereken borç altına girerlerse mukavelede aksi kararlaştırılmış olmadıkça müteselsilen mes’ul sayılırlar. Ticari borçlara kefalet halinde, gerek asıl borçlu ile kefil ve gerekse kefiller arasındaki münasebetlerde dahi hüküm böyledir”. O halde ticari işlerde borçlular müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin irade açıklamasında bulunmadıklar halde, müteselsil borçluluk kendiliğinden doğacaktır. Eğer borçlular müteselsilen sorumlu olmayı istemiyorlarsa, bunu sözleşmede açıkça belirtmek zorundadırlar. Örneğin banka işlemleri ticari iş mahiyetinde olduğundan , birden fazla kaimse bankaya karşı borç altına girdikleri (birlikte kredi aldıkları) zaman, borçlular arasında teselsül geçerli olacak, yani banka, alacağını borçlulardan dilediği birinden talep edebilecektir.

B) Kanundan doğan müteselsil borçluluk

Borçlar Kanunumuzun düzenlenmesine göre müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı teselsüle ilişkin irade açıklamasında bulunmadıkları sürece kendiliğinden doğmayıp, ancak kanunda belirtilen hallerde ortaya çıkar. Doğrudan doğruya bir kanun hükmü dolayısıyla ortaya çıkan müteselsil borçluluğa “ kanuni teselsül” denilmektedir.

Borçlar Kanunumuzun öngördüğü müteselsil borçluluk hallerine örnek olarak, birden fazla kimselerin ortak kusurlarıyla sebebiyet verdikleri zarardan sorumluluklarını (m.50), birden fazla kimselerin çeşitli sebeplerden dolayı sorumluluklarını (m.51) birden fazla kimselerin birlikte ariyet almalarını (m.395) yahutta vedia kabul etmelerini (m.469) gösterebiliriz. Bunun gibi adi şirketlerde (BK. M. 543), ticaret şirketlerinde (TK. M. 178, 305, 492, 527), kıymetli evrak hukukunda (TK. M. 636), sigorta hukukunda (TK. M. 1346) da kanundan ötürü müteselsil borçluluk halleri söz konusu olmaktadır.

4. HÜKÜMLERİ

Müteselsil borçluluğun hükümleri denildiği zaman, bir taraftan alacaklı ile müteselsil borçlular arasındaki ilişki, diğer taraftan müteselsil borçluların bizzat kendi aralarındaki ilişki ifade edilmek istenir.

A) Alacaklı ile borçlular arasındaki ilişki

Alacaklının borçlulara karşı sahip bulunduğu haklar BK. M. 142 hükmünden çıkartılabilir. Sözü geçen madde hükmüne göre alacaklı, borcunun tamamını veya bir kısmını borçlulardan dilediği birinden isteyebilir. Borcun tamamının ifası kendisinden istenen borçlunun, alacaklıların niçin diğer borçlulara başvurmadığını sormak yetkisi yoktur. Alacaklı ifayı borçlulardan birinden isteyebileceği gibi, borç için bütün borçluları da dava edebilir. Hatta alacaklının borçlulardan birine karşı açmış olduğu davayı kaybetmiş olması, diğerlerine karşı dava açmasına engel olamaz. Öte yandan, borçlulardan birinin ifaya mahkum edilmiş olmasıyla diğer borçlular borçtan kurtulmazlar. Onların sorumluluğu alacaklının tatmin edilmesine, yani borcun tamamen ödenmesine kadar devam eder.

Alacaklının bu hakları yanında yükümlülüğü de vardır. Kanunun alacaklı için öngördüğü bu yükümlülük, onun müteselsil borçlulardan birinin durumunu diğerinin zararına olarak iyileştirilmesidir. Alacaklı buna aykırı davrandığı, örneğin bir borçlunun borcun teminatı (güvencesi) olarak vermiş olduğu bir rehni kendisine iade ettiği takdirde, diğer borçluların rücu haklarının tehlikeye sokmuş olacağından, bu fiilinin sonuçlarına şahsen katlanmak zorunda kalacaktır(BK.M. 147/1).

Borçluların alacaklılara karşı ileri sürebilecekleri defilere gelince:

Borçlar Kanunumuz iki çeşit def’i öngörmüştür. Bunlardan birinci kategoriye girenler, bütün borçları ileri sürebilecekleri hatta ileri sürmekle yükümlü bulunduğu def’ilerde ki, bunlara “ortak defiler” denir. Ortak defiler borcun sebebinden veya konusundan doğan defilerdir. Bunlara örnek olarak müteselsil borçluluğu doğuran sözleşmenin imkansızlık, hukuka ve ahlaka aykırılık sebebiyle hükümsüz olduğu; alacaklının fiil ehliyetine sahip bulunmadığı; borcun bütün borçlular bakımından zaman aşımına uğramış olduğu defilerini gösterebiliriz. İkinci kategoriye giren defiler ise, bütün borçluların değil, sadece ilgili borçlunun ileri sürebileceği defilerdir ki, bunlara da “şahsi defiler” denir. Bunlar müteselsil borçlulardan birinin alacaklı ile olan şahsi ilişkilerinden çıkarlar, örneğin alacaklının takibine uğrayan borçlunu ehliyetsizliği; iradesinin bozulmuş (fesada uğramış) bulunması; borcunun henüz muaccel olması gibi.

C) Borçlunun kendi aralarındaki ilişki

Borçlular borcun tamamından müteselsilen sorumlu olmayı taahhüt ederlerken (yüklenirken) çoğu kez tesadüfen bir araya gelmiş değillerdir; aralarında daha önceden doğmuş bir hukuki ilişki vardır, örneğin hepsi bir adi şirketin ortağı olabilirler. Borçlular arasında böyle bir ilişki bulunmasa bile, onlar bir menfaat birliği halinde görünürler. Örneğin iki arkadaşın bir şeyin birlikte ariyet almaları veya iki müteahhidin bir binayı birlikte inşa etmeyi taahhüt etmeleri (yüklenmeleri) halinde durum böyledir. Kaldı ki, borçlar arasında daha önce doğmuş bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmamasının da önemi yoktur, zira borçlulardan birinin borcun tamamını ifa ederek alacaklıyı tatmin etmesi halinde, bu borçlu ile diğer borçdaşlar arasında zaten bir hukuki ilişki doğacaktır. Gerçekten, alacaklıyı tatmin etmiş olan bir borçlu, kendisine düşen paydan fazla bir ödemede bulunduğu takdirde, bu fazlalık oranında diğer borçlulara başvurabilecektir ki, buna o borçlunun “rücu hakkı” denir. Kanun koyucu kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçluya tanıdığı rücu hakkını kuvvetlendirmek amacıyla müteselsil borçlulukta “halefiyet”e de yer vermiştir.

Rücu

Müteselsil borçlulukta borçlulardan her birinin borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür. Bu, edimin borçlular arasında bölünemememsinden ileri gelen zorunlu bir sorumluluk da değildir; tam aksine edim bölünebilir nitelikte olduğu halde, yine de her bir borçlu onun tamamını ifa etmekle yükümlü bulunmaktadır. Ancak, bu bölünmezlik sırf alacaklı ile olan ilişki, yani dış ilişki bakımından söz konusudur. Buna karşılık, borçluların kendi aralarındaki ilişki, yani iç ilişkide durum böyle değildir. Gerçekten, her bir borçlunun borcun belli bir miktarından sorumlu olacağı borçlular arasında saptanmış olabilir. Borçlular kendi aralarında borcun taksimi (bölüşülmesi) hususunda bir anlaşma yapmamış iseler, kanun her borçlunun eşit bir paydan sorumlu olacağını kabul etmiştir (m. 146/1).

Alacaklının takibine uğrayan bir borçlu, kendi payından fazla ödemede bulunduğu takdirde, bu fazlalığı diğer borçlulardan isteyebilecek, yani fazlalık oranında olmak üzer borçdaşlarından rücu edebilecektir. O halde rücu hakkının doğabilmesi için, bir borçlunu alacaklıyı tatmin etmiş olması yanında alacaklıyı tatmin ederken, iç ilişkide kendisine düşen paydan fazla ödemede bulunmuş olması da gereklidir. Bir borçlu sadece kendi payı oranında ödemede bulunmuşsa, rücu hakkı doğmaz; hatta diğer borçlular hiç bir ödemede bulunmamış olsalar dahi, yinede bu borçlu bu borçlu rücu hakkına sahip olamaz. Rücu hakkını kullanan borçlunun diğer borçlulardan isteyeceği miktar, alacaklıya yaptığı ödemede kendi payını aşan miktardır. Örneğin A, B ve c müteselsilen 300 milyon lira borçlanmış bulunuyorlarsa ve hepsinin payı eşit ise, bunlardan A alacaklıya 200 milyon lira ödemiş olduğu takdirde, kendi payını aşan 100 milyon lirayı diğer borçlular B ve C’den isteyebilir. B ve C’den her biri bunu bu 100 milyon liralık meblağın tamamından müteselsilen sorumlu olmayıp, ancak kendi payı oranında, yani 50 milyon liralık kısmından sorumludurlar. Bunlardan B kendi payına düşen 50 milyon lirayı A’ya ödeyemeyecek olursa, onun payı A ile C arasında eşit olarak taksim olunur (BK. M .146/11), yani C, A’ya 50 milyon öder.

Kendi payından fazla ödemede bulunmuş olan bir borçlu, alacaklıya karşı ortak defileri ileri sürmemmiş ise rücu hakkını kaybeder (BK. M. 143).[/QUOTE]
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-06-18, 17:53 #8
shipbroker shipbroker çevrimdışı
Varsayılan C: Müteselsil Borçluluk

Merhaba
Öncelikel teşekkür ederim. Ben birşey sormak istiyorum.
-Borçlulardan biri kendi payına düşen borcu ödemezse,
-bu borçtan dolayı taşınabiliri satılan diğer borçlu yasal olarak (haciz vs gibi) rücu yapabilir mi?
ya da
avukat borçlulardan birinin örneğin arabasına haciz yapmışsa (araba satılmadı), bundan vazgeçip diğerinin tapusuna haciz koydurabilir mi?

Teşekkürler...



1. KAVRAM

Her ilişkide biri alacaklı diğeri borçlu olmak üzere daima iki taraf vardır. Ancak, bir borç ilişkisinde iki tarafın bulunması zorunluluğu, alacaklı ve borçlu tarafından mutlaka da birer kişiden oluşması gerektiği anlamına gelmez. Gerçi bir borç ilişkisinde normal olan, alacaklı ve borçlu tarafından birer kişinin bulunmasıdır. Fakat bazı özel durumlarda alacaklı ve borçlu tarafta, hatta em alacaklı hem de borçlu tarafta birden fazla kişinin bulunması mümkündür. Böyle bir durum daha borç ilişkisi doğarken ortaya çıkabileceği gibi, borç ilişkisi doğduktan sonra da meydana gelebilir.

Demek ki bir borç ilişkisinde borçlu taraf bazen birden fazla kimselerden de oluşabilmektedir. Eğer bir borç ilişkisinde borçlu taraf bir tek kişiden oluşuyorsa bunu “tek borçluluk”, birden fazla kişilerden oluşuyorsa onu da “birlikte borçluluk” şeklinde isimlendiririz.

Birlikte borçluluk, bir borç ilişkisinde borçlu tarafın birden fazla kimselerden meydana gelmesi durumunda ifade edilen bir “üst kavram” olup borçluların birden fazla olduğu çeşitli halleri kapsar; zira bir borç ilişkisinde borçlu tarafın birden fazla kimselerden oluşmasını gerektiren sebep ve olgular çeşitli olduğu gibi, birden fazla kimselerin alacaklıya karşı hep birlikte borçlu durumunda olmalarının hüküm ve sonuçları da her zaman bir ve aynı değildir. Birlikte borçluluk kavramı altında toplanabilecek bu haller, “bölünmez borçluluk”, “kısmi borçluluk”, “ elbirliği ile borçluluk” ve nihayet “müteselsil borçluluk” tan ibarettir. Biz aşağıda bunlardan sadece “müteselsil borçluluk” kavramını türünü inceleceğiz. Bu konuyu ele almamızın sebebi, müteselsil borçluluk kurumunun iş hayatında son derece geniş bir uygulamaya mahzar olmuş bulunmasıdır. Bu da müteselsil borçluluğun alacaklılara sağladığı güven ve kolaylıktan ileri gelmektedir.

Gerçekten, müteselsil borçlulukta alacaklı, alacağının tamamının veya bir kısmının karşısındaki borçludan dilediği birinden isteyebilmek imkanına sahip bulunduğu gibi, borçlular da alacaklıya karşı borç sona erinceye kadar hep birlikte sorumlu olmakta devam ederler. Borçlulardan birinin borç ödemeden aciz haline düşmesinin veya iflas etmesinin alacaklı için her hangi bir tehlikesi yoktur; zira diğer borçlulardan her biri borcun tamamına ifa etmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Müteselsil borçluluk alacaklıya, borçluların içinden ödeme gücü en yüksek olarak seçerek edimin tamamını ondan isteye bilme yetkisini tanır. Bunun ise alacalı bakımından en büyük bir güvence (teminat) oluşturduğu meydandadır. Bu itibarladır ki, bir alacaklı, birden fazla borçlular ile bir borç ilişkisine girişeceği zaman, borçluların kendisine karşı müteselsilen sorumlu olmalarını arzu ve tercih eder.

Müteselsil borçluluk (dayanışmalı borçluluk), mahiyeti itibariyle bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu bir birlikte borçluluk türüdür. Diğer bir deyişle, edimin bölünmesi mümkün olduğu halde alacaklı, edimin tamamını borçlulardan dilediği birinden isteyebilme yetkisine sahip bulunuyor ve borç, borçlulardan birisi tarafından bir defa ifa edilmekle diğer borçlular içinde sona eriyorsa, burada borçlular arasında teselsül (dayanışma) hali, yani “müteselsil borçluluk” var demektir.

Borçlar Kanunumuzun müteselsil borçluluğu 141-147 nci maddeleri arasında düzenlemiş, fakat onu tanımlamamıştır. Kanunun sözü geçen hükümlerden ve doktrindeki çeşitli tanımlardan yararlanarak müteselsil borçluluğu şu şekilde tanımlamıştır.

“Müteselsil borçluluk, bir irade açıklaması veya kanunun hükmü dolayısıyla, bölünebilir bir edimin tamamının ifade etmekle yükümlü bulunduğu, alacaklının ise tamamını ancak bir defa elde etmek üzere edimin borçlulardan dilediği birinden istemeye yetkili olduğu ve borçlulardan birisinin iflası veya ifa yerini tutan fiiliyle diğerlerinin bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtulacakları bir birlikte borçluluk halidir.

2. ÖZELLİKLERİ

Müteselsil borçluluğun gösterdiği özelliklerin neler olduğunu yukarıdaki tanımlamadan şöyle çıkarabiliriz.

A) Her borçlunun edimin tamamından sorumlu olması

Müteselsil borçlulukta borçlulardan her biri edimin tamamından sorumlu, yani borcun tamamını ifa etmekle yükümlü bulunmaktadır. Bu, müteselsil borçluluğun özelliklerinin en başta gelenidir. Nitekim Borçlar Kanunumuz da m. 141/1 de “alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan (tamamından) mes’ul (sorumlu) olmayı iltizam ettikleri (yükledikleri) …” biçimde bunu açıkça belirtmektedir.

Müteselsil borçlulardan her biri edimin tamamının ifa ile yükümlü bulunduğu içindir ki alacaklı edimin tamamını borçlulardan herhangi birinden talep ettiği takdirde, bu borçlu kendisi borcun tamamından değil sadece kendisine düşen kısmından sorumlu olduğu ileri sürerek ifadan kaçınmaz. Örneğin Ali ile Veli alacaklı Hasan’a 100 milyon lira ödemeyi müteselsil borçlu olarak taahhüt etmişler ise, alacaklı Hasan 100 milyon liranın tamamını ister Ali’den, ister Veli’den talep edebilir. Ali veya Veli alacaklının bu talebi karşısında bu paranın sadece 30 milyon liralık kısmından sorumlu bulunduğunu, kalan kısım için diğer borçluya başvurması gerektiğini iddia edemez. Çünkü 100 milyon liranın bir kısmından Ali’nin diğer kısmından Veli’nin sorumlu olmaları, borçluların kendi aralarındaki iç ilişkiyi ilgilendiren bir husus olup alacaklıyı ilgilendirmez. Ali ve Veli Hasan’a ödemeyi taahhüt ettikleri (yüklendikleri) borcu kendi araların ne şekilde taksim etmiş (bölüşmüş) olurlarsa olsunlar, alacaklı Hasan’ın karşısında her biri 100 milyondan sorunludur.

B) Alacaklının dilediği borçluya başvurabilmesi

Müteselsil borçlunun ikinci özelliği, alacaklının ifa için dilediği borçluya başvurmakta tamamen serbest olmasıdır. Alacaklı, edimin tamamını veya bir kısmını borçlulardan herhangi birinden istemek yetkisine sahiptir. Bu özellikte BK. M. 142/1 de “alacaklı müteselsil borçluların” cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte “muhayyerdir (seçim hakkına sahiptir)” denilmek suretiyle belirtilmiştir.

Ancak, alacaklının ifa için dilediği borçluya başvurabilmesi, borcun bütün borçlular bakımından muaccel hale gelmiş bulunmasın bağlıdır. O halde, bir tek vade belirlenmeyip de her borçlu için ayrı ayrı vadeler tespit edilmiş bulunuyorsa, borç her borçlu için başka başka tarihlerde muaccel hale geleceğinden, alacaklı ancak borcu muaccel olmuş bulunan borçluya başvurabilecek, diğerlerinden ifayı isteyemeyecektir.

Alacaklı, ifayı borçlulardan dilediği birinden isteyebileceği gibi, bütün borçluları da aynı anda takip edebilir. O halde alacaklı, ifayı borçlulardan birinden veya hepsinden isteyebilmek bakımından da seçim hakkına sahip bulunmaktadır.

C) Alacaklının tatmini oranında diğer borçluların borçtan kurtulmaları

Müteselsil borçlunun özelliklerinden sonuncusu, alacaklının borçlulardan biri tarafından tatmin edilmesiyle (doyurulmasıyla) diğer borçluların bu oranda olmak üzere alacaklıya karşı borçtan kurtulmalarıdır(BK. M. 145/1). Alacaklıya ifada bulunmuş olan borçlunun bu sonucu kastetmiş olması şart değildir; bu sonuç alacaklının tatmin edilmiş olmasından dolayı kendiliğinden doğar.

3. KAYNAKLARI

Müteselsil borçlunun kaynakları, yeni bir edimin birden fazla borçluları arasında teselsülün (müteselsilliğin) hangi sebeplerden meydana geldiğini, Borçlar Kanunumuzun 141 nci maddesinden anlaşılabilir. Sözü geçen madde hükmüne göre, müteselsil borçluluk ya “borçluların iradesinden” veya “kanundan” doğar. Bu iki kaynağa kısaca değinelim.

A) İradeden doğan müteselsil borçluluk

Doktrinde “akdi teselsül”, “iradi teselsül” şeklinde de isimlendirilen bu halde müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olmayı taahhüt etmelerinden (yükünmelerinden) doğar. Ancak, bunun mutlaka da açık (sarih) biçimde belirtilmesi gerekli olmayıp, hal ve şartlardan örtülü olarak (zımnen) çıkartılabilmesi de mümkündür. Doktrindeki baskın görüş bu yönde olmakla beraber Yargıtay, teselsül (müteselsillik) iradesinin mutlaka açık (sarih) şeklinde belirtilmiş olmasını aramaktadır.

Müteselsil borçlunun doğabilmesi için, borçlunu bu husustaki iradelerini hep birlikte ve aynı anda açıklamaları da şart değildir. Diğer bir deyişle, borçlular arasında müteselsillik ilişkisi, müşterek bir sözleşmeyle doğabileceği gibi, mevcut bir borca sonradan katılmak sureti ile de, yani teselsül iradelerinin ayrı ayrı açıklanması ile de gerçekleşebilir.

Gördüğümüz üzere Borçlar Kanunumuz müteselsil borçlunun doğabilmesini borçluların bu yoldaki iradelerini açıklamalarına bağlamıştır. Öyleyse böyle bir irade açıklaması mevcut almadıkça kanundaki istisnalar dışında, bir borcun birden fazla borçlusunun bulunması durumunda müteselsil borçluluk kendiliğinden doğmuş olmaz; böyle bir durumda kural, her borçlunun borcun kendi payına düşen kısmından sorumlu olmasıdır. Borçlar Kanunumuz burada “teselsül karinesi”ne yer vermemiş, başka bir deyişle, bir borcun birden fazla borçlusu arasında müteselsil borçluluğun kendiliğinden ve kanundan ötürü doğmuş olacağı sonucunu kabul etmemiştir.

Oysa Ticaret Kanunumuz bunun tam aksini kabul ederek “teselsül karinesi”ne yer vermiştir. Gerçekten TK. M. 7 uyarınca “iki veya daha fazla kimse, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari mahiyeti haiz bir iş dolayısıyla diğer bir kimseye karşı müştereken borç altına girerlerse mukavelede aksi kararlaştırılmış olmadıkça müteselsilen mes’ul sayılırlar. Ticari borçlara kefalet halinde, gerek asıl borçlu ile kefil ve gerekse kefiller arasındaki münasebetlerde dahi hüküm böyledir”. O halde ticari işlerde borçlular müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin irade açıklamasında bulunmadıklar halde, müteselsil borçluluk kendiliğinden doğacaktır. Eğer borçlular müteselsilen sorumlu olmayı istemiyorlarsa, bunu sözleşmede açıkça belirtmek zorundadırlar. Örneğin banka işlemleri ticari iş mahiyetinde olduğundan , birden fazla kaimse bankaya karşı borç altına girdikleri (birlikte kredi aldıkları) zaman, borçlular arasında teselsül geçerli olacak, yani banka, alacağını borçlulardan dilediği birinden talep edebilecektir.

B) Kanundan doğan müteselsil borçluluk

Borçlar Kanunumuzun düzenlenmesine göre müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı teselsüle ilişkin irade açıklamasında bulunmadıkları sürece kendiliğinden doğmayıp, ancak kanunda belirtilen hallerde ortaya çıkar. Doğrudan doğruya bir kanun hükmü dolayısıyla ortaya çıkan müteselsil borçluluğa “ kanuni teselsül” denilmektedir.

Borçlar Kanunumuzun öngördüğü müteselsil borçluluk hallerine örnek olarak, birden fazla kimselerin ortak kusurlarıyla sebebiyet verdikleri zarardan sorumluluklarını (m.50), birden fazla kimselerin çeşitli sebeplerden dolayı sorumluluklarını (m.51) birden fazla kimselerin birlikte ariyet almalarını (m.395) yahutta vedia kabul etmelerini (m.469) gösterebiliriz. Bunun gibi adi şirketlerde (BK. M. 543), ticaret şirketlerinde (TK. M. 178, 305, 492, 527), kıymetli evrak hukukunda (TK. M. 636), sigorta hukukunda (TK. M. 1346) da kanundan ötürü müteselsil borçluluk halleri söz konusu olmaktadır.

4. HÜKÜMLERİ

Müteselsil borçluluğun hükümleri denildiği zaman, bir taraftan alacaklı ile müteselsil borçlular arasındaki ilişki, diğer taraftan müteselsil borçluların bizzat kendi aralarındaki ilişki ifade edilmek istenir.

A) Alacaklı ile borçlular arasındaki ilişki

Alacaklının borçlulara karşı sahip bulunduğu haklar BK. M. 142 hükmünden çıkartılabilir. Sözü geçen madde hükmüne göre alacaklı, borcunun tamamını veya bir kısmını borçlulardan dilediği birinden isteyebilir. Borcun tamamının ifası kendisinden istenen borçlunun, alacaklıların niçin diğer borçlulara başvurmadığını sormak yetkisi yoktur. Alacaklı ifayı borçlulardan birinden isteyebileceği gibi, borç için bütün borçluları da dava edebilir. Hatta alacaklının borçlulardan birine karşı açmış olduğu davayı kaybetmiş olması, diğerlerine karşı dava açmasına engel olamaz. Öte yandan, borçlulardan birinin ifaya mahkum edilmiş olmasıyla diğer borçlular borçtan kurtulmazlar. Onların sorumluluğu alacaklının tatmin edilmesine, yani borcun tamamen ödenmesine kadar devam eder.

Alacaklının bu hakları yanında yükümlülüğü de vardır. Kanunun alacaklı için öngördüğü bu yükümlülük, onun müteselsil borçlulardan birinin durumunu diğerinin zararına olarak iyileştirilmesidir. Alacaklı buna aykırı davrandığı, örneğin bir borçlunun borcun teminatı (güvencesi) olarak vermiş olduğu bir rehni kendisine iade ettiği takdirde, diğer borçluların rücu haklarının tehlikeye sokmuş olacağından, bu fiilinin sonuçlarına şahsen katlanmak zorunda kalacaktır(BK.M. 147/1).

Borçluların alacaklılara karşı ileri sürebilecekleri defilere gelince:

Borçlar Kanunumuz iki çeşit def’i öngörmüştür. Bunlardan birinci kategoriye girenler, bütün borçları ileri sürebilecekleri hatta ileri sürmekle yükümlü bulunduğu def’ilerde ki, bunlara “ortak defiler” denir. Ortak defiler borcun sebebinden veya konusundan doğan defilerdir. Bunlara örnek olarak müteselsil borçluluğu doğuran sözleşmenin imkansızlık, hukuka ve ahlaka aykırılık sebebiyle hükümsüz olduğu; alacaklının fiil ehliyetine sahip bulunmadığı; borcun bütün borçlular bakımından zaman aşımına uğramış olduğu defilerini gösterebiliriz. İkinci kategoriye giren defiler ise, bütün borçluların değil, sadece ilgili borçlunun ileri sürebileceği defilerdir ki, bunlara da “şahsi defiler” denir. Bunlar müteselsil borçlulardan birinin alacaklı ile olan şahsi ilişkilerinden çıkarlar, örneğin alacaklının takibine uğrayan borçlunu ehliyetsizliği; iradesinin bozulmuş (fesada uğramış) bulunması; borcunun henüz muaccel olması gibi.

C) Borçlunun kendi aralarındaki ilişki

Borçlular borcun tamamından müteselsilen sorumlu olmayı taahhüt ederlerken (yüklenirken) çoğu kez tesadüfen bir araya gelmiş değillerdir; aralarında daha önceden doğmuş bir hukuki ilişki vardır, örneğin hepsi bir adi şirketin ortağı olabilirler. Borçlular arasında böyle bir ilişki bulunmasa bile, onlar bir menfaat birliği halinde görünürler. Örneğin iki arkadaşın bir şeyin birlikte ariyet almaları veya iki müteahhidin bir binayı birlikte inşa etmeyi taahhüt etmeleri (yüklenmeleri) halinde durum böyledir. Kaldı ki, borçlar arasında daha önce doğmuş bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmamasının da önemi yoktur, zira borçlulardan birinin borcun tamamını ifa ederek alacaklıyı tatmin etmesi halinde, bu borçlu ile diğer borçdaşlar arasında zaten bir hukuki ilişki doğacaktır. Gerçekten, alacaklıyı tatmin etmiş olan bir borçlu, kendisine düşen paydan fazla bir ödemede bulunduğu takdirde, bu fazlalık oranında diğer borçlulara başvurabilecektir ki, buna o borçlunun “rücu hakkı” denir. Kanun koyucu kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçluya tanıdığı rücu hakkını kuvvetlendirmek amacıyla müteselsil borçlulukta “halefiyet”e de yer vermiştir.

Rücu

Müteselsil borçlulukta borçlulardan her birinin borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür. Bu, edimin borçlular arasında bölünemememsinden ileri gelen zorunlu bir sorumluluk da değildir; tam aksine edim bölünebilir nitelikte olduğu halde, yine de her bir borçlu onun tamamını ifa etmekle yükümlü bulunmaktadır. Ancak, bu bölünmezlik sırf alacaklı ile olan ilişki, yani dış ilişki bakımından söz konusudur. Buna karşılık, borçluların kendi aralarındaki ilişki, yani iç ilişkide durum böyle değildir. Gerçekten, her bir borçlunun borcun belli bir miktarından sorumlu olacağı borçlular arasında saptanmış olabilir. Borçlular kendi aralarında borcun taksimi (bölüşülmesi) hususunda bir anlaşma yapmamış iseler, kanun her borçlunun eşit bir paydan sorumlu olacağını kabul etmiştir (m. 146/1).

Alacaklının takibine uğrayan bir borçlu, kendi payından fazla ödemede bulunduğu takdirde, bu fazlalığı diğer borçlulardan isteyebilecek, yani fazlalık oranında olmak üzer borçdaşlarından rücu edebilecektir. O halde rücu hakkının doğabilmesi için, bir borçlunu alacaklıyı tatmin etmiş olması yanında alacaklıyı tatmin ederken, iç ilişkide kendisine düşen paydan fazla ödemede bulunmuş olması da gereklidir. Bir borçlu sadece kendi payı oranında ödemede bulunmuşsa, rücu hakkı doğmaz; hatta diğer borçlular hiç bir ödemede bulunmamış olsalar dahi, yinede bu borçlu bu borçlu rücu hakkına sahip olamaz. Rücu hakkını kullanan borçlunun diğer borçlulardan isteyeceği miktar, alacaklıya yaptığı ödemede kendi payını aşan miktardır. Örneğin A, B ve c müteselsilen 300 milyon lira borçlanmış bulunuyorlarsa ve hepsinin payı eşit ise, bunlardan A alacaklıya 200 milyon lira ödemiş olduğu takdirde, kendi payını aşan 100 milyon lirayı diğer borçlular B ve C’den isteyebilir. B ve C’den her biri bunu bu 100 milyon liralık meblağın tamamından müteselsilen sorumlu olmayıp, ancak kendi payı oranında, yani 50 milyon liralık kısmından sorumludurlar. Bunlardan B kendi payına düşen 50 milyon lirayı A’ya ödeyemeyecek olursa, onun payı A ile C arasında eşit olarak taksim olunur (BK. M .146/11), yani C, A’ya 50 milyon öder.

Kendi payından fazla ödemede bulunmuş olan bir borçlu, alacaklıya karşı ortak defileri ileri sürmemmiş ise rücu hakkını kaybeder (BK. M. 143).[/QUOTE][/QUOTE]
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 22:23
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018