Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 15-04-05, 02:18 #41
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme


CILGIN YASAM


Çılgın yaşam erkeklerin ömrünü kısaltıyor.

Gençlik yıllarındaki çılgın yaşam tarzı, alınan riskler ve heyecan tutkusu erkeklerin ölüm riskini kadınlara oranla iki kat artırıyor. 20 farklı ülkede yapılan araştırmalara göre erkeklerin ömrü kadınlarınkinden daha kısa.

Bunun nedeni ise hastalıklar ya da kötü alışkanlıklar değil; kadınların sosyal ve sağlık hizmetlerinden erkeklere oranla daha fazla ve daha iyi faydalanıyor olması. Araştırmanın Amerika daki ayağında erkeklerin erken ölümleri mercek altına alındı. 1998 yılı rakamlarına göre 50 yaşına kadar olan erkeklerin kadınlara göre ölüm riskinin iki kat fazla olduğu belirlendi. Bu risk erkekler 80 yaşına gelinceye kadar katlanarak artıyor.

KADINLARDAN 5 KAT FAZLA

Araştırmaya katılan uzmanlardan Randolph Nesse, New Scientist dergisine yaptığı açıklamada "Erkek olmak erken ölümlerin demografik nedenlerinin başında geliyor. Erkeklerin erken ölmeleri engellenebilirse kanser tedavisinden daha önemli bir adım atılmış olur" dedi. Nesse, Kolombiya da 20 yaşına kadar olan erkeklerin ölüm riskinin ise aynı yaştaki kadınlardan 5 kat daha fazla olduğunun tespit edildiğini açıkladı. Kadın-erkek arasında yaş, hastalıklar, erken ölümler, sosyal koşullar, sağlık hizmetleri gibi verilerin incelendiği araştırmanın yapıldığı ülkeler arasında İrlanda, Avustralya, Rusya ve Singapur da bulunuyor.
__________________
 
Eski 15-04-05, 02:19 #42
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme


DAHA MUTLU BİR YAŞAM İÇİN EVİNİZLE İLGİLENİN


Kendini daha iyi tanımak, ruhun derinliklerini keşfetmek ve mutsuzluk haline son vermek için ne yapmalı? Sürekli vurgulandığı gibi içsel bağlantı ya mı geçmeli? İyi bir içsel bağlantı kurmanın yolu nedir? Eğer genel bir mutsuzluk halinden, kendini ve gerçek sorunlarını keşfedememiş olmaktan şikâyetçiyseniz, çözümü bir de evinizde arayın. E.V.D.E. yani Ev Vasıtasıyla Değişim Etkinliği , Vivi Benreytan ın kişisel tecrübesinden yola çıkarak geliştirdiği bir teknik. Şu anda bu tekniği bir grup çalışması olarak Küre Yaşam Merkezi nde uygulayan Benreytan, evimiz ve eşyalar aracılığıyla kendi özümüzle bağlantı kurarak içsel bir yolculuğa çıkmanın yolunu gösteriyor.


E.V.D.E. uygulamasının temelinde evimizin bizi yansıttığı ve evimizde bir değişiklik yaptığımızda bu değişimin bize geri yansıyacağı inanışı var. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Vivi Benreytan, aynı fakültede yüksek lisans yaptıktan sonra ABD ye eğitim almaya gitmiş ve Boston Lesley Üniversi-tesi nde ınterdisciplinary (disiplinlerarası) mastır tezi olarak E.V.D.E. çalışmasını vermiş.


Eviniz sizin sembolünüz


Feng Shui felsefesinden de etkilenen Benreytan, Gestalt ve Dışavurumcu Sanat Terapisi eğitimlerinden kazandığı uzmanlıkla E.V.D.E. yi geliştirmiş. Bu çalışmada katılımcılara yaratıcı süreçleriyle temasa geçmeleri ve içsel bilgeliklerini ortaya koymaları için destek veriyor. Benreytan, çalışmanın amacını şöyle açıklıyor:


"İnceledikçe evin, nasıl kendimizin sembolü olduğunu gördüm. Bazen içsel bağlantımızı kurmak hiç kolay olmuyor. Ben insanların evlerindeki bir obje yoluyla o bağlantıyı kurmaları, bir içsel yolculuğa çıkmaları için yol gösteriyorum. Benim teorimde şöyle bir şey var; bütünlük, su yüzüne çıkmayı bekleyen parçalarımızla temasa geçtiğimizde doğuyor. Yaşamla cebelleşmemiz ya da mutsuz hissetmemiz, o bağlantı koptuğu zaman oluyor. Bu yüzden, su yüzüne çıkmayı bekleyen eksiklerimize izin verdiğimiz zaman, huzurla ve mutlulukla daha kolay bağlantı kurabiliyoruz. Hayatımız daha rahat akıyor. Burada yapılan da tam olarak bir farkındalık yaratmak."


E.V.D.E. çalışmasının uygulaması da son derece ilginç. Katılımcılar birbirleriyle tanıştıktan sonra bir daire oluşturacak şekilde sandalyelere oturuyor.


Eşyayla mektuplaşma


Vivi Benreytan önce onları meditasyon yoluyla gevşetip, hayallerinde kendi evlerine götürüyor ve yapacakları konusunda yönlendiriyor. Herkes hayalinde evinde geziniyor ve hangi oda çekiyorsa oraya giriyor ve o odadan kendisine yakın gelen bir objeyi seçiyor. Obje seçimi yapıldıktan sonra resim malzemelerinin olduğu bölüme gidiliyor ve herkes seçtiği objesinin resmini yapıyor. Sonra bu objeyle ilgili olarak sevilen birine bir mektup yazılıyor. Ardından aynı kişiye, objenin ağzından bir mektup kaleme alınıyor. Ve yeniden daire oluşturarak, diğerlerine çizilen resim gösterilip, neden bu objenin seçildiği anlatılıyor.


Bu çalışma dört ya da altı toplantı olarak uygulanıyor. Dört seansın ücreti 300 milyon lira. Her seferinde başka bir objeyle çalışılıyor. Daha sonra bütün evi yansıtan bir çalışma yapılıyor. Ardından katılımcılar çocukluk evlerine gidiyor ve oradaki objelerin resmini yapıyor. Son olarak da hayal edilen ev çiziliyor. Bu tekniği kullanarak istediğiniz her yerde evinde olma hissini yaşamak mümkün. Örneğin işyerinde rahatsız bir ortamdaysanız, oradaki bir objeden yararlanarak evdeymiş hissini yaşayabilirsiniz.
 
Eski 15-04-05, 02:19 #43
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme


DEPRESYON VE ALZHEİMER


Depresyon, yaşlılıkta alzheimer riski getiriyor. Ağır depresyon belirtileri gösteren yaşlılarda Alzheimer riskinin artabildiği saptandı. Chicago, Rush Alzheimer Hastalığı Merkezinde yapılan araştırmada, deneklerdeki yaşlılık belirtileri ile Alzheimer hastalığı arasındaki ilişki araştırıldı.


65 yaşın üzerinde 651 denek üzerinde 7 yıl süren araştırmada, ağır depresyonun, deneklerde Alzheimer riskini önemli oranda artırdığı, bilme ve kavramayla ilgili rahatsızlığı ise hızlandırabildiği belirlendi.


Araştırmada, deneklerin 8 de 1 inde depresyon saptayan uzmanlar, deneklerin 108 inde Alzheimer olduğunu gözledi. Uzmanlar, depresyonun yol açtığı her bir ayrı rahatsızlığın, Alzheimer riskini yüzde 20 artırabildiğini belirlediler.


Konu ile ilgili yorum yapan uzmanlar, yaşlılarda depresyon tedavisinin önemli olduğunu, kendilerini yalnız hisseden yaşlılarda depresyon riskinin artabildiğini belirttiler.
 
Eski 15-04-05, 02:20 #44
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

DUSUK BELLI KOT ZARARLI


Genç kızların rağbet ettiği göbeği açıkta bırakan düşük belli kot pantolonların sağlık açısından zararlı olduğu açıklandı.

ABD de yayımlanan New York Post gazetesinin haberine göre, genç kızların yaygın şekilde giydikleri düşük belli ve göbeği açıkta bırakan kotlar, belkemiğinin altındaki sinirlere baskı yaparak kalçalarda paresthesia adı verilen bir yanma hissine neden oluyor.

Gazetedeki habere göre, Kanada da yayınlanan Canadian Medical Association Journal isimli tıp dergisine bir makale sunan Dr. Malvinder Parmar, göbeği açıkta bırakan kot giyen genç kızları uyararak, eski moda yüksek belli pantolonlara yönelmeleri çağrısında bulundu.

Düşük belli kotların sinirlere baskı yaparak ağrıya neden olduğunu, kalçalarda yanma hissi yarattığını ve belkemiğinde hassasiyete yol açtığını belirten Kanadalı doktor, özellikle arka cepte taşınan kalın cüzdanın bu ağrıyı daha da arttırdığını kaydetti.

Dr. Parmar, kısa süre önce kendisine kalçalarda yanma ve ağrı hissiyle başvuran hafif kilolu 3 genç kadının da 6 ila 8 ay süreyle düşük belli kot giydiklerine dikkat çekerek, bu hastaların 4 ila 8 hafta bol kesimli pantolon giydikten sonra hiçbir şikayetleri kalmadığını belirtti.

Tüm dünyanın yanı sıra New York ta da son derece moda olan düşük belli kotları satan mağazalar ise Kanadalı doktorun uyarısını fazla ciddiye almadılar.

New York un Broadway caddesindeki Jean Outlet mağazasının yöneticisi Michelle Hachey, Genç kızlar belki biraz acı çekiyorlar ama bu kotlarla çok da güzel oluyorlar diye konuştu.

ABD de hip-hop türü müzik yapan şarkıcıların yanı sıra Mariah Carey, Christina Aguilera ve Gwyneth Palthrow gibi yıldızların da katkısıyla düşük belli kot pantolonlar, genç kızlar arasında yaygın olarak giyiliyor.
 
Eski 15-04-05, 02:20 #45
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

DUYGUSAL HAFIZA


Kadınların, duygusal hafızalarının erkeklerinkinden iyi olduğu bildirildi. Amerikalı bilim adamlarının 24 kadın ve erkek üzerinde yaptığı araştırma, kadınların, kendilerine bir kez gösterilen duygusal içerikli ve sıradan fotoğrafları 3 hafta sonra erkeklerden yüzde 15 oranında daha iyi hatırladığını ortaya koydu.

Proceedings of the National Academy of Sciences da yayımlanan araştırma, kadın beyninde fotoğraflardaki duygusal sahnelere verilen sinirsel tepkinin de erkeklere oranla daha fazla olduğunu gözler önüne serdi.

Araştırmanın yazarı New York Stony Brook Üniversitesi nden yardımcı profesör Turhan Canlı, fotoğrafları duygu derecesine göre 3 kategoriye ayıran erkeklerin sıradan fotoğraflardaki silah imgesini tarafsızlıkla hatırladığını, ancak kadınların bu imgeye çok olumsuz tepki gösterdiğini söyledi.

Canlı, ceset, mezar, ağlayan insanlar ve kirli tuvaletler gibi sahnelerin yer aldığı fotoğrafların da kadınlarda aşırı duygusal tepkiye yol açtığını kaydetti.

Araştırma kapsamında, 3 hafta sonra fotoğraflar içinde aşırı duygusal bulduklarını seçmeleri istenen erkeklerin, fotoğrafların yüzde 60 ını, kadınların ise yüzde 75 ni hatırladığı belirtildi.

Canlı, araştırmanın, depresyonun kadınlarda daha çok görülmesinin biyolojik nedeninin bulunmasına yardım ederek, kadın beyninin, duyguları daha iyi algıladığını ve hatırladığını ortaya koyduğuna işaret etti.

Araştırmanın, kadınların, evlilikteki tartışmaları erkeklerden daha iyi hatırladığı yönündeki yaygın kanıyı desteklediği de kaydedildi.
 
Eski 15-04-05, 02:20 #46
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

DÖVME (TATUAJ)


Özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşan ve cilt altına enjekte edilerek kalıcı renk değişikliği sağlayan dövmenin birçok hastalığa davetiye çıkarttığı bildirildi.


"İşlem sırasında kanamalara yol açılması, iğnelerin birden fazla kişide kullanılması, işlem sırasında ve sonrasında hijyenik şartların sağlanmaması ve en önemlisi uygulayan kişilerin sağlık konusunda eğitimsiz ve lisanssız olması nedeniyle sterilite kurallarına uyulmadığından Hepatit B, Hepatit C, AIDS ve benzeri kan yoluyla bulaşan hastalıkların yaygınlaşmasına sebep olmaktadır"
 
Eski 15-04-05, 02:21 #47
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

E-MAILLE DERTLERINIZI PAYLASIN


Derdini elektronik posta ile paylaşanlar psikolojik olarak rahatlayabiliyor.

ABD’de Teksas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, sorunlarını ve yaşadıkları sıkıntıları elektronik posta yoluyla arkadaşlarıyla paylaşabilenlerin psikolojik olarak rahatladıkları ortaya çıktı.

Öğrenciler arasında yapılan araştırmada, sorunlarını elektronik posta yoluyla yakınlarına ve arkadaşlarına bildirenler, elektronik posta yazışmalarında rutin konulara yer veren deneklere göre psikolojik olarak daha sağlıklı bulundu.

Dr. William Grazino, duygusal sıkıntılar içinde olan deneklerin, elektronik posta yoluyla dertleşmeleri sonucunda, birkaç haftada sağlıklarına kavuşabildiklerini belirtti. Özellikle farklı yollar kullanarak dertleşebilenlerin ruh sağlıklarını daha kolay kontrol edebildiklerini kaydeden uzmanlar, internet teknolojisinin bu açıdan eşsiz bir kaynak olduğunu ifade ettiler.

Araştırmadan önce sorunları nedeniyle derslerinde başarısız olan öğrencilerin, sorunlarını elektronik posta yoluyla paylaşmalarından sonra yeniden başarılı oldukları gözlendi.

150 öğrenci arasında yapılan araştırma genişletilerek, 500 denek üzerinde tekrarlanacak. Elektronik mesajın rahat ortamlarda yazılabildiğini hatırlatan uzmanlar, aynı anda birkaç kişi ile yazışabilmenin daha da olumlu sonuç verebileceğini söylediler.

Araştırma sonucu, Amerikan Psikoloji kuruluşu tarafından, Ağustos ayında Chicago’da yapılacak genel kurulda açıklanacak.
 
Eski 15-04-05, 02:21 #48
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

ECZA DOLABI


Her evde ve işyerinde içinde gerekli alet ve ilaçların bulunduğu bir ecza dolabı olmalıdır. Evde ecza dolabının bulunması doktor çağrıldığı zaman oldukça yararlı olabilir.
Ancak ecza dolaplarının birtakım özelliklere sahip olması ve sürekli olarak mevcut ilaçların kontrol edilerek, sağlık riski oluşturmaması sağlanmalıdır.

Ecza dolabı üzerine genel bilgiler:

Ecza dolabı kilitlenebilen cinsten olmalı ve serin, kuru bir yerde çocukların kolaylıkla uzanamayacakları yükseklikte, duvara asılmalıdır. Ecza dolabının içi düzenli olmalı; aranılan ilaç kolayca bulunabilmelidir.

Bir ecza dolabında bulunması yararlı olan şeyler şunlardır:

Hasta tedavisi için gerekli araç-gereçler: Derece, küçük bir makas, pens, damlalık, muşamba, termofor, lavaj için gerekli araç-gereç, çengelli iğne.

Sargı araç-gereçleri: Çeşitli sargı bezleri, bantlar, çeşitli ölçülerde gaz bezi, pamuk, flaster, kan durdurmak için kullanılan turnikeler, üçgen şeklinde sargı bezleri.

Dıştan kullanılacak ilaçlar: Batikon veya zefiran gibi dezenfektan maddeler, 70 derecelik alkol, dezenfekte için ilaçlar, oksijenli su, çeşitli merhemler, talk pudrası vb.

Diğer ilaçlar: Ağrı kesici ilaçlar, sakarin, karın ve mide gazları için ilaç, müshil, sülfamitler vb.

Hastalık döneminden artan ilaçlar ecza dolabına KONMAMALIDIR, çünkü bu ilaçlar bir süre sonra özelliklerini ve etkilerini yitirirler.

Bozulmuş ilaçlarda görülen belirtiler:

Tozlar - Topaklanma.

Tabletler - Renk değişimi ve kırılma.

Drajeler - Şekerli kabukta dökülme.

Sıvı ilaçlar - Tortu birikimi.

Merhemler - Kuruma, koku, küf.

Ölçüler Ve Miktarlar

Sıvı maddeler için:
1 su bardağı: 200 gr.
1 fincan: 150 gr.
1 şarap bardağı: 100 gr.
1 likör kadehi: 20 gr.
1 çorba kaşığı: 15 gr.
1 tatlı kaşığı: 10 gr.
1 çay kaşığı: 5 gr.
Şuruplarda yukarıda belirtilen ölçülerin 1,5 misli alınır.

Toz maddeler için:
1 dolu çorba kaşığı: 10 gr.
1 dolu çay kaşığı: 3 gr.
1 silme çay kaşığı: 1,5 gr.
1 dolu çay kaşığı tuz: 6 gr.
1 silme çay kaşığı tuz: 3 gr.
1 bıçak ucu: 0,5-1 gr.

1 gr. sıvıdaki damla sayısı:
Sıvılar: 20 damla
bitki suları: 40 damla
yağlı sıvılar: 50 damla
tentürdiyot ve ispirto: 60 damla
eter: 80 damla.
 
Eski 15-04-05, 02:21 #49
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EGZERSIZ SECIMI VE UYGULAMA

Amaç organizmayı bir yarışmaya hazırlamak değil, egzersizin organizmanın sistemlerine (dolaşım-solunum, kas, bağışıklık) olumlu katkılarını sağlamak olmalıdır. Bunun için aerobi ortamdaki egzersizler düşünülmelidir. Yürüyüş, düşük-orta şiddetli koşular en ideal olan çalışmalardır. Fakat önemli olan çalışmanın şiddetini (tempo) ve süresini ayarlamaktır.

Genel olarak, bu tür çalışmalar tamamen görsel ve seçilen model çalışmalara dayanmaktadır. Yani sağlık için egzersiz yapan bireylerin % 90 ı ya da fazlası, bilimsel ve sistematik bir program uygulamamaktadır. Görsel bilgilere dayanarak yapılan çalışmalar istenilen hedefi yakalayamaz. Unutulmaması gereken en önemli şey; her bireyin tüm fiziksel ve fizyolojik özellikleri, dolayısıyla kapasiteleri farklıdır. Bunun için antrenman yükleri de farklı olacaktır.

Antrenman programlarına başlamadan önce hekiminize baş vurarak genel bir sağlık kontrolünden geçmeniz gerekir. Özellikle efor testi yaptırmanız gereklidir. Bu test sonucu eforlara direncinizi dolayısıyla kapasitenize uygun antrenman programlarını elde edebilirsiniz.

Çalışma şiddetinin tayini; en önemli problem çalışma şiddetinin tayinidir. Şayet düşük şiddette çalışırsanız bir gelişim sağlayamazsınız, yüksek şiddette çalışırsanız yaralanma riskiniz vardır üstelik istenilen olumlu etkileri elde edemezsiniz.

Çalışma şiddetinin tayini, kesin yöntemler ile, bireyin maksimal oksijen kullanma kapasitesi (max.VO2) ölçülerek laboratuarda gerçekleştirilebilir. Fakat basit ve yaklaşık olarak çalışma şiddetini tayin için; maksimal kardiyak frekans (nabız) yüzdesini alarak efor şiddeti ayarlanabilir.

Bunun için önce maksimal kardiyak frekans tespit edilir (yani kalbinizin dakikada vurum yapabileceği en yüksek değer). Bu değeri bulmak için 220 sabit sayısından "yıl" olarak "yaş" çıkarılır.

Örnek: şayet 40 yaşında iseniz; 220-40= 180, sizin maksimal kardiyak frekansınızdır.

Aerobik kapasitenizi geliştirmek için maksimal kardiyak frekansınızın % 60-90 ı arası bölgede antrenman yapmanız gerekir. Öyleyse aerobik antrenmanınız 108 ile 162 nabız arasında bir bölgede gerçekleşmelidir.

Şayet yeni başlıyor iseniz, en iyisi bu aralığın alt sınırından (maksimal kardiyak frekansınızın %60-70) başlamak gerekir. Antrenmanların ilerlemesi sonrası, ne kadar form kazanırsanız o kadar daha yüksek yüzde ile çalışabilirsiniz.

Nabız alımı; bir dakikalık nabız sayısı rehber olarak alınır. En iyi yöntem özel amaçlı Polar saatler dir. Fakat boynun iki yanındaki karotis (şah damarı) damarların biri üzerine tek taraflı olarak orta ve yüzük parmak birleştirilerek hafifçe bastırılır, 15 saniye nabız sayılır 4 ile çarpılarak çalışma nabzı bulunur.

Bu yöntemin yanında, çalışma şiddetini tayin için "solunum yöntemi" "aerobi egzersiz" bölümünde açıklanmıştır.

Antrenmanın sıklığı:

Başlangıçta çalışmayı kısa bir süre uygulayınız, asla kendinizi zorlamayınız. 5 dakika koştukdan sonra dinlenin. Elbetteki çalışma öncesi ısınmayı unutmuyorsunuz. Antrenman süresini önce 1 sonra 2 sonra 3 km koşabilmek için düzenli olarak ayarlayınız. Soluk soluğa kalmadan ılımlı tempoda koşmayı unutmayınız. Şayet iyi bir düzeye gelirseniz koşarken arkadaşlarınız ile sohbet edebilirsiniz.

Bir kaç ay antrenmanın sonunda, yorulmadan kas ağrıları olmadan, önemli mesafelere ulaşabilirsiniz (10 km). Haftada 3 antrenman seansı idealdir. Haftanın bir günü 15 km koşmaktansa 3 kere 5 km koşmak daha iyidir. Bir seanslık 15 km koşu kalbi ve tendonları daha fazla zorlar, lokmaları küçülterek almanın sindirimi daha kolay olacağı gibi, çalışma yükünü de dilimlere bölmek organizmanın yüklenmeyi sindirmesi bakımından daha uygun olacaktır. Ayrıca bu koşular günün ayni saatlerinde gerçekleştirilmelidir, form durumunuz ilerledikçe haftada 4-5 seans düzenleyebilirsiniz. Koşu esnasında baş öne eğik olmamalıdır.

Şayet yürüyüş düşünülüyor ise her gün en az bir saat yapılmalıdır. Koşular maksimal kalp atım hızınızın altında olalıdır, 20 ya da 30 dakika yeterlidir. Şayet bazı kurallara uyarsanız yaşınız ilerlemiş olsada uzun süre koşabilirsiniz.

Kalp-damar sisteminin antrenmanı devam eden bir süreçtir ve sabırlı olarak kuvvetlendirilmesi gerekir.
 
Eski 15-04-05, 02:21 #50
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EGZERSIZ VE BAGISIKLIK SISTEMI (iMMUN SISTEM)


Egzersiz ve immünoloji alanındaki hızlı gelişmeler spor bilimi, tıp, immünoloji, fizyoloji ve davranış bilimlerinde görevli bilim adamlarının ilgilerini çekmiştir. Spora bağlı immün cevap konusundaki ilgi birçok sebepten dolayı oluşmuştur. Birincisi; antrenörler ve kulüp hekimlerinin, antrenman ve müsabaka esnasında sporcularını sağlıklı bir şekilde tutma istemeleridir. İkinci olarak egzersiz ve bağışıklık konusuna ilgi, toplumun sağlıklı gelişim amacıyla doğan ilgiden de kaynaklanır. Düzenli orta düzeyde (ılımlı) yüklenmelerin kalp hastalığı, şişmanlık, insüline bağlı olmayan diabet, yüksek tansiyon ve osteoporoz gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde, ayrıca vücut ağırlığının kontrolü ve organizmanın strese karşı direncini artırmada, önemli rol oynadığı ispatlanmıştır. Araştırmacılar şimdi çalışmalarını yaşam tarzına bağlı etken taşıyan hastalıklar (kanser gibi) üzerine yoğunlaştırmışlardır ve düzenli spor yapan kişilerin daha düşük kanser insidansların rastlandığına dair tahminler vardır.

Egzersiz, kanser ve AIDS gibi, belirli hastalıklarda ek tedavi olarak reçete edilmeye başlanılmıştır. Kanser ve AIDS de bağışıklık sisteminin, hastalıkla doğrudan ilgili olması nedeniyle bilim adamları hastalık gelişimi üzerine etkilerini öğrenebilmek için yüklenmeye bağlı immün cevabı araştırmaktadırlar

Yaşam tarzı faktörleri, immün sistemi güçlendirmek yada zayıflatmak yönünden etkileşebilir. Diyet, stres ve fiziksel aktivite bu faktörleri oluşturur. Yetersiz beslenme ve uygun besinlerin eksikliği immün sistemi zayıflatabilir. Şayet yaşlı ve yalnız yaşıyor iseniz, yalnız yemek yiyorsanız diyetinizde meyve ve sebzeler dengeli olarak yer almalıdır.

Vitamin veya bazı minerallerin aşırı alımı, grip ya da soğuk algınlığına karşı koruyucu etkiye sahip olduğu kesin olarak kanıtlanmış değildir. Ancak, soğuk algınlığı esnasında vit-C alımının hastalığın şiddetini azaltabileceği ya da gidişatını kısaltabileceği konusunda bazı kanıtlar vardır.

Egzersiz ve Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu (ÜSYE)

Ilımlı egzersizde; epidemiyolojik, klinik ve deneysel çalışmaların hepsinde üst solunum yolu enfeksiyonu sıklığının azaldığı gösterilmiştir. 15 haftalık bir yürüyüş egzersizinde deney grubu kadınlarda anlamlı üst solunum yolu enfeksiyonu azalması saptanmıştır. Ağır egzersizde ÜSYE artışı gözlenmiştir. Burada istenilen orta dereceli kronik egzersizdir.

Sedanterde (durağan yaşayanlar) ÜSYE belirli bir düzeyde iken, kronik orta dereceli egzersizde azalır, ağır egzersizde ise çok artar. En azından bu sebepten dolayı egzersiz ve immün sistem önemlidir. ÜSYE birçok iş gücü, para, zaman kaybına neden olduğu gibi ağır durumlara geçişlerde can kaybı yaratabilir.
 
Eski 15-04-05, 02:22 #51
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

ERGENLİKTE STRES ÖĞRENMEYİ ETKİLİYOR


Harvard Tıp Okulu’ndan Susan Andersen ve çalışma arkadaşları, ergenlik döneminde, kafeslerde yalnız bırakılarak strese maruz kalan farelerde, yetişkinlik döneminde beynin yan karıncıklarının orta ve arka boynuzları üzerindeki iki adet kabartıda kilit önemdeki bir proteinin seviyesinin düştüğünü tespit etti ve beynin bu bölümünün “hafıza ve öğrenme” açısından önemli olduğu belirtti.


Bilim adamları, söz konusu proteinin, beyin hücreleri arasındaki bağlantı sayısını ölçmek için kullanıldığını, eksilmesinin, beyin faaliyetindeki düşüşü ifade ettiğini bildirdi. Andersen’in ekibi, New Orleans’taki bir bilim konferansında duyurdukları araştırmalarının, ergenlikte karşılaşılan stresin, yetişkinlikte beyin hücrelerinin bağlantısı etkilediğini ortaya koyan ilk çalışma olduğunu söyledi. Araştırma, insanlarda 18 ila 20 yaşlarında zirveye ulaşan bu proteinin, ergenlikte strese maruz bırakılan eşdeğer yaştaki farelerde normal bir artış göstermediğini gösterdi.


Bilim adamları, ergenlik döneminde cinsel tacize uğrayan veya ihmal edilen kişilerin beyninde bu tür bir duruma rastlanabileceğini de kaydetti.
 
Eski 15-04-05, 02:22 #52
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EVDE HAYVAN BESLEMEK


Evinde hayvan beslenen çocukların bağışıklık sistemi daha güçlü, ancak yine de dikkatli olmak gerekli.

İngiltere’de yapılan bir araştırma, evlerinde hayvan beslenen çocukların bağışıklık sisteminin daha güçlü olduğunu ve hastalık nedeniyle okula gitmeme oranlarının düşük çıktığını ortaya koydu.

Evde hayvan beslemenin en çok faydasının görüldüğü yaşların 5 ila 8 arası olduğunu da belirten uzmanlar, “ancak bütün yaşlardaki çocukların bunun büyük faydasını gördüğü ve hastalık nedeniyle devamsızlık yapmaktan kurtulduğu görülüyor” dedi.

Warwick Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya başkanlık eden Dr. June McNicholas, evinde hayvan beslenen çocukların beslenmeyenlere oranla her öğrenim yılında okula ortalama 18 gün daha fazla gidebildiğinin tespit edildiğini bildirdi.

Araştırma ayrıca, çocukların hayvanlarından edindikleri diğer bazı faydaları gözler önüne seriyor. Çocukların yüzde 30’u korktuğu zamanlar hayvanları sayesinde sakinleşirken, yüzde 28’i de aile üyeleriyle anlaşmazlıklarından sonra besledikleri hayvanın şefkatine sığınıyor.

YİNE DE DİKKATLİ OLMAK GEREK

Dr. McNicholas, bütün faydalarına rağmen hayvanların çocuklarda yaratabileceği sağlık problemlerine karşı dikkatli olunması uyarısını da yinelerken, hayvanlarda bulunan bazı parazitlerin çocuklarda karın ağrısından göz tahribatına kadar çeşitli rahatsızlıkla yaratabildiğini kaydetti.

Dr. McNicholas, “yine de hayvan sahibi olmanın çocuk üzerindeki yararları, zararlarıyla karşılaştırılamayacak kadar çok” dedi.
 
Eski 15-04-05, 02:22 #53
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EVDE SPOR


Fitness salonlarına gitmeden, evinizde de egzersiz yapmanız mümkün. İşte herhangi bir spor aleti olmadan evde uygulayabileceğiniz egzersiz programı: En iyi egzersiz: Streching Polat Renaissance Hotel in Sağlık Kulübü Müdürü Oğuzhan Dinç, evde yapılacak en güzel egzersizin stretching olduğunu belirtiyor. Streching ile ısınarak, hem tüm vücudunuzu rahatlatabilir, hem de spora hazır hale getirebilirsiniz. Şimdi bu hareketlere bir göz atalım: İlk önce, başınızı öne eğerek yavaşça sağa, sonra da sola doğru çevirin. Bu esnada dairesel bir hareket yapmamaya dikkat edin. Çünkü bu şekilde boyun omurlarının zarar görmesine neden olabilirsiniz. Sonra hareketi solda sağa doğru tekrar edin. Bu hareketi yaklaşık 50 kere tekrar edebilirsiniz. Sonra başınızı arkaya doğru eğerek yukarı bakın ve hareketi sağdan sola doğru tekrar edin. Daha sonra tam tersini yapın.

Bir sonraki adımda, başınızı önce sağ omuzunuza, sonra da sol omuzunuza doğru eğin. Daha sonra tam tersini yapın. Şimdi de başınızı sabit bir şekilde dik tutarak önce sağa, sonra karşıya ve son olarak da sola bakın. Bu esnada başınızı direkt olarak, sağdan sola doğru çevirmemeye özen gösterin. Şimdi hareketi tam tersi yönde tekrarlayın. Bir diğer baş hareketinde ise ellerinizi alnınızda birleştirirerek, bu bölgeye baskı uyguluyorsunuz. Bunu yaparken alnınızla da ellerinizi itmeye çalışın. Yani karşılıklı güç uygulayın. Şimdi ellerinizi başınızın arkasında birleştirin ve bir önceki hareketi bu bölge için de uygulayın. Sıra şakaklarda…

Sağ avucunuzu, sağ şakağınıza koyarak bastırın. Aynı anda başınızla da avucunuza baskı uygulayın ve aynı hareketi, sol şakağınızda sol avucunuzla tekrarlayın. Boyun bölgesi bittikten sonra, dimdik ayakta durun ve sağ kolunuzu yukarı doğru esneterek sola doğru eğilin. Şimdi esneyin. Aynı hareketi sol kolunuzla tekrar edin. Son olarak da kollarınızı yukarıda birleştirerek bir öne, bir arkaya doğru vücudunuzu esnetin. Vücudunuzu bu şekilde esneterek, kasları çalışmaya hazırlayabilirsiniz. Çünkü siz vücudunuzu esnettikçe, kasların zarar görme ihtimali çok azalır. Bu hareketler, her defasında 8 er kez tekrarlanır, siz performansınıza göre bu sayıyı 8, 16, 32 olarak arttırabilirsiniz.
 
Eski 15-04-05, 02:23 #54
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EVLENECEKLERE ÖNERİLER


ABDnde boşanmaların artması üzerine, uzmanlar evlenecek çiftleri nikah defterini imzalamadan önce dikkat etmeleri gereken hususlar konusunda uyardılar. ABDli uzmanlara göre evet demeden önce çiftlerin yapmaları gerekenler şöyle;


* 30 yaşından önce evlenmeyin


İstatistikler 30 yaşından sonra evlenen çiftlerin evliliklerinin daha uzun sürdüğünü gösteriyor.


* Evlenmeden önce birkaç tecrübe yaşayın


Bu tecrübeler, size karşı cinste neye önem verdiğinizi öğretecektir.


* Umutsuz evlilikler yapmayın


Korku, güven duymak ya da evden uzaklaşmak için yapılan evlilikler uzun ömürlü olmuyor.


* Evleneceğiniz kişiyi tanıyın


Onun kim olduğunu gerçekçi şekilde saptayın ve sadece sizin istediğiniz kişi olması için çaba harcamayın.


* Denginizle evlenin


Karı-kocadan birinin diğeri üzerinde hakimiyet kurduğu evliliklerden hayır gelmiyor.


* En az bir yıl bekleyin


İstatistikler, acele evlenen kişilerin aynı hızla boşandıklarını ortaya koyuyor.


* Bağımlılığı olan kişilere dikkat


Sigara alışkanlığı gibi basit bağımlılıklar bile, bir evliliği yıkmaya yeterli olabiliyor.


* Sizinle benzer amaçları olan biriyle evlenin ve eşinizle çocuk yapıp yapmama konusunu konuşmak için zifaf gecesini beklemeyin.


* Diyalog kurabileceğiniz biriyle evlenin


Evlenmeden önce müstakbel eşinizle diyalog kuramıyorsanız, nikahtaki keramet pek bir işe yaramayacaktır.


* Heyecanı göz ardı etmeyin


Evlilik ateşinin yıllarca yanabilmesi için heyecan ve ihtirasın gerekli olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
 
Eski 15-04-05, 02:23 #55
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EVLENMEDEN ÖNCE BİR ARADA YAŞAMAK


Evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin boşanma oranının, daha önce birarada yaşamamış çiftlerden daha yüksek olduğu ortaya çıktı.


Evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin boşanma oranının, daha önce birarada yaşamamış çiftlerden daha yüksek olduğu belirtildi. Journal of Marriage and the Family dergisinde yayımlanan habere göre, ABD deki Pennsylvania Üniversitesi nde yapılan bir araştırmada, 1964 ile 1997 yılları arasında evlenen 1400 kişiye evliliklerindeki deneyimleri soruldu.


Bilim adamı Claire Kamp-Dush, evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin, diğer çiftlere göre daha mutsuz olduklarını söylediklerini ve boşanma oranlarının daha yüksek olduğunu belirtti.


Kamp-Dush, çiftlerin birlikte yaşamaya karar verirken, olası bir ayrılığın daha kolay olacağı düşüncesiyle yeterince ince eleyip sık dokumadığını belirterek, evlilik kararında da genelde birlikteyken harcanan emek ve çocukların etkili olduğunu söyledi.
 
Eski 15-04-05, 02:23 #56
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EVLİ ÇİFTLER VE HASTALIKLAR


Evlilikte hayat müşterektir... Hastalıklar da..! Evli çiftler, ev, araba, para gibi pek çok şeyin yanı sıra hastalığı da paylaşıyor. İngiltere de uzmanlar 8 bin evli çift arasında yaptıkları araştırmada hastalıkların da paylaşıldığını hayretle gördüler...


Uzmanlar, evli çiftlerin sadece enfeksiyon hastalıklarını değil, astım, depresyon, ülser, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi diğer rahatsızlıkları da paylaştığını belirtiyor.


Yaşları 30 ila 74 olan 8 bin evli çifti, yaş, obesite ve sigara alışkanlıklarını göz önünde bulundurarak inceleyen araştırmacılar, eşinde belirli bir hastalık bulunan kişinin, aynı hastalığa yakalanma riski taşıdığını ortaya çıkardılar.


İngiltere deki Nottingham Üniversitesi nden Julia Hippisley Cox, eşinde belirli bir hastalık bulunan kişilerin bu hastalığa yakalanma riskinin, diğer kişilere göre yüzde 70 fazla olduğunu söyledi.


Cox ve meslektaşları, bu duruma, başta aynı çevreyi paylaşmanın yol açtığını belirterek, evli çiftlerin genellikle aynı şekilde beslendiğine, aynı alerjik unsurlara maruz kaldığına ve aynı egzersiz alışkanlıklarına sahip olduğuna dikkati çektiler.
 
Eski 15-04-05, 02:23 #57
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

EVLİLİK İÇİN İDEAL YAŞ


Zaman içerisinde değişen şeylerden birisi de evlenme yaşı. Geçmişte 18-20 yaşlarına gelindiğinde çoktan evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmış insanlar normal karşılanırken, günümüzde genelde kırsal kesimlerde erken yaşlarda evliliğe rastlanıyor.


20 li, 30 lu, 40 lı yaşlarda evliliğin kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Bunları öğrenirseniz, kişiliğinize ve yaşamdan beklentilerinize hangisinin uygun olduğunu saptayabilirsiniz.


20 Lİ YAŞLARDA EVLİLİK


Bizden iki kuşak önce bu yaşlarda hala evlenmemiş olanlara evde kalmış gözüyle bakılırdı. Annelerimizin kuşağı açısından ise 20 li yaşlarda evlilik ve hatta sıcağı sıcağına çocuk sahibi olmak son derece doğaldı. Halbuki günümüzde bu yaşlar, evlilik için oldukça erken kabul ediliyor. Artık kadınlar da erkekler gibi çalışma ve mesleklerinde yükselme hırsı içinde olduklarından, kariyere giden yolun ilk yıllarında kimsenin evliliğe ayıracak vakti yok.


30 LU YAŞLARDA EVLİLİK


30 lu yaşların başında bir fırtına gibi geliyor ve herkesi etkisi altına alıyor. Ve tabii özellikle kadınlar bu güçlü fırtınaya kayıtsız kalamıyorlar. Dolayısıyla 30 lar, evlilik için ideal bir yaş olarak kabul ediliyor. Fakat bu yaşlarda imzayı atmanın getirdiği bazı zorluklar da var. Kadın da erkek de kendilerine çoktan bir hayat kurmuş, o hayata alışmış ve biraz bencilleşmiş oldukları için evde bir iktidar mücadelesi başlayabiliyor.


40 LI YAŞLARDA EVLİLİK


Uzun süre çalışma hayatının içinde mücadele vermiş, iyi bir kariyer yapmış ve bu arada evlenmeye vakit bulamamış kadın ve erkekler, 40 lı yaşlarında nikah masasının başına oturuyorlar. Tabii çok genç yaşta bir evlilik yaşayıp boşandıktan sonra bu yaşlarda ikinci evliliğini yapanların sayısı da az değil. 40 larında evlenmenin en büyük avantajı, her iki tarafın da hayat tecrübesi kazanmış, görmüş geçirmiş ve tamamen olgunlaşmış olmaları... Daha önceki deneyimlerine dayanarak eski hataları tekrarlamıyor, sağlıklı iletişim kurmaya daha bir özen gösteriyor ve birbirlerinin yaşam tarzına, dünyaya bakış açısına, zevklerine ve meraklarına saygı duyuyorlar.
 
Eski 15-04-05, 02:24 #58
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

FİZİK ORTAMIN FİKİR ÜRETİMİ VE VERİMLİLİĞE ETKİSİ


BARINMA HİJYENİ


İnsanın çalıştığı yaşam odalarını havalandırması, aydınlatması ısıtması, ses kirliliği, elektromanyetik kirlilik, genel temizliği gibi alt başlıklarda düşünülecek çevre bilincine barınma hijyeni diyebiliriz.


İDEAL BARINMA ALANI


Duvar yüksekliği evlerde 2,25 m olmalı, insan sayısına göre hesaplanmalıdır. Isı dağılışının en iyi olduğu doğal malzemeler en idealidir. Kişi başına oda hacmi 15 m olmalıdır (saatte iki defa tazelendiğinde).


OKSİJEN


İnsan beyni ağırlık olarak vücudun % 2 sidir. Fakat solunan havadaki oksijenin % 25 ini kullanır. Atmosferdeki oksijende % 1 azalma, beyne giden oksijenin % 12,5 azalması demektir. Doğaya yakın ortamda % 20-21 olan oksijen, şehirlerde % 19 a düşer. Her yüzde bir düşüş beynimizin veriminin % 12,5 düşüşü demektir.


Beynimiz anlama, kavrama, algılama, karar verme, plan yapma, strateji üretme, farklı düşünme, sosyal sınırları belirleme gibi zihinsel işlevleri alın lobları aracılığı ile yapar. Havadaki oksijenin % 2 azalmasının, beynin bu işlevlerinin % 25 azalmasını netice vereceği düşünülürse, barınma hijyeninde en önemli unsurun havalandırmanın olduğu ortaya çıkar.


KARBON DİOKSİT


Bir erişkin solunumla saatte 22,6 litre karbon dioksit çıkartır. Taze havada on binde 3 olan karbon dioksit on binde 7 ye çıktığı zaman kokusu değişir. Bir kişinin bir saatte taze hava ihtiyacı 33 metreküptür. Kanda karbon dioksit gazının yükselmesi fiziksel ve zihinsel yorgunluğu hızlandırır.


ISITMA


Oda sıcaklığı 18 derecenin altına düştüğünde çevre damarları büzülür, vücut enerjisini savunma amacıyla kısar, zihinsel verim düşer. 25 derecenin üzerinde veya terleme yapan bir ortamda damarlar genişler, beyne giden kan azalır, uykuya eğilim artar.


Isıtıcı araçlarının çevreye verecekleri ısı radyasyonu doğrudan organizmaya ulaştığında hoş bir duygu verse de güneş çarpması etkisine benzer etki oluşturur. Tansiyon düşer, beyne giden kan azalır, zihinsel verim azalır.


Verimli bir çalışma ortamının meydana getirilmesi için, odanın termal konforunun sağlanmasına, yani ısının homojen yayılmasına ve devamlılığına dikkat etmek gerekir.


AYDINLATMA


Işık duyusu, elektromanyetik spektrumu 0,4-0,8 mikron dalgaboyundaki ışınların görme sinirlerini uyarması ile meydana gelir. Doğal ışın günün her saatinde değiştiği için yapay ışıkla aydınlanma zorunlu olmaktadır.


Doğal ışığa yakın spektrum ve yumuşaklıktaki ışık kaynağını gün ışığı rengindeki floresan lambalar verir. Göz fizyolojisi açısından en çok önerilen aydınlatma bu olmaktadır.


Lambalar 80 cm çevreye morötesi ışın yaydıkları için, bu yakınlık içerisinde uzun süre kalmamak gerekir.


Yetersiz aydınlatma, incelenen maddeye 25-35 cm den daha kısa mesafeden bakılması sonucunu doğurur. Bir süre sonra uyum güçlükleri başlar. Göz konverjans kasları fazla kasılır ve yorulur, ağrılar başlar. Başağrısı, göz kızarması, zihinsel yorgunluk başlar. Çalışma verimi düşer. İş kazaları artar, ruhsal depresyon tetiklenir.


Yeterli bir aydınlanma, yaşlılar için daha önemlidir. 20 yaşındaki bir çalışana göre 60 yaşındaki bir çalışan 2-5 misli daha fazla aydınlığa ihtiyaç duyar.
 
Eski 15-04-05, 02:24 #59
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

GELİN-KAYNANA İLETİŞİMİ (GELENEKLERİN GETİRDİĞİ TOPLUMSAL BİR SORUN)

İletişim; fikirlerin, duyguların, düşüncelerin, niyetlerin ve gereksinimlerin kişiler arasında iletildiği bir süreçtir. İletişimde temel , insan insana etkileşim ve paylaşımdır. İletişim sürecini, gönderen kişinin mesajı, mesaj gönderilirken kullanılan sözlü sözsüz yöntemler, alan kişinin yorumu ve karşılaşılabilecek engeller oluşturur.


Gözlemler, bazı konumların ya da rollerin geleneksel yaşanması gerekliliğine inanılması ya da açık iletişim kurulamaması nedeniyle ilişkilerin zaman zaman olumsuz şekilde etkilendiği yönündedir. Toplumumuzda gelin ve kaynana rolleri çoğu zaman öfke yaratan, kopukluklara neden olan roller olarak gözlenmektedir.


Daha iyi gelin –kayınvalide ilişkisi için neler gereklidir? Neden olumsuzluklar yaşanmaktadır? Düşüncesinden yola çıkarak hem gelin rolünde hem kayınvalide rolünde olanlara bir anket uyguladık. Bakın nasıl sonuçlar elde ettik:


Kayınvalidelerin yaş ortalaması 63.2’dir. Eşi ile yaşayan kayınvalideler %13.3, eşi ve çocuklarıyla yaşayanlar ise%26.7, gelinleriyle birlikte yaşayanlar %60’dır.1 gelini olan kayınvalideler %46.7’yi, 2 gelini olanlar %26.7’yi, 3 gelini olanlar ise %26.7 ‘yi oluşturmaktadır.


Kayınvalideler gelinleriyle aralarındaki ilişkiyi % 73.3 klasik gelin-kayınvalide ilişkisi, % 13.3 arkadaşça(samimi ve dostça), % 13.3 sürtüşmeli bir ilişki olarak tanımlamışlardır. Gelinleriyle birlikte yapmaktan hoşlandıkları aktiviteler , gezmeğe gitmek % 53.3, yemek yapmak% 6.7, birlikte sohbet etmek% 26.7 olup birlikte hiçbir şey yapmak istemeyenler % 13.3’dür. Gelininin kendisine hitap şeklinden hoşlananlar % 100 olup, gelininin kendisine anne diye hitap etmesinin gerekli olduğunu düşünenler % 100 ‘dür.


Gelininize kızmanıza neden olan bir olayı kızları ile yaşasalar kayınvalideler aynı derecede %, %80, daha az % 13.3, % 6.7 hiç şeklinde tepki vereceklerini belirtmişlerdir.


Kayınvalideler, gelinleriyle bir sorun yaşandığında olayı %53.3 konuşarak, %40 hiçbirşey yapmayacaklarını belirterek, % 6.7 küserek çözümleme yoluna gideceklerini belirtmişlerdir.


Kızdıklarında bunu geliniyle paylaşanlar % 46.7, paylaşmayanlar %46.7 ve paylaşmaya cesaret edemedim diyenler %6.7’dir. Paylaşanlar arasında % 33.3 paylaşım sonrası sonucun değiştiğini, % 60’ı değişmediğini ve %6.7’si denemediğini belirtmiştir.


Kayınvalidelere göre sürtüşmeyi körükleyen taraf %33.7 gelinler % 66.3 her iki taraftır. Bu çatışmaları yaratan durum ise % 60 toplumun beklentisinden, % 26.7 bireysel özelliklerden, %13.3 her ikisinden de kaynaklanmaktadır. % 73.3 ayrı yaşamanın sorunları azaltacağına ilişkin görüş bildirmişlerdir. Yine % 70’ den fazlası iyi ilişkiler için evlilik öncesi bu konularda danışmanlık verilmesinin gerekli olduğunu belirtmişlerdir.


GELİNLERİN GÖRÜŞLERİNE GELİNCE;


Gelinlerin yaş ortalaması 38.18, ortalama çocuk sayısı 2’dir. %43.8’i kayınvalideden ayrı yaşamaktadır. Kayınvalideleri ile ilişkilerini sürtüşmeli olarak tanımlayanlar %12.5, kırgın %18.8, saygıya dayanan %62.5, zevkli diyenler ise sadece %6.3’dür. % 100’ü kayınvalidelerine anne diye hitap etmektedir. Ancak böyle hitap etmekten %18.8’i memnun değildir. %43.8’i ise başka bir şekilde hitap etmek istediklerini belirtmişlerdir. Gelinlerin %75’i eşlerinin birinci derecedeki akrabalarını benimsemekte güçlük çektiklerini ifade etmişler ve % 25’i kayınvalideleriyle birlikte hiçbir şey yapmaktan hoşlanmadıklarını ifade etmişlerdir. Kayınvalidenizden öfke yaratacak bir davranışı annenizden görseydiniz sorusuna %81.3 aynı tepkiyi verirdim, %18.8 tepkisiz kalırdım demiştir. Böyle zamanlarda çoğunlukla kızgınlık %50, daha az da sıkıntı %31.3 hissettiklerini belirtmişlerdir. Kayınvalidelerine duygularını %50 konuşarak, %18.8 küserek, %12.5 eşine ileterek ifade ettiklerini belirtmişlerdir. Sorunlarını paylaşmayı denediklerinde %56.2 sonuç alamadıklarını ve % 37.5 sorunların kayınvalideden kaynaklandığını belirtmişler ancak % 56.3 her iki tarafında sorumlu olduğunu söylemişlerdir. Gelinlere göre çatışmayı yaratan olay % 50 toplumun beklentisi, %37.5 bireysel özellikler,%12.5 ailelerin baskısıdır. % 93.8’i kayınvalide ile ayrı yaşamanın sorunları azaltacağını ifade etmişlerdir. % 93.8 gibi büyük çoğunluk evlilik öncesi bu konuda danışmanlık almanın gerekli olduğunu vurgulamışlardır.


İşte kıssadan hisse, gelin iletişim köprülerini sağlam temeller üzerine kuralım.
 
Eski 15-04-05, 02:25 #60
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Diyet ve dengeli beslenme

GRİBİ ÖNLEMEK İÇİN ÖNERİLER


Kış aylarının müzmin hastalığı gribe karşı, uygulanacak 10 yöntemle tedbir alabiliriz. Uzmanlara göre, gribi önleyecek 10 metot şunlar:


* Soğuk duş: Sanılanın aksine, soğuk su ile duş almak hasta etmediği gibi solunum yollarındaki kan dolaşımını düzenliyor ve vücudun virüslere karşı savunmasını artırıyor.


* Sauna: Saunanın buharlı ortamında yeterince terlenildiği zaman, soğuk su dolu bir küvetin içine girilmeli. Bu şekilde damarlar hareketleniyor ve metabolizma düzenleniyor.


* Ayaklar için sıcak-soğuk su banyosu: Ayakların, yaklaşık 12 derece soğukluktaki su kabına sokulması önerisinde bulunan uzmanlar, Kısa süre sonra da 40 derece sıcaklıktaki suya sokun. Bu işleme bir süre devam ettikten sonra, son olarak soğuk suyla tamamlandırın. Ayaklarınıza uyguladığınız sıcak-soğuk su banyosu, ağız ve gırtlak bölümündeki mukozanın sıcaklığının bir derece yükselmesini sağlar. Bu hastalığa yol açan virüsleri anında yok eder diyor.


* Egzersizler: Haftada en az iki kez egzersiz yapmak, vejetatif sinir sistemini düzenliyor ve vücudun serbest radikallere karşı savunmasını artırıyor.


* Beslenme: Sağlıklı beslenme kurallarına uyulmasında ve vitaminli besinler tüketilmesinde fayda var. Özellikle soğan ve sarmısak gripden koruyor.


* Diş etinin fırçalanması: Uzmanlar, suyla gargara yapmanın, diş etlerinin, dilin ve damağın fırçalanmasının, mukozanın virüslere karşı savunma mekanizmasını kuvvetlendirdiğine dikkat çekiyor.


* Giysiler: Soğuktan koruyan kalın bir kazak yerine, ince olan birkaç giysinin giyilmesinin daha sağlıklı.


* Sıcaklık: Uzmanlar, odanın çok fazla ısıtılmaması ve sürekli havalandırılması gerektiğini de ifade ediyor.


* Uykusuz kalmayın: Kışın vücudun enerjiye ihtiyacı olduğunu için uzun süre uyumaya dikkat edilmesi gerekiyor.


* Güneş ışınları: Güneşten gelen ultraviyole ışınlar savunma mekanizmasını daha iyi çalıştırdığı için güneşten her mevsim yararlanılması öneriliyor.
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 07:13
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018