Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 18-04-05, 21:11 #41
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı


Vitamin cildin dostu

--------------------------------------------------------------------------------

Genç ve sağlıklı bir cilde sahip olmak için vitaminin önemine dikkat çeken uzmanlar, C ve E vitaminlerinin ciltte kırışmayı engellediğini ifade ediyor.


C vitamininin vücuttaki bağ doku denen koruyucu doku katmanının korunmasında anahtar rol üstlendiği belirtildi. www.hekimce.com adresli internet sitesinde yer verilen bilgilere göre, ciltteki kırışıklıkların oluşumuna engel olan bir diğer etken de E vitamini. Suda eriyebilen vitamin grubundan olan C vitamini, sindirim kanalından kana, vücudun emme mekanizmasının izin verdiği ölçüde geçerek her noktasına taşınıyor. Hücreler ihtiyaçları kadar C vitaminini kandan alıyor fazla miktar ise vücuttan idrar yolu ile atılıyor.


Taze sebze ve meyvelerin C vitamini deposu olduğunu belirten uzmanlar, bir yetişkinin günlük C vitamini ihtiyacını 300-500 mg olarak bildiriyor. Uzmanlar, "Sigara kullanan kişilerin vitamine ihtiyacı daha yüksektir. Fazla miktarda C vitamini, alınması halinde idrar yolu ile atılır. Ancak çok yüksek dozda alınan C vitamini, atılımı sırasında idrarda, kum veya taş oluşumuna neden olabilir" uyarısında bulunuyor.


Daha çok ultraviyole ışına maruz kalarak yıpranmış cildin C vitamini gereksiniminin arttığı beliterek; cilde yüksek dozda C vitamini içeren kremlerin uygulanması ile bazı olumlu gelişmelerin kaydedilebileceğini vurgulayan uzmanlar, "Özellikle sunblock (tam UV kesen kozmetikler) ile birlikte C vitamini uygulamasının, serbest radikallerin oluşumunu azaltıp kırışıkların başlamasına engel olduğu düşünülmektedir. Bu tip ürünlerin, güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika önce uygulanması gerekmektedir" diyor.


Ciltte kırışıklıkların oluşumuna engel olan bir diğer vitaminin de E vitamini olduğunu ifade eden uzmanlar, şu tavsiyelerde bulunuyor:


"Güneşlenmeden 8 saat sonra uygulanan E vitamini içerikli güneş yağının, ciltte oluşabilecek zararlara karşı koruma sağladığı ve şişik oluşumunu engellediği bilinmektedir. Ağız yolu ile alınan E vitamininin, cilt kırışıklıkları üzerine olan etkisi yeni çalışılan bir konudur, ancak bu tip uygulamanın cildin daha sağlıklı olmasında etkili olduğu bildirilmiştir. Balık, E vitamini bakımından oldukça zengin bir besin kaynağıdır. Cilt kırışıklıkları konusunda içki ve sigaranın da çok etkisi vardır. Sigara, içerdiği maddeler nedeniyle damarların büzülmesine, kan dolaşımının azalmasına, ciltte tahrişlere ve kurumalara neden olur. Vücuda su alımı da çok önemli bir faktördür. Ciltte bulunan hücrelerin su içeriklerin tam olması, yağ ve ter bezlerinin normal fonksiyonları için su çok önemlidir. Doğal olarak cildi nemlendirir. Bir kişinin günde 5 litreye yakın miktarda sıvı alması gerekir. Dengeli bir beslenme, güneşten korunma, spor yapmak ve bol bol su içmek, cilt sağlığı için yapılması gereken en temel davranışlardır."
__________________
 
Eski 18-04-05, 21:15 #42
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı


Yüzünüzü iki defadan fazla yıkamayın

--------------------------------------------------------------------------------

Uzmanlar, cilti yağlı olanlara, "Yüzünüzü günde iki kereden fazla yıkamayın. Çünkü fazla yıkanarak kurumayan ciltler daha çok yağ salgılar" uyarısında bulundu.




İHA muhabirinin derlediği bilgilere göre, özellikle yaz aylarında ve alın bölgesinde toplanan yağlar bir çoğunun ortak sorunu olmaya devam ediyor. Uzmanlar, cildi temizlemek için hafif bir jel ürün kullanılmasını çünkü krem içeren temizleyicilerin ciltte kalıntı bıraktığını belirterek, bunun da yağlı bir görüntüye neden olduğunu kaydettiler. Cildi yağlı olanların yüzünü günde 2 kereden fazla yıkamaması gerektiğini işaret eden uzmanlar, "Cildinizi fazla yıkamanız kurumasına sebep olabilir. Bu durumda da cilt daha çok yağ salgılar" dediler. Nemlendirici fondötenlerin kullanılmamasını tavsiye eden uzmanlar, şu bilgileri verdi:
"Mutlaka tonik kullanın. Kullandığınız toniğin alkol içermemesine dikkat edin, çünkü tonik ciltte kuruma yapabilir. Bunun yerine, güvercinağacı (hamamelis) veya buna benzer yatıştırıcı özelliği olan maddeler içeren bir tonik kullanmaya özen gösterin. Toniği, yüzünüzü jelle her yıkayışınızdan sonra kullanın. Güneş kremi sürmeyi ihmal etmeyin. Gene jel olanları tercih etmekte fayda var. Nemlendiricili fondötenlerden kaçının. Daha ileri yaşlar için üretilmiş fondötenlerde genellikle nemlendirici bulunur. Bu nedenle de yağ içerebilir. Bunlar yerine yağ içermeyen formülleri tercih edin. Pudra kullanın. Fondötenin üzerine süreceğiniz yarı saydam bir pudra, fondötenin bozulmadan cildinizde kalmasını sağlar, hem de yağlı görünümün önüne geçer. Cildin yağını almak için özel olarak hazırlanmış kağıtlardan kullanın. Bunları kullanırken, makyajınızı bozmamaya dikkat edin. Ayrıca pudrayı da fazla abartmayın. Çünkü fazla pudra sürdüğünüzde, ince çizgiler oluşabilir. Bu da ağır bir makyaj görünümü verir. Maske yapın. Haftada bir veya iki kez uygulayacağınız killi bir maske gözenekleri temizler. Cildiniz yağlıysa, makyaj malzemelerinizi pudraları olanlardan seçin. Pudra halindeki far ve allık, cildinizde daha uzun süre kalır. Cildinizin daha da yağlandığını, pul pul döküldüğünü fark ederseniz, doktora görününüz".
 
Eski 18-04-05, 21:18 #43
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı


'Hiperaktif' ile 'yaramaz'ı karıştırmayın

--------------------------------------------------------------------------------

Okul hayatında başarısız ancak, yaşıtlarına göre aşırı hareketli ve dikkatini bir türlü toplayamayan çocuklarda 'Hiperaktif' sorunu olabileceği bildirildi.
Uzmanlar, hem evde hem okulda aynı hareketliliği gösteren ve bir türlü dikkatini bir noktaya toplayamayan çocuğu olan anne babalara, "Bu durumu dikkate alın" uyarısı yaptı.




Son yıllarda sıkça kullanılan, "Dikkat eksikliği Hiperaktivite bozukluğu" sorununun ilk belirtileri, 'aşırı hareketlilik' ve 'dikkati toplayamama' olarak gösteriliyor. Uzmanlar öncelikle bir çocuğun hiperaktif olduğunu söyleyebilmek için onun normal çocuklarla kıyaslanamayacak kadar aşırı derecede atak, hareketli olması gerektiğini belirttiler. Hiperaktif çocukların yüzme bilmeden derin suya atlamak veya yoğun trafikte hızla giden arabaların önüne fırlamak gibi aşırı hareketlerde bulunduklarını anlatan uzmanlar, "Hiperaktif çocuklar dikkatlerini bir konu üzerinde toplayamazlar. Ayrıca sadece evde değil okulda ve günlük yaşamda da aynı şekilde davranışlar gösterirler. Hiperaktivite bozukluğunun üç temel belirtisi vardır. Çocukta bu belirtilerin hepsi bir arada bulunabilir ya da sadece biri ya da ikisi görülebilir" diye konuştular.
Hiperaktif çocuğun çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremediğini, etkinliklerde hatalar yaptığını ifade eden uzmanlar, "Örneğin, satrançta, sporda dikkatsizce hatalar yapıyorsa bu önemli bir bulgudur. Ancak burada altının çizilmesi gereken nokta sadece okulda, derslerinde değil, kendi sevdiği etkinliklerde de hatalar yapmasıdır" dediler.


Uzmanlara göre hiperaktif çocuğun belirtileri şöyle:
"- Düşünmeyi gerektiren aktivitelerden kaçarlar. Örneğin, satranç, bilmece çözme gibi şeylerden uzak durabilir.
- Gerçek dikkat eksikliği olan çocuklar dışarıdan gelen en ufak bir uyarana derhal tepki gösterirler. Bir zil sesi, bir ışık çocuğun dikkatini hemen dağıtır.
- Kendisiyle konuşulduğu zaman dinlemiyor gibi gözükür. Çoğu zaman da kendisine söylenenleri yerine getirmez.
- Çoğu zaman kendi için gerekli olan, defter, kalem ve benzeri eşyalarını kaybeder.
- Çocuk o kadar ataktır ki daha soru bitmeden hemen cevap verir, herkesin sırasını beklediği yerde sıra beklemez. Bu ilk defa ana okulunda ya da okulda ortaya çıkar.
- Başkasının sözünü keser, başkasının oyununu bozar.
- Kıpır kıpırdır yerinde duramaz. hareketlerinde bir aşırılık söz konusudur.
- Oturması beklenen yerde oturamaz kalkar, sınıfta kendini tutamaz, kalkar dolaşır.
- Etkinliklere katıldığında oyunu bozar, sırasını beklemek istemez, devamlı hareket der.
- Çok konuşur, söze karışır."

HİPERAKTİF KÜÇÜK YAŞTA DA ANLAŞILABİLİR
Genellikle okula başlama çağlarında göze çarpan hiperaktif sorununun dikkatli bir gözlemle 1-1.5 yaşlarında da tanınabileceğini belirten uzmanlar, "Hatta bazılarının anne karnında bile çok hareketli oldukları veya doğumdan hemen sonra anne kucağında ya da yatağında durmadan hareket ettikleri gözlenir. Bu bebekler, huysuz, huzursuz güç bebek olarak tanımlanır. Yaşamın ilk birkaç ayında aşırı hareketlilik, yeme ve uyku bozuklukları görülebilir. Emekleme dönemi veya yürümeye başladıkları zaman çok hareketli ve atak oldukları için birkaç kişinin devamlı bakımı gerektiği söylenir" şeklinde konuştu.




Hiperaktivite bozukluğunun birinci dereceden akrabalar arasında görülmesinin kalıtsal geçiş şüphesini ortaya çıkardığını vurgulayan uzmanlar şunları kaydetti:
"Hiperaktivitenin gelişme ihtimalleri arasında gebelik ve doğum komplikasyonları, anne-babada alkolizm, depresyon, annenin sigara içmesi gibi durumların da etkili olduğu düşünülüyor. Çocuk psikiyatristleri aile ve öğretmenlerin yaramazlık ve hiperaktiviteyi birbirine karıştırdığını belirterek, bu konudaki farka dikkat çekiyor. Bazı aileler aslında yaramaz olan çocuklarının hemen hiperaktif olduğu düşüncesine kapılıyorlar. Aynı şekilde öğretmenler de bu kanıya kapılıyor. Oysa ikisi çok farklı. Hiperaktivite tanısının mutlaka bir çocuk psikiyatristi tarafından konulması gerekir. Çünkü tembel, şımarık ve yaramaz çocuklar da bu bozuklukla karıştırılabilir. Bu yüzden tanının iyi konulmuş olması son derece önemli. Eğer çocuk gerçekten hiperaktif ise gençlik yıllarında da yüzde 80 oranında devam eder. Yetişkinlikte ise yüzde 30-60'a kadar devam edebilir. Burada korkulan durum daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkıyor. Çünkü çocuk tedavi edilmezse okulu bitiremiyor, aşırı tezcanlı olduğundan çalışarak bir şeyleri başarmayı beklemiyor, hırsızlık gibi kolay yoldan para kazanma davranışlarına yönelebiliyor. Toplum dışı bazı davranışlar göstererek, etrafına zarar verebiliyor."
 
Eski 18-04-05, 21:21 #44
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Tiksinmek hastalıktan koruyor

--------------------------------------------------------------------------------

Tiksinmenin hastalıktan koruduğu İngiliz bilim adamlarının 40 bin kişi üzerinde yaptığı araştırmada ortaya çıktı.


Dünyadaki bütün insanların ter, salya, iltihap, dışkı, yara, ceset, kesilmiş tırnaklar, bozulmuş et gibi şeylerden tiksindiğini belirten bilim adamları, kan basıncının düşmesi, mide bulantısı ve içgüdüsel olarak irkilme gibi tepkilerin de hemen hemen bütün kültürlerde aynı olduğunu kaydettiler.


Londra'daki Hijyen ve Tropikal Tıp Okulu'nda görevli bilim adamı Val Curtis ve ekibi, bu benzerliklerden yola çıkarak, tiksinme duygusunu daha ayrıntılı olarak araştırmaya karar verdi. 'Proceedings of the Royal Society Biology Letters" dergisinde yayımlanan habere göre, Curtis ve ekibi, internet yardımıyla 40 bin kişiyle araştırma yaptı.


Katılımcılara her defasında iki resim gösterildi ve hangisini ne kadar iğrenç buldukları soruldu. Resimlerden birinde normal olaylar, nesneler ve hayvanlar bulunurken, diğerinde ek olarak olası bir enfeksiyon riskini barındıran objeler yer aldı.


Araştırma sonucunda, katılımcıların yüzde 98'inin sağlık tehlikesi bulunan resimleri daha iğrenç bulduğu ortaya çıktı. Bilim adamları, katılımcıların, yeşil-sarı renkteki balgamı mavi renkte yapışkan bir sıvıdan, açık ve iltihaplı bir yarayı kapalı ve hafif kızarmış bir yanık izinden ve kurtçukları tırtıldan daha iğrenç bulduklarını söylediler.
Kadınların iğrenme derecesinin erkeklerden daha yüksek olduğunu kaydeden bilim adamları, tiksinme duygusunun her iki cinsiyette yaşla doğru orantılı olarak azaldığını tespit ettiler. Bilim adamları, tiksinme duygusunun evrim sürecinde, enfeksiyon riskini azaltmak için geliştiğine inandıklarını ifade ettiler.
 
Eski 18-04-05, 21:56 #45
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Tırnak yemek duygusal bir sorundur

--------------------------------------------------------------------------------

Tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunu belirten uzmanlar, özellikle aileleri tarafından azarlanan çocukların tırnaklarını daha fazla yediklerini kaydettiler.




Tırnak yeme alışkanlığı sıklıkla çocuklarda görülmesine rağmen yetişkinlerde de görülen bir davranış. Tırnak yeme alışkanlığının çocuklarda 3-4 yaşlarında başladığını vurgulayan uzmanlar, "Bu aynı zamanda öğrenilmiş bir davranıştır. Ailesinde tırnak yeme davranışı olan bir çocuk bunu kopyalayabilir" dediler. Uzmanlar, tırnak yemenin diğer nedenlerini ise şöyle sıraladılar: "Ev ortamındaki aşırı baskıcı tutumlar ve kuralcı yapı sonuçta güvensizlik göstergesidir. Çocuğun azarlanması, toplum içinde aşağılanması, ona yaşına uygun sorumluluk verilmemesi (mesela odasını toplaması, kahvaltıyı hazırlaması, gibi basit ev işleri), kardeşler arasında taraf tutma, ana baba ilgisizliği, yaşamış olduğu korkular gibi nedenler çocukta tırnak yeme davranışını tetikler".
Çocukta gerginlik ve huzursuzluk oluşturan nedenlerin titizlikle araştırılmasını öneren uzmanlar, sonuçta tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunun altını çizdiler. Azarlamak, korkutmak, başkalarını örnek göstermek veya çocuğu tehdit etmenin sorunu çözmeyeceği gibi daha da ağırlaştıracağını anlatan uzmanlar şu temel görüşü dile getiriyor:


"Onları, korku ve kaygı oluşturabilecek film, video, atari gibi faaliyetlerden uzak tutmak gerekir. Ebeveynler cocuklarının önünde asla kavga etmemelidirler. Ederlerse bile bu bir alışkanlık haline gelmemeli anlaşmazlık nedenleri çocuga uygun bir dille açıklanmalıdır. Sorun uzun sürerse bir uzmanla yüzyüze görüşülmeli. Çocuklar yeni ortamlara ve yeni kişilere uyum göstermekte zorluk çekmezler. Ve çocuklarda bazı davranış biçimlerinin soruna dönüşmesine neden olan yetişkinlerdir".
 
Eski 18-04-05, 21:58 #46
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

"Çekingen" deyip geçmeyin

Her 100 çocuktan 10'u aşırı çekingenlik sorunuyla karşı karşıya.


Aşırı derecede çekingenlik ve utangaçlığın, psikolojik bozukluğun bir göstergesi olduğu belirlendi. Sağlık uzmanlarının yaptığı araştırmalar sonucunda çekingenlik, utangaçlık ve sıkılganlık genellikle yapı, aile ve çevreden kaynaklanıyor.

Bu konuda anne ve babanın rolü de büyük. Silik anne-baba modeli, otoriter ebeveynler, aşırı koruyucu, kollayıcı ya da hep eleştiren anne ve babaların bu sorunlara zemin hazırladıkları ortaya çıktı.


Uzmanlar, çocuğun gelişimini anne ve babanın davranışının nasıl etkilediğini gözlemlediler. Anne ve babanın her ikisi veya biri aşırı evhamlı, titiz, koruyucu-kollayıcı ise sürekli çocuğunu kollamaya, göz önünden ayırmamaya çalışır. Çocuğun yaptığı işleri beğenmeyen, küçümseyen, başkalarıyla kıyaslayan, dayak atan anne ve babalar ise çocuklarında çekingen olma riskini artırıyor. Bu psikolojik sorunun önüne geçilmesi, çocuğun kendine güvenli, girişimci olabilmesi için hekimler, çocuğun önce teşvik ve iltifat edilmesi gerektiğini, çocuğun sırtını sıvazlayarak 'aferin' demenin, çocuğu yaptığı işe karşı motive ettiğini ifade ediyorlar.

Çocuğun uygun tercihlerine saygı gösterilmesi, çocuğun yeteneklerinin gelişmesi için özgür ve öz denetime dayalı bir disiplin anlayışı geliştirilmesi öneriliyor. Ayrıca çocuğa anne ve babanın ilgi gösterip birlikte oynamaları ve cocukla ciddi konularda konuşulması gerektiği de tavsiye ediliyor.
 
Eski 18-04-05, 21:59 #47
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Bir yaşına kadar parmak emme normal

--------------------------------------------------------------------------------

Çocuklarda 1 yaşına kadar parmak emmenin normal olduğunu belirten uzmanlar, 5-6 yaşından sonra bu durumun tehlikeli geleceğin habercisi olabileceğini kaydettiler.


Derlenen bilgilere göre, çocuklar emme faaliyetlerinden büyük keyif alıyorlar. bebekler annelerini emerek onla aralarında duygusal bir bağ kuruyor ve bu arada karınlarını da doyurulorlar. Uzmanlar, çocuklarda 1 yaşına kadar emme faaliyetinin faydalı ve normal olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre bebek beslenmesi bittikten sonra da parmağını emerse bu yeterince emme faaliyetinin yerine getirilmediğini diğer bir deyişle yeterince doyurulmadığını düşündürebilir. Yapılan araştırmalara göre, 5-6 yaşlarına kadar parmak emmenin zararlı olmadığını anlatan uzmanlar, "Ancak sosyal ortamlarda ebeveynler çocukların bu davranışından rahatsızlık duyarlar ve bu emme davranışı ebeveynler için sorun olur" dediler. Uzmanlar ebeveynlere şu önerilerde bulunuyor:


"Çocuğunuzu ürkütmeden hatta onunla beraber emme taklidi yaparak duygularını anlamaya çalışınız. Emme davranışı çocuk gelişiminde bir gereksinim olmakla beraber 6 yaşından sonra duygusal bir sorun olarak değerlendirilir. Bu nedenle çocuğunuzla olan iletişiminizi tekrar gözden geçirin. Ev ortamına katılacak yeni bir kardeş veya var olan ortamdaki değişiklikler çocuğunuzda kaygı yaratabilir bunları göz önüne alın. Sonuçta bu davranış eleştirilmeden ilgisini başka yönlere çekilerek ortadan kaldırılabilir".
 
Eski 18-04-05, 22:00 #48
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

'Tylol hot' şeker hastalarına sakıncalı

'Tylol Hot' grip ilacı, içerisinde fazla şeker bulundurmasından dolayı Amerikalı uzmanlarca şeker hastalarına önerilmiyor.


İlacın üzerinde uyarı bulunması gerektiğini belirten uzmanlar, poşette olduğu ve tatlı olduğu için tercih edilen ilacın içerisinde çok fazla şeker bulunduğundan, özellikle şeker hastalarının kullanmasının uygun olmadığını bildirdiler. Uzmanlar, bir poşetinde 7 küp şeker bulunan ilacın, kullanılması halinde diyabet hastalarının günlük şeker limitinin 3 katına çıktığını belirtirken, hastaların ilacı kullanırken dikkatli olunmasını gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, ilacın her bir poşetinde bulunan şeker miktarının, diyabet hastası için günlük limit olan 20 grama eşdeğer olduğunu belirtirken, ilacın günde üç kez kullanılması halinde şeker hastasını hiperglisemi denilen şeker komasına sokmak için yeterli" diyerek, şeker hastalarını uyarıyor.
 
Eski 18-04-05, 22:01 #49
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Bademcik ameliyatı sonrası

Basit ve riski az bir ameliyat olan bademcik ameliyatından sonra hastaların büyük bir bölümü gün içinde taburcu edilir. Ancak tabuncu olduktan sonra da dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu unutmamak gerek.
KANAMA
Bademciğe ait ameliyat bölgesi açık yara şeklinde olduğu için, ameliyat sonrası kanamalar olabilir. Kırmızı taze kan veya kanlı kusmalar olduğunda en kısa zamanda doktorunuza haber verin veya hastaneye gidin.

AMELİYAT SONRASI AĞRILAR
Bademcik ameliyatına bağlı açık yara bölgesi tam olarak kapanana kadar, yaklaşık 2 hafta süreyle bir miktar ağrınız olabilir. Ağrıların şiddeti kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Çoğu kişide basit ağrı kesiciler yeterli olurken, bazı kişilerde daha sık ve daha güçlü ağrı kesiciler gerekebilir. Ağrılar genellikle yutma sırasında oluşan boğaz ağrılarıdır. Boğaz ağrısı bazen kulağa vuran ağrılar şeklinde olabilir.
Erişkinlerde ağrılar, çocuklara kıyasla biraz daha şiddetlidir ve daha uzun sürer.

DİYET BİLGİLERİ
Ameliyatınızdan sonra anestezinin etkisi tam olarak geçene kadar (4 saat) bir şeyler yemeniz ya da içmeniz sakıncalıdır. Ne zaman ağızdan gıda alacağınızı hemşireniz size bildirir.
Genel olarak bol su içmeniz, yumuşak, soğuk ve boğazınızı tahriş etmeyen gıdalar almanız sizin için daha iyi olur.
1.gün: Küçük miktarlarda ancak sık aralıklarla soğuk çay, şerbet, komposto, süt, dondurma.
2.gün: Bunlara ilave olarak oda sıcaklığında, yoğurt, ayran, muhallebi, puding.
3-4.gün: Yumuşak gıdalar, patates püresi, rafadan yumurta, makarna. Miktarları tedricen artırınız.
5.günden itibaren: Tahriş edici, batıcı ve çok sıcak olmamak kaydıyla, doktorunuza danışarak kademeli olarak normal diyetinize geçebilirsiniz. Yaklaşık 10 gün süreyle, ağrı kesicilerin yardımı olmadan, gıdalarınızı tam ve rahat yutamayabilirsiniz.

AKLINIZDA BULUNSUN
Ameliyattan sonraki ilk 7 gün;
1- Sıcak ve asitli ürünlerden kaçınınız (örn: Portakal veya limon suyu, kola),
2- Çikolata ve çikolatalı ürünler yemeyiniz,
3- Pipet kullanmayınız,
4- Bol sıvı alınız (su, süt vb),
5- Kırmızı renkte gıda ve içeceklerden kaçınınız,
6- Acı ve baharatlı gıdalardan kaçınınız,
7- Yutarken ameliyat yerini çizebilecek ekmek kenarı, galeta gibi sert ve katı gıdalardan kaçınınız ve iyice çiğnedikten sonra yutunuz.
KONUŞMA
Ameliyat sonrası konuşmanızın biraz genizden gelmesi ve ses tonunda küçük bir değişiklik olması normal. Bu, ses tellerinizin zarar gördüğü anlamına gelmez.

ATEŞ
Ameliyat sonrası ateşinizin 0.5-1 derece yükselmesi normaldir. Daha yüksek veya uzun süreli ateş genellikle susuz kalmaktan kaynaklanır. Bol sıvı almanıza rağmen ateşiniz hala yüksek olması bir enfeksiyon belirtisi olabilir, doktorunuzu arayınız.

AMELİYAT SONRASI DÖNEMDE YAPILACAKLAR
Çocukların ameliyattan sonra 3 gün evden çıkmayarak dinlenmesi gerekir. Çocuğunuz ameliyattan 5-7 gün sonra okuluna dönebilir, ancak en az 10 gün süreyle programlı spor faaliyetlerinde bulunmaması gerekir.
Erişkinlerde iyileşme süresi daha uzundur ve ameliyattan 1 hafta sonra doktorla yapacakları ilk görüşmeden önce işe gitmemeleri önerilir. Ameliyatı izleyen 2 hafta boyunca da sportif ve yorucu faaliyetlerden kaçınılmaları gerekir.

NEFES KOKUSU
Boğazda bademciklerin alındığı yerde beyaz, kirli-gri renkte bir zar oluşur. Bu zar doğal iyileşme sürecinin bir parçasıdır, ortalama 2 hafta içinde kaybolur. Özellikle az sıvı alan ve yetersiz beslenen kişilerde olmak üzere, bazen nefeste hafif bir koku ortaya çıkabilir. Kokudaki artışla birlikte yutma güçlüğü ve ağrıda bir artış olması durumunda doktorunuzu danışmanız da fayda var.
 
Eski 18-04-05, 22:04 #50
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Sigara ve alkolü bırakabilirsiniz

--------------------------------------------------------------------------------

Ramazan ayının içki ve sigara gibi kötü alışkanlıklardan kurtulmak için fırsat olarak değerlendirilebileceği bildirildi.


Oruç tutan bağımlıların tedaviyle vazgeçmeye çalıştıkları alkol ve sigaradan, Ramazan'da bir süre de olsa uzaklaştıklarını ifade eden uzmanlar, "Ramazanda bir ay süreyle alkol almayan kişi, sigarayı da azaltırsa, bu tür kötü alışkanlıklarından kurtulabilir" dediler. İçki içmenin azaldığı Ramazan ayında, alkolden uzak durmanın daha kolay olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Ramazan'da, iradelerini sınayan kişiler, buna yeni bir irade katarak, alkol ve sigaradan da uzak durabilirler. Kişi Ramazan'dan sonra da kendisini kontrol ederek, içkili yerlerden uzak durup, bu tür kötü alışkanlıklarından vazgeçebilir" diye konuştu.


Bu arada, Ramazan ayında her yönüyle vücudunu dinlendiren kişinin, alkol ve sigaradan kurtulmak için bunu fırsat olarak kullanabileceğine dikkati çeken uzmanlar, bu dönemde alkol almayan kişilerin, alkolü bırakmayıp sadece ara verdiklerini, sigarayı da akşamları içtiklerini belirttiler. Bağımlıların alkolü ve sigarayı bırakabilmesi için uzman hekime başvurmaları gerektiğini savunan uzmanlar, "Ramazan'ı bahane edip, 'Bundan sonra da içmeyeceğim' diyen kişilerin tedaviyle desteklenmesi gerekir. Hastaların bağımlılık durumlarına göre ilaç tedavileri kullanılıyor. Kişinin, Ramazan ayında, tedaviye başlaması, bu tür bağımlılık yapan alışkanlıklarından kurtulmasını kolaylaştırır" dediler.
 
Eski 18-04-05, 22:10 #51
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Grip hastaları Tylol Hot ve A-ferin diyor

AC Nielsen tarafından Ocak 2004 'de yapılan araştırmada, çok sık karşılaşılan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilen Grip ve Soğukalgınlığında, tüketicilerin bilinç düzeylerini ve tutum/davranışlarını sorgulayan sorular yöneltildi.

6 ilde yürütülen çalışmada 16-64 yaş grubundan 1416 kişiyle görüşüldü.


Bu çalışmanın sonuçlarına gore:

-Son 3 ayda Grip ve Soğukalgınlığı geçirme oranı %53


-Bu 3 aylık dönemde Grip ve Soğukalgınlığına bağlı işgücü kaybı 1.8 gün


-Genç yaş grubunda Grip ve Soğukalgınlığına bağlı işgücü kaybı daha yüksek


-Grip ve Soğukalgınlığında doctor dışı tedavi yöntemleri ön planda (%71)


-Genç yaş grubunda ve yüksek sosyo-ekonomik seviyede Grip ve Soğukalgınlığı tedavisinde en çok hatırlanan ilaç Tylol Hot


-En fazla tercih edilen ürünler Tylol Hot ve A-ferin.


-"Ecazneden ilaç alarak tedavi uygulayan" ve "evde bulunan ilaçlar ile tedavi uygulayan" denekler araında en çok kullanılan ilaç Tylol Hot


-Doktorun önerdiği/reçetelediği ilaçlar arasında ilk sırayı alan Tylol Hot, ikinci sırada A-ferin bulunmaktadır.


-Şeker hastaları için de Tylol Hot-D öneriliyor
 
Eski 18-04-05, 22:12 #52
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Türkiye ilk "hasta yakını" web sitesi

--------------------------------------------------------------------------------

Hastalıklarla başa çıkma sürecinde, kişinin kendi gücü ve tedavi olanakları dışındaki en önemli güç olan hasta yakınları, kendilerine özel ilk interaktif web sitesiyle tanışıyor. Novartis'in hayata geçireceği "hastayakini.com", sağlık ekibinin gizli kahramanlarının yaşamlarını kolaylaştıracak bilgi ve beceriler ile benzer durumda olan kişilerle dayanışma olanağı sunacak.

Novartis'in, T.C. Sağlık Bakanlığı'nın onayı ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı ve Halk Sağlığı Anabilim Dalı danışmanlığında hazırladığı "hastayakini.com" web sitesi önümüzdeki hafta kullanıma açılıyor. Hasta yakınlarına yönelik bu sosyal sorumluluk projesiyle, Türkiye'de sağlık alanında önemli bir ilke imza atan Novartis, yeni web sitesiyle hem hasta yakınlarının sesi olmayı hem de onlara hizmet vermeyi amaçlıyor.

T.C Sağlık Bakanlığı ve Marmara Üniversitesi Halk Sağlığı ve Aile Hekimliği Anabilim Dalları danışmanlığı ile Novartis'in hayata geçirdiği web sitesinde, ilk etapta 13 kronik hastalık ele alınıyor. Novartis, bu sitede hasta yakınlarının bakım sürecinde zarar görmesini önlemeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı hedefliyor.

Fransa'nın ödüllü sitesi

Novartis Türkiye'nin hasta yakınlarının yanı sıra hasta ve hekimlere de yardımcı olmak amacıyla hazırlamış olduğu "hastayakini.com" web sitesi, Novartis Fransa'da geliştirilmiş web sitesinin Türkiye'ye uyarlanmış hali. Novartis Fransa'ya 2002'de Bichat Festivali'nde İnternet Siteleri Büyük Ödülü'nü getiren "Sanal Ev" projesi, sitenin en ilgi çekici alanlarından biri. "Sanal Ev"; Epilepsi, Alzheimer, Parkinson, KOAH (Astım) ve Maküla Dejenerasyonu (Yaşa Bağlı Görme Bozukluğu) hastalıklarında, hasta ve hasta yakınlarının gereksinimleri, rahatlığı ve güvenliğine katkıda bulunabilmeyi amaçlıyor.

Novartis, hizmet alanı dışındaki hastalıkları da web sitesine alarak, "Önce İnsan, Önce Sağlık" felsefesi doğrultusunda hareket ediyor.
 
Eski 18-04-05, 22:13 #53
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Çocukların dişleri neden çürür?

--------------------------------------------------------------------------------

Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerdikleri için daha kolay ve hızlı çürüyor. Bu nedenle ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat etmeyen çocukların süt dişleri çok çabuk çürümeye yüz tutuyor.


Türk Dişhekimleri Birliği'nden (TDB) alınan bilgiye göre, çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir. Çocukların ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemediğini belirten uzmanlar, çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumunun diş fırçalama alışkanlığını belirlediğini söyledi. Özellikle annelerin emzik ya da biberonu şeker, reçel gibi gıdalara batırarak çocuklara vermelerinin çocuklardaki diş çürüklerinin nedenleri arasında yer aldığını belirten uzmanlar, bununla birlikte uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdaların içirilmesinin de çürüğü tetiklediğinin altını çizdiler. Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemediğini vurgulayan uzmanlar, "Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır. Bunlardan birisi; 'fissür örtücü' dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan 'fissür' adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığının sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir" diye konuştular.


Çürüğü engellemenin başka bir yolunun da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmak olduğunu anlatan uzmanlar, şu bilgileri verdi:
"Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır. Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur. Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5-3 yaşında ) başlanması uygundur. Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra anne-babanın kontrolü iyi olur."
 
Eski 18-04-05, 22:15 #54
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Erkek kısırlığı tedavi edilebilir

--------------------------------------------------------------------------------

Kısırlık tarif olarak çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın, istemelerine rağmen çocuklarının olmaması olarak tanımlanabilir.Toplumda görülme oranı yüzde 15 civarındadır. Bu oran Türkiye'de yılda yaklaşık 75-80 bin yeni çifte tekamül eder ki, oldukça büyük bir rakamdır. Erkek ve kadın arasındaki dağılımda; üçte bir erkek sorunlu, üçte bir kadın sorunlu, üçte bir ise erkek ve kadın birlikte aynı anda sorumludurlar. Yani yaklaşık yüzde 50'ye yüzde 50 bir dağılım gösterir.

Erkek kısırlığı son yıllarda meydana gelen gelişmeler nedeniyle çok büyük oranda tedavi edilebilir, ya da sperm elde edip gebelik sağlanabilir konuma gelmiştir.

Çocuğu olmayan çiftler tedavi için başvurduklarında erkek her koşulda ve bir ürolog/androlog tarafından muayene edilmeli ve tedavisi üstlenilmelidir.

Muayenenin ilk aşaması hastadan bilgi alınmasıdır. Hastanın çocukluk çağına kadar geri gidip bilgi alınması, hastalığın nedenlerine ait detaylarla hekimi uyarması açısından çok önemlidir. Daha sonra cinsel organlara ait yapılacak muayene yine çok önemlidir. Görülebilecek gelişme bozuklukları ya da anomaliler, yine nedene yönelik olarak hekime fikir verecektir.

Hasta incelemesinin ikinci aşaması yapılacak tetkiklerdir. İlk olarak semen analizi (meni tahlili) yapılır ve bu sonuca göre başka tetkikler sırasıyla istenebilir. Hormonlar, genetik testler gibi.

Semen analizinde dikkat edilmesi gereken özellik; örneğin 3-4 günlük cinsel perhiz sonrasında klinikte ve masturbasyon yöntemiyle verilmesidir. Semen analizi hekimi yönlendiricidir, asla hastanın kısır ya da üretken olduğunu kesin olarak belirlemez. Öykü, muayene ve laboratuar analizleri sonuçları birlikte tedaviye esas olacaktır. Tedavide amaç ise doğal yolla gebelik için gerekli spermi verebilecek konuma hastayı getirebilmek, ya da tüp bebek yöntemlerinden biri kullanılacak şekilde hastadan sperm elde edebilmektir.

Erkek kısırlığının en sık görülen nedenleri arasında ilk sırada varikosel yüzde 42'lik bir oranda bulunmaktadır. Daha sonra enfeksiyonlar, hormonal nedenler, genetik nedenler, inmemiş testis, testis yetmezliği, cinsel fonksiyon bozuklukları sayılabilir.

Erkek kısırlığında tedavi planlaması nedene yönelik olarak düzenlenmektedir. Amaç, sperm sayı ve kalitesini normale yakın hale getirebilmektedir. Varikosel tespit edilen hastalarda, ameliyat mikroskobu altında ameliyat yapılmalıdır. Hormon yetmezliklerinde gerekli hormon takviyesi yapılabilir, ya da enfeksiyon varsa antimikrobik tedavi yapılmalıdır. Sigara ve yoğun alkol alımının olumsuz etkileri kanıtlanmış olduğundan kullanılmaları engellenmelidir.

Semen analizinde sperm yok ise, doğrudan kaynağından, yani testisten sperm elde etmeye yönelik yöntemlerden biri seçilebilir. Hekim bu konuda en uygun kararı verecektir. Eğer testisten biyopsi yöntemiyle sperm aranacaksa, bugün artık kabul edilmiş yöntem mikroskopik TESE operasyonudur. Eski yöntemlere göre yüzde 50 daha fazla sperm bulma şansı verir. Elde edilecek spermler, bir daha bulunabilme güçlüğü nedeniyle çok kıymetli olduğundan, bu spermlerin dondurularak saklanabilecek olanakların olduğu klinikler, bu alanda daha yararlı olacaktır.

Günümüz şartlarında tıp artık erkek kısırlığı alanında eskiye oranla çok az hastada çaresiz kalmaktadır. Bu nedenle bilgi birikimi çok iyi olan hekimler ve çok iyi donanımlı laboratuar olanakları ile oluşturulmuş tüp bebek klinikleri en iyi tedavi seçeneklerini hastaları için uygulamaktadırlar. Bu olanaklardan yararlanmak erkek kısırlığı olan hastalarımız için en uygun seçim olacaktır.
 
Eski 18-04-05, 22:16 #55
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

'Şişmanlık' gelişmiş ülkelerin baş sorunu

--------------------------------------------------------------------------------

Dünya ülkelerinin korkulu rüyası haline gelen ve mücadele edilmesi gereken bir alana dönüşen 'şişmanlık' konusunda tehlike çanları çalıyor.


Şişmanlığı, enerji alımının enerji tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda, yağ dokusunun artışıyla ortaya çıkan sosyal, psikolojik ve ciddi tıbbi sorunlar yaratabilen önemli bir sağlık problemi olduğunu belirten hekimler, şişmanlık insidansının gelişmiş ülkelerde yüksek oranlarda görüldüğü gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerde de yaşam koşullarının değişmesine bağlı olarak giderek arttığına dikkat çekiyorlar.


Kalıtım, yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik gibi nedenlerden kaynaklanan ve modern toplumların problemi olan şişmanlık, beraberinde bir çok sağlık problemine yol açıyor. Şişmanlığın nedenleri araştırılarak bugün çeşitli faktörlerin şişmanlığı meydana getirdiği ortaya konuldu. Kalıtım, beslenme alışkanlıkları, hareket azlığı, endokrin veya metabolizma hastalıkları ve psikolojik nedenlere bağlı faktörler, şişmanlığa sebep olan nedenleri oluşturduğu kanısına varıldı.

İŞTE ALTIN KURALLAR
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde artık ciddi bir hastalık kategorisinde ele alınarak tedavi edilme yoluna gidilen şişmanlığın önünün alınabilmesi için çeşitli araştırmalar yapılıyor. Diyetisyenler, yaptıkları çalışmalar sonucunda şişmanların başta çok fazla yemek alışkanlığından kurtulmaları gerektiğini belirtiyorlar. 'Şişmanlıktan kurtulmak istiyorum' diyenlerin yapmamaları ve uymamaları gereken kurallar şöyle:
- Hızlı yemek, büyük lokmalar almak, az çiğnemek, yemekte çatalı, kaşığı hiç bırakmamak.
- Öğün atlamak, öğün aralarında sürekli bir şeyler atıştırmak.
- Yemek yerken başka aktivitelerle uğraşmak.
- Sıkıntılı veya stresli durumlarda aşırı yemek.
- Ziyaret ve davetlere sık sık katılmak ve ikramları reddetmemek.
- Akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar sürekli yemek.
- Su içmemek veya az içmek.
- Özellikle çalışan kişilerde, akşam eve geldikten sonra yemek zamanına kadar atıştırmak ve sonra tekrar yemek yemek.
 
Eski 18-04-05, 22:17 #56
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

'Utangaçlık' sorunu ve çözüm önerisi

--------------------------------------------------------------------------------

Her 10 kişiden birinde utangaçlık sorununa rastlanıldığı, utangaçların yüzde otuzunun hiç evlenmediği ve tek başına yaşadı belirlendi.


Utangaçlık sorunu olanların önemli bir bölümü korkularından kurtulmak için kendini ya alkole ya da uyuşturucu maddeye veriyor.


Edinilen bilgilere göre, utangaçlık sorunu olanların en sık başvurduğu yollardan birisi alkol kullanımı. Bir çok kişi, utangaçlığını alkolle eritmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı utangaç kişilerde, böyle olmayanlara göre en az iki kat daha yüksek bir oranda alkolizme ve alkol kullanımının yol açtığı diğer sorunlara rastlandığını gösteriyor. Sık başvurulan bir diğer çözüm yolu, topluluk karşısında duyulan sıkıntıyı azaltacak uyuşturucu maddelerin kullanılması olarak gösteriliyor. Bu kişilerin yaklaşık yüzde onbeşi yaşamlarında en az bir kez bir uyuşturucu maddeye bağımlı duruma geliyorlar. Üçüncü bir yöntem, utangaçlık krizine yol açabilecek toplumsal etkinlikleri tümüyle dışlayan bir yaşam tarzı geliştirmek. İş ve okul ortamında ön plana çıkmayı ve kendini göstermeyi gerektiren durumlardan uzak durmak, basit ve göze batmayacak işlere yönelmek bu yaşam tarzının temel taktikleri arasında sayılabilir.


Uzmanlar, her üç yöntemin de küçümsenmeyecek bireysel kayıplara yol açtığını belirterek, şu bilgileri verdi:


"Alkolizmin ve madde bağımlılığının neden olduğu sorunlar herkes tarafından biliniyor. Çok sayıda toplumsal etkinlikten uzak durmaya dayalı bir yaşam tarzının sonucuysa, düşük toplumsal ve mesleki başarı ve yalnızlık. Aşırı utangaç kişiler, içinde bulundukları toplumun ortalamasına göre, daha düşük bir eğitim görüyor, daha az para kazanıyor ve karşı cinse uzak durmalarına bağlı olarak, eş bulmakta daha fazla güçlük çekiyorlar. Bu kişilerin yüzde otuza yakın bir bölümü hiç evlenmiyor ve tek başına yaşıyor. Eğer sorun yalnızca topluluk önünde konuşmakla sınırlıysa, genellikle, kişiyi üç dört saatliğine aşırı utangaçlığın bedensel belirtilerinden kurtaran ilaçlar kullanılıyor. Beta bloker adı verilen bu ilaçlar, yaşanan içsel karmaşayı kalp çarpıntısı, soluk soluğa kalma, ses titremesi ve yüz kızarması gibi yollarla dışa vuran sinirsel ileti sistemini bloke ediyor. Beta blokerlerin sahne sanatçıları arasında yaygın bir kullanımı olduğu bilmiyor. Daha uzun süreli bir rahatlama içinse, beyindeki sinirsel iletimi sağlayan maddeler üzerinde etkili bazı ilaçlar kullanılıyor. Yapılan çalışmalar, söz konusu ilaçların, aşırı utangaçlık hastalığı olan kişilerin yüzde yetmişinde önemli bir düzelme sağlayabildiğini gösteriyor, ilacın yanısıra bazı psikoterapi teknikleri de uygulandığında, bu oran daha da yükseliyor".
 
Eski 18-04-05, 22:20 #57
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Uzun boylu olmak en ideali

--------------------------------------------------------------------------------

Bilim adamları; vücut şekli, boy ve yağ dağılımının "eskiye oranla" sağlık üzerinde daha çok etkisinin olduğunu ortaya çıkardı. İngiltere'den elde edilen veriler, sağlık riskleri göz önünde bulundurulduğunda, en ideal boyun uzun olduğunu gösterdi.


Ancak uzun boylu olmanın da; göğüs kanseri, prostat, kolorektal, lösemi ve lenf kanserine yakalanma gibi kendine özgü riskleri bulunuyor. Bilim adamları, uzun boylu insanların daha çok yaşaması ile kanserin yaşlılık hastalığı olması arasında bir bağ olduğunu düşünüyor.


Diğer taraftan, Bristol Üniversitesi Epidemioloji Profesörü David Gunnell'a göre kısa insanlar kalp hastalıkları ile felce yakalanma riskine sahipler. Gunnell, "Bu yıl yayınlanan ve 4 kadını inceleyenlerin de dahil olduğu birçok çalışma, kısa bacaklı insanların uzun bacaklı insanlara oranla kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Kısa boylu erkeklerin de aynı riskle karşı karşıya olduklarını biliyoruz" dedi.


Bu ay başında New England Journal of Medicine (New England Tıp Dergisi), doğarken fazla kilolu ve 14 yaşında daha uzun olan kızların ileriki yaşlarda göğüs kanserine yakalanma riskinin çok daha fazla olduğunu öne sürdü. Vücut şekli ve sağlık riskleri arasındaki bağlantı, uzun bir süredir inceleniyordu.


Örneğin, yağların kalçalarda ve yanlarda yoğunlaştığı armut şeklinde vücudun yağların belde yoğunlaştığı elma şeklindeki vücuda göre daha sağlıklı olduğunu biliyoruz.
20 yıldan fazla süredir devam eden araştırmalar, elma şeklinde bedene sahip olan insanların kalp ve şeker hastalığına daha çok yakalandığını doğruladı.


2 hafta önce İngiltere Ulusal Obezite Forumu'nda açıklanan yeni rapor, bel genişliği 89 cm'den fazla olan kadınlar ile 101 cm'den fazla olan erkeklerin şeker ile kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin 4 kat arttığını gösteriyor.


Ancak kilo alımı, diyet ve egzersizle kontrol edilebilir. Uzmanlara göre, kilo verin sağlık sorunlarınız azalsın; boy ise, doğmadan önce belirleniyor.


Avustralya'da yapılan bir araştırma, boy ile beslenme arasındaki güçlü ilişkiyi ortaya çıkararak, kısa ve geniş bir nesil büyüttüğümüz hakkındaki endişeleri açığa çıkardı.
Sidney Üniversitesi okutmanlarından Dr Jenny O'Dea, Avustralya'nın birçok fakir bölgesinde yetişen çocuk ve yetişkinlerin boylarının 2 cm uzamasını engelleyen bir çeşit yetersiz beslenme ile karşı karşıya olduğuna inanıyor.


O'Dea; bu çocukların çikolata, şeker, cips ve hafif içecekler gibi kendilerini şişmanlatan besinler tükettiklerini; protein, demir ve kalsiyum gibi potansiyel boylarına eriştirici besinler yemediklerini söylüyor.


Sonuç olarak bu kişiler boylarına oranla şişmanlayarak ileride yakalanabilecekleri hastalıklara davetiye çıkarmanın yanı sıra Avustralya'yı saran obezite salgınına katkıda bulunuyor.


Diğer incelemeler, anne sütüyle beslenmemenin, çocukluk döneminde yetersiz beslenmenin ve düşük sosyo ekonomik geçmişin boy uzaması üzerinde güçlü negatif etkileri olduğunu gösteriyor.


ABD'nin Teksas Eyaleti'nde yapılan bir araştırma, kilolu ancak hareketli erkeklerin zayıf ancak hareketsiz erkeklere oranla daha sağlıklı olduklarını ortaya koydu.
 
Eski 18-04-05, 22:23 #58
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Grip ve soğuk algınlığı hakkında

Grip, influenza denilen virüsün bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana getirdiği, özellikle sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başında salgınlara yol açan yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur.

İşgücü kaybı açısından bakıldığında tüm dünyada işe devamsızlığın %10'undan sorumludur. Dünya nüfusunun yaklaşık %10-20'si her yıl gribe yakalanmaktadır.

Grip olan kişilerin aksırık, öksürük ve hatta konuşmaları ile üst solunum yollarındaki salgılardan yayılan virüs yüklü su damlacıkları havaya geçerek orada saatlerce asılı kalabilir. Bu damlacıklar nefes yolu ile alındıklarında, alt ve üst solunum yoluna yerleşirler ve orada hızla çoğalırlar. Kuluçka süresi 1-3 gün arasında değişir ve bu dönemde kişide hastalık belirtisi olmamasına karşın hastalık bulaştırıcı özellik bulunmaktadır. Bu özellik grip belirtileri başladıktan sonra 4-6 gün kadar da devam eder.

BELİRTİLERİ NELERDİR?




Başlangıcı genellikle anidir. Kişi kendini iyi hissediyorken, 1-2 saat içinde önce; üşüme, titreme, terleme, baş ağrısı, kas ağrıları ve ateş (38°C-40°C) başlar, daha sonrasında ise burun akıntısı, baş dönmesi, öksürük, boğaz ağrısı, göğüste yanma, ağrı, gözlerin sulanması ve gözlerde ışığa hassasiyet şikayetlerinden bir ya da birkaç tanesi tabloya eklenebilir.

Bu belirtiler 3-5 gün kadar sürse de genellikle 2-3 gün içinde düzelme başlar.

EN ÇOK KİMLER RİSK ALTINDADIR?


Küçük çocuklar ve 65 yaşından büyük olan kişiler,
Şeker hastaları,
Astım ve kronik akciğer hastalığı olanlar,
Transplantasyonlu organ nakli yapılmış hastalar,
Böbrek hastaları,
Bakımevlerinde ve huzurevlerinde kalanlar,
Bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi gören kişiler,
Anne adayları,
Bebekler,

Türkiye'de bu gruplara giren yaklaşık 30 milyon kişi yaşamaktadır.

GRİPTEN NASIL KORUNMALI?




Grip virüsünün vücuda girmesi ile başlayan bu bulgular genellikle 5-7 günde iyileşme ile sonuçlansa da, bazen kulak (otit) veya akciğer enfeksiyonları (zatürre) gibi bazı ciddi enfeksiyonlara yol açabilirler. Bu nedenle korunma çok önemlidir.



Korunma için;

Dengeli beslenmeli: Vücudun ihtiyacı olan protein, yağ, şeker ve vitamin yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları mukoza hücreleri de bu durumdan etkilenir. Özellikle besleyici değeri düşük, yağdan zengin hamburger gibi yiyeceklerin aşırı tüketilmesi grip hastalığına davetiyedir.

Yeterli miktarda su içilmeli: Solunum mukoza hücrelerinin nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu nedenle özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmelidir.

Düzenli spor yapılmalı: Yetişkin biri için haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapılması gereklidir. Spor vücut direncinin arttırılması için çok önemlidir.

Stresten uzak yaşamalı: Stres, vücut direncini azaltarak hastalıklara davetiye çıkaran en önemli etkenlerdendir.




Sigara içmemeli: Sigara da aynı stres gibi vücut direncini azaltır. Ayrıca virüs yüklü damlacıklar, sigara içilen ortamlarda, dumana yapıştıkları için hastalık yapıcı özellikleri artar.

Tokalaşmayın: Grip olan bir kişi ile tokalaşmak, salgın zamanlarında iş yerlerinde bir çok kişi tarafından kullanılan cihazları kullanmak ta bulaş yollarındandır. Çünkü virüs bu gibi yerlerde 2-3 saat canlı kalabilir. Bu nedenle temizlik önemlidir.

Kalabalık yerlerden mümkün olduğu kadar uzak durun: Toplu taşıtlar, sinema, tiyatro gibi kalabalık yerlerde grip olan bir kişinin aksırması ile virüsler büyük bir hızla (160 km/saat) hareket ederek 3-4 metre uzağa yayılabilir.

Düzenli uyuyun: Bir gece uykusuz kalındığında, virüslere karşı savaşan vücut hücreleri yarı yarıya azalmaktadır.

Çıplak ayak dolaşmayın: Özellikle kış aylarında, zemin ısısı düşük olacağından, refleks olarak solunum mukoza hücrelerini de besleyen vücut damarlarında daralma olacak ve sonuç olarak kan dolaşımı yavaşlayacaktır. Mukoza hücrelerindeki nemlilik oranının azalması ile birlikte savunma gücü de azalacak ve virüslerin girişi kolaylaşacaktır.

Sıcak ortamlardan kaçının: Özellikle kış mevsiminde daha çok kapalı ve sıcak ortamların tercih edilmesi de solunum mukoza hücre zarlarının kurumasına neden olarak virüslerin vücuda girişini kolaylaştırır.

GRİP NASIL TEDAVİ EDİLİR?




Her şeyden önce istirahat, mümkünse yatak istirahati önemlidir. Yatarken başın yukarıda tutulması (2 ya da daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır.

Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.




Bulunulan ortamın uygun ısıda olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmeli, havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır.

Hastalık süresince, özellikle yüksek ateş varsa bol sıvı alınması çok önemlidir. Bu nedenle su içinde eritilerek kullanılan anti-gribal ilaçlar, sıvı alımının artırılması, hızlı etki sağlaması açısından önerilir. Hastalıkta; su, meyve suyu ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir. Yeteri kadar sıvı alınması sinüslerdeki ve göğsünüzdeki ifrazatın daha az birikmesine ve vücuttan daha kolay temizlenmesine yardım eder.

Hastalık dönemlerinde beslenmeye dikkat etmeli, iştahsızlık varsa enerji ihtiyacını gidermek için karbonhidrattan zengin diyet uygulanmalıdır.

Antibiyotik türü ilaçlar, ancak viral bir enfeksiyon olan gribin üzerine bakteriyel bir başka enfeksiyon eklendiğinde ancak bir hekimin önerisi ile kullanılabilir.

Grip sırasında aspirin kullanılmamalıdır.

SOĞUK ALGINLIĞI NEDİR?

Soğuk algınlığı; çeşitli virüslerin yol açtığı, üst solunum yollarında bazı belirtilere yol açan 'hafif' seyirli bir hastalıktır.

En sık görülen virüsler:
Rhinovirüsler %15-40,
Coronavirüsler %10-20,
Parainfluenza virüsü %5-10,
Respiratuar sinsityal virüsler %6,

Soğuk algınlığı kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçta bu bulaşmanın aksırma, öksürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virüsü almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de ağız-burun mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.

Yapılan araştırmalarda havanın soğukluğunun soğuk algınlığı hastalığının başlaması ve seyretmesi ile ilintili olmadığını, psikolojik stres, üst solunum yollarını etkileyen alerjiler ve adet dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır.


Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir.

Soğuk algınlığı belirtileri: Ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı, yorgunluk hissi, akan ya da dolu burun, hapşırma, boğaz ağrısı, göğüs doluluğu, koku ve tat duygusunun azalması, kulaklarda basınç hissi ve ses kalitesindeki değişiklikler

SOĞUK ALGINLIĞI TEDAVİSİ:


Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur. Tedavi belirtilere göre yapılmalıdır. Su içinde eritilerek kullanılan ve soğuk algınlığına ait belirtileri gideren ilaçlar, sıvı alımının artırılması ve hızlı etki sağlaması açısından da önerilmektedir. Ayrıca istirahat edilmesi ve stresten uzak durulması da vücut direncinin yeniden kazanılmasına yardım eder.

Virüsler, mikrobun bulaştığı yerlerde (kapı tokmağı, telefon gibi) canlı kalabildikleri için, bu yüzeylere temastan sonra virüsleri rahatlıkla burnumuza veya gözlerimize transfer edebiliriz. Bunu engellemek için ellerimizi sık sık sabunlu su ile yıkamalıyız.
 
Eski 18-04-05, 22:25 #59
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Rahim ağzı kanserine karşı aşı umut verici

Rahim ağzı kanserine karşı geliştirilen aşının klinik deneylerinin umut verici olduğu bildirildi.

Aşının, rahim ağzı kanserlerinin çoğundan sorumlu tutulan papiloma virüsüne (HPV) karşı işe yaradığı kaydedildi.

Klinik deneylerin dört yıl süreyle 755 kadın arasında yürütüldüğü ve deneklerin yüzde 94'ünün HPV'den korunduğu belirtildi. Bu süre zarfında deneklerin sadece 7'sinin HPV ile enfekte olduğu, ancak hiçbirinin kanser belirtisi göstermediği vurgulandı.
750 kişilik karşılaştırma kümesindeki kadınların ise 11'ine papiloma bulaştı, bu kadınların 12'sinde de kanser öncesi semptomlar görüldü.

Rahim ağzı kanseri, kadınlar arasında meme kanserinden sonra ikinci sırayı alıyor.
 
Eski 18-04-05, 22:28 #60
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Çocuklarda astım alerjik kökenli

--------------------------------------------------------------------------------

Çocukluk çağının önemli hastalıklarından 'Astım'ın belirtilerinin ve bronşlardaki aşırı duyarlılığın, alınacak çevre tedbirleri ile belirgin derecede azalmasının mümkün olduğu, çevre tedbirlerinin yetersiz kaldığı durumlarda ise hastalarda havayolu ile akciğerlere çekilip bronşları tedavi eden sprey ilaçlar kullanıldığı bildiriliyor.


Uzmanlar, astımı, "Hava yollarının çeşitli uyaranlara artmış cevabının söz konusu olduğu, tekrarlayıcı, kendiliğinden veya tedavi ile tamamen veya kısmen geri dönüşümlü öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi belirtilerinin yer aldığı bir hastalık" olarak tarif ediyor.


Astımın, çocukluk çağında yüzde 90 oranında alerjik kökenli olduğunu vurgulayan uzmanların belirttiğine göre, yıl boyu maruz kalınan ev içi alerjenlerin bronşlarda yol açtığı alerjik iltihabi durum, soğuk hava, egzersiz, viral solunum yolu enfeksiyonları, kimyasal buharlar, hava kirliliği ve sigara dumanı gibi nonspesifik uyaranlarla temas sonucu astım belirtileri ortaya çıkıyor.


Astım teşhisi alan çocukların çoğunun, hayatın ilk 2 yılında belirti verdiğinin tespit edildiğini, ilk yıllarda öksürük ve hırıltının ana uyaranının viral solunum yolu enfeksiyonları olduğunu ifade eden uzmanlar, bu yaşlarda akciğerlerin gelişiminin henüz tamamlanmamış ve küçük hava yolu çaplarının dar, kıkırdak dokunun az olmasının, tekrarlayıcı bronş daralmasına katkıda bulunduğuna dikkat çekiyor.


Uzmanlar, 4-5 yaşlarında akciğerlerin gelişiminin tamamlanması ile erken yaşlarda astım belirtileri gösteren birçok çocukta klinik olarak düzelme gözlendiğini, düzelmeyen bir grup hasta ve daha geç astım teşhisi almış çocukların bir kısmının da ergenlik çağında klinik bir iyilik dönemine girdiklerini kaydediyor.


NASIL TEŞHİS EDİLİR?


Öksürük, hırıltı veya nefes darlığı belirtilerinin ve gece kötüleşmesinin şiddetle astımı düşündürdüğünü vurgulayan uzmanlar, yattıktan sonra veya sabaha karşı yaklaşık 30 dakika süreyle devam eden ve bronş genişletici ilaçlara olumlu cevap veren öksürüğün, aksi ispat edilene kadar astım kabul edilmesi gerektiğini bildiriyor.


Uzmanlar, astımda akciğer fonksiyonlarının ölçülmesinin, gerek teşhis gerekse tedaviye cevabın değerlendirilmesi açısından büyük önem taşıdığını da hatırlatıyor.


Astıma sebep olması muhtemel alerjinin hangi maddeye karşı geliştiğinin tespit edilmesinde deri testleri kullanıldığını ifade eden uzmanlar, ön kol ön yüzüne veya sırta delme metodu ile uygulanan bu testte, ciltteki kızarma ve kabarmanın şiddetine göre değerlendirme yapılıp, hastanın neye alerjisi olduğunun tespit edildiğini belirtiyor.


Uzmanlar, alerji deri testi uygulamasının mümkün olmadığı 3 yaş altı çocuklar, yaygın alerjik egzaması olan hastalar, antihistaminik içeren ilaç kullanmakta olanlar, ciltte dermografismus adı verilen cilde bastırma sonucu kabarma reaksiyonu verenlerde, kanda spesifik immünoglobulin E düzeyi belirlenmesi yöntemiyle alerjen tespiti yapılabildiğini kaydediyor.


Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi astımda da birinci basamak tedavinin, alerji geliştirilmiş maddeden uzak durmak olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Uygun öneriler doğrultusunda alınacak çevre tedbirleri ile hastalık belirtilerinin ve bronşlardaki aşırı duyarlılığın belirgin derecede azalması mümkündür" diyorlar.


Uzmanlar, çevre tedbirlerinin yeterli olmadığı durumlarda, hastalarda havayolu ile akciğerlere çekilip bronşları tedavi eden sprey ilaçlar kullanıldığını bildiriyor. Bunların, sadece bronşları gevşetici özelliğe sahip rahatlatıcılar ve alerjik iltihabın meydana getirdiği aşırı bronş duyarlılığını azaltmak yoluyla tedavi edici özelliğe sahip olanlar olarak ikiye ayrıldığını ifade eden uzmanlar, son yıllarda bu amaca yönelik kana karışma oranı en aza indirilmiş, kortizonlu ilaçlara has yan etkileri ağızdan alınanlara kıyasla çok az olan yeni jenerasyon kortizon bazlı sprey ilaçlar geliştirildiğini de kaydediyor.
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 20:48
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018