Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 18-04-05, 20:22 #21
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı


Sigara, egzozdan 10 kat zararlı

Uzmanlara göre, sigara tüketimi, motorlu araçlardan 10 kat daha fazla havayı kirletiyor.

ABD Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından yayınlanan rapora göre, söz konusu bulgu, Enstitü araştırmacılarının 'Neden sigara kullanmayanlar en az sigara içenler kadar etkileniyor?' sorusuna cevap aramaları sonucunda bulundu. Araştırmalarda, yakılan bir sigaranın ürettiği katranın, bir aracın egzozundan çıkan miktardan daha fazla olduğu ölçüldü. Katran ve benzeri zehirli parteküllerin akciğer kanseri ve astım riskini yükselttiği önceden beri bilinen bir gerçek. Avrupa'daki morotlu taşıtlara her yıl uygulanan egzoz emisyon ölçüm limiti 40 ug/m3 olarak belirlenmiş.

Araştırmacılar, iddialarını desteklemek için bir deney yaparak, düşük sülfür katkılı 2 litre turbo dizel yakıtla doldurulmuş bir arabayı kapalı bir garajda 30 dakika çalıştırdılar. Deneyin ilk bölümünde aracın emisyon ölçümünden 88 ug/m3 elde edildi. Ölçümlerin ardından 4 saat havalandırdıktan sonra kapattıkları garajda bu sefer 30 dakika içinde 3 filitreli sigarayı yanar halde bıraktılar. Bunun sonucunda da 830 ug/m3 emisyon elde edildi. Araştırmacılar, sadece 3 sigaranın, 2 litre turbo dizel yakıtından tam 10 kat daha fazla havayı kirlettiği sonucunu elde ettiler.
__________________
 
Eski 18-04-05, 20:23 #22
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı


Televizyon seyretmek kasları imha ediyor

Uzmanların, uzun saatler boyunca televizyon ya da bilgisayar karşısında oturan kişilerin bel ve sırt kaslarında şiddetli ağrılara neden olan kalıcı hasar oluştuğunu belirledikleri bildirildi.

İnternette yayın yapan bir sağlık haberleri sitesinde yayınlanan araştırmaya göre, beli destekleyen kasların, saatler süren hareketsizlik sonucunda kalıcı biçimde işlevsizleşebileceği belirlendi. Bilim adamlarının yaptığı araştırmada, 19 genç erkek gönüllü, 8 hafta boyunca yatakta zaman geçirdi ve kaslarındaki değişim izlendi.


Araştırma ekibi bunun, omurgayı koruyan kasların uzun zaman kullanılmadığında 'işlevsizleştiğini' kanıtlayan ilk araştırma olduğunu belirterek, televizyon önünde saatlerce zaman geçirmenin etkisinin de tam olarak aynı olacağını bildirdi. Araştırma, zarar gören kasların yeniden çalıştırılmasının da uzun ve zor bir süreç olduğunu kanıtladı. Gönüllülerin bazılarının bel kaslarının, egzersiz yapmalarına rağmen 6 ay sonra bile düzelmediği belirlendi.
 
Eski 18-04-05, 20:27 #23
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı


Temiz ev astımı tetikliyor

--------------------------------------------------------------------------------

Avustralya'da yapılan bir araştırma, ev temizliğinde kullanılan temizlik malzemelerinin çocuklarda astım riskini arttırdığını ortaya çıkardı.


Cutrin Teknik Üniversitesi'nde yapılan araştırmalara göre, temizlikte kullanılan toz deterjanlar, çocukların astıma yakalanma riskini 4 kat artırıyor. Araştırmacılar, bu amaçla piyasada satılan 192 çeşit uçucu özellik taşıyan organik katkılı temizlik ürününü inceledi ve deneyler sonucunda bu ürünlerin 88'inin astım hastalığına yol açabileceğini saptadı.

Araştırmacılar, bu ürünlerin kansere neden olup olmadığını da test etti. Bilim adamları, bu ürünlerin birçoğunda maden kömürü katranından elde edilen ve çabuk yanan renksiz bir sıvı olan 'benzen' maddesine rastladı. Akciğer kanserine de neden olan bu maddeyi içeren ürünlerin astımı 3 kat daha fazla tetiklediğini belirleyen araştırmacılar, benzen içeren temizlik ürünlerini kullanmamak konusunda ebeveynleri uyardı.
 
Eski 18-04-05, 20:29 #24
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Bilinçsiz antibiyotik tüketmeyin

--------------------------------------------------------------------------------

Doktorlar, Türkiye'de bilinçsiz ilaç tüketiminin yaygın olduğunu ve bunu önlemeye yönelik çalışmaların yapılmasının zorunlu olduğunu belirtiyorlar.
2004 yılının ilk 6 ayına yönelik yapılan araştırmalarda en fazla satılan ilaçlar listesinde antibiyotiklerin ilk sırada olduğunu vurgulayan uzmanlar, bunda eczacıdan hastaya bilgi akışındaki eksikliklerin etkilisini önemli olduğunu belirttiler.
Doktorlar özellikle antibiyotiklerin kutularındaki miktarın tedaviyi tamamlamaya yönelik olarak belirlendiğine işeret ederken, ecza dolaplarının kontrol edilmesini, doktorun tavsiye ettiği tedavi süresince kullanılması ve son kullanma tarihi geçen ilaçları imha edilmesi gerektiğini bildirdiler. Doktorlara göre, yılda en az bir kez evde bulunan ilaçları eczacılara göstermeleri gerektiği ve gereksiz olanlar ile kullanım süresi dolanları imha edilmesi gerektiğini öneriyorlar.
 
Eski 18-04-05, 20:30 #25
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Mikrobun da faydalısı var

--------------------------------------------------------------------------------

Bitki, hayvan ya da büyük pekçok organizmanın gen dizilimini hatta tarih öncesi canlıların kopyalarını elde etmeye çalışan genetik bilimciler, bu kez dikkatleri ihmal edilen insanların kendi bedenindeki mikroplara çevirdiler.


Normal bir insanın bağırsağında 500 ayrı tür mikrop yaşadığını belirleyen uzmanlar, bir o kadar da ağızda ve vajinada yuvalanan mikropların organizma için bir çok yararı olduğunu tespit ettiler.


Tübitak'ın Bilim Teknik Dergisi'nde yer alan bir araştırmada, insan vücudunu mesken edinmiş bakteri ve virüslerin, yaşam için çok önemli olduğu vurgulandı. Bağırsaklardaki mikropların hem hazmı kolaylaştırdığı, hem de daha zararlı organizmaları vücudun dışına attığı ifade edildi. Ancak insan vücudundaki mikropları laboratuvarda çoğaltmak mümkün olmadığı için özelliklerinin fazla bilinmediği kaydedildi.


ABD'de bulunan Genomik Araştırmalar Enstitüsü ile Stanfort Üniversitesi'nden bilimadamları, vücuttaki boşluklardan alınan sıvıları doğrudan, daha önce insan genom projesinde yararlanılan dizgeleme makinelerine atmayı planlıyorlar. Makinelerden sağlanacak verilerin, hangi organizmaların insan vücudunun neresinde yaşadığının bilinmesine ışık tutacağı ifade ediliyor. Araştırmacılar işe diş ve dişetlerinde oluşan bakteri plaklarından bir örnekle başladılar. Araştırmacılara göre, elde edilen dizilimlerin yüzde 40'tan fazlasına şimdiye kadar hiçbir yerde rastlanmadı. Bunların, bilinen bakterilerdeki yeni genler ya da tümüyle yeni türlere ait oldukları düşünülüyor.
 
Eski 18-04-05, 20:32 #26
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Hastane infeksiyonları korkutuyor

--------------------------------------------------------------------------------

Ankara Hastane İnfeksiyonlan ve Kontrolü Derneği, hastanedeki tedavisi sırasında infeksiyon kaparak yaşamını yitiren eski bakanlardan Veysel Atosoy'un ölümünden sonra hastanelerdeki infeksiyonlara ilişkin kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bir açıklama yaptı.


Hastane infeksiyonlarının en fazla yeni doğan bebekler ve yaşlılarda görülen bir hastalık olduğunu duyuran dernek, "Dünyadaki tüm hastanelerde yüzde 3-14 hastada hastane İnfeksiyonu gelişmektedir. Hastane infeksiyonları hastanede yatış süresini uzatır" uyarısını yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:


"Hastane infeksiyonlan, 21. yüzyıl başında tıp dünyasının çözüm bulmaya çalıştığı öncelikli sorunlar arasında yer almaya devam etmektedir. Hasta hastaneye yattığında inkübasyon (kuluçka) döneminde olmayan ve hastanede kapılan infeksiyonlar, hastane infeksiyonu olarak adlandırılır. Hastane infeksiyonlan hastaneye yattıktan en erken 48-72 saat sonra kimi zaman taburcu olduktan sonra ve hatta cerrahi girişim yapılan hastalarda bir ay içinde ortaya çıkar. Hastane infeksiyonlarının gelişmesini hazırlayan faktörleri 4 grupta toplamak mümkündür:


- Hasta ile ilgili faktörler içinde kişinin altta yatan hastalıkları ve yaşı önemlidir. Yeni doğan bebekler ve yaşlılar en fazla hastane infeksiyonu görülen hastalardır. Bağışıklık sistemini az ya da çok etkilediği bilinen seker hastalığı, böbrek hastalıkları, lösemi ve kanser olan hastalar, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar ve yanık, travma hastaları sık hastane infeksiyonu gelişen hastalanmadır.


- Hastane ortamındaki yoğun ve çoğu zaman uygunsuz antibiyotik kullanımı


- Hastaya uygulanan tedavilerin bir parçası olan cerrahi girişimler ve idrar sondası, damar içi kateterler, solunum yoluna tüp konması gibi girişimler de vücut savunmasını bozarak infeksiyon gelişmesini kolaylaştırır.


- Sağlık personelinin hijyenik alışkanlıkları da hastadan hastaya mikroorganizmaların taşınması ile ilgili risk oluşturmaktadır.


Bu koşullar da düşünüldüğünde hastane infeksiyonlarmın tamamı ile ortadan kaldırılması mümkün değildir ve dünyadaki tüm hastanelerde yüzde 3-14 hastada hastane İnfeksiyonu gelişmektedir. Hastane infeksiyonlarmın neden önemli olduğunu kısaca dört maddede özetlemek mümkündür:


- Hastane infeksiyonları, hastanede yatış süresini uzatır.


- İş gücü ve üretkenlik kaybına, yaşam kalitesinde bozulmaya neden olur.


- Hastane İnfeksiyonu gelişen hastalarda Ölüm oranı, İnfeksiyon gelişmeyen hastalara oranla daha yüksektir.


- Hastane infeksiyonları tedavi maliyetinde önemli bir artışa neden olur. Türkiye'de bu konuda yapılan çalışmalar her bir hastane infeksiyonunun ortalama bin 600 dolar
maliyeti olduğunu ortaya koymaktadır. 20. yüzyıl sonlarında hastane infeksiyonları yataklı sağlık kuruluşlarındaki en önemli kalite göstergesi haline gelmiş ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak isteyen her hastanede iyi organize edilmiş bir infeksiyon kontrol programının yürütülmesi zorunlu olmuştur.


Amerika'da 1950'lerde başlayan hastane infeksiyonları ile ilgili çatışmalar Türkiye'de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öncülüğünde başlamış; 1996 yılında Hacettepe Üniversitesinin başlattığı TÜBİTAK destekli proje (NosoLlNE) ile ulusallaşma süreci başlamıştır. 2000 yılından itibaren Hastane İnfeksiyonları ve Kontrolü Derneği çatısında devam eden proje kapsamında 60 merkez yer almaktadır. Derneğimiz düzenli eğitim programlan ile konu İle ilgili hemşire ve doktor eğitimi işlevini gerçekleştirmektedir. Ancak en önemli sıkıntı eğitilmiş elemanın görev devamlılığını sağlayacak yasal düzenlemelerin olmamasıdır".
 
Eski 18-04-05, 20:33 #27
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Ceviz kalp krizi riskini azaltıyor

Cevizde bulunan E vitamini, lif ve doymamış yağların kalbi koruduğu haftada iki üç avuç ceviz yiyenlerin kalp krizi geçirme riskinin yüzde 50 azaldığı belirtildi.
Journal of Clinical Nutrition adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma raporuna göre, cevizde damar sertliğine karşı koruyucu olan doymamış yağ asitleri bulunuyor. Ceviz, hem toplam kolesterol, hem de kötü kolesterol oranını düşürüyor.
60 yaş civarında kolesterol oranı çok yüksek olan 5 erkek ve 13 menopoz geçirmiş kadın üzerinde deney yapan California Üniversitesi Davis Tıp Okulu araştırmacıları, 5 buçuk ay içinde deneklerin toplam kolesterol oranı ile kötü kolesterol oranlarının düştüğünü gözlediler.Uzmanlar, ceviz diyeti yapacak kişilerin, katı yağ içeren yiyeceklerden de uzak durmalarını tavsiye ediyorlar.
Yapılan başka bir araştırmada da, her gün bir avuç dolusu ceviz yemenin kalp hastaları için yarar getirdiği öne sürüldü. Yapılan çalışmalarda, haftada toplam iki üç avuç ceviz yiyenlerin kalp krizi geçirme riskinin yemeyenlere göre yüzde 50 daha az olduğu görüldü. Cevizde bulunan E vitamini, lif ve doymamış yağların kalbi koruduğuna dikkat çeken uzmanlar, cevizin yaprağının da şifalı olduğunu, yaprağından yapılan çayın, kronik mide ve bağırsak nezlesine iyi gelip, kanı temizlediğini ve egzamayı yok ettiğini bildirdiler.
Uzmanlara göre cevizin yararları: "Kalp damarlarını açar, kalp krizini engeller, sağlıklı zayıflatır, kanı temizler, mide ve bağırsak nezlesini önler, kolesterol seviyesini dengeler, egzamayı yok eder, yaraları iyileştirir".
 
Eski 18-04-05, 20:35 #28
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Agorofobi'nin temelinde panik atak yatıyor

--------------------------------------------------------------------------------

Teknoloji çağında, özellikle büyük şehirlerde insanlarda çok sık görülen bir ruhsal rahatsızlık olan Agorafobi, doktorlar tarafından 'kalabalık içinde yalnızlık' olarak tanımlanıyor.


Derlenen bilgilere göre, Agorofobi'nin çoğu zaman sosyal fobiler ile karıştırıldığını vurgulayan doktorlar ıssız meydanlardan ve açık yerlerden korkma olarak bilinen Agorafobi'yi, metropollerde yaygın olan bir ruh hastalığı olarak görüyorlar.


Doktorlara göre, insanlarda en çok rastlanan fobiler arasında yer alan Agorafobi, ilk önce meydanlardan, açık yerlerden korku olarak kendini gösteriyor. Günümüzde Agorafobi'nin çok daha geniş bir anlam içerdiğini belirten uzmanlar, yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, otobüs, vapur, uçak gibi kalabalık yerlerde bulunmaktan duyulan korkuların Agorofobi'nin etkileri olarak görüldüğünü belirtiyorlar.


Genellikle panik bozukluğuha bağlı olarak ortaya çıkan Agorafobi'nin temelinde panik nöbetlerin bulunduğunu belirterek, bu nedenle hastanın panik atak geçireceği korkusu nedeniyle yalnız başına sokağa çıkamadığını ve kalabalığa giremediğini vurgulanıyor. Agorafobi'nin uzun bir süre kişiyi etkisi altına alabileceğini bildiren uzmanlar, bir panik atak hastasının 2 yıl boyunca evden dışarı çıkamadığını, markete gidemediğini, alışveriş yapmak için dahi evden dışarı çıkamadığını belirtiyorlar.
 
Eski 18-04-05, 20:36 #29
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Yaz meyvelerini bol bol tüketin

Yaz meyveleri ve sebzelerinin vücut için önemli derecede fayda sağladığı ve sağlık açısından tüketilmelerinin şart olduğu belirtildi.


Uzmanlara göre, yaz meyveleri ve sebzeleri cildi koruyor, halsizliği ve bellek zayıflığını önlüyor. Uzmanlar, yaşlanmanın belirtisi olan cilt kırışması, hareketsizlik, güçsüzlük ve bellek zayıflamasının sorumlusunun, vücuttaki antioksidan etkili bazı kimyasal maddelerin yetersizliği olduğunu ifade etti. Yaz meyvelerinin vücuttaki bu sorunları çözmeye bire bir olduğunu vurgulayan uzmanlar, meyvelerin özelliklerini şöyle sıraladı:


- Karpuz: Hem likopen, hem de vitamin ve mineral açısından zengin, antioksidan kapasitesi yüksek bir yaz meyvesidir.


- Erik: Yüksek antioksidan kapasitesi yanında detoks yapıcı gücüyle de önemli bir anti-aging besindir.


- Şeftali ve kayısı: Potasyum deposu besinlerdir. Ayrıca C vitamini ve çok sayıda flavonoid ihtiva eder, zengin lif ve betakaroten içerikleriyle çok yararlı yaz meyveleridir.


- Çilek, kiraz, vişne, antosiyanin zengini meyveler. Bu meyvelere kuş burnu ve kuş üzümü de eklenebilir.


- Brokoli ve Brüksel lahanası: İhtiva ettiği sulforafan ile anti-aging yiyecekleri arasındaki yerini üst sıralarda yaz aylarında da muhafaza etmektedir. Brokoli, ayrıca C
vitamini, betakaroten, glutatyon ve lutein gibi antioksidanlarla da tıka basa doludur


- Üzüm: Özellikle çok güçlü antioksidanlar olan oligomerik poantosiyanidin lerin güvenilir kaynağıdır. Üzümün kabuğu, içeriği ve çekirdeğinin ortalama 20 civarında değişik antioksidan madde ihtiva ettiği belirtilmektedir. Özellikle siyah üzümden yararlanın.


- Domates: Yaşlıların bedensel ve zihinsel sağlığını korumada son derece etkili bir antioksidan olan likopenin en zengin kaynağıdır. Likopen kanser riskini azaltır, damarlarınızı korur, cildinizi ve belleğinizi destekler.


- Avokado: Çok güçlü bir antioksidan olan glutatyonun en iyi kaynaklarından biridir. Yağ bakımından zengin olması bir kusur gibi görülse de aslında avokado yağının önemli bir kısmı tekli doymamış zararsız yağlardır.


- Soğan: Özellikle kırmızı soğan güçlü bir sağlık koruyucusudur. Kansere karşı önemli bir koruma sağlayan antioksidan etkili quarcetin açısından en zengin besinlerden biridir. Soğanın enfeksiyonlardan koruma gücü de vardır.
 
Eski 18-04-05, 20:37 #30
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Öfkeni dışa vur, sağlıklı yaşa

--------------------------------------------------------------------------------

Öfkelerini dışa vuran erkeklerin sağlıklı yaşadıkları, yapılan bir araştırmayla ispatlandı.


www.psikoturk.net adlı siteden derlenen, öfkelerini dışa vuran erkekler, öfkelerini içine atanlara göre, muhtemel kalp krizini yarı yarıya indiriyorlar. Harvard School of Public Health Araştırma Merkezi'nden Dr. Patricia Eng ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmaya yer verilen makalede, "Bulgular, şimdiye kadar öfke ile kalp hastalıkları arasında varolduğu iddia edilen bağlantıya iyi bir örnek teşkil ediyor. Öfkenin açığa vurulması kardiyovasküler hastalıklara karşı belli bir süre için koruma sağlayabiliyor" denildi.


Eng ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada, yaşları 50 ila 85 arasında değişen 23 bin 522 erkekten öfke durumlarını ölçmek için bir anket doldurması istendi. Cevaplar arasında, "Başkalarıyla tartışmaktan hoşlanırım" veya "Kapı çarpma gibi eylemleri sık sık yaparım" gibi cevaplar ayıklandı. Eng ve arkadaşları soruşturmalarından 2 yıl sonra anket yaptıkları erkekler arasında 328 kardiyovasküler hastalık vakası tespit ettiler. Kardiyovasküler hastalığı olmayan sağlıklı erkekler arasındaki koruyucu etkinin, erkeklerin öfkelerini dışa vurma sıklığına bağlı olmadığı görüldü. Yeni kalp krizi geçirmiş erkekler arasında ise bu özelliğin, kalp krizinin yinelenmesinde önemli bir rol oynadığı tespit edildi.

Araştırmada, sosyal statünün ve yaşın öfkeyi açığa vurmada etkili olduğu da belirlendi. Sosyal statüsü yüksek olan erkekler, daha sağlıklı beslendikleri gibi pozisyonları nedeniyle öfkelerini de daha rahat açığa vurabiliyorlar. Eng ve arkadaşlarının yaptığı bu araştırma ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafindan da desteklendi.
 
Eski 18-04-05, 20:39 #31
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Çocuklarda disleksi hastalığı

--------------------------------------------------------------------------------

Özel öğrenim bozukluğu olarak adlandırılan "Disleksi" hastalığı, öğretmenler ve veliler tarafından zeka geriliği ile karıştırılıyor.


"Hekimce.com" adlı internet sitesinden alınan bilgilere göre, Türkiye'de sadece ilkokul çağında, yaklaşık 1 milyon Dislektik çocuk bulunuyor. Uzmanlar, "Çocuğunuz okumayı yazmayı-öğrenemiyorsa, sağıyla solunu ayırt edemiyorsa hemen zeka geriliği şeklinde yorumlamayın. Bu durum 'Disleksi' ya da öbür tanımıyla özel öğrenme bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir" diyor.


Dislektik çocukların büyük çoğunluğu normal veya normalin üzerindeki düzeyde zekaya sahip. Disleksi'nin nedeni henüz tam olarak bilinemiyor, ancak beyne ait duygusal veya davranışsal bozukluktan kaynaklanan akademik becerilerde gerilik olarak tanımlanıyor. Hastalık erkek çocuklarda, kızlara oranla 4 kat daha fazla görülüyor. Türkiye'de ise bu tür çocuklar genellikle hiperaktif (dikkat dağınıklığı olan) çocuklarla karıştırılıyor.


Çoğunlukla normal ya da üstün zekalı çocukların "geri zekalı" damgasını yemesine neden olan Disleksi, genellikle okul çağında fark edilebiliyor. Türkiye'de yeni yeni tanınan bu hastalığın, öğretmenler ve veliler tarafından yeterince bilinmemesi hastalığın tedavisini daha da zorlaştırıyor.
 
Eski 18-04-05, 20:42 #32
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Bebeğinize 7 günde uyumayı öğretin

Bebeklerin kendilerine izin verildiği takdirde uyku alışkanlığını kazandığını belirten uzmanlar, alınacak basit tedbirlerle 7 gün içerisinde bebeğin uyumayı öğrendiğini ifade ediyorlar. Bebeğinize yeni bir düzen kurup bunu uygulamak, ağlayan bebeği sakinleştirmek ve sabırlı davranmak, annelerin sabahlamasına son veriyor.


İHA muhabirinin www.superanne.com sitesinden derlediği bilgilere göre 7 günde bebeğin uykularını düzene sokacak çözüm:


"1. Gün: Yeni Bir Düzen Kurun: Uzun saatler süren öğle uykusu nedeniyle birçok bebeğin günü ve gecesi birbirine karışıyor. Böylece bebek uykuda olması gereken bir saatte oyun oynamayı tercih ediyor. Şimdi bu durumu düzeltmenin zamanı geldi. Son araştırmalar bebeklerin gece ile gündüzü ayırt edebildiğini ortaya koyuyor. Bunun için ona gerekli ipuçlarını vermeniz yeterli. Yarından başlayarak onu sabah erkenden kaldırın ve her gün aynı saatte uyandırmaya özen gösterin. Yatağını pencerenin yakınına koyun ve perdeleri aralık bırakın. Gün ışığı onun uyanmasına yardımcı olacaktır. Öğle uykusuna yatırdığınız zaman bile hava kararmadan önce onu uyandırın. Böylece gün ışığında uyanması gerektiğini, gece ise uyuması gerektiğini anlayacaktır. Bebeğinizi akşamları da aynı saatte yatağına yatırın. Gerekirse loş ışıkta ona kitap okuyun veya şarkı söyleyin.


2. Gün: Uygulamaya Devam: Dün başladığınız rutin programa devam edin. Hemen pes etmeyin. Geceleri karnı acıktığı için ağlamaya devam edebileceğini unutmayın. Onu emzirmek ya da beslemek zorunda kalıdığınızda bunu hafif karanlık bir ortamda yapın. Özellikle geceleri bebeğinizi nelerin rahatlattığını iyi gözlemleyin. Ilık banyonun bir çocuk için sakinleştirici, bir başkası içinse tam tersi olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Gece yatırdığınızda müzik dinletmek ya da ninni söylemek gibi rutin alışkanlıklar kazandırın.
3. Gün Ağlama Başlıyor: Ağlamak çocukların en büyük silahı. Anne ve babaların da dayanamadığı bir durum. Ancak, sabırlı olun ve kendi kendinize şunu mırıldanın: "Sonuç uyku olacak" Onu uyutmaya çalışırken ağlaması karşısında endişelenmeyin. Bırakın koyduğunuz uyku kurallarına alışsın. Program değişiklikleri 6 aylıktan küçük çocukları çok daha fazla üzüyor. Bebeğiniz en fazla 15-20 dakika ağlar ama kötü uyku alışkanlığı yıllarca sürebiliyor. Unutmayın ki bu çocuğunuzla sizin aranızdaki bir savaş. Onunla ilgilenmeyin ama kendi merakınızı gidermek için 5-10 dakikada bir kapı aralığından onu kontrol edin. Susması için ışıkları açmayın, yataktan çıkarmayın ya da biberon vermeyin, aksi takdirde ertesi gece de dakikalarca ağlayacağından emin olun.


4. Gün Ağlama Savaşı Sürüyor: Geçen gece oldukça uzun sürdü değil mi? Bu gece biraz daha rahat geçecek. Ama bilin ki o yine de ağlamaya devam edecek. Ancak, bu kez daha kısa sürecek, bize inanın. Bunun için kurallarınızın kesin olduğunu ona ispatlamanız gerekiyor. Sabırlı davranmaya devam edin. Ona karşı yumuşak olduğunuz hissini uyandırmayın. Yoksa geçen geceye göre 2 kat daha fazla ağlayacaktır. Sakın ona bu kozu vermeyin.


5. Gün Bebeğiniz Sakinleşiyor: Bebeklerin çoğu 3-5 gün içersinde bu programa alışıyor. Dolayısıyla, bu gece belki de şanslı geceniz. 5 dakikada bir onu kontrol etmeyin, en az 15 dakika aralıklarla odasına uğrayın. Bazı bebekler odaya sık sık girilmesinden rahatsız oluyor. Bu nedenle kapı aralığından onu izleyin. Hem unutmayın ki bu gece daha az ağlıyor. Uyku problemlerinin arasında sıkça rastlananların başında gece emzirmesi ve alt değiştirme geliyor. Tabii ki size bunları yapmayın demiyoruz ama mümkün olduğunca kısa ve sessiz olmasına özen gösterin. Altını değiştirirken bile kesinlikle ışıkları açmayın. Gereginden çok emzirmeyin. Böylece hem onu rahatsız etmemiş olursunuz, hem de yeniden altını değiştirmek, zorunda kalmazsınız


6. Gün Bebeğiniz Uyuyor: İnanılmaz gibi geliyor değil mi? Sakın, bu mutluluğu günlerdir uyguladığınız kuralları rafa kaldırarak bozmayın. Uyumasını garip karşılayarak onu sık sık kontrol etmeyin, Gevşeyin. Onu sıcak tutan bir pijama giydirin.Böylece üstünü açmasını kendinize dert etmeyin. Bebek monitörünün sesini kısın ve sadece çok ihtiyacı olduğunda onu duyun. Başarınızı gölgeleyecek davranışlarda bulunmamaya özen gösterin.


7. Gün Uyku Sırası Sizde: Kendinize bir iyilik yapın ve bu gece derin bir uyku çekin. Son 6 gündür belki çok uykusuz kaldınız ama buna değdi değil mi? Çocuğunuza muhteşem bir armağan verdiniz: Düzenli uyku alışkanlığı. Hiç şüphe yok ki, bu program hastalık, tatildeki otel odası gibi etkenler nedeniyle zaman zaman aksaklığa uğrayacaktır. Oysa unutmayın ki, hiç uyku problemi yaşamamış bebekler bile bu durumlarda sorun çıkarıyor. Uyku problemi yeniden baş gösterecek olursa planı en baştan yeniden uygulayın, ikinci sefer ilkinden çok daha kolay olacaktır".
 
Eski 18-04-05, 20:44 #33
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Hastalık hastası olmayın

--------------------------------------------------------------------------------

Hipokondriazis (Hastalık hastalığı), doktorlarca bireyin vücudunda hissettiği nitelik ve niceliksel farklılıkları yanlış yorumlayıp, bunlara kötü bir anlam vererek, ağır bir hastalığı olduğu ya da olacağı düşünce ve korkusunu yaşaması olarak tanımlanırken, aslında kişilerde görülen bir ruh hastalığı olarak belirtiliyor.


İHA muhabirinin internetten derlediği bilgilere göre, tıp dilinde Hipokondriazis halk arasında 'hastalık hastalığı' olarak bilinen rahatsızlık doktorlarca bir çeşit ruh hastalığı olarak görülürken, muayene edilmelerine rağmen hastaların tatmin olmadıkları ve aynı düşüncelerinin devam ettiği biliniyor. Doktorlar bu rahatsızlığın kişide yüksek gerilime yol açarken, mesleki alanda kendi işlev düzeylerinde bozulmalara neden olduğunu da belirtiyorlar. Uzmanlar bu rahatsızlığın en fazla 20-30 yaşları arasında gençlerde görüldüğüne işaret ederken, hastaların özel bir muamele ve tedavi beklentisi içinde oldukları belirtiyorlar.


Rahatsızlığın etkisiyle kişilerin işlerine yönelik ilgilerinin azaldığını vurgulayan uzmanlar, hastaların hastaneye yatış, check-up, tomografi, MR incelemeleri yaptırarak hastalığı daha da pekiştirdiklerini belirtiyorlar. Uzmanlar rahatsızlığın altında yatan sebeplerin kişide varolan çevreye yönelik saldırgan ve öfke yüklü dürtülerin bastırma ve yer değiştirme şeklindeki savunma mekanizmaları ile fiziksel yakınma olduğu vurgulanıyor. Buna karşılık doktorlar kişinin sosyo-ekonomik durumun iyi olması, kaygı ya da depresif bozukluklar gibi tedavi edilebilir diğer rahatsızlıkların bulunması, beraberinde bir kişilik bozukluğu ve vücutsal bir rahatsızlığın olmaması hastalığın tedavisini kolaylaştırırken, uzmanlar hastalığa uygun ilaçların kullanımı ve bireysel ya da grup halinde uygulanabilen psikoterapi ile hastalığın tedavi edilebildiğini belirtiyorlar.
 
Eski 18-04-05, 20:47 #34
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Dikkat eksikliği sendromu nedir?

--------------------------------------------------------------------------------

Çocuğun, yaşamının her anını etkileyen nörobiyolojik bir bozukluktur.

Kimlerde görülür?

Çocukların %5 inde. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3 kez daha fazla. Her sınıfta ortalama bir ya da iki öğrencide

Yeni bir buluş mudur?

Hayır. Değişik isimlerle anılmakla birlikte, 1900 lü yılların başlarından beri tanınan bir sendromdur. Günümüzde yaygın olan adları, Dikkat Eksikliği Sendromu ve Dikkat Eksikliği Sendromu ile Hiperaktivite Sendromudur.

Sorun nedir?

Dikkati, tek bir noktaya odaklayamamak ve organize olamamak.

Bu sendromun tıbbi bir açıklaması var mıdır?

Evet. Dikkat Eksikliği Sendromu olan ve olmayan bireylerin beyinlerinin kimyasal metabolizmaları arasında farklılıklar saptanmıştır.

Nedeni nedir?

Tek bir nedeni yoktur. Konsantrasyonu sağlamak için milyonlarca beyin hücresi birarada çalışırlar.

Neden olmayan nedir?

Şeker ve diğer gıdalar Alerjiler Anne babaların yetiştirme tarzları.

Çocuğumda Dikkat Eksikliği Sendromu varsa bunu nasıl anlarım?

Dikkat Eksikliği Sendromu, her çocukta kendisini değişik olarak gösterir. Dikkat Eksikliği Sendromu olan bütün çocuklar, dikkatlerini yoğunlaştırmakta ve başladıkları işleri bitirmekte zorlanırlar. Bu zorluğun yoğunluğu çocuklar arası değişiklik gösterir. Ders dinlemenin ve yazıları tamamlamanın gerekli olduğu okul hayatında sorunlar başgösterir. Okul ödevleri yapılmaz ya da tamamlanmaz. Dinlemekte ya da direktiflere uymakta zorluk yaşanır. Çevredeki en ufak olaylarla ya da kendi düşünceleri ile kolayca dikkati dağılır.

Nasıl emin olabilirim?

Bu sendrom için ne tıbbi, ne nörolojik, ne de psikolojik tek bir test vardır. Dikkat Eksikliği Senromu olan çocukların %30 unda hiperaktivite yoktur. Onların ana sorunu dikkatlerini toplayamamak ve konsantre olamamaktır. Genellikle "uyurgezer" görünümünde, sessiz, uyuşuk ve aşırı duygusaldırlar. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların çoğu ise hiperaktif, düşüncesizce davranan ve organize olamayan bireylerdir. Genellikle, sürekli kıpırdanırlar ve vücutlerinin bir parçası sürekli hareket halindedir. Bir yerde oturamazlar. Eşyalarını unuturlar ve kaybederler. Başladıkları işi bitirmeden bir diğerine başlarlar. Müdaheleci ve rahatsız edicidirler. Sıra bekleyemezler. Cevapları soruları beklemeden ağızlarından kaçırırlar. Düşünmeden tehlikeye atılırlar. Normal faaliyetleri "sıkıcı" bulurlar.
 
Eski 18-04-05, 20:49 #35
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Balık birçok hastalığı önlüyor

--------------------------------------------------------------------------------

Balığın depresyonu önleyip, kalp hastalığına iyi geldiği bildirildi. Semt Pazarları Balık Satıcıları Derneği tarafından hazırlanan katalogda, balık avı sezonunun başlamasıyla hangi balığın ne zaman alınacağı, nasıl pişirileceği sorularına cevap veriliyor. Katalogtan derlenen bilgilere göre, ülkemizde avlanan bazı balık türleri bütün yıl boyunca yenirken, bazılarınının lezzeti mevsimine göre artıyor.


Bu ay Marmara Denizi'nde avlanan hamsinin buğulama, kızartma ve ızgara, irileşen palamudun da tava, ızgara, fırın, kiremit, pilaki yahni ve lakerda olarak yenmesi tavsiye ediliyor. Ekim ayında ise palamudun yanı sıra lezzeti tam yerine gelen lüferin ızgara ve buğulaması tavsiye ediliyor. Tava ve haşlamaya elverişli olan uskumrunun yoğun olarak avlandığı Kasım ayı da pisi balığının tadının en güzel olduğu dönem. Aralık ayında Karadeniz'in simgesi hamsinin, en lezzelti olduğu döneme giriliyor. Bu dönemde hamsinin tavası, ızgarası, pilakisi, buğulaması, pilavı, böreği ve içli tavası yenilebilir.


Aralık, Ocak ve Şubat aylarında bolca tutulan, Mart Nisan aylarında da lezzetini koruyan tekirin tavasının yanısıra, yine Şubat ayında tereyağında tavasıyla meşhur kalkanın mevsimi başlıyor. Nisan ayında bolca bulunan ve tutulan balıklardan levreğin buğulaması, kırlangıcın çorbası; gümüşbalığı ve mezgidin tavası, kefalin ızgarası, barbunyanın tava ve ızgarası tavsiye edilirken, çorbasi ile meşhur iskorpit de Mayıs ayında zevkle tüketilebilir. Temmuz ayında mevsimi başlayan ve tadının en lezzetli olduğu dönem Ağustos ayı olan sardalya asma yaprağında ızgarası ve tuzlamasıyla ünlü.


Balıkçıların hazırladığı katalogda, balığın faydaları konusunda uzman görüşlerine de yer veriliyor. Tabii bir besin kaynağı olan ve çok sayıda hastalığı önleyici özellikler taşıyan balığın bolca tüketilmesini tavsiye eden uzmanlar, günde ortalama 350 gram yağlı balık tüketenlerde kalp krizi riskinin azaldığını savunuyor. Uzmanlar, balıkçı köylerinde ve balık tüketimi yüksek olan Japonya'da kalp hastalığının az görülmesinin sebebinin de bu olduğunu ifade ederek, Finlandiya'da yapılan bir araştırmaya göre, haftada bir öğünden az balık yiyenlerin yüzde 40'ının depresyon riski ile karşı karşıya kaldığını, bu durumnu da balık etinde bulunan omega 3 adlı yağlı asidin az tüketilmesinden kaynaklandığını kaydediyor.
 
Eski 18-04-05, 20:51 #36
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Burun kanaması halinde ne yapılmalı?

--------------------------------------------------------------------------------

Burun kanaması hekimlerin oldukça sık rastladığı acil durumlardan birisidir. Burun kanaması şikayeti olan hastaların çok az bir kısmı (yaklaşık %10) bu şikayetleri nedeniyle hekime başvurmakta ve bunların da çok az bir kısmı bu sorun nedeniyle hastaneye yatırılmaktadır. Can sıkıcı bir duruma neden olan burun kanamalarının hastaları korkutmak dışında çok nadiren yaşamı tehdit edici boyuttadır.

Memorial Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniği'nden Doç.Dr.Burak ERDAMAR, burun kanamaları ve kanamaların durdurulması hakkında şu bilgileri verdi:

1) Ön burun kanamaları: Burun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran ya da oturan kişide burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir.

2) Arka kanamalar: Kanama burun deliklerinden olsa bile çoğunlukla genize doğrudur. Otururken veya ayakta duruken bile kanama boğaza doğru olur. Arka burun kanamalarının tanınması oldukça önemlidir. Bu kanama tipinde olan hastaların uzman Kulak Burun Boğaz hekimi tarafından takibi gerektirmektedir. Arka kanamalar daha çoğunlukla yaşlı kişilerde olur. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (hipertansiyon) olan kişiler ya da trauma geçirmiş kişilerdir.

Burun kanamaları çocuk yaş grubunda özellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava ve kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadırlar. Bundan korunmak için nemlendirici kremi burun orta bölgesine parmak ucu ile sürmek faydalı olacaktır. Bu amaçla vazelin gibi kremler sürülebilir. Genelikle gece yatmadan kullanılması yeterli olacaktır. Nemlendirici önlemlerin alınmasına karşın kanamalar durmuyorsa hekime başvurulması önerilir.

Ön Kanamanın Durdurulması

Sizde ya da çocuğunuzda burun kanaması varsa şunları uygulayınız:

1) Burnunuzun ucunu başparmak ve diğer iki parmağınız arasına alarak sıkıştırınız.

2) Başınız yüksekte tercihan oturur pozisyonda yaklaşık beş dakika bekleyiniz.

3) Başınızın kalbinizden yüksek pozisyonda olmasına dikkat ediniz. Bu nedenle oturmanız ya da başınız yukarıda uzanmanız uygun olacaktır.

4) Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz. (Bir plastik torba içerisine buz doldurarak)

Kanama Durduktan Sonra Yeniden Kanamayı Önlemek İçin

1) Sümkürmemeye dikkat ediniz

2) Yerden bir şey kaldırmak ya da buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız

3) Başınızı mutlaka göğsünüzden yukarıda tutunuz

Ne Zaman Doktora-Acil Servise Başvuralım?

1) Yukarıda anlatılanların dikkatlice uygulanmasına rağmen kanamanın durmaması veya tekrarlaması durumunda

2) Kanama sonrasında yorgunluk, halsizlik, göğüs ağrısı gibi şikayetler hissediliyorsa

3) Kanama burun önünden çok boğaza doğru oluyorsa, en kısa zamanda hekime başvurulması en uygun davranış olacaktır.
 
Eski 18-04-05, 20:52 #37
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Kırışıklara karşı vitamin

--------------------------------------------------------------------------------

Bazı çalışmalar, C vitamininin, vücudumuzdaki bağ doku denilen koruyucu doku katmanının korunmasında anahtar rolü oynadığını ortaya çıkardı.




Edinilen bilgiye göre, günlük yaşantıda taze sebze ve meyve yiyenler yeterince C vitamini alıyor. Suda eriyebilenler gurubundan olan bu vitaminler asit yapıda olduğu için sindirim kanalından kana, vücudun emme mekanizmasının izin verdiği ölçüde geçiyor ve vücudun her noktasına taşınıyor. Hücreler ihtiyaçları kadar C vitaminini kandan alıyorlar ve fazla alınmış miktar ise vücuttan idrar yolu ile atılıyor. Sıklıkla yenilen taze sebze ve meyvelarin C vitamini için iyi bir kaynak olduğunu belirten uzmanlar, günlük erişkin bir kişi için önerilen C vitamini dozunun 300 ile 500 miligram arasında olduğunu ifade ediyor. Sigara kullanan kişilerin C vitaminine olan ihtiyacının daha yüksek olduğunun altını çizen uzmanlar, "Fazla miktarda alınan C vitamini idrar yolu ile atılır yani kişiye bir zarar vermez. Ancak çok yüksek dozda alınan C vitamini, atılımı sırasında idrarda, kum veya taş oluşumuna neden olabilir" uyarısı yaptılar. Erişkinler için önerilen minimum C vitamini dozunun, vücutta C vitamini eksikliği oluşmaması için gereken doz olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu dozların kırışıklar üzerine bir etki sağlamayacağını belirtiyorlar.





C vitamininin güneş ışınları ve taşıdığı ultrviyole ışınlarının cilt üzerindeki olumsuz etkilerine karşı olumlu etki yaptığını söyleyen uzmanlar, şunları kaydetti:
"Özellikle güneş ışınlarının taşıdığı ultrviyole ışınlarının cilt üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde, hücre içi metabolizma bozulur, Daha az kan taşınır, ter ve yağ bezlerinin fonksiyonları bozulur, Kollagen yapımı azalır, var olan kollagen lifleri kalınlaşır, damarların duvarlarındaki kollagen lifler özelliklerini kaybeder. Genç ciltlerde daha çok kan akımı ve damarsal oluşumlar varken, yaşlılıkta azalan kan akımı ve daha çok ultraviyoleye tabii kalmış yıpranmış, daha çok serbest radikallerin oluştuğu cilde, daha çok C vitamin gereklidir. Cilde, yüksek dozda C vitamini içeren kremlerin uygulanması ile bazı olumlu gelişmelerin yaşandığı belirtiliyor. Özellikle sunblock (tam UV kesen kozmetikler) ile birlikte C vitamini uygulamasının serbest radikallerin oluşumunu azalttığı ve kırışıkların oluşumlarını engellediği savunuluyor", Uzmanlar, bu tip ürünlerin, güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika önce uygulanmasını öneriyor.

Mesajı son düzenleyen Dr Yucel ( 18-04-05 - 20:54 )
 
Eski 18-04-05, 20:55 #38
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

C vitamini cildi gençleştiriyor

--------------------------------------------------------------------------------

Bazı çalışmalar, C vitamininin, vücudumuzdaki bağ doku denilen koruyucu doku katmanının korunmasında anahtar rolü oynadığını ortaya çıkardı.
Günlük yaşantıda taze sebze ve meyve yiyenlerin yeterince C vitamini aldıkları ve bu vitamin dozunun cildin kırışmaması için yeterli oranda olduğu ifade edildi. C vitamininin, vücudun her noktasına taşındığını belirten uzmanlar, hücrelerin ihtiyaçları kadar C vitaminini kandan aldıklarını ve fazla alınmış miktarın vücuttan idrar yolu ile atıldığını vurguladı. Sıklıkla yenilen taze sebze ve meyvelerin C vitamini için iyi bir kaynak olduğunu belirten uzmanlar, günlük erişkin bir kişi için önerilen C vitamini dozunun 300 ile 500 miligram arasında olduğunu ifade etti.




Sigara kullanan kişilerin cilt rahatsızlıkları çektiğine ve C vitaminine daha yüksek oranda ihtiyacı olduklarının altını çizen uzmanlar, C vitaminin cildin kırışma süresini uzattığına dikkat çekti. Hücrelerin C vitaminiyle beslendiklerini ve tazeliklerini koruduklarını vurgulayan uzmanlar, yüksek dozda harici olarak alınacak vitaminlerin kırışıklar üzerine bir etki sağlamayacağını belirtti.
 
Eski 18-04-05, 20:57 #39
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Diyabetli kadınlarda meşrubat riski

--------------------------------------------------------------------------------

Meşrubat tüketimiyle şeker hastalığı arasında doğrudan ilişki olduğu ilk kez bilim adamlarınca tespit edilerek ortaya kondu. Yapılan araştırma sonuçlarını açıklayan uzmanlar, diyabetteki meşrubat riski konusunda hastaları uyardı.




Amerikan Tıp Derneği'nin internette yayınlanan bir araştırma sonuçlarına göre, günde en az 1 kez meşrubat içen kimselerde, ikinci tip denilen şeker hastalığı riskinin yüzde 83 arttığı belirtildi. Araştırma, 9 yıl süreyle 91 bin kadın arasında gerçekleştirildi ve meşrubat içenlerin, hiç içmeyenlerden veya az içenlerden çok daha fazla kilo aldıkları belirlendi. Günde en az 1 kez meşrubat içen kadınlarda diyabet-2 riskinin, ayda 1 kez meşrubat içen kadınlardan yüzde 83 daha fazla olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, bu sonuçların diyabet ve obeziteyle mücadelede, meşrubatların azaltılması gerektiğini gösterdiğini vurguladı.
 
Eski 18-04-05, 21:08 #40
Dr Yucel Dr Yucel çevrimdışı
Varsayılan Cvp: Sağlık makalelerı

Vücudunuzu kışa hazırlayın

--------------------------------------------------------------------------------

Uzmanlar, sıcak yaz günlerinin yerini serin havalara bıraktığı bugünlerde, beslenmeye daha fazla önem verilmesi gerektiğini belirterek, enerji veren gıdalar ile C vitaminli besinlerin sofralardan eksik edilmemesi uyarısında bulundu.


Sonbahar aylarının grip ya da nezlenin en fazla yaygınlaştığı dönem olduğuna dikkat çeken uzmanlar, insanların, geçiş dönemi olan sonbaharda vücudunu soğuk kış aylarına hazırlaması gerektiğini ifade ediyorlar. İnsan vücudunun sebzeden meyveye, etten süte, kuru baklagillerden yağa ve ekmeğe kadar bütün besin gruplarına ihtiyacı bulunduğunu, ancak, içinde bulunduğumuz sonbahar aylarında bazı gıdalara daha fazla önem verilmesi gerektiğine işaret eden uzmanlar, özellikle potasyum yönünden zengin olan tahin, pekmez, pestil ve kurutulmuş meyvelerden oluşan gıdaların tüketilmesini öneriyor. Uzmanlar, soğuk havalarda tüketilmesi şart olan gıdaların sadece kurutulmuş meyveler olmadığını dile getirerek, "Soğuk havalarda enerji veren besinler almamız gerekiyor. Çünkü hava soğuk olduğundan, kişinin dışarıdaki ısı derecesine uyum sağlaması için enerjiye ihtiyacı oluyor" açıklamasını yapıyor.

ISPANAĞI ÇİĞ TÜKETİN
İnsanların, sonbaharda kış mevsimine göre daha fazla grip ve nezleye yakalandığını ifade eden uzmanlar, vücudun direncini arttıran ve hastalıklara karşı koruyucu özelliği bulunan C vitamininin fazla alınması gerektiğini belirterek, özellikle ıspanak, semizotu ve marul gibi yeşil yapraklı sebzelerin çiğ olarak tüketilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar, bu sebzelerin pişirildiğinde içerdiği C vitaminini kaybettiğini, ayrıca kışlık kurutulan patlıcan, yeşil fasulye ve bamya gibi sebzelerin içerdiği vitaminlerin yok olduğunu vurguluyor.

C VİTAMİNİNİN FAZLASI ZARAR
C vitamini bakımından zengin olan portakal, limon, greyfurt ve mandalinanın suyu sıkılarak değil, bütünüyle yenilerek tüketilmesini öneren uzmanlar, vatandaşlara şu uyarılarda bulunuyor:


"C vitamini, korunması güç bir vitamin. Bu nedenle portakal, greyfurt ve limondan oluşan meyve suyunu bekletmeden anında içmek ya da yiyerek tüketmek gerekiyor. Bol bol C vitamini almak lazım, diye günde 2 kilo portakal yemek de zararlı. Çünkü C vitamininin fazlası idrar yoluyla vücuttan atılıyor. Dolayısıyla böbrekler yoruluyor. Yani C vitamini şart ama abartmamak lazım."

KURUBAKLAGİLLER VE YAĞLI TOHUMLAR
Uzmanların verdiği bilgiye göre mercimek, nohut, kuru fasulye; protein, demir ve kalsiyum yönünden çok zengin. Ayrıca B12 dışındaki tüm B vitaminlerini barındırıyorlar. Kuru baklagiller tahıllar ile birleşince ve iyi pişirilince protein değeri etin protein oranına ulaşıyor. Özellikle içinde çeşitli kuru baklagil, kuru meyve ve nişasta bulunan aşure, protein açısından çok zengin bir tatlı. Ayrıca kuru fasulyenin yanına yapılan bulgur pilavıyla da aynı denge tutturulabiliyor.


Fındık, fıstık, üzüm ve ceviz gibi yağlı tohumların enerji kaynağı olduğunu bildiren uzmanlar, bu besinlerin özellikle kışın tüketildiğinde enerji sağlayıp vücut ısısının dışarıdaki havaya uyumunu kolaylaştırdığını bildirdi.


Kayısı, erik ve üzüm gibi kurutulmuş meyvelerin ya da reçellerin C vitaminini kaybettiğini dile getiren uzmanlar, önemli olanın sadece C vitamini olmadığını ifade ederek, bu besinlerin demir ve potasyum açısından oldukça zengin olduğunu belirtiyor.
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 08:50
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018