Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 31-01-10, 13:57 #1
prihana prihana çevrimdışı
Varsayılan Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?


Arkadaşlar, rabıta yapmak ile ilgili bazı şeyler danışmak istiyorum.
Ancak buna cevap verebilecek kişi, ancak rabıta yapmış ve bunda başarılı olmuş olanlar olabilir. Yani rabıta tecrübesi lazım.
Aranızda rabıta yapan var mı? Rabıta konusunda tecrübeli olan.
Eğer varsa danışacağım birkaç husus olacak.
__________________

Mesajı son düzenleyen SÜKUT ( 19-02-10 - 23:13 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-01-10, 16:06 #2
SÜKUT SÜKUT çevrimdışı
Varsayılan C: Rabıta ile ilgili


Sohbet bölümüne daha uygun olduğu için buraya taşıdım.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-01-10, 19:35 #3
devrim792009 devrim792009 çevrimdışı
Varsayılan C: Rabıta ile ilgili


kardeşim rabıta işi eften püften iş değildir.ve buralardan öğrenemezsin nasıl bi yaşantın var bilemiyorum ama sen rabıta isteyen kişi namazına niyazına yani 32 farza dikkat etmesi gerel geçmişdeki silsilei saadet leri araştır sor soruştur kendin kara ver o zamant kesinlikle hiç bir islami kaideyi hafie almaz derdi tasası dini yaymak ve yaşatmaktr görüşmek üzere
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-01-10, 20:10 #4
prihana prihana çevrimdışı
Varsayılan C: Rabıta ile ilgili

Kısaca, doğru bir iman sahibiyim ve ahkamı islamiyyeye hem vâkıfım, hem de harfiyyen uyuyorum elhamdülillah.
Rabıtayı birkaç kere yaptım.
Rabıta sırasında karşılaştığım 1-2 durum ile ilgili danışmak istemiştim sadece.

Mesajı son düzenleyen prihana ( 31-01-10 - 20:15 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-02-10, 20:35 #5
hasan_g hasan_g çevrimdışı
Varsayılan C: Rabıta ile ilgili

rabıta tarıkata girmiş bır ınsanın yaptıgı birnevi zikirdir.veysel karani hazretleri rabıta yaparak efendimiz sav=in muhabbetine ermiştir.onun nurunu tefekkur ederek
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-02-10, 13:44 #6
prihana prihana çevrimdışı
Varsayılan Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında, Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin bildirdiği şekilde birkaç kere yapmayı denemiştim.
Özele yazdım.
İnşallah ilk fırsatta Seyyid Abdülhakim Arvasi hz.nin o mektubunu buraya taşırım.

Mesajı son düzenleyen prihana ( 19-02-10 - 22:21 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-02-10, 22:14 #7
prihana prihana çevrimdışı
Varsayılan C: Rabıta ile ilgili

Aşağıdaki yazı Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabının 921. sahifesinden itibaren alınmış olup, Seyyid Abdülhakim Arvâsî Hazretlerine ait bir mektubdur. Nakşibendi Yolunun Silsile-i Aliyye büyüklerine göre nasıl rabıta ve istihare yapılacağını anlatmaktadır;

BIR TESAVVUF MÜTEHÂSSISININ MEKTÛBU
Tesavvuf, kalbi sâf yapmak, temizlemek demekdir. Bu da, zikr-i ilâhî ile olur. Bütün insanların se’âdet-i ebediyyeye, yanî dünyâ ve âhıret iyiliklerine kavusması, hakîkî sâhibimiz olan Allahü teâlânın ismini çok zikr etmekle hâsıl olur. Su kadar var ki, zikri, bir Velîden veyâhud onun izn verdigi, ahkâm-ı islâmiyyenin ve hakîkatin edeblerini degisdirmiyen, bid’at karısdırmıyan, ona, dogru baglanmıs bulunan bir zâtdan ögrenmesi, ondan izn alması lâzımdır. Böyle ögrenmeksizin yapılan zikrin fâidesi pekaz olur, belki de hiç olmaz. Çünki, izn alarak yapılan zikr, mukarreblerin isidir. Iznsiz zikr ise, ebrârın isidir. Bunun için, (Ebrârın ibâdetleri, iyilikleri, mukarreblere günâh, kusûrdur) buyurulmusdur. [Imâm-ı Rabbânî “rahime-hullahü teâlâ” 190.ve Abdüllah Dehlevî 99.mektûbunda buyuruyorlar ki, (Zikrin fâideli olması ve te’sîr edebilmesi için ahkâm-ı islâmiyyeye uymak sartdır. Farzları ve sünnetleri yapmak ve harâmlardan ve sübheli olan seylerden sakınmak lâzımdır. Bunları da sâlih olan Ehl-i sünnet âlimlerinden [veyâ bunların kitâblarından] ögrenmelidir). Zikri, bizim kitâblarımızda bildirdigimiz gibi yapan kimse, izn alarak yapmıs olur.] Zikri merâk etdiginizi biliyorum. Bunun için açık yazıyorum.[1]
Zikr, arabî bir kelimedir. Türkçede hâtırlamak, anmak demekdir. Hâtırlamak da, kalb ile olur. Söylemekle olmaz. Simdi üç dürlü zikr bilinmekdedir:
1— Dil ile söylemekle yapılan zikrdir. Söylerken, kalb birlikde hâtırlamaz. Yalnız dil ile söylenen zikrin kalbi temizlemekde fâidesi pek az olur. Ibâdet sevâbı hâsıl olur. Zümer sûresinde, meâli,
(Kalbleri Allahü teâlâyı zikr etmiyenlere azâb vardır) olan yirminci âyetinde bildirilen azâb bunlar içindir.
2— Yalnız kalb ile yapılan zikrdir. Dil söylemez. Iste bizim yolumuza mahsûs olan zikr budur. A’râf sûresi ellidördüncü [54] âyetinde meâlen, (Rabbinizi, yalvararak ve gizli ve sessiz çagırınız) ve Ra’d sûresi, 30. âyetinde meâlen, (Biliniz ki, kalbler, yalnız Allahü teâlâyı zikr etmekle râhat bulur) ve A’râf sûresi 204.âyetinde meâlen, (Rabbini, içinden zikr et!) buyuruldu ve baska birçok âyet-i kerîmede ve sayısız hadîs-i serîflerde ve din büyüklerinin kitâblarında bu zikr bildirilmekdedir.
3— Dil ile kalbin birlikde yapdıgı zikrdir. Allah adamları, Evliyâ “kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz”, yükseklere erisdikden sonra, böyle zikri yapabilirler.
Kalb ile yapılan zikr, en önce Fahr-i âlemin “sallallahü aleyhi ve sellem” hicret gecesinde, Sevr dagındaki magarada, Ebû Bekr-i Sıddîka “radıyallahü anh”, diz üstüne oturtup, gözlerini kapamasını emr ederek sessiz yapdırdıgı zikrdir. Büyüklerin yolda bulunanlara ögretdikleri râbıta, Tevbe sûresinin yüzyirminci âyetinin, (Hep sâdıklarla birlikde bulunun!) ve En’âm sûresinin elliikinci âyetinin, (Rablerini istiyenlerle berâber olmaga çalıs!) meâllerinde emr olunan berâberlikdir ve (Allahü teâlânın sevdiklerini hâtırlamak, rahmet etmesine sebeb olur) hadîs-i serîfine uymakdır. Bunlar gibi, baska âyet-i kerîmeler ve hadîs-i serîfler de vardır. Asyada, Mâverâ-ün-nehr ve Buhârâda, oniki asrdan beri gelmis bulunan Hanefî âlimlerinin büyükleri de, talebesine böyle yapdırmıslardır.
Hergün âdet ederek, sabâh veyâ aksam nemâzından sonra, yâhud uygun gördükleri bir zemânda, abdestli, temiz bir yerde, yalnız olarak, kıbleye karsı oturulurdu. Gözler kapanırdı. Dil ile yirmibes kerre (Estagfirullah) denir, herbirini söylerken, (Günâhlarıma pismân oldum. Bir dahâ yapmamaga söz veriyorum. Günâhlarımı afv eyle!) diye düsünülürdü. Sonra:
Bir Fâtiha ile üç Ihlâs okuyup, sevâbı, Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem” ile Muhammed Behâeddîn-i Buhârî ve Abdülkâdir-i Geylânînin “kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz” rûhlarına hediyye edilir ve kalb ile düsünerek, rûhlarından yardım istenir. Beni de yolunuzun yolcuları arasında bulundurunuz diye yalvarılırdı.
Ihlâs-ı serîf okumadan, yalnız bir Fâtiha dahâ okur, sevâbını Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem” ile imâm-ı Rabbânî Müceddid-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî ve mevlânâ Hâlid-i Bagdâdî “kaddesallahü teâlâ esrârehümâ”nin rûhlarına hediyye eder, bunların da rûhlarına kalb ile yalvararak, kendilerinin talebelerinden, mensûblarından saymalarını ricâ ederlerdi.
Yalnız bir Fâtiha dahâ okunur. Sevâbını Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem” ile seyyid Abdüllah ve seyyid Tâhâ “kaddesallahü teâlâ esrârehümâ” rûhlarına hediyye eder, bâtınlarından kalb ile yardım ve feyz isterlerdi.
Bir Fâtiha dahâ okuyarak, Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem” ile seyyid Muhammed Sâlih ve seyyid Fehîm-i Arvâsînin “kaddesallahü teâlâ esrârehümâ” rûhlarına hediyye eder, rûhlarından kalb ile yardım ve feyz isterlerdi.
[2]
Bundan sonra, kısaca (Tezekkür-i mevt) ederlerdi. Ya’nî, kendini ölmüs ve tenesir tahtası üzerinde yıkanmıs, kefene sarılmıs ve tabuta konulmus ve mezâra gömülmüs olarak düsünürlerdi. Mezârda oldugu hâlde, Allahü teâlâ ile arasında vesîle ve vâsıta olan zâtı [meselâ, yukarıda rûhlarına Fâtiha okudugu Velîlerden birini] karsısında görür gibi, hayâline getirir, nûrlu alnına, yanî iki kası arasına edeb ile bakar gibi olurlardı. Herseyi unutarak, dünyâ islerini düsünmiyerek, sevgi ve saygı ile, onun mubârek yüzünü hayâlinde veyâ gönlünde durdururlardı.
Buna, (Râbıta) demislerdir. Mâide sûresi, 35.ci âyetinde, (Ona kavusmak için, vesîle, vâsıta arayınız!) emri ile ve baska âyet-i kerîmeler ve hadîs-i serîflerle ve islâm âlimlerinin kitâblarında bildirilmisdir. Tesavvufun bütün yollarında ve en çok büyüklerimizin yolunda en degerli ilerletme vâsıtası oldugu bildirilmisdir.
Bu râbıta, en az onbes dakîka sürer. Dahâ az olursa, tesîri de az olur.
Râbıtasız zikr etmek, insanı ilerletmez. Zikr etmeden râbıta yapmak, ilerletir buyurmuslardır. Râbıta, her isde yardımcıdır. Zikr etmege yardımı ise, pekçokdur. Allahü teâlânın evi olan kalbi, nefsin pisliklerinden ve seytânın aldatmasından temizler.
Zikrin yerlesmesi için kalbi hâzırlar. Râbıta, üç kısmdır:
1 — Velînin yüzünü, karsısında bulunuyormus gibi, hâtırlamakdır. Böyle râbıta, zikre baslarken yapılırdı.
2 — Yüzünü kendi kalbinde bulundurmakdır. Böyle râbıta, zikr ederken, kendiliginden hâsıl olunca, kalbde durdugunu düsünerek, zikr etmek olurdu.
3 — Kendisini, Velînin seklinde, kıyâfetinde görmek, yanî böyle râbıta yapmakdır.
Kur’ân-ı kerîm okurken ve dinlerken, ders, vaaz dinlerken, nemâz kılarken, her ibâdeti yaparken, kendini o kıyâfetde düsünür. Bunları yapan, kendi degil, odur der. Böyle yapılan ibâdetlerden çok lezzet duyulurdu.
Râbıta yapmakla çabuk ilerlerdi. Allahü teâlânın rızâsına kavusurdu. Üçüncü kısma (Ta
m râbıta) denirdi.
Tam râbıta yapan, kendi kalbini düsünürdü. Kalb, yanî gönül, sol memenin altında ve iki parmak asagıda, yürek denilen bir parça etde bulunan nûrdan bir kuvvetdir. Yürek, yumurta veyâ kozalak gibidir. Buna, (Kalb-i sanevberî) denir. Burada bulunan nûrdan kuvvete, (Kalb-i hakîkî) denir. Kalb-i sanevberî, kalb-i hakîkînin yuvası gibidir.
Kendine sıkıntı vermeden, nemâzda oturur gibi edeble otururlardı. Basını ve vücûdünü azıcık kalbe eger. Gözlerini yumar, yanî kaparlardı. Çünki göz, kalbin kılavuzu gibidir. Göz ne ile mesgûl olur ise, kalb de onunla mesgûl olur. [Bütün his organları da böyledir.] Bunun için, duygu organlarının hiçbiri birsey duymamalıdır.
Hiçbir uzvunu oynatmazlardı. Dudaklar birbirine yapısırdı. Dil damaga deger, (Allah) kelimesini, hayâli ile, düsünerek, o (nûrdan kuvvet) üzerinden geçirir. Hayâl ile, zevk, sevk, saygı ile, (Onun gibi, hiçbirsey yokdur) âyet-i kerîmesine uyarak, hiçbirseye benzemiyen bir zâtın ismi olan Allah, Allah, Allah derlerdi. Söylerken, hiçbir sıfatını düsünmez. Hattâ hâzır ve nâzır oldugunu bile hâtırlamazlardı.
Tesbîhi alıp, sag elinin bas parmagı ile Allah, Allah diyerek, tesbîh dânelerini atar. Kalbine bir düsünce gelmemesi için uygun görecegi gibi çabuk veyâ agır agır zikr ederlerdi. Zikrin, kalbin yakınında olması lâzımdır. Zikr günde, en az besbindir. Ramezân-ı serîfde onbesbin, baska aylarda yedibin, mümkinse her zemân onbesbin olurdu. Zikr, bu kadar anlatılabilir. Yapınca anlasılır. Iyi yapmak çok yapmakla olur.
(Ölüm gelmeden önce zikr et! Çünki, kalbin temizligi zikr ile olur. Allahü teâlânın zikrinden baska, her ne olursa olsun, can çıkarmakdır) sözü meshûrdur.
Tesavvuf bilgilerinin mütehassısları, (Zikr etmekle kalb temizlenir. Zikr etmekle, Allahın sevgisi elde edilir. Zikr etmekle, ibâdetin tadı duyulur. Zikr etmekle, îmân kuvvetlenir. Zikr etmekle, nemâz kılmak hevesi artar. Zikr etmekle, ahkâm-ı islâmiyye kolaylıkla yapılır. Zikr etmekle, taklîdcilikden kurtulup, vicdânîlige kavusulur. Kur’ân-ı kerîmdeki (Allahü teâlâyı çok zikr ediniz!) emri bunu göstermekdedir) derlerdi. [Zikrin nasıl yapılacagı, Muhammed Masûm hazretlerinin, cild 2, 113.cü mektûbunda yazılıdır. Bu mektûbun tercemesi, (Kıyâmet ve Âhıret) kitâbı 165.ci sahîfede vardır.]
Tesavvuf yolunda ilerlemek için, önce tevbe, sonra istihâre yapılırdı. Tevbe yapmak için kısaca, (Yâ Rabbî! Bulûgum ânından simdiye kadar yapdıgım günâhlara pismân oldum. Simdiden sonra da, insâallahü teâlâ hiç günâh islememege söz veriyorum) denir. Günâhlar ayrı ayrı sayılmaz. Sonra gusl abdesti alınır. Guslden sonra, o gece (Istihâreye niyyet etdim) diyerek iki rekat nemâz kılıp, yatılırdı. Birinci rekatde (Kâfirûn), ikinci rekatde (Ihlâs) sûresi okunurdu. Hergün, böyle zikr ederlerdi. Tevfîk Hak teâlâdandır derlerdi.
Imâm-ı Birgivînin (Kırk hadîs)i, 21.hadîsine göre, her müminin istihâre yapması sünnetdir. Ibni Âbidînde diyor ki, (Istihâre nemâzından sonra su düâ okunur: Allahümme innî estehîrüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike ve es’elüke min fadlikel’azîm fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta’lemü velâ a’lemü ve ente allâmül-guyûb). Yedi gece böyle istihâre yapılır. Sonra, kalbe gelen sey yapılır.
İstihâreden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüyâda beyâz veyâ yesil görmek hayra alâmetdir. Siyâh veyâ kırmızı görmek serre alâmetdir denildi.
Istihâre nemâzını baskasına kıldırmak sünnet degildir. Istihâre yapmasını ögrenmeli, bu sünneti kendisi îfâ etmelidir. Bedenle yapılan ibâdetleri baskasına yapdırmak câiz degildir.

31 Mayıs 1339 [1923] Zil-ka’de 1341
Esseyyid Abdülhakîm

[1] (Bir kimse, bu mektûbu okuyup, seve seve yaparsa, ona izn verilmis olur demislerdir.
[2] Bunlara, seyyid Abdülhakîm efendi de ilâve edilir.

Zikrden ve râbıtadan istifâde edebilmek için, Ehl-i sünnet i’tikâdında olmak ve farzları yapmak, harâmlardan sakınmak lâzım oldugu doksandördüncü ve yüzdoksanıncı mektûbların sonunda ve ikinci cildin kırkyedinci ve ellinci mektûbunda bildirilmisdir. Böyle olmıyanlarda, fâide yerine zarar olur) demislerdir.

Resûlullahın vârisi, müceddid-i elf-i sânî,
Ilm-i zâhirde müctehid, tesavvufda Veysel Karânî.

Dîni yaydı yeryüzüne, nûrlar saçdı her mü’mine,
yandırdı gâfilleri, yüce imâm-ı Rabbânî.

Iyi bildi ilm-i hâli, şer’a uygundu her hâli,
Küfr sarmısken cihânı, oldu Ebû Bekr misâli.

Sohbetinden feyz aldılar, hem kumandan, hem de vâlî,
Ömer Fârûk soyundandır, buna sâhid oldu adlî.

Mesajı son düzenleyen prihana ( 19-02-10 - 22:32 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-02-10, 20:00 #8
ilim_123 ilim_123 çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Selamun Aleykum Kardeşim.

Seyyid Abdulhakimi Arvasi hz.leri(k.s.)'nin Çok Yakın Dostu,Ahbabı ve Şeyh Hacı Hamdi Turabi hz.leri(k.s.)'nin Talebesi Olan Seyyid Ahmed Turan El-Hızıri(k.s.) hzleri'nin Talebesi Seyyid Muhammed Cafer İskenderoğlu Hocamızdan Sorabilirsin.

Seyyid Ahmed Turan El-Hızıri(k.s.) ile Seyyid Abdulhakimi Arvasi(k.s.) Kendileri Ahbabdırlar.Ve İkiside Şeyh Hacı Hamdi Turabi(k.s.) hz.lerinden Batıni ve Zahiri ders Almışlardır.

Hatta Silsile Şöyledir.

Bağlandım bir yola başı arvasi,
Seyyidi sadatın aşı hurması,
Çok halden sonra arşı görmesi,
Tarifi görünce haller az geldi! (Seyyid Ahmed Turan Hz.)

1- HZ. MUHAMMED MUSTAFA (SAV)

2- Seyyidina Ebu Bekr-i Sıddık (RA)

3- Selman-ı Farisi (RA)

4- Kasım bin Muhammed (RA)

5- Cafer-i Sadık (KS)(İmam Cafer-i sadık)

6- Bayezid-i Bistami (KS)

7- Ebul Hasan Harkani (KS)

8- Ebu Ali Farmedi (KS)

9- Yusuf-i Hemedani (KS)

10- Abdülhalık-i Goncdüvani (KS)

11- Arif-i Rivegeri (KS)

12- Mahmud-i Encirfagnevi (KS)

13- Ali Ramiteni (KS)

14- Muhammed Baba Semmasi (KS)

15- Seyyid Emir Gilâl (KS)

16- Seyyid Muhammed Behaeddin (KS)(Nakşibendi el buhari hz.leri(k.s.)

17- Alâüddin-i Attar (KS)

18- Yakub-i Çerhi (KS)

19- Ubeydullah-i Ahrar (KS)

20- Muhammed Zâhid (KS)

21- Hâcegi Muhammed Emkenegi (KS)

22- Muhammed Bâkibillah (KS)

23- İmam-ı Ahmed Rabbani (KS)

24- Muhammed Masum Faruki (KS)

25- Mazhar-ı Can-ı Canan (KS)

26- Seyyid Abdullah Dehlevi (KS)

27- Mevlana Hâlid-i Bağdâdi (KS)

28- Seyyid Taha-yı Hakkâri (KS)

29- Seyyid Muhammed Salih (KS)

30- Seyyid Fehim-i Arvasi (KS)

31- Hacı Hamdi Turabi (KS)

32- Seyyid Ahmed Turan El-Hızıri (KS)

.caferiskenderoglu.com'dan Hocamıza Soru Sorabilirsin.

Ayağının Çorabıyım Prihana

Allah(c.c.) Emanet ol.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-02-10, 23:10 #9
prihana prihana çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen ilim_123 Mesajı Göster
Selamun Aleykum Kardeşim.

Seyyid Abdulhakimi Arvasi hz.leri(k.s.)'nin Çok Yakın Dostu,Ahbabı ve Şeyh Hacı Hamdi Turabi hz.leri(k.s.)'nin Talebesi Olan Seyyid Ahmed Turan El-Hızıri(k.s.) hzleri'nin Talebesi Seyyid Muhammed Cafer İskenderoğlu Hocamızdan Sorabilirsin.

Seyyid Ahmed Turan El-Hızıri(k.s.) ile Seyyid Abdulhakimi Arvasi(k.s.) Kendileri Ahbabdırlar.Ve İkiside Şeyh Hacı Hamdi Turabi(k.s.) hz.lerinden Batıni ve Zahiri ders Almışlardır.

Ayağının Çorabıyım Prihana

Allah(c.c.) Emanet ol.
Estağfurullah efendim o nasıl söz.
Allahü Teala hepimizi bu büyüklerin şefaatlarine nail eylesin.
Bahsettiğiniz İskenderoğlu, şu an amerikada yaşayan, internette cennet tapuları satan iskender değildir inşallah!!!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-02-10, 23:15 #10
ilim_123 ilim_123 çevrimdışı
Varsayılan

Yok Kardeşim Asla.Onunla Alakası yokdur.

Estağfirullah Kardeşim.Ben Efendilik için Değil Sizin gibi Gönül Erlerine Hizmet Etmek için varım.

Onun Adı Evrenesoğludur.Bizim Hocamız Onun Gibi Kendini bir makama layık görmez.Çünkü O biiznillah 16.Kutb'ul Aktab Seyyid Ahmed Turan El-Hızıri(k.s.)'nin Edebiyle büyümüşdür.

Hocamız Biiznillah Anadoludadır.

Mesajı son düzenleyen FatihTürker ( 21-02-10 - 13:03 ) Neden: flood yasak!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-02-10, 10:22 #11
gökaslan gökaslan çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

rabıta ve zikr aynımı yoksa farklı şaylermiii?????????**
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-02-10, 00:16 #12
prihana prihana çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen gökaslan Mesajı Göster
rabıta ve zikr aynımı yoksa farklı şaylermiii?????????**
Farklı şeylerdir ama rabıta yaparken zikretmek te gerekir.
Yazının içeriğinde bunları açıklıyor.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-03-10, 23:05 #13
ThugNiggaz ThugNiggaz çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Birincisi sizin için hüccet ne şeyh ne o ne bu nede şudur. Sizin için hüccet ilk önce Kuran sonra Peygamber s.a.v. sonrada Seleftir. Yani sahabedir. Bana bu yaptıklarınızda Kuran ,peygamber ve sahabeden böyle yapan varmı? Ve delil getirdiğiniz ayetlerdende ehli sünnet alimleri yani 4 alim nasıl tefsir etmiş bir bakın?! Bu konuda çok iddaalı olan varsa bende delil çok diyen buyursun bana özelden ve buradan yazabilir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

«Her bid'at sapıklıktır.» (Buhari, Müslim)

«Her kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa onun ameli geçersizdir.» (Buhari, Müslim)

Ayrıca zikir dediğiniz şu ıkınarak ah uh heyt huyt demekse bunu gibi sahihliğini araştırabileceğiniz birsürü hadis koyabilirim :

Rivayete gröre şöyle bir hadise meydana gelmiştir:
“Biz İbni Mes’ud’un kapısında oturuyorduk vakit akşam ile yatsı arası idi Ebu Musa İbni Mes’ud’a gelerek “dışarı çık ey Eba Abdirrahman” dedi ibni Mes’ud dışarı çıktı Ebu Musa’ya seni bu saat de kapıma getiren nedir dedi Ebu Musa Allah’a yemin ederim ki ben bir durumla karşılaştım o beni korkuttu inşaallah hayırdır dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü “ mescide bir topluluk gördüm içlerinden birisi şu kadar Sübhanallah şu kadar Elhamdülillah deyin diyordu. Bunun üzerine Abdullah gitti bizde beraberinde gittik. Onların yanına vardı ve “ siz nede çabuk sapıttınız halbuki Muhammed’in ashabı diridir,hanımları da daha yaşlanmadı, peygamberin elbiseleri ve yemek kapları daha bozulmadı siz oturup günahlarınızı sayın ben iyiliklerinizin Allah tarafından sayılacağına kefilim dedi”
Ebul bahteri-Taberani- H.sahabe
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-03-10, 14:05 #14
prihana prihana çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen ThugNiggaz Mesajı Göster
Ayrıca zikir dediğiniz şu ıkınarak ah uh heyt huyt demekse

Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen prihana Mesajı Göster
Zikr, arabî bir kelimedir. Türkçede hâtırlamak, anmak demekdir. Hâtırlamak da, kalb ile olur. Söylemekle olmaz. Simdi üç dürlü zikr bilinmekdedir:
1— Dil ile söylemekle yapılan zikrdir. Söylerken, kalb birlikde hâtırlamaz. Yalnız dil ile söylenen zikrin kalbi temizlemekde fâidesi pek az olur. Ibâdet sevâbı hâsıl olur. Zümer sûresinde, meâli,
(Kalbleri Allahü teâlâyı zikr etmiyenlere azâb vardır) olan yirminci âyetinde bildirilen azâb bunlar içindir.
2— Yalnız kalb ile yapılan zikrdir. Dil söylemez. Iste bizim yolumuza mahsûs olan zikr budur. A’râf sûresi ellidördüncü [54] âyetinde meâlen, (Rabbinizi, yalvararak ve gizli ve sessiz çagırınız) ve Ra’d sûresi, 30. âyetinde meâlen, (Biliniz ki, kalbler, yalnız Allahü teâlâyı zikr etmekle râhat bulur) ve A’râf sûresi 204.âyetinde meâlen, (Rabbini, içinden zikr et!) buyuruldu ve baska birçok âyet-i kerîmede ve sayısız hadîs-i serîflerde ve din büyüklerinin kitâblarında bu zikr bildirilmekdedir.
3— Dil ile kalbin birlikde yapdıgı zikrdir. Allah adamları, Evliyâ “kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz”, yükseklere erisdikden sonra, böyle zikri yapabilirler.
Kalb ile yapılan zikr, en önce Fahr-i âlemin “sallallahü aleyhi ve sellem” hicret gecesinde, Sevr dagındaki magarada, Ebû Bekr-i Sıddîka “radıyallahü anh”, diz üstüne oturtup, gözlerini kapamasını emr ederek sessiz yapdırdıgı zikrdir. Büyüklerin yolda bulunanlara ögretdikleri râbıta, Tevbe sûresinin yüzyirminci âyetinin, (Hep sâdıklarla birlikde bulunun!) ve En’âm sûresinin elliikinci âyetinin, (Rablerini istiyenlerle berâber olmaga çalıs!) meâllerinde emr olunan berâberlikdir ve (Allahü teâlânın sevdiklerini hâtırlamak, rahmet etmesine sebeb olur) hadîs-i serîfine uymakdır. Bunlar gibi, baska âyet-i kerîmeler ve hadîs-i serîfler de vardır. Asyada, Mâverâ-ün-nehr ve Buhârâda, oniki asrdan beri gelmis bulunan Hanefî âlimlerinin büyükleri de, talebesine böyle yapdırmıslardır.
Buna, (Râbıta) demislerdir. Mâide sûresi, 35.ci âyetinde, (Ona kavusmak için, vesîle, vâsıta arayınız!) emri ile ve baska âyet-i kerîmeler ve hadîs-i serîflerle ve islâm âlimlerinin kitâblarında bildirilmisdir. Tesavvufun bütün yollarında ve en çok büyüklerimizin yolunda en degerli ilerletme vâsıtası oldugu bildirilmisdir.
Hiçbir uzvunu oynatmazlardı. Dudaklar birbirine yapısırdı. Dil damaga deger, (Allah) kelimesini, hayâli ile, düsünerek, o (nûrdan kuvvet) üzerinden geçirir. Hayâl ile, zevk, sevk, saygı ile, (Onun gibi, hiçbirsey yokdur) âyet-i kerîmesine uyarak, hiçbirseye benzemiyen bir zâtın ismi olan Allah, Allah, Allah derlerdi. Söylerken, hiçbir sıfatını düsünmez. Hattâ hâzır ve nâzır oldugunu bile hâtırlamazlardı.
Tesbîhi alıp, sag elinin bas parmagı ile Allah, Allah diyerek, tesbîh dânelerini atar. Kalbine bir düsünce gelmemesi için uygun görecegi gibi çabuk veyâ agır agır zikr ederlerdi.
Dikkat ederseniz burda yapılması bildirilen zikr, sadece kalb ile yapılan zikrdir. Hayt huyt değil yani.
Bid'atler konusunda en şiddetli karşı duran kişi Seyyid Abdülhakim Arvasi hz.dir. O mübarek olmasaydı belki şimdi islam dünyasında bid'at kavramı olmayacaktı.
Son zamanlarda yaşamış islam alimlerinden bid'atler konusunda hassas olan O büyük ve O'nun yolunda gidenlerdir.
Burda bahsedilen zikr, Resulullah Efendimizin Hz. Ebubekr r.a. ile hicret esnasında, mağarada Hz.Ebubekr r.a.a öğrettiği sessiz, kalb ile yapılan zikrdir.
Eshab-ı kiram elbette sonradan gelenler için ve bizler için her konuda en güzel örnektir. Ancak onlar Resulullah a.s.ın sohbetlerinin bereketiyle nefsleri mutmainne olmuş, evliyalık derecelerinin zirvesinde olan insanlardı. Bu yüzden zikr ve rabıta konularında onların durumları bize örnek teşkil edemez.
Bize örnek teşkil edebilecek veya bize yol gösterecek en büyük yol gösterici İmamı Rabbani hazretleri ve sonra diğer ehli sünnet islam alimleridir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-07-11, 19:16 #15
muhsin iyi muhsin iyi çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Yazimi sitnizde yayimlarsaniz Allah razi olsun... 1 Rabıta bağ demektir. İki şeyi birbirine bağlamak. Tasavvufta müridin şeyhi hayal etmesi ondaki feyze, nura, nisbete müşteri olmasıdır. Rabıtanın pek çok şekli vardır. En güçlüsü telebbüsü rabıtadır. Bu rabıtada mürid kendisini şeyh farz eder, onun şeklini vücuduna sokar. Artık kendisi değil, şeyh vardır. Ama sofiler rabıtada genellikle şeyhlerini karşılarında yüksek bir tahta oturmuş surette canlandırırlar.
Gerçekten rabıta için açık bir nas olmadığı gibi peygamber döneminde böyle bir uygulama da yoktu. Zaten ehli tasavvuf da rabıtanın bir ibadet biçimi olmadığını, bir sevgi tezahürü ve manevi ilerlemede bir teknik olduğunu belirtmektedirler. Tevillerle yeni bir ibadet tesis etmek dine bidat koymaktır. Zaten ehli tasavvuf, özellikle Nakşibendiler bu konuda çok hassastırlar.
Peki rabıta bir ibadet biçimi değilse ve bir sevgi ve maneviyatta gelişme tekniği ise tasavvufta buna niçin ihtiyaç duyulmuştur? Rabıtanın temel işlevi nedir? Öncelikle şunu belirteyim din demek tasavvuf demek değildir. Bir Müslüman dinin emir ve yasaklarını yerine getirerek de cennete girebilir. Tasavvufun gayesi Cibril hadisinde iman, İslam sorularından sonra gelen ihsan sorusuna cevap teşkil etmektedir. Vakıa suresinde de 'ileri geçenler' olarak adlandırılan taifeye şümuldür. Ne yazık ki bu surede bu taife ümmet-i Muhammed’de geçmiş ümmetlere göre daha az olacağı da vurgulanmaktadır. Allah'ın tasavvufun sırrının akıl ve şeriata uymadığını da Kehf suresinde Hz. Hızır ve Hz. Musa kıssaları ile bu ümmete ders verdiğini de unutmayalım. Gerçi mürşitler şeriatı da her zaman birinci plana aldıklarını, şeriatsız tarikat olmayacağını da vurgulamışlardır.
Gelelim sorularımızın cevaplarına. Ben peygambere sahabeler kadar muhabbet duyabilir miyim? Kesinlikle duyamam. Muhabbet görmekle olur. Bir tebessüm, bir bakış muhabbeti gerçekleştirir. Bir nurlu yüz insanı candan vurur. Bir güzel sohbet yüreklere işler. Maalesef bizler bundan mahrumuz. Sahabeler ise bunu yaşıyorlardı. Yani onların her saniyesi O Zatla rabıtalı geçiyordu. Hatta hadisi şeriften peygamberimizden ve peygamberlerden sonra ümmetin en hayırlısı olan Hz Ebubekir kaza-i hacetinde bile Rasullahı düşündüğünü ve bundan bizar olarak Rasullaha geldiğini onun da bunu doğal karşıladığını anlıyoruz. Sevgi hayal doğurur. İşte rabıta bu hayaldir. Mürşidinii hayal etmektir. Peki mürşidini hayal etmek ne doğurur? Sevgi doğurur. Mürşit silsilesi ile Hz Rasullahın vekilidir. Silsilesi sağlamsa tabii. Her şeyde olduğu gibi bunların da sahteleri olduğunu unutmayalım. Peki gerçek bir mürşidi kamili hayal etmek sofiye ne kazandırır. Fenafişşeyh makamını verir. Bu uzun yılları alabilir. Ama fanafişşeyhlik de onu fenafillaha götürür. Rabıtasız hiç bir kimse fenafillah olamaz. Üyevsiler bile Allahın rahmeti ile Hz. Hızır Aleyhisselamın veya ahrete teşrif etmiş bir velinin şeyhliğinde fenafillaha ulaşabilmişlerdir. Çünkü şeytanlar nefsin mülhime sınırında beklerler. Oradan yukarıya ancak rabıta nurları ile çıkılabilir. Başka bir yol mümkün değildir. Allah'ta fenaya ve bekaya ulaşmış bir mürşidi rabıta yaptığımız zaman elde ettiğimiz kazanç çok büyüktür. İlim, hikmet ve bilhassa nur mürşitten rabıta yapanın üzerine adeta yağar. Kalp gözü açık olanlar bunu görebilirler. Mürşit sağlam silsilesi ile bunu Sadatlardan, Rasulullahtan ve Allahtan alır. Yani bir hiyerarşi var. Rabıta olmasa mülhime nefs sıfatına ulaşmış kişi şeytanların oyuncağı olur, delirir. Tövbe etmiş tarikata yeni girmiş kişi rabıtayı bilemez, kıymetini de anlamaz. Zamanı boşa geçirmek olarak telakki eder. Çünkü bir yarar gördüğüne kani olmaz. Ama durum böyle değildir. Biz de bu basamaklardan geçtik. Tasavvuf kitaplarından rabıtanın zikirden daha eftal olduğunu okuyunca taaccüp etmiştik. Hatta karşı geldik. İnanmadık. Ama zamanla kalp gözümüz açılınca işin hakikatine bizzat şahit olduk. Meğer sadatlar doğru söylemiş, rabıtasız zikir maksata ulaştırmaz, ama zikirsiz rabıta maksada ulaştırırmış. Tasavvufu bir kelime ile tanımlamak gerekirse rabıtadır. Rabıta nefse çok ağır gelir. Nefis rabıtayı ölmekle eş görür. Gerçekte de öyledir. Rabıta ile nefis daha doğrusu emmare, levvema, mulhime nefisler ölür. Nefis mutmainne makamına ancak bir Allah dostunun gölgesi ile yani rabıta ile çıkabilir. Zor, çok zor nefsin rabıtayı kabul etmesi. Ben bile bu yolda pek çok sorunla karşılaşıyorum. Ama ilaç acı da olsa çok yararlı. Bunu anladım. İnşallah bu yazımız insanların gönüllerinde rabıtaya teşvik olur.Namazda dünyevi şeyleri hayal edeceğimize kalbimizi şöyle bir rabıtaya bağlarsak ihsan makamına doğru yol alabiliriz. Namazı kılan ben değilim mürşidimdir. O Kabe-yi şerifede namaz kılıyor. Bakın bakalım namaz ne kadar tatlı olacak. Aksi halde namaz dünyevi, şeytani hayallerle geçmektedir. Namazda kalbe nefse sahip çıkmak çok zordur.
2
Geçmişime baktığımda bir zamanlar benim de rabıtayı inkar ettiğimi hatırladım. O zamanlar Seyyid Kutup, Mevdüdi, Ali Şeriati gibi İslam büyüklerinin eserlerini okuyordum. Daha sonra Risale-i Nurları okudum. O zamanlar tasavvuf, hususiyle rabıta beni çok itiyordu. Şeriatın ayaklar altında olduğu bir ortamda bir kenara çekilip şeyhin suretiyle meşgul olma bana çok komik ve acınacak bir durum olarak görünüyordu.
Ama yıllar geçti. Bazı acayip garaip olaylar oldu. Kendisini ve mekanını daha önce görmediğim bir şeyhi mekanıyla birlikte rüyada çok açık bir şekilde gördüm. Bir yıl kadar sonra da bir tesadüfle o şeyhi ve mekanını tanıdım. Tövbe ve zikir aldım. Rabıta dersleri ise bana zor geldiği için pek önem vermedim. Önceleri istemeye istemeye yapmaya başladım. Hem çok kısa tutuyordum hem de pek sevmiyordum. Ama okuduğum kitaplardan rabıtanın önemini bildiğim için istemeden de olsa yapmaya çalışıyordum.
Belki nefsimin bir kusuru, ama bazı işlerde çok işime yaradı. Biraz inatçıyımdır. Rabıta da öyle oldu. Sebat ettim. Bunda bir sır vardır, diyordum. Nefsime ağır geldiğine göre şeytan da bu rabıtadan pek hoşlanmıyordur, diye düşünürdüm. Halbuki zikir derslerimi hiç kaçırmıyordum. Her gün yapıyordum. Zikirden müthiş zevk alıyordum. Ama rabıta bana zamanı boşa geçirmek olarak görünüyordu. Vesveseye giriyordum. Rabıtaya çok kısa bir zaman ayırıyordum. Ama onu hiç terk etmedim. Mutlaka her gün kısa da olsa yapmaya çalıştım. Sonra kalp gözümüz sadatların himmetiyle açıldı. Gözlerimizi kapattığımızda nurları müşahade etmeye başladık. Nurlar değişik renktedirler. Kırmızı, sarı, yeşil, siyah ve bu renklerin karışımı değişik tonlar da vardır. Bu nurlar insanın kalp, ruh, sır, hafi, ahfa gibi letaif noktalarında çıkar. Letaifler çalışmaya başladığında neyin nereden çıktığını anlamazsınız bile. Nurlar birbirine girer, akıl almaz bir hızla dönmeye başlarlar. Manzara gerçekten harikadır. Hayranlıkla seyredersiniz. Akıl almaz bir olaydır. Tabii konumuz rabıta. Zikirde bu nurlar sanki insandan neş'et eder gibidir. Yani bildiğimiz de odur. Letaifler çalışır ve nur üretirler. Zikrin feyzi olarak. Ama rabıtada başka türlü olmakta. Gene letaifler çalışır, ama asıl nur, feyz, nisbet yani nur dışında başka şeyler hayal edilen mürşidden sana gelmeye başlar. Bir de nispet kokusu. Bu öyle bir kokudur ki, dünyada böyle bir kokunun eşi benzeri yoktur. Aklınız başınızdan gider. O koku için hayatınızı bile feda edebilirsiniz. Rabıtanızın gücüne göre koku artar veya eksilir ama bazen burnunuzun direğini kırarcasına gelir. Allahım al canımı, yeter bu dünya çöplüğünde bunaldığım, diye düşünürsünüz. Yani bu koku için canınızı vermek istersiniz. Rabıta sırasında mürşitten gelen feyz, nisbet ve nur ise sanki bir nisan yağmurunda güneşin altında serinlemek için ıslanmak gibidir. Yani rabıtanın başı nefse çok ağır gelir ama sonundaki nimetleri çok büyüktür. Biz gerçi sonda değiliz ama gördüklerimiz bile aklımızı almaya kafidir. Bunun sonu nasıl onu hayal edemiyorum. Tabii bunlara takılmak tasavvufta hoş görülmez, şeyh de daima önemli olanın Allah rızası olduğunu bu tür hediyelere aldanmamayı nasihat eder.
Allahın üzerine yemin ediyorum ki, bu söylediğim nimetleri kafamdan atmadım, hepsi de bize nasip oldu. Ama şunu da itiraf edeyim ki, eğer şeyhi ve mekanını onu tanımadan önce rüyamda görmeseydim ben ne tasavvufa girerdim ne de bir şeyhe rabıta yapardım. Çünkü herkes gibi ben de nefsimi seven bir insanım. Daha önce okuduğum ve etkisi altında kaldığım İslam büyüklerinin adlarını söyledim. Rabıta nefsi şeyhin nefsinde yok etmedir. Buna tabii ki insan fıtri olarak karşı koyar. Ben de senelerce buna karşı koydum. Hem de nasıl. Anlatsam ayrı bir konu olur. Ben de acaip bir şekilde karşı koydum. Hala nefsimde belli bir derecede de var. Ama rabıtanın yararlarını gördükçe bu günden güne azalıyor. Rabıta nefisle savaşmaktır. Emmare, levvame, mülhime nefisleri öldürüp yerine mutmainne nefsi ikame etmedir. Biz daha mutmainne nefse ulaşmadık. Nefsin mülhime sıfatında takılıp kaldık. Dualarınızın bereketi ile inşallah Allah bundan yukarılarını da bize nasip eyler. Ne bileyim.
Nefsin mülhime sıfatında Allah ezeli düşmanımız şeytanla bizi karşı karşıya getirmektedir. Biliyor musunuz sizi bu sırada sadece telebbüsü rabıta şeytandan kurtarıyor. Onu yakıyor. Sizden uzaklaşmasını sağlıyor. Sureler, ayetler şeytana biraz zarar veriyor, ama onları uzaklaştıramıyor.
Hz Yusuf’a da görünen burhan Hz. Yakup. Ben buna aynel yakin inanıyorum. Hz. Yusuf rabıta ile kurtuldu. Yoksa az da olsa meylettiği kadından onu hiç bir şey kurtaramazdı. Ama tabii şeriat yine ölçümüz. Çünkü zina insanı manevi terakkiden alıkor. Zaten şeytan zinanın bu özelliğini bildiği için ümmeti Muhammedi bununla esiri etmiş. TABİİ ZİNANIN ÇEŞİTLERİ İLE. Özellikle göz, hayal zinası… Ne var hayalinde canlandırdığın kadınlar kadar da Allah dostlarını canlandırsan…. Bak buna rabıta derler. Rabıta şirktir. İşte bak nefis nasıl şeytanla işbirliğinde.
Tasavvufta bunların anlatılması yasaktır. Çünkü sırdırlar. Hiç bir kitapta açıkça bu anlattıklarım söylenmez. Çünkü söyleyeni mesuliyet altına sokar. Onda gurura, kibire neden olabileceği gibi insanların da aleyhlerinde dedikodu yapmalarına, ondan çekinmelerine neden olur. Onun için bu tür sohbetleri duyamazsınız. Biz internet sayesinde bu tehlikelerden korunduğumuz için yazdık. Allah bir kusurumuz varsa affetsin.
Şeyhler şeytanla, nefisle savaşarak o makama seçilmişlerdir. Silsileye Rasullahın onayıyla alınmışlardır. Zincirin halkaları gibidirler. İşte rabıta yapan kişi de böyle bir halkaya girmeye namzettir. Biz daha halkaya giremedik. Onca sırrı aynel yakin gördük, ama halkaya girebilecek olgunluğa erişemedik. Dualarınızla inşallah nasip olur. Amin.
Rabıtayı akılla mantıkla kabul edemezsiniz. Çünkü akıl nefse bağlıdır. Nefis ise başka bir insanı veli de şeyh de olsa kendisinden üstün olarak kabul etmez. Ama Allahtan yardım isterseniz ve nasuh tövbe ile tövbe edip bir kamil şeyhi size nasip etmesi konusunda dua ederseniz ve bu duanızda ısrarcı olursanız -ki bazı duaların kabulü seneler sonra olur- tarikat nasip olduktan sonra rabıta insana nasip olur. Yoksa bu inci, katır boncuğu değildir. Kolay kolay ele geçmez. Ağla, ağla, ağla…. çok ağla belki o zaman nasip olur. Biz de günahlarımıza çok ağladık da Allah o rüyayı ve tarikatı nasip etti. Yoksa kimse kimsenin sözüyle gerçek manada bir yola girmez. Belki etkilenip girer, ama nefsi şeytanın igvasıyla etkilenip hep şüphe içinde kalır. Tarikattan nasibi o kadar çok olmaz. Şeyhte, tasavvufta kusur görmeye başlar. Layıkıyla şeyhe teslim olamaz. Hz Hızır karşısında nefsi Hz Musa gibi homurdanır durur.
Allah dostları da seni Rasulullaha götürür. Rüyada değil, uyanık vaziyette. Öldür bakalım rabıtayla nefsini neler olacak neler. Sen Allah için, Allah dostları için nefsini öldürürsen Allah da fazlı ikramıyla seni diriltir. Burası yiğitlik meydanıdır. Şeyh o yiğit kişidir işte. Tabii silsilesi varsa ve sağlamsa. O da nefsini şeyhinde öldürmüş, sonra Rasullahta daha sonra da Allah’ta.
Sahte şeyhler Türkiyede çok, dikkat edin. Onlar gerçi sizleri yanlış yola götürmezler ama tarikat yolunda onlardan bir nur, feyz, nisbet alamazsınız. Ama çok çok sevap kazanırsınız. Ben o tür şeyhleri rabıta yaptığımda aynı çürük ceviz gibi içlerini boş gördüm. Nur, nisbet, feyzin gramı yoktur. Onlara da hep hayret ediyorum. Tasavvuf hakkında çok şey biliyorlar ama kendilerinin hakiki şeyh olduklarını nasıl anlamıyorlar. Bir de sitelerine girdim ki rabıtanın faziletinden bahsediyorlar. Asıl buna şaşıyorum. Rabıta onlar için zindan olsa gerek. Bütün müritlerini de karanlıkta bırakıyorlar.
Kolay mı rabıta nimeti. Doğru şeyhi bulmak bir mesele. Bir de nefsi fani kılma. Nefsini şeyhin nefsinde yok etme. Bunlar dağ gibi problemler. Aşana aşk olsun. Bu herkese nasip olan bir nimet değildir. Sohbetimi başka rabıta sitelerine de koyan ve koyacak arkadaşlardan Allah razı olsun. Dualarınızla. Allah rabıta nimetini herkese nasip etsin. Ümmeti Muhammedi şeytanlardan, nefsin şerrinden kurtarsın.
3
Şimdi de rabıtanın nasıl yapıldığına, sofinin bu konuda karşılaştığı problemlere ve sıkıntılara biraz değinmek istiyorum.
Bilin ki, fakir bir kimse ile kimse uğraşmaz. Evini kilitlemese de içeriye hırsız girmez. Hırsızın gözü zenginin evindedir. Zengin evini kırk kilitle muhafaza etse de hırsızlar yine de girecek bir delik bulmaktalar. Bunun gibi rabıta da zenginin evindeki değerli eşyalar gibidir. Şeytanın tüm derdi bu evdeki rabıta nimetini çalmaktır. Rabıta onu adeta çıldırdır. Öyle bir vesvese fırtınası estirir ki, gönül kulağı açık olanlar bile buna çok şaşırırlar.
İnsanın gönül kulağı açık olsa bile şeytanlar nefis damarıyla da çaktırmadan vesveselerine devam ederler. Hiçbir zaman umutlarını yitirmezler. Çünkü bir insan ömrünün her saniyesi ile Allah’ı zikretse bile fenafişşeyh ve onun tabi neticesi fenafillah (yani veli) olamaz, ama zikre o kadar yüklenmeden rabıta yolu ile bu makamlara ulaşabilir. Bunu ben değil sadatlar, başta Gavsı Hizani olmak üzere tüm sadatlar dile getirmiştir. Şeytanlar bunu bildiği için rabıtada müthiş vesvese verirler.
Aslında rabıtasını doğru dürüst yapan kişi Allah’ın izni ile vesveseye de düşmez. Şeytanın bizimle uğraşması hep rabıtadaki ihmallerimiz neticesidir. Mübarekler diyor ki, zikrin nuru aysa rabıtanın nuru güneş gibidir.
Rabıta ile nefis dize gelmektedir. Zulumatları uçup manevi alemdeki şeyhin nefsine benzemeye başlamaktadır. Manevi alemdeki şeyhin nefsi ise en az mutmainne makamındadır. Çünkü velilik bu makamla başlar. Tabii her veli şeyh olamaz. Şeyh kişi ise mutlaka velidir, şeyh olabilmesi için ayrıca sadatlardan ve Hz Rasulluhtan silsile ile icazet alırlar. İşte böyle bir şeyh bulunmaz bir incidir. Rabıtası ile müritleri nura, feyze, nisbete gark ederler. Nasıl güneş baharda ekilen tarlaları, bahçedeki ağaçları sıcaklığı, enerjisi, aydınlığı ile ürün verecek bir biçimde olgunlaştırırsa gerçek bir mürşit de böyledir. Müridün nefsini emmare, levvame, mülhime basamaklarından yukarı doğru çeker, mutmaine basamağına ulaştırıp Allahın dostu kılar. Ama bu işlem sabır ister, hepsinden önemlisi nefis ve şeytanla mücadele ister.
Şeytanın yardımcısı nefstir. Nefs hiç rabıtayı sevmez. Çünkü nefsin temel arzusu baş olma sevdasıdır. Rabıta bunu kırdığı için insanların büyük çoğunluğu tasavvufa değil ama rabıtaya karşıdırlar.
Rabıta yaparken nefis ve şeytan şu vesveseleri çok verir. Bak sen şeyhini gözünde canlandıramıyorsun. Kaşı olmadı, gözü böyle değildi, simasını değiştirdin, sakalını dedene benzettin, sen bu rabıtayı yapamayacaksın bırak bari, rabıta zamanı boşa harcamaktır, ne nur ne feyz ne nisbet üzerine geliyor, rabıta yapacağına şu önemli işine bak, rabıta ile şeyh kendisini insanlardan büyük görmekte, rabıta Allah ile arana kul sokmaktır… vb. Bütün bunlar rabıta karşısında kuduran şeytanın ve nefsin hezeyanlarıdır.
Öncelikle şunu söyleyeyim ki, rabıta için şeyhinizi gözünüzün önünde canlandırmanıza gerek yoktur. Sadece şeyhinizin karşınızda veya yanınızda olduğunu varsayın. Yani siz şeyhin huzurundasınız. Bu yeter de artar bile. Ama muhabbetin aşırılığında istemeseniz bile şeyh gözünüzün önünde canlanır. Tabii insanın her günü aynı olmaz. Bazen muhabbet düşebilir, böyle zamanda onun varlığının karşınızda ve yanınızda olduğunu varsaymanız da rabıtanın nimetlerine ulaşmada yeter. Şeyhin bir kaşı, bir burnu, bir sakalı bile rabıta için yeterlidir. Hatta size ilginç gelecek, değil şeyhin fiziki portresi mekanında olduğunu düşünmeniz bile rabıtadaki nimetleri oluk oluk üzerinize yağdıracaktır. Bunları biz deneyimlerimizle bildiğimiz gibi sadatlar da böyle söylemişlerdir.
Rabıtanın nimetlerine kavuşmak istiyorsak sadece akşam namazından sonra yapılan suri rabıta ile yetinmemeliyiz. Bu konuda hırslı olmalıyız. Akşam namazından sonraki rabıta derstir. Yapılmazsa olmaz. Adabına uygun olarak yapmaya çalışalım. Çok bereketlidir.
Bir de manevi rabıta vardır. Buna maiyyet rabıtası da denir. Bu her yaptığımız işte, her an rabıtalı olmaktır. Bu rabıtada şeyhini sakın sureten canlandırmaya çalışma, zira nefis bıkar, sen de yorulursun, terk edersin, bir daha da dönüp manevi rabıtaya bakmazsın. Zorlanırsın. Hem şeyhi sureten canlandırmakla onun senin yanında olduğunu varsayma ile yapılan rabıtaların kazançları arasında o kadar büyük bir fark yoktur. Peygamberimiz s.a.s amellerin az da olsa devamlı olanının daha hayırlı olduğunu söylemiştir. Nefsin de dilini anlamak gerekir. Onun da bazı işlerde hakkı vardır. Manevi rabıtada şeyhi gözünün önünde canlandırmayacaksın ama şeyhin daima senin yanında olduğunu farz edeceksin. Bu nefis için fazla enerjiye mal olmayacağı için sana zamanla bir meleke kazandıracaktır. Tabii nefis sahibini dinlemeyen eşekler gibi bazen bu işten kaçacaktır. Ama sen aklına gelir gelmez manevi rabıtaya devam edeceksin. Bir de göreceksin ki, zamanla bu iş sana meleke olmuş, artık istemesen de manevi rabıtaya geçmektesin. Şunu söyleyeyim ki, manevi rabıtayı alışkanlık haline getiren aynı silahlı bir kişidir. Ona yanlış yapanlar sadatlardan tokat yemeye, güzellik yapanlar da yardım almaya başlarlar. Allah hepimize manevi rabıtayı nasip eylesin. Amin.
İşte tasavvufta makam kazanmak isteyenler bu manevi rabıtayı ihmal etmemelidir. Hem işini yapıyorsun, hem dinleniyorsun, hem sohbet ediyorsun, hem yürüyorsun, hem yemek yapıyorsun, hem dinleniyorsun… hem de şeyhim benim yanındadır düşüncesi ile zamanın manevi anlamda kazanca dönüşüyor. Tek sorun bunu yaşamına sokup alışkanlık ve meleke haline getirmek. Biraz üzerinde durursan nefsin de buna alışır. Sigara gibi zararlı bir alışkanlığı nasıl bırakmada nefis zorlanıyorsa bu manevi rabıtaya da nefis bir alıştı mı, hele ilerleyen zamanda bir de tadını almaya başladı mı istese de bırakamaz. Çünkü nefis alışkanlıkların tutsağıdır. Bu konuda iradesi zayıftır. Başlangıçta onu ikna ettikten sonra biraz zorlamak gerekir.
Bu rabıta hayatının içine girdi mi şeytan da sana pek bulaşamaz, yani vesveseye pek düşmezsin. Biz bunu ihmal ettiğimiz için bu konuda çok sıkıntılar yaşadık. Kel olduktan sonra ilaç az fayda eder. Yani bilgisayar virüs kaptı mı temizlemek zaman alıyor, ama koruyucu oldu mu anında müdahale ediyor. Bu manevi rabıta vesveseye düşmekten Allahın izni ile müridi korur. Şeytanlar pek yaklaşamazlar böyle bir kişiye.
Şeyhin simasını bir vesikalık fotoğraf gibi kalbinin üzerinde taşıma da sadatlarca övülmüş bir manevi rabıta türüdür. Ama bunda da şeyhi zihnen canlandırma yerine simasının suretini orada, yani kalbin üzerinde varsayma düşüncesi hakim olmalıdır. Şeyhi kalbin üzerinde canlandırarak rabıta yapmak suretiyle nefsi bu konuda çok zorlamamak gerekir. Zira manevi rabıtanın bereketi olan her yerde sürekli olmasının nedeni şeyhi zihnen canlandırmama kolaylığındandır. Allah hepimize nasip etsin. Amin.
Üçüncü önemli rabıta çeşidi telebbüsü rabıtadır. Bu rabıta kendini yok farz edip şeyhi üzerine giydirmektir. Telebbüsü demek zaten elbise demektir. Yani şeyhi bir elbise gibi üzerine giymektir. Bu rabıtayı uyurken yaparsanız şeytandan ve bütün afetlerden emin olusunuz. Yemek yerken yaparsanız yediğiniz yemeğin hafifliğini hissedersiniz. Bütün o yedikleriniz adeta nura dönüşür. Ben yemek yerken şöyle bir düşünceyle bunu alışkanlık haline getirdim. Dedim ki nefsime, öğünde kaç lokma yiyorsun, ne var ki telebbüsü rabıta ile yiyip de her lokmada Allah’a şükür ve hamd kılsan. Beş dakika dişini sık. Sayılı lokmalar var. Nefsim bu konuda halen benimle oyun oynamakta, ama bazen on ikiden vurduğum oluyor, ama bu az oluyor. Zira nefis yemek yerken aynı köpekler gibi davranıyor. Nasıl bir kemiği ağzına alan köpek yanına yaklaşana hırlarsa nefis de telebbüsü rabıtada huysuzlanıyor, onu ihmal etmek istiyor. Allah her birimize yemeklerde telebbüsü rabıtayı nasip etsin. Amin.
Tabii ibadetleri yaparken özellikle vird ve zikri çekerken hayaline hem kendini şeyhin mekanına atmalısın hem de telebbüsü rabıta yaparak çift rabıtayla malı götürmelisin. Zikir de ayrı bir kazanç olacak tabii.
Halidi Bağdadi Hazretleri müridlerine namazlarını telebbüsü rabıta ile kılmalarını emir buyurmuşlardır. Zira bu çeşit rabıta namazda huzuru, yani Allah karşısında olma duygusunu daha güzel gerçekleştirir, ama sadatlar diğer rabıta türlerini namazda hoş görmemişler, hatta bundan müridlerini sakındırmışlardır. Namazda şirke düşecekleri konusunda uyarmışlardır. Diğer rabıta türleri derken yani özellikle suri rabıta kastediliyor bundan, yani mürşidini karşına alıp canlandırma, namazda kendiliğinden olursa tabii bunda müridin bir kusuru yoktur. Ama elinden geldiğince engellemeye çalışmalıdır mürit bu durumu. Bazı şeyhler, mürşidin arakasında namaz kılıyorum, imamın mürşidimdir, manevi rabıtası ile namaz kılmayı tavsiye etmişlerdir.
Haa aklıma gelmişken rabıta şirktir diyenler, cemaatle namazda neden Allah ile kendi aralarına imamı koyuyorlar, cemaatle namazda imam bizim adımıza kıyamda iken sureleri okur, Allaha arz eder, biz Allah karşısında huzur duygusuyla bekleriz, bu namazdan da ferdi kılınan namaza göre 27 derece yani çarpma işlemi ile sevap alırız. Allah akıl fikir versin, ömrünün yarısını belki de tamamını Allah’a adamış bu insanlara insan laf atma cüretini nereden buluyor? Başka değil nefsin baş olma, gurur, kibir damarı Allahın evliya kullarına bağlanmayı, onlara gönülden sevmeyi engelliyor. Tabii bu damarı tahrik eden şeytanı da unutmamak lazım. Peygamberlere de insanlar aynı nefis damarı ile karşı çıkmışlardır. Tabii biz de aynı nefis damarı ile zamanında mübarekleri inkar etmiştik. Öyle sohbetler yaptık ki kalbimizin mühürlenmemesine Allah’a sonsuz şükr, hamd u sena ediyoruz. Allah af etsin. Amin.
Kitaplara baktığınızda sadatlar o kadar çok değişik rabıta türleri anlatmışlar ki… Bunlara ben hayali rabıta diyorum. Mesala şeyhini deniz farz edeceksin kendini de o deryaya karışmış bir damla. Başka bir tanesinde şeyhini çadır olarak düşüneceksin kendini de o çadırın içinde göreceksin. Şeyhini başındaki kavuk olarak hayal edeceksin… Bütün bu rabıta türlerinin ortak paydasında şeyhin vücudu ortadan kalkıyor , yerine başka nesneler konuluyor, bu nesnelerle mürit kendisini ilişkilendirerek nur, feyz ve nisbete gark oluyor. Bu rabıta türleri zor gibi görünse de aslında çok kolaydır, biraz da bereketlidir. Nefsin de az da olsa hoşuna gider. Fantezi gibi. Ara sıra yapmakta fayda vardır. Nefse aynı yemeği verirseniz bıkar ve homurdanır. Biraz değişiklik onun iştahını artırır.
Mürit günlük hayatında bu rabıtaları arabanın vitesleri gibi kullanmalıdır. Birinden nefsi bıkınca diğerine geçmelidir. Daha doğrusu günlük yaşamın şartlarına göre, kolaylık ve zorluk açısından birini bıraktığında diğerine yönelmelidir. Hayatı, günlük yaşamı baştan sona rabıtalı olmalıdır. Dediğim gibi bu bir incidir katır boncuğu değildir. Rabıtanın kıymetini bilelim.
Dualarınızla. Allah kusurlarımızı bağışlasın, sadatların da himmetini nasib eylesin. Selamun aleyküm.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-07-11, 00:36 #16
ardago ardago çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

1- Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
2. Hamd Alemlerin Rabbinedir.
3. Rahman ve Rahimdir.
4. Din gününün malikidir.
5. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.
6.Bizi doğru yola ilet;
7. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-07-11, 02:27 #17
THISWHYIMCOLD THISWHYIMCOLD çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

bayiliyorum ya hayranim su hadisle kuran ayetleriyle gelenleri yaw ne kadar cabuk alim oldunuzda hem de ne kadar cabukda kurani kerimi tefsir eder oldunuz sasiyorum bizim büyüklerimiz bütün yillarini bu ise veriyor siz hemen tefsir cikariyosunuz hic mi Allahdan korkmassiniz?
tasavvuf yolu asirlardir vardir Allah teala kullarina acimis böyle kapilari nasib etmis ey nasibsizler haddinizi bilin akliniz ermiyor akli erenlere sorun!
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-07-11, 05:17 #18
siyahbey4z siyahbey4z çevrimdışı
Varsayılan C: Zikr Nedir, Rabıta ve İstihare Nasıl Yapılır?

Allahı tanımak ve O'na yaklaşmak için Kuran ve Sünnet'in dışında başka bir yol yoktur. Bu konuda yapılan her ekleme veya eksiltme bid'at olacaktır ve her bid'at dalâlettir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 20:54
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018