Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 30-12-16, 00:16 #1
mum mum çevrimdışı
Varsayılan Troçki Suikastı


Troçki Suikastı 1940 yılının 25 Mayıs sabahında Meksika'nın başkenti Mexico'da ortalık daha yarı karanlıkken Gizli Polis Şefi Albay Sanchez Salazar aldığı bir haber üzerine apar topar arabasına binmiş Morelos caddesine doğru yol almaya başlamıştı. Telefonla kendisine Leon Troçki'ye suikast yapıldığı haberi verilmişti!..

Albay Salazar otomobilinin camlarından ıssız sokakları seyrederken Rus Devrimi'nin ünlü kişilerinden Leon Davidoviç Troçki'ninMeksika'ya gelişinden beri geçen olayları kafasından geçiriyordu. Troçki ve yanındakiler gelmeden önce onu böyle gece yarısı sokağa düşürecek olaylar öylesine az olurdu ki... Ama bu Ruslar geleli beri başkent Mexico'da çok şey değişmişti.

Troçki'nin Morelos caddesi üzerindeki evi şehrin dışındaydı. Evi dışardan görenler eski çağlardan kalma bir şato olduğu yargısına kolayca varabilirlerdi. Troçki ve yakınları evi satın aldıktan sonra onu tam bir kale durumuna getirmişlerdi. Alçak bahçe duvarları yükseltilmişkapıya kurşun işlemez kalın bir zırh geçirilmiş üstelik her yana alarm zilleri takılmıştı.

Mexico halkı bu güvenlik tedbirlerini çoğu zaman alaya alıyor "Don Leon" dedikleri Troçki'ye ölüm korkusunun yerleştiğini söylüyordu. İşin doğrusunda Gizli Polis Şefi Salazar da halktan ayrı düşünmüyordu bu konuda...

Morelos caddesi bilimindeki eve geldiğinde Salazar görevlilerden ilk bilgileri aldı; suikast sonuçsuz kalmış Troçki'ye hiç bir şey olmamıştı ilk kapı arkasından ikinci bira kapı daha geçildi. Salazar şimdi Meksika iklimine özgü çiçeklerle süslü bir bahçedeydi. Burada başta Troçki'nin sekreteri olmak üzere öbür koruyucu polisler ellerinde tabancalarıyla halâ üzerlerinden atamadıkları bir heyecan içinde Gizli Polis Şefini karşıladılar.

Troçki de bu kalabalığın arasındaydı. Soğukkanlı görünüyordu. Yalnız gözlüklerinin ardındaki mavi gözleri bir garip ışıltıyla parlamaktaydı. Karısı yanıbaşında duruyordu. Kadın oldukça heyecanlıydı. Troçki'nin Sieva adındaki torunu ayağından hafifçe yaralandığı için topallayarak yürüyordu.

Hep birlikte Troçki'lerin yatak odasına girdiler. Keskin bir barut ve yanık kokusu kaplamıştı odayı. Duvarlar ve yatakların üzerleri atılan kurşunlarla delik deşik olmuştu. Odanın döşemesi ve yatak örtüleri de yanmıştı. Taban tahtalarından hâlâ duman tütüyordu. Odanın makineli tüfekle tarandığını anlamak için Gizli Polis Şefi olmak gerekli değildi!.

Yapılan incelemeden sonra Troçki'nin karısı Nathalia olayı Salazar'a şöyle anlatıyordu:

"Gecenin yarısını bulmuştuk. Çok yakından gelen silah sesleriyle uyandım. Leon da uyanmışuyku sersemliğiyle bana bakıyordu. Kulağına eğildim; "Odaya ateş ediliyor!.." dedim. Birlikte yataktan döşeme üzerine kaydık. O sırada bahçe evin içi ve oda sanki birbiri arkasına yıldırım düşüyormuşçasına aydınlanıyordu. Kapının eşiğinde duran üniforma giyinmiş bir adam durmadan içeriye ateş ediyordu. Bir araLeon'u kurşunlardan korumak düşüncesiyle yerimden doğrulmak istedim. Fakat hızla beni yanına çekti. Adamın elindeki makineli tüfeğin parıltısı ve gürültüsü bir süre daha devam etti. Sonra birden bütün sesler kesildi. Torunumuz kaçırıldı yakınlarımız öldürüldü diye düşündüm. Şimdi de Leon'u yeniden öldürmeye gelecekler kaygısı içinde korkunç bir umutsuzluğa kapıldım..."

Evin önündeki çimenlik suikastçilerin attıkları bir yangın bombasıyla kavrulmuştu. Troçkieliyle çimenliği göstererek:

"Anlaşılan gelenler yalnızca beni öldürmek değil aynı zamanda evi de yakmak istiyorlarmış.." dedi.

Albay Salazar sordu:

"Suç delillerini yok etmek için mi?"

"O da akla gelebilir... Ama arşivimi ve bende kalan gizli belgeleri yok etmek için de bu saldırıya girişmiş olabilirler. G.P.U (Sovyet Gizli Polis Örgütü) şu sıra sürdürdüğüm çalışmaların konusunu öğrenmiş olabilir. Daha önce de Norveç'teyken evde olmadığımız bir sırada bazı kimseler içeri girmek istemişlerdi. Fransa'da da buna benzer bir şey oldu; Sosyal Tarih Enstitüsüne belgeler vermiştim. Bir gecekimlikleri bilinmeyen kişiler Enstitünün demir kapısını kaynakla eriterek içeri girmişler 66 kilo ağırlığındaki belgeleri çalmışlardı.."

Bütün tunları kuşkusuz Stalin düzenliyordu. O Rusya'da egemen olabilmek için en yakınlarını bile ortadan kaldırmaktan çekinmiyordu. Elbette sıra bir gün Troçki'ye de gelecekti. Belirtileri de ortadaydı. Troçki'nin adı Sovyet devrim tarihlerinden devrimi yansıtan tablolardan hatta belgesel filmlerden şarkı ve marşlardan çıkartılmamış mıydı?.. Önce Rusya'dan sürülmüştü. Şimdi de Troçki'yi öldürterek bu sorunu çözümlemiş olacaktı. Ayrıca elini çabuk tutması da gerekiyordu; çünkü Troçki kendi hayat hikâyesini yazmaya başlamıştı. Hem de tarihi belgelere dayanarak... Bunu önlemeliydi.

Yarım kalan bu suikastın üzerinden aşağı yukarı 3 ay geçmişti. 1940 yılının 20 Ağustos günü gelip çattı. Oldukça sıcak ve güneşli bir gün başlıyordu. Troçki çalışma odasına geçmek üzereydi. Karısı Nathalia kurşun geçirmez ceketini giymesini istedi. Troçki her zaman olduğu gibi direnmiş ve kurşun geçirmez ceketi tehlikeye daha yakın gördüğü koruyucusuna giydirmişti.

Onun kendine göre bir hayat görüşü vardı. "Kişinin kendisini süresiz olarak ölüme karşı savunması imkânsızdır. Yoksa yaşamanın değeri kalmaz!.." derdi. Kendisini ölüme götürecek olan ikinci suikastın yapılacağı 20 Ağustos günü işte böyle başlamıştı.

Sonradan karısının anlattığına göre Troçki bütün gününü çalışma odasında geçirmişti. Akşama doğru dışarı çıkmış bahçedeki tavşanlarını beslemişti. Yanıbaşında birisi vardı; hem de havanın açık olmasına rağmen kolunda yağmurluğu başına iyice geçirilmiş şapkasıyla Jackson duruyordu. Jackson. her günkünden daha sinirli ve kuşkulu görünüyordu. Bu adamçevresinde de sevilmeyen birisiydi. Komünist geçinmesine rağmen bu konuda bilgisi hemen hemen hiç yoktu. Yalnız Troçki'nin en güvendiği sekreterlerinden birinin kızıyla nişanlı olması Troçki'nin yanına girebilme olanağını ona sağlıyordu. Nişanlısıyla birlikte gelirdi daima ilk olarak 18 Ağustos günü yalnız gelmişti. Bu gün de ikinci kere Troçki'nin evine tek başına geliyordu.


Bir ara Troçki karısına:

"Jackson burada nişanlısı Sylvia'yı bekliyor... Bu gece New York'a gideceklermiş." dedi.

Jackson da bayan Nathalia'ya şunları söylemek gereğini duydu:

"Onu burada bulamayınca şaşırdım! Oysa daha önce gelmesi gerekiyordu."

Sonra Troçki'ye dönerek:

"Onu beklerken son yazdığım yazıyı da bir gözden geçirelim." dedi.

Troçki'nin bu teklif karşısında biraz canı sıkılır gibi oldu. Fakat olgun kimselere özgü hoşgörüsüyle bu teklifi kabul etti. Birlikte çalışma odasına girdiler.

Olayın bundan sonrasını bayan Nathalia şöyle anlatmıştır:

"En çok iki üç dakika geçmişti ki korkunç bir bağırma işittim. Baktım; Leon eşik üzerinde gözüktü. Düşmemek için de arkasını kapıya dayadı. Zorlukla ayakta durmaya çalışıyordu. Yüzü kan içindeydi. Gözlüksüzdü ve gözleri dehşetle açılmıştı!

"Ne oldu ne oldu?" diye bağırarak onu kollarımın arasına aldım. O yalnızca:

"Jackson..."

diyebildi. Her şeye rağmen soğukkanlı bir görünüş içindeydi. Birlikte birkaç adım atabildik. Sonra onu yavaşça yere bıraktım. O zaman işitilmesi güç bir sesle:

"Seni seviyorum Nathalia!.." dedi. Başıyla çalışma odasını göstererek:

"Biliyor musun orada... Ne yapacağını anladım... Bir kere daha vurmak istedi fakat kaçtım!."

Durumu öğrenen evdeki koruyucular dışarıdaki polislere haber salarken süre kaybetmeden Jackson'ın üzerine atılmışlardı. Umutsuzca direnen katilin şapkası başından fırlamış odanın bir köşesine yuvarlanmıştı. Elindeki suç aracı olan keser de boğuşma sırasında yere düşmüştü. Kâğıtlar gazete ve dergiler ortalığa saçılmıştı. Troçki'nin üzerinde büyük bir özenle çalıştığı Stalin'in hayatıyla ilgili eserin birçok sayfası kan içindeydi!.. Öfke içindeki koruyucular tabancalarının kabzalarıyla durmadan Jackson'a vuruyorlardı.

Jackson ise dehşet ve acı içinde bağırıyordu:

"Onların zoruyla yaptım bunu!.. Öldürün beni!.. Annemi hapsettiler.. Beni tehdit ediyorlardı..."

Bu sırada yığıldığı yerden Troçki'nin sesi duyuldu: "Öldürmeyin onu!.. Konuşması gerekiyor!. öldürmeyin onu!.."

Hastaneye kaldırılan Troçki'nin yarasını doktorlar çok derin buldular. Aynı zamanda sürekli kan kaybediyordu Kafatası çökmüş beyni zedelenmişti. Kurtulma umudu yok denecek ölçüde azdı. Yapılan ameliyat bir sonuç vermedi Troçki uzun bir süre can çekiştikten sonra1940 yılının 21 Ağustos sabahında ortalık ağarmaya başlarken oldu.
__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 05:01
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018