Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 07-04-18, 16:56 #1
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Arrow İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Merhabalar Arkadaşlar Bu Paylaşımda illuminati ve masonluğu irdeleyeceğiz İlluminati genel itibariyle Eski Kudüs duvar işçiliğinde kurulmuş dünya için kötü komplolar düzenlediğine inanılan bir gizli örgüttür... Masonluk bu örgüt ile bağı belirli kollarda devam etmektedir.. Ama Türkiye'de Masonluk 2. Abdülhamid han'dan sonra meydana gelmiş ve Açık açık devam etmiştir... Bu örgütler değişik Ritüellere sahip olup kendi aralarında kademelendirilmiştir... İlluminati örgütü zararlı örgüttür... Masonlukta İse İskoç Riti Olanlar var bir çok masonluk adı altında kurulmuş yapılanmalar var... İlluminatiyi direk suçlayabiliriz.. Tamam Ama siz diyorsunuz ki bu Bu masonluk zararlıysa niye açık ? Niye yerleri belli? Herkes nerede olduğunu biliyor düşmansa vuralım diyorsunuz ? Evet Kendileri Şuan yasal yolda toplanmış bir örgütlenmedir... Masonları İlluminati ile karıştırmamak gerekir... Masonların iç kısımlarında yani görünmeyen yüzü İlluminati olabilir belkide başka örgütler Mason adı altında gizli işler yapabilir ama tamamen farklıdır... Bu Örgüt devrilmek istense de her seferinde engel olunuyor, çünkü bir şey bulunamıyor.. Hatta Forum Sayfaları siteleri bile var Madem zararlı niye engel olunmuyor Mantıken düşünmek gerekli
Bazı Masonluk adı altında gizli işler yapan Dış örgütler var yani Bunların Geleneksel işleyişleri normal masonluk ile bir değil daha çok İlluminati tarzı yönetim ritüelleriyle işlenmiştir...

Onlarda Belli günlerde kurban edilir, Satanizm desteklenir, Dini İnanışı yoktur.. Ama normal Masonluk'da Dini İnanış vardır.. Evrenin Yaratıcısı mimarisi olduğuna tek tanrı olduğuna inanılır... Her ne kadar anlatsak da; yararlı bir örgütlenme mi o da Tartışma konusu tabi

Ben Bu konu Altında Genellikle Yazılar Ve makaleler Yazacağım... Sizde Bu konu Altında Makalenizi Yazabilir Görüşlerinizi, yorumlarınızı Belirtebilirsiniz

Sizce Masonluk Yararlı bir örgütlenme mi ? Hadi yorumlarınızı bekliyorum

İlginiz İçin Şimdiden Teşekkür Ederim

Saygılarımla

Mesajı son düzenleyen Eru Iluvatar ( 07-04-18 - 17:00 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-04-18, 17:09 #2
Lucifer Nightstar Lucifer Nightstar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Masonluk - Tek Göz Kültü! ILLUMİNATİ



Masonun anlamı "duvarcı'dır" Masonluk Süleyman Mabedi'nde çalıştığı iddia edilen duvarcı ustası Hiram Usta'yı kendisine örnek alır....



Masonun anlamı "duvarcı'dır" Masonluk Süleyman Mabedi'nde çalıştığı iddia edilen duvarcı ustası Hiram Usta'yı kendisine örnek alır....

Tek Göz"-"Horus'un Gözü"eccal'in simgesi!



Jakin- Boaz Sütunları

Tevrat'ın 1. Krallar, 7. babında geçen sütunlar da şöyle anlatılır: "İki tunç direği yaptı. Ve direkleri mabedin eyvanına dikti ve onun adını Jakin koydu ve sol direği dikti ve adını Boaz koydu." Bütün localarda bulunan iki sütun, Hiram'ın Süleyman Mabedi'nin giriş kapısına koyduğu sütunlardan başkası değildir.

Resimde geçen "light"/ ışık Lusifer'in (sahte) ışığıdır



Masonlar tüm dünyayı bir "tapınak" haline getirme amacındadır. Ama hayal ettikleri bu tapınak, İlahi bir dinin değil, hümanist bir dinin tapınağıdır. "İnsan" kavramının putlaştırıldığı, insanların İlahi dinleri tamamen terk ettiği, materyalist ve evrimci felsefenin tek doğru sayıldığı bir dünya hayalidir bu.

Bir masonik metinde masonluğun bu hedefi ve bu amaçla düzenlenen garip bir ayin şöyle ifade edilir:

"Bugünkü dinde, yavaş da olsa, şuuru tam manasıyla tatmin edebilecek tek ve evrensel bir din teşekkül etmektedir... Bu evrensel dine paralel olarak, bir de dünya görüşü ölçüsünde ahlak kurulacaktır...Böyle bir din insanı kainatla birleştirecektir. İşte bu MASONİZMdir. Bu din gönülden gönüle kurulacaktır. Kurulan bu dinin mabetleri insanlık mabetleri olacaktır. Bu tapınakta okunan ilahiler, belki de bir insanın ruhundan fışkıran müzik eserlerinin en soylusu olan Bethowen'in 9. Senfonisi olacaktır...

Mithra Efsanesi'ndeki Boğa'nın eti ve kanı yerine, ekmek yiyerek ve kırmızı şarap içerek bu doğuşu kutluyoruz. Komünyonun manası olan inanç birliği yapıyoruz burada biz. Yeni bir yılda bu kutsal mücadelemizi şöyle vaftiz edip bitirmek istiyorum: Ekmekten bir parça daha yiyiniz, kardeşlerim, bu dinin misyonerleri olan sizler, ekmeği paylaşan aziz dostlar olsun. Ateş yiyerek bir daha şarabınızdan içiniz kardeşlerim, kan kardeşi olmak için." (Mason Dergisi, Yıl: 29, Sayı. 40-41, 1981, s.105-107)



Tarihe Mühr - ü Süleyman olarak geçen Altı Köşeli Yıldız, Siyonizm'in simgesi olarak bilinir. Aynı sembol masonlarca da yüzyıllardır kullanılır. Masonlukta altı köşeli yıldız locada görevlilerin dizilişini simgeler.

Yedi Kollu Şamdan

Üzerinde yanyana ve aynı düzeyde olmak üzere yedi mumluk bulunan şamdan masonların simgelerinden biridir. Ve geleneksel olarak altından yapılan bir şamdandır. Yedi Kollu Şamdan, mason mabedindeki kutsal ateşi sembolize eder. Masonluktaki önemi kendi kaynaklarında şöyle anlatılır: "Mabed, sembolik olarak alevlerle aydınlatılmalıdır. Usta derecesinde yedi kollu şamdan bulunması şarttır." Yedi kollu şamdan, aynı zamanda, 1948'de kurulan İsrail'in devlet amblemidir.



GÖNYE VE PERGEL

Mason sembolleri içinde en çok bilineni ise iç içe geçmiş bir gönye ve pergelden oluşan kompozisyondur. Masonlar kendilerine sorulduğunda bu sembolün bilim, geometrik düzen, akılcılık gibi kavramları simgelediğini belirtirler. Oysaki gönye-pergelin bundan daha farklı bir anlamı vardır.

Bunu, tüm zamanların en büyük mason üstadlarından biri sayılan Albert Pike'ın Morals and Dogma (Ahlak ve Dogma) adlı kitabından öğrenmek mümkündür. Pike, bu kitabın 839. sayfasında pergel ve gönye sembolü hakkında şöyle yazmaktadır:

"Bu, Aryanlardaki Brahman ve Maya inançlarında veya Mısır'daki Osiris ve İsis efsanesinde olduğu gibi, kutsallığın ikili bir doğası olduğu düşüncesini sembolize eder. Örneğin Güneş erkek, Ay ise dişi bir doğaya sahiptir."73

Bunun anlamı, masonların en ünlü sembolü olan gönye-pergelin, aslında yine Eski Mısır'dan veya Hıristiyanlık öncesi Aryan inançlarından kaynaklanan pagan bir hurafenin işareti oluşudur. Pike'ın alıntısında geçen Ay ve Güneş sembolleri de mason localarında yer alan önemli bir semboldür ve bunlar Ay'a ve Güneş'e tapınan antik pagan toplumların batıl inançlarının bir ifadesinden başka bir şey değildir.



GÖZ ve PİRAMİT

Masonların en ünlü sembolleri arasında yer alan üçgen içinde göz ve piramit, Eski Mısır'dan alınmadır. ABD Büyük Mührü'nde yer alan piramit, Firavun Keops adına yapılan büyük piramittir. Göz sembolü ise Eski Mısır gravürlerinde sıkça kullanılan bir rumuzdur.

MASON LOCALARINDAKİ ESKİ MISIR SEMBOLLERİ

Eski Mısır ile masonlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan önemli gerçeklerden biri de, masonluğun sembolleridir.
Semboller masonlukta çok büyük önem taşır. Masonlar, felsefelerini, gerçek manalarını sadece kendi üyelerine açıkladıkları semboller aracılığıyla ifade ederler. 33 derecelik masonik hiyerarşi içinde kademe kademe yükselen mason, her derecede masonik sembollerin yeni anlamlarını öğrenir. Böylelikle masonik felsefenin derinliklerine aşama aşama ulaşır.

GÖZÜN ALTINDAKİ PİRAMİT

Dünyadaki en ünlü masonik sembol, büyük olasılıkla, 1 dolarlık Amerikan banknotunun üzerinde yer alan ABD mührüdür. Mühürde yarım bir piramit ve bu piramitin tepesine oturtulmuş bir "üçgen içinde göz" sembolü yer alır. "Üçgen içinde göz" mason localarının değişmez sembolüdür ve adeta masonluğun bir numaralı işareti durumundadır. Masonluk konusunu ele alan kaynakların büyük bölümü, bu gerçeğe vurgu yaparlar.
Üçgen içindeki gözün altındaki piramit nispeten daha az dikkat çekmiştir. Oysa bu piramit de son derece anlamlıdır ve masonluğun felsefesini tanımlamak bakımından oldukça açıklayıcıdır. ABD mührü hakkında bir doktora tezi hazırlayan Amerikalı akademisyen Robert Hieronimus'un bu konuda verdiği önemli bilgiler vardır. Hieronimus'un tezi "Amerikan Büyük Mührü'nün Arka Yüzünün Tarihsel Bir Analizi ve Hümanist Psikoloji ile İlişkisi" başlığını taşımaktadır. Tezde, mührü benimseyen ABD kurucularının mason olduklarına, bu nedenle hümanist felsefeyi benimsediklerine vurgu yapılmakta ve mühürde de bunu yansıttıkları bildirilmektedir. Bu hümanist mesajların Eski Mısır ile olan bağlantısı ise, mührün merkezindeki piramit tarafından simgelenmektedir. Piramit, Mısır'daki Firavun mezarlarının en büyüğü olan Keops Piramidi'nin bir tasvirinden ibarettir.



G.Washington

SAYFA 159-Derin Dünya Devleti(Gizli Doktrinin Küresel Efendileri)-Timaş Yayınları-İst.2003 :

A.B.D.:KABBALİSTİK TASARIMLI MASON CUMHURİYETİ!

Ancak bütün bu yapıyı anlayabilmek için A.B.D.'nin kuruluşundaki masonik etkiyi dikkate almak gerekir. Bu anlamda A.B.D.,kuruluş temelleri itibariyla aslında bir Mason Cumhuriyeti'dir.

Gerçekten de A.B.D. ,Anayasası ve Kurumları masonlar tarafından şekillendirilmiştir.Şu paragraf,bu konuda ilginç bilgiler içermektedir:"Amerikan Doları'nın üzerine Birleşik Devletler'in 'Büyük Mühürü' basıldı.Bu yanılgısız olarak tamamen 'Masonik'ti. Onüç basamaklı,dört köşeli piramidin üstünde,üçgen içinde herşeyi gören 'Ulu Göz',altında masonluğun çok eski düşlerinden biri olan 'Yeni Seküler Düzeni'n gelişimini bildiren grift yazı.

18 Eylül 1793'te Capitol'ün köşe taşı resmen yerleştirildi.Maryland Büyük Locası merasimi yönetti ve George Washington'dan ÜSTAD-I MUHTEREM olarak görev yapması istendi. MARYLAND JÜRİSDİKSİYONU'na katılmış localar ile birlikte,G.Washington'un VİRGİNİA'daki kendi locası,ALEXANDRİA'daki törende hazır bulundu. Bir topçu birliğini de içeren müthiş bir geçit töreni yapıldı.Arkasından bando,bandoyu takiben de George Washington,locaların tüm görevlileri ve üyeleri tam takım regalyalarını kuşanmış bir biçimde gelmekteydi.

Güneydoğu köşe taşının yerleştirildiği çukura vardığında;G.Washington'a,olay ın anısını simgeleyen ve katılan tüm locaların isimlerini içeren gümüş bir plaket takdim edildi. Topçu birliği top atışı yaptı.Daha sonra G.Washington çukura inerek plaketi taşın üzerine yerleştirdi.Etrafına da Masonik Ayini'n standart simgesel donatısı olan mısır,şarap ve yağ kapları yerleştirildi. Katılanların tümü duaya katılarak masonik şarkılara eşlik etti.Topçular tekrar top atışı yaptı. G.Washington ve mahiyetindekiler daha sonra köşe taşının doğusuna doğru hareket ettiler ve burada başkan;geleneksel üç basamaklı platformun üzerindeki kürsüde ayakta durarak,söylevde bulundu. Söylevi masonik şarkılar takip etti ve topçular son atışı yaptılar.

G.Washington'un merasim sırasında kullandığı 'çekiç,gümüş mala,gönye,düzeç',bugün Kolombiya Federal İdare bölümündeki 5 numaralı Poatamac Locası'nda bulunmaktadır. Taktığı önlük ve eşarp ise kendi locası olan 22 numaralı Alexandria Locası'ndadır."(9)

9-Micheal Baigent/Richard Leigh;'Mabet Ve Loca'-Emre Yayınları-İst.-2000,sayfa 285

Alıntıdır
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-04-18, 17:39 #3
mum mum çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

İlluminati Hakkında Bilinmeyen 10 Şey

İlluminati hakkında bilmediğin bilgiler olabilir!

Çoğumuz inanmıyor olabilir ama bir çoğumuz da inanıyor. Sen de İlluminati örgütünün var olduğuna inanıyorsan mutlaka okumalısın!



Ne zaman kuruldu?



1 Mayıs 1776'da Adam Weishaupt ve 4 arkadaşı tarafından kurulduğu iddia edilir. Kurulan bu örgüt aydınlanma çağı olarak da görülüyor. 1785'te Baveryan hükümeti tarafından dağıtılan grubun tüm dökümanları yayınlanmıştır. O tarihten sonraki illuminati topluluğu sürekli gizli kalmıştır.


Kaç üyesi var?



Örgütte üçgenin iç açıları kadar yönetici görevinde üye var. Yani 180.


İşaretleri ve nedenleri ?



Sürekli üçgen ve tek göz işaretinin insanların gözüne gözüne sokulmasının sebebi tamamen planlı bir şey. Çünkü bir gerçeği en iyi göz önüne sererek saklayabilirsiniz.

Amacı ne olabilir ve bunun kesinliği ne kadar?



İlluminatinin amacı, bütün dinleri yıkmak, tek bir Dünya ülkesi kurmaktır. Yani savaşa savaş ile son vermek istemektedir. Bu toplum bu amaca ulaşmak için yapacağı şeyler aklı hayali zorlar.

Topluluğun kesin varlığı hakkında hala bir bilgi yoktur. Örgütün en temel amacı yeni dünya düzenini kurmaktır. Çoğu kişi inansa da, inanmayan kişi sayısı inanan kişi sayısına göre 2 kat daha fazladır.

Örgütün insanları etkileyecek silahları neler olabilir?



Subliminal mesaj, Backmasking, 25. kare tekniği bu örgütün vazgeçilmez silahlarıdır. Bu silahları insanlara doğrultmakla daha güçlü olduklarını ve büyüdüklerini düşünmekteler.

Baphomet kimdir?



Baphomet, tapınak şövalyelerinin kullandıkları şeytânî bir semboldür. Baphomet, aynı zamanda eski pagan bereket tanrısıdır. Baphomet'in sağ eliyle negatif ve kötü enerjiyi alarak, sol eliyle yeryüzüne ulaştırdığı tasvir edilmektedir. Lan Wilson, "The Shroud of Turin" adlı eserinde de şöyle der: "Korkunç yüzü ve dağınık sakalları olan bir cin şeklinde tarif edildiğine bakılırsa, bu putun Asmodeus'u (tapınağın yapımında Süleyman'a yardım eden koruyucu cin) temsil ettiği söylenebilir. Rennes Le Chateau'da bulunan köy kilisesinin kapısında da Asmodeus'un bir heykeli mevcuttur."

Ve İlluminati onu insanları korkutmak için kullanmaktadır.

Örgüte hangi ünlüler üye?



Lady Gaga da fazlasıyla pompalanan popüler "şeytanlar" arasında. Konserleri ve resimleri anlayabilenler için gizli mesajlarla dolu.
Bu sisteme hizmet ettiğini "resmen" gözümüze sokuyor.

Müzik aleminin en ünlülerinden birisi Madonna da bu sistemin içerisinde.

Ve daha Beyonce, Rihanna, Hayley Williams, Ke$ha, Katy Perry, Paris Hilton, Maroon 5, Shakira gibi bir çok ünlü bu akıl almaz, kesinliği belli olmayan grupta yer aldıkları söyleniyor, konuşuluyor.

İlluminati kartlarının önemi nedir?



Bu kartlar 1995 yılında basılmıştır. Bu kartlarda birçok önemli bilgiler vardır. Mesela İkiz kule saldırısı bu kartlarda gösterilmektedir. Japonya depremi de. Ve Japonya depremi kartında, devrilen Japonya saat kulesinde saat 3.11'dir. Deprem ise Kasımın 3'ünde gerçekleşmiştir. Bu kartlar İllüminati'nin yapacağı kötülükleri gösterir. Gelecekte klonlar, syborglar (vicdanı yok edilmiş, öldürülmesi zor olan harika askerler) gibi şeyler olacaktır. Eğer böyle bir şey varsa vay halimize ForumTR!

İlluminati Nerede?



Kesin bir bilgi yok ama 51. bölge bu düşünceyi değiştiriyor. Buraya giren kişinin cenazesinin çıktığı söyleniyor. Amerika'nın uzaylılar ile ilgili deney yaptığı yer olarak da bilinir. Burada olduğu konuşuluyor.

Kaynak: onedio

Ve son olarak; bu örgüte girmek için hangi özelliklerde olmalıyız?




Aşırı zeki iseniz veya ünlü iseniz, sizi zorla içlerine alacaklardır. Girmezseniz ölürsünüz. İlluminati tarafından öldürülen çoğu ünlü 27 yaşında ölmüştür. Bu yaşlarda girmeye zorlanırlar. İstemezlerse öldürülürler. Amy Winehouse 'Beni üçgenin içine çekmeye çalışıyorlardı. Ama ben direndim, onlardan olmadım.' dedikten 3 gün sonra evinde ölü bulundu.

Ayrıca Birkaç Bilgi Daha;
  • İllüminati kelimesi Türkçe'de "Aydınlanmışlar" anlamına gelmektedir.
  • Hiçbir dine bağlı değildir.
  • Dinlere, batıl inançlara ve gericiliğe karşıdır. Her konuda aydınlanmacı, bilime ve özgür düşünceye dayalı bir yol izlemeyi hedefler.
  • 1776'da Almanya'nın Bavyera bölgesinde İngolstadt Üniversitesi Kilise Hukuku Profesörlerinden biri olan Filozof Adam Weishaupt tarafından kurulmuştur. Üye sayısını hızla arttıran topluluk 1785 yılında yasadışı ilan edilmiştir.
    (Katolik kilisesinin ve Bavyera hükümetinin örgütün yaratabileceği geniş çaplı etkiden endişelenmesi üzerine zamanın devlet adamlarından Karl Theodor, 1785 yılında bir bildiri yayımlayarak tüm gizli örgütleri yasaklar ve örgüte ait tüm dökümanlara el koyulmasına ve yayımlanmasına karar verir.)
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:25 #4
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları


Merhabalar Arkadaşlar;

Alıntılar Eşliğinde Yasaları Anlatacağım Bu bilgileri Masonlar.org'dan alıntı yaparak aktaracağım...



İLK ANAYASANIN OLUŞTURULMASI

Londra Büyük Locası, Masonluğa yüzyıllardan beri süregelen örgütlenme ve çalışma sistemine oranla hayli değişik, bir merkezî otoritesi bulunan, farklı örgütlendiği gibi farklı amaçlar güden ve farklı ilkeler benimseyen yepyeni bir düzen getirmişti.

İngiltere’nin diğer bölgelerindeki mason localarından birçoğu, bu şekildeki bir kuruluşun Masonluğun yüzyıllar boyunca korunmuş olan eski geleneklerine uymadığını ileri sürdü. Londra Büyük Locası’nı Masonluğun saygın adını lekelemekle suçladı.

Londra Büyük Locası’nı kuranların asıl amaçları göz önüne alınacak olursa, geleneksel inşaatçılık mesleği ve zanaatını korumaya çalışan locaların bu tutumu haklı görülür. Londra Büyük Locası’nı kuran masonlardan kimileri bunun farkında bile değildi ama farkında olanlar vardı. Bedeli ne olursa olsun spekülâtif nitelikli bu mason örgütünün inşaatçı mason localarına üstün çıkarak gelişimini sağlamak gerekmekteydi.

Bu nedenle Londra Büyük Locası’nın ikinci büyük üstadı George Payne bu kuruluşu daha sağlam bir temele oturtmayı öngördü. Bir anayasa hazırlanmasını gerekli buldu. Hazırlanacak olan bu yeni yasa, Masonluğun çoğu kulaktan dolma olarak bilinen ve pek azı yazıya dökülmüş olan eski yasalarının yerini almalıydı.

1718 yılında, ülkenin dört bir yanında bulunabilecek, Masonluk ile ilgili tüm eski el yazması belgelerin toplatılmasına girişildi.

İnşaatçılık mesleğinin yüzyıllardan beri korunmuş olan eski geleneklerinden biri, hiçbir şeyi yazıya geçirmemekti. Ancak bu gelenek öncelikle İngiltere’de kırılmış, 15. yüzyıl başlarından bu yana bazı konular, özellikle masonların bağlı olduğu yasa ve kurallar kimilerince yazılmıştı. Bu tür belgelerin sayısı bilinmiyordu ama var oldukları hatta bazılarının nerede ya da kimin elinde olduğu bile biliniyordu.

Toplanabilen belgeler, birkaç ay sonra çıkan bir yangında yitirildi.

Bu nedenle Masonluğun yeni anayasasının hazırlanması evresinde toplanmış olan eski belgelerden ne ölçüde yararlanılmış olduğu bilinmemektedir. Bunların içeriği, çok daha sonra ele geçmiş olan birtakım eski el yazmaları incelenerek sadece tahmin edilmektedir. Buna bakılacak olursa, Londra Büyük Locası’nda düzenlenmiş olan anayasada, aksi ileri sürülmüş olmasına karşın aslında inşaatçı locaların eski geleneklerinden pek azı korunmuştur. Bunlar ise genellikle töresel kurallardan oluşur.

Londra Büyük Locası’nın Masonluğa getirdiği yeni kurallardan biri, gerek loca gerekse büyük loca görevlilerinin her yıl yeniden seçilmesiydi. Nitekim ilk büyük üstat Anthony Sayer’den sonra George Payne de bu görevde sadece bir yıl kalmış, 1719 yılında büyük üstatlığa Jean Theophile Désaguliers seçilmişti. Désaguliers, büyük üstatlığı sırasında George Payne tarafından öngörülmüş olan anayasa için bir tasarı hazırladı. Bunu ertesi yıl yeniden büyük üstatlığa seçilen George Payne’e devretti. Bu arada büyük loca genel kurulu bu tasarıyı görüşmüş, gerekçesini ve kapsamını yeterli bulmayarak geri çevirmişti.

Hazırlanmış olan anayasa tasarısı büyük locanın yönetimsel işlerine ilişkin birçok konuya açıklık getirmiyordu. Anlaşılan genel kurul onayından zor geçecekti. Oysa büyük loca giderek gelişiyor, birçok yönetimsel konuya ivedilikle çözüm getirilmesi gerekiyordu. Bu gereksinmeyi karşılamak üzere George Payne, daha sonra benimsenecek anayasaya ek olmak ve bir an önce yürürlüğe konmak üzere bir “genel tüzük” hazırladı.

Londra Büyük Locası’nın 1721 yılında yapılan genel kurul toplantısında bu kez büyük üstatlığa Montagu Dükü John seçilirken, sadece büyük locanın yönetimsel kurallarını içeren “genel tüzük” de onaylanıp yürürlüğe girdi. Anayasa tasarısı ise gene kabul edilmedi. Bunun üzerine Montagu Dükü John, tarihsel kaynaklardan yararlanarak yasaya güçlü bir giriş hazırlaması ve bazı yerlerini de kendi görüşüne uygun bir şekilde düzenlemesi için James Anderson’u görevlendirdi.

James Anderson’un anayasa üzerinde yaptığı çalışmalar, büyük üstadın oluşturduğu 14 kişilik bir kurula aktarıldı. Kurul, Anderson’un hazırladığı tarihsel bölüm üzerinde pek durmadı. Zaten o dönemde tarihsel bilgi kaynakları pek sınırlıydı. Anderson, bu bölüme aldığı bilgilerin çoğunu 1718 yılındaki yangında yitirilmiş olan belgelerden derlemiş olduğunu ileri sürmüştü. Bundan ötürü Masonluğun yeni anayasasının tarihsel bölümü kapsamında birçok yanlışlık vardır. Bunların bir bölümü sonraki aşamalarda düzeltilmiştir.

Londra Büyük Locası’nın genel kurulu, anayasa tasarısı 25 Mart 1722 tarihinde onaylandı. Ancak o sırada büyük locanın yönetimine ilişkin bir sorun çıkmıştı. Bu nedenle anayasa hemen yürürlüğe giremedi. Yaklaşık bir yıllık bir gecikmeyle Wharton Dükü Philip’in büyük üstatlığı sırasında, 17 Ocak 1723 tarihinde yürürlüğe konabildi. Nitekim bu nedenle “1723 Anayasası” olarak da anılır.
[ALINTI]

Saygılar...

Mesajı son düzenleyen Eru Iluvatar ( 10-04-18 - 23:27 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:29 #5
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

JAMES ANDERSON

Örnceki bölümde sözünü etmiş olduğum üzere bazı yerde Masonluğun 1723 tarihli özgün anayasasının “Anderson Yasaları” olarak anıldığı görülür.

Bunun nedeni James Anderson’un bu yasanın hazırlanışında hayli emeğinin geçmiş olması değildir. Gerçi hazırlık sırasında Anderson’un katkısının olduğu yadsınamaz; üstelik anayasa kitabındaki tarihsel bölüm de onun kaleminden çıkmıştır. Bununla birlikte 1723 tarihli kitapta adı bir tek yerde geçer; o tarihteki tüm locaların üstatlarının adlarının sıralandığı bölümde. Orada Anderson’un adının yanına “Bu kitabın yazarı” diye bir söz eklenmiş olduğu da görülür. Zaten birkaç yerde bu kitabı kendisinin yazmış olduğunu özenle vurgulamaya çalışmıştır.

Ben bunu şöyle yorumlayabilirim: Bu bir kendini gösterme çabası ya da çalışmalarının karşılığında hepsini kendine mal etme girişimi olsa gerek.

Anderson, anayasa tasarısı genel kurula sunulurken bunu tasarı üzerinde çalışmış olan diğer kurul üyeleriyle birlikte imzalamış. Tasarının genel kurula sunuluşunda da rapörtörlük görevini üstlenmiş ve tasarıyı savunmuş. Anayasa yürürlüğe girdikten sonra, bunun doğrudan kendi yapıtı olduğunu ileri sürerek sahip çıkışının o arihte ya arkına varılmamış ya da bu konu pek önemsenmemiş.

Anderson’un bu tutumunun bireysel bir sorundan kaynaklanmış olması olasılığı da var. 1722 yılında Londra Büyük Locası’nın büyük ikinci nazırı olan kişi görevine hiç gelmemiş ve yerini hep geçici olarak James Anderson doldurmuş. Buna karşın, hiç kimse ona bu göreve doğrudan seçilmek üzere destek vermemiş, onu büyük üstat hatta nazır olmak üzere bile aday gösteren çıkmamış.

Bu anayasanın “Anderson Yasaları” olarak anılışının bir diğer nedeni, bunun Anderson’a mal edilip aslında geçerli olmadığını vurgulamak amacını taşır.

Anayasa yürürlüğe girer girmez yalnızca salt inşaatçı localardan değil, din çevrelerinden de tepki görmüştü. (Buna daha önce de değinmiştim.) Özellikle dinsel kurumlara karşı yasanın savunulması gene Anderson’a düşmüştü. Ne de olsa bir din adamıydı. Nitekim yıllarca uğraştıktan sonra Anderson İngiltere Büyük Locası’na bu anayasa üzerinde birtakım değişiklikler yapılmasını kabul ettirmeyi başarmıştı. 1738 tarihinde yapılan bu değişiklikten sonra yeni yasa kitabını bastırırken, kitabın kapağına adını “yazar” olarak yerleştirmişti.



Dolayısıyla, şayet 1738 tarihli anayasa “Anderson Yasaları” olarak anılacak olursa bu pek yanlış sayılmaz ama kendi tutumları nedeniyle bazı mason kuruluşları 1723 tarihli özgün anayasayı da bu tanımın kapsamına almayı yeğlemiştir.

İşte tüm bunlar James Anderson’un neden Masonlukta yüzyıllar boyunca adından en çok söz edilmiş olan kişi niteliğini edindiğini de açıklar.



1738 TARİHLİ ANAYASA

Londra Büyük Locası 1725 yılında İngiltere Büyük Locası adını aldıktan hemen sonra İngiltere’deki aşırı tutucu çevreler spekülatif nitelikli yeni Masonluğa karşı bir saldırı kampanyasına girişti. Büyük loca açısından bu saldırılar önemli sayılabilecek bir boyuta varmıyordu ama ülkedeki antimasonik eğilimleri kışkırtmaktan da geri kalmıyordu.

Anglikan Kilisesi özellikle Masonluğun varlığına değil, hatta örgütsel niteliklerine de değil, anayasanın kapsamına takılmıştı. Bu yasanın kapsamındaki sözler ile dinsel ilkelerin çelişkili olduğunu ileri sürüyordu.

Bu duruma bir çözüm yolu bulunabilmesi için 1735 yılında James Anderson anayasayı baştan sona bir kez daha gözden geçirmek üzere görevlendirildi.

Bu kez Anderson’un çalışmaları hayli uzun sürdü. Yaptığı hazırlıklar üzerinde tartışmalar yapıldığı ve bir türlü sonuca varılamadığı düşünülebilir ama bu sadece bir varsayımdır. İngiltere Büyük Locası’nın o tarihlerdeki toplantıları artık düzenli olarak tutanağa geçirilmekteydi. Bunlarda, önerilmiş bir anayasa değişikliği tasarısından ve bu bağlamda yapılmış görüşmelerden hiç söz edilmemiş. Demek oluyor ki ya Anderson hasta olduğu için eskisi gibi hızlı çalışamamaktaydı ya da resmi bir nitelik taşımayan toplantılarda yapmak istediklerini açıkladığında, ağır eleştiriler hatta tepkilerle karşılaşıyordu.

Anderson’un önerilerinin tümünün benimsenmediği, birtakım değişiklikler yapılmış olduğu biliniyor. Yeni anayasanın İngiltere Büyük Locası’nın 1738 tarihli genel kurulunda onaylandığı da biliniyor.

Görünümüne bakılacak olursa “Yeni Yasa Kitabı” adı verilmiş olan bu kitabın 1723 tarihli özgün anayasadan pek bir farkı yoktu. Kitabın başında yer alan ve pek eleştirilen “tarihsel bölüm” üzerinde birtakım düzeltmeler yapılmıştı. Anayasanın kalbi olan “Yükümlülükler” (Mükellefiyetler) olarak anılan bölüm üzerindeki değişiklikler sanki ufak tefek ayrıntılar gibi görünüyordu ama bunlar anlam bakımından çok önemliydi. 1723 yılında henüz söz konusu olmayan “üstat” derecesi bu kitapta anayasaya eklenmiş, buna bağlı diğer düzeltmeler de yapılmıştı.

Bundan sonra İngiltere’de 1723 tarihli özgün anayasanın mı yoksa 1738 yılında yürürlüğe girmiş olan yeni yasanın mı geçerli olacağı tartışılmaya başlandı. Böyle bir tartışmanın yapılmaması, yeni yasanın genel kurul kararı ile onaylandığı için öncekinin yerini aldığının kabul edilmesi gerektiği düşünülebilir. Ancak, nasıl 1723 yılından hemen sonra ortaya çıkarılmış olan yasaya karşı çıkanlar olmuşsa, bu kez yapılmış olan değişikliklere karşı çıkanlar vardı.

Tüm bunlar sadece İngiltere için söz konusuydu; Kıta Avrupası’ndaki localar 1723 tarihli yasayı benimsemeyi sürdürüyordu[ALINTI#]

SAYGILARIMLA...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:32 #6
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

İngiltere’de Masonluğun Bölünmesi

18. yüzyıl ortalarına doğru İngiltere’deki locaların birbirlerinden yer yer çok farklı uygulamalara giriştikleri görüldü. Bu farklılaşmada hangi anayasanın geçerli olduğu konusundaki uyuşmazlığın etkisi de vardı ama tek neden bu değildi. Bir yandan Yok Büyük Locası’nın önderliğini etmiş olduğu Bütün İngiltere Büyük locası da yandaş toplamış, diğer yandan İngiltere büyük Locası’na bağlı birçok loca, büyük locayı umursamadan kendi benimsediği yöntemleri uygulamak eğilimine girmişti Yeni locaların kurulmasında, yeni masonların alınmasında, derecelerin verilişinde, görevlilerin seçiminde, protokol uygulaması ve oturumların yürütülmesinde birbirinden çok farklı yöntemler uygulanıyordu. Dolayısıyla “Genel tüzükler” bile geçerliliğini yitirmiş gibiydi,

Yöntemleri birbirleriyle tam bir uyum içinde olmayan localar, kendilerini “düzenli” (muntazam) görüp diğerlerini düzensiz (gayri muntazam) olmakla suçluyordu. İngiltere Büyük Locası, kendisine bağlı locaları belli bir disipline sokamıyor, yöntemler arasındaki çelişkileri gideremiyordu. Bir diğer deyişle “obediyans” kavramı da anlamını yitirmiş gibiydi.

Bu durumun sonucunda beklenen oldu. 1751 yılında İngiltere’deki Masonluk parçalandı.

Birçok ayrı telden çalan olmasına karşılık belirgin iki grup vardı. Bu iki gruptan biri Masonluğun 17. yüzyıl ve öncesinden kalma eski yöntem ve geleneklerine kesinlikle bağlı kalınması gerektiğini savunuyordu. Bu görüşte olan locaların topluluğu kısaca “Eskiler” (Antients) olarak anılıyordu. Bu grupta yer alan localar İngiltere Büyük Locası’ndan koparak kendi başlarına bir diğer büyük loca kurdu. 1756 yılında, bu büyük locanın büyük sekreteri olan Laurence Dermott, geçmişteki tüm anayasa çalışmalarını bir kez daha derleyip toparladı. Hazırlamış olduğu tasarı büyük loca genel kurulunda onaylandı. Bu anayasaya Ahiman Rezon adı verildi.



“Ahiman Rezon” ne demektir?

Bu konuda öyle çok yorumsal açıklama var ki, hangisinin doğru olduğu belli değil.

Bir açıklamaya göre “kardeşlerin seçtiği yasa” anlamına gelir. Bir başka açıklamada sözlük anlamı “gerçek ve inanmış bir kardeşin görüşleri” olarak verilir. Bu terimin etimolojisinin İbranice değil, İspanyolca olduğunu süren bir başka yoruma göre ise “tüm ilkelerin toplamı” demektir.

Diğer grup ise İngiltere Büyük Locası’nın geçen çeyrek yüzyılda Masonluğa getirmiş olduğu değişimleri benimseyen localardan oluşuyordu. Bu gruba da kısaca “Yeniler” (Moderns) deniyordu. Bu büyük locada 1738 tarihli değişiklik de yadsındı ve 1723 tarihli özgün anayasaya dönüldü.

18. yüzyılın ikinci yarısında her iki büyük loca da kendi benimsedikleri anayasa üzerinde değişiklikler yapılması gereksinmesini duydu.

Ahiman Rezon üzerinde 1764, 1778 ve 1787 yıllarında olmak üzere üç kez değişiklik yapıldı.



Yeniler olarak anılan büyük loca ise anayasasını 1767 ve 1784 tarihlerinde olmak üzere iki kez değiştirdi.

Yapılan bu değişiklikler, zamanın gereksinme ve giderek değişme gösteren anlayışlarının sonucuydu. O tarihlerde anayasayı değiştirmek yerine olduğu gibi bırakıp üzerinde yorumsal değerlendirmeler yapmakla yetinmek uygun bir çözüm yolu görülmüyordu. Böyle bir yaklaşımı sadece Kıta Avrupası’ndaki masonlar benimsiyordu.[ALINTI]

SAYGILARIMLA...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:33 #7
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın Oluşumu



İngiltere’deki Masonluğun kendi içindeki bölünmesi 60 yıl kadar sürdü. Sonunda 1813 yılında birlik sağlanıp İngiltere Birleşik Büyük Locası (United Grand Lodge of England) yani iki büyük locayı birleştiren büyük loca kurulduğunda, anayasa konusu yeniden gündeme geldi.

Masonluğun anayasası yeni baştan ele alındı. Hazırlanan tasarı 1815 yılında İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın genel kurulunda onaylandı.

Bu anayasa düzenlenirken Ahiman Rezon öncelikli tutulmuştu ama değişikliğe uğratılarak “salt spekülâtif” bir nitelik taşıyacak biçime getirildi.

Ancak bu bakımdan, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın anayasasının Ahiman Rezon ile Masonluğun 1723 tarihli özgün anayasası arasında bir uzlaşma sağladığı sanılmamalı.

Bundan sonra İngiltere Birleşik Büyük Locası kendi anlayış ve benimseyişine uygun bir “masonik düzen” sistemini dünyadaki diğer mason kuruluşlarına kabul ettirmek için hayli çaba harcadı. Bunda başarılı da oldu. Ancak 1723 tarihli özgün anayasa yerine 1813 tarihli anayasanın kabul edilmesi ve uygulamanın buna göre yapılması üzerinde pek durmadı. Nitekim günümüzde gerek 1723 tarihli özgün anayasayı gerekse Ahiman Rezon’u benimsemeyi sürdüren büyük localar var. İngiltere Birleşik Büyük Locası’na göre artık anayasa pek önemli değildi. Asıl önemli olan, Masonluktaki “örgütsel düzen” ilkelerinin benimsenmesi ve uygulanmasıydı.


Fransa Büyük Doğusu’nun Tutumu

Daha önce değinmiş olduğum gibi, İngiltere’de bu anayasa değişiklikleri yapılırken, Fransa başta olmak üzere Kıta Avrupası’ndaki obediyanslar çoğunlukla 1723 tarihli özgün anayasaya bağlı kalmayı sürdürmüştü. Ancak İngiltere Masonluğu dış politikasında sık ve yoğun bir biçimde kullandığından, gerek Ahiman Rezon gerekse 1815 tarihli anayasayı benimseyenler de vardı. ABD’ndeki ve diğer uzak ülkelerdeki durum da bundan farklı değildi.

Farklı olan Fransa Büyük Doğusu’nun tutumuydu. Nasıl İngiltere’de İngilizvarî bir Masonluk oluşturulmuşsa, Fransa’da da Masonluk önceleri Stuartistlerin etkisi altında kalmış ama sona Fransızvarî olmaya dönüşmüştü.

Fransa Büyük Doğusu, İngiltere Birleşik Büyük locası kadar geniş ve güçlü bir örgüttü. O da kendi anayasasını hazırlardı. Fransızlara göre yüz yılı aşkın bir süredir bağlı kalmış oldukları 1723 tarihli anayasa salt spekülatif nitelikli değil, o dönemin koşul ve gereksinmeleri uyarınca hem spekülatif hem de operatif nitelikli olmak üzere düzenlenmişti. Spekülatif Masonluğun giderek artan bir hızla gelişeceği, Operatif Masonluğun ise yakında varlığını tümüyle yitireceği düşünülmemişti. Nitekim daha sonra yapılan her bir değişiklik, bu noksanlıktan kaynaklanan gereksinmeyi ortaya koymuştu. Bundan ötürü birçok mason kuruluşu anayasa üzerinde değişiklik yapmak yerine bu yasanın kapsamındaki operatif öğeleri simgesel anlamlar çerçevesinde değerlendirmeyi yeğlemişti. Ancak bu da yürümüyordu, İyisi mi, bu soruna kesin bir çözüm getirilmeliydi.

Bunun için Fransa Büyük Doğusu, kendine özgü ve çok farklı bir anayasa hazırlayarak bunu kendi genel kurulundan geçirip. 1849 yılında yürürlüğe koydu. Ardından bu anayasa üzerinde 1884 ve son olarak da 1971 yılında birtakım değişiklikler yaptı.

İşte bunlar Masonluğun anayasalarının geçirmiş olduğu serüvenler… Bundan sonraki işimiz bunların bazı bölümlerine girerek karşılaştırma ve değerlendirmeler hatta belki biraz da yorum yapmak olacak.[ALINTI]
SAYGILARIMLA...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:35 #8
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

İKİ TÜR YASA



Şayet ritlerin kendilerine göre düzenlemiş oldukları yasaları (bunlar yasadan çok birer tüzük niteliği taşıdıkları için) saymazsak, genel görünümleri bakımından dünya yüzünde Masonlukta iki tür anayasa olduğunu söyleyebiliriz:

1- İngiltere’de düzenlenmiş anayasalar

2- Fransa’da düzenlenmiş anayasa

Kimileri Fransa’da düzenlenmiş anayasanın herhangi bir geçerliği olmadığını, bunun ancak düzensiz Fransız örgütleri ve onların yolundan gidenlerce geçerli tutulduğunu söyleyebilir. Bu bir görüş açısıdır ama dünyadaki Masonluğu bir bütün olarak ele alırsak, onlara da göz atmak gerekir. Aksi takdirde evrensel Masonluğun İngiltere’nin tartışılmaz egemenliği altında olduğunu kabul etmek yoluna giriliyor demektir.

İngiltere’de düzenlenmiş olan anayasalar ile Fransa’da düzenlinmiş anayasa arasında her şeyden önce görünüm bakımından büyük bir fark vardır. İngiltere’dekiler 1723 tarihli özgün anayasanın formatını izler, Fransa’daki ise bambaşka bir tarzdadır.

Önce İngiltere’de düzenlenmiş anayasalara bakalım.

Bunların hepsi, “giriş” ve “sunum” gibi bölümlerini saymazsak, dört ana bölümden oluşur:

I) Tarihçe ve efsaneler
II) Yükümlülükler
III) Şiirler, şarkılar, ilâhiler ve dualar
IV) Genel tüzükler

Bunlardan en önemlisi ve asıl “anayasa” olarak nitelenebilecek olanı, “Yükümlülükler” bölümüdür. Nitekim genellikle sadece bundan söz edilir ve diğerleri pek önemsenmez.

Yükümlülükler bölümü genellikle 6 alt konu başlığına ayrılmıştır:

1. Tanrı ve din
2. Devlet memurları
3. Localar
4. Üstatlar, nazırlar, kalfalar ve çıraklar
5. Çalışma sırasında yönetim
6. Davranışlar

Tüm bunların arasında en önemli tutulanı “Birinci Yükümlülük” olarak anılanıdır. Nitekim dünya yüzündeki mason kuruluşları arasındaki uyuşmazlıkların çoğu da ya bu yükümlülük üzerinde uzlaşmaya varılamaması ya da bunun içirdiği anlatımların farklı biçimlerde yorumlanmasından ileri gelmektedir.

Ancak bu aşamada şunu da belirtmeliyim: Bu bağlamdaki uyuşmazlıklar Masonluğun dünya yüzündeki bölünmüşlüğünün tek nedeni değildir. Bundan çok daha önemli nedenler vardır ki onların arasında uluslar arası politika, ekonomi, baskılar, egemenlik-bağımsızlık çatışmaları gibi etkenler yer alır.

Dolayısıyla her kim dünya yüzünde Masonluğun bölünmüşlüğünün tek nedeninin anayasa üzerinde uyuşmazlık olduğunu ileri sürerse, bence bu eksik ve yanlıştır. Ancak buradaki konumuzun “Masonluktaki bölünmeler” olmadığını göz önünde tutarak, ayrıntılara girmeyeceğim.

Şimdi bence yapılması gereken iş, madem Masonluğun anayasasının en önemli bölümü Tanrı ve din konusuyla bağlantılı birinci yükümlülüktür, onun hangi aşamalardan geçmiş olduğunu inceleyelim. Bunu Fransa’da düzenlenmiş olan anayasa için yapamayacağız, çünkü onun formatı buna uymuyor.

Buraya kadar hep genel bilgiler vermiş oldum. Karşılaştırmalı incelemeyi izleyen bölüme bırakmak istiyorum.[ALINTI]

SAYGILAR....
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:36 #9
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

1723 Tarihli İlk Anayasa

Önce, bir masonun kendine özgü ayrıcalığı ile ahlâk yasasına uymak zorunda olduğu belirtilir.

Buradaki ahlâk yasası (moral law) kavramını çağımızdaki medenî kanunun 18. yüzyıl başlarında İngiltere’deki karşılığı olduğunu düşünebiliriz. Ancak şunu da düşünmeliyiz ki, o tarihlerde henüz hiçbir ülkede medeni kanun ya da benzeri bir yasa yoktu. Böyle bir yasayı ancak dinsel kurallar oluşturabilirdi.

Sözü edilen “ayrıcalık” (tenure) kavramı ise, yalnızca tüm halkın köle sayıldığı bir toplum düzeninde “özgür insan” olabilme hakkına sahip bulunma olgusundan ileri gelmemektedir. Gerçi Londra’da yaşayanlar, bu kentin özelliği nedeniyle zaten özgür insanlardır ama, Masonluk sadece Londra sınırları çerçevesinde kalmış değildir. (Londra’nın hemen bitişiğinde ye alıp bugün kent merkezi ile birleşik durumda olan Westminster bile o tarihte ayrı bir kent statüsündeydi.) 18. yüzyıl başlarındaki ortamda masonların, toplumsal yapı içindeki yerleri kadar tutum ve davranışları bakımından da saygın kişiler oldukları, bundan ötürü kendilerine Masonluğun görüş açısından bakıldığında ayrıcalıklı sayıldıklarını da unutmamak gerekir. Ancak bu ayrıcalık, mason olmakla kendilerine birtakım yetkiler ya da bağışıklıklar tanındığını değil, çok daha basit bir şekilde locaya girebilmiş ve “özgür mason” sıfatını taşımaya hak kazanmış olmalarından ileri gelir. Buna karşın ilginç olan bir nokta da yasanın bu maddesinde “özgür mason” (freemason) sıfatının kullanılmamış ve sadece “mason” denmiş olmasıdır.

Bundan sonra bir masonun budala bir tanrıtanımaz ya da dinle ilgisiz bir özgür düşünce sahibi kimse olmayacağı söylenir.

İşte bu deyiş, başlı başına bir tartışma konusu olmuştur. Bunun üzerinde birçok yorum yapılmıştır. Eğer buradaki zorunluluk, bir masonun ne bir tanrıtanımaz (ateist) ne de bir özgür düşünceci olabileceği şeklinde düzenlenmiş bulunsaydı böylesine uzun tartışmalar çıkmayabilir ve yapılan yorumlar arasında da pek önemli bir fark görülmeyebilirdi. Fakat “budala bir tanrıtanımaz” (stupid atheist) denilince; kimileri bunu bir tanrıtanımazın aynı zamanda bir budala olduğu ya da tanrıtanımazlığın ancak budala kimselere yaraşacağı şeklinde yorumlamıştır. Kimileriyse bu terimi tersinden alarak, “budala” ve “tanrıtanımaz” sözcüklerini ayırmış, bir masonun akıllı ve bilinçli bir ateist olabileceğini, ancak bilinçsizcesine budala bir şekilde Tanrı’yı yadsıyamayacağını, anayasanın ilk yükümlülüğünün böyle bir koşulu vurguladığını ileri sürmüştür.

Benzer yorumlar din ile ilgisiz (dinden bağımsız) özgür düşünce sahibi kimse deyişi için de söz konusudur. İngilizcede bu amaçla kullanılan “libertine” sözcüğünün sözlüklerdeki karşılığı “sefih”, “hovarda” ya da “umursamaz” şeklinde de verilmektedir. Ancak 18. yüzyıl başlarında kullanılan İngilizcedeki anlamı düşünülecek olursa, “tüm inanç ve düşünülerinde hiçbir etki altında kalmaksızın kendi özgür buyrultusunu kullanan ve uygulayan” tarzında bir tanım ortaya çıkar. Kimi yorumculara göre böyle bir kişi dinsiz sayılır ya da hiçbir dine inanmayan ve bağlanmayan bir kişiye özgür düşünceci denir. Diğer grup yorumcular ise anayasadaki bu koşulun asla bir masonun özgür düşünceci olmasını engellemediğini, hiçbir dine bağlı olmayışını da engellemediğini ama hem hiçbir şeye inanmayıp hem de bir özgür düşünceci olamayacağını belirttiğini ortaya koyduğunu savunur.

Şayet uzlaştırıcı bir yaklaşımı benimseyen bir yorum yapılacak olursa, temel yasanın ilk yükümlülüğündeki bu zorunluluk, bir masonun hiçbir belirgin dinin inançlısı olması gerekmediğini, ancak kendi başına kendine özgü bir dinsel düşünü de oluşturamayacağını, bu arada dinsel ya da tanrısal inanç eğilimlerinin tümüyle dışında da kalamayacağını ortaya koyar.

Anayasanın bu maddesi ayrıca, masonların özel kanılarının kendilerine bırakılarak, bütün insanların üzerinde uyuştukları bir dine [132] uymaları gerektiğini bunun da iyi ve doğru ya da onur sahibi ve dürüst insan olmakla özdeşleştiğini belirtir.

Bütün insanların üzerinde uyuştukları bir din deyişi de ayrıntılı inceleme ve farklı yorumlara hedef olmuştur. Kimisi burada tüm dinlerin ve inanç sistemlerinin birleştikleri ilkelerin tümünden söz edildiğini ileri sürer. Kimisi de bunun August Comte’un betimlediği “akıl dini” olduğunu savunmuştur. James Anderson’un sonradan İngiltere’deki dinsel kurumların baskısı üzerine bu konuda yaptığı açıklamada ise, burada sözü edilen dinin mezhep ayırımı yapılmaksızın, genel olarak “Hıristiyanlık” olduğu ve başka da bir şey olamayacağı belirtilmiştir. Bireysel nitelikleri (bir din adamı olduğu) göz önüne alındığında, Anderson’un bireysel görüşünü doğal karşılamak gerekir. Ancak o tarihlerde artık İngiltere Büyük Locası adını almış olan obediyans, bu konuda resmen kurumsal nitelikli bir açıklama ya da yorum yapmaktan sakınmıştır.

Anayasanın yine bu maddesinde, Masonluğun, birbirlerinden her zaman için uzak kalacak kişiler arasındaki gerçek dostluk uzlaşmasını sağlayacak bir olanak ve birliğin merkezi olacağı belirtilmiştir.

Her ne kadar bu anayasanın içinde yer aldığı kitapçığın önceki bölümlerinden bu anayasanın yalnızca İngiltere için düzenlenmiş olduğu izlenimi çıkmaktaysa da, işte bu tümce böyle bir izlenim ile çelişkili bir eğilimi ortaya koymakta, âdeta Masonluğun evrenselliğini ya da bir evrensel birlik amacına yöneldiğini vurgulamaktadır.

Bunun neden böyle olduğuna ilişkin ise şöyle bir yorum yapılmaktadır. Kitabın öncesindeki tarihsel bölüm doğrudan James Anderson’un kaleminden çıkmıştır. Yükümlülükler bölümünün düzenlenişinde Anderson’dan çok Jéan Theophile Désaguliers başta olmak üzere kimi diğer masonların etkisi ağırlıktadır. Bunların arasında sıradan her masona açıklanmayan birtakım gizli emeller de vardır ki bunlar ancak evrensel bir düşünüş ile sağlanabilir.[ALINTI]

SAYGILARIMLA...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:38 #10
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

1738 Tarihli Değişiklik



James Anderson’un anayasanın ilk maddesinde yapmış olduğu bu değişiklikte bir masonun sadık bir Noaşit olması gerektiğini eki getirilmişti.

Sözlük anlamı bakımından Noaşit (Noachide) “Nuh’un buyruklarına uyan kişi” ya da “Nuh’un izinden yürüyen kişi” anlamına gelir. Nuh, tarihte teolojinin ilk ve özgün kurucusu olarak benimsenmiş olup, Noaşit olarak anılan inançlılarca benimsenen yedi buyruğu vardır:

1. Tüm putları reddedeceksin.
2. Tek “Gerçek Tanrı”ya inanacaksın.
3. Cinayet işlemeyeceksin.
4. Yakın akrabalarınla cinsel ilişkide bulunmayacaksın.
5. Çalmayacaksın.
6. Adil olacaksın.
7. İçinde kan olan et yemeyeceksin.

Bu değişiklikte bir diğer eklemeyle de, özne olarak “bir mason” yerine “iyi ve Hristiyan bir mason” terimi kullanılmıştı. Böylelikle, Masonlukta belirgin bir dinsel nitelik belirlenmiş oluyordu. Nitekim Anderson, Masonluğa karşı yapılan saldırıları yanıtlamak üzere 1733 yılında yayımlamış olduğu bir kitapçıkta da Masonluğun anayasasının birinci yükümlülüğünün sonunda geçen “tüm insanların üzerinde uyuştukları bir din” deyişinin, Hıristiyanlıktan başka bir şey olmadığını savunmuştu.

Hatırlarsınız, bir de George Payne tarafından hazırlanıp 1723 tarihli anayasa kitabına eklenmiş olan “Genel Tüzükler”den söz etmiştim. O tüzükler 1738 tarihli anayasada da yer almaktaydı ama önemli bir eklenti yapılmıştı. Gerçe anayasanın bünyesinde değil ama bu başlık ile bağlantılı. Burada bir adayın. Masonluğa kabul edilebilmesi için sahip olması gereken bireysel nitelikler sayılırken, adayın “Tanrı’yı ve Kilise’yi seven, azizlere saygıda kusur etmeyen bir kişi” olması gerektiği üzerinde özenle durulmuştu.

Tanrı’yı ve Kilise’yi sevmek ve azizlere de saygı göstermek, aslında Roma Katolik Kilisesi’nin bir Hıristiyan için öngördüğü öncelikli koşullardandır. Böylece, 1738 yılında Masonluğun aforoz edilmesi olayına karşı âdeta ödün verir bir tutum takınma çabası göstermeye çalışıldığı da söylenebilir.

Masonluğun 1723 tarihli özgün anayasası, bir yandan salt operatif nitelikli masonlarca hiç beğenilmezken, diğer yandan da birinci yükümlülüğünde yer alan hayli geniş dinsel tolerans ilkesini henüz içlerine sindiremeyen spekülatif masonlarca da pek benimsenememişti. Hatta o tarihlerde büyük loca genel kurulunun üyesi olmadıkları için temel yasa kitabını ancak yayımından sonra görebilenlerden birçoğu için bunun bir şok etkisi yarattığı bile söylenebilir.

Buna benzer bir etki de bu kez 1738 yılında, Masonlukta tam bir inanç özgürlüğünü, olasıya geniş bir dinsel toleransı savunanların üzerinde olmuştu. Buna karşılık 1738 tarihli yeni yasa kitabı, Masonluğun açık ve belirli bir dinsel niteliğinin de olması gerektiğini savunanların yüreklerini hiç olmazsa biraz serinletmişti.[ALINTI]
SAYGILAR...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:39 #11
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

İngiliz Masonluğu Bölününce Yapılan Değişiklikler

İngiltere’de Masonluğun 1751 yılında kesin bir bölünmeye uğradığını, bundan böyle Masonluğun eski geleneklerine kesinlikle bağlı kalınmasını savunanların “Eskiler” (Antients), çağdaş koşulları izlemekten yana olanların ise “Yeniler” (Moderns) olarak anıldıklarını daha önce belirtmiştim.

Yeniler olarak anılan büyük locasının anayasasını, bir din adamı, tarihçi ve edebiyatçı olan John Entick hazırladı. 1754’de sonuçlanan bu çalışma 1756 yılında yürürlüğe girdi. Böylece “Yeniler”, çağın gerekliliklerine uygun birtakım değişikliklerle birlikte, yaklaşık olarak 1723 tarihli özgün anayasayı benimsedi. Bir diğer deyişle, 1738 yılında James Anderson’un yapmış olduğu değişiklikler göz ardı edilmişti.

Bu anayasa üzerinde sonradan yine birtakım değişiklikler yapıldı. Bunların en önemlileri 1767 ve 1784 tarihlerindedir. Son değişiklikte, dinsel dogmalara bağlı tüm vurgulamalar kaldırılıp bunların yerine bilimsel ve akılcı yorumlar getirilmesine çalışıldı.

Kısaca “Eskiler” olarak anılan büyük loca ise önceleri 1738 tarihli yeni yasa kitabını kullandı. Aslen İrlandalı olan Laurence Dermott, 1756 yılında anayasa üzerinde yoğun bir çalışmaya girişti. Daha önce de belirtmiş olduğum üzere, hazırladığı temel yasa kitabına “Ahiman Rezon” adını verdi.

1756 yılındaki ilk yazımından sonra Ahiman Rezon, üç kez değişikliğe uğradı: 1764’de, 1778’de ve 1787’de. Bu değişiklikler sırasında kitabın en önemli yeri olan birinci yükümlülük, son şeklini 1764 basımında şöyle almıştı.

Burada şöyle sözler geçiyordu:

- Bir mason, sonsuz Tanrı’ya doğru bir şekilde tapınmalıdır.

- Kilise’nin ileri gelenlerinin ve pederlerinin, bütün insanların yararlanması için derleyip yayımlamış oldukları tüm kutsal belgelere de sarsılmaz bir inançla bağlanmak zorundadır.

- Böylece bir mason, mutsuz bir özgür düşüncecinin dinden soyutlanmış yolunda yürümekten kendini alıkoyar. Tanrıtanımazlığın kibirli profesörlerini izlemekten kurtulur. Kör ve batıl inanç yanılgılarıyla lekelenmez.

- Masonun istediği inanca sarılma özgürlüğü vardır. Yeter ki, her zaman yaratıcısına saygı göstersin ve altın kuralı her zaman davranışlarının payandası haline getirsin. [ALINTI]
SAYGILAR...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:40 #12
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın Anayasası

1813 yılında İngiltere Birleşik Büyük Locası kurulduktan kısa bir süre sonra, kuruluş protokolü uyarınca anayasanın yeni baştan hazırlanmasına girişildi. Bu amaçla, Masonluk tarihindeki ünlü çehrelerden Peter W. Gilkes’in yönetiminde bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun hazırladığı tasarı İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın 1815 yılındaki genel kurul toplantısında kabul edilerek yürürlüğe kondu.

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Bu anayasada da önceki anayasalarda yer alanlara benzer deyişler görülür ama 1723 tarihli özgün anayasa ile Ahiman Rezon arasında orta yolu bulan bir uzlaşma yasası olarak nitelenemez. Dış görünümü bakımından önceki yasalara benzese de, kapsamı bakımından hayli farklılıklar gösterir. En önemli özelliklerinden bir ise, artık geçerliliğini tümüyle yitirmiş olan salt operatif nitelikli öğelerin çıkarılmış ve Masonluğun bundan böyle salt spekülatif nitelikli olarak kabul edilmiş olmasıdır.

18. yüzyıl boyunca İngiltere’de düzenlenmiş olan tüm anayasalar, yalnızca bunları düzenleyen masonik kuruluş ya da Britanya’daki localar ve masonlar için hazırlanmıştı. 1815 tarihli anayasa bu bakımdan da önemli bir farklılık gösteriyordu: Tüm Dünya Masonluğu’nca benimsenerek uyulmak ve uygulanmak amacıyla düzenlenmişti.

Bu anayasanın ilk yükümlülüğü de görünüm bakımından öncekilere benzer ama birtakım değişik sözler içerir. Örneğin şöyle denir: Tüm insanlar arasında bir mason, Tanrı’nın insandan başka türlü gördüğünü daha iyi anlar. Çünkü insan dış görünüşe bakar; Tanrı ise onun kalbini görür. Bundan ötürü de bir mason, vicdanının yargılarına uyar.
Bir de şöyle bir söz geçer: Bir insanın inandığı din ya da mezhep ne olursa olsun, o masonik düzenin dışında itilemez. Ancak yerlerin ve göklerin (dünyanın ve cennetin) şanlı mimarına inanmalı ve kutsal görevlerini yerine getirmelidir.

Sonra da şöyle bir deyişe yer verilmektedir: Masonlar, kardeşlik sevgisinin sağlam bağları içinde her inançtaki erdemli kişilerle birleşir; onlara, insanlığın kusurlarını görmeleri anlatılır ve temiz kalmaya çaba göstererek benimsedikleri özel ve yüce inancın üstünlüğü gösterilir.

Bu anayasa üzerinde sonradan çağın gerekleri uyarınca ancak ayrıntıda birtakım değişiklikler yapılmış ancak birinci yükümlülük olduğu gibi korunmuştur.[ALINTI]
SAYGILAR...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-04-18, 23:42 #13
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonluğun yasaları

Fransa Büyük Doğusu’nun Anayasası
Fransa Büyük Doğusu (Grand Orient de France), Kıta Avrupası’ndaki diğer obediyanslar gibi 19. yüzyıl ortalarına kadar 1723 tarihli özgün anayasanın en ateşli savunucularından biri olmuştu. Ancak bu arada kimi Fransız masonlar anayasanın özellikle birinci yükümlülüğü üzerinde demagoji olarak nitelenebilecek türde yorumlar yapıyordu. Örneğin onlara göre anayasa bir masonun “akıllı ve bilinçli bir ateist” olmasını engellemiyordu.


Bu tür spekülasyonlar, Masonluğun anayasasının dinsel ya da inançsal ağırlıklı bir görüş ve eğilimle değerlendirilip yorumlanması kadar sakıncalı görülüyordu. Dinsel ya da inançsal yorum, eğilim ve değerlendirme farkları, masonlar arasında sürtüşmelere yol açmaktan başka hiçbir işe yaramıyor, bu da açıkça Masonluğun evrensel amacını zedeliyordu.

Öte yandan Fransa Büyük Doğusu da İngiltere Birleşik büyük Locası gibi artık geçerliği ve uygulanabilirliği kalmamış olup, sadece birtakım zorlamalarla simgesel yorumları yapılabilen eskiden kalma operatif nitelikli öğelerin anayasadan çıkarılması gerektiğini benimsiyordu. Bu yaklaşımını ilk kez 1849 yılında açıkça ortaya koydu. Ancak, anayasadaki her bir dinsel ya da inançsal öğenin ayıklanıp çıkarılmasına 1865’de başlandı. 1877’de Fransa Büyük Doğusu’nun anayasası artık son şeklini almıştı ama yayımlanıp yürürlüğe girmesi 1884 yılını buldu.

Bundan sonra da Fransa Büyük Doğusu’nun anayasası üzerinde zaman zaman bazı düzeltmeler yapıldı. En son düzeltme tarihi 1971’dir. Bu anayasanın artık 1723-1815 yılları arasında çeşitli değişikliklere uğratılmış olan anayasalarla hiçbir benzerliği kalmamıştır. Eğer özgün anayasanın en önemli bölümü olan birinci yükümlülüğün bir karşılığı aranacak olursa, bunun yerine şöyle sözler edildiği görülür:

“Masonluk, töresel eğitim ve dayanışma uygulamasıyla gerçeklerin araştırılmasını amaçlayan, kesinlikle insan sever, filozofik ve evrimsel bir kurumdur. Özdeksel ve tinsel gelişim, bireysel olgunlaşma ve insanlık toplumu için çalışır. İlkeleri, karşılıklı tolerans, bireyin hem başkalarına hem de kendisine saygısı ve mutlak bir vicdan özgürlüğüdür. Metafizik kavramlar üzerinde tüm üyelerinin kendilerine özgü bireysel değer yargıları bulunabileceği gerekçesiyle, her türlü dogmatik benimseyişi tümüyle reddeder.”

Kapsamı böyle olunca, Fransa Büyük Doğusu’nun anayasasının Masonlukta 1723 yılından bu yana düzenlenmiş anayasalardan herhangi birinin çağdaş bir yaklaşımla değiştirilmişlerinden biri olduğu söylenemez. Bir diğer deyişle bu anayasa bir değişiklik ya da çağın gereklerine uyarlama değil, tümüyle bambaşka düzenlemedir.[ALINTI]

Buraya kadar Evrensel Masonluğun Yasalarını İnceledik Buradan sonra da Masonluk hakkında bilinmeyenleri inceleyeceğiz...

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

SAYGILARIMLA...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-04-18, 17:57 #14
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Mitraizmin;Masonluk;Hristiyanlık;Persler;Ermeniler le İlişkisi

Merhabalar Arkadaşlar Bugün Sizlere Masonluğun Mitraizmin hristiyanlık persler ermenilerle ilişkisini Alıntılar eşliğinde aktaracağım...

İran'daki Köken
"Mithra ayinleri, zamanla Dionysos-Sabazius gizemlerinin yerini alırken, Mithra'nın "mağara"ları da, Babil'den İngiltere'ye kadar yayılan bir alanda, eski tanrıların yeraltı tapınaklarının yerine geçiyordu."

M. P. Blavatsky, Isis Unveiled



"Geç Helenistik dönem kötümserliğin egemen olduğu bir çağdı. Bu çağda hem Helen akılcılığı, hem de Doğu'nun otoriter din kurumları iflas etmişti. Her ikisi için de tek çıkar yol, kurulu yasaları yok sayan, akıl ve mantık üstü bir kurtarıcı bulmaktı."

"Batı'daki Mithra'nın köklerinin, İran'daki Zerdüşt Mithra'sı inançlarında değil de, Mezopotamya ve Anadolu'da tapınılan "daevic" tanrı kültünde bulunma olasılığı daha fazladır. Batı'nın Mithra'sı, kurtarıcı tanrılar çağında, bir kurtarıcı tanrıydı."

Richard N. Frye, The Heritage of Persia



"Mithra kültü, eski Ari'lerin Ahura-Mazda tapımlarından türemiş ve yaklaşık olarak İÖ on beşinci yüz yılda eski İran'da ortaya çıkmıştır. "Mihr" (Mithra'nın Farsça karşılığı) yalnızca "güneş" anlamına gelen bir sözcük olmakla kalmaz, aynı zamanda "dost, arkadaş" anlamını da taşır. Bu pagan tanrıya özgün tapımın, yani hem güneş tanrısı, hem de sevgi tanrısı olarak tapılmasının, asıl nedeni belki de bu anlamlardan kaynaklanmaktaydı. İÖ üçüncü yüz yıl başlarında, Pers İmparatorluğunun Batı sınırlarında bulunan askeri yönetimler Mithra'ya "ilahi savaşçı" olarak tapmaya başladılar. Mithra, artık sevgi dolu güneş tanrısı olmaktan çıkıp, gücün dostu, askerlerin "yenilmez" tanrısı haline gelmişti."

Quest for the Past



"Eski Ermenilerin inançları arasında en evrensel olanı Mithra kültüydü. Mithra bir yandan güneş, yani Helios ile, diğer yandan Apollon ve Hermes ile eşdeğerdi. Özgün olarak bu tanrı, Ahura-Mazda'nın yandaşı olarak savaşan bir ışık kaynağı, bir tür melek biçiminde kabul edilmişti. Mithra'nın savaşçı niteliğini daima koruduğu anlaşılmaktadır...Mithra bayramları, Mithrakana'lar, İran'da her yıl yedinci ayın on altıncı gününde kutlanırlardı. Bu bayram, değişiklik geçirmiş haliyle, İslam'ın doğuşuna kadar devam etmiştir."

Barney and Lang, The People of the Hills



"Mithra'nın Ahura-Mazda'nın gözü olduğuna ve dünyayı onun yönettiğine inanılırdı. Bu kültün inançlarına göre, en yüce tanrının yerine Mithra geçmiş, İyi ve Kötü arasındaki büyük mücadeleye katılmış ve zaferle sonuçlandırmıştı. Mithra, kendi zaferini güven altına almak için, doğanın prototipi olarak kabul edilen, büyük bir boğa kurban etmişti. Bu kurban edilen boğa sayesinde, doğa verimliliğe kavuşmuştu."

Ninian Smart, The Religious Experience of Mankind



"Mithra'cılık Pers ordularının fetihleri ile yayıldı. Pers'lerin muhteşem savaş makinası Suriye, Kalde ve Küçük Asya'ya doğru genişledikçe, Mithra'nın ünü ve etkisi aynı ölçüde gelişiyordu. Ünlü Pers general ve yöneticisi, Darius'un ölümünden sonra bile, Helen kültürünün rekabetine rağmen, Mithra'cılık halkın ilgisini çekmeye devam etti."

"Mithra'cılık hiç bir zaman Yunanistan'da değerli bulunmadı ve kabul görmedi. Bu ilgi eksikliği, Helen'lerin Pers'lere karşı hissettiği antipatiden ve iki ulusun aralarındaki unutulmaz savaşlardan kaynaklanıyordu. Ancak, bu antipati yalnızca Helen'lere özgü olarak kaldı; zira Hıristiyanlığın başlangıcında, Mithra inancı, Doğu'da İndüs vadisinden, Batı'da Karadeniz'e kıyılarına kadar yayılmış durumdaydı. Mithra'cılık Anadolu yaylasında büyük ölçüde kabul görmüştü. Roma'lılar, Mithra'cılık ile, Aziz Paul'un memleketi Kilikya'da tanıştılar."

"...Roma'lı askerler kısa sürede Mithra inancını başkentlerine taşıdılar. Helenistik dönemde, Doğu'nun dışında pek fazla tanınmayan Mithra'cılık, böylece tüm İtalya'ya yayıldı."

Harry Kenison, The Mystery of Mithra



"Mithra kültü, Romalı lejyonerlerce büyük ilgi ve hevesle karşılandı. Mithra'cılık lejyonerlerle birlikte İran'dan Roma'ya, Tunus'a, Ren nehri boylarına ve ta Londra ve Hadrianus surlarına kadar yayıldı. Mithra, insanları Hıristiyanlığa yönlendiren hemen hemen aynı gereksinim ve dürtüleri tatmin etmekteydi, zira rütbe ve karşılıklı sorumlulukların, yerleşik toplumsal statüye göre değil, kapalı bir çevrenin gizli bağlarına göre oluştuğu bir kardeşlik topluluğuydu. Mithra'cılık, Roma İmparatorluğu'nun toplumsal yapısının içine yayılmış ve güçlü sadakat gerektiren bir yeraltı şebekesiydi."

John Romer, Testament



Kült Uygulamaları
"Diğer gizem dinlerinin aksine, Mithra'cılık yalnızca erkeklere açıktı. Bu nedenle, hiç bir bakımdan evrensel bir inanç olarak değerlendirilmesi olası değildir. Mithra, yenilmeyen ve hiç bir zaman da yenilmeyecek olan güneşi (sol invictus) temsil etmekte ve askerlerin cesaret, başarı ve özgüvenini simgelemekteydi. Kültün etik değerleri, bir asker için gerekli olan özdenetim ve benzeri erdemleri içermekteydi. Bu değerler, Mithra'cılığın Roma ordusunda yaygınlaşmasının ana nedeniydi. İmparatorların koruyuculuğu da oldukça etkin olmuştu. İS İkinci yüz yıldan başlayarak, Roma İmparatorları "invictus" unvanını takınmışlardı."

Ninian Smart, The Religious Experience of Mankind



"Mithra'cılık, tanrısal bilginin yedi derecede düzenlendiğini kabul ediyordu. Üyelerin bir dereceden bir sonrakine geçmeleri, her dereceye özgü özel bir inisiyasyon töreni, cesaret ve dayanıklılık sınavları ile gerçekleşmekteydi. Yedi bilgi derecesi, yedi gezegene karşılık geliyor, dereceleri tırmanmak ruhun gezegen katmanlarını aşarak cennete doğru yükselmesini simgeliyordu."

Ancient Wisdom and Secret Sects



"Yeni üyenin ölümünü ve bambaşka bir insan olarak yeniden doğumunu simgeleyen inisiyasyonun en düşük derecesi "Sacrement" (dinsel tören) olarak adlandırılırdı."

Arkon Daraul, Secret Societies



"Liturgy of Mithra" (Mithra Ayini) adlı, Hermetik Gnostizm'in etkisinde olan bir metinde şu sözler yer alır:"Bugün, senden yeniden doğan kişi, ölümsüzlüğe kavuşan sayısız kişilerden biridir..." ve "Yaşam veren doğumun yinelenmesi için yeniden doğan..."

Mircea Eliade, Rites and Symbols of Initiation



"Yükseliş, her biri bir gezegen tarafından yönetilen, yedi inisiyasyon derecesi ile simgeleniyordu: Kuzgun (Merkür), Gelin (Venüs), Asker (Mars), Aslan (Jüpiter), Pers (Ay), Güneşin Habercisi (Güneş) ve Baba (Saturn). En son amaç, kozmosun tüm düzeylerini aşmak ve durağan yıldızlara, sonsuzluğa ulaşmaktı."

An Encyclopedia of Archetypal Symbolism



"Mağaralarda gizlice düzenlenen ayinlerde, her bir derece için ayrı bir maske ve giysi giyilirdi."

"Adaylar, Mithra kültüne on iki ayrı sınavdan başarı ile geçerlerse kabul edilirlerdi. Bu sınavlar arasında ateş, su, açlık, soğuk, kırbaçlanma, dağlanma ve kan akıtılması gibi zorlu denemeler vardı. Adayları neredeyse tüketen bu sınav süreci yedi hafta kadar sürerdi. Başarılı olanlar, dinin gizemlerini saklayacaklarına and içerler ve ondan sonra vaftiz edilirlerdi."

Quest for the Past



"Adaylar gizlilik andı içtikten sonra, yalnızca kült üyelerinin bildikleri kutsal sözcükleri öğrenirlerdi. Adaya sivri bir başlık, üzerinde takımyıldızların resimleri bulunan bol bir tünik ve burç simgeleri ile süslü bir kemer giydirilir, eline bir çoban değneği tutuşturulurdu. Göğsüne takılan altın bir yılan adayın bir Mithra müriti olarak inisiye olduğunu kanıtlardı."

"Mithra törenlerinin arasında en dikkat çeken uygulama, adayın sahte bir ölüm deneyimi yaşamasıydı. Ölüm, yaşamın yenilenmesinin ve tüm manevi değerlerin baştan oluşturulmasının mantıklı bir hazırlığı olarak düşünülüyordu. Mithra'cılıkta ölüm, yeni bir yaşamın başlangıcıydı. Ölüm ve yeniden doğuş özelliği o denli inandırıcıydı ki, İmparator Commodus, ritüelin uygulamasında gerçek bir cinayet işlemekten kendini alamamış ve töreni lekelemişti."

Harry Kenison, The Mystery of Mithra



"Mithra'cılığın başlıca töreni "taurobolium" idi. Ritüelik olarak bir boğanın kurban edildiği bu törende, Mithra'nın ilk eylemi yinelenir ve anısı kutlanırdı. Adaylar, boğa kanıyla vaftiz edilerek, boğanın yaşam veren özelliklerini kendilerine aktarırlardı. Törenin bu bölümünün, Küçük Asya'nın Büyük Ana'sı olan Kybele kültünün ayinlerine çok benzediğine dikkat etmek gerekir."

Ninian Smart, The Religious Experience of Mankind



"Boğayı öldürdükten sonra Mithra ve Sol, boğanın etini paylaştıkları bir ziyafet ile dostlıklarını kesinleştirirlerdi. Bu sırada, hayvan maskeleri takmış kişiler onlara hizmet ederlerdi. Şölenin sonunda, iki tanrı Sol'un arabası ile cennete yükselirlerdi. Bu şölen, inisiyasyon düzeylerini gösteren maskeler takmış bulunan iyilik yandaşlarının hep beraber paylaştıkları bir ortak sofra paradigması oluşturmaktaydı. Aynı biçimde, Mithra'ya iman edenler, boğanın etini yemek ve kanını içmekle, yeniden doğacaklarına ve Mithra ile birlikte güneşin göklerdeki evine yükselerek, ölümsüzlüğe kavuşacaklarına inanırlardı."

An Encyclopedia of Archetypal Symbolism



"Günümüzdeki gizli örgütlerden bazılarının kökeninde bulunması olası olan Mithra'cılığın, bu tür örgütlerin esasını oluşturan bir çok öğeyi içerdiği görülmektedir. Mithra kültü, mensuplarının üzerinde, yüce bir varlıkla gerçek ya da kurgusal bir ilişki kurma deneyimini yaratmaya çabalayan bir eğitim sistemidir. İnsanoğlunun gücünü aşan bazı olayları sağlamak için birtakım sözcüklerin kudretine inanmak, Mithra'cılıkta bulunan büyüsel yönü göstermektedir."

"...Dinin gizli öğretisi, kendi bedeninin üzerinde kudret kazanmak için kendini fiziksel olarak dizginlemekti. Cinsel arzuyu psişik alanlara yönlendirme eğitimi özünde Mithra'cılığın da, tüm mistik akımlarda bulunan disiplin sayesinde tinsel güç kazanma yöntemini izlediğini göstermektedir. Bu bakımdan Mithra kültü, tüm tapımları ayrım gözetmeyen cinsel düşkünlük ve toplu ahlaksızlıktan ibaret olan, daha ilkel ve daha önemsiz akımlardan kesin çizgilerle ayrılmaktadır."

Arkon Daraul, Secret Societies


Mithra'cılık ve Hıristiyanlık
"Mithra dini ve ayinleri hakkında yeterince bilgimiz olmamasına karşın, Paul'ün mektuplarında kullandığı anlatım tarzının, İncil'lerden çok Mithra kültünün terimlerine yakın olduğunu açıkça görebilmekteyiz."

E. Wynn-Tyson, Mithras

"Mithra'cılıkta kıyamet, yargı günü, diriliş ve Mithra'nın bizzat kötülük ilkesini alt ettiği ikinci gelişi dinsel gerçekler olarak kabul edilmiştir. Bir mağarada dünyaya gelen Mithra'ya çobanlar hizmet etmişler ve armağanlar getirmişlerdir."

Baigent, Leigh and Lincoln, The Messianic Legacy

"Tıpkı Hıristiyanlar gibi, Mithra'cılar da kurtarıcılarının göklerden yere indiğine, on iki yandaşı ile son yemeğini paylaştığına, kendi kanını saçarak insanlığı günehlarından kurtardığına ve öldükten sonra yeniden canlandığına inanırlardı. Boğa kanı ile olsa bile, geçmiş günahlardan arınmak için yeni inananları vaftiz ederlerdi."

Quest for the Past

"Mithra'nın simgesi olan güneşin doğuşu ve batışı, İsa'nın ölüm ve dirilişini anımsatır. Üstelik, güneş tanrının doğuşunun kutlandığı Mithra bayramı, İsa'nın doğum günü olan 25 Aralık'tadır. Her iki dinde de, vaftiz ile ekmek ve şarabın kutsanması törenleri vardır."

Ancient Wisdom and Secret Sects


"Benim bedenimi yemeyenler ve kanımı içmeyenler, böylece benimle birleşmeyenler kurtulamayacaktır."

J. M. Vermaseren, Mithras, The Secret God


"Onlar yemek yerken İsa ekmeği alıp kutsadı. Sonra bölüp öğrencilerine verdi. "Alın, bedenimdir bu" dedi. Ardından bir bardak aldı, teşekkür sunduktan sonra onlara verdi. Hepsi içtiler. İsa, "Bu birçokları için akıtılan antlaşma kanımdır"dedi."

Markos 14:22-26

Matta İncilinde, İsa'yı Mithra ile eşitleyen son yemek sahnesi yer almaktadır, ancak rahiplerin "Baba" ve başrahibin de "Babaların Babası" biçiminde adlandırılmasıyla ilgili Mithra'cı adet reddedilmiştir."

William Harwood, Mythologies Last Gods: Yahweh and Jesus

"Ama sizler Rabbi diye çağrılmayın. Çünkü Öğretmeniniz tektir, hepiniz de kardeşsiniz. Yeryüzünde hiç kimseye baba demeyin. Çünkü Göksel Babanız tektir. Size yönetici demelerine de izin vermeyin. Çünkü Yöneticiniz birdir: Mesih."

Matta 23:8-10

"Mithra'cıların Kutsal Baba'sı (başrahip) kırmızı başlık ve giysi giyerdi, yüzük takar, bir çoban değneği taşırdı. Hıristiyanların başı da, aynı unvanı aldı ve aynı biçimde giyindi. Hıristiyan rahipler, aynı Mithra rahipleri gibi, İsa'nın kesin yasaklamasına karşın, "Baba" (peder) adını kullandılar."

"...Mithra rahipleri, görevlerinin simgesi olarak, uzun bir başlık takarlardı. Hıristiyan rahipler de bu başlığı benimsediler. Mithra'cılar, güneş-tanrının yükselişini anmak için, "mizd" adı verilen, üzeri Mithra haçı kabartmalı, güneş biçiminde bir çörek yerlerdi. Bu çörek de Hıristiyanlığa uyarlanmıştır. Katoliklerde, mayasız ekmek güneş biçimini hala korumaktadır."

"Julius Caesar'dan Gratianus'a kadar tüm Roma İmparatorları tanrıların "pontifex maximus"u (büyük rahip, papa) unvanını taşımışlardı. Theodosius, bir Hıristiyan olarak bunun kendi statüsüne uygun olmadığını düşündü ve unvanı reddetti. Bunun üzerine, Roma başpiskoposu bu unvanı kendisine aktardı."

William Harwood, Mythologies Last Gods: Yahweh and Jesus

Mithra'cılık ve Masonluk

"Mithra'cılığın masonlar için büyük önemi vardır, zira bu eski gizem dini, masonluğun simgelerinin bir çoğunu içermektedir. Mason bilgeliğinin bazı yönlerinde Mithra'cılığın katkısının bulunması pek olasıdır."

Harry Kenison, The Mystery of Mithra



"Mithra'cılık mukaddes masonluktur."

Sir Samuel Dill, Roman Society in the Last Century of the Western Empire

"Mason yazarlar, masonlukla Mithra'cılık arasında bir çok benzer noktalar bulunduğunu açıklamışlardır. Bir keresinde, Albert Pike, Masonluğun eski gizem dinlerinin modern mirasçısı olduğunu söylemiştir. Bu benim pek onaylamadığım bir iddiadır. Eski gizem dinleri ile bizim kardeşliğimiz arasında benzerlikler vardır, ancak bu benzerliklerin çoğu yüzeysel niteliktedir ve içerikten çok, örgütlenme ve rit uygulamaları gibi dış özelliklerdedir"

"...Yine de, masonlukla Mithra'cılık arasında bulunan benzerlikler şaşırtıcıdır."

H. L. Haywood, Mithraism: Freemasonry and Ancient Mysteries

"Mithra inancına bağlı Roma lejyonları Almanya, Fransa ve Britanya Adalarına doğru yayılırken köprüler, yollar ve kaleler inşa etmek için mimarları ve duvarcı ustaları yanlarında götürmüşlerdi. Masonluk ile Mithra'cılığın bazı yönlerden benzerlikler içermesi, buradan kaynaklanıyor olabilir."

Harry Kenison, The Mystery of Mithra

"Mani'cilik, Mithra'cılığın küllerinden doğmuştur. Roma Katolik kilisesi ve teolojisini düzenlemek için çok çaba harcamış olan Aziz Augustine, önceleri ateşli bir Mani'ciydi. Bu yüzden, Aziz Augustine sayesinde eski Mithra inancının pek çok özelliği Hıristiyanlığa aktarılmıştır. Mani'cilikten Paulisianizm, Paulisianizm'den de Orta Çağın güçlü kültleri olan Kathar'lar, Patari'ler, Waldenses'ler ve Hugenot'lar ile daha nice benzer gelişmeler kaynaklanmıştır. Bu farklı kanallar vasıtasıyla Mithra'cılık Avrupa'da sürüp gitmiştir. Sıkça ileri sürüldüğü gibi, bu eski kültün izlerini mason tören ve simgelerinde bulmak olasıdır. Ancak, bu tür kuramların belirsiz ve kanıtlanması zor olmaları kaçınılmazdır; üstelik bu kuram üzerinde fazlaca tartışılacak kadar öneme sahip de değildir."

H. L. Haywood, Mithraism: Freemasonry and Ancient Mysteries

"Masonluk, değişime uğramış Mithracılıktır...ve onun gizli inisiyasyon törenlerinin kalıntılarına sahiptir."

Ursus Major (www.nwlink.com/justin49/mithra.htm) The Mithraism - Freemasonry Connection [Alıntı]

Pers Gizem Okulları Güney Avrupa’ya göç edince, Latin zihni onları hemen benimsedi. Kült, özellikle Romalı askerler arasında hızla büyüdü ve öğretiler Roma’nın fetih savaşları sırasında lejyonlar tarafından Avrupa’nın hemen her yerine taşındı. Mitra kültü öyle güçlendi ki Roma imparatorlarından en az biri Roma şehrinin altındaki büyük mağaralarda bu tarikata inisiye edildi. C. W. King, Gnostics and Their Remains [Gnostikler ve Kalıntıları] adlı eserinde gizem okullarının Avrupa’nın farklı kesimlerine yayılması hakkında şunları söylüyor: “Eskiden Roma İmparatorluğu’nun Batı eyaletlerini oluşturan ülkeler, taş tabletlere veya kayaların yüzeyine kazınan rölyefler açısından çok zengindir; Almanya’da bunlardan çok vardır, Fransa’da ise daha fazla. Bu ülkede bile (İngiltere) Bath’ta ve başka yerlerde bulunmuşlardır.”

Alexander Wilder, Philosophy and Ethics of the Zoroasters [Zerdüştlerin Ahlakı ve Felsefeleri] adlı eserinde Mitra kelimesinin güneş yerine geçen bir zendi isim olduğunu söylüyor. Mitra’nın bu parlak kürenin içinde ikamet ettiğine inanılıyordu. Mitra cinsiyetsiz değildi, hem eril hem de dişil niteliklere sahipti. Güçlü ve parlak Mitra Yazata’ların en yücesiydi. Mitra ismiyle bu tanrı dişi ilkeyi temsil ediyordu; bildiğimiz evren onun sembolü olarak kabul ediliyordu. Dünyevi ve alıcı doğayı ve Güneş küresinin ışığında yıkandığı zaman ise bereketi temsil ediyordu. Mitra kültü Persli ateş büyücüsü Zerdüşt’ün daha karmaşık öğretilerinin basitleştirilmesidir.

Perslere göre sonsuzlukta bir arada var olan iki ilke mevcuttu. Bunların ilki olan Ahuramazda veya Hürmüz, İyiliğin Ruhu’ydu. Hürmüz’den çeşitli güçlerde birçok iyi ve güzel ruh çıkmıştır (melekler ve başmelekler). Sonsuz varoluşa sahip ikinci ilkeye Ahriman deniyordu. O da saf ve güzel bir ruh olmasına rağmen, Hürmüz’ün güçlerini kıskanarak ona karşı isyan etmişti. Bu isyan Hürmüz ışığı yarattıktan sonra gerçekleşmiştir; çünkü Ahriman bundan önce Hürmüz’ün var olduğunu bilmiyordu. Bu kıskançlık ve isyandan dolayı Ahriman Kötü Ruh oldu. Hürmüz’e zarar vermek için kendinden bir sürü yıkıcı yaratık yarattı.

Hürmüz yeryüzünü yarattığı zaman Ahriman onun daha kesif unsurlarının içine girdi. Hürmüz ne zaman iyi bir şey yapsa, Ahriman onun içine bir kötülük koydu. Hürmüz sonunda insan ırkını yarattığı zaman, Ahriman insanın aşağı doğasına bedenlendi ve Kötülük Ruhu onu ele geçirmek için savaştı. Üç bin yıl boyunca Hürmüz göksel âlemleri ışık ve iyilikle yönetti. Sonra insanı yarattı. Bir üç bin yıl daha insanı bilgelik ve bütünlük içinde yönetti. Bundan sonra Ahriman’ın gücü ortaya çıktı ve insan ruhu için mücadele sonraki üç bin yıl boyunca devam etti. Sonuncu üç bin yıllık dönemde Ahriman’ın gücü yok edilecektir. İyilik tekrar yeryüzüne inecek, kötülük ve ölüm yok olacak, Kötülük Ruhu, Hürmüz’ün tahtı önünde eğilecektir. Hürmüz ile Ahriman, doğanın egemenliği ve insan ruhunun hâkimiyeti için savaşırken, Mitra, Akıl Tanrısı bu ikisinin arasında bir arabulucudur. Birçok yazar Merkür ile Mitra arasındaki benzerliğe dikkat çekmiştir. Merkür’ün kimyasal karşılığı olan cıvanın (simyacılara göre) evrensel eriyik oluşu gibi, Mitra iki göksel muhalif güç arasında uyumu bulmaya çalışır.

Hıristiyanlık ile Mitra kültü arasında birçok benzerlik mevcuttur. Bunun nedenlerinden biri de Persli mistiklerin Hıristiyanlığın ilk asrında İtalya’ya yığınlar halinde gelmeleri ve iki kültün ilk asırlarının iç içe geçmiş olmasıdır. Britannica Ansiklopedisi Mitra kültleri ve Hıristiyan Gizemleri için şu ifadeyi kullanmaktadır:

“İlk toplulukların kardeş örgütleri olup, demokratik ve mütevazı bir ruha sahip olmaları, tapınma nesnesinin ışık ve güneşle kişileştirilmesi, birçok yeteneğe sahip imanlı çoban efsanesi, tufan ve gemi, sanatta ateşten savaş arabası temsilleri, kayadan su çıkarma meseli, çan ve mumun kullanılması, kutsal su ve Aşai Rabbani ayini, pazar gününün ve 25 Aralık gününün kutsallaştırılması, ahlaklı davranış konusundaki ısrar, perhiz ve öz hâkimiyet üzerindeki vurgu, cennet ve cehennem, ilksel vahiy, ilahi kökene sahip Kelam’ın aracılığı, kefaret için kurban verme, iyilik ve kötülük arasında süre giden savaş ve iyiliğin sonunda galebe çalacak olması, ruhun ölümsüzlüğü, kıyamet, bedenin yeniden dirilmesi ve kıyamet günü, evrenin yok edilecek olması… (bütün bunlar), gerçek veya görünürde olsun, Mitraizmin Hıristiyanlığa uzun süre direnmesini sağlayan benzerliklerden bazılarıdır.”


Mitra ritüelleri mağaralarda gerçekleştirildi. Porphyry, Cave of the Nymphs [Periler Mağarası] adlı eserinde Zerdüşt’ün Tanrı’ya tapınmak için bir mağarayı kutsayan ilk kişi olduğunu söyler. Çünkü mağara yeryüzünü veya alt karanlık dünyayı sembolize ediyordu. John P. Lundy Monumental Christianity [Anıtsal Hıristiyanlık] adlı eserinde Mitra mağaralarını şu şekilde tarif eder:

“Bu mağaralarda Yengeç ve Oğlak burçlarının sembolleri olurdu. Yaz ve kış gündönümleri, bu hayata inen veya Tanrılar katına yükselişlerinde bu hayattan çıkan ruhların kapısı olarak çok önemliydi. Yengeç inişin, Oğlak ise yükselişin kapısıydı. Bu iki alan fânilerin yeryüzünden gökyüzüne, gökyüzünden yeryüzüne geçiş yerleriydi.”

Roma’da Aziz Petrus’a ait olduğu söylenen koltuğun, pagan gizem okullarından birinde kullanıldığına inanılır, muhtemelen bu okul Mitra kültüne aitti ve Hıristiyanlığın ateşli taraftarlarının bir dehlizde bulduğu bir şeydi. Anacalypsis adlı eserinde Godfrey Higgins, 1662 yılında bu koltuk temizlenirken üzerinde Herkül’ün On İki İşi’nin temsilinin bulunduğunu, daha sonra da Fransızların aynı sandalye üzerinde kelime-i şahadetin Arapçasını bulduğunu belirtir. Tıpkı birçok kadim felsefe okulunda olduğu gibi Mitra kültüne inisiye olma, anlaşıldığı kadarıyla üç aşamalıydı. Bu derecelere hazırlanmak için arınma, akli melekelerin güçlendirilmesi ve hayvani doğanın kontrolü şart koşuluyordu. İlk derecede adaya bir kılıcın ucunda bir taç sunuluyor ve ona Mitra gizemlerinin gizli gücü öğretiliyordu. Muhtemelen ona altın tacın kendi ruhani doğasını temsil ettiği ve Mitra’ya tam anlamıyla şükredebilmesi için bu tacın dış dünyada ortaya çıkarılması gerektiği öğretiliyordu. Çünkü Mitra, onun ruhu olan Hürmüz ile hayvani doğası olan Ahriman arasında bir aracı görevini görüyordu. İkinci derecede ona bir aklın ve saflığın zırhı veriliyor, yozluk, tutku ve şehvet hayvanlarıyla savaşması için yerin altına gönderiliyordu. Üçüncü derecede ona bir takke veriliyordu. Bu takkenin üzerinde Zodyak burçları ve diğer astronomik işaretler işlenmiş veya çizilmiş oluyordu. Bu inisiyasyonların ardından o ölmüş ve dirilmiş kişi olarak selamlanıyor ve Persli mistiklerin öğretilerini öğrenmeye başlayarak tarikatın tam üyesi oluyordu. Mitra inisiyasyonlarını başarılı bir şekilde geçen adaylara Aslanlar deniyordu ve alınlarına Mısır haçı çiziliyordu. Mitra birçok yerde bir aslan başı ve iki kanatla tasvir edilmiştir.


Bir ritüel boyunca Mitra’nın Güneş Tanrısı olarak doğuşu, insanlık için kendini kurban edişi, insan sonsuz hayata kavuşsun diye ölümü ve nihayet, dirilişi ve Hürmüz’ün tahtı önünde bulunduğu şefaatle tüm insanlığı kurtarması canlandırılır. (Bakınız Heckethorn) Mitra kültü Zerdüştçülüğün ulaşmış olduğu felsefi yüksekliklere çıkamasa da, onun Batı dünyası üzerindeki etkisi derindi. Bir dönem neredeyse bütün Avrupa onun öğretilerini kabul etmişti. Roma diğer uluslarla olan ilişkisinde kendi dini ilkelerini onlara aşılamıştı, daha sonraki birçok dini kuruluş Mitra kültüne özgü nitelikler sergilemiştir. Usta Mason derecesinde “Aslan” ve “Aslan pençesine” yapılan gönderme bu kültten geliyor olabilir. Mitra inisiyasyonunda yedi basamaklı bir merdiven vardır. Faber bu merdivenin esasen yedi katlı bir piramit olduğu görüşündedir. Masonluğun yedi basamaklı merdiveninin, bu Mitra sembolünden kaynaklanmış olması mümkündür. Mitra tarikatına kadınların girmesini izin verilmezdi, fakat erkek çocuklar ergenlikten çok önce alınırdı. Kadınların masonluğa katılmasına izin verilmemesi Mitra kültlerinde verilen gizli öğretilere dayanıyor olabilir. Bu kült, efsaneleri daha ziyade güneş ile onun gökyüzü evlerindeki yolculuğunun sembolik temsilleri olan gizli cemiyetlere çok güzel bir örnektir. Mitra’nın bir taştan doğması Güneş’in bahar ekinoksunda ufuktan doğmasından başka bir şey değildir.

John O’Neill, Mitra öğretilerinin bir güneş tanrısını işaret ettiğini tartışmaya açar. In The Night of the Gods (Tanrıların Gecesi) adlı eserinde şunları yazar: “Avestadaki ışık tanrısı Mitra’nın, yükseklerden bakan, bilgide eksiksiz (perethuvaedayana), güçlü, uykusuz ve hep uyanık 10,000 gözü vardır. En büyük tanrı Ahura Mazda’nın da bir gözü vardır, başka yerlerde de onun ‘gözleri olan güneş, ay ve yıldızlarla’ her şeyi gördüğü söylenir.” Mitra unvanının esasen –güneşe ait olmayıp– mutlak gökyüzü tanrısı olduğu teorisi, olgularla çok iyi uyuşmaktadır. Buradan görülecektir ki nunquam dormio [asla uyuklamayan] mason gözün kökenine dair hayli kanıt vardır. Okuyucu, Persli Mitra ile Vedic Mitra’yı birbirine karıştırmamalıdır. Alexander Wilder’a göre, “Mitra ritüelleri Baküs Gizemleri’nin yerine geçmiş, Asya, Mısır ve hatta uzak Batı’da asırlarca egemen olan Gnostik sistemin temeli olmuştur.” Batiniler.comdan Alıntı...

Burada Tam Anlamıyla Bilgiler Doğruluğu kesin olmasa da elimden geldiğince eklemek istedim Okuduğunuz için Teşekkür Ederim

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-04-18, 10:51 #15
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonik örgütlenme

Merhabalar Arkadaşlar Bugün Sizlere Masonların Örgütlenmesini ve yapısını alıntılar eşliğinde aktaracağım... Masonluğun temel birimi aslında bizzat masonlardır. Locadan önce gelir. Zira düşünce iklimi ya da ülkelerin ortamları elvermediği durumlarda localar, büyük localar ya da kurumsal olarak masonluk uykuya dalabilir veya daha öteye geçebilir. O durumda bir locayı tekrar bir araya gelip masonlar oluşturacaktır zamanı geldiğinde. O bakımdan örgütlenmenin birincil yapı taşı bizatihi masonlardır.



Masonlar bir araya gelerek locayı kurar. Eski adıyla mahfil kelimesini duyarsak şaşırmamalı. Ancak masonluktaki tek birim Loca değildir. Atölye, şapitr, yüksek loca, kolej, kurul, konsey gibi birimlerde vardır.
Ancak bence temel ayırım ve tanımlama gerektiren nokta şurasıdır.
Localar federatif bir nitelikle örgütlenerek sonra her biri bu federatif yapının tüzüğüne uyarsa buna 'obediyans' denir. Dünyadaki en yaygın obediyans türü 'Büyük Loca' dır. Büyük Mahfil şeklinde de duyulabilir.
Ancak locaların bir araya gelişi ve örgütlenmesi federatif değil otokratik nitelikte ise, bu durumda bir üst egemen yönetici organ var demektir. Bu durumda ise obediyans değil 'Juridiksiyon' (Jurisdiction) terimi kullanılır.
Mason'u en temel taş olarak aldık ama kurumsal birim olarak locayı düşünürsek adı ‘Locus loga’ latince teriminde gelmektedir. Ve en temel birim bile Dünya ya da Evren olarak isimlendirilebilir. Her bir loca bağımsız birimdir. Yani özerktir. Türkiyedeki uygulama gereği ‘Mavi Loca’ olarakta duyabiliriz. Bununla ‘Çırak’ (Entered Apprentice) ‘Kalfa’ (Fellowcraft) ve ‘Usta’ (Master ) olmak üzere ilk 3 derece tarif edilmektedir.
Bir Locanın kurucuları arasında Çırak ve Kalfa Mason da bulunabilir ama pratikte en az yedi ideal olarak 10 usta masonun bulunması beklenir. Başlangıç üye sayısının ise minimum 21 olması bazı tüzüklerde belirtilmiştir. Bir loca 25 kardeştende oluşabilir 125 kardeştende ancak beklenen 80 sayısını aşan locanın bir doğuma hazırlanmasıdır. Bağımsız çalışma yapacak bir locanın evrensel kurallara uyması yeterlidir ama bir obediyansa bağlanacak ise locanın kurucuları ortaklaşa imzalı bir bildirge ile bağlanacakları obediyansın yetkililerine başvururlar. Başvuru uygun bulunursa kuruluş töreni ve peşinden kuruluş belgesi (Patent/Berat) verilerek locanın kuruluşu yapılır.
Localar genellikle kendilerine Kardeşlik, Sevgi, Güneş gibi isimler seçerler. Her birinin ayrı isimleri vardır. Obediyansa bağlı ise kuruluş sırasına bağlı olarak birde numaraları vardır.
Locanın tam yetkili yöneticisi saygıdeğer üstad (üstad-ı muhterem) iki yardımcısı 1. Nazır ve 2. Nazırdır. Bunlara 3 ler denilir. Locanın yazı işlerini Sekreter, geleneklere uygun yürütüldüğünün takibini Yasalar Sözcüsü ya da hatip görevlileri üstlenir. Bu kişilerle birlikte beşler olarak anılırlar.
Hazine üstadı/Emini ve Yardım Üstadı /Hasenat Emini ile birlikte görevli sayısı 7 olur.
'Bir locayı üçler yönetir, beşler aydınlatır, yediler bütünler' denilir.



Bunların dışında Soruşturucu (muhakkik),Tören üstadı, Gözcü, Müzik Yönetmeni, Şölen/Sofra görevlisi de locadaki görevlilerdendir. Bazı obediyanslarda Sancaktar ve Kutsal Kitap Emini de mevcuttur.ALINTI#
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-04-18, 11:02 #16
Caesar Caesar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Anlamadığım şey şu bunların içine girenlerin hepsi dinsiz mi? Yada şeytana mı inanıyorlar?
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-04-18, 12:36 #17
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen Caesar Mesajı Göster
Anlamadığım şey şu bunların içine girenlerin hepsi dinsiz mi? Yada şeytana mı inanıyorlar?
Tabi ki de hayır... Masonların Kendi Doğasında Tek tanrı inancı var, Dinlerde de özgür bırakıyor Yani Hristiyan, Müslüman,Yahudi olmak gibi...vs. Tanrıya da verdikleri isim: Evrenin ulu mimarı'dır... Dinsizlerin Yeri yok masonlarda... Senin Söylediğin örgütlenmeler genellikle masonluk adı altında yapılanan başka gizli örgütlerdir...

Ha masonlar temiz bir örgütlenmemi hayır... Onlarda Gizli bağlantıları var tabiki Buna ulaşabilmek için 33. Mason üstadı olmak ve iyice içlerinde olmak lazım ki anlayabilesin gizli yapılanmasını...

Mesajı son düzenleyen Eru Iluvatar ( 12-04-18 - 12:39 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-04-18, 10:22 #18
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Albert Pike'nin 15 ağustos 1871 tarihinde yazdığı iddaa edilen mektup



“15 Ağustos 1871, Washington DC

İlluminati‘nin amacına ulaşması için öncelikle bir dünya savaşı çıkarmalıyız.

Bu sebeple Rusya‘da Çarlığı zayıflatıp, ateizmi ve komünizmi hakim kılmalıyız.

Ajanlarımız vasıtasıyla Britanya İmparatorluğu (İngiltere) ve Alman İmparatorluğu (Almanya) arasında gerginliği körükleyerek savaşa zemin hazırlamalıyız.

Ve 1.Dünya Savaşı sonrası, komünist düzeni iyice inşa etmeliyiz ki, tüm hükûmetleri yıkabilelim ve tüm dini düzenleri zayıflatabilelim.

Ardından İkinci Dünya Savaşı‘nı çıkarmalıyız ve bunu gerçekleştirmemiz için;

faşistler ve siyonistler arasında savaşla sonuçlanacak bir gerginlik oluşturmalıyız.

İsimleri Nazi olacak olan faşistleri, savaş sonunda yok etmeli ve savaş sonrası Filistin‘de israil devletini kurmalıyız.

İkinci dünya savaşı sürecinde uluslararası komünizm mutlaka hristiyanlığı dengeleyecek bir güce ulaştırılmalı.

Toplumlara ölçülü bir şekilde “Son Çöküş”ü yaşatacağımız zamana kadar bu denge bizim için gereklidir.

Üçüncü Dünya Savaşı‘nı çıkarmamız için;

İslam Aleminin liderleri ve siyonistler arasında ajanlarımız vasıtasıyla, ayrı düştükleri konular üzerinden gerginlik çıkarmalıyız.

Ve bu savaş, Müslüman Arap Dünyası ve israil devletinin birbirlerini yok edecekleri şekilde dizayn edilmeli.

Ve bu hengâme içinde diğer milletleri bu konuda, fiziksel, ahlaki, ruhsal ve ekonomik olarak çökmeleri için mücadeleye zorlamalıyız.

Nihilistlerin ve ateistlerin önlerini açmalıyız ve müthiş bir sosyal çöküş provoke etmeliyiz ki böylece bu kanlı kargaşa ve vahşetin doğurduğu korku içinde mutlak ateizm etkisi ortaya çıksın.

Ve insanlar her yerde vahşi devrimci azınlığa karşı kendilerini savunmak zorunda kalacak.

Daha sonra insanlık medeniyeti, bu vahşi yok edicileri imha edecek.

Ve birçok kişi hristiyanlıkta hayal kırıklığı yaşayacak.

Ve kimileri hayatta herhangi bir pusulası veya istikameti olmaksızın deizmi seçecek.

Ama bir düşünceden ötürü endişe duyacaklar.

Bu endişelerinin sebebi; nereye itaat edecekleri, neye yönelecekleri konusu.

Ve sonunda evrensel bildiriler, evrensel kurallar, evrensel mesajlar yoluyla Lucifer‘ın Saf Doktrininin ışığını almaya başlayacaklar.

Ve bu doktrin, sonunda tüm insanlık içinde genel dünya görüşü haline gelecek ve ona teslimiyet içinde olacaklar.

Hristiyanlık ve ateizmin fethedilmesi ve aynı zamanda yok edilmesinden sonra ortaya çıkacak olan bu genel dünya görüşü, dünya genelinde Muhafazakar hareketlere de sebep olacaktır…”[ALINTI]

SAYGILARIMLA
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-04-18, 14:32 #19
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Morgan Olayi (Morgan Affair) - 1826

Merhabalar Bugün sizlere Alıntılar eşliğinde bu olayı anlatmak istiyorum...

7 Agustos 1774'te Virginia da dunyaya gelen William Morgan (Bazi kaynaklar bu tarihi 1775 veya 1776 olarak da verir) neredeyse Kuzey Amerika'da Masonlugun sonu olmustur. Morgan, hayatinin buyuk cogunlugunu Lexington, KY, Richmond, VA, ve Kuzey Kanada da gecirdikten sonra 1823 yilinda Rochester,NY'a oradan sonra ise 1826 yilinda Batavia'ya tasinmistir.

Bazi Masonik kaynaklar Batavia'ya tasinmadan once gayri-muntazam bir Loca'ya girdigini ve yerel "clendestine" Localarda aktif gorev aldigini soyler ancak bunu destekleyen hicbir somut belge mevcut degildir. 31 Mayis 1825 yilinda LeRoy, NY'ta Royal Arch derecesini aldiktan sonra Batavia'yadaki yerel bir Muntazam Loca'ya basvuran Morgan reddedilmistir. Bu tutum karsisinda sinirlenip, yerel bir basim evi sahibi olan David C. Miller ile anlasip Masonlugun sirlarini aciklayan ve kendisi tarafindan yazilacak olan bir kitabi basmaya Miller'i ikna etmistir. Kitabin orjinal adi "Illustrations of Freemasonry by one of the Fraternity Who Had Devoted Thirty Years to the Subject" (konuya 30 yilini vermis olan birinden Hurmasonlugun ilustrasyonlari) olarak belirlenmis olsa da hicbir zaman basimi gerceklesmemistir. Morgan olayi da bu yuzden patlak vermistir zaten...

Borclari yuzunden birkac kez hapse giren Morgan'a bu tarihten sonra tam olarak ne oldugu bilinmemektir. Bir kisim anti-Masonik kaynak, Morgan'in Masonik sirlari aciklamasini engellemek icin Masonlar tarafindan olduruldugunu ileri surmektedir. Masonik kaynaklardan bazilari ise, Morgan'a $500 civarinda bir para verilerek fikrinden caydirildigi ve Kanada'ya surgune gonderildigi savunulmaktadir.

Asil akillari bulandiran ise 7 Ekim 1827 tarihinde Fort Niagara'nin 40 mil uzaginda sahile vuran kimligi belirsiz cesettir. Bu cesedin Morgan'a ait oldugu spekulasyonlari Amerikayi uzun sure calkalamis olsa da, cesedin taninmayacak halde olmasindan oturu tam olarak kime ait oldugu belirlenememistir. Bu olay Kuzey Amerika'daki Masonlugu cok ciddi anlamda etkilemistir. Morgan'dan once New York'ta 500 Loca varken 1834'e gelindiginde bu sayi 49'a kadar gerilemistir.

Gunumuzde Morgan olayinin ustundeki sir perdesi hala aydinlabilmis degildir.

Kisaca "Morgan Olayi"ni ozetlemeye calistim. Eger ilgili okuyucular daha derin bilgi edinmek isterlerse Albert Pike'in Mackey's History baslikli Ansiklopedisinin 6. cildinin 60. bolumunu okumalarini tavsiye ederim.

Saygilar...


Referanslar:

[1]. William R. Denslow, 10000 Famous Freemasons, Richman, VA, 1958.

[2]. Mackey, Albert G., "The History of Freemasonry" Vol. VI., The Masonic History Company, New York and London, ch. 60.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-04-18, 08:33 #20
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Kabala Nedir?

Merhabalar Arkadaşlar bugün sizlere Kabala konusuna uzunca konu ve basliklarla ilerki haftalarda değinecem.İlgimi çeken bir video paylaşımı ile konuya giriş yapmak istedim.Yalniz paylaşımı okuyan kabatalistler için bilginin sırrına eremedikleri mekanlari bilemeyeceklerini kabatalistlerde biliyor. Sırların döngüsü ( Levhi Mahfuz ) konuların temelidir.Not:"Mısır Rahiplerinden ve Babillerden"Kabala Büyü Kitabı Yahudilere gecmistir.Kabalayi bazı Yahudiler kitaplari Tevrattan daha üstün gormekte...
Saygılarımla.

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 20:12
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz.