Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 24-05-18, 07:54 #61
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey


Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen dranka11 Mesajı Göster
Eline sağlık burda herşey olucağını sanmıyorum ben illumunatiyi 2 yıl araştırdım ve rüyalarım da artık subliminal olarak garip şeyler görmeye başladığımda araştırmayı bırakmıştım gerçekten çok korkutucuydu. Konu için teşekkürler.
Her şey derken onunla ilgili ne varsa paylaşılacak deniliyor

__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-05-18, 01:05 #62
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: 21.Yüzyıla Girerken Masonluk


Merhabalar Arkadaşlar 21.Yüzyıla girerken masonluğu araştırmak için Alıntılar eşliğinde sunacağım...Masonoloji Notu: Aşağıdaki konferans 7 Ekim 1999 tarihinde bir mason locasında verilmiştir.

21. Yüzyıla girerken Masonluk dediğimiz zaman, konuyu çeşitli yönleriyle ele almamız gerekir. Çeşitli yönleriyle ele alırken de hangi çerçeve içerisinde konuya yaklaşmamız gerektiğini tesbit etmemiz gerekir. Bu çerçeveyi genel olarak evrensel Masonluk veya Türk Masonluğu şeklinde çizmemiz mümkündür. Ben bugünkü konuşma süresi içinde evrensel Masonluğu yeterince tartışma imkânı bulamayacağımızı düşündüğümden, konuyu Türk Masonluğu çerçevesi içerisinde ele almayı uygun görmekteyim. Çerçeveyi bu şekilde tesbit ettikten sonra, hangi yönleri irdelememiz gerektiğini de belirtmemiz gerekir.

a- Türk Masonluğunun hali hazır durumu;

b- Harici âlemde Masonluğun ne şekilde algılandığı;

c- Türk Masonluğunun harici âleme açılması yolları;

d- Masonik düşünce ve ideallerin topluma aktarılma imkânlarının olup olmadığı ve bunun ne şekilde gerçekleştirilebileceği.

Bu ana başlıkları tesbit ettikten sonra konumuza geçebiliriz.

Konuşmama bir efsane ile başlamak istiyorum. Âdem ile Havva İrem bahçesinde hiçbir kaygıları olmadan ve buradaki bütün nimetlerden faydalanarak yaşıyorlardı. Burada kötü, çirkin, yanlış hiçbir şey yoktu ve sonsuza kadar yaşama imkânları da vardı. Burada bir tek yasak vardı, o da bilim ağacının meyvesinden yemekti. Ancak Şeytanın tahriki ile bu meyveden yiyince bütün bu nimetlerden mahrum oldular ve Tanrı tarafından cezalandırılarak Dünya’ya sürüldüler. Artık Dünya’daki bütün zorluklarla ve tehlikelerle mücadele etmek zorundaydılar ve yalnız kendileri değil gelecek nesilleri de lânetlenerek ölümlü olmuşlardı. Bu mücadelede insanoğlunun elinde bir tek silâh vardı; o da bilim ağacının yasak meyvesinin kendisine bahşettiği düşünen akıldı. İnsan düşündü silâhlar yaptı, kendisini doğa şartlarına karşı koruyacak imkânları sağladı, ateşi buldu, tekerleği icat etti, düşüncesi ile ulaşamadığı yerlerde tanrıları yarattı, giderek tek tanrılı dine ulaştı, bilim ve teknik alanında giderek artan bir tempoda ilerleyerek bugünkü medeniyet seviyesine vardı. İşte düşünen aklın efsaneye dayanan gelişimi.

Ancak düşünen aklın insanlığa sağladığı bu imkânların ve yararların pek de kolaylıkla elde edilebildiğini söylemek mümkün değildir. Her devirde düşünen akla karşı çıkanlar olmuştur ve bu karşı çıkanlar da yine aynı hamurdan yoğrulmuş insanlar olmuştur.

Hepiniz tarih içinde düşünen aklın ürettiği ve insanlık yararına olan nice ilerici görüşlerin karşılaştığı zorluk ve engelleri bilirsiniz. İnsanlar bu görüşleri yüzünden dışlanmış, işkencelere maruz kalmış, görüşleri zorla değiştirilmiş, öldürülmüşlerdir. Hatta bazı kimseler sırf belli bir görüşe taraftar oldukları için, diğer bazıları ideolojik veya dinî inançları için ve diğer bazıları da belli bir ırka mensup oldukları için topluca katledilmişlerdir. Bu geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. İnsanoğlu İrem bahçesindeki düzenli yaşamından kendine göre kaos olan Dünya yaşamına geçtiği zaman, kendine göre kaos olan bu durumu bir düzene sokmaya çalışırken, giderek düzenden kaosa dönüşen bir ortam yaratmıştır.

Masonluk da insanlığın bu tarihî gelişmesine paralel bir gelişme göstermiştir. Esas amacı "Hakikati aramak" ve "tüm insanlar ve insanlık için mutluluk yuvası olacak bir ülkü mâbedi inşa etmek" olan Masonluğa da devamlı bir karşı çıkış olmuştur. Şu bir gerçektir ki Masonluk totaliter rejimlerin egemen olduğu ülkelerde ya yasaklanmış ya da faaliyetini tatil etmiştir. Bu demek değildir ki düşüncelerine de son vermiştir.

Masonlar bu rejimlerde dahi prensip ve ideallerini gerçekleştirmeye çalışmış ve daima ezilen halkın yanında yer alarak o ülkede demokrasinin kurulması için çaba harcamışlardır, demokrasi ortamına geçilir geçilmez de loca çalışmalarına kaldıkları yerden devam etmişlerdir.

İnsanlık tarihinin önemli olaylarına bakarsanız, her yerde masonların öncü olduklarını görürsünüz. Fransız İhtilâlinden tutun da İnsan Hakları Beyannamesine kadar insan haklarının gelişmesi ve yerleşmesi için verilen savaşlarda hep masonların imzası vardır. 1996 yılında kaybettiğimiz Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti Hâkim Büyük Âmiri Sahir Erman Kardeşimizin şu sözü "Mason" hüviyetini taşıyan bir kimsenin nasıl düşünmesi ve davranması gerektiğini veciz bir şekilde ortaya koymaktadır: "Haritada yerini bulmakta zorluk çektiğimiz dünyanın herhangi bir yerinde insanî haklarına saldırıda bulunulan bir kişi ıstırap çekiyorsa, o kişi benim".

Masonluk Türkiye’de 1999 yılında kuruluşunun 90. Yılını idrak edecektir. 90. Yıla girerken Türkiye’de İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Bodrum, Marmaris ve Eskişehir’de çalışan 149 Loca ve bu Localara kayıtlı 10.540 üye mevcuttur. Önümüzdeki 20 yıllık perspektif içinde Türk Masonluğunun nasıl gelişeceği araştırmaları ve çalışmaları yapılmaktadır. Devam eden bu çalışmaların sonucunda hangi şehirlerde Localar kurulmasına başlanacağı ve artacak olan üye sayısına göre lokal ihtiyaçlarının ne şekilde karşılanacağı tesbit edilecektir.

Türk toplumunda Masonluk hakkında yeterli bilgi olmadığı ortadadır. Masonluk karşıtı olan bazı kimseler de topluma Masonluğun ne derece tehlikeli bir müessese olduğunu aşılamaya özen göstermektedirler. Kabul etmemiz gerekir ki toplumdaki bu bilgi eksikliği biraz da bizlerden kaynaklanmaktadır. Masonluk hakkında tarafımızdan yapılan açıklamalar çok az olmakta ve tarafsız kişilerin kafalarında beliren sorulara yanıt vermekten uzak kalmaktadır.

Ülkemizde son zamanlarda bir hayli artan ve artık düşünce ve hedeflerini açıkça ortaya koymaktan çekinmeyen lâik demokratik düzene karşı olan ve onu yıkmaya çalışan bir takım insanlar vardır ve bu insanlar, tarihteki her dönemde olduğu gibi, dini bu emellerine âlet etmektedirler. İşte bu kesime dahil olanların sözcüleri, yine tarihteki her dönemde olduğu gibi, Masonluğu kendi emellerinin gerçekleşmesine engel olacak bir kuvvet olarak görmekte ve müessesemize karşı saldırılarını giderek arttırmaktadırlar.

Bu kesimin en son saldırı çabalarını Kanal 7 televizyonunda geçen yıl yapılan sürekli yayınlarda izledik. Bu ve benzeri yayın ve neşriyatla topluma Masonluğun ne denli garip ve tehlikeli bir müessese olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır. Masonluğun kökü dışarda gizli bir cemiyet olduğu, siyonizme hizmet ettiği, masonların dinsiz oldukları, Localarda bir takım kanlı törenler yapıldığı devamlı vurgulanmaktadır.

Biz masonlar da kendimiz hakkında fazla açıklama yapmadığımız için, çoğu kimseler bu yayınlara inanmasalar bile, en azından bir takım şüphelere düşmektedirler. Halbuki Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, Dernekler Kanununa göre kurulmuş, Dernekler Masası tarafından denetlenen ve herhangi bir başka dernekten farkı bulunmayan bir kuruluştur. Tüzüklerimiz, ritüellerimiz, Mimar Sinan ve Tesviye dergilerimiz, masonik konularda birçok kardeşimizin yazdığı kitaplar binalarımızda satılmaktadır. Localarımızda yaptığımız çalışmalar hep kendimizi geliştirmeye ve topluma yararlı fertler olmaya yöneliktir. Ancak masonlar ketûmdurlar ve kendi iç işlerinden pek bahsetmezler.

Haricî âlemde Masonluk aleyhine yazılan bir sürü kitap, dergi satılırken, ritüellerimizi ele geçirip bunlardan bazı pasajları alarak ve hatta bazılarını çarpıtarak birtakım Masonluk aleyhtarı televizyon programları yapılırken, bir kimsenin Mason olduğunu ileri sürmenin o kişiye yapılmış bir hakaret olduğuna mahkemelerce karar verilirken, Masonluğun ne olduğunu, tüzüklerinin neleri ihtiva ettiğini, Masonluk tarihini, Masonluğun prensip ve fikirlerini kamuya açıklamanın zamanı çoktan gelmiştir ve hatta geçmektedir kanısındayım. Masonik kurallarımıza göre Masonluk hakkında açıklamalarda bulunmak sadece Büyük Üstada veya onun görevlendireceği masonlara aittir.

Bu konuda bir takım adımlar atıldığını da belirtmek gerekir. Nitekim ilk olarak 1972 yılında Abdi İpekçi, Büyük Üstad Hayrullah Örs ile bir röportaj yapmış daha sonraları, hatırladığım kadarıyla, 1989 yılında Büyük Üstad Orhan Alsaç, Emin Çölaşan’a mâbedlerimizi gezdirmiş ve sorularını yanıtlamış, aynı şekilde Büyük Üstad Can Arpaç 1992 ve 1993 yıllarında İzmir’deki mâbedlerimizi gezdirmiş, bazı muhabirlerle röportaj yapmış, 1996 yılında Büyük Üstad Tunç Timurkan çeşitli sivil toplum örgütlerinde Masonluk hakkında konuşmalar yapmış ve sorulara cevaplar vermiştir. Son olarak da Kanal 6 da Hulki Cevizoğlu’nun programına ferdî olarak katılan bazı kardeşlerimiz, ki bunlardan biri de Önceki Büyük Üstadlarımızdan Enver Necdet Egeran’dır, Masonluk hakkında açıklamalarda bulunmuşlardır. Diğer taraftan 10 Kasım ve 29 Ekim günlerinde topluca Anıt Kabir ziyaretleri ve Taksim anıtına çelenk koyma yürüyüşleri yapılmakta, çeşitli vesilelerle gazetelere duyuru veya açıklamalar gönderilmekte, İnternet kanalıyla Masonluk anlatılmakta, üniversite öğrencilerine burslar verilmekte, çeşitli şehirlerde mason baloları tertip edilmektedir. Bütün bunlar tabii ki sevindirici gelişmelerdir, ancak yeterli olmadığı görülmektedir.

Denebilir ki mason aleyhtarlığına karşı kendimizi savunmaya, bazı kesimlerle polemiğe girmeye ihtiyacımız yoktur. Şimdiye kadar yapılageldiği gibi vakur ve haysiyetli tavrımızdan ödün vermeden sessiz kalmak en doğru yoldur. Benim söylemek istediğim saldırıya savunma veya saldırıyla karşılık vermek değil, topluma Masonluğun ne olduğunu anlatmak, onları bilgilendirmek, kafalardaki soru işaretlerini ortadan kaldırmak, yani bir nevi şeffaflaşmaktır. Bu şeffaflaşmanın örneklerini dış ülkelerde de görmekteyiz. Bir çok ülkede masonlar dışa açılmaya uzun zamandan beri başlamışlardır. Kitaplar, tüzükler, ritüeller haricî âleme satılmakta, televizyonlarda mâbedler, hatta törenlerden bazı bölümler gösterilmekte, haricîlere açık konferanslar tertip edilmektedir.

İtalya’dan bir örnek vereyim: İtalya’daki meşhur P2 Locası skandalından sonra Büyük Üstad Giuliano di Bernardo 1991 yılında bir basın toplantısı düzenlemiş ve 53 gazetenin muhabirlerine Masonluğu anlatmıştır. Bu basın toplantısı, aşırı katolik görüşlü veya neo-faşist partinin resmî yayın organı hüviyetindeki birkaç gazetenin zorlamalı polemikleri dışında, son derece olumlu netice vermiş ve İtalyan Masonluğunun tarihî ağırlığı, kültürel ilgi alanı ve fıkirlerinin neler olduğunun açıklanması olanağını sağlamıştır.

Ülkemizde de artık Masonluğun dışa açılmasının gerekli olduğu çoğu kardeşlerimizce savunulmakta ve Büyük Locamız da bu yönde çalışmalara ağırlık vermektedir. 1999 yılının Türk Masonluğunun 90. Yılı olmasından da yararlanılarak, bu vesile ile yapılacak etkinliklerin dışa açık bir şekilde gerçekleştirilmesi plânlanmakta ve programlanmaktadır. Tahmin ediyorum ki kısa bir süre sonra bu çalışmalar açıklanacak ve bunun da semeresini göreceğiz.

Masonluğun dışa açılmasının yanında masonik fikirleri de topluma yayarak Türk insanının ülkesine ve insanlığa daha yararlı, kültür ve medeniyet seviyesi yüksek,insan haklarına saygılı bir hale gelmesini sağlamak gerekir.

Hepinizin bildiği gibi Masonluk hiçbir şekilde diğer akımlarla karıştırılmayacak, hatta kıyaslanmayacak bir hüviyete sahiptir. İnsanın düşünce hayatının başladığı günden beri, düşünen her insanı tedirgin eden mistik ve sosyal problemler karşısında Masonluğun takındığı tavır, bu problemleri araştırmada kullandığı metod ve vardığı sonuçlar hiçbir dinin, hiçbir felsefe veya düşünce akımının erişemeyeceği bir seviye ve berraklıktadır.
Çünkü bütün dinlerin, bütün akımların Masonluğun sinesi içinde yer buldukları, fakat aynı zamanda incelemeye tâbi tutuldukları ve her türlü dogmatizmin reddedildiği görülmektedir. Bunun içindir ki, dogmalara körü körüne kendisini bağlı saymayan her insan Masonlukta bir düşünce ve ruhî gelişme imkânı bulur.

İnsanlığı birleştirmek, fikir ve inanç farklılıklarını, bunlardan doğan çekişme ve kavgaları ortadan kaldırmak, insanın sömürülmesine son vermek iddialarıyla ortaya çıkan bütün dinler, ideolojiler veya felsefe akımları, neticede başka bölünmelere, başka kamplaşma ve kutuplaşmalara, yeni yeni kavga ve uyuşmazlıklara yol açmaktan geri kalmamışlar, aynı dinin sinesi içinde gelişen çeşitli mezhepler bile mâbedlerini ayırdıkları gibi mezarlıklarını da bölmüşler, hatta ahirette dahi cennetin sadece kendileri gibi inananlara mahsus olduğunu ileri sürerek orasını bile parsellemekten geri kalmamışlardır. Aynı şey bütün dünyaya yayılmak iddiasıyla ortaya çıkan bazı ideolojilerde ve kitlelere hitap eden siyasî partilerde de görülmüş, onlar da çabucak parçalanmış ve iç kavgalara, hatta savaşlara sahne olmuştur.

Bu manzara karşısında bugünkü insanlık bir çare bulabilmiş değildir. Her kavgaya karışmak, her parçalanma istidadına karşı cephe almak hem mümkün olmamakta, hem de alınacak cephenin seçiminde veya kavgaya karışma yönteminin belirlenmesinde gerekli kararları vermek diğer bir takım uyuşmazlıklara yol açmaktadır.

İşte Masonluk bu noktada bize ve tüm insanlığa en isabetli metodu göstermektedir. Bütün bu çekişmeleri, bütün bu çıkar uyuşmazlıklarını, bütün bu önyargıları, tarihten ve günümüz olaylarından kaynaklanan bütün bu düşmanlıkları çözmenin bir tek yolu vardır ve bu yol da insanlar arasında diyalog kurulmasıdır. Ancak bu diyaloğun meyve vermesi için iki şarta ihtiyaç vardır. Birincisi insanların ne kadar önyargılı ve taraflı olurlarsa olsunlar, kendileriyle bıkmadan ve usanmadan konuşulmak suretiyle bu önyargılarından vazgeçebileceklerine inanmak; ikincisi de konuşmaktan, yazmaktan, anlatmaktan asla yılmamak, korkmamak ve vazgeçmemektir.

Masonluk müessese olarak bu mücadelenin aktif tarafı olmamıştır ve olamaz da; sadece kendi mensuplarına bu yöntemi, o da bir takım semboller ve allegoriler, hatta doğruluk derecesi bir hayli şüpheli bir takım efsanelerle dolaylı olarak tavsiye eder.

Böyle bir diyaloğun kurulmasının bir şartı daha vardır, o da hasmın dahi haklarına saygılı olmak ve bu hakların koruyuculuğunu yapmaktır. İlerlemiş yaşında mason olan Voltaire kardeşimizin bir sözünü hatırlatmak isterim. Bir hasmı ile giriştiği bir polemik sırasında şöyle demişti: "Sizin fikirlerinizi hiç beğenmiyorum, hatta bunları son derece zararlı ve tehlikeli buluyorum. Bunlara karşı çıkmak hakkımı saklı tutmakla beraber, bu görüşlerinizi açıklama özgürlüğünüzün ilk başta gelen savunucusu yine benim".

İşte böyle bir metoda yatkın olan, özgürlüğü yalnız kendisi için ve kendisi gibi düşünenler için değil hasmı için de savunabilecek derecede özgürlük aşkını içinde taşıyan, kendisinin ve sevdiklerinin canını yakanlarla bile diyalog kurabilecek kadar mert ve başına gelebilecek felâketlerden yılmayacak kadar yürekli olan kişilere Masonluğun söyleyebileceği yeni bir söz, gösterebileceği yeni bir hedef vardır. Mason kardeşlerimizin görevi de burada ortaya çıkmaktadır. Mason kardeşlerimiz toplumun her kesiminden insanları eğitmeye, onlara masonik fikir ve prensipleri aşılamaya, insanlar ve insanlık için yararlı olabilecek her türlü girişimde ön saflarda yer almaya ve tüm insanlara örnek olabilecek davranışlar içinde olmaya özen göstermelidirler. Bu şekilde hareket edildiği takdirde, dünyada ve ülkemizde mevcut olan haksızlıkların, saldırıların, zulmün, bilgisizliğin önüne geçmek ve ülkü mâbedinin inşasına aktif olarak katılmak mümkün olacaktır. Ancak bütün bunları yaparken de bir şeyi akıldan çıkarmamak gerekir. Ahenk ve düzen sağlamak uğruna masonik prensip ve ideallerden taviz vermek mümkün değildir; zira böyle bir taviz sonuç itibariyle insan haklarından taviz vermek anlamına gelir. Taviz mefhumu ile insan hakları mefhumu ise hiç bir şekilde bağdaşamaz.

İnsan Hakları Beyannamesinin ilk maddesinin tarihî kelimelerini hatırlayalım: "Bütün insanlar hür ve eşit doğarlar". Bu maddenin kabulüne karşı çıkmış olan aşırı dinci kesim, bugün insan haklarının savunucusu kesilmiştir. Söyledikleri şudur: Madem ki bütün insanlar hür ve eşit doğarlar, madem ki insan hakları iç veya dış kanunlarda yazılı olmasalar bile ezelden beri mevcutturlar, madem ki bu doğal haklara aykırı olan her türlü düzenlemeler ve uygulamalar insan haklarına saldırıyı ifade eder, o halde tanrısal buyruk olarak gerçekleştirilmesi emredilen dinî kurallara göre yönetilmek ve yaşamak isteğinde olan kişiler veya toplumlar bu haklarını talep etme hakkına sahiptirler ve toplumun diğer kesimlerinin kendi giyim-kuşamlarına, ibadet tarzlarına, sosyal ve ailevî yaşamlarına, hatta yargılama ve infaz sistemlerine karşı çıkmaya hakları yoktur.

Fazla uzağa bakmamıza gerek yoktur. Bu söylem ülkemizde son zamanlarda iyice yaygınlaşan bir ifade tarzıdır ve bu söylemin uygulanmasına da tanık olmaktayız. Türbanın yasallaşması yönünde adımlar atılmakta, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde dahi Kıyafet Kanununa aykırı giyimler sergilenmekte, bir takım tarikatlar garip garip ayinler yapmakta, kadınlara seçilme hakkı tanımayan bir parti iktidara gelebilmekte, medenî nikâha gerek duyulmaksızın dinî nikâhla birleşmeler olmakta, şeriat kanunlarına göre yargılanma istemleri duyulmakta, hatta bir takım âyetleri ezberlemekle cezanın azalmasını öngören infaz modelleri üretilmektedir. İşte insan hakları mücadelesini sürdüren kişiler, insanın yaşama hakkından başlayarak çağdaş ve medenî toplumlar gibi sosyal, siyasal, ekonomik, teknik ve fizikî gelişme haklarını topluma kazandırmak için savaşmaya devam etmek zorundadırlar. İşte bu ideal içindir ki insan haklarından en ufak taviz vermeye ne hakkımız ne de imkânımız vardır. İşte bunun içindir ki insan hakları mefhumu ile taviz mefhumu bağdaşamaz. İşte bunun içindir ki ülkemize demokrasiyi, lâikliği, insan haklarını getirmiş olan büyük Atatürk'ün ilkeleri etrafında birleşmeliyiz.

Konuşmama bir efsane ile başladım, bir diğer efsane ile son vereyim. Homeros'un meşhur Odissea'sının esas kahramanı hepinizin bildiği gibi Ulis'tir. Ulis 10 yıl süren Truva savaşından sonra askerleri ile vatanı İtaka'ya dönmeye uğraşmaktadır ve bu seyahat sırasında bir sürü serüven yaşar, önüne hep bir takım engeller çıkar. Ne zaman bu engellerden birinden kurtulsa, başka bir engel, yeni bir macera onu beklemektedir. Ulis her ne kadar Yunanlıların en kuvvetli, en akıllı, en yenilmez kahraman savaşçılarından biriyse de; aynı zamanda bir takım zaafları da olan bir insandır. Nitekim sırf merakı ve macera hevesi nedeniyle bir sürü olaya kendi iradesiyle atılmakta, büyücü Circe'yle birlikte yaşayarak eşine karşı sadakatsızlık örneği sergilemektedir. Eserin gözle görülen ve devamlı ön plânda olan bu kahramanının yanında, Homeros'un bir ikinci kahramanı daha vardır. Penelope.

Penelope, eserde pek fazla konuşması olmayan, adasında, hatta çoğu zaman sadece odasında, eşinin dönüşünü bekleyen ve kocasının artık ölmüş olduğunu, bu nedenle yeniden evlenmesi gerektiğini ileri sürerek kendisine talip olanları, meşhur "tela"sını bitirdiği gün aralarından birini seçeceğini söyleyerek oyalayan, bu telasını gündüzleri örüp geceleri sökerek bu sürenin uzamasına çalışan bir kadındır.

Sonunda Ulis, bütün engelleri ve çoğuna kendi iradesiyle sebebiyet verdiği maceraları aşarak İtaka'ya ve Penelope'ye kavuşur, hem de tam telanın bitirildiği ve Penelope'nin talipler arasında bir seçim yapma zamanının geldiği sırada. İşte bu eserdeki silik, sessiz, sabırla bekleyen ve ikinci plânda kalmış görülen Penelope ile kahraman Ulis'in bir mukayesesini yaparsak, Ulis'in ihtiraslarından sıyrılmamış, kendi kahramanlığını ispat etmek için maceralara atılan bencil, mevki ve hatta iktidar hırsı içinde zaafları olan bir kimse olduğunu, Penelope'nin ise bütün bu kötü duygu ve düşüncelerden arınmış, ideal kişiliği temsil ettiğini görürüz. Nasıl ki bir mason olarak mevki ve zenginlik hırsı, bencillik, ihtiras, taassup gibi benliğimizi saran kötülüklerden arınmaya çalışarak kendimizi yontmaya ve tekâmül ettirmeye uğraşıyorsak, masonik fikir ve prensipleri topluma açıklama ve yayma mücadelemizde de, Ulis'in temsil ettiği zaaf ve uygulamalardan sakınmamız ve "tüm insanlar ve insanlık için ideal ülkü mâbedi"ni temsil eden Penelope'ye ulaşabilmek için devamlı uğraş vermemiz gerekmektedir.

Kardeşlerim şimdi bana konu başlığının 21. Yüzyıla Girerken Masonluk olduğunu, ancak 21. Yüzyılla ilgili olarak daha bir şey anlatmadığımı söyleyeceksiniz. Halbuki ben her şeyi anlattığım inancındayım. Masonluk, Anayasasının yazıldığı ikiyüz yılı aşan bir süreden beri hep aynı prensip ve fikirleri savunmuştur. Demokratik ve lâik düzenden yana olmuş, totaliter rejimlere, insan haklarının çiğnenmesine karşı hep mücadele etmiş, insanların ahenk ve birlik içinde yaşamalarını sağlamanın yollarını aramıştır.

Bu prensip ve fikirler o zaman ne idiyse bugün de odur, bugün ne ise 21. ve sonraki yüzyıllarda da aynı olacaktır. Bu bakımdan mücadele ilk günkü gibi aynı şevk ve iradeyle devam edecektir. İnancım odur ki bu mücadele kesin bir şekilde kazanılmadıkça, herkes insan haklarından aynı ölçüde yararlanmadıkça, zulüm, taassup, istibdat yeryüzünden kalkmadıkça, Masonluğa da ihtiyaç duyulacak, bu ideallere gönül vermiş genç insanlar kapımızı çalacak ve localarımızda çekiç sesleri hep duyulacaktır.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-05-18, 01:32 #63
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Perfeksiyon Riti'nin Kuruluşu


Merhabalar Arkadaşlar Bugün Sizlere Perfeksiyon Riti'nin Kuruluşunu alıntılar eşliğinde aktaracağım...Skoç Masonluğunun gelişimi açısından Fransa'da özellikle üç merkez büyük önem taşır. Bunlar Bordeaux, Arras ve Paris-Clermont'tur.

Bordeaux, Fransa'da Stuartist Skoç Locaların yoğunlaştığı bir şehirdir. Prens Charles Edward'ın yeniden tahta geçmesi için en etkin siyasal ve malî yardım çalışmaları da bu şehirdeki La Parfaite Harmonie Locası ile gerçekleşir. Bu Loca, Paris'teki Saint Germain Locası ile birlikte Skoç Masonluğunda köşe başlarından biri olur.

Arras, Skoç Masonluğu tarihi açısından Fransa'daki diğer önemli merkezdir. Charles Edward'ın taraftarlarının yerleştiği Arras'ta, Skoç Locaları prens tarafından verilen yetkiyle 1745 yılında Arras Rose Croix Şapitri'ni kurar ve yüksek dereceleri vermeye başlarlar. Şapitrin kurucusu bizzat Stuartların taht varisi Prens Charles Edward Stuart sayılır. Şövalye Ramsay'in düşüncesi yönünde kurulan yüksek derecelerle, Tampliye sisteminin aşamaları oluşturulur ve Skoç Masonluğu kapsamında Yüksek Dereceler (Hauts Grades) yoğun bir şekilde verilmeye başlanır.

Bundan sonraki önemli bir aşama da, 1754 yılında Paris'te yüksek dereceler yönetim merkezî niteliğinde Clermont Hâkim Şapitri kurulmasıdır. Cizvit merkezinde daha doğrusu okulunda, üslenen bu birimin çalışmaları Stuartist yönden siyasaldır. Skoç Masonluğu üzerinde ilk önemli çalışmalar, mevcut derecelerin yeniden sıralanması ve düzenlenmesi veya bazı derecelerin konularına göre daha çok dereceye bölünmesi veya yeni derecelerin kurulması Şapitr'de yapılmış ve sonuçta 25 dereceli Perfeksiyon Riti'nin temelleri 1758 yılında atılmıştır.

Bu şapitrin çalışmaları şırasında, yüksek derecelerin ilkeleri konusunda anlaşma sağlanamaması ve asıl temel alınan Tampliye tarzından ayrılındığı gerekçesiyle, 1756 yılında Baron de Hund'un başkanlığında bir grup Mason, Rite de Strict Observans (Sıkı İzleyiş Riti)'ı kurarlar. Aynı yıl oluşturulan diğer grup Doğu Şövalyeleri, Masonluğun Prensleri ve Hâkimleri (Knights of the East, Princes and Sovereigns of Masonry) adını alır. Bazı Skoç Masonları iki örgüte üye olur.

Fransa'da 1762 yılında, EKSR'nin tarihsel gelişimi açısından çok önemli bir olay meydana gelir. Bu olay 1758'de kurulan ve Yüksek Dereceleri kontrolü altında tutan Bordeaux Hâkim Şapitri'nin sonuncu ve 25. derecesi ile Paris'te 1754'de kurulan Clermont Hakim Şapitri'nden seçilen dokuz kişilik bir kurulun 1761'de Doğu ve Batı İmparatorları Hâkim Konseyi veya Kralî Sır Prensleri Hâkim Konseyi adı altında toplanmasıdır. Çift Başlı Kartal'ın sembol olarak Skoç Masonluğuna resmî girişi de bu Konseyle olmuştur. Masonik anlamda kartalın bir başı Clermont-Paris'i, diğer baş Bordeaux'yu temsil eder. Bazıları Berlin'i derlerse de, Bordeaux olması daha makuldür. Çünkü Berlin Masonluğu, Fransa ile işbirliğine geçecek kadar siyasal nedenlerle yakın değildir.

Bu Konsey 1762 yılında Paris'te yaptıkları toplantıda, 1758 yılında temelleri atılan 25 dereceli Skoç Masonluğu birimine Perfeksiyon Riti (Rite of Perfection) veya Heredom Riti adını vererek ilk Anayasasını ve Tüzüklerini kabul eder. İşte Türkçe'de Tekemmül Riti (Olgunlaşma veya Yetkinleşme Riti) olarak anılan Rit'in ünlü 1762 Anayasası bu şekilde oluşur.

Burada Heredom terimine özel bir ilgi göstermek gerekir. Çünkü taa 1314'de Robert Bruce'un İskoçya'da kurduğu İskoçya Royal Nizam'ın ilk derecesinin adı olan bu kelime, dönüp dolaşıp 450 yıl sonra Skoç Masonluğunun ilk önemli Riti'nin adı olarak yeniden seçilmiştir.

Skoç Masonluğunun bu ilk önemli Riti'nin yasa ve tüzüklerle ilgili jüriprudansı üzerine ilgili bölümde daha detaylı bilgi verilecektir.

Ancak işin ilginç bir yönü, biri Devlet Nazırı (Büyük Hatip) adıyla sivil bakan, diğeri Ordu Komutanı adıyla askerî iki resmî yetkilinin, Rit'in yıllık toplantılarına Fransa hükümeti namına katılması ve Büyük Görevli seçilmesidir.

Perfeksiyon derecelerine göz atıldığında seçilen öğreti temalarının ilginçliği ve kuruluş süreci dikkati çeker. Perfeksiyon Riti'nin ilk 14 derecesi Süleyman Mabedi ile ilgili olarak daha 1751 yılında ve daha önce tesis edilmiştir. Daha sonraki 10 derece (15°-24°), Zorobabel Mabedi ve Hz. İsa'nın Mistik Mabedi ile ilgilidir. Bu derecelerin oluşumu 1751'den daha sonradır. 15° Kılıç Şövalyesi ile başlamakta ve Siyah Beyaz Kartal Şövalyesi ile 24°'de sona ermektedir. Kralî Sır Prensi, 25. ve nihaî derecedir.

Perfeksiyon Riti'nin ilk 13 derecesi, yani Royal Arch esprisi dahil ön dereceler daha sonraki aşama için hazırlık mahiyetindedir. Olgunlaşma, Royal Arch'ın idrak edilip deşifre edildiği 14° ile tamamlanmakta ve bundan sonra İkinci Mabed'le birlikte Şapitr aşaması ile girilen Şövalye Masonluk dizisi başlamaktadır. Bu anlamda Perfeksiyon, Skoç Masonunun Şövalye Masonluk için gerekli manevî donanımı edinerek yetkinleşmesi süreci olarak tanımlanabilir. Çünkü Skoç Masonluğunun amacı Masonu, Şövalye Masona dönüştürmek olduğundan, Perfeksiyon bir hazırlık veya ihzarî eğitin mahiyetindedir.

Perfeksiyon Riti, Skoç Masonluğunu ve hatta tüm Masonluğu Tampliye Şövalyeliği ile özdeşleştirilecek kadar şövalyelik ruhuna ve ilkelerine önem vermiş ve benimsemiştir. Her Mason, bir Tampliye Şövalyesi sayılmıştır.

Perfeksiyon Riti'nin teorik ömrü 1786 yılında Berlin Anayasası ile sona ermiş ve yerini bütün dünyada Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti almıştır. Ancak, ABD'nde meydana gelen Skoç Masonluğundaki yetki kargaşası nedeniyle 19.yy'da varlığını sürdürmüştür. Daha sonra Fransa'da 20.yy'da Grand Orient kapsamında kurulan Fransa Ritler Büyük Koleji (Grand College des Rites de France)'nin çeşitli ritleri yaşatma çabaları kapsamında Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti ve Fransız Riti ile birlikte Perfeksiyon Riti'nin çalışmaları da canlandırılmış ve sürdürülmüştür. Perfeksiyon Riti, günümüzde Fransa'da varlığını bir ölçüde sürdürmektedir.

Perfeksiyon Riti'nin 7 sınıfa ayrılan 25 derecesinin adları şöyle sıralanır. Derecelerin yanında parantez içinde gösterilen aylık süreler, her derecenin yeterlik sürelerini gösterir.

Perfeksiyon Riti:

Birinci Sınıf (Üç Derece - 15 ay)
1° Çırak (3 ay)
2° Kalfa (5 ay)
3° Üstad(7ay)

İkinci Sınıf (Dört Derece- 21 ay)
4° Ketum Üstad (3ay)
5° Kâmil Üstad (3 ay)
6° Mahrem Üstad, Sır Kâtibi (3 ay)
7° Nazır (Prevost) ve Hâkim (5 ay)
8° Bina Emini (7 ay)

Üçüncü Sınıf (Üç Derece - 7 ay)
9° Seçilmiş Dokuzlar (3 ay)
10° Seçilmiş Onbeşler (3 ay)
11° Seçilmiş Âlî Şövalye (1 ay)

Dördüncü Sınıf (Üç Derece - 5 ay)
12° Mimar Büyük Üstad (1 ay)
13° Royal Arch Şövalyesi (3 ay)
14° Büyük Seçilmiş, Kâmil Üstad (1 ay)

Beşinci Sınıf (Dört Derece - 6 ay)
15° Doğu ve Kılıç Şövalyesi (1 ay)
16° Kudüs Prensi (1 ay)
17° Doğu ve Batı Şövalyesi (1 ay)
18° Rose Croix Şövalyesi (1 ay)

Altıncı Sınıf (Dört Derece - 12 ay)
19° Pontif Prensi, Ad Vitam Üstad (3 ay)
20° Noaşit Patriyarkı (3 ay)
21° Masonluğun Anahtarının Büyük Üstadı (3 ay)
22° Lübnan Prensi, Kralî Balta Şövalyesi (3 ay)

Yedinci Sınıf (Üç Derece - 15 ay)
23° Büyük Konsistuar Başkanı, Adept Prensi (5 ay)
24° Siyah ve Beyaz Kartal Münevver Hakimi (5 ay)
25° Kralî (Ulvî) Sır Prensi (5 ay)

Bu tablodaki zaman sıralamasına göre Perfeksiyon Riti için toplam süre asgarî 81 aydır.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-05-18, 03:00 #64
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Masonların Yeminlerin Anlamı ve Önemi

Merhabalar Arkadaşlar bugün sizlere Masonların Yeminleri üzerine Alıntılar eşliğinde aktaracağım...Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti için 1762 ve 1786 Anayasaları ve Tüzükleri, her memleketteki EKSR Yüksek Şûrası'nın tanzim etmiş olduğu, içinde her iki Anayasaya ve Tüzüklere aykırı hiçbir hüküm bulunmayan Yüksek Şûraların Tüzüğü ile birlikte EKSR'nin nizamatını yani düsturunu, yani hukukî yapısını, yani jüriprudansını teşkil eder.

Sözü geçen iki Anayasa, tüzükler ve iç tüzükten oluşan Skoç Nizamatı, Kutsal Kitaplarla birlikte yemin şırasında üzerine çapraz kılıç konulmak kaydıyla, Yemin Kürsüsü üzerinde yer alır ve her derece ve her görev için Skoç Masonlarını bağlayıcı yeminler üzerine el basılmak suretiyle bu yemin objelerinin objelerin üzerine yapılır.

EKSR'nde, Sembolik Masonlukta olduğu gibi Kutsal Kitaplar-Gönye-Pergel'den oluşan Masonluğun Üç Büyük Nuru yoktur. Bunların arasından sadece En Büyük Nur olan Kutsal Kitaplarla birlikte, EKSR Nizamatı'nı temsilen Kanun kitabına ve üçüncü olarak Skoç Masonluğunun belkemiği olan şövalyelik faziletlerinin sembolü olarak kılıca yer verilmiştir.

Kutsal Kitaplar, TBL obediyansında olduğu gibi Kuran, İncil ve Tevrat'tır. Yan yana ve kapalı olarak durur. TBL'nda olduğu gibi çalışmalar sırasında açılmaz. Bu nedenle, Hakikatin aranması yolunda yapılan çalışmalara feyz veren nurunun yayılması sembolik değil felsefidir.

Kanun Kitabı adı verilen cilt içinde, 1762 ve 1786 Anayasaları ile birlikte Türkiye Yüksek Şurası İçtüzüğü yer alır.

Kılıcın anlamı, Skoç Masonun aynı bir şövalye gibi Kutsal Kitaplarda ve Kanun'da yazılı insan haklarını, hürriyetlerini, adaleti, insanların iyiliğini, şefkati, sulh ve sükunu, güzellikleri koruyacağına söz vermesidir. Çünkü Skoç Masonun görevi, sadece Mason gibi üretmek değil; aynı zamanda ürettiğini, yani Ülkü Mabedi'ni, yani toplumu korumaktır. Üstelik bu işlevi bir görev değil, yapmadığı takdirde vicdanî müeyyidesi olan bir ödevdir. Zaten bu nedenle, üretmek için bir elinde Mala tutarken, diğeri elinde de ürettiğini savunmak için Kılıç tutmaktadır.

Daha sonraki derecelerde çok daha iyi anlaşılacağı kesin olmakla birlikte, EKSR'ye atılan ilk adımda edilen yeminin sembolik anlamına değinmek ve felsefi yorumuna gayret etmek konuya yaklaşım için yararlı olur.

TBL Obediyansından Üstad Mason olarak Atölye'ye gelen Masonu her şeyden önce alışmadığı bir manzara bekler. Çünkü Anglosakson Masonluğunun York Masonluğu tarzı Emulation - Modern Scottish Rituel'dan mülhem ritüelik çalışma anlayışı ve Loca düzeni değişmiş; bunun yerini Skoç Masonluğu modeline göre yeni bir düzen ve form gelmiştir.

Örneğin Loca mavi değil; Olgunlaşma (yazar Olgunlaşma kelimesinin Perfeksiyon terimini karşılamadığı ve yerine eski dildeki Tekemmül Locası teriminin kullanılmasını tercih etmektedir) Locası adı verilen Atölye kırmızıdır. Her iki Nazırın kürsüsü de batıdadır. İkinci Nazır yoktur. Hatip ve Katip kürsüleri yer değiştirmiştir. Yemin Kürsüsü küptaş veya kare prizma değil; sunak (altar) tipindedir. Üzerindeki yemin objeleri farklıdır. Daha bunun gibi örnekleri saymak mümkündür.

Zaten bu farklılığı idrak ettirmek için de gözleri yarı kapatılmıştır; Nuruziya'yı almış olduğu için tam değil; Skoç gizemlerine aşina olmadığı için açık değil; Hakikati ancak bir tül arkasından görebileceğinin idraki için yarı kapalı.

İykaafı yapılacak olan aday böylece yemin kürsüsüne gelir. Başında Barış ve Zafer Sembolü olan Defne - Zeytin Dallarından Örülmüş Taç ve alnında Gönye olduğu halde İtaat - Sadakat - Ketumiyet yemini eder. Bu yeminin anlamı Skoç Masonları için çok önemlidir ve anlamı insanı vebal altında tutacak kadar önemlidir.

Sadece özetlemekle yetinelim.

Ketumiyet, yeminin içindeki ilk kavramdır. Skoç Masonunun ettiği Ketumiyet yemini son derece anlamlıdır. Arapça'da "gizleme, saklama, sır tutma" anlamlarına gelen Ketm kelimesinden türeyen ve "ağzı sıkılık" anlamına gelen Ketumiyet veya Ketumluk, Silence (silentum) ve Secrecy (secretus) kelimelerinin karşılığıdır. Her iki kelime de, "sır saklama, sır tutma ve ketumiyet" olarak aşağı yukarı eşanlamlıdır. Bir kişinin veya kurumun sır olarak verdiği ve başkalarına söylememen için söz verdirdiği veya yemin ettirdiği bir şeyi başkalarına boş boğazlık edip söylememektir.

Sır nedir, ne değildir?

Bu tartışılabilir.

Ama tartışılmaması gereken, öğrenirken veya aktarılırken başkasına söylenilmeyeceğine söz verilen bir şeyin gerçekten de ağız sıkılığı ile söylenilmemesi ketumiyet tanımının içine girer ve böyle davranan kişilere de ketum denir.

Ketumiyet, bireysel boyuttan toplumsal boyuta kadar her düzeyde geçerlidir. Örnek olarak kişisel sırlar, aile sırları karı koca sırları, eş dost sırları, aile sırları, mesleki sırlar, görev sırları, devlet sırları ve askeri sırlar gibi uzar gider. Bunları ifşa etmek ve hakkı olmayanlara göre söylemek suç veya en azından karakter zaafıdır.

Hatta laf taşıma, dedikodu, koğuculuk ve gıybet gibi erdemsizlikler hemen bütün inançlarda kınanarak hıyanet ve nifak vesilesi sayılmıştır. Bu bakımdan, insanın kendisine sır olarak tevdi edilen bir emaneti, o kendi telakkisine göre sır olsun olmasın, bir kere ketum olacağına söz verdikten sonra; başkasına söylemesi, yani faş etmesi onurlu ve dürüst bir davranış sayılamaz.

Masonluk da ezoterik bir kurum olduğu ve öğretileri sadece o kurumun üyelerine açık olduğu ve hatta dereceler sistemi dolayısıyla bir üst derecenin öğretisi bir alt derece için gizli tutulduğuna göre ketumiyet esastır ve baştan sona her derecesi için geçerlidir. Hatta ketumiyetin önemi ve bağlayıcılığı, en alt dereceden en üst dereceye doğru gitgide daha da güçlenerek kemâle ulaşır. Çünkü dereceler yükseldikçe, insanın bildiğinden sorumlu olacağı ilkesine göre yükümlülüğü ve ketumiyet erdemi güçlenir.

Masonlukta ketumiyet ilkesi, sadece dereceler özgü öğretilerin alt derecelere veya haricilere aktarılması değil; aynı zamanda ve özellikle olup bitenlerin ve konuşulanların aktarılmaması hususunu da kapsar. Çünkü verilen söze ve edilen yemine göre bütün bunların hepsi de sır olup ketumiyet kapsamına girer.

Denilebilir ki, Masonlukla ilgili karşıt yayınlarda bunların tamamının kamuoyuna yansıtılmış durumda olması nedeniyle, zaten herkes bunları öğrenmek imkanına sahip olduğundan Masonlukta sır olarak kabul edilen şeylerin artık sır olarak kabul edilmemeleri gerekir.

Yazar bu kanıda değildir.

Çünkü ketumiyet erdeminin özelliği saklanan sır değil, sır saklama gibi bir ruh yüceliğine sahip olunmasıdır.

İnsan eğer kendisine güvenmiyorsa veya aldıktan sonra kendi kendine sırdı değildi yorumuna girecekse bu sırrı almamalı ve kimseye söylemeyeceğim diye yemin etmemelidir. Yemini bozmak zillettir, ********liktir.

Diğer bir anlamda ketum olmak, hep doğruyu söylemek; ama her doğruyu, her yerde ve her zaman söylememektir. İşte ketumiyet olarak ifade edilen karakter yüceliği ve şövalyelere lâyık fazilet budur.

Neden, haricilere söylememek gerekir?

Çünkü Masonluk ezoterik bir sistemdir ve doktrinleri dışındaki öğretilerini sembolik dille aktarır. Bu nedenle tekris olmamışlar sembolik dili bilemez ve derinlemesine anlamlarını tefekkür edemezler. Mesela Çırak derecesinin kutsal kelimesini bir harici bilse ve de düzenli duruşunu yapsa; inan olsun ki, papağan gibi tekrar etmekten ve maymun gibi taklit etmekten başka bir şey yapamaz. İfade edilmek istenilen derin anlamlarını, değil derinlemesine yüzeysel olarak bile bilemez. İdrak edemez. Gereğini yapamaz. Hatta taklit etmek isterken, bilinçli olsun olmasın, Masonluğa zarar verecek kadar ileriye gidebilir.

Aynı şekilde bir derecenin öğretilerinin veya yapılan konuşmaların daha alt derecelere aktarılmaması hususu daha da çok önemlidir. Çünkü her şeyden önce bir üst dereceye çıkmış Masonun ketumiyet konusuna ilişkin bilinç ve sorumluluğu çok daha büyüktür. Çünkü Masonluk, dereceler sisteminden oluşan bir merdiven olduğundan; merdiveni sağlam tırmanmanın amacı her basamağa basıp içerdiği bilgiyi ve özelliği iyice öğrenmektir. Yoksa bir üst veya çok daha üst basamakların öğretisini duymak ilk başta çekici gibi olsa da, anlamsız ve yararsızdır. Çünkü bir üst derecenin aslı esası ancak bu derecenin fiilen iktisap edilmesiyle anlaşılabilir; bunun dışında, aktarılacak yarım yamalak bilgiler yanlış anlaşılabilir ve değerlendirilebilir. Kısaca madem ki, açıklanmamasına söz verilmiştir, yemin edilmiştir; ifşa edilmemesi karakter meselesidir. Bunun özrü olamaz! Öyleyse "parmağını dudağına koy" ve sus...

İtaat sözlük anlamıyla Obedience (Obedientia) kelimesinin tam karşılığı! Anlamı "söz dinleme" ve "alınan emre boyun eğme" olarak bilinen itaat, Arapça tav kökünden türer. Arapça'da, "tı" ve "ayın" harfleri ile yazılan tav kelimesinin, biri "boyun eğme" ve diğeri "isteyerek bir şeyi yapma" olmak üzere iki anlamı vardır.

Genel anlamda yurttaş olarak yasalara itaat edilir; çünkü devletle birey arasındaki doğal yurttaşlık sözleşmesinde yasalara uyulacağına ve boyun eğileceğine söz verilmiştir. Eğer yasalar beğenilmese değiştirilmeye çalışılır; ama değişinceye kadar mevcut yasaya itaat edilir. Aynı yöntem Masonluk için de geçerlidir.

Mevcut yazılı ilkeler ve kuralların yanında ve ötesinde hatta landmark denilen yükümlülüklere bile itaat etmek şart koşulmuştur.

Peki EKSR'de, neye itaat?

Yukarıda açıklanan tebaanın hükümdara ve halkın devlete itaati benzeri, jüridiksiyon kavramının lâfzına ve ruhuna uygun olarak EKSR jüridiksiyonu ve otokratik otoritesine itaat!

Böylece itaat etmeyi öğrenerek kendini emir vermeye hazırlamak...

Yani EKSR'nin Anayasa ve Tüzükleri ile ülkemizde EKSR jüridiksiyonunun tek egemen yönetim, denetim ve otokratik yasama birimi olan Türkiye Yüksek Şûrasının, İç Tüzük ve kararlarına tam itaat!

Skoç Masonu bazında, Atölyeler vasıtası ile dolaylı; kurum bazında Atölyelerin özerk olması bazında doğrudan EKSR'nin otokratik iradesini temsil eden Yüksek Şûra'ya itaat; tam anlamıyla jüridiksiyonuna obediyans. Zaten başka türlü de olamaz.

Sistem monarşik oldu mu; yani oluşumu sağlayan ve Anayasayı üreten irade mekanizması kralî fermana dayanan emirname niteliği taşıdı mı ve de Masonlar kralın tebaası olarak kabul edildi mi; bunun adı yani tebaanın krala bağlılığı, tam bir obediyanstır; yani itaattir.

Peki böyle bir itaat, demokratik anlayış içinde kabul edilir mi?

Vallahi olur vede edilir?

Hürriyet ve demokrasi savunucusu ABD'nde, bu Anayasa ve Tüzüklerin 1786 yılında düzenlenmesinden 15 yıl sonra 1801 yılında kurulan ilk Ana Yüksek Şûra'da bile bu metin benimsendikten vede daha sonra yapılan eklemeler ve küçük nüanslar dışında temeline ve ruhuna değinilmeden bugün dahi otokratik sistem aynen korunduğuna göre neden geçerli olmasın ki?

Avrupa'da rejimi monarşi olsun veya cumhuriyet olsun insan hak ve hürriyetlerine büyük önem veren bütün demokratik ülkelerde EKSR'nin kendine özgü otokratik sistemi yadırganmadan kabul edildiğine göre neden uygun olmasın ki?

Nitekim bizler de, önceden kapsamını bilerek veya bilmeyerek EKSR'ne girmek için bu yemini ettikten sonra, elimize verildiğine göre mutlaka okumuş olmamız gereken Anayasa ve Tüzüklerden durumun ne olduğunu idrak edemediysek; Ritlerin jüridiksiyonunun, Büyük Locaların obediyansından kurum ve yasa olarak çok farklı sistemler olduğunu tefrik edemediysek kabahat kimin?

Üyeliği ihtiyarî olan EKSR'nin mi?

Tekrar vurgulamak gerekir ki EKSR, önce kurucusu olan kralın, sonra vâris sıfatıyla Yüksek Şûraların idare ve iradesine kayıtsız şartsız bağlı bir otokratik masonik rejimdir.

Dolayısıyla edilen yemin, bu sistemin temelini teşkil eden yasalara olduğu gibi aynı şekilde ve aynı bağlılıkla yönetim merkezi olan Yüksek Şûralara da tam bir itaati, yani obediyansını kapsar. Bu nedenle her Skoç Masonunun ettiği yemin kapsamındaki itaat ilkesinin bütün genişliği ile anlamının ve Rit'in jüridiksiyonu açısından özel öneminin bilincinde olması gerekir.

Sadakat sözlük anlamıyla hem Loyalty (Loyal), hem Fidelity (Fidelitas) kelimelerinin ortak karşılığıdır. Arapça, aşırı doğruluk anlamında sıdk kökünden gelir. Biri dostluk; diğeri görülen iyiliğe bağlılık ve doğruluk olmak üzere birbirine bağlı iki anlamı vardır. Loyalty, hem eski hem yeni anlamlarıyla aynı paralelde kullanılır. Örnek olarak, bir zamanlar monarşik rejimde krala sadık olan Loyalist'lerin yerini, şimdi de devlete sadık olduğunu göstermek amacıyla edilen yeminler, örnek olarak ABD'ye bağlılık yemini (Oath of Loyalty) almıştır.

Sadakat bireyden topluma göre genişleyerek büyür. Örnek olarak bireysel açıdan kendi ÖZ'üne sadakat, yani kesin doğruluk anlamındaki sıdk ve bunun başaranların sıfatı olan sıddık ve sıddıkiyet, bireyden topluma uzanan güzergahta; önce ailesine sadık baba, oğul, eş ve kardeş statüsünden; yakın çevrede arkadaşlara ve dostlara sadakat; ülkesine ve ulusuna sadakat; nihayet Masonluğa sadakat gibi erdemlerle katmerlenip süregider...

Hani sadakat erdeminin anlamı bilinmeden refleks haline gelen Sadakat Duruşu'nun değeri mi anlaşılır?

Ritüelik tema olarak açıklanırsa, Hiram Abi'nin Üstad Mason Efsanesi açıklanan trajik sadakat episodunun bir sonrasında; diğer bir sadakat episodu da, Melik Süleyman tarafından onun yerine atanan Adoniram'ın kişiliğinde sergilenir. Adoniram, Melik Süleyman döneminde Mabed'in yapımı sürecinde, gerek Lübnan dağlarında sedir ahşabı hazırlanması ve gerekse mimarbaşılık görevini tam bir ehliyet ve liyakatle tamamladıktan sonra; bu başarısını Melik Süleyman'ın oğlu kral Rehoboam'ın döneminde de başarıyla sürdürür. Yeni görevi vergi toplama memurluğudur.

Ancak büyük bir başarı ile hayatı pahasına sürdürmekte olduğu görevi sırasında maalesef canından olur ve öldürülür. İşte tam bir sadakat örneği...

Peki EKSR'de neye sadakat? Neye dostluk ve bağlılık?

Yukarıda geniş olarak açıklanan itaat ilkesine ve paralelinde bağlı gönülden bir sadakat!

Aynı bir şövalyenin ettiği yemin metninde sıralanan kavramlar gibi "Tanrı'ya, Krala, ülkeye ve diğer şövalyelere..." kayıtsız şartsız sadakat yemini!

Çünkü bir Skoç Masonunun verdiği söz ve ettiği yemin, aynı eski zaman şövalyelerinin kılıçları üzerine verdikleri söz ve içtikleri ant gibidir. Bir kere söz verildi mi ve yemin edildi mi, mutlaka sadık kalınır ve tutulur.

Bu nedenle söz verilmeden ve yemin edilmeden önce iyice tartılmak ve üzerinde tefekkür edilmelidir. Çünkü bir kere söz verildi mi ve yemin edildi mi; dönülmez, bozulmaz ve mutlaka yerine getirilir.

Bu bakımdan ritüelik ifadeyle "Ne yazık! Söz verip de yerine getirmeyenlere..." kınamasından kurtulmak ve edilen yemine hânis olmaksızın Sadık Masonlar sıfatını hak etmek için; edilen yemin ve verilen sözün çocuk oyuncağı değil; aksine insanın karakterini yansıtan son derece ciddi bir iş olduğunun bilincine yükselmek gerekir.

Yukarıda verilen eski şövalye yemininde Tanrı'yı olduğu gibi yerinde bırakıp; sadece kral tarafından kurulan EKSR ve kralın varisi sıfatıyla Rit'in yönetimi ile yükümlü ve görevli Yüksek Şûraları; hatta bir anlamda Şövalye Mason kimlikli Skoç Masonları ikâme verilen sadakat sözünün muhatapları çok daha iyi anlaşılır.

Öyleyse sadakat öncelikle EKSR'nin yasalarına ve nizamlarına; Rit'in yönetim ve denetim merkezi Yüksek Şûraların tüzük ve kurallarına ve özellikle aynı zamanda aynı yeminle bağlanılan diğer Skoç Masonlarına olan sadakattir.

Bu bir Masonun operatif meslek ahlâkı ve birliğinden kaynaklanan sadakatin bir adım ötesindedir. Çünkü Mason kimliği ile edilen yemin; çok daha bağlayıcı niteliği olan eski Şövalyelik yemininin içindeki erdemlerin ve tavrın eklenmesiyle pekiştirilmiştir.

Öyleyse Skoç Masonlarının ettiği sadakat yemini, Mason yeminine oranla çok daha güçlü ve bağlayıcıdır. Çünkü artık görevler ödeve dönüşmüş; hem sorumluluklar ve yükümlülükler pratik uygulamalara dökülecek şekilde somutlaşmıştır.

Hani Üstad Masonlara öğretilen Beş Dokunuş İlkesi vardır. İşte bu çok anlamlı ilkenin bireysel ölçekte Skoç Masonları tarafından her zaman ve her yerde fiilen uygulanması gerekir. Özellikle de beşinci olanının, yani bireysel anlamda bir başka Kardeşinin veya kurumsal anlamda EKSR'nin ve de TYŞ'nın arkasından gelecek tehlikeleri değil eliyle önlemek; aynı şövalyenin kılıcıyla def etmesi gibi, bütün gücüyle savunmasını zorunlu kılan bir sadakat anlayışı...

Çünkü bu görev; hatta görev değil ödev, EKSR'ne ve TYŞ'na itaat ve sadakat şeklinde açıkça verilmiştir.

Nitekim EKSR TYŞ İçtüzüğünün 180. Maddesi'nde:

"Her Mason, Rit'in derecelerinden birine geçiş merasimi sırasında, Türkiye Yüksek Şûrası'nı, ilk üç dereceden sonraki dereceler için "tek yetki organı" olarak tanıdığına, Rit'in ilke, kural ve tüzüklerine bağlı ve saygılı olacağına söz vermek ve bu sözünü gerektiği veya istendiği zaman yazılı olarak da imzalamak mecburiyetindedir."

hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm EKSR jüridiksiyonunun otokratik yegâne yetkili yönetim ve denetim makamı TYŞ'nın egemenliğini vurgulayacak biçimde, üyelerin EKSR'nin ilke, kural ve tüzüklerine itaat ve sadakat bağını teşkil edecek yeminlerinin zorunluluğunu açıklar.

Bu zorunluluk sadece İçtüzük maddesi olarak teoride kalmamakta, uygulamada da pratiğe dökülmek suretiyle, EKSR'ne iykaaf ve is'ad amacıyla yapılan hemen bütün merasimlerde aşağıda verilen örneklere göre, en azından 10 defa veya çeşitli görevler de üstlenmişse 20 kereden de fazla olmak üzere, en alt dereceden en üst dereceye kadar tüm Skoç Masonlarına çeşitli ifadeler şeklinde tekrarlatılarak pekiştirilmektedir.

EKSR'nin 4°'sinden 33°'sine kadar iykaaf ve Atölye Görevlilerinin is'ad törenlerinde edilen yeminlerin ilgili bölümleri aşağıda verilmiştir.

4° İykaaf Yemininden:
EKSR Türkiye YŞ'nın egemenliğini tanıyorum. Onun tüzük ve kararlarına kendi inançlarıma aykırı düşmedikçe uyacağıma yemin ediyorum ... Bana tevdi edilecek sırlara ve benden istenecek her türlü meşru ödevlere .... ölünceye kadar bağlı kalacağıma ... söz veriyorum.

9° İykaaf Yemininden:
... Bana emanet edilecek sırları haricîlere veya alt derecedeki bir Masona açıklamayacağım ... Ritimizin şerefini koruyacağıma.... yemin ederim.

14° İykaaf Yemininden:
Bundan önceki yeminlerime bağlılığımı yeniden bildirir ... yemin ederim.

Olgunlaşma Locaları Başkanının İs'ad Yemininden:
EKSR TYŞ'na .... saygılı ve itaatkar olmayı, Rit'in vakar ve şerefini korumayı, TYŞ'nın emir ve bildirilerine itaat etmeyi, EKSR'nin ilkeleri ile esaslarını korumayı kabul ediyor musunuz?

Olgunlaşma Locaları Görevlilerinin İs'ad Yemininden:
... EKSR'nin Kanun ve Tüzüklerine ve TYŞ'nın emirlerine uyarak tarafsızlıkla, ciddiyet ve vakarla yerine getireceğinize, ayrı ayrı yemin eder misiniz?

Olgunlaşma Locaları Diğer Görevlilerinin İs'ad Yemininden:
EKSR'nin Yasalarını ve Tüzüklerini destekleyerek, koruyup savunacağınıza; TYŞ'nın nizam ve emirlerinize itaat edeceğinize; ... ciddiyet ve vakarla ayrı ayrı yemin eder misiniz?

15° İykaaf Yemininden:
... EKSR'nin temel ilkesini bozacak şekilde, hoşgörüye aykırı herhangi bir davranışı önlemek için bütün gücümü kullanacağım. ... Türkiye Yüksek Şûrası'na ... bağlı kalacağıma yemin ederim.

18° İykaaf Yemininden:
... huzurunda söz veririm ki..... bana verilecek sırları kalbimde saklayacağım. Bu yeminimi güçlendirmek için burada bulunan.... samimiyetime şahit olsunlar.

Hâkim Şapitr Başkanının İs'ad Yemininden:
... EKSR'nin onurunu koruyacak, bu onurun artması ve büyümesi için çaba gösterecek, Rit'in nüfuz ve itibarını yücelteceksiniz.

Hâkim Şapitr Başkanı ve Görevlilerinin İs'ad Yemininden:
... EKSR'nin Anayasaları ve TYŞ'nın Yönetmelik ve Kaidelerini koruyacağınıza, destekleyeceğinize ve uygulayacağınıza .... yemin eder misiniz?

22° İykaaf Yemininden:
... bu derecenin sırlarını bu derecenin altındaki Masonlara bildirmeyeceğim.

27° İykaaf Yemininden:
..... mesleğin üstadlarına itaat edeceğime, .... Masonluğun bana emredeceği her doğru işi yapmakla kendimi yükümlü sayacağıma; Masonluğa sadık kalacağıma ve .... sırlarını kimseye ifşa etmeyeceğime yeminle vaat ve taahhüt ederim.

29° İykaaf Yemininden:
.... burada öğreneceğiniz sırları hiç kimseye ifşa etmemeyi de taahhüt ediyor musunuz?

30° İykaaf Yemininden:
....statüsüne ve nizamlarına riayet etmeyi resmen vaat ve taahhüt ederim. Bunlar benim kanunum ve rehberim olacaktır.

Areopaj Başkanı ve Görevlilerinin İs'ad Yemininden:
... şerefim üzerine, ciddiyet ve vakarla yemin ederim ki, EKSR Sonuncu ve 33. derecesi TYŞ'nın Tüzük ve Nizamlarını destekleyecek, koruyacak ve koruyacağım.

31° İykaaf Yemininden:
Mason kanun ve nizamlarına, usul ve teamüllerine itaat etmeyi... vaat ve taahhüt eder misiniz?

Yüksek Haysiyet Divanı Başkan ve Görevlilerinin İs'ad Yemininden:
... EKSR Anayasasını, Tüzüklerini, TYŞ'nın karar ve emirlerini uygulayacağınıza ciddiyet ve samimiyetle .... yemin eder misiniz?

32° İykaaf Yemininden:
...bu derecenin sırlarını onu bilmek hakkına malik olmayanlara asla ifşa etmeyeceğimi taahhüt ederim...

Yüksek Danışma Divanı Başkanı ve Görevlilerinin İsad Yemininden:
EKSR 'nin Anayasa, Kanun ve Tüzüklerini destekleyeceğinize, koruyacağınıza ve savunacağınıza ve TYŞ'nın karar ve emirlerine itaat edeceğinize ve bunları uygulayacağınıza ... yemin eder misiniz?

33° Agreje İykaaf Yemininden:
Mesleğe, onun ana kaidelerine, Rit'in Anayasasına, genel ve özel nizamlarına sadık kalacağımı, iktidarımın bütün vasıtalarıyla onları koruyacağımı, onlara hürmet edeceğimi, başkalarının da riayet ve hürmet etmelerine çalışacağımı vaat ve taahhüt ederim.

33° Aktif İykaaf Yemininden:
Şimdiye kadar ettiğim Masonluk yeminlerini tekrarlar ve....

33° HBA ve Yönetim Kurulu İsad Yemininden:
...EKSR'nin anayasa ve kanunlarına ve genel kurallarına harfiyen sadık kalacağımı... en mukaddes şeref ve haysiyetim üzerine vaat ve taahhüt ederim...

Yukarıda örneklendiği gibi en alt dereceden en üst dereceye kadar sıralanan tüm iykaaf ve isad yeminleri, incelenen konuyla ilgili olarak üç grupta toplanabilir:

EKSR'nin Anayasa ve Tüzüklerine İtaat ve Sadakat Yeminleri:
İykaaf: 4°, 9°, 14°, 15°, 22°, 27°, 30°, 31°, 33° Agreje, 33° Aktif
İsad: Olgunlaşma Locası, Hâkim Şapitr, Yüksek Haysiyet, Yüksek Danışma, Hakim Büyük Amir ve diğer Görevliler.

Türkiye Yüksek Şurasının Karar ve Emirlerine Sadakat ve İtaat Yeminleri:
İykaaf: 4°, 14°, 15°, 27°, 31°, 33° Agreje, 33° Aktif
İsad: Olgunlaşma Locası, Hâkim Şapitr, Areopaj, Yüksek Haysiyet, Yüksek Danışma.

Ketumiyet ve Sır Saklama Yeminleri:
İykaaf: 4°, 9°, 14°, 18°, 22°, 27°, 29°, 32°, 33° Aktif
İsad: Hâkim Şapitr.

Bu sınıflamadan da görüleceği gibi iykaaf ve isad aşamalarında edilen yeminlerin ortak paydası EKSR'nin Anayasa ve Tüzüklerine, Türkiye Yüksek Şurasının karar ve emirlerine itaat ve sadakat ile sır saklama ve ketumiyet ilkesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Neden böylesine bir pekiştirmeye gerek görülmüş de, sadece 4°'ye iykaaf sürecinde derli toplu bu yeminin edilmesi yeterli bulunmamış; diğer derecelerde sadece özetle "tekrarlarım" teyidi ile yetinilmemiştir?

Sebebi, Masonluğun tarihsel süreç içinde çok çektiği ve adeta yok olmak tehlikesinden güç bela kurtulabildiği kargaşanın yeniden tekrarlanmasını önlemektir.

Büyük Frederik'in 1786 yılında EKSR'yi kurmasının Anayasa'da yazılı tek amacı, Skoç Masonluğunu çökme ve yok olma tehlikesinden kurtarmak ve örgütü sağlam temeller üzerine oturtmak üzere Masonlukta yeniden BİRLİK sağlamaktır. Böylece Frederik tarafından 1786 Anayasası ile genel anlamda Masonlukta ve özel boyutta Skoç Masonluğunda, özellikle novatores adını verdiği yenilikçilerin olumsuz etkisiyle Masonlukla doğrudan veya dolaylı ilgili veya hiç ilgisi olmadığı halde kendini masonmuş gibi göstermeye çalışan çok çeşitli ritlerin ve tarzların meydana getirdiği KAOS ortamını bertaraf ederek Masonluğu yeniden NİZAM'a yani Düzen'e kavuşturmak ve güvenceye almaktır.

Nitekim 1786 Anayasası, Kaos'tan Nizam'a veya Düzen'e geçildiğinden bu dönüm noktası Ordo ab Chao, yani Kaos'tan Nizam'a şeklinde EKSR Yüksek Şûralarının mottosu olmuştur.

Peki Nizam yani Düzen nasıl korunacaktır?

Bunun yöntemi de diğer motto olan Deus Meumque Jus mottosu ile Allah ve Benim Hukukum olarak açıklanmıştır.

Bunun anlamı Nizam'ın korunması biri uhrevi, yani Allah'ın iradesi ve ilâhî kanunu ile; diğeri dünyevi kanun yani hukuka bırakılmıştır. Öyleyse Nizam'ın temini ve korunması, ancak ve ancak EKSR jüriprudansına yani anayasaları ve tüzükleri ile merkezi otokratik yönetim birimleri olan Yüksek Şûraların tüzük, yönetmelik, karar ve emirlerine uymakla mümkündür.

Skoç Masonluğunun ve özellikle EKSR'nin tarihsel süreç içindeki gustosu da, bir sonraki yasal mevzuatın bir öncekini kısmen tamamlamak suretiyle, dönemin şart ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi ve adeta ikmal görevi üstlenmesidir. Örneklenirse, 1786 Anayasası daha önceki 1762 Anayasası'nı revize ve modifiye etmekle birlikte aynen kabul ettiği gibi; 1801 Ana Yüksek Şura tarafından 1802'de hazırlanan Anayasa veya Genel Tüzük de, özellikle 1786 Paris ve Berlin olmak üzere, bu eski Anayasaların oluşturduğu hukuki temel üzerine kurulmuştur. Türkiye Yüksek Şurasının İç Tüzüğü (yazara göre Genel Tüzüğü) de, bu iki Anayasa'nın hukuki yapısını oluşturan ilklere ve kriterlere göre hazırlanmış olduğu gibi eskiden bugüne çok az değişikliğe uğramıştır.

Sonuç olarak genel anlamda Masonluğun, özel olarak Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin varlığını Nizam içinde sürdürmesinin ve yeniden Kaos'a sürüklenmemesinin tek şartı, bütün Skoç Masonlarının EKSR'nin Anayasalarına ve Tüzükleri ile Türkiye Yüksek Şurası'nın İçtüzüğü, kararları ve emirlerine itaat etmesi ve sadakat göstermesi yanında, ketumiyet ve sır saklama için ettiği yemine harfiyen uyması ile geçerli olacaktır.

Özetle Ordo ab Chao mottosunun intizamı altında EKSR'nin varlığını sürdürmesi ancak ve ancak, Deus Meumque Jus dövizinin canlılığını koruması ile; bu dövizin geçerliliği de, önce Evrenin En Yüce Ulu Mimarı'nın şanı ile ve sonra EKSR Jüriprudansı'na uymakla ve korumakla mümkün olabilir.

İşte hür ve serbest irademizle ettiğimiz yeminlerin anlamı ve önemi...[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-05-18, 01:56 #65
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C:Mottolar ve Anlamları

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Masonların sözlerini, mottolarının anlamlarını alıntılar eşliğinde aktaracağım...

Ad Universi Terrarum Orbis Summi Architecti Gloriam
(Evrenin Ulu Mimarı'nın Yüce Şanına)

Deus Memque Jus: (Allah ve Benim Hakkım)

Ordo ab Chao: (Kaostan Nizama)

Pax Vobis: (Barış Seninle Olsun)

Vincero aut Mori: (Yaşamaktansa Ölüm)

Perit aut Vivat: (Ölüm veya Hayat)

Spes Mea in Deo Est: (Ümidim Allah'dadır)

Omnia Tempus Alit: (Zaman Dertlerin Devasıdır)

Pro Deo et Patria: (Allah ve Vatan İçin)

Restorate Pacem Patri: (Vatana Tekrar Barış Geldi)

Justitia Nobis Regula Immutabilis: (Adalet Değişmez Kanundur)

Ardens Gloria Surgit: (Şevkle Sürdürülen Şan Yücelir)

Lex Non Scripta: (Yazılı Olmayan Kanun)

Salix Noni Tengu: (Saçtığımız Nur Yol Gösterir)

Suum Cuique Jus: (Kendi ve Hakkı)

Virtute et Silento: (Fazilet ve Sükûn)

Magna est Veritas et Praevalebit: (Hakikat Güçlüdür ve Ebediyen Öyle Kalacaktır)

Lux Inens Agit Nos: (Bâtmî Nurumuz Bize Şevk Verir)

Is Chronia Theo Uperchronon Sumbolon: (Zamanın Kudreti, Zamandan Yüce Allah'ın Sembolüdür)

Inveni Veritem in Ore Leonis: (Gizli Hakikat Arslanın Ağzındadır)

Laborare est Orare: (Çalışmak İbadettir)

Ignem Natura Regenerando Integra: (Tabiatın Ateşi Yeniden Canlandırır)

Fiat Justitia Ruat Coelum: (Adaletin İlâhî Işığı)

Lex Occidente Est: (Kanun Batı'dadır)

Virtus Junxit Mors Non Separabit: (Faziletle Birlik Olduk, Ölüm Bizi Ayıramaz)

Lux Fiat et Lux Fit: (Işık Olsun ve Işık Oldu)

Fiat Orient Lux: (Işık Doğu'dan Gelir)

Inter Nos Regnant Indulgentia: (Aramızda Şefkat Hüküm Sürmelidir)

Ne Varietur: (Değişmez)

Laus Deo Custos Arcani: (Uhrevî Sırları Saklayan Allah'a Yakar)

Fiat Justitia Ruat Coleum: (Adalet İlâhidir)

Imperium Harmonia Sapiente: (Kuvvet Ahenk Akluhikmet) [ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-05-18, 01:11 #66
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: 9.Derece Ritüeli: "Çalışmanın Kapanışı"

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere 9. Derecede Ritüel hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde aktaracağım...

Pek Muktedir - Stolkin Kardeş, mazeretler hakkında vadilere söz veriniz.

Stolkin - Mazeretler hakkında söz serbesttir Kardeşlerim Vadiler sessizlik içindedir Pek Muktedir.

Pek Muktedir - Stolkin Kardeşim Masonluğun genel, Atölyemizin özel menfaatleri hakkında söz isteyen var mı?

Stolkin - Kardeşlerim, söz isteyen varsa bildirsin. (Biraz bekler) Pek Muktedir vadiler sessizlik içindedir.

MÜZİK II

Pek Muktedir - Hasenat Emini Kardeşim görevinizi yapınız.

(Yardım kesesi dolaştıktan sonra)

Stolkin - Pek Muktedir yardım kesesi emrinizi bekliyor.

Pek Muktedir - Hatip Kardeş ile birlikte sayılsın ve Kardeşlere duyurulsun.

(Kese sayıldıktan sonra usulüne göre ilân edilir)

Pek Muktedir - Teşekkür ederim. Stolkin Kardeş, saat kaçtır?

Stolkin - Seçilmiş Dokuzların dönüş zamanıdır. Şapitrin dokuz ışığı bu anda parlamaktadır.

Pek Muktedir - Dinlenme vakti gelmiştir, çalışmamıza usulünce son vereceğim. Kardeşlerim ayağa kalkınız ve silâhlarınızı bana yöneltiniz.

(Kardeşler başparmakları kalkık sağ yumruklarını Pek Muktedire doğru uzatırlar)

Hatip - Uygarlığın, nur ve ışığın, barbarlığa ve karanlığa karşı davasına.

Stolkin - Fikir hürriyeti davasına.

Pek Muktedir - Eğitim davasına ve cehalete karşı bitmeyen mücadele davasına.

Bütün Kardeşler - Şimdiden ve sözümüzden hiçbir zaman dönmemek üzere gönülden bağlanıyoruz.

Pek Muktedir - Sadakat duruşuna geçiniz Kardeşlerim. Stolkin Kardeş bana kendinizi tanıtınız.

Stolkin - (Elinde hançer olarak Pek Muktedir'in yanına koşar adımlarla gelir. Pek Muktedir tanıtma işaretini vererek Nekam der. Stolkin karşı işareti yaparak Nekah der)

Pek Muktedir - Bana dokunuşu veriniz, Kardeşlerim.

Stolkin - (Çalışmaya başlarken olduğu gibi dokunuşu verir ve yerine döner)

Pek Muktedir - (•• •• •• •• •)

Stolkin - (•• •• •• •• •)

Pek Muktedir - İşaret ve alkış için bana uyunuz Kardeşlerim.

(İşaret - Alkış)

Evrenin Ulu Mimarının Yüce Şanına, Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti 33. ve Sonuncu Derecesi Türkiye Yüksek Şurası adına Seçilmiş Dokuzlar Şapitrinin bugünkü çalışmasına son veriyorum.

Ketumiyet kaidesini hatırlayarak sulh ve sükûn içinde dağılalım Kardeşlerim.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-05-18, 01:12 #67
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Buraya kadar masonik törenler ve anlamlarını en ince ayrıntısına kadar inceledik... bundan sonra gizli aileleri derinden araştırıp araştırmalarımı bitereceğim Okuduğunuz için Teşekkür Ederim... Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-05-18, 01:32 #68
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Merhabalar arkadaşlar Bugün Sizlere Rockefeller Ailesini Alıntılar eşliğinde aktaracağım...Bugün dünyada ve ülkemizde ne oluyorsa, ABD, İngiltere ve İsrail tarafından yapıldığı düşünülüyor. Peki hiç düşündünüz mü, tüm bu söylentilerin gerçek olma olasılığı var mıdır ?



Dünyayı kim yönetiyor ? Bazı ülkelerde yaşanan olaylarda aklımızın ermediği kadar hızlı değişimler nasıl oluyor ? Dünya İmparatorluğu'nun başında hangi güçler var ? Bir aile düşününki yaklaşık 15 trilyon dolarlık bir parayı yönetsin. Dünya ekonomisinin döndürdüğü parayı tek başına elinde tutuyor olsun. Bu ailenin sadece New York'da 1 trilyon dolar değerinde gayrimenkul yatırımı bulunmakta. Bahsi geçen bu aile Rockefeller ailesidir. Kirli para, illüminati ve yeni dünya düzeni deyince akla gelen iki aileden biri Rockefellerlar. ABD ve İsrail'in arkasındaki asıl güç olduğuda söylenen aile John Rockefeller tarafından kurulmuştur. 1863 yılında dünyanın ilk petrol rafinerisini kurmuş, buradan milyon dolarlar kazanmış, kazandıklarını ise bankacılık, finans ve medya gibi kuruluşlara aktararak müthiş bir zenginliğe ulaşmıştır. Standart Oil Company, Shell, NBC, CITI GROUP, EXXON-MOBİL, BP ve CHEVRON gibi pek çok şirket bu aileye ait. ABD'nin en büyük bankalarından biri olan Chase Manhattan Bankası, Rockefellerların en büyük yatırımlarından biri. Bu bankanın bugünkü piyasa değeri neredeyse 3 trilyon dolar. Bu aile Amerikan Merkez Bankasının kurucu ortağıdır. Yani Amerikan parasının sahibi olan bir aileden bahsedilmekte. Sanırım şimdi ailenin dünyadaki gücü çok daha iyi anlaşılmıştır. Hatta Rockefellerların Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın açıklanmayan gizli ortağı olduğu dahil söylenmektedir. Dünyanın efendisi olarak kabul edilen bu aile yahudi siyonistler ve anglosakson ingilizler ile birlikte hareket etmektedir.



Protestan kökenli bir aile olmalarına karşın yahudi sempatizanı ve hristiyan siyonisti olarak adlandırılırlar. Kurdukları bazı organizasyonlar bu gruplarla birlikte hareket ederek dünya siyasetine katılmakta ve yön vermektedir. Özellikle bu aile dünyayı hem siyaseten hem de ekonomi olarak yönetmektedir. Hükümtler, sivil toplum kuruluşları ve ordular, Rockefeller'ın ya kontrolünde ya da hedefindedir. Yakın geçmişte Mısır'da ve tüm Arap Yarımadası'nda bir Arap Baharı başladı. Fakat Arap Baharı hüsranla bitti. Libya, Mısır, Yemen ve Suriye karmakarışık durumda. Peki neden ayaklanmalar bir devrimle bitmiyor ? Bu kimin işine geliyor ? İşte komplo teorisyenleri bu durumun planlandığını ve planlarının dünyanın efendisinin amacına uygun olduğunu anlatmaktadır. Yani dünyada öyle kafanıza göre devrim yapamazsınız, çıkışlar oluşturamazsınız. İstediğiniz yere savaş açamazsınız. Yaşanan bazı krizler, savaşlar hatta politik olaylar onların işine gelecektir. Örneğin körfez savaşı, Irak savaşı, Vietnam savaşı, Afganistan hatta ikiz kulelerin bombalanması bile Rockefeller tarafından oluşturulan krizler olarak komplo teorisylenleri tarafından düşünülür ve söylenir.



Aileye yakın olduğu düşünülen yahudi film yapımcısı Aaron Russo, 11 Eylül 2001 saldırılarının Rockefeller ailesi tarafından yaptırıldığını iddia etmiş ve 6 ay sonra ölmüştür. Aaron Russo'nun bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştır: "Bana 11 eylül saldırıları gerçekleşmeden 11 ay önce haber verdi. Bir olayın yaşanacağını, böylece Afganistan'ı işgal edeceğimizi, Irak'ı işgal edeceğimizi, petrol bölgelerini ele geçireceğimizi ve üs kuracağımızı söyledi. Kiminle savaşıyorsunuz ? Neden 11 eylül saldırılarından sonra başka hiç saldırı olmadığını sanıyorsunuz ? Sizce güvenliğimiz çok mu iyi ? Sizce ilk uçak saldırısını yapanlar başka uçak gönderemediler mi ? Bunlar saçmalık !" Rockefeller ailesinin sahibi olduğu şirketler yönettiği fonlar, organizasyonlar ve vakıflar dünyanın yarısından fazlasını etki altına almaktadır. Rockefeller şirketinin verdiği eğitim bursu ülke siyasetlerinde bile önemli yer tutmaktadır. Hatta ülkemizde söz sahibi olmuş önemli siyasetçilerden olan Bülent Ecevit ve Deniz Baykal bu eğitim burslarıyla okumuşlardır. NBC ve akla gelmeyecek daha birçok TV kanalı Rockefeller ailesine aittir. Bu yüzden medya kontrolüyle geniş kitlerere kendi ideolojilerini aktarabilirler. John Rockefeller yaklaşık 340 milyar dolarlık servetiyle öldükten yıllar sonra bile tüm zamanların en zengin insanı olma ünvanını taşımakta. Forbes dergisi her yıl dünyanın en zengin ailelerini açıklar. Bu listede yaklaşık olarak 30-40 milyar dolarlık serveti olanlar bulunur. Peki hiç düşündünüz mü, bu listede neden bu aile yok ? Aslında isimlerinin listede isimlerinin olması onlara zarar vereceğini çok iyi biliyorlar. Çünkü dünyayı yönetmek için geri planda olmak gerekiyor. Ancak işin iç yüzünü bilenler realitenin böyle olmadığının farkındalar. Kağıt üzerinde görünmeseler de ABD'nin ve dünyanın en zengin ailesi Rockefellerlar. Kontrol ettikleri para 5 trilyon dolar ile 15 trilyon dolar arasında değişiyor. Rockefellerların başında olan isim David Rockefeller, amacını şu çarpıcı ifadelerle anlatıyor: "Dünyada bir devlet oluşturduğumuzda halkların kendilerini yönetme hakları artık dünya bankerleri ve entellektüelleri olan elitin otoritesi altına girecektir. Yüzyılımızda izleyeceğimiz strateji budur." Aileyi uzun bir zamandır onun torunu olan 100 yaşındaki David Rockefeller yönetmekte ve sıklıkla yeni dünya düzeni gibi söylemlerde bulunmakta. Organları çürümeye başlayınca doktorlar, 80 yaşından sonra bir kişinin organ nakli olmasının riskli olduğunu söyleyince, o şöyle demiş: "soyismini Rockefeller ise 120 yaşında da kalp nakli olabilirsiniz. Çünkü tıp kanunları Rockefellerlar için geçerli değil. Rockefeller soyadının ömrü uzundur." Aileyi uzun bir süredir yönetmekte olan David Rockefeller sıkılıkla yeni dünya düzeni denilen ve dünyada tüm ulusların tek ulus olduğu başında da elitlerin olduğu bir yönetim sisteminden bahsetmektedir. Bugün ailenin başındaki David Rockefeller 1915 doğumlu yani tam olarak 101 yaşında. 101 yaşına gelene kadar 6 defa kalp nakli, 3 defa böbrek nakli ve defalarca damarları değişen bu adamın hedefinde 200 yaşını görmek var. Organları çürümeye başlayınca doktorlar, 80 yaşından sonra bir kişinin organ nakli olmasının riskli olduğunu söyleyince, o şöyle demiş: "soyismini Rockefeller ise 120 yaşında da kalp nakli olabilirsiniz. Çünkü tıp kanunları Rockefellerlar için geçerli değil. Rockefeller soyadının ömrü uzundur." [ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-05-18, 01:48 #69
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Dünyayı Yöneten En Güçlü Aileler: Rothschild Ailesi



Merhabalar arkadaşlar Bugün Sizlere Rotgschild Ailesi Hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde aktaracağım...Tarihi 16. yüzyıla kadar dayanan yahudi kökenli Rothschild ailesi, trilyonlarca dolarlık servetleriyle dünyanın en zengin ve en kirli işlerine bulaşmış ailelerinden biridir. Aileyi kuran Mayer Amschel Rothschild, zamanında 5 oğlunu, Avrupa'nın 5 büyük başkentine göndermiş ve aile günümüze kadar uyuşturucu ve köle ticaretiyle, dünya borsasına yaptıkları hilelerle ve savaşa sürükledikleri ülkere verdikleri yüksek faizli borçlarla hızla büyümüştür. Rothschild ailesi, Fransa-İngiltere savaşında iki tarafa da borç vererek, İngiltere Merkez Bankasını yaklaşık 80 yıl boyunca yönetmiş, Hitler Almanyası'nı gizliden desteklemiş, Rus-Japon savaşına zemin hazırlamış ve Kırım savaşında Osmanlı Devleti'ne dış borç vermesine rağmen Osmanlı'ya komşu olan ülkeleri finanse edip Osmanlı'ya karşı savaşmaları için kışkırtmış ve Osmanlı'nın askeri, ekonomik gücünü yıpratmak için elinden geleni yapmıştır. Afrika'da çıkardıkları kargaşalar sonucu 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş ve bu kıtanın yer altı zenginlikleri de Rothschild ailesi tarafından domine edilmişti. İddialara göre dünya elmas ticaretinin %90'ı, altın ticaretinin ise %40'ı bu aile tarafından yapılmaktadır. Toplam servetleri 1937 yılında 500 milyar dolara, yani ABD'nin gayri safi milli hasılasının 2 katına çıkmıştır. Günümüzdeki toplam servetlerinin 3 trilyon dolar civarında olduğu söylenmektedir. İsrail devletinin kurulup gelişmesine de büyük destek sağlayan bu yahudi ailenin bazı kuralları vardır ve bu kurallar tahminen şu şekildedir: "Servetin ve aile lideri, ailenin en büyük erkeği olacaktır. Ailenin servetinin dışarı çıkmaması için evlilik sadece kuzenler arasında olmalıdır. Aile serveti bölünmemeli ve gizli tutulmalıdır." Bu, Rothschild ailesinin dünyanın en zenginleri listesinde görmememizin sebebidir. Aşğıdaki resimde; İngiltere, Buckinghamshire bölgesinde bulunan Rothschild ailesinin 19.yüzyıl sonlarına doğru yaptırdığı Waddesdon malikanesi (Waddesdon Manor) görülmektedir. 1950'lerde devlete miras olarak verilmiş. Bazı komplo teorisyenler, ailenin yeni dünya düzenini sağlamak adına şirketleri ve devletleri kontrol ettiğini ve bir illüminati üyesi olduğunu iddia etmektedir. Ailenin bir üyesi olan Marie-Helene de Rotschild, 12 Aralık 1972 tarihinde Fransa'da bulunan ve kendilerine ait olan Ferrieres Şatosu'nda dünya jet sosyetesine özel bir davet verdi. Bu verdikleri bu parti günümüzde illuminati partisi olarak anılmaktadır. Partiye katılanlara, erkeklerin siyah bir takım, kadınların ise uzun elbise giymeleri ve kafalarına sürreal görünümde bir şeyler takması konusunda özellikle uyarıldı. Partinin tüm davetiyleri sadece aynadan bakıldığında okunacak bir biçimde tersten yazılmıştı. Partinin ardından kamuoyuna sunulan fotoğraflarda partinin ne kadar aykırı olduğu görülüyor. Fotoğraflar sanki bir korku filmi çekimlerinin kamera arkası görüntülerini andırıyor. Kamuoyuna sunulan parti fotoğrafları aşağıdadır. [ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür ederim...

Saygılarımla...








Mesajı son düzenleyen Eru Iluvatar ( 31-05-18 - 01:52 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-06-18, 01:26 #70
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Astor Ailesi ve Siyonizm

Merhabalar Arkadaşlar Bugün Sizlere Astor Ailesi hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde sunacağım...Uyuşturucu Trafiği‘ne Dünya üzerinde tartışmasız yön verici durumda olan aile. Dünya üzerinde, Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki uyuşturucu tacirliği yapan kişilerinde olduğu, uyuşturucu trafiğindeki kişilerle birlikte çalışırlar.



Astor Ailesi ve Kirli işleri

Görünüşte bir burs izlenimi yaratan ”Rhodes Bursu” vasıtası ile birlikte üniversiteler, dernek işleyişi içerisindeki kurum ve kuruluşlara yardımlara yaparak kendilerini temize çıkaran Siyonizm‘e hizmet eden bir aile. İsrail’in gizli servisi olan Mossad istihbarat Servisi ilede çok sıkı fıkıdırlar. Mossad, uyuşturucu sevkiyatlarında Astor ailesi‘ne büyük destekler sağlamaktadır. Aralarında ço sağlam bir bağ vardır. Her yönde birbirlerine destekten kaçınmazlar. Astor Ailesi‘nin Dünya üzerinde saygın bir yere sahip olmasından ötürü, Mossad ajanları Dünya’nın neresinde olursa olsunlar, bu aile sayesinde rahat bir hareket alanı kazanırlar.
Günümüzün eniyi para haklama işi yardımlar ile gerçekleşmektedir. Ailenin kurmuş olduğu vakıf ve dernekler aracılığı ile kara para aklama Bilim, uzay ve teknoloji alanında araştırmalar yapan kurum ve kuruluşlara bağış adı altında verilerek giderilir. Siyonizm Aileleri içerisinde bulunan aileler arasında En tehliklilerinden birisidir Astor Ailesi. Rockefeller gibi aileler tarafındanda destek görmektedir.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-06-18, 02:08 #71
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Bundy Ailesi

Merhabalar Arkadaşlar Bugün Sizlere Bundy Ailesi hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde aktarağım...16.yy Amerika’ya göç eden Püriten bir ailedir.’’Skulls and Bones Society’’(Kurukafa ve Kemik Tarikatı)’ye birçok üye veren bu aile,ABD yönetiminde önemli görevler üstlenmişlerdir.Bunlar Harvey Hollıster Bundy,William Putnam Bundy ve McGeorge Bundy’dir.Harvey Hollıster Bundy Müşteşer,Hazine Bakanı,Savaş Sekreteri’ydi ve atom bombasının yapımında Manhattan Projesi’nde görev almıştı.William Putnam Bundy,CIA,Ulusal Hedefler Başkanlık Komisyonu,Uluslararası Güvenlik Savunma Bakanı Yardımcısı,Vietnam savaşı döneminde Doğu Asya ve Pasifik Sekreteri,CFR Foreıgn Affaırs Editörü,Amerikan Meclisi üyesi görevlerini üstlenmişti.McGeorge Bundy Dış İşleri Politikaso Analisti,CFR Analisti,Savaş Sekreteri Yardımcısı,Ulusal Güvenlik Özel YardımcısıUlusal Güvenlik Danışmanı,Ford Vakfı başkanı olarak üst düzey konumlarda çalışmıştır.Danışmanlık şirketleri bunların kontrolündedir ve bu sayede gücün yüksek kademelerinde yer alır. 3.Collıns Ailesi Collıns ailesi,New England’tangelen çok köklü bir ailedir.Satanist bir klüp olan ‘’Hell Fire Club’’(Cehennem Ateşi Klübü) üyesidirler.Bu klübe üyelik Biritanya hükümeti’nin yüksek çevrelerinde itibarlıdır.Satanist akımları dünyaya yayarak beyin kontrollü köle yaratmak için kullanılmaktadır.Bu klüp üyeleri arasında ABD başkanları,İngiliz bakanlar,lordlar ve prenslerde vardır.Bu klüp üyeleri gizli cinsel ritüelleri yapmaktadırlar.Aile’nin geçmişinde bazı aile mensupları(Jane Collıns,1650’li yıllar)cadılıkla ve büyücülükle suçlanmışlardır.Ailenin Amerika’daki kolu,Amerika İç savaşı’ndan hemen önce Todd soyadını aldı.Ailenin damatları arasında eski Amerikan başkanları Madison ve Lincoln vardır.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-06-18, 23:36 #72
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Du Pont Ailesi

Merhabalar Arkadaşlar Bugün Sizlere Du Pont Ailesi Hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde sunacağım...Du Pont hanedanı, 13 İlluminati ailesinden biridir.[1] Bu aileler, Birinci Dünya Savası’ndan beri dünyayı sekillendiren esas itibariyle uluslar üstü Amerikan sermayesinin kontrolünü elinde bulunduran perde arkası güçlerdir.

Dünya para piyasasının denetimini saglamak üzere ‘Uluslararası Para Fonu (IMF)’nin yasal ve teknik çalısmaları da CFR tarafından yapılmıştır. Böylece Rockefeller, Mellon, DuPont, Rothschild vb. Bankacıların olusturdugu özel bankalar karteli; Federal Reserve System (Federal Merkez Bankası) vasıtası ile hükümete para akısını, para degerini ve faiz oranlarını dikte etmeye başlamıştır.[2]

Du Pont’lar, Pierre Samuel du Pont de Nemours’un (1739-1817) soyundan gelen Fransız kökenli Amerikalı bir ailedir. 19. yüzyıldan beri, Du Pont ailesi Amerika’nın en zengin ailelerinden biri olmuştur.[3][4]

Du Pont isminin yazımında farklılıklar vardır. Du Pont isminin yazımıyla ilgili başlıca varyasyonlar şunlardır: Dupont, DuPont, du Pont, duPont, Du Pont ve du Pont de Nemours.[1]

Du Pont ailesinin serveti, 200 yılı aşkın bir süredir ve yaklaşık 3, 500 aile üyesi arasında paylaşılmaktadır.[3]

Amerikan istihbaratı ve ordusu; sadece büyük şirketlerin, gizli örgütlerin ve küresel elitin çıkarını ve kişisel güvenliğini korur. Yani ABD’nin ulusal güvenliği diye bir şey yoktur. Aslında Amerika’da “ulus devlet” diye bir şey yoktur! Amerika’da sadece “Aile-Devlet” ya da “Şirket-Devlet” vardır. Sadece Rockefeller şirketler grubunun, J.P. Morganların, Du Pont’un kişisel güvenliği vardır.

Amerika, bir savaşa karar verdiği zaman, bu karar uyuşturucu ve kara parayı yöneten “Skulls and Bones Society”nin, silah şirketlerinin ve diğer bu olaydan kazançlı çıkabilecek şirketlerin kararıdır. Bu nedenle Amerikan halkının sanıldığı kadar önemi de yoktur. 250 milyon kişinin ne yaptığı çok da önemli değildir.

Amerikalılar da bunu pek iyi bilirler. Seçimlere katılım oranı, % 25-30’lara kadar düşmüştür. Amerika’da herkes bilmektedir ki, hangi parti gelirse gelsin, hiçbir şey değişmeyecek!

Bu etkinlik ise güçlü bir polis devleti ile sağlanmıştır. Bu polis devletinin içinde sayıları 30’u geçen ve her dakika herşeyin kaydını bilgisayarlarda tutan bir sürü istihbarat örgütü vardır. Ayrıca her on yıl içinde bu polis devletinin devamını sürdürmek için bir çok yeni istihbarat yapısı ve gizli örgüt oluşturulmaktadır. Amerikalılar, apolitize edilmişlerdir.[5]

Du Pont, her yıl lobicilere politikacılar ve kongre üyeleri satın almak için milyonlarca dolar öder. Geçen yıl DuPont, lobi faaliyetleri için yaklaşık 4.8 milyon dolar harcamıştır.

Aslında, du Pont ve Monsanto politikalarını agresif bir biçimde takip eden gıda lobicilerin çoğu hükümet için çalışmış ya da bunlar için çalışmaktadır. 2008 başkanlık kampanyasında Obama, tarım bölümünün tarım sektörü bölümü olmadığını ve insanların ihtiyaçlarını siyasetin ötesine geçirme sözü verdiğini belirtti. Ancak seçiminden sonra USDA ya da FDA’dan sorumlu, Monsanto ve du Pont gibi biyoteknoloji şirketlerini savunan, lobi faaliyetinde bulunan ya da çalışan yetkilileri atadı. İşte bu kişilerin listesi şöyleydi:

Michael Taylor: Şu anda FDA gıda bakan yardımcısı olan Monsanto’da eski Başkan Yardımcısı.
Tom Vilsack: Iowa’nın eski biyoteknoloji valisi USDA sekreteri olarak görevlendirildi.
Roger Beachy: Şu anda USDA direktörü olan Monsanto’nun eski direktörü.
Elena Kagan: Roundup Ready Yalfalı davada organik çiftçilere karşı Monsanto’nun tarafını tuttu ve şimdi Yüksek Mahkeme’ye aday oldu.
Rajiv Shah: USDA sekreteri olarak görev yapan yanlısı biyoteknoloji Gates Vakfı eski direktörü.
Linda Strachan: ABD Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın sekreter yardımcısı olan Monsanto ve DuPont temsilcisi.
Islam Siddiqui: ABD ticareti için tarım müzakerecisinin temsilcisi olan eski DuPont ve Monsanto VP
Ramona Romero: DuPont’a kurumsal konsol şimdi USDA için Genel Danışman olarak aday gösterildi. 2002 yılında Siyasi Ekonomi Araştırmaları Enstitüsüne dayanan DuPont, ABD’deki hava kirliliğine katkıda bulunan 100 katılımcı arasında birinci sırada yer aldı.[6]
Du Pont veliahtı Robert H. Richards IV, Mart 2014’te, üç yaşındaki kendi kızına tecavüz etti. Ailenin kanunla başı derde giren ilk üyesi o değildi. 1996’da John E. du Pont, altın madalyalı olimpiyat güreşçisi David Schultz’u öldürmüştü ve hikâye, milyarder Larry Ellison’un kızı olan başka bir mirasçı Megan Ellison tarafından yönetilen 2014 filmi Foxcatcher’da tekrar edilmişti.[3]

Eugène du Pont


Du Pont Şirketi’nin Başkanı Eugène du Pont’un Portresi (1840-1902)​

Du Pont Şirketi
du Pont logo, du Pont Foundation, du Pont Şirketi, barut imalatı amacıyla Eleuthére Irénée du Pont de Nemours tarafından 1802 yılında kurulan, kevlar, lycra, teflon, zodiac, freon gibi polimerleri ve kimyasal gazları kimya endüstrisine kazandıran ve bu ürünlerin patentini elinde bulunduran, ilk olarak ABD’de faaliyet göstermeye başlayan kimya şirketidir.

du Pont logo, du Pont Foundation, du Pont Şirketi, 1999’dan bu yana biyolojiyi kimyaya ekleyerek bilimde yeni bir kurumsal kimlik getirmiştir. du Pont logo, du Pont Foundation, du Pont Şirketi, dünyanın ikinci en büyük (BASF den sonra) kimya şirketidir.[7]
du Pont logo, du Pont Foundation, du Pont Şirketi, kimyasallar, zirai kimyasallar, polimerler, güvenlik malzemeleri, elektronik ve genetiği değiştirilmiş tohumların dünyadaki üçüncü büyük üreticisidir. du Pont logo, du Pont Foundation, du Pont Şirketi’un tesisleri, 70’in üzerinde farklı ülkede faaliyet göstermektedir.[6]

Fransız Devrimi sırasında bir mahkum olan Eleuthére Irénée du Pont, 1799’da Avrupa’ya kaçtı ve burada bugün torunlarını zenginleştirmeye devam eden şirketi kurdu. [1]

Bu şirket, 1902 yılındaki reorganizasyonuyla ailenin bugün elinde bulunan büyük para-yapıcılık gücünü hazırlamıştır. Bu grup içinde yer alan du Pont’lar; finansman, ticaret ve dolaylı olarak da politikayla sıkça ilgilidirler. ABD Başkanı Roosevelt’in New Dealine karşı yapılan muhalefetin perde arkasında du Pont’lar vardı.[8]

Pierre Samuel du Pont



Tarihçe
Du Pont ailesinin biyografileri, 1737 yılında Paris’te Anne Alexandrine de Montchanin ile Samuel du Pont’un evliliği ile başlar. Anne Alexandrine de Montchanin, Fransa - Burgundy’de yaşayan soylu bir aileden geliyordu. Ailenin ilk oğlu, Pierre Samuel du Pont oldu.

Pierre Samuel du Pont, dahi bir çocuktu. Daha 12 yaşındayken Yunanca ve Latice çeviriler yapıyordu. Pierre 16 yaşındayken annesi ölünce, babasından sık sık dayak yemeye başladı için kaçtı ve amcası Pierre de Montchanin’in yanına sığındı.

Pierre, başlangıçta bir saatçi oldu. Ama kısa bir süre içinde yeteneği birçok üst İlluminati’nin dikkatini çekti. Pierre, Fransız Masonların çoğunlukta olduğu birçok locaya kabul edildi ve orada İlluminati’ye katıldı.

1799 yılında ailesi ile birlikte ABD’ye göç etti ve General Jefferson’un talebiyle ABD ulusal eğitim sistemini oluşturmak için çalışmalara başladı. Pierre Samuel, General Thomas Jefferson ile çok yakın arkadaş oldu. Pierre Samuel, İlluminati sistemi ile bağlantısı olan ilk du Pont’tu. Pierre, bunun yanısıra daha sonra ABD başkanı olacak Thomas Jefferson ile çok yakın arkadaş olduğu için; Jefferson, ABD hükümetinin barut ihtiyacının karşılanmasını bu yakın arkadaşına vermişti.

Du Ponts, Thomas Jefferson ile barut üretimi işine başladı. Bu arada Benjamin Franklin ile yakın arkadaş oldu. Benjamin Franklin, Aralık 1776’da Fransa’ya geldiğinde Pierre Samuel du Pont ile görüştüler. Du Pont, daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyanın en iyi barut fabrikasını kurdu.

Du Pont ailesinin Fransa’da kalan diğer bireyleri de tek tek Amerika’ya felmeye başladılar. Bunların bir kısmı, bankacılık mesleğine adım attı. Ancak Irenee du Pont, barut işini geliştirmek için kolları sıvadı ve Fransız Devleti’nin kendisine sağladığı teknoloji ve insan gücüyle zamanınen büyük barut şirketinin sahibi oldu.

1802 yılının başlangıcında du Pont ailesinin elinde dünyanın en kaliteli barutu vardı. O sıralarda Kuzey Afrika’da savaşa başlayan Amerika Birleşik Devletleri’nin askerlerinin başarısı, du Pont ailesinin barutuna bağlıydı.

Ailenin en genç bireylerinden biri olan 38 yaşındaki Henry du Pont, barut imalar komutasını devraldı. O, çok otoriterdi ve “Boss Henry” olarak biliniyordu.

Henry öldüğünde Alfred I. du Pont, Pierre Samuel du Pont II ve Thomas Coleman du Pont, çeşitli du Pont imalat işlerini devraldı. Bu üçlü zamanıda du Pot fabrikaları yeniden canlandı. Du Pont fabrikaları yeni teknolojilerle modernize edildi.

Du Pont Hanedanlığı’nın Amerika serüveni kuşaktan kuşağa devam etmiştir. Onlardan;

Pierre Samuel du Pont: 1739-1817 ilk kuşak,

Éleuthère Irénée du Pont: 1817-1834 ikinci kuşak,

Alfred Victor Philadelphe du Pont: 1834-1850 üçüncü kuşak,

Henry du Pont: 1850-1889 dördüncü kuşak,

Henry A. du Pont:1889- beşinci kuşak

olarak du Pont Hanedanlığı üzerinde büyük otoriteleri vardı.

2. Dünya Savaşı sırasında du Pont ailesi, bir hata yaptı ve hazineye 9 milyon $ dolar fazla vergi ödemesinde bulundu. Fazlalık, geri alınamadı. Ancak du Pont, General Motors’a ortak edildi.

Bu arada Amerikan hükümeti, savaş sırasında güvenli Alman boya formüllerini le geçirmişti. Patentleri du Pont şirketine verildi. Bu sayede du Pont’lar, kimsayal işine de girmiş oldu.

Du Pont, sentetik kırılmaz cam imal etmeye başladı ve ardından boyalar, suni ipek, naylon, boyalar, fotografik film, lastik, kimyasallar, ilaçlar vb derken büyük bir kimyasal imparatorluk inşa etrmeye başladı.

Yapışmaz bir polimer olan “teflon”u piyasaya süren du Pont ailesi, bu kimyasalı öncelikle silah sanayisinde kullanmaya başladı.[9]

Amerika’da 1942 yılında atom bombası çalısmaları yoğunlaşmıştı. Bomba yapımının en önemli aşaması, uranyumun zenginleştirmesiydi. Zenginleştirme aşamasında, Uranyum 235 izotopunun miktarı %0.7’den çok daha yukarıya çıkarılması gerekiyordu. Uranyum zenginleştirmesi yapılırken, gaz haldeki ham madde boru bağlantılarının contalarını eritiyordu. İşte teflon, ilk kez bu büyük projede conta yapımında kullanıldı.

Projedeki her aşama gizli olduğundan “teflon” adı yerine, “K 416” kod adı kullanıldı ve teflon herkesten gizlendi. Başka bombaların ve patlayıcıların üretim aşamasında da teflon kullanılmaktaydı.

Savaş 1945’de sona erince; du Pont, barış döneminde teflonu halkın kullanımına nasıl sunabileceğini araştırıyordu. Savaş sırasında teflona şekil verme ve metal yüzeyleri teflonla kaplama yöntemleri gelişmişti. Teflonun uzay çalışmaları sırasında astronot elbiselerinde kullanıldığı da bilinmektedir. Ekmek fırınlarında du Pont tekniği ile teflon kaplanmıs ekmek kalıpları Amerika’da kullanılıyordu. Bu kalıpların basarısı 1953 yılında bir televizyon reklamında yer alınca, teflon ilk kez halkın ilgisini çekti.

Amerika ve diğer Avrupa ülkelerinde teflon tencereler satılmayan bir üründü. Ancak 1961 yılında zengin ve tanınmış bir kadının Amerika’da MACY mağazasından teflon tencere alırken çekilen fotoğrafı bir gazetede yayınlanmıştı. O günden sonra bu tencereler, Amerika’da hızla popüler oldu. Ardından tüm dünyada en çok satılan mutfak eşyaları arasına girdi.[10]

Amerika’da son yıllarda yapılan araştırmalar, Teflonun ana maddesi olan PTFE’nin toksik olduğunu ve kanser oluşturduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden Amerika’da Du Pont firmasına milyonlarca dolarlık tazminat davaları açılmış ve du Pont şirketi, bu tazminatları ödemeye mahkum edilmiştir.[11]

Artık kimyasal ürünlerin bir numaralı ismi du Pont ailesi olmuştu. Bütün dünyada her evde birkaç tane du Pont ürünü kullanılırken, özellikle de barut ve patlayıcılarda tekel oluşturmuşlardı.

Du Pont ailesi, Freeman, Astor, Rockefeller, Rothschild ve Russell aileleri gibi uyuşturucu ticaretinden yüklü kazanç elde etmişlerdir. Du Pont ailesi, 2. Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler’e askerî malzeme yardımı da yapmış, [9] ilk atom bombası üretiminde de desteklerini esirgememişlerdir.[12]


Politik Bir Aile


Diğer İlluminati aileleri gibi du Pont Ailesi de siyasal ve toplumsal alanlarda kendi nüfuzlarını artırmak için mücadele etmektedir.

Du Pont’un elindeki muazzam finans ve yatırımların sonucu söz sahibi olduğu politik ve ekonomik kuruluşların bazıları şunlardır:

Amerikan Kimya Kurulu,
Amerikan Petrol Enstitüsü,
Amerikan Plastik Konseyi,
Biyoteknoloji Sanayi Organizasyonu,
British Coincil Patates,
Yuvarlak Masa Konseyi,
Toksikoloji Kimya Endrüstrisi Kurumu,
Hamner Sağlık Enstirüsü,
Amerika Croplife,
EuropaBio,
Amerika Bakkal Üreticileri,
Uluslararası Ticaret Odası,
Uluslararası İş İçin ABD Konseyi,
Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi,
Dünya Ekonomik Forumu.
Lobicilik faaliyetlerinde de bulunmaktan geri kalmayan bu aile, 1998 ve 2004 yılları arasında ABD hükümeti nezdinde lobi faaliyetleri için 12, 5 milyon $ dolarlık ödeme yapmıştır.

1996’nın sadece ilk yarısında Amerikan Kimya Konseyi (eski adı Kimya Sanayicileri Derneği) için Washington’da 5, 5 milyon $ lobicilik yatırımı yapmıştır.[13]

Pierre du Pont


Pierre S. "Pete" du Pont IV, 1977-1985 yılları arasında Delaware valisi olarak görev yapmış ve 1988’de başkanlık için yarışmıştır.

Amerikan Hükümeti İle Bağlantıları
Du Pont Ailesi, ayrıca Amerikan seçimleri sırasında hem Demokratlara hem de Cumhuriyetçilere önemli miktarda bağış yapmaktadır. Bu, onların politikasıdır. Ba Akıllı politikaları sayesinde;

Du Pont başkanı Charles Holiday Jr, Başkanlığını Bush’un yaptığı Ulusal Altyapı Danışma Konseyi’nin üyesi;

Du Pont yönetim kurulu üyesi Richard H. Brown, Ulusal Gücenlik Telekominikasyon Danışma Komitesi üyesi;

Diğer yönetim kurulu üyeleri William K. Reilly ve Charles M. West, yine Bush’un başkanlığını yaptığı Bilim ve Teknoloji Danışma Komitesi’nde Danışman

olmuşlardır.

Du Pont ailesi de diğer İlluminati aileler gibi kurdukları çeşitli vakıflar aracılığıyla sözde hayırsever gibi görünmektedir. Ancak şu gerçek ki, başta Rockefeller Vakfı başta olmak üzere Carnegie, Ford, Mellon, Kellogg, Bill Gates vakıflarının esas amaçları, dünya nüfus kontrolü üzerinedir. Hepsinin tek amacı vardır; Dünya Nüfusunu azaltmak.[14]

Du Pont Ailesi ve Satanizm
Diğe aileler gibi du Pont ailesinin de Satanizm ile yakından ilişkileri bulunmaktadır.[14]

Du Ponts Ailesi’nin en üst düzey satanist ailelerden biri olduğunun ipuçlarından biri, du Pont fertleri arasında görülen akraba evlliğinin sıklığıdır. Satanizmin üst düzeylerinde saf kan bağının muazzam bir önem taşıdığını çok az insan bilir. Okült ve gizli güçlerin kanla taşındığına inanılır. Bir kişi, doğru kana sahip değilse, Satanizmin ileri düzeylerine yükselemez. Bunun yanında Du Pontlar, Ball ve Gardner aileleri ile evlenmektedir. Bu aileler de İlluminati ve Satanizm’le ilgili olduğu bilinen ailelerdendir.

Örneğin George W. Ball, Bilderberg’in en önemli daimi yönetim kurulu üyelerinden biridir ve 1954’teki ilk toplantıdan başlayarak 1955, 1957, 1963, 1964, 1966, 1967, 1968, 1974 ve 1975’teki tüm Bilderberg toplantılarına katılmıştır. Eliza Cazenove (Gardner) ise bir du Pont’un kız kardeşiydi.[1]

Sinemada du Pont Ailesi

1. Şebeke (Network)
“Şebeke” (Network) 1976 ABD yapımı hiciv filmidir. Senaryosu Paddy Chayefsky tarafından yazılan filmin yönetmeni, Sidney Lumet’tir.

Filmde kurgusal bir ulusal TV kanalı olan UBS ve bu kanalın düşük reytingleri ile mücadelesi konu alınırken televizyon sektörüne eleştirel bir yaklaşımda bulunulur. Başrollerde Faye Dunaway, William Holden, Peter Finch, Robert Duvall, Wesley Addy, Ned Beatty ve Beatrice Straight bulunmaktadır.[16]

R. E. McMaster Jr., “Herşeyi Görme Yeteneği” adlı kitabında bu film hakkında şöyle der:

“Network, çokuluslu holdinglerin çıkarı uğruna halkı şartlandırmak ve kontrol etmek için televizyonun nasıl kullanıldığını anlatıyor. Televizyon şebekeleri, halkı, şahsi isteklerinin tersine, düşünmeden ve duygusal davranmak için şartlandırıyor.” [17]

Filmin en can alıcı kısmı, televizyon kanalı başkanı Mr. Jenseniın halkın sezilerini olumlu bir yönde değiştirmek isteyen idealist bir haberciyle yaptığı şu konuşmadır:

“Sen uluslar ve insanlar açısından düşünen yaşlı bir adamsın. Ruslar yok. Ulus diye bir şey yok. İnsan diye bir şey yok. Sadece birbirinin içine girmiş, etkileşim halinde, çokuluslu bir para sistemi var. Bugün varolan şeylerin atomik ya da galaktik yapısı işte bu. Sen 57 ekran televizyonunun başına geç ve Amerika diye, demokrasi diye ağla. Amerika diye bir şey yok, demokrasi diye bir şey yok. Sadece IBM, ITT, AT&T, DuPont, Dow and Union Carbide ve Exxon var. Bugün dünyadaki uluslar bunlar.

Ruslar nelerden bahsediyor zannediyorsun? Karl Marx’tan mı? Onlar da aynı bizim gibi programlarını hazırlıyor, grafiklerini çiziyor, kâr-zarar olasılıklarını hesaplıyor ve yatırım yapıyorlar. Artık ideolojilerin ve ulusların dünyasında yaşamıyoruz. Artık dünya holdinglerle değişmez iş yönetmeliklerinin karışımından oluşuyor. Dünya bir işyeri ve insanlar kozalaklarından dışarı çıktığından beri de bu böyle.

Çocuklarımız, bu mükemmel dünyayı görecekler. Holdinglerin birleşiminden oluşan büyük şirketin çıkarları için tüm insanların çalışacağı, herkesin bu şirketten bir hisseye sahip olacağı, tüm ihtiyaçların karşılanacağı, tüm endişelerin ve sıkıntıların giderileceği bir zamanı görecekler ve ben de bu öğretiyi yaymak için seni seçtim.”

Texe Marres, “İlluminati: Entrika Çemberi” adlı kitabında “Şebeke” (Network) adlı film için şunları söyler:

“Network, hikayenin tüm yönlerini anlatmakta başarılı olamadı. İlk etapta, para ve iktidar İlluminati’nin önemli hedeflerinden biri olsa da, onlara motivasyon sağlayan tek etken bu değil. Daha önce de değindiğimiz gibi, şeytan, bu kötü adamların ruhunu esir almış. Ruhlarını şeytana satmışlar ve şimdi de ona ayak uydurmak zorundalar. Bu onların kaderi. Aynı zamanda da utanç kaynakları.” [18]


Foxcatcher fragmanı.

2. Foxcatcher
Foxcatcher, Bennett Miller tarafından yönetilen 2014 Amerikan gerçek suç sporu drama filmidir. E. Max Frye ve Dan Futterman’ın yazdığı [19] ve gerçek olaylardan yola çıkılarak beyazperdeye aktarılan Foxcatcher, eksantrik bir milyoner olan John du Pont ve iki şampiyon güreşçi olarak nam salan Mark ve Dave Schultz kardeşler arasındaki trajik ilişkinin karanlık ve büyüleyici hikayesini anlatıyor.

Altın Madalya sahibi genç güreşçi Mark Schultz, 1988 Seul Olimpiyatları için bir ekip oluşturmak için zengin varis olan John du Pont tarafından son derece ihtişamlı olan Pont mülküne davet edilir. Shultz nihayet saygın kardeşi, Dave’nin kanatlarının altından sıyrılarak dışarı adım atabilmek umuduyla, bu eşi bulunmaz fırsata gözü kapalı "evet" der. Gizli ihtiyaçları doğrultusunda aradığı motivasyonu elde eden du Pont, dünya standardında bir güreş takımını oluşturarak hem annesinin hem de etrafındaki diğer insanlara kendisini kanıtlamayı hedefler.[20]

Kaynaklar

[1] Wes Penre, “The du Ponts”, https://www.bibliotecapleyades.net/b...nes/dupont.htm (İngilizce)
[2] Turgut Gürsan, “Yeraltındaki Gizli Dünyalar, Delis Kitaplar”, İstanbul 2003, s.194.
[3] “Du Pont Family”, https://www.forbes.com/profile/du-pont/ (İngilizce)
[4] https://en.wikipedia.org/wiki/Du_Pont_family (İngilizce)
[5] Doç. Dr. Ümit Sayın, “Gizli Örgütler, 11 Eylül ve Büyük Ortadoğu Projesi”, Neden Kitap, 4. baskı.
[6] http://www.seattleorganicrestaurants...upont-history/ (İngilizce)
[7] https://tr.wikipedia.org/wiki/DuPont
[8] Emir Öztürk, “Du Pont Hanedanı”, http://www.dunyasiyaseti.com/eko-pol...-hanedani.html
[9] Ali Kuzu, “Dünyanın Derin Devleti İlluminati”, Kariyer Yayıncılık, İstanbul 2015, s.98-100.
[10] Prof. Dr. Ural Akbulut (ODTÜ Kimya Bölümü), “Teflon Nasıl İcat Edildi? Mutfağımıza Nasıl Girdi?” (makale).
[11] Yrd. Doç. Dr. Hüsniye İmamoğlu (İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi), “Yapışmaz Tabanlı Ürünler”, GİMDES Dergisi / Şubat 2013.
[12] Melis Sincer, “Dünyaya Hükmeden Bu Aileler Bizim Ailelerimize Hiç Benzemiyor!”, trend.mynet.com/dunyaya-hukmeden-bu-aileler-bizim-ailelerimize-hic-benzemiyor-1052498.
[13] Ali Kuzu, a.g.e., s.100-101.
[14] Ali Kuzu, a.g.e., s.101.
[15] Doç. Dr. Sait Yılmaz, “Küresel Sermayenin Dünü ve Bugünü”, TURAN Stratejik Arastırmalar Merkezi, s.45.
[16] https://tr.wikipedia.org/wiki/Şebeke_(film)
[17] R. E. McMaster Jr., “Herşeyi Görme Yeteneği”.
[18] Texe Marres, “İlluminati: Entrika Çemberi”, çev. Ali Çimen-Petek Demir, Timaş Yayınları, İstanbul 2002, s.135.
[20] www.beyazperde.com/filmler/film-197897/
[19] https://en.wikipedia.org/wiki/Foxcatcher (İngilizce)

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-06-18, 23:42 #73
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Freeman Ailesi



Merhabalar arkadaşlar Bugün Sizlere Freeman Ailesinin Gizli bağlantılarını alıntılar eşliğinde sunacağım...Ailenin sözü geçer büyüklerinden olan Gaylord Freeman Siyontarikatının büyük üstatlarından biri olarak bilinir. Yine Freeman ailesnden Stephan M.Freeman kitabımızda da bahsettiğimiz Amerikan Kongresinde faaliyet gösteren ve asıl adı Anti-Defamation League yani Yahudi Aklama Cemiyetininen etkin isimlerinden bir tanesidir. Freeman ailesi ABD ve İsraril'in otoritesinde söz sahibi olan ender ailelerden bir tanesidir.

FreeMan Ailesi ve Siyonizm

Freeman Ailesi Siyonizm ve illuminati adına işler yürüten Sion Tarikatı ile birlikte hizmet eden başka bir aile. Bir önceki yazımızda Bundy Ailesi ve Siyonizm, illuminati bağlantıları hakkında bilgiler paylaşmıştık. Ellerindeki Ekonomik ve Siyasi güçleri ile nerelere nüfüs ettiğini gayet net anladık. Uzun süredir olduğu gibi yine Siyonizm üzerinden yazılarım aracılığı ile sizleri bilgilendirmeye devam etme niyetindeyim. Sıkılıyormusunuz bilmiyoru, Sitemizde bulunan bazı içerik dizinlerinden biraz uzaklaştık. Fakat mutlaka geri dönülücektir diye umuyorum, en kısa zaman içerisinde. Sizleri Dahada meraklandırmadan Bu Siyonizm Ailesini tanıyalım.

Freeman Ailesi ve Üyeleri

Ailenin Ençok sözü geçen ve hatırlısı Gaylord Freeman‘dır. Kendisi Siyon Tarikatı’nın büyük üstadlarından bir tanesi olarak gösterilir. Freeman Ailesi diğer üyelerinden birtanesi olan M. Freeman daha önce bahsettiğimiz Amerikan Kongresi içerisinde faaliyette bulunan, gerçek isimi Anti-Defamation League (Yahudi Aklama Cemiyeti) ‘ın içerisindeki en etkili olan isimlerden birtanesidir. Amerika ve İsrail Devletlerinin Siyasi otoriteleri içerisinde söz sahibi olan ender aileler arasındadır.

Freeman ailesi Siyasi Otoriteleri

Bundy Ailesi‘nin olduğu gibi Amerika danışmanları arasında bulunmaktadırlar. Aile lideri Gaylord freeman, Roger A. Freeman, Amerika Parlementosu‘nda ve yönetimindeki Başkan ve kongre üyelerine Ricalarını (Emirlerini) kolaylıkla yaptırmaktadır. Yöneticilerin böylelikle bu Siyonizm Aileleri‘nin kuklalarından başka birşey olmadığının farkına varabiliyoruz. Bu Emirler verildikten sonra, onların emirlerin doğrultusunda yapılanlar adına isimlerinin geçmesini bırakın, nefes kokusu veya sesine bile rastlayamazsınız. Gaylord Freeman, Sion Tahrikatı‘nı yöneten kişiler arasındadır.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-06-18, 01:56 #74
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Habsburg Ailesi



Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere derin ilişkileri olan bu ailenin hanedanlık geçmişi ile ilgili bilgileri alıntılar eşliğinde aktaracağım...Adını İsviçre’de bulunan Şahin Kalesi”nden alan hanedanlık Avrupa’da bulunan Fransız Capet Hanedanından sonraki en büyük hanedanlıktır. Şahin Kalesi (Habichtsburrg) 1020 yılında Aare Irmağı kıyısında Strazburg Piskoposu olan Werner ve kayınbiraderi, aynı zamanda hem Habsburg ailesinin kurucusu sayılan Kont Radbot adına yaptırılmıştır. Hanedanlığın atası sayılan Kont Radbot’un aynı zamanda büyükbabasının 950 yılında Alman I. Otto’ya baş kaldıran Kont Guntram olduğu düşünülmektedir. (1)

Habsburg Hanedanı Hükümdarları
I. Rudolf (1249-1291).
I. Albert (1291-1308).
I. Frederick (1308-1322).
I. Leopold (1322-1326).
II. Albert (1326-1358).
II. Rudolf (1358-1365).
III. Albert ve II. Leopold (1365-1379).


1379 tarihinde III. Albert ve II. Leopold toprakları kendi aralarından paylaşmaya karar verdikten sonra Habsburg Hanedanlığı Albert ve Leopold kolalrı olarak ikiye ayrılmıştı.

Albert Kolu
. III. Albert (1379- 1395).

. IV. Albert (1395-1404).

. V. Albert (1404-1439).

. Ladislaus Posthumous 1439 yılında devraldığı krallığı 1457 yılında vefatının ardından Albert Kolu yıkılmıştır.

Leopold Kolu
. III. Leopold (1379-1386).

. IV. Leopold (1386-1411).

. Ernst (1411-1424).

. II. Frederick (1411-1439). (Not: Ernst ve Frederick ortak olarak toprakları yönetmişlerdir.) II. Frederick döneminden sonra Leopold Kolunun başına geçirilen III. Frederick Ladislaus, hem Leopold hem de Albert kollarının topraklarını birleştirmiştir. Bu dönemden sonra gelen hükümdarlar ise şunlardır:

. III. Frederick (1440-1493).

. I. Maximilian (1493-1519).

. I. Charles (Şarlken) (1519-1555).

Habsburg Hanedanları
Lorraine Hanedanı: Alsace Kontu olan III. Evrard’ın torununun oğlu olan III. Gerhard, 1048-1070 tarihleri arasında Lorraine Dukalığı yapmıştır. 1737 tarihine kadar hükümdarlığı elinden tutan hanedandan toplam 22 Duka geçmiştir. Hanedanlığa mensup olan hükümdarlar Lorraine Dukası, Guise Dukası, Alsace Dukası, Bar Dukası, Aumale Dukası, Vaudemont Kontu gibi unvanlar kullanmışlardır. Hanedanlık zaman içinde Fransızlaşmıştır. Hanedanın başlangıcı sayılan III. Evrard’ın 20. kuşaktan torunu olan Ettienne (François) 1737 yılında Lorraine Dukalığını bırakarak Toskana Dukası olmak istedikten sonra ilke Fransa’nın kontrolüne geçmiştir. Aynı yıl içinde Maria- Theresa ile evlenen Ettienne Alman İmparatoru olmuştur.
Baden Hanedanı: IV. Rudolp, Maden Markisi iken 1349 yılında hayatını kaybetmiştir. Bu dönemden sonra Baden Hanedanı iki kola ayrılmıştır. Baden ve Durlach kolları I. Kristofer’in torunu olan August-Georg 1771 yılında hayatını kaybedince Baden Hanedanlığı sona ermiştir.
Avusturya Hanedanı: Hanedanlık 12. yüzyılda kurulmuştur. Habsburg Hanedanlığının 15. İmparatoru olan VI. Karl’ın tek kızı olan Theresa’yı hükümdar yapmak için çok savaş vermiştir. Hanedanlığın ismi, Theresa’yı hükümdar yaptıktan sonra 1780 tarihinden sonra Habsburg-Lotringen olarak değişmiştir.
İspanya Hanedanlığı: 184 yıl hükümdarlıkta kalan hanedanlık, 16. yüzyılda kurulmuş ve dönem dönem 5 hükümdar tarafından yönetilmiştir. 1700 yılından II. Carlos’un ölümüyle hanedanlık yıkılmıştır. 1273 tarihinde Kont Rudolp Kutsal Roma-Germen İmparatoru olarak seçildikten sonra 1278 tarihinde aldığı Marchfeld askeri zaferiyle Avusturya’yı ele geçirince hanedanlığın gerçek kurucusu oldu. 14. ve 15. yüzyıllarda İsviçre bağımsızlığını kazandıktan sonra bu hanedanlık Avusturya’yı iyice kendisine yurt edinmiştir. 15. yüzyılda Kutsal Roma-Cermen tahtını ele geçiren hanedanlık 1806 yılına kadar bu makamı elinde tutmayı başarmıştır. evlilik yoluyla hanedanlık İspanya, Hollanda ve İtalya topraklarına kadar yayılmışlardır. 1859 tarihinde İtalya’dan, 1866 tarihinde ise hanedanlık Almanya’dan çıkmak zorunda kalmıştır. Bu tarihin en büyük hanedanlıklarından olan köklü sistem I. Dünya Savaşı’nın ardından tarihin tozlu sayfalarına gömülmüştür.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-06-18, 22:39 #75
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Lord Ailesi ve Siyonizm

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Lord Ailesi ile ilgili bilgileri alıntılar eşliğinde aktaracağım...

Lord Ailesi Kimdir?

Siyonizm içerisinde etkileri ve görevleri nedir diye kısaca belirtmek gerekirse; KuruKafa ve Kemikler Tarikatı içerisinde Lord Ailesi etkin bir rol oynayan Ailelerden biridir. Genel olarak Döviz işleri ile uğraşırlar. Dünya Döviz Rezervi kendi tekellerinde olup, Rockefeller ailesinin Dövizlerinin dünya’ya pazarlamasınıda görev olarak üstlenmektedirler. Rockefeller Ailesi vasıtası ile iyide kar elde etmektedirler



Lord Ailesi Üyeleri ve Görevleri

Zenginler Kulübü olarak daha önce adını zikrettiğimiz CFR‘nin Eski başkanı Bu ailenin Diğer bir üyesi Winston Lord‘dur. Amerika‘ya (Abd’ye) gelişleri ortalama olarak 16. yüzyılın sonlarında doğru olduğu bilinmektedir. Daha sonra Aile ekonomik ve siyasi anlamda güçlendikçe Avrupa ve diğer bölgelerede rahatlıkla yayılmışlardır. Döviz ve Döviz piyasası üzerinde Dünya’da önemli bir yer edinen Siyonizm Ailesidir.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-06-18, 22:06 #76
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Morgan Ailesi

Merhabalar Arkadaşlar Bugün Sizlere Morgan Ailesi ile ilgili bilgileri alıntılar eşliğinde aktaracağım...othschıld ailesinin ABD’deki,Rockefeller ile beraber en büyük ortaklarındandır.Kurucu aile üyesi J.P.Morgan(John Pierpont),Rockeffeller Hanedanlığı’nın kurucusu John Davıdson Rockefeller ile 1800’lü yıllarda ABD’nın para politikasını yönlendirmek üzere planlar yapmışlardır.J.P.Morgan babası Junıus Spencer Moorgan,İngiltereye iş seyehatlaeri yaparlardı.George Peabody adlı bir yatırımcıyla ortak daha sonra adı ‘’Morgan&Company’’olarak değişecek olan bir finans şirketi kurmuşlardı.Rothschıld ailesinin Amerika ayağı olarak beraber çalışmaya başladılar ve Rothschıld ailesiyle Morgan ailesinin Avrupa yatırımlarını kontrol ediyorlardı.Morgan ailesi 1900’lü yılların başında Rothschıld’lerden sonra dünyanın en büyük bankacılık devlerinden biri oldu. Amerika İç savaşı sırasında Amerika Devleti’ni dolandırmaktan suçlanan Morgan ailesi,mahkemeye verilmiş ama her nasılsa beraat etmişler,üstünede yüklü tazminat almışlardı.Genç Morgan ,ABD iç savaşı sırasında ordunun bozuk diye tanesi 3,5 dolara sattığı 5000 adet tüfeği bir aracıyla satın almış,daha sonra bozuk denilen bu tüfekleri tanesi 22,5 dolardan silaha ihtiyacı olan bir ordu komutanına satmıştı.Tüfeklerin bozuk olduğunu görünce,komutan parayı ödememek istemiş ama mahkeme,tüfeklerin parasıyla birlikte tazminat ödenmesine hüküm vermiştir. J.P.Morgan Yale Üniversitesi’nin kurucularından biridir ve ‘’Skulls and Bones Socıety’’yi finanse eder.Skull and Bones,Masonik ve Illüminist görüşlerden oldukça etkilenerek kurulmuş ve çalışmalarını bu doğrultuda sürüdürmüş bir topluluktur.Morgan ailesi,ABD’nin çok uluslu dev şirketlerinden General Electirics,U.S Steell Corporatıon,Internatıonal Harvester Company ve kredi notu dağıtan kuruluşların sahibi olan’’Morgan&Stanley’’isimli dev finans şirketini yönetirler.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-06-18, 23:23 #77
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Oppenheımer Ailesi

Merhabalar Arkadaşlar bugün sizlere Oppenheımer Ailesi ile ilgili bilgileri alıntılar eşliğinde sunacağım..Nıcholas Oppenheımer,Şeytani İllumınati sisteminin Güney Afrikalı üyesidir. Elmas Kralı babası Harry Oppenheımer’dan büyük bir miras devralmıştır.Dünyadaki elmas yataklarının %95’ine ve diğer altın,platin gibi değerli taş ve maden yataklarının çoğunluk hisselerine sahiptir.Rothschıld ailesinin desteğiyle Cecıl Rhodes’un sahibi olduğu,Güney Afrika’daki en büyük maden şirketi DeBeers Consolidated Mines Şirketi’nin kontrolünü elinde tutar.Dünya’nın en büyük Yahudi Tapınağı olan Johannesburg’da inşa edilen tapınağın baş finansörüdür.MOSSAD’la yakın ilişkisi vardır...

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-06-18, 23:27 #78
AFCLK AFCLK çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

beni hardcore eğitime soksalar sonrasında salsalar da şunların hepsini öldürsem...

Mesajı son düzenleyen Eru Iluvatar ( 10-06-18 - 23:33 ) Neden: kfr yasak
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-06-18, 23:33 #79
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen AFCLK Mesajı Göster
beni hardcore eğitime soksalar sonrasında salsalar da şunların hepsini öldürsem....
aynen hocam
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-06-18, 01:35 #80
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Merhabalar arkadaşlar elimizden geldiğince masonlar ile ilgili her türlü bilgiyi paylaşmaya çalıştık... benim anlatacaklarım bu kadar eğer varsa bilginiz buradan paylaşabilirsiniz...

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla..
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
altında, ama, bir, illuminati, masonluk

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 06:24
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018