Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 01-05-18, 08:47 #41
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: 3.Derece Ritüeli: "Yükseliş Töreni"


3.Derece Ritüeli: "Yükseliş Töreni"


Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Örnek bir Yükseliş Törenleri nasıl oluyor onu Alıntılar eşliğinde göstereceğim;

(Toplantı açılıp, varsa törenden önceki gündem maddeleri görüşüldükten ve hazırlıklar yapıldıktan sonra)

ÜSTADI MUHTEREM: Kardeşlerim, bugün ........... adlı Kalfa Kardeşimizin Üstad Derecesine Yükseliş Töreni'ni yapacağız. Bu geçiş, ... gün ve ... sayılı Üstad Derecesindeki toplantımızda kararlaştırılmıştı.

Bilgisini yoklamakla görevlendirdiğimiz Kardeşimiz de, kendisinin bu Dereceye geçmeye layık olduğunu bildirmiştir.

I. Tören Üstadı Kardeşim, görevinizi yapınız.

(I. Tören Üstadı, Üstadı Muhteremi selamlayarak dışarı çıkar.)

(Müzik)



(Bir süre sonra I. Tören Üstadı kapıya, Kalfa Derecesi vuruşu ile sertçe vurur.)

KORUYUCU: Tehlike var, II. Nazır Kardeşim.

II. NAZIR: Tehlike var, Üstadı Muhterem.

ÜSTADI MUHTEREM: II. Nazır Kardeşim, Orta Hücrenin matem dolu sessizliğini bozan kimdir? Öğreniniz!

II. NAZIR: Koruyucu Kardeşim, Tehlike nedenini araştırınız!

KORUYUCU: (Kapıyı aralayarak) Kim var orada?

I. TÖREN ÜSTADI: Masonluğa yöntemince kabul edilen, Kalfa Derecesine geçen ve şimdi de Üstad Derecesine yükselebileceğini ümit eden ..... ..... Kardeş

(Dışarıdan duyulacak şekilde)

KORUYUCU: II. Nazır Kardeşim, zamanında gelenek ve yöntemlerimize göre Masonluğa kabul edilmiş, Kalfa Derecesine geçmiş ve şimdi de Üstad Derecesine yükselmeyi ümit edebilecek kadar ilerlemiş bulunan .... .... Kardeşimiz; I. Tören Üstadı Kardeşimizle birlikte, Mabed kapısında beklemektedir.

II. NAZIR: Üstadı Muhterem zamanında, gelenek ve yöntemlerimize göre Masonluğa kabul edilmiş ve şimdi de Üstad Derecesine geçmeyi ümit edebilecek kadar ilerlemiş bulunan ..... ..... Kardeşimiz; I. Tören Üstadı Kardeşimizle birlikte, Mabed kapısında emrinizi beklemektedir.

ÜSTADI MUHTEREM: Bu Dereceye yükselebileceğini nasıl ümit ediyor?

II. NAZIR: Tanrı'nın yardımı, Pergelin desteği ve kendi gayretiyle, Üstadı Muhterem.

ÜSTADI MUHTEREM: Bu Kalfa, Üstad Locasına niçin geliyor? Bizim üzüntümüz bize yetmez mi? Acımıza katılmak istemesinin sebebi nedir? Bize bir yardımı dokunabilir mi? Ölüleri diriltebilir mi?



II. NAZIR: Üstadı Muhterem, gerçek dostluk felaket anında belli olur. İzin verin Kalfayı denesinler.

ÜSTADI MUHTEREM: Muhakkik Kardeşim, Kalfayı deneyiniz.

(Muhakkik, kapıyı aralık tutarak dışarı çıkar. Kalfayı denedikten sonra, içeri girer ve Üstadı Muhteremi selamlar.)

MUHAKKİK: Üstadı Muhterem, Kalfayı denedim. Tam ve kusursuzdur.

ÜSTADI MUHTEREM: Koruyucu Kardeşim, o halde Kalfayı içeri almak için hazır olunuz.
Muhakkik Kardeşim, siz de görevinizi yapınız.

(Muhakkik, dışarı çıkar. Kalfayı aralık duran kapının önüne getirir.)

KORUYUCU: (Aralık olan kapıyı iyice açar. Kapıda bekleyen Kalfanın göğsünün sol tarafına, Pergelin sivri uçlarını dayar.)

Üstad Locasına Yücelerin Yücesini anarak ve Pergelin sivri uçları, göğsünüze dayalı olarak giriyorsunuz. Amacımız Hür Masonlukta, Kardeşlerinize olduğu kadar bütün insanlara ve insanlığa karşı da, bu Pergelin gösterdiği gibi, ölçülü davranmanız gerektiğini size hatırlatmaktır.

(Koruyucu, Pergeli yukarı kaldırarak Üstadı Muhtereme gösterdikten sonra Kalfaya; "Geçiniz" der. Muhakkik, Kalfa ve I. Tören Üstadı sırasıyla içeri girerler. Kalfa iki Sütun önünde Üstadı Muhteremi selamlayarak Saygı Duruşuna geçer. Muhakkik ve I. Tören Üstadı, Saygı Duruşu'nda beklerler.)

ÜSTADI MUHTEREM: Muhakkik Kardeşim, Kalfa kendisine verilen görevleri yerine getirmiş mi?

MUHAKKİK: Mabedin yapısında gayretle çalıştığını gördüm. "G" harfini öğrenmiş. Üstadlar arasına alınmasını diliyor, Üstadı Muhterem.

ÜSTADI MUHTEREM: Kalfa Kardeşim, biz büyük bir felakete uğradık. Kendi öz Kardeşlerimizden bazıları, hak etmedikleri şeyleri elde edebilmek için korkunç bir cinayet işlediler.

(Duraklama)

Kalfa Kardeşim, ilerleyin. Sizin de o bahtı karaların suçuna katılıp katılmadığınızı anlayalım.

(Müzik)

(Önde Muhakkik olmak üzere, aday ve I. Tören Üstadı; Kuzey, Doğu ve Güneyden geçerek Mabedi bir defa dolaşırlar. Kürsülerinin önünden geçilirken sırasıyla; I. Nazır, Üstadı Muhterem ve II. Nazır -ÇEKİÇ DARBESİYLE- vururlar. Yolculuk, II. Nazırın kürsüsü önünde tamamlanır.)

II. NAZIR: -ÇEKİÇ VURUŞU- Ölüm, dünya yolculuğunun sonudur. Onun için hayatta her adım akıllıca atılmalıdır. Akıl ve Hikmet, size Hakikat'i öğretmemişse, inancınız sizi koruyamaz.

Ölüm anını düşününüz!

(II. Nazır kürsüsünden iner, Kalfanın ellerine bakar.)

Elleriniz kana bulaşmamış, geçiniz!

(Müzik)

(İkinci yolculuk da aynı şekilde yapılır. Kürsülerinin önünden geçilirken sırasıyla; I. Nazır, Üstadı Muhterem ve II. Nazır -2 KERE ÇEKİÇ DARBESİYLE- vururlar. Yolculuk, I. Nazırın kürsüsü önünde tamamlanır.)

I. NAZIR: -ÇEKİÇ VURUŞU- Doğumdan ölüme uzanan yolculuğun amacı, yücelme olmalıdır. İstekleriniz, görevinizin gereğine uymuyorsa, sizin için ümit kalmaz.

Ölüm anını düşününüz!

(I. Nazır kürsüsünden iner. Kalfanın Önlüğüne bakar.)

Önlüğünüze kan sıçramamış, geçiniz! [ALINTI]

(Müzik)

(Üçüncü yolculuk da aynı şekilde yapılır. Kürsülerinin önünden geçilirken sırasıyla; I. Nazır, Üstadı Muhterem ve II. Nazır -3 DEFA ÇEKİÇ DARBESİYLE- vururlar. İki Sütun önüne gelindiğinde aday yüzü Doğuya dönük olarak durur. Önünde Mezarı andıran bir kaide vardır. Müzik kesilir.)

ÜSTADI MUHTEREM: -ÇEKİÇ VURUŞU- Mezarınızın önünde gibisiniz. Ölümün hayali karşısında kendinizi yoklayınız. Bu dünyadan göçüp gideceğiniz zaman, arkanızda ne bırakacağınızı düşündünüz mü? Vaadleriniz yerine gelebilecek mi? Acaba, hiç kusur işlemediniz mi? İnsanlığa yararınız dokundu mu? Kardeşlerinizi sevdiniz mi?

(Duraklama)

II. NAZIR: -ÇEKİÇ VURUŞU- Ölüm saatini düşününüz!

Aklınız, size Hakikati öğretmemişse, inancınız sizi koruyamaz.

(Duraklama)

I. NAZIR: -ÇEKİÇ VURUŞU- Ölüm saatini düşününüz!

İstekleriniz, görevlerinizin gereğine uymuyorsa, sizin için ümit kalmaz.

(Duraklama)

ÜSTADI MUHTEREM: -ÇEKİÇ VURUŞU- Son anınızı düşününüz!

Geride, sizi unutturmayacak bir iyilik bırakmadınızsa, ömrünüz boşa geçmiş demektir.



(Duraklama)

I. NAZIR: Üstadı Muhterem, Kalfa ölüm anının düşüncesi içinde önümüzden geçti. Yolunda ilerlemek istiyor.

ÜSTADI MUHTEREM: I. Nazır Kardeşim, öyleyse adaya Geçiş Kelimesi verilsin ve Üstad adımları attırılsın.

I. NAZIR: Muhakkik Kardeşim, adaya Geçiş Kelimesini veriniz ve Üstad adımlarını attırınız.

(Muhakkik, önce Geçiş Kelimesini verir, sonra adımları gösterir. Aday bu adımları attığı zaman Yemin Kürsüsü'nün önüne gelmiş olur.)

ÜSTADI MUHTEREM: Kalfa Kardeşim, şimdi sadakat ve cesaretinizin sınavını vereceksiniz. Bu Derecenin sırlarını size vermeden önce, yemin etmenizi isteyeceğim. Buna hazır mısınız?

(Aday olumlu karşılık verirse)

ÜSTADI MUHTEREM: Kalfa Kardeşim, iki elinizi Kutsal Kitapların üzerine koyunuz.

(Emri yerine getirir. Muhakkik ve I. Tören Üstadı adayın arkasında kılıç çatarlar.)

-ÇEKİÇ VURUŞU- Saygı Duruşuna geçelim Kardeşlerim.

Adımın geçtiği yerde, adınızı söyleyerek, yemini tekrarlayınız.

(Yemin metni, adayın tekrar edebileceği bir şekilde okunur. Adayın yüksek sesle ve tam olarak tekrarlamasına dikkat edilir.)

" BEN ..... ......, YÜCELERİN YÜCESİNİN HUZURUNDA VE BURADA TOPLANMIŞ ÜSTADLARIN ÖNÜNDE, ÇIRAK VE KALFA OLARAK ETTİĞİM YEMİNİ TEKRARLAR VE YEMİN EDERİM Kİ;

- BANA VERİLECEK ÜSTADLIK SIRLARINI, ÇIRAKLARA, KALFALARA VE MASON OLMAYANLARA VERMEYECEĞİM.

- GÖNYE VE PERGEL İLKESİNE BAĞLI KALARAK, İŞARETLERE VE ÇAĞRILARA CEVAP VERECEĞİM,

- İŞTE VE SÖZDE, BEŞ DOKUNUŞ İLKESİNE BAĞLI KALACAĞIM,

- BİR ÜSTAD MASONUN VE AİLESİNİN ŞEREF VE NAMUSUNU, KENDİ ŞEREF VE NAMUSUM GİBİ KORUYACAĞIM.

BU YEMİNİMİ YERİNE GETİRMEMDE, YÜCELERİN YÜCESİ YARDIMCIM OLSUN."

(Çok kısa bir müzik)

ÜSTADI MUHTEREM: (Ezbere söylenmelidir.)

Eskiden, bu yemini bozanlara verilecek maddi cezalar da, yemin metninin içinde belirtilirdi. Bunlar şimdi çıkarılmıştır. Bugünkü cezalarımız, maddi değil, manevidir. Yeminini bozan kişi, ******** bir insan durumuna düşer.

Dikkatinizi, bir daha Gönye ve Pergele çekeceğim. Bu Derecede, Pergelin her iki ucu da, Gönyenin üzerindedir.

Bir ucu Masonun kalbine dayanan Pergelin öteki ucu, bütün Kardeşleri ve bütün insanları bağlayan, bütün Hakikatleri içine alan, bir "Daire" çizer.

(Duraklama)

I. Tören Üstadı Kardeşim, adayı iki Sütun önüne götürünüz.

(Müzik)

(I. Tören Üstadı, adayı iki Sütun önüne götürür. Nazırlar asasıyla selamladıktan sonra Doğuya yönelir. Nazırlar kürsülerinden inerek beklerler. I. Tören Üstadı, Üstadı Muhteremi asasıyla selamlar ve Doğunun basamakları önünde bekler. Üstadı Muhterem kürsüsünden iner, adayın karşısına gelir. I. Nazır sağında, II. Nazır solunda olmak üzere dururlar. II. Tören Üstadı ve Muhakkik adayın arkasında kılıç çatarlar.)

ÜSTADI MUHTEREM: (Adayın elini, Kalfa Dokunuşu ile sıktıktan sonra, Geçiş Dokunuşunu vererek Beş Dokunuş ile kavrar.)

Kalfa olarak aramıza gelmiş olan sizi, Üstadı Mterem olarak selamlarım.

(Üstadı Muhterem ve Nazırlar yerlerine dönerler. Üstadı Muhterem yerini aldıktan sonra, I. Tören Üstadı da yerine döner.)

ÜSTADI MUHTEREM: Oturalım Kardeşlerim.

Yeni Üstad Kardeşim, Masonluğun en büyük yeminini etmiş bulunuyorsunuz. Bundan böyle Üstadlık sırlarını bizimle paylaşabileceksiniz.

Masonluğa; yoksul, karanlıklar içinde ve yapayalnız katılmıştınız. İnsanlar eşit olarak doğdukları gibi, siz de Masonluğa eşitlik içinde kabul edildiniz. Burada elbirliği ile çalışarak, insanlar ve insanlık için, iyilik ve yardımseverlik ilkelerini uygulama yoluna girdiniz. Evrenin Ulu Mimarı'nın iradesine uyarak; kötü duygulardan sıyrılmaya, kalbinizi Kardeşlik sevgisine açmaya çalıştınız.

Sembollerle düşünüp size öğretilen adımları attınız. Kalfa Locasına yalnız başınıza değil, Kardeşlerinizle Kardeşlik Zinciri kurarak, yani karşılıklı yardımla girdiniz. Çünkü o ana kadar, tek başınıza ve kendiniz için elde etmiş olduğunuz "Nur" ve "Ziya" yı, sırf kendinize saklamayıp; topluma yaymaya, yontmuş olduğunuz taşı cilalamaya çalıştınız.

Bu sırada, Doğanın verdiği dersleri daha iyi öğrenerek, ölümlü yaşamın karışık ve çetin yollarından geçtiniz. Dönemeçli merdivenden çıkıp Orta Hücreye vardınız ve sonunuzu düşünmeye yöneldiniz.

Üstad Locasına, yine tek başınıza geliyorsunuz. Çünkü, alın yazınızı sonuna kadar izleyecek gücü, kendinizde aramanız gerekir. Bu Derece sizi, benliğiniz ve yaşam yolunuz üzerinde düşünmeye çağırır.

Doğru ve erdemli bir insan için asıl korkunç olan Sonun; ölüm değil, ********lik olduğu, bir gerçektir. İnsanlık tarihine mal olmuş, Süleyman Mabedi'nin Mimarı Büyük Üstadımızın başına gelen acıklı olay da, işte bu gerçeğin kanıtıdır.

(Duraklama)

Üstadlık yolunda ilerleyen Kardeşim, şimdi Büyük Üstadımızın acıklı öyküsünü dinleyiniz.

(Doğudaki semboller, Üstadı Muhterem ve Nazırların mumları, Kutsal Kitapların ve Orta Sütunların ışıkları dışında bütün ışıklar söner.)

(Çok hafif tonda müzik, Hatip'in konuşması boyunca sürer.)

HATİP: (Bu efsane, mümkünse ezbere söylenir.)

Vaktiyle, bizim en yüksek değerleri özünde toplamış, bir Üstadımız vardı. Adı, Hiram Abif'ti. Sur'da doğmuştu. Dul bir kadının oğlu idi.

Günün birinde Hazreti Süleyman, ilk defa, tek Tanrı'nın adına, bir Mabed yaptırmayı arzu etti ve Sur Kralı Hiram'dan, bir mimar istedi. O da, bu işin gerçekten ehli olan, Hiram Abif'i gönderdi.

Hiram Abif, iş yerinde çalışan binlerce işçiyi, bilgi ve yeteneklerine göre kollara ayırdı. O çağda başka türlü belge vermek mümkün olmadığı için, Çırak, Kalfa ve Üstad Derecesindeki işçiler, kendilerini birbirlerine, ancak bir takım Kelime ve Dokunuşlarla tanıtırlardı. Bunları, sır olarak saklamak zorunda idiler.

Mabed bitmek üzere iken, Kalfalardan 15'i göz dikmiş oldukları Üstadlık sırlarını, vaktinden önce elde etmek ve bundan yararlanmak istediler. Bu yüksek Dereceyi, dürüst bir şekilde hak etmeye çalışacak yerde, her çareye, hatta kaba kuvvete bile baş vurmaya karar verdiler. Aralarından 12'si, böyle bir davranışın ne kadar kötü olduğunu anlayarak, vaktinde vazgeçtilerse de, geri kalan 3 tanesi, her ne pahasına olursa olsun, akıllarına koydukları işi gerçekleştirmeye azmettiler. El ayak çekildikten sonra Üstadın yapıyı tek başına dolaştığını biliyorlardı.

(Hiram'ı temsil eden Üstad, Batıdan yavaş yavaş ilerler, Doğuda durur ve Şükür İşareti yapar.)

Üç Kalfa, Üstad Hiram'ın içeri girdiğini anlayınca, arkasından sessizce Mabede girerek, Güney, Batı ve Doğudaki kapıların yanına gizlendiler.

(Karanlıkta, üç Kalfayı temsil eden, yüzleri kapalı üç Üstad, Batıdan gelerek; birisi Güneyde II. Nazırın kürsüsü önünde, birisi Batıda Muhakkik'in yanında, diğeri de Doğuda Hasenat Emini'nin kürsüsü önünde, çömelerek dururlar)

Hiram, Tanrı'ya şükranlarını sunduktan sonra, eserini tamamlamaya kararlı Üstadların gönül rahatlığı ve sevinci ile döndü, dışarı çıkmak için, Güney kapısına yöneldi. Burada önüne çıkan Güneydeki birinci Kalfa, Üstad'tan, Üstadlık sırlarını istedi.

(Güneyde sinmiş olan birinci Kalfa, Üstadı göğüsler.)

Üstad, yeminine bağlı kalarak, bu sırların ancak emek ve gayret karşılığında ve yöntemine göre elde edebileceğini söyledi. Kendisine güvenilerek verilmiş sırları, böyle zor karşısında açıklamaktansa, ölümü göze alacağını sözlerine ekledi. İsteğine kavuşamayan Kalfa, elindeki Şakülü hırsla, Üstadın başına indirdi.

(Kalfa, Üstadın sağ şakağına vurur gibi yapar.)

Sağ şakağını hızla sıyırıp geçen bu vuruş yüzünden Üstad, sol dizinin üstüne yıkıldı.

(Üstad, sol dizinin üstüne çöker.)

Geçirdiği sarsıntıdan toparlanan Üstad, sendeleyerek Batı kapısına döndü. Burada onu ikinci Kalfa göğüsledi ve aynı istekte bulundu.

(Batıda sinmiş olan ikinci Kalfa, Üstadı göğüsler.)

Üstad, hiç çekinmeden ona da aynı karşılığı verince, Kalfa elindeki Tesviye ile Üstadın başına vurdu.

(Kalfa, Üstadın sol şakağına vurur gibi yapar.)

Üstad, sol şakağına gelen sert vuruşun etkisiyle, bu kez sağ dizinin üstüne çöktü.

(Üstad, sağ dizinin üstüne çöker.)

Üstad, Güneyden veya Batıdan çıkamayacağını anladı. Bitkin bir halde sürüklenerek, Doğuya yürüdü. Burada pusuda duran üçüncü Kalfa ile karşılaştı.

(Doğuda sinmiş olan üçüncü Kalfa, Üstadı göğüsler.)

O da Üstadlık sırlarını istedi. Konuşmaya takati kalmayan Üstad, olmaz işaretini verdi ve alnına inen bir Çekiç vuruşu ile cansız, yere serildi.

(Kalfa, Üstadın alnına vurur gibi yapar.)

(Hiram'ı temsil eden Üstad, Hasenat Emini'nin kürsüsünün önünde yere uzanır.)

Katiller, telaş ve korku içinde kalmışlardı. Cinayetlerinin izini ortadan kaldırmak için; ölüyü, karanlıkta, dağa taşıdılar. Çarçabuk gömerek, üzerine bir akasya dalı diktiler.

(3 Kalfa, Hiram'ı temsil eden Üstadı alarak, Yemin Kürsüsü ile Batı arasındaki kaideye yatırırlar. Siyah bir örtü ile örterek, baş tarafına bir akasya dalı koyarlar. Sonra, Batıdan geçerek, Sütunların arkasında kaybolurlar.)

(Mabed, derin bir sessizlik içinde olmalıdır.)

Bu sırada Mabedi koyu bir karanlık ve derin bir sessizlik sarmış, bilgisizlik; avadanlıkları birbirine karıştırmış, yalan; bütün belgeleri yok etmiş, ansızın ortaya çıkan hırs; işçileri birbirine düşürmüş ve çalışmalar durmuştu.

(Duraklama)

İşte Kardeşim, bilgisizlik, yalan ve hırsın amansız saldırılarına karşı, son nefesine kadar, andına, görevine, ülküsüne bağlı kalan Üstadımızın acı sonu bu oldu.

(Duraklama)

Bir süre sonra, Baş Mimar ve üç Kalfanın ortadan kayboldukları anlaşıldı. Hazreti Süleyman, çok değer verip sevdiği mimarının başına gelenleri sezdi ve onu aramak için, üç yöne, üç grup Kalfa gönderdi.

(Bu sırada önce, Kuzeyden üç Kalfa sessizce Mabedi dolaşırlar ve tam bir devir yaparak yerlerine otururlar. Birinci grup yerine otururken, Güneyden ikinci bir grup çıkarak, Mabedi aynı şekilde dolaşır ve yerlerine dönerler.)

İki grup arayıcı, bir şey bulamadan geri döndü. Hazreti Süleyman, Üstadlık sırlarının zorla alınmış olmasından korkuyordu. Bunun için, Üstadın cesedini ilk bulanların ağızlarından çıkacak "İlk kelime" ile yapacakları İlk hareket'in; bundan böyle "Üstadlık Kelimesi ve İşareti" sayılmasını emretti.

Şimdi, üçüncü grubun ne yaptığını görelim.

(Duraklama)

ÜSTADI MUHTEREM: II. Nazır Kardeşim, nereden gelip, nereye gidiyorsunuz?

II. NAZIR: Doğudan Batıya, Üstadı Muhterem.

ÜSTADI MUHTEREM: Ne arıyorsunuz?

II. NAZIR: Üstadımızın vakitsiz ölümü nedeni ile kaybolan Üstadlık sırlarını, Üstadı Muhterem

ÜSTADI MUHTEREM: Birlikte arayalım. Ortak çalışmalarımızda, Yücelerin Yücesi yardımcımız olsun.

(Nazırlar, kürsüsünden inen Üstadı Muhteremin yanına giderler. Kardeşler ayağa kalkmazlar. Üçü birden, Doğudan başlayarak, bilinen şekilde Mabedi bir defa dolaşırlar. Mezarın ayak ucunda Üstadı Muhteremin sağında I. Nazır, solunda II. Nazır olmak üzere dururlar. Üstadı Muhteremin işareti ile I. Nazır, akasya dalını kaldırır. Üstadı Muhterem örtüyü çeker, atar.)

(Sırasıyla, Üstadı Muhterem "Nefret, I. Nazır "Keder", II. Nazır "Cefa" İşareti verirler.)

I. NAZIR: MB:.

(Duraklama)

ÜSTADI MUHTEREM: Kardeşlerim, bizim Üstadımız ölümsüz değil mi? Onu Çırak Dokunuşu ile kaldırmaya çalışalım.

(II. Nazır, Çırak Dokunuşu ile kaldırmaya çalışır ve "B" Kelimesini söyler.)

II. NAZIR: Üstadı Muhterem, Çırak Dokunuşu işe yaramadı. Et kemikten ayrılıyor.

ÜSTADI MUHTEREM: I. Nazır Kardeşim, birde Kalfa Dokunuşunu deneyelim.

(I. Nazır Kalfa Dokunuşu ile kaldırmaya çalışır ve "J" Kelimesini söyler.)

I. NAZIR: Üstadı Muhterem, Kalfa Dokunuşu da işe yaramadı. Et kemikten ayrılıyor.

ÜSTADI MUHTEREM: Birlikte deneyelim. Ortak çabamız belki bir sonuç verir.

(Mezarın ayak ucunda bulunan Üstadı Muhterem, Hiram'ı temsil eden Kardeşi Beş Dokunuşla kaldırır. Aynı yöntem bütün adaylara uygulanır. Uygulamadan sonra ayağa kaldırılan aday, Güney Batıdaki yerine oturtulur. Üstadı Muhterem ve Nazırlar yerlerine dönerler.)

ÜSTADI MUHTEREM: Sevinelim Kardeşlerim, Hiram, ölümün karanlığını yenerek yeniden yaşama döndü. Yüreklerimiz ferahlasın, işlerimiz düzene girsin, Mabed'te "Yaşam"ın ve "Hakikat"ın Nur'u parlasın.

(Mabedin ışıkları yakılır.)

Dul Kadın'ın Çocukları, yine "Işık Çocukları" oldular.

(Müzik)

(I. Tören Üstadı, Kutsalların Kutsalını ayıran siyah tül perdeyi açar ve kaideyi kaldırır. Duvarlardaki siyah perdeler de açılır.)

ÜSTADI MUHTEREM: Yeni Üstad Kardeşim, izlediğiniz ibret dolu bu olayın anlamı üzerinde durarak düşününüz.

Çabalarınızı, bütün insanlığı kapsayan araştırmalarımızın en ilgi çekici olanına yani, "Kendinizi Tanıma"ya dikkatle yöneltiniz.

Eski çağlardan beri, günlük yaşamın çemberini aşmak isteyen insan aklı, yarattığı kahramanların hayatında, "Ölümsüzlük" sırrını buldu.

Hiram, erdem ve ülküleriyle; çürüyen vücudunun üstünde ölümsüzlüğe uzanan, Üstadlık ışığını, bize kadar iletiyor.

(Duraklama)

Ölümsüzlüğün sırrına, biz de ermeye çalışalım.

(Duraklama)

Muhakkik Kardeşim, yeni Üstad Kardeşimize, bu Derecenin bilgilerini veriniz!

(Muhakkik, yeni Üstadı iki Sütunun önüne götürür ve orada emri yerine getirir.)

MUHAKKİK: Yeni Üstad Kardeşimize gerekli bilgiler verilmiştir, Üstadı Muhterem.

I. NAZIR: (Kürsüsünden iner, adayın sağ elinden tutarak) Üstadı Muhterem, yeni Üstad Kardeşimiz, Üstadlık bilgilerini aldı. Yükseldiği Dereceyi belirtecek sembolü, kendisine vermenizi rica ederim.

ÜSTADI MUHTEREM: I. Nazır Kardeşim, yeni Üstad Kardeşimize, Derecesinin en yüksek sembolü olan Üstad Önlüğünü takma zevkini, size bırakıyorum.

(I. Nazır, Üstad Önlüğü ile yeni Üstadın karşısına gelir.)

I. NAZIR: Yeni Üstad Kardeşim, Üstadı Muhteremin emriyle; mesleğimizdeki ilerlemenizin sembolü olan ve üzerinde üç gül bulunan Üstad Önlüğünü size takıyorum. Bu Önlüğü yalnız Masonluktaki yüksek mevkiinizi değil, biraz önce ettiğiniz yeminle üzerinize aldığınız görevleri de belirtir. Aynı zamanda, Çırak ve Kalfa Kardeşlerinizin aydınlanmaları ve mesleğimizde yetişmeleri ile de görevli olduğunuzu hatırlatır.

(II. Tören Üstadı'nın yardımıyla Kalfa Önlüğü çıkarılarak Üstad Önlüğü takılır. I. Nazır ve II. Tören Üstadı yerlerine dönerler.)

ÜSTADI MUHTEREM: II. Nazır Kardeşim, yeni Üstad Kardeşimize, çalışma avadanlıklarını veriniz.

(II. Nazır avadanlıklarla yeni Üstadın karşısına gelir. Konuşmasında adı geçen avadanlığı göstererek)

II. NAZIR: Yeni Üstad Kardeşim, Üstadlar yapıda tüm avadanlıkları kullanırlar. Ama özellikle kullandıkları; Kalem, Pergel ve Mala'dır.

Eski ustalarımız, işçilerin yapacaklarını Kalemlerle çizerek hazırlar, çeşitli kısımların yerlerini ve orantılarını Pergelle saptar, Mala ile de taşları birleştiren harcı yayar ve düzeltirlerdi.

Biz spekülatif Masonlar bunları, sembolik anlamda kullanırız. Kalem, toplumun ahenkli düzenini sağlamak için çalışmamızı; Pergel, birbirimizle olan ilişkilerin adil ölçüsünü belirlemeyi ve hırslarımızı sınırlamayı; Mala ise, insanları Kardeşlik içinde birleştirmeyi sembolleştirir.

(II. Nazır yerine döner.)

Üstadı Muhterem, yeni Üstad Kardeşimiz işe başladı.

ÜSTADI MUHTEREM: I. Tören Üstadı Kardeşim, yeni Üstad Kardeşimizi, Çalışma Tablosu'nun önüne getiriniz.

(Emir yerine getirilir.)

ÜSTADI MUHTEREM: Bir Önceki Üstadı Muhterem, yeni Üstad Kardeşimize, bu Derecenin Çalışma Tablosu'nu anlatır mısınız?

BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM: Bugün Masonluğun III. Derecesine yükselmiş bulunuyorsunuz.

I. Derece; yaşamın sabahını,

II. Derece; olgun bir öğle vaktini,

III. Derece ise; yaşamın gün batımını, gösteriyor.

Buradan geçip, ölümsüzlüğe doğacaksınız. Tablomuzun belirtmek istediği işte budur. Ölümden, ölümsüzlüğün doğacağı.

Tablo'da ilk gözünüze çarpan tabut; insanların kaçınılmaz alın yazısı, ölümün sembolüdür. Tabutun yukarısındaki akasya dalı ise, ölümsüzlüğü simgeler. Arkasında kemikler çatılı kuru kafa, özveriyi gösterir. Gerçek ölümsüzlüğe ulaşabilmek için, ölümü, şan ve şerefle göze alabilmek gerekir.

Burada Hiram'ı öldürmek için kullanılan aletleri de görüyorsunuz. Bunlar aslında, yüce eserleri gerçekleştirebilmek için, insanın elinde bulundurduğu en kıymetli avadanlıklardır. Ancak, kötü bir ele düşüp, insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa, bütün ümitlerimizi körleten öldürücü aletler haline gelebilirler. Bunu size, biraz önce dinlediğiniz öykü anlattı.

Aynı zamanda; Kalem, çalışmadaki erdemi, Pergel nefsimize hakim olmamızı, Mala da insanlar arasındaki ayrıcalıkların giderilmesi gereğini anlatır.

Tabloda gördüğünüz 5 sayıları sırasıyla;

- Üstad Masonun Beş Dokunuş'unu, Üstad Mason'da kesin olarak bulunması gereken; "Kalp Temizliği", "Doğru Sözlülük", "Eylemde İhtiyat", "İyilik Etmede Gayret" ve "Düşmanlıkta İtidal" den ibaret 5 erdemi,

- Üstadın savaşması gereken; "Kendini Beğenmişlik", "Kıskançlık", "Cimrilik", "Hoşgörü Yokluğu" ve "Öç Alma" dan oluşan 5 ihtirası, temsil eder.

Üzerimize ölümün gölgesi düşse bile; erdemleri kazanıp, tutkuları yenme ve Beş Dokunuşun anımsattığı görevleri yerine getirme çabamız, bu yoldaki gayret ve özverilerimiz, bizi huzura kavuşturacaktır.

Sizler bugün, gerçek Masonluğa erişmiş bulunuyorsunuz. Ancak, unutmayınız ki; Masonluğa kabulünüzden bu yana, elde ettiğiniz bilgi ve deneyim, asla yeterli değildir.

"Mutlak Hakikat"e, ömrümüz boyunca kavuşamayacağımızı biliyoruz. Bizim amacımız, hiç bitmeyecek olan gayretlerimizle Nur'a, tam anlamıyla, kendi nefsimizde kavuşmaktır.

(Bir Önceki Üstadı Muhterem yerine döner)

ÜSTADI MUHTEREM: I. Tören Üstadı Kardeşim, yeni Üstad Kardeşimizi, Güney Batıdaki yerine götürünüz!

(Hafif tonda müzik)

(Emir yerine getirilir.)

ÜSTADI MUHTEREM: Yeni Üstad Kardeşim, şimdi Hatip Kardeşimiz, Üstad Derecesinin sembolizması üzerine, size bilgi verecek. Kendisini dikkatle dinleyiniz.

Hatip Kardeşim söz sizindir.

HATİP: Yeni Üstad Kardeşim,

Bu akşam yaşadığınız tören, sizi herhalde oldukça şaşırtmıştır. Her zamankinin tersine; karanlıkta toplanma, bir matem havası, alışılmadık eşya ve bu dekor içinde temsil edilen bir dram. Bütün bunların; adını hiçbir tarihte okumamış ve belki de şimdiye kadar hiç duymamış olduğunuz birinin, nasıl öldürüldüğünü, sonra da nasıl diriltildiğini belirtmek için yapılmış olmasını da, yadırgamışsınızdır.

Ama siz, bugüne kadarki Masonluk yaşamınızda, sembollerin dillerini anlamaya başladınız. Burada olup bitenlerin, kullanılan terimlerin, hatta eşyanın, alışılagelmiş olanların dışında, sembolik anlamları bulunduğunu kavradınız. Semboller; düşünme işlevine bile gerek duymadan, doğrudan doğruya ruha, yahut bilinç altına etki yaparlar ve asıl güçleri de işte bu özelliklerindedir.

Ancak, Masonluk, aklı her işe önder kıldığı için, gene de bunları açıklamak gerekir. Ben de, bu konuda sizlere birkaç söz söyleyeceğim.

Üstad Derecesi Töreni, bütün dünya Masonlarınca vazgeçilmez ve değiştirilemez bir yükümlülük olarak kabul edilmiştir. Bunun sebebi de, herhalde, en eski zamanlardan, operatif Masonlardan kalmış oluşudur. Törenin, ölmek ve yeniden dirilmek gibi, en eski dini topluluklarda daima görülen bir düşünceye dayanışı da bunu gösterir. Ancak, o eski dini toplumlara kabul edilen kişi, sembolik olarak, Tanrı'ya kurban edilir; böylece onunla birleşmiş, bir olmuş sayılır. Bizdeki esas düşünce, bundan apayrıdır. Gerçi her Üstad bu törenle, Hiram'ın bir devamı olmaktaysa da, bu, onunla bir olmak veya ona erişmek demek değildir.

Zaten, Sur'lu bir maden işçisinin oğlu ve dul bir kadının çocuğu olduğu kutsal kitapta yazılı olan Hiram; sadece, işinin erbabı, üstün ve akıllı bir adammış. Hazreti Süleyman'ın, adı söylenemez bir Tanrı için istediği tapınağı tasarlamış, yapmış ve sonra tunç direkler, tunç havuz, çeşitli altın ve bakır eşya ile süslemiş. O halde, eski operatif Masonlar, neden kendilerine önder veya, eski loncaların deyimiyle "Pir" olarak Hazreti Süleyman'ı seçmediler de, o görünmez ve tek olan Tanrı'ya değil, muhtemelen Fenikeliler'in tanrılarına tapan, bir insanı seçtiler? Bunu neden yaptıklarını bilmiyorsak da, böyle yapmaları gerçekten iyi olmuştur. Çünkü, burada artık, gücünü doğrudan doğruya Tanrı'dan veya doğaüstü varlıklardan alan bir kimseyle değil, sadece bir insanla, ancak görevine, toplumun düzenine bağlı, ölümün karşısında bile doğru bildiği yoldan şaşmayan bir insanla karşı karşıyayız.

Bu isimde bir usta, hiçbir zaman yaşamamış olabilir. Fakat, bunun ne önemi var ki? Burada söz konusu olan Adon Hiram Abif; diğer iki Derecedeki çeşitli, fakat hep cansız doğadan alınma semboller gibi, ancak onların üstünde bir semboldür. Bu nedenle, önemli olan, onun maddesel varlığı değil, bizim ona yüklediğimiz anlamdır. Hiram, bir Masondan ne bekliyorsak odur. Her dünya görüşü, kendisi için, bir insan ülküsü yaratır. Masonluk da, "Hiram Öyküsü" ile bunu yapmıştır.

Tören'in ikinci amacı ise; Masonluğun ölümsüzlüğe verdiği anlamdır. Burada gördüğünüz gibi, Hiram ölümsüzdür. Çünkü, eserini onun bıraktığı yerden alarak yürütecek insanlar, kuşaklar vardır. İnsanlığın bütün başarıları da hep böyle olmamış mıdır? Maddi ve manevi alanlarda, "bizimdir" diyebileceğimiz her şey, hep bizden önceki sayısız insan kuşaklarının, emeklerinin ve düşüncelerinin ürünleridir. Buna bir şeyler katabilirsek, ne mutlu bize!

Çıraklıkta, "Ham Taş Yontmak" diye tanımladığımız; kendi kendimizi iyileştirmek, toplum içinde iyi bir kişi olmak için gerekli nitelikleri kazanmak, amacımızdı.

Kalfalıkta, toplum içinde ve toplum için çalışmanın, ancak, elbirliği ile olabileceğini gördük. Mabedimizin kapısından Kardeşlik Zinciri kurarak girişimizden bu yana, bütün tören, bu düşünceyi yansıtmakta idi.

Üstadlar Locası kapısına ise; görünüşte yalnız olarak geldik. Ama bu, sadece görünüşte öyleydi. Biz gene bu Zincirin bir halkasını temsil ediyorduk ve bu Zincir ezelden ebede uzanan insan kuşaklarından oluşmaktadır. Bu Zincir, uzayda değil zaman içindedir. Biz sadece günümüzün insanlarına karşı değil, gelecek insanlara ve insanlığa karşı da sorumluyuz.

Bu tören sırasında sık sık duyduğunuz; "Ölüm anını düşününüz!" uyarısı, işte bunun içindir.

Tören, bir yas havası içinde başladı ve sevinçle bitti. Bu yaşamın ta kendisidir. Ölüm, tek tek, insanların alın yazısıdır, ama insanlık ölümsüzdür.

Güçsüz kalan ellerden düşen avadanlıkları alıp, onların çalışmalarını sürdürecek insanlar bulundukça; her kederin sonunda bir kurtuluş, yeni bir ışık, yeni ümitler vardır.

Yücelerin Yücesi, ümitlerimizi sonsuza dek sürdürsün.

(Konuşma bittikten sonra)

ÜSTADI MUHTEREM: I. Nazır Kardeşim, yeni Üstad Kardeşimizin adını dört yöne duyurunuz.

I. NAZIR: Doğudan Batıya, Güneyden Kuzeye, yeryüzündeki bütün Masonlar duyunuz! ..... ...... Kardeşimiz, bugünden itibaren Üstad Masondur. Herkes, kendisini böyle bilsin.

(Alkış ve müzik)

ÜSTADI MUHTEREM: II. Tören Üstadı Kardeşim, yeni Üstad Kardeşimize, bu Derecenin Ritüelini veriniz.

(Emir yerine getirilir)

ÜSTADI MUHTEREM: Yeni Üstad Kardeşim, bu Derecenin ritüeli; Derecenin özünü, sembolizmasını ve yöntemlerini anlatır. Çalışmalarınızda size yardımcı olacaktır. Bu kitabı sık sık okumanızı ve üzerinde düşünmenizi öğütlerim.

(Duraklama)

-ÇEKİÇ VURUŞU- Kardeşlerim, Yükseliş Töreni sona ermiştir.


Bu şekilde Tören bitmiş olur...

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...

__________________

Mesajı son düzenleyen Eru Iluvatar ( 01-05-18 - 08:50 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-05-18, 08:40 #42
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: 4.Derece Ritüeli Açıklaması


Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere 4.derece de masonların ritüellerini alıntılar eşliğinde aktaracağım... Bu derece, Skoç Ritinin «Tarifi veya Tavsifi İmkânsız» diye nitelendirilen Tekemmül (Olgunlaşma) derecelerinin ilkidir. Derecenin ne suretle doğduğu veya kabul edildiği kesinlikle belli değildir. Ancak 1742 yılında yayınlanan ve Rahip Perau'ya atfolunan «Franmasonların Sırrı» adlı kitapta, bu derece hakkında şöyle denildiğine tesadüf olunmaktadır: «Mutad masonların haiz oldukları sırrın dışında, onlara üstün olduğu iddia olunan ve «Skoç» diye adlandırılan bir Rit'in varlığı hakkında Franmasonlar arasında belli bir rivayet dolaşmaktadır. Bu Rit'in gerçekten var olup olmadığı hususunda fikir beyan edecek değilim, hakkında kötü konuşmaktansa sadece bu Rit'in esrarını bilmediğimi söylemeyi tercih ederim. Beyan edebileceğim tek şey bu Rit'e mensup olanların kendilerine mahsus bir sırra sahip olduklarından, bunu kıskançlıkla koruduklarından, hatta masonluğun üstadlarından bile bunu gizlediklerinden ibarettir».

Bu derece, üçüncü derecenin bir nevi devamıdır. Hiram Abi ölünce, Mabedin inşası yarım kalmıştır. Bu sebebledir ki Kral Süleyman, her şeyden önce, Hiram Abi'yi gömmek işi ile meşgul olur. Bunun için de büyük mimarın başyardımcısı olup, Mabedin inşası için gerekli olan keresteleri temin maksadıyla 30.000 işçinin başında Lübnan dağlarındaki sedir ormanlarına gönderilmiş olan Adonhiram'ı acele olarak geri çağırır, seçtiği diğer altı mimarla birlikte kendilerine 4.Dereceyi tevcih eder ve Hiram Abi'nin naaşını gömmek, fakat bu yeri kimseye ifşa etmemek görevini de onlara verir. Bu 7 kardeş Hiram'ın naaşını (mezarı inşa edilinceye kadar) muvakkaten Mabedin eşiğine gömerler.

Mâbed bir parmaklık veya trabzanla ikiye ayrılır. Duvarlar beyaz veya gümüşî gözyaşı damlaları ile bezenmiş siyah örtülerle kaplıdır. Tablosu bir büyük dairenin ortasında bir üçgen, üçgenin ortasında da ışık saçan yıldızdır. Bunun ortasında ibranice YOD harfi yer alır.[ALINTI]

Loca dokuzar kollu 9 şamdana konmuş 81 mumla aydınlatılır. Bazen üçer kollu 3 şamdanla da yetinilir. Doğuda Musa Kanunlarının ilk olarak içine konulduğu «ahit sandığı» ve çölde gökten gelen mayasız (hamursuz) ekmeklerin üzerine konulduğu bir masa da bulunur.

Kıyafet şöyledir: eşarp mavi, kenarları siyahtır. Boyundan geçirilir. Ucunda derecenin bijusu olan fildişi bir anahtar bulunur. Anahtarın kilide sokulan ve bunu açan kısmı Z harfini teşkil eder. Eldivenler siyahtır. Bazan siyah astarı dışa kıvrılmış beyaz eldiven de kullanılır. Önlük beyaz, kenarları siyahtır. Kapak kısmı gök mavisi olup ortasında açık bir göz bulunur. Önlüğün ortasında da (Z) harfi ve bu harfin iki yanından çıkan bir defne ve bir zeytin dalı bulunur.

İşaret sağ elin işaret ve orta parmağını ağıza götürmek suretiyle verilir. Karşı işaret, aynı hareketin sol elle yapılmasıdır. Dokunuş, üstad şeklinde ellerin karşılıklı olarak tutulmasından sonra, elin yine karşılıklı olarak, sağ kolun dirseğine kadar götürülmesidir.

Darbe ve alkış 3+1, bazen 6+1, yaş 3X27 yani 81, bazı ritüellerde (2'nin kübü)dür. Çalışmalara gün ışığının karanlıkları kovduğu zaman, yani şafak sökerken başlanır, gün bitiminde, yani gece vakti son verilir.

Kutsal kelimeler bazı ritüellere göre YOD - ADONAY - IVAH'tır. Diğer bazı ritüellerde ise YAHO - ADONAY - YAH kelimeleri yer alır. YOD, Kabala'daki manasına göre Allah, Başlangıç, Vahdet anlamına gelir. ADONAY İbranicede, dinî manada Efendi, Efendimiz yani Allah demektir. IVAH ise Jehovah'ın kısaltılmış şeklidir. YAHO - ADONAY - YAH ise hep Jehovah kelimesinin değişik şekilleridir. Esasen sadece He-Hi (Arapçada Hu - Hü - Hüve) harfi «O» anlamına gelir ve her iki dilde de Allah'ı ifade etmeye kifayet eder.

Geçiş kelimesi bazı ritüellerde ZİZON'dur. Ancak bu kelimenin hiçbir dilde anlamı yoktur. Doğrusu ZİZA'dır ki, İbranicede Işık - Ziya anlamına gelir. Albert PİKE Kardeş bu kelimenin Süleyman Mabedini çevreleyen parmaklığın adı olan Geison'dan galat olduğunu ileri sürmekte ise de ZİZA yerine kullanıldığını kabul etmek daha yerinde olur. Nitekim bir çok Ritüelde ve birkaç yıldan beri Ritüelimizde ZİZA kelimesinin yer aldığı görülmektedir.

Kabul merasimi şu şekilde cereyan eder. Aday ayrı bir odada hazırlanır. Gözleri bir bantla bağlanır ve bu banda küçük bir gümüş gönye tutuşturulur. Bazen başı siyah bir tülle örtülür. Boynuna bir ip geçirilerek Mabede alınan adayın ağzı Sır Mühürü ile mühürlenir ve sağ elinin işaret ve orta parmağı dudaklarına götürülür.

Aday Mabette dört (bazı ritüellerde üç) seyahat yapar. Birinci seyahat sırasında, masonluk sayesinde karanlıklardan çıkıp bâtıl itikatlardan kurtulmuş olan adaya, yeniden bâtıl itikatlara kapılmaması, putlar yapmaması, kelimelerin dış anlamları ile yetinmemesi, ancak doğru olduğuna kanaat getirdiği fikirleri benimsemesi yolunda tenbihlerde bulunulur.

İkinci seyahat sırasında kimseye körü körüne inanmanın doğru olmadığı, başkalarının kanaatlerine saygı duymakla beraber, gerekli incelemeleri yapmadan bunları doğru olarak kabul etmenin hatalı olduğu, insanların her zaman değişebilen ve aksi isbat olunabilinen fikirlerine «gerçek» damgasını vurmanın doğru olmadığı açıklanır.

Üçüncü seyahat sırasında uzaydaki sayısız gezegen ve yıldızlardan, dünyamızdaki yine sayısız küçük varlıklara kadar hayatın çeşitli biçimleri karşısında insanın ne kadar zayıf olduğunun idrak edilebileceği, bütün evreni yöneten büyük kanundan daha çok hayranlık uyandıran bir şeyin düşünülemeyeceği adaya anlatılır. Nihayet dördüncü seyahatte masonluğun adaydan adaleti sevmeyi, ona saygılı olmayı, onun yolunda yürümeyi, bütün kalbiyle adalete hizmet etmeyi istediği izah olunur.

Bunu müteakip adayın başındaki tül veya gözlerindeki bant ve boynundaki ip çıkarılır ve kendisine yemin ettirilir, başına zaferi ifade eden defne yapraklarından örülmüş bir taç konur, önlük kuşatılır, derecenin eşarbı boynuna geçirilir ve merasim sona erer.

Derecenin çeşitli sembolleri vardır. Şimdi bunları birer birer gözden geçirelim.

Bir kere Adonhiram, İbranicede «Büyük Üstad» veya «Mükemmel Efendi» anlamına gelir. Derecenin tablosu daire ile üçgeni birarada ve içice gösterir. Daire merkezindeki nokta kadar küçük olabileceği gibi, sonsuzluğu kapsamına alacak kadar da büyük olabilir. Daire parçalara bölünemez ve bölündüğü takdirde elde edilen şekil veya şekiller artık daire olmaz. Buna karşılık bir kareyi dörde, sekize bölersek, birçok kareler elde edebiliriz. Aynı şey üçgen için de söylenebilir. Bu itibarla gönye ile çizilen kare veya üçgen dünyayı, pergelle çizilen daire ise uzayı, Kosmos'u, evreni ifade eder. Bu böyle olunca üçgen veya kareye nisbetle dairenin çok daha mükemmel bir geometrik şekil olduğu anlaşılır.

Yaşı ifade eden ve 3 katı alınan 27 rakamı ay takvimine göre bir aylık süreyi ifade eder. Bu dereceye İykaaf edilen ve Ketum Üstadlar arasına giren aday, daha önceki üç derecede üç defa 27'yi tamamlamış olduğu içindir ki, bu derecedeki yaşı 3X27'dir.



4.Dereceye iykaaf edilen Kardeşin gönyeden pergele geçtiği de kendisine bildirilir. Bu sembolle anlatılmak istenen manalar çeşitlidir. Bir kere şimdiye kadar kendisini dürüst ve güvenilir bir hale getirmekle uğraşmış, bunun için de gönyeyi kullanmış olan Kardeşe 4.Dereceye geçmekle teşebbüs sahibi olmak, çevresiyle ilgilenmek zorunda olduğu anlatılmaktadır. Denize atılan taş cesametine, ağırlığına ve düşüş hızına orantılı olarak dalgalar meydana getirdiği ve bu dalgalar halkalar halinde etrafa yayıldığı gibi, Ketum Üstad da çevresinde halkalar çizmek, çevresinin sosyal problemleri ile meşgul olmak mecburiyetindedir ve büyük ve ağır bir taşın çıkardığı dalgalar gibi mümkün mertebe geniş ve sürekli daireler çizmeli, çevresi üzerindeki etkisi büyük ve devamlı olmalıdır.

Bundan başka, gönyeden pergele geçen Kardeşe gönye ile tesbit edilen iki buutlu dünya işlerinden maada, pergelle ihata olunabilen üç buutlu kozmik âlemi de incelemek zorunda olduğu da anlatılmış olmaktadır.



Derecenin sembolü olan kırık anahtarın anlamı üzerinde de duralım. Anahtar çok eski zamanlardan gelen bir semboldür. Eski Mısır Tanrılarının ve tanrılaştırılan firavunların elinde «ANK» denilen, bir tarafı halkalı bir haçı andıran bir anahtar görülür.

Mısır dinine göre ölüm tanrısı olan Osiris'in elindeki bu anahtar, Nil'in sularını açmayı, yani vadinin sular altında kalan topraklarına bereketin gelmesini, diğer bir deyimle ölmüş olan çölden hayatın fışkırmasını sağlardı. 4. derecede anahtar Hiram'ın muvakkat mezarının kapısını açmaya yarar. Ancak Ketum Üstadın boynunda taşıdığı bu anahtar kırık olduğu için, Ketum Üstad anahtarın neye yaradığını bilmekle beraber, bunu kullanacak duruma henüz gelmiş değildir, zira kırık bir anahtarla hiçbir kapı açılamaz. Demek oluyor ki, bir sırrın mevcut olduğunu sadece bilmek, o sırra sahip olmak için yeterli değildir. Keza sırra sahip olmak, onu ifşa etmeye de kifayet etmez. Ketum Üstadın ağzının mühürlü olması işte bunu remzeder.

Şu halde kırık anahtar bir sınırdır ve bulunduğu yer bilinen sırra ulaşılmasını engellemektedir; derecenin işareti de bir sınırdır ve öğrenilen sırrın açıklanmasına mâni olmaktadır.

Bazı Ritüellere göre derecenin kelimesi olan ZİZON'un esasta ZİZA yani Ziya olduğunu ve İbranicede Işık, parlaklık anlamına geldiğini yukarıda belirtmiştim. ZİZA kelimesi tersten okununca AZİZ çıkar ve İbranicede kudretli, Arapçada kutsal, sevilen, çok değerli manasını ifade eder: gerçekten ışık saçan her şey hem kudretlidir, hem de kutsaldır, yani azizdir.

Bu derecenin öğretisi sembollerinde saklı ise de, bazı kavramlar üzerinde özellikle durmamız gerekmektedir.

Bir kere derece «görev» kavramını işlemekte ve yüksek derecelere ilk adımını atan masonun görevini belirgin hale getirmektedir. Bu görev çevresi ile ilgilenmek, yaşadığı mahalle, şehir, ülke ve kıt'anın, hatta bütün dünyanın sosyal problemlerini öğrenmek ve bunları çözmeye çalışmak mecburiyetini kapsamına alır. Yüksek dereceler masona yeni bir takım görevler yüklemektedir ve bunların başında da kendi içine kapanmakla, sadece kendisini düzeltmekle, kendi kusurlarını tashih etmekle yetinmemek, çevresindekilerin refah ve saadeti için, onların felâket ve ıztıraplarını hafifletmek için, gördüğü adaletsizlikleri, zulümleri, haksızlıkları bertaraf etmek için mücadele etmek gelmektedir.

Bu görevi yerine getirmek zorunda olan mason, bunda başarılı olmayacağını bilse bile, yine görevini yapacaktır: görev, bir karşılık beklemeksizin yerine getirilirse kutsaldır. Aksi halde, basit bir menfaat hesabından ibaret kalır. Nitekim derecenin ritüelinde «Bir işe başlamak için ümit etmeye, sebat etmek için başarılı olmaya ihtiyaç yoktur» denilmektedir. Hiram ölümü pahasına görevini yerine getirmekten geri kalmamıştır.

Bundan başka bu derecede mason, kaybolan kelimeyi de aramaya koyulur, gerçekten ritüelde geçen şu konuşma, Ketum Üstadın bu görevini de açıklamaktır:

Soru : Seyahatleriniz sırasında ne aradınız?

Cevap : Hakikati ve Kaybolmuş Kelimeyi.

Soru : Bu sözler neyi ifade eder?

Cevap : Hakikat, gözlerini açmak ve kenidisini mutlaka oraya götürecek olan büyük görev yoluna bakmak isteyen herkesin bulabileceği ışıktır. Kaybolmuş kelime de eski inisyelerce bilinen tamamlanmış görevi tanımaktır.

Bu kaybolmuş kelimenin anlamı nedir? Hatırlanacağı veçhile, Hiram öldürülünce, Hiram'ın zor karşısında üstad kelimesini açıklamış olmasından endişe eden Kral Süleyman, naaşın bulunması üzerine söylenecek ilk kelimenin bundan böyle üstad kelimesi olmasını kararlaştırmıştı. Şu halde önceki kelimenin kaybolmasının bir sakıncası kalmamış, bu kelime artık lüzumsuz olmuştur. Bu itibarla Ketum Üstad hangi kaybolmuş kelimeyi ve ne maksatla aramaktadır ve bu kelimeyi bulmanın faydası ne olacaktır?



Bütün bu soruların cevabını bulmak pek zordur. Şahsî tefsirimize göre bu suallere şu şekilde cevap verilebileceği kanaatindeyiz.

Üçüncü derecede Hiram dirilmiş, böylece masona ölüm karşısında ümitsizliğe kapılmaması, yaslara bürünmemesi, mücadeleyi yarıda bırakmaması, hayatın durmadan yenilendiğine, Hiram'ın yerine gelecek olanların yarıda kalan Mabedi tamamlayacaklarına inanması telkin olunmuştur. Hiram mükemmel insanı temsil eder. İsmini ikiye bölersek bu manayı daha iyi anlarız: Hi-Ram. «Hi» hem Allah hem de «canlı, yaşayan» demektir. «Ram» veya Arapça «Rahm», «yücelmiş, yükseklere çıkmış, yukarıda olan» anlamlarına gelir.

Şu halde, Hiram «yücelmiş canlı» veya «yüksek hayat» yahut «insanda tecelli eden Allah» manasını ifade eder. «Ab» arapça «Eb» yani «Baba», «Abi» ise «Babam» demektir. Bazen kullanılan «Abif» kelimesi ise hem anlamsızdır, hem de yanlıştır. Hiram, bu vasıfları itibariyle, bütün masonların ideallerindeki şahıstır, hepsinin babasıdır. Özellikle yüksek derecelere iykaaf edilen mason, bir Hiram olmayı, o suretle kardeşleri için örnek adam haline gelmeyi hedef bilmelidir. Ancak nasıl Hiram olunur? İşte kaybolan kelime Hiram'ın kendisidir. Ketum Üstada görev olarak araması emredilen kaybolmuş kelime, nasıl Hiram olunabileceğini öğrenmektir. Yüksek derecelere inisiye olan Kardeş, Hiram gibi olunca, yani o da «yücelmiş insan» ve «Masonların Babası» haline gelince, kaybolmuş kelimeyi o da bulacak, hidayete erecek ve pergelden gönyeye işte asıl o zaman geçmiş olacaktır.

Ancak bir mason ne zaman Hiram gibi olacak, ne yaparsa, nasıl davranırsa kaybolmuş kelimeyi bulduğunu anlayacaktır? Bu bir sırdır. Şimdilik, yani 4. derecede, masona kelimeyi aramaya nereden başlayacağı söylenmekle yetinilmektedir. Bu yer Mabedin eşiğinde bulunan Hiram'ın mezarıdır, yani Mabedin en kutsal yeridir. Bu derecede Mâbed masonun kendisini remzettiğine göre, masonun en kutsal yeri de kendi vicdanıdır. Şu halde dördüncü dereceye iykaaf edilen mason, işe kendi vicdanından başlamalı, kalbini temiz tutmalı, görevini karşılık beklemeden yapmalı, kardeşlerine örnek olmalıdır. Bu suretledir ki, günün birinde kendisinin de Hiram gibi olduğunu anlayacak, kelimeyi o da bulacaktır.

Ancak kelimeyi bulmak, hedefe varmış olmayı ifade etmek açısından yeterli değildir. Kelimeyi okumak ve manasını anlamak yani Hiram kadar bilgili, akıllı, cesur, fedakâr olmak, onun gibi görevine bağlı bulunmak da gereklidir. Asıl hedef işte budur. Fakat bu hedefe ne zaman varılabilecektir? Basit şekilde bütün yüksek dereceleri gördükten sonra kelimenin bulunabileceğini ve doğru bir şekilde okunabileceğini, yani hedefe ulaşılabileceğini söylemek mümkündür.

Bu kabul bir dereceye kadar doğrudur. Çünkü yüksek derecelerin ihtiva ettiği doktrinin tamamı ancak bu suretle öğrenilmiş olur. Yalnız bir hususu unutmamak icap eder. Bir masonun gerçek derecesi, kendisine tevcih olunan ve matrikülünde ve hüviyet varakasında yazılı bulunan derece değildir. Gerçek derece onun hak ettiği, fikren, manen ve ahlaken bilfiil eriştiği derecedir. Matrikülünde yazılı olan derece ne kadar yüksek olursa olsun, bu dereceyi hak etmemiş, fikren ve ahlaken yücelmemiş olan kimse, kelimeyi okumak ve anlamak şöyle dursun, onu bulduğunu dahi iddia edemez. Buna karşılık Hiram gibi yücelmiş bir Kardeş, kelimeyi bulmuş, okumuş ve manasını kavramış olduğu içindir ki, henüz yüksek derecelere iykaaf edilmemiş olsa dahi, en yüksek dereceyi esasen hak etmiştir. Şu halde Rit'in en yüksek derecesine iykaaf edinildiği zaman değil, buna gerçekten lâyik olunduğu, buna her bakımdan hak kazanıldığı zamandır ki hedefe varılacak, kaybolmuş kelime bulunmuş, okunmuş ve manası anlaşılmış olacaktır.

Hedefe ulaşmış olmanın bir anlamı daha vardır. Hiram öldükten sonra dirilmiş, yani ölümsüzlüğe erişmiştir. Üstad dokunuşu onun dirilmesini sağlamış, yani Hiram kendisinden sonra gelen Üstadların şahsında canlanmıştır. Şu halde hedefe varan, yani kelimeyi okumak suretiyle Hiram gibi olabilen Üstad Mason da ölümsüzlüğe kavuşacak, çünkü kendisinden sonra gelenlerin kendisini aynı suretle, yani Üstad dokunuşu ile yaşatacaklarını bilecektir.

O nasıl Hiram'ı aramış, bulmuş ve hatırasını anarak yaşatmışsa, kendisinden sonra gelenler de onu arayacak, bulacak ve hatırasını anarak yaşatacaktır. Her ne kadar Ketum Üstad kelimeyi aramak için yola çıkarken hedefe varacağını beklemez ve başarılı olmasa dahi aramasında devam ederse de, hedefe vardığı takdirde, ölümsüzlüğe de kavuşabileceğini bilecektir. Ketum Üstad bu yolun yolcusudur, iykaaf sırasında yaptığı sembolik seyahatler onun yolunu aydınlatacak, kırık anahtar günün bilinde tamamlanacak ve kelimeyi bulup okuduğu zaman ZİZA kelimesi ve Z harfi ile sembolize edilen büyük bir ziyanın içinde parıldadığını görecek ve aynı ânda da en yüksek dereceye eriştiğini, Hiram gibi yüceldiğini, kendisinin de bir aziz olduğunu, yani kelimeyi bulup okumayı başardığını anlayacaktır. Böylelikle En aziz kişi Ustad ünvanını almış olacaktır...

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-05-18, 08:51 #43
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C:masonların türkiye'de ki locaları


Nur Muhterem Locası



Loca No: 13
Vadisi: İzmir
Matrikül Sayısı: 376
Üye Sayısı: 76
Locanın Kuruluş Tarihi: 6 Şubat 1951


LOCANIN İLK VE 2004 YILI GÖREVLİLERİ

İLK GÖREVLİLER

ÜSTADI MUHTEREM: Kemal Şakir ALANBAY
BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM:
1.NAZIR: Lütfi Sabri SERİNKEN
2.NAZIR: Hakkı TÜREGÜN
SEKRETER: İhsan ÖZGEN
HATİP: Avni KARABECE
HAZİNE EMİNİ: Kemal Ali ŞAYLANSOL
HASENAT EMİNİ: Abdullah Naci HORTAÇSU
MUHAKKİK: Sedat ABUT
1.TÖREN ÜSTADI: Feyyaz SAVUT
2.TÖREN ÜSTADI:
KUTSAL KİTAP EMİNİ:
SANCAKTAR:
KORUYUCU: Hamza RÜSTEM

2004 YILI GÖREVLİLERİ

ÜSTADI MUHTEREM: Atilla ÜZEL
BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM: Atilla KÖKSAL
1.NAZIR: Fatih TOPSAKAL
2.NAZIR: Aziz PEKER
SEKRETER: Bilal UYAN
HATİP: Suat ŞEHİRLİOĞLU
HAZİNE EMİNİ: Kemal GÜRSULAR
HASENAT EMİNİ: Mehmet ÇAYLI
MUHAKKİK: Benen SAVAŞ
1.TÖREN ÜSTADI: Turgay ANLATIR
2.TÖREN ÜSTADI: Ahmet KÖKNAR
KUTSAL KİTAP EMİNİ: Baran İLTER
SANCAKTAR: Hakan YETİMALAR
KORUYUCU: Serdar DİNÇ



LOCANIN KURUCU ÜYELERİ VE MENSUP OLDUKLARI ESKİ LOCALAR

Mahmut YALAY: İZMİR Muhterem Locası
Abdullah Naci HORTAÇSU: İZMİR Muhterem Locası
İhsan ÖZGEN: İZMİR Muhterem Locası
Muzaffer URAS: İZMİR Muhterem Locası
Avni KARABEÇE: İZMİR Muhterem Locası
Cahit TÜNER: İZMİR Muhterem Locası
Hamdi Nüzhet ÇANÇAR: İZMİR Muhterem Locası
Lütfi Sabri SERİNKEN: İZMİR Muhterem Locası
Feyyaz SAVUT: İZMİR Muhterem Locası
Hakkı TÜREGÜN: İZMİR Muhterem Locası
Kemal Şakir ALANBAY: İZMİR Muhterem Locası
Kemal Ali ŞAHLANSOY: İZMİR Muhterem Locası
Bedri GÜNDOL: İZMİR Muhterem Locası
Hamza RÜSTEM: İZMİR Muhterem Locası
Nesim ZİBİL: İZMİR Muhterem Locası
Mustafa SAKARYA: İZMİR Muhterem Locası
Halit ARPAÇ: İZMİR Muhterem Locası

KURULUŞUNDAN İTİBAREN LOCANIN GÖREV YAPMIŞ ÜSTADI MUHTEREMLERİ

Kemal Şakir ALANBAY: 1951
Muzaffer URAS: 1952
Abdullah Naci HORTAÇSU: 1953, 1956
Mahmut YALAY: 1954-1955
Ahmet AKDAMAR: 1957-1958
Muaffak İYİMEN: 1959
Cahit TÜNER: 1960
Ahmet AKDAMAR: 1961-1962
Mesut İÇRE: 1963
Avni KARABEÇE: 1964
Can KIRAÇ: 1965-1966
Sedat ÖZKAVALCIOĞLU: 1967-1968
Kamil ERGİN: 1969
Turgay KARABEÇE: 1970
Fikri ANLI: 1971
Süreyya AKALIN: 1972-1973
Salih HORTAÇSU: 1974-1975
Sedat ÖZKAVALCIOĞLU: 1976-1977
Salih HORTAÇSU: 1978
Yılmaz ÜNGÖR: 1979-1980
Önder KAYIN: 1981-1982
Ahmet TAYTANLI: 1983-1984
Necdet ERGEZEN: 1985-1986
Ayhan KARASAN: 1987-1988
Hüseyin Dilek AKARLI: 1989-1990
Şadi DEMÎRMEN: 1991-1992
Cahit BOYAR: 1993-1994
Çınar ATAY: 1995-1996
Ali ÖKTEM: 1997-1998
Tuncay ÜNGÖR: 1999-2000
Atilla KÖKSAL: 2001-2003
Atilla ÜZEL: 2003-



NUR MUHTEREM LOCASININ KISA TARİHÇESİ

Yabancı kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, İzmir'de ilk Mason Locası 1738'de açılmış olmasına rağmen, bu locada sadece yabancıların bulunduğu saptanmıştır. 1748'de I. Mahmut'un Masonluğu yasaklayan fermanı yayınlanmıştır. 1760'lı yıllarda İstanbul, İzmir ve Selanik'te 3 loca açılmış olmasına rağmen İzmir'deki loca çalışmaları düzenli olarak yürümemiştir. 1819'da Grand Orient de France'a düzenli olabilmek için başvurulmuş, ancak 26 Şubat 1824 tarihindeki ikinci başvuru sonucu izin alınabilmiştir.[ALINTI]

1857 yılında İzmir'de Grand Lodge Of Turkey kurulmuştur. Gayrı muntazam olan bu loca 1860 yılında kapanmıştır. 1860 yılından itibaren Meşrutiyetin ilanına kadar yabancı obediyanslara tabi birçok loca İzmir'de faaliyette bulunmuştur. 1909'da Maşrık-ı Osmani'nin kurulmasından sonra 21 Nisan 1909'da İzmir'de HOMERE Locası kurulmuştur. Ancak 1914 harbi ile birlikte localar ya kapanmış ya da süresiz tatile girmişlerdir.

Maşrık-ı Azam'a bağlı olarak İzmir'de kurulan ilk loca, 22 Haziran 1918 tarih ve 38 patent numarası ile GÜNEŞ Muhterem Locası olmuştur. İzmir'de daha sonra kurulacak tüm localar bu locadan doğmuştur. NUR Muhterem Locası kurucularından ve ilk Üstadı Muhteremi Muhterem Kemal Şakir ALANBAY Kardeşte 7 Şubat 1926'da bu locada tekris olmuştur.

1935 - 1948 uyku dönemini takiben, 10 Şubat 1948'de Hamza RÜSTEM Kardeşin fotoğrafhanesinin üst katında bir oda tahsisi ile toplanan kardeşler 1 Haziran 1948 Salı günü görevlileri seçerek, 12 Ocak 1949'da 4 numaralı patent numarasına sahip İZMİR Muhterem Locasını kurmuşlardır.

İZMİR Muhterem Locasının matrikül sayısı 1950'li yılların sonunda 95 olunca bina yetmez olmuş, eski adı Şükrü Saraçoğlu olan Halit Ziya Bulvarı'nda Lem'i YAYGER'e ait binanın üst katı yeni lokal binası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak 1955 yılında bu lokalin de yetersiz kalması sebebiyle yeni bir loca doğması düşünülmüştür. NUR Locası Kurucu Üyeleri NAR isimli bir loca kurulması için geçici olarak Kemal Şakir ALANBAY Kardeşimizi Üstadı Muhteremliğe seçmişler ve 5 Ekim 1950 tarihinde Türkiye Yüksek Şurasına başvurmuşlardır. 12 Aralık 1950 tarihli Yüksek Şura cevabında NAR isimli bir loca tahsisine izin verilmiştir. Ancak Bursa'da NAR isimli bir locanın çalışmakta olduğunun anlaşılması üzerine kurucu üstadlar tarafından 16 Aralık 1950 tarihinde Yüksek Şura'ya yazılı müracaatta bulunarak NAR ismi NUR olarak değiştirilmiştir. 26 Aralık 1950 tarihinde Yüksek Şura tarafından üzerinde kurucuların isimleri olan Tesis Beratı gönderilmiştir. Muhterem Locamız, Yüksek Şura tarafından kurulan son loca olmuştur. NUR Muhterem Locasının kuruluş tarihi 6 Şubat 1951 olarak kayıtlara geçmiştir.

Büyük Üstad Mim Kemal ÖKE Kardeş, İs'ad Törenini bizzat idare etmiştir. NUR Muhterem Locasının kuruluşu için İzmir'e gelen Büyük Üstat, gazetecilerle yapılan bir toplantıda tüm soruları cevaplandırmıştır. Lokal gazeteler haberi birinci sayfada ve büyük puntolarla vermişlerdir. 8 Şubat 1951 tarihli Yeni Asır Gazetesi birinci sayfasındaki haberde Mim Kemal ÖKE Kardeşimizin lokal içinde çekilmiş bir fotoğrafını yayınlamıştır.

1955 Haziranına kadar kullanılan Halit Ziya Bulvarı'ndaki 91 basamaklı lokal binasından, halen kullanılmakta olan ancak o zamanlar tek katlı ve tek mabetli olan lokal binasına geçilmiştir. Orada kullanılmış olan mefruşat şimdiki B mabedini süslemektedir.

Kuruluşumuzdan bugüne 33 Üstadı Muhterem döneminde 29 Kardeşimiz Üstadı Muhteremlik yapmıştır ve 1 Mart 2004 itibarı ile toplam 376 kardeşimiz matriküle kaydedilmiştir.


NUR MUHTEREM LOCASINDAN DOĞAN LOCALAR

ÜMİT Muhterem Locası: 1955
IŞIN Muhterem Locası: 1984
KORDON Muhterem Locası: 1992
NOKTA Muhterem Locası: 1996

Bu şekilde Nur locasını öğrenmiş olduk...

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-05-18, 08:59 #44
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Barış Muhterem Locası



Merhabalar Arkadaşlar bugün Sizlere Barış Muhterem Locasını Alıntılar eşliğinde Aktaracağım...

Loca No: 21
Vadisi: Ankara
Matrikül Sayısı: 254
Üye Sayısı: 97
Locanın Kuruluş Tarihi: 25 Aralık 1954


LOCANIN İLK VE 2004 YILI GÖREVLİLERİ

İLK GÖREVLİLER


ÜSTADI MUHTEREM: Şerif ÖNAY
BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM:
1.NAZIR: Macit SELEM
2.NAZIR: Muhittin TOKÖZ
SEKRETER: Ömer Sıtkı ERDİ
HATİP: Bülent OSMA
HAZİNE EMİNİ: Necmi ERDİ
HASENAT EMİNİ: Rafael BARUH
MUHAKKİK: Fuat TÜRKAY
1.TÖREN ÜSTADI: Halil Bedii YÖNETKEN
2.TÖREN ÜSTADI:
KUTSAL KİTAP EMİNİ:
SANCAKTAR:
KORUYUCU: Gaston NAHUM

2004 YILI GÖREVLİLERİ

ÜSTADI MUHTEREM: Erhan BAKIR
BİR ÖNCEKİ ÜSTADI MUHTEREM: Ahmet Behçet TONAK
1.NAZIR: Ethem ATINÇ
2.NAZIR: İ.Semih KESKİL
SEKRETER: Fahrettin KÜRKLÜ
HATİP: Faruk GÜNUĞUR
HAZİNE EMİNİ: A.Taner ŞERBETÇİOĞLU
HASENAT EMİNİ: Emin Ertuğrul ŞENER
MUHAKKİK: Murat ATAK
1.TÖREN ÜSTADI: Taner İBRİŞİM
2.TÖREN ÜSTADI: Yusuf Murat ERTEN
KUTSAL KİTAP EMİNİ: Şakir Şinasi ŞANSAL
SANCAKTAR: Vedat ERTÜZÜN
KORUYUCU: O.Samim KALAYCIOĞLU



LOCANIN KURUCU ÜYELERİ VE MENSUP OLDUKLARI ESKİ LOCALAR

Rasim ADASAL: İNANIŞ Muhterem Locası
Suat BERİKER: DOĞUŞ Muhterem Locası
Fikret ÇELTİKÇİ: BİLGİ Muhterem Locası
Rafael BARUH: UYANIŞ Muhterem Locası
Ömer Sıtkı ERDİ: YÜKSELİŞ Muhterem Locası
Necmi ERDİ: DOĞUŞ Muhterem Locası
Gaston NAHUM:
Şerif ÖNAY: İNANIŞ Muhterem Locası
Macit SELEM: İNANIŞ Muhterem Locası
Muhittin TOKÖZ:
Halil Bediî YÖNETKEN: YÜKSELİŞ Muhterem Locası
Bülent OSMA: UYANIŞ Muhterem Locası
Fuat TÜRKAY: YÜKSELİŞ Muhterem Locası
Ahmet DALLI: DOĞUŞ Muhterem Locası


KURULUŞUNDAN İTİBAREN LOCANIN GÖREV YAPMIŞ ÜSTADI MUHTEREMLERİ

Şerif ÖNAY: 1954-1956
Fikret ÇELTİKÇİ: 1957-1958
Melih TOKAY: 1959, 1962-1963, 1970
Yusuf TEZMEN: 1960, 1965-1966
Rahmi ZALLAK: 1964
Mazlum ÖĞET: 1968
Mümtaz KÜLÜNK: 1971-1973, 1975, 1978-1979
Hüsnü ÖNGEN: 1974
Mustafa GÜRSEL: 1976-1977
Pol BERO: 1980-1981
Mehmet AYAN: 1982-1984, 1987-1988
Burhan APAYDIN: 1985-1986
Necdet AÇANAL: 1989-1990
Osman Işık NAZİKİOĞLU: 1991-1992
Ercan TURA: 1993-1994
Demiray GÜNGÖR: 1995-1996
Haluk ÖNEN: 1997-1998
Tarık PEKEL: 1999-2000
Ahmet Behçet TONAK: 2001-2002
Erhan BAKIR: 2003-


BARIŞ MUHTEREM LOCASININ KISA TARİHÇESİ

Mason Derneği'nin 5 Şubat 1948 de uyandırılışına müteakip, 11 Ocak 1949'dan itibaren Ankara'da çalışmaya başlayan Locaların altıncısı 021 patent numaralı BARIŞ Muhterem Locasıdır. O günkü masonik hiyerarşiye göre, kuruluş başvurusu, Süprem Konsey'e bağlı Ankara Ünitesi'ne, kuruculardan Macit SELEM ve Şerif ÖNAY Biraderlerin imzası ile yapılmıştır.

21 Eylül 1954 günü toplanarak, Ankara Vadisinde «Skoç Tariki Kadim ve Makbulü Ritine» uygun çalışmak üzere kurulan, BARIŞ isimli yeni bir mahfil'in kurucuları: Rasim ADASAL, Rafael BARUH, Suat BERİKER, Fikret ÇELTİKÇİ, Ahmet DALLI, Necmi ERDİ, Ömer Sıtkı ERDİ, Gaston NAHUM, Bülent OSMA, Şerif ÖNAY, Macit SELEM, Muhittin TOKÖZ, Fuat TÜRKAY ve Halil Bediî YÖNETKEN Kardeşlerdir.

Süprem Konsey'e yapılan başvuru üzerine, Ankara Ünitesi Başkanı Osman Muhittin OMAY ve Umumi Katip Galip MENTEŞE Kardeş imzalı tesis beratı 25 Aralık 1954 tarihinde verilmiştir. O gün yapılan tesis ile de BARIŞ Muhterem Locası çalışmalarına başlamıştır. Tesis çalışmalarını Süprem Konsey Ankara Ünitesi Reisi Osman Muhittin OMAY Birader yönetmiştir. Kemalettin APAK Üstad, Yüksek Şura adına katılmış ve Grand Suveran Prof. M. Kemal ÖKE Kardeşin başarı dileyen mektubu okunmuştur.[ALINTI]

6 Ocak 1955 tarihinde yapılan Loca Görevlileri seçiminde ise Üstadı Muhterem Şerif OMAY, I. Nazır Macit SELEM, II. Nazır Fuat TÜRKAY, Hatip Bülent OSMA, Katip Ö.Sıtkı ERDİ, Muhakkik Rafael BARUH, Hazine Emini Necmi ERDİ, Hasenat Emini Gaston NAHUM, Teşrifatçı Rasim ADASAL, Koruyucu H. Bedii YÖNETKEN, Bayrak-Ziyafetçi Suat BERİKER Kardeşler görevlendirilmişlerdir. BARIŞ Muhterem Locası başlangıçta Fransızca konuşulmak arzusuyla kurulmuştur. Ancak, gerek Fransızca Ritüellerin temini, gerekse, Süprem Konsey'in izninin alınmasındaki gecikmeler nedeni ile ilk toplantılar Türkçe yapılmıştır. İlk Fransızca deneme oturumu, yalnız açılış-kapanış yapılarak, 17 Mart 1955 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra, 25 Mayıs 1955 tarihli oturumdan itibaren de Fransızca çalışmaya geçilip, tersimatlar da Fransızca yazılmıştır. Fakat, Fransız diline karşı azalan ilgi, azınlık ve yabancı uyruklu Fransızca bilen Kardeşlerin azalması üzerine 01 Aralık 1980 tarihli oturumda dört kardeşin verdiği önerge kabul edilerek Türkçe konuşulmaya geçilmiştir. İç Tüzük gereği, her yıl bir oturum yine Fransızca yapılabilmektedir.

Bu yıl 50. kuruluş yılını kutlamakta olan BARIŞ Muhterem Locası her ayın 1. ve 3. Pazartesi günleri hakikatin aranmasına katkıda bulunmak üzere düzenli olarak çalışmaktadır.

Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-05-18, 09:01 #45
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Agap Ritüeli

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Agap Ritüelini alıntılar eşliğinde anlatacağım...

(Her Locaya kendi görevlilerinin isadından ya kendi kuruluş yıl dönümü celsesinden veya bir tekristen sonra, Loca adına ve senede bir defaya mahsus olmak üzere, «Resmî bir Agap» verebilir. Agapa katılan ve katılmayan bütün Loca kardeşleri masrafa, eşit nisbette iştirak ederler. Bu agaplarda kırmızı şaraptan başka içki içilmez* )

(Agap'la neticelenecek olan çalışma bittikten sonra, Mabed'ten ayrılan kardeşleri, ziyaret salonunun önünde, o Locanın I. Tören Üstadı ile Ziyafet Memuru karşılar.

(Agap'ta, Loca Görevlileri kordon ve önlüklerini muhafaza ederler. At nalı şeklinde tertiplenen sofranın orta kısmı Doğuyu temsil eder. Büyük Üstad, Önceki Büyük Üstad, Eski Büyük Üstadlar, Büyük Üstad Kaymakamı ve Temsilcileri ile Büyük Görevliler Üstadı Muhteremin sağında, Önceki Üstadı Mühterem ile Büyük Müfettiş solunda yer alırlar. Loca tarafından ikramda bulunulmak istenen kardeşlere, protokol gereğince yer verilir.)

(Nazırlar at nalının iki ucunda; Hatip ve Sekreter Doğunun dış kenarlarının başında; Hasenat Emini masanın iç tarafında Hatip'in karşısında; Hazine Emini masanın iç tarafına Sekreterin karşısında; Muhakkik ve I.Tören Üstadı masanın iç tarafında ortalarında; Kutsal Kitap Emini masanın iç tarafında I.Nazır'ın yanında; Koruyucu ise masanın iç tarafında, II.Nazır'ın yanında yer alırlar.)

(Resmî Agap, Mabed'teki çalışmanın devamı olduğu için her kardeş, oturacağı yerde ayakta bekler, ancak Üstadı Muhteremin işareti üzerine yerine oturur; davet vaki olmadan yemeğe başlamaz.)

(Agap'ın resmî safhası bitene kadar, kardeşlerin hiç konuşmamaları gerekir. Temennilerde herkes ayağa kalkar)

(Üstadı Muhteremin daveti üzerine herkes yerine oturduktan sonra)

ÜSTADI MUHTEREM: (ÇEKİÇ VURUŞU) Kardeşlerim, Agap başlamıştır.

(Tercihan birinci yemek bittikten sonra)

ÜSTADI MUHTEREM: (ÇEKİÇ VURUŞU) Kardeşlerim, temenniler için hazır olunuz.

(Bu esnada, hizmet edenler dışarı çıkarılır ve kapılar kapatılır)

TEMENNİLER

1 - Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti ve Muhterem Devlet Başkanı şerefine. İçelim.

(Kardeşler, sessizce kadehlerini kaldırarak içerler)

2 - Büyük Loca ve Büyük Üstad ile Ailesi şerefine. İçelim.

(Kardeşler, sessizce kadehlerini kaldırarak içerler)

3 - Yeryüzünde yaşayan bütün Mason Kardeşlerimizin şerefine. İçelim.

(Kardeşler, sessizce kadehlerini kaldırarak içerler)

4 - Kalplerimizde daima yaşayan ve yaşayacak olan, Ebedî Maşrıka göçmüş kardeşlerimizin aziz hatıralarını analım ve ızdırap içinde kıvranan insanların yardımına koşmak gerektiğini unutmayalım.

(Bu cümleden sonra kadeh kaldırılmaz)

(ÇEKİÇ VURUŞU) Oturalım kardeşlerim.

(Bir müddet sonra)

Söz, Hatip Kardeşimizindir.

(Hatip, zemin ve zamana uygun, beş altı dakikayı geçmeyen bir hitabede bulunur)

I.NAZIR: (ÇEKİÇ VURUŞU) Bir temennide bulunacağım. Üstadı Muhterem ve Ailesi şerefine. İçelim.

(Kardeşler bu temenni için de ayağa kalkarak sessizce kadehlerini kaldırır ve içerler)

ÜSTADI MUHTEREM: Kardeşlerim, Agapın ritüelik kısmı bitmiştir. I. ve II. Nazır kardeşlerim, sözün serbest olduğunu ilân ediniz.

(II.Tören Üstadı görevlilerin çekiç, kordon ve önlüklerini teslim alarak, derhal yerine götürür ve döner. Üstadı Muhterem dilediği kardeşleri konuşmaya davet eder. Kardeşler, yemeğin bu kısmında ve konuşmalarında, Masonik seviyeyi muhafaza etmeye bilhassa dikkat ederler. Bu itibarla, ritüelik kısım bittikten sonra dahi, kırmızı şaraptan başka içki içilmez; karşıdan karşıya konuşulmaz; açık saçık fıkralar söylenmez)


Dipnotlar:

(*) Aslında, tuz ve ekmeğin paylaşılmasından ibaret olan ve mecburîlik niteliği taşımayan bu Agap'lar, kardeşlerin kendi aralarında her zaman verebilecekleri ziyafet ve yemeklerden farklı olarak, "resmî" niteliğe sahiptirler. AGAP RİTÜELİ'nin uygulanmadığı ziyafet ve yemeklerde, temennîlerde bulunulmaz ve masrafa yalnız hazır bulunan kardeşler katılırlar.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla..
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-05-18, 07:48 #46
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Locaların Yönetimi

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Masonların Loca yönetimi hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde sunacağım...

Madde 72 - Loca Görevlileri

(1) Locanın, kendi üyeleri arasından belirlenen 16 görevlisi vardır:

1. Üstad-ı Muhterem
2. Bir Önceki Üstad-ı Muhterem
3. Birinci Nazır
4. İkinci Nazır
5. Sekreter
6. Hatip
7. Hazine Emini
8. Hasenat Emini
9. Muhakkik
10. Birinci Tören Üstadı
11. İkinci Tören Üstadı
12. Müzik Üstadı
13. Kutsal Kitaplar Emini
14. Sancaktar
15. Koruyucu
16. Gözcü

(2) Üstad-ı Muhterem, Bir Önceki Üstad-ı Muhterem, Birinci Nazır, İkinci Nazır, Sekreter, Hatip ve Hazine Emini Locanın envarıdır.

(3) İki farklı görev bir Kardeşin üzerinde toplanamaz.

Madde 73 - Görevlilerin Sorumlulukları

(1) Loca görevlileri, Locanın idaresinde Üstad-ı Muhtereme yardım etmekle yükümlüdürler. Ritüellerde ve bu tüzükte yazılı görevleri yerine getirirler.

(2) Üstad-ı Muhterem, geçerli bir mazereti olmaksızın aralıksız üç veya görev dönemi içinde toplam beş Loca çalışmasına katılmayan görevlinin görevinin sona erdiğini ilan edebilir.

Madde 74 - Üstad-ı Muhterem

(1) Üstad-ı Muhterem, Locanın başkanı, yetkili tek temsilcisi, Loca komisyon ve komitelerinin tabii başkanıdır. Görevlileri uyarmak ve eleştirmek hakkı yalnız ona aittir. Tüm görevliler Üstadı Muhteremin yönetiminde ve denetiminde görev yaparlar.

(2) Yetki, görev ve sorumlulukları şunlardır:

1. Görev süresi boyunca Locanın Beratını emniyet altında bulundurmak;

2. Locayı toplantıya çağırmak; gündemi tespit etmek ve Loca Kardeşlerine davetiye gönderilmesini Sekreter aracılığı ile sağlamak;

3. Locanın çalışma, eğitim ve öğretim programını düzenleyip uygulamak;

4. Çalışmaları gelenek, yasa ve ritüellere uygun olarak yönetmek;

5. Locada disiplini korumak; gerektiğinde bir Kardeşin sözünü kesmek ve toplantıdan çıkartmak;

6. Locada çalışma ahengin bozulması dolayısıyla çalışmaya devamı sakıncalı gördüğünde çalışmayı keserek toplantıyı törensiz tatil etmek; (Böyle bir halde Loca, başka bir Kardeşin başkanlığında çalışmaya devam edemez. Sonraki oturumda Üstad-ı Muhterem hazır değilse, 75 (1) ve 92 (3) Maddeleri hükümleri uygulanır.)

7. Genel olarak Masonluğu, özel olarak Locayı ilgilendiren konular üzerinde müzakere açmak, gerekirse karara bağlamak;

8. Büyük Üstat ve Büyük Sekreterden gelenlerin dışında, gerekli gördüğü levhaları çekiç altı etmek;

9. Gerekli gördüğünde Loca görevlilerine yardımcı atamak;

10. Toplantıya gelmemiş görevlilerin yerine o toplantı için Üstat derecesindeki bir başka görevli tayin etmek;

11. Locanın idari ve mali işlerini denetlemek; Büyük Sekreterlik ve Büyük Loca Hazinesi ile ilişkilerin düzenli yürümesini sağlamak;

12. Locaya, Nisan ayının ilk toplantısında hazine raporunu, her yılın sonunda (seçim yapılan yıllarda ise is'ad töreninden önceki bir toplantıda) yıllık çalışma raporunu sunmak;

13. Loca Kardeşlerinin kişisel durumları ile yakından ilgilenmek ve gerekli tedbirleri almak;

14. Ebedi Maşrıka intikal eden bir Loca Kardeşinin ailesini derhal ziyaret etmek; Büyük Locanın ölüm yardımını iletmek ve sonra da manevi desteğin sürdürülmesini sağlamak.

Madde 75 - Bir Önceki Üstad-ı Muhterem

(1) Bir Önceki Üstad-ı Muhterem, Locanın bir evvelki Üstad-ı Muhteremidir. Locada Üstad-ı Muhterem bulunmadığı zaman toplantıya başkanlık eder.

(2) Bir Önceki Üstad-ı Muhteremin toplantıda bulunmaması halinde bu görev, Üstad-ı Muhterem tarafından Önceki Üstad-ı Muhteremlerden birine verilir.

Madde 76 - Nazırlar

(1) Nazırlar, Locanın ve toplantıların yönetiminde Üstad-ı Muhteremin başta gelen yardımcılarıdır.

(2) Görev, yetki ve sorumlukları şunlardır:

1. Çalışma programının ve gündemin düzenlenip uygulanmasında Üstad-ı Muhtereme yardımcı olmak;
2. Sütunlarında düzen ve disiplini sağlamak, gerektiğinde Kardeşleri uyarmak;
3. Sütunlarından söz isteyenleri Üstad-ı Muhtereme bildirmek, söz almadan konuşanların sözünü kesmek.

Ayrıca, Birinci Nazır Kalfaların, İkinci Nazır Çırakların eğitiminden sorumludur.

Madde 77 - Sekreter

(1) Sekreter Locanın sekreterlik işlerini yürütür, kayıtlarını tutar.

(2) Görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:

1. Üstad-ı Muhteremin direktifi altında yazışmaları düzenlemek, arşiv ve dosyaları tutmak, gündem ve davetiyeleri yollamak;

2. Locanın bütün kararlarını; Locaya gelen ve oturumda okunmuş olan Büyük Üstat mesajları ile Büyük Sekreter levhalarının tarih, konu ve sayılarını; mazeretli Kardeşlerin isimlerini; dul kesesinde anılan Kardeşlerin isimlerini; bir evvelki tersimatta Loca kararı ile yapılmış değişiklikleri ihtiva edecek şekilde tersimatı yazmak.

3. Loca kararı ile kabul edilmiş tersimatı ve Büyük Sekretere yazılan levhaları, Üstad-ı Muhterem ile birlikte imza etmek.

4. Her Loca Kardeşine ait, Büyük Sekreter tarafından saptanmış matbu forma uygun şekilde Loca matrikülünü tutmak.

5. Devam cetvelini hazırlamak ve Kardeşler tarafından imzalanmasını sağlamak.

Madde 78 - Hatip

(1) Hatip, Büyük Locanın gelenek, yasa ve kuralları ile Loca iç tüzüğünün uygulamasında ve muhafazasında Üstad-ı Muhteremin yardımcısıdır.

(2) Görev, yetki ve sorumlukları şunlardır:

a) Ritüelin gerektirdiği ve Üstad-ı Muhteremin uygun gördüğü konuşmaları yapmak;
b) Üstad-ı Muhterem istediğinde Locaya, Büyük Locanın yasaları hakkında bilgi vermek;
c) Locanın fikri çalışmalarının tanzimi ve çalışmaların istikametini göstermek üzere Üstadı Muhtereme yardımcı olmak; Locanın eğitim planını hazırlamak; gerek fikri çalışmalar ve gerekse eğitim planı ile ilgili çalışmaları, her dönem başında Üstad-ı Muhtereme bir rapor halinde sunmak.

Madde 79 - Hazine Emini

Hazine Emini, Locanın mali işler görevlisidir. Dernek tüzük ve yönetmeliklerinin ödentilerle ilgili hükümlerinin yerine getirilmesinde Büyük Loca Hazinesine, Üstad-ı Muhteremin nezaretinde olmak üzere, aşağıda sıralandığı şekilde yardımcı olmakla yükümlüdür:

a) Aidat ile diğer ödentilerin Büyük Loca adına toplanmasını ve Vadi muhasebesine yatırılmasını sağlamak.
b) Alındı belgelerini yetkiliye imzalattırarak Locanın müteakip toplantısında ilgililere vermek.
c) Üstad-ı Muhteremin yönetim ve denetiminde, Loca Kardeşlerinin ve Locanın mali intizamını sağlamak.
d) Nisan ayında Locaya sunulacak hazine raporunu, 31 Mart itibarıyla hazırlamış olmak. (Bu raporda, Kardeşlerden Büyük Loca adına yapılan tahsilat ile Büyük Loca Hazinesine yapılan ödeme belirtilir.)
e) Üstad-ı Muhteremin mali konularla ilgili diğer emirlerini yerine getirmek.

Madde 80 - Hasenat Emini

Hasenat Emini, Locanın hasenatından sorumludur. Ayrıca, hasta ve ihtiyaç halindeki Loca Kardeşleri ile Ebedi Maşrıka intikal etmiş Kardeşlerin ailelerinin durumlarını takip etmekle yükümlüdür.

Madde 81 - Muhakkik

(1) Muhakkik, tekris ve terfi törenlerinin düzgün ve anlamlı yapılmasından, derece bilgilerinin doğru verilmesinden sorumludur.

(2) Ayrıca görevleri şunlardır:

1. Locaya gelen yabancıları sınamak;
2. Tefekkür hücresini hazırlamak.

Madde 82 - Birinci Tören Üstadı

(1) Birinci Tören Üstadı, Locayı toplantı ve törenlere hazırlamak, törenlerin düzenli geçmesini sağlamak, ziyaretçileri karşılamak ve Locaya tanıtmakla görevlidir.

(2) Ayrıca, görev ve sorumlulukları şunlardır:

1. Görevlileri hazırlamak;
2. Sütunlardaki oturma düzenin sağlamak ve Kardeşlerin kıyafetlerini kontrol etmek;
3. Devam cetvelini Kardeşlere imzalatmak;
4. Ziyaretçileri ve tanıtılacak Kardeşleri tespit ederek Üstad-ı Muhtereme bildirmek;
5. Seçimlerde oy pusulalarını dağıtmak ve toplamak;
6. Tersimatı imza ettirmek;
7. Skrüten kutusunu dolaştırmak;
8. Teklif Kesesini dolaştırmak;

Madde 83 - İkinci Tören Üstadı

İkinci Tören Üstadının görev ve sorumlulukları şunlardır:

1. Mabedin hazırlanmasını sağlamak;
2. Görevlilerin ve oturuma katılan bütün Kardeşlerin çalışma sırasında takmaları gereken kordon, eşarp ve önlükleri kendilerine verip çalışma bittikten sonra toplamak;
3. Birinci Tören Üstadına törenlerde yardımcı olmak

Madde 84 - Müzik Üstadı

Müzik Üstadı, Locada müzik ve ışıkları yönetmekle görevlidir.

Madde 85 - Kutsal Kitaplar Emini

Kutsal Kitaplar Emini, Masonluğun üç büyük sembolik nurunun koruyucusudur.

Madde 86 - Sancaktar

Sancaktar, Locanın sancağını korumak ve taşımakla görevlidir. Ayrıca, Büyük Üstadın katılacağı toplantılarda Büyük Loca sancağının hazır bulunmasını sağlamakla sorumludur.[ALINTI]

Madde 87 - Koruyucu

Koruyucu, Locanın iç güvenliğinden sorumludur.

Madde 88 - Gözcü

Gözcü, Locanın dış güvenliğinden sorumludur.

Madde 89 - Locada Görev Dönemi

(1) Loca, görevlilerini iki yılda bir ve sonu tek rakamlı yılların Kasım ayında yapacağı ilk olağan toplantısında seçer. Seçim sonuçları, seçim tarihini takiben en geç bir hafta içinde Büyük Sekretere bildirilir. Seçim sonuçları ile birlikte seçilenlerin son 12 ay içindeki devam durumları da gönderilir. Seçimde uygunsuzluk görülmediği takdirde, Büyük Sekreter Locaya Büyük Üstadın tasvip levhasını gönderir. Seçimde bir uygunsuzluk görülmüş ise, seçim Büyük Üstat kararı ile yenilenir.

(2) Loca görevlileri, tasvip levhasının alınmasını müteakip, Aralık ayı içinde İs'ad Ritüeline uygun olarak is'ad edilirler. Arka arkaya ikinci defa seçilen Üstad-ı Muhterem ya da görevlinin is'adı yapılmaz, yalnız yemin ederler. Evvelce Üstad-ı Muhteremlik yapmış bir kardeş, aradan bir dönem geçtikten sonra, yeniden Üstad-ı
Muhteremliğe seçilirse, İs'ad Ritüelinin kısaltılmış şekli uygulanır. Hiçbir görevli is'ad edilmeden önce göreve başlayamaz.

(3) Aralık ayındaki is'addan iki yıl sonraki Aralık ayındaki is'ada kadar geçen süre bir dönemdir. Bir görevin yapılmış sayılması için, görevin bir dönem boyunca kesintisiz olarak 24 ay sürdürülmüş olması gerekir. Boşalan bir görevi 92. Madde uyarınca tamamlayan kardeşler için bu süre 12 aydır. Aynı şekilde, yeni kurulan Localarda bu süre 12 aydır.

(4) Üstad-ı Muhterem, aralıksız iki dönem görev yaptıktan sonra, bir dönem ara vermeden aynı göreve seçilemez.

Madde 90 - Göreve Getirilme Şartları:

(1) Locada bir göreve getirilmek için, seçimin yapıldığı tarihte,

1. Üstat olmak;
2. Locanın bir yılını doldurmuş üyesi olmak (bir yılını doldurmamış Locada bu şart aranmaz);
3. Locanın son 12 ay içindeki toplantılarının en az yarısına katılmış olmak;
4. Büyük Loca Hazinesine borçlu olmamak (Ocak, Şubat ve Mart ayında yapılacak seçimlerde bu şart aranmaz)
5. Hakkında disiplin müeyyidesi uygulanmamış olmak gerekir.

(2) Bu şartlara ilaveten, Üstad-ı Muhterem seçilebilmek için,

1. Seçim toplantısında en az yedi yıldan beri Üstat derecesinde olmak;
2. En az bir dönem Nazırlık yapmış olmak;

(3) Nazır seçilebilmek için,

1. Seçim toplantısında en az beş yıldan beri Üstat derecesinde olmak;
2. Loca envarını oluşturan görevlerden birini en az bir dönem boyunca yapmış olmak;

(4) Sekreter, Hazine Emini veya Hatip seçilebilmek için 72. Maddede sayılan görevlerden birini (Gözcü hariç) en az bir dönem boyunca yapmış olmak gerekir.

Madde 91 - Seçimde Usul, Sıra ve Şekil

(1) Locada seçim Üstat derecesi toplantısında yapılır. Seçimin yapılabilmesi için toplantı gündemine alınması ve Locanın bütün Üstat Kardeşlerine davetiye gönderilmesi gerekir.

(2) Seçimde oy kullanabilmek için,

1. Locanın üyesi olmak;
2. Büyük Loca Hazinesine borçlu olmamak (Ocak, Şubat ve Mart ayında yapılacak seçimlerde bu şart aranmaz) gerekir.

(3) Seçim aşağıdaki sıra ve şekle göre yapılır:

1. Üstad-ı Muhterem adaylar arasından gizli oyla seçilir.
2. Büyük Loca delegesi adaylar arasından gizli oyla seçilir..
3. Birinci Nazır ve İkinci Nazır adaylar arasından gizli oyla ve ayrı ayrı seçilirler.
4. Sekreter ve Hazine Emini yeni seçilen Üstad-ı Muhteremin göstereceği adaylar arasından gizli oyla seçilir.
5. Hatip adaylar arasından gizli oyla seçilir.
6. Diğer görevliler, 72. Maddedeki sırayla ve açık oyla seçilirler. Birden fazla aday varsa, gizli oya başvurulur.
7. Gözcü seçilmez. Her toplantıda Üstad-ı Muhterem tarafından atanır.

(4) Sekreter ve Hazine Emini görevleri hariç, her Kardeş, seçilme şartlarını taşıyan bir Kardeşi aday gösterebilir; seçilme şartlarını taşıyan Kardeşler kendileri de aday olabilirler. Yeni seçilen Üstad-ı Muhteremin aday göstermede önceliği vardır.

(5) Herhangi bir göreve seçilmek için oyların yarıdan fazlasını almak gerekir. Aday olmayanlara verilen oylar ile boş oylar geçersiz sayılır. Göreve seçilmek için gereken oy sayısı, geçersiz oy sayısı kadar Loca Kardeşi toplantıya katılmamış addedilerek hesaplanır. Gereken çoğunluk sağlanamazsa, oylama, en fazla oy alan üç aday arasında tekrarlanır. Gerekli çoğunluk bu sefer de sağlanamazsa, bu defa oylama en fazla oy alan iki aday arasında tekrarlanır.

Madde 92 - Görevin Boşalması

(1) Bir görevin boşalması halinde, Loca görevlilerinin seçimine altı ay veya daha fazla bir süre varsa, kalan süreyi tamamlamak üzere bu görev için seçim yapılır.

(2) Altı aydan daha az süre kalmışsa, yeni bir seçim yapılması veya görevin vekaleten yürütülmesi Üstad-ı Muhteremin takdirine bağlıdır.

(3) Üstad-ı Muhteremliğin boşalması halinde, olağan seçimlere dört aydan daha fazla zaman var ise kalan süreyi tamamlamak üzere bu görev için seçim yapılır. Aksi takdirde, görevi seçime kadar Bir Önceki Üstad-ı Muhterem üstlenir.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-05-18, 08:48 #47
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Isis - Osiris

Merhabalar Arkadaşlar bugün sizlere Bu 2 Mason sözcüğün ne anlama geldiğini alıntılar eşliğinde aktaracağım..

''D.H.Lawrence’in "Ölen Adam, adlı kitabından bir paragrafı da buraya aktararak konumuza girmeye başlıyorum.

"Ağır ağır girdi, kokulu bir yağ kandilinin aydınlattığı loş iç odaya geçti, kapıyı bir kere daha örttü, Tanrıçanın önünde yanan buhurluğa bir kere daha bir parça günlük attı, bir kere daha alacakaranlığın içinde düşünceye, Tanrıçanın düşlerine dalmak üzere, Tanrıçasının önüne oturdu.

İsis'ti bu. Ama Horus’un anası İsis değil. Yoksun kalmış İsis'ti bu. Arayış içindeki İsis. Boyalı mermerden tanrıça, yoksunluğun, arayışın yeğin acısında yüzünü kaldırmış, eteklerinin incecik yivli süsünün içinden bir bacağını ileriye atıyordu. Ölü Osiris’in, ölüp parçalanmış, parçaları dağılmış, ölmüş parça parça koparılmış, uçsuz bucaksız Dünyaya parça parça dağıtılmış Osiris’in parçalarını aramaktaydı. Elleriyle ayaklarını bulmalıydı onun. Yüreğini, butlarını, başını, karnını bulmalı parçalarını bir araya getirip derlenmiş bedenine, o beden bir daha ısınıncaya değin, yeniden dirilme, uyanana, İsis’e sarılabilene, onun karnını bereketlendirebilene kadar sarılmalıydı."

Konumuza girmeden evvel M.Ö. 2000'li yıllarda Eski Mısır’da din hayatına bir göz atmakta fayda vardır. Eski Mısır’daki din hayatının incelenmesinde başlıca iki kaynağa başvurabiliriz.

1 - Hiyerogliflerle yazılmış dinî metinler, mâbet ve mezar duvarlarındaki dinî inanış ve âyinlerin tasvirleri ve Herodot, Diodorus, Strabon gibi tarihçilerin yazıları.

2 - Mâbet ve mezarlarda bulunan, ilâhlara ait heykel, heykelcik ve duvar kabartmaları ve renkli duvar resimleri.

Bu kadar çok ve çeşitli dokümana rağmen Eski Mısır dini tüm detayları ile bilinememektedir. Bunun sebebi de çoğu dinlerdeki gibi temel olan bir kutsal kitabın bulunmayışı ve öğretilerinin, yazılı olmayan ilkelerin öğretilmesi şekli ile verilmesidir. Din, korku, hayranlık ve ruh kavramına dayanır.

Ülkenin kuzeyinde RA, güneyde AMON denilen Güneş Tanrısı ile konferansımızın konusu olan OSİRİS, İSİS ve HORUS, ülkenin en önemli tanrılarıdır. Behçet Necatigil’in küçük mitologya sözlüğünde:

İSİS: Toprağa bet – bereket bağışlayan bir Mısır Tanrıçasıdır. Mısırlılarca bu tanrıça inek başlı ve boynuzları arasında bir ay yuvarlağıyla tasvir edilirdi. Yunanlılar ve Romalılar ise onu hepten insan biçimine soktular, diye ifade edilmektedir.

MASON sözlüğünde:

OSİRİS : Eski Mısır dini ve mitolojisindeki Asal tanrı. Aslında doğanın etkin ve yaratıcı güçlerini temsil eder. Mısır halkının gözünde çok tanrılı inançlara uygun daha basit bir anlatım ve tanıtıma gereksinme olduğu için Osiris "Güneş Tanrısı" olarak nitelenmiştir. Nil nehri ile özdeş sayılmıştır.

Osiris Güneş olunca eşi Isis Dünyadır. Osiris Nil olunca Isis Mısır topraklarıdır. Dolayısı ile eski Mısır inancına göre Osiris baba tanrı, Isis ana tanrıdır. Oğul tanrı olan Horus ise her türlü verimliliği temsil eder.

Mısır misterlerinde Osiris ülkenin büyük ve güçlü kralıdır. Sık sık diğer ülkeleri de gezer. Gittiği yerlerde insanlara doğayı kullanmayı, ondan yararlanmayı öğretir. Üstün bir bilgedir. Kardeşi Typhon’un düzenlediği bir komplo ile tuzağa düşürülerek bir sandığa kapatılıp Nil nehrine atılmıştır. Eşi Isis onu yıllarca usanmadan aramıştır. Bu arayışın sonunda Osiris’in kapatıldığı sandığı bulmuş , fakat hiç açılmamış olduğu halde Osiris’in cesedi sandıktan çıkmamıştır. Demek oluyor ki Osiris bedeniyle birlikte açılmamış olan sandıktan çıkmış yani Tanrısallaşmıştır. Bunun üzerine İsis de kendini örtmüş ve yüzünü hiçbir ölümlüye göstermez olmuştur. Böylece İsis’de tanrısallaşarak ölümsüzlüğe erişmiştir. Osiris’in bu dinsel nitelikli efsanesel öyküsü daha sonraki eski misterlerin çoğu için bir esinlenme kaynağı olmuştur. Öylesine ki diğer eski misterlerin efsanelerindeki "Tanrısallaşmış Kahraman" her bakımdan Osiris ile özdeştir. Çağdaş Masonlukta bile Hiram Abif, Osiris ile benzeştirilir. Efsaneyi bir daha yineleyip hafızalarımızı tazeleyelim.

"Mısır Kralı Osiris, kendisine bağlı halklara medeniyetin sırlarını açıklamak için ülkesinden ayrılırken yönetimi karısı İsis’e bırakır. Yokluğunda Kardeşi Tifon onu yok etmek ve tahtını ele geçirmek için türlü yollara baş vurur. Osiris döndüğünde tertiplenen bir şölene davet edilir. Tifon ölçüleri yalnız Osiris’inkine uyan altın işi ile süslenmiş bir zırh yaptırmıştır. Zırhı görenler hayran olur. Tifon, zırhı en çok kime uyarsa ona vereceğini söyler.

Osiris’de denemek için giyerken zırhı kapatıp çiviler ve nehre atarlar. Osiris’in cesedi dalga ve rüzgarla Finike’de kıyıdaki bir akasya dalının dibine kadar sürüklenir.

İsis, Osiris’in başına gelenleri öğrendikten sonra kocasının cesedini almak için yollara düşer.

Gideceği yolu bilmemektedir, ama her önüne gelene sorar. Başına gelmedik kalmaz. Bir gün rastladığı gençler, aradığı cesedin sularla Finike’ye sürüklendiğini ve bir akasya ağacının dibine yapıştığını söylerler. İsis, Finike’ye gelir. Zırhı bulur, orada Finike Kralı’nın çocuklarına bakıcı olur. Hizmetinin ödülü olarak kral onun tabutu alıp gitmesine izin verir.

Mısır’a döndüğünde gömmek için özel tören yapana kadar ölüyü gizli bir yere saklar. Tifon, hileyle ölüyü bulur ve on dört parçaya bölerek, parçaları değişik yerlere saklar. Isis yeniden aramaya koyulur, parçaları bulur, bunları tekrar birleştirir. Yalnız cinsel organını bulamaz. Bunun yerine de ikame bir fallus koyar.
Mısır’ın Ölüler Kitabında ise Osiris ve Horüs şu şekilde ifade edilirler.

BAB 1:

OSİRİS: Osiris ölülerin koruyucu tanrısıdır. Bütün doğan şeylerin simgesi olduğundan ölüler arasındaki yeri tamdır. Çünkü ölüler Galaksilerin denendiği gök nehirlerinde ebediyen dolaşmaya başlamadan belki de evren dediğimiz başlangıç ve oluş olan ışıklı ruhların arasında, artık belleği olmayan zamanda gelişmeye başlamadan, ikinci bir defa daha doğacaklardır. Bu dünya uzayın tanınmaz bedeninde ölü bir hücre, ölü bir dünya haline gelinceye kadar Osiris, yeryüzünde biten her buğday tanesinde, ne kadar ilkel olursa olsun her hayat parçacığında, ölülerin "Kalbi ve Yüzü" olunca onlara yöneltilen her bakışta, Nil’in taşma zamanındaki ter gibi, ellerinden ve ayaklarından süzülen her su damlacığında, yeniden çoğalarak doğacaktır.

Osiris’in destanı devirlerin ilk Firavununun zaferi, kutsal kenti olan Abydos üzerinde yeniden parlasın, ölülerin koruyucusu tanrısı, yaşayanların nefesini ebediyen beslesin, daima aydınlık kabirlerinde ölüler "Gökyüzünün Anası" Tanrıça Nout’un kolları arasındayken, Osiris’ in etkileri onların organlarını canlandırsın, kemiklerini birleştirsin, sihir merasimlerine göre çapraz sarılmış sargıları olan ölüler Osiris’te kişiselleşsin, yeniden doğarak onu çoğaltsınlar.

O, Osiris’in karısı, sihirbaz İsis ağlasın, O, İsis ki insanlara bedenlerinin çürümemesi için ne yapmak gerektiğini, iç organları ayrılıp vazolara konulduktan sonra bedenin nasıl mumyalanacağını öğretti. O İsis ki kardeşi SETH tarafından öldürülmüş sevgilisini, bütün Mısır’a dağılmış ölüsünün (erkeklik organı hariç; çünkü onu nehirde bir balık yutmuştu.) on üç parçasını bulduktan sonra diriltmişti.

RA’nın oğlu firavun gibi, Osiris’te doğacak ölü için de aynı şey olacaktır. Piramit metinlerinde yazıldığı, I. Seti'nin dirilişini gösteren kabartma da olduğu gibi İsis ve Horüs ölüyü kutsayacaklar ve ona "Kalk ve Uyan" diyeceklerdir. Ve Ölüler yeryüzünü uzaklaşan ölüler gibi değil gitmekte olan canlılar gibi terk edeceklerdir. Bu ölü firavunlar Osiris’e doğru gidecekler ve onca kez dinledikleri Rahibin sözlerini hatırlayacaklardır.

"Osiris, sana doğru yükseliyorum, temizliğim ellerimdedir. Tanrıça Tefnout’un önünden geçtim ve Tanrıça beni temizledi, ben bir rahibim ve bu Mâbedin Rahiplerinden birinin oğluyum."

"Bağ çözüldü, bu kapıyı geçmek bilekler serbest kaldı, üstümdeki bütün kötülükleri yere attım" hepsi Osiris’ e doğru gideceklerdir. Yüzleri yeniden hayat ve güç bulacaktır.

BAB 2:

HORÜS: Yirmi değişik şekil altında Horüs Mısır Pantheonunun (Tanrılar Grubunun) en büyük tanrılarındandır. O, Louvre Müzesinde görebileceğimiz, Firavunun önünde zarif kutsama jestini tekrarlayan atmaca başlı Horüs’tür. Piramit tekstlerinde, Seth’i Horüsle karşı karşıya getiren korkunç savaş ilişkisi anlatılır. Oradan Seth’in nasıl husyelerini (testis) kaybettiği ve Horüs’ün bir gözünden olduğunu öğreniyoruz. Bu kötülüğü kovalayan, yakalayan ve peşini bırakmayan Horüs, özellikle ölüler tarafından saygı görmektedir.

Çünkü bu ışık yapılı Horüs onların "Gözünü Açmıştır" Böylece Ölüler onun aracılığı ile görebileceklerdir. Nil Kıyılarında canlı iken yürüdükleri zamanki gibi adımlarını ebediyete o kadar kolaylıkla yöneltebileceklerdir. Önceden yapıtından alıntı yaptığımız S.Mayassis şöyle yazmaktadır;

İsis, Osiris’i Horüs biçiminde dirilttikten sonra onu gökyüzüne tanrıların karşısına, yeni şekillere doğru çıkardı. Eski Mısır’lılar içinden çıktığı eski bir şekilden evrim sonucu oluşan her şekle çocuk diyorlardı. Genç bir adam, kendi kendinin çocuğu, çocukluğunun oğulu, yetişkin, genç adamın oğlu, ihtiyarda yetişkininkidir. Horus Osiris’in yeni bir yaşam biçimidir.

Meydan Larousse’u incelediğimizde ise;

İSİS: Mısır dilinde ESİ, Mısır Tanrıçası Kral Tahtı veya Tanrı Tahtı anlamına da gelen bu kelime çok eski bir unvandır. En eski tapınağı Kıptî dilinde NAU-ESİ denilen Neteru tapınağıdır. İsis’in aynı zamanda aşağı Mısır’ın on ikinci ilinin NETERU yakınındaki Yönetim Merkezi Sebennytos’un baş tanrıçası olması da muhtemeldir.

Çok eski zamanlarda İsis ile dokuzuncu İlinin başkenti olan Busirisin Tanrısı arasında ilişki kuruldu. Isis bir ana tanrıça sayılıyordu. Yeryüzünün gelecekteki tanrısı olan oğlu da Horüs genç bir tanrıydı. Busiris’in tanrısı Sebennytos çiftine gösterilen saygıya ortak olunca Osiris adını aldı. Bunun üzerine İsis de Kraliçe - Tanrıça sıfatıyla kral Tanrının tamamlayıcısı oldu ve bundan böyle anaların ve çocukların koruyucusu ailenin gözeticisi olarak kaldı. Efsaneye göre insanların Tanrısı Osiris erkek kardeşi Set tarafından hunharca öldürüldü. İsis, Osiris’in yeniden dünyaya dönmesini sağladı. Ondan bir çocuk yaptı. Bu çocuk daha sonra babasının tahtına oturdu. Bu efsane tarih öncesinden beri Mısır’ın sosyal hayatı için bir medeniyet yaratıcısı olmuştur. İsis Osiris’in bütün tapınaklarında Osiris ile bir tutuldu. Hatta Buto, Koptos, PHILAC tapınaklarında ve İsis ile Hathor’un bir tek tanrı sayıldıkları daha sonraki dönemde, daha başka tapınaklarda da en baştaki yeri aldı. Başlangıçta yalnız veya çocuk Horüs’ü emziren bir kadın biçiminde temsil edilirken, ana tanrıçalardan biri olunca İnek, inek başlı bir kadın veya saçları inek boynuzları ile süslü bir kadın olarak temsil edilmeye başlandı.

İsis kültü pek eski zamanlarda gemicilerin uğradıkları limanlarda, adalarda, Akdenizin kıyı bölgelerinde yayıldı ve yerleşti. Helenistik dönemde bu yayılma arttı. İsis kültü Ege adalarında ve çok daha az olmakla birlikte kıta Yunanistan’ı, Anadolu ve batıda tutundu. Tanrıça İsis Yunan – Roma nitelikleri kazandı. Demeter ile bir sayıldı ve Zeus – Serapis ile bir sayıldı. Roma İmparatorluğu döneminde Tanrıçaların ilki, her şey olan tanrıça sayıldı. Mısır kültlerinin Roma’ya girişi İmparatorluk dönemine kadar yavaş oldu. Daha sonra, Hadrianus zamanında en yüksek noktasına ulaşan bir hayranlık dönemi başladı. Dine kabul törenleriyle arıtıcı ve çileli ibadetleriyle mistik bir din haline gelen bu kültür ve inançların yanında Mısır Bibloculuğu’da gelişti. Galya’da İspanya’da Ren ve Tuna Kıyılarında İsis Tapınakları kuruldu. İsis’e tapınanların pek çoğu Roma Lejyonlarının askerleriydi. Törenler tapınağın açılış ve kapanışlarında yapılan günlük birer ayin ve kabul törenleriyle büyük genel şenliklerden ibaretti. Şenliklerde ilkbaharda ayin alayı ile getirilen Isis’in gemisi denize indirilir, sonbaharda da oğlunun gövdesinin parçalarını bulan İsis’in acısını temsil eden Osiris’in bulunuşu töreni yapılırdı.

OSİRİS: Efsanelerin ve en eski inançların doğuşunda büyük ölçüde etkili oldu. Bitkiler dünyasının hayat gücüydü ve tıpkı kışın toprak altındaki tohum gibi devre devre dirilmek üzere toprakta gizlenirdi. Aynı zamanda insanlara görünen, onları yeryüzünde yöneten ve onlara sulanmış toprağı işlemeyi öğreten bir tanrı-kraldı. Sonra araya İsis girerek efsanesini zenginleştirdi. Osiris CEB ile NUT‘un oğlu SETH’in kardeşi İsis’in kocasıdır. Durmadan ölen ve dirilen bir tanrı olan Osiris – Seth onu öldürmekte, fakat İsis gövdesinin parçalarını dikerek onu diriltmekteydi. Eski İmparatorluk sonlarında ölüler kralı olarak Anubis’in yerini aldı. Mısırlıların kişisel dindarlıkları onun varlığında en iyi dini düşünce alanını buldu. Helenistik devirde ise efsanesi daha bir kesinlik kazandı ve yabancı düşüncelerle temas sonucu zenginleşti. Osiris her ne kadar İsis’in daha yaygın ününden dolayı sönük kalmışsa da Roma Devrine kadar Mısır kültlerinin hepsinden daha uzun süre varlığını sürdürdü.

Osiris’e daha tarih öncesinden beri bir fetiş şeklinde tapılırdı. Dalları budanmış bir çam kütüğü olan CED, klâsik çağda Tanrının omurga kemiğini temsil eden bir çeşit sütun oldu. Osiris başka varlıklarla da cisimleşir. Boğa, Onuphis, Kutsal Mendes Koçu, Benu Kuşu gibi yine de özellikle insana benzer şekilde tasvir edilirdi.

Görüldüğü gibi çeşitli kaynaklarda İsis, Osiris ve oğulları Horüs biçimsel olarak farklılıklar arz ederek değerlendirilmektedir. Ancak özde bir değişim bahis konusu değildir. Hatta Amerikan Masonluğunda masonik yan kuruluşlar arasında Osiris Kızları, İsis Kızları gibi kurumlara da rastlandığı görülmektedir.

Toparlayıcı olması açısından Taner VİDİNLİGİL Kardeşimizin "Hermes ve Hermetizm" adlı konferans metninden alıntılar yapmadan geçemeyeceğim.

Osiris Nil’in iyilik yapan tanrısıdır. Her yıl onun taşması ile Mısır’a bereket getiren bu yüksek varlık bütün her şeye canlılık vermektedir. Osiris deltanın bir mâbududur. Güney Mısır’ın mâbudu olan kuraklık ve kötülük Tanrısı SET ile aralarında bir savaş çıkar bunun sonunda Osiris öldürülür. Ancak karısı İsis ve oğlu Horüs onun cesedini bulurlar. Osiris yeniden iyilikleri ile beraber, fakat bu sefer göğe yükselmiş bir tanrı olarak Mısır’ı himaye eder. Mısır inançlarına göre insan iki elemandan teşekkül ediyordu. Vücut ve ruh. Bu iki eleman ölümden sonra da yaşayabilirdi. Eğer bir insan Osiris önünde bütün günahlarını affettirebilirse cennette yeniden yaşayabilirdi. İşte bu suretle Osiris aynı zamanda ölüler tanrısı olmuştur.

İsis ise kadınlık, analık ve bereket fikirlerini temsil eden bir tanrıdır. İsis’i Ön Asya’daki İştar, Kibele, Yunanistan’daki Demeter, Roma’daki Seres ile karşılaştırabiliriz.

Horüs, Amon Ra ile birlikte Güneş Tanrısı’dır. Her sabah yeryüzüne bereket ve ışık getirmek için yeniden doğar ve bir kayık içinde batıya doğru seyrederdi.

Sırrı Enver BATUR Kardeşimiz ise "Osiris Efsanesi" başlıklı konferansında Hiram Menkıbesini aydınlatmak için Osiris Efsanesinin tetkikinin lüzumlu olduğunu ifade etmektedir.

Gerçekte efsane bitki âleminin her yıl ölümünü, sonra yeniden doğuşunu anlatmaktadır. Her yılın sonbahar mevsimi insana faydalı ve lüzumlu olan her şeyin ölümüne ve her ilkbahar mevsiminde bunların yeniden dirilmesine şahit olmaktır. Eski Mısırlılar diğer birçok halklar gibi bu yeniden dirilmeyi, toprağın ölümden kurtularak hayata yeniden kavuşmasını kâinatın en büyük bir mucizesi sayıyorlardı. Bu yüzden Mısırlılar her bahar mevsiminde Osiris dramını derin bir vecd içinde temsil ederlerdi. Osiris dramı toprağın en büyük sırrı üzerinde dönüp dolaştığı için Mısır dininin temeli olmuştu. Çünkü bu dram Mısırlılara göre ölüm kalım muammasının anahtarı idi. Mısırlılar Tanrı Osiris’in öldükten sonra dirildiğine bakarak insanın da öldükten sonra dirilebileceğine inanmışlar ve ona göre tedbir almışlar idi. Osiris’ in huzuru hesap yeri idi. Osiris arş üzerinde oturmuş hakimlik ediyor ve ruhları karşısına alarak onları muhakeme ediyordu.

"Huzuruna günahsız geldim ve hayatımda Tanrıları memnun edecek her şeyi yaptım, kan dökmedim, adam öldürmedim, hırsızlık etmedim, fesat çıkarmadım, zina etmedim, mâbetlerinden adaklarından bir şey çalmadım ve açlara ekmek verdim, çıplakları giydirdim" diyen her ruh derhal Osiris’in topluluğuna katılıyordu. Çünkü yalnız dürüst insanlar ebedî hayata lâyık sayılırdı.

Kardeşlerim, konuşmamızın başlarında Osiris’in tanımını yaparken Mısır Misterleri, Misterler, Eski Misterler gibi ana bir takım isimlerden bahsettik. Konferansımızın bu noktasında İsis ve Osiris Menkıbesinin esasını vurgulayan Mısır Misterlerinden birkaç kelime ile bahsetmeden geçemeyeceğim. Mister kelime anlamı ile Behçet Necatigil’in Mitologya sözlüğü kitabında;

"İman edenlere günahlarından arınma, öte dünyada mutluluk içinde yaşama sağlayan gizli dinler mensupları. Törenleri gizli tutmayı kutsal bir vazife sayarlardı" demektedir.

Mason sözlüğünde ise;

Eski çağların gizemsel bilgisi. Gizem sır veya muamma anlamına gelir. Etimolojik bakımdan Yunancadaki "Mysterion" teriminden türetilmiştir. Türkçedeki anlamı bakımından ise tekris ve gizem sözcüklerinin birleşiminden oluşan bir birleşik terimdir.

Tarihte birçok meslek ve sanat kuruluşunun kendilerine özgü gizemleri olmuştur. Daha sonraki dönemlerde bunlarda mister olarak anılmıştır. Operatif Masonluk döneminde bir ara mister ve zanaat sözcüklerinin batı dillerindeki karşılıkları eşanlamlı olarak kullanılmıştır. Çağdaş Masonlukta ise doğrudan misterden değil "Eski Misterlerden" söz edilir. Buradan da eski misterlere geçersek şu şekilde tanımlama ve açıklamalar getirebiliriz.

Eski çağların ezoterik ve yer yer gizli olan kurumlarından bazılarının öğretileri eski misterler genellikle oldukça derin gizemli bir nitelik taşırlardı. Bu misterlerin öğretildiği kurumlara girebilmek için, öncelikle çok uzun süren beklenmedik olaylarla dolu zorlu sınavlardan geçmek gerekirdi. Öğretinin temelinde genellikle dinsel kaynaklı bir efsane yatan mit yer alırdı. Bu öyküde haksızcasına öldürülen bir kahramanın tanrısallaşması ve yeniden yaşama kavuşması anlatılırdı. Bu diriliş olayı belirli zamanlarda düzenlenen şenliklerle kutlanırdı. Eski misterlerin bir diğer özelliği de öğretilen gizemlerin büyük bir titizlikle korunması idi. Bu yüzden ancak genel kapsamları öğrenilebilmiş, asıl içrek öğretilerinin ayrıntıları elde edilememiştir.

Bu misterler Spekülâtif Masonluğun ritüellerinin oluşturulmasındaki esinlenme kaynakları arasında yer alırlar. Çağdaş Masonluğun bazı derecelerine ilişkin ritüeller ile eski misterlerin genelde karşılaştırılması durumunda aralarında yakın benzerlikler görülür. Bazı masonik yazarlar bu olguyu;

"Masonluk eski misterlerin yenilenmesi ve yaşatılmasıdır" şeklinde bile değerlendirmişlerdir.

Eski misterler arasında en tanınmış olanları ise, ADONIS, ATTIS, DIONYSOS, MISIR, HİNT, ELEUSIS, MİTRA, ORFE misterleridir.

Burada konferans konumuza esas olan Mısır Misterlerinden de birkaç kelime ile söz etmemiz gerekecektir.

Eski Mısır’ın ezoterik ekollerinde geliştirilerek uygulanmış olan gizemsel öğreti sistemleri aynı çevrenin ezoretik öğretileri oldukları için, Mısır Misterleri ile Hermetizmin gerek kapsamları, gerekse sistemleri arasında birçok benzerlikler vardır. Ancak Hermetizmin pek derin, zorlu ve gizli bir çalışması olmasına karşın, Mısır Misterleri uygulandıkları antik çağlarda biraz daha basit ve biraz daha kolay olarak nitelenebilir. Hermetizmde bir amaç olarak aranan şey öncelikle bilimsel gerçektir. Mısır Misterlerinde ise bilimlerin öğretilmesi yoluyla gizemli, nitelikli bir gerçeğe yönelmek benimsenmiştir. Mısır Misterlerinin asıl kaynağının doğuda olduğu, özellikle Hint Misterlerinden yararlanarak ve esinlenerek geliştirilmiş bulunduğu açıkça bellidir. Bu Misterlerin tümünün en önemli ögesi olan İsis – Osiris – Horüs üçlemesi Hint Misterlerindeki Brahma – Vişnu – Siva üçlemesinin tam karşılığı ve tıpatıp benzeridir. Bu misterler uygulandıkları çağlarda tüm rahiplere ve firavunlara öğretilmiştir. Memfis ve Teb kentleri bu misterlerin öğretim merkezleri olmuştur.
Mısır Misterleri kendi içlerinde üç türe ayrılırlar. İsis Misterleri, Serapis Misterleri, Osiris Misterleri. Bunlardan İsis Misterleri Hermetizm ile en yakın benzerlikleri gösteren türdür. Görüldüğü gibi Hermes ve Hermetizm ile İsis Misterleri arasındaki benzeşme ve Osiris’in ölüm ve baka (varoluş) felsefesinin incelenmesi başlı başına bir konferans konusunu teşkil edeceği için bu konuşmamız kapsamı dışında tutulmuştur.

Serapis Misterleri olarak anılan tür hakkında çağımıza gelinceye kadar pek önemli bir şey öğrenilememiştir. Osiris Misterleri olarak anılan üçüncü tür ise daha sonra eski Yunan Uygarlıklarında görülmüş olan Dionysos Misterleri ile Elenisis Misterlerinin temel esinlenme kaynağını oluşturmuştur.

İSİS MİSTERLERİ: Bu misterler doğanın güçlerinin değişiminin ve kendini yenilemesinin öğretimini temel konu olarak alır. Öğretim aşamaları bakımından yedi dereceye ayrılmıştır. Bu derecelerin isimleri ve özet olarak kapsamları şöyledir;

1 – PASTOFOR : Doğal ve Fiziksel Bilimler
2 – NEOTOR : Geometri ve Mimari Bilgiler
3 – MELANOFOR : Osiris Misterleri ve hiyeroglif bilgisi
4 - KİSTOFOR : Sosyal Bilimler ve Hukuk
5 – BALAHAT : Kimya
6 – ASTRONOM : Astronomi ve Matematik
7 – PROFETA : Felsefe

OSİRİS MİSTERLERİ: Bu Misterlerin temel konusu Osiris efsanesine dayanır. Bu efsane diğer birçok eski Misterlerde olduğu gibi kötünün iyiyi öldürmesini ve iyinin yeniden yaşama kavuşmasını işler. Burada Osiris İyi ve Güzel olanın. Kardeşi Typhon ise kötü ve çirkin olanın temsilcisidirler. Böylelikle Osiris Misterleri ölümden sonraki Yaşam – Ruhun Ölümsüzlüğü ve Yeniden Doğuş kavramlarının tümünü ilkel bir biçimde işler. Bunun yanı sıra iyilik ve kötülük arasındaki diyalektik çelişkiyi de ortaya koyar.'' [ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-05-18, 09:01 #48
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Landmarklar

Merhabalar arkadaşlar; Bugünkü sohbetimiz "Landmarklar" üzerine olacaktır. Bu bir derleme çalışma olup yorum yoktur. Konuya girmeden önce çok kısa olarak Masonluğun doğuşuna bir göz atalım.

''Hür Masonluğun çok eski bir kuruluş olduğu malumunuzdur. Kökeni tarihin çok eski devirlerine kadar gitmekte olup kurdukları birliklere birçok muafiyetler ve imtiyazlar tanınmıştır. Bundan dolayı da üyelerine Hür Mason adı verilmiştir. Hür sözcüğü serbestçe hareket edebilmeyi istediği gibi istediği yerde çalışabilmeyi simgeleyen bir sözcüktür. Genellikle bu sözcük inşaat işlerinde çalışan kalifiye kişilere özgü olmuştur. Böyle bir serbestliğin ve imtiyazın çok daha önceleri Romalılar zamanında öngörülmüş olduğu sanılmaktadır.[ALINTI]

Milâttan önce 8.Yüzyıl sonlarına doğru, Numa tarafından sanatkârlar için "Collegia Artfieun" adı altında kolejler kurulmuştur. Bu kolejlerin üst kademede olanlarına da "College Fabrorun" denilmektedir ki bunlara kayıtlı olanlar sanatkârların şefleri yani mimarlardır. Bu hiyerarşik topluluklar "Sodalitates Fraternitates" adı altında kardeşlik cemiyetleri içinde birleşmekte idi.

Özellikle Batı Anadolu’da İyoniler döneminde bu çeşit kuruluşların bulunduğu kabul edilmektedir. Theos krallığı döneminde Bergamada’ki muhteşem yapıtları meydana getiren sanatkârların, Operatif Mason localarındakine benzer örgütlere sahip olduğu anlaşılmıştır. Yunan döneminde görülen bu kuruluşların statülerinin bizzat Solon tarafından hazırlandığı söylenmektedir.

Sözünü ettiğimiz bu kuruluşlar, özellikle Roma Kolejleri, Devlet nizamlarına aykırı düşmemek kaydı ile serbestçe hareket edebilmekte, mukaveleler imzalayabilmekte idi. Mimar kolejleri her türlü yükümlülüklerden, vergilerden muaf idiler.

Dikkati çeken bir husus da, Theos Krallığı döneminde Kudüs’te Hz. Süleyman’ın yaşadığının kabul edilmesidir. Süleyman Mâbedinin inşasını üzerine almış olduğu kabul edilen Üstat Hiram, Mâbet inşaatında kullandığı sanatkârları bugünkü Masonlukta görülen tarzda kademeleştirerek örgütlemiştir. Masonluğun spekülâtif hale geçip merkezi bir otorite altında yeniden örgütlenmesi 1717’de gerçekleşmiştir. Bu tarihten önce localar müşterek ilke ve kurallara göre idare olunan, fakat birbirinden tamamı ile bağımsız kollar halinde çalışmakta idi.

1727’te Büyük Loca, evrensel Franmasonluğun anayasası olarak kabul edilen ANDERSON nizamatını yayınlamıştır. Böylece, spekülâtif Franmasonluk, insanların tekâmül ettirilmesini amaç edinmiş, önce İngiltere’ye sonra da Avrupa’ya geniş ölçüde yayılma imkânını bulmuştur.

Kardeşlerim, insanoğlu kendisi ve toplumun yararına türlü hak ve özgürlüklerinden özveride bulunmak gereğini duymuştur. Önce yöneticiler halkların yaşamı için zorunlu ihtiyaçların sağlanmasını göz önünde tuttular, daha sonra insan ilişkilerini düzenleyen yöntemleri oluşturdular. Zamanla oluşan ve gelişen toplumsal gelenek ve törelerden sonradır ki bugünkü hukuk kuralları sistemi ve hukuk felsefesi doğabildi. Bu kaçınılmaz sınırlamaların amacı, insanlığa daha iyi ve daha mutlu bir yaşam ortamı ve düzeni sağlamaktır. Mesleğimizin de günümüze kadar işlerliğini koruyan ve amacını belirleyen ilkeleri, yasaları vardır. Özellikle mensuplarının söz, düşünce ve davranışlarını, meslekî hareket ve faaliyetlerinin alanını belirleyen ilk yazılı metin ANDERSON NİZAMATIDIR.

Masonluk tarihinde landmarklara dair ilk bahis 1720’de İngiltere Büyük Locası Büyük Üstadı George Payne tarafından genel nizamlar içinde geçmektedir. Bu nizamların bir maddesinde şöyle denilmektedir. "Her büyük loca Masonluğun menfaati ve gerçekten istifadesi için yeni nizamlar tesis etmek veya bunları değiştirmek yetkisine sahiptir. Ancak bu iş yapılırken landmarkların dikkatle muhafazası şarttır."

İşte landmarklar ilk defa burada ortaya atılıyor.

Landmark’ın kelime anlamı nedir?

Landmark deyimi ortaçağda arazi sınırlarını belli etmek için kullanılmıştır. İki arazi arasında sınır belirtmek için değiştirilmesi yasak olan işaretler, sınır taşları bulunurdu. O devrin yasalarına göre bir kimsenin bu taşları yerinden oynatması suçların en büyükleri sayılırdı. Bu taşların yer değiştirmesi hiç beklenmedik karışıklıklara, huzursuzluklara ve düzen bozukluklarına yol açardı.

Landmark deyimi Masonluk âleminde 18.Yüzyıl boyunca büyük bir tartışma konusu olarak sürekli bir şekilde gündemde olmuştur.

1861’de New York Büyük Locası Büyük Üstadı olan John Simons’ın landmark tarifi genel kabul görmüştür. Onun tarifi şöyledir "Kanun olarak yazılmış veya yazılmamış olsun, hatırlanamayacak kadar eski zamanlarda mevcut bulunan faaliyet prensipleri landmark kabul edilmiştir. Bunlar Masonluğun şekil ve mahiyetine uygun olarak teşhis edilmişler ve büyük bir ekseriyet bunların hiçbir suretle değiştirilemeyeceği üzerinde mutabık kalmışlardır. Her mason bunları en ciddi bir şekilde ve değişmez şekilleriyle tam olarak muhafaza etmekle mükelleftir."

20. Asır masonik yazarlarından Bernard Jones bu tarif için "Hatırlanamayacak kadar eski zamanlarda mevcut olduğu ispat edilmiş bu âdetlere, usullere, prensiplere, ananelere ve görüşlere herhangi bir kardeş umumun onayına güvenerek eski olmayan âdetleri de ilâveye teşebbüs etse bile, kesinlikle iddia olunabilinir ki; bütün dünya masonları bir araya gelse ve bir inanış üzerinde müştereken mutabık kalsalar da bu şekilde yeni bir landmark yaratamazlar. Bir landmark keşfedilebilir, lâkin yaratılamaz, değiştirilemez, ıslah edilemez, düzeltilemez ve kaldırılamaz. Böylece bütün dünya masonları topluluğu bir landmark yaratamadıkları gibi bir tanesini de yok edemezler" diyor.

İngiliz ritüelisti Wilham Preston, Landmark, "Masonluğun hüviyetini zedelemeden değiştirilemez" diye tarif etmektedir.

Axel Paignant’ın görüşü ise şöyle "Masonluğun esas bir parçası olan ve onun hüviyetini bozmadan değiştirilmeyen bir şey". Axel kardeşimiz ayrıca Masonluğu da şöyle tanımlıyor "Alegori perdesi arkasına gizlenmiş ve sembollerle tasvir edilen kendine has bir ahlâk sistemi".
Luke Lockwood biraderin landmarklarla ilgili görüşü ise şöyle "Masonluğun landmarkları onun hudutlarını çizen ve onu olduğu gibi belirten eski prensip ve tatbikatlar olup, aynı zamanda masonik kanunların da membaını teşkil eder."

20. Asır masonlarından Jackman’da görüşlerini şu cümleler ile ifade etmektedir. "Mevcut landmarkların bir telâkki, bir zihniyet olduğunu katiyetle müşahede etmekteyiz. Bununla beraber birçok işlerde olduğu gibi üzerine elimizi basıp bunlar landmarklar diyemeyiz, fakat mevcudiyetlerini de kabul ederiz. Buna bir örnek olarak; Çocuklarımızın büyümesini, yetişmesini ve tahsilini ele alalım. Onları sabırlı bir öğretim, hatalarını tashih ve gelişen meseleleri üzerine uyarmalarla ahlâki, sosyal ve ruhî karakterleri bakımından yüksek seviyeli insanlar olarak yetiştirmeye çalışırız. Bunun da landmarklarda olduğu gibi yazılı bir kanunu yoktur."

Kardeşlerim sizlere bahsettiğim üzere birçok kardeşimiz kendilerine göre landmark kabul ettikleri şeylerin listelerini yapmışlardır. Bazı Büyük Localar da bunları kabul etmişlerdir. En tanınmış landmarklar listesi Mackey biraderimize ait olup bu 25 maddelik landmarkları şöyle sıralayabiliriz.

1. Tanışma usulleri
Mackey bunları en önemli landmarklar olarak kabul etmiştir. Bunlar üzerinde hiçbir münakaşa yapılamaz ve değiştirilemez.

2. Sembolik masonluğun üç dereceye bölünmüş olması
Bu en iyi korunmuş bir landmarktır. Buna rağmen İrlanda’da ve İskoçya’da Üstat derecesine eklenen Royal Arch kademeleri vardır.

3. Üçüncü derecenin efsanesi ki Masonluğun benliğini ve hüviyetini tespit eder.

4. Büyük Üstadın Kardeşlik örgütünün en büyük otoritesini oluşturması.

5. Büyük Üstadın her ne maksatla olursa olsun masonik toplantıların daima başkanı olması.

6. Büyük Üstadın herhangi bir zamanda derece tevcih etme yetkisi.

7. Büyük Üstadın herhangi bir loca için açış izni vermesi.

8. Büyük Üstadın herhangi bir kimseyi resen mason yapma yetkisi

9. Hür masonların localarda toplanması

10. Locaların bir üstat ve iki nazır tarafından idare edilmesi

11. Locaya ziyaretçi olarak gelenlerin mason olup olmadığının usulüne uygun şekilde tahkik edilmesi.

12. Her türlü resmî toplantılarında her masonun temsil edilmesi

13. Her hür mason, locası tarafından alınan bir kararı, Büyük Loca nezdinde tashih ettirme hakkı

14. Her masonun düzenli her locayı ziyaret hakkı

15. Kardeşler tarafından tanınmayan bir masonun, imtihana tabi tutulmadan locaya girmesinin yasak oluşu

16. Locaların diğer locaların işlerine müdahale edemeyeceği ve müsaadesiz bir loca üyesinin terfiini yapamaması

17. Hiçbir masonun masonik yargıdan istisna edilmeyeceği

18. Masonluğu kabul için şu şartların tahakkuk etmiş olması
- Erkek olmak
- Sakat veya bedeni bir kusuru ve ruhî hastalığı olmamak
- Ergin yaşta olmak
- Hür doğmuş olmak

19. Tanrının mevcudiyetine, Evrenin Ulu Mimarına inanmış olmak.

20. Ruhun ebedîliğine inanmak

21. Kutsal Kitabın loca mefruşatı arasında bulunması

22. Bütün masonların aralarında eşit oluşu
Masonlukta hiçbir kişisel imtiyaz bahis konusu olamaz. Harici hayatta sosyal mevkileri farklı olsa bile Masonlukta herkes, ister kral, ister soylu olsun Masonluğa kabul edilmiş olduğu andan itibaren eşittir.

23. Ketûmiyet

24. Spekülâtif Masonluğun, Operatif masonluğun temelleri üzerine oturtulmuş olması. Bu, Masonluğun bugünkü haliyle Operatif masonluğun geleneklerine sadıkane bağlılığı ifade eder. İdeal Mâbedin inşasına devam amacı belli edilmektedir.

25. Bu Landmarkların değiştirilemez oluşu


Birçok Büyük Loca Mackey biraderin bu listesini uygun bulmuş ve obediyanslarının nizamnamelerini hazırlarken bunlardan faydalanma cihetine gitmiştir.

Bazı örgütler ise Anderson Nizamnamesinde de belli olan benzer esasları tedvin etmeyi tercih etmişlerdir.Birçok Büyük Loca ise bu esasları saygı ile karşılamakla beraber bir nizamname olmayacağı kanısındadır.

Büyük Amerikan hukukçusu Roscon Pound kardeş, 20 ŞUBAT 1952’de WASHINGTON’DA "KUZEY AMERİKA MASONLARI BÜYÜK ÜSTATLARI" konferansında şöyle demektedir.

"İyice inceledikten sonra, Mackey’in listesinde görülen esasların hangilerinin gerçekten landmark, hangilerinin ise Masonluğun müşterek yasaları olabileceği üzerinde ehemmiyetle durdum. Ve kesinlikle yedi landmark üzerinde karar kıldım.

1. Tanrıya inanma
2. Ruhun ebedîliğine inanma
3. Kutsal kitapların locanın mefruşatı oluşu
4. 3.Derece efsânesi
5. Ketûmiyet
6. Operatif Masonluğun sembolizmi
7. Masonun hür doğmuş erkek ve ergin yaşta oluşu"

J.DEVAUS’ın hazırlamış olduğu bildirilen landmarklar ise 10 maddeliktir.

Kardeşlerim şimdi ise landmarkları benimsemeyen mason kardeşlerin görüşlerini yansıtmaya çalışacağım.

Dünya Masonluğunda danışma kaynağı olarak kabul edilmiş olan Masonik Ansiklopedi’de Amerikalı Henry Wilson Coil kardeş landmarklar hakkında görüşlerini şöyle özetlemektedir.

"Landmarklar bir Amerikan uydurması ve sömürüsüdür, çok büyük ve olmayacak iddialar ile ortaya atılmış, oldukça çetin ve çetrefil fikir ayrılıklarına, çatışmalara ve tartışmalara sebep olmuş ve sonunda da gümbürtülü bir fiyasko ile yok olmuştur. Masonluğun landmarkları gerçekten mevcut olsaydı bunların başka nirengi noktaları gibi bariz şekilde hemen ve hiçbir tereddüde yer bırakmadan göze çarpmaları ve Masonluğu gereken yolda ve kapsamda tutmaya uğraşan masonların çoğunluğu tarafından kesin olarak bilinmeleri gerekirdi."

İkinci bir landmark listesi yayınlanıp ta birinci liste ile bağdaşmadığı görülür görülmez, her iki yazar kardeşin de hataya düşmüş olmaları ihtimali hakkında uyarılmaları beklenirdi. Hele bir de diğer ikisinden de farklı üçüncü liste çıkınca, artık işin çığırından çıkmış sayılması gerekirdi.

Ayrıca, kaynağı bilinmeyen geleneklerden geldiği, evrensel olarak kabul edildiği ve hiçbir suretle hiçbir kimse tarafından değiştirilmeyecekleri iddia edilen ve landmarkların gerçekliğini denemeye mahsus olan sözüm ona niteliklerin yayınlanmasından hemen sonra, bunlara ya hiç aldırılmamış veya ihlâl edilmişlerdir. Bilinmeyen ve çok eski kaynaklardan geldikleri iddia edilen listelere rağmen, 1717’den önce landmarklardan hiçbir şekilde söz edilmemiş olduğu tespit edilmiş olmaktan başka, bunların gerçekte ilk büyük locanın 1723’te kabul ettiği Genel Tüzükteki hükümlerden ibaret oldukları da artık anlaşılmıştır. Hatta bazıları o tarihten sonra bile yaratılmış ve uydurulmuş olanlardır.

Bütün masonlukça kabul edilmiş oldukları keyfiyetine gelince, bu iddia masonik hiçbir anlam taşıyamaz, çünkü 17. ve daha önceki yüzyıllarda İngiltere ve İskoçya locasındaki usuller hakkında bildiklerimize göre, bu iki krallıktaki uygulamalarda farklar vardır. Hele 18.Yüzyılın ortalarına doğru Masonluğun Avrupa’ya ve Amerika’ya sıçraması üzerine birçok yeni ayrılıklar da meydana gelmiştir. Bu evrensel olarak kabul edilmiş olmaları niteliği zaten kendi kendini yok eder cinstendir, çünkü bütün masonluk dünyasının içinden bir tek masonik otorite, herhangi bir landmarkı reddetmek sureti ile onu ortadan kaldırabilmek yetkisine sahiptir. İnsanların hiçbir şeyi yanılmaz veya ebedî olamaz ve Masonluğun bu sınırlamayı aşmış olduğunu iddia etmek Tanrıya saygısızlıktan başka bir şey değildir. Albert Pike kardeş ise 25 landmark’tan ancak ikisinin Masonluğun temel yapısıyla ilgili sayılabileceğini ve yalnız bunların eskiden beri uygulanan gelenekler olduğunu kabul ediyor. Bu eski iki gelenekten biri masonların localarda toplanması, ikincisi de locanın bir üstat ve iki nazır tarafından yönetilmesidir.

Kardeşlerim sizlere landmarklar hakkında ünlü ve otorite olan büyük masonlardan bazılarının görüşlerini anlatmaya çalıştım. Bu konuda kişisel bir yorum getirecek bilgi sahibi değilim.

Yalnız bilinen bir gerçek şu ki; hiçbir masonik kurul veya Büyük Loca, landmark diye ileri sürülen bir esası resmÎ belgelere geçirmek istememiştir.

Üstadı Muhteremim, kardeşlerim sözlerime son vermeden önce Evrenin Ulu Mimarından dilerim ki beynimizdeki ve ruhumuzdaki karanlıklar aydınlanmadan, hiçbir güce sahip olmayalım. Aksi halde karanlık, tüm kudretimizi karanlıkta kullanmamıza sebep olacaktır.''

Yukardaki sözler alıntıdan yazılmıştır...

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-05-18, 08:31 #49
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: 5.Derece Ritüeli Açıklaması

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Kamil üstad derecesini alıntılar eşliğinde sunacağım....

Bu derece «Kâmil Üstad» derecesi olarak anılır. 4. derecede masonik programın ana hatları çizilmiş ve bu programda hedefe varılmak için bulunması gereken şartlar belirtilmişti. 5. derecede bu programın gerçekleştirilmesine başlanır. Derecenin adayı elinde bir kılıç olarak Mabede girer. Nurun sembolü olan kılıç, hurafe, cehalet ve bâtıl itikatları yenmek hususunda yolunu aydınlatacaktır. Aday Mabette dört seyahat yapar ve böylece Güneşin, dünyanın dört bucağını bir yıl zarfında aydınlatmasını remzeder; esasen derece Güneş sembolizması ile yakından ilgilidir.

Derecenin efsanesi şudur: Hiram'ın cesedi bulununca, haricîlerin mütecessis nazarlarından korumak maksadıyla, hücra ve gizli bir yerde bir mozole inşa etmek işi Kral Süleyman tarafından bu derecedeki Kâmil Üstadlara verilir ve Hiram'ın naaşı 9 günde ve siyah-beyaz mermerden inşa edilen mozoleye nakledilir. Nâşın nakli sırasında Kral Süleyman'la Sûr Kralı, büyük mimarı yücelten konuşmalar yaparlar ve başkalarının yardımına koşmanın faziletini dile getirirler. Bu efsane ile anlatılmak istenen şudur: Bazı sırlar ve gerçekler vardır ki, bütün insanlık bunların manâsını anlayacak ve bunlardan iyi bir şekilde yararlanacak hale gelinceye kadar, Masonlar bunları korumak zorundadırlar. Bu sırlar en gerçek mozolede, yani insanın kalbinde saklanmalıdır.

Mabedin duvarları yeşil perdelerle örtülüdür. Köşelerde dört beyaz sütun ve her sütunun üstünde şamdanlar bulunur. Yeşil, topraktan yeşeren bitkilerin rengidir ve ölümden sonra yeni bir hayatın başladığını, yani ölümsüzlüğü ifade eder. Biz öleni toprağa gömeriz, toprak da bize bir canlı olan yeşil bitkiyi verir. Şu halde hiçbir şey ölmez, herşey yaşar. Derecenin sayısı 4'tür. Darbeler 4 olduğu gibi, yaş da 4'ün iki katı olan 8'dir. Eski ritüellerde çalışmaya başlanıldığı zaman yaş 1'di, bitirildiği zaman ise 7 idi. Bundan başka, yeşil rengi ile 4 rakamı arasında da büyük bir bağlantı mevcuttur.

Yeşil, renk diyagramının ortasındadır. Ondan önce kırmızı, turuncu ve sarı, sonra ise mavi, lâcivert ve mor gelir. 4 rakamı da astronomide, kimyada, biyolojide ve fizyolojide göze çarpan 7'lik serilerin tam ortasındaki sayıdır.

Tam ortada, yani hayatla ölüm arasındaki çizgide yer alan bu derecenin felsefesi de, hayatın iki cephesini, yani maddî hayatla manevî hayatı, dünya ile ahireti birlikte düşünmeye bizi sevketmektedir. Derecenin tablosu da bu manayı vurgular: birbirinin içine geçen üç dairenin ortasında iki sütun, bunların üzerinde de ortasında (J) harfi bulunan küp taş görülür. Böylece Masonun hem hayatı boyunca, hem de öldükten sonra bina kurmak, eser bırakmak zorunda olduğu anlatılmak istenir.

Hikmet, Kudret ve İyilikseverliği veya (bazı ritüellere göre) toprak, gök ve Ebedî Maşrıkı temsil eden bu üç dairenin ortasındaki iki sütun, topraktan aldıkları kudretle Mükemmeli ifade eden küp taşı meyve olarak veren Hayat ve Ölüm ağaçlarının sembolüdür.

Locanın başkanı Üç Defa Muktedir Üstat diye anılan Adonhiram'dır. Nathan'ın oğlu Zebud diye anılan tek bir nazır vardır. Manası «Verenin iyi vasıflarla donatılmış oğlu» veya «Bilenin oğlu» dur ve efsaneye göre Hz. Süleyman'ın veziri ve dostudur.

İşaret, göz ve avuçların islâmi dua şeklinde göğe tevcih edilmesi şeklindedir. Biju boyundan geçen yeşil ipekten bir kolyenin ucunda 60 derece açık bir pergeldir. Önlük, yeşil-beyazdır ve ortasında iç içe üç daire, onun da ortasında J harfinin yazıldığı küp taş görülür.

Derecenin bizlere öğretmek istediği şudur: İnsan zekâsı İlâhî nurun bir zerresidir ve bu zekâ insana bahşedilmiş olmasa idi, kabiliyetleri sınırlı olan insan tabiatın sırlarını çözemezdi. İnsan zekâsı bu bilgileri iki şekilde idrak eder. Bazı bilgiler maddî hayata ilişkin oldukları cihetle herkes bunları edinebilir ve edinmelidir; bazı bilgiler ise manevî hayata ilişkindirler, bunlar manevî dünyanın Mükemmel Dörtgenini teşkil ederler ve ancak bu dünya ile irtibat kurabilecek fikrî bir seviyeye varabilmiş olan kimseler bu bilgilere sahip olabilir. İşte 4. derecedeki Ketum Üstad 5. derecedeki Kâmil Üstad haline gelince bu kimseler arasına katılmış olur.

Derecenin ahlâkî öğretisi de şudur: İnsan sırf görevini yerine getirdiği, sırf gerekeni yaptığı için iyi insanların tasvibine mazhar olur ve kendi vicdanı ile huzur içinde yaşar. Dürüstlük, çalışkanlık, adalet ve kardeşlik bulunmadıkça hürriyetin de bağımsızlığın da anlamı kalmaz. Masonlar muhafızı oldukları yüksek hakikatleri korumalı, ancak anlayabilecekleri kadarını halka açıklamalı ve bu açıklamanın da Masonluk ideallerine faydalı olacağına inandıkları takdirde bunu yapmalıdır. Kâmil Üstad çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile temayüz eder. Mason, insanı fert olarak değil, kişi olarak ele alır. Kişinin gerçek Mason olabilmesi için çalışkan olması şarttır, çünkü tembellik manevî ölümdür. Çalışkan insan, öldükten sonra onu sevenlerin kalbine gömülür ve orada ebediyen yaşar. Hiram'ın katilleri onu öldürmüşlerdir, ancak kelime, yani dürüst ve çalışkan insanın sözü yaşamakta devam eder ve edecektir. 5. derecedeki Mason bu kelimeyi nerede bulacağını bilir. Her hangi bir sanduka veya mozoleyi kırık anahtarla açmaya ve içinde saklı olan kelimeyi aramaya hiç de ihtiyacı yoktur. Kendisi dürüst ve çalışkan olursa, kendi sözünün bu «kelime» olduğunu anlayacaktır. Böylece maddeten ölen Hiram her dürüst ve çalışkan Masonun vücudunda fikren ve manen yaşayacak, bu Mason tarafından söylenen her söz, Hiram'ın sözü olacaktır. 5. derecedeki Mason «ben de Hiram gibi dürüst ve çalışkanım» dediği, diyebildiği ânda, Hiram onun bedeninde canlanacak, ölü dirilecektir. Güneş battıktan sonra nasıl yeniden doğarsa, dürüst, çalışkan ve cesur insan da yeniden doğar. Dünyaya gelen her gerçek Masonla birlikte Hiram da dirilir. Hayatla ölümü ayıran çizginin ötesine geçiş, aynı çizginin berisine gelmeyi de ifade eder. Onun için gerçek, yani ruhun ölümsüzlüğüne inanan, Mason ölümden korkmaz; çünkü bilir ki, o her yeni Masonun bedeninde yaşayacak, her yeni Mason onun sözünü ve hatırasını yaşatacaktır. Bu sebepledir ki, bu derecedeki Mason, kendisinden önce yaşamış olan bütün Masonlara karşı sorumlu olduğunu, yanlış bir iş yaptığı zaman onları yaşatmadığını, onların hatırasına ihanet ettiğini akıldan çıkarmayacak, adetâ onların ruhlarının kendisi yüzünden azap çektiğini düşünecektir.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim....

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-05-18, 08:42 #50
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: 6.Derece Ritüeli Açıklaması

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere 6.derece de ki masonların ritüellerini alıntılar eşliğinde aktaracağım...Bu derece «Mahrem Üstad veya Kâtip» derecesidir. Efsaneye göre, Sur şehri Kralı Hz. Süleyman'a Lübnan'ın Sedir ağaçlarını ve altın vermiş, bunun karşılığında yirmi şehrin hâkimiyeti kendisine bırakılmıştır. Bu altın ve ağaçlar, Hiram'ın katli üzerine yarım kalan Mabedin inşasında kullanılacaktır. Ancak Sur Kralı bu yirmi şehrin pek bakımsız, fakir, etrafının çöllerle çevrili olduğunu görünce aldatıldığını, kendisine bir Kabul ülkesinin verildiğini (İbranicede Kabul, hoşa gitmeyen anlamına gelir) düşünerek, Hiram'ın nâşının mozoleye nakli merasimine katılmak üzere Kudüs'te bulunduğu sırada Melik Süleyman'a gider ve şikâyet eder. Fakat bu şikâyetini o kadar sert bir şekilde ve bağırarak yapar ki, Hz. Süleymanın Jahoben adlı kâtibi endişeye kapılır ve iki kralın konuştukları oda kapısının anahtar deliğinden içerisini gözetlemeye koyulur. Sur Kralı kendisini bu vaziyette yakalayınca çok fena azarlar ve onu öldürmeye kalkar ve iki kral arasında savaş çıkmasına ramak kalır. Ancak Melik Süleyman kâtibin sırf kendisine bağlılığı yüzünden içerisini gözetlediğini söyler ve Sur Kralının kâtibi affetmesini sağlar. Bunun üzerine ve sadakatinin karşılığında kendisine Mahrem Kâtip unvan ve derecesi tevcih olunur ve iki kral arasındaki sulh anlaşmasını kaleme almak görevi de kendisine verilir.

Anlatılmak istenen şey, kötü bir duygu olan merakın, maksadın iyi olması halinde, mazur görülebileceğidir. Gerçekten merak, insanı bilgisini arttırmaya sevkeder; bu sebepledir ki, merak hakkında bir karar vermezden önce hangi maksada yönelik olduğunu araştırmak icap eder. Bazı hareketler, dış görünüşleri itibariyle, kötü sayılabilir, fakat vatanın veya bir insanın müdafaası için ya da her halde yerine getirilmesi gereken bir namus sözünün tutulması için yapılırsa hiç de böyle olmadığı anlaşılır. Bu itibarla bu derecedeki Mason çok acele, sırf görünüşe bakarak karar vermekten kaçınmalıdır. İleriki derecelerde ele alınacak olan Masonik adaletin temeli böylece, atılmaktadır. Mason kimse ile alay etmemeli, tenkitte fazla ileri gitmemeli, cebir ve şiddete ise asla başvurmamalıdır.

Mabedin duvarları beyaz göz yaşı damlaları ile bezenmiş siyah perdelerle örtülüdür. Şamdanlar 3, mumlar 9, yani toplam 27'dir. işaret sağ elin sol omuza götürülmesi ve sağ kalçaya indirilmesidir. Darbe 3 kere 8+1 yani 27'dir. Yaş 2 kere beş yani 10'dur; çalışmalar saat 3'te başlar. 6'da biter. 6 dengenin ve adaletin sembolüdür, çünkü birbirini takip eden her üç rakamın toplamı daima 6'yı verir, yani 6 değişmeyen yani dengeli olan adaleti ifade eder. Başkan Hz. Süleyman, 1. Nazır Zerbal'dir. Aday Jahoben adını alır. Zerbal'in anlamı Allah'ın tohumu, Allah tarafından yaratılandır. Jahoben de aynı anlama (Allah'ın oğlu) gelir. Böylece hâkim durumunda olan 1. Nazırla, hakkında hüküm verilecek olan adayın eşit durumda oldukları anlatılmış olmaktadır. Boyundan geçen eşarp tehlike rengi olan aldır, ucunda içice geçmiş üç tane üçgen bulunur. Önlüğün kenarları al, kendisi beyazdır, bavet kısmında büyük bir üçgen vardır.

Derecenin öğrettiklerini şöylece özetleyebiliriz: Kötülüğü yenebilmek için, her şeyden evvel bunun ne olduğunu bilmek gerekir, bu da ancak merakla olur. Bu itibarla meraklı olmak iyi şeydir, ancak bu merakı sosyal sefaletlerin incelenmesine, bunların sebeplerinin ve ne suretle ortadan kalkabileceklerinin araştırılmasına yöneltmek gereklidir.

Diğer yandan derece, bağlılığın ve sadakatin ödüllendirildiğini de gösterir; ayrıca, kavgaları, ihtilâfları halletmenin, insanların barış ve ahenk içinde yaşamalarını sağlamanın da Masonların görevi olduğunu öğretir. Gerçekten çekişmeler, kinler, bir müstebidin ortaya çıkmasına, iktidarı gasbetmesine yol açabilir. Bunun içindir ki, Mason kavgayı körüklememeli ve insanların barışmalarını sağlamalıdır. Derece aynı zamanda, savaş hakkında Masonluğun ne düşündüğünü bize gösterir. Gerçekten birbirini anlamamaktan, basit bir öfkeden bir savaşın çıktığı çok görülmüştür. Sur Kralının aldatıldığını zannetmesi, keza kâtibin sırf kötü bir merakla odayı gözetlediği kanaatiyle öfkeye kapılması, az daha iki kral arasında savaş çıkmasına sebep olacaktı. Onun içindir ki, Mason öfkeye kendisini kaptırmamalı, kendi düşüncesinin en doğru olduğuna asla inanmamalı, anlamsız bir öfkenin kendisini sürükleyebileceği akibetleri daima düşünmelidir. Mason barışsever olmalı, öfkeli insanları iyi sözlerle yatıştırmasını bilmelidir. Bunun içindir ki, Mason sosyal olaylara bigâne kalmamalı, bir nemelâzımcılığa kendini kaptırmamalı, barışı korumak ve tesis etmek için aktif olarak faaliyette bulunmalıdır. Mason hareketsiz kalamaz, ancak yapacağı hareket öfkeyi ve savaşı körüklemeye değil, aksine barışı korumaya yönelik olmalıdır.

Nitekim derecenin talimatı şöyledir:

Başkan "Nereden geliyorsunuz?" diye sorar; 1. Nazır "Her yerden" diye cevap verir. Başkan "Nereye gidiyorsunuz?" diye sorar; 1. Nazır "Her yere" diye cevap verir, böylece insana mekânının sınırsız olduğu anlatılmış olur.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-18, 08:42 #51
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: 7.Derece Ritüeli Açıklaması

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere 7. derecede masonların Ritüellerini alıntılar eşliğinde aktaracağım...

«Nazır ve Hâkim» unvanını taşıyan Masonların meydana getirdiği bu derece, efsanesine uygundur. Buna göre yarım kalan mabedin inşası için Hz. Süleyman 36.000 ustabaşıyı görevlendirir. Bunlara da Nazır ve Hâkim Masonlar adını verir. Bu ustabaşıların işlerini yürütebilmeleri için önceden vaz'edilmiş ve herkes tarafından kabul edilmiş olan bir kanuna ihtiyaç vardır. Nitekim aday "eğiliyorum", "itaat ediyorum" anlamına gelen «Kivi» kelimesini söyler, başkan da «kalkınız» anlamını ifade eden «Ki» kelimesiyle buna cevap verir. 7. derecede Masonların Hiram için inşa ettikleri mozoleye girmek ve orada bilgi, hikmet ve nur sahibi olabilmek için adaya bir anahtar verilir, ancak bu anahtar 4. derecede olduğu gibi kırık değildir. Bu ustabaşıların bir görevi de, Mabedin Orta Hücresinde toplanıp, işçiler arasında zuhur eden ihtilâfları halletmektir. Aynı adalet, daha sonraları, bütün fertler arasında çıkan uyuşmazlıklarda da ustabaşılar tarafından tevzi edilmiştir.

Mabedin duvarları adaletin ve manevî enerjinin sembolü olan kırmızı örtülerle kaplıdır. Işıkları, 4'ü dört köşede, 1'i de Mabedin ortasında olmak üzere 5'tir; darbe ve alkış 4+1'dir. Birinci Nazırın adı Ahoref, ikincisinin Ahoiam'dır; bu kelimelerin manası bilinmemektedir, işaret sağ elin işaret ve orta parmağını burnun yanına getirmek suretiyle verilir. Başkan Harodin Prensidir. Harodin, mahşerde hüküm verilecek dağın adıdır. Tabiatın dört ana unsuru olan sıcak, soğuk, kuru ve rutubet, bizatihi hareketsizdir; bunlara beşinci unsur olan ritmik devamlılık eklenirse, hareket yani, hayat bu dört unsurdan fışkırır. Önlüğün bir cebi bulunur; Şikâyetler, ithamlar, savunmalar bu cebe konacak ve altın anahtarla açılacak mozoledeki bilgi, hikmet ve nur sayesinde bunlar değerlendirilerek, adalet tevzi olunacaktır. Eşarp kırmızıdır, boyundan geçer, ucunda altın bir anahtar bulunur. Yaş 7+7 yani 14'tür. Çalışmaya gecenin son saatinde başlanır, günün son saatinde çalışmalar bitirilir.

Derecenin öğretisi şudur: Bir topluluk tarafından gönül rızası ile benimsenen bir kanun, topluluğu teşkil eden fertler açısından bir nevi hayat tarzı olmalı ve adalet daima gözetilmelidir. Bir kanunun rıza ile benimsenmiş sayılabilmesi için serbestçe incelenmiş, tartışılmış ve oylanmış olması şarttır, işte beşerî kanunla ilâhî kanunu ayıran vasıf budur. Ancak bir beşerî kanun serbestçe incelenmeden, tartışılmadan ve oylanmadan uygulanıyorsa böyle bir uygulamaya adalet adı verilemez. Bu itibarla kanunları incelemek, tartışmak ve oylamak hürriyetinin bulunmadığı yerlerde adalet de bulunmaz. Hür olmayan âdil, âdil olmayan da hür sayılamaz. Görülüyor ki Masonluk insanlara adaletsizlik yapmamayı, kötü hareketlerden kaçınmayı öğretir. Bir Mason, günün birinde, masum olduğu halde bir mahkeme huzuruna çıkmak zorunda kalabileceğini daima düşünmelidir. Bu sebepledir ki, başkası hakkında hüküm verirken, kendisini bu başkasının yerine koymalıdır.[ALINTI]

Mason hariciler arasındaki uyuşmazlıkları halle çağırıldığı zaman da aynı şekilde davranmalı, bir insanı kötü bir hareket yapmaya sevkeden derunî sebep ve saikleri araştırmalıdır. Bu araştırma bazen meyva vermeyebilir; ancak Mason, bu yüzden, kendisini ümitsizliğe kaptırmamalıdır, zira ümitsizlik insan aklının, zekâsının ve sabrının inkârından başka bir manâ ifade etmez ve bu değerlerin inkârı yalnız insandan değil, aynı zamanda insana bu aklı, zekâyı ve sabrı veren Evrenin Ulu Mimarın'dan dahî ümidi kesmek anlamına gelir. Ne kadar kötülük yapmış olursa olsun, insanda daima ahlâkî bir cevher vardır. Bütün mesele ondaki bu cevheri su üstüne çıkarmak için zeki, akıllı ve sabırlı bir tarzda çalışmaktır. Bu cevheri inkâr etmek, Evrenin Ulu Mimarı'nı inkâr etmekle eşittir. Onun içindir ki, Mason ölüm cezasına taraftar olamaz, çünkü bu cezaya çarptırılan kişi de insan olduğundan, ondaki bu cevheri meydana çıkarmak, onu topluma yararlı bir hale getirmek imkânsız olamaz; yeter ki, onun üzerinde sabırla ve akıllı bir tarzda uğraşılsın.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-05-18, 02:59 #52
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C:8.Derece Ritüeli Açıklaması


Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere masonların 8.derece de ritüelini kısaca alıntılar eşliğinde aktaracağım...
«Bina Emini» sıfatını taşıyan Masonların vücuda getirdikleri bu derecenin efsanesi şudur: Hiram'ın ölümü üzerine Kral Süleyman bir mimarlık okulu kurar. Bu okula krallığın en önemli mevkilerini işgal etmek isteyenler seçilecektir. Ancak Kral Süleyman isteklilerin hiç de ehil olmadıklarını ve himaye ettiği kişilerin de buna lâyık bulunmadıklarını çabucak anlar. Böylece bir kimsenin bir takım himaye ve iltimaslar sayesinde değil de, sadece kendi vasıfları ve çalışkanlığı sayesinde bir mevkiye gelebileceği anlatılmış olur.

Mâbed koyu kırmızıdır. Işıklar (5+7+10) olmak üzere 27'dir. Darbe ve alkış 8'dir ve 3, 3, 2 olarak vurulur (bazı ritüellerde 5'tir). Yaş 3 kere 9, yani 27'dir. Biju eşkenarlı bir üçgendir. Bunun bir yüzünde Jakin'in çoğulu olan Jakinay, ortalığı karıştıran anlamına gelen Hakar ve kendi vicdanının çocuğu manasına gelen Benkorim, öteki yüzünde ise Hz. Yakub'un 4. oğlu olan ve «daima ileri» anlamına gelen Yuda ve Jehovah'ın kısaltılmışı olan Jah ve "faal canlı" anlamına gelen Hey bulunur.[ALINTI]

Eşarp kırmızı, önlük kenarları kırmızı ve ortası yeşil olmak üzere, beyazdır, ortasında dokuzgen şeklinde bir yıldız vardır. Yıldızın üzerine bir terazi işlenmiştir. İşaret eller gönye şeklinde tutularak başparmakları şakaklara götürmek, iki adım geri gidip geldikten sonra elleri gözlere götürmek ve açmaktan ibaret hayret işareti ve iki elin parmaklarını birbirine geçirip ayaları dışa doğru tuttuktan sonra bel hizasına getirmekten ibaret hayranlık işaretidir. Çalışmaya "gün doğarken" başlanır ve "gecenin saat 12'sinde" son verilir. Geçiş kelimeleri Yuda ve Jakinay'dır. Başkanın adı Salomon, 1. Nâzırınki Harodin Prensi, 2. Nâzırınki Adonhiram'dır.

Derecenin öğretisi şudur: İnsanlar arasındaki kardeşlik, bunların değerini doğru bir şekilde tartmak, hakettikleri mevki ve otoriteyi kendilerine vermekle tesis edilebilir. Koruma ile iltimasla elde edilecek mevkiler, bu kardeşliği kurmak şöyle dursun, aksine yıkar. Mason sadece toplantılara devam etmek ve merasimleri seyretmekle yetinemez. Belki zamanın geçmesi ile daha yüksek derecelere erişebilir. Ancak gerçek derece, hakedilmiş olan derecedir. Bunun için de Mason her derecenin ne öğrettiğini düşünmeli, araştırmalı ve ona göre hareket etmesini öğrenmiş olmalıdır. Mabedin sağlamlığı, hem çalışmaya hem de malik olunan vasıflara, yani mülkiyete dayanır. Bir insan bu iki temel sayesinde bir mevkiye erişirse, kimseye minnet borcu olmayacağı, yalnız kendi vasıfları ve çalışkanlığı sayesinde o mevkiye erişmiş olabileceği için tam manasıyla hür olur. Bunun içindir ki, çalışkan olmayan, hür de olamaz, insan medeniyeti Mülkiyet ve Çalışma yani Sermaye ve Emek sütunları üzerine yükselir ve bu ikisinin bulunmadığı, yani mülkiyetin çalışmaya tahakküm ettiği veya çalışmanın mülkiyeti yok ettiği düzenlerde hürriyetin varlığından söz edilemez. Masonluk bu iki kuvvet, bu iki esas arasında denge ve kardeşliğin tesis edilebileceğine ve korunabileceğine inanır.

Mülkiyet insanın çalışması sayesinde elde ettiği zenginlikleri muhafaza edebilmesini ifade eder. Şu halde emeksiz mülkiyet olamaz. Ancak mülkiyetsiz emek de köleliktir. İnsan çalışması ile üretebildiğine malik olamıyorsa veya ürettiğinin haklı karşılığını alamıyorsa, hür ve serbest olamaz. Ürünün veya bunun haklı karşılığının ister efendinin, ister patronun, isterse Devletin cebine gittiği hallerde, işçi daima köledir. İşte Mabedi ayakta tutan Jakin ve Boaz sütunları bu derecede Sermaye ve Emeği temsil eder. Bu iki sütundan biri yıkılırsa Mâbed de yıkılır, yani toplum ya sermayenin ya emeğin tahakkümü altına girer. Birinci halde sağ, ikinci halde ise sol diktatörlük topluma hâkim olur. Bu sebepledir ki, diğer sütuna tahammül edemeyen sağ ve sol diktatörlükler, her iki sütunun da lüzumuna inanan Masonluğa cephe almış oldukları gibi, her iki sütun arasındaki ahenge, karşılıklı saygı ve hoşgörüye, her iki sütunun da lüzumuna, yani demokrasiye dayanan Masonluk da her çeşit diktatörlükle bağdaşamaz.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-05-18, 01:01 #53
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C:Rit Nedir?

Merhabalar Arkadaşlar bugün sizlere masonlukta Rit kelimesinin önemi hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde sunacağım... Rit, Fransızca ve İngilizce'de Rite, Almanca'da Ritus yazılır. Latince Rithus kelimesinden türemiştir.



Rit'in anlamı, yakın tanımlar olarak "yasa, gelenek, âdet olarak tespit edilmiş ilâhî veya kutsal bir hizmetin uygulanma şekli" veya "kutsal veya dinsel tören için bir uygulama veya uygulamalar dizisi" veya "dinsel ayin töreni" şeklinde verilir. Rit, kısaca, "kutsal ayin ve dinsel tören şekli" anlamına gelir. Rit'in diğer anlamı, "belirli amaç için belirlenen belirli yol"dur.

Rit, bu iki ayrı anlamı birleştirildiğinde, Masonluktaki özel anlamını yansıtır şekilde "belirli amaç için belirlenen belirli yol, dereceler ve törenler sisteminin adı"dır.

Rit, Masonlukta pratik olarak, "belirli dereceler dizisi ile Masonluğun yorumu" şeklinde düşünülür.

Tabiî ki yorum denilince, birbirinden farklı yorumların mümkün olmasından dolayı, işin içine tefekkür ve tefsir, dolayısıyla felsefe girer. Bu nedenle, ritlerin doktriner yapısına ve yasal kapsamına, sembolik ve alegorik öğelerin yanına felsefî düşünce ve söylemler eklenmiştir.

Öyleyse ritler, "farklı yol, yordam ve felsefelere göre masonik ışığı yorumlayan özel masonik birimler"dir.

Aynı, dinlerin farklı yorumları anlamındaki mezhepler ve mezheplerin tefsirî fraksiyonları olan tarikatlar gibi!

Ritlerin özelliği, amaçlarının aynı olmasına rağmen; araçlarının, yani öğretilerinin ve yöntemlerinin niteliksel ve niceliksel olarak farklı olmasıdır. Günümüz Masonluğundan örneklendiğinde, mezheplere eşdeğer olarak ritler gösterildiği gibi, mezheplerdeki tarikatlara örnek olarak Nizamlar verilebilir.

Rit kavramının, bugün kullanıldığı haliyle, Masonluğa girişi 1738 yılında başlamıştır. Sonra, 19.yy'a kadar gitgide artarak ve yayılarak günümüzdeki ritlerin hemen hemen hepsi kurulmuştur. Son yıllarda kurulmuş yeni ritler yoktur. Ancak, etkinliğini yitiren ritlerden bazıları, değişik adlar altında, yeniden canlandırılmaktadır. Özetle, bugünkü masonik ritlerin tarihsel gelişimi 18.yy ortalarından başlayıp, 19.yy'ın başlarında sönmeye yüz tutan Masonluğun aktivasyon dönemini ilgilendirir.

Aslında, eski dinî geleneklerden, erken dönem veya kadîm Masonluğa aktarılmış olan çeşitli törensel uygulamalar veya töreler niteliğinde ritler de vardır.

Bunlar, bir Kutsal Yere Girerken Ayakkabı Çıkarılması (Discalceation) Riti, Kutsal Yerin Etrafını Tavaf (Circumambulation) Riti, Arındırma veya Vaftiz (Purification - Lustration) Riti, Tekris (Initiation) Riti, Önlük Kuşatma (Investure) Riti olarak sayılabilir. Eski monoteist veya pagan inançlardan ve misterlerden aktarılan, Hz. Musa'nın Tur Dağı'na çıkarken ilâhi emirle ayakkabı çıkarmasını takliden camiye girilirken ayakkabı çıkarılması; Kabe'nin tavafı; abdest alınması ve vaftiz; bir tarikata giriş töreni, Ahilikte şed bağlanması gibi! Ritüelik ritler; Spekülatif Masonluğun ritüellerine rit olmasa bile, güzel ve ilginç törensel pratikler olarak sokulmuştur.

Zaten bir anlamda, eski anlayışa göre, Çırak, Kalfa ve Üstad Mason dereceleri bile Hürmasonluk Nizamı içinde sanki müstakil ritlermiş gibi düşünülür. Bu bakımdan bazıları, Hürmasonluğa, Sembolik Rit de derler.

1786 Berlin Anayasası diliyle: Hürmasonluğa Nizam denir ve Nizamın çeşitli Ritlerden oluştuğu ileri sürülür.
Ayrıca, ilk üç dereceden oluşan Sembolik Rit temeline, Masonluğa dahil edilen diğer temalar kapsamında, Hiram Riti, Kapitüler Rit, Kriptik Rit, Şövalyelik Riti de eklenerek Yüksek Dereceler oluşturulur. Hatta bazıları, (yazar da bu görüştedir) ilk üç sembolik derecenin kapsamına, yani Üstad Mason derecesine Kutsal Royal Arch Nizamı'nın da katılmasından oluşan İngiltere Masonluğu Sistemine özgü Working adı verilen özel masonik espriye İngiliz Riti demeyi uygun bulurlar. Çünkü, üç sembolik derecenin üstündeki her derece, masonik oluşumu rit tanımına sokar.

Rit terimi ve uygulamasının, bugünkü anlamı ve şekline göre, Masonluğa girişi, 18.yy ortalarından itibaren Fransa'da başlayan Skoç Masonluğu Yüksek Dereceler furyası ile olur.

Bu dönemden sonra, ritin "tören veya törenler dizisi" şeklinde eskiden geçerli olan yapısının yerini; "bir otorite tarafından yönetilen ve denetlenen dereceler dizisi" tanımı alarak; rit kavramı bugünkü şekli doğrultusunda anlam değiştirmiştir.

O dönemden sonra, artık rit denildiğinde, "üç sembolik derece (ya da üç sembolik derecenin çalışması büyük localara bağlı localara bırakılmak üzere) ve üzerine eklenen felsefî, yüksek, ileri vb tanımlanan dereceler dizisi" anlaşılır. Ama, derece sayısı ne olursa olsun "ritlere özgü oluşum ve yönetim biçimi jüridiksiyondur."

Ritlerin jüridiksiyon olması, onları obediyans niteliğindeki Büyük Localardan ve hatta Grand Orientler (Büyük Doğular)'den ayıran belirgin özelliktir.

Masonik ritler, kendilerine göre, belirli bir sınıflar ve dereceler dizisinden oluşur ve merkezî birim/birimler tarafından yönetilir ve denetlenir. Daha doğrusu ana merkez/ merkezler, kendi kendilerini oluşturduktan sonra, kendisine bağlı dereceler dizisini bizzat kurarlar. İşte bu sistemin adı, daha önce değinildiği gibi, jüridiksiyondur.

Dolayısı ile, "Masonlukta rit denilince akla, bir merkezî hâkim otoriteye bağlı olarak çalışan, üç sembolik derece üzerinde, çok sayıda yüksek dereceden oluşan bir masonik sistem" gelir.

Sembolik Masonluğun üç Craft Hürmason derecesi veya eşdeğeri, genellikle, (istisnalar dışında) ritlerin, (yönetimi ve eğitimi çoğunlukla Büyük Localara bırakılan) ritin ilk üç temel derecesini teşkil eder. Bu üç temel derecenin üzerine de, ritin benimsediği öğreti yoluna ve yordamına göre seçtiği veya düzenlediği ve adlarına da çoğu zaman yüksek dereceler denilen dizi eklenir.

Masonluk tarihinde kurulan ilk ritin hangisi olduğuna gelince...

Masonluk tarihinde ilk rit, eldeki verilere göre, 1736 - 1737 nutukları ile Skoç Masonluğu'na çok büyük ivme kazandıran ve bir bakıma önderi sayılan Şövalye Andrew Ramsay tarafından veya adına ithaf edilen veya izafeten Fransa'nın Bouillon şehrinde kurulan Eski Skoç Riti (Ramsay Riti veya Bouillon Riti)'dir. Sembolik üç derecenin üzerine eklenen üç yüksek derece ile toplam 6 dereceden oluşan bu Rit çok kısa bir süre çalışmasına rağmen Skoç Masonluğunun ilk riti sayılır.

Skoç Masonluğu üyesi olan Masonlara Skoç Masonu denir.

İşte bu ilk Rit'ten günümüze kadar geçen süre içinde 1000'den fazla farklı derecelerden oluşan dizilerle, 100'lerce (bazılarına göre 600) rit kurulmuşsa da, bunların arasında günümüzde aktif olanların sayısı 20'den azdır. Hatta önemlileri belki 10 kadardır.

Fransa'da 1758 yılında kurulan ve 1762 yılında Anayasası düzenlenen 25 dereceli Perfeksiyon (Olgunlaşma) Riti, önem ve kurumsallık açısından Skoç Masonluğunun ilk önemli ritidir. Burada bir parantez açmak gerekirse yazar, dilimizdeki olgunlaşma kelimesinin Perfeksiyon'u tam olarak karşılamadığı düşüncesindedir. Çünkü, olgunlaşma ve yetkinleşme anlam olarak birbirinden farklıdır. Perfeksiyon aşamasının amacı, masonları olgunlaştırmak değil, yetkinleştirmektir. Yazar, bu nedenle eski dille Tekemmül veya yeni dilde Yetkinleşme'yi tercih eder. Perfeksiyon Riti, diğer Skoç Ritlerinin esin kaynağı olmuş ve Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin temelini teşkil etmiştir.

Perfeksiyon Riti'nin merkezî yönetim ve denetim birimi, Rit'in doruğunu oluşturan merkezî otorite, 25° Yüce Kralî Sır Prensleri Hâkim Büyük Konseyi'dir. Bu Büyük Konsey, günümüzdeki EKSR Yüksek Şûralarının yetki ve egemenlik açısından, Perfeksiyon Riti'ndeki otokratik eşdeğeridir.

Perfeksiyon Riti'ni, Skoç Masonluğu tarzında kurulan çok sayıda yeni rit izlemiş ve dönemin siyasal ortamında adeta ritler furyasının yarattığı Kaos doğmuştur. Kaos ortamı, doğal olarak toplumda Masonluk aleyhine olmuş ve Masonluğu yok olma veya haricîleşme tehlikesine maruz bırakmıştır. Bu dönemin Masonluk tarihi ibret alınması gerekecek kadar ilginçtir.

Ancak, Perfeksiyon Riti'ni takiben doğan, Kaos ortamından kurtularak yeniden Nizama kavuşmak amacıyla, bu anlamda kurulan en önemli rit, 1786 yılında Berlin'de Prusya kralı Büyük Frederik tarafından veya himayesinde, Perfeksiyon Riti'nin 25 derecesine, mevcut diğer Skoç tarzı ritlerden aktarılan 8 derecenin kombinasyonu ve modifikasyonu ile oluşturulan ve Anayasası düzenlenen 33 dereceli Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Ritidir.

Aynı dönemde süre giden ABD'ndeki Skoç Masonluğu ve EKSR çalışmaları da 1801 yılında ilk Ana Yüksek Şûra'nın Charleston'da kurulması ile sonuçlanmıştır. Böylece Kaos'tan Nizam'a geçilmiştir. Artık, Skoç Masonlarının görevi Nizamı, yani Düzeni korumaktır. Ünlü Ordo ab Chao mottosunun anlamı budur. Skoç Masonların ana ödevi, Masonluğun yeniden Kaos'a düşmemesini sağlamak için koruma ve kollama görevlerini bihakkın yerine getirmektir.

Böylece, biri Avrupa ve diğeri Amerika olmak üzere iki kıtada hemen aynı zamanda kurulmuş olan Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin merkezî yönetim ve denetim otoriteleri her memlekette Hâkim Büyük Umumî Müfettiş sıfatı verilen 33°'li Masonlardan oluşan Yüksek Şûralardır.

Bu gelişme ile Perfeksiyon Riti'nin nihaî 25°'de Yüksek Büyük Konsey olarak sağlanmış olan merkezî otoritesi, EKSR'nde 33°'li Yüksek Şûra'ya yükseltilmiştir. Ayrıca Perfeksiyon Riti 25°'sinin Konsistuar adı verilen masonik muhtevası EKSR'de 32°'ye çıkarılmıştır.

Ritlerin merkezî yönetim organizasyonu birimlerinin standardı ve jüriprudansı zamanla, ihtiyaçlara ve pratiklere göre revize ve modifiye edilmiştir. Örnek olarak, EKSR'nde olduğu gibi, dorukta aynı tek bir yüksek merkezî otokratik birim olmasına rağmen, Rit'in dereceleri gruplara veya sınıflara bölünerek birer özerk alt birime bağlanmıştır.

Yönetimi Büyük Localarda olan localardan sonra; Olgunlaşma Locası, Hâkim Şapitr (veya Konsey ve Şapitr), Areopaj, Haysiyet Divanı ve Danışma Divanı gibi!

EKSR, alt birimlerinin doğrudan bağlı olduğu Yüksek Şûra tarafından temsil edilen tek başlı, yani otokratik yönetim mekanizması sergiler. Yüksek Şûra'nın otoriter ve hiyerarşik jüridiksiyonu, çalışmaları Büyük Localara bırakılan ilk üç temel sembolik derecenin üzerindeki 4°'den 32°'ye uzanan tüm sınıfları ve dereceleri tek tek ve bir bütün olarak kapsar.

Ancak, bir Masonun bir muntazam Büyük Locaya ilk üç derecenin eğitimi ve müktesebatı için mensubiyeti olmazsa olmaz şart olduğundan, Büyük Loca'nın bünyesinden ayrılan ve çıkartılan Masonun, Skoç Masonu kimliği kendiliğinden düşer.

Dünyada Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nden sonra ikinci rit, York Riti'dir.

EKSR ile York Riti arasında oluşum, yönetim ve denetim açısından belirgin farklar vardır. Her şeyden önce, York Riti'nin çok başlı, yani çoğulcu yönetim biçimi, EKSR tarzı otoriter, merkezî otokratik yönetimin zıttıdır.

York Riti'nde, derecelerin oluşturduğu birimlerin yönetim ve denetimi, birbirinden bağımsız ve özgür yönetim merkezlerine aittir. Merkezler, Şapitr, Konsey ve Komandörlük'tür.

York Riti ilginç bir dereceler, ritler ve nizamlar karışımıdır. Bu nedenle, York Riti denilince akla ritler ve nizamlar karışımı gelir.

York Riti incelenirse: 1° Çırak, 2° Kalfa, 3° Üstad Mason'dan oluşan birinci sınıf Sembolik Rit'tir. Sembolik Rit, Büyük Localarda çalışılır.

İkinci sınıf, 4° Mark Üstadı, 5° Önceki Üstadı Muhterem, 6° En Mümtaz Mason, 7° Royal Arch Masonu, 8° Yüce Mümtaz Mason olmak üzere 5 dereceden oluşur ve Royal Arch Masonları Şapitri veya Kapitüler Rit adı verilir. Bu ikinci bölümün müstakil merkezî otoritesi Şapitr'dir.

Üçüncü sınıf, Kriptik Rit adını alır ve 9° Royal Üstad ile 10° Seçilmiş Üstad derecelerinden oluşur; merkezî otoritesi Konseydir.

Dördüncü sınıf, Şövalyelik Riti veya Şövalye Masonluk Nizamları'dır. Merkezî otoritesi Komandörlük'tür. Ancak Şövalyelik Riti, adından anlaşılacağı gibi, yönetimsel olarak Komandörlük birimine özerk şekilde yarı bağlı olmakla birlikte aslında, birbirinden bağımsız 3 ayrı Şövalyelik Nizamı'ndan oluşur; bunlar: 11° Kızılhaç Nizamı, 12° Malta Şövalyesi Nizamı ve 13° Tampliye Şövalyesi Nizamı olarak sıralanır.

Böylece, York Riti'nin nihaî aşamasını birbirini izleyen üç Nizam meydana getirir.

Özetle, EKSR jüridiksiyonun doruğunda Yüksek Şûra adı verilen tek bir merkezî otorite olmasına karşılık; York Riti'nin yönetimi çok başlıdır. Her sınıf bağımsız bir merkezî yönetim birimidir. Bu anlamda, EKSR'nin otokratik yapısına karşılık, York Riti demokratik bir rit sayılır.

Hemen bütün ritlerin derecelerinin öğretileri, çeşitli dinsel kaynaklardaki temalardan seçilmiştir. Ancak, bunların arasında Kitabı Mukaddes veya diğer dinsel kitaplardaki lejandlara ve kısmen de pagan kökenli efsanelere dayanan öğreti temaları çoğunluktadır. Örnek olarak bütün ritler, Simyacılık, Apokaliptik, Mimarî, Nuh Tufanı, Astroloji, Şövalyelik, Operatif Masonik, Haçlı, Hristiyanî, Kriptik, Skoç, Seçilmiş, Süleyman Mabedi, İkinci Mabed, Enoş, Hiram Tarihî, Sihirli, Askerî, Dokuzuncu Kubbe, Noaşit, Mistik, Kriptik, Okültik, Rozikrusiyen, Felsefî, Yücelmiş, Sembolik, Tampliye kaynaklı veya tarzındaki derecelerin bir dizi şeklinde bir araya gelmesi ile oluşmaktadır.

Çeşitli memleketlerde, dinsel ritüelik temalar ihtiyaçlara göre laikleştirilmiştir.

Ritlerdeki derecelerin tarzı, kaynağı veya kökeni ile ilgili bu tespiti, Türkiye'de mevcut yegâne rit olduğu için EKSR'nden ama York Riti ile karşılaştırmalı olarak, vermek yararlı olur:

Tekris:
Skoç 1°; York 1°

Meslekî veya Süleyman Mabedi:
Skoç 2, 6, 8, 12°; York 2, 4, 5, 6°

Hiram'la ilgili ve Seçilmiş:
Skoç 3, 4, 5, 9, 10°; York 2, 4, 5, 6°

Kriptik, Skoç, Royal Arch, Okunamaz İsim:
Skoç 13, 14, 20°; York 7, 9°

Tarihî, Müteferrik:
Skoç 21, 22°; York 10°

İkinci Mabed:
Skoç 15, 16°; York 11°

Hristiyanî, Şövalyelik, Askerî:
Skoç 27, 29°; York 12°, 13°

Hristiyanî, Şövalyelik, Felsefî:
Skoç 18, 26, 30°; York -

Mistik, Felsefî:
Skoç 17, 19, 23, 24, 25, 28, 31°; York -

Siyasî, İdarî:
Skoç 7, 11°; York -

Askeri, Siyasî:
Skoç 32°; York -

Bu sıralamadan da anlaşılacağı gibi derece çeşitliği ve zenginliği yönünden EKSR, York Riti'ne oranla daha üstündür.

EKSR ile York Riti arasında karşılaştırma yapmak gerekirse...

EKSR İskoçya'da Skoç Masonluğu olarak tohumlanan, Fransa'da büyüyen, Almanya'da gelişen ve ABD'nde erginleşen bir rittir. Bu nedenle gerek kıta Avrupası ve gerekse Amerikan kültür izlerini taşıyan miks ve heterojen bir rittir. Aslî, doktriner ve otokratik yapısına, demokratik anlayışın eklenmesiyle kazanılan, ülkelere göre değişebilen ve uyum sağlayan, esnek yapısı nedeniyle dünyada daha çok yayılmıştır.

Ancak bazı jüridiksiyonlarda (ABD Kuzey Jüridiksiyonu, İngiltere, İrlanda, İskoçya, Hollanda) sadece Hristiyanların üyeliğine açık olması, Rit'in savunageldiği insan hakları ve hürriyetleri açısından önemli bir eksikliktir.

Ama zaten, Hürmasonluk için de aynı şey geçerli değil midir?

Örnek olarak, İsveç'te Hristiyan olmayanlar acaba Mason olabilirler mi? Olamazlarsa, Masonluğun laiklik ve evrensellik kıstasının gerçekten sorgulanması gerekir.

York Riti, İngiltere - York'ta, York Masonluğu olarak tohumlanmış ve doğrudan doğruya aktarıldığı ABD'nde büyüyüp gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Bu nedenle diğer adı Amerikan Riti'dir.

York Riti, sembolizma açısından zengin; ancak Mistik, Felsefî, Siyasî, İdarî ve diğer felsefî çeşitlilik yönünden ve özellikle masonik sosyal pratikler açısından eksiktir. EKSR'nde sadece doruğa yakın dereceler menzili niteliğindeki şövalyelik dereceleri, nihaî Nizamlar (Orderlar) şeklinde, York Riti'nin doruğunu oluşturur.

York Riti'nde, Areopaj veya Konsistuar tarzı derece öğretilerinin olmayışı, felsefî düşüncenin farklı açılardan bütünlenememesi yönünden görünür bir dezavantajdır. York Riti'nin sadece Hristiyanları tatmin edecek kadar ağır doktriner İsrailliyat veya Hristiyanî muhtevası ve diğer inançların temalarına yer verilmemesi, laik bir masonik ortama ve öğreti yöntemine ters düştüğü için tutucu sayılır. Bu nedenle, gelişimi ABD, Latin Amerika, Orta Amerika, Anglosakson ülkeleri, bazı İngilizce konuşulan ülkeler ve bir iki Avrupa ülkesi ile sınırlı kalmıştır.

Bu genel açıklamadan sonra, dünyada kurulmuş olan 100'lerce ritten bugün ayakta kalıp aktivitesini sürdürebilenler ve de adı rit olmamakla birlikte rit gibi çalışan diğer masonik kurumlar şöyle sıralanabilir:

Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti:
33 dereceli; tüm dünyada yaygın

York Riti:
13 dereceli; ABD, Orta Güney Amerika, kısmen Avrupa

Fransız Riti (Modern Rit):
9 dereceli; Fransa, Frankofil masonik ülkeler

İsveç Riti:
10 dereceli; İsveç

Schroeder Riti:
3 sembolik dereceli Alman yorumu; Almanya

Swedenborg Riti:
6 dereceli; İskandinav ülkeleri

Rektifiye Skoç Riti:
7 dereceli; Fransa, İsviçre

İskoçya Eski Büyük Riti:
47 dereceli; İskoçya

Reforme Rit:
5 dereceli; İsviçre, İngiltere, ABD

Birleştirilmiş Memphis - Mizraim Riti (OTO):
96 dereceli; Fransa, ABD

İrlanda Şövalye Masonlar Riti:
5 dereceli; İrlanda, İngiltere, ABD

İngiliz Masonluk Sistemi:
Royal Arch + 3 Craft Hürmason derecesi = 4°'li

İrlanda Masonluk Sistemi:
Mark + Royal Arch + 4 Craft Hürmason= 6 °'li

İskoçya Şapitr Sistemi:
Mark + 4 Craft Hürmason + 12 yüksek derece

Müttefik Dereceler (İngiltere):
32 dereceli

Müttefik Dereceler (ABD):
12 dereceli

ABD Ritleri Büyük Koleji:
16 dereceli; ABD'ye özgü

Kutsal Royal Arch Tampliye Şövalye Rahipleri:
33 dereceli, ABD

Bunların dışında, zaman zaman ortaya çıkan veya Meksika Millî Riti gibi yerel olan ritler varsa da, evrensel boyutta masonik etkinlik önemleri yok denecek kadar sınırlıdır.ALINTI#

Yukarıda sayılan bu kurumlar, özellikle alt sıradakilerin adları rit olmasa bile, günümüzde rit veya rit gibi çalışan masonik kuruluşlardır.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-05-18, 00:34 #54
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Nizam (Order) Nedir?

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Masonlarda Nizam hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde aktaracağım...Türk Masonluğunda, order veya eşdeğeri bir terim henüz olmasa bile Masonluk kurumları arasında rit dışında çok yaygın diğer bir masonik birim Nizam, yani Order'dır. Order, Fransızca Ordre, İngilizce Order, Almanca Orden olarak yazılır. Latince, ordo, ordinis kelimelerinden türetilen Order, sözlükte değişik anlamlara gelir.

Nizam, Masonluktaki kullanılışını yansıtması açısından "toplumda ayrı bir sınıf insan, aynı meslekten insanların oluşturduğu bir grup, toplumda ayrıcalığı olan bir sınıf, toplum içinde kendine özgü bir kurum, dinî kardeşlik grubu, tarikat, aynı unvanları taşıyanların oluşturduğu bir sınıf, farklı dereceden insanların grubu, kutsal nitelikli din adamlarının üye oldukları bir örgüt, şövalyelik tarikatı, manastır tarikatı" genel anlamlarını taşır.

Dinî türdeki manastır kurumları Benedikten ve Augustiyen tarikatları ile askerî türdeki Hospitaliye, Tampliye ve Tötonik şövalyelik tarikatları, ilkinin operatif meslek benzerliği ve hatta patronajı yönünden operatif; ikincinin kaynak birliği ve ilişkisi yönünden operatif ve spekülatif yansımaları, Masonik Nizamlar'ın doğmuş ve yararlanmış olduğu ana kaynaklar niteliğindedir.

Skoç Masonluğunun ilk önemli riti olan Perfeksiyon Riti'nin 1762 Bordeaux Anayasası'nda bizatihi tüm Masonluk "Kralî ve Âlî Nizam" adıyla bir Nizam olarak kabul edilmekte; ayrıca son bölümünde Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar En Muhterem Kardeşliğinin Kralî ve Askerî Nizamı adı pekiştirilmektedir.

Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin temellerini atan 1786 Berlin Anayasası'nın anlayışına göre de, operatif anlamda olsun veya sivil anlamda olsun veya askerî anlamda olsun bizatihî Masonluk veya Hürmasonluk bir Nizam'dır. Adı da Eski Hür ve Birleşik Masonlar Nizamı'dır.

Anayasanın giriş bölümünde açıklandığına göre, bu Nizam eskiden tek bir bütünken, daha sonra ortaya çıkan çeşitli ritlerden dolayı ortaya büyük bir karmaşa çıkmıştır. Bu Anayasa ile kurulan EKSR'nin amacı da, mevcut Skoç Ritlerini birleştirmek suretiyle Skoç Masonluğunda dağılan birliği yeniden sağlamaktır.

Dolayısıyla, 18.yy kıta Avrupa'sı Masonluğunun anlayışına göre, var olan tek bir Masonluk Nizamı veya Hürmasonluk Nizamı'dır. Ritler de dahil her türlü masonik kurum ve birim bu kapsamın içindedir; yani tek bir nizam, ama çok sayıda rit vardır.

Daha sonra, EKSR'nin kurulmasıyla, EKSR ve Masonluk Nizamı adeta eşitlenmiştir.

Bu, tabiî ki o zamanın görüşü ve anlayışıdır. Aradan geçen zaman Nizam kavramının anlamını değiştirmiş; hatta tersine çevirmiştir.

Bu ön açıklamalarda göz önüne alınarak, Masonlukta Order veya benimsenen Türkçe'siyle Nizam nedir ?

Nizamın Masonluktaki genel anlamı "belirli bir ortak ülkü ve amaç doğrultusunda oluşan, kendine özgü ilkeleri, yasaları, kuralları olan, genel olarak inisiyatik üye kabulünü benimseyen, yeminle bağlanılan, özel kılık kıyafet, arma ve sembolleri olan, ezoterik öğreti yöntemlerini uygulayan, üyelerinin birbirlerine kardeşlik ve dostlukla bağlı oldukları kurum, tarikat veya örgüt" olarak tanımlanır.

Nizamlar, ezoterik ve inisiyatiktir.

Yani, Nizama inisiyasyonla girilir, ezoterik yöntemle aktarılan ve yeminle saklanan sırlar, nizam üyelerini bağlayan kardeşliğin sebebidir. Aynı kutsal ülküye yönelik kutsal sırların karşılıklı bilinmesi ve saklanmasıyla oluşan, haricîlere göre imtiyazlı bir kardeşlik, nizamların temel özelliğini oluşturur. Nizamların belirli ülküsü ve amacı vardır. Öğretileri bu ülkü ve amaç yönünde hedeflenmiş ve kilitlenmiştir.

Ancak, belirgin bir özellik olarak, nizamların ülküsü ve amacı, genel olarak, dinsel temellere ve/veya şövalyelik temeline oturur. Çoğu kez, bu iki temel örtüşerek dinî şövalyelik veya keşiş şövalyelik veya keşiş mason şövalye sentezine gider.

Zaten, Hristiyanî anlamda şövalyelik din adına veya dinsel parametreler doğrultusunda yapılan kutsal hizmet olduğu gibi, kutsal dinî yapıların inşasına katılmak o denli mübarek bir hizmettir. Bu anlamda, orderlarda çoğu zaman dinsel muhteva ve şövalyelik, Masonluk mesleği ve sanatı ile çoğu zaman örtüşerek, sembolik ve spekülatif platformda birbirini tamamlar. İşte bu espri, masonik nizamların genel karakteridir.

Masonlukta bir genelleme yapılırsa, zaten dinî olmayan nizam, daha sonradan sekülerleşmiş Hürmasonluk Nizamı dışında, hemen hemen çok nadirdir. Bu nedenle, nizamların adının başına kutsal veya mübarek anlamında Holy kelimesi gelir. Holy sıfatı, bu nizamın Hristiyanî açıdan veya genel İsrailiyat yönünden dinî olarak, kutsal veya mübarek bir kuruluş, yani tarikat olduğunu kanıtlar.

Holy sıfatı, nizamların birer dinî tarikat olduğunun göstergesidir. Önünde Holy olan her Nizam (Order) dinîdir.
Örnek olarak, Holy Royal Arch Nizamı gibi, İskoçya Royal Nizamı gibi, Tampliye Şövalyelik Nizamı gibi, Malta Şövalyesi Nizamı gibi Masonik Nizamlar veya Doğu Yıldızı Nizamı, Gökkuşağı Kızları Nizamı, Amaranth Nizamı, Demolay Nizamı gibi Komasonik Nizamlar veya Shrine Nizamı, Nil Kızları Nizamı gibi Amasonik Nizamlar ve daha bir çokları, sadece Shrine'nın quasi-İslâmî olmasının dışında, genellikle İsrailiyat ve özellikle Hristiyanî açıdan Holy'dir.

Çok özel örnek olarak, İngiliz Masonluğu'nda Hürmasonluğa eklenmiş olan Royal Arch da Holy'dir; yani dinîdir.

Ritlerin ana hedefinin masonik olmasına ve derece temalarının masonik hedefe ve ülküye göre seçilmesine ve uyarlanmasına karşın; nizamların hedefi her zaman masonik olmayabilir. Meselâ nizam, Masonlukta işlenen sadece bir dinî erdemi veya temel erdemi veya öğretinin işlenmesini temel alabilir.

Örnek olarak, Malta Şövalyesi Nizamı'nın teması ve öğretisi, bir Askerî Hristiyanî Tarikat olarak cesaret, sadakat, şefkat gibi erdemlerin işlenmesi gibi dolaylı masoniktir. İşlenen bu erdemler, Masonluk ve Malta Nizam arasındaki ortak payda niteliğindedir.

İngiliz Masonluğunda, Holy Royal Arch Nizamı'nın teması ve özelliği, Üstad Mason derecesinde vâkıf olunmayan Masonluk Sırrı'nın keşfedilmesi suretiyle dini açıdan Craft Hürmasonluğun tamamlanması şeklinde anlaşılır.

İskoçya Royal Nizamı'nın teması, Üçüncü Derece öğretisi ve Rose Croix Şövalyesi öğretisinin birbirini izler espride işlenmesi şeklinde, doğrudan yoğun Hristiyanî masoniktir.

Ritler, bünyelerindeki çeşitli derecelere ve/veya nizamlara bölüştürdükleri masonik faziletlerin öğretilerini kademeli ve aşamalı bir eğitim süreci ile bir bütün hâlinde aktararak ritin amaçlanan asıl hedefine ulaştırır. Ama nizamlar için böylesi bir muhteva bütünlüğü şart değildir. Tüm öğretinin sadece tek bir aşamasını veya derecesini içeren nizamlar da var olabilir. Bu anlamda ritler, nizam mahiyetinde olsun veya olmasın, farklı dinsel temaları derece alegorisi olarak alır ve öğreti olarak kullanırlar. Ancak nizamların esası, özelde Hristiyanî ve genelde İsrailliyat ağırlıklı özel temalar, pasajlar ve alegorilerdir.

Nitekim York Riti'nin, Kapitüler Rit Konseyi'ni oluşturan derecelerden yedincisi olan Royal Arch, yukarıda değinildiği gibi, başlı başına bir nizamdır; hem de kutsal, yani Holy bir dinî nizam.

İşte sayılan bu nedenler ve örneklerle nizamlar, yoğun tarzda dinsel veya mistik ağırlıklı olduğu takdirde Tarikat adının kullanılması çok daha anlamlı olur. Hatta, Avrupa veya ABD Masonluklarındaki çoğu dinsel masonik nizamların aslı esası, bir tür Hristiyanî baş rahiplik veya dinsel şövalyelik tarikatı olmasıdır. Bu nizamlara sadece Hristiyan masonların üye olabilmesi de, üye olunurken edilmesi gereken yeminin içinde Hristiyan inanç sağlamlığı, Hıristiyan dinin savunulması ve yayılması gibi koyu dinsel kriterlerle anlaşılır.

Böylesine bağlayıcı antlar, taahhütler, vaatler, bir anlamda İslâmiyet'teki cihat eyleminin, nefse karşı savaş dışındaki, dar fanatik anlamı ile örtüştüğünden; nizamların Holy sıfatının dinsel kutsallık veya mübareklik taşıması nedeniyle Tarikat anlamına tam karşılık düşmektedir.

Nizam için belki önerilebilecek Örgüt kavramı, kuruluşa ezoterik bir hava verdiğinden Nizam terimi için pek karşılık olamaz.

Nizam kelimesi anlamına ve ruhuna pek uygun olmamakla birlikte, masonik nizamlara karşılık olmak üzere önerilir. Ancak nizam terimi yazara göre, aslında order kelimesinin anlam olarak mot a mot karşılığı değildir. Eski dönemde Nizam, Masonluğun bir bölümü için değil, bütünü için geçerlidir. Meselâ, Masonluk Nizam'dır. Özellikle eski literatürde Masonluk Nizamı tanımına oldukça sık rastlanır. Bunun yanında, nizamdan türeyen İntizam kelimesine karşılık kullanılan Düzen kelimesi veya düzenlinin eşdeğeri Nizamî kelimesi Masonlukta çok önemli statü şekli ve konum tanımı için kullanılır. Bu nedenle, masonik açıdan nizamî veya düzenli olmayan orderlar da var olduğuna göre, orderın tam karşılığının aslında nizam olmaması gerekir. Bu nedenle, özgün terimin olduğu gibi benimsenerek Order'ın aynen kullanılması yazara göre daha doğrudur. Aynı Mason, Rit, Loca, Şapitr, Jüridiksiyon, Obediyans veya Konvan terimlerinin aynen alınmasına benzer olarak. Ancak, Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti Türkiye Yüksek Şûrası'nın geleneğine ve alışkanlığına uyularak, dil birliğini bozmamak ve kavram kargaşası yaratmamak için bu çalışmada Order yerine alışıldığı şekliyle Nizam kullanılmıştır.

Nizamların günümüz Masonluğundaki konumlarını anlamak için güncel örnekleri incelemek gerekir.

Günümüzde en ünlü Nizam olarak, İngiliz Masonluğundaki Holy Royal Arch Order of Jerusalem, yâni Kudüs Kutsal Royal Arch Nizamı verilebilir. Holy Royal Arch Order, İngiltere'de Craft Hürmasonluk kapsamında Üstad Mason derecesinin tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir. Yani bir Nizam, Hürmasonlukta bir Craft derecesine eklenmiştir. Bu anlamda, 1723 Anayasası ile kısmen laikleştirilen Hürmasonluk 1813 Birleşmesini takiben Eskiler grubunun bastırması ile yoğun bir dinsel tema ile bütünlenmiştir.

Halbuki İrlanda'da, yine Holy denilen Royal Order, Craft Hürmasonluk kapsamında Önceki Üstadı Muhterem derecesini ve Mark Üstadı derecesini izleyen ayrı bir derece olarak kabul edilir.

İskoçya'da Holy sayılmayan Royal Arch, Craft Hürmasonluktan müstakil olarak Şapitr kapsamında çalışılan bir yüksek derecedir.

ABD Masonluğunda, Royal Arch Masonluğu bir Nizam değildir. York Riti-Kapitüler Rit dizisinin 7°'sidir. Ancak, York Riti'nin önemli bir özelliği de doruğundaki 11., 12. ve 13. sırasında üç ayrı Nizam bulunmasıdır. Bu Nizamlar, sırayla Kızıl Haç Nizamı, Malta Nizamı, Tampliye Nizamı'dır. Son iki Nizam özellikle yoğun Hristiyanîdir.

İngiltere'deki diğer Nizamlar: 3 dereceli Sır Katibi (Secret Monitor) Nizamı, 2 dereceli İskoçya Royal Nizamı; 6 şövalye ve rahip dereceli Müttefik Masonik Dereceler Nizamı; Masonik ve Militer Kızıl Haç, Kutsal Mezar ve Aziz Müjdeci St.John Nizamları; Dinî, Askerî, Masonik Tampliye ve Kudüs St.John, Filistin, Malta, Rodos Şövalyeleri Nizamı; Kutsal Royal Arch Tampliye Rahip Şövalyesi Nizamı; Baldwyn Ordugahı'nın Beş Kutsal Şövalyelik Nizamı; August Nur Nizamı; Eri Nizamı; Kudüs İyiliksever Şövalyelerinin Kutsal Nizamı'dır.

Holy Royal Arch Nizamı dışında, adı geçen bütün bu nizamlara üye olabilmek için Hristiyan inancında olmak şartı vardır. Holy Royal Nizamı için Hristiyan olmak şartının aranmamasının sebebi, bu Nizam'ın Büyük Loca obediyansının altına sokularak Hürmasonluğun Üstad Mason derecesine eklenmesi ve bir anlamda adında Holy kelimesi olsa da pratik olarak sekülerleştirilmesindendir. Ancak, Royal Arch Masonu olan bir Mason Hristiyan olmadığı takdirde, öteki yüksek derece nizamlarına, buna İngiltere'deki Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti de dahildir, girebilmesi mümkün değildir. Çünkü genel anlayış, Hürmasonlukta din farkı gözetilmemesine rağmen Yüksek Derecelerin, yani Ritlerin ve Nizamların sadece Hristiyanlara özgü olduğudur.

ABD Masonluğuna gelince, tam anlamıyla nizam furyası vardır. Bunların arasında en önemli nizam, Masonlardan oluşan 640 bin üyeli bir amasonik kurum Shrine Nizamı'dır. Ayrıca, Mason eşlerinden oluşan Doğu Yıldızı Nizamı, Amaranth Nizamı, Nil Kızları Nizamı; Mason kızlarının Eyüb'ün Kızları Nizamı, Gökkuşağı Nizamı; erkek çocukların oluşturduğu De Molay Nizamı, komasonik ve amasonik nizamlar olarak önemlidir. Ayrıca, masonik nizamlar olarak, Birleşik Masonik Dereceler Konseyi Nizamı, Gümüş Mala Nizamı, Şövalye Masonlar Nizamı, Yüksek Kâhin Nizamı, York Şeref Haçı Şövalyeleri Nizamı, Konstantin Kızıl Haçı Şövalye Kompanyonu Nizamı, İrlanda Şövalye Masonları Evrensel Ahenk Nizamı, Argonotlar Nizamı, Oriental Palmiye Nizamı ve daha Masonlukla ilişkili onlarca nizam sayılabilir.[ALINTI]

Özetle nizamlar, Dünya Masonluğu portföyünde, Büyük Localarla temsil edilen Craft Hürmasonluk ötesinde yüksek veya yan derecelerin sistemli organizasyonları olan ritlerin yanında veya kapsamında yer alan; fakat, uygulaması rahatlıkla masonik alan dışına da taşabilen, belirli bir masonik veya Masonluğun da yararlandığı temayı işleyen inisiyatik-ezoterik tarikat türü kurumlardır. Nizamlar karizmatik özellikleriyle Masonluğun süsleridir.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-05-18, 08:19 #55
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C:Obediyans Nedir?

Merhabalar arkadaşlar Bugün Sizlere Masonlukta Obediyans ne olduğunu alıntılar eşliğinde aktaracağım...Obediyans kelimesi, Latince Obedientia, Fransızca Obedience, İngilizce Obedience, Almanca Obödienz kelimelerinin Fransızca okunuşuna yakın karşılığı olarak aynen Türk Masonluğuna alınmıştır.

Kelime, en eski kullanışı bakımından "kölenin efendisine kayıtsız şartsız boyun eğmesi ve tam itaat etmesi"; Hristiyanî açıdan da, "bağlı olunan dinî kuruma itaat ve bağlılık" anlamlarındadır.

Siyasal yönden, "tebaanın, monarşa veya devlete bağlılığı" bu kelime ile tanımlanır. Böylece genel anlamı itibarı ile "bir otoriteye veya merciye itaat etmek; yasalarına ve kurallarına veya emirlerine ve kısıtlamalarına uymak ve bağlı olmak ve boyun eğmek" anlamlarına gelir.

Obediyans, "içten gelen ve hür irade durumunu" yansıttığı gibi; aynı zamanda da, bunların olmadığı hâllerde, "zorlayıcı bir yaptırımı" hatırlatır.

Obediyansın Masonluktaki anlamı, bu çerçeveyi de kapsamak üzere daha geniş ve çok daha özeldir.

Bir örnekle açıklanırsa: Yedi Üstad Masonun bir araya gelerek bir loca kurmaları masonik gelenektir. Locayı kuran Masonlar, yeni locanın kazandığı tüzel masonik kişiliği ile obediyansın birinci aşamasını oluşturur. Yani, kurdukları locanın doğan tüzel kişilik ve mevzuatına itaat ederler. Bu yeni loca ya tek başına bağımsız kalabilir, ya mevcut obediyansa katılabilir ya da yeni bir obediyans kurulması girişimlerine geçebilir. Ülkede bu yeni kurulan locada yapılacak tekrislerle artacak mason sayısına göre aynı şekilde, yeni yeni başka localar da kurulabilir. Böylece, kurulan her bağımsız loca için de ayrı bir yeni bağımsız obediyans ortaya çıkar. Her locanın bizatihi, o locayı oluşturan masonları kapsayan obediyansı vardır.

Ama bir memlekette çok sayıda locanın birbirinden bağımsız çalışması masonik kaos yaratır. Locaların ahenk ve nizam içinde masonik uyum sağlayabilmeleri için aralarında birlik ve beraberlik içinde olmaları için kendilerinin yönetimsel açıdan bağlı olacakları bir yönetimsel kurum ve hatta bir merkezî birim kurarak aralarında senkronizasyon sağlamaları, kısmen operatif dönemden yansıyan; ama kesin olarak spekülatif dönemde şekillenmiş bir masonik gelenek ve jargondur.

Ama locaların kendi aralarında birleşerek bağlanacakları bir üst birim kurmaları, operatif veya eski spekülatif döneme ait bir monarşın baskısı ve isteği ile değil; kendi hür iradeleri ile olması gerekir. Örneklenirse Prens Edwin'in, I.James'in, II.Charles'ın veya Orange hanedanının emri ile değil kendi hür iradeleri ile olmak zorundadır. İngiltere'deki 1717 kuruluşu bile her ne kadar ilk örnek gibi gösterilebilirse de, dönemin Hannover-Stuart çekişmesi dikkate alındığında pek de siyaset dışı olduğu söylenemez. Ama, yine de bir ilk örnek sayılır.

Bu nedenle, Masonluktaki kurallaşmış geleneğe göre, memlekette kurulan locaların sayısı üçü bulduğu veya aştığı zaman, bu üç veya daha fazla loca, kendi arzuları ve özgür iradeleriyle, kendi aralarında federatif olarak örgütlenerek, bağımsız bir merkezî yönetim birimi kurarlar. Bu merkezî birim, Muntazam Masonlukta Büyük Loca veya özel hâllerde Büyük Doğu (Grand Orient) adını alır.

Merkezî yönetimin kurulmasıyla Büyük Loca, onu kuran localar ve masonlar bağımsız obediyans teşkil eder. Aynı zamanda, localar ve masonlar, merkezî yönetim biriminin hâkim ve nâzım otoritesi altında Büyük Locanın obediyansını oluşturur. Böylece, o ülkedeki Masonluk tüzel kimlik kazanarak; ulusal yönetimi ile kamu nezdindeki kanunî ve resmî temsil statüsü belirlenir. Bu oluşumdan sonra, o ülkedeki Masonluğu kurulan Büyük Loca'nın tüzel kimliğini taşıyan Büyük Üstad temsil eder.

Büyük Locayı kuran localar, kendilerini idare etmek, masonik çalışmalar yaptırmak, yeni üye almak, denetlemek ve yargılamak yetkisini Büyük Locaya bıraktıklarından; Masonlar - Localar - Büyük Loca olmak üzere, alttan üste, tabandan doruğa doğru bir obediyans; yani hiyerarşik itaat piramidi oluşur. Bu sistem, o ülkenin Büyük Locasının obediyansı veya ülkedeki Masonluğun obediyansı gibi adlar alır.

Meselâ, Türkiye Büyük Locası denilince, Türkiye'de yönetim egemenliği altındaki locaların ve masonların bağlı oldukları, uydukları ve itaat ettikleri federatif yönetim biriminin obediyansı anlaşılır. Buna benzer olarak, Türk Masonluğu denilince de, ilk planda akla Türkiye'deki masonik obediyansın hâkim ve nâzım otoritesi olan, üstü veya eşiti başka masonik güç tanımayan Türkiye Büyük Locası gelir.

Masonik obediyansın asıl özelliği, hür ve müstakil olmasıdır. Çünkü mevcut localar vasıtasıyla federatif olarak bizzat kendi kendini kurmuştur. Uluslararası masonik ilkeye göre, localar dışında Büyük Loca kurmak yetkisi olan başka hiç bir kurumsal veya kişisel kudret ve kuvvet yoktur.

Yüksek Şûra veya başka bir masonik otorite tarafından bir obediyans kurulması, yani jüridiksiyonu içinde kurduğu localar vasıtasıyla Büyük Loca örgütlenmesi; Muntazam Masonlukta çok önemli olan bağımsızlık, kuruluş ve köken meseleleri nedeniyle, geçerli masonik ilkelere ve kurallara uymaz. Bu nedenle, böylesi kurulmuş Büyük Localar, kendilerini kuran masonik birimler tarafından daha sonra bağımsızlık verilmiş olsalar bile, köken ve kuruluşu yönünden kuşkulu obediyanslar şeklinde tanımlandığından, dünyadaki muntazam obediyanslar tarafından tanınmaları sorun çıkarır. Bu bakımdan, bir Büyük Locanın, Muntazam Masonluk camiası tarafından tanınabilmesi için bir takım işlemlerin yapılması ve kökensel kanıtların bulunması gerekir.

Örnek olarak, aslında 1909 yılında kurulan Türkiye Büyük Locası, 1956 yılında bağımsızlığını kazanmasına rağmen, ancak 1965 yılında tamamlanan masonik işlemlerle Muntazam Masonluk âlemi tarafından tanınabilmiştir.

Diğer taraftan, federatif olarak teşekkül etmiş olan bir masonik birim, bağımsız, yarı-bağımlı ve hatta bağımsız bile kurulmuş olsa, eğer sonradan başka bir Büyük Locadan veya Yüksek Şûradan berat alır veya bağlanır veya himayesine girerse; veya konfederatif bir birlik oluşturursa veya mevcut bir konfederasyonun üyesi olursa; her ahvalde, az veya çok istiklâlini kaybedeceğinden ve ister istemez o merkezin emir komutası hâline girerek tebaası olacağından, adı Büyük Loca bile olsa, artık hür ve müstakil sayılamaz. Kaldı ki, ulus-devlet modelinde, hür ülkeye yakışır hür Masonluk jargonu, hür ve müstakil bir Masonluğu temsil eden Büyük Loca olmakla mümkündür.

Yeni kurulan Büyük Loca isterse, kendi kabuğuna çekilerek dünya masonluğu ile ilişkisiz kalabilir. Ancak masonik ilkelerin evrenselliği ilkesinden dolayı, genel yönelim, yeni kurulan bu Büyük Locanın dünyadaki kendi eşdeğeri diğer Büyük Localarla masonik ilişki kurmasıdır. Bu ilişki, karşılıklı Tanışma olarak, aynı devletlerin eşit düzeyde birbirlerini tanımaları şeklinde kurulur. Yoksa, diğerinin himayesine girmek veya hürriyetine gölge düşürecek şekilde bağlanmak, hem temsil ettiği masonik sistemi hem de kurulduğu ülkenin istiklâlini risk altına sokacağından asla söz konusu olamaz. Bu nedenle, her bağımsız Büyük Loca kendine özgü temel ilkeleri veya Tanışma Kurallarını kendisi belirler. Bu kurallar, Muntazam Masonluğun ana ilkeleriyle uyumludur. Tarafların belirlediği kendi ilkelerine karşılıklı mutabakat sağlandığı ve aynı ilkelere uyulduğu takdirde Büyük Locaların arasında Tanışma sağlanır.

Teessüs eden Tanışma'da, hiçbir ast üst ilişkisi veya birbirlerinin iç işlerine karışmak yoktur. Hiç biri diğerinden emir veya talimat almaz. Her bir birim, ulusal, hür ve bağımsızdır. Millî Obediyans veya Ulusal Obediyans'ın esası ve teminatı budur. Türkiye Büyük Locası bu nitelikleriyle bir ulusal obediyanstır.

Yukarıda adları anılan, Büyük Loca ile Büyük Doğu (Grand Orient) arasındaki temel farkı belirtmek gerekir. Büyük Loca, Craft Hürmasonluğun sadece Çırak, Kalfa, Üstad Mason dereceleri olmak üzere üç sembolik derece ile yapılan masonik çalışmaları için kurulan, genel olarak sadece bir rit üzerinde veya kendisine özgü uyarladığı bir Çalışma Modeli (Working) üzerinde çalışan ve daha çok Muntazam Masonlukta geçerli olan bir masonik yönetim merkezidir.

Rit ve Çalışma Modeli terimleri, ismen farklı bile olsa, aslında aynı şeydir. Working, Rit terimini sevmeyen Anglosakson Masonluğu tarafından tercih edilir. Dünyada birden fazla ritte çalışan ve sıfatları muntazam olan Büyük Localar (Fransa Millî Büyük Locası gibi) da istisnaî olarak vardır.

Özetle Muntazam Masonlukta, Büyük Loca ve obediyans denilince, üç dereceli Sembolik Masonluk, yani Craft Hürmasonluk tarzında üç dereceli çalışan locaların kurduğu federatif masonik yönetim birimi akla gelir.

Buna karşılık Büyük Doğuların özelliği, üç sembolik derecenin yanında yüksek derecelerin çalışılmasına imkân vermesidir. Yani, Muntazam Masonluk yönteminin aksine olarak, Büyük Doğu, hem ilk üç Craft Hürmason derecesinin, hem seçilen Rit'in yüksek derecelerini çalıştırma yetkisini ve denetimini üstlenir.

Locaların federatif örgütlenmeyle Büyük Loca kurmalarının sebebi, ülkede masonik çalışmaların düzenlemesi, gerekli yasa ve tüzüklerin çıkarılması; özetle yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek bir elden yapılmasının temini içindir. Çünkü her locanın kendisine özgü kararlarla yönetilmesi, ülkede gerekli masonik birliği ve ahengi sağlayamaz. Kaos olur. Kaos, amacı ve ortamı Ordo olan Masonluğa zarar verir. Bunun için bir tek merkezî yönetim ve denetim birimi şarttır.

Büyük Loca kuruluşunu takiben, kendisini kuran localar ve Masonlar üzerinde ve kendisine masonik mevzuat yönünden bağlı olunan tek ve eşiti olmayan yegâne hâkim ve nâzım masonik otorite sıfatını kazanır. Böylece Büyük Loca, bağlı localarla birlikte bir obediyans oluşturur. Bu obediyans, hem localar olarak kurumsal, hem localardaki masonlar açısından bireysel olarak vardır ve geçerlidir.

Bu nedenle localar, kendileriyle ilgili yasaların ve tüzüklerin düzenlenmesini, yönetimlerin belirlenmesini ve denetlenmesini, haricî dünya ile ve resmî kurumlarla ilişkilerinin sağlanmasını ve genel masonik konuların çözümlenmesini, teorik olarak kendi hür iradeleri ile oluşturdukları obediyansın tüzel kişiliğine, tabii pratik olarak obediyansın, yani merkezî yönetim biriminin, oluşturulan kurullarına ve organlarına devretmiş olurlar.

Büyük Loca obediyansı soyut bir tüzel kişiliktir. Tüzel kişiliğin soyuttan somuta çıkması, masonik yasalara ve tüzüklere göre kurulan ve çalışan organlarla sağlanır. Bu organlar yasamayı üstlenen Genel Kurul, yani Konvan gibi; yönetimi üstlenen Yönetim Kurulu, yani Büyük Görevliler Kurulu gibi; yargıyı üstlenen Yargı Kurulları'dır.

Her obediyansın, kurulduğu ülkenin ulusal sınırları içindeki topraklar üzerinde masonik obediyansı vardır. Bir ülkede bir obediyans mevcut olduğu takdirde veya tesisinden sonra bağlı localardaki masonların kuracakları her yeni loca, masonik mevzuata göre, obediyansın yetkili kararlarının izni ve denetimi altında kurulmak anlamında, obediyansın merkezî yönetim birimi Büyük Loca'dan Berat almak zorundadır. Ancak bu şekilde kurulan bir loca muntazam sayılır.

Aslında her ülkenin ulusal sınırları içinde o ülkenin masonluğunu temsil eden bir Büyük Loca, yani obediyans olması, Muntazam Masonluğun gereğidir. Ama Muntazam Masonlukta bile bu gereğe uyulmamaktadır. Bazı ülkelerde, birden fazla Muntazam Büyük Loca veya obediyans bulunduğu bir gerçektir. Meselâ, ABD'nin yönetim sisteminin farklılığı nedeniyle her eyalette ayrı bir Büyük Loca vardır. Avustralya kıtasındaki, Kanada'daki, hatta Büyük Britanya ve Almanya'daki müstakil Büyük Localar çoklu obediyans örnekleridir.

İngiltere başta olmak üzere bazı ülkelerde adı Bölge Büyük Locası veya Vadi Büyük Locası olduğu hâlde, aslında obediyans olmayan masonik yönetim birimleri vardır. Ancak bu gibi Büyük Localar o ülkede ayrı bir obediyans niteliği taşımaz. Bu Büyük Localar bağlı oldukları veya şubeleri oldukları asıl Büyük Locanın obediyansı kapsamındadır. Ancak, uzak ve kalabalık locaların olduğu vadilerde, böyle bir idarî uygulamaya gidilerek bölgesel olarak meselâ, kendi Genel Kurullarını yapmak veya asıl Büyük Genel Kurulda gösterecekleri adayların arasından kendilerinin Bölge Büyük Üstadını veya Büyük Üstad Yardımcısını seçmek gibi kolaylıklar sağlayan sistemler de vardır. Ancak bu uygulama, bir zamanlar yurdumuzda da olduğu gibi, her bölgede bağımsız, "üniter" birer Büyük Loca şeklinde çok başlılık değildir; sadece her bölgede, Büyük Loca obediyansına bağlı birer Bölge Büyük Locası vardır.

Bazı ülkelerde, adı Büyük Loca ve/veya Büyük Doğu olan birden fazla merkezî masonik yönetim birimi varsa da, bunlardan sadece biri Muntazam Masonluğun o ülke için tanıdığı Büyük Loca; diğerleri masonik intizam dışındaki camiaya ait oluşumlardır. Varlıkları inkâr edilemez; ancak, gayrı nizamî oluşumlar olarak tanımlanırlar. Ayrıca, masonik kural olarak Büyük Localarda sadece üç sembolik derecenin çalışılması masonik intizamın gereğidir.

Özetle günümüz Masonluğunda obediyans denilince, Craft Hürmasonluk, yani üç Sembolik Masonluk derecesi ile çalışan locaların federatif bir örgüt olarak, tabandan tavana doğru kurdukları bir Büyük Loca otoritesine bağlı masonik sistem veya masonik çevrim anlaşılır.

Daha da özetle Muntazam Masonlukta, obediyans eşittir Büyük Loca demek mümkündür.[ALINTI]

Obediyansın özellikle Craft Hürmasonluk Büyük Localarına ilişkin bir kavram olduğunun altını çizdikten sonra, özellikle ritler ve nizamlarla bağlantılı jüridiksiyon teriminin daha iyi anlaşılması mümkün olacaktır.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-05-18, 02:31 #56
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Jüridiksiyon Nedir?

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Jüridiksiyon Masonlardaki anlamı ne demek olduğunu, Alıntılar eşliğinde aktaracağım...Masonlukta obediyans terimi ile birlikte veya ayrı olarak çok kullanılan Jurisdiksyon veya okunuş olarak Jüridiksiyon veya Juridiksyon terimi, Fransızca ve İngilizce'de Jurisdiction, Almanca'da Jurisdiktion olarak yazılır.

Aslı, Latince'de yasa, kanun anlamında jus ve juris'ten; söylemek, telâffuz anlamında dico kelimelerinden meydana gelen jurisdictio'dan türemiştir. Anlamı bir görevlinin, otoritenin, resmî makamın, merciin veya adaletin etkinlik gücü ve hem de bu gücün etkinlik alanıdır.

Jüridiksiyon, Masonlukta bir masonik yönetim biriminin öğreti, uygulama ve denetim alanlarını kapsamak üzere, hem masonik çalışma yaptırma, hem de kendisine bağlı yeni masonik birimler kurma yetkisi ve egemenliği anlamında kullanılır. Ayrıca, bu yetkinin ve egemenliğin alanının sınırlarını da belirler.

Mesela jüridiksiyon kavramının, anlamına özgü kullanımına, 1786 Berlin EKSR Anayasası'nın Madde-XII ve izleyen maddelerinde "...Her Yüksek Şûra, gerekli olduğu her halde ve kendi jüridiksiyonuna bağlı ülkenin herhangi bir yerinde bu otoriteyi kullanacaktır..." veya "... her Yüksek Şûra'nın kuruluşundan hemen sonra kendi jüridiksiyonu için tespit edeceği..." veya "...başka bir jüridiksiyona mensup olması halinde..." ifadeleriyle rastlanmaktadır.

Bu anlamda jüridiksiyon, Rit adına Yüksek Şûra tarafından kullanılan otokratik yetki ve bu yetkinin geçerli olduğu memleket denilen, coğrafi ve siyasî alandır.

Masonlukta jüridiksiyon kavramı hem yetki ve otorite tarifini, hem masonik kurumlaşma biçimini açıklamak üzere iki ayrı anlamda kullanılır.

Hatta, birbirine entegre olan bu iki anlam, bir yerde de zıtlaşır.

Bu itibarla jüridiksiyonun hem obediyansla birlikte geçerli anlamını, hem kendine özgü anlamını incelemek gerekir.

Kavrama bu yönüyle bakıldığında, jüridiksiyonun biri Büyük Localar için ve diğeri de Ritler için geçerli olmak üzere, kısmen birbirinden farklı, iki ayrı anlamı vardır.

Üç dereceli Craft Hürmasonluk sistemi içinde her obediyansın, yani her Büyük Locanın veya merkezî yönetim biriminin kendisini oluşturan localar ve localardaki masonlar üzerindeki masonik çalışma yaptırmak, yönetmek, denetlemek, yasa yapmak ve kullanmak, yargılamak hak ve yetkilerinin tümüne birden jüridiksiyon denir. Bu hak, daha açık bir ifadeyle "obediyansın jüridiksiyonu" dur.

Çünkü localar kendi aralarında bağımsız federatif örgüt olarak Büyük Loca kurmak suretiyle bir obediyans oluşturduktan sonra, yönetimsel haklarını özgür iradeleriyle kurdukları bu otoriteye devretmişlerdir. Yani, masonlardan localar ve localardan Büyük Loca oluşumu şeklinde demokratik, hatta Büyük Üstad'ın kimliğinde meritokratik prezidansiyel sistem kurulmuştur.

Ancak bundan sonra, Büyük Locanın kendi obediyansı üzerinde, yani kendisini oluşturan locaların ve masonların üzerinde jüridiksiyon hakkı başlar. Bu işlev, başka bir deyişle, tabandan tavana doğru kurulan obediyansın, tavandan tabana inen jüridiksiyonu şeklinde açıklanır. Yani, tabandan tavana federatif örgütlenen obediyans ve bu obediyansın kendi içinde tavandan tabana inen jüridiksiyonu söz konusudur.

Bu nedenle her obediyansın, sorumlu olduğu ulusal veya coğrafî sınırlar içindeki Hürmasonluk üzerinde jüridiksiyonu vardır.

Fakat yukarıda değinildiği gibi, obediyans kavramı üç dereceli Sembolik Masonluk için geçerli bir kavram olduğundan, açıklanan jüridiksiyon da sadece Büyük Locanın obediyansı ile sınırlıdır. Bir obediyans içindeki localar, dış işlerinde tamamen Büyük Locaya bağlı, iç işlerinde Büyük Locanın belirlediği yasa, tüzük, kurallar ve kararlar doğrultusunda çalışan özerk masonik birimler veya yasal açıdan kollardır.

Bir locanın bağlı olduğu obediyanstan çıkması mümkünse de örnekleri, meselâ bir zamanların Azim Locası vakası gibi çok nadirdir. Çünkü bağımsız bir locanın masonik yaşamı çok sınırlı ve kısıtlıdır. Buna karşılık, bir obediyansın jüridiksiyonu altındaki bir locanın beratını, yasada yazılı gerekçelerle geri alması, yani pratik anlamda masonik yasama yetkisi ile kapatması jüridiksiyon hakkıdır.

Yukarıda açıklanan Büyük Localara ilişkin jüridiksiyondan daha başka anlam ifade eden, farklı masonik yapılaşmayı ve tarzı gösteren diğer bir jüridiksiyon tanımı ve kullanımı daha vardır.

Yüksek Dereceler veya çok kullanılan bir terimle ritlerle ilgili bu ikinci tanımlama bir yetki tanımlaması olduğu gibi, aynı zamanda da özellikle, bir örgütlenme ve bir kuruluş tanımlamasıdır.

Şöyle ki, bazı masonik birimler federatif örgüt niteliğinde olmamalarına rağmen, yetki gücünü kendi kendilerinin yaptığı yasa ve geleneklerinden alarak, kendilerine bağlı başka masonik birimler kurabilir ve bütün bunların üzerinde jüridiksiyon hakkını kullanırlar. Bundan dolayı böylesi masonik kuruluşlarda, hem oluşumun şekli ve hem de yetki şekli jüridiksiyondur. Örnek olarak, Sembolik Masonluğun genellikle ilk üç derecesinin ötesindeki yüksek dereceler dizilerinden oluşan Ritler ve çoğu Nizamlar bu tür jüridiksiyonlardır.

Merkezî veya ana birimin kuruluşu, daha önce kurulmuş olan bir ana masonik kuruluştan yetki ve berat almak şeklinde olur. Adı Yüksek Şûra veya Süprem Konsey olan bu en yüksek merkezî birim veya otoriter organ, önce kendi kendisini kurduktan sonra da gereğine ve ihtiyaca göre kendi altındaki birimler, sınıflar ve derecelerden oluşan masonik örgütünü oluşturur, Kuruluş ve oluşumu takiben de, bu sistem üzerindeki yasama, yönetim ve yargı yetkisini doğrudan kullanır. Dolayısıyla kuruluş ve yetki olarak, otokratik olarak kurulan ve işleyen bu tür masonik sistemler tam bir jüridiksiyondur. Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti veya York Riti tipik jüridiksiyon örnekleridir. Ancak jüridiksiyonun yöntemleri ve tarzı her ritte aynı değildir. Oldukça farklıdır.

Meselâ, Skoç Masonluğu geleneğinde, Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti, Prusya'nın Mason kralı II.Frederik tarafından siyasî kudretinin de verdiği imkânlarla bizzat veya himayesi altında kurulmuş ve kendisine ait bu sonsuz yetki, Anayasal olarak vârisi sayılan Yüksek Şûralara aktarılmıştır. Yani, Yüksek Şûraların oluşum ve yönetim olarak jüridiksiyon hakkı ve yetkisi kralîdir ve 1786 Anayasası ile verilmiştir. Hatta bir anlamda, daha eski 1762 Perfeksiyon yasası için de Fransa krallığı ve aristokrasisinin siyasal etkisi söz konusudur. Nitekim 1801 yılında ABD'nde kurulan Ana Yüksek Şûra ve izleyen diğer Yüksek Şûralar, Anayasa'nın XII. Maddesi ve müteakip maddeleri ile verilen bu hakkı, kendi yasa ve tüzüklerine uyarlamak suretiyle, doğrudan görevlendirilen Hâkim Büyük Umumî Müfettişleri eliyle veya çağdaş düzeyde yeni masonik birimin kuruluşuna Yüksek Şûra olarak yardımcı olmak suretiyle kullanmaktadırlar.

1786 Berlin Anayasası'nın Madde-II. hükümlerine göre, henüz EKSR Yüksek Şûrası bulunmayan bir memlekette, yeni Yüksek Şûra kurmak görevi ve yetkisi 33°'li bir Hâkim Büyük Umumî Müfettiş'e verilir. O da, bir Masonu 33°'ye yükselterek sayıyı ikiye çıkarır. Sonra ikisi birden 33°'ye yükselttikleri bir üçüncü ile sayıyı üçe çıkarırlar. Böylece, Yüksek Şûra'nın teşkili için gereken asgarî dokuz 33°'li Mason sayısına ulaşılarak, jüridiksiyonun doruğu olan merkezî otoriter yönetim birimi tesis edilir ve daha sonra bu birimin iradesine göre örgütlenilir ve çalışılır. Kurulan Yüksek Şûra ve bağlı birimleri kuruluş olarak bir jüridiksiyon teşkil ettikleri gibi; Yüksek Şûra'nın kurulduğu memleketteki yetkileri ve yetki alanı da jüridiksiyondur. Daha sonraki ulus-devlet modeli ve izleyen modern uygulamalarda bu kuruluş yöntemi, doğrudan Hâkim Büyük Müfettişlerden ziyade, dolaylı olarak ilgili Yüksek Şûraların desteği ile gerçekleşmektedir.

Bu itibarla ilkesel olarak yetki verilen bir tek kişi tarafından kurulmasını ve örgütlenmesini mümkün kılan bu Skoç Masonluğu tarzı otokratik merkezî sistem, her ne kadar demokratik sayılmasa bile; kuruluş ve işleyiş yönünden daha çabuk, daha hızlı ve daha etkilidir. Bundan dolayı bu tarzdaki ritlerin ve nizamların yayılımı çabuk ve etkin bir şekilde kısa zamanda gerçekleşmiştir.

Halbuki York Riti örneği, Anglosakson tarzı masonik örgütlenmelerde, sanki daha demokratikmiş gibi görünen bir anlayışla, yeni bir oluşum için yeterli sayıda düzenli masonun bir araya gelerek, önce yeni bir birim oluşturmaları ve sonra kurulmuş bu birimlerin bir rit oluşturacak tarzda federatif olarak bir araya gelmeleri gerekir. Bu nedenle sistem, masonik kuruluş ve işleyiş açısından daha fazla zaman gerektirdiğinden, gelişim imkânları kısıtlanmakta ve hem de birimlerin arasında çıkan yönetimsel sorunlar istenilen masonik ahengi zorlaştırmaktadır.

Bu detaylı açıklamaları takiben, obediyans ve jüridiksiyon arasındaki masonik temel fark basit bir kural olarak şöyle açıklanabilir. "Her obediyansın jüridiksiyonu vardır. Her jüridiksiyonun obediyansı yoktur."

Bu kural ülkemizden örneklenirse Türkiye Büyük Locası, localar tarafından oluşturulmuş bir obediyanstır ve kendisine bağlı localar üzerinde jüridiksiyonu vardır.

Halbuki, EKSR Türkiye Yüksek Şûrası kendisinden daha önce kurulmuş bir EKSR Yüksek Şûrası'nın 33°'li Masonlara verdiği yetkiyle, önce kendi kendisini oluşturduktan sonra kendi jüridiksiyonu kurmuştur. Kendi jüridiksiyon alanı içinde yetki ve egemenliğini kullanmaktadır.

Türkiye Büyük Locası'nın obediyansının jüridiksiyonu, kendisini oluşturan ve kendisinin oluşturduğu localardaki üç dereceli masonik çalışmaları içeren Craft Hürmasonluk için geçerli olduğu halde; EKSR Türkiye Yüksek Şûrası'nın jüridiksiyonu dördüncü dereceden sonraki EKSR dereceleri için geçerlidir.

Nitekim Türkiye Yüksek Şûrası İçtüzüğü'nde (Madde-88) TYŞ'nın jüridiksiyonu: "TYŞ, 4° ve daha yukarı dereceler için ülkede kendisine eşit veya üstün başka hiçbir Mason gücü tanımaz ve bu derecelerin yönetiminde tek başına yetkilidir." ifadesini yer almaktadır. Bunun izleyen "Törel bir temelde, Masonluk ilke ve kurallarına uygun kurulmuş ve tanınmış olan Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası egemenliği özerkliği, özgürlüğüne sahip bulunduğu sürece Türkiye Yüksek Şurası hiçbir sebeple Sembolik Loca kuramaz." hükmüyle de Çırak, Kalfa ve Üstad Masondan oluşan ilk üç derecenin kuruluş, yönetim ve denetim hakkının Türkiye Büyük Locası obediyansında olduğu beyan edilmiştir.

Bu madde ile İçtüzük "Madde-86'da" açıklanmış olan, üç Sembolik Derece'nin Türkiye Büyük Locası'na bağlı olduğu, egemenliği ve yönetimi altında bulunduğu ilkesi teyit edilmiş olmaktadır.

Özetle obediyans kavramı Craft Hürmasonluğun yönetimini üstlenen Büyük Localar; jüridiksiyon kavramı özellikle Ritler ve kısmen Nizamlar gibi yüksek derecelerle ilgili birimler için kullanılır. Bu nedenle ülkemizde obediyans denilince akla Hürmasonluk ve Türkiye Büyük Locası, jüridiksiyon denince de akla Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti ve Türkiye Yüksek Şûrası gelir.

Büyük Loca obediyans, Yüksek Şûra jüridiksiyon statü ve işlevlerini örnekler.

Obediyansların jüridiksiyonları üstten alta, yani tavandan tabana doğru, farklı düzeylerde isimler alır. Büyük Locaların, biri ulusal ve diğeri de localar üzerindeki kurumsal olmak üzere iki ayrı jüridiksiyonundan söz edilebilir.

Ulusal jüridiksiyon, bir Büyük Locanın masonik hak ve yetkilerini kullanabileceği ülke veya bölge sınırları olarak düşünülür. İlk akla gelen ulus-devlet modelinde, her ülkede bir tek Büyük Loca vardır ve egemenlik hakları ülke sınırlarına kadar uzanır.

Ancak her zaman için kural geçerli olmamıştır. Bazı Büyük Localar, ülke sınırları dışında kalan kolonilerde, hatta bağımsız ülkelerde kendi obediyanslarına bağlı localar kurmak yoluyla obediyans ve jüridiksiyon alanlarını genişletmişlerdir. Çoğu zaman Masonluğun kuruluş ve gelişme dönemlerinde görülen bu uygulama, siyasal bağımsızlıkların kazanılmasıyla gitgide ortadan kalkmış veya azalmışsa da alışkanlıklarını devam ettiren bazı obediyanslar da vardır.

Fakat genel olarak, her bağımsız ülkede o ülkenin bağımsız Büyük Locasının jüridiksiyonunun olması ve bu hakkın başka hiçbir yabancı Büyük Loca veya masonik otorite ile kısmen veya tamamen bölüşülmemesi çok değerli ve vaz geçilemez bir ilkedir. Bu itibarla bir Büyük Locanın, başka bir ülkenin Büyük Locasına tanışma protokolü ile sağlanan dostluk ilişkisinin dışında, berat veya başka bir suretle bağlı olması masonik haysiyet yanında, ülkenin istiklâli ve hürriyeti ile asla bağdaşamaz.

Türkiye Büyük Locası, bir zamanlar yaşadığı bu sıkıntıların bedelini masonik bağımsızlık savaşımı ile ödemiş tamamen ulusal ve hür bir masonik kurumdur. Dünyada hiçbir masonik kuruma, doğrudan veya dolaylı kanunî, idarî, malî bağımlılığı yoktur. Zaten jüridiksiyonun anlamı da budur. Başka bir obediyansa veya jüridiksiyona şöyle veya böyle bağlı olan bir Büyük Locanın veya masonik kuruluşun masonik hürriyeti olmadığından jüridiksiyonundan da söz edilemez. Çünkü bir obediyansın başka bir obediyans üzerinde jüridiksiyonu olamaz.

Bu ne demektir?

Türkiye Büyük Locası, antimasonik karalamalarda iddia edildiği gibi kökü dışarıda değil demektir. Yurtdışında yabancı hiçbir masonik birime bağlı değil demektir. Hiçbir yabancı ülke masonik kuruluşunun Türkiye Büyük Locası üzerinde egemenliği ve yaptırımı yoktur ve olamaz demektir. Türk Masonluğu millî ve müstakildir demektir. Millîlik ve müstakillik vasıfları titizlik ötesi kıskançlıkla korunmaktadır.

Büyük Locaların, localar üzerindeki jüridiksiyonunun bir altındaki aşama, locaların coğrafî veya masonlar üzerindeki jüridiksiyonudur. Aslında bazı obediyanslarda localar için belirlenen coğrafî sınır kısıtlamaları her ülke için geçerli ilke değildir. Ancak bazı obediyanslardaki özellikle vadi localarının jüridiksiyonu kendi coğrafî sınırları içindeki masonlar üzerindedir. Locaların masonlar üzerindeki jüridiksiyonu, Türkiye Büyük Locası Tüzüğü ve Localar Genel Tüzüğünün bağlayıcı hükümleri yanında locaların İç Tüzükleri ve teamül, gelenek, örf gibi yazılı olmayan kuralları ile çizilmiştir. Dolayısı ile her locanın matrikülündeki Kardeşler üzerinde kesin jüridiksiyonu vardır.

EKSR'nin jüridiksiyon yetkisi, Yüksek Şûra'nın kurulduğu ülkenin, yani siyasî yönetim birliğine bağlı olan memleket adı veren coğrafî alanın sınırları içindeki bütün EKSR masonik birimleri ve bu birimlerdeki Skoç Masonları için geçerlidir. Zaten 1786 Berlin Anayasası hükümlerine göre Avrupa, Asya ve Afrika kıtasındaki ülkelerde birer; Güney Amerika ve Kuzey Amerika'da ikişerden fazla Yüksek Şûra kurulabilir kuralı da yer almaktadır. Avustralya henüz o yıllarda söz konusu olmadığı için adı geçmemektedir. Gerçekten de küçük ülkelerde bu jüridiksiyon kuralı hâlen geçerlidir. Ama bazı önemli ülkelerde bu kuralın dışına çıkılmıştır. Örnek olarak Kuzey Amerika'da üç (Güney, Kuzey ve Kanada); Büyük Britanya'da üç (İngiltere-Galler, İrlanda ve İskoçya); Güney Amerika'da her ülkede birer Yüksek Şûra bulunmaktadır.

Yüksek Şûraların ve tayin ettikleri Hâkim Büyük Umumî Müfettişlerin görev ve yetkileri jüridiksiyon sınırları içinde geçerlidir. Nitekim, Türkiye sınırları içinde de, EKSR Atölyeleri kurmak yetkisi Türkiye Yüksek Şûrası'na aittir. Buna karşılık kendisinin kuruluş izni vermediği ve EKSR'ye girişini onaylamadığı Atölyeleri tanımaz.

EKSR jüridiksiyonu kapsamındaki Atölyeler, 4° ile 32° arasında çalışmalar yapmak üzere Türkiye Yüksek Şûrası'nın yetkisindeki izin, berat ve is'ad işlemleri ile kurulan özerk Skoç Masonluğu birimleridir. Atölyeler ve üyeleri olan Skoç Masonları, EKSR'nin, Türkiye Yüksek Şûrası'nın temel ve genel kurallarına ve kendi İçtüzüklerine bağlı olarak ancak Türkiye Yüksek Şûrası tarafından verilmiş ritüellere, tüzüklere ve yönetmeliklere göre çalışırlar.

Bu bakımdan memleketteki EKSR bünyesindeki tüm Skoç Masonluğu Atölyeleri ve Skoç Masonları, doğrudan Türkiye Yüksek Şûra'nın jüridiksiyonu kapsamındadır. Nitekim Atölyelerin çalışmaları tüzüksel ve ritüelik yönlerden Yüksek Şûra Müfettişleri tarafından doğrudan denetlenir. Skoç Masonları hiyerarşik şekilde, üyesi oldukları Atölyeler vasıtası ile Türkiye Yüksek Şûrası'nın yasa, tüzük, karar ve emirlerinden oluşan jüridiksiyonuna bağlıdır. Atölyeler, Yüksek Şûra jüridiksiyonunun işlevsel birer parçası olduklarından, Skoç Masonlarının dolaylı gibi görünen bireysel bağı ve vicdanî sözleşmesi aslında doğrudan jüridiksiyonun tek yönetim ve yetki organı olan Yüksek Şûra iledir.

Türkiye'de EKSR'nin yegâne hâkim ve âmir otoritesi olan Türkiye Yüksek Şûrası da, aynı Türkiye Büyük Locası gibi, millî ve müstakildir. Muntazam EKSR kuruluşlarının temel aldığı 1762 ve 1786 Anayasalarındaki geleneksel temel kuralların ülke koşullarına göre uyarlandığı İçtüzükle jüridiksiyonunu yönetir. Ülke içinde veya yabancı hiçbir masonik kuruşa bağlı değildir.

Türkiye Yüksek Şûrası, Masonlar arasındaki dostluk bağlarını güçlendirmek için dünyadaki bütün Muntazam Masonluk Kuruluşları ile ilişkisini eşit düzeyde sürdürür. Muntazam Yüksek Şûralarla olan ilişkiler, Dostluk Kefili adı verilen Büyük Temsilciler aracılığı ile sağlanır. Bu görevliler sadece temsilci niteliğindedir. Hiçbir yabancı Yüksek Şûra'nın delegesi, Türkiye'de veya Yüksek Şûra olan başka bir ülkede, yeni bir Yüksek Şûra kurmaya girişemez.[ALINTI]

Özetle jüridiksiyon terimi daha ziyade Yüksek Dereceleri çalıştıran masonik kuruluşlar ve özellikle de Ritler için geçerli olan ve birlikte kullanılan bir kavramdır.

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla..
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-05-18, 01:55 #57
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: İskoçya'da Skoç Masonluğu Tohumunun Oluşumu

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere iskoçya da skoç masonluğunun oluşmasını alıntılar eşliğinde aktaracağım...Skoç Masonluğu, İskoçya'da ortaya çıkan Şövalye Masonluk tarzında bir espridir. Skoç Masonluğu esprisinin Operatif Masonluktan ve diğer tarz York Masonluğundan farkı, Operatif Locaların Mason zanaatkarların meslek örgütü olmasının çok daha ötesinde, doğrudan doğruya Şövalye Mason odaklı spekülatif bir fikrî kuruluş olmasıdır. Skoç Masonluğu fikrî mesaiye, Operatif Masonluk amelî mesaiye dayanır.

Ayrıca, Operatif Masonluğun temel işlevi üretim olduğu halde; Skoç Masonluğuna özgü Şövalye Masonluk kimliğinin işlevi hem üretmek hem de ürettiğini korumaktır. Skoç Masonu bir elinde Mala, öbüründe Kılıç tutar.

Skoç Masonluğunun belirgin kimlik tipi sayılan Şövalye Mason, tarihsel şövalyelik karizmasından etkilenmiştir. Masonluğa doğrudan veya dolaylı etkisi olan çeşitli Şövalyelik Tarikatları vardır. Skoç Masonluğun karakteri ve yüksek dereceleri oluşumunda esinlenilen Şövalyelik Tarikatları arasında başta geleni yaklaşık 200 küsur sene yaşadıkları Orta Doğu'dan aktardıkları inisiyatik-ezoterik misterleri Avrupa'ya taşıyan Tampliye Şövalyeleri Tarikatı'nın özellikle İskoçya'da konuşlanmış odaklarıdır.

Kutsal Topraklar'dan kovulan Tampliye Şövalyeleri, çeşitli Avrupa ülkeleri arasında, 1286 yıllarından itibaren İskoç kahramanı Kral I.Edward'ın himayesinde İskoçya'da örgütlerini sürdürmüşler ve hatta geliştirmişlerdir. Tampliye Tarikatı'nın Papa Clement ve Fransa Kralı Güzel Philip işbirliği ile 1306-1314 sürecinde tenkil ve imhası sırasında, Tampliyelerin güvenle sığınabilecekleri en sıcak melce, gördükleri büyük müsamaha nedeniyle, İskoçya'da mülkleri ve karargâhlarının bulunduğu bölgelerdir.

İskoçya'nın İngilizlere karşı verdikleri bağımsızlık savaşına İskoçlar safında yer alan Tampliye Şövalyeleri ve bu tarikatın bünyesindeki St.John Masonları, 1314 yılındaki Bannackburn Savaşı'nda İskoç ordusuna yardım ederek zaferin kazanılmasına yardımcı olurlar.

Zafere yardımcı olan şövalyeleri ve Masonları ödüllendirmek üzere, İskoç Kralı Robert Bruce tarafından H.R.D.M. (Heredom) Tarikatı ve İskoçya Royal Tarikatı (Royal Order of Scotland) 1314 yılında Kilwinning'te kurulur. Bu Nizam veya günümüzdeki İskoçya Eski Büyük Riti (Early Grand Rite in Scotland) İskoçya'daki erken dönem Skoç tarzı spekülatif masonik derece ve örgütlere örnek bir miras niteliği taşır.

Tabii ki, İskoçya Masonluğunun efsanevî kökleri daha da eskilere uzanır. Irving'in 5 km kuzeyinde İrlanda Denizi kıyısındaki Kilwinning köyündeki Saint Winning manastırı 1140 yılında Tampliye örgütü ile bağlantılı Mason Locası tarafından inşa edilmiştir. Yani İskoçya'nın masonik gelenekleri daha o günlerin mirasıdır. Bu nedenle, Kilwinning Ana Locası, günümüzdeki İskoçya spekülatif localarının temeli olarak kabul edilir.

Bu itibarla her ne kadar, yüksek derecelerle ilgili ilk Skoç tarzı oluşumlar, tarihsel olarak resmen Fransa'da faaliyete başlıyormuş gibi görünse bile; bu birimlerin tohumları Kilwinning'te atılmış ve çok daha sonra Fransa'ya getirilmiştir. Bunun için özelde Skoç Masonluğunun, genelde Yüksek Derecelerin Kâbesi, İskoçya'daki Kilwinning'tir.

Nitekim 400 küsur yıl sonra, Fransa'da kurulacak ilk Skoç tarzı rit olan Eski Skoç (Ramsay veya Boullion) Riti'nin diğer adı Heredom Riti olduğu gibi; daha sonraki Perfeksiyon Riti'nin de diğer adı Kilwinning Heredom Riti'dir. Yani, Heredom denilince Skoç tarzı Masonluk ve İskoçya anlaşılır. Bu nedenle, Heredom sıfatı doğrudan Skoç Masonluğuna özeldir.

İskoçya localarının geleneği, Patron dedikleri Loca Üstadlarını ve Nazırlarını seçimle iş başına getirmeleridir. Ancak 1601 yılında Scoon and Perth Locası'nda tekris olan Kral James, ilk defa 1601 ve 1628 tarihli ünlü St.Clair Beratları ile Rosslyn Laird (Rosslin Ağası)'ini, bütün Masonların başına onların yönetim ve denetiminden tam sorumlu ve yetkili başkan olarak getirmiş ve bu başkanlığın veraset yoluyla aynı soyda kalmasını sağlamıştır. Skoç Masonluğu tarihsel merkezi niteliğindeki Rosslyn Şapeli de, Tampliye Şövalyeleri tarafından Süleyman Mabedi'nin gizemlerini içerir şekilde inşa edilmiştir.

Dolayısıyla bütün bu kanıtlardan anlaşıldığı üzere, Skoç Masonluğunun tohumu Şövalyelik tarikatlarına ve özellikle Tampliye Tarikatına bağlı Şövalye Masonlar tarafından İskoçya'da operatif ve spekülatif olarak Kilwinning ve Rosslyn Şapeli'nde 12.-14.yy'lar arasında atılmıştır.

Orada yetişen fidan siyasal sebeplerle Avrupa'ya taşınıp Fransa toprağına dikilmiştir.

Bunun için Spekülatif Masonluğun 1717 yılında Londra'da başladığı savı (yazara göre) tutarsız bir Anglikan-Hannover yakıştırmasıdır. Çünkü gökten birden bire vahiy gelmiş de zembille inmiş gibi, Masonlukta yeni bir dönemin başlamış olması akılcı olamayacağı gibi; dönemin siyasal, dinsel, kültürel ve ekonomik ortamı göz önüne getirildiğinde hiç de mümkün değildir. Sosyal olgu Masonluğun mutlaka bir aslı esası ve dayanağı olmalıdır. Bu esas ve dayanağın aranıp bulunması Hakikat'i aramayı şiar edinmiş Masonlar için bir vecibedir. Taklit değil, tahkik şarttır. Her söylenene inanmadan, kılı kırk yarmak suretiyle, şüpheye asla yer bırakmamak!..

Londra'da 1717 yılında dört locanın birleşip bir Londra Büyük Locası kurmaları meselesi, sadece merkezî Londra ve yanındaki Westminster'i kapsayan hem yerel ve hem de İngiltere'de çok aktif bir konumda bulunan Masonluğu gerek Stuartist ve gerekse Operatif etkilerden arındırmak isteyen hem Hannover iktidarı gibi dünyevî hem Anglikan Kilisesi gibi uhrevî güçlerin siyasal ve sosyal işbirliğidir. Çünkü özellikle İngiltere'deki Spekülatif Masonluğun kökleri en azından bir yüzyıl kadar gerilere gitmektedir. Ancak Spekülatif Masonluğun resmî başlangıç tarihi, İngiliz yanlısı çoğu masonik kaynakta 1717 olarak tescil edilmiş durumdadır.

Ama 1717 öncesi İngiltere'sinde de, Operatif Masonluğun dışında, o zamanki adıyla Skoç tarzı henüz geçerli olmadığından kullanılmasa bile, hem York tarzı ve hem de St.John tarzı Spekülatif Masonluk modelleri vardır. Eğer olmasaydı, 1601'de İngiltere kralı I.James'in tekris olduğu Scoon and Perth Locası veya takiben 1641'de General Robert Moray'in St.Mary Locası veya 1646'da Elias Ashmole'un Lanceshire Locası; daha sonraki yıllarda Desaguliers, Payne, Anderson, Ramsay gibi ünlü spekülatiflerin mason oldukları localar nereden çıkmıştır?

İngiltere'deki York ve özellikle Kilwinning merkezleri günümüz Masonluğunun iki önemli odağı niteliğindedir. Ama Spekülatif Masonluk, Operatif Masonluğun üzerine kurulmamış; ayrı paralelde gelişmiştir. Sosyal ve ekonomik nedenlerle yavaş yavaş gerileyen mesleki Operatif Masonluk zamanla ortadan kalkmış ve yerlerine Aydınlanma çağının gereklerine göre çok daha büyük bir hızla gelişme gösteren fikri Spekülatif Masonluk ikâme olmuştur.

Bu nedenle, Operatif Masonluğun meslekî kuruluş niteliğinde sosyal altyapı kurumu olmasına ve öyle kalmasına karşın; Spekülatif Masonluğun şövalyelik karizmasından etkilenen aydınlar ve bilginler tarafından kurulduğu ve bilgi temeli üzerinde Eski Misterlerin inisiyatik ve ezoterik ambiyansı ile geliştirildiği unutulmamalıdır. Skoç Masonluğu bu tarzın tipik bir modelidir.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-05-18, 01:11 #58
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Chevalier De Ramsay'ın Nutku

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Fransız masonluğunu etkileyen bir nutku alıntılar eşliğinde aktaracağım...Chevalier de Ramsay'ın nutku, çeşitli ve dağınık localar halinde çalışan Fransız Masonluğunun, Yüksek derecelere yönelmesinin ilk sebebi, bu cereyanı ateşleyen ilk kıvılcım olmuştur.



Fransız Büyük Locası Büyük Hatibi olan Ramsay, 24 Mart 1737 tarihinde yapılan bir tekrisi müteakip bu konuşmayı yapmış ve Masonluğun ilk saflığına ve Skoçya'da sürdürülmekte olan şövalyelik geleneğine avdet etmesinin gerekli olduğunu vurgulamıştı.

9 Haziran 1686'da Skoçya'nın Ayr kasabasında doğan Ramsay, Edinburg Üniversitesinde "Master of Art" unvanını elde ettikten sonra, önceleri Rahip Poiret'nin sonraları da Cambrais'de Fenelon'un Özel Sekreterliğini yapmış, Sen Lazar Şövalyesi ve Skoçya Baronu olmuş ve 17 Mart 1730 tarihinde Westminster'de Horn Locasında tekris edilmiştir. İlgi çekicidir ki, aynı Loca'da iki ay sonra Montesquieu de tekris olunmuştur.

Ramsay'ın nutku, çeşitli Fransız Localarında yapılan tekrislerde birçok kere okunmuş ve Locaların birçoğunda üçüncü derecenin üstündeki derecelerde de çalışmaya başlanarak Skoç geleneklerine ve şövalyelik ruhuna avdet edilmesine ve böylece çeşitli Ritlerin doğmasına sebep olmuştur; bu Ritlerden biri de (sonraları Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti haline gelecek olan) 25 dereceli Tekemmül Riti olmuştur.

Ramsay 6 Mayıs 1743'de Saint Germain'de ölmüştür. Cenaze törenine katılanlar arasında, İkinci Charles'ın tahta geçmesi için yapılan ve neticesiz kalan teşebbüsü müteakip, başı kesilmek suretiyle Londra'da idam edilen Fransa Büyük Locası Büyük Üstadı, 5'inci Derwentwater Kontu Charles Radcliffe'in de bulunduğu kaydedilmektedir.

İşaret edelim ki, nutukta övgüyle bahsi geçen "Ansiklopedi" 1728'de Londra'da yayınlanmış olan Efraim Chambler'in "Cyclopaedia"sıdır. Bu ansiklopedi, sonraları D'Alembert tarafından ele alınıp genişletilecek ve Fransız ihtilâlinin fikrî temellerinden birini teşkil eden "Ansiklopedistler" akımı böylece başlayacaktır.

Nutku okurken, yazıldığı yılın Avrupa kültürünü ve o dönemin batılı insanlarının bütün uygarlığın temelinde hristiyan dininin yattığına samimî olarak inandıklarını gözden uzak tutmamak gerekir. Keza tercüme sırasında aslındaki imlâ hataları (meselâ "glouchester" yerine "glochester" kelimesinin kullanılmış olması) ve yazılış şekli olduğu gibi bırakılmış, ilâvesi zorunlu görülen kelimeler parantez içine alınmıştır. Bunun gibi metindeki lâtince ibarelerin de çevirisi yapılmıştır.

Şimdi, sık sık kendisinden bahsedilmesine rağmen, muhtevası günümüzde (yalnız bizde değil, hemen her yerde) pek bilinmeyen nutku okuyalım.


NUTUK

Çok soylu ve nurlandırıcı Hür Masonlar topluluğuna katılmak hususunda tarafınızdan açıklanmış olan asil arzu, bu topluluğa üye olmanız için zorunlu olan bütün niteliklere, yani insanlık, saf bir ahlâk, sır saklama ve güzel sanatlardan zevk alma vasıflarına sizin de malik olduğunuzun şaşmaz bir delilidir.

Likürg, Solon, Numa ve kanun koymuş olan diğer bütün siyaset adamları, kendi müesseselerinin devamlılığını sağlayamamışlardır; getirdikleri kanunların hikmet dolu olmasına rağmen, bunlar bütün ülkeleri ve bütün asırları kapsayamamıştır. Bu Kanunlar zafer ve fetihlerden, askerî şiddetlerden ve bir halkın başkasını ezerek yükselmesinden başka bir gaye gütmedikleri için, ne evrensel olabilmişler ne de bütün milletlerin zevkine, düşünüşüne ve yararına uygun düşebilmişlerdir. Onların temelinde insan sevgisi yoktu. Kötü anlaşılmış ve ifrata vardırılmış vatan sevgisi, bu gibi savaşçı Devletlerde, genel olarak sevgiyi ve insanlığı çok kere mahvetmekte idi. İnsanları temelde ayırt eden şey konuştukları dillerin, giydikleri elbiselerin, oturdukları ülkelerin, taşıdıkları unvanların farklılığı değildir. Bütün dünya tek bir Devlettir ve bu Devletin içinde her millet bir aile, her fert de bu ailenin evlâdıdır. İşte insan tabiatından çıkan bu esasî prensipleri yeniden yaşatmak ve yaymak gayesiyledir ki, bizim Topluluğumuz kurulmuştur. Biz, açık fikirli, yumuşak tabiatlı ve sadece güzel sanatları değil de fazilet, ilim ve dinin büyük prensiplerini seven bütün insanları bir araya getirmeyi, böylece kardeşlikteki yararın bütün insanlığın menfaatine olmasını, bütün milletlerin bundan sağlam bilgiler elde etmelerini ve bütün devletlerin vatandaşlarının, kendi vatanlarına bağlılıktan kopmaksızın, birbirlerini sevmesini öğrenmelerini istemekteyiz. Atalarımız olan ve Hristiyan âleminin her yerinden gelip de Kutsal topraklarda bir araya gelmiş bulunan Haçlılar, her milletten gelen kişileri tek bir Kardeşlik içinde toplamak istemişlerdi. Hiçbir kaba menfaat gütmeksizin, başkalarına tahakküm etmek hususundaki tabiî duygularına kulak asmaksızın, tek gayesi ruhları ve kalpleri birleştiren, insanları daha iyi bir hale getiren ve zamanla, devletler arasındaki ayrılıktan ileri gelen değişik görevlerden sıyrılmaksızın, birçok milletten oluşan ve bunları fazilet ve ilim bağlarıyla birleştirerek yeni ve tek bir halkı yaratacak bir müesseseyi kurmak istemiş olan bu büyük insanlara borcumuz sonsuzdur.

Topluluğumuzun aradığı ikinci nitelik sağlıklı bir ahlâktır. Dinî teşekküller insanları mükemmel birer hristiyan yapmak için kurulmuşlardır; askerî teşekküllerin gayesi gerçek zafer aşkını yaymak olmuştur; Hür Duvarcılar Teşkilâtı ise iyi ve sevecen insanları, iyi ve sadık vatandaşları, sözlerini tutan kişileri, Allah'ı ve dostluğu sadakatle sevenleri, mükâfatlardan çok faziletlerden hoşlananları yaratmak için kurulmuştur.

Polliciti servare fidem, sanctumque vereri, Numen amicitiae mores, non munera amare

(Sadık kalmaya ve dostluk Tanrısının kutsal adına saygılı olmaya, ödülleri değil de gelenekleri sevmeye söz verdik.)

Biz sadece toplumsal faziletlerle yetinmeyiz. İçimizde üç çeşit kardeş vardır; acemiler veya çıraklar, kalfalar veya meslekte ilerlemiş olanlar, üstadlar veya kâmiller. Birincilere ahlâkî faziletleri; ikincilere hamasî faziletleri, üçüncülere de dinî faziletleri öğretiriz. O suretle ki, müessesemiz duyguların bütün felsefesini ve kalbin bütün ulûhiyetini kapsamına alır.

Bunun içindir ki, muhterem bir kardeşimiz şöyle demiştir;

"Mason, Münevver Büyük Üstad Benim heyecanımı kabul ediniz. Onları, Teşkilâtımız bende uyandırdı. Asîl gayretlerim, Beni takdir etmenize Ve en yüksek ve ilk hakikate beni yüceltmeye, Göklerdeki ruhun, Saf ve ilâhî esasına, Hayat ve nurun kaynağına ulaşmama yol açmışsa, mutluyum."

Hüzünlü, vahşi ve herkesten kaçıcı bir felsefe, insanları faziletten uzaklaştıracağı içindir ki, Atalarımız olan Haçlılar masum zevkler, hoş bir müzik, saf bir sevinç ve makul bir eğlence ile felsefeyi sevdirmek gayesini gütmüşlerdir. Bizim eğlencelerimiz haricî âlemin ve cahil halkın düşündüğü gibi değildir. Bütün kalp ve ruh kötülükleri, dine, ahlâka aykırılıklar, inançsızlık ve çılgınlıklar bu eğlencelerin dışındadır. Bizim yemekli toplantılarımız, ruhu aydınlatan, kalbi tatmin eden ve doğru, güzel ve iyinin zevkini ilham eden Horatius'un faziletli yemeklerine benzer.

"O noctes coenaeque Deum... sermo oritur, non de villis domibusve alienis; sed, quod magis ad nos pertinet, et nescire malum est, agitamus, utrumve de vitiis homines, sint virtute beati; quidve ad amicitias usus rectumve trahat nos, et quae sit natura boni, summumque quid ejus"

(Ey Tanrılara lâyık geceler ve ziyafetler, burada başkalarının köşk ve evlerinden konuşulamaz, fakat bizi en yakından ilgilendiren ve bilinmemesi iyi olmayan şeyler tartışılır. Burada insanların parayla mı, faziletle mi daha mutlu olacakları veya dostluğa onları itenin menfaat mi, dürüstlük mü olduğu ve iyiliğin temelinin ve en yüksek şeklinin ne olduğu görüşülür.)

Böylece, Teşkilâtımız Kardeşlerinizi kendi gücünüzle korumanızı, nurunuzla onları aydınlatmanızı, faziletlerinizle onları yüceltmenizi, ihtiyaçları halinde onlara yardım etmenizi, her türlü şahsî garazınızı bir tarafa bırakmanızı ve toplumun barışı ve birliği için elinizden geleni yapmanızı birer görev olarak sizlere yüklemektedir.

Sırlarımız var; bunlar figüratif bazı işaretlerle, konuştukları dil ne olursa olsun kardeşlerimizi tanımaya ve en uzak mesafelerden bile onlarla haberleşmeye yarayan, sessiz oldukları kadar da belâgatlı bir dil teşkil eden kutsal kelimelerimizdir. Bunlar, sık sık aralarına karışıp onları öldüren müslümanlardan korunmak için Haçlıların kullandıkları savaş parolalarıdır. Bu işaret ve kelimeler Teşkilâtımızın bir bölümünü veya bazı ahlâkî faziletleri yahut dinin birtakım misterlerini hatırlatır. Başka hiçbir kuruluşta görülmeyen birşey, bizde vuku bulmuştur. Localarımız bütün medenî milletlerde kurulmuş ve yayılmıştır; buna rağmen sırlarımız hiçbir kardeşimiz tarafından açıklanmamıştır. En hafif, en geveze, en az susmasını becerebilen insanlar, topluluğumuza girince bu büyük ilmi öğrenmişlerdir. Kardeşlik birliği hakkındaki fikir, ruhlar üzerinde böylesine hâkimdir! Bu ihanet edilemeyen sır, bütün milletlerin vatandaşlarını birbirine bağlamaya ve aramızdaki yardımlaşmayı daha kolay ve karşılıklı olarak birbirimize ulaştırmaya çok esaslı bir şekilde hizmet etmektedir. Teşkilâtımızın arşivlerinde bunun birçok örneği mevcuttur. Çeşitli ülkelere seyahat eden kardeşlerimizin, en kanlı savaşların cereyan ettiği dönemlerde bile, her türlü yardıma derhal kavuşabilmeleri için kendilerini localara tanıtmaları yeterli olmuş ve esir düşenler dahi, düşman bulacaklarını zannettikleri yerlerde, kardeşlerle karşılaşmıştır.

İçimizden biri hepimize yüklenmiş olan bu görevleri yerine getirmezse, bilin ki, ona vereceğimiz ceza vicdan azabı, kendi kötülüğünden duyacağı utanç ve Horatius'un şu güzel sözleri gereğince cemiyetimizden kovulma olacaktır;

"Est et fideli tuta silentio merces; vetabo qui Cereris sacrum vulgari arcanae, sub iisdem sittrabibus, fragilemque mecum salvat phaseion..."

(Sadık bir susmanın da bir ödülü vardır; fakat Tanrıça Ceres'in sırlarını açıklayan kişinin benimle aynı dam altında olmasını veya benimle birlikte hafif bir tekneyle denizde kurtulmuş olmasını asla istemem)

Evet, Ceres'le Eloisis'in, Mısır'da İzis'in, Atina'da Athena'nın, Fenikelilerde Uranya'nın ve İskit diyarında Diyana'nın şerefine yapılan bayramların bizimle çok ilgisi vardır. O sıralarda da Nuh ve Patriyark'ların eski dinlerinden kalma birtakım misterlerin âyinleri yapılırdı.

Sonunda yemekler yenir, içkiler içilirdi ama, zamanla putperestlerin kendilerini kaptırdıkları aşırılık ve ahlâksızlıklara düşülmezdi. Bu utanç verici olayların sebebi, ilk toplulukların aksine, her iki cinsten insanların bu toplantılara kabulü olmuştur. Bu gibi suiistimallerin önüne geçmek maksadıyladır ki, Teşkilâtımız kadınları arasına almaz. Biz kadınların sır tutmayacaklarını düşünecek kadar adaletsiz değiliz. Ancak onların huzuru prensip ve geleneklerimizin saflığını bozabilir.

Teşkilâtımızın aradığı dördüncü nitelik ilme ve güzel sanatlara karşı ilgi duyulmasıdır. Böylece Teşkilâtımız az sayıda insandan oluştuğundan bu kadar geniş bir alanda faaliyet gösteremeyeceği için, hiçbir akademinin tek başına başaramayacağı bu büyük işe himayeniz, cömertliğiniz ve çalışkanlığınızla katkıda bulunmanızı sizlerden beklemektedir. Almanya, İngiltere, İtalya ve diğer yerlerdeki bütün Büyük Üstadlar, ilim ve sanat adamlarını kardeşliğimize katılmaya ve güzel sanatlarla faydalı ilimler hakkında evrensel bir Ansiklopedinin vücuda getirilmesi için malzeme toplamak maksadıyla birleşmeye davet etmektedirler; ancak ilahiyatla siyaset bundan istisna edilmektedir. Bu işe Londra'da başlanmış olup, bir kaç yıl içinde bitirilecektir. Bu eserde sadece teknik terimlerle bunların anlamları izah edilmemekte, fakat her ilim ve sanatın tarihi, prensipleri ve metodları da açıklanmaktadır. Bu suretle bütün Milletlerin bilgileri bir eserde toplanacak ve bu eser yüksek sanatlarda güzel, iyi, nurlu, sağlam ve faydalı olan ne varsa Evrensel bir Kütüphanede bir araya getirecektir. Bu eser, yeni bilgilerin ilâvesiyle her asırda büyüyecek ve güzel ve yararlı bilgileri edinmek zevkini her yere yayacaktır.

Hür Duvarcı unvanı lâfzî, kaba ve maddî manada alınmamalı, kurucularımızın basit taşçı işçileri veya sanatı derinleştirmek isteyen meraklılar oldukları zannedilmemelidir. Onlar, sadece haricî âlemdeki mâbedlerin inşasına kendi çalışma ve varlıklarını harcamak isteyen mahir mimarlar değil fakat aynı zamanda, Yücelerin Yücesinin canlı mâbedlerini nurlandırmak, yaratmak ve korumak isteyen dinî ve askerî Prenslerdi. Ben de Teşkilâtımızın tarihini, daha doğrusu yenileşmesini açıklamak suretiyle, size şimdi bu hususu ispat etmek istiyorum.

Karanlık bir geçmişte kaynağı kaybolmuş her Aile, her Devlet, her İmparatorluğun masalı ve hakikati, efsanesi ve tarihi vardır. Bazıları kuruluşumuzu Süleyman'ın, bazıları Musa'nın, diğerleri İbrahim'in, diğer bazıları Nuh'un, hatta ilk şehri kurmuş olan Enok'un veya Âdem'in dönemine kadar götürürler. Kaynaklarımızı inkâr etmeksizin, çok daha yakın olaylara geçiyorum. İşte XI yüzyıldan beri kardeşliğimizin merkezi olan Büyük Britanya'nın arşivlerinden, İngiliz Parlamentosunun tutanaklarından topladıklarımın ve imtiyazlarımızdan ve İngiliz Milletinde canlılığını koruyan geleneklerimizden sık sık bahseden belgelerin bir kısmını sizlere sunuyorum.

Filistin'deki Haçlı seferleri zamanında, birçok Prens, Senyör ve vatandaş bir araya gelerek Kutsal Topraklarda Hristiyan Mabetlerini inşa etmek ve bunların mimarisini ilk esaslarına (uygun bir hale) getirmek hususunda taahhütlere girdiler. Keza müslümanlar'dan gizlenerek birbirlerini tanımak için, dinin esaslarından çıkarılan eski işaret ve sembolik kelimeleri kullanmakta da anlaştılar. Bu işaret ve kelimeleri, çok kere mihrabın önünde bunları asla açıklamamak vaadinde bulunanlardan gayrısına bildirmemekte idiler. Bu kutsal vaad, denildiği gibi nefret edilecek bir yemin olmayıp, bütün milletlerdeki Hristiyanları tek bir kardeşlik içinde birleştirmeye yönelik saygıdeğer bir bağ idi. Bir müddet sonra, kuruluşumuz Kudüs Sen Jan Şövalyeleriyle birleşti. O tarihten beri Localarımız Sen Jan Locaları adını taşırlar. Bu birleşme, ikinci mabedi inşa ettikleri zaman İsrailoğullarının yaptıklarına çok benzemekte idi. Çünkü onlar da bir ellerinde mala ve alçı tutarlarken, diğer ellerinde de kılıçla kalkanı taşımakta idiler.

Buna bakarak Kuruluşumuzun Bakanallerin bir yenilenmesi olduğu sanılmasın; müessesemiz yakın geçmişte kurulan ve Kutsal Topraklarda Atalarımız tarafından yenilenen ve Cemiyetin masum zevkleri meyanında en yüce hakikatin anısını canlandırmaya yönelen ahlâkî bir kuruluş olmuştur. Krallar, Prensler ve Senyörler Filistin'den ülkelerine döndüklerinde, çeşitli Localar kurdular. Son Haçlı seferlerinden sonra Almanya, İtalya, İspanya, Fransa ve Fransızlarla Skoçyalılar arasındaki sıkı bağlılık sebebiyle, Skoçya'da birçok loca kuruldu; Skoçyalı Steward Lordu Jacques, MCCLXXXVI yılında Skoçya'nın batısındaki Kilwinning'de, Skoçya Kralı Üçüncü Alexander'in ölümünden bir ay sonra ve John Baliol'un tahta çıkmasından bir yıl önce kurulmuş olan bir locanın Büyük Üstadı olmuştu. Kendisi biri İngiliz diğeri de irlandalı olan Glocester ve Ulster Kontlarını Hür Duvarcılar olarak Locasına kabul etmişti.

Zamanla localarımız ve törenlerimiz, birçok yerde ihmal edilmeye başlandı. Bu sebepledir ki, müessesemizden bahseden tarihçiler sadece İngilizlerdir. Çünkü müessesemiz bütün haşmetiyle Skoçyalılar arasında yaşadı ve krallarımız (Fransız Kralları) yüzyıllar boyunca kendi kutsal şahıslarının korunmasını onlara emanet etti.

Haçlıların acı maceralarından, hristiyan ordularının mağlubiyetinden ve Mısır Sultanı Bendoidar (Baybars)'ın zaferinden sonra, sekizinci ve sonuncu Haçlı Seferini müteakip, İngiltere Kralı Henry III'ün oğlu büyük Prens Edward, Kardeşleri için Kutsal Topraklarda güvenlik bulunmadığını anladığı ve hristiyan askerlerinin geri çekildiklerini gördüğü için, hepsini ülkesine götürdü ve bu Kardeşler İngiltere'de yerleşti. Bu Prens kahramanların bütün niteliklerini haiz olduğu için, güzel sanatları sevmiş, müessesemizin koruyucusu olduğunu ilân etmiş, Kardeşlerimize yeni imtiyazlar tanımıştı; neticede de Kardeşliğimizin bütün üyeleri, atalarının izinden yürüyerek Hür Duvarcılar adını kullanmaya başlamışlardı.

O zamandan beridir ki, İngiltere, müessesemizin merkezi, Kanunlarımızın koruyucusu ve sırlarımızın muhafızı oldu. Onaltıncı yüzyılda Avrupayı parçalamış ve felâketlere uğratmış olan dinî ayrılıklar, kuruluşumuzu kaynağındaki saflıktan kopardılar. Dönemin önceden edinilmiş kanaatlerine aykırı olan birçok törenimiz değişikliğe uğradı, veçhe değiştirdi ve kaldırıldı. Böylece birçok kardeş tıpkı eski Yahudiler gibi, kanunlarımızın ruhunu unutarak, lâfza ve dış görünüşe bağlandı; hatta kanunlarda yenilikler yapılmaya başlandı. Yapılması gereken, her şeyi ilk temeline yeniden oturtmaktı. Bu iş, dinin ve hükümetin kanunlarımıza yardımcı oldukları bir ülkede zor olmasa gerektir.

İnsanlığı bütün faziletlerle aydınlatan Kralların en seveceninin hükümdarlığı ve hayal ettiği en güzel şeyleri gerçekleştirebilmiş bir Başbakanın hükümeti altındaki Fransa'ya, bu Kralî Sanat İngiliz adalarından geçmeye başlamıştır. Barış sevgisinin, kahramanların fazileti haline geldiği bu mutlu günlerde, Avrupa'nın en maneviyatçı milletlerinden biri olan bu Millet müessesemizin merkezi olacaktır. O, çalışmalarımıza, Anayasalarımıza ve Geneleneklerimize, temeli Hikmet, Kuvvet ve Zekâ Güzelliği olan mesleğimizin ana vasıfları olan zarafet, incelik ve zevki getirecektir. Tıpkı okullarda olduğu gibi, Localarımızda da Fransızlar seyahat etmek zorunda kalmaksızın, bütün milletlerin karakterlerini tanıyacaklar ve yabancılar da Fransa'nın bütün milletlerin vatanı (Patria gentis humanae) olduğunu tecrübeyle öğreneceklerdir.[ALINTI]

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-05-18, 01:28 #59
Eru Iluvatar Eru Iluvatar çevrimdışı
Varsayılan C: Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin Tarihçesi

Merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Skoç Riti Hakkında bilgileri alıntılar eşliğinde aktaracağım...Operatif Masonluktan, Spekülatif Masonluğa geçişin ilk defa İngiltere'de gerçekleştiği bilinmektedir. Bunun sebebi de vardır. Gerçekten Ortaçağın sonlarında Londra şehrinde yürürlükte olan esaslara göre dernek kurmak ve toplanmak hürriyeti sadece korporasyonlara tanınmıştı. Başka kişiler için böyle bir hürriyet kabul edilmemişti. İşte kendi aralarında toplantılar yapmak, buluşlarını, fikirlerini ve cemiyet olayları hakkındaki düşüncelerini paylaşmak isteyen fikir, ilim ve sanat adamlarının bir takım korporasyonlara girmek ihtiyacını, hatta zaruretini hissetmelerinin sebebi bu olmuştur. Diğer korporasyonlara nisbetle duvarcı ve inşaatçıların korporasyonunun tercih edilmesi de, bu korporasyona mensup olanların İngiltere ve Avrupanın çeşitli ülkelerinde seyahat etmeleri ve gittikleri yerlerde vergi ve yargı hakkı gibi bir takım ayrıcalık ve dokunulmazlıklara mazhar olmaları idi.

Operatif Masonluğa bu şekilde kabul edilen ve esasta inşaatçılıkla ilişkileri bulunmayan bu şahısların, önceleri, simyakerlik ve şifalı iksirler bulmak ve dağıtmakla uğraşan ve Christian Rosenkreutz adındaki yarı tarihî ve yarı efsanevî bir şahsın kurduğu bir topluluğu devam ettirmek isteyen rozikrüsyenler olduğu söylenir, hatta o zamana kadar çırak ve kalfa olarak ikiye ayrılmış olan, yani iki derece üzerinden çalışan operatif Masonluğun sinesi içinde kurulan ustalar grubunun, diğer bir ifade ile üçüncü derecenin bu rozikrüsyenler tarafından eklendiği de ileri sürülmektedir.

Zamanla sadece spekülatif Masonlardan terekküp eden bu Localar, bu durumlarını, yani ilk üç derecelik çalışma düzenlerini uzun süre devam ettirdiler. Nitekim 1717 tarihli ilk nizamî kuruluş bu üç dereceyi benimsedi. Yüksek derecelere geçişin Chevalier de Ramsay'ın nutku ile başladığı kabul edilmektedir. Skoçya'lı bir asilzade olup 1730 yılında Skoçya'da tekris edilen ve Fransa'ya yerleşip, Fenelon'un kâtipliğini yapan Chevalier de Ramsay, Paris'teki bir Loca'ya tebenni edip de bu Locanın hatipliğini yaparken, 1735 yılında yapılan bir tekris töreni sırasında yeni tekris edilmiş Kardeşlere hitaben bir konuşma yapar.

İlerde aynen çevirisini göreceğimiz bu konuşmasında, Ramsay Haçlı seferlerinden dönen Şövalyelerin Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde şövalyelik geleneklerini devam ettirmek üzere Mason Localarını kurduklarını, gayenin bütün insanlığı kapsamına alacak bir aileye vücut vermek, herkesin bir şövalye gibi davranmasını sağlamak olduğunu, ancak zamanla Localara bu gayeye erişmek açısından asla elverişli olmayan kimselerin alındığını, bu sebeple Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde kurulan Mason Localarının eski safiyet ve tesanüdünü kaybettiğini halen şövalyelik geleneklerinin eski temizliği ve saflığı ile sadece Skoçya'da yaşamakta olduğunu, bu itibarla Kıt'a Avrupası Masonluğunda bir reform yapmanın, denenmiş ve seçilmiş Masonları toplayarak, Skoç geleneğine uygun Localar kurup, Masonluğu derinlemesine incelemenin gerekli bulunduğunu söylemiştir.

Fakat en esaslı değişiklik Fransa'da vukua geldi. Esasen 1650 yılında Cromwell'in önderlik ettiği isyan sonucunda İngiltere Kralı Birinci Charles'in kafası kesilip Krallık rejimine son verilince, Kralın oğlu olup, sonraları İkinci Charles unvanı ile İngiltere tahtına çıkacak olan Charles Stuart, taraftarları ile birlikte Fransa'ya sığınmış ve ilk olarak Arras şehrinde yerleşmişti. Bu şehir halkından gördüğü hüsnü kabule bir karşılık olmak üzere de Arras'da ilk Rose-Croix şapitrini kurmuştu. Ancak bu şapitrin yüksek dereceler üzerinden çalışmaya başlaması çok daha sonralara, yani 1745 yılına rastlar.

Chevalier de Ramsay'in nutkundan sonra ise Fransa'da 1740 - 1745 yılları arasında şövalyelik geleneklerini devam ettirmek maksadıyla, Templiers, Saint Jean, Rodos, Malta, Kutsal Salip Şövalyeleri adlarını taşıyan çeşitli Locaların kurulduğuna şahit olmaktayız. Fakat Ritimiz açısından en önemli olan olay 1743'te Bordeaux'da «La Parfaite Harmonie» Locasının kurulmuş olmasıdır. Gerçekten İkinci Charles'in taraftarları bu Şehirde toplanmışlar, kendi aralarında toplantılar yaparak, «dul kadının çocuğu» diye adlandırdıkları İkinci Charles'in bir ordu kurması için para toplamışlar, bu para ile meydana gelen ordunun başında İngiltere'ye geçen İkinci Charles Cromwell'e yenilerek tekrar Fransa'ya kaçmış fakat Cromwell ölüp de yerine oğlu geçince, tekrar İngiltere'ye gitmiş ve toplanan yeni ordunun başına geçerek genç Cromwell'i yenmiş ve tahta çıkmıştı. Bu itibarla Bordeaux'nun yerleşmiş bir Masonik geçmişi vardı.

«La Parfaite Harmonie» Locasının kurucuları arasında Jamaika'lı bir melez (creole) olup, ticaretle uğraşan Etienne Morin Kardeşte vardı.

1778'de Bordeaux'da «Les Parfaits Elus» Locası kurulmuş ve bu Loca 14. derece üzerinden çalışacağını bildirerek bu 14 derecelik Rit'e de «Rite d'Heredome» adı verilmişti. Heredom diye bir şahıs ne tarihte ne de mitolojide bulunmadığına göre bu ismin nereden geldiği ve niçin seçildiği belli değildir. Etienne Morin Kardeş bu Locanın da kurucuları arasındadır. 1754 yılında Paris'te Clermont Hâkim Şapitri kurulmuş ve bu Şapitr 25 derece üzerinden çalışmaya başlamışsa da herhangi bir Rit'e bağlılığını açıklamamıştır.

1758'de Paris ve Bordeaux'da Saint Jean Kudüs Hâkim Şapitri kurulmuş ve bu Şapitr de 25 derece üzerinden çalışacağını bildirmiştir. Şapitr'in sonuncu ve 25. derecesi «Doğu ve Batı İmparatorluğu Hâkim Konseyi» adını almıştır. Bordeaux'daki Konsey 1761'de Amerika'ya gidecek olan Etienne Morin Kardeşe, bu kıtada Doğu ve Batı İmparatorluğu Konseyini oluşturmak ve bu maksatla uygun gördüğü Kardeşlere 25. dereceyi vermek yetkilerini ihtiva eden bir berat (patent) verir ve bir yıl sonra, yani 1762'de bu 25 derecelik Rit'e «Rite de Perfection» adını vererek, bunun 35 maddelik Anayasasını, Büyük Konseyin (25.Derece) ve Büyük Konsistuar'ın (23.Derece) Tüzüklerini kabul eder. Bordeaux Anayasası diye anılan bu Anayasanın 1. maddesi şu hükmü ihtiva eder:

«Din, Kadiri Mutlak Allaha karşı ifası zarurî bir ibadet olduğu cihetle, Masonluk prensiplerinin kendisine açıklanacağı ülkede kabul edilmiş olan dinin mükellefiyetlerine tâbi olmayan bir kimse, bu Rit'teki derecelerin kutsal misterlerine inisiye edilmeyecektir»

Böylece 1762 Bordeaux Anayasası, Rit'in kurulduğu ülkede câri olan dine mensup olmayan kimselerin o ülkedeki Rit'e kabul edilmelerini engellemekte idi. Bu böyle olmakla beraber, 1762 ile 1778 yılları arasında Avrupa'da diğer bazı Rit'ler de ortaya çıkmıştır. Bu Rit'leri şu şekilde belirtmek mümkündür:

a) Rite des İllumines (6 dereceli - Avignon'da)

b) Rite Templier (9 dereceli - Paris'te)

c) Rite Martiniste (7 dereceli - Almanya'da)

d) Rite Hermetique (52 dereceli - Fransa'da)

e) Rite des Philatheles (13 dereceli - Fransa'da)

f) Rite Philosophique Ecossais

g) Les İlluministes de Baviere (2 sınıf - Münih'te Alman İllüminist Weishaupt tarafından kuruldu)

h) Rite de Grand Prieure de Gaule

1784 yılında Morin, kendisine verilmiş olan Patenti hâmil olarak, Jamaika'ya varır. Yolda büyük maceralar geçirmiş, bindiği gemi Fransa ile harp halinde bulunan İngiliz donanması tarafından zaptedilerek kendisi esir edilmiş, bir müddet Skoçya ve İngiltere'de kalmış, İngiliz Masonlarının yardımı ile kurtulmuş ve seyahatine devam etmiştir. Jamaika'da Morin bu adada büyük şeker kamışı çiftliklerinin sahibi olan iki Fransız Masonu ile karşılaşır. Bunlardan biri Kont de Grasse-Tilly, diğeri de daha sonra onun kayınpederi olacak olan Delahogue'dür. Morin bu iki Kardeşe elindeki Patent'e dayanarak Rite de Perfection'ın 25. derecesini tevcih ettikten ve kendi yetkileri ile onları teçhiz ettikten sonra yoluna devam eder. Bir anlatışa göre de New York'ta sefalet içinde ölür. Bundan iki yıl sonra 1 Mayıs 1786'da Berlin'de Prusya Kralı Büyük Frederik 9 tane 25 dereceli Kardeşi toplar ve 25 derecelik Rite de Perfection'u 33 dereceye çıkarmak, daha önceki bütün Ritleri ihtiva etmek ve bu dereceleri feshetmek hususunda bir karar alır. Bu yeni derece Skoç geleneklerine bağlı ve daha eski Ritleri ihtiva ettiği için, 33 derecelik bu Rit'e Eski ve Kabul edilmiş Skoç Rit'i adı verilir. Aynı zamanda 1762 tarihli Bordeaux Anayasasının birçok maddelerini tâdil eden ve ancak yeni hükümlerle çatışmayan eski hükümlerin yürürlükte kaldığını ilân eden ve Berlin Anayasası diye anılan yeni bir Anayasa da kabul edilir.

Büyük Frederik'in aynı yılın Ağustos ayında ölmesi sebebiyle bu toplantıya hastalığı yüzünden katılamadığı, metnin altındaki imzanın sahte olduğu hususunda söylentiler mevcutsa da, toplantıda hazır bulunanların inanılır beyanları karşısında buna ihtimal vermek mümkün değildir. 1768 Anayasasının biri Lâtince diğeri de Fransızca olan iki metni kaleme alınır. Her iki metinde 33. derecenin Yüksek Şûra olduğu, bir ülkede tek bir muntazam Yüksek Şûra bulanabileceği, Yüksek Şura bulunmayan bir ülkede 33. dereceyi haiz bir Hakim Büyük Umumi Müfettiş'in bu dereceyi başka bir Kardeşe, bunların da bir üçüncüsüne tevcih edebileceği ve böylece en az dokuz 33 dereceli Kardeşin bir araya gelmesiyle Yüksek Şura'nın kurulmuş olacağı belirtilmekte ise de, Lâtince versiyonunda bu dokuz Kardeşten en az dördünün ülkede câri olan dine mensup olmalarının şart olduğu belirtildiği halde, Fransızca metinde en az beş Kardeşin yani Yüksek Şurayı terkip eden Kardeşlerin ekseriyetinin hristiyan olmalarının gerekli bulunduğu ifade olunmakta ve her iki metin aynı kuvveti haiz bulunduğu için, hangisinin doğru olduğu bilinmemektedir.

1791 yılında Jamaika'da ilk büyük zenci ayaklanması patlak verince, Fransız çiftlik sahipleri ve onlarla birlikte De Grasse-Tilly ile Delahogue Kardeşler Amerika Birleşik Devletlerine sığınırlar. Güney Carolina'daki Charleston şehrine yerleşen bu iki Kardeş, bu şehirde yaşayan bir kısmı Fransız menşeli 9 Amerikalı Kardeşi 25. dereceye yükseltirler ve bu şehirde Rite de Perfection'u kurarlar.

1801 yılının 31 Mayısında «Charleston'lu 9 centilmen» diye anılan bu dokuz Kardeş, Berlin Anayasasını benimsediklerini ve Charleston'da 33 dereceli Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'ni kurduklarını ilân ederler ve Kont De Grasse-Tilly'ye Avrupanın her hangi bir yerinde bu Rit üzerinden çalışan Yüksek Şuraları kurmak ve Kardeşlere 33. dereceyi tevcih etmek yetkilerini hâvi bir Patent verirler. Bundan böyle ilk kurulan Yüksek Şura olmak itibariyle Charleston'daki Yüksek Şura «Ana Yüksek Şura» diye anılır ve bu Yüksek Şura tarafından tanınmış olmayan bir Yüksek Şura muntazam olarak kabul edilemez.

Avrupa'ya gelen De Grasse-Tilly 1804'te Fransa'da (Paris) 1807'de İtalya'da (Milano), 1811'de İspanya'da, 1817'de de Belçika'da Ana Yüksek Şuraları'na bağlı olarak Yüksek Şuralar kurar.

1853 yılında Kırım savaşı dolayısıyla müttefik İngiliz orduları ile birlikte İstanbul'a gelen İngiliz Masonlarının önayak olmaları ile Türkiye'deki Masonlar, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu ve Prens Said Halim Paşa'nın babası olan, Mısır prenslerinden Mehmet Abdülhalim Paşa'yı İstanbul'a davet ederler. Fransa'da 33. dereceyi ihraz etmiş olması muhtemel olan Abdülhalim Paşa, 9 biradere bu dereceyi tevcih eder ve 24 Haziran 1861 tarihinde Türkiye Yüksek Şurasını kurar ve ilk Hakim Büyük Amir olarak seçilir.

Ancak çeşitli ülkelerde kurulan bu Yüksek Şuralar arasında bir bağ olmadığı gibi, her Yüksek Şuranın değişik derecelerde uyguladığı ritüeller arasında büyük farklar mevcuttu. Bunları birleştirmek ve Yüksek Şuralar arasında daha sıkı münasebetler tesis etmek maksadıyla 1875 yılında Lozanda 9 Yüksek Şuranın temsilcilerinin katıldığı bir konferans tertiplenir. Konferans Bordeaux Anayasası ile Berlin Anayasasının lâtince metnini esas tutarak şu kararlara varır:

1- Ana Yüksek Şuranın yetkileri tanınmış ve kabul edilmiştir.

2- Bütün Yüksek Şuralar bir Konfederasyon vücuda getirecek tarzda bir birlik teşkil edecektir.

3- Bir Prensipler Beyannamesi kabul olunmuştur.

4- Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin amaçlarını belirten bir manifesto kaleme alınmıştır.

5- Her derecenin Tuileur'üne (yani merasim esaslarına) kesin şekil verilmiştir.

Ancak Lozan Konferansı başarılı olmamış, bütün imzalar geri alınmış ve hiçbir Yüksek Şura bu anlaşmaları tasdik etmemiştir.

Esas anlaşmazlık Prensipler Beyannamesinde tarif edilmeye kalkışılan Evrenin Ulu Mimarı kavramından doğmuştur. Bu kavram birçok Yüksek Şurayı tatmin etmekten uzaktı. Daha sonra ABD Güney Jüridiksyonu Yüksek Şurası diye anılan Ana Yüksek Şura, konfederasyon fikrine karşı çıkıyor, bu Konfederasyon sebebiyle Amerika'da Güneylilerle Kuzeyliler arasında iç savaşın çıktığını hatırlatıyordu. İngiltere de Konfederasyon kurulmasının bir Yüksek Şuranın kendine eşit ve kendinden üstün bir başka masonik kuvvet tanımaması esasına aykırı olduğunu ileri sürüyordu. Şurasını belirtelim ki, o tarihten beri İngiltere Yüksek Şurası, Avrupa Hakim Büyük Âmirlerini her yıl, Dünya Hakim Büyük Âmirlerini de beş yılda bir toplayan Milletlerarası Konferansların hiç birine katılmamakta, sadece belirli aralıklarla tertiplenen İngilizce konuşan Yüksek Şura Hakim Büyük Âmirini bir araya getiren konferanslara iştirak etmekte, İrlanda ve Skoçya Yüksek Şuraları da aynı tutumu takip etmektedir.

1877 yılında Avrupa Yüksek Şuraları'nın temsilcileri Edinbourgh'da biraraya gelerek Evrenin Ulu Mimarı kavramını İngiltere Yüksek Şurasının buna izafe ettiği manaya uygun bir şekilde tarif etmeyi kararlaştırdılar. Edinbourgh toplantısında kabul edilen ve toplantı sonunda yayınlanan bildiride yer alan hüküm şudur:

« Masonluk, başlangıcında olduğu gibi, şimdi de Evrenin Ulu Mimarı'nın, yani Allah'ın varlığını ve ruhun ölümsüzlüğünü ilân eder»

Buna rağmen İngiltere Yüksek Şurası'nın tutumu değişmediği gibi, farklı Ritler de kurulmamış değildir. Halen yüksek dereceler üzerinden çalışan Rit'leri şu şekilde açıklayabiliriz:

1- Fransız Riti veya modern Rit

2- 66 dereceli Memfis ve Mizraim Riti

3- Düzeltilmiş Skoç Riti

4- Anglo-Sakson Rit'leri ki bunlar da Mark Mason ve Royal Arch diye ikiye ayrılır

5- Skandinav Riti (Danimarka - İzlanda - Norveç ve İsveç'te)

6- Sembolik Rit (İtalya'da)

7- Martinist Riti (Almanya'da)

8- Amerikan veya York Riti (ABD'de 14 dereceli)

Halen durum bu merkezdedir. Lozan Konferansı sonuçsuz kalmışsa da Ritüelleri birleştirmek hususunda büyük gayret sarfetmiş ve hemen bütün Yüksek Şuralar Lozan'dan ilham alarak kendi derecelerine ait Ritüelleri vücuda getirmişlerdir.

Ancak bu konuda bütün Yüksek Şuraların büyük bir şansı daha olmuştur. Merkezini Charleston'dan Washington D.C.'ye nakletmiş olan Ana Yüksek Şuranın peşpeşe seçtiği iki Hakim Büyük Âmir, Albert PİKE ve Henry CLAUSEN Kardeşler, Ritüellerin belirlenmesinde ve tefsirinde büyük gayret sarfetmişler ve kitapları Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti'nin anlaşılması bakımından paha biçilmez yararlar sağlamıştır.ALINTI#

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim...

Saygılarımla...
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-05-18, 07:40 #60
dranka11 dranka11 çevrimdışı
Varsayılan C: İlluminati ve Masonluk ile İlgili Her Şey

Eline sağlık burda herşey olucağını sanmıyorum ben illumunatiyi 2 yıl araştırdım ve rüyalarım da artık subliminal olarak garip şeyler görmeye başladığımda araştırmayı bırakmıştım gerçekten çok korkutucuydu. Konu için teşekkürler.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
altında, ama, bir, illuminati, masonluk

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 23:01
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018