Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 11-08-11, 13:24 #1
RayuS RayuS çevrimdışı
Post Tarihte İlk Kayıtlı Ve Açık Kehanet.Muştak Baba Divanından...


Giriş Yorum Bölümü:

Forumdaki diğer konulara yaklaşımınızı bu konudada göstermenizi istiyorum.
Konuyla ilgili farklı bilgilere sahipseniz yada eklemek istediğiniz bir içerik olursa,mesajınızı buraya ekleyeceğim.(Sizden Gelenler)
Ayrıca hiçbir bilgiyi okumadan araştırmadan öğrenemezsiniz.Lütfen böyle uzun yazıları ve diğer bilgi içerikli metinleri okuyup bilgi sahibi olalım.Eğer herkes bir konu hakkında bilgi sahibi olursa farklı görüşler ortaya çıkacaktır.Bu farklı görüşlerde bizi en sonunda doğru olan bilgiye ulaşmamızı sağlayacaktır.

Şimdi kehanetlere geçmeden önce bu kişiyi tanıyalım.


1.Bölüm Biyografi:


Müştak Baba (Müştak-i Bitlisi), 1759 (H. 1172) tarihinde Bitlis’te doğmuştur. Asıl adı Muhammed Mustafa’dır.

Babası Molla İbrahim, anneleri ise Güneş Hatundur. Annelerinin nesebi, Gavs-ı Azam Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretlerine dayanmaktadır.
Müştak Baba on yaşındayken babasını kaybetmiş, onu dedesi Hacı Süleyman Hoca büyütmüştür. İlk mektepten sonra 12 yaşında dedesi tarafından Medreseye bırakılmıştır. Ancak bu yaştayken Mustafa Medreseden kaçarak sık sık saza, söze, musikiye ve şiire meyletmiştir. Medreseden kaçtığını duyan dedesi Süleyman Hoca onu cezalandırma yoluna gitmiştir. Dedesi, torununu beklediğinden farklı bir boyutta bulmuştur. Onun büyük bir ilim sahibi, tasavvuf ehli birisi olmasını beklerken o çalgıya, söze, şiire yönelmiştir. Dedesi 15 yaşından itibaren torununun, belki daha fazla saygı göstereceği bir Mürşit yanında yetişebileceğini tahmin ederek, Hersan Mahallesi'nde oturan, Bitlisin Güneşi, Şems-i Bitlisi’nin yanına vermeye karar vermiştir. Şems-i Bitlisi aynı zamanda müştak babanın amcasıdır. Bir müddet amcasının yanında ders alan Müştak Baba, amcasının tavsiyesi üzerine 20 yaşından itibaren, Hacı Hasan Şirvani Hoca'nın yanına verilmiştir. Bu zatın yanında kaç yıl kaldığı bilinmemektedir.

Hacı Hasan Şirvani’den icazet (diploma) almıştır. Daha sonra Mürşitlik makamına oturarak irşada başlamıştır. Müştak Baba, Hacı Hasan Şirvani’den sadece tasavvuf dersi almamıştır. Bir musiki hayranı olan hocasından musiki alanında da dersler almıştır. Musikinin bütün inceliklerine vakıf olan Müştak Baba, musikinin ruh hastalarını tedavi etmede bir vasıta olduğuna kesinlikle inanmıştır. Müziğin; ruhun gıdası olduğunu yıllar önce Müştak Baba söylemiştir. Bu durumu bir şiirinde şöyle dile getirmektedir:

Ehl-i şikem idrâk edemez musiki ilmin,
Pakize-eda, cana safâ, ruha gıdadır.
Âvâz-ı bülend ile demiş Hazreti Lokman,
Hikmetle teğanni maraz-ı aşka devadır.

Musikide oldukça yol alan Müştak Baba ud çalmakta şöhret kazanmıştır. Hatta bu sahada operaya benzeyen ve Bitlis’i tanıtan tarihi ve edebi bir Salname (Yıllık) yazmıştır. Yazdığı bu eseri Üryan Baba'ya itham etmek istemiştir. Yazdığı bu eserle, Üryan Baba'nın huzuruna varır. Kısa bir sohbetten sonra Üryan Baba: “Ey Mustafa! Senin koynunda bir cevahir vardır.” Deyince, Müştak Baba yazmış olduğu kitabını takdim eder. Seyyid Üryan Baba, bu eseri evirip çevirdikten sonra bu iltifata lâyık olmadığını, ancak esere isim verebileceğini söylemiştir. Sonunda esere Asar-ul Müştâk fi Eser-il (Esrar-ul) Uşşak” ismini vermiştir. Esere verilen bu isim, aynı zamanda Şeyh Mustafa’ya da mahlas olmuştur. Bu hadiseden sonra Mustafa ismi unutulup Müştak mahlası ile anılmıştır. Esere isim veren Üryan Baba'nın ismindeki Baba kelimesi de alınarak şeyh Mustafa’ya Müştak Baba denilmiştir. Esere de kısaca Asar adı verilir. Belli bir çağa gelen Müştak Baba Bitlis’te evlenmiştir. Bu evlilikten biri erkek, ikisi kız olmak üzere üç çocuğu dünyaya gelmiştir. Kızlarından birisi Tafte Hanedanından Ahmet Bey'le, diğeri de Ahmet Muhlis Paşa ile evlenmiştir. Oğlu Edhem Baba ise Müştak Babanın ölümünden sonra da onun ismini yad eden, ona layık olan bir evlat olmuştur. İlim, terbiye ve irfan yönüyle mükemmel olan bu insanın şahsiyeti de o derece mükemmeldir. Hiçbir zaman nefsine yenik düşmemiştir. Kimseye üstünlük taslamadığı gibi, gurur ve kibirden kendisini soyutlamasını bilmiştir. Sultan II. Mahmud’un en gözde nedimlerinden birisi olmasına rağmen bu makamını asla kötüye kullanmamıştır. Gerek engin kültürü, gerek şiirdeki dehası, gerek musikideki icra yeteneği ve gerekse düşünceleriyle çevresinden daima takdir toplamış, Şeyh-ül Mütehayyirin lakabıyla anılmıştır. Müştak Baba, 1832 yılında İstanbul’dan ayrılarak Bitlis’e dönmüştür. Dönüş esnasında yol güzergahında olduğundan, Muş’a uğrar. Birkaç günlüğüne orada kalır ve orada katledilir.

Buraya kadar Muştak Babanın hayatı ve kişiliği hakkında bilgi edindik.


Orta Yorum Bölümü:

Biz alışkınız Yurtdışı deyince Avrupa tarafı aklımıza gelmesine,Tarihte kahinlerden Nostradamusu biliriz en büyük kahin olarak.Ancak bilmeyizki Müştak Baba gibi insanın Türkiyede yaşadığını.Şimdi biliyoruz artık ve öğrenmeyede devam edeceğiz.
Bunu söylemeden geçemeyeceğim.Unutmayın Mayalar,Nostradamus,Müştak Baba ve diğerlerinin kehanetlerini olup olmayacağını kimse bilemez.Eğer bu insanların kendi yaptıkları belli bir gelecek çizelgesi varsa(kehanetleri) ve bu kehanetlerin geçmişte olanları varsa, geriye kalan gelecekteki kehanetlerde olacak diye birşey yok.Çünkü gelecek onların elinde olan birşey değidlir.Bunu sadece Allah bilir.Sadece biz insanların geleceği sürekli merak etmesi bunun için örnek vermek gerekirse her rüyasına çok değer verip ona orada gelecekten bir ipucu verilmesi düşüncesi ve isteği vardır.Rüyalara inşallah böyle başka bir konuda değiniriz.
Şimdi geçelim gelecekten haber vereceğini düşünmediğimiz ama ne diyolarmış bir bakalım dediğimiz kehanetlerden Muştak Baba kehanetlerine.
Şunuda söyleyelim Muştak baba divanını çevirebilecek ve inceleyen kişiler koca divandaki(yanıılmıyorsam bunun gibi 5 tane daha divanı var) sadece geçmişte olmuş olayları ve bir iki taneyle sınırlı olan gelecekte olacak olan olayları söylerler.Gerisini söylemeyelim tarih vermeyelim derler.Bu aşşağıda göreceğimiz sadece koca divandan bir küçük şiir demeti.


2.Bölüm ANKARA Kehaneti Bölümü:

Müştâk Baba, Ankara’da Hacı Bayram Velî’nin türbesini ziyaret ettiği sırada gelen ilhamla, ileride Ankara’nın başkent olacağını keşfeder. Velîlerin böylesi özelliklerine tasavvufta keşif ve keramet denir. Müştâk Baba bu keşfini, tasavvuf şiirinde istihraç, yani bir şeyin içinden başka bir şey çıkararak, geleceğe ait bir olayı üstü kapalı olarak bildirme yöntemi ile aruzun az kullanılan bir vezni ile şiire döker. Divan-i Müştâk Baba adıyla 1847’de yayınlanan divanının 29. sayfasında yer alan 73 numaralı, Ankara’nın başkent olacağını sembolik dille açıklayan beş beyitlik şiiri şöyledir.

mef û l ü / fâ i lâ tün / mef û lü / fâ i lâ tün

1 Me’vâ-yı nâzeninde kimelf olursa efser
Lâ-büdd olur o me’vâ İslambol ile hem-ser
2Nun vel kalem başından alınsa nun-i Yunus
Aldıkta harf-i diger olur bu remz azhar
3 Miftah-ıSûre-i Kaf serhaddi kaf ta kaf
Munzam olunmak ister ra-yı Resûl Peygamber
4 Hay huy ile ahir maksud oldu zahir
Beyt-i veliyy-ül-ekrem el-hâc iyd-i ekber
5 Ey pâdişah-ı fahham sultan Hacî Bayram
Ruhan ister ikrâm Müştâk abd-i çâker

Müştâk Baba Divanı’nın mevcut nüshalarında bazı küçük farklar vardır. Örnek olarak; 1.beyitte, Me’vâ yerine Mah (ay); 2. Beyitte, Nun vel-kalem yerine Nun-u kalem ve Olunmak yerine Alınmak; 5.beyitte, Ruhan yerine Rûhâni ve abd-i çaker yerine abd-i ahkar gibi. Ayrıca, şiirin 3.beyitindeki ilk mısrada bir hece eksik olduğu ve sanki “kaf ta kâf” olması gerektiği; 4.beyitte her iki mısrada ve 5. beyitte son mısrada vezin bozukluğu olduğu söylenebilir. Ancak, hataları Müştâk Baba’ ya yüklemek yerine, benzerlerinde görüldüğü üzere, divanın basımı sırasında el yazısından aktarma işlemi veya dizgide mürettip yanlışları olabileceğini düşünmek belki de daha doğru olur.
Müştâk Baba’nın sembolik dille yazmış olduğu bu şiirdeki sembol kelimeler ve anahtar kavramlar çözümlendiğinde, o zamanki başkent İstanbul'un yerine, ileride kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olacak şehrin adı olarak Ankara ortaya çıkmakta ve Ankara’nın başkent olacağı tarih Hicrî takvime göre takriben bulunmaktadır. Yeni başkent olacak şehrin adı, ilk bakışta sanki anlamsızmış gibi mısraların arasına serpiştirilmiş harflerin birleştirilmesiyle şöyle ortaya çıkar.

Efser’den, Türkçe “A” harfi karşığı (elif) A
Nun’dan, Türkçe “N” harfi karşılığı (nun) N
Kaf’dan, Türkçe “K” harfi karşılığı (kaf) K
Resûl’den, Türkçe “R” harfi karşılığı (rı) R
Hay’dan, (ismin “e, a” hâli karşılığı) (he) H (A)
ANKARA


Ankara adı Arap harfleri ile Osmanlıca yazılışında açık şekilde okunmaktadır.
Müştâk Baba şiirindeki ilk mısrada Ankara’nın başkent olacağı yılı belirten sembolleri elf ve efser kelimeleri ile vurgular. Bu iki kelimenin ve harflerinin analizi, Arap alfabesi ile önemli olaylara tarih düşürme yöntemi olan Ebced hesabına göre şöyledir:
elf............................................. 1000
e (Elif)...................................... 1
f (Fe)........................................ 80
s (Sin)...................................... 60
r (Rı)......................................... 200
elf (1000) + efsr (341)........... 1341
Müştâk Baba’nın şiirinde verdiği elf ve efser kelimelerine göre, Ebced hesabıyla çıkan tarih Hicrî 1341’dir. Ankara’nın başkent olduğu dönemde, Gregoryen esaslı Milâdî takvim, veya eski dille tarih-i efrencî, henüz yürürlüğe girmemiştir. Daha sonra, 1 Ocak 1926’da yürürlüğe girecektir. O dönemde, idarî işlerde 1 Mart 1333 (1917) tarihinde uygulamaya konulan Rûmî (Mâlî) takvim, dinî işlerde Hicrî takvim geçerlidir.

nkara, Rûmî 13 Teşrinevvel 1339 Cumartesi başkent olmuştur. Rûmî ve Milâdî takvimlerin yılları arasında 1917’den itibaren 584 yıl fark olduğu; ayların ve günlerin aynı olduğu kabulüne göre, Ankara’nın başkent olduğu tarih Milâdî 13 Ekim 1923 Cumartesi gününe tekabül eder. Hicrî ve Rumî takvimlerin yılları arasında, o yıllarda, Rûmî takvime göre yılın ilk yarısında 2 yıl, son yarısında 3 yıl fark vardır. Yani, Rûmî 1339 yılının başı Hicrî 1341 yılına tekabül eder; ancak, 13 Ağustos 1339’ da Hicrî 1341 yılı biterek, Hicrî 1342 yılı başlar. Yani, Ankara'’ın başkent oluşu Hicrî 2 Rebiyülevvel 1342 Cumartesi günüdür.

Görüldüğü gibi, Müştâk Baba’nın Ebcedle verdiği 1341 yılının 12. ayı Zilhicce ile Ankara’nın başkent olduğu 1342 yılının 3.ayı Rebiyülevvel arasında takriben iki aylık bir zaman farkı vardır. Acaba, böyle bir hata gerçekten var mıdır? Yoksa, daha sonra 1333’de kabul edilen Hicrî ve Rumî yıllar arasındaki hesap yönteminden meydana gelen farktan dolayı mı zâhiren hata gibi görünmektedir?

Burada, önemli bir ipucu, şiirindeki 4. mısrada kullanmış olduğu “iyd-i ekber” terimidir. Iyd (îd)-i ekber, bayramlar arefe günü ile başladığından, arefesi Cuma’ ya rastlayan Kurban Bayramı’na denir. Nitekim, Kurban Bayramı’nın arefesi Cuma’ya rastladığı takdirde, arefesi Arafat’ta geçirilen hacca da hacc-ı ekber denir. Bayramın iyd-i ekber olması için, arefenin Cuma; bayramın ilk gününün Cumartesi olması gerekir.
Bazı yorumcular, Müştâk Baba’nın bu kavramı kullanarak Ankara’nın başkent olacağı yıl Kurban Bayramı’nın Cuma’ya rastlayacağını vurguladığını ileri sürerler. Müştâk Baba’nın, daha ileride tarihsel yıl bazında böyle bir fark çıkacağını tahmin ettiği için, Ankara’nın başkent olacağı yıl Kurban Bayramı’nın iyd-i ekber olacağını belirttiğini söylerler. Halbuki, Ankara’nın başkent olduğu gerek 1342 (veya gerekse 1341) yılında iyd-i ekber olmamıştır. O yıl, Kurban Bayramı daha önceki bir tarihe, 24 Temmuz 1923 Salı’ya rastlamıştır ve arefesi Pazartesidir. Zaten, o yıllarda, iyd-i ekber sadece 1337 ve 1345 yıllarında olmuştur. Bunun için, şiirdeki iyd-i ekberin takvimsel anlamından daha farklı sembolik yorumunun olması gerektir.
İlk yorum, Ankara’nın başkent oluşunun ilânı gerçekten Cumartesi’ye, yani arefesi Cuma’ya rastladığına göre, o gün aslında Kurban Bayramı olmasa bile, Müştâk Baba’nın iyd-i ekber terimini sembolik anlamda kullanarak, Ankara’nın başkent olacağı günü ülke için büyük bayram sayabileceğidir. İkinci yorum, Müştâk Baba’nın Hacı Bayram Veli türbesini, 1832’de veya daha eski bir tarihte ziyaret etmiş olduğu günün, gerçekten iyd-i ekbere tesadüf etmesidir. Üçüncü yorum, Hacı Bayram Veli’nin velâyetteki kutsal kimliğinden yararlanarak, Müştâk Baba’nın ziyaret ettiği gün aslında iyd-i ekber olmasa bile, bu önemli günü kendi açısından büyük bayram kabul etmiş olmasıdır.

Bunların içinde en gerçekçi görüneni, birinci yorum, yani Müştâk Baba’nın ileride Ankara’nın başkent oluşunu bir büyük bayram olarak değerlendirmesidir. Ama, diğerleri de üst üste gelmiş olabilir. Bütün bu yorumlara rağmen, Müştâk Baba’nın Ebcedle verdiği 1341 ile, Ankara’nın başkent olduğu tarih arasında, sadece iki ay kadar, gizemi şimdilik çözümlenemeyen bir hata varmış gibi görünmesi çok ilginçtir.

Müştâk Baba’nın şiirinde, kimilerine göre, daha derin yorumlar da vardır. Örneğin, “Miftah-ı Sûre-i Kaf” la başlayan mısrada “Mim” ve “Kaf”, yani “M” ile “K” harfleri ile Mustafa Kemal’in; “Hay huy” la da İstiklâl Savaşı’nın açıklandığı söylenir.
Müştâk Baba’nın şiirsel sembolik mesajını kimler çözümledi?
İlk yorumlayan TBBM Birinci Dönem Konya Milletvekili ve müfessir Mehmet Vehbi Efendi’dir. Sonra, Trabzon Halkevi’nin çıkardığı İnan Dergisi’nin İkinci Teşrin (Kasım) 1937 tarihli 7. Sayısında, “Şair Müştâk” başlıklı yazıda şiir yorumlu olarak yayınır. Uzun yıllar sonra, 1972’de Mustafa Özkul’un kitabı; 1978’de Hekimoğlu İsmail’in Sûr Dergisi’ndeki makalesi; merhum Dr.Halûk Nurbaki’nin 1986’da Anadolu Mucizesi adlı kitabındaki yorumu; Muş İli 1992 yıllığındaki inceleme; 1997’de Mehmet Kemal Gündoğdu’ nun kitabı gibi eserlerle hâlen devam ede gelmektedir.
Umarım ve dilerim ki, gönül gözü açık olanlar şiir üzerindeki tefekkürlerini müktesebatları oranında derinleştirerek, daha güzel ve daha anlamlı yorumlar yapmayı sürdürürler. Çünkü, “Her bilenin üzerinde, daha iyi bilen bir başkası bulunur.”
Şimdi de konuyu Müştâk Baba’dan 400 yıl öncesine, Hacı Bayram Velî’ye getirelim. Müştâk Baba’nın makamını ziyareti sırasında ilham aldığı Hacı Bayram Velî, acaba “yeni inşa edilen kent” sembolüyle Ankara’yı mı müjdelemektedir.
Anadolu Müslümanlığı’nın, adı Mevlânâ, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre ile anılan ünlü önderlerinden biri olan Hacı Bayram Velî (1352-1429), doğumu, yaşamının büyük kısmı, ölümü itibarıyle öz be öz Ankara’lıdır. Ankara ve Bursa’da eğitimini tamamlayıp müderris olmuş; Somuncu Baba lâkaplı Hâmid Aksarayî tarafından aydınlatılmıştır. Adını taşıyan Bayramiye’den, kendisinden sonra, Melâmiye, Celvetiye, vb kollar kurulmuştur. Hacı Bayram Velî’nin yazdığı ilâhiler arasından, aşağıda aktarılanı, sanki Ankara’yla ilgili; hatta Ankara’nın başkent olacağına ilişkin sembolik mesajlar vermektedir.

MÜŞTAK Baba'nın, Ankara'nın 1923 yılında başkent olacağını söylediği şiiri, orijinal diliyle şöyle:

‘Me'vá-yı názenine kim elf olursa efser / Lá-büdd olur o me'va İslámbol ile hemser // Nun ve'l-kalem başından alınsa nun-ı Yunus / Aldıkda harf-i diger olur bu remz ızhár // Miftáh-ı sure-i Kaf ser-had-i kaf tá kaf / Munzamm olunmak ister Rá-yı Resul-i Peyamber // Háy-ı huy ile áhir maksud oldu záhir / Beyt-i veliyyü'l-ekrem Elhác Abd-i ekber // Ey pádişáh-ı fehhám Sultan Hacı Bayram / Revhán ister ikram-ı Müşták-ı abd-i çáker'

Şimdi, şiirin günümüz Türkçesiyle basit ama serbest tercümesini yapalım:

‘1000 mánásına gelen ELF sözü, güzeller beldesinin başına EFSER, yani tác olarak konursa, o belde İstanbul'dan farksız bir hále gelir. Sonra, Yunus Suresi'ndeki NUN ve Kaf Suresi'ndeki KAF harfleri alınır. Resul'ün, yani Hazreti Peygamber'in RI harfi de bunlara iláve olunmak ister ve maksad ‘háy-ı huy' sözündeki ‘HE' harfi ile tamamlanır. Ey anlayışlıların padişáhı olan Sultan Hacı Bayram! Senin bulunduğun o güzel belde, bu değersiz kul Müştak'tan hürmet istiyor!'

Müştak Baba, şiirin ilk mısrasında ‘1000' mánásına gelen ‘elf' ve ‘tác' demek olan ‘efser' sözlerini veriyor ve ‘efser'in başına ‘elf'in iláve edilmesi gerektiğini söylüyor. Ebced hesabıyla 341 tutan ‘efser'e ‘elf'in, yani ‘1000' sayısının ilávesiyle, Ankara'nın başkent yapıldığı 1923'ün Hicri takvimle karşılığı olan 1341 tarihini elde ediyoruz.

Şair, daha sonra beş mısrada sırasıyla ‘elif', ‘nun', ‘kaf', ‘rı' ve ‘he' harflerini veriyor. Bu harfler, bu sırayla yazıldıklarında ortaya ‘Ankara' kelimesi çıkıyor. Yani, Müştak Baba, ‘Ankara'nın eski harflerle yazılışı olan ‘A-N-K-R-H' harflerini sıralıyor, ‘Güzeller beldesi ve Hacı Bayram'ın memleketi olan Ankara, 1341 yılında başlara tác olacak ve İstanbul'dan -yani, şiirin yazıldığı zamanın başkentinden- farksız hále gelecek' diyor.


3.Bölüm Bitiş:

Muştak Baba ayrıca Ak Partinin 2029 yılına kadar iktidarda olacağını yani Ak Partinin izlemiş olduğu Politikalar Aynı kişiler tarafından devam ettirilmesede farklı kişiler tarafından aynı politikalar devam ettirilecek diyor.Ve 30 yıllık bu dönem sonunda sonlarının kötü olacağını söylüyor.


Muştak Baba,Türkiye Cumhuriyet'inin kurucusunun Mustafa Kemal Atatürk olacağını şiirlerinde Ankara Kehanetinde olduğu gibi ortaya koymuştur.


Son Yorum Bölümü:

Bizim bulabileceğimiz bilgiler bununla sınırlı.Daha fazlasını ve detaylı bilgileri öğrenmek isteyen Serhat Ahmet Tanın İstanbul Yeniden Başkent Olacak kitabını önerebilirim.
Bu konuyu açma sebebim sadece garip olmasıdır ve bu konuya merakı olan kişilerin yeni birşeler öğrenmesidir.Forumda ''Muştak Baba'' ''Ankara Kehaneti'' aramalarını yaptıktan sonra bu konuyu açtım.Daha önce böyle bir konu verildiyse özür dilerim.Sadece o konuya bu ilavelerinde yapılmasını isterim,eğer gerekirse.

Buradaki bilgiler birçok siteden izlenilen videolardan yazılan ve kendi bildiklerimden eklenmedir.

Konuyu açan kişi bu konuya inanıyor yada inanmıyor anlamınada gelmez.


4.Bölüm Sizden Gelenler:
__________________
 
Eski 11-08-11, 14:42 #2
sevecen69 sevecen69 çevrimdışı
Varsayılan C: Tarihte İlk Kayıtlı Ve Açık Kehanet.Muştak Baba Divanından...


Okudum desem yalan olur. ellerine sağlık
 
Eski 11-08-11, 15:08 #3
Sergio Alvarez Sergio Alvarez çevrimdışı
Varsayılan C: Tarihte İlk Kayıtlı Ve Açık Kehanet.Muştak Baba Divanından...


Müştak Baba
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
ankara, kehanet, muştak baba

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 15:58
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018