Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 23-02-19, 11:08 #421
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Ereğli’yi Çok Seviyorum


Ereğli’yi Çok Seviyorum

ÖMÜRUZATAN MERHAMET

Ümmü Kaysbint-i Mihsan -radıyallâhu anha- anlatıyor:

“Oğlum ölmüştü. Bu sebeple çok üzüldüm. Onu yıkayankimseye teessürle:

«–Oğlumusoğuk su ile yıkama, onu öldüreceksin!» dedim. Ukkâşe -radıyallâhu anh- hemenRasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gidip benim söylediklerimi haberverdi. Allâh Rasûlü tebessüm ettiler ve:

“–Böyle misöylüyor! Öyleyse onun ömrü uzadı.” buyurdular.

Hadîsin râvîsi: “Biz, bu kadın kadar uzun yaşayan başka bir kimse bilmiyoruz.” demiştir.(Nesâî, Cenâiz, 29

******************

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu haftasize içimden geldiği gibi sohbet etmek istiyoruz. Yazıya kısa ve güzel bir anektodile başladık. İnşallah her konuda merhametlilerden oluruz.


HAYATIMIZIN GAYESİNEDİR?

Uzayda milyarlarca galaksi varmış. Her galaksininiçinde en az iki yüz milyar yıldız ve gezegen varmış. Dünyamız, milyarlarcagalaksiden Samanyolu isimli galaksi içerisindedir ve Samanyolu içindekimilyarca gezegenden biridir.

Bir A4 kağıdını noktalarla doldursak ve Kainatıbu kağıt varsaysak; Dünya sadece bir nokta gibidir sanmayın. Dünya, o noktayıoluşturan milyonlarca atomdan çok daha küçüktür..

Yani dostlarımız, bütün bu savaşlar, kavgalar bukainattaki bu minnacık yer için.

Hepimiz Kainatı Allah’ın yarattığına inanıyoruz.Peki niçin yarattı? Bence mutlak fakirliğimizi, acizliğimizi, güçsüzlüğümüzüfarketmemiz ve Allah’a teslim olan bir kul olmamız yani müslüman olmamız için...Celalin penceresinden öyle görünüyor.

Allah bu dünyayı bizi imtihan etmek içinyaratmıştır.

Cenâb-ı Hak, insanı kulluk imtihanı için yarattı. Bu cihanı da buimtihanın bir dekoru ve bir dershânesi olması için vâr etti. Âyet-i kerîmelerdebuyurulur:
“Biz gökleri, yeri vebunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.” (ed-Duhân, 38)

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzûrumuzageri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (el-Mü’minûn, 115)

“İnsanlar yalnız; «İnandık!» demekle hiç imtihan edilmedenbırakılacaklarını mı sandılar?” (el-Ankebût, 2)

O hâlde her akıl sahibi idrâk etmeli ki;

İnsan, bu cihana keyfince vakit tüketmek için gelmemiştir. İlâhîmes’ûliyetleri ve vazifeleri vardır. Hayat sermayesini ciddî bir gaye ile ilâhîölçüler ışığında değerlendirmek mecburiyetindedir.
Mes’ûliyet; sorumlu olmak, muâhezeye ve sorguya çekilecek olmak demektir.(Osman Nuri Topbaş,)

Allah bu imtihanı kazanmamız için bize sürekliyardım ediyor. Nasıl mı, kibre kapılmayalım diye gökyüzüne bakmamızı emrediyor,tefekkür edince de Allah’ın azametini ve acizliğimizi anlıyoruz.

Ve böylece başımıza gelen hadiselere sabrediyorve sahip olduklarımıza şükrediyoruz.


ALLAH’A ŞÜKÜRHASTAYIM

Bu hayatta en önemli şey ne paradır ne sağlıktır,en önemli şey imandır.

Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklere,peygamberlere, kitaplara, kadere, ahiret gününe kalpten inanmak, yani imandır.

İman olmazsa hiç bir amelimiz geçerli olmaz. İmansız olarak ölen ahirette perişanolur.

Allah kullarına tuzak kurar, avlamak ister. Yaniimana kavuşturmak için vesileler yaratır. Düşünsün, bu tarafa dönsün ister.Hastalık, vefat, kaza, gibi. Yeterki düşünelim, aklımızı kullanalım.

Ben bu FA hastalığı sayesinde gafletten uyandım.Büyük islam alimi Bediüzaman Said Nursi Hazretleri Hastalar Risalesi isimlieserinde hastalığın kazanımlarını anlatırken derki:

Hastalık ise, birden gözünüaçtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut(ölümsüz)değilsin, başıboşdeğilsin, bir vazifen var. Gururu bırak,seni Yaratanı düşün, kabre gideceğinibil, öyle hazırlan."

İnsan hastalandığında aslında ne kadar aciz, zayıf, güçsüz olduğunun farkına varır. Gafletle dünyaya daldığını, hasta olması bildirir. Çünkü hiçölmeyecek gibi yaşıyordu.

Böylece hasta insan, bir ibadet olan ‘ölümü düşünmeyi aklından hiççıkarmaz ve ölüm sonrası, yani asıl hayat ahiret hayatını kazanmak için ömür dakikalarını ibadetle değerlendirir.

İşte ticaret budur. Ömür dakikalarımızı verip cenneti satın alıyoruz. Allah öyle merhametliki, ömrümüzü O verdi zaten, sadeceirademizi serbest bıraktı. Ki özgür irademizle ibadeti seçelim inşallah. Aslında Allahu Tealaibadetimizin şekline değil, kalbimizin temizliğine ve gayretimize bakıyor.

İşte hastalık bu nokta-i nazardan (bu bakış açısından)hiç aldatmaz bir nâsih (nasihatçi) ve ikaz edici bir mürşiddir.(yol gösterici rehber)Ondan şekvâ(şikayet) değil,belki bu cihette (bu yüzden) ona teşekküretmek, eğer fazla ağır gelse sabıristemek gerektir.

Ve Hz. Bediüzzaman bu son cümlede, hasta oldum diyesızlanmasın, üzülmesin; aksine, ahiretehazırlanması için milyonlarca sağlıklı insan içinden kendisini SEÇİP hastalık verdiğinden dolayı Allaha TEŞEKKÜR etsin, diyor.


EREĞLİ’Yİ ÇOKSEVİYORUM

1973 Konya Ereğli doğumluyum. 1982’de babamın işidolayısıyla Ankara’ya taşındık.

Evet dünyaya gözümü açtığım yer Konya’nın yeşil ilçesi Ereğli’dekidedemin bağ evidir.

Bağ evi derkenşehir merkezinden uzak sanmayın. Batı Alagözlü mahallesinde Ereğli’nin saygınailelerinden Demirel’lerin babası Kazım Demirel’in bahçeli villasınınkarşısındaydı; dedem yürüyerek yarım saate çarşıya inerdi.

Ereğli, 1985’lere kadar hayalleri zorlayacak derecede güzel,harikulâde, masallar diyarı misal efsanevi bir şehirdi. Dedemgilin vemahallemizdeki bütün evlerin geniş bahçesi vardı.

Her bahçe su arklarıyla iki km yukarıdaki Alan Akar dediğimizakarsuya bağlıydı.

Alan Akar’ın suyu İvriz’den geliyormuş. Tabi, İvriz suyunun Barajaakıtılmasıyla doksanlardan başlayarak bütün su arkları ve bahçelerin çoğukurudu.

Ama yine de Ereğli’miz yeşildir.

6-7 Yaş Çocukluğumdan hatırladığım şey, yemyeşil bahçemiz ve sıksık yağan yağmurdu. Evimizin avlusundaki 5X5 metre çiçeklikte babannem hertürçiçek yetiştirirdi.

Bahçemizde ise birçok meyve ağacı vardı: Elma, Erik, Vişne, Kayısı,Şeftali, Armut, Ceviz... Ereğli’nin meşhur Beyaz Kirazı...

Çocukluğumdanberi Ankara’dan izinlerde gelirdik. Fakat burada evimiz olmadığı içinakrabalarımızda kalır ve Ereğli’ye doyamadan dönerdik.

Şimdi ise2011’de Ereğli’den ev aldık çok şükür. Artık Ereğli’ye doyuyordum. Fakat FAHastalığım ilerleyip şeker, idrar tutamama, kıl dönmesi gibi hastalıklarımdandolayı vede güneş çarpmasından ötürü az çıkıyordum.

Babam 2017’dekısmi felç geçirdi hala düzelmedi, kendini zor idare ediyor ve benimle daha çokkardeşim Faik ilgileniyor. 2017 yazında gelemedik. Zaten 2018’de de Ereğli’yeFaik götürdü, getirdi.

Ve babam, annemve ben epey hastayız, inşallah artık Ereğli’ye gelmek hayal olmaz.

Ulu Camiyi, ParkSite AVMyi, Mis Pideyi, Şehitler Parkını, Üçgöz Parkını, Sitemizin bahçesini,İvriz’i, Temiz Havayı, Engelsiz Yarınlar Derneği çay bahçesini çok özlüyorum.


Celalin Penceresinden


__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-03-19, 11:15 #422
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Şeytan Neden Vesvese Verir?


Şeytan Neden Vesvese Verir?

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 46. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


İÇİMİZDEN SESLENENŞEYTAN

Benliğe kapılıp Hz. Âdem'e secde etmediği için şeytan, Allah'ın huzurundan kovuldu. Cenâb-ı Hakk'ın ona; "Defol git,insanlardan sana uyanları haram yollara düşür. Atlı ve yaya yardımcılarınla onlarışaşırt, ama benim gerçek kullarımı kandırmaya gücün yetmez."471 diyebuyurması.

471Bu başlıkta 17. İsrâ Sûresi'nin 62-66. âyetlerine işaret var.


® Ey Hakkâşıkı! Sen din yolunda, insanlık yolunda ilerlemek isteyince şeytan içindeseslenir.

® Sana; "Ey yolunu şaşırmış kişi!" der."Düşün, aklını başına al da, dünya nimetlerinden kendini mahrum etme, oçok zahmetli ve sıkıntılı ibâdet yollarına düşme, hayatını kendine zehir etme.Din yolunda ilerlersen hastalıklara, fakirliğe esîr olursun.

® Dostlarından ayrı düşer, hor ve hakîr bir hâlegelirsin. Sonunda din yolunda yürüdüğün için pişman olursun."

© Ey dervîş! Sen de, o melun şeytânın sesindenkorkar, tam inancı, gerçek imânı bırakır, sapıklık yoluna düşersin.

® "Daha gencim, yarını var, öbür günüvar." diye düşünürsün; "Önümüzde daha zaman var. O zaman içindeelbette din yolunu tutarım."


ÖLÜM EN İYİNASİHATTIR

® Sağdan, soldan ölümün gelip çattığını görürsün,komşuların ölür, evlerinden feryâdlar yükselir.

® Sen bu feryâdları duyunca, can korkusunakapılır da, tekrar din yoluna düşersin, dine sarılırsın, bir zaman kendiniAllah adamı yaparsın.

® "Bir daha ayağımı, din yolundan, insanlıkyolundan çekmeyeyim" diye velîlerin eserlerinden yararlanırsın, bilgidenhikmetten manevî silahlar kuşanırsın.

® Şeytân sana tekrar hîle ile seslenir de der ki:"Yokluk, yoksulluk kılıcından kork, bu yoldan geri dön!"

® Yine aydınlık kurtuluş yolundan sapar, kuşanmışolduğun bilgi, irfan ve hikmet silahlarını üstünden çıkarır atar, şeytânauyarsın.

® Yıllarca şeytâna bir ses, bir bağırış yüzündenkul olursun, köle olursun, sapıklık karanlıkları içinde, dervişlik hırkanısırtından çıkarıp atarsın.


ŞEYTANIN SESİALLAH’IN HAS KULLARINA TESİR ETMEZ

® Şeytânların bağırışlarının heybeti, halkınayağını bağlamış, boğazını sıkmıştır.

® Mezarlarda yatan imansız kişilerin rûhları,nasıl ilâhî nurdan ümidsizliğe düşmüşlerse, halkın canı da, daha hayatta iken,ilâhî nurdan öylece ümitlerini kesmişlerdir.

® Melun şeytanın sesinin korkusu, heybeti böyletesirli olursa, ilâhî sesin heybeti nasıl olur?

® Doğan kuşunun sesinden soylu keklik korkar,sineğe, o korkudan pay yoktur.

® Çünkü doğan kuşu senin olamaz. Sinekleri ancakörümcekler avlar.

® Şeytân örümceği de senin gibi bir sineği avlar;çünkü o, sineğe göre korkunçtur, heybetlidir; kekliğe, kartala karşı değil.

® Şeytânların sesleri eşkiyâya, kötü kişilereçobanlık eder. Pâdişâhın sesi ise velîleri korur, onların bekçisidir.

® Böylece birbirine uzak olan .bu iki sesbirbirine karışmaz. Tatlı denizden tuzlu, acı denize bir damla bile gitmez,karışmaz.472

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

472 Tatlı denizden maksat nebiler vevelîlerdir. Acı deniz de, kötü insanlar, şerli varlıklardır.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, en büyük düşmanımız şeytanın verdiğivesveseleri deşifre etti, ki uyanık olalım; din yolundan ayrılmayalım, Allahondan razı olsun.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-03-19, 10:45 #423
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Allah’ın Varlığının İspatı


Allah’ın Varlığının İspatı

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu haftasize 2017’de Egemen Yayınlarından çıkan “İçimdeki Bitmeyen Özlem” isimlikitabımızdan bir bölüm paylaşmak istiyoruz.

2003 yılında Kuranı Kerimin Türkçe mealini okumamve uygulamam sonucunda Allah hidayete erdirdi. 2006’da ise Allah beş vakitnamazla huzuruna kabul etti.

Sonrasını kitaptan kopyalıyoruz, buyrun okuyalım:


Kafama şüpheler üşüştü

Evet 2006’da, Allah günde beş kez huzuruna aldı. Beş vakit namazabaşlamadan önce, 2004-2005’te ara ara namaz kılarken sürekli aklıma çeşitlisorular takılmaya başlamıştı.

Mesela; (Tövbe Haşa!) Allah var mıdır, neden göremiyoruz?

Tamam insanları Allah yarattı, peki Allah’ı kim yarattı? (TövbeHaşa!) , Kuran, Allah’ın sözü müdür, onuHz. Muhammed SAV uydurmuş olamaz mı? Vs… Bunun gibi şüphelerdi…

Yıllariçinde pekçok kitap okudum, birçok dini radyolardan “Ehl-i sünnet vel cemaat” (Peygamber Efendimizin SAV ve Onun Eshabınıngittiği yolda yürüyenlerdir.) alimlerden sohbetler dinledim, internettenyazılar okudum, Youtube’dan sohbetler izledim.

Bu sorularımın hepsine tatmin eden cevaplar buldum. Şüpheler yerinitevekküle bıraktı.

Evet şimdi bunları çok kısa anlatmak istiyorum. Çünkü eminim benimgibi kafasında bu tür şüpheler olan engelli veya sağlıklı gençler çoktur. İsteyennefsimle beraber dinlesin!

Ey Nefsim! Öncelikle bu şüpheleri aklımıza getiren şeytandır, bunu iyibil, sakın unutma!. Şeytanın amacı, bu tür vesveselerle insanları ibadettenuzaklaştırmaktır.


Allah varlığı

Öncelikle belirtmek isterimki, bu bilgiler benim değil, ben acizanebir ilim taşıyıcısıyım. Bunlar değerli ehl-i sünnet alimlerin kitap vesohbetlerinden öğrendiklerimdir.

Bize Rabbimizi tarif eden üç büyük Tanıtıcı var. BirincisiKainat Kitabı (Canlı, cansız evrende var olan her şey) , ikincisi Kur’an-ı Kerim ve üçüncüsü Efendimiz Hz. Muhammed SAV.

Diğerikisine vesvese ile şüphe geldiği için, sadece Kainat Kitabından birkaç örnekvermek istiyorum:

Dinle eynefsim! Allah, insanlara akıl denen cihazı kendisini bulmamız için vermiştir.

Şimdi, Kainatın içindekileri düşünelim.Milyarlarca galaksi var, herbirinde milyarlarca gezegen var, birbirineçarpmadan milyonlarca yıldır çok hassas hesaplarla dönerek ilerliyorlar.

Allah,dünyayı geceyi ve gündüzü oluşturmak için, saatte 1670 km hızla kendi etrafındabasket topu gibi döndürüyor. Mevsimleri oluşturmak için ise, dünyayı aynı andagüneşin etrafında saatte 75 bin km hızla döndürüyor. Çok ince hesaplarla…

Belgesellerden izliyoruz. Zehirli bir uçan böcek milyonlarca yıldırbal yapıyor. Elsiz bir böcek ipek yapıyor. Tavuğun tornası yok, tezgahı yok,okula gitmedi, milyonlarca yıldır protein deposu aynı yumurtayı çıkarıyor.

Bizimağzımızın tadını bilen birisi olmalı ki, salataya, çorbaya sıksınlar diyelimonu yaratmış. İhtiyacımız olan vitaminleri bilen birisi olmalı ki, portakalıyaratmış.

Ayrıca,bizi de çok seviyor olmalı. Yarattığı portakalın rengi gözümüzün, kokusuburnumuzun hoşuna gidiyor. Bizi seviyor ki, portakalı da elma gibi yaratmamış,dilim dilim ambalajlamış ki, kabuğunu soyunca üstümüzü batırmayalım…

İnsan, kendi yaratılışındaki ve kainattakimükemmel tasarımı düşününce, herşeyin bir hikmetle yaratıldığını keşfeder.

Mesela birtelefon veya kitap bile kendi kendine olamaz ise, nasıl oluyor da bu harikadüzen, muhteşem varlıklar tesadüfen kendi kendine olur.

Mesela hiç düşündük mü? Herşeyin katı halininkütlesi ağırdır. Neden suyun katı halinin yani buzun kütlesi hafiftir.

Eğer buz ağır olsaydı dibe çökerdi. Bütün okyanusbuz tutardı. Bir kışta bütün balıklar ölürdü. Engin merhametli Cenab-ı Allahbuzu yukarı kaldırıyor ki, aşağıda yaşam devam etsin.

Biz herşeyi başımızdaki gözümüzle göremeyiz.Mesela telefondaki sesi kulak gözümüzle, yemeğin tuzunu dil gözümüzle, çiçeğinkokusunu burun gözümüzle görürüz.

Allah’ınvarlığını ise akıl ve kalp gözü ile anlıyoruz. Başağrısını, elektriği, havadakises dalgalarını, mikropları vs. gözle göremediğimiz gibi…

Allah tüm dünyayı insan için yarattı. Yeryüzüsanki bir sofradır. Odunlar , (meyve ağaçları) tabaklarında (dallarıyla), üzüm,elma, kiraz, şeftali, karpuz, muz uzatıyorlar.

Bir ağaç çamurlu su içer, bal gibi muz, kavun vs.verir. Mesela bir inek ot yer, su içer, vitaminli süt veriyor...

Ayrıca eti, sütü, derisi, faydalı ; dışkısı gübreoluyor, köylerde tezek olup sobada yanıyor.

Peki insan ne için yaratıldı? İnsanın eti yenmez,sütü yok, derisi işe yaramaz, saçından çorap örülmez, kereste olmaz.

Meselavücudumuz. Sindirim sisteminden boşaltım sistemine, kan dolaşım sistemine,sinir sisteminden kas sistemine…

İncelediğimizde bunun gibi çok ince hesaplarla kurulan karmaşıksistemler onu yapan üstün bir aklı gösterir.

İşte, O yaratıcıya Allah diyoruz.

Diyorlarki, kendi kendine oldu. Mesela ben, bu cep telefonu kendi kendine oluştu, deseminanır mısınız?

Şimdidiyelim ki, yapan mühendis insanlar bu cep telefonuna düşünme kabiliyetiekledi.

Yanigerçekten akıllı bir telefon oldu farzedelim… Telefon düşünür der ki;

Beniyaratanın tuşları olmalı, beni yaratanın şarj kablosu olmalı, mikrofonu,hoparlörü, tuş kilidi olmalı, der.

Biz insanlar da bize düşünme kabiliyeti veren zata karşı edepsizcesözler söylüyoruz.

Küçücük aklımızla diyoruz ki, Allah’ı kim yarattı.

Allah bizim böyle düşünmemizi istemiyor. Diyor ki: “La ilaheillallah” Yani Allah’tan başka ilah yoktur.

Çünkü, Allah’ın cemalini ancak cennette göreceğiz inşallah, cennetelayık olursak…

Biz zaten Allah’ın içindeyiz. Balık okyanusu görebilir mi? İnşallahanladın ey nefsim!


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-03-19, 10:20 #424
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Seven Seviliyorki Seviyor

Seven Seviliyorki Seviyor

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 47. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


SEVEN SEVİLİYORKİSEVİYOR

Gönülden gönüle pencere vardır.

® Gerçekten de, gönülden gönüle pencere vardır.İki insan birbirine gönülden bağlanınca, artık onlar, birbirinden ayrıdeğillerdir. Bedenleri birbirinden uzak düşse de gönülleri beraberdir.

® İki kandilin kapları birbirinden ayrıdır.Bitişik değillerdir. Fakat nurları birbirine karışmıştır, birleşmiştir.

® Hiç bir âşık yoktur ki, sevgilisi onuaramadıkça, o sevgilisi ile buluşmayı dilesin.

® Fakat aşk, âşıkların bedenlerini zayıflatır,eritir, sevgilileri ise daha da güzelleştirir, geliştirir.

® Şu gönülde, sevgi şimşeği parlayınca, bilmiş olki, o gönülde sevgi vardır.474

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

474 Kurnazın biri Hz. Ali'ye "Seniçok severim."demiş. Hz. Ali de o kişiye; "Yalan söylüyorsun." demiş. "Çünkü ben seni sevmiyorum, seninde beni sevmediğine kalbim tanıklık ediyor." cevâbını vermiş. Evet, sevgiyi kalp doğrulamalıdır. Siz gerçekten birini seviyorsanız, muhakkak o da sizisevmektedir. Kalbinizde birine karşı sevgi yoksa, onun sevgi iddiasına inanmayınız, çünkü yalandır.


"Kul Allah'ını ne kadar severse, Allah da onu o kadar sever."

® Senin gönlünde de Allah sevgisi iki kat oldu,arttı ise, şüphe yok ki Allah da seni seviyor demektir.475

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

475 Peygamber Efendimiz birhadîslerinde;"Kul Allah'ını ne kadar severse, Allah daonu o kadar sever." diye buyurmuştur.

® İki el olmadıkça, bir elle el çırpılmaz, birelden el çırpma sesi çıkmaz.

® Susuz bir kimse; "Ey tatlı su,neredesin?" diye inler, feryâd eder. Su da; "Ey susamış olan, ey suisteyen kişi, neredesin?" diye inler, ağlar durur.

® İçimize düşen bu susuzluk, suyun biziistemesinden, bizi kendisine çekmesinden ileri gelmektedir. Çünkü Allah bizionun için, onu da bizim için yaratmıştır.

® Allah'ın hikmeti, kaza ve kaderi ile bizi birbirimizeâşık kılmıştır. Biz suyu sevmekteyiz; su da bizi sevmektedir.

® Cihanın bütün zerreleri, o ezelî hükümdolayısıyla çift çifttir. Her çift birbirine âşıktır.476

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

476 Dîvân-ı Kebîr'in VI. cildinde 2674numaralı gazeldeki şu beyit, bir Mesnevi beytinerie kadar benziyor: "Cihanın her cüz'ü, her şey âşıktır. Her şey sevgili ile buluşmak için çırpımr durur. Her şey buluşma sarhoşudur."

® Kehribarın saman çöpünü dilemesi, çekmesi gibi,âlemde her cüz' de kendi çiftini, eşini dilemektedir.477

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

477 Kâinatta mevcut bütün varlıkların -cansız sandıklarımız, bitkiler, hayvanlar veinsanlar birbirini sevmesini şu kudsî hadîsle açıklamışlardır:

"Ben gizli bir hazîne idim, bilinmek istedim. Böylece beni bilsinler vesevsinler diye varlıkları yarat tım."

Her şeyde onun tecellîsi bulunduğundan bütün sevgililer, ona aittir.

"Kendi hüsnün hûblar şeklinde peyda eyledin, Çeşm-i âşıktan dönüp sonra temâşâ eyledin."

(Allah'ım kendi güzelliğini, güzel çehrelere düşürdün. Sonra âşıkının gözünden kendi güzelliğini seyrediyorsun.)



DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, bendenizdeki Allah’a olan ilahi aşkımınolmasının aslında, Allah’ın beni sevmesinden kaynaklandığını anlattı, Allahondan razı olsun.

İçimdebeşeri hiçbir sevgi yok, ilahi aşk var, binlerce elhamdülillah.

Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.


Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-03-19, 10:24 #425
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Kuran Allah’ın Sözü müdür?

Kuran Allah’ın Sözü müdür?

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu haftasize 2017’de Egemen Yayınlarından çıkan “İçimdeki Bitmeyen Özlem” isimlikitabımızdan bir bölüm paylaşmak istiyoruz.

2003 yılında Kuranı Kerimin Türkçe mealini okumamve uygulamam sonucunda Allah hidayete erdirdi. 2006’da ise Allah beş vakitnamazla huzuruna kabul etti.

İki hafta önceki yazımızda Allah’ın varlığınınispatını yazmıştık. =

Dinle ey nefsim! Allah, insanlara akıl denen cihazıkendisini bulmamız için vermiştir.

Şimdi,Kainatın içindekileri düşünelim. Milyarlarca galaksi var, herbirinde milyarlarcagezegen var, birbirine çarpmadan milyonlarca yıldır çok hassas hesaplarladönerek ilerliyorlar.

Allah, dünyayı geceyi ve gündüzü oluşturmak için,saatte 1670 km hızla kendi etrafında basket topu gibi döndürüyor. Mevsimlerioluşturmak için ise, dünyayı aynı anda güneşin etrafında saatte 75 bin km hızladöndürüyor. Çok ince hesaplarla…

Belgesellerdenizliyoruz. Zehirli bir uçan böcek milyonlarca yıldır bal yapıyor. Elsiz birböcek ipek yapıyor. Tavuğun tornası yok, tezgahı yok, okula gitmedi, milyonlarcayıldır protein deposu aynı yumurtayı çıkarıyor.

Bizim ağzımızın tadını bilen birisi olmalı ki, salataya, çorbayasıksınlar diye limonu yaratmış. İhtiyacımız olan vitaminleri bilen birisiolmalı ki, portakalı yaratmış.

Ayrıca, bizi de çok seviyor olmalı. Yarattığı portakalın rengigözümüzün, kokusu burnumuzun hoşuna gidiyor. Bizi seviyor ki, portakalı da elmagibi yaratmamış, dilim dilim ambalajlamış ki, kabuğunu soyunca üstümüzübatırmayalım…

İnsan,kendi yaratılışındaki ve kainattaki mükemmel tasarımı düşününce, herşeyin birhikmetle yaratıldığını keşfeder.

Mesela bir telefon veya kitap bile kendi kendineolamaz ise, nasıl oluyor da bu harika düzen, muhteşem varlıklar tesadüfen kendikendine olur.

Mesela hiçdüşündük mü? Herşeyin katı halinin kütlesi ağırdır. Neden suyun katı halininyani buzun kütlesi hafiftir.

Eğer buzağır olsaydı dibe çökerdi. Bütün okyanus buz tutardı. Bir kışta bütün balıklarölürdü. Engin merhametli Cenab-ı Allah buzu yukarı kaldırıyor ki, aşağıda yaşamdevam etsin.

Biz herşeyibaşımızdaki gözümüzle göremeyiz. Mesela telefondaki sesi kulak gözümüzle,yemeğin tuzunu dil gözümüzle, çiçeğin kokusunu burun gözümüzle görürüz.

Allah’ın varlığını ise akıl ve kalp gözü ileanlıyoruz. Başağrısını, elektriği, havadaki ses dalgalarını, mikropları vs.gözle göremediğimiz gibi…

Allah tümdünyayı insan için yarattı. Yeryüzü sanki bir sofradır. Odunlar , (meyveağaçları) tabaklarında (dallarıyla), üzüm, elma, kiraz, şeftali, karpuz, muzuzatıyorlar.

Bir ağaççamurlu su içer, bal gibi muz, kavun vs. verir. Mesela bir inek ot yer, suiçer, vitaminli süt veriyor...

Ayrıca eti,sütü, derisi, faydalı ; dışkısı gübre oluyor, köylerde tezek olup sobadayanıyor.

Peki insanne için yaratıldı? İnsanın eti yenmez, sütü yok, derisi işe yaramaz, saçındançorap örülmez, kereste olmaz.

Mesela vücudumuz. Sindirim sisteminden boşaltım sistemine, kandolaşım sistemine, sinir sisteminden kas sistemine…

İncelediğimizdebunun gibi çok ince hesaplarla kurulan karmaşık sistemler onu yapan üstün biraklı gösterir.

İşte, Oyaratıcıya Allah diyoruz.

*****

Sonrasını kitaptan kopyalıyoruz, buyrun okuyalım:



Kuran Allah’ın sözü müdür?

Dinlediğim sohbetlerin sonunda kurulan cümle, anlatılanlarınhaklılığını ispat ediyordu. Diyor ki:

Verilen bu Kuran ayetlerinde geçen hakikatlerin, 1400 sene öncebilinememesi ve ancak günümüz teknolojisiyle anlaşılması, Kuran’ın Allah kelamıolduğunu göstermez mi? .

*** Mesela;

*1- Öldükten sonra mahşerde yeniden dirilişle ilgili 1400 sene önceyaşayanların ne demek istenmiş olabileceğini tam olarak anlayamadıkları veancak günümüzde anlaşılan bir ayet:

"Evet,Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmayakadiriz." (Kıyamesuresi, 4. ayet)

Günümüzde anlaşılmıştır ki, gelmiş geçmişmilyarlarca insanın parmak izi farklı olup, parmak izi yani parmak ucu adetabir kimlik kartıdır.

*2- Kâinatın daima genişlediği gerçeği artık ilim ve bilim dünyasınınkabul ettiği bir ilmi buluştur. Buna Kur’an şu ayetiyle işaret etmektedir:

“Biz göğübüyük bir kudretle bina ettik. Ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz.” (Zariyat suresi, 47. ayet)

*3- XX. asrın bir buluşu da her yıldız ve gök cisimlerin bir yörüngededurduğu gerçeğidir. Bu duruma Kur’an şu ayetle işaret ediyor:

“Geceyi,gündüzü, güneşi ve ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.” (Enbiya suresi, 33. ayet)

*4- Güneşin sabit olarak durduğu zannedilirdi. Oysa Kur’an güneşin sabitdeğil aksine daima hareket eden ve belirli bir hızla ilerleyen bir gök cismiolduğunu söylüyordu. Ve asırlar sonra da ilim onu tasdik edecekti. Şöyle ki:

“Güneştekendisi için tespit edilen bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün vegüçlü olan bilenin takdiridir.” (Yasin suresi, 38. ayet)

*5- Kur’an-ı Kerim'de evrenin yaratılışı şöyle açıklanır.

O gökleri ve yeri yoktan var edendir.(En’am suresi, 101. ayet)

Bu ayet şimdiki ilim dünyasının ulaştığı sonnokta olan, tüm evrenin zaman ve mekân boyutlarıyla bir sıfırdan, büyük birpatlamayla ortaya çıktığı (BigBang) gerçeğini, 1400 sene evvel haber vermiştir.

*6- 3000 yıl çürümeyen firavun cesedi

(İsrailoğullarınıdenizi yararak geçirdik, Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzereonları[yarılan denizde] takip etti. Firavun denizde boğulurken, “İsrailoğullarınıninandığından başka ilah olmadığına iman ettim, ben de Müslüman oldum” dedi.

Ona “Şimdimi inandın, daha önce isyan eden bir bozguncu idin” dendi. [Denizde boğulan FiravunaAllahü teâlâ buyurdu ki:] Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için, bugün senin [denizdeki] cesedini [çürütmeden] çıkarıp [sahile] atacağız. Buna rağmeninsanların çoğu âyetlerimizden gafildir.) [Yunus suresi, 90-92.ayetler]

Üç binseneden fazla bir zaman önce ölen bu Firavun’un cesedi, mumyalanmış olarakdeğil, ibret-i âlem için mumyasız olarak çürümeden korunmuştur.

1881 yılında Mısır’da secde eder pozisyondabulunmuştur ve Londra’daki British Museum’da teşhir edilmektedir.

***

Bunlargibi yüzlerce mucize ayet vardır. İnternetten araştırabilirsiniz.

1400 seneönce kimsenin bilemediği ve günümüz ilmiyle anlaşılan bu gerçekler bize,Kuran-ı Kerim’in, ancak gökleri ve yeri yaratan, herşeye hükmeden bir ZAT-ıZülCelal’in sözü olduğunu ispat eder.

Ki, bilimgeliştikçe henüz tam anlayamadığımız pekçok Kuran Ayetinin doğruluğunukeşfedeceğiz ve imanımız daha da artacak inşallah. Zaman ihtiyarladıkça Kurangençleşiyor.

Kuran’ınAllah’ın sözü olduğunu kabul ettiğimizde, Hz Muhammed’in SAV peygamberliğini veAllah’ın emriyle Kuran’ı Efendimize SAV indiren Cebrail’in AS ve dolayısıyla dameleklerin varlığını otomatik tasdiklemiş oluruz.

Şimdi düşünelim; Oğlunuz, babanız veya sevdiğinizbirine bile sigarayı bıraktırmak için belki yıllarca uğraşır, dil döker, kızıpbağırır ama yine de bıraktıramazsınız.

Zaten tekbaşına bir insanın, 23 yıl gibi çok kısa sürede, kız çocuklarını diri dirigömen, içki, kumar, fuhuş bataklığındaki kaba, cahil insanları, huşuyla ibadeteden ve karıncayı incitmez hale getirmesi,

Ve otoplumdan bir devlet kurması, Allah’ın desteğini almadan mümkün mü? Bu konudabiraz düşünürsek Hz. Muhammed’in SAV Allah’ın peygamberi olduğunu mantıkenanlayabiliriz.

Ve artık Allah’ın varlığına ve Kuran’a inanan birkişi, Allah’ın bildirdiği yasak ve emirlerini uygularsa inşallah Allah’ın sevgisinikazanma yoluna girer.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-03-19, 10:49 #426
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Allah Sevgisi Nasıl Olmalı?

Allah Sevgisi Nasıl Olmalı?

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 48. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


KİMLER UBUDETEULAŞIP GIPTA EDER?

Ey taklitçi; körükörüne taklitten kurtul!

© Ey kulluk yolunda istemeyerek giden taklitçi!Çalış, çabala da kulluğuna karşı manevî bir zevk, manevî bir karşılık elde etde, ibâdet sahiplerine karşı sende bir gıbta, imrenme hâsıl olsun.

© "İstemeyerek geliniz." emri körtaklitçiler içindir. "İsteyerek geliniz." ise kalpleri dünyâkirlerinden temizlenmiş ve hakikate ulaşmış kişileredir.484

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta Sertarik MesnevihanHz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

484 Bu beyitte Eussilet Sûresi'nin şu mealdeki 11. âyetine işaret var: "Allahonlara: isteyerek veya istemeyerek varlığa gelin dedi. Onlar isteyerek geldik dediler."

© Bu, Hakk'ı bir şey umduğundan, bir şey eldeetmek istediği için sever. Öbürünün sevgisi ise, bir karşılık beklemeden, birşey ummadandır.485

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

485 Ariflere göre, yapılan ibâdetin iki türlü mükâfatı vardır: Biri dünyâya aittir, öbürüâhiret içindir. Dünyâya ait olana "âcil sevap"; âhirete ait olan da "ecîl sevap" denilir.

"Âcil sevap"; yapılan ibâdetten dolayı manevî zevk ve iç rahatlığıdır. Evvelce duyulan ağırlık ve zorluklar gider, huzurgelir. Bir kimse bu âcil sevaba erişince; onu ibâdeti, ubûdete tahvîl eder. Ubûdete ulaşan kimse de kendisindenilerde bulunanlara gıbta eder.
"Ecîl sevap" âhiretteki manevî mükâfattır.


ALLAH’TAN CENNETUMMAK VEYA CEHENNEMİNDEN KORKMAK TAKLİDİ İMANDIR

© Bu taklitçi, dadısını süt emmek için sever,öbürü ise o görünmeyen güzele, o yüzünü örtmüş güzele gönül vermiştir, ondanbaşka isteği yoktur.

© Süt emen çocuk, dadısının güzelliğini bilmezki, onda gönlünün arzu ettiği şey, yalnız süttür.

© Öbürü ise ancak dadıya âşıktır. Aşkta, tek birdilekten başka bir ümidi yoktur.

© Şu hâlde Allah'ı, ondan bir şey umarak, ondankorkarak seven, taklit defterinden ders okuyor demektir.

® Allah'ı, ancak Allah için seven nerede, bunerede? Allah'ı ancak Allah için sevenin sevgisi, maksatlardan, garazlardanarınmış, dileklerden ayrı bir sevgidir.

® Fakat ister öyle sevsin, ister böyle sevsin,mademki bir kimse Hakk'ı istemektedir; Hakk’ın cazibesi, çekişi de onu alır,Hakk'a götürür.486

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

486 Cenâb-ı Hakk'ı sevenler iki türlü sever: Birincisi bir şey ummadan, bir karşılık beklemeden sever. İlâhî zâtı menfaat beklemeden sever. Zâta olan sevgi, sevginin en yüksek derecesidir:

"Sorsan bana izahedemem ben neyi sevdim, Bir anladığımvarsa ancak seni severim."

İkinci sevgi, Cenâb-ı Hakk'ı bir lütuf ve kereminden, meselâ rızık verdiğinden, kendisini yüksek bir mevkîye getirdiğinden sever. "Bu sevgizâta değil sıfatadır." Bunda bir menfaatbulunduğundan, birinci tür sevgiden aşağıdır.

Fakat sevgisinde gönülden bir iştiyak varsa bu da makbuldür. Yeter ki candan ve gönülden Allah'ı sevsin. İster rızık verdiği için, ister Allah rızâsı için sevsin, yeter ki sevsin.

Merhum Rıfkı Melûl'ün rubaisi buraya uygun düşer:

"Yalnız ne çocuklar gibi vâhî sevmek, Hem sâde ne maddî ne ilâhî sevmek, Ömrümce süren tek ve uzun rüyada, Sevmek, sevmek namütenahi sevmek."

© EğerAllah'a gönül verenin sevgisi, Allah'ın hayır ve keremine ulaşmak gibi, zâttangayri bir sebeple ise;

® Yahut daAllah'ı sevenin sevgisi, başka bir şey için değil de, Allah'tan uzak düşmektenkorkarak, doğrudan doğruya Hakk'ın zâtına ait ise;

© İkisininde Hakk'ı araştırma zevki ötelerden gelmektedir. Bu sevgilerin her ikisi deAllah'ın cezbesi, çekişi iledir. Bu gönül tutkunluğu, bu gönül veriş hep oezelî sevgiliden gelir.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, Allah’a olan sevgimizin nasıl olmasıgerektiğini açıkladı. Allah ondan razı olsun.

Ben Allah’ıçok seviyorum. Ama gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu var.O’nun Cemal’ini seyretme sevdası var ve rızasını kaybetme korkusu var.

Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.


Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-04-19, 12:04 #427
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan İyilik Biriktirelim

İyilik Biriktirelim

İyiliğinkarşılığı ancak iyiliktir. İyiliğin karşılığı hikayesi…

Cenâb-ı Hakbuyuruyor:
“Şüpheyok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulunyaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilikolursa onu katlar (kat kat arttırır),kendinden de büyük mükâfat verir.” (Nisâsuresi, 40.ayet)

Rasûlullah-sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular:
“Müslüman,diğer Müslümanların dilinden ve elinden emin olduğu kişidir.”
(Buhârî, Îman 4,5, Rikâ, 26; Müslim, Îman,63,65; Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Tirmizî, Kıyâme 52, Îman 12; Nesâî, Îman 8,9)

Hikâyeedildiğine göre Ebû Mansur b. Zükeyr zâhid ve sâlih bir insandı. Vefâtıyaklaşınca çok ağlamaya başladı.

Ona: “Neden ölüm vakti yaklaşınca ağlıyorsun?” diyesoruldu.
O da: “Ben şimdiye kadar hiç gitmediğim bir yola gidiyorum.” dedi.

Vefat ettiğivakit oğlu onu dördüncü gecesinde rüyâsında gördü ve:

“-Babacığım,Allah sana nasıl muamele etti?” diye sordu: Babası da:

“-Ey oğulcuğum, iş senin tahmin ettiğindendaha çetin. Adâletlilerin en âdili bir melikle karşılaştım ve hasımlarımünâkaşa ederken gördüm. Rabbim bana:

“-Ey Ebû Mansur! Ben sana yetmiş yıl ömürverdim. Bugün yanında ne getirdin?” buyurdu. Ben de:

“-Ya Rabbi, otuz hac yaptım.” dedim. Allah Teâlâ:

“-Onları kabûl etmedim.” buyurdu.

“-Ya Rabbi, kendi elimle kırk bin dirhemsadaka verdim”,dedim.

“-Onları da kabûl etmedim.” buyurdu.

“-Altmış sene gündüzün oruç tuttum ve geceleriihyâ ettim.”dedim.

“-Onları da kabûl etmedim.” buyurdu. Ben de:

“-Öyleyse helak oldum.” deyince bana şöyle cevap verdi:

“-EyEbû Mansur! Benim bu şekilde sana azap etmem keremime uygun düşmez. Sen birMüslümanın ayağı kayıp düşmesin diye yoldan taşı kaldırdığın günü hatırlamıyormusun? İşte bu sebeple ben sana rahmet ettim. Şüphesiz ki ben iyilik yapanlarınmükâfâtını zâyi etmem.”
(İsmailHakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân 4.Cilt, 289-290. Erkam Yay.)


KİMSEYE HOR BAKMAYALIM

Evet yukarıdaki kıssadanalacağımız çok dersler var.

Biz namaz kılıyoruz, oruçtutuyoruz, karşımızdaki müslüman kardeşim ibadet etmiyor diye kendimizde birüstünlük görüyoruz ya.

Yukarıda görüyoruzki heribadetin geçerliliği Rabbimizin kabulüne bağlı. O salih insanın kurtuluşu,yoldan taşı kaldırmak gibi küçük bir iyiliğe bağlanmış…

Evet kimseyi hor görmeyelim.İbadetlerimiz belkide kabul olmamıştır. O hor gördüğümüz müslüman kardeşimizinbelkide böyle iyilikleri çoktur.

Evet sevgili dostlar insanlarafaydalı olan -küçükte olsa- böyleiyilikler biriktirelim.

Belkide namazımız, orucumuz,haccımızdan değil, Allah samimi iyiliklerimizle bize rahmet edecek inşallah.İyilik yap denize at, balık bilmezse Halık (Yaratıcıolan Allah) bilir.

Samimi İyilikler deyinceÇetin kardeşimi hatırladım.


Gurbetçİ Çetİn Kardeşİm

Hastalığım iyice ilerleyince, iş dışında dışarı çıkamıyor,haftasonları sürekli evdeydim.

Ereğlibelediyesi ihtiyaç sahiplerini belirleyip ücretsiz akülü tekerlekli sandalyelerveriyormuş.

2003yılında iyiliksever Menderes amcam sağolsun, bana da bir akülü araba ayarlamış.Amcam bizi çağırdı. İşten izin alarak Ankara’dan Konya Ereğli’ye gittik.

Oradakiyetkili otomobille geldiğimizi görünce akülü arabayı vermek istemedi. Zenginzannetti bizi herhalde... Haklıydı. Ben o arabayı iki, üç yıl para biriktiripalabilirdim.

Sonradan adının Çetin olduğunu öğrendiğim, kalbi insan sevgisiyledolu olduğu yüzünden belli olan hayırsever genç:

“Benim hakkım helal olsun. Engelli kardeşimi sevindirelim. Akülüarabayı ona verelim” dedi. Akülü arabayı alarak mutlu şekilde Ankara’ya döndük.

Emekli olana kadar yazları haftasonlarında özgürce dolaştım vedostlarla Harikalar Diyarı parkındaki çay bahçelerine gidip sohbet edip mutluoldum. Şimdi ise Ereğli’de…

Sonradanöğrendiğime göre, bu akülü arabalar Hollanda’dan geliyormuş. Hollanda’dayaşayan üç gurbetçi vatandaşımız bir şey görmüşler ve çok üzülmüşler.

Hollandadevleti ihtiyacı olan her engelliye akülü araba veriyormuş. Üstelik sanırımüç-beş yılda bir, bu arabaları yeniliyormuş. Eski akülü arabalar ise hurdalığaatılıyormuş.

Bu üç vatandaşımız düşünmüşler, ülkemizde sokağa çıkamayan pek çokengelli var.

Buarabaları toplayarak, tamir edip, bakım yaptıktan sonra, öncelikle kendimemleketlerine, daha sonra da çeşitli belediyelere göndermeye karar vermişler.

Bildiğimkadarıyla Ereğli, Karaman, Konya ve Kayseri’de bu akülü arabalar, belediyeleraracılığıyla ihtiyaçlı engellilere ulaştırılmış.

Bu üçgurbetçi kardeşim elele verip bu arabaları Türkiye’ye göndermişler.

Birisi,çalıştığı iş gereği, yurtdışı gümrük ve nakliyat tırları işini üstlenmiş.
Diğeri,akülü arabalarını tamir bakım yapmış, akülerini yenilemiş, şarj cihazıayarlamış.

Sonuncusu,Hollanda’da hayırsever bir lokanta işletmecisiymiş. Bu işler için gerekli olanmaddi desteği o sağlamış. Allah onlardan razı olsun.

İşte Hollanda’da akülü arabaları tamir eden ve Ereğli’de bana akülüarabayı verip sevindiren o merhametli kişi, Çetin kardeşimmiş. Hollanda’daelektrik teknisyeniymiş.

2006’da bir trafik kazası geçirmiş ve felç olmuş. Yıllardır hernamazımda ona da dua ediyorum.

İnşallah hastalık ona eminim ilahi hediyedir ki, cennette makamıyükselsin.


BABAMA DUA EDER MİSİNİZ?

4 Nisan 2019 Perşembe günü Babacım vücudunusaran enfeksiyon sebebiyle hastaneye yattı. Yürüyemiyor ve idrarınıtutamıyordu. Özel Sincan Lokman Hekim Hastanesine yatırıldı.

KardeşimFaik babamın yanında refekatçi kalıyor. Allah razı olsun. Annecim de banahizmet ediyor. Bu arada istemsiz öksürüğüm sebebiyle ayağım yatağın korumademirine çarptı. Ayağım serçe parmağımın altı yarıldı.

KardeşimFaik ve eniştem Oğuz acile götürdü. Tekerlekli sandalyem üzerindeyken Dörtdikiş atıldı. Buna şükür. Vardır bir hayır. Allah’tan gelene razıyım.

“Biz mutlaka sizibiraz korku, biraz açlık yahut mala, cana veya mahsullere gelecek noksanlıklaimtihan ederiz. Sen sabredenleri müjdele!” (Bakara suresi, 155)

Ben önemlideğilim, annem ve Faik çok yoruldu. Babama dua eder misiniz?


Celalin Penceresinden


  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-04-19, 11:15 #428
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Izdırap Ruhu Kuvvetlendirir

Izdırap Ruhu Kuvvetlendirir

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 49. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


DERTTEN DEĞİLDERTSİZLİKTEN ŞİKAYET ET

Hakikatte her düşman, bizim için bir dosttur.

® Kul, dertlerden, uğradığı zulümlerden, başınagelen belâlardan, aldığı yaralardan sızlanır, feryâd eder. Hastalıklarıngetirdiği ağrılardan, sızılardan Cenâb-ı Hakk'a yüzlerce şikâyette bulunur.

® Cenâb-ı Hakk da buyurur ki: Ağrı, sızı, dert,zahmet sonunda seni yalvaran, yakaran bir kul etti. Seni gafletten uyandırdı.Doğru yola düşürdü.

® Sen ağrıdan, sızıdan değil, asıl senin yolunukesenden, seni bizim kapımızdan uzaklaştıran çeşitli nimetlerden, zenginliktenşikâyet et.

® Hakikatte her düşman senin ilâcın, kimyandır.Onun kötülüğü, zulmü seni faydalandırır. Seni içine kapanmaya, gönlünü bulmaya,"Aman Allah'ım!" demeye zorlar.

® Bu yüzdendir ki, sen onun şerrinden vezulmünden kaçar, yalnızlığa sığınırsın; Allah'ın lûtfundan yardım dilersin.

® Hakikatte senin en yakın dostların, senin enbelâlı düşmanlarındır. Çünkü dostların tatlı dilleri ile seni oyalarlar.Hakk'tan uzak düşürürler.515

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

515 Büyük mütefekkir, büyük şâir ŞirâzlıŞeyh Sadi hazretleri Gülistan adlı kitabının "Susmanın Fâideleri"ne ait IV. bölümünde der ki: dil

"Dostların konuşmalarından azap çekerim, çünkü onlar, çirkin huylarımı güzel gösterirler. Kusurumu hüner ve olgunluk sanırlar, dikenimi gül ve yasemin yaparlar.Nerede o pervasız, küstah düşmanlar ki bana, benim ayıbımı, kusurumu gösterirler. Hatâlarımıçekinmeden yüzüme vururlar."


BELA IZDIRAP RUHUKUVVETLENDİRİR

® Hani porsuk adlı bir hayvan vardır. Dayakyedikçe şişmanlar, semirir. Dayak yedikçe daha iyileşir, sopa vuruldukça dahasemirir.

® Müminin canı da porsuk gibidir. Hastalık, dert,mihnet ve ızdıraplarla kuvvetlenir, semirir.

® Bu sebepledir ki peygamberler, dünyada yaşayanbütün insanlardan daha fazla zahmetlere düştüler. Izdıraplara katlandılar.516

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

516 Nefsin acz ve ızdırap içinde bulunması, ruhun kuvvetlenmesine ve yükselmesine sebep olduğu için, peygamberler, velîler gibi büyüklerin hepsi de ibtilâya maruz kalmışlardır.

Bir hadîste şöyle buyrulmuştur: "Belânın en şiddetlisi önce peygamberlere, sonra velîlere, sonra manevî derecesine göre sâir halka gelir."

® Onların başlarına gelen ızdıraplara, belâlarabaşkaları katlanamadıkları için, peygamberlerin canlan bütün insanlarıncanlarından daha üstün, daha büyük bir hâle geldi.

® Hayvan derisi, terbiye gördüğü sıralarda acıilâçlarla belâlar çeker, dertlere uğrar, ızdıraplara katlanır da sonunda"Tâif derisi" gibi hoş bir hâle gelir.

® Eğer onu o acı, o keskin ilâçlarla terbiyeetmeselerdi, pis hâlde kalır, fena hâlde kokar dururdu.

® Sen de şu insan denilen mahluku tabaklanmamış,terbiye edilmemiş, rutubetten nem kapmış, çirkinleşmiş, ağır kokulu, ham birderi gibi bil.

® Sen ona, keskin ve acı ilaçlan bolca sür detemizlensin, arınsın, güzel ve parlak bir hâle gelsin.


ALLAH’TAN GELENBELALAR SABRETTİKÇE İNSANI TEMİZLER

® Bu acılara katlanmaya, yâni Allah'tan dertistemeye gücün yetmiyorsa, sen istemeden Allah sana bir dert, bir musîbet, birağn sızı verirse, hiç olmazsa buna razı ol. Ses çıkarma, şikâyet etme.517

® Çünkü dosttan gelen belâ, musîbet sizitemizler, onun bilgisi sizin tedbîrlerinizden üstündür.

® Belâya uğrayan kişi onda safa görecek olursa, obelâ ona hoş gelir. Bir hastayı iyileştiren acı ilâç da hastaya tatlı gelir.518

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

517 518 Hz. Mevlâna da Dîvân-ı Kebîr'in VI. cildinin 2675numaralışiirinde; "Gamdan, ızdıraptan daha tatlı, daha mübarek bir şey olamaz. Karşılığı sonsuzdur." diyebuyurmuştur. Busebepledir ki arifler, dertten belâdan şikâyet değil de, daha fazlasını isterler.

Nitekim büyük şâir Fuzûlî Cenâb-ı Hakk'a yalvarırken: "Az eylemeinayetini ehl-i dertten, Yâni ki; çok belâlara kıl mübtelâ beni." buyurmuştur.
Başka bir şâir de: "Yârin cefâsı; cümle safadır, cefâ değil Yâri cefâ eder diyen ehl-i vefa değil."


® Cenâb-ı Hakk'ın verdiği belâlara, musibetleremağlûp olduğu, yenildiği hâlde, kendini galip görür de; "Ey benimgüvendiğim kişiler, beni öldürün." diye söylenir.519

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

519 Nefsin zayıf olması ruhu kuvvetlendirdiği için, arif nefsin zaafını yumn-i kuvvet görür. Hallâc-ı Mansûr gibi; "Dostlar, beni öldürün, çünkü benim ebedî hayâtım ölümümdedir." der.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin4. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, başımıza gelen belaların aslında beladeğil, bizi Allah’a çeken kement olduğunu ve sabrettikçe bizi günahsız halegetirip temizlediğini açıkladı. Allah ondan razı olsun.

Ben Allah’ıçok seviyorum. Bana bu canım hastalıklarımı verdiki, sabrettikçe temizliyorinşallah.

Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.


Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-04-19, 11:47 #429
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Güzeli Görmek İçin Güzel Düşünmek Gerek

Güzeli Görmek İçin Güzel Düşünmek Gerek

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Önyargılı olmak bir hastalıktır. Bundan korunmakiçin hep olumlu düşünmeliyiz. Eskiler buna Hüsnüzan, iyiye güzele yormak, güzelzan, diyor, Yüce Peygamberimiz SAV şöylebuyurur:

“Hüsnüzansahibi olması kişinin imanının kemalindendir.”

Bu yazıda SevgiliMevlevi Yazar Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hocamızın tekrar tekrar tefekkürederek okuduğum “Aşk Terk Etmez” isimli kitabından konuyla ilgili bir alıntıyapmak istiyoruz.

Kendisindenizin alarak yazıda kitaptan alıntılar yaptık. Çok teşekkür ediyoruz.

Fakirinizsize H. Nur Artıran’ın “Aşk Terk Etmez” isimli kitabını okumanızı tavsiyeederim. Bu kitabı fakir gibi cümleleri tekrar tekrar okuyacağınızdan eminiminşallah.


GÜZELİ GÖRMEK İÇİN GÜZEL DÜŞÜNMEKGEREK

“Allahgüzeldir, güzelleri sever. Allah temizdir, temizlenenleri sever!” O hâlde hemengüzel ve temiz düşünceli olmak gerekmez mi?

Mademki buâlemdeki yegâne amaç ve gayemiz temiz ve güzel olana yaklaşmak, onunla “BİR”olmak… Birliğine iman etmek... İslâm’ıntemel kurallarından biri hüsn-ü zan sahibi olmaktır.

Yani temizve güzel düşünceli olmak. Rabbimiz, “Ben sizi düşüncelerinizden dolayı hesabaçekerim” buyuruyor. Yani kendi şahsi varsayımlarımızdan, önyargılarımızdandolayı hesaba çekileceğiz.

Çünküadına zan denilen bireysel düşüncelerimiz tüm duygularımızı etkileyip hepsiniyönlendiriyor. İnsan kendi zannınca bakar olaylara ve insanlara zannı üzeregörür, duyar, hisseder. Böylece önyargılı bir şekilde anlar karşısındakini.

Hz.Mevlânâ Mesnevî ’de bu hâli çok güzel anlatır: “Düşünceler koyun sürüsünebenzer. Bir tanesi bir yerden atladı mı, ötekiler de onun peşinden atlamayabaşlar.”

Zan,sürüden atlayan ilk koyundur; arkasından düşünce, arkasından bilgi, arkasındanduygu atlar.

Bir ayet-işerifte Cenâb-ı Allah şöyle buyuruyor: “Tam emin olmadığın bir şeyin ardınadüşme!” Çünkü çoğunlukla görüntü başka, hakikat başka, söz başka, mânâ başkaolabiliyor.

İnsanıngerçeği tam ve eksiksiz, olduğu gibi duyması, görmesi, bilmesi için nefstezkiyesini tamamlamış olması gerekir. Ömründe ameliyat nedir bilmeyen,ameliyat görmemiş biri ameliyat için, “Adamlar adamı yatırmış, kesipparçalıyorlar” diyebilir.

Fakatbilen bu müdahaleyi başka türlü adlandırır. Çok bilen doktorlar ise başkatürlü… Demek ki meselenin püf noktası bilmek, hakiki anlamda bilmek… İnsan zanile değil, bilerek doğruyu kavramış olur...

Zandanuzak durmak onun için bu kadar önemli. Güzel ahlâk için güzel görmek, güzeldüşünmek, güzel davranmak esastır. Güzel bir ahlâk için bu kaçınılmazdır...

Ancak hüsn-ü zan içinde olanlar güzel bakabilir,güzel görebilir, dolayısıyla güzel ahlâk üzere yaşarlar.

(H. NurArtıran – Aşk Terk Etmez isimli kitabından alınmıştır. )

*****

Önyargı ile ilgili güzel bir hikaye ile yazımızı bitiriyoruz:


ÖNYARGI İLE ACELE KARAR VERMEYELİM

UZAKLARDA bir köyde,kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadınkendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğubir gelinciği evinde beslemeye başlar.

Gelincikkadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvanolmasa da, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tekbaşına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.

Günler geçer vekadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunuevde bırakmak zorunda kalır...Gelincikle bebek evde yalnızkalmışlardır.

Aradan biraz zaman geçer ve anne evegelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasınagelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı.

Tam osırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir...

Ve odada beşiği, beşiğiniçindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.


***

Einstein'ın söylediği rivayetedilen bir söz var.

"İnsanlardaki önyargıyıyoketmek bir atomu parçalamakdan çok daha zor"



Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-04-19, 23:10 #430
delwina delwina çevrimdışı
Varsayılan C: Celal'in Penceresinden

Gözü Pis Olanın Kalbide Pistir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-04-19, 12:08 #431
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Güzele Bakmak Sevap mı?

Güzele Bakmak Sevap mı?

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 50. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


KUŞ VE YEM

Kuş ve yem.

© Yeme aldanan kuş, kanadı açık olarak damdadırama, o tuzağa düşmüştür.

© Değil mi ki, gönlünü canla başla yemevermiştir. Sen onu tuzağa tutulmamışsa bile, tuzağa tutulmuş bil.

© Kuşun yeme bakışları, kendi ayağını bağlamakiçin birer düğüm gibidir.

® Yem ona der ki: "Ey kuş, sen şimdi bana hırsızlamabakıyorsun ama, hele sen sabret, asıl ben seni çalıyorum.

© O hırsla bakışın seni benim ardıma düşürdü.Bilmiş ol ki, ben senden gafil değilim." .

© Kuş o yeme bakmakla hoşlanır. Yem de uzaktanonun yolunu vurur.

© Kuşun yeme baktığı gibi, sen de bir güzelebakıyorsan, göz zinasından zevk duyuyorsan, sen kendi kendine kötülükyapıyorsun. Kendini zarara sokuyor, adetâ kendi yanından kopardığın eti, kebapedip yiyorsun demektir.574

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

574 Nûr Sûresi'nin 30. âyetinde şöyle buyurulmuştur: "Habîbim, müminlere söyle ki, harama karşı gözlerini kapasınlar." Şiblî hazretleri bu âyeti: "Baş gözünü haramlardan, gönül gözünü de mâsivâdan, yâni Allah'tan başka her şeyden kapatsınlar." diye tesfir etmiştir.

Bu konu hakkında yazılmış bir beytin anlamışöyle: "Bedene ârız olan bütün âfetler, tevbesini bozan gözün zinasından ileri gelir. Belâ okuna hedef olmamak için, sedef içindeki inci gibi harama karşı gözünü kapa."




GÜZELE GÜZELBAKMAK SEVAPTIR

© Güzellere uzaktan bu bakış ok gibidir. Zehirebenzer. Bu bakışla nefsânî isteğin artar, sabrın tükenir.575

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

575 Bu beyitte şu mealdeki bir hadîse işaret var: "Bakış, şeytanın oklarından zehirli biroktur." Fakat bu bakış kötü bakışa işarettir. Yoksa dinimizde güzele güzel bakmak günah değildir. Günah olan çirkin bakış, nefsânî istekle, şehvetle bakıştır.

Peygamberimiz (s.a.v.);"Allah güzeldir, güzelliği sever." diye buyurmuştur. Mevlâna, yine Mesnevî'nin VI. cildinin 3181.beytinde; "Güzel yüzlüler, Allah'ın güzelliğinin birer aynasıdır. Onları istemek, onları sevmek Hakk'ı istemenin, Hakk'ı aramanın yankısıdır. Onlarda Hakk'ın düşünülmesidir." buyurmuştur.

Şeyh Sadihazretleri de: "Kim demiş ki güzele bakmak hatâdır? Güzel yüzlüleri görmemek, güzellere bakmamak hatâdır." Yunan filozofu Eflâtun da; "Çıplak kadınlar, namuslu erkeklerinnazarında taştan birer heykeldir."demiştir.

® Dünya malı zayıf kuşların, âhiret mülkü deüstün kuşların tuzağı.

© Hattâ pek büyük bir mülk olan âhiret tuzağıöyle büyük bir tuzaktır ki, onunla en büyük kuşlar avlanır.576

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

576 Bu beyitteki kuş, insan sembolüdür. Yem-tuzak dünya ve dünya malını göstermektedir. Dünya malı sonunu düşünmeyen, ileriyi göremeyen zayıf akıllı insanların tuzağıdır. Âhiret de dînî vazifesini yapan şerefli insanların tuzağıdır.

Şu hâlde dünya da, âhiret de insanlar için birer tuzak oluyor. Dünyaya gönül verenler, dünya tuzağına düşüyorlar. Cennete ve cennetzevklerine ulaşmak için ibâdet edenlerler de âhiret tuzağına düşüyorlar.

Aslında ne dünya sevgisi, ne de cennetsevgisi değil de Hakksevgisi insanı kurtaracaktır. Büyük din âlimleri kendilerini üstün gören kişiler, cehennem korkusu,cennet zevki için ibâdet ederlerse, Allahsevgisinden zevk almazlarsa onlar tuzağa düşmüş oluyorlar.

Yûnus Emre hazretleri:"Cennet cennet dedikleri, bir kaç evle bir kaç huri, İsteyene ver onları, bana seni gerek seni." demedi mi! Râbiatü'l-Adeviyye hazretleri, insanlarcehennem korkusu ve cennet zevki için kulluk etmesinler diye, cehennem ateşini söndürmek, cennet köşklerini de yakmak istemişti.

® Ey dünya mülküne sahip olanlar, siz mülkünsahibi olduğunuz hâlde, aslında o mülkün kulu kölesiniz. Gerçekten mala sahipolan; helak olmaktan kurtulan, mala, mülke esir olmayan kişidir.

© Ey şu dünyaya gönül veren, onun esiri olankişi; sen tersine olarak, esir olduğun hâlde, kendine; "Dünyanın beyi,emîri!" dedirtiyorsun.

® Aslında sen, bu dünyanın kulusun, ruhun dadünya mahpusu. Ne vakte kadar, kendini dünyanın sahibi, efendisi sanacaksın?


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin4. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, ister kadın olsun ister erkek olsun, şehvetlekötü niyetle bakışın, günaha düşüren bir tuzak olduğunu açıkladı. Allah ondanrazı olsun.

Bendeniz2003’te Kuran meali okurken “Müminlere söyle! Gözlerini haramdan korusunlar” ayetiniokuyunca bir karar aldım. İster TV ister internet olsun müstehcen hiç biryayına bakmama kararı aldım hala uyguluyorum.

FakatŞefik Can dedemizin dediği gibi güzellerin yüzüne güzel bakmak sevaptır. İsterkız ister oğlan olsun yüzlerine bakınca Allah’ın kusursuzluğunu hatırlıyorum,sevap kazanıyorum inşallah.

Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.


Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-06-19, 10:39 #432
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Allah Bize Kaldıramayacağımız Yük Yüklemez

Allah Bize KaldıramayacağımızYük Yüklemez

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu hafta bendenizehem teselli, hemde endişe veren bir ayeti paylaşacağız:


O AYET

Bahsettiğim ayet Bakara suresinin 286. Ayetindegeçen bir cümledir. Bakara suresinin 285 ve 286. Ayeti Amenerrasulü olarakmeşhur ayetlerdir ve Miraç’ta bizzat Cenabı Hak Efendimize SAV vasıtasızbildirmiştir.

Bakara suresi 286. Ayette fakiri etkileyen cümleninarapça okunuşu ve üç farklı meali şudur:

Lâ yukellifullâhu nefsen illâvus’ahâ” (BAKARA SURESİ, 286. AYET)

*** “Allah,hiç kimseye güç yetireceğinden daha fazlasını yüklemez.”
*** “Allahhiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz.”
*** “Allahher şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.”

Bu ayet bana teselli veriyor, şöyleki; Benyattığım yerde taşa teyemmüm abdestiyle namaz kılıyorum. Benim ancak buna gücümyetiyor.

Allah bana mahşerde neden alnını secdeye koymadındiye sormayacak, çünkü ayette güç yetiremeyeceğimiz şekilde yükümlüolmayacağımızı bildiriyor.

Mesela elli kilo olan bir halterci düşünün. Buhalterci yüz kilo olan haltercilerin kaldıracakları yükle mesela 200 kilohalter kaldırmakla yarıştırılmaz.

Bu ayeti ibadet noktasında evet güçyetireceklerimizle sorumluyuz ama birde şöyle anlıyorum. Ben bu hastalığasabırda güç yetirebilirimki, Allah bu hastalığı bana vermiş.

Birde şeker hastasıyım, hergece insülin iğnesioluyorum.. Şeker hastalığımdan dolayı sık sık idrarım geliyor ve babam ördekleyaptırıyor. Babam da ben de bu hastalıklara sabredebilirizki Allah bize vermiş.

Babamla beraber çözümler arayıp sabrediyoruz.Mesela ben 18’den sonra hiç sıvı içmiyorum. Babam yatırırken iç çamaşırıma eskibir havlu ve üzerine poşet koyuyorki kaçırırsam çamaşırım ıslanmasın.

Bu ayeti birde şöyle düşünüyorum. Şahit olduğumuzihtiyaçlıları Allah karşımıza çıkarmasının nedeni ona yardıma gücümüzünyetmesidir.

2013 yazında Ereğli Ulu Camisi avlusunda yanımdakiakülü sandalyedeki fakir amcanın torunuyla konuşmasını duymuştum. Cüzdanımdanpara çıkarıp avucuna sıkıştırdım. Bugünlük ekmek paranız benden olsun, kalanıtorununa harçlık ver amca, demiştim.

İçten gelerek Allah senden razı olsun yeğenim,demişti.


PARAYI DÜŞÜRDÜNÜZ

Geçen Face’de benzer bir hikaye görmüştüm:


Sinema tarihinin en ünlü komedyeni Charlie Chaplin (1889-1977)bir röportajında şöyle der;

Küçük bir çocukken babamla bir sirk şovunu izlemeye gittik. Biletsırasında uzun bir kuyruk vardı ve önümüzde anne-baba ve 6 çocuktan oluşan bir aile vardı.

Fakirlik hallerindenbelliydi, elbiseleri eski ama temizdi. Çocuklar sirkten bahsederken çok mutlu görünüyordu.

Onların sırası gelince, babaları gişeye geçti ve bilet fiyatını sordu. Gişe çalışanı ona bilet fiyatını söyleyince adam kekelemeye başladı ve dönüp karısının kulağına birşeyler fısıldadı.

Mahcubiyet yüzünden kolayca okunuyordu.

Birden babam cebinden 20Dolar çıkardı ve yere attı. Sonra da eğilip yerden aldı ve adamın omzuna dokunarak şöyle dedi;

Paranız düştü beyefendi..

Adam babama baktı ve gözleri dolarak Teşekkür ederim efendim dedi.

Onlar içeri girdikten sonra babambeni elimden çekti ve kuyruktançıktı. Çünkü babamın adama verdiği 20 Dolardan başka parası yoktu.

O günden beri babamla gururduyuyorum ve o 2 dakika benim hayatımda izlediğim en güzel şovdu. O gün izleyemediğim sirk şovundan eminim daha güzeldi.


BU BANA OSMANLINEZAKETİNİ HATIRLATTI

Bu hikaye bana Osmanlı’daki zerafeti hatırlattı.Rahmetli alim Prof Dr Mahmud Esad Coşan Hocaefendinin bir radyo sohbetindedinlemiştim:

Birisi camide iki kişinin konuşmalarına şahitoluyor ve adamın maddi olarak zor durumda olduğunu farkediyor. Camiden çıkıştaarkasından gidiyor, sokakta adamı durduruyor:

Beyefendi bu altını düşürdünüz buyrun, diyor.Adamın nekatine çok güzel bir karşılık veriyor. Altını kabul ediyor ve teşekkürederim bu yere düşen sizin kalbiniz, diyor.


İNTERNETTE OAYETİN AÇIKLAMASI

Buayette söz konusu edilen ve bizim “yük yüklemez” diye tercüme ettiğimizkelimenin Arapçası “la yükellifu”dur. Teklif kavramı, üstten gelen biremir doğrultusunda kişinin yapması gereken bir görevdir. İslam’da “Efâl-imükellefîn” denilenfiiller olarak adlandırılmaktadır.

Ohalde ayette söz konusu olan, “tekâlif-i diniye” denilendinî görevlerdir.Ayetin açık manası şudur:
“Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir teklif yapmaz/birgörev yüklemez.”

Nitekimİbn Abbas bu ayeti şöyle tefsir etmiştir:

Ayettesöz konusu edilen yükümlüler Müslümanlardır. Allah onlara din işlerinikolaylaştırmıştır.
“Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez.”(Bakara, 2/185),
“Din konusunda, size hiçbir zorluk da yüklemedi.”(Hac, 22/78),
“Onun için gücünüz yettiğince Allah’a karşı gelmektensakının.”(Tegabun,64/16)
mealindeki ayetlerden de bumanayı anlamak mümkündür.


ALLAH’IN GÖNDERDİĞİ BAŞIMIZA GELEN MUSİBETBELALARDAN KORKMAYALIM.

BİZ BUNA SABRA GÜÇ YETİREBİLİRİZKİ ALLAHGÖNDERİYOR…


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-06-19, 15:56 #433
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Müzik Aşıkların Gıdasıdır

Müzik Aşıkların Gıdasıdır

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 51. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


ADALETLİ OLANIALLAH KORUR

İbrahim Edhemhazretlerinin : tacını,.tahtını terk edip gitmesi.

® Şen de çabuk İbrahim Edhem hazretleri gibipadişahlıktan vazgeç de, onun gibi sonsuz, ölümsüz bir padişahlık bul.

® O pâdişâh gece vakti sedirine yatmış uyuyordu.Bekçiler de dam üstünde bekliyorlardı.

® Ama padişah bekçilerin hırsızları, kötükişileri uzaklaştırmaya çalışmalarını istemiyordu.

® Çünkü o kendisinin adalet sahibi bir hükümdarolduğunu biliyordu. O yüzden gönlü rahattı. Bir şey olmayacağından, kendisinebir kötülük gelmeyeceğinden emindi.

® Muratların bekçisi; istekleri, dileklerikoruyan adalettir. Geceleri damlarda sopalarını vurarak dolaşan bekçilerdeğildir.

® İbrahim Edhem hazretlerinin dam üstünde dolaşanbekçilerin seslerinden, yahut güzel calınan bir rebâbın nağmelerinden maksadı,iştiyak çekenler gibi "Ben sizin Râbbiniz değil miyim?" hitâbinırihatırlanması, hayâl edilmesi idi.580

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

(Evliyaların kapısına varanların hepsi oraya çağrılmışlardır, davetlidirler. Orayagidemeyenlerin kendi arzulan ile oraya gitmediklerini sanırsan aldanırsın. Velîlerin gönülleri onları istemedikleri için oradan hoşlanmıyorlar.)

Velîlerin bir çekme, cezbetme hassası, bir de defetme, kovmahassası olduğundan bahsederler. Sûfî büyükleri derler ki:"Ezelde Cenâb-ı Hakk ruhlara; 'Ben sizin Râbbiniz değil miyim?' diye hitap etti.Onlar da; 'Belâ' yâni evet diye cevap verdiler.

Fakat o hitabın manevî zevki ve lezzeti ruhlardasabit kaldı. Dünyaya geldiklerinde ne vakitgüzel bir ses işitseler, o ezeldeki hitabın lezzetini hatırlarlar. Mûsikîden zevk alınmasının sebebi budur.




DAMDA DEVE ARANIRMI?

® Zurnanın ağlayışı, davulun inleyişi, birazcıkkıyamet gününde çalınacak olan Sûr sesine benzer. İnsanın gönlünde uyuyanhâtıraları uyandırır.

® O adı, sanı iyi pâdişâh geceleyin tahtı üzerindeiken, damda bir takırtı, bir hay-huy işitti.

© Sarayın damında sert sert adımlar atıldığınıduydu. Kendi kendine "Buna kim cesaret edebilir?" dedi.

® Sarayın penceresinden; "Kim O? Bu insanolamaz, bu saatte peri olmalı." diye bağırdı.

® Hiç bir yerde görülmemiş bir sürü insan damdan başlarınıeğdiler de; "Geceleyin kaybettiğimiz şeyi arıyoruz." dediler.

® İbrahim; "Ne arıyorsunuz?" diyesordu. "Develerimizi arıyoruz." dediler. İbrahim; "Kendinizegeliri;" dedi, "Dam üstünde deve aranır mı?"

® "Sen de.." dediler. "Saltanattahtı üzerinde oturup, Allah'ı bulmayı nasıl arıyor ve umuyorsun?"

® İşte bu hâdiseden sonra olan oldu. Hiç kimseİbrahim Edhem hazretlerini görmedi,! o peri gibi, insanlara görünmez oldu.

® Onun mânâ yönü gizli idi. Ama gölge varlığıhalkın önünde idi. Zâten halk sakaldan, hırkadan başka ne görebilir ki?

® O kendi yakınlarının ve halkının gözündenkayboldu. Anka kuşu gibi dünyaca meşhur oldu.

® Bütün âlem, canı Kaf dağına varan kuştan, yânivelîlik mertebesine eren kâmil insandan bahseder durur.


MÜZİK AŞIKLARINGIDASIDIR

Unutulmayan mûsikî nağmeleri.

® Hikmet sahibi kişiler; "Biz" derler,"Hoşa giden bu mûsikî nağmelerini gökyüzünün ve gökyüzünde bulunanyıldızların dönüşünden aldık.

® Halkın tanburla çaldığı, ağızla söylediğisesler, gökyüzünün dönüşünden çıkan seslerdir."

® Müminler derler ki: "Cennetin rûhânîtesiri ile bütün çirkin sesler güzelleşir.

® Biz hepimiz, bütün insanlar, Âdem'incüz'leriyiz. Biz cennette iken o nağmeleri dinlemişiz. Ruhumuza sindirmişiz.

© Balçıktan yaratılmamız bizi bir şüpheyedüşürdü. Ama yine de hatırımızda o nağmelerden, o güzelliklerden bir şeyeiklervar."

® "Fakat" derler, "Mihnetlertoprağı ile yoğrulduktan sonra, bu yüksek, bu güzel, bu hafif nağmeler,nereden, nasıl o manevî zevki ve neşeyi verecek?"

® Demek ki, güzel ses dinlemek, âşıklarıngıdasıdır. Bu güzel, bu hoş sesleri dinleyişte buluşma, kavuşma hayâli vardır.Yâni ezeldeki ilâhî huzuru ve o tatlı hitabı hatırlama zevki mevcuttur.581

581 Yâni güzel ses duyulunca, onun aslı bulunan cennet sesleri, ilâhî hitap hatırlanır.

® Gönüldeki hayâller, güzel sesle gelişir, hattâo hayâller, güzel ses yüzünden şekillere bürünür.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin4. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, once İbrahiim Ethem hzlerinin nasılhidayete erdiğini anlattı, sonra musikinin hakikatini açıkladı. Allah ondan razı olsun.

Evet HzMevlanımızın dediği gibi müzik aşıkların gıdasıdır. Sabah radyoyu açarım, namazsaatleri hariç akşama kadar müzik dinlerim.


Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.

Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-06-19, 11:43 #434
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Hayatı Mucize Gibi Yaşamak

Hayatı Mucize Gibi Yaşamak

20yaşında genç bir delikanlı otobüsün camına elini dayamış bakarken birden bireheyecanla bağırmaya başladı;

-Baba, baba, bak arabalar, arabaları görüyor musun, bizlegeliyorlar, bak şunlar da karşımızdan geçiyorlar.

Babası gülümsedi ve merhametle saçını okşadı evladının. Genç bir süre daha dışarıyı izledi ve sonra birden bağırdı.

-Bulutlar baba, bulutlar ne kadar harika,sanki bizimle beraber gidiyorlar gibi.

Baba yine gülümseyerek oğlunu izledi. Baba ağaçlardedi heyecan iledelikanlı. Baba bak onlar hep geride kalıyor, ne kadar çok sıra sıra, sanki bize el sallıyorlar. dedi.

Arkada oturan bir adam, bu bağrışmalardan rahatsız olmuş olacak ki;


Babanın omzuna dokunarak, çok bilmiş bir tavırla; Beyefendi oğlunuzu iyi bir doktora götürmelisiniz. Problemi var herhalde. dedi.

Baba adama doğru geriye dönerek; Oğlum zaten iyi bir doktordan geliyor. Oğlum doğuştan kördü ve yeni ameliyat oldu,bu gün gözleri açıldı, ameliyat sonrası bu gün dışarıdaki ilk günü, dedi

******

İşteböyle, Şu fani hayatta herkesin bir hikayesi var. Ne çabuk yargılıyoruzinsanları ve ne çabuk tanılar konuyoruz değil mi?

Artıksabır diye bir şey, anlayış kalmamış insanlarda. Maalesef ki bu durum sözdeokumuş aydın gözüken yada geçinen kesimde çok daha fazla.

Rahatsızolma rahatsızlığına yakalanmışlar da haberleri yok. O kadar ileri gitmiş ki budurum insanların en meşru mazeretlerine , herkesin başına gelebilecekdurumlarına bana ne diyebilecek kadar ön yargılı ve bencilleşmiş insanlar.

O kadarhızlı kararlar veriyoruz ve umursamıyoruz ki, insanların yaşadığı hikayelerbizim için pek önemli olmuyor. Şuraya ne yazarsak ne söylersek değişen bir şeyyok sonu “bana ne” ile bitiyor ve arkasından yorumlar ve akıl verme devresinegeçiliyor.

*********

HERŞEY MUCİZE

Bu hikayeyi internetten kopyaladım. Hikayeninsonundaki ***’lar içindeki yorumlar doğru fakat eksik. Bence hikayede asılvurgulanmak istenen şey, hayatta herşeyin mucize oluşudur.

Ben Friedreich Ataksisi denilen dengesiz yürüme ilebaşlayan bir gen hastasıyım. Şu an yatalak engelliyim.

Ben yirmi yaşıma kadar yürürken dengemikuramazdım. 5-6 adım düz gittikten sonra sarhoş gibi sağa sola yalpalardım.

Çocukluğumdan beri insanların nasıl olupta düzyürüdüklerine şaşırırdım. Bence yürümek bir mucize. Ayakta sallanmadan durmakmucize. Yürüdüğünüze hiç şükrettiniz mi?

Kardeşimle tekerlekli sandalyemde altı ayda birdışarı çıkarım. Geçen yaz Ereğli’deyken parka gittik. Aman Allah’ım o çiçeklerehayran oldum. İpek gibi desenli gulleryapraklar hangi fabrikada dokundu, bu güzel kokuyu ve rengi şu toprak mı verdi,şu arı nasıl uçuyor?

Cıvıldaşan kuşlar, parlayan güneş, garsonlarındökmeden çay taşıması, herşey mucize…

Sonra elinde baston görme engelliyi görünce,bütün bunları görebildiğim için ağlayarak Allah’a şükrettim. Babamın astımıvar, nefesi zor alır. Sık sık terler bu yüzden.

Ereğli’nin temiz havasını içime çektim, nefesalıp verebilmeme çok şükrettim.

Evet dostlarım HAYATTA HERŞEY MUCİZE, fakir gibisık sık içiniz coşarak “Elhamdülillah” deyin. Şükretmek huzur veriyor. Yaşamakherşeye rağmen çok güzel.

Ben Einstein’in sözündeki gibi, hayatı mucizegibi yaşamayı tercih ediyorum.

“Hayat iki şekildeyaşanır: Ya hiç mucize yokmuş gibi ya da herşey birer mucizeymiş gibi…”
Albert Einstein

Eğer insan, bunimetleri kendisine verenin Allah olduğunu bilir ve O’na şükrederse, Yüce Allahbunun karşılığında kendisine daha fazla nimet vereceğini vaadetmiştir.


“Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size (nimetlerimi)artırırım ve andolsun, eğer nankörlükederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir”. (İbrahim Suresi, 7.ayet)


Celalin Penceresinden


  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-06-19, 13:53 #435
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Edep Nedir?

Edep Nedir?

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 52. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


BU DÜNYA BİR ATEŞ POTASIDIR

Güneş balçık ile sıvanabilir mi?

® Hz. Muhammed de, Ebû Cehil de putlara tapılanyere gitmişti. Fakat birinin gidişi ile öbürünün gidişi arasında büyük farkvardır.

® Biri puta tapılan yere girince, putlar onasecde ederler. Öbürü girince, o, putların önünde başını yere kor.

® Bu şehvetler dünyası, bir puthâhedir.Peygamberler de, kâfirler de bu puthânede bulunurlar.

® Fakat şehvet, pâk ve temiz kişilerin, yânipeygamberlerin ve velîlerin kuludur. Şehvetin ateşi altın gibi saf ve temiz olanvarlıkları yakamaz.

® Kâfirler kalp akçe gibidirler. Temiz ve pâkolan erler ise altın gibi olmuşlardır. Bu iki grup da şehvet âlemi olan dünyapotasının içindedirler.

® Kalp olan potaya girince hemen kararır,simsiyah olur. Fakat altın potaya girince onun altınlığı meydana çıkar.

® Altın potada, hoş bir hâlde elini sallar,ayağını basar, ateş içinde güler, durur.


BU GÖRÜNENBEDENİMİZ ASIL VARLIĞIMIZIN YÜZ ÖRTÜSÜDÜR

® Bedenimiz, bu dünyada bize yüz örtüsü olmuştur.Bizim, gerçek varlığımız ise deniz gibidir. Biz, üstümüzdeki bu çerçöpün, busaman yığınının altında gizliyiz.593

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

593 Hz. Mevlâna Dîvân-ı Kebîr'inds buyurur ki: "Bugörünen şeklimiz, bir yüz örtüşüdür. Bütün secdelerin kıblesi, biziz." Dîvân-ı Kebîr, c. III, 576.

® Ey bilgisiz kişi, din pâdişâhının, yânivelînin, dış yüzüne, dış görünüşüne bakıp da, onu çamurdan yaratıldı diye horgörme. Lânetlenmiş İblis de Hz. Âdem'e böyle bakmıştı.594

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

594 Bu beyitte A'râf Sûresi'nin 12. âyetine işaret var. Mevlâna da şu Dîvân-ı Kebîr beytinde bunu ifâde buyurmuştur: "İblis de Âdem'in şekline, dış yüzüne takıldı kaldı. Hâlbuki o Hakk'tan ayrı değildi."

® Peygamberlerle velîlerin ruhları, mânâlarıgüneş gibidir. O parlak ve sönmez güneşi, bir avuç balçıktan ibaret olanbedenle sıvamak nasıl mümkün olur? Söyle bana.595

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

595 Hz. Ali (k.v.)'nin şu beyitleri de insanın üstünlüğünü haber vermektedir:

"Ey insan, senin ilâcın sendedir. Fakatbilmiyorsun, derdin devası yine sendedir.Ama görmüyorsun. Sen öyle açık ilâhî bir kitapsın ki, harfleri ile gizli şeyler aşikâr, oldu, meydana çıktı."

® Nurun üstüne yüz kere toz, toprak atsan, yinenûr kaybolmaz. Baş gösterir, görünür.

® Saman nedir ki, suyun yüzünü örtsün? Balçık neoluyor ki, güneşi gizlesin de, göstermesin.


EDEP NEDİR?

Edep; edepsizlerin kabalıklarınasabretmektir.

® Ey müslüman! "Edep nedir?" dersen,bil ki edep; edepsizlerin her işine, kabalıklarına, kötü sözlerine sabretmektenibârettir.585

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

585 Şeyh Sadi hazretleri;
"Edep Allah'ın nurundan bir tâcdır. Onu başına koy, nereye gidersen git,huzur bulursun."

"Edebi edepsizlerden öğren." diye bir söz vardır. Aslında kötülüklere sabretmekle insan,manen yıkanır, temizlenir.

Mevlâna'nın bir beytini şöyle naziren tercüme etmişler:
"Şayet rastlamasaydık bizler edepsizlere,Affetmenin zevkini kim. verirdi bizlere."

® Kimi; "Filânın tabiatı pis, huyukötü." diye şikâyet ediyor görürsen..

® Bil ki, bu şikâyet eden kötü huyludur. Çünkü okötü huylunun kötülüğünü söylemektedir.,

® Çünkü güzel huylu kişi, kötü huylulara tahammüleden, onların kötülüğünü; görmeyen ye söylemeyen kişidir.

® Ama şeyh, birinin, kötülüğünü söyler, birindenşikâyet ederse, bu şikâyet Hakk'ın emri iledir. Kızgınlıktan değildir.

® Şeyhin kötülükten, kötülerden şikâyeti, şikâyetdeğildir. Peygamberlerin şikâyeti gibi huyun güzelleşmesi, ruhun ıslâhıiçindir.

® Bil ki, peygamberlerin tahammülsüzlüğü, Hakk'ınemri iledir.. Yoksa onların yumuşak tabiatleri (=hilimleri) kötülerin yüklerinide çeker. Yâni onların zulümlerine katlanır.

© Peygamberler, kötülüklere tahammül ede edetabiatlerini değiştirmişler. Nefsânî huylarını yok etmişlerdir.. Tahammülsüzlükgöstermeleri Allah'ın emri iledir.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin4. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, once bu dünyanın bir ateş potasıolduğunu ve bu potada eriyen her madenin hakikatini meydana çıkardığınıanlattı, Allah ondan razı olsun.

Evet HzMevlanımızın dediği gibi, iyi insanların madeni altın olduğu için, bu dünyadenen ateş potasında eriyince sarılığı ortaya çıkarmış. Yani belalar,musibetler, sıkıntılarla sınanınca sabır gösterir.

İkincibölümde ise Hz. Mevlanamız Edep nedir, bunun hakikatını anlattı.


Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.

Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-19, 14:08 #436
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Hastalar Risalesinin Kerameti

Hastalar Risalesinin Kerameti





Eğitimci yazar Arif Arslan’ın anlattığı gerçek birhikayeye göre, 1970li yılların sonunda, Ege üniversitesi Tıp Fakültesinde sağlık elemanı olarak çalışan İsmail isimli bir genç, şiddetli bir hastalığa yakalanır. Günden güne erimekte, ağrılarıçekilmez bir hâl almaktadır. Üzün bir muayene ve tetkiklerden sonra doktorlar, ölümcül bir hastalığa yakalandığını görürler. Fakat kendisine söyleyip üzmemek için şöyle derler:





Fazla merak edilecek bir hastalığın yok. Sen git, ye iç, gez eğlen, keyfine bak. Çalışmana gerek yok. İzinli sayılacaksın. Tabiî maaşını da alacaksın. Akıl erdiremez buna İsmail. Hem fazla merak edilecek bir durumu yoktur, hem de izin verilmekte, yeyip içip gezmesi istenmektedir.





Demek müthiş bir derdim var ki, bana söylemiyorlar. Yaptıkları tavsiyelere bakılırsa, ben devasız bir derde düştüm der kendi kendine.





Hastalığını bildiğine inandığı bir hemşireye yalvarır, ısrar eder:





Ne olur söyleyin, benim ne hastalığım var? diye sorar.





Hemşire ısrarlara dayanamaz ve söyler:





Sen ölümcül bir hastalığa yakalanmışsın. İyileşmen mümkün değil. Hastalık çok ilerlemiş. Üç ay ömrün var.


Şiddetli bir üzüntü sarar İsmaili. Madem üç ay ömrü vardır, hazırlıklara
şimdiden başlamalıdır.





Hemen Mezarlıkbaşı semtine gider ve orada havlu, kumaş satan Y. Pekmezciden kefen bezi ister. O da şaka olsun diye:





Hayrola, kefeni kime alıyorsun? Ölümü düşünmek iyidir, ama sen çok gençsin, der.





Kendime alıyorum, diye cevaplar İsmail. Doktorlar üç ay ömrümün olduğunu söylediler. Çaresiz bir hastalığa yakalandım.





Ölümün ve hayatın sadece Allah’ın iradesine bağlı olduğunu, hastalığı da, şifayı da ancak Onun verdiğini bilen Y. Pekmezci, ona Bediüzzaman Hazretlerinin Hastalar Risalesi isimli eserini hediye ederek şöyle der:





Madem üç ay sonra öleceksin, al şunu oku. Öleceksen imanlıöl. Kim bilir bu yaşa kadar sana faydası olmayan nice işe zamanını harcadın. Zaten küçük birkitap, al oku.





O anda kefen bezi almaktan vazgeçen İsmail, deniz kenarına gider ve kitabı okur. Okudukça moral bulduğunu, hafiflediğini, içini bir sevinç ve mutluluğun kapladığını görür. Bir kez okumakla yetinmez, defalarca okur. Hatta evde canı sıkıldıkça ve yatmadan önce tekrar tekrar aynı kitabı mütalâa eder.





Artık hastalandığına üzülmez. Nefis muhasebesi yapar. Hatta ölüme ilgi duyar, imanlıöleceği için mutlu olur. Ölünce Allaha ve Peygamberimize (a.s.m.) kavuşacağını düşünerek sevinir.





Aradan birkaç ay geçer. Ona üç ay ömür biçen doktorlar hayret içindedir. Yapılan muayene ve tetkiklerde hastalıktan eser kalmadığını görürler.





Olamaz böyle bir şey. Bu bir mucize, diyerek şaşkınlıklarını ifade ederler.





Sen ne yaptın ki, bu ağır hastalıktan kurtuldun?





Cebinden Hastalar Risalesini çıkarır:





Siz nasıl karşılarsınız bilemem. Ama ben o günden beri bu kitabı okudum. Çok rahatladım ve moral buldum, der.





Doktorlar:





Gerçekten dediğin gibiyse bu kitabı bütün hastaların odasına bırakmak gerekir. Çünkü bir hastanın iyileşmesinde psikolojik tedavinin önemi büyüktür, diyerek ilgi gösterirler.





Aradan altı ay geçer. İsmail evlenecektir. Fuar Düğün Salonunda düğünü vardır.





Bu mutlu gününde, kendisini hayata döndüren zatı unutmaz ve ona da davetiye gönderir. Ancak o müsait olmadığı için gidemez.





İki yıl sonra ise, kefen almayı düşündüğü dükkâna eşi ve iki çocuğuyla gelir.




İlk çocuk kucakta, ikincisi ise henüz doğmamıştır. Selâm verir girer ve:





Ben size kırgınım. Hayata dönmesine vesile olduğunuz adamın düğününe gelmediniz, diye şaka ederek kendisini tanıtır. Sevinç içinde, gülerek sohbet ederler.





****





AÇIKLAMALI HASTALAR RİSALESİ KİTABIM





Ben Friedreich Ataksisi (FA) denen dengesiz yürüme ile başlayan ve sürekli ilerleyen bir gen hastasıyım. Öyle ilerlediki şu an 46 yaşında yatalak engelliyim.





Onbeş yıl önce internetten hastalığımın ortalama yaşam süresi 35-50 yaş arası okumuştum. Ve hikayedeki gibi Hastalar Risalesi okuyunca engelli olmama, hasta olmama sevinmiştim. Bu minik kitabı defalarca okuyup huzur bulmuştum.





2018’de Egemen Yayınları sahibi Fahrettin Yüksel beyin desteğiyle, hastalara moral olsun diye Açıklamalı Hastalar Risalesi olan “Tüm Hastalara Deva Kitabı” nı yayınladık.





Bu kitaptaki 25 Devayı faydalı olmak için internette yayınladık.





Şimdi birkaç devadan alıntılar yapmak istiyoruz, devamını tıklayıp okuyabilirsiniz:





İKİNCİ DEVA





Ey sabırsız hasta! Sabret ve şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne (geçerli ibadet haline) getirebilir.





http://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/ikinci-deva.html





DÖRDÜNCÜ DEVA





Ey şekvâcı (şikayetçi) hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, (bedenin ve el, ayak, göz, kulak gibi organların) senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. (Senin vücudunun asıl sahibi olan Allah, organ ve cihazlarına dilediğini yapar.)





http://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/dorduncu-deva.html





SEKİZİNCİ DEVA





Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü'z-zünub (günahların kefareti-günahların affedilmesine vesile) olduğu Hadis-i Sahih’le (doğruluğu kesin Hadis-i Şerif ile) sabittir.





http://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/sekizinci-deva.html





ONBEŞİNCİ DEVA





Ey âh ü enîn eden (ah çekip inleyen) hasta! Hastalığın suretine (dış görüntüsüne) bakıp ah eyleme; mânâsına (derin anlamına) bak, oh de. Eğer hastalığın mânâsı güzel birşey olmasaydı, Hâlık-ı Rahîm (sınırsız merhamet sahibi olan herşeyi yaratan Allah) en sevdiği ibâdına (kullarına) hastalıkları vermezdi. Halbuki, hadis-i sahihte (doğruluğu kesin olan Peygamberimizin sözü) vardır ki,





http://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/onbesinci-deva.html





ONYEDİNCİ DEVA





Ey hastalık vasıtasıyla hayrat (hayırlar-iyilikler) yapamamaktan şekvâ eden hasta! Şükret. Hayrâtın en hâlisinin (iyi, temiz) kapısını sana açan, hastalıktır. Hastalık mütemadiyen (daima, sürekli olarak) hastaya ve lillâh için (Allah için) hastaya bakıcılara sevap kazandırmakla beraber, duanın makbuliyetine (kabul edilmesi için) en mühim bir vesiledir.





http://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/onyedinci-deva.html





YİRMİİKİNCİ DEVA





Ey nüzul (inme-felç) gibi ağır hastalıklara müptelâ olan kardeş! Evvelâ sana müjde ediyorum ki, mü'min için nüzul mübarek sayılıyor. Bunu çoktan ehl-i velâyetten (Allah dostlarından) işitiyordum, sırrını bilmezdim. Bir sırrı şöyle kalbime geliyor ki:





http://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/yirmiikinci-deva.html





YİRMİBEŞİNCİ DEVA





Ey hasta kardeşler! Siz gayet nâfi (faydalı) ve her derde devâ ve hakikî lezzetli kudsî (kutsal) bir tiryak (ilaç) isterseniz, imanınızı inkişaf ettiriniz (geliştiriniz). Yani, tevbe ve istiğfar (Allah’tan bağışlanma dileme) ile ve namaz ve ubudiyetle (kullukla), o tiryak-ı kudsî (kutsal ilaç) olan imanı ve imandan gelen ilâcı istimal ediniz (kullanınız).





http://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/yirmibesinci-deva.html








Cenâb-ı Hak sizlere şifa versin, hastalıklarınızı keffâretü'z-zünub (günahlarınızı affettiren kefaret) yapsın. Âmin, âmin, âmin.





AMİN, amin, amin inşallah.





"Dediler: Bizi buna eriştiren Allah'a hamd olsun; yoksa Allah hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden buna erişemezdik. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirdiler."





A'râf Sûresi, 7:43.





Evet hastalık vererek beni gafletten uyandırıp imanla şereflendiren Allah’a sonsuz hamdolsun.








Celalin Penceresinden





  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-07-19, 15:49 #437
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Cebri İnancına Kapılma

Cebri İnancına Kapılma

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 53. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


ALLAH’IN EN GÜZELESERİ GÖNÜLDÜR

Gül bahçesinde Cenâb-ı Hakk'ın kudretini, san'atını, yaratma gücünü düşünen sûfî.

• Sûfînin biri, manevî neşe bulup, içininaçılması, gönlünün ferahlaması için, güllerle dolu bir bahçeye gitmiş, birköşeye çekilmiş, yüzünü dizine koymuş, sûfîcesine murakabeye dalmıştı.

• O sûfî murakabe esnasında gönlüne kapanmış,derinlere dalmıştı. Anlayışsız bir kişinin, onun uyur gibi hâlinden canısıkıldı da;

• "Ne uyuyorsun?" dedi. "Gözünü açda güllere, üzüm çubuklarının hâline, çiçek açmış ağaçlara, yeşermiş çimenlerebak.

• Allah'ın emrini duy. Cenâb-ı Hakk Kur'ân'da ‘Allah'ınrahmet eserlerine bakınız.' diye buyurmuştur. Sen de başını dizin den kaldırda, şu rahmet eserlerine yüzünü çevir."641

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

641' Burada Rûm Sûresi'nin şu mealdeki 50. âyetine işaret var:
"Allah'ın rahmet eserlerine bak.Yeryüzünü, ölümünden sonra nasıl diriltti? Şüphe yok ki o, ölüleri de her hâlde tekrar diriltecektir. Oher şeye hakkıyla kadirdir."

• Sûfî; "Ey kendi hevâsına kapılmışkişi." dedi. Allah'ın en güzel eseri gönüldür. Gönüldedir. Dışardabulunanlar ise ancak eserlerin eserleridir.

• Bağlar, bahçeler, çiçekler, güller, bütünyeşillikler canın tâ içindedir. Dışarda gördüğün güzellikler, onların akarsularda görünen akisleri, hayâlleri gibidir.

• Su içinde görülen o ağaçlar, suya aksedenhayalî bir bağdır. Onlar suyun güzelliği ile, berraklığı ile oynar dururlar.

• Asıl bağlar, bahçeler, çiçekler, meyvelergönüldedir. Ama onların hoş akisleri, hayâlleri, şu topraktan meydana gelen, şubalçığa vurmuştur.

• Eğer bu dünyada gördüğün, bağlar, bahçeler,gönül alemindeki neşe selvisinin aksi olmasaydı, Cenâb-ı Hakk bu hayâl âlemine'aldanma yurdu' demezdi.642

Yine ŞefikCan dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

642 Bu beyitte Âl-i İmrân Sûresi'nin şu mealdeki 185. âyetine işaret var:
" Herkes ölümü tadar. Yaptıklarınızın karşılığı muhakkak kıyamet gününde tastamam verilecektir. Ovakit kim o ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, artık o muhakkak muradına ermiş olur. Bu dünya hayatı aldanma metâmdan başka bir şey değildir."

• 'Bu aldanış, gönlü tam manâsıyla ilâhîtecellîye mazhar olan kâmil in sanın kalp ve ruhundan akseden hayâli, hakîkatsanmaktan ileri gelir. .

• Bütün bu aldanan kişiler gördükleri hayâlingüzelliğine dalarak, "burası cennettir" zannına kapılmışlar da buaksi seyre gelmişlerdir.

• Onlar bağların, bahçelerin aslından (yânivelîlerden) kaçıyorlar da bir hayâle bağlanıp kalıyorlar.

• Bir gün bu gaflet uykusu sona erip de uyanınca(yâni ölüm gelip çatınca), gözleri açılıp hakîkati görürler. Görürler ama, sonnefeste o görüş ne işe yarar, ne faydası var?

• Bu yanlış görüşe kapılanlar, kıyamete kadarmezarlıkta "Eyvahlar olsun" diye feryâd edip dururlar.

• Ne mutlu o kişiye ki, ölümden önce öldü de,onun ruhu bu bağın hakikatinden koku aldı.


CEBRİ İNANCINAKAPILMA

Aklını başına al da, benliğe kapılma;.
"Rabbimiz, biznefsimize zulmettik." de
ve Hakk'ın takdirine boyun eğ, ona uy!

© Ey yüzü nurlu kişi, büyük babandan, yâni Hz.Âdem'den ders al. O İblis gibi benliğe kapılmadı da "Rabbimiz, biznefsimize zulmettik." diye buyurdu.

® Hz. Âdem, şeytan gibi, Allah'a; "Ben senintakdirin gereği emrine uymadım." demedi, işlediği suça bahane aramadı.Hile bayrağını yüceltmedi.

® Fakat İblis Allah ile bahse girişti."Benzim kıpkırmızı idi. Onu sen sararttın. Yâni ben, güzel, şerefli birmelek idim, beni sen çirkinleştirdin, beni sen kötüleştirdin." dedi.

© Rengim, senin verdiğin renktir. Beni boyayansensin, suçumun temelini de sen attın, beni uğradığım âfete sen uğrattın, benimyüzüme lanet damgasını vuran da sensin."

® Ey Hakk yolunda yürüyen kişi, aklını başına alda; "Rabbim, sen beni aldattın, sen beni azdırdın." âyetini oku(cebrî inancına kapılma), pek öyle eğri, büğrü söyleme.

® Ne vakte kadar cebr ağacına çıkacaksın da, kendiihtiyarını, cüz'î irâdeni,. yapma gücünü bir tarafa atacaksın, onu inkâredeceksin?

® O İblis ve onun soyu sopu gibi, sen de, Allahile bahse girişmede ve savaşmadasın.

© Eteklerini toplayıp isteye, dileye gönülhoşluğu ile isyana koşuyor, günâhlar işliyorsun, sonra yaptığın kötülükleriilâhî takdire dayıyorsun. Bu işler zorla olur mu?

© O kadar istekle, kim kötülüğe, yol azıtmayagider? Kim günâha koşar?

® Yirmi kişi sana nasîhat etse, öğüt verse, oişin kötülüğünü söylese, sen o yirmi kişi ile de savaşa girişirsin.

® "Doğru yol ancak budur. Adam olmayanlardanbaşka kim beni kınayabilir?" dersin.

® Cebr altında olan ve zorla iş yapan kişi, nasılböyle söyler? Yolsuz bir insan nasıl böyle savaşır?

® Nefis yollarında yürürken irâden elindedir.Dilediğini, hoşuna gideni yaparsın. Fakat aklının ve vicdanının istediği şeydedirenir; "İrâdem elimde değil, ihtiyarım yok ki yapayım." dersin.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin4. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, ilk kısımda insanların Allahdostlarında kaçmaması gerektiğini güzel bir anlatımla açıkladı, Allah ondan razı olsun.

İkincikısımda bazı müslümanların saplandığı cebri inancının yanlışlığını anlattı.

( Cebri inancı; Bazı sözde mutasavvıflarinsana nisbet edilmesi gereken her şeyin Allah'a ait olduğunu, aslındainsanların iradeleri ve tercih yapma imkânları bulunmadığını, cebir altındaolduklarını iddia ederek kişilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmışlardır.Bunlar, "Biz kapı gibiyiz, hareket ettiren olursa hareket ederiz"derler. Bu görüşte olanlar aslında sapık olup mutasavvıf görünen kimselerdir.

Kaynakiyanet İlmihali )


Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.

Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-07-19, 10:53 #438
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Hutbe gerçek oldu

Hutbegerçek oldu

Facebook’taher şey arşivleniyor ve hergün bize “anı” diye geçtiğimiz yıllardakipaylaşımlarımızı hatırlatır. Bende ordan esinlendim, ara ara eski yazılarıgüncelleyip tekrar paylaşmak istiyorum. Aşağıdaki olay yedi yıl önce Temmuz2012’de yaşanmıştır.

Çoğunuz biliyorsunuzdur, ben 2010 da emekli oldum.Allah nasip etti hamdolsun memleketimiz Konya – Ereğli’den ev aldık. Şu anyazları Ereğli’deyiz. Ankara’dan komşumuz Efkan Vural hocamgil (Hocamdiyorum kendisi lisede Müdür Başyrd.) sağolsunlar ramazan öncesi (2012) Ereğli’ye bizi ziyaretegeldiler. Beraber Ereğli’nin gezilecek yerlerini gezdik. Efkan hocam Ereğli’yiçok beğendi. Hem havası hem suyu güzel şehir.

Efkan hocamgil Ankara’ya dönmeden bir gün önce Cumayarastladı. Ereğli’de Selçukluların yaptırdığı 567 yıllık Ulu Camii var. (1445yılında Karamanoğlu Mehmet bey yaptırmış. -İstanbul fethinden sekiz yıl önce- )Efkan hocam ve oğlu Fatihle birlikte tabi babamla beraber Ulu Camiye gittik.Ben akülü sandalyemde olduğumdan babamla cami avlusunda kıldık. Efkan hocam veFatih camiye girdiler.

Bilirsiniz, Cuma namazlarında farzdan önce hutbeokunur. Ereğli’de Ulu Camimizde Hasan Çınar hoca var. Çok iyi bir hatip.Ayetlerle ve hadislerle ve verdiği örneklerle hatırda kalacak çok güzel birhutbe irşat etti. Uzun uzun hutbeyi anlatmayacam yalnızca bir kaç başlığınıözetleyeceğim.

Hasan hoca, hiç bir günahı küçümsemeyelim. Yaptığımızküçük günahlar kalpte bir siyah nokta bırakır... Damlaya damlaya göl olur,imanımız gider Allah muhafaza, dedi. Hasan hocam küçük günahlara örneklerverdi.

Mesela dedikodu, gıybet, küsmek, eşek şakası, küfür,surat asmak, ... daha çok uzar gider... Hocam birçok misal verdi. Birinde dedi ki:Bir kazan kuru fasulye pişirdiniz. İçine bir -afedersiniz- faredüştü. Tiksindiniz değil mi?

Fare küçücük nolcak ki canım demez, koca bir kazanyemeği dökersiniz. İşte küçük gördüğümüz günahlar da böyledir. Fareörneğini verince naptın hocam mı dediniz, diyerek şu ayete bağladı.

Cenabı Hak buyuruyor ki: Hucurat suresi / 12. ayet:

"Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının.Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Birinizdiğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemektenhoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah,tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir."

Cumadan çıkınca, Efkan hocam hutbeyi çok beğendiğinisöyledi. Verdiği örnekler çok isabetli dedi. Ertesi gün Efkan hocamgiliAnkaraya uğurladık.

Yolda giderlerken Efkan hocamı vardınız mı diyearadım. Celal hutbe gerçek oldu, dedi. Ankara’dan ertesi gün yazdığı mailin okısmını kopyalıyorum:

******

Sevgili Celal
Ankaraya dönerken Aksaray'a 35 km uzaklıktaki IHLARAVadisine gittik, Oradan da ÜRGÜP-(NEVŞEHİR)'e gidecektik. Hava çok sıcaktıvazgeçtik. Ihlara Vadisinde dinlenmek üzere çay demledik. Ihlara da unutulmazbir an yaşadık, Celal Burada çok ilginç bir şey oldu:

TAM ÇAY İÇERKEN FATİH'İN BARDAĞINA SİNEK DÜŞTÜ. İLK BARDAĞI İDİ, MİS GİBİ İÇEÇEKTİ, ÇAYIDÖKTÜ, YENİSİNİ DOLDURDU.

Fatih’ededim ki, oğlum dün Cuma Hutbesini hatırladın mı, hutbede verilen örnekburada gerçek oldu. İşte gördün sinek yüzünden çaydan vazgeçtin, Çayı döktük,çünkü midemiz almadı. Bunun gibi günahlar, haramlar da böyle hayatımızı ,ibadetimiziAllah korusun imanımızı yok edebilir.

İşte Celal, Allah'ın hikmeti Cuma Hutbesinde anlatılangerçek oldu. Tabiiki etkili oldu.İnşallah Fatih meseleyi anlamıştır.

Tekrar Her Şey için teşekkürler Allah Razı olsun.
EFKAN VURAL

******

Allah son nefesimize kadar imandan ayırmasın.

Sevgilerimle...

Celal Çelik Ankara ( Konya-Ereğli )

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-07-19, 14:19 #439
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan İçini Düzeltki Sıkıntı Gelmesin

İçini Düzeltki Sıkıntı Gelmesin





Merhabasevgili gönül dostlarımız,


YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.





Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.





Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.





Şimdi yine sözü çok uzatmadan 54. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:








RÜZGARNEDEN TERS ESTİ?





Süleyman(a.s.)'ın küçük bir kusuru yüzünden rüzgârın ters esmesi.





® Rüzgâr, bir gün Hz. Süleyman'ın tahtına tersesti. Süleyman; "Ey rüzgâr" dedi. "Ters esme!"





® Rüzgâr da; "Ey Süleyman!" dedi."Sen de çarpık yürüme; çarpık yürüyünce, benim de ters esmeme kızma!"





® Allah; ders alalım da insafa gelelim,doğruluktan ayrılmayalım, birbirimize haksızlık yapmayalım diye, teraziyi bizinsanların arasına koydu.





® Cenâb-ı Hakk buyurmuştur ki: "Sen,terazide tartılacak şeyi eksiltirsen, ben de, sana verdiğimi eksiltirim; banakarşı doğru olursan, ben de sana öyle olurum!"





® Rüzgâr ters estiği için Süleyman'ın başındakitacı da eğrildi. Böylece onun sultanlığı sarsıldı, aydınlık gündüzü gece gibikarardı.





® Hz. Süleyman; "Ey tâç!" dedi."Başımda eğri durma! Ey sultanlık güneşi olan tâç; başımda doğru dur,başka yöne meyletme!"





® Süleyman eliyle tacı doğrulttukça tâç yineeğilmekteydi.





® Tam sekiz defa tacı doğrulttu; tâç da eğrildi.Süleyman dedi ki: "Ey tâç; bu hâl nedir? Artık eğrilme!"





® Tâç tekrar dile geldi de; "Ey güvenilir,inanılır kişi!" diye cevap verdi. "Sen beni yüz kere doğrultsan, yinedoğrulmam! Sen eğri gittikçe ben de eğrilirim!"





® Bunun üzerine Hz. Süleyman içini düzeltti,gönlüne gelen nefsanî istekleri gönlünden attı.





© Süleyman doğrulunca tâç da doğruldu ve istediğigibi başında durdu.








SANA NE GELİRSEKENDİNDENDİR





® Bu defa Hz. Süleyman, tacı kendi isteği ileeğriltti, fakat tâç eğri durmadı; kendiliğinden doğruldu ve tam tepesinde kararetti.





® O büyük Süleyman, sekiz defa tacı eğriltti, tâçyine de başında doğruluyor, doğru duruyordu.





® Derken tâç dile geldi de; "Eypâdişâhım!" dedi. "Övün; mademki kanat açtın, çırpındın,kanatlarındaki tozu toprağı silktin, artık mânâ âlemine yüksel!





® Buradan ileri gitmeme; bu işteki gaybperdelerini, gizlilik perdelerini yırtmama izin yok!





© Elinle ağzımı kapa da beğenilmeyecek,sevilmeyecek bir söz söylemeyeyim!





® Sana da dertten, kederden, gamdan ne gelirse,onları kimseden bilme, kendinden bil!"





® Ey gafil; sen de dışmdakilerle kötü olmuş,onlarla uğraşıyorsun da, içindeki en büyük düşman olan nefsinle dost olmuşsun,onunla hoş geçiniyorsun!





® Senin asıl düşmanın nefsin olduğu hâlde sen onuşekerle besliyor, sonra tutuyor, dışında bulunan herkesi töhmet altma alıyor,onları suçlu-yorsun!





® Sen de Firavun gibi körsün, kör gönüllüsün; buyüzden can düşmanınla hoş geçiniyorsun da, suçsuzlan aşağılamaktasın!





® Ne vakte kadar Firavun gibi suçsuzlanöldüreceksin de, suçla, suçlularla dolu olan bedenini okşayacaksın?





® Aslında Firavun'un aklı, başka pâdişâhlarınakıllarından üstün ve fazla idi; fakat Allah'ın hükmü, takdiri, onu akılsız vegönlü kör bir hâle ge tirmişti.





® Allah bir kimsenin gönül gözüne, gönül kulağınamühür vurursa, o kişi Eflatun bile olsa hayvanlaşır!








DÜŞÜNCELER





Mesnevi’nin4. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, başımıza gelen sıkıntıların, içimizinsuizan kötü düşüncelerle kirlenmesinden kaynaklandığını beliirtti, Allah ondan razı olsun.





Muhterem HayatNur Artıran hocamızın “Aşk Bir Davaya Benzer” isimli kitabındaki Düşüncenin Önemibahsinde bu hikaye geçmektedir.





Aklımızdangeçen, karşımızdaki insan hakkındaki kötü düşünceler suizan olarakadlandırılır. Bu kötü düşünce yani suizan, cezası gereken bir günahtır ve kulhakkıdır.





Mümininsana bu suizan günahının cezası, musibet sıkıntı olarak dünyada gelir,ahirete kalmasın diye. Hz Mevlana o yüzden içini düzelt, diyor.





Yanisuizan yerine hüsnüzan edersek, herşeyi iyiye yorarsak, Allah bize ne diye belaversin?





Hz. Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan muhterem HayatNur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.





Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.





Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.








Celalin Penceresinden





  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-08-19, 11:25 #440
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Ölümsüzlük Mümkün mü?

Ölümsüzlük Mümkün mü?

Hepimiziniçinde sonsuz bir yaşama isteği, hiç ölmemek duygusu vardır. Dünyada binlerce yıldır, bir ölümsüzlük hayalive ebedi gençlik arzusu vardır. Genetik ve tıbbi araştırmalar çoğunlukla hep buhayal içindir. Peki bu mümkün mü? … Evetmümkün ama nasıl? …

Bunageçmeden önce, isterseniz ‘insan neden ölümsüz olmak ister’ sorusuna yanıtarayalım. Hepimiz biliriz ki insanı Allah yaratmıştır. Peki Allah insanı nedendünyaya göndermiştir?

Allah, “O ki, hanginizin daha güzel amel edeceğiniimtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratmıştır.” (Mülk, 2) buyurarakinsanın bu dünyaya gönderiliş gayesinin imtihan olduğunu açıklamıştır. Allah insanıniçine imtihan etmek için bir çok arzu ve duygular yerleştirmiştir.

Mesela insanlar, cinsel arzusunu doğru yönde kullanarakneslini devam ettirir. Bu arzu doğru kullanılırsa sevap bile kazandırır. FakatEfendimiz SAV, insanı cehenneme ekseriyetle sokan şeyin bu arzunun yanlışkullanımı olduğunu belirtmiştir.

Öfke duygusunu düşmanlara karşı; inat hissini haramlarakarşı; aşk duygusunu Allah’a; nefreti kötülüklere; merhameti mazlumlara karşıkullanırsa doğru kullanmış ve imtihanı kazanmış olur.

Evet işte Allah, insanın içinde bir ölümsüz olma ve ebedigenç kalma isteği yaratmıştır. İnsan ölmek istemez. Hep genç kalmak, hepgezmek, tatil ister. İstediği her şeyi almak ister. Dünyanın hakimi olsa da onayetmez.

Bu da onu sonsuzluğu aramaya sevk eder. Ama bu hissidoğru kullanmak gerekir. Sürekli estetik ameliyatı olanlar, ölümsüzlükduygusunu yanlış kullananlara örnek verilebilir.

Ve Allah’ın ölümsüzlük isteği vermesinin nedeni şudurdiyebiliriz ki:
İnsan, bu duyguyla anlar ki Allah, biz insanları sadecebu kısacık fani dünya için yaratmış olamaz.

Binlerce yıldır her bahar kurulan yemyeşil dünya, her kışyok oluyor. Her sene milyonlarca çiçek,ağaç, meyveler Allah’ın rahmet hazinesinden yeni gelen baharla tekrardiriliyor.

Evet anlar ki: Sonsuz güç, irade, ilim, merhamet,cömertlik, ikram sahibi olan Allah, şanına yaraşır bir sonsuz alemi yaratacaktır.O’na zor değildir ve Kuran’da söz vermiştir. Bu imtihanı kazanan iyi insanlaraölümsüzlük yurdu yani sonsuz gençlik, eğlence ve zevk yurdu CENNETi verecektir.

Başta dediğimiz gibi ölümsüzlük vardır. Ama ölümsüz olmakiçin ölmek gerekir. Yunus Emre’mizin dediği gibi “Ölümden ne korkarsın, korkmaebedî varsın”

Sanmayın ki yaşlı dindarlar yaşamak istemiyor. Hepsi evetbelki hayırlısı ile ölsekte bu imtihan bitse, diyorlar; fakat ölümsüzlük yurducennet için ölümü bir perde olarak görüyorlar da ondan…

Evet bu dünyada öldükten sonra artık bir daha ölmek yoktur.

Allah cennetteki muttakiler hakkında şöyle buyurur:

“Orada ilk ölümden başkaölüm tatmazlar, sürekli yaşarlar ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.(Duhan suresi,56. ayet)

Kıyametten sonra Allah bütün insanları yenidendirilteceğini ve dünyada yaptığımız işlerin hesabını soracağını Kuran’dabildiriyor.

İşte artık o zaman ölümsüzüz. Ya sonsuza dek cenneteulaşacağız, ya da sonsuz cehenneme Allah muhafaza…

Allah hepimizi affedip cennetiyle Cemal’iyle müşerrefeylesin inşallah.

"Rablerinekarşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük Cennete sevk edilir, oraya varıp dakapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artıkebedi kalmak üzere girin buraya derler." (Zümer suresi, 73. ayet)

“De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah’a karşıgelmekten sakınanlara va’dedilen ebedîlik cenneti mi?” Orası onlar için birmükâfat ve varılacak bir yerdir.” (Furkan suresi, 15.ayet)

“Orada arzu ettikleri her şey bulunacak, hem ebedîolarak kalacaklardır. Bu, Rabbinin üzerine aldığı ve müminlerce hep istenen birvâdidir.” (Furkan suresi, 16.ayet)


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 17:28
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018