Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 06-10-18, 12:31 #401
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Açıklamalı Hastalar Risalesi Sayfam


Açıklamalı Hastalar Risalesi Sayfam

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Yazılarımı takip edenler hatırlarlar. Geçtiğimizyıllarda büyük islam alimi Bediüzzaman Said Nursi’nin eseri HastalarRisalesindeki Devaları tek tek açıklıyorduk. Sonra Altıncı Deva’yı bitirincetüm Devaları yazıp kitaplaştırmak için yazı serisini sonlandırdık.

Ve Şubat 2018’de Sağolsun Egemen Yayınları sahibiFahrettin Yüksel beyin maddi manevi desteğiyle “Tüm Hastalara Deva Kitabı” isimli kitabımız yayınlandı.

Bu kitabı şimdi internette yayınladık, fakatkitabı kitap olarak sipariş etmek isteyenler olabilir:
https://www.hepsiburada.com/tum-hastalara-deva-kitabi-pm-HB00000B0FMZ

Ben ve Fahrettin beyin niyeti hizmet içindir.Maddiyat değil. Şu an karar verdik, bu yüzden kitabı (25 Deva) hasta, engelliherkesin kolayca okuması için şu blog sayfasında yayınladık.

https://hastalar-risalesi.blogspot.com

Birinci Deva:
https://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/birinci-deva.html

Şimdi sanırım akıllı telefonu olmayan yoktur. Telefondançok rahat okursunuz. Telefonda okurken yazının sonunda üç tane buton vardır. “<” , “Ana Sayfa” ve “<” .

Bir sonraki yazıyı, İkinci Deva’yı okumak için; “<” butonuna basın.
Bilgisayarda sayfayı açarsanız yazının sonunda “Sonraki kayıt” a tıklayın.


Şimdikitabın önsözünden bir bölüm kopyalamak istiyorum. FA hastalığımın ilerlediğiniyazmamın çok yavaşlamasından anlıyorum. Çünkü hep yatıyorum. Fazla yazınca çokyoruluyorum, beynim uyuşuyor. Yazılarımdao yüzden alıntılar çoğunluktadır.

Başlarken –Risale ile tanışmam


Ben Celal Çelik,1973 Konya Ereğlidoğumlubir anadolu çocuğuyum.

Lise çağlarımdaben de her insan gibi gençliğimin en verimli yıllarınıgeçiriyordum.Fakat bir süresonra sebebini henüz bilmediğim bir durum yaşıyor,yürürkenzaman zaman dengemi kaybediyordum. 1993te dengesiz yürümemesebep olan ismini bile yeni duyduğum bir hastalık olan Friedreich Ataksisi (FA) teşhisi konmuştu. Neye uğradığımıanlayamamışve çokşaşırmıştım.

Kendinizi bir anlıkbenim yerime koyun, yani empati yapın. Normal bir gençsiniz, herkes gibiistediğinizher şeyiyapıyor,gezip dolaşıyorsunuz.Aniden sebebini bilmediğiniz ve sürekli ilerleyen birhastalığınızvar. Kabullenmek çok zor değil mi? Hele hastalığım ilerleyince 1998de tekerlekli sandalyeyi kabullenmek çokdaha zor olmuştubenim için.

Etrafımdakiinsanlarındikkatli bakışlarızoruma gider, uzaydan gelmişim hissini verirdi bana. Hastaneye gittiğimizdetekerlekli sandalyedeyim diye öncelik verilmesine de üzülürdümo zamanlar.

Oysaki her engelligibi benim de tek istediğim sıradan, normal biriolmaktı.Allah bana hidayet bahşedene kadar günlerim hep sıkıntılıgeçti.Kitapta ibretlerle dolu kısa öykümübulabilirsiniz.

Yıl2004, Rabbim Kuran meali okumaya başlamamla hidayet nasibetmiş,adeta günlerceçöldekalmış,susuzluktan yanmış, kavrulmuş insan misaliinternetten dinimi araştırmaya koyuldum. Araştırırkenbüyükislam âlimiRahmetli BediüzzamanSaid Nursinin(1878-1960) Hastalar Risalesini keşfettim. İsmibile beni çokcezbetmişti.

Hastalar Risalesi,6000 sayfalıkRisale-i Nur Külliyatınıniçindeküçük bir kitapçıktır. Aslında, Risale-i Nur KülliyatındakiLemalar isimli eserin, Yirmibeşinci Lemaisimli bölümüdür.

Hastalar Risalesi,yirmi altıadet Deva isimli kısa yazılardan oluşur.BediüzzamanHazretleri eserin önsözünde, hastalara bir geçmişolsun ve manevi şifa olsun diye yazdığınıifade eder.

AslındaBediüzzamanHazretleri Hastalar Risalesi adlı eserinde, hastalığın nimet tarafıolan manevi meyvelerinden bahseder ve insanların keşkehasta olsam diyeceği bir eser olduğunu belirtir.

Evet Fakiriniz deyıllariçindedefalarca okudum. Gerçekten de hastalığın büyükbir nimet olduğunu,Rabbimin bir iltifatı olduğunu anladımve hasta olduğumaçokşükrettim.

İlkokumam da Risale dili biraz ağır olduğundan sıkılmıştımve yarısınagelmeden bırakmıştım.Aslındabu kitap gibi hem Osmanlı kelimelerinin anlamınıveren, hem de açıklayıcıbilgiler olan bir kitap olsaydı, elimden bırakamazdımve tam bir teselli olurdu.

Bu sebeple böylefaydalıbir eserin lüzumunuhissettik ve Allah’ın izniyle yazdık elhamdülillah.

İnşallahmahsun hastalara teselli olacaktır. Evet bu hastalık bana Allah’ınhediyesidir. ÇünküHz. Mevlana, Allah sevdiği kuluna dert verir, Firavununbir kez bile başı ağrımadı, der.

İlerleyensayfalarda çokkısaolarak BediüzzamanHazretlerinin hayat öyküsü vardır.
https://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/son-soz.html (Bediüzzaman’ınhayatı)

Yıllaröncebu eseri insanlara faydalı olmak için, bir blog sayfasıaçarakyayınlamıştık.

Şimdiise Allah’ınizniyle, pek çokyakinen tanıdığımızhasta insanlara ve kanser gibi zor hastalıklarla mücadeleeden kalbi kırıkhastalara bir moral ve bir teselli olsun diye kitap olarak yazdıkinşallah.

İnşallahAllahave ahiret gününeinanan imanlıhastalara moral olacaktır. Cenab-ıAllah tümhastalarımızaacil şifaihsan eylesin inşallah.
***

Önsöz yazısının tümü=
https://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/yirmi-besinci-lema.html


Şimdi kitabı okumaya örnek olur diye Yirmi BirinciDeva’yı kopyalayarak yazımızı bitiriyoruz:

YİRMİ BİRİNCİ DEVÂ

Ey hasta kardeş! Senin hastalığındamaddî elem (acı, üzüntü)var. Fakat o maddî elemin tesirini izale edecek (yok edecek)ehemmiyetli bir mânevî lezzet seni ihata ediyor (kuşatıyor).

Bu devada Bediüzzaman Hazretleri hastalıktan acıçekmekte olan hastalara seslenip teselliveriyor. Sizin bedeninizde acı var fakat kalbİNİZİ manevİbİr lezzet kuşatıyor, diyor. Bunun nedenini aşağıda açıklıyor.

Çünkü, peder ve validen (baba ve annen)ve akraban varsa, çoktan beri unuttuğungayet lezzetli o şefkatleri senin etrafındayeniden uyanıp, çocukluk zamanındagördüğün o şirinnazarları yine görmekle beraber; çokgizli, perdeli kalan etrafındaki dostluklar, hastalığıncazibesiyle yine sana karşı muhabbettarane (sevgiyle)baktıklarından, elbette onlara karşısenin bu maddî elemin pek ucuz düşer.

Hastalığım ilerledikçe bunu daha yakından hissediyorum. Annem babam kardeşlerim bana hastalığımı unutturuyorlar. Annemyattığım yerde çorba içiriyor. Babam tuvalete götürüyor. Kardeşim her hafta gelip banyo yaptırıyor. Yeğenlerim etrafımda koşturuyorlar. Dostlarım sık sık hediyelerle ziyaretediyorlar. Bu güzel sevgiyi sağlayan şey hastalıktır. Busevgİ ve İlgİnİn yanında,hastalığın verdİğİ sıkıntıçok hafİfkalıyor.

Hem sen müftehirâne (övünerek)hizmet ettiğin ve iltifatlarını kazanmasına çalıştığınzatlar, hastalığın hükmüylesana merhametkârâne (merhametli bir şekilde)hizmetkârlık ettiklerinden, efendilerine efendi oldun.Hem insanlardaki rikkat-i cinsiyeyi (kendi gibisine acıması)ve şefkat-i nev'iyeyi (kendi gibisine şefkat göstermesi)kendine celb ettiğinden (çektiğinden),hiçten, çok yardımcı ahbap ve şefkatli dost buldun.

Evet Allah Kuranda ana babaya hizmet etmeyi emrediyor, onlara öf bile deme, diyor. Yani Onlar bizimefendimizdir. Bediüzzaman Hazretleri, senbu hastalık vesilesiyleefendilerine efendi oldun, diyor. Çünkü merhametli şekilde hizmet ederek iltifatlarını kazanman gereken annen ve baban, şimdi sana o şekilde hizmetediyorlar. Ayrıca insanın kendi gibisine şefkat göstermesi sırrınca pekçok dost bulursun,diyor. Gerçekten de Facebook hesabımda güzel kalpli, samimi yüzlerce engelli dostumvar. Hani Hz. Mevlana anlatır ya:

Bir gün, bir alim, yol kenarında kendi türleriyle uçmayı reddeden İKİ AYRI CİNS kuşa rastlar. Hayli merakeder, bu iki farklı türün nasıl olup da kendihemcinsleri, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir yabancıyı kendi kardeşlerine yeğlediklerini.

Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar, ihtimal veremezbirbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle.

Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Taa ki her İkİsİnİnde topal olduğunu keşfedinceye kadar.

O zaman anlar ki; birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar... O zaman anlar ki; sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan.

Topal kuşlar birbirlerinin arızalarını ve eksikliklerini bilir ve menfaatlenmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. EnsahİCİdostluklar ortak varlıklar üzerİne değİl, ortak yoksunluklar üzerİne kurulanlardır. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran

Hem çok meşakkatli (zorlukla yapılan)hizmetlerden paydos emrini yine hastalıktan aldın, istirahat ediyorsun. (dinleniyorsun)Ebette senin cüz'î(azıcık)elemin, bu mânevî lezzetlere karşıseni şekvâya (şikayete) değil,teşekküre sevk etmelidir.

Bütün bunlarla beraberyorucu işlerden zorunlu izin aldın ve dinleniyorsun. Elbette azıcık acı olur, ama sen yine dehastalık verdiği için Allaha şikayet yerine şükretmelisin, diyerek bitiriyor. Nitekim tekerlekli sandalyede çalışırken çok yoruluyor, izin alamıyordum. Hastalığım sebebiyle 1999da yirmi gün babamla hastanede yatmıştık ve böylece dinlenmiş oldum ve bu açıdan hastalanmama sevinmiştim.

https://hastalar-risalesi.blogspot.com/2012/11/yirmibirinci-deva.html


Celalin Penceresinden


__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-10-18, 12:31 #402
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Bütün Dinlerin Özü Birdir


Bütün Dinlerin Özü Birdir

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 36. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


BÜTÜN DİNLERİN ÖZÜBİRDİR

Ayrı ayrı yanan kandillerden hep aynıışık gelir!

© Etrafasolgun ışıklar saçan bu kandiller ile, içindeki yağı yakan fitil başkadır. Yâniayrı ayrı maddelerden yapılmıştır. Fakat ışığı, verdiği aydınlık birdir. Başkaaydınlık değildir; ötelerden gelen ışıktır. Yâni Allah'ın ışığıdır, Allah'ınnurudur!

© Eğeriçlerinde yağ yanan kandillere bakacak olursan, gerçeği anlayamaz, şaşırırkalırsın. Çünkü onların, aynı ışığı etrafa yaydıkları hâlde sayı ları birdeğildir, ikilik vardır.

© Fakatayrı ayrı yanan kandillerden gelen aynı ışığa, aynı nura bakarsan, ikiliktende, sonu olmayan sayıdan da kurtulursun,

® Eyvarlığın özü olan insan! Mümin ile ateşe tapanın, Yahudi'nin ayrılığı,aykırılığı hep bakış ve görüş yüzündendir. Mânâya değil de şekle, suretebakmaktan ileri gelmiştir.

© Yâni,dinlerin dış yüzleri, 'suretleri, şekilleri, ibâdet tarzları, mâbedleri ayrıdırama, hakîkatları birdir. Bir kısmı Allah'ın takdir buyurduğu hidâyetyolundadır, bir kısmı dalâlet yolundadır. Her iki yol da, Hakk'ın çizdiğiyoldur.102

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

102 Al-i İmrân Sûresi'nin 19. âyeti; "Allah'ın indinde, Allah'ın katında din; İslâm'dan ibarettir!" diyebuyurmaktadır. Gerçekten, Hz. Âdem'den bizim sevgiliPeygamberimiz Efendimiz'e kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri din birdir. Hepside Allah'ın varlığını ve birliğini bildirmişlerdir. Aralarındaki cüz'î farklar zamanın îcabı ve ümmetlerin istidadı dolayısıyledir.

Fakat Yahudiler olsun, mecûsîler olsun bu nükteyi farkedemediklerindensapıklığa düşmüşlerdir. Bu sapıklığa düşüş de Hakk'ın takdiridir. Ziya Paşa merhum bu hakikati sezmiş de; "Birdir nazar-ı Hakk'ta mecûsî ile müslümân." Demiştir.


İMAN NURU İLE AYDINLANAN HAKİKATIKAVRAR

Filin nasıl bir hayvan olduğu ve şekli hususunda ihtilâf edilmesi.

® Bir filkaranlık bir ahırda bulunuyordu. Hindliler onu halka göstermek için getirmişlerdi.

© Filigörmek için o karanlık yere bir çok kişi toplanmıştı.

© Karanlıktafili gözle görmeye imkân olmadığı için, herkes ellerini sürüyor, o şekilde onuanlamaya çalışıyordu.

®Meraklılardan birinin eline filin hortumu geçti. O adam; "Fil bir oluğabenziyor!" dedi.

® Başkabirinin eli filin kulağına dokundu. Fil ona yelpazeye benzer zanmnı verdi.

® Birisielini filin ayağına sürdü. O adam da; "Filin şeklini direk gibigördüm." dedi.

© Biriside elini filin sırtına koyduğu için; "Bu fil taht gibidir." dedi.

© Böyleceherkes filin bir yerine dokundu; neresine dokundu ise, onu nasıl sandı ise,fili ona göre anlatmaya çalıştı.

© Onlarınsözleri; dokunuşları, sanışları yüzünden birbirine aykırı düştü. Birisi ona"dal" dedi, öbürü "elif adını taktı.

® Eğeronların her birinin elinde bir mum, yâni hidayet nuru bulunsa idi, sözlerindekiayrılık, aykırılık olmazdı.

® Duygugözü, elin avucuna benzer. İnsanın avucu, filin her tarafını birdenkavrayabilir mi?


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu hikayelerde Hz Mevlanamız bize iki şey öğretti. Bütün dinlerinözünde Allah’ın varlığı ve birliğine inanmak vardır. Allah’ın varlığı dünyeviduygu ve gözlerle asla anlaşılmaz, iman nuru ile bakan görür. Allah ondan razı olsun.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-10-18, 12:56 #403
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Hikaye: Sadaka Belayı Önler


Hikaye: Sadaka Belayı Önler

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu haftasize yazdığım bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Bu hikayeyi dinlediğim yaşanmışolaylardan derleyerek kurguladım. Rabbim kıssadan hissenizi ziyade eylesin.


SADAKA BELAYI DEFEDER

Ali bey arabasıyla işten eve dönüyordu. Aklınaeşinin istediği siyah hırka gelince yolda gördüğü ilk AVM’ye girdi. Biran öncealıp iftarda evde olmak istiyordu.

Mağazaya girip aradığı şeye bakarken birşeyekulak misafiri oldu:

Belediyenin Temizlik görevlisi olduğukıyafetinden belli olan fakir bir adam, yanındaki yedi-sekiz yaşlarındakikızıyla konuşuyordu.

Kız: Baba şu elbise çok güzel, bayramda giyeyim nolur alalım.
Adam: Alamayız kızım, çok pahalı, o kadar paramız yok.

Ali bey küçük kızı sevindirmek istedi. Adamayaklaştı. Kızı duymayacak şekilde fısıldadı:

Ali bey: Az önce kulak misafiri oldum; izin verirseniz ben bu elbiseyikızınıza bayram hediyesi olarak vermek istiyorum. Avucuna 100 TL sıkıştırdı,lütfen alın, kasada ödersiniz. Benim çıkmam gerek, iftara yetişeceğim.

Adam: (da kısık sesle)Allah sizden razı olsun beyefendi. Yalnız elbise 80 TL. Fazlaverdiniz.

Ali bey: Kalanı kızınıza bayram harçlığı verin inşallah, benimde o yaşta kızımvar.

Ali beyküçük kıza bir öpücük kondurdu. Hırkayı ödeyip evine doğru yola çıktı.

İş çıkışı saati olduğundan trafik epey yoğundu.Herkes iftara yetişmeye çalışıyordu.

Trafik yoğundu ama hızlı akıyordu. Araçlarbirbirlerini yakın takip ediyorlardı.

Derken zincirleme bir trafik kazası yaşandı. Alibey öndeki araca çarpmamak için frene yüklendi. Önündeki arabaya çarpmadandurabildi. Arkadan gelen araçta ona çarpmadan durmuştu çok şükür.

Arabasından inip kazayı inceleyince şaşırıpkaldı. Kazada sekiz araç birbirine çarpmıştı. Çok şükür ölü ve yaralı yoktu,maddi hasar vardı.

Ali beyin şaşırdığı şey şuydu; Önünde dört araçtost gibi birbirine girmişti. Arkadaki dört araçta tost gibi birbirine girmişti.Buna rağmen Ali bey sanki görünmez zırhla korunmuştu.

Sabah bir dostundan gelen Cuma SMS mesajınıhatırladı ve içten Elhamdülillah, dedi.

“Az sadaka çok belayı defeder ve sadaka ömrü uzatır.”(Hadisi Şerif)

Aralarındançıkıp yoluna devam etti ve iftara evine yetişti.

******

Rabbim yaşanmışbu kıssadan hissenizi ziyade eylesin…

Yazımızısadaka hakkındaki Hadisi Şerifler ile bitiriyoruz:


SADAKA İLE İLGİLİHADİSİ ŞERİFLER

(Gizli açık çok sadaka verin ki, rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olun ve duanızkabul edilsin.) [İbni Mace]

(Hastalarınızı sadakayla tedavi edin. Sadaka, her hastalığı ve belayı defeder.)[Beyheki]

(İlmi olan ilminden, malı olan malından sadaka versin.) [İbni Sünni]

(İyilik ömrü artırır, sadaka günahları giderir ve kötü ölümden korur.)[Taberani]


(Sadaka verenin rızkı artar ve duası kabulolur!) [İbni Mace]


(Sıkıntılarınızı sadakayla önleyin.)[Deylemi]

(Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da günahları yok eder.) [Tirmizi]


(Sadaka 70 çeşit belayı önler. Bunların enhafifi cüzzam ve barastır.) [Hatib]

(Sadaka şeytanın belini kırar.) [Deylemi]

(Sıkıntılarınızı sadakayla önleyin.) [Deylemi]

(Gizli verilen sadaka, Allah'ın gazabını söndürür.) [Beyheki]

(Sırf Allah rızası için sadaka verene, kıyamette Allahü teâlâ, "Ey kulum,sen benim rızamı gözettin, ben de seni hakir etmem ve vücudunu Cehenneme haramkılarım. Haydi, Cennete istediğin kapıdan gir" buyurur.) [Deylemi]


(Sadaka vermede acele edin; çünkü bela,sadakayı geçemez.) [Taberani, Beyheki]


(Sevabı Müslüman ana babasına niyet edilerekverilen sadakanın sevabı, onlara da gider, kendi sevabından da bir şeyeksilmez.) [Taberani]

(Sadaka olarak verilen bir parça ekmek, Allah katında Uhud dağı kadar büyür.)[Taberani]



Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-10-18, 11:35 #404
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Faniye Takılıp Kalan Ölümsüz Aşka Ulaşamaz

Faniye Takılıp Kalan Ölümsüz Aşka Ulaşamaz

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 37. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


SENİN YANINDA SANAHASRETİM

Bir âşıkın sevgilisinin yanında aşk mektubu okumaya kalkışması, sevgilinin de bu hâli "beğenmemesi.

® Bir kişiyi, sevgilisi yanma çağırdı, karşısınaoturttu. O da tuttu, daha önce sevgilisine yazdığı mektubu cebinden çıkardı,okumaya başladı.

® O mektupta aşkla yazılmış beyitler vardı.Övgüler, medh u senalar vardı. Feryâdlar, sızlanışlar, şikâyetler, yanışlar,yalvarışlar vardı.

® Sevgilisi dedi ki: "Eğer bu yazdıklarınbenim içinse, birbirimize kavuştuğumuz şu değerli zamanda bunlarla uğraşmak,bunları okumak ömrü tüketmektedir.

® Şu anda ben senin yanındayım, karşındayım; senmektup okuyorsun. Bu davranış âşıklık belirtisi değildir."

® Âşık; "Evet;" dedi. "Sen benimyanımdasm, karşımdasm ama ben istediğim zevki, dilediğim gibi sende bulamıyorum!

® Şimdi sana kavuşmuşum, senin yanındayım amaseni bulamıyorum. Geçen sene sende gördüğüm hâli, tatlılığı, güzelliğigöremiyorum. Sanki senin yanında sana hasretteyim.


FANİ GÜZELLİKLERETAKILIP KALAN İLAHİ AŞKA ULAŞAMAZ

© Ben geçen sene senin güzelliğinin çeşmesindentertemiz, tatlı bir su içmiştim. Gözümü, gönlümü o su ile tazelemiştim.

© Şimdi çeşmeyi görüyorum ama, su yok. Yoksasuyumun yolunu yol kesen bir haydut mu kesti?"131

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

131Bu beyitlerde Hz. Mevlâna, Hakk'ta yok olmayan, fena mertebesine ulaşamayan âşıkın tam manâsıyla benliktenkurtulamadığını, nefsânî arzulardan yakasını sıyıramadığını anlatıyor.

İbn-i Farız hazretlerinin meşhur Kasîde-i Tâ'iyyesi'nden alman bubeyitler şu hâli çok güzel anlatmaktadır:

Sen bende fânî olmadıkça, beni seviyor olamazsın ve benim suretimsende tecellî etmedikçe, sen fena bulamazsın. O hâlde, seviyor gibi görünmeyi bırak ve kalbini başka bir yöne çevir ve bu şekilde hatâyı kendinden uzaklaştır."

© Sevgili; "Öyle ise," dedi, "Bensenin sevgilin değilim. Ben Bulgar şehrindeyim; sen ise, Kotu’indesin.132

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

132Bulgar: Ural Dağlan'nın güneybatısındaki ovada kurulmuş bulunan ve Bulgar Türkleri'nin başkentliğini yapmış olan ve güzelleri ile ün kazanmış bir şehir. Kotu oraya çok uzaklarda bulunanbir belde olarak bilinir.

© Ey yiğit! Sen bana değil, benim aşkımdan doğanhâle ve manevî zevke âşıksın. Hâlbuki hâl geçici bir şeydir; her zaman eldebulunmaz.

© O hâlde senin istediğin sevgili bütünü ile bendeğilim. Bende senin istediğin, aradığın şeyin bir kırıntısı, küçük bir cüz'üvar.

© Ben senin için sevgili değil, sevgilinin evigibiyim. İstek ve sevgi nakde, yâni paraya karşı olur; paranın saklandığısandığa değildir.133

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

133Bu hikâyede hangi iş olursa olsun, zevkine dalmayıp, sözü ile geçinen kişilerin hâllerine işaret edilmektedir. ZiyaPaşa'nın; "Âyînesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz." mısraı buraya uygun düşer.

Buhikâyede çok derin mânâlar gizlenmiştir. Şöyle ki: Âşık, Hakk sevgisine ulaşınca, o sevgi vasıtasıyla ona çeşitli hâller gelir; gönlü uyanır, hiç kimsenin almadığı manevî zevki alır. Aşk; ona gönül verir, onu kendisinedost edinir.

Şiirde demek istiyor ki: "Sen, fânî güzelliklere takılıp kaldığın, gerçek varlığın nakdini, cevherinigöremediğinden beri, ben senin sevgilin değilim. Değişik hâllerle karşına çıkan fânî görüntülere takılıp ölümsüz olan gerçek sevgiliyi bulamadığın için, esas merkezden,kaynaktan gelen sevgiden mahrum kalmışsın."

Hikâyede geçen nakd-para; manevî zevklerin getirdiği hâlleri, heyecanları gösteriyor. Aşk ise; ilâhî sevginin sembolüdür. Sandık da, sevgili değil de sevgilininevidir.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu hikayelerde Hz Mevlanamız benim yıllar önceki halimi anlatmış.Bende bir güzele aşıktım ve onun yanında ona hasrettim. Sonra Kuran Mealiokudum beşeri aşktan ilahi aşka geçtim ehamdülillah. Bu hikaye için Allah ondanrazı olsun.

Geçtiğimiz yıllarda beşeriaşktan ilahi aşka geçen bir genç kızı anlatmıştım. Müsait zamanokuyabilirsiniz:

http://celal1973.blogspot.com/2014/05/keske-tum-genclerimiz-boyle-ask-olsa.html

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-11-18, 12:33 #405
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Peygamberimizin SAV Eli

Peygamberimizin SAV Eli

Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi وَمَارَمَيْتَاِذْرَمَيْتَ sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde onları inhizama sevk etmesi وَانْشَقَّالْقَمَرُ nassı ile aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mucize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.

(Bediüzzaman Said Nursi Risalei Nur, Mektubat, 19.Mektuptan)

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu yazıda büyük islam alimi Bediüzzaman SaidNursinin (1878-1960)Mektubat isimli eserinin 19. Mektubundan birparagraf aktarmak istiyorum. Yazının girişinde o paragrafın yarısı vardır, tümüaşağıdadır.

Ama izin verirseniz önce 19. Mektup Risalesi ve oparagraf ile ilgili bilgiler vermek istiyoruz.

Bediüzzaman Hazretleri 6000 sayfalık Risalei NurKülliyatını imanımızı artırmak için yazmıştır. Çünkü zamanımızın hastalığı imanzayıflığıdır. İmansız ölenin ahirette işi zordur.

Risalei Nur, Allah’ın varlığını, Kuran’ın Allahkelamı olmasını, Hz. Muhammed’in Peygamber olmasını, Kader, İman, ..daha birçokkonuyu delilleriyle ispat etmektedir.

İşte 19. Mektup Hz. Muhammed’in SAV peygamberoluşunu delilleriyle anlatıyor. Peygamberimizin peygamber olmasının aklenmantıki delilleriyle ispatı Sözler isimli eserin 19. Söz Risalesindedir.

19. Mektup ise, Peygamberimizin SAV 300’den fazlamucizesinin kaynaklarıyla belirtildiği eserdir. Bu risalenin diğer adı;Mu'cizât-ı Ahmediye (a.s.m.)dır. Aşağıdaki yazıdaPeygamberimizin SAV mübarek Eli anlatılıyor.

Yazıda geçen mucizelerin hepsi sahih hadislerdegeçmektedir. Bu paragraf öncesinde herbir mucize ayrıntılı anlatılmıştır.Müsait zaman 19. Mektup’u okuyabilirsiniz:

http://www.erisale.com/#content.tr.2.129

Yazıdageçen bir mucizeyi Bediüzzaman Hazretleri şöyle anlatıyor:


PEYGAMBERİMİZİNSAV PARMAKLARINDAN SU AKMASI

Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki:

Hazret-i Câbir ibni Abdullahi'l-Ensârî beyan ediyor: Biz, bin beş yüz kişi,Gazve-i Hudeybiye'de susadık. Resul-iEkremaleyhissalâtü vesselâm, kırba denilen deriden bir kap sudanabdest aldı, sonra elini içine soktu. Gördüm ki, parmaklarından çeşme gibi suakıyor. Bin beş yüz kişi içip, kaplarını o kırbadan doldurdular.

Sâlim ibni Ebi'l-Ca'd, Câbir'den sormuş:"Kaç kişiydiniz?" Câbir demiş ki: "Yüz bin kişi de olsaydı, yinekâfi gelirdi. Fakat biz, on beş yüz (yani bin beş yüz) idik." 2

İşte, şu mu'cize-i bâhirenin râvileri, mânen binbeş yüz kadardırlar. Çünkü, fıtrat-ıbeşeriyede,yalana yalan demek bir meyl-iarzusu vardır. Sahabelerise, sıdk ve doğruluk için, can ve mal ve pederve validelerini ve kavim ve kabilelerini feda edip, sıdk ve hak içinfedai oldukları halde, hem "Benden bilerek yalan birşey haber veren,Cehennem ateşinden yerini hazırlasın" meâlindeki hadîs-i şerifin tehdidinekarşı, yalana mukàbilsükût etmeleri mümkün değildir. Madem sükûtettiler;o haberi kabul ettiler, mânen iştirak edip tasdik ediyorlardemektir.
Dipnot-1
Buharî,Vudû': 32, 46, Menâkıb: 25; Müslim, Fedâil: 45, 6; Nesâî, Tahâret: 60; EbuDavud, Mukaddime: 5; Tirmizî, Menâkıb: 6; Muvatta, Tahâret: 32; Müsned, 3:132,147, 170, 215, 289; İbni Hibban, Sahih, 8:171; Tirmizî (Ahmed Şâkir), no. 3635.
Dipnot-2
Buharî,Menâkıb: 25; Mağâzî: 35; Tefsir: Fetih Sûresi, 5; Eşribe: 31; Müslim,İmâra: 72, 73; Müsned, 3:329; İbni Hibban, Sahih, 8:110.

http://www.erisale.com/#content.tr.2.178



BU PARÇA ALTINVE ELMAS İLE YAZILSA LİYAKATİ VAR

Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi,
وَمَارَمَيْتَاِذْرَمَيْتَ sırrıyla ["(Ey Muhammed) attığın zaman da sen atmadın…" EnfalSûresi, 17.ayet] aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde onları inhizama sevk etmesi,
وَانْشَقَّالْقَمَرُ nassı ile ["Ay yarıldı." Kamer Sûresi, 1.ayet] aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi,
ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi,
ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması,
elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mucize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.

Güya,ahbap içinde o elin avucu küçük birzikirhane-i Sübhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girsezikirvetesbihederler.
Vea'dâya (düşmanlara) karşı küçücük bircephane-i Rabbânîdir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur.
Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bireczahane-i Rahmânîdirki, hangi derdetemas etse, derman olur.
Vecelâlile kalktığı vakit,kameri (AYI) parçalayıp,Kàb-ı Kavseyn şeklini verir.
Vecemâlile döndüğü vakit, âb-ı kevserakıtan on musluklu bir çeşme-i rahmethükmüne girer.
Acaba böyle bir zâtın birtek eli böyleacipmu'cizâtamazharvemedarolsa, o zâtın,Hâlık-ı Kâinatyanında ne kadarmakbulolduğu vedâvâsında ne kadarsadıkbulunduğu
ve o el ilebiat(BAĞLILIK YEMİNİ) edenler ne kadarbahtiyarolacakları,bedâhet (APAÇIK, AŞİKAR) derecesinde anlaşılmaz mı?

(Bediüzzaman Said Nursi Risalei Nur, Mektubat, 19.Mektuptan)

http://www.erisale.com/#content.tr.2.205




Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-11-18, 11:38 #406
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Sabır Her Gamı Kederi Giderir

Sabır Her Gamı Kederi Giderir

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 38. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


LOKMAN’IN SABRI

Lokman'ın sabrı

® Lokman; tertemiz, nurlu yüzlü Dâvud (a.s.)'ınyanına gitmiş, onun demirden halkalar yaptığını görmüştü.198

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

198 Lokman Sûresi'nin 11-12. âyetlerinde adı geçen Hz. Lokman hakkında çeşitli rivayetler var. Hz.Davud'un veziri olduğunu söyleyenler de var. Peygambermi, değil mi tam anlamıyla bilinemiyor. Bazıları onun simsiyah bir köle olduğundan söz ederler.

Bir gün Hz. Davud'un zırh yaptığını görmüş. Ne olduğunu bilmediği hâlde beklemiş, sormamış. Hz. Dâvud zırhı bitirdikten sonra; "Güzel bir harb elbisesioldu." diye açıklayınca, müşkilini hâlleden Hz. Lokman'ın;
"Sabr ve sükût (=konuşmamak), ne kadar büyük fazîlet ise, ondan faydalanan dao kadar azdır." dediği söylenir.

® O yüce pâdişâh, yaptığı çelikten halkalarıbirbirine takıyordu.

® Lokman, zırh yapma sanatını az görmüştü. Bu işeşaştı kaldı; vesveseleri de arttıkça arttı.

® "Acaba bu neye yarar? Kat kat halkalarlane yapıyor? Kendisinden sorayım mı?" diye hatırından geçirdi.

® Sonra kendi kendine; "Sabretmek dahaiyidir." dedi. "Çünkü sabır, insanı maksadına çabucak ulaştıran birkılavuzdur.

® Bir şeyi sormayınca, o şey sana daha çabukaçılır. Sabır kuşu, bütün kuşlardan daha hayırlı uçar.

® Eğer sorarsan, istediğin daha geç hâsıl olur.Kolay bir şey, senin sabırsızlığa yüzünden zorlaşır.".


SABIR HER GAMIKEDERİ GİDERİR

® Lokman bir zaman sustu, seyretti. Hz. Dâvud daişini bitirdi.

® Sonunda, yaptığı zırhı sabırlı Lokman'ınkarşısında giyindi.

© "Yiğidim! Bu zırh, insanı savaşta yaralanmaktan koruyan birelbisedir." dedi.

® Lokman; "Sabır, iyi bir şey; her yerdeinsana sığınak olur. Her gamı, kederi giderir." dedi.

® Ey filân! "Ve'l-asr Sûresi"nin sonunudikkatle oku da gör: Allah; sabrı Hakk'la beraber andı, sabrı Hakk'a eşetti.199

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

199 Bu beyitte, şu mealdeki Asr Sûresi'ne işaret var: "İkindi vaktine andolsun ki,insan ziyandadır. Ancak inananve iyi işler, ibâdet ve iyilikler yapanlarlabirbirlerine hakla, doğru söz söylemekle ve' sabretmekletavsiyede bulunanlar müstesnadır."

Sabır hakkında bir çok âyetler bulunduğu gibi bir çok hadîsler de vardır. Birkaç hadîs alalım:
"Sabır güzeldir, fakat fakirlerdeolursa daha güzel olur.",
"Kim kendini sabretmeyezorlarsa, Allah onu sabretmeye muvaffak kılar.",
"Sabır, imanın yarısıdır."

• Cenâb-ı Hakk, yüzbinlerce kimya, yâni tesirli,faydalı devalar yarattı, fakat insanoğlu sabır gibi faydalı bir deva görmedi.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu hikayede Hz Mevlanamız sükut edip sabretmenin ne kadar güzel birfazilet olduğunu ve sabredince neticeye daha çabuk ulaşacağımızı gösterdi,Allah ondan razı olsun.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-18, 11:36 #407
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Halimize Şükredelim

Halimize Şükredelim

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu haftasize halime neden şükrettiğimi yazdım, dileyen nefsimle beraber hisse alsın.

Fakatöncesinde bugün 19 Kasım 2018. Hicri 12 Rebiülevvel 1440. Efendimizin SAV doğumgünü. Başlıktaki yazıya geçmeden önce, güzel bir yazı paylaşmak istiyoruz:


Peygamber Efendİmİze (sav) NİÇİn Ümmî Denİldİ?

Ümmî, lügat mânâsı olarak “Anasından nasıldoğmuşsa öyle kalan, okuma yazma bilmeyen” demektir.

Fakat Efendimizin (sav) hayatı incelendiğindegörülecektir ki dedesi Abdülmuttalip ve kendisini büyüten amcası Ebû Tâlibbulundukları dönemde ticaretle uğraşan ender şahsiyetlerdendi.

Amcasının yanında büyüyen Efendimiz (sav) de 9yaşından itibaren amcasıyla birlikte her zaman ticaretin içinde oldu. Her şeydeolduğu gibi ticari hayatında da dürüst olduğundan dolayıdır ki kendisine“Muhammed-ül Emin” denmişti.

Ayrıca, bilindiği üzere Hz. Hatice Annemiz de,kervanlarla Mekke’den Şam’a, Yemen’e, Bağdat’a çeşitli mallar taşıyan büyük birticaret kervanının sahibiydi. Günümüzün deyişiyle uluslararası ticaret yapan,dönemin en tanınmış, saygın hanımefendilerinden biriydi.

Evlendikten sonra tüm ticari işlerinin takibiniEfendimizin (sav) yönetimine bıraktı. Hiçokuması yazması olmayan, hesap kitap bilmeyen bir kişinin uluslararası ticaretyapması mümkün müdür?

Ayrıca İlâhî Kudret tarafından her konuda enmükemmel şekilde yetiştirilen Kâinatın Efendisi (sav) nasıl cahil olur? Efendimize(sav) ümmî denmesi yerinde ve çok doğrudur. Fakat bu ümmîlik herkesin anladığıgibi “okuması yazması olmayan, cahil” demek değildir.

Bu tümüyle yanlış, eksik, gafilâne biranlayıştır. Bilindiği üzere, Kur’ân-ı Kerîm, Nur dağındaki Hira mağarasında,Kadir gecesi bir anda inmiştir. Söz konusu dağla ilgili şöyle bir menkıbevardır:

Nur dağının tepesinde her zaman bir ateş yanar,etrafa ışıklar saçarmış. Uzun çöl yolculuğunda yolunu kaybeden herkes o ışığagöre yolunu bulur, kurda kuşa yem olmaktan kurtulurmuş.

Tepesinde hiç sönmeyen bir ışık olup etrafısürekli aydınlattığı için de adına Nurdağı denmiş. Farklı bir bakış açısıyla; Nur dağı Peygamber Efendimizin (sav)nurdan bedenidir. Hira mağarası mübarek gönlüdür.

O nedenle ki Hz. Mevlânâ “Kadir gecesi SeninNurdan yaratılmış vücudundur” demiştir. İşte Efendimizin (sav) Kadir gecesigibi kıymetli olan Nurdan bedenine Kur’ân-ı Kerîm bir anda inmiş ve dahasonraki 23 yıl boyunca, yeri geldikçe insanlara açıklanmıştır.

Kur’ân tümüyle ledün ilmidir. Ledün ilmi deokuyarak öğrenilmez. Cenâb-ı Hakk’ın lütfuyla ehline öğretilir. Dolayısıyla dasadece ehlinden öğrenilir. Bildiğiniz üzere Cenâb-ı Hakk Hz. Âdem’i yarattı veona tüm isimleri de bizatihi kendisi öğretti.

Elbette tüm muhtevası ledün ilmi olan Kur’ân-ıKerîm de, Kâinatın Efendisinin gönlüne Cenâb-ı Hakk’ın kudret eliylenakşedildi. O hiçbir şeyi kendiliğinden söylemedi; ne söylediyse Hakk’tan aldı,Halk’a verdi. Tüm sözleri Hakk kelamıydı.

Kendiliğinden hiçbir şey söylemediği için de ÜMMÎolarak anıldı.

(SonMesnevihan Hayat Nur Artıran Aşk Bir Davaya Benzer isimli kitabından alınmıştır. )


NEDEN MUTLU VEHUZURLUYUM?

ÇOK MUTLUYUM,HUZURLUYUM. Halime binlerce ELHAMDÜLİLLAH !
ÇÜNKÜ, Annemi, babamı görebiliyorum. Müzik dinleyebiliyorum.


Ağrım sızım yok, kalbim ciğerim, böbreğim kısaca FA hastalığım dışındasağlıklıyım.
Müslüman, Savaşsız Özgür ülkedeyiz, hertür nimetler bol bol.


Elim kolum kısmen sağlıklı, (güç ve dengeayaklara nispeten az daha iyi) annem önüme getirince yemeğimi kendim yiyebiliyorum, çayımı kendimiçebiliyorum. Tad alabiliyorum elhamdülillah.

Allah’a şükürzengin değilim, gaflette değilim, dert sahibiyim.

Dengesizlik hastalığım FA'yı çok seviyorum, ona sabredip şükrettiğim için,ahirette cennetten umutluyum inşallah. O benim mahşerde Allah’a olanaşkımın şahidi olacak inşallah.

Beş vakit namaz, ve tüm ibadetlerimi yaptığım için, sonsuza kadar yaşayacağımızcennetteki derecemin yüksek olmasını umuyorum inşallah. Yani iman nimetimvar elhamdülilah.

Ev, araba, laptop, akülü sandalye, internet, akıllı telefon, TV, doğalgaz, ÇAY, ....

Saymaktan aciz olduğum nimetlerim için binlerce ELHAMDÜLİLLAH. Çok şükürbugünüme...


Allahbugünümüzden geri koymasın inşallah.

Sahip olduğum bunca nimetlerin şükrünü yapamazken,birtek yürüyemediğim için isyan edersem, bırakın isyanı üzülsem bile NANKÖRLÜK,VEFASIZLIK etmiş olurum.

Mutluluk nedir biliyor musunuz? Allah’ıntakdirine rıza göstermektir.

Ben hergün böyle içimden gelerek samimi şükrediyorum.Ve Cenabı Allah’ta nimetlerini sağnak sağnak yağdırıyor elhamdülillah. Çünkübuyurmuş ki;

“Vedüşünün ki: Rabbiniz şöyle ilan buyurdu: ‘Eğer şükrederseniz, Ben nimetlerimidaha da artırırım, ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir!’"
(İbrahimsuresi, 7. ayet)

********

Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa ile yazımızıbitirelim:



Hİfa Hatun

Medine’de güzelliğidillere destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullahefendimizden Cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. (Önce evlenmekgerekir. Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun,(Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, onarazıyım) dedi.

Resulullahefendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu.Hifa hatun da razı oldu.

Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzeldeğildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise,güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü teâlânıntakdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı.


Süheybin düğünyemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifahatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheybde Hifa için bir mihnet demekti.

Gerdek gecesi, (Cennete öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabredenve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimeteşükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi.


Cebrailaleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz,Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hazret-i Süheyb, sevincindenbaşını secdeye koyup, (Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günahagirmeden, canımı al) diye dua etti.

O anda vefat etti.Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu.İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnetesabretmişti.

******

Mevlid Kandiliniz mübarek olsun. Allah dualarınızıKabul etsin inşallah.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-11-18, 12:25 #408
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Hz. Mevlana’nın Namaz Tarifi

Hz. Mevlana’nın Namaz Tarifi

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 39. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


NAMAZA BAŞLARKENNEDEN ALLAHUEKBER DERİZ?

Dakûkî hazretlerinin Yedilere imamoluşu.

© Dakûkî, namaz kıldırmak için onların önünegeçti. O yedi velî, adaş bir kumaş gibi idi, Dakûkî de o kumaşın sırması oldu.

© O mânâ pâdişâhları saf olup, o meşhur imama uydular.

© Onlar tekbîr getirip namaza girince, kurbangibi bu dünyadan çıkıp gittiler.244

244 Kesilen kurban, nasıl şu fena âleminden ayrılırsa, onlar da öyle oldular.

® Ey imam, namaza başlarken Allahuekber demeninmânâsı şudur: "Allah'ım, biz senin huzurunda kurban olduk."

© Kurban keserken Allahuekber dersin işte,öldürülmeye lâyık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir.245

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

245 Bir hadîste beyân buyurulduğu üzere, Peygamber Efendimizkurban kestikleri vakit; (Bismillahi ve'llâhu ekber..) "Ben hakîkaten yüzümü gökleri ve yeri yaratanAllah'a dosdoğru çevirdim. Ben müşriklerden değilim, benim namazım, kurbanım, hayatım ve memâtım Allah içindir." buyururlardı.

Bu duayı namaza duracakları vakit de ederledi. îşte onun için Hz. Mevlâna da "Namaza başlarken 'Allahu ekber' demekhaki katte nefsi kesmek için tekbîr getirmektir." diyor.

® O esnada beden İsmail, can da Halîl İbrahimgibidir. Can, bu semiz bedenin hevâ ve hevesini kesmek için tekbîr getirince

© Beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda"Bismillahirrahmanirrahîm" demekle kurban olur gider.


NAMAZDA KIYAM (ayakta durmak) NEYE BENZER?

© Namaz kılanlar, kıyamette olduğu gibi, Allah'ınhuzurunda saflar hâlinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmayakoyulurlar.246

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

246 Büyük safîlerden Ebû Saîd Harrâz hazretlerine; "Namazanasıl durulur?"diye sormuş lar. O da;"Kıyamette, Allah'ın huzurunda çıkıp duracağın gibi. Öyle bir duruş ki, senin ile onun arasında tercüman bulunmayacak.

O sana bakacak ve soracak, sende ona cevap vereceksin ve öyle bir pâdişâhlar pâdişâhının huzurunda bulunduğunu bileceksin." diyebuyurmuş.

© Namazda gözyaşı dökerken ayakta durmak, kıyametgünü dirilerek, kabirlerden kalkıp mahşer yerinde Allah'ın huzurunda ayaktadurmağa benzer.


NAMAZDA RÜKU VESECDE NE ANLAMA GELİR?

© Cenâb-ı Hakk; "Sana verdiğim bu kadarmühlet içinde ne yaptın?. .Ne kazandın, ve bana ne getirdin?" diyecek.

© Ömrünü ne ile, ne işlerle, ne gibi ibâd etlerle, ne iyilikler yaparak harcadın,bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin?

© Gözünün nurunu nerede tükettin? Beş duygununerelerde kullandın?

© Gözünü, kulağını, aklını, irâdeni, bileğini,arşa ait olan bütün bu kuvvetlerini, neye, nerelere harcadın da onlarakarşılık, bu dünyada neyi satın aldın?

© Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim.Onları sana ben bağışladım; onlar ne oldular?"

© Allah'ın huzurunda bunun gibi derde dert katanyüz binlerce haberler, suâller gelir.

© Namazda kıyamda iken, kula gelen bu sözlerdenkul utanır, utancından iki büklüm olur rukûa varır.

© Utancından ayakta durmağa gücü kalmaz, rukûda:"Subhâne rabbiye'1-azîm" diyerek Allah'ın noksan sıfatlardan berîolduğunu söyler.

© Sonra o kula Hakk'tan ferman gelir;"Başını kaldır da sorulan sorulara . cevap ver." denir.

© Kul utana utana başım rukûdan kaldırır; fakat,dayanamaz; o günahkâr, utancından yine yüz üstü yere kapanır.

® Ona tekrar; "Secdeden başını kaldır da,yaptıklarından haber ver." diye ferman gelir.

© O bir kere daha utanarak başını kaldırır ama,dayanamaz yine yılan gibi yüz üstü düşer.

© Cenâb-ı Hakk; "Tekrar başını kaldır dasöyle, yaptıklarını kıldan kıla, birer birer senden soracağım" diyebuyurur.


NAMAZDA SAĞA SOLASELAM VERMENİN ANLAMI NEDİR?

© Allah'ın heybetli hitabı, onun ruhuna te'sirettiği için, ayakta duracak gücü kalmamıştır.

© Bu ağır yük yüzünden ka'deye'varır, dizleriüstüne çöker. Cenâb-ı Hakk ise; "Haydi söyle, anlat." diye buyurur.

© "Sana nimet vermiştim, nasıl şükrettiğinisöyle; sana sermaye vermiştim, onunla ne kâr elde ettiğini göster."

© Kul yüzünü şağ tarafına döndürür, peygamberlerinrûhlarma ve meleklere selâm verir.

© Onlara niyazda bulunur da der ki:' "Eymânâ pâdişâhları, bu kötü kişiye şefaat edin, bu günahkârın ayağı da, örtüsü deçamura battı."

© Peygamberler selâm veren kula, derler ki:"Çare ve yardım günü geçti, gitti. Çare dünyada olabilirdi, orada hayırlıişler yapmadın, ibâdet etmedin, öğünler geçti.

® Ey bahtsız kişi, sen vakitsiz öten bir horozgibisin; git, bizi üzme, bizim kalbimizi kırma."

© Kul yüzünü sola çevirir, bu defa akrabalarındanyardım ister, onlar da ona; "Sus." derler.

® "Ey efendi, biz kimiz ki sana yardımedelim, elini bizden çek de kendi cevabını Allah'a kendin ver." derler.

® Ne bu taraftan, ne o taraftan bir çarebulamayınca, o çaresiz kulun gönlü, yüz parça olur.

® O herkesten ümidini kesince, iki elini açar,duaya başlar.

©"Allah'ım, herkesten ümidimi kestim. Evvel ve âhir kulunun başınıvuracağı, sığınacağı sensin; senin rahmet ve mağfiretine son yoktur."

© Namazdakibu hoş işaretleri gör de, sonunda, kesin olarak işin böyle olacağını anla...

© Aklınıbaşına al da namaz yumurtasından civciv çıkar, yâni namazdan manen yararlan,yoksa dane toplayan bir şey. öğrenememiş kuş gibi, Allah'ın büyüklüğünüdüşünmeden yere başını koyup kaldırma.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu hikayede Hz Mevlanamız, Kuran ayetlerince belirtilen mahşerdeinsanların inceden inceye dünya nimetlerinden sorguya çekilmelerinden hareketle,çok ibretler veren bir namaz tarifi yaptı, Allah ondan razı olsun.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-12-18, 12:21 #409
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Diyanete Bir Rica

Diyanete Bir Rica

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bugün 3Aralık Dünya Engelliler Günü. Bu hafta sizlere engelliler konusunda yazmakistiyoruz:

Hani meşhur bir söz var ya; “Her insan bir engelli adayıdır.” Evet doğru bir söz, ama bu sözüengelliler üstüne almıyor. Oysa biz engellilerde daha fazla engelli olmayaadayız.

Mesela ben yatalağım, belden aşağım çalışmıyor.Ama halime çok şükür. İki sevgilim, yani iki gözüm ve iki kulağım sağlıklı. Hersabah sanat müziği dinleyerek güne başlıyorum.

Evet biz engelliler de halimize şükredelim ki engelimizartmasın. Çünkü;

“Vedüşünün ki: Rabbiniz şöyle ilan buyurdu: ‘Eğer şükrederseniz, Ben nimetlerimidaha da artırırım, ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pekşiddetlidir!’ "
(İbrahimsuresi, 7. ayet)

Her insan engelli adayıdır. Bir gün karşıdankarşıya geçerken araba çarpıp benim gibi tekerlekli sandalyeye düşmeyeceğiningarantisi olan var mı?

Herkes yok tabi, diyor. Ama empati yapamıyor.Yani kendini karşısındakinin yerine koyup, onun duygularını anlayamıyor. Bununiçin öncelikle empati yapmayı öğrenmemiz gerek.

NASIL MI? Mesela tekerlekli sandalyeye oturarakbir yerden bir yere gidin. Önünüze çıkan basamak, çukur, tümseklerde ayağakalkmadan yardımsız aşmayı deneyin.

Mesela gözünüzü bağlayın ve bir yerden bir yereyürüyün. Bunlar 3 Aralıklarda okullarda uygulanabilir. Böylece öğrencilerengellilerin yaşadığı sorunları bizzat hissedebilir.


ENGELLİLERİGÖRMEZDEN GELMEYİN

Empati yaptık ama asıl mesele bu empatiyihayatımızda uygulayabilmek… Facebook’ta bir görme engelli arkadaşımız bu konudaçok güzel bir paylaşım yapmış, aşağıda yazımıza ekliyoruz:

( *** Mesleğinizi söyler misiniz?
Öğretmen.
Peki, e
ğitim hayatınızda hiç engelli öğrenciniz oldu mu? Kapınıza gelip de, sınıfınıza almadığınız öğrenciyi hatırlatayım mesela. Ya da idareninzoruyla aldığınız ama arka sıralara oturttuğunuz olmadı mı?


*** Sizin mesleğiniz nedir?
Mimar.
Peki siz yapt
ığınız projelerde engellilerihesaba kattınız mı? Siz, binayı teslim ettikten sonra, kaç bedensel engellinin obinaya giremediğini biliyormusunuz?


*** Ya sizin mesleğiniz nedir?
Minib
üs şoförü.
Hani ge
çen gün arabanıza bir görme engelli binmişti,
Hat
ırlıyorum, hatta ben ona iyilikolsun diye parasını bile almamıştım.


Senin o parasını almadığın görme engelli, avukattı. İyilik edeyim derken adamı mahcup ettin.

*** Peki siz?
Ben s
ıradan bir işçiyim. Benim engelliyle filanişim olmaz.O kadaremin olma. Geçen gün kazı yaptığın ve açık bıraktığın çukura bir görme engelli düşüp kolunu kırdı. Gece olduğu için haberin olmadı, biliyor muydun?


Ya, gerçekten mi? Hay Allah! Koca çukuru herkes görür zannetmiştim.
---

Diyaloglarıçok ama çok uzatabiliriz. Görüldüğü gibi, imtihanımızın önemli bir parçası da engellilerdir.

Örneklerimizdenanlaşılacağı gibi, engellilerle ilgilibilgi sahibi olmak için, ille deengelli veya engelli yakını olmak gerekmiyor. Hermeslekten kimsenin, daha doğrusu herkesinengellileri bilmesi gerekir.

Ezcümle; engelliler toplumla,toplum da engellilerle imtihan halindedir. Üstelik toplumun engellilerle imtihanı, ihmal ediliverecek basitbir şey değildir. Doğrudan doğruya kul hakkına girer ki, Allah muhafaza,çok tehlikelidir.)

Engellilerigörmezden gelmeyin, onlara acımayın, normal insanlar gibi davranın. Engelli deinsandır.

******

DİYANET’E BİRÖNERİ

Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığınabir önerim olacak. Neden cami imamlarımız haftada bir gün mahallelerindekiengellileri sırayla ziyaret ederek dini sorularını cevaplamazlar?

Her engellinin Efkan Vural Hocamgibi ilahiyatçı komşusu yok malesef. Efkan hocam bana teyemmüm abdesti almayıve oturarak namaz kılmayı öğretmişti. Allah razı olsun.

Evetefendim keşke haftada yada ayda bir gün imamlar mahallelerindeki engellileri sıraylaziyaret etseler. Bayan engelli kardeşlerimi ise bayan Kuran Kursu Hocalarıziyaret edebilir.

Facebook’tabirçok engelli kardeşimin iman zayıflığı var. Kimisi Allah’a inanmıyor, kimisininkafasında şüpheler var, kimisi neden ben engelliyim diye üzülüyor.

Bazıengelli arkadaşlarım dini konuları bana soruyor. Yattığım yerde nasıl namazkılayım, rüyamda ihtilam oluyorum, cihaza bağlı yatalağım, napacam diye.

Bende Efkan hocamın bana verdiği fetvayı söylüyorum. Dinimiz kolaylık dinidir. Bizimgibi engelliler için teyemmüm abdesti olur. İster namaz kılarız, ister boyabdesti yerine geçer.

Meselabağlı olduğumuz aile hekimimiz Gülcan Alaşahin hanım, çarşamba günleri yaşlıhasta ve engellileri ziyaret ederek muayene eder. Sırayla gelse de bazenihtiyacım olup çağırınca da gelir. Allah razı olsun.

Evetneden devletimiz beden sağlığımız kadar ruh sağlığımızı da düşünmez? Dini yönden destekte bir ihtiyaçtır. Hattabence daha önemlidir. En büyük engel Allah’ı tanımamaktır. İmansız öleninahirette işi zordur.

Engellideinsandır ve vatandaştır. Diyanet Kurumumuzun engellilere son yıllarda önemlihizmetleri inkar edilemez, camilere rampa gibi ve Diyanet TV’de işaret diliyleCuma Hutbesi gibi…

Fakatbirde benim gibi yatalak engelliler var, bizlerde vatandaşız ve dini hizmetalmaya hakkımız var. Sadece namaz ve ibadetleri öğrenmek için değil, dinisohbette bir ruhi ihtiyaçtır.

İnşallahDiyanet Kurumumuz bu önemli ihtiyacımıza duyarsız kalmayacaktır.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-12-18, 11:31 #410
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Allah’a Tevekkül Etmek Ne Demektir?

Allah’a Tevekkül Etmek Ne Demektir?

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 40. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


GÜZEL BAKANSEBEPLERE TAKILMAZ

Kur'ân-ı Kerîm, sebeplerden ziyâde Müsebbibü'l-Esbâb olan Allah'a tevekkül etmeyi tavsiye eder.

® Dün gece biraz bir şey yemiştim; yemeseydim sözyularını, senin anlayışının eline tam verirdim. Yâni konuyu daha çok açıklardım.

® Aslında, dün gece biraz bir şey yemiştim dememde masal, çünkü her ne gelirse ondan, o müsebbibü'lesbâb olan Allah'tangeliyor.

® Gerçeği gören gözlerden güzel bakmayı öğrendinise; yâni nebîlerden, velîlerden bakmak, görmek dersini aldınsa, ne diyesebeplere göz dikip kalıyorsun?

® Sebepler üstünde başka sebepler de vardır. Sen,zahirî, görünen sebeplere bakma, bâtınî ve hakîkî sebeplere bak.


PEYGAMBERLERSEBEBE TAKILMAMAYI ÖĞRETMEK İÇİN GELDİLER

® Peygamberler sebepleri gidermek için geldiler.Mucizelerini Zuhal yıldızına kadar çıkardılar.

® Sebepsiz olarak denizi yardılar, ekin ekmedenbuğday yığını buldular.264

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

264Hz. Mûsâ, asası ile Şap Denizi'ne vurmuş, açılan oniki yoldan,Israiloğullan karşı sahile geçmişti. Âdem (a.s) yeryüzüne inince, buğday mahsûlü bulmuş, onunla karnını doyurmuştu. Sonra o tohumları ekmiş biçmişti.

® Onların çalışmaları ile kumlar un oldu, keçininyünü çekilince ibrişim hâline geldi.265

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

265 İbrahim (a.s), bir kıtlık zamanında un getirmek için bir dostuna bir adamgönder miş, istenilen kimsede un bulunamadığı için, giden adam boş dönmüştü. İbrahim (a.s), aileetrafını avutmak için çuvalı kumla doldurmuştu. Kadınlar çuvalı açınca, has ve beyaz birun buldular. Onunla ekmek yaptılar.

İbrişim meselesi de Hz. Musa'nın hareminde vâki oldu. Keçileri ona ibrişim vermişti.

® Kur'ân-ı Kerîm, sebeplerden ziyâde, müsebbibü'l-esbâbolan Allah’a tevekkül etmeyi tavsiye eder. Zahiren fakîr olanın yüceliğinden,zahiren yüce olan Ebû Leheb ve onun gibi imansızların helakinden bahseder.

® Ebâbîl kuşları iki üç taş atar, kalabalık birHabeş ordusunu kırar, geçirir.266

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

266Habeş valisi Ebrehe'nin ordusu, Ebâbîl kuşları tarafından bozguna uğratılmıştı.

® Havada uçan kuşların attıkları taşlar, ordudakifilleri delik deşik etti.

® Kesilmiş bir ineğin kuyruğunu, öldürülmüş adamavur ki, o anda dirilsin, kefenden çıksın.

® Boğazı kesilmiş, ölmüş adam yerinden sıçrasın, kalksında, kanını dökenlerin kanını istesin.267

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

267Bir adam öldürülmüş, kaatili meçhul kalmıştı. Hz. Mûsâ ilâhî vahiy ile bir sığırı kurban ettirdi, onunkuyruğu ile ölmüş adama vurunca, ölü dirildi, kaatilinihaber verdikten sonra tekrar öldü.


ALLAH’A TEVEKKÜLETMEK NE DEMEKTİR?

® Böylece, Kur 'ân'ın başlangıcından sonuna kadarbütün âyetleri, illetleri, sebepleri giderir.268

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

268 Dünya sebepler âlemi olduğu için sebepler tamamıyle terk edilemez. Meselâ; kuyudan su çekeceğiz, bunun için kova ve ip lâzımdır. Onlar bulunur da suyu çekecek kimse bulunmazsa, suyine çıkmaz.

Bunun gibi sebeplere tesiriveren Cenâb-ı Hakk'ın irâdesi ve takdiri olmayınca, hiç bir sebep ve illet bir iş göremez. İşte sebeplere güvenmeme, Allah'a tevekkül ve dayanma da bu demektir.

Hz. Mevlâna Dîvân-ı Kebîr'inde "Müsebbibü'l-esbâbı (=sebepleri hazırlayanı yâni Hakk'ı) bulmak ümidi ile, ben sebeplerkervanının yolunu kestim." diyebuyurmaktadır.

® Bu sebepve müsebbib konuları, işi uzatıp duran akıl ile, keşf ve hâl edilemez. Sencandan hulûs ile Allah'a kulluk et ki bunun hakikati sana açılsın.269

Yine Şefik Can dedemizsayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

269 Birhadîs-i şerifte buyurulmuştur ki: "Birkimse, bildiği ile kulluk ederse, Allah ona, bilmediği ilmi ihsaneder."


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu hikayede Hz Mevlanamız, Allah’a güvenirsek, ona samimitevekkül edersek, dilerse istediğimizi sebepsizde yaratabilir, bunu öğrettti,Allah ondan razı olsun.

Yani Allahdilerse tedavisi bulunamayan bu FA hastalığıma sebepsiz şifa verebilir. Allahdilerse doktorsuz ilaçsız da şifa verebilir. Bana düşen samimi kulluk ve duayadevam etmek.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-12-18, 11:56 #411
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Hz. Mevlânâ’daki İnsan Sevgisinin Kaynağı Kur’ân’dır

Hz. Mevlânâ’dakiİnsan Sevgisinin Kaynağı Kur’ân’dır

Bugün 17Aralık 2018. Hz. Mevlana’nın Allah’a kavuştuğu, vuslatı, Şebi Arus yani düğün gecesi.. Bu yazıda başlıktaki konuyu anlatanbir ropörtajı paylaşmak istiyoruz:

Öncelikle, Neden Hz. Mevlana’nın öldüğü gün matemdeğil? Kendisi açıklıyor:

“Bence bu dünyadan göçüp gitmek yolculukların enhayırlısı en güzelidir !
O nedenle bizim ölümümüz ebedi düğün bayram günüdür !”
Hz. Mevlânâ

“Ecel günü gelipte ben bu dünyadan göçünce, sakın benimezarda aramayız !
Bizim mezarımız sadece Hak âşıklarının gönlüdür ! ”
Hz. Mevlana

Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendi geçtiğimiz yılllarda Twitter’danşunları yazmıştı:

“Sevgili dostlarımız Hz.Pir Efendimizin 742'incivuslat yıldönümünü kutluyor bizlerinde gidişinin AŞK düğün bayram olmasını niyaz ediyoruz.

Bu fâni dünyada iken "Ölmezden evvel ölme"lutfuna erenlerin gidişide düğün bayram olur ! Çünkü onların kıyameti dahayaşarken kopmuştur. ”

***

Mevlânâ’dakİİnsan Sevgİsİnİn Kaynağı Kur’ân’dır


Aşağıdakiyazı, son Mesnevihan (Hz. Mevlana’nın eseri Mesnevi’yi her yönüyle en iyi bilen kişi) Muhterem Hayat NurArtıran Hanımefendi’nin 2011’deki bir gazete ropörtajından derlenmiştir.

Uzun gibigörünsede özettir ve akıcıdır, okuyalım inşallah:

GİRİŞ
Son günlerde liberalizmin ülkemizdeetkili olmasıyla birlikte dindarlık kendine daha iyi bir hayatiyet alanıkazanıyor gibi görünse de bazen liberalizm dinî değerlerin içiniboşaltabiliyor. Kimi dinî değerler folklorik ya da pazar malzemesi halinedönebiliyor. Bu değerlerden birisi de Mevlânâ Hazretleri ve öğretileri. Biz deMevlânâ Hazretleri’nin öğretilerini yakından inceleyen Hayat Nur Artıran’lagüzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Artıran Hanım, Mevlânâ HazretlerininKur’ân’dan, Hadisten ayrı düşünülemeyeceğini söylüyor. Zaten son çıkardığıkitap “Aşk Bir Dâvâya Benzer” kitabı da bunu kanıtlar nitelikte. Bu röportajınbana öğrettiği en büyük şey Mevlânâ’nın “Ne olursan ol gel” çağrısınınhakikatini göstermesi oldu. Bakalım size neler hissettirecek?

Hazreti Mevlânâ’yı İslâmiyeti farklı yorumlamışveya kendince ılımlaştırmış bir kişilik olarak görmek mümkün mü?

Hz. Mevlânâ’yı Cenâb-ı Hak’tan,Efendimizden (asm), Kur’ân ve Hadis’ten ayrı düşünmek yapılacak en büyükyanlıştır. Mevlânâ Hazretleri “Ben Kur’ân’ın kulu kölesi, Hz. Muhammed’in (asm)bastığı yerin toprağıyım” diyen ulu bir sultandır. Zaten kendisi böyle biryanlış anlayışa maruz kalacağını bildiğinden olacak ki, asırlar önce bu beytisöylemiştir. Hz. Mevlânâ’nın tüm sözlerinin kaynağı âyet ve hadis-işeriflerdir. O nedenle Mesnevî’ye Mağz-ı Kur’ân, Keşşafu-l Kur’ân denmiştir.Şems-i Tebrizî; Mevlânâ Hazretleriyle ilgili olarak “Her ne söylemişse altınaHazret-i Muhammed’in (asm) mührünü vurmuştur” der.

Kim ne söylerse altında Hz. Muhammed’in(asm) bir sözü olmalı ki o söz yeterince açıklanmış, anlaşılmış olsun.Tam da bunoktada Hz. Mevlânâ’yı Hümanizmle yorumlayanlar da var. Ne olursan ol, neyaparsan yap insan sonuçta değerlidir gibi…

Hz. Mevlânâ hümanisttir, ama bu sıradanboş bir hümanistlik değildir. Onun tüm insanlık âlemine hoşgörüyle yaklaşması,din, dil, ırk, mezhep ayırmadan herkesi kucaklaması Muhammedî (asm) ahlâkı enyüksek derecede yaşamasından ileri gelir. Peygamberimize (asm) duyduğu sınırsızaşk-u muhabbetin bir yansımasıdır bu durum. Bir beytinde “Hiç kimseye kâfirdeme, hiç kimseyi hor hakir görme çünkü herkeste onun nuru var, yani Muhammedînur var” demiştir.

HZ MEVLANA NEDEN HÜMANİSTTİR?

Bunu biraz açar mısınız?

Bilindiği üzere Allah (cc) âlemleriyaratmadan önce Efendimiz’in (asm) nurunu yaratmıştır. O nurdan da tüm âlemleryaratılmıştır. Bilenler bilir ki ister Budist, ister ateist, ister Hristiyanolsun hepsinde Efendimizin (asm) nuru var. Herkese gösterilen o hürmet, sevgi,saygı kişinin şahsına değil ondaki mânevî emanetedir, farkında olmadan taşıdığıMuhammedî (asm) nuradır. Bu davranış “Yaratılanı hoş gördük Yaradan’dan ötürü”diyen Yunus Emre Hazretlerinin sözünün gerçeğe dönüşen yaşanmış halidir.

“Ne olursan ol gel” derken hiçbir kriter yok mu?

Madde âleminde dahi bazı kriterler sözkonusu olurken mânâda olmaz mı? Cenâb-ı Allah’ın (cc), Peygamber Efendimiz’in(asm) kabul etmediğini Mevlânâ Hazretleri nasıl kabul eder? Hz. Mevlânâ’nınAllah’ın rahmetinden, Hz. Peygamber’in (asm) şefaatinden daha büyük bir şefkatve merhamete sahip olduğunu düşünmek ne derece doğru olur? Ne olursa olsunyarattığı kulu bağışlayacak büyük bir merhamet ve şefkata sahip olan Hz.Allah’tır. Bu âleme Rahmete’l-lilâlemin olarak gönderilen Efendimiz’dir (asm).

İnançlı inançsız herkes bir yudum suiçiyor, bir lokma ekmek yiyorsa Efendimizin (asm) yüzü suyu hürmetine içiyoryiyor. “Rızıklar dahi ondan rızık diler” diyen bir Hazret-i Mevlânâ’danbahsediyoruz. “Allah’tan ümit kesilmez” diyen bir Rabbimiz, ümmetinden hiçbirzaman şikâyetçi olmayan, “Onlar bilmiyor, sen onları bağışla” diyen yüce birEfendimiz (asm) var.

Yani Hz. Mevlana’nın hoşgörüsü Kur’ân ve Hadiskaynaklı, değil mi?

Efendim bunu daha farklı düşünmek mümkünmüdür? Buna bir örnek vermek gerekirse Feriduddin-i Attar Hazretlerinden birolayı arz etmek isterim: Bir gün Peygamber Efendimiz (asm) “Ya Rab bundanönceki bütün ümmetlerin hataları, kusurları, ayıpları ortaya döküldü. Benimümmetimin ayıp ve kusurlarını ortaya dökme, onları sadece ben bileyim” diyeyüce Rabbimize niyaz edip yakarır.

Cenâb-ı Hakk’tan Efendimize (asm) gelenhitap ne kadar dikkate şayandır: “Ümmetin öyle hallere düşecek ki, belki sendahi kaldıramayacaksın. Bırak ümmetinin ayıp ve kusurlarını sadece Ben bileyim,sen dahi bilme.” Bu yarattığı kuluna karşı nasıl bir örtücülüktür, birpeygamberin ümmetine karşı duyduğu nasıl bir şefkat ve muhabbettir, bunu zahirkelimelerle nasıl anlatabilirsiniz. Bundan daha büyük hoşgörü, örtücülük,şefkat ve muhabbet olur mu?

Düşünün ki Hz. Hamza gibi iki cihanarslanını şehit eden Vahşi için yüce Rabbimizden “Allah’tan ümit kesilmez”âyeti inmiştir. Vahşi, Hz. Hamza’yı şehid ettikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın farklıbir kudreti tecelli ediyor ve Vahşi’nin içine öyle bir ateş düşüyor ki yapmışolduğu telâfi edilmez hatanın sonunda Hz. Hamza’nın ve Peygamber Efendimiz’in(asm) hakikatine vakıf oluyor. Pişmanlıktan gözlerinden kanlı yaşlar akıyor.Çok uzun hikâyedir kısa keseyim vesselâm sonunda bir âyet iniyor: “Allahkendisine şirk koşanlar müstesna dilediğini bağışlar.” Bu âyeti hemen Vahşi’yemüjdeliyorlar.

Fakat Vahşi; umutsuzluğa kapılarak“Şeytanın bütün zürriyeti bağışlanır, onun tövbesi kabul edilir de benimkisiedilmez. Ben öyle bir iş yaptım ki, Nuh’un ömrü kadar ömrüm olsa, Eyyûb gibisabretsem yine de ben bağışlanmam” diye gözünden kanlı yaşlar akıtıyor ve “YaRab, bilirim ki sen herkesi bağışlarsın, ama bu Vahşi kulunu hiç bağışlamazsın”diyerek feryatlar ediyor.

İşte o anda yüce Rabbimizin rahmet denizicoşuyor ve “De ki: Nefisleri uğruna aşırı giden kullarım, sakın Allah’ınrahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar” âyeti iniyor.Vahşi için bile “Benden ümit kesme” diyen bir Rabbimiz, onu affedip bağışlayan hoşgören bir Efendimiz (asm) var. Tüm bunlar karşısında Hz. Mevlânâ “Ne olursan olyine gel” demesin de ne desin? Peygamber Efendimiz (asm) kimi dini inancı haliahvali yüzünden hor hakir görmüş kapısından kovmuş ki, Hz. Mevlânâ dabirilerini dergâhından uzak tutsun.

HZ MEVLANA NEDEN DERGAHINA ÇAĞIRIYOR?

Dergâhın mânevî anlamı nedir?

Dergâh hastane, mürşitler de doktorgibidir. Cümle nefsanî hastalıklar burada tedavi edilir. Dergâh hamam gibidir,cümle kirler burada ehlinin eliyle yıkanarak temizlenir. O nedenle doktorhastayı, hamam kirliyi kabul etmez olur mu? Maksat hastaların doktora,kirlilerin hamama gitmesi değil midir? Bir doktor hastaya “Sen çok hastasın gittedavi ol da bana gel” der mi? Hamamcı “Sen çok kirlisin git temizlen de hamamagel” diyebilir mi? Dünyada bile böyle şeyler mümkün olmazken Allah’ın mânevîhekimleri nasıl böyle bir şey yapsın? Kimi dergâhından kovsun?

Fakat hastaneye gitmekten maksat tedaviolmak, doktora teslim olup verilen ilâçları kullanmaktır, gerekirse bıçakaltına yatmaktır. Hem hastaneye gidip hem de başımıza buyruk olamayız. “Neolursan ol gene gel” demek: “Ey insan! Devası bulunmayan bu âlemdeki hastalığınneyse hiç korkma, ümidini kesme bize gel, derdinin dermanını bulursun, çünkübir Allah’ın hekimleriyiz. Ey kirli adam! Sen bir yanlış yapıp lağım kuyusunadüştüysen orada yıllarca kaldıysan bile yine ümitsiz olma, o kuyudan çık bizimdergâhımızdaki rahmet suyumuzla yıkan, anadan doğmuş gibi tertemiz olursun”demektir.

Yoksa “Lağım kuyusundan çık gel tertemizolan Hakk âşıklarının yaşadığı ulu dergâhta sen de o pisliğinle aramızda yaşa”demek değildir. Suyun altına girip yıkanmadıktan sonra suyu bilmekle insantemizlenmez. İlâç rafta durduğu müddetçe ilâçtır. İçilince şifa verir. Hamamagitmekten maksat yıkanmak, doktora gitmekten maksat ilâçları kullanmaktır.Gerisi kendi kendimizi kandırmaktan başka bir işe yaramaz.
***
Cümlesözlerin hülâsası:
“İyiliklekötülük bir olmaz, sen kötülüğü iyilikle sav” diyen Rabbimizin emri gereğinceelbette bu âyete uygun bir şekilde yaşamak her kula farzdır. Efendimizin (asm)rahmete’l-lil âlemin oluşunu dolayısıyla da Hz. Mevlânâ’yı ve ondaki Muhammedî(asm) ahlâk gereği gösterdiği hoşgörü, sevgi ve şefakati anlamayanların sözlerikendileri gibi fani olup çürüyüp gidecektir.

Birgün o sözlerden hiç bir eser kalmayacaktır, ama Hz. Mevlânâ’nın tüm evrenikucaklayan ledün sözleri ilelebet bâki olacaktır. Çünkü o sözlerin kaynağı bâkîolan İlâhî rahmet deryasından coşup gelmektedir.

***

Hz.Mevlana’yı anlamayı ve öğretilerini yaşamayı Allah cümlemize nasip etsin.

Hz. Mevlana’nın vuslatyıldönümünde bizim bu fani dünyadan göçümüzde Şebi Arus olsun inşallah.


Celalin Penceresinden
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-12-18, 12:29 #412
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Vesveseyi Kesen Kılıç

Vesveseyi Kesen Kılıç

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 41. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


ŞEYTANINVESVESESİNİ KESEN KILIÇ

Bize insanlığımızı kaybettiren en büyük düşmanımız şeytandır.

® O düşman yok mu? O düşman sizin atanıza da kingüttü de, onu yasaklanmış ağacın meyvesinden yemeye teşvik ederek bulunduğuyüksek makamdan (yâni cennetten) zindana (yâni yeryüzüne) sürgün ettirdi.

® O gönül satrancının şahı olan Hz. Âdem'i matetti de, onu cennetten çıkardı, birçok âfetlere maruz bıraktı.

® Şeytan birkaç yerde Hz. Âdem'le savaşa girdi.Haysiyetini, şerefini kırmak, onu küçük düşürerek yüzünü sarartmak için oyunlaryaptı, nihayet onu yere yıktı.

® Şeytan Âdem gibi bir pehlivana böyle yaptı. Eyâdemoğulları, şeytanı gevşek ve güçsüz sanmayın.

® O hasetçi şeytan, bizim anamızın babamızınşeref tacını, süslü elbiselerini el çabukluğu ile çalıverdi.

® Onları çıplak, hor ve hakîr bir hâle getirdide, Âdem (a.s.) yıllarca, zârî zârî ağladı.

® Döktüğü göz yaşlarından bitkiler bitti. Hakk'akarşı gelenler, isyan edenler defterine yazıldım diye, ağladıkça ağladı."

® Hz. Âdem gibi büyük bir varlık, şeytan yüzündensaçını, başını yolarsa, onun hilesini sen kıyas et...

® Eybalçığa tapanlar, yâni balçıktan yaratılmış bedenlere gönül verenler, şeytanınşerrinden sakının ve onun başına "lâ havle" kılıcı ile vurun.297

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

297 Hz. Mevlana buyurur:"Şu bedenimiz, şu insan şeklinde görülen maddî varlığımız, bizim gerçek varlığımızın perdesi, yüz örtüsüdür. Aslında biz bütün secde edenlerin kıblesiyiz."

İnsana şeytanın vesvesesi girecek.olursa;"Kudret ve kuvvet ancak Allah'ındır." demekolan mânâsını bilerek, ihlâsla; "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhilaliyyilazîm" diye söylerse, o vakit şeytan def olur gider.

® Ondan sakının, o sizi pusudan görüp durmada;ama siz onu göremezsiniz.


DERTSİZLİK GAFLETEDALDIRIR

Her kış köpeklerin "Yaz gelincekendimize kışınbarınmak için bir ev yapalım." diye ahdetmelerininhikâyesi.

® Kış gelince, sokak köpeği bir köşeye büzülür,kışın soğuğu onu öyle ezer, öyle perişan bir hâle getirir ki:

® "Bu soğuktan kurtulmam için, sığınabilecektaştan bir ev yapmam gerek." diye kendi kendine söylenir. "Bu küçükgövdeme elbette bir ku lübe yapabilirim."

® "Yaz gelince, dişimle, tırnağımlaçalışayım, kış için bir taş ev kurayım."

® Fakat yaz gelince; gelişir, kemikleri canlanır,derisi gevşer, hoşlanır.

® O kendisini koskocaman görür de; "Eyefendi, bu iri yarı vücutla sen hangi eve sığabilirsin?" der.

® Sağda, solda yiyecek bulur, semirir, tenbelliğedalar; karnı tok, sırtı pek, kendine güvenmiş bir hâlde, bir gölgeye çekilir,yatar, uyur.

® Gönlü ona; "Amca!" der, "Gelkendine bir ev yap!" "Fakat iyi ama, bu kalıpla ben, eve nasılsığabilirim, söyle?" diye cevap verir.

© Eyinsanoğlu, sen de bir belâya, bir derde düştüğün zaman, hırs kemiklerinbüzülür, incelir, sen de küçülür, kalırsın.

® O zaman,kendi kendine günah ıztırablarından, belâlardan kurtulmak için tevbeden bir evyapayım da, kışın orada barınayım, dersin.

® Fakat,dertten, belâdan kurtulunca; hırsın artar da, köpek gibi sen de ev yapmaksevdasından vazgeçersin.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu hikayelerde Hz Mevlanamız, once vesveseyi kesen kılıcıbildirdi, sonra dertsiz insanın gaflete dalacağını ve tövbe ile beladankurtulacağımızı öğretti. Allah ondan razı olsun.

Bu FAhastalığım dermanımdır. Bu hastalık vesilesiyle bu imana kavuştum elhamdülillah.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-18, 12:05 #413
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Zaman Su Misali Hızla Akıyor

Zaman Su Misali Hızla Akıyor

Evet,Zaman ne de çok hızlı geçiyor. Bugün 31 Aralık 2018 Pazartesi. Bugün Miladi2018 yılının son gününü geçireceğiz ve inşallah yarın yepyeni bir yıla, 2019‘abaşlayacağız.

ZatenEfendimiz SAV yaşadığımız bu ahir zamanda zamanın kısalması ve vaktindeğersiz hale gelmesi hakkında şöyle buyuruyor:

"Zamanyaklaşır. Öyle ki, yıl bir ay gibi, ay bir cuma/bir hafta gibi, hafta bir güngibi, gün bir saat gibi, saat ise, bir anda yanıp kül olan hurma ağacının dalıgibi süratle gelip geçer. Ayrıca o zamanda bulunan insanların seviyesi -genellikle- birbirine yaklaşmış olur. Hayırlı işleryapmamakta, kötülük yapmakta insanlar aynı düzeyi paylaşmış olur." (İbn Hacer, 13/16)


ZAMAN SU MİSALİGEÇİYOR

1973 doğumluyum, yaşım kırkaltı oldu. Bana sorarsanız kırkaltısene yaşamamış gibiyim. Hastalıklarım, onaltı yıl çalışıp emekli olmam,yaşadığım sevinçler, acılar herşey bir hayal gibi geçti.

Yanidemem o ki sevgili arkadaşlarım, hızla kaçınılmazson olan ölüme yaklaşıyoruz. Aslında klasiktir ama ben de söyleyeyim, insangeçen bir yılda neler yaptığını düşünüp, bir iç muhasebe yapmalıyız.

Önümüzdekiyıl içinde ölebiliriz, her günü bu songünümüz olabilir diyerek yaşamalıyız. Ölüme hem manen hem madden hazırlıklıolmalıyız. Ben sevgili Efkan Vural hocama vasiyet sayılabilecek bir worddosyasını göndermiştim.

BuFA hastalığımdan dolayı sürekli kendimi çok yorgun hissediyorum. Namazlarımıkılarken belki bu son namazım diye huşu ile kılıyorum. Sabah namazlarında baklava yiyerek (ağlayarak) dostlarıma40-50 dakika dua ediyorum...

Yaniher an ölüm gelebilir diye huşu ilenamazlara ve duaya devam ediyorum hamdolsun...

EvetEfendimizin SAV dediği gibi zaman sugibi akıyor. Allah bizi bu dünyaya gönderirken elimize verilen sermayemiz, ömür dakikalarıdır. Benyapacağım çok şeylere vakit bulamıyorum. Sermayemiz olan yıllar süratlegeçiyor.

Oysadaha namaza başlayacak, umreyegidecektik, apartmanımızın bahçesinde dostlarımıza ve akrabalarımıza iftarverip, yasin okutacaktık, vs...

Amadostlarım henüz hayattayız, bunlarınhepsini de yapabiliriz. Bu yılbaşı gecesi tefekkür edelim ve yeni yıl içinkararlar alalım. Yepyeni bir sayfayıdaha açıyoruz...


GELİN TÖVBE EDELİM

Geliniçkiye, sigaraya, haramlara tövbe edelim, namaza başlayalım. Kılıyorsak dahahuşu içinde kılmaya çalışalım, birbirimizebol bol dua edelim.

Peygamberimizin SAVhadisini biliyorsunuz: "İslâmkendinden önceki şeyleri söküp atar..." [ Taberânî ile Beyhakî ]

Bir ateist veya Hristiyan bir kimse Müslüman olduğunda, hayatıboyunca işlediği bütün günahları silinip sıfırlanıyor...

Bakınız bu ayette Rabbimiz ne diyor:

“Ancak şuvar ki dönüş yapıp (tövbe edip) iman edenler güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır.Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. ÇünküAllah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur). “ [Furkansuresi, 70.ayet]

Radyoda kıymetli bir Hoca esprili dillesöylemişti: Allah inanmayana bu kıyağı yapıyor da, tövbe eden Müslümanayapmaz mı hiç? Elbette yapar, hem de günahları resetlemekle kalmıyor,tövbesinde samimi olup tövbeli halini korursa, o günahlar sevap hanesinekaydırılıyor.


Bu yeni yıl için yeni kararlar alalım. Altından kıymetli ömür dakikalarımızı boşa geçirmeyelim. Günahlarımız sıfırlansın diye samimiyetle tövbe edelim, tertemiz bir sayfa açalım.

Namaz, Kuran okumak, düşünmek, zikir, dua, faydalı kitaplar okumak,sohbet dinlemek gibi faydalı işlerle zamanımızı süsleyelim inşallah...

Bizebirşey katmayan gereksiz filmler, eğlence, dedikoduprogramları, diziler ve maçlarla vaktimizi tüketmeyelim. Yeri gelmişkensöyleyeyim, ben haftada bir dizi film ve bir maç izlerim. Yani demem o ki, altından kıymetli zamanımızı böyleharcamayalım.

Ömürsermayemizden bir sene sayfası daha kapandı.
Yepyenibir yıla başlıyoruz.
İnşallahsalih ameller, hayırlı işler yaparak mutlu bir sene geçiririz...

HerkeseAllah’tan sağlıklı, huzurlu, bereketli bir yıl geçirmelerini diliyoruz.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-01-19, 11:21 #414
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Cana Geleceğine Mala Gelir

Cana Geleceğine Mala Gelir

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 42. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


KAYBETTİĞİMİZ ŞEYİÇİN ÜZÜLMEYELİM

Kaybettiğin bir şey için sakın üzülme; iyi bil ki, o kaybettiğin şey, başına gelecek bir belâdan seni kurtaracaktır.

® Ansızın hiç beklenmeyen kötü bir iş, bir belâ gelipçatınca aklını başına al da, yeise düşme, paniğe kapılma, cesur ol, iyi zandabulun. İyiye yormaya çalış.

© Başkalarının o belâlı işin korkusundanbenizleri sararsa bile, sen kâr zamanında da, zarar zamanında da gül gibi gül,tebessüm et.

® Dikkatle bak, gör ki: Gülün yapraklarını birbir koparsan da, o yine gülmeyi bırakmaz, yapraklarının da rengi solmaz.

® Gül sana der ki; "Dikenle beraberbulunduğum için, neden gama düşeyim? Kendimi kedere salayım? Zâten gülmeyi, okötü huylu dikenin arkadaşlığına katlandığım için kazandım, onun yüzünden elde ettim."346

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

346 Cenâb-ı Hakk, peygamberleri gaybaait bazı gizli işlerden haberdar eder. Fakatbu biliş daimî değildir. Şeyh Sa'dî hazretleri Gülistan'da. buyurur ki:

"Adamın biri, oğlunu kaybetmiş olan Yâkub(a.s.)'a der ki: 'Eykalbi aydınlık ve akıllı ihtiyar! Yûsuf un gömleği kokusunu Mısır'dan gelirken duydun da, nedenKenan diyarında ve yanı başındaki kuyuda onun varlığını hissetmedin?'

Hz. Yâkup: 'Bizim hâlimiz, çakan şimşek gibidir, bazen görünür, bazen kaybolur.' cevabını verdi." Hz. Mevlâna bir rubaisinde şöyle buyurur:

"Arkadaşı ile hoş geçinen arkadaşsız kalmaz, müşterisi ile uzlaşan tacir de iflâs etmez. Ay geceden ürkmediği, karanlıklardan kaçmadığı içindir ki nûrlandı, ışık saçmaya başladı. Gül de o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı."

© Allah'ın takdiri gereğince, bir şey kaybedersenüzülme, şunu iyi bil ki o kaybettiğin şey senden bir belâyı giderir.


TASAVVUF NEDİR?

® Tasavvuf nedir? diye bir büyüğe sordular."Sıkıntı, gam ve keder zamanında gönlün ferah, huzur içindeolmasıdır." cevabını verdi.347

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

347 Sûfî büyükleri tasavvuf kelimesini türlü türlü tarif etmişlerdir. Tarifteki bu çeşitliliğin sebebi, soranların kabiliyeti ve anlayışlarının farklı olmasındandır. Meselâ; Şeyh Ebû Muhammed el-Cerîrî:

"Tasavvuf her türlü iyi ahlâk ile ahlâklanıp, her nevî kötü ahlâktan uzaklaşmaktır." demektedir.

Hz. Cüneyd-i Bağdadî ise; "Tasavvuf öyle bir hâldir ki, onda beşeriyet ahvâli yok olur, gider."diye tarif etmiştir. Hz. Mevlâna bu beytinde tasavvufun, işlediği konuya ait bir yönünü belirtmiştir ki, o da Şeyh Gâlib merhumun; "Âşıkta keder neyler, gam halk-ı cihanındır." görüşüdür.

® Cenâb-ı Hakk: "Kurt gelse de, koyunu yesebile kaybettiğiniz şeyler için mahzun olmayınız." diye buyurdu.348

348 Hadîd Sûresi'nin 22-23. âyetine işaret edilmektedir.


CANA GELECEĞİNEMALA GELİR

® Çünkü başa gelen o belâ, büyük belâlarıgiderir; o ziyan daha çok ziyanlara engel olur.

® Aslında bir ziyana uğramak, bir çok ziyanlarıgiderir. Bizim bedenlerimiz de, mallarımız da, canlarımız da feda olsun. Çünkübiz, can ile var olduk, can ile yaşıyoruz. Biz candan ibaretiz.349

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

349 Yâni canımıza gelecek belâ, bedenimize, malımıza gelir. Nitekim, evlerdebardak, Fincan gibi şeyler kırılınca; "Ziyanı yok, gelecek belâyı def eder." derler ki,doğru bir sözdür.

Onun için insan bir musîbete, bir belâya uğrayınca, onun daha büyük bir felâketten emân olduğunu düşünmeli ve kazaya razı olmalıdır.

® Pâdişâhların huzurunda bir gazaba, öfkeyeuğrayınca malını verir, canını kurtarırsın.

® Bunu bildiğin hâlde, kazaya, kadere karşı nedenbilgisizlik malını, mal sahibinden yâni Allah'tan kaçırmaya çalışıyorsun? 350

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

350 Yoksullara sadaka vermekde, malını verip başını kurtarmak gibidir. Sadakahak kında bir çok âyet ve hadîs-i şerif vardır. Meselâ; Bakara Sûresi'nin 261. âyeti gibi.

Bazı hadîsler de şöyle: "Sadaka belâyı defeder ve ömrü uzatır." "Sadakavermek, Allah'ın öfkesini teskin eder.""Sadaka imansız gitmeyi önler."


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, başımıza gelen belanın canımıza gelecekbir belayı önlediğini anlattı. Allah ondan razı olsun.

EvetMesnevi 3. Ciltte devamında Hz Mevlana, Hz Musa ile hayvanların dilini öğrenmekisteyen bir adamın hikayesini paylaşıyor; Cana gelecek bela mala gelir, sözünühafızalarımıza iyice yerleştiriyor.

Hikayedehayvanların dilini öğrenen adam çiftliğindeki horoz ve köpeğin konuşmalarınıdinliyor. Sırayla eşeğin, atın ve kölenin öleceğini öğrenen adam ölmeden gidippazarda satıyor, ziyandan kurtuldum diyor.

En sonundakendisinin öleceğini öğrenen adam çaresiz Hz Musa’ya koşuyor. Meğer o hizmetkarhayvanlarının kaybı onun canına gelecek belanın önlenmesi içinmiş.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-01-19, 11:41 #415
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Damda Deve Aranır mı?

Damda Deve Aranır mı?

Gerçek kulluğa vâsıl olabilmek için dünyânın fânî yaldız, şâşaa vegel-geç sevdâlarından uzakta kalmak bir zarûrettir. Nitekim İbrahim bin EthemHazretleri’nin takvâ yoluna meyletmesi için başına geçen menkıbe…

Mevlânâ -kuddise sirruh-, fenâ mertebesine kavuşabilmenin sırrınınmutlak teslîmiyette olduğunu şu şekilde ifâde eder:

“Deniz suyu,kendisine bütünüyle teslim olan ölüyü başı üstünde taşır. Diri olan ve en ufaktereddüdü bulunan ise, denizin elinden nasıl sağ kurtulur? Aynı şekilde «Ölmeden evvel ölünüz.» sırrı ile beşerîsıfatlardan soyunarak ölürsen, esrâr denizi seni baş üzerinde gezdirir.”

İnsanın yaratılış gâyesi, kulluk ve Rabb’in bilinmesidir. Eşyânınve hakîkatin derinliğine inebilmenin sırrı, mârifet okyanusundan bir şebnemciğeolsun kavuşabilmekle başlar.

DAMDA DEVE ARANIR MI?

Gerçek kulluğa vâsıl olabilmek için dünyânın fânî yaldız, şâşaa vegel-geç sevdâlarından uzakta kalmak bir zarûrettir. Nitekim İbrahim binEthem Hazretleri’nin takvâ yoluna meyletmesi, şöyle bir ihtarneticesindedir:

Bir gece yarısıydı. İbrahim bin Ethem, tahtının üzerindeuyuyakalmış olarak yatmaktaydı. Birden sarayının damında müthiş bir gürültü vepatırtı çıktı. Yüksek sesle bağırışıp çağrışmalar gittikçe çoğaldı veen-nihâyet sultânı uyandırdı.

Sultan İbrahim bin Ethem, hızla yerinden doğrularak dama doğruhaykırdı:

“–Kim var orada? Gecenin bu saatinde damda ne yapıyorsunuz?”

Derinden bir cevap geldi:

“–Kaybolan devemizi arıyoruz sultânım!”

İbrahim bin Ethem hiddetle seslendi:

“–Damda deve aranır mı bre ahmaklar?!.”

Bu seferki cevap çok mânidar ve irşad niteliğindeydi:

“–Ey İbrahim bin Ethem! Sen damda deve aranmayacağını biliyorsunda, sırtındaki ipekli elbiseler, başındaki tâc, elindeki kırbaç ve oturduğuntahtla Hakk’ı arayıp bulamayacağını bilmiyor musun?!.”

Bu hâdise, İbrahim bin Ethem’in rûhunda uzun zamandır başlamışbulunan mânevî med-cezirleri sıklaştırdı. Onu kararsız ve şaşkın bir hâldebıraktı. Fakat sultan, yine de eski hayâtından tamamen kopamadı.

Ancak İbrahim bin Ethem’in mûtâdı olan avcılık tiryâkiliğindekarşılaştığı ikinci mânevî işaret ve îkazdır ki, onu hakîkî bir Hak yolcusueyledi. Bu av mâcerâsı şu şekilde vukû bulmuştur:

CEYLAN MENKIBESİ “AVCI İKEN AV OLMAK”

İbrahim bin Ethem Hazretleri, bir gün ava çıkmıştı. Bir ceylanın arkasından koştu. O kadar ki, askerlerinden tamamenuzaklaştı. Atı kan-ter içinde kalmıştı. Fakat İbrahim bin Ethem, ceylanıavlamakta kararlı olduğu için bu koşturmacadan vazgeçmedi. Tam ceylanı köşeyesıkıştırmıştı ki, o nârin ve güzel hayvan hâl lisânıyla:

“–Ey İbrahim! Sen bunun için yaratılmadın. Allah, seni, beniavlaman için mi yoktan var etti? Hem beni avlasan ne kazanacaksın? Bir canakıymaktan başka ne elde edeceksin?” dedi.

İbrahim bin Ethem, bu sözleri duyunca, yüreğine öyle bir kor düştüki, o anda kendisini atından yere attı. Sahrâlara doğru koşmaya başladı. Birmüddet sonra etrafına baktığında kocaman sahrâda bir çobandan başkasınıgöremedi. Hemen yanına gidip yalvardı:

“–Ne olursun, şu üzerimdeki mücevherleri, pâdişahlık elbiselerimive silâhlarımı benden al da senin giydiğin abayı bana ver! Kimseye de bir şeysöyleme!” dedi.

Çobanın şaşkın bakışları arasında abayı giydi ve gözden kayboldu.Çoban onun arkasından; «Pâdişâhımız delirmiş olmalı!» diyordu. Oysa İbrahim binEthem, delirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancakAllah Teâlâ, onu bir ceylan ile avlamıştı.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mesnevî BahçesindenBİR TESTİ SU, Erkam Yayınları

******************

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bu haftasize bu menkıbe ışığında naçiz yorumlarımızı paylaşmak istiyoruz:


BENİ AVLAYAN CÜMLE

2003 yılında Allah hidayet verdi, düşünerek KuranMeali okudum. Peygamberimizin hayatını okudum, binlerce sohbet dinledim. Allahiman ışığımı parlattı.

2006 yılında teyemmüm abdestiyle beş vakit namazabaşladım. Herkese, ilahi aşk benimkisi diyordum çünkü namazlarımı ağlayarakkılıyordum.

2011’deki Şeker komasından sonra yatalak oldum.Yattığım yerde sırtüstü teyemmümle namazlarımı kılıyordum ama hep bir eksiklikhissediyordum.

2016 yılında ilahi aşk yolunda yol arkadaşımHülya Keleş Hanımla tanıştık. O bana geceleri teheccüd namazı kılmamı bir videoile tavsiye etti.

Videodaki Muhiddiyn Arabi’nin bir cümlesi,İbrahim Ethem Hazretleri gibi beni etkiledi, avladı.

“Allah’ı sevdiğini iddia eden ve gece teheccüdvakti uyuyan kimse yalancıdır.”

İki yıldır teheccüd namazı kılıyorum ve teheccüdvakti ettiğim pekçok duam kabul edildi. Beni Hülya hanımla karşılaştıranAllah’a binlerce hamdolsun.

Bu benden kaynaklı değil, Rabbimizin lütfu, çünkübuyurmuşki:

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, seher vakti her gece, “İstiğfar eden yok mu, onumağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim”buyurur.) [Müslim]

Allahü teâlâ iyileri överken, (Onlar seher vaktinde istiğfar eder)buyuruyor. (Zariyat 18)

“Beni (Allah’ı) sevdiğini iddia edip seher vakti uyuyan kimseyalancıdır.” (Muhyiddin İbni Arabi)

Evet bu cümle beni sarstı; Çünkü, sabah namazını kaçırmadığım içinherkese çok şükür ilahi aşktayım, derdim. Oysaki Seher vaktiydi önemli olan…


TEHECCÜD NAMAZI HAKKINDA AYET VE HADİS

Teheccüd namazı çok faziletli bir namazdır. Kur'an-ı Kerim vehadis-i şeriflerde teheccüd namazı kılmaya teşvik edilmiş ve bu namazı kılanlarövülmüştür. Yüce Rabbimiz geceleyin kalkıp teheccüd namazı kılanlar hakkındaşöyle buyurur:
"Onların yanlarıyataklarından uzaklaşır (teheccüd namazı kılmak için yataklarından kalkarlar),korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan(hayır için) harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için gözleriniaydınlatıcı ne güzel (nimetlerin) saklandığını hiç kimse bilmez." (es-Secde, 32/16-17).

Ebû Hureyre (r.a)'dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz(s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Geceleyin kalkıp namazkılan ve karısını uyandırarak ona da kıldıran, şayet kalkmak istemezse yüzünesu serpen erkeğe Allah rahmet eder, (günahlarını bağışlar). Yine geceleyinkalkıp namaz kılan ve kocasını uyandıran, kalkmak istemezse yüzüne su serpenkadına da Allah rahmet eder (günahını bağışlar)." (Ebû Davûd, Salâtü'tTatavvu', 18).

Hadis-i şerif insanı teheccüd namazı kılmaya teşvik ettiği gibi, ailefertlerini kaldırıp onlara da bu faziletli namazı kıldırmaya teşvik etmektedir.





Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-01-19, 12:32 #416
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Hz. Hamza Neden Ölümden Korkmuyordu?

Hz. Hamza Neden Ölümden Korkmuyordu?

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 43. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


HZ. HAMZA NEDENSAVAŞA ZIRHSIZ GİRDİ?

Hz. Hamza'nın zırhsız savaşa girmesi.

® Hz. Hamza, ömrünün sonlarında, düşman saflarınazırhsız girer, kendinden geçmiş hâlde savaşa atılırdı.

® Göğsü, kolları, bedeni açık, yâni zırhsız birhâlde kendini düşman safına, kılıçların önüne atardı.

© Halk; "Ey peygamberin amcası! Ey saflaryaran arslan! Ey yiğitler pâdişâhı! Sen Allah'ın buyruğunda, 'Kendinizitehlikeye atmayın.' 361 âyetini okumadın mı?

361 Bakara Sûresi 195.ayetine işaret var.

® O hâlde neden savaş meydanında, kendini böyletehlikeye atıyorsun?" diye sordular.

® "Sen genç iken, sağlam iken, gücünkuvvetin varken düşman safına zırhsız girmezdin.

® Şimdi ihtiyarladın, zayıf düştün, belin büküldüama, tedbirsiz olarak düşmana atılıyorsun.

® Hiç bir şeye aldırmıyorsun. Bir kılıç ve birmızrakla savaşa giriyor, sanki kendini imtihana çekiyorsun.

® Kılıç duygusuzdur, ihtiyara saygı göstermez,acımaz; kılıçta, okta insanı ayırdetmek hassası yoktur."

® Bir şeyden haberleri olmayan dostlar, onundurumuna üzülenler, gayret ve sevgilerinden ötürü, ona böyle öğüt veriyorlardı.

® Hz. Hamza dedi ki: "Ben genç iken, ölümübu dünyaya veda etmek gibi görürdüm.

® Ölüme doğru kim isteyerek gider? Ejderhanınönüne kim çıplak çıkar?

® Fakat Hz. Muhammed'in nuru sayesinde ben şimdibu fânî dünyaya bağlı ve ona boyun eğen değilim.

® Ben duyguların ötesine çıkıyorum da, hakikatşahının ordugâhını, Hakk nuru ve askerleri ile dolu görüyorum.

® O ordugâhda çadırlar çadırlara bitişmiş, ipleriplere sarılmış. Allah'a şükürler olsun ki beni gaflet uykusundan uyandırdı.

® Ölüm kimin gözünün önünde tehlike olarakgörülürse 'Kendinizi tehlikeye atmayın.' âyeti onun içindir.

® Fakat birisinin nazarında ölüm, hakikatkapısının açılmasına sebep o-lursa, ona; 'Haydin, çabuk ölün.' emri gelir.

® Ey ölümü görenler; uzaklasın, kaçışın, sakının.Ey haşri, dirilmeyi görenler; çabuk olun, buraya koşuşun.

® Ey Allah'ın lûtfunu görmüş olanlar; ferahlanın,içiniz rahatlasın. Ey kahır görenler; siz de üzülün, dertlenin."


ÖLÜMÜ NASILGÖRÜYORSAK ÖLÜM BİZİ ÖYLE KARŞILAR

Oğul, herkesin ölümü kendi rengindedir.

® Kim ölümü Yûsuf gibi güzel gördü ise, canınıfeda etti. Ölümü kurt gibi gören sapıtır, doğru yoldan çıkar.

® Oğul, herkesin ölümü kendi rengindedir. İnsanıAllah'a kavuşturduğunu düşünmeden ölümden nefret edenlere, ölüme düşmanolanlara, ölüm korkunç düşman gibi görünür. Ölüme dost olanların karşısına dadost gibi çıkar.

® Ayna beyaz yüzlü Türk'ün karşısında hoşrenklidir. Siyah bir zencinin önünde ise, simsiyahtır.

® Ey ölümden korkup kaçan can, işin aslını, sözündoğrusunu istersen, sen ölümden korkmuyorsun, sen kendinden korkuyorsun.

® Çünküölüm aynasında görüp ürktüğün, korktuğun, ölümün çehresi değil, senin kendiçirkin yüzündür. Senin ruhun bir ağaca benzer. Ölüm ise o ağacın yaprağıdır.Her yaprak ağacın cinsine göredir.

® O yaprakiyi ise de, kötü ise de, senden bitmiş, çıkmıştır. Nasıl ki hoş olsun, hoşolmasın, senin gönlüne gelen, her hayâl, her düşünce senden, senin kendivarlığından gelmiştir.

® Eğersana bir diken batmış ise, bir dikenle yaralanmış isen, o dikeni sendikmişsindir. Eğer ipekli elbise içinde isen, o kumaşı sen kendin dokumuşsundur.


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, ölümden korkmanın aslı kendiamellerimizden korkmamızdır, biz iyi isel ölümde bize güzel görünür. bunu anlattı. Allah ondan razı olsun.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-01-19, 12:07 #417
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Gülpembe’sine Kavuştu

Gülpembe’sine Kavuştu

Merhabasevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Bugün 28 Ocak 2019. Zaman öyle hızla geçiyorki.2019’a gireli bir ay geçti, daha dün yılbaşıydı. Evet, Bu Cuma 1 Şubat 2019.Barış Manço’nun 20. vefat yıldönümü…

Yirmi yıl önce Barış Manço’nun vefat ettiği gündoktora gideceğimiz gündü. 2017’de Egemen Yayınları’ndan çıkan “İçimizdekiBitmeyen Özlem” kitabımız 7. bölümde anlatmıştık, paylaşmak istiyoruz:

Ocak 1999’da babamla birlikte yirmi gün hastanedeyatmıştık ve psikolojik tedavi almıştım. İşyerindeki stresler, hastalığımıkabullenememe, aşk acısı gibi nedenlerle depresyona girmiştim.


Halİme neden şükrettİm?

Ankara SSKDışkapı Hastanesinde kalırken babam bugünkü kadar olmasa da epey zorlanmıştı. Çünkü ramazandaydık,oruçtu. Şimdi on yıldır (2017) beni vinçle kaldırıp klozete oturtuyor.

O zamanlar(1999) çok şükür ayağımıbasabiliyordum. Sandalyeden klozete geçiyor ve ayakta birkaç saniyedurabiliyordum.

Böylecebabam eşofmanı indiriyor, klozete oturuyordum. Ve yattığım yerde zorlansa dakıyafetlerimi giydiriyordu. Ben herşeyimle yardıma muhtacım.

Orada daçok ağır ilaçlar verdiler. İlaçlar hastalığımı ilerletmişti. Birgün kan tahliliiçin başka bir kliniğe gönderdiler. Babam tekerlekli sandalyemi iterek götürdü.

Orada onlarca engelli insan vardı.

Birisinin bacağı kesik, birisi elinde bastonu görme engelli, birisiağzından salyalar akan ve sürekli gülen bir zihinsel engelli, birisi benim gibitekerlekli sandalyede ama çok sinirli...

Çok şaşırmıştım ve o an halime çok şükrettim. Dikkatimi elinde üçveya dört yaşında spastik ve aynı zamanda zihinsel engelli çocuğunu taşıyangenç bayan çekti.

Yüzünden gergin ve mutsuz olduğu belli oluyordu. Yaşlı, sakallı biramca bunu hissetmiş olacak ki o bayana dedi ki: “Maşallah kızım, kucağında birmelek taşıyorsun.”

Gerçekten de o çocuk günahsız ve asla da günah işlemeyecek birmelekti. O an kadının gülümsemesini görmeliydiniz...


En İYİ İlaç : Moral

Hiç unutamam bir gün hastane odasında yatağımda oturuyordum.Pencereden sokakta koşuşturan insanları seyrediyordum. Kapı çalındı.

İşyerinden laboratuvardaki amirim Ender Altın bey ve bütünarkadaşlar ziyaretime gelmişlerdi. Nasıl mutlu oldum anlatamam.

Bütün işarkadaşlarımdan Allah razı olsun. Moralim yerine geldi.

ÖzellikleSüha Can arkadaşım benimle işyerinde de çok ilgilenirdi. Bazen öğletatillerinde kıkır kıkır gülerek koluma girer, yemekhaneye inerdik. Çünküyaptığı esprilerle beni güldürürdü.

Süha benim gerçek dostlarımdan biridir. Bazı akrabalarım bile beniaramazdı.

Süha, Almanya’da çalışan babası Ali Can amcaya (Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktankısa süre sonra emekliliğin keyfini yaşayamadan 2014’te Adana’da vefat etti.Allah rahmet etsin, mekanını cennet eylesin.) özel tertibatlı bir tekerlekli sandalye getirtmiş.

Süha, 2001’de Karel’den ayrılıp Adana’da ailesinin yanına gitti.Şimdi orada çalışıyor. Şirketten ayrılırken çok ağlamıştım. O da ağladı.

Babasının getirdiği o tekerlekli sandalyeyi arabayla Adana’danAnkara’ya bize getirmişti. O gece bizde kaldı. Yine esprileriyle çok güldürdü.

Allah onasevdikleriyle beraber sağlıklı uzun ömür versin. Günahkarız ama Allah’ın affıve lütfuyla inşallah cennete girersek sonsuza kadar dost oluruz...

Hastanedebirden arkadaşları görünce çok sevindim. Özlemişim onları.
Bana, Celȃl çabuk gel, çizilecek kartlar senibekliyor, dediler.

Hastaya bu tür moraller ilaçlardan dahaetkili oluyor.


Unutamadığım aşkım yİneaklıma geldİ

Ramazan bayramına üç gün kala ilaçlara evde devam ederiz, diyerekizinle hastaneden çıktık.

Eve gelince odama geçtim, yatağıma oturdum ve televizyonu açtım.
Eski bir türk aşk filmi vardı.

AhmetÖzhan ve Sibel Turnagöl’ün başrolünde oynadığı Hafız Yusuf Efendi isimli filmdi.

Konaktabüyüyen genç kız babasına rica eder, Ahmet Özhan sık sık konağa gelerek musikidersleri vermeye başlar. Zamanla HafızYusuf Efendi ve Handan birbirine aşık olur.

Ama imkansız aşktır. Koskoca Osmanlı Paşasınınkızıyla, basit bir müzisyenin aşkı.

Paşa bu aşkı duyar, şiddetle karşı çıkar ve görüşmelerini yasaklar.Kız üzüntüden verem olur… Neyse neticeyi yazmayayım, çünkühala arada yayınlanıyor.

Evet, Unutamadığım aşkım yine aklıma geldi.
Filmin müziğinin de etkisiyle hıçkıra hıçkıra ağlamıştım.

İlaçlarınhem hastalığımı ilerlettiğini hissediyordum. Hem de uyuşturduğu için yinebabamla münakaşa ederek bıraktım. Hastaneyede dönmem, demiştim.

Babam tekrar depresyona girmemden korkuyordu.

Bayramdan sonra yine Gazi Üniversitesindeki başka bir doktordanrandevu aldı.


Gülpembe’sİne kavuştu

Hiç unutmuyorum. 1 şubat 1999… Doktora gideceğimiz gün sabahtelevizyonu açtık.

Sabah haberlerindeki dinlediğim haberle gözyaşına boğuldum. Çalanmüzik Gülpembe şarkısıydı. Çünkü Barış Manço’nun öldüğünü haber veriyordu.

İlk defabir sanatçı için ağladım. Küçükken tek kanallı televizyonda yedidenyetmişyediye programıyla büyümüştük. Dünyayı onunla biz de gezdik.

Gülpembeşarkısının sözleri Barış Manço’ya aitmiş. Haberlerde Barış Manço’nun eski birröportajından bir bölüm yayınladılar. Sunucu soruyordu:

“Efendim Gülpembe şarkısını kimin için yaptınız?” Barış Manço’yubilirsiniz. Biraz hızlı konuşur. “Haa Gülpembe benim babannem.” demişti.

Ben dekendi babannemi hatırladım. Barış Manço tam bir İstanbul beyefendisiydi.

Hem BarışManço’yu, hem babannemi, hem de Gülpembe şarkısının sözlerini düşününcegözlerim yaşlarla doldu.

RahmetliBarış Manço, söylediği “İnsanların ilk öğrenmesi dil, tatlıdildir.” sözünü yaşamında ve şarkılarında herzaman uygulamış ve hepimizehala örnek olmaktadır.

BarışManço’da göçtü gitti bu dünyadan... Bazen şarkılarını dinlerken sözlere dikkatediyorum. Ne ibretlik sözler... Ne büyük sanatçı... Ne büyük bir kayıp ülkemiziçin.

Öldüğümzaman babannem, dedem, amcam, İsa dedemle karşılaşmayı çok istiyorum. Tabi kibir de Barış Manço’yla sohbet etmeyi çok isterim. Allah rahmet eylesin. Nuriçinde yatsın.

Namazlarımda yıllardır rahmetli Barış Manço ve Neşet Ertaş’a dualarediyorum…


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-02-19, 15:22 #418
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Ah Ayrılık

Ah Ayrılık

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 44. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


AH AYRILIK

Ayrılık; âh ayrılık.

® Bu topraklar, sudan ayrılınca çoraklaşır.Irmaklardan, derelerden ayrı kalan, uzak düşen sular da sararır, kokar,bulanır, kapkara olur.

® Hayat veren, cana can katan rüzgâr, dostlardanayrılıp kapalı bir yerde kalırsa kokar veya kesilir; ateş, ocağından ayrılırsasöner, kül hâline gelir, savrulur, gider.

® Cennet gibi yemyeşil olan bağlar, bahçelersulardan ayrı düşünce, sararır, solar, yaprakları kurur, dökülür, bir hastalıkyurdu olur.

® Her şeyi anlayan, idrâk eden akıl bile dostlarınayrılığı ile yayı kırılmış okçu gibi şaşırır, kalır.

® Cehennem bile ayrılık yüzünden gençlik çağınahasret çeken ihtiyarın titrediği gibi titrer, yandığı gibi yanar, kavrulur.

® Kıvılcım gibi çakıp yakan, yakıp yandıran ayrılığıkıyamete kadar anlatsam, onun dehşet ve şiddetinin ancak yüzbinde birinianlatabilirim.406

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotu yazmış:

406 Ayrılık acısını Hz. Mevlâna kadar kim duymuştur? Mesnevî'ye ayrılıklardan şikâyetlerle başlamadı mı? İşte bir başka Mesnevi beytini hatırlayalım: Mesnevî'nin V. cildinin 4113numaralışu beytine bakalım:

"Senin yüzünü gören kişiye acı, seni gören nasıl olur da, senin çok acı olan ayrılığına katlanabilir?" Bir Dîvân-ı Kebîr beytinde de şöyle buyurur:
"Dünyada ayrılıktan daha acı bir şey yoktur. Bana ne yaparsanyap, razıyım, şikâyet etmem, fakat beni ayrılığa düşürme." Dîvân-ı Kebîr, 2020.

® Öyleyse onun yakıcılığını anlatmaya kalkışma."Yâ Rabbi, beni ayrılıktan sen kurtar, sen kurtar!" diye duâ et. Bukadar yetişir.

® Dünyada ne ile neşeleniyor, seviniyorsan, oneşelendiğin zaman ondan ayrılığı bir düşün bakalım.

® Senin sevindiğin şeylere, senden evvel gelenbirçok kişiler sevindiler, sonunda o şey ellerinden çıktı, rüzgâr gibi geçipgitti.

® O şey senin elinden de çıkar, ona gönül verme;o senden kaçmadan önce sen ondan kaç...


DÜŞÜNCELER

Mesnevi’nin3. Cildindeki bu bölümde Hz Mevlanamız, ayrılık acısının hakikatini anlattı, Allahondan razı olsun.

Evethepimiz bu dünyada gurbetteyiz, asıl vatanımızdan uzaktayız. İçimizdekiBitmeyen Özlem Rabbimizin Cemal’inedir. Bu ayrılığın sonunda Ya Rabbimizekavuşacağız, yada Ondan daha da uzaklaşacağız.

Bu dünyadaRabbimizden bizi uzak tutan şey nefis perdesidir. Nefsimizle olan büyük savaşıkazanırsak yani ölmeden evvel ölme sırrına kavuşursak inşallah bu ayrılıkvuslatla bitecek.

Nefsimizinarzularına uyarsak ayrılık acısını duymaz oluruz. Sonuçta kalbimizin idaresininefsimize kaptırırız, cehennemi hakederiz. Cehennemde en büyük azap RabbimizinCemal’inden uzak kalmaktır. Bu ebedi ayrılık ise en büyük azaptır.

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren, RahmetliŞefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat Nur ArtıranHanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasipetsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-02-19, 11:57 #419
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Gerçek Yaşanmış Bir Aşk Hikayesi

Gerçek Yaşanmış Bir Aşk Hikayesi

Bugün 11 Şubat 2019. Bu Perşembe ise 14 Şubat Sevgililer günü.

Sevgi bu kainatın mayasıdır. İnsan sevince değişir. Aslayapamayacaklarını yapabilir. Kadın da sadece birkez aşık olur ve gerçektenseverse sevdiğinden asla vazgeçmez.

Hep bir umutla bekler, hatta bir ömür bile… Bu yazımızda sevginin,aşkın, umudun, hasretin yaşandığı yaşanmış hüzünlü bir aşk hikayesianlatacağız.

Yazıyı bitirdiğinizde bu girişini tekrar okumanızı isteriz.

***

Ankara'dan ayrıldığı gün gibiyine hava yağmurluydu o gün. Gözyaşlarını saklayan Ankara yağmurunu çokseviyordu.

Onca yaşananlar, özlemler,hasretler… Sonunda yine kendini bir umuda bırakmıştı. Yine yeniden yollaradüşmüştü. Eski aşkına gidiyordu yağmurlu bir günde…

Kapının önüne geldiğinde onutekrar görme duygusu içini öyle ısıtmıştıki. Elleri Ankara soğuğundan buztutsada içi ürperiyordu ya taşınmışlarsa, ya evde yoksa...

Yıllar öncesinde de çokçalmıştı bu zili. Zile bastığında kendini kaderin ve hayatın emin ellerinebırakmıştı. Zaten kaybedecek neyi kalmıştı ki…

Şİİr: Ya Evde Yoksan

Aşkınla ne garip hallere düştüm.
Her şeyim tamam da bir sendin noksan,
Yağmur yaş demeden yollara düştüm.
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Yanlış mı aklım da kalmış acaba?
Muhabbet sokağı numara doksan,
Boşa mı gidecek, bu kadar çaba,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum,
Ne olur bir yerden karşıma çıksan,
Tepeden tırnağa sırsıklam oldum,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

Cemal Safi

Yıllar öncesinde de çokçalmıştı bu zili, ama hep umutsuzluk ve mutsuzluk olmuştu sonu, vermiyordubabası bir türlü.

Aşkları öyle kuvvetliydiki,öyle seviyorduki, kız ölürüm de ondan başkasına varmam, diyordu ama babasını geçemiyordubir türlü…

Behice açtı kapıyı. Gençlikaşkı Ömer, yıllardır adını sayıkladığı Ömer karşısındaydı. Yıllar saçlara akdüşürse de, birtek gözleri yeterdi ona… Yılların özlemiyle ikiside çocuk gibiağlamaya başladılar…

HİKAYE BAŞLIYOR

Bu hikayeyi, gerçek vefalı dostlarımdan, iyi kalpli, engelli dostu,yufka yürekli, güzel insan, şu an Antalya’da yaşayan Ziraat Mühendisi HülyaKeleş Hanım anlattı.

İlahi aşk yolunda yol arkadaşım Hülya hanımla dertleşirken uzunyıllardır şifam için dua ettiğimi ve bazen karamsarlığa saplanıp dua etmektenvazgeçtiğimi anlattım. Hülya hanım dedi ki:

Celal kardeşim asla ümitsizliğe düşme ve asla hayallerindenvazgeçme. Senin çok temiz bir kalbin var. Bak sana vazgeçmemekle ilgili gerçekhikaye anlatayım.

Hülya hanımın yakın dostu Mimar Nesrin hanımın teyzesinin hayatöyküsü bu hikaye…

Nesrin hanımın teyzesiBehice hanım, gençliğinde iyi kalpli bir gence aşık olmuş. Ömer ismindeki bugençte ona aşık olmuş. Ankara’da oturuyorlar. Ömer defalarca kızı istetmişbabasından…

Behice’nin babası eşiolmadığından kendisine yaşlılığında bakması için, bencilce davranmış, kızıBehice’yi bu temiz gence vermemiş.

Ömer tam beş yıl istetmişama yine de vermemiş.

BAŞKASIYLA EVLENMEM

Efendi bir genç Ömer… Kaçırmakiçin zorlamamış Behice’yi. Sevgi, aşk insanı böyle davranır. Ne babaymış,birbirlerini seviyorlar işte, kızının mutluluğunu istemiyor sanki…

Ömer beş yıl sonra bakmışkibabası inadından vazgeçmiyor, bu iş artık olmayacak. Ankara’da kalamamış. Aynışehirde olupta onu görememeye dayanamamış.

Memleketi Bursa’ymış,Bursa’ya dönmüş. Evlenmiş, üç çocuğu olmuş.

Behice zaten o zamanbabasına şöyle söylemiş; Ömer olursa evlenirim, başkasıyla da evlenmem baba,diyerek yemin etmiş.

Ve birdaha da kimseyebakmamış ve evlenmemiş. Bir ömür dedemle yaşadı demiş, Nesrin hanım. Amaunutamamış, hep ev işi yaparken ahh Ömer ahhh dermiş.

Hep gözü yaşlı dualaredermiş. Kavuşamayan sevgililer beni hep ağlatır, gözlerim doldu.

Biz çocukken hep o ismiduyardık, demiş Nesrin hanım.

BİR UMUTLA ANKAYA’YA GİDİYOR

Behice hanımın içindeki aşkateşi hiç sönmemiş ve asla ümit kesmemiş. Sonra ne mi olmuş? Hülya hanımanlatmaya devam etti.

Ömer’in eşi ve Behice’ninbabası kısa aralıklarla vefat ediyorlar. Tabi başkasıyla evlenmiş olsa da Ömer deilk aşkını hiç unutmuyor.

Küllenen aşk yenidenalevleniyor. Ömer, eşinin kırkı çıkar çıkmaz, belkide evlenmiştir, belkideoralardan taşınmışlardır ama ben yine de Ankara’ya bir gideyim, diyor.

Yazının girişindeki gibiAnkara’ya Geliyor. Behice aynı yerde oturuyor.

Her ikiside 50’li yaşlarda.

MUTLU SON

Kızı bu kez Nesrin hanımınbabasından istiyor, elbette veriyor, bacanak oluyorlar. Evleniyorlar. Üç çocuğaöz evladı gibi bakıyor.

Hikayeyi dinlerken burasındaağlamıştım.

Nesrin hanımın babasıziyaretlerine gittiğinde görürmüş: Çok mutlularmış. Bir yedi sekiz yıl kadarbirlikte yaşayıp kısa aralıklarla ölmüşler.

Gerçekten film gibi hikayedeğil mi?

Son ilginç bişey daha var. Nesrinhanımın babası cenazeye gitmiş. Cenazeyi yıkayan kadınlar, Behice teyzenincesedinin gülümsediğini söylemişler.

Efendimizin SAV hadislerindebelirttiği “Aşk Şehit’i” olarak ahirete göçtü inşallah… Yalan dünyanın hırsıylakirlenmediler. İnşallah aşkları ebediyen sürecektir.

Hülya hanım, Nesrin der ki; bizim ailede gerçek bir aşk hikayesivar, dedi ve

Celal. Asla vazgeçme, Bak gördün, Allah ol derse, bir sebep yaratırve gönderir, dua etmeye, gözyaşıyla, senin tabirinle baklavalı duaya ısrarla,sabırla devam et, diye bitirdi.

***

Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendi Hz. Mevlana ışığındakader hakkında;

Kader elbet değişir. Duakaderi değiştirir. Cenabı Allah isteyince yazdığını siler, tekrar yazar.Yazmasını bilen elbet silmesini de bilir, değiştirmesini de, der.

Allah’ın istemesi için vazgeçmeden duaya devam etmeliyiz.

Bu dört unsur ile, yani temiz kalp, vazgeçmemek, inanç, sevgi ilegerçekleşmesi zor görülenler değişir, kader tekrar yazılır.

Biz temizsek. Yaradan’a inanıyorsak, Vazgeçmiyorsak, Gözyaşıyla Duavarsa, Bu kadar şeyin üstüne zaten Yaradan kapısından geri çevirmiyor. İlahikanun böyle…


Celalin Penceresinden


  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-02-19, 11:47 #420
celal1973 celal1973 çevrimdışı
Varsayılan Mesnevi Okumaları – 45 – Aşk Bir Davaya Benzer

Mesnevi Okumaları – 45 – AşkBir Davaya Benzer

Merhabasevgili gönül dostlarımız,
YüceAllah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

Allah'ın,Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardırHak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiriolan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

Şimdi yine sözü çok uzatmadan 45. Mesneviyazısına başlamak istiyoruz:


ABDAL KİMDİR?

Mademki arslan değilsin, ileri doğru adım atma.

® Mademki arslan değilsin, aklını başına al, ayağınıileri atma, çünkü ecel kurttur. Senin canın ise dişi bir koyun gibidir.

® Eğer sen, ilâhî vasıfları kazanmış abdal birkişi isen ve senin koyunun arslan oldu ise, yâni nefsânî arzularını yenerekruhunu arındırdı isen, emin olarak gel; ölümün başını eğmiş, sana yenilmiş, altolmuştur.

® Abdal kimdir? Varlığı değişmiş, Allah'ın lûtfuile onun şarabı sirke olmuş kişidir.432

Mesnevi’ninFarsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta SertarikMesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotuyazmış:

432 Abdal denilen ermişler Allah'ın çok sevdiği velîlerdir. Kötü ahlâkları, iyi ahlâkla değiştirdikleri için onlara "abdal"denilmiştir.

© Fakat sen dünya sarhoşusun, kendini arslanolacak bir yiğit sanıyorsun. Hattâ "arslanım" zannına düşmüşsün;aklını başına al da ileri atılma.

® Ben cefâya uğrayıp, kemâle ereceği ve safabulacağı zaman kaçan, sonra da manevî safa, huzur dileyen kişiye şaşarım.433

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

433 Çünkü sevgilinin cefâsı, kalpteki günah pasını siler, temizler. Cefâdan, belâdan şikâyet etmek ise, o pasın kalmasını, belki artmasını istemektir.
"Yârin cefâsı, cümle safadır, cefâ değil. Yâri 'cefâ kılar' diyen, ehl-i vefa değil."


AŞK BİR DAVAYABENZER

® Aşk bir. dâvaya benzer, cefâ çekmek datanıktır. Tanığı olmayan, dâva kaybedilir.

® Kadı senden tanık isterse, sakın ona incinme;cefâyı, kederi, ızdırabı güler yüzle karşıla. Onları bağrına bas da, hakikatdefinesini elde et.434

Yine Şefik Candedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

434 Define tılsımlı bir yılan tarafından korunduğu için, Mevlâna; "Yılan gibi olan cevr ve cefâya katlanın ki, yâra kavuşasınız." demek istiyor.

® Ey oğul, senin başına gelen cefâlar, belâlarsana değildir; sende bulunan kötü huylaradır. Sende bulunan kötülük sıfatınıngidebilmesi içindir.

® Anan sana kızınca; "Allah canınıalsın." der. Fakat onun istediği, senin değil de, sendeki kötü huyunölümüdür.

® Edep ve terbiyeden kaçan kimseler, mertliğinde, mertlerin de, şereflerini, onurlarını çiğnemişlerdir.

© Güzelce dövülmüş, ve elenmiş az miktardaki tatlıbadem; acı badem içine giren, acı bademlerin içine karışan çok miktardakibademden daha hoştur.

® Bademin acısı ve tatlısı görünüşte bîrdir,ayırdedilemez. Kusur şunda ki, onların şekilleri, görünüşleri bir ama, gönülleribir değil; birisi acı, birisi tatlı.


ALLAH’AİNANMAYANLARLA YOLDAŞLIK ETME !

® Allah'a inanmayan kişinin gönlünde korku vardır.Çünkü O, öbür dünyanın, yâni âhiretin hâlinden şüphe eder, zanla, şüphe ileyaşar durur.

® Onun da bir yolu vardır. Orada koşar durur.Fakat o yol bir hakîkat menzile varamaz. Gönlü kör olan kişi adımı korka korkaatar.

® Yolcu gideceği yolu bilmezse, nasıl yolalabilir? Korku ile, dertlerle ve gönül almalarla dolu olarak gider.

® Birisi; "Hey yolcu! Dikkat et, bu tarafayol yoktur." derse, korkusundan hemen orada durur.

® Fakat gönlü ile hakikati duyan ve yolu bilenkişinin kulağına hiç böyle hay huylar girer mi?

® O hâlde, ey sâlik, sen böyle deve yürekli, yânikorkak insanlarla yoldaşlık etme! Çünkü darlık ve korku vaktinde onlar işeyaramazlar.


DÜŞÜNCELER

Çocukluğumuzdan beri duyarız; Burası imtihan dünyası. Dünyada imtihan oluyoruz. Peki neyin imtihanıdır bu?

Cenab-ı Allah kainatı yaratmadan önce ruhlar âlemini yaratmıştır. Ruhlar aleminde dünyadaki geçmiş, şu an yaşayan ve gelecek olanmilyarlarca insanın ruhunu, velhasıl ruhların hepsini bir anda yaratmıştır.

İşte o zaman Cenab-ı Allah bütün ruhlara hitaben: Elestü bi-Rabbiküm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) buyurunca; Bütün ruhlar Kâlû: Belâ’ (Evet, Sen bizim Rabbimizsin)dediler.
Ve hepsi de birbirine şahit tutuldu. (Arafsuresi, 172. ayet)

Allahu Teala, bütün ruhlara beden elbisesigiydirip bu dünyaya imtihana gönderdi.

Cenab-ı Allah, Madem ki Rabbim sensin, dedin; görelim gerçekten seviyormusun; seni birtakım sıkıntı, bela, hastalıklarla imtihan edeceğim. Bakalım sabredip şükredecekmisin? Şu bir gerçek ki; söz ile ifade edilen sevgiden, hâl ile ortaya koyulan sevgi, saygı elbet çok dahaderin ve gerçektir.

Allaha aşkla söylediğimiz o seni seviyorum sözünü ispat etmek için dünyadayız. La ilahe illallah sözünü yaşarsak ispat etmiş oluruz. Allahtan başka ilah yok, sözünü…

Bu sözü yaşamak, Muhammeden Resulullah demekle yani La ilaheillallah’ı yaşayarak gösteren PeygamberEfendimizin SAV yaşamını hayatımıza rehber almakla gerçekleşir. Daha dünya kurulmadan bize dava açıldı. Allah'a olan aşkını ispat et diye. Mahşerdeki büyük mahkemede, Allah'a olan aşkımızın şahitleri, çektiğimiz hastalıklar,dertler, sıkıntılar, üzüntüler, ve sabrettiğimiz ibadetler, haramlar, günahlar olacaktır.

Rabbimiz bazı inatçı inanmayanlara hiç hastalık, dert, ızdırap, sıkıntı vermiyor. Ki, Allah’ı hatırlamasınlar. Firavunun ömrü boyunca başı bileağrımamış.

Başımıza gelen her musibet Allah’tan bize gelenilahi mesajlardır. Eğer ki bizler, dert ve sıkıntılarımızın sevgilimizdengeldiğini anlayabilirsek, o zaman bu sıkıntı ve kederlerimizin içindeki rahmetifark eder, dolayısıyla da sevinç duyar, lütfedilen bu nimete bol bolşükrederiz.

"Aşk bir davaya benzer, cefa çekmek de davanın tanığıdir. tanığı olmayan her dava mutlaka kaybedilir. Cefa, ızdırap, keder senin aşkının tanıklarıdır. "

Hz.Mevlânâ, Mesnevi, c.3, 4008

(Bu Freidreich Ataksisi ve şeker hastalığım, çektiğim sıkıntılar, mahşerde Allah'a olan aşkımın tanıkları olacaklar İnşallah.)

Fakat şunu da bilmek gerekir ki, Cenab-ı Allah’ın imtihan yoluyla bizleridenemesine, bilmesine hiç ihtiyaç yok. Yüce Yaratıcı yarattığı kulun ne olduğunu daha ruhlar alemindeyken bilir.

İmtihan,biz aciz kullar için gerekli. O, sadece hiç kimseye haksızlık yapılmadığını anlamamızı, görmemizi, bilmemizi ister.

[Yukarıdaki bilgileri, yaşayan son Mesnevihan(Hz. Mevlana’nın eseri Mesnevi’yi her yönüyle en iyi bilen kişi) sevgili HayatNur Artıran Hanımefendi’nin izniyle “Aşk Bir Davaya Benzer” kitabındanözetledik.]

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren,Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat NurArtıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.
Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemizenasip etsin.


Celalin Penceresinden

  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 01:35
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018