Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 28-08-16, 08:50 #21
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1101


1787 - Kà'a İbnu Ucre radıyallâhu anh anlatıyor: "Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Namazın takipçileri (muakkibât) var. Onları her namazın peşinden söyleyenler veya yapanlar cennet ve mükafaat hususunda hüsrâna uğramazlar. Bunlar otuz üç adet tesbih, otuz üç adet tahmid, otuzdört adet tekbir'dir".
Müslim, Mesâcid 144, (596); Tirmizi Daavât 25, (3409); Nesâi, 91, (3, 75).
Nesâi'nin Zeyd İbnu Sâbit radıyallâhu anh'ten yaptığı bir rivâyette şöyle denmektedir: "Bu emredildiği zaman Ensâr'dan bir adam rüyasında görür ki bir kimse: "Bunu yirmi beş yapın, tehlili de ilâve edin" demektedir. Sabah olunca bunu Resülullah aleyhissalâtu vesselâm anlattı. Efendimiz: "Söylendiği şekilde yapın!" buyurdu."

__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:50 #22
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1096


1782 - Hz. Ali radıyallâhu anh anlatıyor: "Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm secde ettiği vakit şöyle dua okurdu: "Allah’ım sana secde ettim, sana inandım, sana teslim oldum. Yüzüm de, kendisini yaratıp şekillendiren, ona kulak, göz takan yaratanına secde etmiştir. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir" (Hacc 14).
Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın teşehhüdle selam arasında okuduğu en son duası: "Allahümmağfir Ii mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve ma esrertü ve mâ a'Ientü ve maesreftü ve mâ ente a'Iemu bihi minnî ente'I-mukaddim ve ente'I-muahhir. Lâ ilâhe illâ ente. (Allahım, geçmiş ömrümde yaptıklarımı, gelecekte yapacaklarımı, gizli işlediklerimi, aleni yaptıklarımı, israflarımı, benim bilmediğim fakat senin bildiğin kusurlarımı affet. İlerleten sen, gerileten de sensin, senden başka ilah yoktur)".
Müslim, Salâtul-Müsâfirin 201, (771), Tirmizi, Daavât 32, (3417, 3418, 3419); Ebü Dâvud, Salât 121, (760); Nesâi, İftitâh 17, (2,130).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:51 #23
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1097


1783 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallâhu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a, Hz. Ebu Bekir radıyallâhu anh gelerek:
"Bana namazda okuyacağım bir dua öğret" dedi. Resulullah aleyhissalatu vesselam ona şu duayı okumasını söyledi:
"Allahümme inni zalemtü nefsi zulmen kesiran ue lâ yağfiru z-zünübe illâ ente fà'ğfir li mağfireten min indike verhamni inneke ente'l-ğàfüru'r-rahim. (Allah’ım ben nefsime çok zulmettim. Günahları ancak sen affedersin. Öyle ise beni, şanına layık bir mağfiretIe bağışla, bana merhamet et. Sen affedici ve merhamet edicisin)".
Buhâri, Sıfâtu's-Salât 149, Daavât 17, Tevhid 9; Müslim, Zikr 48, (2705); Tirmizi, Daavât 98, (3521); Nesâi, Sehiv 58, (3, 53).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:51 #24
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1098

1784 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ Hazretleri anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm teşehhüdden sonra şunu okurdu: "Allahümme inni eüzu bike min azâbi cehennem ve eüzu bike min azâbi'I-kabri ve eüzu bike min fitneti'd-Deccâl ve eüzu bike min fitneti'I-mahyâ ve'I-memât. (AIIah’ım, ben cehennem azabından sana sığınırım. Kabir azabından da sana sığınırım. Deccal fitnesinden de sana sığınırım, hayat ve ölüm fitnesinden de sana sığınırım)".
Ebu Dâvud, Salât 184, (984).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:51 #25
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1099

1785 - İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın geceleyin namazdan çıkınca şu duayı okuduğunu işittim: "ÂlIah’ım! Senden, katından vereceğin öyIe bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidayet, işlerime nizam, dağınıklığıma tertip, içime kâmil iman, dışıma amel-i sâlih, amellerime temizlik ve ihlâs verir, rızana uygun istikâmeti ilham eder, ülfet edeceğim dostumu lutfeder, beni her çeşit kötülüklerden korursun.
Allah’ım, bana öyle bir iman, öyle bir yakin ver ki, artık bir daha küfür ihtimali kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve ahirette senin nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.
Allah’ım! Hakkımızda vereceğin hükümde lütfunIa kurtuluş istiyorum, (kurbuna mazhàr olan) şühedâya has makamları niyaz ediyorum, bahtiyar kulların yaşayışını diliyorum, düşmanlara karşı yardım taleb ediyorum!
Allah’ım! Anlayışım kıt, amelim az da olsa (dünyevi ve uhrevi) ihtiyaçlarımı senin kapına indiriyor, karşılanmasını senden taleb ediyorum. Rahmetine muhtacım, halimi arzediyorum. İhtiyacım ve fakrim sebebiyledir ki, ey işlere hükmedip yerine getiren, kalplerin ihtiyacını görüp şifâyâb kılan Rabbim! Denizlerin aralarını ayırdığın gibi benimle cehennem azabının arasını da ayırmanı, helâke dâvetten, kabir azabından korumanı diliyorum.
Allah’ım! Kullarından herhangi birine verdiğin bir hayır veya mahlukatından birine vaadettiğin bir lütuf var da buna idrakim yetişmemiş, niyetim ulaşamamış ve bu sebeple de istediklerimin dışında kalmış ise ey âlemlerin Rabbi, onun husülü için de sana yakarıyor, bana onu da vermeni rahmetin hakkında senden istiyorum.
Ey Allahım! Ey Kur'ân gibi, din gibi kuvvetli ipin, şeriat gibi doğru yolun sahibi! Kâfirler için cehennem vaadettiğin kıyamet gününde, senden cehenneme karşı emniyet, arkadan başlayacak ebediyet gününde de huzur-i kibriyana ulaşmış mukarrebin meleklerle, dünyada iken çok rükû ve secde yapanlar ve ahidlerini ifa edenlerle birlikte cennet istiyorum. Sen sınırsız rahmet sahibisin, sen seni dost edinenlere hadsiz sevgi sahibisin, sen dilediğini yaparsın. Dilek sahipleri ne kadar çok, ne kadar büyük şeyler isteseler hepsini yerine getirirsin.
Allah’ım! Bizi, sapıtmayıp, saptırmayan hidâyete ermiş hidâyet rehberleri kıl. Dostlarına sulh vesilesi, düşmanlarına da düşman kıl. Seni seveni sana olan sevgimiz sebebiyle seviyoruz. Sana muhâlefet edene, senin ona olan adâvetin sebebiyle adavet düşmanlık ediyoruz.
Allah’ım! Bu bizim duamızdır. Bunu fazlınla kabul etmek sana kalmıştır. Bu, bizim gayretimizdir, dayanağımız sensin.
Allahım! Kalbime bir nur, kabrime bir nur ver; önüme bir nur, arkama bir nur ver; sağıma bir nur, soluma bir nur ver; üstüme bir nur, altıma bir nur ver; kulağıma bir nur, gözüme bir nur ver; saçıma bir nur, derime bir nur ver; etime bir nur, kanıma bir nur ver; kemiklerime bir nur koy!
Allah’ım nurumu büyüt, söylediklerimin hepsine bedel olacak bir nur ver, söylenmeyenleri de kuşatacak bir nur daha ver!
İzzeti bürünmüş, onu kendine âlem yapmış olan Zât münezzehtir. Büyüklüğü bürünmüş ve bu sebeple kullarına ikramı bol yapmış olan Zât münezzehtir. Tesbih ve takdis sadece kendine layık olan Zat münezzehtir. Fazl ve nimetler sâhibi Zàt münezzehtir. Azamet ve kerem sahibi Zât münezzehtir. Celal ve ikrâm sâhibi Zat münezzehtir."
Tirmizi, Daavât 30, (3415).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:52 #26
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1102

1788 - Ebu Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim sabah namazının arkasından yüz kere tesbihde ve yüz kere tehlilde bulunursa, denizköpüğü gibi çok bile olsa günahları affedilir".
Nesai, Sehv 95, (3, 79).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:52 #27
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1103

1789 - Ukbe İbnu Amir radıyallâhu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm her namazın arkasından muavvizâtı okumamı emretti."
Ebu Dâvud, Salât 361, (1523); Nesâi, Sehv (79, (3, 68).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:55 #28
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1104

1790 - Hz. İbnu Abbâs radıyallâhu anhümâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm teheccüt namazı kılmak üzere geceleyin kalkınca şu duayı okurdu: "AIIah’ım, Rabbimiz! Hamdler sanadır. Sen arz ve semâvatin ve onlarda bulunanIarın kayyumu ve ayakta tutanısın, hamdler yalnızca senin içindir. Sen semâvat ve arzın ve onlarda bulunanların nûrusun, hamdler yalnızca sanadır. Sen haksın, va'din de haktır. Sana kavuşmak haktır, sözün haktır. Cennet haktır, cehennem de haktır. Peygamberler haktır, Muhammed aleyhissalâtu vesselâm de haktır. Kıyamet de haktır.
AIIah’ım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana tevekkül ettim. Sana yöneldim. Hasmına karşı senin bürhanın iIe dâva açtım. Hakkımı aramada senin hakemliğine başvurdum. Önden gönderdiğim ve arkada bıraktığım hatalarımı affet. Gizli işlediğim, aleni yaptığım, benim bilmediğim, senin benden daha iyi bildiğin hatalarımı da affet! İlerleten sen, gerileten de sensin. Senden başka ilah yoktur".
Buhâri, Teheccüt 1, Daavât 10 Tevhid 8, 24, 35; Müslim, Salâtu'l-Müsâfirin 199, (769); Muvatta, Kur'ân 34, (1, 215, 216); Tirmizi, Daavât 29, (3414); Ebü Dâvud, Salât 121, (771); Nesâi, Kıyâmu'l-Leyl 9, (3, 209, 210).)
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:55 #29
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1110

1796 - Hz. Huzeyfe İbnu'l-Yemân radıyallâhu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm yatağına girince şu duayı okurdu:
"Allah’ım! Senin adınla hayat bulur, senin adınla ölürüm.
"Sabah olunca da şu duayı okurdu:
"Bizi öldürdükten sonra tekrar hayat veren AlIah'a hamdolsun! Zaten dönüşümüz de O'nadır".
Buhâri, Daavat 7, 8, 16, Tevhid 13; Tirmizi, Daavât 29, (3413); Ebü Dâvud, Edeb 177, (5049).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:56 #30
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1095

1781 - İbnu Abbâs radıyallâhu anhümâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm iki secde arasında: "Allahümme'ğfir li ve'rhamni, ve'cbürni, ve'hdini ve'rzukni. (Allah’ım bana mağfiret et, merhamet et, beni zengin kıl, bana hidâyet ver, bana rızık ver) derdi".
Ebü Dâvud, Salât 145, (850); Tirmizi, Salât 211, (284); İbnu Mâce, Salât 23, (898).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:56 #31
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1090

1776 - Hz. Aişe radıyallâhu anhâ anlatıyor: "Resullulah aleyhissalatu vesselâm rükûsunda ve secdelerinde şu duayı çokca okurdu:
"Sübhânekallâhümme Rabbenâ ve bi-hamdike, Allahümmağfirli. (Allah'ım, seni takdis ve tenzih ederim. Rabbimiz! Takdisimiz hamdinledir. Ey Allah’ım, beni mağfiret et.)" Bu duayı okumakla Kur'ân'a yani Kur'ân'ın: "Rabbini hamd ile tesbih et" (Nasr 3) âyetine uyuyordu."
Buhâri, Ezân 123, 139, Meğâzi 50, Tefsir, İzâcâe nasrullahi ve'l-Feth; Müslim, Salât 217, (484); Ebü Dâvud, Salât 152, (877); Nesâi, İftitâh 153, (2, 219).
Müslim, Ebu Dâvud ve Nesâi'den gelen bir rivâyette şöyle denir: "Resüllullah aleyhissalatu vesselâm rükû ve secdesinde şöyle derdi: "Subbühun kuddüsün Rabbü'l-melaiketi ver-Rühi, (Münezzehsin, mükaddessin, meleklerin ve Ruh'un Rabbisin)"
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:57 #32
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1089

1775 - Ebü Hüreyre radıyallâhu anh Hazretleri anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, secdelerinde şunları söylerdi: "Allahümmağfirli zenbi küllehu, dıkkahu ve cüllehu, evvelehu ve âhirehu, sırrahu ve alâniyyetehu. Allah’ım! Büyük-küçük birinci sonuncu, gizli-açık, bütün günahlarımı mağfiret buyur."
Müslim, Salât 216, (483); Ebu Dâvud, Salât 152, (878).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:58 #33
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1088

1774 - İbnu Abbâs radıyallâhu anhümâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Haberiniz olsun, ben rükü ve secde hâlinde Kur'ân okumaktan men edildim. Öyleyse rüküda Rabb Teâlâ'yı tâzim edin, secdede ise dua etmeye gayret edin, zira secdede iken yaptığınız dua icâbet edilmeye Iâyıktır."
Müslim, Salât 207 (479); Ebü Dâvud, Salât 152, (876); Nesai, İftitâh 98, (2,189).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:59 #34
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1087

1773 - Hz. Aişe radıyallâhu anhâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaza iftitah tekbiri ile başlayınca şunu okurdu:
"Subhâneke Allahümme ve bi-hamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe gayruke. (Allah'ım seni her çeşit noksan sıfatlardan takdîs ederim, hamdim sanadır. Senin ismin mübârek, azametin yücedir, senden başka ilah da yoktur)."
Tirmizî, Salat 179, (243); Ebû Dâvud, Salat 122, (776); İbnu Mâce, İkâmeti's-Salat 1, (804).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:59 #35
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1086

1772 - Muhammed İbnu Mesleme radıyallâhu anh anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm nâfile namaz kılmak için kalktığı vakit bazan şunu okurdu:
"Allahu ekber veccehtü vechiye li'llezî fatara's-Semâvâti ve'1-arza hanî-fen müslimen ve mâ ene mine'l-müşrikîn... (Allah büyüktür. Yüzümü Ha-nîf ve Müslüman olarak semâvat ve arzı yaratan Allah’a yönelttim. Ben müşriklerden değilim. . . ")
Devamını Hz. Câbir radıyallâhu anh'in rivâyetinde olduğu şekilde zikretti. Sonra şunu okudu:
"Allahümme ente'l-Meliku. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bihamdike Allahım kâinatın gerçek Meliki sensin. Senden başka ilah yoktur. Seni hamdinle takdîs ederim. " Sonra kıraata geçti."
Nesâî, İftitâh 17, (2,131).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 08:59 #36
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1085

1771 - Hz. Câbir radıyallâhu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaza başlarken tekbir getirir, sonra bazan şunu okurdu: "İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Lâ şerîke lehu ve bi-zâlike ümirtü ve ene evvelü'l-müslimîn. Allahümmehdinî li-ahseni'l a'mâli ve ahseni'l-ahlâki. Lâ yehdî li-ahseniha illâ ente. Ve kınî seyyie'l-a'mâl ve seyyie'l-ahlâk. Lâ yakî seyyiehâ illâ ente. (Namazım, ibadetim hayatım ve ölümüm âlemlerin Şeriksiz Rabbi Allah içindir. Ben bununla emrolundum. Ben bu emre teslim olanların ilkiyim. Ey Allah'ım, beni amellerin ve ahlâkın en iyisine sevket. Bunların en iyisine senden başka sevkeden yoktur. Beni kötü amellerden ve kötü ahlâktan koru, bunların kötülerinden ancak sen korursun."
Nesâî, İftitâh 16, (2,129).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 09:00 #37
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1084

1770 - Hz. Enes radıyallâhu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaz kılarken nefes nefese bir adam geldi ve:
"Allahu ekber, Elhamdü lillâhi hamden kesîran tayyiben mubâreken fîhi. (Allah büyüktür, çok temiz ve mübârek hamdler Allah'adır!)" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namazı bitirince:
"Şu kelimeleri hanginiz söyledi?" diye sordu. Cemaat bir müddet sessiz kaldı, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Kim söylediyse çekinmesin, benim desin, Zîra fena bir şey söylemiş değil" dedi. Bunun üzerine adam:
"Ben, ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da:
"Ben on iki melek gördüm. Her biri, bu kelimeleri Allah'ın huzuruna kendisi yükseltmek için koşuşmuşlardı."
Müslim, Mesâcid 149, (600); Ebû Dâvud, Salât 121, (763): Nesâî, İftitâh 19, (2,132,133).
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 09:00 #38
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1083

1769 - İbnu Ömer radyallahu anhumâ anlatıyor: "Biz, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte namaz kılarken, cemaatten biri aniden:
"Allahu ekber kebîrâ, velhamdü lillâhi kesîrâ, subhânallâhi bükraten ve asîlâ (Allah, büyükte büyüktür, Allah'a hamdimiz çoktur, sabah akşam tesbihimiz Allah'adır!" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm efendimiz:
"Bu sözleri kim söyledi?" diye sordu. Söyleyen adam:
"Ben, ey Allah'ın Resûlü" dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesellâm efendimiz:"
"O sözler hoşuma gitti. Sema kapıları onlara açıldı" buyurdu. İbnu Ömer radıyallâhu anhümâ der ki: "Söylediği günden beri o zikri okumayı hiç terketmedim."
Müslim, Mesâcid 150, (601); Tirmizî, Daavât 137, (3586); Nesâî İftitâh 8, (2,125).
Nesâî, bir rivâyette şu ziyâdede bulunmuştur: "On iki adet meleğin, bu sözleri yükseltmek üzere koşuştuklarını gördüm."
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 09:01 #39
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1082

1768 - Ebû Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaz için tahrime tekbirini alınca kıraate geçmezden önce bir müddet süküt buyurmuştur. Ben:
"Ey Allah'ın Resûlü, dedim, anam babam sana feda olsun, tekbir ile kıraat arasındaki süküt esnasında ne okuyorsunuz?" Bana şu cevabı verdi:
"Ey Allah’ım, beni hatalarımdan öyle temizle ki, kirden paklanan be-yaz elbise gibi olayım. Allah’ım beni, hatalarımdan su, kar ve dolu ile yıka" diyorum.
Buhârî, Ezân 89; Müslim, Mesâcid 147, (598); Ebû Dâvud, Salât 123, (781); Nesâî, İftitâh 15, (2,128,129).
Ebû Dâvud, Nesâî ve Buhârî'nin rivâyetlerinin başında şu ziyade vardır: "Allah’ım, benimle hatalarımın arasını doğu ile batının arası gibi uzak kıl."
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-08-16, 09:02 #40
JokesOnYou JokesOnYou çevrimdışı
Varsayılan Hadis-i Şeriften Seçmeler 1081

1767 - El - Kuddûs: Ayıplardan temiz demektir.
es-Selâm: Selâm sahibi‚ yani her çeşit ayıptan selâmette‚ her türlü âfetten berî demektir.
el-Mü’min: Kullarına va’dinde sâdık olan demektir. Tasdîk mânasına olan imandan gelir. Yahut‚ kıyamet günü kullarına‚ azabına karşı garanti veren‚ güven veren demektir‚ bu mâna emân’dan gelir.
el-Muheyyim: Şâhid olan (görüp gözeten) demektir. Emîn mânasına geldiği de söylenmiştir. Aslı‚ müeymin’dir‚ ancak hemze‚ hâ’ya kalbolmuştur. Keza er-Rakîb ve el-Hafiz mânâsına geldiği de söylenmiştir.
el-Azîzu: Kahreden‚ galebe çalan demektir. "İzzet"‚ galebe çalmak mânasına gelir.
el Cebbâr: Mahlukâtı mecbur eden; emir veya yasak her ne dilerse ona zorlayan demektir. Bu kelimenin‚ bütün mahlukâtının fevkinde yücedir mânasına geldiği de söylenmiştir.
el-Mütekebbir: Mahlukâta ait sıfatlardan yüce‚ uzak mânasına gelir. Ayrıca "Mahlukâtından büyüklük taslayarak kendisiyle azamet yarışına kalkanlara büyüklüğünü gösteren ve onlara haddini bildiren mânasına geldiği de söylenmiştir. Keza şu mânaya geldiği de belirtilmiştir: "Mütekebbir" Allah’ın azametini ifâde eden kibriyâ kelimesinden gelir‚ tezyîfî bir mâna taşıyan kibir kelimesinden gelmez.
el-Bârîu: Mahlukâtı‚ mevcut bir misâle bakmaksızın‚ yoktan‚ örneksiz olarak yaratan mânasına gelir. Bu kelime‚ öncelikle hayvanlar için kullanılır‚ diğer mahlûklar için pek kullanılmaz. Hayvanlar dışındaki mahlukât hakkında nâdiren kullanılır.
el-Müsavvir: Mahlukâtı farklı sûretlerde yaratan demektir. Tasvîr lügat olarak hat ve şekil çizmek mânasına gelir.
el-Gaffâr: Kulların günahlarını tekrar tekrar affeden‚ mânasına gelir. Gafr kelimesi‚ aslında setr (örtmek) ve kapatmak mânalarına gelir. Allah Teâlâ kullarının günahlarını affedici‚ onlar için cezayı terketmek sûretiyle günahları örtücüdür.
el-Fettâh: Kulları arasında hâkim demektir. Araplar, hâkim iki hasmın (dâvalı-dâvacı) arasındaki ihtilafı çözdüğü zaman: "Hâkim iki hasmın arasını fethetti" derler. Hükmetti, çözüme kavuşturdu mânasında, hâkime fâtih dendiği de olmuştur. Mamafih "Kullarına rızk ve rahmet kapılarını açan", rızıklarından kapanmış olanları açan mânasına da gelir.
el-Kâbız: Kullarının rızkını lütfu ve hikmetiyle tutan mânasına gelir.
el-Bâsıt: Kullarına rızkı açıp cûd ve rahmetiyle genişleten demektir. Böylece Cenâb-ı Hakk, hem ihsan sahibi, hem de onu men edici olmaktadır.
el-Hâfid: Cebbarları ve firavunları alçaltan demektir. Yâni onları horlar ve değersiz kılar demektir.
er-Râfi': Velîlerini, dostlarını yüceltir. Azîz kılar demektir. Böylece Allah, hem zelîl hem de azîz kılıcı olmaktadır.
el-Hakem: Hâkim demektir. Bu da hakikatı hükmetme yetkisi kendisine verilen, ona gönderilen demek olur.
el-Adlu: Kendinde heva meyli olmayan, hükümde doğruluktan ayrılmayan cevre yer vermeyen mânasına gelir. Aslında masdardır. Ancak âdil makamında kullanılmıştır. Âdil'den daha beliğdir, çünkü müsemma, fiilin kendisiyle isimlenmiştir.
el-Latîfu: Arzunu sana rıfkla ulaştıran demektir. "Mahiyeti, idrak edilemeyecek kadar latîf" mânasına geldiği de söylenmiştir.
el-Habîru: Olanı ve olacağı bilen kimseye denir.
el-Gafûru: Bağışlamada mübalağa eden, çok bağışlayan demektir.
eş-Şekûru: Kullarını, sâlih fiilleri sebebiyle mükâfatlandıran ve sevap veren demektir. Allah'ın kullarına şükrü, onlara mağfireti ve ibâdetlerini kabul etmesidir.
el-Kebîru: Celâl (büyüklük) ve şânının yüceliği sıfatlarını taşıyan kimsedir.
el-Mukîtu: Muktedir demektir. Ayrıca, mahlukâta gıdalarını veren mânasına geldiği de söylenmiştir.
el-Hasîbu: el-Kâfi demektir. Muf'il mânasında fâildir, tıpkı mü'lim mânasında elim gibi, hasîb'in muhâsib mânasında kullanıldığı da söylenmiştir.
er-Rakîbu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan hâfîz (muhâfız) demektir.
el-Mucîbu: Kullarının duasını kabul edip, icâbet eden zât demektir.
el-Vâsiu: Zenginliği, bütün fakrlar bürüyen; rahmeti herşeyi kuşatan demektir.
el-Vedûdu: el-Vedd (sevgi) kelimesinden mef'ûl mânasında feûl'dür. Allah Teâlâ Mevdûd'dur. Çok sevilir. Yani velilerinin kalbinde sevgilidir. Veya fâil mânasında feûldür. Yani Allah Teâlâ sâlih kullarını sever, bu da "onlardan razı olur" demektir.
el-Mecîdu: Keremi geniş olan demektir. Şerif mânasını taşıdığı da söylenmiştir.
el-Bâisu: Mahlukâtı, ölümden sonra kıyamet günü yeniden diriltir demektir.
eş-Şehîdu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan kimse demektir. Şâhid ve şehîd aynı mânada kullanılır, tıpkı âlim ve alîm kelimeleri gibi. Mâna şöyledir: Allah, her yerde hâzırdır. Eşyayı müşahede edip her an görür.
el-Hakku: Varlığı ve vücudu gerçek olan demektir.
el-Vekîlu: Kulların rızıklarına kefil demektir. Hakikat şudur: Kendisine tevkîl edilmiş olanı işinde müstakil söz sâhibi olmaktır. Bu hususta şu âyet hatırlanabilir: "Dediler ki Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" (Al-i İmrân 173).
el-Kaviyyu: el-Kâdir (güçlü) demektir. Ayrıca: "Kudreti ve kuvveti tam, O'nu hiçbir şey âciz kılamaz" mânasına da gelir.
el-Metînu: Şedîd ve kavî olup, hiçbir fiilinde meşakkatle karşılaşmayan demektir.
el-Veliyyu: Nâsır (yardımcı) demektir. Ayrıca: "İşlerin kendisiyle yürüdüğü mütevelli, yetimin velîsi gibi" diye de açıklanmıştır.
el-Hamîdu: Fiiliyle hamde hak kazanan mahmûd kimsedir. Bu kelime mef'ûl mânasında fâildir.
el-Muhsî: İlmiyle herşeyi sayan, nazarından büyük veya küçük hiçbir şey kaçmayan kimse demektir.
el-Mübdiu: Eşyayı yoktan ilk defa var eden, yaratan demektir.
el-Muîdu: Mahlukâtı hayattan sonra tekrar ölüme, öldükten sonra da tekrar hayata iâde eden kimse demektir.
el-Vâcidu: Fakirliğe düşmeyen zengin demektir. Bu kelime, gına demek olan cide kökünden gelir.
el-Vâhidu: Tek başına devam eden, yanında bir başkası olmayan ferd'dir. Ayrıca, şerik ve arkadaşı olmayan kimse mânası da mevcuttur.
El-Ahadu: Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka gelince, ahad, kendisiyle bir başka adedin zikredilmesini men edecek bir yapıya sâhiptir. Kelime hem müzekker, hem de müennestir. "Bana kimse (ahad) gelmedi derken, gelmeyen hem erkektir, hem de kadındır." Vâhid'e gelince bu sayıların ilki olarak vazedilmiştir: "Bana halktan biri (vahid) geldi" denir ama "Bana haktan kimse (ahad) geldi" denmez. Vâhid, emsâl ve nazîri kabûl etmeyen bir mâna üzere bina edilmiştir. Ahad ise ifrad ve arkadaşlardan yalnızlık üzere bina edilmiştir. Öyle ise, vâhid, zât itibariyle münferiddir, ahad ise mâna itibariyle münferiddir.
es-Samedu: İhtiyaçlarını temin etmek üzere, halkın kendisine başvurduğu efendidir. Yani halkın kendisine yöneldiği kimsedir.
el-Muktediru: Kudret kökünden müfteil babındandır. Kâdir'den daha öte bir güçlülük ifâde eder.
el-Mukaddimu: Eşyayı takdim edip, yerli yerine koyan demektir.
el-Muahhiru: Eşyayı yerlerine te'hir eden demektir. Kim takdime hak kazanırsa ona takdîm eder, kim de te'hîre hak kazanırsa ona da te'hîr eder.
el-Evvelu: Bütün eşyadan önce var olan demektir.
el-Âhiru: Bütün eşyadan sonra bâkî kalacak olan demektir.
ez-Zâhiru: Herşeyin üstünde zâhir olan ve onların üstüne çıkan şey demektir.
el-Bâtınu: Mahlukâtın nazarlarından gizlenen demektir.
el-Vâlî: Eşyanın mâliki ve onlarda tasarruf eden demektir.
el-Müteâli: Mahlukâtın sıfatlarından münezzeh olan, bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âlî olan.
el-Berru: Katından gelen bir iyilik ve lütufla, kullarına karşı merhametli, şefkatli demektir.
el-Müntakimu: Dilediğine ceza vermede şiddetli davranan demektir. Nekame kökünden müfteil babında bir kelimedir. Nekame, hoşnudsuzluğun öfke ve nefret derecesine ulaşmasıdır.
el-Afuvvu: Afv'dan feûl babında bir kelimedir. Bu bâb mübalağa ifâde eder. Öyle ise mâna: "Günahları çokça bağışlayan" demek olur.
er-Raûfu: Katından gelen bir re'fetle (şefkatle) kullarına merhametli ve şefkatli olan demektir. Re'fetle rahmet arasındaki farka gelince; rahmet bazan maslahat gereği istemeyerek de olabilir. Re'fet isteksiz olmaz, isteyerek olur.
Zü'l-Celâl: Celâl, celîl'in masdarıdır. Celâl, celâlet, nihâyet derecede büyüklük, azamet demektir. Zü'l-Celâl büyüklük sahibi olan mânasına gelir.
el-Muksidu: Hükmünde âdil, demektir. Ef'àl babında adaletli oldu mânasına olan bu kelime, sülâsî aslında zulmetti mânasına gelir. Nitekim kasıt; cevreden, zâlim demektir.
el-Câmiu: Kıyamet günü mahlukâtı toplayan demektir.
el-Mâniu: Dostlarını, başkalarının eziyetinden koruyan yardımcı demektir.
en-Nûru: Körlüğü olanları nuruyla görür kılan, dalâlette olanları da hidâyetiyle irşâd eden demektir.
el-Vârisu: Mahlukâtın yok olmasından sonra da bâki kalan demektir.
er-Reşîdu: Mahlukâta maslahatların gösteren demektir.
es-Sabûru: Âsîlerden intikam almada acele etmeyen, cezalandırmayı belli bir müddet te'hîr eden demektir. Allah'ın sıfatı olarak sabûr'un mânası halîm'in mânasına yakındır. Ancak ikisi arasında şöyle bir fark vardır: Sabûr sıfatında cezanın mutlaka olacağını beklemeyebilirler. Ancak halîm sıfatıyla Allah'ın cezasına kesin nazarıyla bakarlar.
Allah inkârcıların söylediklerinden münezzeh ve mukaddestir, uludur, yücedir.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
109, 10;, 12;, 130.+, 131, 1719;, 1744;, 1909;, 21;, 2678-79;, 3423;, 3630;, 4581;, 51;, abbas, abdullah, acele, acılmış, adaleti, adam, adamın, adet, adına, adınla, affını, ahiret, ahkâm, ait, aittir, aişe, akdiye, akra, âl-i, aleni, aleyhine, aleyhissalatu, ali, allah, allahtan, allahü, allahın, allah’ım, almak, alttakine, altına, altından, amden, ancak, anh, anhüm, anhümâ, aniden, anlatıyor, anne, aralarında, arasına, arasında, araya, arkasından, armaĞan, artık, askeri, askerin, askerlerin, asla, avuçlarımızın, ayakkabı, ayakları, ayeti, aııah’ım, ayırdı, azad, azametin, azı, babam, bağlar, bağışlamak, bakara, bal, bana, baskını, basmış, bazen, baş, başka, beddua, bekir, bekr, belki, ben, beni, benim, berâet, bevli, beyyine, beş, beşer, beşli, biat, bike, bile, bilesiniz, bilip, bilirse, bilvesile, bin, bineğinin, bintu, bir, birbirine, birbirinizin, biri, birinci, birine, birle, birr, biz, bizden, bize, bizzat, boğazlanmış, borc, borcunu, boynunu, boş, buhari, bulan, bulunurdu;, bulunurlardı, bulunursa, bunlar, bunların, bunun, buyurdu, buyurdular, bıçaksız, bütün, büyük-küçük, bölerek, çadırda, caiz, çalsa, cânu, cehenneme, cehennemliktir, çekindiğini, celal, celde, celle, cemaat, cemaatle, cennetin, cennetlik, cennetliktir, cevabı, çevirdi, çevirmekten, cezasına, cezâus-sayd, Çeşit, çiftlik, cihad, cihada, cihadın, cisminin, çocuk, çok, çıkmayanlara, çıktınız, çünkü, daavat, dağıtırdı, daha, darbesinden, dava, davacı, davud, değemez, dedi, dediğini, değildir, dediler, dedim, demektir, demeyin, demezdi, denir, denizde, denizköpüğü, der, derdi, derecesine, desin, devam, deve, devedir, deveye, diğerlerini, dilediğini, dilersen, dileyen, dillerinizle, dilleriyle, dilsiz, dinar, dinardır, direk, dirhem, diri, diyat, diye, diyet, diyet-i, diyeti, diyetin, diyetine, diyetini, diyetinin, diş, dişi, dişlerin, doğru, doğruya, dokunmayın, dolusu, domuz, dua, duaları, duası, duâyı, durur, duvarına, duyduğu, dünya, dünyanın, dünyaya, düşman, düşmanla, düşmekten, dışında, dökülen, dönmek, dört, ebû, ebud-derdâ, ebü, edeb, edeceği, edecek, eden, edenler, eğer, ederdik, ederek, ederim, ederken, ederse, edildi, edilemez, edilenin, edilmek, edilmiş, edin, edinip, edinmeyin, ediyorum, efendi, efendimiz, ehemmiyet, ehl-i, eksem, elbise, elde, ele, elin, elinde, ellerini, eman, emin, emir, emirin, emretti, ente, erkeğin, erkek, esasına, esiri, etmeden, etmedikleri, etmekten, etmesi, etmeye, etmeyin, etmez, etmiş, etmişti, etse, etti, ettim, ettirmen, evet, evlerde, evliye, eüzu, ezan, eşas, eşittir, eşyalarını, fâcir, fakat, falanın, farzdır, fazîletlidir, fazladan, fazıl, fedâilul-kurân, fitne, fırlatarak, gadabından, gâib, galebe, ganimet, ganimetten, gaza, gazve, gazveye, geberttim, geceleyin, gecenin, geçerdi, geçince, gecirdi, gelendir, gelir, gelmezler, gelmiştim, genç, genişliği, geri, gerisini, getirdi, gibi, gidenler, gihâd, girdikleri, girer, girmiş, giydi, gizlerse, gizli-açık, gruba, gulûl, gulûldür, gübresi, gün, günahı, günahından, güneş, günü, gününde, güzelliğinden, gönderince, göndermeye, gönülden, gördüm, göre, görse, göz, gözün, ha-mim, haber, hâcc, hadd, hâine, hak, hakdır, hakkı, haktır, halde, halid, halinde, hamdler, hangi, haram, harb, hariç, harp, hasbiyallahu, hasmın, hatta, hatılını, hayat, hayatı, hayber, haybere, hayır, hayırlı, hayırlısı, hazretleri, hazretlerine, haşim, hederdir, helak, helal, henüz, hep, hepsi, herifi, heyecanıyla, hiç, hiçbir, hidayet, hiledir, hisse, hoşlanmıyor, humus, hurma, hurmaları, husumeti, hususunda, huzeyfe, hükmedeceğim, hükmederim, hükmetti, hüküm, hyr, hırsızlık, hırsızını, hırsızının, iade, ibadetin, ibnu, icâbet, için, içiyle, icrası, ictihad, iddia, idi, ifade, ihsânda, ikabından, ikamet, iki, ikindi, ikisi, ilah, ile, ileri, imama, iman, imran, imtihan, inançla, inkar, inmeyen, insanlara, insanlardan, insanların, ise, isimleri, islamın, islâmının, ism-i, ismailoğulları, ismin, istediği, istediğin, istemeyene, istenmesini, ister, istesin, isteyin, istiğfarı, istihya, iyi, iyisine, işitirseniz, işitmezse, işitmişti, işte, iştirak, kabilesinden, kabul, kadar, kadının, kâfirin, kâhine, kaldırdı, kaldırınca, kaldırır, kalıcı, kalır, kâmile, kanı, kanım, kanına, karar, karşılaşır, kasâme, katarak, katili, katılanlardan, katılmam, katılmayı, kaybedip, kaydıran, keçiyi, kelamda, kemiklerim, kendi, kendine, kendisi, kendisinden, kendisine, kere, keriminde, keza, kim, kimse, kimsedir, kimsenin, kimsesi, kimseyi, kin, kitabın, kitap, kişi, kişiliktir, koltuk, kopan, kopmasını, korktuğumuz, korundun, koşmadan, koşuşsun, kudret, kureyşten, kusurdan, külfetten, kırıp, kısas, kısmı, kıyamet, kölenin, kölesini, kör, kötü, köşkü, lakin, lebün, lehine, maddeleri, maddesi, mağfiret, mahallinden, makamda, maktülenin, mal, mala, mâlâyanî, malik, mallarınızla, malı, malüm, malına, malından, mamul, manasına, mazhar, megâzî, melek, melik, melûndur, merhamet, mervan, mesud, mevcuttur, mevla, miktarına, min, minberde, mirası, misli, muâhedin, muaz, muhafaza, mukâtele, mukateleden, mübarek, müccâa, müdahale, müezzini, mülk, mümin, müminde, müslim, müslüman, müslümanlar, müslümanların, mızrak, nafakası, nakîi, namaz, namazı, namazın, nefel, nefsim, nesai, nezdinde, niceleri, nimel-vekil, nimetin, normal, nur, nuru, nöbetini, oğlunun, oğulları, okumamı, okurdu, olacağım, olacağına, olacak, olamaz, olan, olana, olandır, olarak, oldu, olduğu, olduğuna, olduğunu, oldular, olmak, olmamızı, olması, olmasını, olmayan, olsun, oluncaya, olur, ona, ondan, onlar, onlara, onları, onların, onu, onun, onunla, orada, ordu, orta, osman, oturmasına, otuz, otuzu, parmakların, parmaklarını, pay, rabb, rabbi, rabbim, rabbimiz, rabbinden, radıyallahu, rahmin, ramazan, razı, resulullah, resûlü, resulüne, resülullah, ribât, rivayet, rükû, rüşvet, sabaha, sabit, sadece, sağlığına, sahibinin, sahiplerine, salat, saldırıya, sâlime, sana, sanadır, satmakta, satın, savaş, savaşa, sayende, sebebiyle, sebep, secde, secdede, sefere, seferine, selamet, selamsın, selebini, semâlar, sen, senden, sendendir, sened, seni, senin, seref, seriyye, servet, ses, sevab, sevdiğinizden, sever, seyahati, seyyid, sizden, size, sizin, sizler, sokacak, sonra, sonuncu, sonunda, sopa, sordu, sordular, sorumlu, suresinin, sığınırım, sığınırız, sığınıyorum, sığırların, süheyb, sırasında, süratli, sönerse, söyledi, sözleri, tabiyiz, takdirde, takdiren, takip, taksim, taksimat, taksimi, taksiminde, taleb, talibin, tam, tamamında, tapanlar, tatbik, tayin, teâlâ, teçhiz, teçhizatı, tedavi, tek, tekbir, teker, telafuz, tenbihte, tercih, teri, terkeder, tesbih, tesbihte, tirmizî, tirmizinin, toplamaları, tozla, tutan, tutmayan, tutulmaz, tıbb, tüüü, tövbe, uhud, ulaşan, uyeyne, uzak, vakit, vaktinde, vaktinden, var, vardır, vârisinin, vasiyetine, vaskı, vefasıza, vefasızlığının, ver, ver;, verdi, verdiği, verecek, vereyim, verilir, verilirse, veriliyor, verir, vermek, vermişlerse, vermişti, vermiştir, vesselam, vesselâme, veya, yahudilerden, yalan, yalancı, yani, yanına, yanında, yaparsa, yapmaktan, yapmış, yapsa, yaptığınız, yaptıklarımı, yapılan, yapın, yapışan, yara, yarada, yaralandığı, yarası, yarısıdır, yatağında, yay, yaşayanların, yaşına, ücret, üçte, yediği, yemeği, yemek, yemin, yeni, yer, yere, yerinde, yeterli, yeterlidir, yirmi, yiyecek, ümmetimin, ümmü, yoktur, yolun, yolunda, yularlanmış, yıl, yün, yürüyün, yürüyüş, yüz, yüzlerine, yüzünü, ızdırab, üzere, üzerinde, Üzerine, zaman, zarar, zarara, zeyd, zikir, zikreden, zikretti, zikri, zimmet, zimmetin, zira, zorla, zulme, zulmedene, zulmüne, zübeyr, zırh, öbür, öbürlerine, ödedi, ödenmeyecektir, öfkeli, öldüğü, öldür, öldürdüm, öldüren, öldürülmem;, ölüm, ÖlÜr, ömer, önce, önüne, öyle, özlü, şahidin, şahidliği, şahitliğini, şânuhu, şayet, şefaatçi, şehadet, şehadeti, şehid, şehidin, şerrinden, şeytan, şirb, şirk, şunu, Şükür, Şöyle

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 01:51
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018