Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 05-05-19, 23:24 #1
MuteliMutefekkir MuteliMutefekkir çevrimdışı
Varsayılan Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]




RAMAZAN AYI BİLİNCİ

Saygın ve üstün vasıflarla donatılmakla birlikte, aynı zamanda çeşitli zaaflarla yüklü bir varlık olarak dünyaya gelen insanoğlu, yeryüzü serüveninde hayatını idame ettirmek için maddi ve manevi yönden başkasına ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu durum, insanlar arası ilişkilerde karşılıklı yardımlaşmayı zorunlu kılmaktadır. Dünya ve ukba rehberimiz Kur’an-ı Kerim’in; “…Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık…” (Zuhruf, 43/32) ayetiyle tahkim edilen bu husus, sosyal bir varlık olan insanın toplum içerisinde yaşamasının tabii neticesidir. Hal böyleyken, madde ve mana ilişkisini makul bir bütünlük içerisinde ele alarak insana dünyada asil bir yaşayış, ahirette de sonsuz huzur vaat eden ideal hayat nizamı İslam, özellikle zayıfları, güçsüzleri, kimsesizleri, yetimleri, yoksulları himaye edecek kurallar getirmiş, onların toplumla bütünleşmelerini sağlamak ve yaşam zorluklarını iyileştirmek için gerekli önlemleri almıştır. İslam’ın hedeflediği toplumun en bariz özelliklerini de açıkça ortaya koyan söz konusu boyut, Müslümanlar açısından bir iman ve kulluk sorumluluğudur. Nitekim Kur’an ve sünnetten neşet eden bu ideali özümseyen Müslümanlar, bu üstün anlayışı, asırlardır devam eden pratiklerle gündelik hayatın bir parçası olan tabii davranışlar haline getirmişlerdir. Söz konusu husus derinlemesine incelendiğinde, mülkün yegâne sahibi olan Cenâb-ı Hakk’ın muradının bu doğrultuda olduğu görülecektir. Zira Yüce Allah, nimetlerle lütufta bulunduğu kuluna, faydalandığı her şeyde ihtiyaç sahiplerinin de tasarruf yetkilerinin bulunduğunu bildirmiş ve onlara bu imkânın sağlanmasını emretmiştir. “Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır” (Zâriyât, 51/19) ayeti de sözü edilen hususu açıkça beyan etmektedir.

Toplumdaki ihtiyaç sahiplerinin tüm boyutlarıyla korunması konusunda gündeme gelen “infak” kavramı, öncelikle insan olmanın gereği bir eylemdir. Çünkü Rabbimizin, katından lütuf olarak zengin kıldığı bir kimsenin, maddi ihtiyaçlarını temin etmede doyum noktasına ulaşmasından dolayı dünya üzerinde bir anlam problemi yaşaması imkân dâhilindedir. İnsanoğlunu bunalıma sürükleyip dinin hedeflediği istikametten alıkoyabilecek bu menfi durumu, ancak yardımlaşma, paylaşma ve infak ahlakı, manevi tatmin duygusuna, vicdan huzuruna dönüştürecektir. Bu bağlamda, her durumda olduğu gibi infak ve yardımlaşma hususunda da bizlere bir bilinç, farkındalık ve en güzel örneklik bırakan Hz. Peygamber (s.a.s.), kişinin aşırı mal hırsını frenleyecek, onu başkalarının sıkıntılarını paylaşarak huzur bulacak bir ruh ve zihin yapısına kavuşturacak evrensel ilkeler ve eşsiz reçeteler getirmiştir. Nitekim “Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır” (Buhârî, Zekât 18) buyurarak infak eylemine beşeri ve sosyal yönden ideal bir fonksiyon yüklemiş ve müminleri Allah’ın rızasını elde etmede herkesin kazanacağı bir hayır yarışına sokmuştur. Bu meyanda Rabbimiz de müminlerin kulluk yolcuğundaki motivasyonunu artırmak için; “Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir” (Bakara, 2/265) ayetiyle emsal getirip infakın sadece bir iyilik eylemi olmayıp kulluk vazifesi olduğuna dikkat çekmiş ve bu görevi başarıyla yerine getirenlerin elde edeceği bereketli mükâfata işaret etmiştir.

Kişinin sahip olduğu maddî ve manevî her tür nimetten başkalarını da yararlandırmanın ifadesi olan infak; medeniyetimizin ve Müslüman hayatının en önemli tezahürlerindendir. Zira bilgi, hikmet ve marifet rükunları üzerine oturmuş, iman, kulluk ve güzel ahlakla tezyin edilmiş İslam medeniyeti esas itibariyle bir infak medeniyedir. Bu çerçevede; “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân, 3/92) ayetini kuşanan her bir Müslüman, infakı ahlakın ve medeniyetin kurucu değerleri arasında görmüştür. “… İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın…” (Mâide, 5/2) ayetiyle toplumsal iyilik bilincini özümsemiş ve İslam düşüncesini insanlığın umut ve ufuk merkezi haline getirmiştir. Bu yönüyle infak, medeniyetin varlık sebebi ve toplumsal hayatta yüce dinimiz İslam’ın temsil yönünü oluşturan mühim bir şiardır. Dolayısıyla Müslümanlar yardımlaşmayı ve infakı hayatlarının merkezine yerleştirmiş, sahip oldukları ilmî/iktisadi birikimlerini her daim başkalarıyla paylaşmış ve bu asil eylemi asla tahakküm aracı hâline getirmemişlerdir. Bu itibarla İslam medeniyeti, vermenin hazzına ulaşmış insan topluluklarının var ettiği değerler bütünüdür. Aksi takdirde, bu duyguyu idrak edememiş, cimriliğe saplanmış, israf ve lüks çıkmazında debelenen fertlerden oluşan bir toplumun dünyaya huzur ve güven veren bir müktesebatı var etmesi imkânsızdır. Bu meyanda, yeryüzünü imar etme görevini hakkıyla yerine getirmiş eslafımızın varisleri olarak iktisadi infakın yanında bilgiyi elde etme, güncelleme ve nihayetinde ahlaka dönüştürüp infak etme hususunda da muhkem ve sürekli bir bilinci oluşturmamız elzemdir.

Herkese imkânı nispetinde iyilikte ve yardımda bulunma duygusunu tattırıp sekineti takdim eden ve nihayetinde bireyi takvaya, toplumu da sosyal ve iktisadi açıdan şahikaya ulaştıran infak, Yüce kitabımız Kur’an’ın ana konusunu teşkil eden tevhit ve Allah’a ibadetle birlikte ana-babaya iyilik etmenin devamında, insanı istenen hedefe ulaştıracak iyi işler cümlesindendir. İnfak duygusu, insandaki ulvi hislerin harekete geçmesinin, nefsin tezkiyesinin, zihin ve gönlün hakikate açılmasının ve böylelikle insan-ı kâmil olmanın değerli vesilelerindedir. Fakat dünyevileşme ve bireyselleşmenin hayatı kuşattığı, vahdet şuurunun örselendiği, tüketimin kendini ifade biçimi olarak görüldüğü, maddiyat düşkünlüğü, güç ve çıkar tutkusunun, özenti ve gösterişe dayalı hayatların öne çıktığı günümüzde; insanlığın sürüklendiği sonu gelmez arzu, istek ve ihtiraslar, infak ve yardımlaşmanın önündeki en zorlu engellerdir. Bu sebeple, insanın dünyasıyla ilişkisini doğru şekilde anlamlandırması ve güzel ahlak ile kemale ulaşması için infak eşsiz bir fırsattır. Öte yandan bu İslami düstur, insanın kendinden eksilterek başkasını tamama erdirme boyutuyla, kişiyi Yüce Allah’ın eliyle dünya ve ahiret selametine sevk eden muazzam bir imkândır. Allah Rasülü’nün; “Müslüman Müslümanın (din) kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu düşman eline vermez (himaye eder). Her kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Her kim de bir Müslümanın bir sıkıntısını giderse, bu sebeple Allah da onun (bu iyiliği) sayesinde kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir…” (Buhârî, Mezâlim, 4) ifadesi de vurgulanan hususu açıkça teyit etmektedir.

Bu noktadan hareketle ifade edelim ki, nurlu gölgesi üzerimize düşmeye başlayan, sürekli ve kuşatıcı bir kardeşlik zemini oluşturarak ibadet, kültür ve medeniyet yaşantımıza sayısız güzellikler katan mübarek Ramazan ayı infak, yardımlaşma ve paylaşmaya dayalı mutedil bir hayatı merkeze almak, derinlikli ve kapsamlı bir muhasebe ile hatalardan kurtulmak için eşsiz bir fırsattır. Bu vesileyle rahmet, mağfiret ve kurtuluş iklimi Ramazan ayının bütün müminler ve insanlık için gerçek anlamda iyiliğe ulaşma adına daha güzel bir hayatın ve dünyanın inşasına vesile olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Prof. Dr. Ali ERBAŞ

Diyanet İşleri Başkanı

__________________
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-05-19, 23:25 #2
Proff11 Proff11 çevrimdışı
Varsayılan C: Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]


Hayırlı Ramazanlar.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-05-19, 01:49 #3
MuteliMutefekkir MuteliMutefekkir çevrimdışı
Varsayılan C: Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]


RAMAZAN VE İNFAK

İnsanoğlu hayatını devam ettirmek için maddi ve manevi yönden başkasına ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu
durum, insanlar arası ilişkilerde karşılıklı yardımlaşmayı zorunlu kılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ
şöyle buyurmaktadır:


“Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında
biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti
onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.”
(Zuhruf, 43/32.)

Dünyada asil bir yaşayış, ahirette de sonsuz huzur vadeden İslam, özellikle zayıfları, güçsüzleri, kimsesizleri,
yetimleri, yoksulları himaye edecek kurallar getirmiş, onların toplumla bütünleşmelerini sağlamak ve yaşam
zorluklarını iyileştirmek için gerekli önlemleri almıştır. Yüce Allah, nimetlerle lütufta bulunduğu kuluna,
faydalandığı her şeyde ihtiyaç sahiplerinin de tasarruf yetkilerinin bulunduğunu bildirmiş ve onlara bu imkânın
sağlanmasını emretmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

ِ
” َMallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum
olanlar için bir hak vardır.”
(Zâriyât, 51/19.)

Toplumdaki ihtiyaç sahiplerinin tüm boyutlarıyla korunması konusunda İslam dininin getirdiği en önemli
ilkelerin başında “İnfak” gelmektedir. İnfak; Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla müminin kendi servetinden
harcamasıdır. Kişinin sahip olduğu maddi ve manevi her tür nimetten başkalarını da yararlandırmasıdır. Cenâb-ı
Hak Kur’an-ı Kerim’de bu hususta şöyle buyurmaktadır:


“Allah’a ve resulüne iman edin; O’nun size emanet olarak verdiklerinden, başkaları için de infak edin.
İçinizden iman edip infakta bulunanlara büyük bir mükâfat vardır.”
(Hadîd,57 /7.)

Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise bir kutsî hadiste Rabbimizin şöyle buyurduğunu bizlere aktarmaktadır:

” Ey Âdemoğlu! İnfak et ki, sana da infak edilsin!” (Müslim, Zekât, 11.)

“İnfak” kavramı, Yüce Kitabımızın birçok yerinde işlenen, başta zekât olmak üzere sadaka, karz-ı hasen
(güzel bir borç verme) ve birr (iyilik etme) gibi diğer kavramlarla benzer anlamlarda kullanılan önemli
kavramlardan biridir. Zekât, Müslümanlara ait zorunlu mali farizayı ifade ederken sadaka ve infak gibi kavramlar
daha geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Kur’an’da infak, mümini değerli kılan meziyetlerden biri olarak
türevleriyle birlikte 70’ten fazla yerde geçmektedir. Bu kavramın içine, kişinin yakın ve uzak tüm akrabalarına,
eşine dostuna ve tüm ihtiyaç sahiplerine faydası olan, mal, mülk gibi maddi katkılarda bulunması girdiği gibi,
manevi değere karşılık gelen makam, ilim, nasihat, yol gösterme gibi çabalar da girebilmektedir.
Hz. Peygamber’in hadislerinde infakın ve sadakanın kapsamı o kadar geniş tutulmuştur ki, zekât, fıtır
sadakası, keffaret ve adak gibi maddiyata bağlı ameller dışında sıla-i rahim, borçluya mühlet vermek gibi manevi
yardımlar da bu kapsam içinde görülmüştür. Bunun dışında güzel söz söylemek, yoldan eziyet veren şeyleri
kaldırmak, birine yol göstermek, selam vermek ve verilen selamı almak, tebessüm etmek gibi farklı çabalar da
infak kapsamında değerlendirilmiştir.

Kur’an’ın genel ayetlerine bakıldığında müminlerin vasıfları sıralanırken onların gayba inanan imanî
duruşları akabinde namazlarını kıldıkları ve kendilerine verilen maldan infak ettikleri ifade edilir. “İnfak” kavramı
Kur’an-ı Kerim’de özellikle bu bağlamda iman ve namazın ardından zikredilmiştir. Allah Teâlâ bir ayette şöyle
buyurmaktadır:
۪

“(Onlar) gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar.”
(Bakara, 2/3.)


Gayba iman etmek, namaz kılmak ve Allah rızâsına uygun harcama yapmak; İslâm’ın fert ve topluluk olarak
insana getirdiklerinin ve ondan istediklerinin güzel bir özetidir. Gayba iman, iman esaslarına; namaz kılmak, özel
duygu ve davranışlarla Allah’a ibadet etmeye; Allah rızâsına uygun harcamada bulunmak (infak) ise dayanışmaya,
düzen ve adalete, yani muâmelâtın ruhuna ve amacına işaret etmektedir.
Müslümanlar yardımlaşmayı ve infakı hayatlarının merkezine yerleştirmiş, sahip oldukları ilmî/iktisadî
birikimlerini her daim başkalarıyla paylaşmış ve bu asil eylemi asla tahakküm aracı hâline getirmemişlerdir. Bu
itibarla bilgi, hikmet ve marifet rükûnları üzerine oturmuş, iman, kulluk ve güzel ahlakla tezyin edilmiş İslam
medeniyeti esas itibariyle bir infak medeniyetidir. Âli cenap Milletimiz ise gece gündüz demeden çalışmış, her
türlü hayrı insanlığın istifadesine sunmuştur. Kur’an-ı Kerim’de bildirilen şu ayeti hayatlarının tamamına
aktarmışlardır:


“Mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak edenler için Rableri katında ecirleri vardır; onlar için
korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”
(Bakara, 2/274.)

İnfak, İslam medeniyetinin dokusunu oluşturan değerlerden biridir. Bu erdeme sahip kişilerin cömertlik ve
fedakârlıklarıyla ortaya çıkıp gelişen “infak medeniyeti”nin mensupları dünya hayatının geçici, ahiret hayatının
ise kalıcı olduğuna inanırlar. Ahiretteki mutluluğa götüren yolun infaktan geçtiğini kabul ederler. İslam
medeniyetinin değerlerine göre yetişen “infak insanı”, paylaşma, dayanışma, yardımlaşma gibi erdemleri kendi
hayatında yaşar. Muhtaç olsun ya da olmasın başkasının farkında olur, onu önemser, ona sahip çıkar ve ona
ulaşmayı görev bilir. Bu özellikteki bireylerden oluşan “infak toplumu” ise merhamet ve şefkatle bezenmiş,
sevginin en derin şekilde yaşandığı “verme kültürü”ne sahip insanların oluşturduğu bir toplum olarak ifade
edilebilir. Zekât, sadaka-i fıtır, kurban, nezir, karz, kefaret, vakıf ve benzerlerine dair hüküm ve uygulamaların
temel hedefi toplumda yardımlaşmanın kurumsallaşmasını sağlamaktır. Başta vakıflar olmak üzere bütün İslam
beldelerinde erken dönemlerden itibaren muhtaçlara hizmet vermek amacıyla kurulan aşevi, darülaceze, yetimler
evi, imaret, hastane gibi pek çok kurum Müslümanların dayanışma ve yardımlaşma ruhunu ortaya çıkaran hayır
müesseseleridir.

Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinin hemen ardından Yesrib’de yeni bir medeniyet
kurulmaya başlandı. Bu yeni medeniyetin temelleri ev sahibi ensar ile tüm mallarını ve toplumsal statülerini
Mekke’de bırakarak Medine’ye gelen muhacirler tarafından atılmaktaydı. Ensar topluluğunun güçlü yönü İslam
medeniyetinin inşası için gerekli toplumsal güce ve maddi imkânlara sahip olmalarıydı. Muhacirlerin güçlü
yönünü ise İslam dini ve onun peygamberini tanıma, bu uğurda zorluk ve meşakkatlere katlanma oluşturmaktaydı.
Hz. Peygamber’in bazı Mekkeli sahabileri önce kendi içlerinde, daha sonra ensardan bazı kimselerle kardeş ilan
etmesi, onun Medine’de sosyal alanda gerçekleştirdiği faaliyetlerden en önemlisidir. Muâhât adı verilen bu
uygulama, İslam toplumunu oluşturan bireylerin kaynaşmasına katkı sağlamış, yurtlarından ayrı düşen
muhacirlerin mahzunluğunu gidererek Medine’ye ve ensara ısınmalarını kolaylaştırmıştır. Bir yandan muhacirler
için maddi destek imkânları araştırılırken bir yandan da manevi bir kardeşlik ortamı oluşturulmuştur. Muhacirlere
her konuda destek olan Medineliler onlarla bütün mal varlıklarını paylaşmak istemiş, fakat muhacirler bunu kabul
etmemiştir. Sonuçta Hz. Peygamber, mülkiyetin ensarda kalması şartıyla muhacirlerin onların işlerine ortak
olabileceklerini bildirmiş, böylece birlikte çalışıp elde ettikleri kazanç aralarında paylaştırılmıştır. Ensar ve
muhacirler birbirlerinin zayıf yönlerini güçlü yönleriyle kapatmışlar, tehditleri fırsatlara dönüştürerek ortaya çıkan
güçlü sosyal sermayeyi büyük bir medeniyetin oluşumunda etkili biçimde kullanma fırsatı bulmuşlardır.
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-05-19, 18:49 #4
MuteliMutefekkir MuteliMutefekkir çevrimdışı
Varsayılan C: Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]

Zekât (Önemi ve Adabı)

مثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وتَرَاحُمِهِمْ وتَعاطُفِهِمْ ، مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداعَى لهُ سائِرُ الْجسدِ بالسهَرِ والْحُمَّى

“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27)

İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Hayatı tek başına geçirmesi pek mümkün değildir. Sosyal bir varlık olan insanoğlu diğer insanlarla beraber bir toplumu meydana getirirler. Toplumlar ise sosyal adaletin gerçekleştirilmesiyle daha sağlam bir yapıya bürünürler. İnsan topluma toplum birlik ve beraberliğe muhtaçtır. İslam Dininin toplum içinde insanları birbirine kaynaştırmak, zenginle fakir arasında bulunan maddi ayrımı en aza indirerek sosyal adaleti gerçekleştirmek, yaşam bulunan hayatı mutluluğa sevk etmek üzere getirdiği düzenlemelerden biri ve en önemlisi de zekâttır.

Sözlükte "artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü" anlamlarına gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için muayyen kişilere verilmesi demektir.

Zekât İslam Dininin beş temel esasından biridir.

Bu husus Efendimizin hadisinde şöyle zikredilmektedir.

بُنِيَ الإِسْلامُ عَلى خَمْسٍ : شَهَادَةِ أَنْ لا إِلهَ إِلاَّ اللَّه ، وأَنَّ مُحمَّداً عَبْدُهُ ورسُولهُ ، وإِقامِ الصَّلاةِ ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ ، وحَجِّ البَيْتِ ، وَصَوْمِ رمضَان

“İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân 1)

İslam Dini ile namazın cemaatle kılınması tek başına kılınmasından daha sevap olduğu zikredilmiş, Cuma namazı için cemaat (birliktelik) farz kılınmış, bayram namazlarının ferdi kılınmasının mümkün olmadığı hükme bağlanmış, hac ibadeti birlik ve beraberliğin en ulvi noktası olarak inananlara farz kılınmış, zekât ile sosyal hayatta yaşam bulan bütün Müslümanlar için azami şekilde her türlü nimetten yararlanabilme imkanı sunulmuştur.

Toplum hayatında zenginler ve fakirlerin bulunması doğaldır. Öteden beri bu durum böyle gelmiştir. Toplumda zenginlerin bulunması fakirler için ne kadar büyük nimet ise, fakirlerin bulunması ise zenginler için o kadar büyük nimettir. Zaten insanoğlu her haliyle olduğu gibi bu haliyle de birbirine muhtaçtır. İşte tam bu noktada ihtiyaçların giderilmesi, fakirliklerin fakirlikleri içerisinde kalıp dünya hayatını sıkıntıya sokması, fakirin sosyal yaşamda dışlanmasını engellemek için zekât ibadeti zenginler için emredilmektedir. Bu vesile ile zengin kardeşlerimiz zekât vermek suretiyle hem ibadetlerini yerine getirirken, hem de toplum içerisindeki adaletin gerçekleşmesine vesile olmaktadırlar.

Kur’an-ı Kerim’de zekât namazla birlikte zikredilmiştir.

Ayetler dikkatle incelendiği zaman namaz ferdi temizlenmeyi, zekât ise toplumsal temizlenmeyi ifade ettiği dikkat-i nazardan kaçmamaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de 27 yerde namaz ile zekât ibadeti aynı ayette zikredilmiştir. Hayatın iki temel yönü fert ve toplum namaz ve zekât ile mutluğu yakalayabilmektedir.

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin.” (Nur, 24/56)

Müttaki olmanın yolu olarak imandan sonra namaz ve ihtiyaç sahiplerine infak etme dile getirilmektedir.

الم ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِين الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونََ

“Elif Lam Mim. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.” (Bakara, 2/1-3)

Müminun süresinin ilk ayetlerinde kurtuluşa, felaha ermiş insanlardan şöyle bahsedilmektedir.

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ {} الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ {}وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ {} وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِفَاعِلُونَ

“Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı öderler. (Mü’minun, 23/1-4)



Yüce Rabbimiz zekât verenleri kendi Rahmetinin altında bulunduğunu bildirmiştir.

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ

“Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” (Araf, 7/156)

Diğer bir ayette ise şöyle buyrulmaktadır.

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” (Bakara, 2/177)

Zekât verilmeyen mal kişinin başına beladır.

Kur’an-ı Kerimin bir ayetinde ise zekât vermeyenler, mala tamahkar olanlar için şu ikaz yapılmaktadır.

وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لأَنفُسِكُمْ فَذُوقُواْ مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ

“Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar için acıklı bir azabı müjdele. O gün (bu altın ve gümüşler) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, böğürleri, sırtları dağlanacak ve (o esnada) işte nefisleriniz için toplayıp, sakladıklarınız; artık saklayıp istifçilik ettiğiniz bu nesnelerin acısını haydi tadın! (denilecek)” (Tevbe, 9/34-35)

Peygamberimiz (s.a.s) ise şu uyarıyı yapmaktadır.

مَا مِنْ صاحِبِ ذهَبٍ ، وَلا فِضَّةٍ ، لا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلاَّ إذا كَانَ يَوْمُ القِيامَةِ صُفِّحَتْ لَهُ صَفائِحُ مِنْ نَارِ، فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا في نار جَهَنَّمَ ، فَيُكْوَى بهَا جنبُهُ ، وجبِينُهُ ، وظَهْرُهُ ، كُلَّما برَدتْ أُعيدتْ لَهُ في يوْمٍ كَانَ مِقْدَارُه خمْسِينَ أَلْف سنَةٍ ، حتَّى يُقْضَى بيْنَ العِبادِ فَيُرَى سبِيلُهُ ، إِمَّا إِلى الجنَّةِ وإِما إِلى النَّا

“Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak plaka haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür.” (Müslim, Zekat 24)

Zekât malı bereketlendirir. Zekât verilmeyen mal ise kirlenmiştir.

خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلاَتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Tevbe, 9/103)

Müslüman tüm işlerini Allah rızası için yapar. Zekâtını da Allah rızası için verir.

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am, 6/162)

Zekât bir ibadettir ve Yaratanımızın emridir. Birçok faydaları vardır. Ancak bununla beraber asıl ifa edilme sebebi Allah rızası olmalıdır. Her ibadetin özünde asıl yatması gereken unsur “Allah rızası”dır. Allah’ın rızası gerçekleştirilmek için yapılmayan her ibadette ise dünyalık fayda elde edilse dahi uhrevi açından bir getiri elde edilemeyecektir. Bu sebeple ibadetlerimizi yapmaya gayret gösteriyorsak ibadetlerimizde bulunan niyetlerimizi de halis hale getirmemiz gerekmektedir. İnşallah böyle bir halis niyetle yapmış olduğumuz ibadetler, hem kendimize hem ailemize hem de yaşam bulduğumuz bütün insanlara fayda getirecektir. Yüe Rabbimiz (c.c.) Bakara süresinde bizlere şöyle bildiriyor.

وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

“Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara, 2/265)

Zekât cennete gitmeye bir vesiledir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) Ebû Eyyûb radıyallahu anh demiştir ki bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e:

Beni cennete götürecek bir amel söyle! dedi. Resûl-i Ekrem de:

تَعْبُدُ اللَّه وَلاَ تُشْرِكُ بِه شَيْئاً ، وتُقِيمُ الصَّلاةَ ، وتُؤْتي الزَّكاةَ ، وتَصِلُ الرَّحِمَ

“Allah'a ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin!” buyurdu (Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1214)

Zekât vermenin adabı vardır.

Bu adapları Kur’an-ı Kerim’den öğrenelim.

-Fakirin başına kakmadan ve gönül incitmeden zekât verilmelidir.

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنًّا وَلاَ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

“Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Bakara, 2/262)

قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).” (Bakara, 2/263)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara, 2/264)

-Malımızı helalinden kazanmalı, malımızın en iyi yerinden zekâtını vermeliyiz

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ

“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır.” (Bakara, 2/267)

-Onurların zedelenmemesi için zekâtı gizli vermek evladır.

إِن تُبْدُواْ الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاء فَهُوَ خَيْرٌ لُّكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّئَاتِكُمْ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Bakara, 2/271)

-Araştırma yapılmalı ve en çok muhtaç olana zekât verilmedir.

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Bakara, 2/273)

Zekâtın nerelere verileceğini Yüce Rabbimiz bizlere bildirmiştir.

إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاء وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

“Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/60)

Zekât anaya, babaya, dedeye ve neneye verilmez. Yine zekat erkek ve kız çocuklarımıza, onların çocuklarına (torunlarımıza) verilmez.

Bununla beraber zekâtımızı eğer ihtiyaç sahibi iseler erkek ve kız kardeşimize, onların çocuklarına (yeğenlerimize), amca, dayı, hala, teyze ve onların çocuklarına (kuzenlerimize), uzak akrabalarımıza, komşularımıza ve ayette bildirilen ihtiyaç sahiplerine (ister memleketimizde olsun isterse memleketimizin dışında yaşayan muhtaç fakir kardeşlerimiz olsun) verebiliriz.

Ayetler ve hadisler ışığında gerçekleştirmeye çalıştığımız vaazımızın bu son kısmında konumuzu özetleyerek vaazımızı sonlandırıyoruz.

-Zekât Allah’ın (c.c.) bizlere emrettiği bir ibadettir.

-Zekât İslamın beş esas şartından biridir.

-Zekât malı bereketlendirir.

-Zekât toplumsal problemlerin en aza indirilmesine vesiledir.

-Zekât fakirlerin daha fakir hale gelmemelerini sağlayan önemli bir yardımlaşmadır.

-Zekât verirken incitmemeli, rencide etmemeliyiz.

-Zekât verirken sadece Allah’ın rızasını hedeflemeli, hiç kimsenin tebrikini veya teşekkürünü beklememeliyiz.

-Zekât mutlaka fakire aktarılmalıdır.

-Zekât ana, baba, dede, nine, erkek ve kız evlat, erkek ve kızımızın evlatları (torunlara) verilmez.

Yüce Rabbim bizleri zekât verenlerden eylesin. Zekât veren kardeşlerimin ibadetlerini makbul eylesin. Bu ramazan hürmetine dünyadaki Müslüman kardeşlerimin sıkıntılarını dindirsin. Allah’a emanet olun.

Vaiz Ahmet ÜNAL
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-05-19, 17:56 #5
MuteliMutefekkir MuteliMutefekkir çevrimdışı
Varsayılan C: Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]

Oruçta Gerçekleştirdiğimiz Başarıyı Namaza Aktaralım



Elhamdülillah! Oruç İbadetinde çok başarılıyız. Orucu çocuklarımızın gönlüne öyle bir yerleştirdik ki, akıllarına öyle kazındı ki, o çocuklar şimdi oruçlarını hiç açmaz oldular. Hasta oldular ama oruçlarını bırakmadılar. Sıcaktan bunaldılar oruçlarını bırakmadılar. Aç kaldılar, susuz kaldılar ama oruçsuz kalmadılar.

Oruç İbadetinde çok başarılı olduk. Bu başarıyı iftar sofralarına çocuklarımızı neşe içerisinde dâhil etmekle elde ettik. Sahura çocuklarımızı güzel sözlerle kaldırdık. Onlarda sevinçle bize eşlik ettiler. Çocuklarımız oruç tuttular, biz onlara iftarlık aldık. Bir sonraki günde daha neşe içerisinde oruç tutmaya devam ettiler. Ramazan eğlencelerimiz oldu. Ramazanda bir başka olduk bizler. Çocuklarımızı ramazandaki bizi çok sevdiler. Ramazan dışında sinirli bir aileden ramazan içindeki mutlu bir aileye dönüştük. Çocuklarımız bizden ve ramazandan hoşnut oldular. “Keşke her ay ramazan olsa” dediler. Bizim ramazandaki tavırlarımızdan dolayı.

Oruç bilincini kazandırmada çok müsamahalı olduk. Tekne orucu dedik. Çocuklarımızı sıkmadık. Oruç ahlak halini aldı. Oruç bizim ahlakımız oldu. Karakterimiz, mizacımız oldu. Öyle bir yerleşti ki oruç içimize ne hastalık sökebildi onu, ne açlık-susuzluk nede başka bir güç.

Ne Güzel! Çok Güzel! Ne Değerli! Çok Değerli!

Oruçta başarılı olduk. Ya namaz. Ya namaz ibadetimiz. Ya göz nuru olan namaz. Ya “Dinin direği olan” namaz. Acaba oruç tutanlarımız, oruca göstermiş oldukları özeni, sadakati namaza gösterebiliyorlar mı? Hiçbir kardeşimi eleştirmeden şu hususu başta nefsimiz olmak üzere soruyorum: “Oruçta gerçekleştirdiğimiz başarıyı neden namazda gerçekleştiremedik?”

Ramazan ayının daha ilk günlerinde bu soruya beraberce cevap bulmak zorundayız. Neden bizler ve çocuklarımızı namazlarını tamda vaktinde kılamazlar? Neden orucunu yiyen hastalar oruçlarını yedikleri için çok üzüntülüdürler de, namazlarını geçirdikleri zaman aynı üzüntüyü duymazlar? Neden bedeni açlığa-susuzluğa dayanıyoruz da nefsimizin bizi alıkoymasına, şeytanın vesvesesine dayanamıyoruz? Neden namazlarımız ahlak haline gelmedi?

İbadetlerimiz ahlakileşmek zorunda. İbadetlerimiz huyumuz, mizacımız, karakterimiz olmak zorunda. Bu noktada Efendimizin (s.a.s.) hepinizce malum olan bir hadis-i şerifini yeniden hatırlatmak ve hatırlamak isterim.

مُرُوا أَوْلادكُمْ بِالصَّلاةِ وهُمْ أَبْنَاءُ سبع سِنِينَ ، واضْرِبُوهمْ علَيْهَا وَهُمْ أَبْنَاءُ عَشْرِ ، وفرَّقُوا بيْنَهُمْ في المضَاجعِ

“Çocuklarınıza yedi yaşındayken namaz kılmalarını söyleyiniz. On yaşına bastıkları hâlde kılmazlarsa kendilerini cezalandırınız yataklarını da ayırınız.” (Ebu Davut, Salat 26)

Bu hadis din eğitimi açısından çok önemli. Din Eğitimi önce öğretimle başlıyor, başlamalıdır. Bilinç dediğimiz eğitimi ailede vermeye başlamalı öğretimle bunu desteklemeliyiz. Aynen günümüzde okullarda yaptığımız gibi. Yazı yazmayı öğretmek, okumayı öğretmek. Sonra da okur-yazar olan kişiyi eğiterek bilinç kazandırmak.

Şu teşbihi yapmakta fayda görüyorum. Bir çocuğu ilkokula aldığımızda kendisine “Okumanın ne kadar değerli olduğu bilincini kazandırdık ama okuma-yazma öğretmedik. Birkaç yıl böyle devam ettik ve sonunda çocuğum sen artık bilinç kazandın al şu gazeteyi hemen oku bakalım” desek acaba o çocuk okuyabilir mi? Peki çocuğa “O kadar sana emek verdim, okumanın ne kadar değerli olduğunu anlattım. Neden okuyamıyorsun?” desek ne kadar doğru bir iş yapmış oluruz.

Şimdi bu teşbihten yola çıkarak şu hususu siz kıymetli cemaatime aktarmak istiyorum. Çocuklarımıza akıl-baliğ oluncaya kadar ibadetleri alışkanlık haline getiremezsek ne zaman bu çocuklar ibadetleri hiçbir zorlamaya kalmadan yapacaklar. Biz onlara “namaz öğretimini vermeden akıl-baliğ oldun haydi vakti geldi kıl namazın” desek de neye yarar. Namaz eğitimini biz örneklerle onlara sunmaz isek, bizler yaşayarak namaz bilincini çocuklara kanzandıramaz isek sadece suçlu çocuklarımız mı olur?

Çok Kıymetli Büyüklerimiz!

Oruçta çok başarılı olduk. Ama namazda değil. İşte bu ramazanda oruçtaki başarımızı namaza aktarmak istiyoruz. Tıpkı oruçtaki gibi davranışlar siz kıymetli büyüklerimizden ana-balardan bekliyoruz. Oruç tutan çocuklarımıza iftarlık alan büyüklerimiz namaz kılan çocuklarımıza ne hediyeler aldınız. İftar sofrasında yanımıza aldığımız çocuğumuzu namaz kılarken yanımıza aldık mı? Sahur sofrasına kaldırmaktan çekinmediğimiz çocuğumuzu sabah namazına kaldırabildik mi? Yoksa okulu var, dershanesi var diyerek akşamdan erken uyusun, aman sabah namazıyla uykusu bölünmesin mi? dedik.

Çocuklarını maddi ve manevi her türlü tehlikeden koramak isteyen ana-babalar!

Namaz bizi her türlü kötülüklerden koruyacaktır. Bu husus Yüce Yaratan vaat etmiştir. Eğer namazlar içtenlikle kılınırsa, kişi namazını korursa namazda onu koruyacaktır. Ankebut süresinde şöyle buyruluyor.

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

“(Ey Muhammed) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarını biliyor”(Ankebut, 29/45)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hadislerinde namazının önemini bizlere şöyle bildiriyor.

مثَلُ الصَّلواتِ الخَمْسِ كمثَلِ نهْرٍ غمْرٍ جارٍ عَلى باب أَحَدِكُم يغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْمٍ خمْسَ مرَّاتٍ

“Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir.” (Müslim, Mesacid 284)

ما مِن امْرِيءٍ مُسْلِمٍ تحضُرُهُ صلاةٌ مَكتُوبةٌ فَيُحْسِنُ وُضُوءَهَا ، وَخُشوعَهَا ، وَرُكُوعَها ، إِلاَّ كانت كَفَّارةً لما قَبْلَهَا مِنْ الذنُوبِ ما لم تُؤْتَ كَبِيرةٌ ، وَذلكَ الدَّهْرَ كلَّهُ

“Bir müslüman, farz namazın vakti geldiğinde güzelce abdest alır, huşû içinde ve rükûunu da tam yaparak namazını kılarsa, büyük günah işlemedikçe, bu namaz önceki günahlarına keffâret olur. Bu her zaman böyledir.” (Müslim, Taharet 7)

İbadetler ahlak halini aldıkça zorlanmadan yerine getirilebilecektir. Çünkü zorla yapılan şeylerden ne tat alabiliyoruz ne de başarı elde edebiliyoruz. Zorla zekât verenler yüzlerini ekşitiyor, başa kakıyor. Çok farklı sözler söylüyor. Gönül incitiyor. Böylelikle malını fakirlere dağıtan fayda yerine zarar görüyor. Rabbimiz bir ayette şöyle buyuruyor.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

"Ey iman edenler! Allah'a ve âhiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak, pürüzsüz bir kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiç bir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayet erdirmez." (Bakara, 2/264)

Namazda da durum aynısı. Zorla kılınan namazlardan ne tat alınabiliyor nede devamlılık gerçekleşiyor. Çocuklarımızı zorla namaza kaldırdığımızda bizim otoritemiz olmadığı yerde namaz kılmaz oluyorlar. Kılarlarsa bile üşene üşene namaza kalkıyorlar.

Bu akşamki vaazımızda şu vurguyu yapmak istedik. Çocuklarımıza namazı alıştıracağız. Oruçta nasıl alıştırdıysak öyle. Muhabbetle, sevecenlikle, yanımıza alarak, sevdirerek, hediye vererek… Çocuklarımızın niye süslü ve kendilerine özgü tespihleri olmasın. Çocuklarımızın neden kendilerine özgü seccadeleri olmasın. Neden çocuklarımız allı-pullu, kendilerine hoş gelecek takkeleri, başörtüler olmasın.

Çocuklarımız akıl-baliğ olmadan önce namaz ibadetini sevdirmekle mükellefiz. Yoksa oruç tutan, ama namaz kılmayan nesiller yetişiyor. Bu durum ise hiç makul, hiç kabul edilebilir durum değildir.

Her devrin ayrı bir yangını vardır. Her devrin ayrı bir tufanı vardır. Şimdi bizler devrin yangınında yanan, devrin tufanlarında boğulan çocuklarımıza bir el uzatmayacak mıyız? Onları devrin sıkıntılarından çekip almayacak mıyız? Elbette evlatlarımızın bizim üzerinde çok hakkı vardır. Bu hakları yerine getirmek için elbette çaba göstereceğiz. Helal lokma, helal rızık bilinciyle çalışıp çocuklarımızın midesini tertemiz tutma çabası izinde olacağız. Akıllarını en doğru bilgiyle doldurmak için çaba göstereceğiz. Gönüllerine imanı doldurmak için çaba göstereceğiz. Okuduklarına, okuduklarımıza, baktıklarına baktıklarımıza, gittiklerine gittiklerimize, konuştuklarına konuştuklarımıza dikkat edeceğiz. Farklı kesimlerin çocuklarımızın ahlakını bozmak için çaba gösterdiği şu günümüzde onlardan daha çok onların ahlaklı ve kültürümüze bağlı yetişmeleri için çaba göstereceğiz. Hiçbir kardeşim sorumluluğunu bir başkasına atmasın. Hocaya gönderiyoruz, okula gönderiyoruz, akşama kadar çalışıyoruz, daha ne yapalım demesin.

Her birimiz sorumluluklarımızın farkında olmalıyız. Bu günkü vaazımızı sorumluluklarımızın farkına varmamız gerektiğini vurgulayan bir ayet ve bir hadisle sonlandırıyorum.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim, 66/6)

كُلُّكُمْ راعٍ ، وكُلُّكُمْ مسئولٌ عنْ رعِيَّتِهِ ، والأِمَامُ رَاعٍ ، ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، والرَّجُلُ رَاعٍ في أَهْلِهِ ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، والمرْأَةُ راعِيةٌ في بيْتِ زَوْجِهَا ومسئولة عنْ رعِيَّتِهَا ، والخَادِمُ رَاعٍ في مالِ سيِّدِهِ ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، فكُلُّكُمْ راعٍ ومسئولٌ عنْ رعِيتِهِ

“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobandır ve güttüğü sürüden sorumludur.” (Buhari, Cuma 11)

Rabbim hem bize hemde çocuklarımıza ibadet bilinci nasip etsin. İbadetlerimizi ahlak haline getirtsin. İbadetlerimizi sevgiyle yapabilme şuurunu bizlere ve neslimize ihsan eylesin. Akşamlarınız nurla dolsun. Ramazanınız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

Ahmet ÜNAL

Uzman Vaiz
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-05-19, 11:48 #6
MuteliMutefekkir MuteliMutefekkir çevrimdışı
Varsayılan C: Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]



Oruç Hakkında Fıkhi Bilgiler



Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.

Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)” (Bakara: 2/183–184) şeklinde ifade edilmektedir.

İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı “kad eflaha men zekkâh┠ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse (Tevbe: 9/103) bedenin zekâtı olan oruç da (İbn Mâce, Sıyâm, 44) insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.

Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.

Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.

Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir (Beyhakî, Zühd, 2/88)” sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün “iktisat eden geçim sıkıntısı çekmez” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331) müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.

Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.

Oruç ayı olan ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.

Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. (Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)

Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır ramazan…

Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir. (Nesâî, İman, 21) Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: “Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır. (Tirmizî, Cum'a, 79)” diye söylemiştir.

Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.

II. ORUÇ HAKKINDA BAZI GENEL BİLGİLER

1.Ramazan Orucu Kimlere Farzdır?


Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.

2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir?


İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir.

Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:

a) Yolculuk:


Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” buyrulmaktadır (Bakara 2/183-184).

Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur (Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.

b) Hastalık:


Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.

c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme:


Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam,3).

d) Zor Ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak:


Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.

Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” (Bakara, 2/183-185)

e) Yaşlılık:


Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.

3) Oruç Yerine Fidye Verilmesi


a. Fidye Ne Demektir?


Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara 2/184) buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.

Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.

b. Fidye Miktarı Ne Kadardır?


Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.

4. Oruca Niyet:


İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.

Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.

Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.

5. Orucun zamanı:


Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen imsâk, dini bir kavram olarak, “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” demektir. (Bkz. Bakara 2/187).

Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.

6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi?


"İmsak", sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir.

Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.

7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi?


Sahur vakti yemek yiyen kişinin-ezan okunmuş olsun olmasın-imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve-içmeye son vermesi gerekir.

8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi?


Ramazan bayramının birinci gününde, kurban bayramının dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Çünkü bu günler ziyafet, yeme, içme ve sevinç günleridir.

9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi?


Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir” buyurmuştur (Ebû Davud, Savm, 50). Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.

10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır?


Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179). Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68). Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.

11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır?


Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, "İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." buyrulmaktadır (Bakara, 2/184). Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.

12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi?


Nafile oruç, Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir.

Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.

13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir?


Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.

14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir?


Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), “Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım” buyurarak (Tirmizî, Savm, 47), bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.

15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir?


Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse adeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun” buyurmuştur (Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).

16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir?


İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de; "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." buyurulmaktadır (Bakara, 2/185). Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.

17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak/ Banyo Yapmak Orucu Bozar mı?


Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. (Buhârî, Savm, 25).

Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.

18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi?


Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.

19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi?


Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.

III. ORUCU BOZAN-BOZMAYAN ŞEYLER

A. BAZI GENEL BİLGİLER


Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:

1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir?


Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.

Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.

2. Oruç Kefareti Ne Demektir Ve Nasıl Ödenir?


Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.

Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.

Adet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.

Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.

3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı?


Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz, "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir." buyurmuştur (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17). Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.

4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı?


Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

5. Kusmakla Oruç Bozulur mu?


Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, “ağız dolusu” olması halinde, orucu bozar.

B. SAĞLIK PROBLEMLERİ VE ORUÇ


Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:

1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı?


Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, "kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.

Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.

2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?


Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.

3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?


Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da, dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.

4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı?


Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dilaltı kullanmak orucu bozmaz.

5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi?


Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar" buyrulmuştur (Bakara, 2/184)).

Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.

6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat Veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı?


Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.

Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.

7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı?


İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.

8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı?


Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.

9. Kulak Damlası Kullanmak Ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı?


Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.

10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı?


Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.

Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.

11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum Ve Kan Vermek Orucu Bozar mı?


İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.

12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı?


Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.

13. Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı?


Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.

14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı?


Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.

15.Kan Aldırmak Orucu Bozar mı?


Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır ( Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22). Ayrıca Hz. Peygamber :"Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.'' (Tirmizi, Savm, 24 ) buyurmuştur.

16.Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi?


Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.

17.Merhem Ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı?


Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.

18.Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı?


Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.

19.Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı?


Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile, ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. Şafiî mezhebine göre; kendisine yalnız kaza gerekir. Hanefi mezhebine göre ise; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.

C.ÖZEL HALLERİNDE KADINLAR VE ORUÇ

1.Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi?


Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar (Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15). Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.

2. Oruçlu İken Hayız/ Adet Gören Kadın Ne Yapar?


Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.

3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen” Yani Âdeti Sona Eren Bir kadın oruç tutabilir mi?


İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.

4. Bayanların Ramazanda Adet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir?


Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Adeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir?

Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.

Zorlu bir dünya hayatı geçirmekteyiz. Yaşamak zor, hayatı her an aynı seviyede yaşamak zor, imansız bir hayat geçirmek çok sıkıntılı bir durum, imanı muhafaza zor. Zenginin zenginliğini koruyabilmesi, fakirin fakirliğin vermiş olduğu sıkıntılara göğüs germesi zor. Hayatın zorluğuna karşı çaresiz miyiz? Hayır. Çare sabırdan geçmektedir. Bir zorluk varsa o zorluğa dayanıldığı müddetçe, sabır gösterildiği müddetçe kolaylık elbette vardır. Yüce Allah (c.c.) ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır.


(Bu Metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca Hazırlanmıştır)

Mesajı son düzenleyen MuteliMutefekkir ( 19-05-19 - 11:52 )
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-05-19, 18:11 #7
MuteliMutefekkir MuteliMutefekkir çevrimdışı
Varsayılan C: Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]

Şimdi Fıtır Sadakası Vakti

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

Onlar (müttakiler) bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever. (Al-i İmran 3/134)

Mümin yardımseverdir


Allah’a inanan bilir ki; ölüm haktır, ölümden sonrasında bir hesap vardır. Allah’a inanan dünya hayatının bir imtihan yeri ve geçici olduğunu bilir, bu dünya hayatının süsüne (maddiyatına, makamına-mevkiine vb.) aldanmaz. Allah’a inanan anlar ki, geçici dünyanın süsündense ahirette verilecek olan daha değerli ve daha güzeldir.

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاء وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran, 3/14)


Mümin dünyaya (süsüne) aldanmaz. Kendisine verilenleri bir emanet bilir. Rabbinin kendisine bahşettiği malı, parayı ihtiyaç sahiplerine aktarır. Böylece mutlu olur. Dünyası da ahireti de huzurlu olur.

لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلاَ يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلاَ ذِلَّةٌ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

“Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır.” (Yunus, 10/26)


İşte fıtır sadakası; yüzleri güldüren, çocukları sevindiren, sadakasını verene, hiçbir şeyde bulamayacağı mutluluğu tattıran yardımlaşmanın adıdır.

Mümin şükredendir


Fıtır Sadakası sağ olarak yaşam bulma ve sağlıklı bir şekilde ramazan bayramına ulaşma sadakasıdır. Bizlere hayat hakkı tanıyan ve Ramazan ayına ulaştıran Rabbimize karşı bir şükür ifadesidir. Ramazan ayı ki, küçük günahların mağfiret bulduğu, sevapların bol bol insanlığı sunulduğu, ibadetlerin kemale ulaştığı, ahlaki olgunluğun yaşandığı, Kur’an-ı Kerim’lerin hayata aktarıldığı bir aydır. Ramazan ayı, feyiz ve bereketiyle on bir ayın sultanı olduğu, içerisinde bulunan bir gecesinin (kadir gecesinin) bin aydan daha hayırlı olduğu bir aydır. Bu sebeple bu aya erişmek büyük bir lütuftur. Bizlere bu lütfü sunan Yüce Rabbimize karşı bir şükür ifadesi olarak Fıtır Sadakamızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmalıyız. Şu ayeti iyice benimsemeliyiz.

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ

“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim, 14/7)


Fıtır Sadakası ihtiyaç sahibini bayram neşesine ortak eder.


Zekât maddi gücü olanlar tarafından verildiği için verilenler bütün fakirlerin ihtiyaçlarını karşılayamamış olabilir. Ama fıtır sadakası böyle değildir. Ramazana ulaşan ve maddi gücü yerinde olan herkes tarafından verilmesi zaruri olduğundan dolayı fıtır sadakası bayrama rahat ve huzurlu girmek isteyen bütün fakirlerin ihtiyaçlarını karşılayan bir sadaka çeşididir. Bu yönüyle zekâttan daha kapsamlıdır ve fakirleri bayrama hazırlık yapma hususunda acil ihtiyaçlarını karşıladığı bir ibadettir.

Sadaka-i fıtır hiçbir kimsenin bayrama neşesiz girmemesini sağlayan çok büyük bir yardımlaşmadır. Bu yönüyle toplumsal birlik ve beraberlik açısından çok büyük bir etkiye sahiptir. Özellikle Ramazan bayramları çocuklar için çok önemlidir. Bu bayramda çocukların beklentisi bir başka olur. Bu durumu biz kendi çocukluğumuzdan çok iyi bilmekteyiz. Fakir kardeşlerimizin çocukları da bizim çocuklarımızdır. Nasıl ki bizim çocuklarımızın bayrama hüzünle girmemesini arzu ediyorsak ihtiyaç sahibi kardeşlerimizin çocuklarını da aynı şekilde bayrama hüzünle girmemelerine engel olmalıyız. İşte bu mutluluğun adı fıtır sadakasıdır.

Asr-ı saadete dönelim. Beşir b. Akra daha çocuk. Babası Uhut’ta şehit olmuş. Bir bayram sabahında üzgün. Bir duvar kenarına çömelmiş. O incecik parmaklarıyla mahzun yüzünü örtmüş. Gözlerinden yaşlar süzülüyor. Kimse onun derdinde değil şimdilik. Çünkü bugün bayram sabahı. Bugün herkes neşe içinde. Ama bir el başını okşuyor.


Şimdi yanında biri var. Merhametin yeryüzündeki tecellisi (s.a.s) Beşir’in yanında. Soruyor ona: “Yavrum neyin var, niçin üzgünsün? Arkadaşların oynuyor, sen niye onlarla oynamıyorsun?”



Beşir cevap veriyor. “Herkesin babası var. Benim babam yok ki. Babam Uhut’ta şehit oldu.”



Peygamberlerin şahı, gönüller sultanı, rahmetin öğreticisi, yetimlerin umudu Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor.



“Ağlama. Ben baban olayım, Aişe annen, Fatıma kardeşin olsun. İstemez misin?”



O körpecik dilinden şunlar dökülüyor. “Nasıl kabul etmem, nasıl istemem.” Şimdi asıl oynama sırası Beşir’de. Sevinmenin vaktidir şu an. Sevindirmenin vaktidir şu an.



Asr-ı saadet günümüze aktarılırsa ne yetim kalır, nede başı okşanmamış bir öksüz. Bayram sabahlarına üzüntüyle kalkan ne bir çocuk kalır, nede çocuğuna üzülen ana-baba.

Toplumsal birliktelik için Fıtır Sadakası


Namazlarımız, oruçlarımız, Kur’an-ı Kerim okumalarımız kişisel olarak bizleri olgunlaştırmakta ayrıca Rabbimize karşı kulluğumuzu yerine getirmekteyiz. Bununla beraber toplumsal birlikteliğin sağlanması için, kişinin benliğinde bulunan cimrilik, bencillik, nemelazımcılık gibi kötü huylardan arınması için, ekonomik dengenin daha rahat oluşturulabilmesi için zekât ve sadaka vazgeçilmez ibadetlerimiz arasındadır. Aynı dine iman etmiş, aynı kıbleye yönelmiş, aynı kutsal kitaba gönül vermiş inananlar olarak birbirlerimizin ihtiyaçlarını görmezlikten gelmemiz asla düşünülemez.

مثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وتَرَاحُمِهِمْ وتَعاطُفِهِمْ ، مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداعَى لهُ سائِرُ الْجسدِ بالسهَرِ والْحُمَّى

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhari, Edeb 27)


Ramazan ayının vermiş olduğu haz ve bereketle bizde olanları olmayanlara ulaştırmak ve bayram namazından önce Fıtır Sadakamızı vermek suretiyle, kardeşlerimizin ihtiyaçlarını gidermiş olacağız ki, bu manada hem insanlar hem de Rabbimiz razı olacaktır.

Fıtır Sadakası dünyanın en büyük yardımlaşma ağıdır.


Bizler bir bedenin bütün uzuvları gibiyiz. Birbirimizi öyle görmeliyiz. Bir organda bulunan bir ağrı bütün vücudumuzu etkilemekte ise, Müslüman kardeşimizin sıkıntısı da bizi aynı şekilde etkilemeli ve çözüm yollarına gitmeliyiz. Ramazan ayında belki çok az bir meblağ olarak görünse de tüm inananlar tarafından fakirlere dağıtıldığından dolayı Fıtır Sadakası çok büyük bir yardımın adıdır.

Fıtır sadakasının mahiyetine gelince;


Halk arasında fitre de denilen sadaka-i fıtır, sadaka kelimesi ile iftar etme, Ramazan Bayramı, yaratılış anlamına gelen fıtır kelimesinin bileşiminden meydana gelmiştir. Sadaka-i fıtır, dinen zengin olarak Ramazan ayının sonuna yetişen Müslüman’ın belirli kimselere vermesi vacip olan bir sadakadır.( Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB. Yayınları, “Sadaka-i Fıtır” md.)

Fıtır sadakası ramazan orucunun farz kılındığı hicretin 2. yılında Şaban ayında ve zekâttan önce farz kılınmıştır. Fıtır Sadakasının dini bir vecibe olarak algılanmasının temel sebepleri Sevgili Peygamberimizin bu husus ile ifade ettiği hadisler ve kendisinin de yerine getirdiği davranışlardır. Bu sebeple öncelikle vaazımızın bu kısmında Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizden bizlere ulaşan Sadaka-i fıtır ile ilgili hadisleri sizlerle paylaşmak isterim. “Rasûlullah (s.a.s.) fıtır zekâtını Müslümânlardan köle, hür, erkek, kadın, küçük, büyük üzerine hur*madan bir sâ' yahut arpadan bir sâ' olarak farz kıldı. Ve bu zekâtın insanların bayram namazına çıkmasından önce verilmesini emretti.” Müslim’de geçen bir hadis ise şöyledir. “Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ra*mazanda sadaka-i fıtri Müslümanların hür veya köle, erkek veya ka*dın her birine hurmadan bir sa' veya arpadan bir sa' olmak üzere farz kıldı.”

Fıtır sadakası mali bir ibadettir ve yerine getirmekle Müslümanlar mükelleftir. Fıtır sadakasının verilmemesi neticesinde dini sorumluluk vardır ve dünyadaki bu sorumluluk ahirette cezayı gerektirecektir.

Sadaka-i fıtır ramazan bayramından önce verilmesi gerekmektedir.


Peygamber Efendimizden bu husus ile şöyle bir rivayet aktarılmıştır. “Abdullah b. Ömer'den naklen haber verdi ki, Resülüllah (s.a.s.) sadaka-i fıtrin halk bayram namazına çıkmazdan evvel verilmesini emir buyurmuştur.” Fıtır sadakasının bayramdan sonraya bırakılması caiz değildir. Bununla beraber, bayram gününden önce ödenmemiş ve sonraya bırakılmış sadaka-i fıtır yükümlülüğü devam eder ve ilk fırsatta verilmesi gerekir.

Fıtır Sadakasını Müslüman olanlar, mal varlığı yerinde olanlar ifa ederler. Mal varlığı yerinde olmaktan kasıt, Ramazan bayramı öncesinde borcundan ve temel ihtiyaçlarından ayrı olarak 80.18 gram altın veya bu altına denk gelen bir meblağı elinde bulunan kimselerdir. Elde bulunan bu meblağın zekâtta olduğu gibi artıcı olması veya üzerinden bir yıl geçmesi gibi bir şart yoktur. Böyle nisap miktarına malik olan kimselerin hem kendilerinin hem de bakmakla yükümlü küçük çocuklarının, ayrıca eğer velayeti altına bulunan ve mal varlığı fıtır sadakası ödemeye elverişli olmayan küçüklerin fıtır sadakalarını vermeleri üzerine vaciptir. Bir kimse zengin olan karısının ve büyük çocuklarının, babasının ve annesinin, kardeşlerinin fitresini vermekle mükellef değildir. Eşi ve ergenlik çağını geçmiş büyük çocukları zengin iseler, bunlar fıtır sadakalarını kendileri verirler. Bununla beraber bir kimse eşinin ve büyük çocuklarının iznini almadan onların adına fıtır sadakasını verebilir. Böyle bir durumda fıtır sadakası onlar adına yerine getirilmiş olur.

Fıtır sadakası verilirken kalben niyet edilmelidir.


Kalben niyet edildikten sonra ihtiyaç sahibine ben bunu fıtır sadakası olarak sana veriyorum demeye gerek yoktur. Ayrıca bir fakirin borcu affedilmek suretiyle fıtır sadakası mükellefiyetini ortadan kaldırmaz. Fıtır sadakası fakirin eline geçmelidir. Fıkıh literatüründe bu duruma temlik denilmektedir.

Fıtır sadakası, zekât verilebilecek durumda olanlara verilir.


Zekâtın verilmediği kişilere de fıtır sadakası verilmez. Buna binaen kişi bakmakla yükümlü olduğu eşine, çocuklarına, babasına, annesine, dedesine, nenesine, torunlarına ve torunlarının çocuk veya torunlarına fıtır sadakası veremez. Yine dinen zengin sayılanlara, Müslüman olmayanlara fıtır sadakası verilmez. Bir başka husus fıtır sadakası ihtiyaç sahibinin hakkıdır. Fakirin eline geçmelidir. Bu sebeple herhangi bir hayır için yapılmakta olan bina müştemilatına veya binaya yapılacak olan harcamalar için de fıtır sadakası verilmez.

Fıtır sadakasını kişi dağıtırken ister uzakta otursunlar isterse yakınlarda otursunlar öncelikle yakın akrabalarını gözetmelidir.

Fıtır sadakası zekât gibi kardeşlere, teyze, amca, hala, dayı veya onların çocuklarına verilebileceğinden dolayı öncelikle onlar gözetilmelidir. Eğer akrabalarımız arasında yardıma muhtaç birisi yok ise o zamanda yakın komşularımızdan başlayarak, köyümüzde bulunanlara, beldemizde veya ilçemizde bulunanlara, sonra şehrimizde ve daha sonra ülkemizde bulunanlara, daha sonrada tüm İslam âleminde yaşayan kardeşlerimize Sadaka-i fıtırı ulaştırmalıyız.

Bir fıtır sadakası bir fakire verilir.

Bir fıtır sadakası ikiye bölünerek ayrı ayrı verilmez. Bununla beraber birden fazla fıtır sadakası verecek isek bunu bir fakire verebileceğimiz gibi birkaç fakire ayrı ayrı verebiliriz.


Müslüman kimseyi incitmez. Sadakasını verirken bile.


Bütün yardımlarımızda olduğu gibi zekâtlarımızı ve fıtır sadakalarımızı fakirlere aktarırken dikkat etmemiz gereken şu ana prensibi sizlerle paylaşmak suretiyle vaazımı sonlandırmak istiyorum. Her ne yardımda bulunursak bulunalım, yapmış olduğumuz yardımların karşılığını sadece Yüce Rabbimizden beklemeliyiz. Minnet duygusuyla hareket etmek, yapmış olduğumuz yardımlardan dolayı fakirleri aşağı görmek, yapılan yardımları başa kakarcasına dağıtmak ve gösteriş yapmak yapılan yardımları boşa çıkaracaktır.

Biz Rabbimizin bize ikram ettiğini ve fazlalığından bizlere bahşettiğini ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktayız. Yani biz Rabbimizin malını fakirlere ulaştırmaktayız. Vesile olduğumuzu unutmayalım. Bizler birer vasıta değiliz.

Rabbimiz yaratmış olduğu bütün mahlûkatını rızıklandırmaya gücü yetendir. Bizlerin verecekleri şeylere muhtaç değildir. Bizler zekâtımızı ve sadakalarımızı vermeye muhtacız ve mecburuz. Yüce Rabbimizin bizlere bildirdiği bir ayet ile vaazımızı sonlandıralım. Allah-u Teâlâ (c.c.) şöyle buyurmaktadır.

قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ {} يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah her bakımdan sınırsız zengindir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara, 2/263-264)


Yüce Rabbim yaptığımız ve yapacağımız tüm ibadetlerimizi kabul eylesin. Fıtır sadakalarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmayı bizlere nasip eylesin. Birlik ve beraberlik içerisinde bir hayat geçirmeyi, fakirlerin ihtiyaçlarının giderildiği, bayramların sevinçle geçirildiği, zengin fakir kaynaşmasının yaşandığı bir hayat göstersin. Allah’a emanet olun. Geceniz mübarek olsun.

www.guncelvaaz.com

Ahmet UNAL

Uzman Vaiz
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-05-19, 14:06 #8
MuteliMutefekkir MuteliMutefekkir çevrimdışı
Varsayılan C: Ramazan Ayı Boyunca Güncel Vaazlar [2019]

Kadir Gecesi

Ne büyük bir nimet. Yeni bir kadir gecesine daha kavuştuk. Ne büyük bir lütuf. Yaratanımız bize bir fırsat daha verdi. Ne büyük bir rahmet. Rahmetin tecellisi olan Cebrail (a.s.)'ın Rabbimizin inayetiyle dünya semasına indiği bir geceyle buluştuk. Ne büyük bir mağfiret. Affa uğrayabileceğimiz bir gece daha bizlere nasip oldu. Bizlere nimetlerini bahşeden, sayısız lütuflarla bize rahmet eden, bağışlanmamız için bizlere fırsatlar yaratan ve bizleri mübarek bir güne kavuşturan Halik-i Zü'l-Celal Allah-u Teala (c.c.)'na sonsuz kez şükrediyoruz.

Bu gece, ihya edildiği zaman bin aydan, bir ömürden daha hayırlı bir gece. Bu gece, Yüce Rabbimizin inayetiyle meleklerin, Cebrail (a.s.) yeryüzüne indiği bir gece. Bu gece Kur’an-ı Kerimin doğum günü. Bu gece, Kur’an-ı Kerim’in gönlümüze, dünyamıza, âleme doğduğu bir gece. Bu gece, Rahmet-i İlahiye tecelli etti. Bu gecede Âlemlere rahmet olarak gönderilene Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.s.) Peygamberlik vazifesi verildi. Bu geceye, Hak (c.c.), Kadir Gecesi dedi. Bu gece, Kur’an gecesi. Bu gece, bağışlanma gecesi. Bu gece, bir ömre bedel ibadetlerle Rabbimize yönelme gecesi.

Yüce Allah’ın kullarına ikramının bol olduğu, günahkar olanların affa uğrayabilecekleri, hatalarından kurtulmak isteyenleri bu hatalarını affettirebilecekleri bir zaman dilimine mübarek kadir gecesine kavuşmuş bulunmaktayız. Ramazan ayının gönüllerimize serpmiş olduğu ferahlığın doruğa çıkmaya başladığı bir geceye ulaştık Elhamdülillah. Bu feyizli, bereketli, bin aydan daha hayırlı bir geceye bizleri eriştirdiğinden dolayı Yüce Rabbimize hamd-ü senada bulunuyor, O’nun Habibine, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’e salat ve selamda bulunuyoruz.

Sözlükte kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dini literatürde ise, “Leyletü’l-Kadr” şeklinde Kur’an-ı Kerim’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sure bu gecenin fazileti hakkında nazil olmuştur.(1) Bu gece kendisinin önemine binaen hakkında bir süre indirilen bir gecedir.

Kadir gecesinin ne olduğunu, ne anlama geldiğini, bu gecede hangi önemli olayların cereyan ettiğini, hayatın, hayatımızın nasıl değişikliklere uğrayacağını ve daha nice sırrına vakıf olamadığımız hususları Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır.

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ {} وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ {} لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ {} تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ {} سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ {}

“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”(2)

Kadir gecesinin zamanı ile ilgili hadislerde Efendimiz şöyle buyurmaktadır. "Kadirgecesiniramazan'ınsonongünündekitekgecelerde arayın!"(3) "Kadir gecesini ramazanın son on günü içinde arayınız!"(4), "Kadir gecesi ile ilgili rüyalarınızın, ramazanın son yedi gecesi üzerinde toplandığını görüyorum. O halde Kadir gecesini arayan onu ramazanın son yedi gecesinde arasın!"(5) Konu ile ilgili rivayetler arasında; Kadir gecesinin, Ramazanın son on gününde, sayıları tek olan gecelerin içinde ve bu tek sayılı gecelerden de 27. gecede olduğu rivayeti tercih edilmiş ve asırlardan beri müminlerce kutlana gelmiştir.

Kadir gecesini önemli kılan en temel faktör Yüce Rabbimizin bizlere bildirdiği üzere, Kur’an-ı Kerim’in kendisinde indirilmeye başlanmasıdır. Kur’an-ı Kerim son ilahi mesajdır. İnsanlığı yanlıştan doğruya ulaştıran, dünya ve ahiret huzuru sağlayan son kutsal kitaptır. Allah’ın insanlık için merhametinin nişanıdır. Kur’an-ı Kerim bir geceyi bin aydan daha hayırlı kılmaktadır. Yüce Allah Kuran-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı geceyi mübarek olduğunu sizlere şöyle bildirmektedir.

حم {} وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ {} إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُّبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

“Hâ Mîm. Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.”(6) Ayetten anlayacağımız üzere Kadir gecesi mübarek bir gecedir. Çünkü içinde kıymeti çok büyük olan Kur’an-ı Kerim indirilmiştir.

Ramazan ayı için on bir ayın sultanı dememizdeki asıl hikmet Kur’an-ı Kerimin içinde indirildiği ay olmasıdır. Bu ayda indirilmeye başlamasıyla bu aya verilen kıymet artmış ve bu ayda müminler için oruç emredilmiştir. Bu ayda Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Cebrail (a.s.) ile Kur’an-ı Kerimi okumuş, mukabelede bulunmuşlardır. Bizlerde bugün bu sünneti mukabele okumak suretiyle gerçekleştirmekteyiz. Nasıl ki, Kur’an bir ayı onbir ayın sultanı yapıyor ise, nasıl ki Kur’an bir geceyi Kadir gecesi olarak bin aydan daha hayırlı yapıyor ise, gönlümüze, benliğimize aktardığımız Kur’an bizleri öyle bir ulvi mertebeye ulaştıracaktır.

Kur’an-ı Kerimin önemini yine Kur’an’dan birkaç ayet aktarmak suretiyle öğrenelim.

الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

“Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır”(7).

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”(8)

الم ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

“Elif Lam Mim. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.”(9)

Sevgili Peygamberimizden Kadir gecesinin ihya edilmesi neticesinde elde edilecek mükafat bizlere şöyle müjdelenmektedir.

مَنْ قام لَيْلَةَ القَدْرِ إِيماناً واحْتِسَاباً ، غُفِر لَهُ ما تقدَّم مِنْ ذنْبِهِ

“Faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.”(10) Sevgili Peygamberimiz, Ramazanın son on gününde, her zamankinden daha fazla ibadet eder, aile fertlerini de ibadet için uyandırırdı.(11)

Ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ışığında Kadir gecesi ile ilgili şu hususların ön plana çıktığını görmekteyiz.

1.Bu gecede Kur’an indirilmeye başlanmıştır.

2.Bu gece Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin (s.a.s.) Peygamberlik vazifesinin başladığı bir gece.

3.Bu gece Kur’an ve insan buluşmasının ilk yaşandığı bir gece.

4.Kadir gecesinde insan ile buluşan Kur’an’ın ilk ayetleri ise “oku”dur. Kur’an-ı, Peygamberimizi, hayatı, alemi, kendimizi okumalı, Rabbimize yönelmeliyiz.

2.Kadir gecesini Ramazan ayının son on gününde aramalıyız.

3.Ramazan ayının son on günü geldiğinde diğer zamanlarda yapmış olduğumuz ibadetleri biraz daha artırmalıyız.

4.Bu gece içerisinde kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır.

5.Bu gece Cebrail (a.s.) ve melekler Allah’ın izniyle her türlü iş için dünya semasına inerler.

6.Bu gece tan yerinin aydınlanmasına kadar esenliktir.

7.Kadir gecesinin farkında olan, ihya eden insan için bağışlanma, esenlik, dünyevi ve uhrevi birçok güzellikler mevcuttur.

8.Kandil geceleri birlik ve beraberliğimiz için birer ganimettir. Bu gecelerde birbirlerimizi unutmamalı, hayır ve duada bulunmalıyız.

Ramazan ayında ve özellikle kadir gecesinde, Tövbe ve istiğfarda bulunalım. Bu gün ve gecelerde Kuran-ı Kerimi bizlerde gönlümüze indirmeliyiz. O’nun manevi feyzinden istifade etmeliyiz. Okumalı, anlamalı ve hayatımıza aktarmalıyız. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

اقْرَؤُا القُرْآنَ فإِنَّهُ يَأْتي يَوْم القيامةِ شَفِيعاً لأصْحابِهِ

“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir”(12)

Bu gecede dua etmek de yapacağımız ibadetlerden olmalıdır. Dua ibadettir. Yapıldığı anda ibadet yapılmış sevabı alınmasının yanı sıra kişinin istekleri Yaratan tarafından kendisine verilir. Hz. Aişe Annemizden bir hadisi aktarmak suretiyle bu gecede nasıl dua edeceğimizi Efendimiz (s.a.s.)’den öğrenelim.

قُلْتُ : يا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِن عَلِمْتُ أَيَّ لَيْلَةٍ لَيْلَةُ القَدْرِ ما أَقُولُ فيها ؟ قَالَ : « قُولي : اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ العفْوَ فاعْفُ عنِّي

Bu gece hakkında Hz. Aişe Validemiz (r.a.) Efendimize şöyle bir soru yöneltmiştir: Ey Allah'ın Resulü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim? diye sordum. "Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla! diye dua et" buyurdu.(13)

Zikir kışa dönmüş kalplerimizi bahara çevirir. Zikir ölmüş ruhlara hayat verir. Bu gecede zikir bizlere güzellikler katacaktır. Tatmin olmayan kalbimizi tatmin edecektir. Bu gecede Rabbimizi zikretmeyi unutmayalım.

Bu gün ve gecelerde mutluluğumuzu paylaşalım, maddiyatımızı paylaşalım. Bizde olanları olmayanla ulaştıralım. Bugünler özellikle Zekatımızı dağıttığımız günler. Bu günler Ramazan Bayramından önce verdiğimiz Sadaka-i Fıtır günleri. Bu günler yardımlaşma günlerimiz. Kadir gecesinde ve gündüzünde bu yardımlaşmayı gerçekleştirirsek, ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçlarını ulaştırabilirsek bu önemli günden daha azami şekilde istifade edebiliriz. İhtiyaç sahiplerinin bir duası ile belki de günahlarımızın affedilmesine vesile olacak, Allah’ın razı olduğu kullar zümresine girmemize yardımcı olacaktır.

Bu günler ve bu gece Kadir gecesi, sadece bize ait bir gece olmamalıdır. Huzur evlerinde bizleri bekleyenler var. Hastanelerde bizleri hasretle bekleyenler var. Çocuk esirgeme kurumlarında başının okşanmasını bekleyen yetimlerimiz, kimsesizlerimiz var. Yapmış olduğu bir hata yüzünden cezaevlerinde, ıslahhanelerde olanlarımız var. Onlara gidelim. Sevgimizi, muhabbetimizi uzatalım. Bu dünyada Sevgiden mahrum olan hiçbir kimse kalmasın bu gece.

Allah merhametlidir merhamet edeni sever. Herkese merhamet edelim. Allah affedicidir affedenleri sever. Affedelim. Küslüğü bir kenara bırakalım artık. Allah şükredenlerin maddi ve maneviyatını çoğaltır, bize iyilik de bulunanlara teşekkür edelim. Allah kusurları bağışlar, hatalarımız için insanlardan özür dileyelim.

Namaz dinin direğidir. Gözümüzün aydınlığıdır. İslam Dininin beş temel şartından biridir. Dünya ve ahiret mutluluğunun anahtarıdır. Kişiyi yanlışlıklara ve hatalara sürüklemeyi önleyen bir ibadettir. Ramazan ayının bizlere vermiş olduğu huşu içerisinde kılmış olduğumuz namazlarımızı kılmaya özen gösterelim. Namazlarımızdan bazıları eksik kalmış olabilir. Bu gecede dinimizin direği olan namazı çoğaltalım. Geçmişte kılamadıklarımızı kılmaya çalışalım. Kötülükten arınmanın yolu namaz iledir. Bu geceden istifade etmek namaz iledir.

Bugün, bu gece bizi aramayanları biz arayalım. Bize gelmeyenlere biz gidelim. Aramızda bulunan küslükleri gidermek için ilk adımı biz atalım. Birbirlerimizin hatalarını bugün silelim, bir tarafa bırakalım. Beraberce Rabbimize yönelelim. Birlik ve beraberliğimizi kenetlendirelim. Aynı Rabbe, aynı Kitaba, aynı Peygambere iman ettiğimizi, aynı kıbleye yöneldiğimizi unutmayalım. Biz Müslüman’ız, biz birbirimizin manevi kardeşleriyiz. Kardeşlerimize karşı merhametli davranalım. Hataları bağışlayalım. Kusurların peşine düşmeyelim. Günahları örtelim. Böyle yapalım ki, bizlere merhamet edilsin, hatalarımız bağışlansın, kusurlarımızın üzeri örtülsün. Hepsinden ötesi Mevla’mız bizden razı olsun, bizi sevsin.

Bu gece müslüman kardeşlerimizin dertleriyle dertlenme gecesi. Bu gece kardeşlerimizin sıkıntılarına çare olma gecesi. Ramazan Bayramına ulaşmaya yaklaştığımız bu gecede bayramı bayram gibi geçiremeyenlere yardım elimizi uzatmakla gecemizi daha güzele ulaştıralım. Yakın akrabalarımızdan, uzak akrabalarımızdan, komşularımızdan ve daha nice insanlardan sıkıntı içerisinde olan kardeşlerimiz var. Afrika'da Somali'de bizim yardımlarımızı bekleyenler var. Yardımlarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştıralım. Kadir gecemizi yardımlarımızla daha anlamlı hale getirelim.

Yüce Rabbim Ramazan ayını, idrak edeceğimiz Kadir gecesini ve nihayetinde kavuşmayı umut ettiğimiz Ramazan Bayramımızı bizlere hayırlı kılsın. Kadir gecesinin ve bu mübarek günlerin hürmetine hatalarımızı, yanlışlarımızı ve günahlarımızı affeylesin. Bayram sabahına hayırlar içerisinde, sevdiklerimizle beraber ulaşmayı güzel bir bayram geçirmeyi bizlere nasip etsin. Bu vesile ile Kadir gecenizi tebrik ediyor, Milletimiz ve tüm İslam âlemi için hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.


www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz

1. TDV İslam Ansiklopedisi, “Kadir Gecesi” md. c.24, s. 124

2. Kadir Süresi, 97/1-5

3. Riyazü’s-salihin, Hadis No: 1195

4. Buhârî, Leyletü'l-kadr, 3

5. Buhârî, Leyletü'l-kadr, 2

6. Duhan, 44/1-3

7. İbrahim, 14/1

8. Yunus, 10/57

9. Bakara,2/1-2

10. Riyazü’s-salihin, Hadis No: 1192

11. Müslim, İtikaf, 8

12. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 993

13. Riyazü’s-salihin, Hadis No: 1198
  Alıntı Yaparak CevaplaAlıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
allah, bir, eden, için, infak

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 10:54
(Türkiye için artık GMT +3 seçilmelidir.)

 
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası. Tatil
Copyright © 2018