|
|||||||
Eğitim Kategorisinde ve Yurtdışında Yaşam ve Eğitim Forumunda Bulunan GERÇEK AMERİKA(Amerikaya gidenlerden anılar,tavsiyeler...) Konusunu Görüntülemektesiniz => Bu başlığı Amerikaya gitmek veya orda yaşamak düşüncesinde olan arkadaşlar için Amerikanın bize gösterilen toz pembe yaşantısının altındaki gerçekleri,orda yaşayan ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 |
|
Bağımlı
![]() Giriş Tarihi: 06-09-2004
Yer: istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 407
Rep Puanı: 634537
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Bu başlığı Amerikaya gitmek veya orda yaşamak düşüncesinde olan arkadaşlar için Amerikanın bize gösterilen toz pembe yaşantısının altındaki gerçekleri,orda yaşayan yada daha önce gitmiş olan insanlar ın anlatımıyla sizlere sunmak istedim,tüm yazılar ALINTIDIR...
GERÇEK AMERİKA Herkese çok uzaklardan ama bir ekran kadar yakınınızdan Merhaba! Arkadaşımın talebi üzerine sizlere bu ay Amerika Birleşik Devletleri’nde edindiğimiz yaşam tecrübelerinden bahsetmek istiyorum. Aslında bu yazıyı geçen senenin yine bu zamilanlarında, yani Amerika’ya geleli daha bir kaç ay olmuşken yazmış olsaydım, eminim ki içeriği çok daha geniş ve farklı olurdu; artık alışkanlık haline gelmiş değişimleri tekrardan belirlemek oldukça güç. Size anlatacaklarım bizlere dünyanın diğer yüzünde gösterilen ekran Amerikası’ndan farklı şeyler, Hollywood Amerikası değil: Amerika’nın Gerçek Yüzü! Öncelikle “Gerçek Amerika” ile neyi tanımladığımıza bir açıklık getirmek isterim. Milyonların yaşadığı ve birer işletme, turizm ve azınlıkların sığınma bölgesi haline gelmiş olan şehirlerden değil, Amerika’nın büyük bir çoğunluğunun yaşamakta olduğu taşradaki kentlerden bahsediyorum. Yerleşimin yoğunluk kazandığı bu bölgeler, düzenli yaşam standartları ve düşük suç oranı sebepleri ile aileler tarafından büyük talep görüyor. Yine başka bir noktaya daha açıklık getirmek gerekir ki, Amerikalı diye bahsettiğimiz çoğunluk dünyanın türlü ırklarını barındıran bir karmadır, içinde Çinlisi de, Meksikalısı da, Zencisi de, Türk’ü, v.s. bulunan bir karma toplum. O karma ki Gerçek Amerika’nın içerisinde onun gerçek yüzü ile savaşarak, hayalinde oluşturmuş olduğu o harika dünyayı yakalama hevesiyle çırpınan bir insan sürüsü. Nereden başlasam, nasıl anlatsam... Ülkeye adım attığınız andan itibaren –eğer yasalsanız- size verilen sosyal sigorta numarasını temiz bir özgeçmiş ile korumanız gerekiyor, neden mi? Bu sigorta numarası sizin yaptığınız bütün işlemlerin kaydını tutmakta ve atacağınız her adımda geçmişinizi denetlemek amacıyla kontrol edilmekte. Örnek verecek olursak: Trafikte aldığınız bir ceza –bu ister sürat, ister alkollü araç kullanmak olsun- sonucunda sadece araç sigortanızın aylık ödemelerinin artmasına değil, yeni bir araba alacağınızda yapacağınız aylık ödemelerin de artmasına sebep oluyor. Yine aynı sigorta numarası, kredi geçmişinizi ilgili finansal kuruluşlara sağlayarak yeni bir ev, bilgisayar v.s. almanızda kredi notunuzun düşüklüğüne göre size özel bir faiz uyguluyor. Kısacası bu numara sizin siciliniz ve ne kadar iyi bir siciliniz varsa, ileriye doğru o kadar iyi ve emin adımlar atabilirsiniz, aksi takdirde öyle bir an gelir ki eliniz kolunuz bağlanır, çünkü bu numara olmadan pek bir şey yapmanız mümkün değil. İşte sırf bu numaranın bağlayıcı etkisi ile insanlar trafikte mümkün olduğunca hata yapmamaya, kredi borçlarını zamanında ödemeye çalışıyorlar. Amerika’da bahsedilen sistemin işlerliğinin bir sebebi bu numara sayesinde oluyor; insanlar kurallara bu dolaylı tehdit sebebiyle, korkularından saygı duyuyor diyebilirim. Ama şöyle bir gerçeği de belirtmek gerekir ki, kredi geçmişlerini mümkün olduğunca iyi tutmaya çalışan, tüketim ekonomisinin yoğun reklam stratejileri ile hedefi olan bu Amerikan topluluğunun yarısından fazlası kredi borçlarının batağına saplanmış durumdalar. Türkiye şartları ile karşılıştırıldığında göz önünde olan araba sahibi olmaya gelince: Evet, burada araba sahibi olmak oldukça basit. Bir haneye ait araba sayısının 3 olması gayet standart bir rakam. Size bankalar veya sayısız kredi kuruluşlarının sunduğu imkanlar aracılığıyla, ister 60 ay isterseniz daha uzun vade ile ayda 200$ gibi cüzzi miktar ile araba satın almanız mümkün. Yalnız bunu hayat standardınızı artırmak amacı ile değil, Amerika’da yaşayabilmek amacı ile yapıyorsunuz. İnsanlar burada yaşamlarının çoğunu arabalarının içerisinde geçiriyor desem yalan olmaz. Her şey arabanızın penceresinden uzanarak yapılabilecek hale getirilmiş. Gideceğiniz marketin uzaklığı ve yapacağınız market alışverişi kesinlikle yürüyerek yapabileceğiniz bir şey değil –toplu taşıma diye bir olay yok zaten-, telefon ile evlere servis sadece pizza veya sandwich sektörlerinde mevcut. Bizdeki bakkal veya kapıcı sistemini ne kadar özlediğimizi anlatamam. İlk gelen kişi için mutfak masrafları oldukça ucuz görünebilir, fakat Amerikan toplumunun en büyük sorunu olan obezitenin kaynağı aslında bu ucuz yemekten kaynaklanıyor. Sağlıklı beslenmenin oldukça pahalı olduğu bir kenarda dursun, en basitinden gerçek patates veya tavuk yemek lüks sayılıyor. Bir restorantın reklamının “Biz gerçek tavuk pişiriyoruz” demesi garip sayılmıyor. Mikrodalga fırında pişirilebilecek iki dakikalık yemekleri mi dersiniz, ısırınca ağzınızı garip bir tadın aldığını farkettiğiniz o cilalanmış meyveleri mi dersiniz... Görünüşün hiçbir şekilde sizi aldatmaması gerektiğini öğreneceğiniz yegane yerdir burası. Peki bu kadar insan neden Amerika’ya özgürlük için, PARA için geliyor? Özgürlük için gelme amacı doğrudur. Hakkınızı her yerde, her şekilde savunmanız mümkündür, yeter ki azınlık olun, yeter ki elinizde yazılı bir kanıtlayıcı belge olsun. Ama derler ya “ağlamayan bebeğe kimse mama vermez”, hakkınızı ve nerede nasıl kullanmanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor, yoksa sistem içerisinde ezilir gidersiniz. Bu hakları ve getirileri öğreneceğiniz başlıca merkezler azınlıkların oluşturduğu lobiler –ki en gelişmişleri Amerika’da oldukça fazla yıldır tutunmasını becermiş Çinliler ve Hindistanlılar (birbirlerini çok iyi kolluyorlar)- ve eğitim kuruluşlarıdır. Azınlıkların oluşturduğu bu lobiler ilk göç etmiş kişilerin burada değişime ayak uydurmalarına, her türlü ihtiyaçlarına çözüm bulmalarına büyük yardımda bulunuyorlar. En büyük sorun, bu tür oluşumların Türkler tarafından oldukça geç farkedilmesi ve hala gelişim içerisinde türlü aksaklıklara sahip olmasıdır. Burada genelde Türkler birbirlerine değil yardımcı olmak, Türk olduklarını bile saklayarak yıllar geçirmişler. Elini versen kolunu kurtaramazsın türünden yüzlerce tecrübe geçirdikten sonra oluşmuş bu önyargı bu oluşumun gerilerde kalmasının sebebidir. Eğitim konusu, ayrı bir mesele. Eğitim masrafı oldukça yüksek görünmesine rağmen, Amerikan vatandaşlarını yüksek eğitime teşvik etmek amacı ile federal hükümet tarafından verilen yüzde sıfır faizli 25 seneye varan ve iş sahibi olmadan ödeme yükümlülüğünüzün olmadığı ve tüm üniversite hayatınız süresince aklınıza gelebilecek tüm masrafları kapsayan kredi ile ödemek mümkün olmaktadır. Eğer bu krediyi alamıyorsanız diğer kredi kuruluşlarından alabilceğiniz düşük krediler veya ya güçlü vakıflardan ya da üniversitenin kendisinden kazanabileceğiniz burslar da eğitiminizi destekleyebilir, amaç belli: Yeter ki okuyun! Yine sosyal hizmetlerin oluşturduğu bir sistem ile çocuklu evli olmayan (sosyal problemlerin en büyüğünü teşkil eden bir çoğunluk grup) ama okumaya devam etmek isteyen anneleri gerek barınma, gerek çocuklarının bakımı, gerekse ek iş sahibi yapmak için yardımlar mevcut; yeter ki okusunlar. Peki bu kadar desteklenen eğitim sistemi nelerden ibaret, isterseniz bu konunun özellikle bizi ilgilendiren kısmına açıklık getirelim. Ekonomi profesörümün buraya master eğitimim için gelmeden önce söylediği bir sözü kulak ardı etmiştim: Amerika’da yaptığım master eğitimi benim Türkiye’deki 10 yılıma bedeldir. Geldiğimin ikinci haftası nasıl bir zorlukla karşılaştığımın farkına vardım. İlk ödevim bir hafta içerisinde okumasını bitirmem gereken -sadece bir ders için- yaklaşık 200 sayfalık döküman ile kalmıyor, o döküman hakkında bir analizdi. İlk notum tabi ki D oldu. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Hoca ile konuştuğumda benim yazımı yeniden düzenlememe ve istediği formata sokmama izin vermemesinin sebebi, ayrımcılık ilkesine aykırı düşmesiydi: çifte standart kesinlikle kabul edilmez olgusunun ilk tokatını yemiştim. Aldığım sadece 3 ders vardı ve günün 24 saati bu derslerin ödevlerini yetiştirmeme yetmiyordu. Ne yalan söyleyeyim dönemin ortasında dünyanın bir çok ülkesinden gelen arkadaşlar ile benim evde yaptığımız konuşmalarda neredeyse uçak biletlerimizi alıp ülkelerimize geri dönmeyi planlıyor, ama son anda dayanabileceğimizi düşünüp vazgeçiyorduk. Yine ben aralarında en şanslılarıydım, çünkü Türkiye’nin şartları geri dönülebilecek nitelikteydi, kimisi ülkesindeki iç savaştan, kimisi maruz kalacağı birtakım ırkçı saldırılardan, kimisi ise dönecek gerçekten bir ülkesi olmadığından ve uçak bileti olmadığından yakınıyordu. Hepimiz o dönemleri atlattık çok şükür. Türkiye’de bir sene içerisinde bitirdiğimiz tezler ya da dönem ödevleri bizim burada normal, rutin haftalık ödevlerimiz. Siz gözünüzde canlandırın artık. Eğitim için dayanıklılık testinin içerisinde olan ben, bir de para için olan dayanıklılık konusuna değinmek istiyorum. İlk bilinmesi gereken gerçek: Amerika’da cebinizde para olmadan yaşamanız im-kan-sız. Attığınız adım (benzin), soluduğunuz hava, içtiğiniz su, seyrettiğiniz televizyon... Hepsi para ile. Ama para kazanmanız imkansız değil. Gerek öğrenci olun (F1 statüsü ayrı bir mesele), gerekse işçi, istediğiniz kadar çalışabilirsiniz. Aile geçimine katkıda bulunan bir annenin üç farklı işte çalışması oldukça normal bir durum. Anne sabah erkenden okul otobüsü ile çocukları evden alıp okula bıraktıktan sonra benzin istasyonuna gidip okul çıkış saatine kadar çalışıyor, sonra çocukları evlerine bırakıp üçüncü işine akşamın belli bir saatine kadar gidiyor. Buralardan elde ettiği maaş ile hem ev masraflarına hem de kendi masraflarına katkıda bulunuyor. Bir aile babası eğer evinin arka bahçesinde çocuklarının yaz aylarında vakitlerini geçirmeleri için havuz yaptırmak istiyorsa normal işinin dışında ek bir part time iş buluyor. Fakat bir çelişkidir ki, bu baba çocukları ile oldukça az vakit geçirebiliyor. Eğer ek iş gerektirmeyecek kadar fazla bir gelir getiren bir iş varsa ve bu iş günde dört saatini yolda geçirmesine ya da eyalet dışında çalışmasını gerektiriyorsa bunu gönül rahatlığıyla kabul ediyor. Sorun, istediğin standartları oluşturduktan sonra bu standartları kullanmanı gerektiren vaktin var mı yok mu? Büyük ekran televizyon alıyor, uydu bağlantısını kurduruyor ve günün sadece bir saatini bu tv başında geçirebiliyorsan, arka bahçendeki havuzu bir gün bile kullanamıyorsan, hani standart? Kısacası gerçek Amerika’da standartları oluşturmak var ama standartları kullanmak beceri ve özveri istiyor. Bahsi geçen iş türleri part-time iş türleridir. Amerikan ekonomisinin bu günlerde yüzleştiği işsizlik sorunun temelinde NAFTA anlaşmaları ve globalizm adı altında işgücü daha düşük maliyetli ülkelere taşıdığı fabrikalar yatmaktadır. Gittikleri ülkelerdeki işsizlik sorununu ve kendi maliyet sorunlarını çözen bu büyük firmalar gün geldi kendi ülkelerinde talep sıkıntısı ve işsizlik sorunu oluşturdular. İmalat sektörü yavaş yavaş yerini hizmet sektörüne bırakıyor ve insanlar artık birkaç part-time işte çalışaraktan geçim masraflarını karşılayabilme durumuna gelmiş durumdalar. Hani hep insanlara sağlık, sıhhat dileğinde bulunulur ya, Amerika’da yaşayan kimseler için özellikle bu konuda özellikle dua edilmesi gerekiyor. Hangi birini anlatsam ki. Yediğiniz gıda maddelerinden kaynaklanabilecek sağlık sorunları, türlü virüslere maruz kalınca kullanmanız gereken antibiyotikler ve onların yan etkilerini geçirecek başka ilaçlar ile iyice çöken sisteminiz, hastalığınızın sadece bir kaç dönemlik yok olmasını sağlayan uyduruk ilaçlar ve en önemlisi sağlık masrafları v.s. Hastahane masrafları tahmin edemeyeceğiniz kadar yüksek. Ufak bir yaşanmış örnek: Japon bir arkadaşın akşam yaşadığı bir mide sorunundan dolayı hastaneye kaldırılması ile bir gece için kendisine gelen ertesi günkü fatura 4000 (dört bin) doların üzerinde bir rakam, bunun içerisinde bir kutu aspirin 20 (yirmi) dolar ki markette aynı aspirin 1 (bir) dolar bile değil. Arkadaşın sağlık sigortası hastahane masrafının bir kısmını karşıladı elbet ama yine kendi ödemesi gereken yüklüce bir miktar vardı. Ödemezseniz elinizdeki her şey anında haciz konularak alınıyor ya da yabancı iseniz sınır dışı ediliyorsunuz. Yani gerçek Amerika’da sağlığınızı tehdit eden faktörlerin bombardımanı altında kendinize iyi bakacaksınız ki yolunuz hastahaneye düşmesin, Allah korusun. Amerika’nın saplandığı sağlık sisteminin gerçeklerini öğrenmek isteyen arkadaşlara önerim, Denzel Washington’un başrolde oynadığı “John Q” filmini izlemeleridir; Hollywood’un Amerikan gerçeklerini gösterdiği nadir filmlerden biridir. Kendini tanımak, sınırlarını zorlamak ve hayallerini gerçekleştirmek isteyen herkese açık olan bu ülkeye gelmek de burada yaşamak da oldukça pahalıya mal oluyor, ama ödülü de yok değil. Yeter ki dayanıklı ve en önemlisi savaşçı olun. Burada bahsettiklerim büyük resmin sadece küçük bir köşesi. Gerçek Amerika’nın listesi sanılandan çok daha uzun ama çözüm araştırmaları büyük finansörlerin desteğiyle hala sürmekte. Şunu unutmayalım arkadaşlar; dünyanın her yerinde insan insandır. Ve insanların istekleri sınırsızdır. Bu isteklerini gerçekleştirmek için nerede yaşarsa yaşasın, hangi sistem içerisinde çırpınırsa çırpınsın, hayatı boyunca çalışır, didinir ve muhteşem bir motivasyon enerjisi ile o hayalinde yaşattığı güzel dünyaya ulaşmak ister. İçerisinde yaşadığım sistemin bazı önemli getirileri var ki bunların uygulanması ile tüm olumsuz göstergeleri Türkiye’nin aleyhine çevirmek mümkün olacaktır, bu konudaki önerilerimi önümüzdeki ay inşallah açıklayacağım Yazan:Esdemir Mesajı son düzenleyen colin ( 22-08-06 - 02:34 ) Neden: rehber linki |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Bağımlı
![]() Giriş Tarihi: 06-09-2004
Yer: istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 407
Rep Puanı: 634537
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
AMERİKAN KÜLTÜRÜNÜN 10 EMRİ
Her ülkenin olduğu gibi, Amerika’nın da kendine has bir kültürü var. Bu kültürü 10 emir şeklinde özetlemek mümkün. Elbette bunların Musa’nın 10 emri gibi bir dini kaynağı yok, ama Amerikalı’nın günlük yaşamındaki boyutları muhtemelen herhangi bir dinin etkisinden daha fazla. Bu emirlere uymamanın cezası, Amerikan toplumuna uyum sağlama da sorun yaşamaktan başlayıp toplumdan dışlanmaya kadar gidebilir. Şimdi emirleri sırasıyla ele alalım. 1. Emir: Başarı gibisi yoktur. Başarı muhtemelen Amerikalıların en önem verdiği kavramdır. Aslında Amerikan rüyası denen şey başlıbaşına bir başarı hikayesidir. Her Amerikalı en az bir konuda bir başarı hikayesi yazmak ister. Başarı, bireysellik, özgürlük, hedef belirleme, deneysellik, toplum içinde ilerleme ve iyimserlik gibi Amerikan kültürünün diğer pek çok unsuruyla yakından ilişkilidir. Aynı zamanda, başarıya ulaşılmış olması, hangi yoldan ulaşıldığından çok daha önemlidir. Eğer kişi başarılı olmuşsa, yöntemlerini eleştirmeniz hoş karşılanmayabilir (yasadışı ve ahlaki olmayan yöntemler hariç olmak kaydıyla). 2. Emir: Herkes bildiği gibi yaşar. Amerikalılar özgürlüklerini ve özelliklerini çok severler. Kimse kendi özellikle talep etmediği sürece başkasının kendi hayatına ve işine burnunu sokmasını istemez. Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşamakta özgürdür ve kimsenin de başkasının yaşam tarzını sorgulamak için nedeni olamaz. Eğer bir Amerikalının yaşamını sorgularsanız, bunun onun insan olarak değerini sorguladığınıza yorulması muhtemeldir. 3. Emir: Eğlence şakaya gelmez. Amerikalılar hayata mümkün olduğunca keyif katmaya çalışır. Elbette bu keyfin önemli kısmı günümüzde televizyondan gelmektedir, ama bunu şimdilik bir kenara koyalım. Amerikan vatandaşı alışverişte, yemekte, yemeğe gitmekte, işe gitmekte hep bir keyif boyutu bulmaya çalışır. Olmadığı zaman bile varmış gibi davranır. Gün içinde pek çok faaliyette zaman hesabı yapan Amerikalı, sıra eğlenceye gelince saati unutmak ister. Dişçi randevusunun saati, çevreyolundan ulaşımın ne kadar süreceği ve yetişmek için evden kaçta çıkılacağı bellidir, ama akşamki partiden kaçta çıkılacağı asla belli olmaz. 4. Emir: Alışveriş mühim iştir. Pek çok Amerikalı alışverişi hobi gibi görür. Alınacak belli bir mal olmasa bile, mağazaya gidip bakınmak, araştırma yapmak zaman geçirmek için güzel bir vesiledir. Aynı zamanda sosyalleşmede önemli yeri vardır. Amerikalılar neyi nereden nasıl aldıklarını ballandıra ballandıra anlatırlar. Zengin olsanız bile, bir malı çok ucuza kapatmak asla utanılacak bir şey değildir, tersine, ne kadar akıllı bir tüketici olduğunuzla göğsünüzü gere gere övünebilirsiniz. 5. Emir: Tereddüt bize gelmez. Amerikalı eylem insanıdır. Planlamayı sevmez, kararsızlığı sevmez, zaman kaybetmek istemez. İstediği gibi hareket etmesini engelleyecek kural ve yasaları da sevmez. Bir şey yapmadan önce diğer kişilerden onay alınması gereken sistemler Amerikan insanına göre değildir. Aklına fikir gelen hemen onu uygulamak ister. Risk sermayesi sektörünün bu ülkede en gelişmiş olması sürpriz olmasa gerek. Başarıya giden yolun planlamadan, kurallara dikkat etmekten, insanlara bilgi vermekten değil, eylemden geçtiği inanışı hakimdir. 6. Emir: Dişini sıkan kazanır. Amerikalılar sürekli hayatlarının bir boyutunu ileri götürmeyi hedeflerler. Aynı zamanda hedeflerine ulaşmak için çok çalışmaya razıdırlar. Başarının yerinde oturarak gelmeyeceğine inanırlar. Bir şeyler yapmanın zor olduğunu söyleyenler, yani mızmızlar, Amerika’da hoş karşılanmazlar. Ne yapmak istediğini bilen ve onu yapmak için özveriden kaçınmayanlar takdir edilir. 7. Emir: Her şeyin bir sınırı var. Amerikalı baskı ortamına bir yere kadar dayanır ve genelde bu sınır sıfıra yakındır. Kişisel özgürlük ve insan hakları son derece önemli kavramlardır. Amerika’nın İngilizlere başkaldırıp bağımsız devlet haline gelmesi bu emrin en bariz ifadesidir. Kimse başkasının sözünü dinlemek istemez, herkes kendi istediği gibi yaşar. 8. Emir: Vakit nakittir. Amerikalılar için vakit de, nakit de çok önemlidir. Bizim memleketin aksine, burada pekçok çalışan işverenle saat başı ücret üzerinden anlaşır ve çalıştığı süre kadar maaş alır. Bu da zamanın para demek olduğu kavramını pekiştirir. Boşa zaman geçirme para kaybı anlamına geldiği için hayatlar mümkün olduğunca programlanır ve deli gibi bir koşuşturma yaşanır. Bir işi gereksiz yere uzatmamak için ayrılan zamanın bittiğini ifade etmek mübahtır. Amerikalı’nın sinirini bozmanın en güzel yollarından birisi geyik yapmaktır. 9. Emir: Kurallar bizi bağlamaz. Amerikalı’nın zihninde yasa ve kural kavramları çok farklı yerlere sahiptir. Yasalar yönetici gücün koyduğu resmi kurallardır ve uyulmaması durumunda ceza söz konusudur. Kimsenin hukukun üstünde olmaması gurur duyulası bir şeydir. Ancak, kurallar başka bir insanın bizim davranışımız için belirlediği ilkelerdir ve Amerikalılar başkalarının tercihlerine göre yaşamayı hiç sevmez. Kurallar evrensel değildir, koşullar kural konduğundan beri elbette değişmiş olabilir. Amerikalı durum değerlendirmesini kuralın üstünde tutar. 10 Emir: Tanrı çalışanı sever. Evet, eğlence düşkünü bu millet aynı zamanda çok dindardır ve de en çalışkan milletlerden biridir. Önemli olan çalışmak ve kendi ayaklarının üstünde durmaktır. Tanrıya inanılır, ama başarılı olmak için boş oturup Tanrıdan yardım beklenmez. Tembel olmanın özürü yoktur, çalışanın onu çok açıktır. On emirin sonuna gelmiş olduk. Uzun lafın kısası, Amerikan insani başına buyruk, çalışkan, zamanın kıymetini bilen, ama aynı zamanda hayattan mümkün olduğunca keyif çıkarmaya çalışan bir yaratıktır. Çalışmasının sonuçlarını aldıkça, başarı kazandıkça, eğlenmek için daha çok imkanı olur ve kazandığı parayı çatır çatır harcar (çoğu zaman kazanmadan önce). Böylece, döngü kendini sürekli besler. Not. Bu yazı için Stan Naussbaum'un The ABCs of American Culture adlı yayınından yararlanılmıştır. Yazan:Emre Erkut |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Bağımlı
![]() ![]() Giriş Tarihi: 17-06-2005
Yer: Arkansas/America
Yaş: 24
Mesajlar: 513
Rep Puanı: 864765
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
evet abicim aynen hislerimizi yansitmissin bende arkansasda yasiyorum herkes bi okusun derim gitmeden once bizim gibi kalmayin sap gibin
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Üye
![]() Giriş Tarihi: 25-02-2005
Yer: İstanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 186
Rep Puanı: 3086
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Amerika çalışılıp para kazanılacak bir memlekettir, yaşamını sürdürebilecek bir yer değil.
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Bağımlı
![]() Giriş Tarihi: 06-09-2004
Yer: istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 407
Rep Puanı: 634537
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
AMERİKA İZLENİMLERİ 1
Hakikaten düzenli ve temiz memleket şu Amerika. Bir de genel bir huzurluluk var. Tabii bunlar ilk izlenimler, sonradan farklı şeyler çıkabilir. Bu Amerikalılar koşmayı çok seviyor. Run Forest Run! Yol boyu koşan onca insan görüyorsunuz. Adamların normalde hiçbir telaşı yok, acele edecek bir durumları yok. Onlar da bu durumdan geri kalmamak icin koşmayı tercih etmişler. Biryere yetişecek gibi değil ama koşuyorlar işte. Run Forest Run... ![]() Taksicileri bizimkiler gibi değil pek. Adresi alıyor ve doğruca hedefe yöneliyor. Sohbet muhabbet pek yok gibi. Ancak yağmurlu havada durdurduğum taksiciye Arlington'a gideceğimi söylediğimde, "Abi, Arlington felakettir bu yağmurda, girersem çıkamam, ama istersen Court House'dan dolaşabiliriz." şeklinde aldığım cevap şaşırtmadı değil. Burada zencileri de kayda almak lazım tabii. Örneğin bana verilen bir çorap siparişi için girdiğim dükkandaki zenci tezgahtar kızdan ten rengi çorap istedim. Haliyle siyah renkli çorap getirdi. O andan itibaren "bundan degil, bizim ten renginden" diyemezsiniz tabii. Siyah renkli bayan çorabı isteyen varsa haberim olsun... ![]() Bir de burada herkesin hak hukuku had safhada. Birine yönelik bilinçli veya bilinçsiz bir hatanızın kayda değer bir tazminat ödemenizi sağlayabildiği söyleniyor. Örneğin kahve dükkanından aldığınız kahvenin üzerinde İngilizce olarak "içmek üzere olduğunuz kahve oldukça sıcaktır" uyarısı var. Meğerse bu uyarı, bununla ilgili olarak açılmış / açılma olasılığı olan davalara karşı konulmuş. Bu durumda biz Türkler için tam bir tazminat cenneti burası. Yani hemen herşeyden tazminat alabilecek birşeyler düşünebiliriz. Yaratıcıyızdır ne de olsa. Hatta iyi bir avukatla geçinme şeklimiz bu bile olabilir... Ben başladım bile. Geçen gün arabasının yan penceresinden dışarıya sarkmış bir korniş veya benzeri ile geçen bir araba gördüm son anda. Eğer biraz daha erken görsem kafamı kornişe denk getirip sağlam bir tazminat kopartabilmenin ilk adımını atabilecektim. Tabii bu tehlikeli olanlardan. İlerde cok paranız olduğunda bu işi de geliştirip dublör falan tutabilirsiniz...Burada okulların tabelalarında üniversite bile olsalar sadece okul oldukları yazıyor. Geçen gün bir arkadaşımla benim için master bilgisi bakmaya bir okula gittik. Okul kapısında bekleyen çocukların 15 yaşlarında olduğunu görünce durumu anladık. Bunlar benim müstakbel master sınıfı arkadaşlarım olamazlardı. Yine de özenmedim değil. Acaba başlamışken en baştan mı başlasam diye. Yani Amerika'da ilkokul okumak nasıl olurdu acaba? İnşallah zamanla daha iyi anlayacağım şu Amerikalılar'ın İngilizcelerini. Gerçek Amerikalılar ağızda yuvarlarken, göçmen Amerikalılar kelimeyi ağızlarından çıkartmadan konuşuyorlar. Türkiye'de de gösterilen Amerikan kısa komedi dizilerinden burada envai çeşit var tabii. Evinde konuk olduğum arkadaşım da bunlardan "Seinfeld" adlısını hergün izliyor sektirmeden. Hani şu espri yapıldığında fonda gülme efekti olan dizilerden. Arkadaşım oldukça beğeniyor bu diziyi ve hemen hemen her efektle beraber o da gülüyor. Bense tüm dizi boyunca onun güldüğünün yarısı kadar falan gülebiliyorum. Her seferinde de soramıyorum tabi "ne dedi, ne dedi?" diye. Neyse zamanla anlayacağız herhalde. En azından onlar şimdilik beni anlıyorlar... Barlar hariç kapalı her yerde uyarı yazmaksızın sigara yasağı var. Bazı barlarda da üst kat-alt kat şeklinde ayırmışlar. Aferin Amerikalılar'a. Bence bunu iyi düşünmüşler. İngiltere'deki kadar çok içilmiyor zaten. Eh, benim de bırakma zamanlamam harika olmuş demek ki. Buraya gelmeyi düşünürseniz siz de bırakmadan gelmeyin. Hatta gümrükte ahiret soruları soran memurlar, sigara içiyorum diyenlere günde kaç tane içtiğine kadar soruyor; belli bir miktarı aştığını belirtenlere gideceği eyaletteki hastane adres ve telefonlarını veriyorlar... ![]() Etrafta tek bir sokak kedisi veya köpeğini görmedim geldim geleli. Bu durumda çöplerden kedi çıkması gibi bir risk de yok. Rahatca boşaltabilirsiniz evinizin çöpünü. Yalnız burada da bir park içinde dolaşırken kafanıza sincap düşme olasılığı var. Ben şimdilik sadece böyle bir olasılık olduğunu biliyorum. Ağaçlara tırmananlarını gördüm, umarım düşenlerini tecrübe etmem... ![]() Buradan ankesörlü telefonla konuşmak da beceri işi. AT&T' nin veya herhangi başka bir firmanın 'pre-paid' kartını alıyorsunuz (bizdeki hazır kart gibi). Ancak önce bu şirketin servis numarasını çeviriyorsunuz. Sonra ulaşmak istediğiniz telefon numarasını, kartın üzerindeki şifre ve bilimum kodları... Arada yanlış bir tuşa basarsanız operatör beliriyor telefonun öbür ucunda. Gereksiz diyaloglarla işlem bayağı uzayabiliyor. E-mail yine de en iyisi. Bu arada ben Washington'a geliyorum sanmıştım ama şu anda kaldığım bölge Virginia eyaletinin Arlington kenti. Gerçi Potomac nehrinin hemen öbür tarafı Washington DC. Beyaz Saray, meclis, anıtlar hep o tarafta... Yazan:Altan Kolatar |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
|
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Vize İşlemi | Haberler | Okul Arkadaşım Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir. |