Forum TR
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Yabancı Dil

Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)

Lise Bilgileri Kategorisinde ve Yabancı Dil Forumunda Bulunan Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce) Konusunu Görüntülemektesiniz => ZİRAAT Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: "Çünkü ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-12-07, 10:43   #1 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 25-12-2007
Mesajlar: 10
Rep Puanı: 2375
semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0

Varsayılan Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)


ZİRAAT
Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: "Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sapanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktır." 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 117)
Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış ve lâyık olan köylüdür.
Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışmasını yeni ekonomik tedbirlerle son hadde eriştirmeliyiz. Köylünün çalışmasının neticeleri ve verimleri kendi menfaati lehine son hadde çıkarmak ekonomik siyasetimizin temel ruhudur. 1922 (Atatürk'ün S.D. II, S. 219)
Türk köylüsünü 'Efendi' yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez. (Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlarından Hatıralar S. 94)
Kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmiye, paslanmıya mahkûm olur. Fakat sapan kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur. (1923)
Millî ekonominin temeli ziraattir. Bunun içindirki, ziraatte kalkınmıya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır.
Fakat, bu hayatî işi, isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilk önce ciddî etütlere dayalı bir ziraat siyaseti tesbit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrıyabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lâzımdır. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek noktalar başlıca şunlar olabilir:
Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep ve suretle, bölünmez bir mahiyet alması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlandırmak lâzımdır. (1937)
Eğer milletimizin çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık. (Mart 1928)
Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki emeklerini asrî, iktisadî tedbirlerle azamî haddine çıkarmalıyız. Köylünün çalışmalarının netice ve semeresini kendi menfaati lehine azamî haddine yükseltmek, istisadî siyasetimizin temel taşıdır.
Onun için, bir yandan çiftçinin emeğini arttıracak ve semereli kılacak bilgi, vasıta ve fennî aletlerin kullanma ve yapılmasına, öte yandan onun çalışmalarının neticelerinden azamî derecede faydalanmasını temin edecek iktisadî tedbirlerin alınmasına çalışmak lâzımdır. (1922)
Ulaştırma ve Bayındırlık
Halk, köylüler bana her yerde iş programını şu iki kelime ile ihtar ettiler:
Yol, mektep. Hattâ yoldan bahsederlerken yol köylünün kanadıdır. Demeleriyle herşeyden evvel ona ehemmiyet verdikleri anlaşılıyor. Gerçekten bütün ekonomi birinci kelimenin ve herşey ikinci kelimenin içindedir. 1934 (Atatürk'ün S.D. II, S. 193 - 194)
Ekonomik hayatın faaliyet ve canlılığı, ancak ulaştırma vasıtalarının, yolların, trenlerin, limanların durumu ve derecesiyle orantılıdır. 1922 (Atatürk'ün S.D. I, S. 221)
Memleketimizi demiryolları ile ve üzerinde otomobiller çalışır muntazam yollarla şebeke haline getirmek mecburiyetindeyiz. Çünkü Batının ve dünyanın araçları bunlar oldukça, trenler oldukça, bunlara karşı merkepler ve kağnı ile ve tabiî yollar üzerinde yarışa girişmenin imkânı yoktur. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 111)
Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyle aydınlatan kutsal bir meşaledir. 1937 (Atatürk'ün K.A.N., S. 20)
Ekonominin gelişmesinde başlıca lüzumlu olan, yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaştırma vasıtaları millî mevcudiyetin maddî ve siyasî kan damarlarıdır. Refah ve kuvvet vasıtasıdır. 1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 266)
MEDENİYET
Medeniyetin ne olduğunu başka başka tarif edenler vardır. Bence medeniyeti harstan ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur. Bu noktai nazarımı izah için hars ne demektir tarif edeyim:
Bir insan cemiyetinin a- Devlet hayatında; b- Fikir hayatında yani ilimde, içtimaiyatta ve güzel sanatlarda; c- İktisadî hayatta yani ziraatte, sanatta, ticarette, kara, deniz ve hava'ya ait ulaştırma işlerinde yapabildiği şeylerin sonucudur.
Bir milletin medeniyeti denildiği zaman hars namı altında saydığımız üç nevi faaliyet sonucundan hariç ve başka bir şey olamıyacağını zannederim. Şüphesiz her insan cemiyetinin harsı, yani medeniyet derecesi bir olamaz. Bu farklar, devlet, fikir, iktisadî hayatların her birinde ayrı ayrı göze çarptığı gibi bu fark üçünün sonucu üzerinde de görünür. Mühim olan sonuçlar üzerindeki farktır. Yüksek bir hars, onun sahibi olan millette kalmaz, diğer milletlerde de tesirini gösterir, büyük kıt'alara şamil olur. Belki bu itibarla olacak, bazı milletler yüksek ve şamil harsa medeniyet diyorlar. Avrupa medeniyeti, şimdiki çağ medeniyeti gibi. 1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında B.H., S. 267)
Zulüm medeniyetle uyuşamaz. İstidatsızlık taaffa lâyık bir şey olamaz. Çünkü milletler işgal ettikleri arazinin hakikî sahibi olmakla beraber beşeriyetin vekilleri olarak ta o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından hem kendileri istifade eder ve dolayısiyle bütün beşeriyeti istifade ettirmekle görevlidirler. Bu prensibe göre bundan âciz olan milletler yaşama ve bağımsızlık hakkında lâyık olamamak lâzım gelir. 1920 (Nutuk III, S. 1182)
Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet boşunadır ve o, gafil ve itaatsizler hakkında çok amansızdır. Dağları delen, göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar herşeyi gören, aydınlatan, tetkik eden medeniyetin kudret ve yüksekliği karşısında ortaçağa ait zihniyetle, iptidaî uydurma hikâyelerle yürümeye çalışan milletler mahvolmağa veya hiç olmazsa esir ve aşağı olmağa mahkûmdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı, yenileşen ve olgun bir kütle olarak ilelebet yaşamağa karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihte görülmemiş kahramanlıklarla parça parça etmiştir.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 47)
Benim kanaatim o idi ki, ve daima o oldu ki dünyada insan diye yaşamak istiyenler, insan olmak vasıflarını ve kudretini kendilerinde görmelidirler... Bu uğurda her türlü fedakârlığa razı olmalıdırlar. Yoksa hiçbir medenî millet, onları kendi sırasında ve safında görmek istemez. 1926 (Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün B.A., S. 99-100)
Bilirsiniz ki dünyada her kavmin, varlığı kıymeti, hürriyet ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medenî eserlerle orantılıdır. Medenî eser vücuda getirmek kabiliyetinden mahrum olan kavimler hürriyet ve bağımsızlıklarından soyunmaya mahkûmdurlar. Medeniyet yolunda yürümek ve muvaffak olmak hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde ileri değil, geriye bakmak bilgisizliği ve ihtiyatsızlığı gösterenler, umumî medeniyetin coşkun seli altında boğulmağa mahkûmdurlar. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 85)
Medeniyet yolunda muvaffakiyet yenileşmeğe bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadî hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne olgunlaşma ve ilerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hâkim olan hükümlerin zaman ile değişme, gelişme ve yenileşmesi zaruridir. Medeniyetin ihtirasları, fennin harikaları, cihanı değişiklikten değişikliğe sürüklediği bir devirde asırlık köhne zihniyetlerle, maziye düşkünlükle mevcudiyetin muhafazası mümkün değildir. Medeniyetten bahsederken şunu da kesinlikle söylemeliyim ki medeniyetin esası, ilerleme ve kuvvetin temeli aile hayatındadır. Bu hayatta fenalık, muhakkak sosyal, iktisadî siyasî acze sebep olur. Aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurlarının tabiî haklarına malik olmaları, aile vazifelerini idareye yetenekli bulunmaları lâzımdır. 1924 (Atatürk'ün B.N., S. 85)
Bağımsızlığını ve değerini dünyaya tanıtmak özellikleri, liyakatı ve kudreti taşıyan milletleri, medeniyet yolunda da hızlı ve başarılı adımlarla ilerlemek istidatları, kabul olunmak lâzımdır. Gerçi bir toplumun zamanla kökleşmiş örf ve âdetleri, hisleri ve inanışları mühimdir. Bu itibarla, toplumlar, önayak olacak fertler üzerinde, âdeta âmir ve hâkim bir tesir gösterirler. Fakat, yaradılıştaki istidat ve liyakati, gelişme ve yükselmeğe erişmiş milletler; medeniyetin bugünkü gelişmelerinden feyiz ve ilham almış aydın evlâtlarının sevk ve rehberliğiyle, mazide kaçırdıkları fırsatların doğurduğu gecikmeleri, telâfi çaresini bulmakta gecikmezler. 1928 (Atatürk'ün S.D. II., S. 249)
Bugünkü Türk milleti, mâzinin en derin medeniyetlerinde kuruculuk iddia eden bu Türk kavminin bugünkü çocukları açık ve sağlam yolu bulmuşlardır. 1930 (Asım Us, Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım, S. 141)
Memleket mutlaka asrî, medenî ve yepyeni olacaktır. Bizim için bu, hayat dâvasıdır. Bütün fedakârlığımızın faydalı bir sonuç vermesi buna bağlıdır. Türkiye, ya yeni fikirle donatılmış, namuslu bir idare olacaktır, veyahut olamıyacaktır. Halk ile çok temasım vardır. O saf kitle, bilmezsiniz, ne kadar yenilik taraftarıdır. (1923 Atatürk'ün S.D. III., S.60)
Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye'de asrî, binaenaleyh batılı bir hükûmet vücude getirmektir. Medeniyete girmek arzu edip de, batıya yönelmemiş, millet hangisidir? Bir istikamette yürümek azminde olan ve hareketinin ayağında bağlı zincirlerle güçleştirildiğini gören insan ne yapar? Zincirleri kırar, yürür. 1923 (Atatürk'ün S.D. III., S. 60)
Ordu
Ordu, Türk ordusu. İşte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad.
Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.
Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların, yenilmesi imkânsız teminatıdır.
Büyük milli disiplin okulu olan ordunun; ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en lüzumlu elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca itina ve himmet edileceğine şüphem yoktur. (1937)
Islah olunacak şeyler iktisat ve maariftir. Bu sayede memleket imar edilecek, millet refah sahibi olacaktır. Hiçbir millet ve memlekete karşı tecavüz fikri beslemeyiz. Fakat varlığımızı ve istiklâlimizi korumak için, emniyet içinde çalışarak müreffeh ve mesut olmasını temin için her vakit memleket ve milletimizi müdafaaya gücü yeten bir orduya sahip olmak da emelimizidir. (10.12.1922)
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordusu, istilâlar yapmak veya saltanatlar kurmak için şunun, bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. İnsanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı ideale bağlı ve yalnız onun emrine tabi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep muhterem ve kuvvetli bir heyettir.
Kumandanlık vazife ve mesuliyeti yüklenecek kadar omuzlarında ve dimağında kuvvet bulamayanların feci âkıbetlerle karşılaşması mukadderdir. (16.8.1930)
Harp zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça harp bir cinayettir.
En yüksek askerlik budur: Muhtelif ihtimalleri çok iyi hesap etmeli, en iyi görüneni cüret ve katiyetle tatbik etmelidir. (1924)
Benim için ordumuzun kıymetini ifade ölçü şudur: Türk Ordusunun bir kıtası, muadilini behemahal mağlup eder, iki mislini durdurur ve tespit eder. (25.2.1924)
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle, yapılacak taaruz, hiç taaruz etmemekten daha fenadır. (Nutuk)
Arkadaşlar, milletimizi yabancıların ellerinde köle olmuş görmemek için giriştiğimiz bu muharebe de Sakarya Zaferi gibi adı daima anılacak yeni ve büyük bir zafer kazandınız. Benim gibi ömrünü senelerden beri saflarınız yanında geçirmiş olan bir silah arkadaşınız; ezilmiş, kahredilmiş düşmanın çekilişinden sonra hakkınızda duyduğumuz takdir ve hayreti, minnet ve şükranı ordunun her ferdi ve memleketin her tarafında duyulacak kadar yüksek sesle söylemeye lüzum gördüm.
Sakarya boyunda biz bütün memleket, bütün varlığımız ve istiklâlimiz pahasına denecek kadar ehemmiyetli büyük bir muharebeye giriştik. 21 gün, 21 gece bir milletin istilâ ve yağma fikri birbiriyle boğuştu.
Mazlum milletimizi tarihin en tehlikeli bir zamanında yeniden ışığa ve necata kavuşturan bu muharebede sizin başkumandanınız olmaktan dolayı bir insan kalbi için mukadder olabilecek en derin saadet ve iftiharı duydum. Dünyanın hiçbir tarafında ve ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rasgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Hayatınla, imanınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldırmadığı demir gibi pâk kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bilirim.
Sizin gibi kumandanları, subayları ve erleri olan bir millet için yâd elleri altında köle olmak mümkün değildir.
Bu defa Büyük Millet Meclisi'nin, hakkımda yeni bir rütbe ve unvanıyla tecelli eden iltifat ve teveccühü doğrudan doğruya size râcidir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu, en ulu bir gazâ ile mümtaz olan yeni bir ordudur. Sizin kahramanlığınızla sizin gösterdiğiniz nihayetsiz fedakârlık pahasına kazanılan büyük muvaffakiyetin millet tarafından takdirine delâlet eden bu rütbe ve unvanı, ancak izafe ederek büyük askerlik hayatımın en büyük iftihar sermayesi olarak taşıyacağım. Cenabı Hak, giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silah arkadaşlarıma kendilerini temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan kati kurtuluşu nasip etsin.
Size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperlerdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaşayan bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur'anı Kerim, Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.
Millet, kemal-i azimle içtimai ve fikrî tekâmülle çalışırken onu bundan alıkoyacak dahilî ve haricî maniaların karşısında kuvvetli, kudretli ve büyük görevini müdrik kahraman ordumuzun hazır bulunduğunu düşünerek müsterih olabilir. (14 T. Evvel 1925)
Memleketin genel hayatında orduyu siyasetten tecrit etmek ilkesi, Cumhuriyetin daima söz ettiği bir esas noktadır. Şimdiye kadar takip olunan bu yolda, Cumhuriyet orduları, vatanın emin ve metin hâmisi olarak hürmet ve kuvvet mevkiinde kalmışlardır. (1 Mart 1924)
Medeniyet
Biz her görüş açısından medenî insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun sebebi dünyanın vaziyetinin anlamayışımızdır. Fikrimiz, düşüncemiz, tepeden tırnağa kadar medenî olacaktır. Şunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz. Bütün Türk ve İslâm âlemine bakın; düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve yükselmeye uydurmadıklarından ne büyük felâket ve ıstırap içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız, en nihayet son felâket çamuruna batışımız bundandır. 5-6 sene içinde kendimizi kurtarmışsak zihniyetlerimizdeki değişmedendir. Artık duramayız. Mutlaka ileri gideceğiz; çünkü mecburuz. Millet açıkça bilmelidir, medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder. İçinde bulunduğumuz medeniyet ailesinde lâyık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 18)
İnkılâbın temellerini her gün derinleştirmek, desteklemek lâzımdır. Birbirimizi aldatmayalım. Medenî dünya çok ilerdedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün boş ve temelsiz sözleri ortadan kaldırmak lâzımdır. Şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi sözler mânasızdır. Şapka da giyeceğiz, Batının her türlü medenî eserlerini de alacağız. Medenî olmayan insanlar, medenî olanların ayakları altında kalmağa maruzdurlar. 1925 (Atatürk'ün S.D. II, S. 223)
Ben, şimdiye kadar millet ve memleket iyiliğine ne gibi hamleler, inkılâplar yapmış isem hep böyle halkımızla temas ederek, onların ilgi ve sevgilerinden gösterdikleri samimiyetten kuvvet ve ilham alarak yaptım. Hedefimiz, gayemiz hep millet ve memleketimizin kurtuluşu, mutluluğu ve gelişmesidir.
Şimdiye kadar yaptığımız işlerde ve aldığımız kararlarda bizi aldatan ve millet aleyhine neticelenen hiçbir şeyimiz yoktur ve gösterilemez. Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve refahlı kılmaya çalışacağız ve bunu yapmağa mecburuz. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk'ün Ş.D.K. ve İ.S., S. 39)
Şu bilinsin ki, biz yabancılara karşı herhangi hasmane bir his beslemediğimiz gibi, onlarla samimâne münasebetlerde bulunmak arzusundayız. Türkler bütün medenî milletlerin dostlarıdır. Yabancılar memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek, hürriyetlerimize güçlükler çıkarmaya çalışmamak şartiyle burada daima iyi kabul göreceklerdir. Maksadımız yeniden yakınlık meydana getirmek, bizi başka milletlere bağlıyan ilgileri arttırmaktır. Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin gelişmesi için de bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lâzımdır. Osmanlı İmparatorluğunu çöküşü, Batıya karşı elde ettiği zaferlerden çok mağrur olarak, kendisini Avrupa milletlerine bağlayan ilişkileri kestiği gün başlamıştır. Bu bir hatâ idi, bunu tekrar etmeyeceğiz. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 67-68)
Biz, Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 176)
Kültür
Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Bu sözü burada ayrıca izaha lüzum görmüyorum. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyetinin okullarında birçok vesilelerle eser halinde tesbit edilmiştir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir.
Türkiye Cumhuriyeti çocukları, kültürel insanlardır. Yani hem kendileri kültür sahibidirler, hem de bu özelliği muhitlerine ve bütün Türk milletine yaymakta olduklarına kanidirler. 1936 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 261-62)
Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyetinin temel dileği olarak temin edeceğiz. 1932 (Atatürk'ün S.D. I, S. 358)
Bir millî terbiye programından bahsederken, millî karakter ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyoruz. (Temmuz 1924)
Şimdiye kadar takibolunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin gerilemesinde en mühim etken olduğu kanaatindeyim. Onun için millî terbiye programından bahsederken eski devrin hurafatından ve yaradılışımızla hiç de münasebetli olmayan yabancı fikirlerden, Doğudan ve Batıdan gelen tesirlerden tamamen uzak millî seciye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dâvamızın inkişafı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Lâlettayin bir yabancı kültürü şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür zeminle mütenasiptir. O zemin milletin seciyesidir. (15 Temmuz 1921)
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır. (3.8.1932)
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Dünyanın bellibaşlı milletlerini esaretten kurtararak, hâkimiyetlerine kavuşturan büyük fikir cereyanları; köhne müesseselere ümit bağlayanların, çürümüş idare usullerinde kurtuluş kuvveti arayanların amansız düşmanıdır. (1923)
Biz cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kasdetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikatı bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikatı gören hakiki âlimler çıkabilir. (22.3.1923)
Geçen Kurultaydan bugüne kadar kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler Türkiye Cumhuriyetinin millî çehresini kesin çizgilerle ortaya çıkarmıştır.
Yeni harfleri, millî tarihi, öz dili, sanatı, ilmi, müziği, teknik kurumlarıyla kadını erkeğe her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir.
Türk Milleti, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırlarıyla çizdikten sonradır ki onun yüksek kapasitesi ve fazileti milletlerarasında tanınır. Türk Milletine fıtrî rengini veren bu inkılâplardan herbiri çok geniş tarihi devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yerindedir. (1935)
Kültür dediğimiz zaman bir insan cemiyetinin, devlet hayatında fikrî hayatında, iktisat hayatında yapabilecekleri şeylerin muhassalasını (toplamını) kastediyoruz ki, medeniyet de bundan başka bir şey değildir. (1929)
Demokrasi ve Hürriyet
Unutulmamalıdır ki, milletin hâkimiyetini bir şahısta veyahut mahdut eşhasın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. (Ocak 1923)
Bizim dünya nazarında en büyük kuvvet ve kudretimiz, yeni şekil ve mahiyetimizdir. (1922)
Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur. (Mart 1930)
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.
Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabiî haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.
Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir.
Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır. İnsanlar, bu mânada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malûmdur ki insan, tabiatın mahlûkudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür değildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine bağlıdır. Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve birçok mahlûkların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır. (1930)
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir.
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. (1906)
Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla tazyikin temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir. (1930)
Hürriyet, Türk'ün hayatıdır. (1930)
Asrî demokraside ferdî hürriyetler, hususî bir kıymet ve ehemmiyet almıştır; artık ferdî hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesi söz konusu değildir. Ancak, bu kadar yüksek ve kıymetli olan ferdî hürriyetin, medeni ve demokrat bir millette, neyi ifade ettiği, hürriyet kelimesinin mutlak surette, düşünülebilen mânasiyle anlaşılmaz. Söz konusu olan hürriyet toplumsal ve medeni insan hürriyetidir. Bu sebeple ferdî hürriyeti düşünürken, her ferdin ve nihayet bütün milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti gözönünde bulundurulmak lâzımdır. Diğerinin hak ve hürriyeti ve milletin müşterek menfaati ferdî hürriyeti sınırlar.
Ekonomi
Bir milletin doğrudan doğruya hayatiyle, yükselmesiyle, düşkünlüğüyle ilgili olan en önemli faktör, milletin iktisadiyatıdır. (1930)
Yeni Türkiyemizi lâyık olduğu yüceliğe ulaştırabilmek için mutlaka iktisadiyatımıza birinci derecede ve en çok ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. Zamanımız tamamen bir iktisat devrinden başka birşey değildir. (Şubat 1923)
Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadî zaferlerle desteklenmezse payidar olamaz, az zamanda söner.
Türkiye'nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak (en çok lâyık) olan köylüdür.. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyasi aslî gayeyi gözetir. (1 Mart 1922)
Ferdî mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az bir zaman için de milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumî ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde, bilhassa iktisadî sahada devleti fiilen alâkadar etmek mühim esaslarımızdandır.
Tarih, milletlerin yükselme ve alçalma sebeplerini ararken birçok siyasî, askerî, içtimaî sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler içtimaî hâdiseler üzerinde tesir yaparlar. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, alçalışıyla alâkası olan, münasebetli olan, milletin iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübelerin tespit ettiği bu hakikat bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde de tamamen belirir. Gerçekten Türk Tarihi tetkik olunursa, bütün yükseliş ve alçalış sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka birşey olmadığı anlaşılır. (1923)
Tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zafer ve mağlûbiyetler, bozgunlar ve felâketler, bunların hepsi vukua geldikleri devirlerdeki iktisadî şartlarımızla münasebetli ve alâkalıdır. Yeni Türkiyemizi lâyık olduğu mertebeye çıkarmak için muhakkak iktisadiyatımıza birinci derecede ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. Çünkü zamanımız tamamen bir iktisat devresinden başka birşey değildir.
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir. (1937)
Milletimizin kuvvetli seciyesi, sarsılmaz iradesi, ateşli milliyetçiliği, iktisadi muvaffakiyetinden doğacak feyizlerle de lârünüz, altı kaval üstü şişane diye ifade olunabilecek bir kıyafet, ne millîdir ve ne de beynelmileldir. O halde kıyafetsiz bir millet olur mu, arkadaşlar? Böyle nitelendirilmeye razı mısınız, arkadaşlar? Çok kıymetli bir cevheri çamurla sıvayarak dünyaya göstermekte mâna var mıdır? Bu çamurun içinde cevher gizlidir, anlamıyorsunuz, demek doğru mudur? Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak elzemdir, tabiîdir. Cevherin muhafazası için bir kap yapmak lâzımsa onu altından veya plâtinden yapmak gerekmez mi? Bu kadar açık gerçek karşısında tereddüt doğru mudur? Bizi tereddüde sevkedenler varsa onların ahmaklık ve kalınkafalığına karar vermekte hâlâ mı tereddüt edeceğiz?
Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp diriltmenin yeri yoktur. Medenî ve beynelmilel kıyafet, bizim için çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kıravat, yakalık, ceket ve elbette bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta kenarlıklı serpuş. Bunu açık söylemek isterim: Bu serpuşun ismine şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, simokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!
Buna uygun değil, diyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz ve onlara sormak isterim:
Yunan serpuşu olan fesi giymek uygun olur da, şapkayı giymek neden olmaz? Ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel elbisesi olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler? 1925
Seyahatim esnasında köylerde değil bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok yoğun ve itina ile kapatmakta olduklarını gördüm. Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Çok iffetli ve dikkatli olduğumuzun gereğidir. Fakat muhterem arkadaşlar, kadınlarımız da bizim gibi kavrayışlı ve düşünür insanlardır. Onlara ahlâka ait kutsal kavramları telkin etmek, millî ahlâkımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile, temizlikle donatmak esası üzerinde bulunduktan sonra fazla bencilliğe lüzum kalmaz. Onlar yüzlerini cihana göstersinler. Ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur. 1925 (Atatürk'ün B.N., S. 91)
Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya bir peştamal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mâna ve anlamı nedir? Efendiler, medenî bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. Derhal düzeltilmesi lâzımdır. 1925 (Atatürk'ün, B.N., S. 95)
Bağımsızlık (İstiklâl)
Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken, tatbik kabiliyeti hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat netice olarak edindiğimiz görüş ve iman, bunda, muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin işledikleri hatalar yüzünden, milletimiz sözde mevcut zannolunan bağımsızlığında kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi, medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse, hep bu hatadan ve bu hataya uymadan doğmaktadır. Bu hataya uyma neticesi; mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün yaşama kabiliyetinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz; yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Bilgin, cahil, istisnasız bütün millet fertleri, belki içinde bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta; tam bağımsızlığımızın temini ve devam ettirilmesidir.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna erişeceğimiz inancında değiliz. 1921 (Nutuk II, S. 623-624)
Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler. 1928 (Atatürk'ün S.D. II, S. 249)
Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur. 1927 (Nutuk I, S. 13-14)
Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.
Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya ölüm!... 1919 (Nutuk I, S. 13)
Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan eminim. 1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 71-72)
"Biz barış istiyoruz" dediğimiz zaman "tam bağımsızlık istiyoruz" dediğimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra aşağılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız. 1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 89)
Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettiği takdirde, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereği olan dostluk, siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan sarfınazar edinceye kadar amansız düşmanıyım. (23.4.1921)
Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve bağımsızlığa sembol olmuş bir milletiz. (Nutuk)
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz. (Nutuk)
Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlâtlarından ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (21 Haziran 1922)
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir ben milletimin en büyük ve ecdadımın en kıymetli mirası olan istiklâl aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenlerce bu aşkım malûmdur. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.
İstiklâl ve hürriyet âşıkı milletler için, ıstırap anları, o ıstırabın âmilleri, ibret alıp tetikte durmak için daima hatırlanmalıdır. İstiklâl ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun ihlâl ve takyide asla müsamaha etmemek, istiklâl ve hürriyetlerini bütün mânasıyla masun bulundurmak ve bunun için, icap ederse, son ferdinin son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı bir misalle süslemek: İşte istiklâl ve hürriyetin hakikî mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini vicdanında idrak etmiş milletler için esas ve hayati prensip.
Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını, garazını, kinini, bu memleketin ve milletin üzerine çektik. Biz panislâmizm yapmadık. Belki, "yapmıyoruz, yapacağız" dedik. Düşmanlar da "yaptırmamak için biran evvel öldürelim" dediler. Panturanizm yapmadık, "yaparız, yapıyoruz" dedik, "yapacağız" dedik ve yine "öldürelim" dediler. Bütün dâva bundan ibarettir. (1921)
semiramix çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 10:44   #2 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 25-12-2007
Mesajlar: 10
Rep Puanı: 2375
semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0

Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)


Agriculture
Our people experienced many sufferings, defeats, disasters. But we still live on this land and there is one main reason for that: Because Turkish farmers, while fighting with their swords in one hand, kept on plowing their land which they never left with the other. If the majority of our nation wasn’t farmers, we wouldn’t exist in this world today. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. 117 )
The real owner and master of Türkiye are the farmers who are the real producers. So, it is the farmers who deserve and have a right to more prosperity, welfare and wealth than anyone else.
Gentlemen! Our people consists of farmers. We must take economic measures to increase the efforts in the farming sector to the limit. Increasing the output of the farming sector to the limit for the farmer’s own benefit is the cornerstone of our economic policy. 1922 ( Atatürk’s S. D. II, p. 219 )
The country and the nation can not develop unless we promote the farmers to the rank of “ Masters” . ( Mahmut Esat Bozkurt, Memoirs From His Close Acquaintances p. 94 )
An arm that fights with a sword gets tired and as soon as it puts the sword back in its sheath, it is most probably doomed to get rusty and moldy. But an arm that uses a plow gets stronger each day and with more strength it gets more land. ( 1923 )
The foundation of the national economy is agriculture. For that reason we consider it most important to progress in agriculture. Planned training and applied studies that spread down to the small villages will help us reach this goal.
But to reach the goal in this vital matter, first we must designate an agriculture policy based on comprehensive research for which we must create an agriculture regime that every single farmer and citizen can easily comprehend and willingly apply. Main points of such a policy and regime could be as follows:
First of all, there shouldn’t be any farmer left without land in the country. The size of large land farmers and large farm owners are allowed to run must be limited on basis of the population density and the level of soil fertility in the area. ( 1937 )
If the majority of our nation wasn’t farmers, we wouldn’t exist in this world today. ( March 1928 )
Our people consists of farmers. We must take economic measures to increase the efforts in the farming sector to the limit. Increasing the output of the farming sector to the limit for farmer’s own benefit is the cornerstone of our economic policy.
Since this is the case, we must make every effort to use and produce machinery and scientific instruments that will increase the output and productivity of farmers, and to take economic measures to assure maximum benefit from it. ( 1922 )
Transportation and Development
Everywhere, farmers and citizens have reminded me of the work program with these two words:
Roads – schools. Since they said: “ Roads are the wings of farmers “, it is obvious that they consider roads more important than anything. Indeed, all economy is in the first, and everything is in the second word. 1934 (Atatürk'ün S.D. II, S. 193 - 194)
The vigor and dynamism of the economic life is in proportion with the quality and quantity of the transportation means, roads, trains, seaports. 1922 ( Atatürk’s S. D. I, p. 221 )
We must form a network of railways and well designed roads on which cars run in our country. Because cars and trains are the vehicles the west and the world use and it is simply impossible to compete with them riding donkeys on natural trails. 1923 ( Atatürk’s S. D. II, p. 111 )
Railways are sacred torches that brighten a country with the light of civilization and prosperity. 1937 ( Atatürk’s K. A. N., p. 20 )
The main elements of economic development, in other words roads, railways, seaports, land and sea transportation vessels, are the physical and political blood veins of the nation’s presence. 1930 ( Afet İnan, About Atatürk H. B., p. 266 )
Civilization
There are many people who define civilization in various ways. In my opinion, it is rather difficult and unnecessary to distinguish civilization from culture. In order to explain what I mean, let me describe culture:
It is the result of the efforts of a society in a) governmental affairs; b) intellectual affairs e. g. in science, sociology and fine arts; c) economic affairs e. g. in agriculture, crafts, trade, land – air – sea transportation.
When one says “ civilization of a nation “ , I think it cannot be anything else but the result of the efforts in three fields I mentioned when describing culture. Undoubtedly, the civilization level of all the societies cannot be the same. Such differences can be observed separately in the governmental, intellectual and economic affairs as well as in the collective result of all three. The important one is the difference in results. A superior culture doesn’t stay in the country where the nation that owns it live, but spreads to other continents and effects other nations. Maybe that is why some nations are call superior and effective culture “ Civilization “. 1930 ( Afet İnan, About Atatürk B. H., p. 267 )
Civilization can not come to terms with cruelty. Incompetence can not be something praiseworthy. Because nations do not inhabit their lands only as the true owners, but also as the representatives of humanity. They benefit from the sources of the land, so they are responsible to make them available for the benefit of whole humanity too. According to this principle, the nations that are incapable of doing so, do not have the right to independence nor do they have the right to exist. 1920 ( The Oration III, p. 1182)
Trying to resist against the wild flood of civilization is useless and this flood is so merciless on the unwary and disobedient ones. The nations that attempt to go on with an obsolete mentality and primitive fabricated myths are doomed to be wiped out, or at least to slavery and inferiority against the power and capacity of the civilization that bores the mountains, flies in the sky, sees, illuminates and researches everything from unseeable atoms to the stars. But the people of the Republic of Türkiye has smashed the chains of slavery to bits in a manner of heroism that history has never seen and decided to exist forever as a mature body. 1925 ( Mustafa Selim İmece, Atatürk’s S. D. K. And I. S., p. 47 )
I always believe that the ones who wish to live humanely in this world must find in them the determination and quality of being human ... They must be willing to sacrifice anything for this cause. Otherwise no civilized nation would want to be on the same line with them. 1926 (Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün B.A., S. 99-100)
As you know, the value of a society’s presence, and its right to freedom and independence are in proportion with the civilized works it has produced and will produce. Societies that lack the capability of producing “ civilized “ works are doomed to lose their freedom and independence. To walk on the road to civilization and to succeed is the necessity of life. The ones that are so ignorant and imprudent as to look backward instead of forward on this road are doomed to drown in the wild flood of civilization. 1924 ( Atatürk’s B. N., p. 85 )
On the road to civilization, success depends on renovation. This is the only way of maturation and progress in the social life and in the fields of economy and science. It is inevitable for the rules that direct the life to change and develop in time. In an age when the ambition of civilization and the wonders of science continuously change the world, it is impossible to keep on existing through age old obsolete mentalities and longing for the past. Since we talk about civilization, I must stress that the essence of civilization, and the source of power and progress are in the family life. Bad quality in family life will surely cause social, economic and political weakness. The male and female elements that constitute the family must have their natural rights and must be competent to carry out their duties to the family. 1924 ( Atatürk’s B. N., p. 85 )
The ability of walking fast and successfully on the road to civilization of a nation that has the power and competence to prove its merit and independence should be acknowledged. But the inbred customs and practices, emotions and beliefs of a society are important. So, societies has an almost commanding and dominating effect over the initiators ( of reforms ). But the nations whose capacity and competence have reached a high level of progress and development never run late in compensating the delays caused by the opportunities missed in the past, under the guidance of their enlightened sons who have been inspired and influenced by the progress in civilization. 1928 ( Atatürk’s S. D. II, p. 249 )
Today’s Turkish nation, descendants of the Turkish race that claims to have formed the greatest civilizations of the past have found the clearest and the most reliable path to follow. 1930 ( Things I’ve Seen, Things I’ve Heard, My Feelings, p. 141 )
The nation will definitely be modern, civilized and brand new. For us this is a matter of life and death. Whether our sacrifices bear fruit depends on this. Turkey either will be governed with new ideas and honorably or shall not be at all. I am in close contact with the people. You do not know how much those simple people are in favor of renewal. (1923 Atatürk'ün S.D. III., S.60)
We want to modernize our country. All our efforts are devoted to form a modern, in other words, an occidental government. Is there any country that wants to reach the civilization and doesn’t head towards west? What would a man who wants to walk towards a direction but can’t because of the chains that tie his feet? He would break the chains and walk. 1923 ( Atatürk’s S. D. III., p. 60 )
Army
Armed forces, Turkish armed forces. Here is the glorious name which makes the whole nation swell with confidence and pride.
Our armed forces are a solid expression of Turkish unity, Turkish power and competence, and Turkish patriotism.
Our army is the undefeatable guarantor of Turkish land and our efforts to realize Turkish ideal.
I have no doubt that exceptional care and protection will be considered for the great national discipline school, the armed forces to be constituted as a great school raising the most needed members for our economic, cultural and social struggles. (1937)
The issues of reform are the economy and education. In this way the country will be improved, the nation will gain prosperity. We do not harbor any intention of aggression against any nation or country. However, to protect our existence and independence, to assure working securely for prosperity and happiness, it is our ambition to have armed forces powerful enough always to defend our country and nation. (10.12.1922)
The Armed forces of the Grand National Assembly of Turkey are exempt from being an instrument of greed in anybody’s hands to carry out invasions or to establish rule in other countries. It is an esteemed and vigorous delegation consisted of the nation’s own children with no other purpose but living humanely and independently who are devoted to the same ideal and ready at its service.
Encountering catastrophic results is inevitable for those who are unable to have enough strength to shoulder the duty and responsibility of commandership. (16.8.1930)
War has to be unavoidable and vital. Unless the nation’s life is in danger, war is murder.
Here is the most noble soldierly manner : Various probabilities must be very carefully examined and the most reasonable must be carried out with audacity and decisively. (1924)
This is the measure to evaluate our armed forces: A detachment of Turkish Armed Forces defeats the equivalent force in any case, and stops and ties down a force twice as large. (25.2.1924).
An attack to be made with incomplete preparations and measures is worse than not attacking at all. (Oration)
Friends, in this war you have won a new and great victory always to be remembered as Sakarya Victory which we entered in order not to see our nation as slaves of the foreigners. I, a friend who had spent his life span in your lines, thought it necessary to say aloud, the assessment, amazement and gratitude we‘ve heard about you to be heard by every individual of the armed forces and all over the country after the withdrawal of the defeated and destroyed enemy.
We, the whole country attempted a battle of great importance along Sakarya which can be counted at the cost of our existence and independence. The idea to in vad and plunder a nation ensued in a violent fight for 21 days and nights.
I have felt the deepest happiness and pride that a human heart can feel insofar as one is able to be your commander-in-chief in this war which brought inspiration and salvation for our oppressed nation again, during the most dangerous time of its history. In no part of the world and in no army a soldier whose heart is purer and stronger than yours is met. The biggest share of every victory is yours. It is my sacred obligation to express my gratitude and thanks for your great efforts with the contribution of your life, belief, obedience, and your heart as pure as iron, that no fear can daunt, which eventually defeated the enemy.
It is not possible to be the slaves of foreign lands for a nation who has commanders, officers and privates (soldiers) like you.
And now, the compliment and kind regard of Great National Assembly which imparted a new rank and dignity for myself which directly relates to you. The armed forces which rose with the rank granted by the nation is a new army distinguished in a great sacred war. I will bear this rank and title with honor. It indicates the nation’s recognition of your heroic success gained at the cost of your endless sacrifice as the greatest cause of just pride of my great military service life. God grant my honorable friends the deserved absolute independence for their distinguishing nobility, bravery, and heroism displayed in the independence war.
I cannot omit to tell you about the Bombasırtı incident. The distance between our trenches facing one another is eight meters, in other words death is inevitable... All in the first trench fall none surviving, those in the second go to substitute them. But you know how remarkable a sobriety and resignation they display while doing this? Sees the dying one, knows that he is going to die in three minutes, shows no sign of fear, no shaking. The literate have the Koran in their hands getting ready to go to Heaven. Those who can not read are walking while reciting confession of their belief in God. This is a surprising example to be proud of which shows the spirit strength of Turkish soldiers. Be sure, this is the noble spirit which enabled us to win the Battle of Çanakkale.
While the nation is striving perfectly for social and conceptual evolution, the people may rest assured considering the readiness of the strong, powerful, and heroic armed forces aware of it’s great responsibility in case of presence of internal and external obstacles which will prevent those from reaching their objectives. (14 October 1925)
The principal of separating the armed forces from politics in the public life of the country is an essential matter always adhered to by the republic. By being faithful to this principal up to now, the armed forces of the Republic retained an esteemed and powerful position as certain and strong protector of the country. (1 March 1924)
Civilization
We have to be civilized persons in every aspect. We have suffered much. The cause for this is the misunderstanding of the world situation. Our opinions, our thoughts will be civilized from head to toe. We shall not take heed of nonsensical words. Look at the entire Turkish and Islamic world, in what grave and difficult situation they are because their ideas and thoughts are not adapted to the reforms made imperative by civilization. Our regression and our recent disaster stem from this as well. If we have rescued ourselves in 5 or 6 years, it is the result of our mental changes. We cannot stop any more. We shall definitely progress because we are obliged to do so. Our nation must clearly know that civilization is like a fire that can burn and harm the people who are unacquainted with it. We shall take our proper place in the civilization family, we are now a member of, and we shall protect and enhance it. Prosperity, happiness and humanity are a part of this process. 1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’s Ş. D.K and I.S., Page 18)
It is necessary to deepen and support the foundation of the reforms. Do not deceive each other. The civilized world has made great progress. We must catch up and must be included in that civilization. It is necessary to remove all these null and void discussions. The discussion whether to wear the hat or not is nonsense. We shall wear the hat and adopt all kinds of civilized inventions of the West. The uncivilized will be crushed under the feet of the civilized. 1925 (Atatürk’s S.D.II, Page 223)
Whatever I have done and reformed in favor of my nation, I succeeded by getting in touch with my people and with their support.
Our target and aim is the happiness and independence and development of our nation and country. We shall try to reunite our nation with the blessings of civilization taking a short-cut. We must do this. 1925 (Mustafa Selim İmece Atatürk’s Ş. D.K. and I.S., Page 39)
Let it be known that we are not against foreigners. To the contrary, we want to live in friendly contact with them. The Turks are the friends of all civilized nations. Let foreigners come to Turkey. They will be very welcome, unless they undertake to be the cause of danger to for our freedom. Our aim is to constitute new relationships and to establish many more connections with other countries. Countries are different, but civilization is only one. A country must be a part of this civilization to be developed. The defeat of the Ottoman Empire started the day that the foreign relations were cut off because of the victories gained against the western countries. This was a mistake that we shall not repeat.1923 (Atatürk’s S.D. III, Page 67-68)
We do not mean to imitate Western civilization. We have adopted the good sides to it as we have seen them worthy of our place in World Civilization. (Afet İnan, On Atatürk H.B., Page 176)
Culture
The foundation of The Republic of Turkey is culture. I don’t need to explain this expression here once more. This has been determined as the work done in the schools of the Turkish Republic in each case.
Culture means to read, to comprehend, to be able to see, and to make sense of what you see, to think and to educate the mind.
The Children of Republic of Turkey are the bearers of culture. So they have their own culture and they have been convinced of the need to disseminate their culture to the Turkish nation. 1936 (Afet İNAN, About Atatürk H.B., Page 261-62)
We shall endeavor to exalt the Turkish culture as a main desire of Republic of Turkey in every epoch. 1932 (Atatürk’s S.D. I, Page 358)
We mean a Culture compatible with our national characteristics and history when we are talking about National Education Erogram. (July, 1924)
I believe the education program followed up to now contains the main elements of our nation’s regression. Therefore when I speak of a national training program I mean a culture compatible with our national character and history free of foreign ideas. These ideas are not connected with our nature. They are constituted of the superstitions of the past. Our culture must also be completely removed from the influences from west and east. Our national development can be achieved with this kind of culture. An ordinary foreign culture can be the cause of the repetition of the results of the culture which has been persuade till now. Culture is susceptible to environment. This environment is formed by the characteristics of the nation. (July 15, 1921)
Most importantly, we are under the obligation to take the first place in the world with our culture and virtue. (3 August 1932)
If a nation possessing no art can be conceived of, one of its vital vessels is cut off.
The great current ideas of the world that provided the independence of the world’s principal nations are opposed to individuals who try to find administrative solutions within rotten systems. (1923)
We don’t mean the uneducated by ignorant. We mean to know reality with the help of science. We know that the most ignorant persons can appear among the educated as well as that the wisest, able to recognize reality may be found among the uneducated. (22 March 1923)
The work that we succeeded in since the last general assembly has drawn up the national aspect of the Republic of Turkey with definite lines. The civilized Turkish society is the work of these last years with their new alphabet, national history, native language, art, science, and music and with technical institutions and with equal rights for both men and women.
The high capacity and virtue of the Turkish Nation will be known internationally after the definition of its existence with strong and deep roots in culture. Each of these reforms ensure that the natural aspect to the Turkish Nation can be taken in to consideration as great feats of which we may be throughout history. (1935)
We mean, in a summary, the work of a society in cultural life, economical life and state life is civilization nothing else. (1929)
Democracy and Freedom
It must never be forgotten that there are ignorant and inattentive people who want the nation to be dominated by one person or certain people in order to gain advantage over them. (January 1923)
According to the world, our greatest power and strength is our new nature and formation. (1922)
Government cannot be built on fear. A government built on unlawfulness can never be permanent. That kind of domination and dictatorship may be necessary during a time of revolution. (March 1930)
Every person has the right and freedom of thought, belief, possessing a political opinion, the choice to fulfil or not to fulfil the requirements of his chosen religion. Nobody can dominate other opinions and consciences.
The freedom of conscience must be considered as one of the most important natural rights of a person and may not be infringed upon.
Freedom is absolutely doing what is wished and wanted.
This definition is the widest meaning of freedom. In this sense of freedom, people have never enjoyed such a freedom and will never do so. As known, Man is a creature of nature. Even nature itself is not absolutely free but depends on universal laws. Therefore, in nature, Man firstly depends on nature’s laws, conditions, reasons and factors. For example, to be born or not has never been up to humans and is not so. After the human was born, even at the first moment, he is indigent to nature and its creatures. He needs to be protected, to be fed, to be taken care of and to be brought up. (1930)
Freedom and independence are my characteristics.
There are death and decay in a country lacking freedom. The mother of development and liberation is freedom. (1906)
No matter how urgent the crises, those emerged from freedom are safer than under the fake security that the strong oppression provides. (1930)
Freedom is the life of the Turks. (1930)
In contemporary democracies, the individual freedoms have special value and importance. From now on, these individual freedoms may be subject neither to the state nor to personal intervention. However, such valuable individual freedom cannot be taken to be absolute in a civilized and democratic nation. What is meant by freedom is social and civilized human freedom. Therefore, while thinking of individual freedom, every individual’s and the entire nation’s common interests and the existence of the state must be taken into consideration. The rights and freedoms of others and the nation’s common interests limit individual freedom.
Economy
The most important factor concerning directly the vitality, enhancement or poverty of a nation is the economical situation of the nation. (1930)
We are absolutely in compelled to ascribe the first and foremost importance to the economy to enhance our new Turkey properly. Our age is entirely an economic epoch, nothing else. (February 1923)
If the political and military victories are not supported by the economical victories, they cannot be permanent and evaporate within a short time.
The real master of Turkey is the actual producer, the villager. Therefore, the villager deserved more prosperity, welfare and happiness than the others. Therefore the Economical Policy of the Turkish Grand National Assembly addresses this main purpose. (1 March 1922)
Beside the personal endeavors and activities as the essential, one of our principals is to render the state active in the enterprises that are to the general benefit of the nation, especially in the economic field, in order to achieve a prosperous and well-cultivated country.
History has found and listed many military and social causes when seeking the reasons for the enhancement and degradation of nations. Doubtlessly, all these reasons have an effect on social developments. But the economy of the nation is directly concerned and related with the enhancement and degradation of the nation. This reality, which has been clearly proven by history and experience has clearly made itself felt in our national life and national history. As a matter of fact, if Turkish history were investigated it could be clearly understood that the reasons of all enhancement and degradation are the matter of economy and nothing else. (1923)
All the successes, victories, defeats, and disasters comprising our history were all concerned and related with the economic conditions of their times. We are obliged to definitely ascribe top priority to our economy to exalt our new Turkey, because our age is an economy epoch, nothing else.
The economic development is the fundamental part of the ideal of a Turkey that is free, independent, more powerful and prosperous. (1937)
The strong character and desire, the fiery nationalism of our nation and the abundance of new economic successes will encompass the Turkish Nation. Friends, the garments my people are now wearing are neither national nor international. Therefore friends, is there a nation without clothes? Friends do you agree to describe our nation such as? Is there any sense in showing the world a valuable jewel covered with mud? It is necessary and natural to get rid of the mud to show the jewel. If there is a need for a cover to protect the jewel will it not be necessary to make it of gold or platinum? Is indecision correct before this clear reality? If anybody is to make us indecisive, shall we still hesitate to decide they are idiots and thickheaded?
Friends, there is no need to investigate and revive the old Turkish clothes. The civilized and the international clothes are suitable for us and for our nation. We shall wear them. We shall wear shoes, boots to our feet, trousers on our legs, and waistcoats, shirts, tie, collar, jacket and headgear to complete. I want to say clearly that this headgear is called a hat. Like redingote, bonjour tuxedo, this is our hat!
There are some who say that this is not convenient. Let me tell them that they are very unaware, very ignorant and I want to ask them:
Why is convenient to wear the Greek headgear of fez and why is not convenient to wear a hat? And again I want to remind them and also our nation when and why and what for did they wear the special robes (with full sleeves and long skirts) of the Greek vicars and Jewish rabbis? (1925)
During my visits, I saw that the women friends covered their faces and eyes intensively and carefully, especially in the cities and towns but not in the villages. Male friends, that is because of our egoism. It is necessary to be chaste and careful. But respected Sirs, our women are human beings who are able to think and comprehend like us. If we inspire them with the holy concepts and extipulate our national and moral values, there will be no need to be selfish. Let them show their faces to the world. And let them look at the world carefully. There is nothing to be afraid of. 1925(Atatürk’s G.S., Page 91)
I see the women in some places hide their faces by covering with the cloths like loincloths and turn their back to the men passing near by them or squat down when they see a man. What is the meaning of this? Sirs, does a mother or a daughter of a civilized nation behave wildly like this? This situation is a ridiculous appearance for our nation. This must be corrected promptly. 1925 (Atatürk’s G.S. Page 95)
Independence
Complete independence is a basic to the spirit of our current mission. This mission has been taken up before all nations and history. While taking up this mission, we carefully considered feasibility of carrying it through. However, these considerations resulting in faith and an enhanced view, point to our success. We are the men who took action in such a manner. Due to the mistakes made by predecessors, our nation was living in a so-called independence. All things considered, Turkey's lagging behind the civilized world is the result of previous faults and their continuation. As a result of repeating these mistakes, certainly the country and the nation may abstain from all dignity, honor and ability to survive. We are a nation that wants to live in dignity and honor. We can’t bear to remain deprived of these features as a result of continuing mistakes. Whether wise or ignorant, all the members of the nation, maybe without understanding in what difficulties they are, are determined to unite around an aim and shed blood forever. This is the point upon which our independence is founded and maintained.
Complete independence means independence and freedom in every field such as politics, economics, judiciary, military, culture, etc... Insufficiency in one of those fields means the total loss of independence of the nation. We don’t believe to be able to reach peace and settlement unless this is provided. 1921 (The Speech 2, s.623-624)
The basic and immortal principle of nations who have reached consciousness of the real contents, large meaning and high value of independence and freedom, is not to let anyone to damage their independence and freedom at any price, to protect them with all their might and if necessary to shed the blood of the last person, thus glorifying human history with such an example. The societies which are always ready to sacrifice everything for this purpose, are the only nations who are thought to worthy of the continuous respect of humanity. 1928 (Atatürk’s S.D 2, s.249)
A nation which risks death for its independence, consoles by making every sacrifice that humanity dignity and honor require from it. And naturally, its place according to friends and foes will be different than another nation’s place which for itself has accepted slavery. 1927 (The Speech I, s.13-14)
What is important, is Turkish nation’s leading a life in dignity and honor. This principle can be provided by only complete independence. No matter how wealthy and prosperous a nation is, if it is deprived of its independence it no longer deserves to be regarded otherwise than as a slave in the eyes of civilized world.
To accept the protectorate of a foreign power is to admit to a lack of all human qualities, to weakness and incapacity. It is not at all thinkable that those who have never been in such a humiliating state will appoint a foreign master out of their own desire.
But the Turk is both dignified and proud; he is also capable and talented. Such a nation will prefer to perish rather than subject itself to the life of a slave.
Therefore Independence or Death! 1919 (The Speech I, s.13)
Our desire is to protect external independence and unconditioned national sovereignty. I am sure you will destruct the heads of those who mean to damage even a portion of our national sovereignty. 1923 (Atatürk’s S.D II, s.71-72)
Everyone must know that when we say we want peace, then we mean that we aspire to complete independence. We have the right and power to warrant this aspiration. We must prefer die in an honored and dignified manner than to be degraded after ten or twenty years. 1923 (Atatürk’s S.D II, s.89)
In order to live, I certainly must remain a son of an independent nation. For this reason, national independence is a matter of vitality for me. If it is required for the sake of the nation and the country, I appreciate with great sensitivity the friendship and political relations that are needed for civilization with each of the nations forming humanity. But I am the bitter enemy of the nations who want to captivate my nation and don’t give up these desires. (23.4.1921)
We, the Turks, are a symbol of independence and freedom during all our history. (The Speech)
No matter how wealthy and prosperous a nation is, if it is deprived of its independence it no longer deserves to be regarded otherwise than as a slave in the eyes of civilized world. (The Speech)
The Turkish nation consists of heroic people of a tribe which stipulates independence for vitality and has been living independently and freely for centuries. This nation hasn’t lived, can’t live and won’t live without independence. (June 21 1922)
Freedom and independence are a part of my character and I am a man who is full of love of independence, which is the greatest and worthiest heritage of my ancestors. My love is known by those who know my family, private and official life from my childhood to this day. Dignity, honesty and humanity are formed in a nation only by having independence and freedom. Personally, I place great importance on the characteristics I have mentioned. In order to claim that I posses these characteristics, my nation must posses them also. I must remain a son of certainly independent nation in order to live. For this reason, national independence is a vital issue.
For the freedom- and independence-loving nations, moments of suffering, and their perpetrators, must always be remembered in order to take warning and to stand ready. The vital and basic principle of nations who have reached consciousness of the real contents, large meaning and high value of the independence and freedom, is not to let anyone to damage their independence and freedom at any price, to protect them with all their might and if necessary to shed the blood of the last person, thus to colorize human history with such an glorious example.
Because of pretending to do great and imaginary things, but not actually realizing them, all the world bore grudge and enmity to us. We did not apply Panislamism. Maybe we said “ we did not or we would”. Then the enemies thought :“Let us kill them at once not to let them apply it”. We did not apply Panturkism. We said “we had, did or would” and again they said, “Let us kill them”. This is a summary of the entire case. (1921)
semiramix çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-12-07, 10:45   #3 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 25-12-2007
Mesajlar: 10
Rep Puanı: 2375
semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11semiramix Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0

Varsayılan C: Atatürk'ün Sözleri ( Türkçe - İngilizce)


Tarih
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. 1931 (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 272)
İnsan tarihin mânasını ancak olgun bir yaşa eriştikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yaştan sonra yazılabilir. Çok arzu ederdim ki bir kaç arkadaşla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla geçirelim! (Yusuf Ziya Özer, Ulus Gaz. 10.XI. 1939)
Tarihi yapan akıl, mantık, muhakeme değil, belki bunlardan ziyade duygulardır. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 116)
Tarih ne güzel aynadır. İnsanlar, özellikle ahlâkta gelişmemiş kavimler, en büyük kutsal kavramlar karşısında bile hasis duygulara tâbi olmaktan nefislerini men edemiyor. Tarihin sinesine geçen büyük hâdiselerde, bu hâdiseler içinde âmil ve fâil olanların hal, hareket ve muameleleri onların ahlâk seviyelerini ne açık gösterir. 1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar M.A.T. Yay: Uluğ İğdemir, S. 27)
Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar millî noktadan fazilete sahip değildir. Meselâ hakikaten askerî kudret sahibi olan, Moskova'ya kadar giden, yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon'u düşünürüz. Onun hareketleri Fransız milletinin hakiki ve millî menfaatlerine değil, kendi cihangirane emellerini tatmin içindi. Bunu tatmin için Fransa'nın milyonlarca seçkin evlâdını eritti ve nihayet hepinizin bildiğiniz âkıbete uğradı. Bizim Osmanlı tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür. 1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 161-162)
Ankara ve İstanbul şehirlerinden birine "Atatürk"adı verilmesi için bir kanun teklifinin hazırlığı üzerine verdiği cevap:
Bir adın tarihte kalması ve ağızlarda söylenmesi için, şehirlerin temellerine sığınmak şart değildir. Tarih zorlanmayı sevmeyen nazlı bir peridir. Fikirleri tercih eder. (Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, S. 135)
Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., S. 297)
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. (Afetinan, Atatürk Hakkında H. B., S. 297)
Türkleri bütün dünyaya geri bir millet olarak tanıtan görüş bizim de içimize girmiştir. Dörtyüz çadırlık bedevî bir kabileden bir imparatorluk ve millet tarihini başlatmak suretiyle imparatorluk zamanında Türklerin görüşü de bu merkezdeydi. Evvelâ millete, tarihini, asîl bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz. 1930 (Ahmet Hamdi Başar, Atatürkle 3 ay, S. 122)
Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur. (Hikmet Bayur, T.D.K., Türk Dili, Belleten, No: 33, 1938, S.16)
Türk çocuklarında kabiliyet her milletinkinden üstündür. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için lâzım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları bağımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir. (Şemsettin Günaltay, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, S. 33)
Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslâv araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır, bizim içimizdeki insanların millî tarihlerini yazıp millî şuurlarını uyandırdığı zaman biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik. (Enver Behnan Şapolyo, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, S. 54)
Bir Toplantı esnasında Türk Tarih Kurumu üyelerine söylenmiştir:
Ben fani bir insanım, bir gün öleceğim, büyüklüğüne ve üstün kabiliyetlerine inandığım Türk Milleti'nin gerçek tarihinin yazılmasını sağlığımda görmek istiyorum. Onun için bu toplantılarda kendimden geçiyor, her şeyi unutuyor, sizi yoruyorum. Beni affedin. 1933 (Uluğ İğdemir, Atatürk ve tarih, Açılış 1962-1963, M.T.T.B., S. 24)
Alemdar Mustafa Paşa ile Mustafa Reşit Paşa'yı severim, fakat Alemdar'ın biraz kültürü olsa idi Cumhuriyet ilân ederdi. Mustafa Reşit Paşa'nın biraz kültürü, Alemdar'ın kudreti birleştirilseydi, ben tarihe başka bir vazife ile girerdim. (Enver Behnan Şapolya, Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, S. 532)
Milliyetçilik
Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerde, bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk içtimaî heyetinin hususî seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır. 1930 (Afet İnan, T.T.K. Belleten, Cilt: XXXII. No: 128, 1968, S. 557)
Türk milletinin kuruluşunda etkili olduğu görülen tabiî gerçekler şunlardır: a) Siyasî varlıkta birlik. B) Dil birliği. C) Yurt birliği. D) Irk ve menşe birliği. E) Tarihî karabet. F) Ahlâkî karabet.
Türk milletinin teşekkülünde mevcut olan bu şartlar diğer milletlerde hepsi birden yok gibidir. Daha umumî bir tarif yapabilmek için diyelim ki; bir topluma millet diyebilmek için bu şartlar, aynı zamanda bütün olarak veya kısmen, bir arada bulunmak lâzımdır. Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında teşekkül etmemiş olduklarına göre Türk milletinde yaptığımız gibi, diğer her millet ayrı olarak mütalâa edilmedikçe, milliyet fikrini umumî ve ilmî olarak tarif etmek güçtür. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, S. 371-372)
Memleketin, fikrî ve ekonomik gelişmede, yüksek ilerleme sahası olmasına çalışmak, idealimizdir. Fakat bu gelişmenin, medenî ve millî sınırlar haricinde cereyan almasını prensiplerimize uygun bulamayız. 1929 (Atatürk'ün S.D. I, 346)
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (İlköğretim Mecmuası, Cilt: 4, Sayı:61, 1940)
Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. (Taha Toros, Atatürk'ün Adana Seyahatleri, S. 39)
Türk milleti, millî hissi; dinî hisle değil, fakat insanî hisle yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında millî hissin yanında, insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle övünür. Çünkü Türk milleti bilir ki, bugün medeniyetin yolunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel yürüdüğü umum medenî milletlerle karşılıklı insanî ve medenî münasebet, elbette gelişmemize devam için lâzımdır ve yine malûmdur ki; Türk milleti, her medenî millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle, yeni buluşlariyle medeniyet âlemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hâtıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet âleminin samimî bir alisedir. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk'ün El Yazıları, S. 369-370)
Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir. 1921 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 411)
Gerektiği zaman vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük istikbale lâyık ve namzet olan bir millettir. 1927 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 536)
Yurt toprağı! Sana herşey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster. 1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., S. 295)
Millet için ve milletçe yapılan işlerin hâtırası her türlü hâtıraların üstünde tutulmazsa millî tarih mefhumunun kıymetini takdir etmek mümkün olamaz. 1931 (Atatürk'ün S.D. 1, S. 353)
Millî seciyeyi derin tarihimizin ilham ettiği yüksek derecelere çıkarmak heyecanla takip ettiğimiz büyük emellerimizdendir. 1931 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 551)
Ne mutlu Türküm diyene! (1933)
Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.
Bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir. (1920)
Bir milletin ruhu zaptolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Halbuki asırların yarattığı millî bir ruha, kuvvetli ve daimi bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz. (1.9.1924)
Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. (1922)
Milletin varlığını devam ettirmek için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebî bağlar yerine Türk milliyeti bağı ile fertlerini toplamıştır. (Kasım 1925)
Bir fert için olduğu gibi, millet için de kudret ve kabiliyetini fiilî eseriyle gösterip ispat etmedikçe, itibar ve ehemmiyet beklemek beyhudedir. Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz. İnsanlık, adalet, mürüvet icaplarını, bütün bu vasıfları haiz olduğunu gösterenler talep edebilir. (Nutuk)
Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile kaim gören adamlar, milletlerinin saadetine hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına nail ederler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir. (17 Mart 1937)
Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. (Ekim 1933)
Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe karşı gelmek lâzımdır. (1930)
Türk... Övün, çalış, güven.
Tarihi, vukuat, hâdisat ve müşahadat hep insanlar ve milletler arasında, hep milletin hâkim olduğunu göstermiştir. Milliyet prensibi aleyhindeki büyük mikyasta fiilî tecrübelere rağmen, yine milliyet hissinin öldürülemediği ve gene kuvvetle yaşadığı görülmektedir. Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. (Temmuz 1919)
(Türk) Tarih tezi olgunlaştı. Onun üzerinde yürümek, durmadan çalışmak lâzımdır. Bazı imansızlar olabilir. Bunlar yol kesenlere benzeyebilir, aldırmayınız. (1938)
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Milletimiz, kuvvetli karakter, sarsılmaz sistem, ateşli milliyetçilik, iktisadî muvaffakiyetlerden doğup çoğalacak imkânlarla da kuvvetlendirilmelidir. (1924)
Milletin toplumsal düzen ve sükûnu, hal ve istikbalde refahı, saadeti, selâmeti ve masumiyeti, medeniyette ilerleme ve yükselmesi için insanlardan, her hususta alâka, gayret, nefsin feragatini ve icabettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden, millî ahlâktır. Mükemmel bir millette, millî ahlâkiyet icapları, o millet fertleri tarafından âdeta muhakeme edilmeksizin vicdanî, hissî bir şevkle yapılır. En büyük millî heyecan işte budur. (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. S. 302)
Millî ahlâkımız, medenî esaslarla ve hür fikirlerle beslenmeli ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir; bilhassa dikkatinizi çekerim. Tehdit esasına dayanan ahlâk, bir fazilet olmadıktan başka itimada da lâyık değildir. 1924 (M.E.İ.S.D. I, S. 19)
Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hattâ bu savaşa atılırken bile mahkûm milletlerin hürriyet ve bağımsızlık dâvalariyle ilgilenmeyi, o dâvalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde mütalâa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet dâvası siyasî bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek, müsbet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. (Abdülkadir İnan, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 13, 1963, S. 115)
Milli Eğitim
En mühim ve feyizli vazifelerimiz millî eğitim işleridir. Millî eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu ancak bu suretle olur. 1922
İlim ve teknikle ilgili teşebbüslerin faaliyet merkezi mekteptir. Bu sebeple lâzımdır... Mektep adını hep beraber hürmetle, saygıyla analım: Mektep genç beyinlere, insanlığa hürmeti, millet ve memlekete sevgiyi, şerefi bağımsızlığı öğretir... Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için izlenmesi uygun olan en doğru yolu belletir... Memleket ve milleti kurtarmağa çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer çalışkan bilgin olmaları lâzımdır. Bunu temin eden mekteptir. Ancak bu şekilde her türlü teşebbüslerin mantıkî neticelere erişmesi mümkün olur. 1922
Milletimizin siyasî, toplumsal hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde rehberimiz ilim ve teknik olacaktır. Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve teknik sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün güzelliğiyle gelişir. (1922)
Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin istikbalinin yoğuran kültür ordusu. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir, verimlidir, saygıdeğerdir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi diğerine üstün tutulur? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz, bu iki ordunun ikisi de hayatîdir.
Yalnız siz, kültür ordusu mensupları, sizleri bağlı olduğunuz ordunun kıymet ve kutsiyetini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreten bir ordunun fertlerisiniz. 1923 (M.E.İ.S.D. I, S. 17)
Bir millet kültür ordusuna malik olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin sürekli neticeler vermesi ancak kültür ordusunun varlığına bağlıdır. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun verimli sonuçları kaybolur. 1923 (M.E.İ.S.D. I, S. 17)
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak istidadını kazanmamıştır. Ona alelâde bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. 1925 (M.E.İ.S.D. I, 25)
Memleketi ilim, kültür, iktisat ve bayındırlık sahasında da yükseltmek, milletimizin her hususta pek verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lâzımdır. Bu kutsal amaçları elde etmek için savaşan aydın kuvvetlerin arasında öğretmenler en mühim ve nazik yeri almaktadırlar. 1923 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 487)
Mekteplerde öğretim vazifesinin itimada şayan ellere teslimini, memleket evlâdının, o vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak, üstün ve saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini temin için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, derece derece ilerlemeye ve her halde refah teminine müsait bir meslek haline konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygıdeğer unsurlarıdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. I, S. 289)
Yeni nesil, e