|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|||||||
| Üniversiteler... Üniversitelerdeki Sorunlarınız, Ödevleriniz, Tezleriniz ve benzeri konularda paylaşımda bulunabileceğiniz bölüm... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Yabancı
![]() Giriş Tarihi: 24-01-2006
Yaş: 8
Mesajlar: 1
Rep Puanı: 2375
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
“Yeniden tarihin şen çocukları”
Toprakla bu kadar bütünleşmiş olmaya anlam vermek gerçekten zor. İnsan kendini neden bu kadar toprağa yakın hisseder? ‘Topraktan gelmek, toprağa gitmek, topraktan yaratılmak, toprak olmak’ Mezopotamya insanının kendini en çok tanımladığı, varoluşunu izah etme biçimleri olarak öne çıkan tanımlamalardır. Toprağa ilk yerleşen, toprağı yurt edinen ilk halk olmasından kaynaklı olsa gerek; ‘Yeri yurdu olmak, gömülecek bir avuç toprağının olması’ bu topraklarda çok önemsenir. Toprağa bağlılık, sadece insanın üzerinde üretim yaptığı, barındığı ve yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu bir bağlılık olmanın çok ötesinde bir şey. “Atalarımızın kemikleri bu topraklarda gömülü. Bu toprakların semalarındaki yıldızlar atalarımızın ruhlarıdır.” denildiğinde, toprakla bağın, kendi geçmişi ile bir bağ olduğu anlatılır. Toprak, bir kök ile bağlanılıyorsa artık toprak olmaktan çıkar; onun adına yurt denir, vatan denir, welat denir. Bu toprağın kimlik kazanması demek. Kimlik kazanan toprak, kendi kimliğini üzerinde yaşayan insana da verir. Öyle olur ki insan topraksız, toprak insansız tanımlanamaz hale gelir. İnsan kimliği, bağlı olduğu kök ve bu kökün yeşerdiği toprakla o kadar özdeşleşir ki, insan toprak olur, toprak insan... Kendi yurdundan bahsederken bir insanın, en yakın dostundan, atasından, sevgilisinden bahseder gibi bahsetmesi bu bütünleşmenin göstergesidir. Bu bağlanmaya ve bu bağlanmanın yarattığı sevgiye ‘yurtseverlik’ deniliyor çoğu zaman. Yurdunu sevmeyen insanı, kimse sevmez. Sevmemelidir de… Sevgi, insanın kendini onda var ettiği ve var etmek istediği şeye karşı duyduğu büyük bağlılıksa ve bir insanın her şeyiyle kendisini var eden toprağına karşı sevgisi yoksa, hangi sevgisi gerçek bir sevgi olabilir ki! Zagroslarda her yer kar altında şimdi. Toprağa ulaşabilmek için iki insan boyu karı kazmak gerekiyor. Gerilla, son dönemlerde kimi zaman öfkeli, kimi zaman büyük bir sevgiyle, kimi zaman da öfkesinden daha güçlü olan alaycılığı ile yurtseverlikten bahsediyor. Postala karşı öfke, yaşama karşı tutkulu sevgi, ikiyüzlülüğe karşı büyük bir alaycılı!. Yaşlı bir gerilla, “Bu bahar korkunç güzel olacak. Toprak yine yaşam fışkıracak ama bir ihtimal, fışkıracak bu yaşamı postallar ezecek. Kırılmalı o ayaklar.” Duyduk ki kokuşmuş bazı ‘mülteciler’ bizim Kürtlükten ve yurtseverlikten uzaklaştığımızı yazıp çiziyorlarmış. Kendileri ise Kürtlerin sırtlarını Amerika`ya dayayarak bağımsız bir Kürdistan kurmayı bir strateji ve politika ustalığı olarak dile getiriyorlarmış. Kızmalı mıyız? Bilmiyorum. Bunlar kendilerine ‘yurtsever, milliyetçi, ulusalcı, welatparéz’ diyorlarmış. Doğrudur. Bunlar bu milleti, bu vatanı çok seviyorlar! çünkü; bu vatan şimdi Amerika`nın jeo-stratejik, jeo-politik borsasında kıymete bindi. Artık pahalı satabilecekleri için, elbette çok severler! Villalarda Amerikalılarla kadeh tokuştururken ya da Avrupa diplomasi kulislerinde bu halkı, bu ülkeyi pazarlamanın yüksek diplomasi muhabbetlerine girerken yurtseverlikten ve milliyetçilikten bol bol dem vuruyorlardır. Allah bilir, bir de biz biliriz ki bunlar, bu halkı ve bu toprakları gerçekten de çok seviyorlar! Biz bu sevgiye kıyamet koparmanın kıyamet tellalları, bu aşkı lanetlemenin şeytanlarıyız galiba. O yüzden hep bize küfrediyorlarmış. Sevindik. Bu satırları yazarken bir gerilla, gelip başımda durup yazıya bakıyor. “Ne yazıyorsun?” diyor. “Yurtseverlik.” diyorum. Hiç bir şey söylemiyor. Yazıya biraz bakıyor. Sonra, şu iki mısrayı mırıldanıp gidiyor, “Ağzımın kıyısında bir yara gibisin, Azıcık gülsem kan, gülmesem koca bir hüzün” Arkasından bakıyorum. Yazmaya devam ediyorum. Kimi zaman gerillanın korkutucu yönünün elindeki silah, ulaşılmaz bir arazide olma ya da dünyaya kafa tutma cesareti değil de, farklı şeyler olduğunu hissediyorum. Mesela gerilla ironisi-alaycılığının karşısındaki her hangi bir olguyu, bir kişiyi, bir siyaseti nasıl param parça edip anlamsızlaştırdığını görünce insan kendi kahkahaları karşısında ürperiveriyor birden. Kinin, öfkenin ve sevginin bu kadar harmanlandığı başka bir ifade tarzını tasavvur bile edemezdim. Gerilla, dünyanın bütün efendilerine, büyük savaş güçlerine, “siyaset ve diplomasi” ustalıklarına karşı, insan olmanın bir ironisidir. Herkesin bu kadar korkup ciddiye aldığı ve aldandığı gerçeklerle, kelimenin gerçek anlamıyla ‘dalga geçmek’ korkunç bir güç olsa gerek. Gerilla bir de budur… Gerillanın toprakla ilginç bir ilişkisi var; O`nun için toprak, kanlı, canlı, her adımda kendinden bir şeyler bulduğu dertleştiği, sevdiği konuşkan bir arkadaştır. Bulunduğunuz yerden nereyi işaret ederseniz edin, gerilla hemen orayla ilgili bir hikaye anlatır size; “Ha! Şu tepe mi?” der, “Şehit Şerif Tepesi. Şu tarihte şu operasyonda, şu çatışmada Şerif arkadaş, şöyle şöyle çatışarak şehit düşmüştü.” diyerek başlar anlatmaya toprağı. “Şu aşağıdaki dol (vadi) mu? Şu tarihte orada konumlanmıştık. Çığ düşmüştü. Falan falan arkadaşlar şehit düşmüştü.” der. Toprak, her karışına kendisinden bir parça kattığı, kanıyla, canıyla, hafızasıyla, bilinciyle, yüreğiyle onun ta kendisidir. Bu toprağa karşı hiç bir kötü niyetli yaklaşıma tahammülü yok. Hele hele bu toprakların insanı, toz kondurulmaması gereken “insan güzeli insanlar” olarak tanımlanıp “hesapsız, kitapsız” tutkuyla bağlı olunması gereken insanı ifade ediyorsa, asla tahammül etmez. Kürdistan`ın hangi bölgesini sorarsan, hangi dağını, ilini, ilçesini, köyünü, aşiretini sorarsan sor, sana bir kişinin ismiyle beraber bir hikayesini anlatır; Dersim dersin, sana Tekoşin`i, Zilan`ı, Komutan Xalıt`ı, Eyüp’ü (Hogır) anlatır. Gabar dersin, Agit`i, Goşinê dersin, Xemginê Çavşin`i anlatır. Şerevdin dersin, sana Beritan`ı, Beritan`ın koçer Berti`lerden nasıl ismini aldığını ve Beritan`ın yanı başında Lelikan`da şehit düşen Fuat’ı (Renas) anlatırlar. Zağroslar dersin, Barış’ı (Şevhat) anlatır. Ana dersin, sana Barış Anaları`ndan, o anaların içerisindeki kendi anasından bahseder. Hemen espriyi patlatır, “Anam elbette barış anası olur. Yedi yaşıma kadar beni kendi sütüyle besledi. Koca adam olduğum halde sütünden içmeme izin verirdi.” deyiverir. Barış anası onun gerçekten anasıdır. Dersim, gerçekten onun arkadaşıdır. Gabar, onun can yoldaşı, Beritanlılar, onun isim kaynağı, can dostlarıdır. Gerillada yurt sevgisi ve halk sevgisi birbiriyle bütünleşmiş, kendi kimliğinin günlük yaşayan parçalarıdır. Gerilla, kendine yurtsever, ulusalcı ya da milliyetçi demiyor. Yurtseverlik diyorsunuz, “Hangi yurt sevgisi? Şurada ayağımı vermiştim. Şuraya kanım akmıştı. Şuraya şu can yoldaşımı gömmüştüm… Hangisini seveyim? Ya da hangisini ne kadar sevdiğimi kime nasıl anlatayım? Hikaye! Ben yurtsever değilim. Ben yurdun ta kendisiyim.” diyor. “Halk mı? Ben bu halkın neresindeyim ki nesini seveyim? Babam, bu yaz Harran`da kardeşlerimle beraber yine pamuk toplayacak. Anam pamuktan arttırdığı parayla Ankara`ya barış yürüyüşüne gidecek. Dersim`deki kardeşim bu yıl bir operasyonda tıpkı diğer kardeşim gibi her an şehit düşebilir. Ve ben bu bahar yine savaş bekliyorum. Vurulursam gam etmeyeceğim; Silahımı yoldaşlarım yerde komazlar. Bu halka karşı zulüm var. Ben bu halkın nesini seveyim? Ya da beni sevmeyen bu halkın nesini sever? Ben halk değilsem, kimdir halk? Hikaye...!” diyerek gözlerinizin ta içine bakar gerilla. Anlıyorum; İnsan, kendi dışındaki bir şeyi sevebilir. Peki ya insan o şeyin ta kendisi ise, kendisine ne isim verecek? Biz gerillaya yurtsever mi diyeceğiz, yurt mu? Halksever mi diyeceğiz? Halk mı? Zagroslarda dağların çocuklarıyla, o, on bin yaşındaki cıvıl cıvıl çocuklarıyla neyi konuşursanız konuşun, bir yerden sonra yüreğiniz dar geliyor; yüreğinizin sıkıştığını hissediyorsunuz. Sevgileri, coşkuları sizi boğacak seller gibi akıyor üzerinize. Öfkeleri bin yılların birikmiş alevi gibi akıyor üzerinize. Kendinizi hep tarihin derinliklerinde bir yolculukta hissediyorsunuz; Dünde misiniz, bugünde mi, yoksa yarında mı? Şaşırıyorsunuz çoğu zaman. Dağlarda toprak çok farklı ürünler veriyor. Dağlının toprakla ilişkisi çok canlı. Toprağa kök salmış koca çınarlar gibi duruyor karşınızdaki gencecik gerillalar. Kerpiç yapan yaşını başını almış adamlar çamurla oynayan çocuklar gibi şenler. Mangalarının üzerindeki karı temizlerken birbirini karın içine batırıp çıkararak kahkahalar eşliğinde oyun oynayan bu ‘ciddi askerler’ dünya terör listelerinin ilk sırasını kimseye kaptırmayan çocuklar, onlara bakıyorsunuz; zihninizdeki bütün kavramlar yer değiştiriyor. En çok da yurtlarına ve halklarına karşı haksızlığı öfkeyle karşılıyorlar. Konuştuğunuz yaşlı gerilla, kendilerine karşı Kürtlükten ve yurtseverlikten uzaklaştıkları yönündeki ‘eleştirileri’ değerlendirirken dalıp gidiyor bazen, “Bu zulümdür heval. Yurtseverlik ve halkseverlik asla birilerinin diline değmemeli. Bunlar kanımızla arındırdığımız, temizleyip bu halkın belleğine nakşetmeye çalıştığımız değerlerin kavramlarıdır. Her şeyi bu kadar herkese ucuzca peşkeş çekenlerin bu kavramları ağızlarına almaları bile bizim için büyük bir zulümdür. Konuşmasınlar demiyoruz; Konuşsunlar. Küfür etmesinler demiyoruz; Daha çok etsinler. Biz halkız; Toprak kadar sabırlıyız. Sabrımızı zulüm taşırır. Osmanlının zulmü için halklar hep ‘Zulmün artsın!’ dermiş. ‘Zulmün artsın ki zalimliğin daha iyi görülsün ve zulmüne karşı öfke bilensin’ anlamında söylenirmiş. Yine, bu halk yoksul, yoksun, garip bir halktır. Birileri bu halkın ahını çok fazlasıyla alıyorlar. ‘Garibin ahını alan zulümkârın zulmü artsın’ diyoruz. Birileri ısrarla bize savaşı dayatıyorlar. Birileri ise küfrü. Ne diyelim? Zulümleri artsın. Bizim ahımız var; Halkların ahından daha büyük bir gazap tanımıyoruz. Düşmanımıza bile dilemeyiz bu gazabı. Ama ille de istiyorlarsa… “Zulümleri artsın...” diyoruz. Yaşlı gerillaya bakıyorum. Yüzü kayboluyor. Elleri yumruk olmuş, önündeki toprak zemine bastırıyor. Dinliyorum. Bakıyorum. Gözleri, elleri her şeyiyle karşımda duran bir insan değil; her şeyiyle bütün anlamıyla toprak. Kendini toprakla çoğaltan, toprağı kendisiyle bir tutan insanların diyarıdır dağlar. Bazen düşünüyorum da dağlardan kopup gittiğimde, aklımda ayak bastığım toprak mı kalacak, yoksa yüzüne baktığım şu yaşlı gerilla mı ya da tırmandığım şu karşıdaki dağ mı? Hafızam bunları nasıl birbirinden ayrıştıracak; Birini diğeri olmadan düşünebilecek miyim acaba? Sonra da bunları birbirinden ayırıp karşı karşıya koyanları düşünüyorum. Topraksı bir hüzün çöküyor yüreğime… Dışarıdan kar topu oynayan gerillaların sesleri geliyor kulaklarıma. Topraksı bir sevgi kaplıyor yüreğimi... Yaşlı bir gerilla giriyor içeri, “Ne yazıyorsun?” diyor. “Dağları.” diyorum. “Bizi de yaz.” diyor. “PKK`yi Yeniden İnşa ettiğimizi yaz. Merak ediyorlarsa eğer bizi, yaz. ‘Çocuklar gibi şenler’ dersin.’ PKK, çocuk, şen olmak… Birden bire Amed zindanları aklıma geliyor. Orada kendini yakan Dörtler geliyor aklıma. Ve onlar için yazılmış bir şiir, söylenmiş bir türkü geliyor aklıma; “Tarihin şen çocukları” diyordu türkü. Şimdi toprak üzerine düşünürken ve gerillaya bakarken onların neden bu kadar ‘şen’ olduklarını daha iyi anlıyorum. İnsan toprakla bütünleşince, düğünde halaya durmuş gibi oluyor. Topraktan haber veriyorum. Herkes bilsin istiyorlar; onlar ‘Çocuklar gibi şenler’... JEHAT BERTİ 18 OCAK 2006 |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com