Forum TR
Go Back   Forum TR > Eğitim > Üniversiteler...
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com
Üniversiteler... Üniversitelerdeki Sorunlarınız, Ödevleriniz, Tezleriniz ve benzeri konularda paylaşımda bulunabileceğiniz bölüm...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 24-01-06, 16:01   #1 (permalink)
Yabancı
 
Giriş Tarihi: 24-01-2006
Yaş: 8
Mesajlar: 1
Rep Puanı: 2375
Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11Berxwedan47 Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 0
Exclamation “Yeniden tarihin şen çocukları”


“Yeniden tarihin şen çocukları”



Toprakla bu kadar bütünleşmiş olmaya anlam vermek gerçekten zor. İnsan kendini neden bu kadar toprağa yakın hisseder? ‘Topraktan gelmek, toprağa gitmek, topraktan yaratılmak, toprak olmak’ Mezopotamya insanının kendini en çok tanımladığı, varoluşunu izah etme biçimleri olarak öne çıkan tanımlamalardır.
Toprağa ilk yerleşen, toprağı yurt edinen ilk halk olmasından kaynaklı olsa gerek; ‘Yeri yurdu olmak, gömülecek bir avuç toprağının olması’ bu topraklarda çok önemsenir.
Toprağa bağlılık, sadece insanın üzerinde üretim yaptığı, barındığı ve yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu bir bağlılık olmanın çok ötesinde bir şey.
“Atalarımızın kemikleri bu topraklarda gömülü. Bu toprakların semalarındaki yıldızlar atalarımızın ruhlarıdır.” denildiğinde, toprakla bağın, kendi geçmişi ile bir bağ olduğu anlatılır. Toprak, bir kök ile bağlanılıyorsa artık toprak olmaktan çıkar; onun adına yurt denir, vatan denir, welat denir. Bu toprağın kimlik kazanması demek. Kimlik kazanan toprak, kendi kimliğini üzerinde yaşayan insana da verir. Öyle olur ki insan topraksız, toprak insansız tanımlanamaz hale gelir. İnsan kimliği, bağlı olduğu kök ve bu kökün yeşerdiği toprakla o kadar özdeşleşir ki, insan toprak olur, toprak insan...
Kendi yurdundan bahsederken bir insanın, en yakın dostundan, atasından, sevgilisinden bahseder gibi bahsetmesi bu bütünleşmenin göstergesidir. Bu bağlanmaya ve bu bağlanmanın yarattığı sevgiye ‘yurtseverlik’ deniliyor çoğu zaman.
Yurdunu sevmeyen insanı, kimse sevmez. Sevmemelidir de…
Sevgi, insanın kendini onda var ettiği ve var etmek istediği şeye karşı duyduğu büyük bağlılıksa ve bir insanın her şeyiyle kendisini var eden toprağına karşı sevgisi yoksa, hangi sevgisi gerçek bir sevgi olabilir ki!
Zagroslarda her yer kar altında şimdi. Toprağa ulaşabilmek için iki insan boyu karı kazmak gerekiyor. Gerilla, son dönemlerde kimi zaman öfkeli, kimi zaman büyük bir sevgiyle, kimi zaman da öfkesinden daha güçlü olan alaycılığı ile yurtseverlikten bahsediyor. Postala karşı öfke, yaşama karşı tutkulu sevgi, ikiyüzlülüğe karşı büyük bir alaycılı!.
Yaşlı bir gerilla, “Bu bahar korkunç güzel olacak. Toprak yine yaşam fışkıracak ama bir ihtimal, fışkıracak bu yaşamı postallar ezecek. Kırılmalı o ayaklar.”
Duyduk ki kokuşmuş bazı ‘mülteciler’ bizim Kürtlükten ve yurtseverlikten uzaklaştığımızı yazıp çiziyorlarmış. Kendileri ise Kürtlerin sırtlarını Amerika`ya dayayarak bağımsız bir Kürdistan kurmayı bir strateji ve politika ustalığı olarak dile getiriyorlarmış. Kızmalı mıyız? Bilmiyorum. Bunlar kendilerine ‘yurtsever, milliyetçi, ulusalcı, welatparéz’ diyorlarmış. Doğrudur. Bunlar bu milleti, bu vatanı çok seviyorlar! çünkü; bu vatan şimdi Amerika`nın jeo-stratejik, jeo-politik borsasında kıymete bindi. Artık pahalı satabilecekleri için, elbette çok severler! Villalarda Amerikalılarla kadeh tokuştururken ya da Avrupa diplomasi kulislerinde bu halkı, bu ülkeyi pazarlamanın yüksek diplomasi muhabbetlerine girerken yurtseverlikten ve milliyetçilikten bol bol dem vuruyorlardır. Allah bilir, bir de biz biliriz ki bunlar, bu halkı ve bu toprakları gerçekten de çok seviyorlar! Biz bu sevgiye kıyamet koparmanın kıyamet tellalları, bu aşkı lanetlemenin şeytanlarıyız galiba. O yüzden hep bize küfrediyorlarmış. Sevindik. Bu satırları yazarken bir gerilla, gelip başımda durup yazıya bakıyor. “Ne yazıyorsun?” diyor. “Yurtseverlik.” diyorum. Hiç bir şey söylemiyor. Yazıya biraz bakıyor. Sonra, şu iki mısrayı mırıldanıp gidiyor, “Ağzımın kıyısında bir yara gibisin, Azıcık gülsem kan, gülmesem koca bir hüzün” Arkasından bakıyorum. Yazmaya devam ediyorum.
Kimi zaman gerillanın korkutucu yönünün elindeki silah, ulaşılmaz bir arazide olma ya da dünyaya kafa tutma cesareti değil de, farklı şeyler olduğunu hissediyorum. Mesela gerilla ironisi-alaycılığının karşısındaki her hangi bir olguyu, bir kişiyi, bir siyaseti nasıl param parça edip anlamsızlaştırdığını görünce insan kendi kahkahaları karşısında ürperiveriyor birden. Kinin, öfkenin ve sevginin bu kadar harmanlandığı başka bir ifade tarzını tasavvur bile edemezdim. Gerilla, dünyanın bütün efendilerine, büyük savaş güçlerine, “siyaset ve diplomasi” ustalıklarına karşı, insan olmanın bir ironisidir. Herkesin bu kadar korkup ciddiye aldığı ve aldandığı gerçeklerle, kelimenin gerçek anlamıyla ‘dalga geçmek’ korkunç bir güç olsa gerek. Gerilla bir de budur…
Gerillanın toprakla ilginç bir ilişkisi var; O`nun için toprak, kanlı, canlı, her adımda kendinden bir şeyler bulduğu dertleştiği, sevdiği konuşkan bir arkadaştır. Bulunduğunuz yerden nereyi işaret ederseniz edin, gerilla hemen orayla ilgili bir hikaye anlatır size; “Ha! Şu tepe mi?” der, “Şehit Şerif Tepesi. Şu tarihte şu operasyonda, şu çatışmada Şerif arkadaş, şöyle şöyle çatışarak şehit düşmüştü.” diyerek başlar anlatmaya toprağı. “Şu aşağıdaki dol (vadi) mu? Şu tarihte orada konumlanmıştık. Çığ düşmüştü. Falan falan arkadaşlar şehit düşmüştü.” der. Toprak, her karışına kendisinden bir parça kattığı, kanıyla, canıyla, hafızasıyla, bilinciyle, yüreğiyle onun ta kendisidir. Bu toprağa karşı hiç bir kötü niyetli yaklaşıma tahammülü yok. Hele hele bu toprakların insanı, toz kondurulmaması gereken “insan güzeli insanlar” olarak tanımlanıp “hesapsız, kitapsız” tutkuyla bağlı olunması gereken insanı ifade ediyorsa, asla tahammül etmez. Kürdistan`ın hangi bölgesini sorarsan, hangi dağını, ilini, ilçesini, köyünü, aşiretini sorarsan sor, sana bir kişinin ismiyle beraber bir hikayesini anlatır; Dersim dersin, sana Tekoşin`i, Zilan`ı, Komutan Xalıt`ı, Eyüp’ü (Hogır) anlatır. Gabar dersin, Agit`i, Goşinê dersin, Xemginê Çavşin`i anlatır. Şerevdin dersin, sana Beritan`ı, Beritan`ın koçer Berti`lerden nasıl ismini aldığını ve Beritan`ın yanı başında Lelikan`da şehit düşen Fuat’ı (Renas) anlatırlar. Zağroslar dersin, Barış’ı (Şevhat) anlatır. Ana dersin, sana Barış Anaları`ndan, o anaların içerisindeki kendi anasından bahseder. Hemen espriyi patlatır, “Anam elbette barış anası olur. Yedi yaşıma kadar beni kendi sütüyle besledi. Koca adam olduğum halde sütünden içmeme izin verirdi.” deyiverir. Barış anası onun gerçekten anasıdır. Dersim, gerçekten onun arkadaşıdır. Gabar, onun can yoldaşı, Beritanlılar, onun isim kaynağı, can dostlarıdır. Gerillada yurt sevgisi ve halk sevgisi birbiriyle bütünleşmiş, kendi kimliğinin günlük yaşayan parçalarıdır. Gerilla, kendine yurtsever, ulusalcı ya da milliyetçi demiyor. Yurtseverlik diyorsunuz, “Hangi yurt sevgisi? Şurada ayağımı vermiştim. Şuraya kanım akmıştı. Şuraya şu can yoldaşımı gömmüştüm… Hangisini seveyim? Ya da hangisini ne kadar sevdiğimi kime nasıl anlatayım? Hikaye! Ben yurtsever değilim. Ben yurdun ta kendisiyim.” diyor. “Halk mı? Ben bu halkın neresindeyim ki nesini seveyim? Babam, bu yaz Harran`da kardeşlerimle beraber yine pamuk toplayacak. Anam pamuktan arttırdığı parayla Ankara`ya barış yürüyüşüne gidecek. Dersim`deki kardeşim bu yıl bir operasyonda tıpkı diğer kardeşim gibi her an şehit düşebilir. Ve ben bu bahar yine savaş bekliyorum. Vurulursam gam etmeyeceğim; Silahımı yoldaşlarım yerde komazlar. Bu halka karşı zulüm var. Ben bu halkın nesini seveyim? Ya da beni sevmeyen bu halkın nesini sever? Ben halk değilsem, kimdir halk? Hikaye...!” diyerek gözlerinizin ta içine bakar gerilla. Anlıyorum; İnsan, kendi dışındaki bir şeyi sevebilir. Peki ya insan o şeyin ta kendisi ise, kendisine ne isim verecek? Biz gerillaya yurtsever mi diyeceğiz, yurt mu? Halksever mi diyeceğiz? Halk mı?
Zagroslarda dağların çocuklarıyla, o, on bin yaşındaki cıvıl cıvıl çocuklarıyla neyi konuşursanız konuşun, bir yerden sonra yüreğiniz dar geliyor; yüreğinizin sıkıştığını hissediyorsunuz. Sevgileri, coşkuları sizi boğacak seller gibi akıyor üzerinize. Öfkeleri bin yılların birikmiş alevi gibi akıyor üzerinize. Kendinizi hep tarihin derinliklerinde bir yolculukta hissediyorsunuz; Dünde misiniz, bugünde mi, yoksa yarında mı? Şaşırıyorsunuz çoğu zaman. Dağlarda toprak çok farklı ürünler veriyor. Dağlının toprakla ilişkisi çok canlı. Toprağa kök salmış koca çınarlar gibi duruyor karşınızdaki gencecik gerillalar. Kerpiç yapan yaşını başını almış adamlar çamurla oynayan çocuklar gibi şenler. Mangalarının üzerindeki karı temizlerken birbirini karın içine batırıp çıkararak kahkahalar eşliğinde oyun oynayan bu ‘ciddi askerler’ dünya terör listelerinin ilk sırasını kimseye kaptırmayan çocuklar, onlara bakıyorsunuz; zihninizdeki bütün kavramlar yer değiştiriyor. En çok da yurtlarına ve halklarına karşı haksızlığı öfkeyle karşılıyorlar. Konuştuğunuz yaşlı gerilla, kendilerine karşı Kürtlükten ve yurtseverlikten uzaklaştıkları yönündeki ‘eleştirileri’ değerlendirirken dalıp gidiyor bazen, “Bu zulümdür heval. Yurtseverlik ve halkseverlik asla birilerinin diline değmemeli. Bunlar kanımızla arındırdığımız, temizleyip bu halkın belleğine nakşetmeye çalıştığımız değerlerin kavramlarıdır. Her şeyi bu kadar herkese ucuzca peşkeş çekenlerin bu kavramları ağızlarına almaları bile bizim için büyük bir zulümdür. Konuşmasınlar demiyoruz; Konuşsunlar. Küfür etmesinler demiyoruz; Daha çok etsinler. Biz halkız; Toprak kadar sabırlıyız. Sabrımızı zulüm taşırır. Osmanlının zulmü için halklar hep ‘Zulmün artsın!’ dermiş. ‘Zulmün artsın ki zalimliğin daha iyi görülsün ve zulmüne karşı öfke bilensin’ anlamında söylenirmiş. Yine, bu halk yoksul, yoksun, garip bir halktır. Birileri bu halkın ahını çok fazlasıyla alıyorlar. ‘Garibin ahını alan zulümkârın zulmü artsın’ diyoruz. Birileri ısrarla bize savaşı dayatıyorlar. Birileri ise küfrü. Ne diyelim? Zulümleri artsın. Bizim ahımız var; Halkların ahından daha büyük bir gazap tanımıyoruz. Düşmanımıza bile dilemeyiz bu gazabı. Ama ille de istiyorlarsa… “Zulümleri artsın...” diyoruz. Yaşlı gerillaya bakıyorum. Yüzü kayboluyor. Elleri yumruk olmuş, önündeki toprak zemine bastırıyor. Dinliyorum. Bakıyorum. Gözleri, elleri her şeyiyle karşımda duran bir insan değil; her şeyiyle bütün anlamıyla toprak. Kendini toprakla çoğaltan, toprağı kendisiyle bir tutan insanların diyarıdır dağlar. Bazen düşünüyorum da dağlardan kopup gittiğimde, aklımda ayak bastığım toprak mı kalacak, yoksa yüzüne baktığım şu yaşlı gerilla mı ya da tırmandığım şu karşıdaki dağ mı? Hafızam bunları nasıl birbirinden ayrıştıracak; Birini diğeri olmadan düşünebilecek miyim acaba?
Sonra da bunları birbirinden ayırıp karşı karşıya koyanları düşünüyorum. Topraksı bir hüzün çöküyor yüreğime… Dışarıdan kar topu oynayan gerillaların sesleri geliyor kulaklarıma. Topraksı bir sevgi kaplıyor yüreğimi...
Yaşlı bir gerilla giriyor içeri, “Ne yazıyorsun?” diyor. “Dağları.” diyorum. “Bizi de yaz.” diyor. “PKK`yi Yeniden İnşa ettiğimizi yaz. Merak ediyorlarsa eğer bizi, yaz. ‘Çocuklar gibi şenler’ dersin.’ PKK, çocuk, şen olmak… Birden bire Amed zindanları aklıma geliyor. Orada kendini yakan Dörtler geliyor aklıma. Ve onlar için yazılmış bir şiir, söylenmiş bir türkü geliyor aklıma; “Tarihin şen çocukları” diyordu türkü. Şimdi toprak üzerine düşünürken ve gerillaya bakarken onların neden bu kadar ‘şen’ olduklarını daha iyi anlıyorum. İnsan toprakla bütünleşince, düğünde halaya durmuş gibi oluyor. Topraktan haber veriyorum. Herkes bilsin istiyorlar; onlar ‘Çocuklar gibi şenler’...

JEHAT BERTİ

18 OCAK 2006
Berxwedan47 çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 02:07
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Forums Directory eXTReMe Tracker Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477