Giriş Tarihi: 22-10-2005
Yer: im artık yok benim...
Yaş: 24
Mesajlar: 4,253
Rep Puanı: 40786846
         
Rep Gücü: 407948
|
C: üniversitelilik ve eğitim eğitimin insana kazandırdıkları hakkında bilimsel bilgi
Üstüste yanlış yerlere konular açınca kilitlemek zorunda kalıyoruz...İsteklerinizi herzaman kurallı bir şekilde Ödev istekleri bölümlerinden yapmak zorundasınız malesef...Konuyla ilgili elimde sadece aşağıdaki döküman mevcut...Biraz olsun işine yarar...
ATATÜRK BİLİM VE ÜNİVERSİTE ÜZERİNE
Prof. Dr. Mustafa YURTKURAN
Çağdaş bilimin öngörüsüne göre, gelecek geçmişteki malzemeler
kullanılarak bugünün temsilcileri tarafından belirlenmektedir. Eksenine değişimin
oturduğu bu yeni anlayışa göre, süreç içerisinde varlık her zaman
oluşum halindedir.
Akıl ve bilimi tek yol gösterici olarak kabul eden Ulu Önder Mustafa
Kemal Atatürk, düşünce sistemini oluştururken, demokratik ve pragmatik bir
yaklaşım tarzını benimsemiştir. Bu nedenledir ki, Atatürkçü Düşünce Sistemi;
akıla, bilime ve millî hakimiyete dayalı pragmatik ve demokratik bir
“Modernleşme İdeolojisidir.” Aklın, bilimin gözlem ve bulgularına dayanır;
her türlü totaliter yaklaşım tarzını reddederek zaman içerisinde değişen gerçekleri
peşinen kabul eder.
Atatürkçü Düşünce Sistemi, bilimsel doğrular ve gelişmeler ışığında
sürekli yenilenmeyi ve iyileşmeyi içerir. Atatürk Devrimciliğinde karamsarlık
yoktur, sorunları zamana bırakmak yoktur; bunların yerinde yurtseverlik
vardır, çağdaşlaşma yolunda inanç ve kararlılık vardır.
Bir ulusun çağdaşlaşmasında öncü rol oynayan kurumların başında,
üniversiteler gelir. Türk Ulusu için de bu böyledir. Mustafa Kemal Atatürk,
üniversitelerin Türk çağdaşlaşmasında temel faktör olduğuna inanmıştır. O,
bu konuda:
“Üniversite kurmaya verdiğimiz önemi söylemek isterim. Yarım tedbirlerin
kısır olduğuna şüphe yoktur. Bütün işlerimizde olduğu gibi maarifte
ve kurulan Üniversitede de (İstanbul Üniversitesi) radikal tedbirlerle yürümek
kat’i kararımızdır” demektedir.
Ulu Önder, yine aynı konuda:
“Memleketi şimdilik üç büyük kültür bölgesi halinde düşünerek; batı
bölgesi için, İstanbul Üniversitesinde başlamış olan düzenleme programını
daha köklü bir tarzda tatbik ederek Cumhuriyete cidden modern bir üniversite
kazandırmak; merkez bölgesi için, Ankara Üniversitesini az zamanda
kurmak lâzımdır. Ve doğu bölgesi için Van Gölü sahillerinin en güzel bir
yerinde, her şubeden ilkokullarıyla ve nihayet üniversitesiyle modern bir
kültür şehri yaratmak yolunda, şimdiden fiiliyata geçilmelidir.”
“Bu hayırlı teşebbüsün, doğu vilayetlerimiz gençliğine kazandıracağı
verim, Cumhuriyet Hükumeti için ne mutlu bir eser olacaktır.”
Atatürk’ün gösterdiği hedeflere ulaşmakta, Uludağ Üniversitesi olarak
üzerimize düşen görevin bilincindeyiz.
Üç yıldan beri kutlamakta olduğumuz Cumhuriyet Haftası boyunca
amacımız; yetişmekte olan gençlerin Cumhuriyetimizin temel ilkeleri ile
Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemelerine yardımcı olmaktır. Diğer bir
deyişle, Atatürk’ü anlamak işlevimizi yerine getirmektir.
Uludağ Üniversitesi, 20 Aralık 2001 tarihinde, bir anlamda Anayasası
olan 11 temel ilkesini Senato Kararıyla belirlemiştir. 20 Aralık 2001
tarihinden bu tarafa, Uludağ Üniversitesinin hemen tüm işlevlerinde ana çizgileri
oluşturan bu 11 temel ilkemiz, yani diğer deyimiyle Uludağ Üniversitesinin
Anayasası; Toplumsal Sorumluluk, Bilimsel Yaklaşım, Akademik
Özgürlük, Nitelikli İnsan Yetiştirme, Katılımcı Yönetim, Eğitim Yönetimi,
Yaşam Boyu Eğitim, Disiplinler Arası Yaklaşım, Öğrenciye Destek, Topluma
Hizmet, Sosyal-Kültürel ve Sanatsal etkinlikler başlıklarından oluşmaktadır.
Bu temel ilkelerimizin, Anayasamızın birinci maddesi, “Toplumsal
Sorumluluk” maddesidir.
Bunda: “Uludağ Üniversitesi, Atatürk İlke ve Devrimlerini vazgeçilmez
yol gösterici olarak kabul eder. Lâik, demokratik, sosyal hukuk devleti
ve bölünmez bir bütün olan Cumhuriyetimizin varlığı ve gelişimi için koşulsuz
ve kısıtlamasız çaba harceder” açıklaması yer almaktadır.
Evet, temel ilkesinin birincisini, Cumhuriyetimiz için koşulsuz ve
kısıtlamasız çaba sarf etmek olarak belirleyen Uludağ Üniversitesi; üniversitelerin
genel işlevleri içerisinde bilginin ve teknolojinin üretildiği ana kurumlardan
biri olduğunun da bilincindedir.
Üniversiteler bilindiği gibi, toplumumuzda bilginin ve teknolojinin
üretildiği, sanatsal ve kültürel değerlerin yaratıldığı kurumlardır. Üniversiteler,
Türk Toplumunda her soruna çözüm üretme ve toplumu bilgilendirme
görevi ile de donatılmışlardır. Bir başka deyişle üniversiteler, toplumun aydınlanmasını
sağlayan ana kurumlardır.
Bu noktadan hareketle, Türk üniversiteleri; Atatürk İlke ve Devrimlerini
vazgeçilmez yol gösterici olarak kabul ederek, Türk Aydınlanma Devriminin
ve Türk’ün çağdaşlaşma ülküsünün sürekliliğini sağlamış olmakta ve
bu ülküyü geleceğe taşıma sorumluluğunu da yüklenmektedir.
1922 yılında Ulu Önder Atatürk Diyor ki;
“Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Ülkemizi
bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Tersine yükselmiş,
ilerlemiş uygar bir ulus olarak uygarlık düzeyinin üstünde yaşayacağız. Bu
yaşam ancak bilim ve fen ile olur. Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve
ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için hiçbir sınır ve koşul
yoktur.”
“Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin, inanışların
korunmasında direnen ulusların ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz.
İlerlemede geleneklerin sınır ve koşullarını aşamayan uluslar, yaşamı,
akla ve gerçeklere uygun olarak göremez; yaşam felsefesini geniş bir açıdan
gören ulusların egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur.”
Bu söylemden iki yıl sonra 1924’te Ulu Önder diyor ki;
“Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en gerçek
yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak
aymazlıktır, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız bilimin ve
fennin yaşadığımız her dakikada aşamalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri
zamanında izlemek kaçınılmazdır. Bin, ikibin, binlerce yıl önceki bilim
ve fen dilinin koyduğu kuralları, şu ana kadar bin yıl sonra bugün aynen
uygulamaya kalkışmak, elbette bilim ve fennin içinde bulunmak değildir”
Ölümünden bir yıl önce Ulu Önder diyor ki;
“Bilim çeviri ile olmaz, inceleme ile olur. Bilim ve özellikle sosyal
bilimler dalındaki işlerden ben buyruk vermem. Bu alanda isterim ki, beni
bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi biliminize, anlayışınıza
güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal bilimlerin yapıcı yönlerini gösteriniz,
ben izleyeyim. Ben manevî miras olarak hiçbir ayet, hiçbir donmuş ve
kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır.
Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar
karşısında, belki amaçlara tümden eremediğimizi, ne var ki, kesin olarak
ödün vermediğimizi akıl ve bilimi zekice edindiğimizi onaylayacaklardır.
Zaman hızla ilerliyor. Ulusların, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk
anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada kesin olarak değişmeyecek
yargılar getirdiğini savunmak, aklın ve bilimin gelişimini yadsımak olur.
Benim Türk Ulusu için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonraki beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üstünde
akıl ve bilimin yol göstericiliğini kabul ederse, manevî mirasçılarım olurlar.”
“Bilim çeviri ile olmaz, araştırma ile olur” cümlesi ile, Ulu Önder
Atatürk, her şeyden önce akademisyenlere seslenmektedir. Bu söylem, ülkenin
geleceğini yetiştiren akademisyenlerin, bilimsel faaliyetleri her şeyin
üzerinde tutmaları gerektiğini; üniversitelerden beklenenin, araştırma ve bilgi
üretme olduğunu anlatan bir cümlelik geniş anlamlı bir ifadedir.
Ulu önder Atatürk’ün, “bilim çeviri ile olmaz, araştırma ile olur”
sözü ve sosyal bilimlere verdiği önem, gecikmiş ve çok vakit kaybedilmiş
olsa da; gündeme getirilmeli ve üniversitelerimizin bu gün gündeminde tutulmalıdır.
Kişisel çıkarları, bilgi üretimi ve eğitimin önünde tutan; bilime ve
ülkenin geleceğine hizmet yerine, özel işlerinde çalışan; bilgi üretmek yerine, üniversite içi politikalarla zaman geçiren; eğitimin kalitesi yerine, haftalık
ders saatini önemseyen bir anlayışın, Ulu Önder Atatürk’ün umutlarını
bağladığı üniversite ve Kemalist öğreti ile bir bağlantısı yoktur, olamaz,
bundan sonra da olmayacaktır.
Türk üniversiteleri ve mensupları olan akademisyenler; bilim ve fen
esaslı, akılcılık ana eksenine oturmuş Kemalist öğretinin öğreticileri olmalıdır.
Atatürk’ün önderliğinde tüm ulusumuzun omuz omuza vererek kurmuş
olduğu Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmak (ilelebed payidar
yapmak), sadece söylemlerle mümkün değildir. Bizi ancak, kalpten gelen,
istençli (arzulu) ve üretken bir yurttaşlık bilinci çağdaş uygarlık düzeyine
taşıyabilir.
Bu amaca, “Atatürkçü Düşünce’nin Matematiği” başlıklı araştırmamda
irdelediğim “Yurtseverlik İlkesi”nin gereği olarak, Türkiye Cumhuriyetinin
ve Türk Ulusu’nun geleceği ve gelişimi için hiçbir karşılık beklemeden,
koşulsuz ve kısıtlamasız çaba sarf etmek ve bunu yaşam biçimi haline
getirmekle ulaşılacağı inancını taşımaktayım.
|