Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Türk Dili ve Edebiyatı
ForumTR'ye Reklam Vermek İçin Tıklayınız: network@frmtr.com

Türkçenin Tarihçesi [ödev tim]

Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan Türkçenin Tarihçesi [ödev tim] Konusunu Görüntülemektesiniz => Azeri Türkçesi Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire mey­dana gelmiştir. Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 19-05-07, 19:45   #1 (permalink)
ℓσνє ιѕ ƒσяєνєя
 
Giriş Tarihi: 03-11-2005
Yer: In İstanbul/BakırköY School: In Akçakoca İş:Gez,Eğlen,Oku
Yaş: 21
Mesajlar: 4,209
Rep Puanı: 17849045
ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11ѕєαη Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 178570
Varsayılan Türkçenin Tarihçesi [ödev tim]


Azeri Türkçesi
Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire mey­dana gelmiştir. Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine alan doğu Oğuzcası, diğeri Osmanlı sahasını içine alan batı Oğuzcasıdır. Doğu ve batı Oğuzcaları arasında ilk asırlarda çok küçük saha farkları dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu saha farkları yavaş yavaş genişleyerek ancak 17. asırdan sonra doğu ve batı Oğuzca dairelerini meyda­na getirmiştir.

Bununla beraber arada yine iki yazı dili olacak kadar fark mevcut değildir ve her ikisi de ayni şiveye, yani Oğuz şivesine dayan­dıkları için Azeri ve Osmanlı Türkçeleri ancak tek bir yazı dilinin kardeş iki dairesi sayılabilirler. Esasen doğu ve batı Oğuzcası arasındaki farklar daha çok şivede yani konuşma dilinde kalmış, devamlı olarak Osmanlı kültür ve edebiyatının tesiri altında kalan Azeri sahasında yazı dili, Osmanlı Türkçesinden konuşma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar az bir ayrılık göstermiştir.

Azeri ve Osmanlı Türkçeleri arasında, daha çok şivede kalan bu ay­rılığın sebeplerini doğu Oğuzcasına Oğuz dışı Türk şivelerinin, bilhassa zaman zaman kuzeyden gelen Kıpçak unsurlarının yaptığı tesir ile ilhan­lılardan kalan bazı Moğol izlerinde aramak lâzımdır. Bunlardan birincisi doğu Oğuzcasını batı Oğuzcasından bazı şekiller bakımından biraz farklı yapmış, ikincisi ise Azeri Türkçesinde bazı Moğol asıllı kelimeler bırak­mıştır.

Bilhassa konuşma dili bakımından birbirinden farklı olan Azeri ve Osmanlı Türkçesi arasındaki başlıca ayrılıklar, kelime başındaki b-m, kelime içindeki k-ğ, h, ilk hecedeki e-i kelime başındaki t-d ile akkuzatif ve bazı fiil çekim şekilleri etrafında toplanır. Bu ayrılıklar daha çok konuşma dilinde kaldığı, yazı diline aksedenlerin ise ancak son devir Azeri Türkçesinde görülebildiği, Azeri sahasında yetişen başlıca edebî şahsiyetlerin bulunduğu 17. asırdan önce de doğu ve batı Oğuzcaları ara­sında kayda değer bir ayrılık bulunmadığı için bu iki Oğuz Türkçesi yazı dili olarak Batı Türkçesi adı altında bir bütün teşkil ederler.
Batı Türkçesi
Bu yazı dili 12. asrın ikinci yarısı ile 13. asrın ilk yarısında teşekküle başladığı anlaşılan, 13. asrın ikinci yarısın­dan itibaren de metinlerini günümüze kadar aralıksız bir şekilde takip gittiğimiz yazı dilidir.

Selçuklulardan başlayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazı dili Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dili durumundadır. Balı Türkçesinin esasını Oğuz şivesi teşkil eder. Onun için bu yazı diline Oğuz Türkçesi de denilebilir.

Oğuz şivesi Hazer De­nizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayılmış bulunan Türkçedir, Bu saha ise balı Türklerinin yaşadığı sahadır Onun için Oğuz yazı diline. Oğuz Türkçesine umumî olarak Batı Türkçesi adını vermekteyiz. Türkolojide Batı Türkçesi için bazen Cenup Türkçesi veya Cenup Şivesi adı da kullanılmaktadır. Fakat bu Şimal Türkçesine göre verilen bir addır ve şüphesiz Batı Türkçesi kadar uygun değildir.
Eski Anadolu Türkçesi
Eski Anadolu Türkçesi 13, 14 ve 15. asırlardaki Türkçedir. Batı Türkçesinin ilk devrini teşkil eden bu Eski Anadolu Türkçesi bilhassa Türkçe bakımından kendisinden sonraki iki devreden çok farklıdır. Bu devreye Bârı Türkçesinin bir oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak yerinde olur.

Batı Türkçesini Eski Türkçeye bağlayan bir çok bağlar bu devrede henüz kendisini iyice hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçede gördüğümüz bîr çok yeni şekiller bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski şekillerinin izlerini taşımaktadırlar. Eski Anadolu Türkçesi bir taraftan böylece Eski Türkçenin izlerini taşırken diğer taraftan kök­lerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları göstermek suretiyle Osman­lıca ve Türkiye Türkçesinden biraz farklı bir durum arzeder. öyle ki Batı Türkçesi içinde Türkçe bakımından mevcut başlıca değişiklikler bu devre ile bundan sonraki iki devre arasındaki değişikliklerdir. Yani Batı Türkçesini yalnız Türkçe bakımından devrelere ayırırsak Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca-Türkiye Türkçesi diye ikiye ayırmamız icap eder.

Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında Türkçe bakımından, Eski Anadolu Türkçesinden Osmanlıcanın ilk devirlerine taşan birkaç şekil dışında, bariz bir ayrılık yoktur.
Eski Anadolu Türkçesi yabancı unsurlar bakımından denilebilir ki Balı Türkçesinin en içiniz devridir. Bu devirde Türkçeye Arapça ve Fars-ça unsurlar girmeğe başlamıştır. Fakat bu unsurlar keşifligini yavaş yavaş artırmış ve ancak devrenin sonlarında geniş bir istila .başlangıcı hâlini alarak Osmanlıcanın doğuşunu hazırlamıştır. Eski Anadolu metinlerinde görülen Arapça ve Farsça kelimeler henüz çok fazla olmadığı gibi dev­renin sonlarına doğru artan terkipler de henüz açık ve basit bir durumdadır. Yabancı unsurlar bakımından bu devirde manzum ve mensur me­tinler arasında da oldukça fark vardır.

Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nazım dilinde görülür. Nesir dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve Farsça kelime­ler ve bilhassa terkiplerden. mümkün olduğu kadar uzak kalmıştır. 15. asrın ortalarına doğru İkinci Murat devrinde geniş bir kültür ham­lesinin ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açıkça göstermektedir.

Nazım dilinde ise, şiirin Fars tak­litçiliği üzerine kurulması ve vezin, şekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiş ve Türkçedeki gelişmeler bakımından devre daha bitmeden, 15. asırda, basitte olsa terkipler ve yabancı kelimeler adam akıllı çoğalmış .ve Türkçeyi sarmıştır. Bu yüzden asrın ikinci yarısı Osmanlıcanın temelini atan, onun başlangıcını teşkil eden bir devir ol­muş, Eski Anadolu Türkçesi Türkçe hususiyetleri bakımından devrini an­cak Osmanlıcanın başlarında tamamlamıştır.

Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapısı ise Türkçenin başlangıçları bugüne kadar hep ayni kalan normal cümle yapısı dışına çıkmamıştır. Ge­rek nesirde, gerek şiirde Türk cümlesi bu .devirde normal, sade, anlaşı­lan, unsurları yerli yerinde ve doğru cümle olarak kalmış, tercüme sada­kati yüzünden nadir olarak kırıldığı yerler dışında, Umumiyetle sağlam yapısını muhafaza ederek Osmanlıca devrine girmiştir.
Eski Türkçe
Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun âbidelerinin me­tinleridir. Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri de­ğildir. Çünkü Orhun âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş bir yazı dili olarak değil, çok işlenmiş bir yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan, Türk yazı dilinin başlangıcını ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çıkarmak gerekir.

Türk yazı dilinin sekizinci asırdan sonraki gelişmesi ile mukayese edilerek bir talimin yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazı dilinde hiç değilse bir kaç asırlık bir gelişine mevcut olduğuna kolaylıkla hükmolunabilir. Buna göre Türk yazı dilinin baş­langıcını Miladın ilk asırlarına, hiç olmazsa Orhun abidelerinden bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur. Fakat Orhun kitabelerinden daha eski bir inerin ele geçmediği için bu yazı dilini ancak sekizinci asırdan itiba­ren takip edebilmekteyiz.

İşte nazarî olarak Miladın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili 12-13. asra kadar devanı etmiş olup, bu devre Türk yazı dilinin ilk devresini teşkil etmektedir. Bu ilk yazı dili devresi aynı zamanda müşterek bir yazı dili devresidir. Yani bu yazı dili bütün Türklüğün tek yazı dili olarak kulla­nılmış, Orta Asyada geniş bir sahayı kaplayan Türklük âlemi asırlar bo­yunca hep ayni dille okuyup yazmıştır.

O devirden kalma eserlerde gö­rülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman farklarından ileri gelen normal ayrılıklar olup tek bir yazı dilinin hudutlarını aşacak mahiyette değildir. Kâşgarlı'nın en çok beğendiği ve şivelerle karşılaştırırken “Türkçe” diye adlandırdığı, Hakaniye Türkçesi, yahut başka eserlerde Kaşgar dili, Kâşgar Türkçesi adı ile anılan dil hep bu ilk Türk yazı dilidir. Bu yazı dili devresinden kalan eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı ile yazıl­mış olduğu için bu devreye Uygur devresi, bu yazı diline Uygurca da denilebilir. Fakat Türkoloji öğretiminde Türkçenin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tabirini kullanmaktayız.

Türk­çenin ondan sonraki çeşitli gelişmelerinin kaynağı hep bu devreye çık­makta, bugün geniş sahalarda ayrı kollara ayrılmış bulunan Türkçenin bütün şekillerinin menşei bu devrede bulunmakta, kısacası, Türkçenin bütün yapısı bu devre ile izah edilebilmektedir. Demek ki bu devre Türkçenin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandırmak çok yerindedir. Bu kitapla biz de bu ismi kullanacağız.

O halde Türk yazı dilinin ilk devresi Eski Türkçe'dir. Eski Türkçeden daha önceki devir ise Türkçenin karanlık devridir. O devir arlık Eski Türkçenin Çuvaşça ve Yakutça ile, bunların da daha ilende Moğolca ile birleştikleri devirdir.
Kuzeydoğu Türkçesi
Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe kar­şımıza birden fazla yazı dili ile çıkmakladır.

Eski Türkçenin sonlarında, Orta Asya’daki Türklük âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazer Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve halıya yayılması, yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi, İslam kültürünün Türkler arasına gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmesi, yeni mefhumlarla birlikle yeni bir yazının kabulü gibi çeşitli dış sebeplerle beraber Türkçenin içinde bir müddetlen beri kendisini hissettiren tabiî gelişmeler neticesinde orr­taya çıkan büyük değişiklikler yazı dili birliğini parçalayarak Eski Türk­çenin ömrünü tamamlamış ve ayrılan Türklük kollarının yeni kültür mer­kezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yazı dilleri meydana getir­meleri birden fazla yeni yazı dilinin doğmasına ve gelişmeğe başlama­sına sebep olmuştur.

Böylece 12-13. asırdan sonra biri Kuzeydoğu Türk­çesi, diğeri Batı Türkçesi olmak üzere iki Türk yazı dili meydana geldi­ğini görmekleyiz.
Türkiye Türkçesi
Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre 1908 meşrutiyetinden sonra haşlar. Bu yeni devrenin 1908 meşrutiyetinden sonra başlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhası Türkiye Türkçesinin başlangıç devri mahiye­tindedir.

Bu kısa devirde çok süratli bir şekilde ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında Osmanlıca henüz tamamiyle sahneden çekilmiş değildir. Fakat tam mânâsiyle son günlerini yaşamakta ve umumî dil olmaktan çıkarak muayyen kalemler tarafından tutulmağa çalışılan hususî bir dil durumuna düşmüş bulunmaktadır. Hâsılı bu devir, Osmanlıcanın son ör­nekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduğu de­virdir.

Osmanlıcanın bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokulduğu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazı Osmanlıca unsurlar, eskimiş bazı kelimeler, bazı terkipler görülmektedir. Yukarıda da söylediğimiz gibi değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı için Osmanlıcadan yeni dilin ilk örneklerine bu şekilde ufak tefek taşmalar olmuştur. Fakat yeni dil bu küçük taşmalardan bu ilk devre içinde kendisini sür'atle kurtarmış, temiz Türkçenin sayısız örneklerini vererek Osmanlıcayı kısa zaman­da gerilerde bırakmıştır, öyle ki Cumhuriyet devri başlarken Osmanlıca arlık çoktan Ölü bir dil hâline gelmiş ve yazı dilinin bütün ufukları Tür­kiye Türkçesine açılmış bulunuyordu.

Türkiye Türkçesini Osmanlıcadan ayıran başlıca hususiyet onun ya­bancı unsurlar karşısındaki durumudur. Dilin iç yapısı, yani Türkçe ba­kımından Batı Türkçesinin bu iki devresi arasında bir devre farkı olma­dığını, bu iki devrenin yabancı unsurlar bakımından ayrı devreler teşkil ettiğini yukarıda da açıklamıştık. Yabancı unsurlar bakımından bu iki devre arasında gerçekten çok büyük bir fark vardır. Bu farkın en ehem­miyetli tarafı terkipler bakımından .olan ayrılıktır. Türkiye Türkçesi ter­kipsiz Türkçedir. Türkiye Türkçesinin en belirli vasfı budur. Bu bakımdan Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin en temiz devridir. Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçesinde de yabancı terkipler vardı. Osmanlıca tam mânâsiyle terkipli dil demektir, Türkiye Türkçesi ise Türk yazı dilinin-bu Arapça, Farsça terkiplerden kurtulmuş olduğu mes'ut dev­ridir.

Bir dil yabancı bir dilin tesirinde kalabilir. Bu tesir lügat hazine­sinde, yani kelime sahasında kaldığı müddetçe ne kadar aşırı olursa olsun dil için bir tehlike teşkil etmez. Fakat kelime sahasını aşar ve kelime guruplarına, cümle sahasına el atarsa dilin yapısı tehlikeye girer, dilin gidişi çığırından çıkar. Dilin, yapısını ayakta tutabilmek üzere bunlara mukavemet edebilmesi için çok sağlam bir bünyeye sahip bulunması lâzımdır.

Osmanlıcada Türkçeye korkunç bir nisbette karışan Arapça ve Farsça terkipler de bu şekilde kelime sahasında kalmayan, cümle saha­sına giren yabancı unsurlardı. Türkçenin bünyesi çok sağlam olduğu için bunlara asırlarca mukavemet edebilmiş ve zamanı gelince onlardan ko­laylıkla silkinerek kendi yapısı ile baş başa kalmıştır. Fakat bu yabancı unsurlar onun ifade kabiliyeti için çok zararlı olmuşlar, onun gelişmesine asırlarca çelme takmışlardır, îşte Türkiye Türkçesini Osmanlıcadan ayıran en büyük vasıf onun bu şekilde terkipsiz Türkçe olmasıdır. Bu sebeple Osmanlıcanın sonlan ile Türkiye Türkçesinin başlarında karşımıza çıka­cak örneklen de bu kıstasa göre ayırmak icap eder. Elimizdeki örneğin dili, terkipli ise Osmanlıca, terkipsiz ise Türkiye Türkçesidir.

Türkiye Türkçesi terkipler dışındaki yabancı unsurlar .bakımından da Osmanlıcadan çok farklıdır. Bir kere Türkiye Türkçesi Osmanlıcadaki yabancı çekim edatlarından, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabancı kaidelerden de kurtulmuştur. Sonra yabancı kelime sayısı büyük ölçüde azalmış ve azalmaktadır. Fakat, bir kısmı konuşma diline de yerleşmiş olduğu için, Türkiye Türkçesinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardır. Bu hususta Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin en temiz devri değildir.

Osmanlıca ile mukayese edilemeyecek kadar temiz bir durumda olmakla beraber, Eski Anadolu Türkçesinden daha çok yabancı kelime ihtiva ermektedir. Demek ki Türkiye Türkçesinde yabancı unsur olarak yalnız çok sayıda Arapça, Farsça kelime kalmıştır. Bu arada bazı terkipler de görülür, fakat bunlar tek kelime muamelesi gören klişeleşmiş şeyler olup sayılan da çok azdır. Türkiye Türkçesinin diğer devrelerden bir farkı da batı dillerinden bazı yabancı kelimeler almış olmasıdır.

Türkiye Türkçesinde cümle yapısı da büyük bir aydınlığa kavuş­muştur. Bu devrede Türk cümlesi eski devrelerdeki karışık ve mânâsız uzunluğundan kurtulmuş, kısa, derli toplu, yanlışsız cümle hâline gel­miştir.

Osmanlıcadan Türkiye Türkçesine geçiş, yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak suretiyle olmuştur. Osmanlıca, konuşma dilinden çok uzaklaşmış son derece sun'î bir yazı dili idi. Türk yazı dilini daima temiz ka­lan konuşma diline yaklaştırınca yazı dili kolaylıkla Türkçeyi bulmuş ve sun'î Osmanlıca tarihe karışmıştır. Esasen Türkçeye sokulmuş olan yabancı unsurlar Arapça, Farsça gibi gerek menşe, gerek yapı bakımından Türkçe ile hiç bir ilgisi bulunmayan bir Sami, bir Hind-Avrupa dilinden gelme idi. Bu sebeple bu unsurlar Türkçenin bünyesi içinde daima ya­bancı kalmış ve büyük bir sun'îliğe dayanan iğreti durumları, yazı dili konuşma dili kaynağına dönünce çabucak sarsılarak üçüzlü sun'î dil en kısa zamanda yıkılıp gitmiştir.

Yazı dili konuşma diline yaklaştırılırken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakımından esasen yazı dilinin dayandığı konuşma diline sahip bulunan muhitin dili, yani İstan­bul Türkçesi esas alınmıştır. Bu sebeple bugün Türk yazı dili, yani Tür­kiye Türkçesi hemen hemen İstanbul konuşma dilinin, İstanbul Türkçesinin aynidir. Yazı ve konuşma dili olarak ikisi arasından fark en aşağı bir derecededir.

Hülâsa, ana çizgileri ile başlıca vasıflarını belirttiğimiz Türkiye Türkçesi bugün fanı bir özleşme, güzelleşme ve gelişme halindedir. Batı Türkçesi bu son devre ile çok hayırlı bir yola girmiş ve Türk yazı dilinin bütün gelişme ufukları açılmıştır. Kuvvetli bir yazı dili olmak üzere geliş­me yoluna giren Türkiye Türkçesinin yürüyüş hızı devre boyunca memnunluk verici bir seyir göstermiş, 1928'de eski harflerin terkedilmesinden sonra ise büsbütün artmıştır. Bu devirde son zamanlarda bile arada sırada Osmanlıca bazı şiirler yazıldığı da görülmektedir. Fakat ölü dille yazılmış olan bu bir kaç şiir şüphesiz ancak tarihî birer hatıradan iba­rettir.

Bütün bu yukarıdan beri söylediklerimizi toparlayacak olursak, demek ki, Batı Türkçesi kendi içinde birbirini takip eden ve birbirine geçmiş bulunan üç devreye ayrılmaktadır. Bu devrelerin birincisi olan ve iki asır devam eden Eski Anadolu Türkçesi Selçuklular, Anadolu beylik­leri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir, ikinci devre İstanbul’un fethinden Osmanlı imparatorluğunun sonuna kadar imparatorluğun yazı dili olarak beş asra yakın bir ömür sürmüş bulunan Osmanlıcadır. Üçüncü devreyi teşkil eden Türkiye Türkçesinin hayatı ise henüz yarım asır geçmemiştir. Yani, Osmanlıca Batı Türkçesinin en uzun devresidir. Bu uzun devre Batı Türkçesinin ayni zamanda en güç devresidir de.

Bu devir metinleri üzerine eğilirken üçüzlü yazı dilinde Türkçeden başka iki yabancı orta­ğın gerekli kaidelerini de bilmek lâzımdır. Türkçeye kendi kaideleri ile girmiş bulunan bu yabancı unsurlar, bir taraftan Eski Anadolu Türkçe­'sinde göriinmeğe başlaımş olduğu, diğer taraftan, kelime hâlinde de olsa, Türkiye Türkçesine de taşmış bulunduğu için bir dereceye kadar Osmanlıcadan önceki ve sonraki devreleri de ilgilendirirler.

Osmanlıcadaki Arapça, Farsça unsurların mahiyetini öğrenmek ilk ve son devrenin yabancı unsurlarını da yakından görüp bilmek demektir. Yani, Osmanlıcanın yabancı unsurlarını kavramakla bütün Batı Türkçesinin yabancı unsur durumu aydınlığa çıkmış olur. Türkçe bakımından ise Osmanlıca Türkiye Türkçesinden farklı olmadığı gibi, Eski Anadolu Türkçesine de bağlıdır. Bu yüzden onun Türkçe cephesini ele alırken Türkiye Türkçesi ile Eski Anadolu Türkçesini de ele almış oluruz. Hülâsa, Batı Türkçesi­nin en karışık ve güç devri olan Osmanlıcanın iç ve dış yapısını inceler­ken yalnız onun hudutları içinde kalmayarak bütün Batı Türkçesini göz önünde bulundurmak lâzımdır.
ѕєαη çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 22:55
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC

ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com


Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522