Forum TR
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Türk Dili ve Edebiyatı

Şiirin Dili

Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan Şiirin Dili Konusunu Görüntülemektesiniz => Şiirin Dili Şiir, herkesin bildiği gibi tanımlanması zor bir kavram. Zorluğu şuradan geliyor: Çok kişisel bir yaratı biçimi. Tüm yazınsal ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 09-05-07, 09:22   #1 (permalink)
SuRMeNeLee !! ©
 
Giriş Tarihi: 12-12-2006
Yer: San Francisco
Yaş: 19
Mesajlar: 10,854
Blog Mesajları: 6
Rep Puanı: 70124071
DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11DJ-SaLDo Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 701371

Varsayılan Şiirin Dili


Şiirin Dili


Şiir, herkesin bildiği gibi tanımlanması zor bir kavram. Zorluğu şuradan geliyor: Çok kişisel bir yaratı biçimi. Tüm yazınsal söylemler gibi bir eğretileme ve imge sanatı olan şiirsel söylemin de biricik oluşu, tekliği, bunun yanı sıra yaratım sürecindeki karmaşıklığı tanımlanmasını güçleştirmektedir. Varolan, bilinen tüm tanımlarının da bireysel, kişiye özel ve genel kabul görmeyen aforizma türünde açıklamalar olduğu söylenebilir. Böyle zor bir kavramın ötesinde bir de o alanın dilini tartışmak, hele de dilci, dilbilimci olmayan bir insan için daha da güç. Bu nedenle konuya şiir de yazan bir insan olarak öğrendiğim ve bildiğim kadarıyla değinmeye çalışacağım.

Özdemir İnce, Şiirin Dili 1 başlıklı yazısının başına Jean Cohenden şu sözleri almıştır: Anlamı olmayan şiir artık şiir değildir, çünkü artık dil değildir. Doğrusu buna katılmamak bana da mümkün görünmüyor, çünkü dil en başta bir iletişim aracıdır ve iletişimin gerçekleşmesi için de iletinin (mesajın) anlamlı olması gerekir.

Şiirin dilsel bir ürün, yaratım olduğu bilinir, öyle söylenir. Ancak dilden yararlansa bile onu aşan yazınsal bir yaratıdır. Yani yeni bir dil yaratmaktan çok, varolan dilden öteye geçmektir. O zaman yazınsal söylemi, şiir bağlamında yazınsal imgeyi kendi anlamı dışında başka bir anlam olarak tanımlamak mümkündür. Buna karşın herkes, bir metnin şiir olup olmadığını hemen anlar, sezer, öteki türlerden ayırabilir ya da bu özelliğini ayrımsar. Çünkü en yalın iletişimde bile şöyle bir düzenek vardır: Kaynak-ileti-alıcı. Burada kaynağın ozan, iletinin şiir ve alıcının da okur olduğu anlaşılabilir. İletinin içinden geçtiği bir de bağlam vardır kuşkusuz. Bu dizge, yalın anlamda iletişimi oluşturur. İletişimde sanatsal işlevin olabilmesi iletinin kendisini öne çıkarır. Ancak bu, dilin kendi amacı olması anlamına gelmez. Dilin yazınsallaşması, ham, gündelik ya da doğal dilin aşılmasıdır. Mikhail Bahtin ve Roman Jakobsonun sözleriyle dersek: Şiirin dili doğal bir dil değildir; şiir dili doğal dilin aşılmasıyla ortaya çıkar; şair doğal dili aşarak şiirini kurar.1 Burada kurulan yeni şey, sanıldığı gibi anlamı öteleyen bir dil değil, tersine anlamlı bir bütün, bir yapıdır.

Paul Eluardın şöyle bir dizesi var: Yerküre bir portakal gibi mavidir. Bu dizeyi anlamak elbette kolaydır, ancak bunun için nesnel gerçeğe ilişkin birtakım önbilgilerimiz vardır: Dünyanın yuvarlak oluşu, okul bilgilerinden kalma portakala benzetilmesi, ayrıca okyanuslarla kaplı olması ve hele bugünkü bilgilerle uzaydan görüntülerini bildiğimiz için mavi olması gibi... Sonuçta bu dizenin anlaşılabilmesi için şu üç bilgiye gereksinim vardır: Bir, yerküre yuvarlaktır; iki, yerküre bir portakal gibidir ve üç, yerküre mavidir. Bu arka plan (önbilgi) olmadan dizeyi anlamlandırmak kolay olmayabilir.

Başka bir örnek: Ortaya pirinç taneleri savuralım. Bunlar sözcüklerimiz olsun. Gördüğümüz şeye ne diyebiliriz? Dağınık pirinç taneleri, yani nesnel ve düz anlamı budur. Ancak bu pirinç tanelerini kendimizce belli bir biçimde, sıralı, çapraz, karmaşık ama anlamlı dağıtırsak şöyle tanımlayabiliriz: Belli bir bileşimle oluşan pirinç taneleri. Bu durum pirinç tanelerinden oluşmuş yeni bir yapıdır. Ama tek tek sözcüklerin toplamı da değildir artık. Dolayısıyla şiirsel dil özerk bir alandır, pirinç tanelerinin ikinci, üçüncü dağıtım biçimlerini düşünürsek, öznel bir düzenektir. Pirinç tanelerini değişik biçimlerde dağıtma şansımız vardır, bu da şiir dilinin yan anlamlarla oluştuğunu, hatta yan anlamların bir metni şiir kıldığı anlamına gelir. Böyle düşündüğümüzde, şiir anlam değildir demenin şiiri düşüncesizlik ve dolayısıyla şiir dilini de düşüncesizliğin anlatılamaması olarak kavramamız olasıdır.

İmge için başta söylediğim bir sözü yineliyorum: Kendi anlamı dışında bir başka anlam yaratmak. İmge, nesnel gerçeğin anlakta yansıması, yansılaması sonucunda canlandırılmasıdır. Bu, beş duyu ile algılanabilen düşünsel bir edimdir. Yazınsal imge ise, bunun bir yapıntı haline dönüşmesiyle oluşabilir: Nesne, dil aracılığıyla çağrışımsal olarak algılanabilir artık. Çünkü burada bir tür yansımanın yansıması söz konusudur. İşte bu noktada yaratılan şey dilsel imgedir. Bu dilsel imgenin yaratılması için yansımanın yansıması sürecinde yaratıcı güç devreye girmiştir. Şiirin yazınsal bir tür olarak biricikliği, tekliği de bu yaratıcı gücün, yani ozanın doğal dili dönüştürmesiyle oluşur. İşte karmaşık kavram denilen de budur. Çünkü: Şiirin dili gündelik dilden, doğal dilden farklıdır ve bunu şiire aşina olmayan insanlar bile hemen fark eder.2 Artık varolan gündelik dilden eylemle yeni bir dizge içinde, öncekinden farklı ve elbette güzel, ama anlamlı bir dil yaratılmıştır.

Şiirin dilini böyle tanımlamaya çalıştıktan sonra şuna da değinmek gerekiyor: Batıda 1850lere kadar şiirin belli kalıpları vardı. Bizde ise 1900-1910lu yıllarda doğan ozanlarca klasik kalıplar kırılmaya başlanmıştır. Eskiden bir şeyin şiir olduğunu anlamak herhalde çok daha kolaydı: Belli, hatta zorunlu koşuk biçimlerinin yanında ölçü ve uyak da belirleyiciydi. Oysa çağımızda: Şiir düzyazının sözdiziminin bozulmasıyla ortaya çıkar3 deniliyor. Bu anlamda şiir, düzyazı karşıtıdır, ondan farklıdır. Düzyazıda cümlenin düzgün öğeleri vardır ve bunlar çizgiseldir. Şiir dili bu anlamda doğal dile karşıtlık içinde olduğu için bir sapma oluşturur. Ancak bu sapma, özellikle 1980den sonra çok sık rastlandığı ve henüz doğru dürüst incelenmediği için tam olarak da saptanamadığı için Özdemir İncenin sözleriyle bir sözcük bitpazarından farklı bir şeydir. Benim de son zamanlarda yazılarımda özellikle vurgulamaya çalıştığım gibi söz konusu olan sapma, doğal dile karşıtlık olarak bir düzenlilik halindedir, ama bir anlamlar bütünüdür, başka deyişle anlamlı bir bütündür. Demek ki, doğal dile karşıtlık bir sapmaya yol açıyor, ancak bu müdahaleler sapma ya da bir düzenlilik olarak yeni bir dil, karmaşık (bir) kavram yaratıyor. İşte şiir(in) dili budur.

Dilden sapmalar değişik biçimlerde görülebilir: Örneğin sessel sapmaya Can Yücelin şiirlerinde sıkça rastlanır. Başlangıçta dizenin kendisi olan yazıya ilişkin sapma Behçet Necatigilin kimi şiirlerinde görülür. Sözcüksel sapma yine Can Yücel, ama özellikle Metin Eloğlu şiirinde izlenir. Tonlama sapması Orhan Veli şiirinde görülen bir şeyken, tarihsel dönem sapması, Hilmi Yavuzca çok az başvurulduğu halde, onun düzyazılarının ve şiircesinin (poetikasının) etkisinde kalan ve özellikle mistisizme kayan belli bir şair grubunda gereksiz kullanılan Osmanlıca sözcükler olarak görülmektedir. Ayrıca sözdizimsel (Susamam onu/Ö. İnce ya da Ağlama beni/KG), anlamsal (Boynu bükük Kızkulesi; Gözü yaşlı Konya ovası) ve şivesel sapma biçimleri de bulunmaktadır.

Düzenlilik ise yineleme ve koşutluk biçiminde kullanılabilir. Orhan Velinin Bedava şiiri yinelemeye, Oktay Rifatın Yıldızlar adlı şiiri de koşutluğa çarpıcı birer örnek oluştururlar. Sonuç olarak şiirde öne çıkartılan sapmalar ve düzenlilikler, şiirin metin içi ilişkileri denilen ve onun anlamlı bir bütün oluşturmasını sağlayan bağlantıyı oluştururlar.

Demek ki, şiirsel söylem bir yapıdır. Bütünsel bir anlamdır. Bu da şiirde anlamsal dolaylılıkla kurulur. Anlamsal dolaylılık anlamın kayması kadar, anlamın bozulması ya da anlam yaratma ile yani, yeni organik imlerle olabilir. Bu nedenle şiir, salt dilbilimsel incelemelerle değil, daha çok anlambilimsel açıdan yerine oturtulabilir. Ancak hiçbir inceleme yöntemi, yaratım sürecinin yerine konamaz. Bizde özellikle Enis Batur ve etkisindeki şairlerde böyle bir yazı-şiire sıkça rastlanmaktadır. Oysa anlamlama, şiirin gerçek öznesidir ve geriye işler, okur eyleminde ortaya çıkar. Şiirsel olmayan metnin belli ve hazır bir anlamı vardır. Oysa anlamlama, hazır ve açık anlamın yerine, gizli, belirsiz ve karmaşık bir sonuçtur. Bu da daha çok çoğul okumalarla derinleşir.

Şiirsel olmayan bildiride bir gösteren bir de gösterilen vardır. Şiirde ise gösteren var, ama yanı sıra birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü... gösterilen ve gösteren vardır. Belki yan anlam ve çok katmanlı anlamlılık dediğimiz şey tam da burada ortaya çıkandır. Şiirde gösterilenin (yansımaların) çoğul olması söz konusudur. Bu da Marksist Estetiğin yardımıyla yorumbilim ve alımlama estetiğiyle daha iyi anlaşılabilir. Yine Paul Eluarddan bir örnek:
Ne kaldı geriye kendime dair söylediklerimden, Sahte hazineler sakladım boş dolaplarda.


Burada ozanın bir ana gösterileni vardır, ama her okuyanın farklı bir gösterilen çıkaracağı da gerçektir: Gösterilenle ozanın anlatmak istediği hiçbir şeydir, hiçbir şeyin kalmadığıdır. Oysa benim için, sizin için, öteki okur için farklı bir şey kalmış ya da bizim hiçbir şeyimiz başka bir hiçbir şeydir. Böylece gösterilen sayısı tek okur bağlamında da, birden fazla okuyucu için de artacaktır. Bütünlük bu hiçbir şeydedir.

Şiirsel söylemin değişmece üzerine kurulu olduğu, ancak bunun yanında benzetme (teşbih), eğretileme (istiare, metafor), düzdeğişmece (mecazı mürsel), kapsamlama, simge vb. söz sanatlarıyla kurulduğu biliniyor. Özdemir İnce, 1942 yılında İsmail Habib Sevük tarafından yazılan Edebiyat Bilgileri adlı bir kaynağın bugünkü Türkçeye aktarılabildiği takdirde bu konuda çok şey içerdiğini belirtmektedir. Kuşkusuz bu bağlamda şiirden ve şiirin dilinden söz etmek için şiirin kullandığı imge, değişmece, eğretileme, düzdeğişmece gibi konuların da örneklenmesi gerekebilir.

Değişmece denilen mecazın günlük dilden sapma olduğu bir gerçektir. Örneğin: Ağaçlar kollarını sallıyorduda kolların değişmece olduğunu anlıyoruz. Burada dallarını dediğimizde gerçek anlamını imleriz. Yine herkesin bildiği ve günlük yaşamda kullandığı mangal yakmak gibi bir örnek, doğal dil haline dönüşen bir mecazdır. Yoksa mangalın yanmadığı anlaşılır bir şeydir. Yanması gerekenin mangalın içindeki kömür olduğunu biliriz. Umudum kırıldı da doğal dil haline gelmiş bir yıpranmış değişmecedir.

Benzetme, aslında bir değişmece değildir, ancak eğretilemenin dayanağıdır. Benzetmenin değişik biçimlerde kullanılan örnekleri vardır. Ayrıntılı benzetmeye Yahya Kemalin: Akşam, lekesiz, saf, iyi bir yüz gibi akşam dizesini örnek verebiliriz. Kısaltılmış benzetme için: Bırak şu yılan gibi adamı derken, yılanın soğuk bir yaratık olduğu bilindiği için, ayrıca soğuk adam deme gereği duyulmaz. Pekişmiş benzetmede gibi, sanki vb ilgeçler kullanılmaz. Karacaoğlanın: Her günüm bir yıla döndü, giderim dizesinde olduğu gibi. Yalın benzetmeye (teşbih-i beliğ) Sabri Esat Siyavuşgilin şu dizesi örnek verilebilir: Köyler ufka dizilen tozlanmış birer resim.

Eğretileme ise şiirsel imgeye kaynaklık eder. İmgeyi eyleme geçirir, bu anlamda da şiir dilinin temelini oluşturduğu söylenebilir: Yıldızlar göz kırpıyor gibi. Burada göz anlam değiştiriyor, ayrıca yıldızların gözü olmaz! Değişmece olarak kullanılmıştır. Eğretileme, benzetme olarak kullanılabilir, açık eğretileme gibi. Örneğin Âşık Veyselin çok bilinen:

İki kapılı bir handa/
Gidiyorum gündüz gece /

dizelerinde açık bir eğretileme (iki kapılı bir han eşittir dünya) söz konusuyken, Necip Fazıl Kısakürekin:

Yapraktan saçını yerlere saçmış
Sonbahar ağlıyor ayaklarında


dizeleri daha geniş anlamlı, dolayısıyla kapalı ya da gizli bir eğretileme örneğidir. Bu yanıyla eğretilemenin şiir diline, dolayısıyla imgeye temel olduğu anlaşılıyor. Bir bakıma bilinç öncesi ya da sezgisel bir durum söz konusudur. Belki de esin anı budur!

Düzdeğişmecede benzetme ereklenmediği halde, eğretileme benzetme ereğiyle yapılır. Örneğin: Ayağını çıkar denildiğinde, ayağın çıkmayacağını biliriz, ama günlük dilde çok sık kullanırız hiç yadırgamadan. Çıkarılması gerekenin ayakkabı olduğunu hemen anlarız. Kapsamlama için, yelkenli gemi yerine yelkenli, kadın yerine dişi, porselen vazo yerine porselen sözcüklerinin kullanılması gibi örneklerle yetiniyorum.

Şiirin olmazsa olmazları olan bu öğelerden sonra şiir dilinin biraz daha anlaşılır olabildiğini umarak, yine son dönemlerde atlanan bir konuya değinmek istiyorum: Dilsel işlev. Önce şunu belirtmeli: İşlevsiz ve bildirisiz bir dil yoktur.4 Dil, cümle, söylem ve metin aşamalarıyla işlevsel bildirisini iletir. Roman Jakobsona göre şiir, eski Yunancada yaratı demektir. Eski Çin geleneğinde ise iki sözcüğün birleşmesi soncunda ereklik anlamını taşır. Kabaca bu iki anlamı birleştirirsek, şiire amacı olan bir yaratı diyebiliriz. Demek ki, şiir denilen yazınsal söylem, bir iletişimi erekleyen güzel ve anlamlı bir yaratıdır! Bu durumda şunu demek mümkün: Şiir, sözdizimsel, şiirsel söylemle ve cümlelerle yazılır; sözcüklerin tek başlarına şiirsel yapıda hiçbir değeri yoktur.5 Bir metnin amacı yoksa, yaratı düzeyinde bir bildiriyi iletemiyorsa, sonuçta iletişim kuramıyorsa ya da anlamsızsa sanat yapıtı olarak değerlendirilemez. Çünkü:O zaman yapı yoktur, yapı yoksa dil yoktur, dil ve yapı yoksa sanat yapıtı da yoktur.6 Öyleyse sonuç olarak şiir, dilsel bir yapıdır. Zaten alımlama estetiğine göre de edebiyat aynı zamanda bir iletişim etkinliğidir.

Baudelaire, Mallarmé ve T. S. Eliot gibi ozanların bazı sözleri çeviri ya da kötü niyet sonucu asıl anlamlarından soyularak yazınsal dile sokulmuş ve şiirin yalnızca sözcüklerle yazıldığı, anlam içermediği, hatta anlamsızlık olduğu, körü körüne geleneği sürdürmesi gerektiği gibi, adı anılan ozanların hiç de değinmediği yerlere çekilebilmiştir. Bu klasik cımbızlama alışkanlığıdır. Çünkü anlam konusunda Mallarméyi en çok çarpıtan ve şiirin yozlaşması konusunda gençleri olumsuz yönde etkileyen bir kişi de İlhan Berk olmuştur. Örneğin İlhan Berk, benim Mallarméye karşı tavır almama yol açmıştır! Başka birileri Eliotun sözlerini gelenekçilik olarak yorumlamıştır, bu yüzden değiştirilip dönüştürülebilen bir yeryüzü kültür kalıtından, birikimden söz etmeye başladım! Bu nedenle, nicedir, herhangi bir ozandan aktarılan aforizma nitelikli tek cümleleri ciddiye almamak gerektiğine ben de inanmaya başladım. Çünkü bu yanlış çıkarsamalara yol açabiliyor. Böyle bakıldığında her ozanın nereye çekerseniz oraya gidebilen bir cümlesini bulabilirsiniz. Diyelim bir ozan yılgınlığa düştü ve o anda aslında umutsuzluktan bir şey söyledi ya da yazdı. Bu o sözlerin mutlak doğru olduğu anlamına gelmez. Bir cımbızlama örneği de ben vereyim: Örneğin Baudelaire, şunu da söylemiştir: Şiir zindanda isyan eder. Zaten şiirin işlevselliği açısından asıl olması gereken de bu olmalıdır. Yaşamın zindana çevrildiği yerde başkaldırmak! Yoksa başını yazının içine gömmüş, salt yetenekçilikten ibaret, aydınca ve entellektüel bir tavrı da içermeyen bir şiir nasıl kavramın özüne uygun olarak muhalif ve hatta devrimci olabilir ki? Bu nedenle nesnel olarak devrim(ci) olan şiirin eyleyen öznesinin de devrimci olması gerektiğini düşünüyorum.

Konuyu yalın bir örneklemeyle bitirmek istiyorum: Belki biraz erkek-egemen bir söylemi var ama neden tersi de olmasın? Güzel bir adam gibi! örneğin. Düz ve yazınsal olmayan iletişimde bir kız gördüğümüzde: Çok güzel bir kız deriz. Burada bir düşünce belirtilmiştir. İkinci bir aşamada gördüğümüz kız için şunları mırıldanabiliriz: Ah, Tanrım ne kadar güzel kız! Burada dile duyusal boyut katılmıştır, ancak bir iletişim yok henüz, kendimize söylediğimiz bir söz kümesi gibidir bu cümle. Oysa, kıza dönüp: Ah, Tanrım ne kadar güzelsiniz! dediğimizde iş değişiyor. Söylenen artık çağrışımsal bir işlev kazanarak bir iletişime yol açmıştır. Son biçimde, Ahtan sonra virgül olduğunu düşündüğümüzde, seslendiğimiz kişiyi Tanrı yerine de koymuş olmuyor muyuz? Bu sözlerin o kişi üzerinde birden fazla anlamla yüklü olacağını kestirmek olasıdır. Varın gerisini siz düşünün!..
DJ-SaLDo çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 23:26
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com

Forums Directory

Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511