Forum TR
ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Lise Bilgileri > Türk Dili ve Edebiyatı

Atatürk Ve Türk Dili

Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan Atatürk Ve Türk Dili Konusunu Görüntülemektesiniz => ATATÜRK VE TÜRK DİLİ Cumhuriyet ilan edilmeden önce Anadolu Türkçesinin geçirdiği evreler iki ayrı çizgide gelişmiştir. Bir yanda Türk halkı, ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 25-02-07, 18:28   #1 (permalink)
- Dünyanın En Büyük Türkçe Forumu
 
Giriş Tarihi: 22-10-2005
Yer: im artık yok benim...
Yaş: 24
Mesajlar: 4,028
Blog Mesajları: 1
Rep Puanı: 29030498
Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11Orcнυη Rütbe: Artı 11
Rep Gücü: 290381

Varsayılan Atatürk Ve Türk Dili


ATATÜRK VE TÜRK DİLİ


Cumhuriyet ilan edilmeden önce Anadolu Türkçesinin geçirdiği evreler iki ayrı çizgide gelişmiştir. Bir yanda Türk halkı, resmi ve dini gelişmelerin etkileri dışında sözlü kültürünü ve öz dilini korumuş, geliştirmiştir. Diğer taraftan da Arapça ve Farsça’nın etkisi altındaki Türkçe yazı dili giderek Türk düşüncesinden ve anlatımından uzaklaşmıştır. Bunun sebebi ise aydın kesimin Arapça ve Farsça kelimelere önem vermesidir.

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde (1839-1918 ) Türkçenin yabancı dillerin etkisinden kurtarılması yönünde çalışmalar yapılmış fakat başarı sağlanamamıştır. Çünkü , dilde köklü yenileşmelere gidilmesi engellenmekteydi. Ayrıca yönetim kadrolarında bulunanlar dilde yeniliğe sıcak bakmıyorlardı. Arapça ilim dili, Farsça sanat ve edebiyat dili olmuştu. Bununla birlikte Milli Edebiyat döneminde, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin başta olmak üzere dilde sadeleşmeyi dile getirmeye çalışmışlardır. Halkın sanatçısı olan Mehmet Emin Yurdakul, ilk olarak Türkçe şiirlerle ve halkın anlayabileceği temalarla sesini duyurmayı başarmıştır. Devlet adamları da okuma ve yazmayı kolaylaştırmak amacıyla yeni bir alfabeye geçmek istemişler ve dili sadeleştirmeye çalışmışlardır. Ancak bu girişimler de sonuçsuz kalmıştır.

Milli edebiyat döneminde yayın hayatına giren Türk Yurdu, Halka Doğru, Türk Sözü dergilerinde de Türkçenin sadeleştirilmesi konusu işlendi. Gerek bu dergilerde gerekse dönemin öteki yayınlarında, ozanlar ve yazarlar , Türkçenin güzelliğini sergileyen, terim , sözcük, deyim zenginliklerini ve kurallarını işleyen yazılara, şiirlere ağırlık verdiler.

Atatürk halka giden yolları izlerken karşısına ilk çıkan engellerden birinin dil ve ona bağlı olarak alfabe olduğunu tespit etmiştir. Herkesin benimsediği görüş, Latin alfabesinin daha kolay okunup yazılmasıdır.

Cumhuriyet devrine geldiğimiz zaman dilimizin içinde bulunduğu durum bu şekildeydi. Yukarıda Türk dilinin tarihi devirleri gözden geçirilirken dildeki sadeleşme hareketlerinin planlı olmadığı görülmektedir .Bir anlamda Yeni Lisan hareketiyle, Türkçe millileşme bakımından yol almış sayılabilirdi. Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp yabancı kelimelerin atılması gerektiğini ek ve edatlarla kurulmuş isim ve sıfat tamlamaları, çokluk şekilleri, birleşik sıfatlar ve zarfların sayısının kabarık olduğunu ve düzeltilmesi görüşünü savunmuşlardır. Genel dil dışında bilim dili, kanun dili ve terimler bakımından yapılacak çok şey vardı. Dilimize Tanzimat’tan beri girmeye başlamış olan Batı kaynaklı kelimelerin durumu da tedirginlik veriyordu. O güne kadar dili bir dilbilimi yöntemi ile inceleyen eserlerden söz etmek de mümkün değildi. Oysa dil inkılabı öteki inkılaplara paralel olarak, özü itibariyle çağdaş değerler içinde kendi benliğine dönüş şeklinde bir kültür davası olarak ele alınması gerekliydi.

Atatürk, Türk milletinin kurtulmasında en önemli faktörlerden birisinin de dil olduğunu savunmuş ve bu alandaki çalışmalara hız vermiştir. Gerçekten de Atatürk Türk dilini yönlendirmek üzere verdiği direktiflerden sosyoloji ve dil gerçeğinden hareket ederek dille millet ve dille kültür arasındaki bağı ön planda tutmuştur. Çünkü O, yabancı dillerin ağır baskısı altına girmiş olan dilimizin ne duruma düştüğünü tarihi bir gerçek olarak biliyor ve görüyordu. Oysa dille toplum ve o toplumun belirli ölçüler ile şekillenmesi demek olan millet arasında çok sıkı bağ vardır. Bir milletin millet niteliğini kazanabilmesi için her şeyden önce bir dili olması gerekir. Dil, bir milletin duygu ve düşünce tarzı, tarihi ve toplumsal akışı ile birlikte yol aldığından o milletin ayrılmaz bir parçası durumundaydı. Milli birlik ve beraberlik ancak dilde sağlanabilirdi. Milletin bütünlüğü ancak dille güvence altına alınabilirdi. Bu gerçekleri Atatürk şu vecizelerle dile getirmiştir : “ Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki , bu dil şuurla işlensin.” [i][i][i]

Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Cumhuriyetin ve inkılapların temelinde yatan bu ilkeler, Atatürk’ün teorik olarak ortaya koyduğu dogmatik fikir kalıpları değildir. Bütün icraatında akılcılığı ön planda tutmuş ve “ ... dünyada her şey için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir”[ii][ii][ii] sözleri ile bilime büyük değer verdiği anlaşılmaktadır. Atatürk inkılapları gerçekleştirirken daima ileriyi düşünmüş, basmakalıp teorileri benimsememiştir.

Atatürk’ün düşünce sisteminde kültürün çok önemli bir yeri vardır. Atatürk’ün : ”Ben milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme kabiliyetini bir milli sır gibi vicdanın da taşıyarak, peyderpey bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetinde idim”[iii][iii][iii] sözleri, bu durumu dile getirir. İnkılapları ele alıp incelediğimizde, bu inkılapların sebepleri, Osmanlı İmparatorluğunun siyasi ve sosyal yapısının yetersizliğinden, Türk’ün kendi gelenek ve göreneklerinden uzaklaşmasından kaynaklanıyordu. Türk unsuru, kendi benliğine kavuşamıyor, İmparatorluğun birlik ve bütünlüğü uğruna düşürülmüş bulunuyordu. İnkılapları bu yüzden kendi benliğimizi bulma mücadelesi olarak nitelendirilebilir. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’ni, niteliği bakımından ele aldığımızda Osmanlı Devleti’nin devamı olmadığını görüyoruz. Bu iki devletin siyasi ve sosyal yapısını oluşturan değer yargıları arasında benzerlik kalmamıştır. Cumhuriyet bir çağdaşlaşma rejimidir.

Dil inkılabı milli devlet politikasına bağlı bir dil anlayışına dayanır. Dil için yenileştirici çalışmalar yapılması gerekir. Eğer bu çalışmalar yapılırsa dil kendini bulabilir ve kendi kendini geliştirerek çağdaş ihtiyaçlara cevap verir. Türk dili, İslamiyet öncesi dönemlerde çeşitli din ve kültürlerle iç içe girdiği halde kendi benliğini korumayı başarmıştır. İslamiyetin kabulünden sonra değişmeye uğramıştır. Türk devletleri, Arap,Fars dillerini yoğun etkisi altına girmişlerdir. Bu da devletin bilim dili, dış yazışmalar dili olarak Arapçanın, çok işlenmiş edebiyat ve divan dili olarak da Farsça’nın resmi dil olmasına yol açmıştır. 13. yüzyılda Anadolu’da Türkçe , halka seslenmiş eserlerin dili durumuna gelmiştir.

Bu esaslar dahilinde Türkçe’nin yazı dili haline geçişi kolaylaşmış;tercüme sayesinde yüzlerce eser ortaya koyulmuştur. 13-15.yüzyıllar arasında Türkçe Eski Anadolu Türkçesi diye adlandırılmaktaydı. Bu dönemde dil, Arapça ve Farsça kelimelerin etkisine rağmen, cümle yapısı ve kelime hazinesi bakımından Türkçe eserler taşımaktaydı. Bu dönemi temsil eden bir çok manzum ve mensur eserler bulunmaktadır. Yunus Emre’nin şiirleri, Süleyman Çelebinin Mevlid’i ve Dede Korkut hikayelerini örnek verebiliriz. Fakat, bu dönem uzun sürmemiştir. Osmanlı Devleti’nin sınırlarını genişletmesi ile Arap ve Fars kültürü yeniden gelişmeye ve itibar kazanmaya başlamıştır. Bunun sonucunda da medreselerde Arapça ve Farsça eserler sunulmuştur. Türk saraylarında yabancı şairlere önem veriliyordu. Osmanlıda İslami görüşe sahip olduğundan dolayı, milli bilinç gittikçe zayıflamıştır. Bu durum Farsçanın işlenmişliği ve edebiyatın elverişliliği karşısında, bazı şair ve ediplerce Türkçenin yetersiz sayılmasına yol açmıştır. Süheyl ü Nevbahar’ın çevirmeni Hoca Mes’ud, Hurşidname sahibi Mustafa sahibi şeyh oğlu Selatinname yazarı Sarıca Kemal gibi edebi şahsiyetler, manzum eserler ortaya koydukları halde, eserlerini Türkçe yazdıkları için utanç duyma derecesinde özür dilemeleri veya Türkçe’nin yetersizliğinden söz etmeleri, dil tarihimize geçmiş acı gerçeklerdendir. İşte bu tutum, 14ncü yüzyılda başlayarak ve 20 nci yüzyıl sonlarına kadar süren, Osmanlı yazı ve edebiyat diline Arapça ve Farsça sözcüklerin ve dil kurallarının dilimize girmesine yol açmıştır. Böylece, her biri ayrı bir dil ailesinden gelen Osmanlıca diye adlandırılan üçlü melez bir yazı dili ortaya çıkmıştır.[iv][iv][iv] Gerçi, Osmanlıca o yüzyılın kültür şartları içinde gelişmiş, güçlü bir medeniyet dili haline gelmiştir.

İslamiyetin kabulüyle birlikte kültürümüz de İslam kültürünün etkisinde kalmıştır. Bu kültürün etkisiyle dilimize o kültürlerden yabancı kelimeler ve tamlamalar girmiştir. Bu durum Türkçeyi tehdit etmeye başlamıştır. Öz Türkçe kelimeler yerine Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlamıştır. Türkçe kelimeler sanat amacı taşımadığı için kullanılmamıştır.

Tanzimat ve Servet-i Fünun döneminde ise dilde sadeleşme ihtiyacı duyulmaya başlamıştır.

1839’da Tanzimat Fermanın ilan edilmesi İle birlikte toplum yeni ihtiyaçlara gereksinim duymuş böylece bir yenileşme başlamış, dilde yenilikler yapılması öngörülmüştür. Tanzimat fermanın ilan edilmesiyle toplumda az da olsa değişiklikler meydana gelmiştir. İnsanların düşüncelerinde ve fikirlerinde, eğitimlerinde ufak tefek değişmeler olmuştur. İnsanlara çeşitli haklar verilmeye başlanmıştır. Bu dönemde bazı aydınlarımız Türkçenin sadeleşmesi için çaba göstermişlerdir.

1860-1896 yıllarında Tanzimat devrindeki fikirler ve görüşlerden sonraki edebi tarihleri sunan Servet-i Fünun (1896-1901)ve Fecr-i Ati (1901-1908) dönemlerinde de kalıtsal düşünceler ortaya atılmasına rağmen dil konusundaki görüşlerde ayrılıklar yaşanmıştır. Kimileri Osmanlıca’yı savunurken, bunların karşısında ise yabancı kelimeleri arıtma amacı güdenler yer almıştır. Bütün bu gelişmeler sonucunda, amaca ulaşılamamıştır. Bir takım Osmanlı düşünürleri, Osmanlı yazı dilinde yaptıkları gelişmelere rağmen, eski düşüncelere bağlı kalmaktan vazgeçememişlerdir. Tanzimat’la birlikte batıya yöneliş başlamış yeni düşünce ve değerler alınmış, fakat bu düşünce ve değerleri Osmanlıca yeteri kadar karşılayamadığı için, Osmanlı aydınları Fransızca’ya yönelmiştir. Bu şekilde çağın en önemli özelliği olan kültür ikileşmesi kendini dilde göstererek kanıtlamayı başarmıştır.

II.Meşrutiyet döneminde, siyasal alanlarda da çökmeler görülmüştür. Buna rağmen yine de bu dönem düşünürleri milliyetçiliği savunmuştur. Yine bir takım şairler kendi sanat ve üsluplarını sergilerken, diğer yandan da Türk dernekleri, çıkardıkları dergiler etrafında toplanarak, dili özleştirme çabalarını göstermişlerdir. İsabetli bir teşhisle, dildeki hastalığın, dilin her tarafını sarmakta olan yabancı kelimelerden kaynaklandığı bu dergilerde ileri sürülmüştür. Dayandıkları temel ilkeler genellikle dilimizde kullanılan Arapça ve Farsçaya ait kuralların dilden atılması, yeni tamlamaların Türkçenin kurallarına uygun olarak kurulması biçiminde özetlenebilir.

Yukarıda Türk dilinin tarihini gözden geçirirken gördüğümüz gibi, dildeki sadeleşme hareketlerinin planlı ve programlı olmadığı görülmüştür. Bir anlamda Yeni Lisan hareketiyle, Türkçe millileşme bakımından yol almış sayılabilirdi. Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp yabancı kelimelerin atılması gerektiğini ek ve edatlarla kurulmuş isim ve sıfat tamlamaları, çokluk şekilleri, birleşik sıfatlar ve zarfların sayısının kabarık olduğunu ve düzeltilmesi görüşünü savunmuşlardır. Genel dil dışında bilim dili, kanun dili ve terimler bakımından yapılacak çok şey vardı. Dilimize Tanzimat’tan beri girmeye başlamış olan Batı kaynaklı kelimelerin durumu da tedirginlik veriyordu. O güne kadar dili bir dilbilimi yöntemi ile inceleyen eserlerden söz etmek de mümkün değildi. Oysa dil inkılabı öteki inkılaplara paralel olarak, özü itibariyle çağdaş değerler içinde kendi benliğine dönüş şeklinde bir kültür davası olarak ele alınması gerekliydi.

Atatürk Türk dilinin zenginliği ve işlenmesi gerektiği konusundaki görüşlerini şu şekilde belirtmiştir : “ Türk dili zengin, geniş bir dildir ; her mefhumu (kavramı ) ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Türk milleti ve Türk dilini medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.” [v][v][v]


Başka bir konuşmasında ise : “ Öyle istiyorum ki, Türk dili bütün yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.” [vi][vi][vi]


Atatürk’ü üstün başarıya götüren özelliklerinden biri de inkılapların belirli bir sıra ile ve gerektiğinde kendi içinde birtakım aşamalara ayrılmasıdır. Atatürk, bu zamanlamayı çok iyi gerçekleştirmiştir. Bununla ilgili görüşlerini Nutkunda şöyle söylüyor : “ Uygulamayı birtakım aşamalara ayırmak, olaylardan ve olayların akışından yararlanarak milletin duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur .” [vii][vii][vii]

1924 yılında Tevhid-i Tedrisat ( Öğretim Birliği ) Yasası kabul edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ele alınan önemli bir konu dil ve alfabe sorunuydu. Oturumlarda sık sık bunlar tartışıldı. Kalkınabilmek için öncelikle bir Harf Devriminin yapılmasının gerekliliği, çoğunluğun ortak görüşüydü. 1927 yılında, Latin Alfabesinin Türkçe’ye uyarlanması üzerinde çalışmalar yapılmaktaydı. Son olarak, 26 Haziran 1928’de bir Dil Encümeni kuruldu. O zamana kadar,gelişmeleri uzaktan izleyen Atatürk,Harf Devriminin on yılda değil, üç ayda gerçekleştirilmesi gerektiğini, aksi durumda bu konunun bir çıkmaza girebileceğini belirtiyordu. Bu konuyla ilgili Türk halkına düşüncelerini şu şekilde belirtmiştir :

“ – Bizim ahenkli ve zengin dilimiz, yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kurtulmak için buna mecburuz... Çok işler yapılmıştır. Ama bu gün yapmaya mecbur olduğumuz son değil, fakat çok gerekli bir iş daha vardır. Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmeliyiz. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanseverlik, ulusseverlik görevi biliniz... Milletimiz, yazısıyla, kafasıyla bütün uygar dünyanın yanında olduğunu gösterecektir.” [viii][viii][viii]

Latin Alfabesinin kabulunün Cumhuriyet döneminde özel bir yeri vardır. Latin Alfebesinin kullanılmasıyla birlikte okuma-yazma oranında artış meydana gelmiştir. Çünkü ; Arap Alfabesi , Latin Alfabesine göre öğrenimi daha zor ve kullanışsız bir alfabeydi. Atatürk, harf inkılabının önemini kavramış ve bu inkılabın en kısa zamanda gerçekleşmesini sağlamıştır.

Yabancı söz, bir duygu ve düşünceyi dile getirmek için kullanıldığında o duygu ve düşünceyi tam anlamıyla ifade edemez. Anlamı öğrenilse bile, böyle bir sözcükle, işaret ettiği nesne ya da duygu arasına zihnin tercüme işlevi girer. “Deniz, dağ, ağaç gibi Türkçe sözcükler doğada gördüğümüz ve algıladığımız şeylerin bize niteliklerini yansıtmazlarsa da, zihnimizde ağacın, dağın, denizin simgelerini canlandırırlar. Ağacın, dağın, denizin yerine “şecer, cebel, bahr” denilse bunlar bizim düşüncelerimizde bir ahenk, renk, biçim canlandırmazlar. Eski edebiyatımızın büyük ustaları (Baki, Nedim, Şeyh Galip vb.) hem Arapça hem de Farsça’dan alınmış sözcükleri kullandıkları için doğanın sonsuz maviliklerine ulaşamamışlardır.

Bu şairler İstanbul’da yaşamışlardır, buna rağmen doğanın güzellikleriyle büyülü bu şehri düşlerinin özgürlüğü içinde sunamamışlardır. Tanzimat’tan bu yana Türkçe’nin sadeleşmesi için çaba gösteren yazarlar bile, yeni bir kavramın Türkçe karşılığı yoksa, onu Arapça’dan üretmişlerdir. Bu yüzden dilde, yabancı dillerden giren sözcükler çoğalmış, öz Türkçe kelimeler yerine sanat yapmak amacıyla yabancı kelimeler kullanılmıştır.
















Orcнυη çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. Şuan saat: 17:52
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.

Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız sikayet@frmtr.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to abuse@frmtr.com

Forums Directory

Search Engine Optimization by vBSEO

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512