Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 19-01-07, 19:53   #1
YaraBandı

Varsayılan TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ-Skeç..!


(Bu skeçlerin hepsi Honaz Çok Programlı Lisesi’nde oynanmış ve öğrencilerin de katkılarıyla Şule YAŞAR, Funda DEMİREL tarafından sahnelenmiştir.)

TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ

Mıstık ile Selo köy meydanında karşılaşır. Tokalaşıp sarılırlar.

SELO : Ooo! Nassın? Bugünnede heç görünmeyon, Coluk Cocuh nassı?

MISTIFA : Eyiyim, eyiyim Selo. Napalım, iş güç uğreşiyoz

SELO: Duydun mu? Kömüze durizle gelyomuş.

MISTIFA : Duydum duydum ağa. Bak bi yo Engilterecen gonuşma bilem hazır eddim.

SELO : Ooo! Beg gözel emisin. Eyi eyi. Höle bir dolaşıverelim.

(Biraz yürürler, karşıdan turistler gelir.)

MISTIFA : Abooo! Bag iki dene denişik insan geliyo. Buna begledimiz durizle oomasın aceb?

SELO : Telaş eme. Ben de yazılı gonuşma va ya. Eee işi bilecen duriz dimeg yeşil para dimeg.

MISTIFA : Doru sölüyon ağam. Hemi de beg doru.

JOHN : Hello, What is this ( Mıstık’ın şalvarını gösterir.

MISTIFA : Şincik bag ni didi? “Sizin diziniz va mı ?” didi (John’a dönerek) ağam biz meşhur muyuk dizimiz ossun? Sen bizi garışdıdın herhal?

JOHN : Yes yes’ Thank you, thank you.

SELO : Buna savaşın tankla yapılceni bilyola, bag sana sölüyola.

MISTIFA : Eee, dabi onna cahal deel. Öle ossa bura gelile mi?

JOHN : (Shakira’ya dönerek) What time is it?

SHAKİRA : (Saatine bakarak) It’s two a clock (Bunu söylerken Selo ve Mıstıfa konuşmaya başlar.)

SELO : Annaaaa! Bu Şakir Ağa didi bu gıza. Ekek ismi amma bi bildigleri vadır herhal. Aceb nirenin ağası. Önemli şahsiyet görüyon mu? Möhüm insan.

JOHN : Biz gitmek istemek. Tarihî yer görmek.

SELO : Mıstıfa Ağa, bu gidmeg isteyo herhal?

MISTIFA : Bizim eve götürelim ozman. Bizim ev bubadan hatta Ozmanlıdan gamla evdir. Soymuz, sülalemiz möhüm insan.

SELO : Hayda gidelim ozman sizin eve

MISTIFA : Hadi gidek. Hem Engilterecen öreniriz hem de Türk misafirperverliğini gösteririz. Emme bunarı gızdırmecen haaa!

SHAKİRA : I’m hungry.

SELO : Bu bi şee didi hangır mangır. Ni dimeg bu? Sen bilyon mu Mıstıfağa?

MISTIFA : Elimdeki kada bi bakem. Oda ne deyo (Kağıda bakar.) Haaa! Acıgmış buna. Hangır mangır dimeg delmiş bu? İykim hazırlamışım bu kadı.

SELO : Çok oyalandık Zati sizin eve gidmeceg miydik?

MISTIFA : Yörü yörü, gidek.

(Eve giderler. Evde Mıstıfa’nın karısı ekmek yapmaktadır.)

MISTIFA : Hanım, hanım! Bag eve gimleri getidim? Bag göryon mu? Duriz getidim, duriz. Bu müsafileri beg gözel ağarlayalım. Türk misafirperverliğini göstürelim.

FADİME : Ooo! Bey, beg eyi emisin hoş gemişle, Emen bi debsisi bişmiş idi. Şincik onu geiriverem. Yanına da souk bi ayran yapıvedim mi tamam.

MISTIFA : Hadi goş gap ge ozman. Zati bunarın garnı acıgmış. (Turistlere dönüp yemek yeme işareti yaparak.) yemeg gelyo, yemeg.

(Fadime çıkar.)

SELO : Bagın şinci. Burada y,ceniz, işceniz, yadcanız. Otele goyvemecez size.

MISTIFA : Öle bi gice galmag da yok. Hem her yeri gezdircez ( bu arada Fadime’ye bağırır.) Hanım! Nir de galdın? Gapıp ge şu emegleri. (Ekmekler gelir. Ayranlar içilir. Turistler beğendiklerini gösteren işaretler yaparlar.)

FADİME : Ooo bey beğendile. Daa istiyonuz mu?

SELO : Fadime yenge, Hunlara bi gayfe yapıve de Türk gayfesi nassı olumuş bi gösünne

SHAKİRA : Ben var uyumak istemek (Eliyle gösterek söyler.)

MISTIFA : Anna tühh! Biz heç düşünemedig bunarın uyumak istediğini.

SELO : Doru sölüyon ağam. İşte bi kusur eddig.

MISTIFA (Turistlere) : Biz şincik size yatag sirelim. Siz eccik beklen e mi? Hadi Selo, Biz bunnara yatag sirelim. Sen de bene yardım et bakem.

SELO : Olu ağam, gelyom.

(Sahneden çıkarlar, Shakira ve John yalnız…)

ZEYNEP : İyi ki İngilizce’yi öğrenmişiz Ertan.

ERTAN : Benim fikrim nasıldı ama Zeynep?

ZEYNEP : Evet, sayende birkaç gün bedavadan tatil yapacağız. Oh be dünya varmış!!!

TURİSTPERVER OTEL

ŞEHRİBAN : Ay yetercim, şu geçen gün gelen Adalet Bey var ya. Kaldığı gün çok rahatsız olmuş. Yan odadan gürültüler geliyormuş. Bir seslenmiş. “Hey! Yan odadaki sen kimsin?” demiş. Yan odadan da “Ben Jaen Clode Van Damme.” Demiş. Ay bizim Adalet Bey ne ya demiş biliyor musun? “Gelsem dördünüzü birden yenerim.” demiş.

YETER: Ayy. Şehriban, Sen geçen gün şu arkeologlardan bahsetmiştin de bu kazıları yaptıklarında çkan fosillerin kadın mı, erkek mi olduklarını nerden biliyorlar acaba?

ŞEHRİBAN : Şeyy, bilmem ki…

ABUZİTTİN : Neresinden bilecekler, tabi ki çenelerinden.

ŞEHRİBAN : Çenelerinden mi? Nasıl yani?

ABUZİTTİN : Çenesi düşükse kadındır.

ŞEHRİBAN : Kadın düşmanı. Sen de..

YETER : Aman sen onu bırak da ben ne zaman şöhret olacağım sen onu söyle.

ŞEHRİBAN : Şu şöhret olacağın sesinle bir şakı da dinleyelim.

(Yeter şarkı söylemeye başlar.)

ŞEHRİBAN : Ay Yetercim yeter! Hadi git de yukarıdaki çarşafları değiştir, yatakları düzelt, camları sil… hadi hadi…

YETER : Sesimi çekemedi de beni gönderiyor. Bu arada aklında bulunsun. Bir şöhret olursam seni menecerim yapacağım. Kendini yetiştirmeye bak.

ŞEHRİBAN : Ay, olur, olur. Sen ilk önce o dediğinden ol da ben sana seve seve menecer olurum Eeee ne de olsa sanatçıları yetiştiren menecerlerdir.

YETER : Hadi canım, sen de!

LUCY : Hello, Hi!

ŞEHRİBAN : Ne?...

LUCY : How you got any room?

ŞEHRİBAN : Ayyy!!! Yiyeyim sizin rumunuzu falan. Gelin gelin şöyle oturun bakayım.

LUCY+JOHN : What?

ŞEHRİBAN : Yeter, Yeterrr!

YETER : Ay ne var be!...

ŞEHRİBAN : Bize dört fincan kahve… Biri orta şekerli olsun. Turistlerimiz damaklarının tadını bulsun. Bir de İngilizce sözlüğünü getir.

YETER : hangisi orta şekerli olsun?

ŞEHRİBAN : Neyse siz bakmayın ona.

ABUZİTTİN : Aneyyy! Dövizler gelmiş, dövizler. Beni niye uyandırmadınız? Ayak bastı parası aldınız mı?

ŞEHRİBAN : Bana bak Abuzittin! Diğer gelenleri de bezdirdin. Sana bunları yedirtmem. Türk misafirperverliğinin adını hep senin gibi kendini gözü açık zannedenler kirletiyor zaten. Hadi şu bavulları al da önümüzde kalabalık yapmasın.

ABUZİTTİN : Aman be! Bir benim yüzümden mi kaçıyor bu turistler?

ABUZİTTİN: (Turistlere) Mani mani

JOHN : What?

ABUZİTTİN : Bu para sahte.

ŞEHRİBAN : Nerden anladın?

ABUZİTTİN : Üzerinde Atatürk resmi yok!

ŞEHRİBAN : Ayy!...

YETER : Buyrun! Buyrun! Bak ıscak, ıscak, köpüklü, köpüklü için bakim.

LUCY : Sör Wıstın cofe. Made in Turkey. Turkish coffie. Oh my god!

ŞEHRİBAN : Aaa! Şuna iyi bak. İyi ki bir sözlüğü al, gel dedik Hemen içine baktın.

YETER : Aaa! Hadi canım, bu İngilizceyi dördüncü sınıftan beri biliyorum.

ŞEHRİBAN : Hiç zorlanmadın mı?

YETER : hayır, ben pek zorlanmadım ama İngilizce öğretmenim bayağı zorlanmıştı.

LUCY : Wery good, wery good.

JOHN : Yes, yes…

ŞEHRİBAN : Afiyet şeker olsun

YETER : Eeee… kim yaptı kahveleri? Hadi, hadi kapatın da Şehriban şöyle falınıza güzelce bir baksın.

ŞEHRİBAN : Şey… Bilmem ki…

LUCY+JOHN (Anlıyorlarmış gibi) : Yes, yes…

ŞEHRİBAN : Eh bu kadar ısrar ediyorsanız bakalım bakalım . (Eline kahve fincanını alır.) Hişt kız! Bak, adın neydi senin? What is your name?

LUCY : I’m Lucy

ŞEHRİBAN : Lucy… Oh, çok güzel! Bak Lucy görüyor musun?

LUCY : What?

ŞEHRİBAN : Kız Yeter neydi o… seni çok seviyor evleneceksiniz neymiş?

YETER : Aman, aman! Tamam, buldum. Ne biçim sözlük bu yahu? He’s not fait full at too you

ŞEHRİBAN : Aaaa.. Kız Lucy, He’s not fait full at to you?

LUCY : Oh my good John?

JOHN : No, no, no…!!!!

ŞEHRİBAN : Kız Yeter, bunlar yoksa kardeş miydi? Böyle ağlıyorlar.

YETER : Yok be! Kardeş olsalar biraz benzerler. Hııı şehriban!!!!ben yanlış yere bakmışım. Onlara ne demişiz biliyor musun?

ŞEHRİBAN : Ne demişiz kız? Kötü bir şey mi?

YETER : Kızmak yok ama…

ŞEHRİBAN : Tamam, tamam. Kızmam!

YETER : Lucy’e var ya… Bu seni aldatıyor demişiz!

ŞEHRİBAN : Deme!!!

YETER : Dedim bile!

ŞEHRİBAN : Hemen bul şu seni çok seviyor demeyi

YETER : Hıh, tamam tamam buldum! He Loves You

ŞEHRİBAN : He loves you! Kız Lucy, he loves you!

JOHN : Yes, yes!

LUCY : I’m not understand

( Şehriban, Lucy’e vermesi için John’a çiçek verir. Ancak John çiçekleri Şehriban’ın kafasına fırlatıp sahneden çıkar.)

ŞEHRİBAN : Yine her şeyi yüzümüze gözümüze bulaştırdık.

YETER : Kırk yılın başında otelimize bir turist geldi ama onu da mahvettik.

ŞEHRİBAN : Keşke ailemi dinleyip İngilizce dersinde başarılı olsaydım.

TURİSTLER ALIŞ-VERİŞTE

İki satıcı bir takım eşyalar satıyorlar. Birbirleriyle kıyasıya yarış içindeler. Bu sırada üç turist gelir. Amaçları turistleri kazıklamak ve her şeylerini ellerinden almaktır. Ama sonuçta kurnaz Türkler, turist kılığındaki diğer kurnaz Türklere yenilirler.

SATICI I : hanımlar. Beyler, bayanlar! Heeyy merdivenden kayanlar, takısız kalanlar, takıya merak salanlar. Buyrun.

SATICI II : Hey yandaki keriz! Bendeki derya, deniz … Geliniz, geliniz.

SATICI I : Sizden önce alanlar çok memnun kaldılar.

SATICI II : Ona gelenler geri dönemediler; çünkü kazık yediler, soyulmuş soğana döndüler.

(Bu sırada ileriden üç turist görünür.)

SATICI I : Aha bak karşıya. Turistler geliyor.

SATICI II : Bu turistler nedir ne yapmalıyız?

SATICI I : Onları hoşnut etmeliyiz. Yurdumuzdan hoşnut ayrılan her turist bizim yeni dostumuzdur. Mesela yani…

SATICI II : Gel, gel, come, al bu kazaklardan. Bak. Clinton da buradan giyiniyor.

SATICI I : Come nedir lan?

SATICI II : Ben de anlamadım. Come yazıyorlar, kam diye okuyorlar, sonra da gel demek istiyorlar.

SATICI I (Anlamış görünerek…) : Haaa! (Seyirciye dönüp..) Bir şey anlamadım amma…

CLARA : Hello, How are you?

SATICI II : Ne var yahu?

MARY : Hello

SATICI : Hela mı? Hela bu tarafta.

ELIZABETH : Hello my name is Elizabeth.

SATICI II : Ne diyo lan bu? Küfür mü ediyo yoksa?

ELİZABETH : Oh my godd!

SATICI I : Ne diyon sen manyak?

İki satıcı neden manyak diyorsun diye kavga ederler. Bu sırada turistler tezgahtaki malları aşırmaya başlarlar. Satıcıların aralarında da şunlar söylenir:

SATICI I : Turizm sevgi ile büyür.

SATICI II : Ne lan çiçek mi bu?

SATICI I : Turizm kalkınmanın anahtarıdır.

SATICI II : İngiliz anahtarı mı bu?

SATICI I : Bir memnun turist, bin turist yollar……

Bu arada her şeyi alan turistler kendi aralarında konuşurlar.

CLARA : Ben bunlar kadar enayi satıcı görmedim hayatımda.

MARY : Şu İnek Şaban kılıklı, bana melûl melûl bakan adamı soyup soğana çevirmek için can atıyorum.

ELIZABETH : Cep telefonumun kontöre, cüzdanımın paraya, benim de heyecana ihtiyacım olmasaydı sizinle bu aptalları kazıklamaya gelmezdim. Neyse, tiyatroya devam.

MARY : Hey, frikik vermeyelim.

(Konuşmaya devam ederler.)

CLARA : What do you do?

SATICI II : Yattı uyudu. ( Satıcıya-seyirsiye dönerek…) Biz ortaokuldayken böyle derdik de…

MARY : Where are you from?

SATICI I : Bunu mu istiyon? Eti Form! Al bu da şirketten.

SATICI II : Aha! İyi uyanık ha! Beleşten mal verip müşteriyi çekmek ha! Müşterimi çalanlar, dünyaya nam salanlar, aha turistleri kandıranlar, turizmin kökünü kurutanlar…

SATICI I : Müşteri çalmadım, senin gibi kazık atmadım.

SATICI II :Peki dün yürüttüğün kazakları ne yaptın?

SATICI I : Yürütmedim kazakları, kandırmadım salakları, gel beraber uyutalım safları.

ELİZABETH : Dediğinizi duyduk, biz sizi soyduk, turistlere kazdığınız kuyuya siz koyduk.

Turistlerin üçü birlikte “Goog bye’” diyerek uzaklaşırlar. Satıcılara şaşırarak eşyalarını toplayıp turistlerin arkasından eşyalarını toplayarak hızla sahneyi terk ederler.



TURİSTLER

Köy kahvesi. Birkaç masa, oturan birkaç insan. Abartılmış kıyafetlerle iki turist sahneye gelir. Bu sırada köylüler onları görür.

İSMAİL : Aha!!! Keklik mevsimi açıldı.

VELİ (Ellerini ovuşturarak) : Yoluncek gazlarımız da gedi.

(Abartılı bir misafirperverlik gösterirler.)

İSMAİL : Hoş gelmişsiniz mösyööö, madaaamm.

VELİ : Ööle demicen, gibar olcen, well come mösye, well come mıdım.

(Oturtacakları yeri bir türlü beğenemezler.) Arkaların yastık koyarlar. Bacaklarına masaj yaparak açtırırlar. Ayaklarının altına yastık koyarlar. Şapkasını çıkartıp başını havalandırırlar, gözlükleriyle oynarlar. Abartılı bütün davranışları sergilerler.)

İSMAİL : Burya oturun. Mezalıg manzaramızı görün.

VELİ : Yog yog burya, ahırları yeni onadık. Bizim sarı gızı gösünne.

( Oturtunca arkaların yastık koyarlar. Bacaklarına masaj yaparak açtırırlar. Ayaklarının altına yastık koyarlar. Şapkasını çıkartıp başını havalandırırlar, gözlükleriyle oynarlar. Abartılı bütün davranışları sergilerler.)

İSMAİL : Ne alısın gurban?

VELİ : Ona öle dimezle. Sen isdesen kola, çay; içmeg vaa ne?

(Turistler birbirine bakar.)

TURİST : No içmek. Biz var yemek yemek. Salyangoz, salyangoz.

VELİ : Anaa! Bunna sümüglü böceg yimeg isteyola nassı yicekle bunna bunu? Ben hencik şunla aşam demizlediğim bağısakladan kukuriş yapıp geliverem. Şööle garabübeli bübeli, gimyonlu gimyomlu yesinlee.

(sahneden çıkıp kokoreç almaya gider. İsmail ise garip hareketler yaparak turistleri inceler. Veli kokoreç ve gazozları getirir.)

VELİ : Hah işte, kukurişle gedi. Şimcik yanına bi de gazoz padladıvedim mi, ohhh beg gözel olu.

TURİST (Elleriyle işaret ederek) : Very good, very good

VELİ : İçin, için. Daha yeni dolduruvedim. Aha şu çeşmeden.

(Turistler ağızlarını silerek kalkmak isterler.)

VELİ : Durun bakeemm!

(Cebinden hesap makinesinin çıkarır ve sertçe tuşlarına basarak)

Eveeet! Gelelim sizin hesaba!

(İsmail bu arada ellerini oğuşturur ve başına sallar.)

VELİ : Canım Türkiye’min dış bocu 25 milya dola + gözel yurdumun iç bocu + Cannaggale’de öldüdüğünüz ceddimin güccüklerinin güccüklerinin yeecek ve giicek masrafı + bizden arakladığınız araklocik eserlerin manisi + dengizlerimize dögdüğünüz çöplerin temizlenmesi için geregli para+ eğtime gadgı payı + kedeve yüzde 18 + gızları ogudalım gampanyasına paa + ÖTV vesaire vesaire…( Artı kısımlarını İsmail üstüne basa basa söyler) Gelelim hesabınızın sonucunaaa… Yidiğiniz kukuriş ve işdiğiniz gazozların parası yaklaşık (düşünerek) 60 milya dola.

İSMAİL (kafasıyla onaylayarak): He he.

TURİSTLER (dehşet içinde) : 60 milyır dalır!!!!

(Turistler sahneye para atıp kaçarlar. Herkes sahneden çıktıktan sonra veli sahneye gelir ve asıl mesajı verir.)

VELİ : İşte, turistlere böyle davranan insanlar yüzünden turizm daha fazla gelişemiyor. Turistlere böyle davranmamalıyız.

BİTMEYEN KAVGA

(Anne ile baba odada oturmaktadır. Baba gazetede ilanlara bakıp iş aramakta; anne örnek çıkarmaktadır. İkisi de meşguldür. Çocuk isa ödevi için her ikisinden de yardım istemektedir.)

ÇOCUK : Baba! Baba! (Baba meşguldür.)

BABA (Heyecanla) : Tamam, buldum buldum! İşte aradığım iş!

ÇOCUK : Baba, dur bir dakika. Bu ödevi yarına yetiştirmem lazım. Şu kelimede takıldım, yardım eder misin?

BABA : Şu işe girdim mi hepinize yardım edeceğim.

ÇOCUK : Tamam işte, şimdi yardım et.

BABA : Ne iş ya! Bütün gün otur. Tam bana göre, gelsin paralar, gelsin paralar. Hem öyle sermaya falan da gerektirmiyor.

ÇOCUK (Merakla) : Neymiş baba o iş.

BABA (Öğünerek) : Tuvalet bekçiliği.

ÇOCUK (Tiksinerek) : Tuvalet bekçiliği mi?

BABA : Ne sandın ya? Senin baban çok kabiliyetli bir insan. Her iş gelir elinden.

ÇOCUK : Baba madem öyle, benim şu sorumu da cevaplasana.

BABA : Neymiş bakalım sorun?

ÇOCUK : Kaktüs nerde yetişir?

BABA : Eğer en hakiki kaktüsü soruyorsan söyleyeyim: Bizim evde.

ÇOCUK : Yaaa! Nerde? Hangisi?

BABA : Annen oğlum. Annen!

ÇOCUK : Baba, annemin hep çiçek olduğunu söylemez miydin sen?

BABA : Kaktüs de bir çiçektir oğlum.

ÇOCUK : Ben bir şey anlamadım ama olsun.

(Çocuk cevabı defterine yazar. Baba hâlâ işin heyecanındadır. Çocuk, bakar ki babadan hayır yok, annesine döner.)

BABA : Anlaşılmayacak bir şey yok değil mi Döndü?

ANNE : Ne Döndü’sü? Sana kaç kere söyledim göbek adımı söyleme diye. Hem sen kendi annenin ismine bak: Şehriye!

ÇOCUK : Anne şehriye ne demek?

ANNE : Babaannen oğlum.

ÇOCUK : Nasıl yani?

ANNE : Babaannen şehriye gibi her yere girmez mi? İşte öyle.

ÇOCUK : Anne peki kabak nerede yetişir?

ANNE Örneğine bakarak) Dur oğlum, şu örneği çıkarıp Ayşe teyzene teslim etmem gerekiyor. Malum kadın fesat mı fesat. Örneği vermek istemedi, zorla aldım. Örneği çıkaramayacağımı zannedip bir akşamlık izin verdi. Ama benden kaçar mı? Bak neredeyse çıkardım.

ÇOCUK : Anne kabak nerede yetişir? Sen durmadan kabak pişirirsin. Bilirsin.

ANNE : Bilemeyecek ne var oğlum. Bizim evde.

ÇOCUK : Bizim evde mi? Nerede?

ANNE Bak karşı da oturuyor. Babandan iyi kabak mı olur? Bütün gün evde işsiz güçsüz oturup, kabak gibi büyür. Yalnız saçlar duruyor. Bir de onlar olmasaymış tam kabak olurmuş. Ama saçları dökülür mü? Dökülmez tabii. Adamın hiç derdi, tasası yok ki!

ÇOCUK (Seyirciye dönerek) : Tamam, anlaşıldı. Bunlar yine kavga edecek. Senaryo aynı. Son sahnede birbirlerinden boşanacaklarını söyleyip ayrılacaklar. İşiniz yoksa seyredin. Ben gidiyorum. Çünkü bu sahneyi önceden de defalarca seyretmiştim.

(Çocuk çıkar, sahnede anneyle baba kalır.)

BABA : Peki senin ne derdin var? Sabahtan akşama kadar tığ dürtüp duruyorsun. Yok, komşu örneği vermemiş de, çabuk istiyormuş da… Aman ne dert. Sanki o elindeki zımbırtı olmasa dünya batacak. Hem sana kaç kere söyledim şu televizyonun üzerine dantel koyma diye.

(Kalkıp danteli alıp yere atar.)

ANNE : Bana bak herif! Kocam mocam dinlemem, şimdi saçını başını yolar, seni tam kabak yaparım.

BABA : Ne diyon lan sen? Kolay mı o? Gel de kim kimin saçını başını yoluyormuş göstereyim sana.

ANNE : Yeter be! Hem paran yok hem emeğe saygın yok hem de çenen çok.

BABA : Boşuyorum lan seni, yeter artık on senedir senden çektiğim.

ANNE : On sene mi? Bana yüz sene gibi geldi. Boşa da bir asalaktan kurtulayım. Ben annemin evine gidiyorum. Sen de ne halin varsa gör!

BABA: Git, nasıl olsa yarın yine gelirsin!

ŞİİR DİNLETİSİ

(Bu skeçte daha önce yapılan şiir dinletisi tiye alınmıştır.)

TANIŞMA

Eğer bir gün

Zayıflarından ötürü çıkarsan tahtaya

“Vallahi bilgim yok” diye korkma,

Ben sana kopya veririm.

Öğrencilerin

Notları başka başka olsa da;

Kopya tarzları hep aynıdır.

Ne bir kez ders çalıştılar

Ne derste parmak kaldırdılar.

Yalnızca kopyada, bir de müdürün odasında buluştular.

Müdür Bey tanık olsun, öğretmenler tanık olsun.

Bir gün sınıfı geçip adam olacağım.

Okullarda sınıflarda yan yana geldik bugün

Bin yıl önceden bana selam söylediler

Bin yıl önceki öğrenciler benden iyi kopya mı çektiler?

SESSİZ GEMİ

Artık sıfır almak günü gelmişse fizikten

Tahtaya gidecek bir öğrenci kalkar yerinden

Hiç bilgisi yokmuş gibi sessizce alır yol

Yükselme o kalkışta ne parmak ne de bir kol

Sırada kalanlar bu kalkıştan çok neşeli

Tahtaya kalkanlar hocaya bakar gözleri nemli

Bîçare çocuk alacağı ne son nottur bu

Talebelik hayatının ne de son notudur bu

Öğretmenler biz çalışalım diye nafile bekler

Bilmezler ki bizim notlar düzelmeyecekler

Alınan sınıfların her biri memnun ki yerinden

Günler geçiyor hiç düzelen yok içlerinden

YAŞAMAYA DAİR

Kopya çekmek şakaya gelmez

Büyük bir ciddiyetle çekeceksin

Bir hırsız gibi mesela

Yani iyi bir not ve güzel karne dışında

Hiçbir şey düşünmeden

Yani bütün işin gücün kopya hazırlamak olacak

Kopya çekmeyi ciddiye alacaksın

Yani o derecede öylesine ki

Mesela öğretmen gelmiş arkandan, gözleri kâğıdında

Yahut kocaman gözlükleri, beyaz önlüğüyle dikilmiş tepende

Yine de kopya çekeceksin

Hem de yüzünü bile daha görmediğin kitabından

Hem de kimse sana inanmazken

Hem de en güzel, en gerçek şeyin

Yakalanmamak olduğunu bildiğin halde.

Yani öylesine ciddiye alacaksın ki kopya çekmeyi

Yetmişinde bile mesela gururla anlatacaksın kopya anılarını

Hem de öyle torunları kötü örnek olmaktan korkmadan

Övünmek yani ağır bastığından

Diyelim ki sekiz tane zayıfımız var

Yani okuldan mezun olamadan gitme ihtimali de var

Duymamak mümkün değilse de tepdirname almanın kederini

Biz yine de katılacağız yıl sonu gecesine

Yahut oturacağız evlerimizde mor gözlerimizle

Bu okul bitecek günü birinde

Ya kırık bir karneyle

Yahut elinde takdirnameyle

Ama içinde hiç bitmeyen okul sevgisiyle.

KIZ İSTEME

(Maho, Haso, Bilo aileleriyle birlikte Gülo’yu istemeye giderler. Gülo’nun evinde girer ve babasının yani Ramo’nun eline öperler ve yerlerine otururlar. Babaları yanlarında, arkalarında anneleri ayaktadır. Annelerin boynu bükük elleri bağlıdır.)

RAMO : Hoş gelmişseniz agalar, bacılar.

AİLELELER : Hoş bulmışag agam.

SÜLO (Maho’nun babası) : Agam biz hayırlı bir iş için gelmişek. Allah’ın emri peygamberin gavliyle kızınız Gülo’yu olgumuz Maho’ya istiyek.

DİĞER BABALAR (Hep bir ağızdan) : Hooop Hooop! Önce biz gelmişek.

(Aralarında tartışma başlar. Her kafadan bir ses çıkar.)

RAMO : Agalar, agalar! Durun noli? Bizim Gülo’yo almah öyle kolay değil. Ne yapak (Düşünür.)? Şindi damat adayları arasıb-nda bir yarışma yapah. Yarışmayı kazananı Gülo’yo almış sayah.

(Bu arada Gülo süslenmiş olarak sahneye getirilir. Gülo’yu iki erkek iki kadın getirir. Bu arada iki erkek de İşte Hendek İşte Deve şarkısıyla şalvarlarıyla birlikte göbek atarak sahneden geçerler.)

RAMO : Eveeet! Yarışmaya başlayak. Yarışmada birinci gelen, iki eliyle çapa çapalayan, dört beygir gücündeki Gülo’yu kazanacak. Haso, ilk soru sana. Sec bakalım. Hangi konudan istiyon? Edibiyat, gene gültüü, mözih.

HASO : Edibiyat agam.

RAMO : Ula hıbo! Edibiyat senin neyine loo. Neyse sorumu soriyem. Eyi dinle, bi difada anla, eyi civab vir. Divan Edibiyatı nedi?

HASO (Düşünür ve cevap verir.) : Bah şindi agam! Gülo’yo alacan, divana oturacan, dizine yatıran ona şiirler okuyacan. Aha işte divan edibiyatı budur.

RAMO : Bilmemişsen aha sana zıfır puan. Hem edibiyat senin neyine Bu arada Hasonun arkada duran annesi Haso’ya durur. Diğer anneler sevinir.)

HASO : Agam bari bir iki puvan virin. Gidiş yolim dogrudir.

RAMO : Sus ulan sus. Bah gız mız vermiyem sana. Hem sen gızı dizinde oturhmayı rüyanda görisen ancah.

(Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

RAMO : Maho! Sana galdı gene gültü ve mözih. Hangisini seçiysen?

MAHO : Iıı. Mözih agam.

RAMO : Ula hayvan! Mözihden ne anlasın sen?

MAHO : Agam bugüne bugün köyün çobanıyem. Gavalımın sesini duyan davarlar bile baleri yapii.

RAMO : Baleri mi? O da ne ki? Dur şindi. Gafamı garıştırma. Sorumu soriyem. Üflenerek çalınan estoraman nedir?

MAHO : Ney demişsen agam?

RAMO : Bilmişsen hayvan.! On puvan almışsen.

(Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

RAMO (Bilo’ya dönerek) Bilo bir teh sen galmışsen. Sana galdı gene gültü. Sen de gültüden peh anlarsın ya!

BİLO : Agam! Geçenlerde bir iki saatlik bir iş için şehre gitmişem. Galan zamanda da azıcıh gültü gapmışam.

RAMO : Eyi, tamam! Soruyu soruyem. Gültü ni dimeh?

BİLO : Ney?

RAMO :Bilemedin loo!

BİLO : Niden agam. Maho’nun neysı gabul edili, benim neim neden gabul edil mi?

RAMO : Sus lo davar! Gızı Maho almışdır

(Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

BİLO – SÜLO : Eee, biz napik agam?

RAMO : Haftaya Cano için yarışırsınız.

GÜLO (sahnenin ortasına gelerek) : İyki beni Maho aldı. Ben de onu çoh beğenirem.

BİR AŞK HİKAYESİ

(Kayahan)

Ne güzeldi değil mi yaşadıklarımız, ne güzeldi

Artık ne sen, ne de ben bulamayız o günleri

Bazen düşünüyorum da

Bende de yanlış şeyler vardı galiba diyorum

İkimiz de kıymetini bilemedik bir şeylerin

Hatırlar mısın akşam olur, mumlarımızı yakardık

Sen kokunu sürerdin, oda sen kokardı.

Olmadık şeylere güler, durup dururken ağlardık

Güzel havalarda sokaklara çıkardık

Bir de kar yağınca kartopu oynardık seninle

Sen iskambil kağıtlarından fal bakardın

İstediğin çıkmadığında kağıtları bir daha karadın

Çok kızardın sigara içtiğime

Ve içkime karışırdın, uzun uzun zararlarını anlatırdın bana

Ara sır rejim yapardın

Tartı bir doğru tartsa bir yanlış tartardı

Yani onunla da anlaşamazdın

Komşunun çocukları vardı, bizim kızla oynarlardı.

Çocuk bahçesine giderdiniz, ben televizyonda maça bakardım,

Ara sıra arkadaşlar gelir, sohbet ederdik

Şurdan buradan konuşurduk işte

Benim askerlik hatıraların seni doğum hikayelerin bitmezdi

İlk tanıştığımız günü hatırlar, gülerdik

Sen bana üstümde ne vardı diye sorardın

Ben de her seferinde hatırlamazdım, şimdi hatırlıyorum.

Kırmızı bir kazak , siyah bir etek, siyah çoraplar, kırmızı pabuçların

Ve bir perşembe günü saat 2’yi 4 geçiyordu.

İkimiz de önümüze bakmamıştık, çarpıştık önce

Sen “Pardon.” dedin, sonra ben yere düşen kitaplarını topladım

Göz göze geldik ve başladık

Film gibi yani

Son mektubunu dün aldım, teşekkür ederim

Ben sana yazmıştım. “Grip salgını var.” Demiştim

Bak yine gribe yakalanmışsın

Neyse geçmiş olsun.

Buralarda hava soğuk ama hasta falan değilim

Bu gözlüklerle başım dertte

Hayat işte yuvarlanıp gidiyoruz.

Hepinizi çok özledim

KARISI…

Ne iğrençti değil mi yaşadıklarımız, ne iğrençti…

Artık ne sen ne de ben bulamayız o kavgaları

Bazen düşünüyorum da senin gibi bir kazmayla nasıl evlenmişim?

Bilemedin beni kıymetimi

Hatırlar mısın? Akşam olur, elimde merdaneyle seni beklerdim kapıda

Işıkları kapatıp mumları söndürürdüm.

Sen içki kokardın, oda soğan kokardı

Olmadık şeylere güler kafana merdaneyi yiyince ağlardın

Güzel havalarda beni gezdirmezdin.

Bir de kar yağınca bana odun, kömür taşıtırdın

Sen at yarışı oynardın, altılıyı tutturamayınca beni döverdin.

Çok kızardım burnunu karıştırmana

Ve içkine karışırdım, çünkü leş leş kokardın.

Uzun uzun zararlarını anlatırdım sana, anlamazdın

Ara sıra rejim yapardın, koca göbeğin bir türlü erimezdi

Tartıyla bile anlaşamazdın

Komşunun çocukları vardı, onları da döverdin

Meyhaneye giderdin

Ben yine merdaneyle evde beklerdim

Ara sıra arkadaşlarımız gelir sohbet ederdik

Sen yine densiz densiz konuşurdun

Benim dayak anılarım, senin içki muhabbetin hiç bitmezdi.

İlk tanıştığımız günü hatırlar, ağlardık

Sen bana üstümde ne vardı diye sorardın

Üstündeki iğrenç kıyafeti hiç unutur muyum?

Yeşil bir kazak, kırmızı bir pantolon

Mor bir çorap, sarı molaris sandaletleri

Ve mayısın 13’ü

Sen yine sarhoşluktan önünü görmüyordun

Bana çarpmıştın

Her zamanki kabalığınla bir pardon bile demedin

Göz göze geldik ve işte o iğrenç an

Korku filmi gibi yani

Son mektubunu şimdi aldım. Sağol

Ben sana demiştim, uyuz salgını var diye

Bak yine uyuza yakalanmışsın

Neyse, hadi geçmiş olsun

Buralarda uyuz var ama ben yakalanmadım

Çünkü sen yoksun

Senin hatıralarınla başım dertte

Hayat yeni güzelleşti

İyi ki yoksun!!!

KARIŞAN RODYO FREKANSLARI

KRAL FM : Radyoların kralı KRAL FM’mden kocaman bir merhaba. Sevgili bayanlar bugünkü konumuz özellikle sizlerin ilgisini çekecek. Radyolarınızın sesini biraz daha açın. Çünkü nasıl güzelleşeceğinize dair ipuçları vereceğiz.

ALEM FM : İyi akşamlar sevgili dinleyiciler! Burası, ALEM FM. Bugün yine çok önemli bir konu üzerinde duracağız. Sizlere ineklerin bakımı ile ilgili bilgi vereceğiz.

KRAL FM : Sevgili bayanlar, güzelliğinizi korumak için her şeyden evvel…

ALEM FM : İneklere iyi bakmak lazımdır. İneklerin iyi süt vermesini istiyorsanız sabah akşam, günde iki kere…

KRAL FM : Manikür yapın ve iyi bir oje kullanın. Saçların parlaklığını korumak için de…

ALEM FM : Kaşağı ile tımar ediniz ve kuyruk kısmına…

KRAL FM : Bol miktarda briyantin sürünüz.

ALEM FM : At sineklerinin konup da rahatsız etmemesi için gaz, neft gibi ağır kokulu yağlar sürmeyi sakın ihmal etmeyiniz.

KRAL FM : Sayın bayanlar, özellikle gözlere çok itina gösteriniz.

ALEM FM : Bir ineğin iyi süt vermesi için…

KRAL FM : En iyi cins rimel kullanmak ve kaşları cımbızla almak lazımdır. Güzel bir bayanın…

ALEM FM : Bol ot, arpa yemesi ve torbasından samanın eksik olmaması gerekir. Sayın seyirciler, ineklerin kaybolmasını istemiyorsanız…

KRAL FM : Süs eşyası takmak da icap eder. Örneğin narin boyunları daha zarif göstermek için…

ALEM FM : Bir çan takmayı unutmayınız. Zira çan sallandığında sahibi sesinden hemen bulur. Sevgili dinleyiciler, ineklerin sağlıklı şekilde sağılması önemlidir. Bunun için…

KRAL FM : İnci, pırlanta ve diğer kıymetli taşlardan bir kolye bu vazifeyi görür. Eğer fazla şişmansanız zayıflamak için…

ALEM FM : Memeleri temiz, sabunlu sıcak su hatta arap sabunu ile yıkadıktan sonra sağmalısınız. Böyle bakımlı ineklerin beslenmesi için…

KRAL FM : Kahvaltıda tereyağı, reçel yerine biraz zeytin ve iki bardak koyu çay kâfidir.

ALEM FM : Dağ başlarına, yaylalara çıkarmak lazımdır. Dağda bayırda hem havalanır hem sereserpe otlarlar. Azgın ve haşarı olanlara…

KRAL FM : Tenis, kürek ve voleybol gibi spor ve idman hareketleri tavsiye olunur. Çok güzel ve genç kadına…

ALEM FM : Bakmak zor olduğundan, ayaklarına köstek ve zincir vurup boynuzlarından iple bağlamamız gerekebilir. Başa çıkamadığınız zaman böyle azılı olanlar için…

KRAL FM : En münasibi tuvalet, naylon çorap ve yükse topuklu ayakkabılardır. Cildin pürüzsüz görünümü için…

ALEM FM : Tek çıkar yol mezbahaya göndermektir. Boğazlatınız ve derisini yüzdürünüz.

KRAL FM : Selülit kremiyle ovunuz.

ALEM FM : Şen ve esen kalınız sayın bayanlar.

KRAL FM : Sevgili dinleyiciler, bizden bu kadar. Umarım tavsiyelerimizi aynen yerine getirisiniz. Hepinize mutlu akşamlar!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat