|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan dede korkut hikayeleri (8 tanesi) Konusunu Görüntülemektesiniz => SALUR KAZAN HİKÂYESİ Günlerden bir gün Salur Kazan ziyafet vermekteydi. Seksen yerde kazanlar kurulmuştu. Altın sürahiler, bardaklar sofralara konulmuştu. Biraz ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#6 (permalink) |
|
JOGA BONİTO GS
![]() ![]() Giriş Tarihi: 14-10-2006
Yer: ankara
Mesajlar: 1,167
Rep Puanı: 10106767
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
SALUR KAZAN HİKÂYESİ
Günlerden bir gün Salur Kazan ziyafet vermekteydi. Seksen yerde kazanlar kurulmuştu. Altın sürahiler, bardaklar sofralara konulmuştu. Biraz sonra yerinden doğrulan Salur Kazan, şöyle dedi: - Sözümü iyi dinleyin beyler! Yata yata yanımız ağrıdı. Dura dura belimiz kurudu. Durmayalım. Kırlara çıkalım. Avlanalım. Yaban geyiği vuralım. Yiyip içelim, hoş geçinelim. Salur Kazan'ın yanındaki beyler de bu sözlere katılınca Koca Uruz söz aldı: -Kazan ağam! Gürcistan'a yakın oturuyorsun. Yurdunu kimlere emanet edip de ava çıkıyorsun? Kazan: -Üç yüz yiğit kalacak geride, dedi. Hazırlıklar yapıldı. Salur Kazan ve güçlü Oğuz Beyleri atlarına bindiler. Alacadağ'a avlanmaya gittiler. Bunun üzerine kâfirler, azgın kâfir Şökli Melik'e haber verdiler. Şökli Melik yedi bin askeriyle Salur Kazan'ın ülkesine saldırdı. Kazan Bey'in ülkesini darmadağın etti. Kazan Bey'in ak saçlı anasını, oğlu Uruz Bey'i, karısı Burla Hatun'u ve üç yüz yiğidi esir aldı. Kâfirler Kazan Bey'in hazinesini de yağma ettiler. Bütün bu olanlardan Kazan Bey'in haberi yoktu. Kâfirler kendi ülkelerine döndüler, içlerinden biri şöyle dedi: -Beyler! Kazan'ın ağıllarında tam on bin koyun var. Onları da almalıyız. Almalıyız ki Kazan'a ağır bir darbe daha vurulsun. Eli kolu bağlansın. Çaresiz kalsın. Şökli Melik atıldı: -Derhal altı yüz savaşçı varsın. Koyunları katıp getirsin. Altı yüz kâfir at bindi. Koyunları getirmek için uçarcasına gitti. O sırada uyumakta olan Karacık Çoban, kötü bir rüya gördü. Ansızın sıçradı ve uyandı. Kötü şeyler olacağını hissetti. Alaca kollu sapanını alıp düşmanını beklemeye başladı. Sapanı bir atışta yüz kilo taş atabiliyordu. Taşların düştüğü yerde üç yıl ot bitmiyordu. Birdenbire altı yüz kâfir çullandı üzerine Karacık Çoban'ın. Kâfir başı dedi: -Hey bre Çoban! Koyunları bize ver. Bize selam dur. Yoksa canını alırız! Çoban yiğitçe karşı durdu: - Konuşma bre alçak kâfir! Senin okun benim sapanımla bile boy ölçüşemez. Beri gel. Yiğidin darbesi nasıl olurmuş gör de öyle geç! Kâfirler atlarını mahmuzladılar. Saldırıya geçtiler. Karacık Çoban bütün gücüyle sapanına taş koyup kâfirlere fırlatıyordu. Tam üç yüz kâfiri yere sermeyi başardı. Bunun üzerine kâfirler korktular. Canlarından olmamak için kaçtılar. O gece Salur Kazan da kötü bir düş görmüştü. Düşünde ülkesine gökten bir yıldırım düşmüştü. Sabah bu rüyanın tesiriyle uyandı. Askerlerine şöyle dedi: -Ben ülkeme gidiyorum. Sağlık, esenlik içindey-seler dönüp gelirim. Siz avlanmaya devam edin. Kazan Bey uçarcasına ülkesine vardı. Olanları görünce gözleri kanlı yaşlar döktü. Yağız atını mah-muzladı. Kâfirlerin arkasından at sürdü. Yolda Karacık Ço-ban'ı gördü. Onunla söyleşmeye başladı: -Kara başım kurban olsun sana bre çoban! Söyle bana. Anlat halimizi. Ailemden, ülkemden haber ver bana! Çoban, Kazan Bey'i görünce dillendi: -öldün mü yittin mi ey Kazan? Dünden önceki gün oban geçti buradan. Ak saçlı ananı, eşin Burla Hatun'u oğlunu esir aldı kâfirler. Altınlarını, develerini de yağma ettiler. Kazan Bey dinledikçe aklı başından gitti. Yüreği sızladı. Ah çekti. Çoban'a öfkelendi: -Dilin kurusun çoban! Kadir Allah alnına belâ yazsın. Çoban sözü aldı: -Bana ne kızarsın Kazan ağam. Altı yüz kâfir üzerime çullandı. Üç yüzünü yere serdim. Bir koyun bile vermedim, iki kardeşimi Hakk'a şehit verdim, yaralandım. Suçum bu mudur? izin ver kâfire saldırayım. Allah kısmet ederse evini ben kurtarayım. Kazan'ın gözleri nemlendi. Yanlışını anladı. Kendi kendine: "Çobanla birlikte kâfire saldırırsam 'Çoban olmasa, Kazan, kâfirin hakkından gelemezdi.' derler. Yalnız gitmeliyim." diye söylendi. Yalnız gitmeye karar verdi Kazan. Çobanı bir ağaca bağladı. Atını mahmuzladı. Çoban ağacı yerinden söküp at bindi. Kazan'a yetişti. Koca ağacı sürükleyerek gelmekte olan.çobanı gören Kazan, atından indi. Çobanın ellerini çözdü. Alnından öptü. Birlikte yola koyuldular. O sırada Şökli Melik kâfirlerle birlikte eğlenmekteydi. Aklından Kazan'ı kahredecek bir iş daha yapmak geçti. Kazan'ın eşi Burla Hatun'a meclisinde hizmet ettirecekti. Selvi boylu Burla Hatun bunu duyunca, yanındaki kırk ince belli kızı toplayıp onlara öğüt verdi: -Kazan'ın eşi hanginizdir diye sorarlarsa hep bir ağızdan "Benim!" diye cevap verin. Şökli Melik'in adamlarından biri gelip bağırdı: -Kazan Bey'in hanımı hanginizdir? Kırk yerden ses gelince anlayamadı. Dönüp gitti. Şökli Melik kudurdu: -Bre ne durursunuz namertler. Derhal gidip getirin Kazan'ın oğlu Uruz Bey'i. Çengele asın. Etlerini doğrayın kavurma yapın. Bey kızlarına yedirin. Hangisi yemezse odur anası. Alın getirin. Mecliste hizmete etsin. Burla Hatun haberi aldı. Bir fırsatını bulup usulca yanaştı oğluna. Durumu anlattı. Şöyle dedi: - Etinden yiyeyim mi yoksa yemeyeyim mi? Ye meyip de namusumuza leke mi süreyim? Ne edeyim oğul, gözümün ışığı oğul, söyle bana! Kazan oğlu Uruz, anasını dinledikten sonra görelim ne söylemiş: - Ana! O nasıl söz? Sapkın dinli kâfire kendini bel li etme. Onlara hizmet etmektense ölmen daha iyi. Babamın namusuna leke getirme. iki göz iki çeşme ağlıyordu Uruz oğlan. Anası da saçını başını yoluyor, oğul oğul diye feryad ediyordu. Anası ağlayıp sızlayınca Uruz şöyle dedi: - Hey anam! Aziz anam! Ne ağlıyorsun? Sen sağ ol, babam sağ olsun. Namusumuza leke gelmesin. Benim gibi nice oğul feda olsun size. Uruz'un ısrarı karşısında dayanamadı Burla Hatun. İnce belli kırk bey kızının arasına katıldı. Sapkın dinli kâfirler, Uruz'u, Çengelin asılı olduğu yere doğru sürükleye sürükleye getirdiler. Yanık ciğeri dağlandı, gözlerinden yaş süzüldü Uruz'un. Salur Kazanla Karacık Çoban, dört nala at sürdüler. Kâîirin yakınına vardılar. Karacık Çobanın sa panı hedefinden şaşmazdı. Düştüğü yeri oyar, paramparça ederdi. Çoban, Allah'a sığınıp kâfirin üstüne sapanıyla taşları savurdu. Ortalık toz duman oldu. Sanki dünya başına yıkıldı kâfirin. Kazan Bey, ailesini istedi Şökli Melik'ten. Şökli Melik vermedi. Tam bu sırada birbirinden güçlü Oğuz Beyleri yetişti Kazan'ın imdadına. Oğuz Beyleri hep bir ağızdan: - Çek kılıcını izzetli beyim! Ne durursun? Vuralım kâfirleri, diye Kazan'a seslendiler. Korkusuz yiğitlerin hepsi arı suda abdest aldılar. Ak alınlarını toprağa sürdüler, iki rekat namaz kılıp Allah'a yalvardılar. Adı güzel Muhammed'e salat u selâmda bulundular. Allah'tan yardım dilediler. Yüreğinde korkunun zerresi olmayan Oğuz yiğitleri ve Kazan Bey kılıçlarını çektiler. Kâfirin üzerine yürüdüler. Kâfir neye uğradığına şaşırdı. Sanki kıyamet koptu. On iki bin kâfir bozguna uğradı. Beş yüz Oğuz yiğidi şehit oldu. Oğuz Beyleri bir çok ganimet topladı. Kazan Bey; ailesini, askerlerini ve mallarını alarak ülkesine döndü. Tahtını yeniden yükseltti. Otağını yeniden kurdu. Karacık Çoban'ı komutan yaptı. Yedi gün yedi gece eğlence düzenlendi. Yiğitlere hediyeler verildi. Yenilip içildi. Dede Korkut şöyle seslendi: - Bey dediğim erenler! Gelişli gidişli bu dünya kimseye kalmaz. Dünya benimdir diyenler! Ahiri ölümdür dünyanın. Hânım! El açıp dua edeyim Allah'a: Ak sakallı atanın mekânı cennet olsun. ölüm döşeğinde imandan ayırmasın. Duama katılanlar Allah'ın cemalini görsünler. Bağışlansın günahlarımız. Adı güzel Mustafa'nın yüzü suyuna bağışlansın. |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
JOGA BONİTO GS
![]() ![]() Giriş Tarihi: 14-10-2006
Yer: ankara
Mesajlar: 1,167
Rep Puanı: 10106767
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
SALUR KAZAN'IN TUTSAKLIĞI HİKÂYESİ
Günlerden bir gün, Trabzon tekfuru, Kazan Beye bir şahin hediye etmişti. Ertesi sabah Kazan Bey, şahinlerle birlikte ava çıktı. Şahinler Toman'ın kalesine kondu. Kazan Bey ve yiğitler, kâfirin kalesi Toman'ın yakınlarında çadır kurdular, uykuya daldılar. Tornan Kalesinin tekfuru bunu haber alınca, askerlerini fakat Kazan Bey, kadını hoş karşılamadı, verdiği cevaplar karşısında kadın telaşa kapıldı. Tekfur'a gitti: "O pis Oğuz'u zindandan çıkar, daha şiddetli cezalandır." dedi. Tekfur, beylerini topladı. "Kazanı kuyudan çıkarın. Bizi övsün, Oğuz'u kötülesin. Sonra bize saldırmayacağına söz versin. Varsın gitsin!" dedi. Kazan'ı kuyudan çıkarıp getirdiler. Şartlarını söylediler. "Oğuz'u kötüleyip bizi öv, seni bırakalım." dediler. Kazan "Ben adam övmem, at gibi bineceğim bir adam getirin bineyim, sonra sizi öveyim!" dedi. Bir kâfir getirdiler. Sırtına eyer koydular. Kazan kâfirin üzerine binip onu öldürdü. Kopuzunu eline aldı. Görelim ne söyledi: "Muhammed'in dini aşkına kâfire kılıç salladım, yüz bin kâfire karşı durdum. O zaman bile övünmedim övünen yiğitleri hoş görmedim. Ey kâfir beni öl-dürsen bile Oğuz yiğitleri dururken seni övmem ben!" Kâfirler hiddetlendi "Gelin bunu öldürelim!" dediler Sonra oğlu var, kardeşi var öldürmek olmaz!" deyip Kazan'ı domuz ahırına attılar. Oğuz ilinde Kazan'ın yaşayıp yaşamadığını kimse bilmiyordu. Kazan'ın oğlu Uruz büyümüş cesur bir yiğit olmuştu. Ona, babasının Tornan Kalesinde esir olduğunu söylememişlerdi. Bir gün birisi, Uruz'a babasının esir olduğunu söyledi. Uruz öfkelendi. Hemen anasının yanına gitti "Ana ana ay ana! Babam kâfirin elinde esirmiş bunu bana niye söylemedin!" dedi. Anası ağlayarak "O zamanlar küçüktün. Kâfire varınca canını alırlar diye korktum, sana söyleyeme-dim." dedi. Uruz hemen hazırlıkları yaptı. Beyleri, askerleri toplayıp yola çıktı. Az gittiler uz gittiler. Kâfir kalesinin kapısına geldiler. Bezirgan kılığına büründüler. Kaleden içeri girdiler. Askerler onların bezirgan olmadığını anlayınca saldırdılar. Oğuz yiğitleri önlerine çıkanı yıktı. Kâfiri perişan ettiler. Kale burçlarını kuşattılar. Tekfur kara haberi aldı. Tekfur "Kazan'ı kaleden çıkarıp getirin!" dedi. Kazan'ı getirdiler. Tekfur, "Üzerimize gelen askerleri geri çıkarırsan, seni salıveririz. Ancak bir daha üzerimize düşman salmayacaksın." dedi. Kazan "Vallahi billahi doğru yol dururken eğri yoldan gitmem." dedi. Kâfirler, Kazan yemin etti diye sevindiler. Kâfirler Kazan'a giyim verdiler. Kılıç, mızrak ve ok verdiler. Kazan atını meydana sürdü. Karşıda bölük bölük Oğuz yiğitlerini görünce yüreği kabardı. Kazan meydana çıktı. Karşısına düşman istedi. Boz atlı Bamsı Beyrek, at teperek geldi. "Bre gel çarpışalım!" dedi. Kazan "Bre yiğit! Ak boz ata binen bey yiğit kimdir, diye sordu. Beyrek "Kazan hanımızın oğludur!" dedi. Kazan sevindi, bir de acı duydu. Beyrek telâşlandı. Atını Kazan'a doğru sürdü. Kazan kendisini tanıtmadı. Beyrek gürzüyle Kazan'a vurdu. Kazan, Beyrek'i bileğinden yakalayıp yere vurdu "Ey Beyrek, beyine söyle o gelsin!" dedi Bu kez Dülek Evren çıktı meydana. Mızrağını kavrayıp atını sürdü. Mızrağını Kazan'a saplamak istedi. Kazan bir harekette mızrağını aldı. "Bey'ine söyle o gelsin!" dedi. Alp Rüstem at tepti bu kez. Kazan'a doğru at sürdü. O da bir şey yapamadı Kazan'ın darbesiyle geri döndü. Kazan "Beyine söyle o gelsin!" dedi. Uruz dayanamadı at sürdü. Kılıcına davrandı. Kılıcını babasının omzuna indirerek dört parmak derinliğinde bir yara açtı. Kazan kanlar içinde kaldı. Uruz son hamleyi yapacaktı ki Kazan söyledi. Görelim ne söyledi: "Karanlık gözümün ışığı oğul. Yiğidim, aslanım Uruz! Kıyma ak sakallı babana!" Uruz'un gözleri yaşla doldu. Hemen Kazan'ın ellerine sarıldı. Beyler hemen gelip Kazan'ın elini öptüler. Hep birlikte kâfire saldırdılar. Kâfir perişan oldu. Kale alındı. Mescitler yapıldı, her tarafta güzel sesli müezzinlerin sesi duyuldu. Hep beraber Oğuz'a döndüler. Yedi gün yedi gece şölen kuruldu. Yenilip içildi. Dedem Korkut gelerek: "övdüğüm bey yiğitler, dünya benimdir diyenler. Ecel aldı, toprak gizledi. Bu dünya kimlere kaldı, ge-lişli gidişli dünya. Sonu ölümlü dünya." Dua edelim hânım! "ölüm geldiğinde arı imandan ayırmasın. Kadir Mevla namerde al açtırmasın. Dualar makbul olsun. Amin diyenler Allah'ın cemalini görsün, hânım ey!" |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
JOGA BONİTO GS
![]() ![]() Giriş Tarihi: 14-10-2006
Yer: ankara
Mesajlar: 1,167
Rep Puanı: 10106767
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Deli Dumrul Hikâyesi
Güçlü Oğuz arasında Duha Kocaoğlu Deli Dumrul adında bir er yaşardı.Kuru bir ırmağın üzerine köprü yaptırmış,geçenden otuzüç akçe, geçmeyenden döve döve kırk akçe alırdı."Benden daha deli ve güçlü bir yiğit var mıdır? Varsa çıksın, dövüşelim; yiğitliğim Rum ve Şam'a dek bilinsin" diye düşünürdü. Günlerden bir gün köprüsünün yakınına bir bölük oba kondu. İçlerinden biri hastalanmış, Allah'ın buyruğuyla ölmüştü. Kimisi oğul, kimisi kardeş diye ağlıyor, ağıtlar yakıyordu. Deli Dumrul dört nala erişti ve sordu; "Bre ne ağlıyorsunuz, köprümün yanında bu gürültü nedir?" "Hanım" dediler, "bir yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz." Deli Dumrul sordu.- "Bre yiğidinizi kim öldürdü?" "Allah Teâlâ'dan buyruk geldi, al kanatlı Azrail, yiğidin canını aldı" dediler. Deli Dumrul şaşırdı: "Bre Azrail de kimdir, nasıl alır insanın canını" dedi, "ey Kadir Allahım, birliğinin hakkı için Azrail'i göster bana, göster ki, onunla dövüşeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha da kimsenin ölümüne neden olmasın." Dumrul'un sözleri, Kadir Teâlâ'ya hoş gelmedi. Azrail'e buyurdu.- "Delinin gözüne görün, benzini sarart, canını hırıldatarak al." Deli Dumrul kırk yiğitle yiyip içmedeyken, Azrail ansızın göründü. Gelişini ne kapıcı görebilmişti ne çavuş. Dumrul, ansızın karşısına çıkan Azrail'i görünce gözleri görmez, elleri tutmaz oldu. Dünya gözüne karanlık göründü. Görelim Azrail'e ne söyledi: Ne heybetli bir yaşlısın sen -Kapıcılar görmedi Çavuşlar tanımadı Gören gözüm görmez Tutan elim tutmaz oldu Canım ürperdi Altın kadehim yere düştü Ağzım buz Kemiklerim tuz oldu Bre aksakallı Fersiz gözlü ihtiyar Bre ne heybetlisin sen söyle bana Elimden bir kaza erişecek sana Dumrul'un sözleri, Azrail'in hiddetlenmesine neden oldu. Görelim ne söyledi: Bre deli fersiz gözlerimi niçin beğenmiyorsun Güzel gözlü kızların, gelinlerin canlarını çok almışım Ağarmış sakalımı neden beğenmiyorsun Kara sakallı, ak sakallı nice yiğitlerin canlarım almışım Bu yüzden ağarmıştır sakalım Bre deli Böbürlenip dururdun Azrail elime geçse öldüreceğim, yiğidi elinden kurtaracağım derdin Şimdi senin canını almaya geldim Verir misin yoksa benimle cenk mi edersin Deli Dumrul, "Bre" dedi, "al kanatlı Azrail sen misin?" "Evet, benim" dedi Azrail. "Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun?" diye sordu Dumrul. "Evet, ben alıyorum" dedi Azrail. "Bre Azrail" dedi Dumrul, "ben isterdim ki, seninle dar bir yerde karşılaşayım da öldüreyim. Böylece güzel yiğitlerin canlarını kurtarayım." Kara öz kılıcını sıyırdı kınından, bir hamle yaptı. Azrail güvercine dönüşerek pencereye kondu. Adem irisi Deli Dumrul güldü. "Yiğitlerim" dedi keyifli keyifli, "Azrail'i öyle korkuttum ki, geniş kapıyı bırakıp dar bacadan zor kaçtı. Madem, elimde bir güvercin olup uçtu, Onu bırakır mıyım, doğana aldırmayınca." Kalkarak atına bindi, doğanını omzuna aldı, ardına düştü. Birkaç güvercin öldürdü. Dönüp evine geliyordu ki, Azrail atına göründü, ürküttü. Ürken at, Dumrul'u kaldırıp yere vurdu. Kara başı bunaldı Dumrulun, Azrail, ak göğsüne çökünce, hırıldamaya başladı, görelim ne söyledi: Bre Azrail aman Allah'ın birliğine olmaz güman Seni böyle bilmezdim Can aldığını duymazdım Bizim tepesi büyük yüce dağlarımız var O dağlarımızda bağlarımız var O bağlarda kara salkımlı üzüm yetişir Üzümü sıkarlar şarabı var O şaraptan içince sarhoş olunur Şaraplıydım görmedim Ne söyledim bilmedim Usanmadım beylikten Yiğitliğe doymadım Alma canımı bağışla Bre Azrail medet Azrail, "Bre bana ne yalvarırsın" dedi, "Allah'a yakar. Bu işler benimle başlayıp benimle bitmez. Ben de emir kuluyum." "Peki" dedi Dumrul, "can veren de can alan da Allah mıdır?" "Evet, odur" dedi Azrail. "Peki sen ne işler, Hak Teâlâ ile aramıza girersin. Çık aradan, Allah'la söyleşeyim" dedi Dumrul. Görelim hanım Deli burada ne söylemiş: Ululardan ulusun Kimse bilmez nicesin Güzel Tanrı Niceleri seni gökte arar yerde diler Oysa sen müminlerin gönlündesin Daim duran Cebbar Tanrı Baki kalan Settar Tanrı Alacaksan canımı sen al Azrail'e bırakma Allah Teâlâ'ya, Dumrul'un sözleri hoş geldi; seslendi: "Madem kulum birliğimi bildi ve şükür kıldı, ey Azrail, can yerine can bulursa azat olsun, onunkini bağışlarım." Azrail, Deli Dumrul'a döndü: "Bre Deli Dumrul, can yerine can bulursan, canın azâd olacak, Allah'ın takdiri böyle oldu." Dumrul, "Ben nasıl can bulayım?" dedi, "benim, ak pürçekli anam, ak sakallı babam var sadece, gel gidelim belki biri derdimden anlar, kurtulurum." Dumrul, babasına geldi, elini öptü, görelim ne söyledi: Ak sakallı, azizim, canım babam Bilir misin neler oldu Kötü söz söyledim Hak Teâlâ'ya hoş gelmedi Göfctefci al kanatlı Azrail'e buyurdu Uçarak geldi Ak göğsüme pençesini bastırarak Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu Senden can isterim canıma karşılık İzzetli babam verir misin Verip de beni kurtarır mısın Yoksa "Oğul oğul\" diye yanar mısın Babası Dumrul'u dinledikten sonra görelim ne söyledi: Oğul oğul ey oğul Canımın parıltısı oğul Doğunca dokuz erkek deveyi kurban verdiğim oğul Altın pencereli otağımın kabzası oğul Kızımın, gelinimin çiçeği oğul Karşıda yatan kara dağım gerek ise Gelsin Azrail'in yaylası olsun Soğuk soğuk pınarlarım gerek ise içme olsun Tavla tavla atlarım gerek ise Binek olsun Katar katar develerim gerek ise Yük taşıyıcı olsun Ağülardaki ak koyunum gerek ise Kara mutfakta şöleni olsun Akçe, gümüş altın gerek ise Harçlığı olsun Hayat tatlı, can izzetli Canımı veremem Anana git O benden daha aziz, sevgi doludur Deli Dumrul, babasından yüz bulamayınca doğruca annesine gitti, görelim neler söyledi: Ana ana canım ana Bilir misin neler oldu Gökyüzünden al kanatlı Azrail uçarak geldi Ak göğsüme çökerek Canımı almak istedi Babamdan istedim can vermedi Senden dilerim ana Canından geçer misin benim için Yoksa, "Oğul oğull" diye yanar mısın Acı tırnağınla ak yüzünü yırtar mısın Kargı gibi kara saçnı yolar mısın Anası, görelim ne söylemiş: Oğul oğul ey oğul Dokuz ay içimde taşıdığım On ay deyince dünya yüzüne getirdiğim oğul Dolma beşiklerde belediğim Dolu dolu ak südümü emzirdiğim oğul Ak burçlu kalelerde tutulaydın Azgın dinli kafire tutsak olaydın Altın akçenin gücüyle seni kurtaraydım oğul Yaman bir yere varmışsın varamam Dünya tatlı, can aziz Veremem böylece bil Anasından da yüz bulamayınca Deli Dumrul, Azrail'e yakardı: Bre Azrail aman Allah'ın birliğine olmaz güman Azrail dedi: "Daha ne aman dilersin. Ak sakallı babandan yüz bulmadın, ak purçekli anandan fayda görmedin, gayri sana can verecek kim vardır? Dumrul'un gözleri parladı: "Hasretlim var" dedi. Azrail "Hasretlin kimdir?" diye sordu. Deli Dumrul, "Helâlliğim, eşim" dedi, "iki oğlum var ondan, izin verirsen, bir de onunla konuşmak istiyorum." Azrail'in izniyle Dumrul, bu kez helâllisinin yanına geldi, görelim ne söyledi: Bilir misin neler oldu Gökyüzünden al kanatlı Azrail uçarak geldi Ak göğsüme çökerek Tatlı canımı alır oldu Babamdan diledim can vermedi Anamdan istedim can vermedi Dünya tatlı, hayat güzel, dediler Yüce dağlarım yaylağın olsun Soğuk sularım içmen olsun Koç atlarım bineğin Altın pencereli otağım gölgen olsun Katar katar develerim yüklerini taşısın Ağıllardaki ak koyunlarım şölenin olsun Gözün kimi tutar Gönlün kimi severse Ona var sen Çocuklarını öksüz bırakma Dumrul'un sözlerini şaşkınlıkla dinleyen helâllisi görelim neler söyledi: Ne dersin, ne söylersin Göz açınca gördüğüm Gönül verip sevdiğim Koç yiğidim Tatlı damağınla öpüştüğüm Bir yastığa baş koyduğum Karşı yatan kara dağları Neylerim ben, senden sonra Yayla değil bana mezar olsun Soğuk sularını içer olsam kanım olsun Harcar isem altın akçeni kefenim olsun Tavla tavla koç atına biner isem tabutum olsun Senden sonra bir yiğidi sever olsam Alaca yılan olup beni soksun Senin nâmert anan baban Ne var ki bir canda Sana bağışlamamışlar Yedinci, sekizinci gök şahit olsun Kudretli Allah şahit olsun Canım sana feda olsun Eşi için canından vazgeçtiğini gören Azrail, kadının ruhunu almaya geldi. Lâkin Deli Dumrul, helâllisine kıyamadı, Allah Teâlâ'ya yakardı, görelim neler söyledi: Yücelerden yücesin Kimse bilmez nicesin Güzel Tanrı Cahil kullar gökte arayıp yerde ister Oysa sen inanmışların yüreğindesin Daim duran Cebbar Tanrı Yüce yolların üstüne Vakıflar kuşatayım senin için Alınca ikimizin canını birlikte al Bırakırsan birlikte bırak Keremi sonsuz Tanrı Deli Dumrul'un sözleri, Allah Teâlâ'ya hoş geldi. Azrail'e, Dumrul'un anasının babasının ruhlarını almasını buyurdu-, "Onları ise bağışladım, yüzkırk sene ömür verdim." Azrail, Dumrul'la eşini bırakıp, ebeveynine giderek, Hak Teâlâ'nın emrini yerine getirdi. Deli Dumrul, helâlliğiyle yüzkırk sene mutlu bir ömür sürdü. Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı, destan koştu, deyiş söyledi: "Bu hikâye Deli Dumrul'un olsun, benden sonra alıp ozanlar anlatsın, dilden dile gezinsin, açık alınlı gönlü yüce erenler dinlesin" dedi. Hak Teâlâ'ya yakarayım hanım: Başı yüce, kara dağların yıkılmasın. Gölgeli, yaşlı ağacın kurumasın. Çağıldayan, coşkun suyun kurumasın. Kudret sahibi Allah, seni kimselere muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, makbul olsun. Arıtsın, temizlesin günahlarını, sizi adı güzel Muhammed'e bağışlasın. |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Servisleri:
ForumTR Video -
ForumTR Haber -
ForumTR Oyun -
ForumTR Chat -
ForumTR Mail -
ForumTR IRC
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail
Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com