|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan Ölüm Konulu Şiirler Hakkında Konusunu Görüntülemektesiniz => Ölüm Konulu Şiirler Hakkında Yeni Türk Şiiri Antolojisi Ölüme Uyanış Uyansam, uyandirilsam simdi, çok geç olmadan. Bu rüya kötüye gidiyor, ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Vatani Görevde
![]() Giriş Tarihi: 23-05-2005
Yaş: 23
Mesajlar: 10,942
Rep Puanı: 15742121
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Ölüm Konulu Şiirler Hakkında
Yeni Türk Şiiri Antolojisi Ölüme Uyanış Uyansam, uyandirilsam simdi, çok geç olmadan. Bu rüya kötüye gidiyor, uyandirin beni bu uykudan. Gördüklerim çok gerçekci, acaba yaniliyormuyum? Herkes yasiyorda, ben mi uyukluyorum! Yürüdügüm yollarin sonu çikmaz sokak. Hiç yabanci degil bu yol, ayaklarim önceden geçmis olacak. Bilmiyorum bu kaçinci geçisim bu yoldan, bir kisir dönence. Uyanmayi bekliyorum, ayni dönemeci tekrar görünce! Istiyorum kalkmayi, uyanmayi, herseyi silip bastan baslamayi. Gayretimi tazeleyip yola koyulmayi, O'nu aramayi. Bulmayi, beni uyandiracak olani, kapisina köle olmayi. O ki, beni yasatip, yapan imtihani, ögreten aklimi kullanmayi! Rüyamda bir dünya var, akarsulari soguk, denizleri derin. Bir de levhâ var, yaziyor: mânayi maddeden ayirt edin! Içimde bir fisilti; bir gün ayrilacagim ama bu kadar mi çabuk? Dünya hayati, bitirmem gereken yolculuk! Yollar eskisi gibi degil artik, sokaklar da degisik. Insanlar ayni, lâkin rüyalardan açilmis birer pencerecik. Bir uyanisa dogru ilerliyorum simdi, içimde haykiris... Rüyamin sonu belliymis meger, ölüme uyanis! Ahmet Arslan (.?.) Ölüm Bile Ölüm bile geç kaldıktan sonra Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı Ben her şey bir ırmaktır sanırdım Bunun için günlükler tutmaya kalktım Ve tarihleri karıştırdım nasıl da Aldım şapkamı gidiyorum şimdi İniyorum kentin çekirdeğine kendime yeni dalgınlıklar buldum son günlerde Dev yapılar ufuk çizgisinin önünde birer parmaklık gibi Kırmaya kalksam çocuklar uyanacak Ben odama döneyim en iyisi Öyleyse nice yağmur Niye bir kız saçı gibi sokaklarda Aynaya baksam kalbim görünür Aklımda gitgide büyüyen yara Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra Ahmet Erhan (1958 Ankara_?) “Ölüm nedeni bilinmiyor”’dan Hacı Murad'ın Ölümü hacı murad'la öldük eski kafkasya'da ihtiyar çuvasgili santur calıyordu ne çaldığı zaten anlaşılmıyordu oğlu belki o saat asılıyordu şarap patlak vermişti isyan masada atlas gömlekleri boyundan ilikli sabahlara kadar hançer dokuyanlar mezmur okuyarak duvar duvar dudaklarında karanlık ilkbahar gözbebekleri çelik çekirdekli çalarak getirdiği korkak tatarların bakunin yazması kitaplarından dinamitler yürür bakü sokaklarından siyah bir toz olur doru kısraklarından öfkeli kazakları II'nci nikola'nin ölmek fısıldadıkça son semaveri bulutlanır çay kristal fincanda ışıklar gizlice bilenir zindanda bir ustura çizgisi azerbeycan'da hacı murad'ın üzengileri Atilla İlhan (15 Haziran 1925 Menemen-...) Ölüme Eğilmek Uyumaya değil Rüyalarıma gidiyorum Orada yaşayacağım isteğimce Uyanıkken hiç yaşayamadığım Hepsi de gençti güzeldi Sevdim sevildim diye aldanarak Son gördüğüm onlar olacak Bunca yıldır sevgiye dayanamadığım Ölüme değil Sonsuzluğa gidiyorum Orda dinleneceğim gönlümce Yaşarken hiç mi hiç dinlenemediğim Kalemim yine elimde Kağıtlarım da önümde Son uykusunda düşecek başım Sağlığımda hiç eğmediğim Aziz Nesin (1915 İstanbul-1995) Farenin Ölümü Umutsuzdu, yalnızdı, hali yoktu, Canı çok yanıyordu günlerden beri. Ne alnında dolaşan bir dost eli Ne yardım isteyecek kimsesi vardı, Ne Tanrısı, ne de peygamberi. Günlerdir karanlık deliklerde Yanıp sönüyordu gözleri. Sevinç değil ki paylaşılsın Kendi kendinindi kaderi. Sürüne sürüne dışarı çıktı. Kıvrıldı ateşte pençeleri. Kurtuldu rahat etti farecik, Rahat etti dişleri. Kibardı, incecikti kuyruğu, Vücudu, küçücük pençeleri. Bir makara gibi çözüldü, Unuttu kedileri. Farecik! Nazlıcık! Garipçik! Canı çok yanıyordu günlerden beri. Kibardı, incecikti kuyuğu; Boş koydu delikleri. Bir varken bir yok oldu, İşte dünyamızın işleri. Cahit Külebi (1917.çeltek köyü/zile-...) Ölümlü İnsanlar İçin Hepiniz öleceksiniz! Tanrı katına çıkacaksınız utanmadan! Ruhlarınız koyup kaçacak sizi! Topraklara gömüleceksiniz. Kurtlar, böcekler, solucanlar Sevinçle saldıracak üstünüze. Elleriniz bomboş kalacak, Kimse bakmayacak resminize. Sevilmiş kadınların hayali Dumanlar gibi dağılacak; Faydaydı, şöhretti, merhametti Semtinize uğramayacak. Gözleriniz yok artık! Dünyamızı göremeyeceksiniz! Okşamak, gülmek, konuşmak Yok olmuş bir selde yüzeceksiniz, Yavaş yavaş çürüyeceksiniz. Cahit Külebi . (1917.çeltek köyü/zile-...) Ölüme Dair Buyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz. Biliyorum, ben uyurken hücreme pencereden girdiniz. Ne ince boyunlu ilâç şişesini ne kırmızı kutuyu devirdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı başucumda durup el ele verdiniz. Buyrun, oturun dostlar hoş gelip sefalar getirdiniz. Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor? Osman oğlu Hâşim. Ne tuhaf şey, hani siz ölmüştünüz kardeşim. İstanbul limanında kömür yüklerken bir İngiliz şilebine, kömür küfesiyle beraber ambarın dibine... Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız simsiyah başınızı. Kim bilir nasıl yanmıştır canınız... Ayakta durmayın, oturun, ben sizi ölmüş zannediyordum, hücreme pencereden girdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı hoş gelip sefalar getirdiniz... Yayalar-köylü Yakup, iki gözüm, merhaba. Siz de ölmediniz miydi? Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp çok sıcak bir yaz günü yapraksız kabristana gömülmediniz miydi? Demek ölmemişsiniz? Ya siz? Muharrir Ahmet Cemil? Gözümle gördüm tabutunuzun toprağa indiğini. Hem galiba tabut biraz kısaydı boyunuzdan. Onu bırakın Ahmet Cemil, vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan, o ilâç şişesidir rakı şişesi değil. Günde elli kuruşu tutabilmek için, yapyalnız dünyayı unutabilmek için ne kadar çok içerdiniz... Ben sizi ölmüş zannediyordum. Başucumda durup el ele verdiniz, buyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz... Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdildir» — diyor,— «aynı haşmetle vurur şahı fakiri.» Hâşim, neden şaşıyorsunuz? Hiç duymadınız mıydı kardeşim, herhangi bir şahın bir gemi ambarında bir kömür küfesiyle öldüğünü?... Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdildir» — diyor. Yakup, ne güzel güldünüz, iki gözüm. Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir... Fakat bekleyin, bitsin sözüm. Bir eski Acem şairi : «Ölüm âdil...» Şişeyi bırakın Ahmet Cemil. Boşuna hiddet ediyorsunuz. Biliyorum, ölümün âdil olması için hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz... Bir eski Acem şairi... Dostlar beni bırakıp, dostlar, böyle hışımla nereye gidiyorsunuz? Nazım Hikmet Yine Ölüme Dair Zevcem, ruhu revanım Hatice Pîrâyende, ölümü düşünüyorum, demek ki arteryo skleroz başlıyor bende... Bir gün kar yağarken, yahut bir gece, yahut bir öğle sıcağında, hangimiz ilkönce, nasıl ve nerde öleceğiz? Nasıl ve ne olacak ölenin son duyduğu ses, son gördüğü renk, kalanın ilk hareketi ilk sözü ilk yediği yemek? Belki de birbirimizden uzakta öleceğiz. Haber çığlıklarla gelecek, yahut da ima edecekler, ve kalanı yalnız bırakıp gidecekler... Ve kalan karışacak kalabalığa. Yani efendim, hayat... Ve bütün bu ihtimâlât 1900 kaç senesinin kaçıncı ayı kaçıncı günü kaçıncı saatinde? Zevcem, ruhu revanım Hatice Pîrâyende, ölümü düşünüyorum, geçen ömrümüzü düşünüyorum. Kederli rahat ve hodbinim. Hangimiz ilkönce nasıl ve nerde ölürsek ölelim, seninle biz birbirimizi ve insanların en büyük dâvasını sevebildik - dövüştük onun uğruna -, «yaşadık» diyebiliriz. Nazım Hikmet Ölüm Herşey bu kadar kolay mı? Sen geldin aklıma,niye desem bende bilmiyorum.Seyrettiğim bir yaşam belkide benimki,müdahale etmek senin tarzın,benimse tembelliğim.Niye yazıyorum yine ? Kaçışım bu sayfalar,beyaz üzerine siyah,kalemin rengi...Benim rengim.Gerçekler acı olmaya başlayınca buraya gelirim ,severim burayı. Beyazı hayelleri hatırlatır bana,siyahı gerçekleri... Ama sen bu sayfaya baktığında nedense yazıları görürsün...siyahı Kimsenin aklına gelmez üstüne yazılan...beyaz. Düşünürümde,düşünmek beni üzer. Artık sevmeyeceğim diye başlar yeni hayatın ,bitince eskisi, Bir boşluktur kaplar seni,aşkın küllenir yine. Bekler rüzgarını...engeli sen olursun,hatıralar olur. Emre Alptekin Ölüm İşareti Sonbahar esintisi yapraklar solmuş sarı sarı Hafifçe esen rüzgar ılık uğultulu Baktığım zaman mevsimin aynasına karanlık Korkutuyor gördüklerim doğanın yok oluşu Nehirlerin ırmakların kuruması bile sebep oldu korkuma Bir gün geldi aynamı bile bulamadım karşımda Herşey gibi doğa gibi insanlık ırk gibi yok olmuştu Sebep neydi yok eden insan hiç düşünmeden Yok eden hırs istekti dünyaya yetip biten Biz aslında hiç düşünmeden kendimizi yok ettik Bir varoluşun sıra dışı isteklerine boyun bükerek Bir kayboluş ve karanlığı kendimize benimsedik Ölümün işareti kadar hain kendi cocuğuna kıyacak kadar gaddar Ne beklesin insanlık tarihinden sevgimi saygımı Ne bulsunki seven aşık deger verdiği eşinden Ölüm işareti kadar yakın bir deprem kadarda sessizdi kıyamet Emre Erkut Ölüm ölmek nedir sizce toprağa konup üzerinizin kapatılmasınımı yoksa... kimsenin hatırlamadığı bi doğum günümü etlerinizin toprağa karışmasımı? en sevdiğiniz filmi yanlız seyretmekmi ölmek nedir sizce hiç hatırlanmamak mı? unutulmakmı? Yoksa... gözlerinizi kapattığınızda sizi kimsenin düşünmediğini bilmekmi? nedir ölmek sadece sizi taşıyan etlerin durmasımı yoksa sizin o etleri taşımanızmı? Murat Özkıyıkçı Ölüme İnat gökyüzüne resim çizdin mi hiç karanlığa inat yıldızlar serpip saçlarına, bekledin mi güneşin doğuşunu zamana inat uçabileceğine inandın mı hiç yıldızlara kavuşmak için bir kuşun kanadından düşüp öldün mü yaşadın mı sana inat aşka inat ve öldün mü herşeye inat Mustafa Alıcı Yokluk Ayrılık ve Ölüm Soğuk ve karklı gecelerde Pislikleri örttüğü sanılan kar Mezarım oldu benim Benim en büyük acım Seninle bir cadde köşesinde, Buluşmayıda sevmiştim. O cadde köşesinde, Yok olmayıda. Kimsenin görmediği ve bilmediği Bir canavar vardı karların altında Biz ona ayrılık diyoruz hani Onun için, Ben seninle bir cadde köşesinde, Buluşmayıda sevmiştim. O cadde köşesinde, Ayrılmayıda. Kimsesiz caddelerde gözlerimizin Birbirlerine fısıldaşarak söyledikleri Aşk sözcüklerinde yemin etmiştik hani Onun için, Ben seninle bir cadde köşesinde, Buluşmayıda sevmiştim. O cadde köşesinde, Ölmeyide. Emrah Sakallığolu Beyaz bir gemidir ölüm sen bu şiiri okurken ben belki başka bir şehirde olurum kötü geçen bir güzü ve umutsuz bir aşkı anlatan rüzgarla savrulan kağıt parçalarına yazılmış dağıtılmamış bildiriler gibi uzun bir yolculuğa hazırlanan yalnız bir yolculuğa. çünkü beyaz bir gemidir ölüm siyah denizlerin hep çağırdığı batık bir gemi sönmüş yıldızlar gibidir yitik adreslere benzer ölüm yanık otlar gibi. Sen bu şiiri okurken ben belki başka bir şehirde ölürüm. Behçet Aysan Ölüm Ey nefsim, kaç bakalım kaç sen. Daha ne kadar kaçacaksın sen. Başıma ne işler açacaksın sen. Fizana da kaçsan, Azrail’den kurtulamasın. Baki değilsin ki, ilelebet yaşayacaksın. Ne kadar kaçsan da Azrail’den kaçamazsın. Hem hiç kurtulan olmuş ki sen kurtulasın. Hiç istisna edilmiş ki sen istisna olacaksın. Gidenlerin çetelesi tutulmak istenseydi. Ne katip, ne kalem ne de defter yeterdi. Hem gidenler gelenlerden daha çoktur. Hem gidenlerden geri gelen hiç yoktur. Gelenler konuyor, konanlar da göçüyor. Ömrün azı da çoğu da bir yel gibi geçiyor. Yaptıkların gizli kamera ile kayda geçiyor. Kara kutusu açılan gerçeği görüp şaşıyor. Ey nefsim sonradan şaşırmak istemiyorsan Helal dairesi keyfe kafidir, harama kaçma Benim başıma da daha fazla işler açma Bak! ben de şikayetçi olurum sonra senden Bayram Tunca Ölüm Nedir? Her şeyin bir ömrü, bir de ölümü vardır. Aslında ölüm her yerde her zaman vardır. Bedenimizdeki hücrelerde her an ölüm var. Duygu ve düşüncemizde her gün ölüm var. Tabiattaki canlılarda her zaman ölüm var. Küreyi-arzdaki gece ve gündüzde ölüm var. Hatta Kainattaki yıldızlarda bile ölüm var. Hayat olan her yerde her zaman ölüm var. Ölüm, hayatın son noktası, son durağıdır. Ölenin yatağı toprak, yorganı ot-yapraktır. Eğer lâyıksa, ondan sonraki bineği buraktır. Yoksa, gideceği yer cehennem, işi haraptır. Aslında, ölüm her an göz kırpıp duruyor. Genç ihtiyar tanımıyor, her an gelebiliyor. Her şeyin faniliğini en güzel ölüm anlatıyor. Ey nefsim, hisse almadınsa şair ne anlatıyor. Şu dünyada İnsanlar farklı farklıdır. İnsanların Ölümleri de farklı farklıdır. Alimin ölümü, zalimin ölümü farklıdır. Şehidin ölümü, teröristin ölümü farklıdır. Bazı hayatlar vardır, ölümden de beter. Eğer aradığını bulduysan o sana yeter. Eğer aradığını bulmadıysan sonun beter. Ey nefis, bu kadar nasihat da sana yeter. Her gece kefensiz yatıp kefensiz kalkıyoruz. Görüp duyduğumuz ölüme hayretle bakıyoruz. Farkında değiliz hayatımızı boşuna geçiriyoruz. Dünyalık her şeyi, kabir kapısında bırakıyoruz. Madem kabir kapası açık, ölüme çare yoktur. O zaman ömrümüzü baki bir ömre çevirmeliyiz. Madem ömür kısa, hayatta lüzumlu işler çoktur. Ömrümüzü her an lüzumlu işlerde harcamalıyız. Kimbilir Azrail, ne zaman ne şekilde kapıyı çalacak. Bilemiyoruz, canımızı neyi vesile edip, nasıl alacak. Sizi bilmem ama, bana hayatta birkaç kez ikaz yaptı. Dünya fani, ölüm hak, sakın unutma bak ikazını yaptı. Ey Ademoğlu, inanmazsan ölüm idam-ı ebedidir. Eğer inanırsan, ölüm senin için terhis teskeresidir. İnanmazsan kabir senin için bir zindan-ı ebedidir. Eğer inanırsan, cennet bahçesine açılan bir kapıdır. Bayram Tunca Ölüme yakın Akşamüstüne doğru, kış vakti; Bir hasta odasının penceresinde; Yanlız bende değil yalnızlık hali; Deniz de karanlık, gökyüzü de; Bir acaip, kuşların hali. Bakma fakirmişim, kimsesizmişim; -Akşamüstüne doğru, kış vakti- Benim de sevdalar geçti başımdan. Söhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı. Ölürüz diye üzülüyoruz? Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada Kötülükten gayrı? Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz; Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz. Orhan Veli (D.1914 İstanbul-Ö.14 Kasım 1950) Ölümün sırrı Ölümün sırrını sordum bir gence Güldü de bu ani suale önce Ölüm dedi, ölüm bir hiçtir bence Gençliğimi yalnız aşk ile ördüm Rast geldim ak saçlı bir ihtiyara Lanetler ederdi bir eski yare Sorunca ölümü dedi bir çare Çünkü rüya gibi bir hayat sürdüm Bu sırrı sormağa karar verdim ben Hayatı hicranla dolu ölüden Baktı boş gözlerle ayet okurken Dedi ben hayatı ölümde gördüm Nazım Hikmet Ran Sessiz Gemi Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahetten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı (D.2 Aralık 1884 Üsküp-Ö.1 Kasım 1958 İstanbul) Rindlerin Akşamı Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç; Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç. Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile, Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle. Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan Ve arkasından güneş doğmayan büyük kapıdan Geçince başlıycak bitmeyen sükunlu gece. Gruba karşı bu son bahçelerde, keyfince, Ya sevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül. Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül. Yahya Kemal Beyatlı (D.2 Aralık 1884 Üsküp-Ö.1 Kasım 1958 İstanbul) Otuz Beş Yaş Yas otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağimızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünüyorsunuz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim: Nerde o gtnler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal seylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata eraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız Gökyüzünün başka rengi de varmiş! Geç faretttim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yil biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm taruma. N'eylesin ölüm herkezin başında. Uyudun uyanamadın olacak Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak. Taht misali o musalla taşında. Cahit Sıtkı Tarancı (D.1910 Diyarbakır-Ö.13 Ekim 1956 Viyana) Dostlar beni hatırlasın Ben giderim adım kalır, Dostlar beni hatırlasın. Düğün olur, bayram gelir, Dostlar beni hatırlasın. Can bedenden ayrılacak, Tütmez baca, yanmaz ocak, Selam olsun kucak kucak, Dostlar beni hatırlasın. Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Gün ikindi akşam olur, Gör ki başa neler gelir, Veysel gider, adı kalır Dostlar beni hatırlasın Aşık Veysel Kara Toprak Dost dost diye nicesine sarıldım. Benim sadık yarim kara topraktır. beyhude dolandım, boşa yoruldum Benim sadık yarim kara topraktır. Nice güzellere bağlandım kaldım Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum Her türlü istediğim topraktan aldım Benim sadık yarim kara topraktır Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi Kazma ile dövmeyince kıt verdi Benim sadık yarim kara topraktır Adem'den bu deme neslim getirdi Bana türlü türlü meyve bitirdi Her gün beni tepesinde götürdü Benim sadık yarim kara toopraktır. Karnın yardım kazmayınan, belinen Yüzün yırttım tırnağınan, elinen Yine beni karşıladı gülünen Benim sadık yarim kara topraktır İşkence yaptıkça bana gülerdi bunda yalan yoktur herkes de gördü Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi Benim sadık yarim kara topraktır. Havaya bakarsam hava alırım Toprağa bakarsam dua alırım Topraktan ayrılsam nerde kalırım Benim sadık yarim kara topraktır. Bir dileğin varsa iste Allah'tan Almak için uzak gitme topraktan Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan Benim sadık yarim kara topraktır. Hakikat istersen açık bir nokta Allah kula yakın, kul da Allah'a Hakkın gizli hazinesi toprakta Benim sadık yarim kara topraktır. Bütün kusurumu toprak gizliyor Melhem çalıp yaralarım düzlüyor Kolun açmış yollarımı gözlüyor Benim sadık yarim kara topraktır. Her kim ki olursa bu sırra mazhar Dünyaya bırakır ölmez bir eser Gün gelir Veysel'i bağrına basar Benim sadık yarim kara topraktır. Aşık Veysel Ölü Hangi mahallede imam yok, Ben orada öleceğim. Kimse görmesin ne kadar güzel, Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim. Ölüler namına, azade ve temiz, Meçhul denizlerde balık; Müslüman değil miyim, haşa, Fakat istemiyorum, kalabalık. Beyaz kefenler giydirmesinler, Sızlamasın karanlığım havada. Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım, Ki bütün azalarım hülyada. Hiçbir dua yerine getiremez, Benim kainatlardan uzaklığımı. Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar, Çılgınca seviyorum sıcaklığımı... Fazıl Hüsnü Dağlarca (D.1914 İstanbul-Ö...) Ağır Hasta Üfleme bana anneciğim korkuyorum Dua edip edip, geceleri. Haytayım ama ne kadar güzel Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri. Niçin böyle örtmüşler üstümü Çok muntazam, ki bana hüzün verir. Ağarırken uzak rüzgarlar içinde Oyuncaklar gibi şehir. Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum Ağlıyorsun, nur gibi. Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha Duvardaki resimlerle, nasibi. Anneciğim, büyüyorum ben şimdi, Büyüyor göllerde kamış. Fakat değnekten atım nerde Kardeşim su versin ona, susamış. Fazıl Hüsnü Dağlarca Ölüme yakın Akşamüstüne doğru, kış vakti; Bir hasta odasının penceresinde; Yanlız bende değil yalnızlık hali; Deniz de karanlık, gökyüzü de; Bir acaip, kuşların hali. Bakma fakirmişim, kimsesizmişim; -Akşamüstüne doğru, kış vakti- Benim de sevdalar geçti başımdan. Söhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı. Ölürüz diye üzülüyoruz? Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada Kötülükten gayrı? Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz; Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz. Orhan Veli Sanatkarın Ölümü Gitti gelmez bahar yeli; Şarkılar yarıda kaldı. Bütün bahçeler kilitli; Anahtar Tanrıda kaldı. Geldi çattı en son ölmek. Ne bir yemiş, ne bir çiçek; Yanıyor güneşte petek; Bütün bal arıda kaldı. . Cahit Sıtkı Tarancı Ölüm Noktürnü seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde ellerine dokundun; sana inandı ölüm o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm akkor dudaklarından ağı düştü içime yollarında yürürken sanki insandı ölüm viran eylediğin gün yorgun hayallerini ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm süründü yıllar yılı karanlık köşelerde benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm sensizliğin en ağır fermanıydı içimde dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm ölüm seni sevmektir bir celladın elinde bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm . Nurullah Genç Duman Bir dumanla dolmuş dünya Boğucu bir duman El yazması bir kitapta Bir hikaye okudum: Bakırcılar bir zaman Bir koca kazan yaptılar. Bakırcılar gece oldu, evlerine gittiler kazan kaldı dükkanda Sabah ola, aşlar pişe Sabah ola, o da gide Bakırcılar gittiler Kazan kaldı dükkanda. Kazan bekler Saatler geçer gece Bir büyücü gelir girer içeri Çalıp gider bu kazanı gizlice. Issız bir dağ başında Ateş yakar büyücü Yanma ateşim yanma Ateşin elinde mi? İçinde tılsımlı su Kazanım kaynama Kazanın elinde mi? Şeytan gelir, sorar Kaynattığın kazana Açlık, ölüm kattın mı? Kattım. Fitne, fesat attın mı? Attım. Kazan kaynar Kaynadıkça kara kara Bir duman çıkar Duman gider dağlara. Karşı yatan yüce dağlar Eğilin de duman geçe! Dağlar saf, çocuk gibi Kötülük olduğun ne bile? Dağlardan esen rüzgar Dumanı iletin hele! Rüzgar saf, çocuk gibi Kötülük olduğun ne bile? Duman aşar dağları Azar azar Şehirlere, köylere Duman uzar. Odalara, evlere Duman sızar, Gören gözler görmez olur Duman girer kıvrıla kıvrıla İnsanların kalplerine kadar. Göz gözü görmüyor bu zamanda Bu dumanı yok etmenin çaresi Kitap yazmıyor. Behçet Necatigil Çile Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde... Pencereye koştum: Kızıl kıyamet! Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! Sonsuzluk, elinde bir mavi tulbent, Ok çekti yukardan, üstüme avcı Ateşten zehrini tattım bu okun, Bir anda kül etti can elmasımı. Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı Bir bardak su gibi çalkandı dünya; Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. Al sana hakikat, al san rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk! Ensemin örsünde bir demir balyoz, Kapandım yatağa son çare diye. Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, Yepyeni bir dünya etti hediye Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor; Makânı bir satih, zamanı vehim. Bütün bir kahinat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim. Nesin sen, hakikat olsan da çekil! Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! Otursun yerine bende her şekil; Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam! .................................................. ... .................................................. ... .................................................. ... .................................................. ... Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe, Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe. Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl? Bir fikir ki sıcak yarad kezzap, Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selam sana haşmetli azap; Yandıkça gelişen tılsımlı kütük. Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci gök, esrarını aç! Annemin duası, düş de perde ol! Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç! Uyku, katillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. Teselli pınarı, sabır memesi; Size şerbet, bana kum dolu çanak. Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, Sırrını ararken patlayan gülle? Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; Karınca sarayı, kupkuru kelle... Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş, Mevsimden mevsime girdim böylece. Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, Fikir çilesinden büyük işkence. .................................................. . .................................................. .. .................................................. .. .................................................. .. Evet, her şey bende bir gizli düğüm; Ne ölüm terleri döktüm, nelerden! Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, Yetişir çektiğim mesafelerden! Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık. Her gece rüyamı yazan sihirbaz, Tutuyor önümde bir mavi ışık. Büyücü, büyücü ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde? Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, Bir zehir kıymak gibi, beynimde. Lugat, bir isim ver bana halimden; Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım, tutun elimden; Aynalar söyleyin bana, ben kimim? Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Belâ mimarının seçtiği arsa; Hayattan muhacir; eşyadan öksüz? Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, Dev sancılarımın budur kaynağı! Ne yalanlarda var, ne hakikatta, Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. Boşuna gezmişim, yok tabiatta, İçimdeki kadar iniş ve çıkış. ............................................... ................................................. ................................................. ................................................. Gece bir hendeğe düşercesine, Birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine, Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin. Açıl susam, açıl! Açıldı kapı; Atlas sedirinde mavera dede. Yandı sırça saray, ilahi yapı, Binbir avizeyle uçsuz maddede. Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. İçiçe mimari, içiçe benlik; Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur! Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Nizam köpürüyor, ta çenemde su. Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; Suda ezel fikri, ebed duygusu. Kaçır beni ahenk, al beni birlik; Artık barınamam gölge varlıkta. Ver cüceye, onun olsun şairlik, Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta. Öteler öteler, gayemin malı; Mesafe ekinim, zaman madenim. Gökte saman yolu benim olmalı; Dipsizlik gölünde, inciler benim. Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak... Necip Fazıl Kısakürek Seviye On Kala, Ölüme beş... Ya zamanından erken gelirim; Dünyaya geldiğim gibi, Ya zamanından çok geç; Seni bu yaşta sevdiğim gibi. Mutluluğa hep geç kalırım; Hep erken giderim mutsuzluğa. Ya herşey bitmiştir çoktan, Ya hiçbir şey başlamamış. Öyle bir zamanına geldimki yaşamın Ölüme erken seviye geç. Yine gecikmişim bağışla sevgilim; Seviye on kala, ölüme beş... . Aziz Nesin Rindlerin Ölümü Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış; Yeniden hergün açarmış kanayan rengiyle, Gece,bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle. Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde; Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter, Ve serin serviler altında kalan kabrinde Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter. . Yahya Kemal Beyatlı Kahramanların Ölümü (İşaf) (Şehit tayyareci Kurmay yüzbaşı Kami’nin büyük hatırasına) Gerilir zorlu bir yay Oku fırlatmak için; Gece gökte doğar ay Yükselip batmak için. Mecnun inler, kanını Leyla’ya katmak için. Cilve yapar sevgili Gönül kanatmak için. Şair neden gam çeker? Şiir yaratmak için. Dağda niçin bağırılır? Feleğe çatmak için. Açılır tatlı güller Arılar tatmak için. Tanrı kızlar yaratmış Erlere satmak için. İnsan büyür beşikte Mezarda yatmak için. Ve........................... Kahramanlar can verir Yurdu yaşatmak için... 1931 . Hüseyin Nihal Atsız Çanakkale'de Ölüm Sen ölüm, Evlerde pissin ama, Daglarda igrençsin. Sen ölüm, Birinin adi silinir de, Adin geçer ancak. Sen ölüm, Eli tutmaz olur da, gözü görmez olur da Tutarsin, görürsün oralarda ancak. Sen ölüm, Ülkelerde kötüsün ya Ülkelerarasi daha çirkinsin. Sen ölüm, Sayriliklardan sonra gelirsin peki, Şu dev gibi, su dipdiri gençlerle isin nedir? . Fazıl Hüsnü Dağlarca Ölüm Sözünde durmadı mavi gökler; Gün kararıyor gitgide ölüm. Akşam yeli nedameti söyler; Nedamet yer etti bende ölüm. Ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce; Sudur akar kendi bildiğince, Hangi pencereye koşsam gece; Gitmiyor bu can bu tende ölüm. Ne vefasız geçmişten hayır var, Ne gelecekler imdada koşar, Çoktandır tekneyi aldı sular; Çoktandır ümitler sende ölüm. . Cahit Sıtkı Tarancı Ölüm (Leyla ile Mecnun) Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde Bir kış güneşliğinde Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir Tabiatı aşan bir bildiriştir Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil Görünüşte öç hakikatte değil Faninin sonsuzla barışması Affın mağfiretle yarışması Yaprağın düşüşü değil bu toprağa Bir yıldırım çarpışıdır dağa Sonbahar değil ilkbahardır Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır Bulutlar açılır güneş çıkar Yağmur taneleri inci tanelerine dönüşür Deniz çalkanır saçar ortaya hazinesini Anladım onlar ölmediler Ölüm adına Ölüm maskesini takınarak Dönüştüler bir ışığa . Sezai Karakoç Ölüm Yapraklar üşürken dökülür; Ağaçlar kışa soyunurken ölür. Nedir acelesi ecelin? Daha bitmeden yaşama sevincim. Neden bu kadar soğuk ellerim? Gözlerim aynı noktada donuk. Nedir bu sonsuz karanlık? Ve bu bitmeyen yalnızlık. Nereden çıktı bu tabut? Ne işim var benim içinde? Ve bu kalabalık. Yüzler; bu yüzler hep tanıdık. Herkes birakıp gitmiş. Geceye sessizlik çökmüş. Gözlerim hala açık, Ve bitmeyen yalnızlık. . Halide Edip Adıvar |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Servisleri:
ForumTR Video -
ForumTR Haber -
ForumTR Oyun -
ForumTR Chat -
ForumTR Mail -
ForumTR IRC
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail
Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com