|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan PERGAMON..Bergama'nın Armağanları.. Konusunu Görüntülemektesiniz => PERGAMON Bergama'nın Armağanları Parşömene ad veren, antikçağın en büyük kütüphanelerinden ve en önemli tıp okullarından birini barındıran bir kentti. Akropolisindeki ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
MoDe:i wish
![]() ![]() Giriş Tarihi: 10-10-2005
Yer: fıstığı
Mesajlar: 14,664
Rep Puanı: 22802348
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
PERGAMON
Bergama'nın Armağanları Parşömene ad veren, antikçağın en büyük kütüphanelerinden ve en önemli tıp okullarından birini barındıran bir kentti. Akropolisindeki Zeus Sunağı'nın kabartmaları Hellenistik dünyanın başyapıtıydı. Bugün Bergama, şehrin ilk kurulduğu tepenin eteklerinde, eski ihtişamlı günlerin aksine sakin, iddiasız ama dertli bir yaşam sürüyor. Yazı: Leyla İsmier Fotoğraflar: Cüneyt Oğuztüzün-Uğurhan Betin Akropolisindeki Zeus Sunağı'nın kabartmaları Hellenistik dünyanın başyapıtıydı. Bugün Bergama, şehrin ilk kurulduğu tepenin eteklerinde, eski ihtişamlı günlerin aksine sakin, iddiasız ama dertli bir yaşam sürüyor. Bergama akropolisinde, dik eğimli bir yamaca kurulu tiyatro 10 bin kişi alabiliyordu. Bugün seyircilerde oyuncularda yok ama, tepenin doğal yapısını oluşturan andezit taşından oturma sıraları, gezginleri ovaya doğru yayılan modern Bergama'yı seyir için konuk etmeye hazır. C. Oğuztüzün Abbou üşüyor. Bütün kış tembellik eden kar, bir gece, mart ortası yağdı coğrafyacı Strabon'un 'ananas biçimli dağı'na. Abbou'yu, kayıpları için nihayet çığlık atan Bergama çağırmış olmalı; ilkler, kültler ve kültürler kenti Bergama. Abbou, 5 bin yıllık birikimi şimdi beş yıldızlı tek bir otel için bile talep yaratmayan, tanrısal mermerleri kireç ocağında kuşaklar boyu yakılmış, antik çömlekleri çocuklara nişan tahtası olan, bilgisiz bilinçsiz yönetimlerin keyfi izinleri ya da göz yumuşlarıyla kökleri sökülüp hafızası ve hatırası yağmalanmış bu Zeus'suz kente acıdı acıyacak. Abbou, şimdi toprağında zehirle zenginlik aranan, incelikli geçmişinin ortasına kaloriferli apartmansılar yapılan Bergama'nın ateşe verilmiş anılarından arta kalanlar için geri dönmüş olmalı, birkaç yiğide kol vermek için... Bir kent neden ve nereye kadar hazinedir, belki de Abbou bunun keşfi için döndü zamanın başından, ta Abbou Kome'den. Bergama'da yaşayan en eski halkların Luwiler ve Mysialılar olduğu sanılıyor. Kuzeybatı Anadolu'da Mysia bölgesinde, meşeler içinde bir köy olduğu sanılan Abbou Kome, eski Yunan dilinde 'Abbas'ın köyü' demek. Bu dilde Abbas sözcüğü bilinen bir anlam taşımamakla birlikte bunun tanrı adı ya da kişi adı olabileceği düşünülmüştür. Ve Abbou döndüyse Bergama'ya, yürüsün bakalım zaman dilimlerinde. Tarih öncesinin taş baltaları, Tunç Çağı'nın vazoları, Kalarga Tepesi yakınında bulunmuş İÖ 3. binin ilk yarısının çanak çömlekleri, bronz iğneler, Hititler, Phrygler, Lydialılar, İzmirli Homeros'un Bergamalı nişanlısını görmek için yayan yola düzüldüğü günler, Persler, Büyük İskender'in ölümünden sonra generaller arasında paylaşılan mirastan payına Trakya ve Batı Anadolu düşen Lysimakhos, onun Bergama Kalesi'ne komutan atadığı (ilk kral) Philetairos'la başlayan ve 150 yıl süren Bergama Krallığı dönemi, Roma, Hıristiyanlığın yayılışı, Bizans, Beylikler döneminde Karasioğulları'ndan Yahşı Bey'le Türkler'e geçiş, Osmanlılar derken, birkaç kapı çalsın bugünden, merhabalaşsın... Haniymiş hanlar, hamamlar, mescitler, haniymiş Zeus'un götürülmüş sunağının temelleri, zehir kuyulu ahir zaman altınları... Abbou, Bergama'nın ilk yerleşim yeri akropolis tepesinde durup ovaya bakıyor. Kaikos yani Bakırçay'ın kolları Ketios (Kestel Suyu) ve Selinos (Bergama Çayı), Bergama tepesini iki yandan sarmalayıp, Çandarlı Körfezi'nde Ege'yle buluşan Bakırçay'a karışıyorlar. Akropolis tepesi bir antika; Bergama Kalesi ve duvarları, kral sarayları, Zeus Sunağı'nın temeli, Yukarı Agora, Athena Kutsal Alanı, Traian Tapınağı, tiyatro... Daha aşağıda Yukarı Şehir, Demeter ve Hera kutsal alanları, Yukarı Gymnasion, Aşağı ve Orta gymnasionlar, Eumenes Kapısı, Aşağı Agora, Attalos Evi... Abbou, akropolisin etrafına Kral Attalos'un yaptırdığı duvarlardan Kestel Barajı'na bakıyor. Susamış Abbou'nun yanında bir başka tarih var şimdi. Bergama sularının, su yollarının, çeşmelerinin, portrelerinin araştırmacı yazarı Ali Özünal. Avrupa'da yıllarca çalışıp kabuğuna dönmüş henüz 50'sinde bir Bergama çocuğu Özünal, Hellenistik devirde Madra Dağı'ndan çok özel yöntemlerle kalenin zirvesine taşınmış şimdinin "Aç Öldüren Suyu"nu, basınçlı su tesisatını anlatıyor Abbou'ya. Abbou inişe geçiyor. Akropoliste, tanrılaştırılmış Roma İmparatoru Traian (98-117) için yapılmış beyaz tapınağın, "en beyaz"ı bulmaya uğraşan reklamcıların gözünden kaçabilmesi şaşırtıcı. Denilen o ki, berrak havada sütunlar Çandarlı'dan görülürmüş. Traian Kutsal Alanı içindeki tapınak kaledeki tek büyük Roma binası. Ne zaman yıkıldığı bilinmemekle birlikte Almanların çabaları sonunda yeniden ayağa kaldırılmış. Kırık mermer sütunlarda tamamlama malzemesi olarak, öğütülmüş mermer ve beyaz çimentodan yapılma yapay taşlar kullanılmış. Uzaktan sanki orijinali ama değil. Orijinal tapınak parçalarından, binlerce sanat eserinden sayısız kireç ocağında kireç yapılmış asırlarca. Daha 40 yıl öncesine kadar manda arabalarıyla inşaatlara taş taşınırmış buradan. Taş da değil; Bergama'yı gezip "Gavur, daşla oynamış..." şeklinde bir hayranlık cümlesi kuran eski bir belediye başkanının deyimiyle, "daş, daş!"... Bergama Kütüphanesi burada bir yerde olmalı. Şurada işte, var ama yok. Duvarlar ve çimenler hayalinize açık; üç oda ve okuma salonuyla kültürlü Mısır'ı çatlatan yer burası. Bugün şair Osman Çalışkan'ın, Bergama çarşısının tek kitapçısı olmakla acılı bir gurur duyup dükkânına geçim için hediyelik eşya koymasına ne denir bilinmez, ama Bergama'nın geçmişi çok kitaplıdır. Tarihteki ilk kağıt ambargosunu uygulayarak Bergama'ya papirüs dışsatımını durduran Mısır, kimi kaynaklara göre parşömenin icadına neden olmuş. Bergama'nın eski adı Pergamon'dan yola çıkışla "pergamene" yani Bergama kağıdı olarak isimlendirilmiş parşömen. Tabaklanmış keçi derisi ilk parşömen, daha sonra 200 bin kitaplı Bergama Kütüphanesi'nin ana malzemesi olmuş. Bergama'daki kütüphanenin İskenderiye Kütüphanesi'ni yangında kaybeden Kleopatra'nın gözyaşlarını dindirmek üzere Marcus Antonius tarafından ona armağan edildiği tarihi dedikodular arasında. Gene de Abbou kadınların egemenliğine tanık. Kütüphanenin yapıldığı kutsal alanda, Bergama'nın baş tanrıçası Athena'ya adanmış, şimdi sadece temelleri farkedilen eski tapınaktan aşağıdaki 10 bin kişilik tiyatroya bakıyor. Dünyanın bu en dik tiyatrosuna daracık bir tünelle iniliyor hâlâ. Ama bütün gün süren oyunları, üzümü, inciri, şarabıyla izleyenler artık yok, kadın rollerini mask takıp oynayan erkek oyuncular da... Abbou ile Ali Özünal, Hellenistik devirde Bergama'nın en görkemli yapısı olan Zeus Sunağı'nın temelinden fışkırmış iki fıstık çamı ile selamlaşıyor. Anası toprak babası zaman olan tanrılar tanrısı Zeus bile Almanyalı olmuş. 1871 yılında Alman yol mühendisi Carl Humann'ın, Yukarı Agora'dan Heroon'a uzanan bir Bizans duvarı içinde rastlantı eseri kabartmalı parçalarını bulduğu sunak, kazı yapma izni alan Almanlar tarafından parça parça Berlin'e taşınmış ve orada kurulan Bergama Müzesi'nde ayağa kaldırılmış. Akropolis, geceleri sessiz, eğlencesizama ışıklar içindeki Bergama'yı seyreder. İlk yerleşimin izlerinin bulunduğu bu tepeden zaman içinde önce eteklere, sonra giderek ovalara yayılan, 50 bini geçkin nüfuslu Bergama'ya uykular erken iniyor. U. Betin Galatları yenen Bergama Kralı 2. Eumenes'in zafer sevinciyle Bergamalı usta heykeltraşlara yaptırıp Zeus ve Athena'ya adadığı sunak, biri Herakles'in oğlu Telephos'un, doğumundan başlayarak Bergama'yı kuruşuna kadarki yaşam öyküsünü anlatan, diğeri Olympos tanrılarının yeraltı güçleri Gigantlara karşı zaferini görüntüleyen iki ayrı kabartma kuşağına sahip. Zeus'la Carl Humann, yer değiştirerek sonsuzlukta ödeşmişler. Zeus Sunağı Berlin'de, Carl Humann ise vasiyeti üzerine Bergama'da, akropoliste uyuyor. Yukarı Agora'da granit bir blok. Mezarın başında küçük bir çam. Hepsi bu. Abbou, Orta Şehir ve Aşağı Şehir kazılarını da görecek ama acıkıyor. Akşama sabrederse Ali Bey Pala'ya götürür onu. Pala, aşağı çarşıda, tanrılardan kalmış olması muhtemel bir köfteci. Tarihte bu köftenin benzeri yoktur ve Pala'da ilahlar rakıya inebilir akşamları. Antik yoldan aşağı iniyor Abbou. Bergama krallarının yaşadığı anıtlı tepeden sonra halkın, sıradan insanların mekânı ve aşağı şehir: Tapınaklar, gymnasionlar, evler, taştan odalar, sofalar, pazar yerleri, yatarak yemek yenen lokanta, dükkân ve hamamlar, kabartmalarla süslü kült salonları. Abbou kekik koparıp kale kapısından inişe geçiyor, ovaya. Akropolis adieu. Abbou'nun içinden geçtiği eski Rum mahallesi, şimdi SİT alanı ama yoksul. Çivit, tuğla, kiremit ve soğan kabuğu renklerin benzersiz haritasında, kirası 5-10 milyon arasında seyreden evleriyle parasızlıktan alçakgönüllülüğe mecbur. Bugünün Atina'sında, Parthenon'lu Akropolis'ten ovaya inişin buraya çok benzediğini bilse şaşırır Abbou. Oysa orada evler böyle utangaç ve solgun değildir, inadına hepsi ayrı cilvelidir. Hediyelik eşya satılır ev altı dükkânlarda, boncuklar, fenerler, tüylü miğferler, boyalı testiler beyaz duvarlara çarpa çarpa salınıp sallanırlar. İniş, Plaka Meydanı'nda, mumlu masalarda, uzolu gece koyuluklarında biter. Oysa Bergama'nın eski Rum mahallesi bütün şarkıları unutmuş gibi. SİT ilanı yüzünden kaloriferli apartman olma piyangosunu kaybeden bu evlere kimse acımıyor. Dışlarına zorunluluktan biraz boya sürülse de içleri öksürüklü. Sarı kepenkleri sıkıca kapalı hayatlar, kapı kenarı otlarında başlayan bahardan habersizler. Artık iyice Bergama'ya indi Abbou. Selinos kıyısındaki Ulucami, kiliseden dönmeye benziyor ama kesinlikle değil. O bir selatin cami ve 1339'da Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmış. Bergama'da her köşe başında dilim değiştiren zaman, asri kalabalığa ve mekâna karışmakta hiç güçlük çekmiyor. Tıpkı Kozak Dağları'ndan gelen Selinos gibi. Akropolisin güney eteklerinde Bergama'yı ikiye bölen Selinos (Bergama Çayı), şehrin içinden akıp Bakırçay'a ulaşıyor. Abbou'nun başını döndüren Kırmızı Bazilika da kimi zaman gizli akan Selinos'un uğultusunu dinliyor. Kızıl Avlu, Kırmızı Bazilika veya Serapion, Bergama'nın simitli, taksili göbeğinde kat kat inançları yüklenmiş ulu bir tuğla gökdeleni gibi görünse de büyük kısmı Bergama şehri evlerinin altında kalmış bir yapı kompleksi. Amca, azıcık biberli lor, Abbou'ya... Bu, yalnızca Bergama köylerinde yapılır. Kütür çarliston tuzlanmış lora yatırılır. 15-20 gün sonra kaynamış soğuk sütle yumuşatılır. 20 gün, bir ay sonra biber sararır, doğal gübrede yetişmiş biberse iki yıl dayanır. Abbou, Şadırvan Caddesi'nde yürüyor çarşının keşfi için... O Mysialıdır, hışırdayan meşelerin müziğini bilir en çok, ilanı asılmış "düğün, nişan, sünnet ve her türlü eğlence için orkestra ve piyanist"i izlemeli ki anlayabilsin. Artık eski urgancılar yok ama elbiseciler var. Bekir Çınar, ODTÜ'de işletme okuyup niyeyse anahtarcı olmuş çarşıda. Peki hani hanları hamamları Bergama'nın.. Arıyor Abbou. 1400'lerden kalma Küplü Hamam, antikçağa ait küplerini Paris'teki Louvre ve İstanbul'daki Ayasofya müzelerine bölüştürmüş, bidonlar, plastik sepetlerle şimdi depodan farksız. Çarşının binaları, 1800'lerde Abacılar Hanı'nda başlayıp Katırcıhan'da duran, ama çarşıyı mahveden yangından beridir derme çatma. Taşhan'ı da yakmışız. Kemerli kapı üstünün sarmaşığı henüz yeşermemiş, "Taş Han, sahibi Halil Koç" yazısı silindi silinecek. Çukurhan sanki sağlam mı, o da tarumar. Avluda şeftali ve zakkum olmasa hepten perişanlık. Girişindeki yeşilli kahve, neyse ki yaşama yeşil ışık yakıyor az buçuk. Çarşıları geziyor, sokaklara girip çıkıyor Abbou. Ne çok berber, ne çok berber koltuğu, tıraşı ne çok seviyor Bergamalı. 58 yıllık berber Hasan Amca, Berberler Derneği Başkan Vekili, beyaz gömleği asmış, Atatürk büstü ve Osmanlı'dan kalma ağaç koltuğuyla müşteri bekliyor. ??Bu koltuk sağlıktır, hastalık bulaşmaz, müşteri boyuna göre ayarlanır...?? Abbou kunduradan hiç anlamaz ama Çizmeciler Arastası'nda bağcıklı, topuklu, lambada modeli, tulumbacı tipi kunduralara bakmadan geçemiyor. Lakin bunlara sıkı bir nara ve 3 milyon lazım. Arastanın yanı eski Bergama. O ünlü Bedesten küçük mü küçük, unutulmuş mu unutulmuş. Koyun bağlı o sıra hurdalar arasına. Yazık. Koyuna da elbet. Abbou'nun zihin resminde bunlar kalacak hep: Şadırvan Camii, yeşile boyalı şadırvan; yanında "Güdük Minare" veya "Çinili Minare" de denen Selçuk Minaresi; ileride bir han daha, Divan-ı Hızır Camii, Lonca Kahvesi... Sonra bordo ve çivit ve beyaz duvarlarıyla Selçuklu hanının avlusunda kırmızı boyalı çeşmenin serinliğinde çalışan demirci. Körük ışık saçıyor. Kazma, çapa, keser, balta çıkıyor buradan. İş, ter işi. Abbou bile yoruluyor seyrederken. Bu kan teri Çarşı Hamamı ya da öbür iki adıyla Hacı Hakim Hamamı veya Çiftehamamlar paklar. 500 bin liraya peştemal, havlu, başlık, sabun dahil ak pak olabilir erkekler. Yo, kadınlara gün yok. Niye mi? Erkek idareli, karanlıkta bile yıkanıyor. Oysa çocuktu, çamaşırdı, ayvaydı, nardı derken 30 erkeğin kullandığı suyu beş kadın bitiriveriyor. Dar sokaklar arasında Parmaklımescit'te akşam namazı kılınıyor. Gün uykuya gitmiş. Genç bir kız geçiyor Bergama'nın leylak tozu gecesinden. Pencereden namaza duranlar görülüyor. İşte o uçuk mor, kaçık mavi, gri bulanık pastellerin, gıcırtılı kepenklerle birlikte yavaşça aşağı çekildiği akşam saatleri... "Akşamı şerifler hayrolsun?"u, ilk kez duyuyor Abbou. Genç kız küçük tıkırtılarla Şadırvan Caddesi'nde yürüyor. Kız gelinliğin yarına kaldı. Bergama batılınca, "güneş battıktan sonra çeyiz işlenmez"miş. Ayrıca Bergama adetidir; gelin oluncaya dek başına kırmızı bez örtmeyeceksin. Saçlarını, kırkma kesmeden öreceksin. Nikah kıyılırken koltuk altına ekmek koyup saçlarını, düğmelerini çözecekler, sonra da sağ ayağını suya sokacaklar. Seni attan güvey indirecek, kucağına alıp un anbarına götürecek, kapağını açtıracak kız. Attan indin mi, unutma, önce yağ bal konmuş kaba parmak sokup kapı eşiğine süreceksin. Sabaha komşulara su dağıttın mı, onlar da sana şu maniyi söyleyecekler: Kutlu olsun/Uğurlu olsun/Bir yastıkta kocayın/Başınız pınar, ayağınız göl olsun. Sokaklar soğumadan kız evine varmalı; Abbou da tarihin en ünlü tedavi merkezlerinden biri Asklepieion'da bir ot yatağa... Abbou, ölümün yasaklandığı Asklepieion'u arıyor gecelemek için. Bergama'nın batılla bilimi kaynaştıran ünlü sağlık yurdu Asklepieion'u ona 2 bin 400 yıllık bir yatak sunabilir. Apollon'un oğlu, eski Yunan'ın tartışılmaz hekim tanrısı Asklepios adına yapılmış Bergama Asklepieion'u. İÖ 4. yüzyılda Madra Dağı'nda avlanırken yaralanan Arkhias'ın, Epidauros'taki Asklepieion'da tedavi olduktan sonra memlekete hizmet için birkaç rahip-hekimi Bergama'ya getirmesiyle doğmuş. Asklepieion'un en ünlü hekimi Galenos... Şimdi Akdeniz'de ortak öneme sahip 100 tarihi SİT listesinde olan Asklepieion'un ziyaretçileri sağlık yurduna, şehre yakın bir noktadan, şimdiki Virankapı'dan girerlermiş. "Kapısından ölüm giremeyen yer" olarak ünlenen Asklepieion'da ölüm hâlâ eşikte kalıyor mu bilinmez ama, giriş ücreti nisanda 500 bin oldu, indirimlisi 300 bin ve Abbou'nun bunlardan hiç haberi yok. Hippokrates'ten sonra antikçağın en ünlü hekimi, atardamarların kan taşıdığını gösterip açıklayan ilk uzman olan 500 kitaplı Galenos, Bergama'da doğmuş ve Asklepieion'da çalışmış. Asklepieion yöntemlerinin ilginçliği malum; hasta kutsal alan içinde kutsal sularla yıkanıyor, özel uyku odalarında tertemiz ot yataklarda uyutuluyor, ya sağlam kalkıyor, ya düşünde tanrı Asklepios'tan tedavi yöntemini öğreniyor veya düşüne göre hastalığına tanı konuyor. Bilimsel metodların ve telkinin yanı sıra Asklepieion'un mucize tedavileri sıcak/soğuk su ve çamur banyoları, perhiz ve beden hareketleri. Peynir, ekmek, marul, maydanoz ve ballı süt perhizi verilen, çıplak ayakla koşturulup çamur banyosuna sokulan, sıcak banyodan önce vücudu şarapla ovulan Mylasalının minneti bugün yazıtlarda görülebilir. Yüzyıllardır "müşteri" almayan Bergama Asklepieion'u psikiatri, psikodrama ve psikoterapinin beşiği. 3 bin 500 kişilikken bugün bazen 7 bin kişinin dolduğu tiyatrosunda Ayten Gökçer'den Genco Erkal'a pek çok sanatçı konaklamış. Geyikli Dağı'ndan gelen su hâlâ şakır şakır. Tünele girince telkincilerin seslerini duymak, çok sonra çingenelerce demir kenetleri sökülüp götürülen taş küvetlere dolan suyu hayallemek zor değil. Şimdi böğürtlen kaplı olsa da antikçağın "umumi WC"leri şaşırtıcı. İnsanlar mermerlere yan yana oturuyor, birbirlerini görüyorlar. Altta akarsu kanalı var, önden temizlenme suyu akıyor, ayrıca bir sopaya bağlı deniz süngeri de mevcut. Bergama'nın içi dışı, orta yeri tarih. Dünle bugün her sokakta kol kola geziyor. Hellenistik Devir sonu ya da Roma Devri başından kalma çimenli mezar tepesi Maltepe Tümülüsü kentin girişine yakın yerde, ??Cine 5 vardır?? kahvesiyle komşu. Bergama'da buruşukları ütüleyerek, mermer kırışıkları öpüp severek, kimi zaman affederek geziyorsunuz antik yapıları. Yıkıntılar, yakıntılar, kalıntılar, sonsuza gitmiş şeylerin yarım yamalak cümleleri... Zaman, insanlar, yalanlar, ihmaller, koşullar çok şeyi alıp götürmüş, bari kuleli bağlar kalsaydı. Abbou, Bergama'nın kuleli bağlarını anlatacak, özü sözü güzel biriyle tanışıyor bir kapı önünde: 86'lık eski dava vekili ve arzuhalci Ali Eğinç. Bergama'nın Mahmudiye Köyündeki eski su değirmenine giden yol antik bir köprüden geçiyor. Kentin 20 km. dışındaki bu köprü Bergama'nın eski tivaret yolları üzerindeolduğu günleri hatırlatıyor. Selçuklu Devri'nde Ege kıyısındaki limanlara mal taşıyan deve kervanlarını yolu Bergama'dan geçerdi. C. Oğuztüzün İstanbul şimdilerde nasıl (adı var tadı yok İstanbul) ise bizim buraları da başka idi. Kendi muhitine göre bağlarıyla sohbet ve ülfetin özellik teşkil ettiği bir kasaba. Eskiden Bergama halkının bir iki dönüm bağı olurdu, içinde evin ihtiyacının yetiştiği bahçeler bulunurdu. Şimdi üzümler, meyveler bitti, kuleler gitti. Kule dediğimiz şey bağ evi; fırınlı, tulumbalı, meyvelik yerler... Particilik, denize hücum buraları mahvetti, aklıma geldikçe ağlarım. 70-80 türlü üzüm vardı. Ağzına aldın mı lavanta kokan siyah lavanta üzümü, kokulu beyaz misket... Bağı olan komşusuna taşır, sütünü yoğurdunu dağıtır, misafir gelene kuru üzüm, pekmez, badem, ceviz, pekmez şerbeti sunulurdu. Köfteri de unutmayalım aman. Dövülmüş ceviz içi ve badem, üzüm suyuyla pişirilir, güneşte kurutulurdu; pestil gibi bir şey...1950'lere kadar bağların içinde tali sokaklar vardı: Müftü Sokağı, Cihanyandı Sokağı... Her bağ sokağındaki halk, akşam olunca sokak alanında toplanır, fener ışığında o günün siyasi, dini ve mahalli mevzularını konuşur, toplu hâlde namaz kılarlardı. Bazen, örfene denen ziyafetler hazırlanırdı. Toplantıyı idare eden şahıs tarafından herkese 'salma' salınır, yani bir vazife verilirdi. Ahmet'ten iki okka et, filancadan sütlaç, bahçesi geniş olandan şu kadar patlıcan, böreği de Ayşe Teyze yapacak... Salmalar, dolmalar, karnın da aç olunca o buzlu suyla yenmez mi? Abbou bugünün üzümünü yemediği gibi şaraplarından da hiç tatmamış. Oysa kentin ana damarı İzmir Caddesi üstünde son dönem Bergama'nın akşam keyfi serili. Onarılmakta olan Bergama Müzesi'nin üç aşağı beş yukarı karşısına sıralanan Zeus, Zıkkım ve Dostlar cafe-restaurantları akşam deminin durakları. Sokağa dikilmiş kapı önü fiyat listesine göre ??whine??ın şarap olduğuna emin olanlar, 350 bin liraya tadabilirler, üstüne de 200 bin liraya "Nes Caffe" içebilirler. Artık uzun eğlence geceleri yok. Hanların anısına inat, beş yıldızlı oteller hiç olmamış. Tiyatrolar kenti Bergama'da şimdi sinema tiyatroya fark atan düğün salonları var. Oteli apartman olmuş ??iyi Rum?? Yanki Horoni'nin öyküsü, geceyi seven köpekler, kaldırımlarda kabak çekirdeği kabukları, Cumhuriyet Meydanı'nda memur mitingi, kanırtan acılara, anlamsız yenilere karşın bir yerde Traian'ın sütunları örneği zor bela ayağa dikilmeye çalışılan geçmiş, kitabı unutmuş ülkede Başkan'ın kitaplı inadı... Siyanürlü altın madeni konusunda hâlâ her kafadan bir ses çıkıyor, kimi çevrecilik iyi niyetini kılıf sayıp "madene karşı çıkanların çoğu, mevsimlik tarım işçisini madene kaptıran zengin toprak sahipleri..." diyor. Madenin telleri, insanları altından koruyor; siyanür kuyusuna dalmak isteyen olabilirmiş!.. Aslında Bergama'da çok altın var ama parlamaz, rengi sarıya pek benzemez, bu has altın öyle her göze görünmez. Abbou şaşıyor yeni hâllere. Bayağı yorgun. Hani tutup Bergama'nın gençliğini getirecektin Abbou, hani Zeus dönecekti, ne oldu? Hoş, bir şeyi çok özlemişseniz, hâlâ "daş" dolu memlekette; Zeus olması şart mı? Tarih öncesinin taş baltaları, Tunç Çağı'nın vazoları, Kalarga Tepesi yakınında bulunmuş İÖ 3. binin ilk yarısının çanak çömlekleri, bronz iğneler, Hititler, Phrygler, Lydialılar, İzmirli Homeros'un Bergamalı nişanlısını görmek için yayan yola düzüldüğü günler, Persler, Büyük İskender'in ölümünden sonra generaller arasında paylaşılan mirastan payına Trakya ve Batı Anadolu düşen Lysimakhos, onun Bergama Kalesi'ne komutan atadığı (ilk kral) Philetairos'la başlayan ve 150 yıl süren Bergama Krallığı dönemi, Roma, Hıristiyanlığın yayılışı, Bizans, Beylikler döneminde Karasioğulları'ndan Yahşı Bey'le Türkler'e geçiş, Osmanlılar derken, birkaç kapı çalsın bugünden, merhabalaşsın... Haniymiş hanlar, hamamlar, mescitler, haniymiş Zeus'un götürülmüş sunağının temelleri, zehir kuyulu ahir zaman altınları... Abbou, Bergama'nın ilk yerleşim yeri akropolis tepesinde durup ovaya bakıyor. Kaikos yani Bakırçay'ın kolları Ketios (Kestel Suyu) ve Selinos (Bergama Çayı), Bergama tepesini iki yandan sarmalayıp, Çandarlı Körfezi'nde Ege'yle buluşan Bakırçay'a karışıyorlar. Akropolis tepesi bir antika; Bergama Kalesi ve duvarları, kral sarayları, Zeus Sunağı'nın temeli, Yukarı Agora, Athena Kutsal Alanı, Traian Tapınağı, tiyatro... Daha aşağıda Yukarı Şehir, Demeter ve Hera kutsal alanları, Yukarı Gymnasion, Aşağı ve Orta gymnasionlar, Eumenes Kapısı, Aşağı Agora, Attalos Evi... Abbou, akropolisin etrafına Kral Attalos'un yaptırdığı duvarlardan Kestel Barajı'na bakıyor. Susamış Abbou'nun yanında bir başka tarih var şimdi. Bergama sularının, su yollarının, çeşmelerinin, portrelerinin araştırmacı yazarı Ali Özünal. Avrupa'da yıllarca çalışıp kabuğuna dönmüş henüz 50'sinde bir Bergama çocuğu Özünal, Hellenistik devirde Madra Dağı'ndan çok özel yöntemlerle kalenin zirvesine taşınmış şimdinin "Aç Öldüren Suyu"nu, basınçlı su tesisatını anlatıyor Abbou'ya. Abbou inişe geçiyor. Akropoliste, tanrılaştırılmış Roma İmparatoru Traian (98-117) için yapılmış beyaz tapınağın, "en beyaz"ı bulmaya uğraşan reklamcıların gözünden kaçabilmesi şaşırtıcı. Denilen o ki, berrak havada sütunlar Çandarlı'dan görülürmüş. Traian Kutsal Alanı içindeki tapınak kaledeki tek büyük Roma binası. Ne zaman yıkıldığı bilinmemekle birlikte Almanların çabaları sonunda yeniden ayağa kaldırılmış. Kırık mermer sütunlarda tamamlama malzemesi olarak, öğütülmüş mermer ve beyaz çimentodan yapılma yapay taşlar kullanılmış. Uzaktan sanki orijinali ama değil. Orijinal tapınak parçalarından, binlerce sanat eserinden sayısız kireç ocağında kireç yapılmış asırlarca. Daha 40 yıl öncesine kadar manda arabalarıyla inşaatlara taş taşınırmış buradan. Taş da değil; Bergama'yı gezip "Gavur, daşla oynamış..." şeklinde bir hayranlık cümlesi kuran eski bir belediye başkanının deyimiyle, "daş, daş!"... Bergama'nın az dışında, sağlık tanrısı Asklepios adına yaptırılmışkutsal alan, antik dünyanın en ünlü sağlık merkezleri arasındaydı. Burada hastalar kutsal sularla yıkanıyor, özel uyku odalarında tertemiz ot yataklarda uyutuluyor, gördüğü düşe göre hastalığına tanı konuyordu. U. Betin Bergama Kütüphanesi burada bir yerde olmalı. Şurada işte, var ama yok. Duvarlar ve çimenler hayalinize açık; üç oda ve okuma salonuyla kültürlü Mısır'ı çatlatan yer burası. Bugün şair Osman Çalışkan'ın, Bergama çarşısının tek kitapçısı olmakla acılı bir gurur duyup dükkânına geçim için hediyelik eşya koymasına ne denir bilinmez, ama Bergama'nın geçmişi çok kitaplıdır. Tarihteki ilk kağıt ambargosunu uygulayarak Bergama'ya papirüs dışsatımını durduran Mısır, kimi kaynaklara göre parşömenin icadına neden olmuş. Bergama'nın eski adı Pergamon'dan yola çıkışla "pergamene" yani Bergama kağıdı olarak isimlendirilmiş parşömen. Tabaklanmış keçi derisi ilk parşömen, daha sonra 200 bin kitaplı Bergama Kütüphanesi'nin ana malzemesi olmuş. Bergama'daki kütüphanenin İskenderiye Kütüphanesi'ni yangında kaybeden Kleopatra'nın gözyaşlarını dindirmek üzere Marcus Antonius tarafından ona armağan edildiği tarihi dedikodular arasında. Gene de Abbou kadınların egemenliğine tanık. Kütüphanenin yapıldığı kutsal alanda, Bergama'nın baş tanrıçası Athena'ya adanmış, şimdi sadece temelleri farkedilen eski tapınaktan aşağıdaki 10 bin kişilik tiyatroya bakıyor. Dünyanın bu en dik tiyatrosuna daracık bir tünelle iniliyor hâlâ. Ama bütün gün süren oyunları, üzümü, inciri, şarabıyla izleyenler artık yok, kadın rollerini mask takıp oynayan erkek oyuncular da... Abbou ile Ali Özünal, Hellenistik devirde Bergama'nın en görkemli yapısı olan Zeus Sunağı'nın temelinden fışkırmış iki fıstık çamı ile selamlaşıyor. Anası toprak babası zaman olan tanrılar tanrısı Zeus bile Almanyalı olmuş. 1871 yılında Alman yol mühendisi Carl Humann'ın, Yukarı Agora'dan Heroon'a uzanan bir Bizans duvarı içinde rastlantı eseri kabartmalı parçalarını bulduğu sunak, kazı yapma izni alan Almanlar tarafından parça parça Berlin'e taşınmış ve orada kurulan Bergama Müzesi'nde ayağa kaldırılmış. Dostum buldum bişiler işine yaramazsa söle dahada bulurum
|
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Servisleri:
ForumTR Video -
ForumTR Haber -
ForumTR Oyun -
ForumTR Chat -
ForumTR Mail -
ForumTR IRC
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail
Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com