Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski 04-11-10, 20:21   #1
Saw

Varsayılan 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)



İndirmek için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄





10. Sınıf Türk Edebiyatı Nova Cevapları Sayfa 18
3.Aşağıdaki cümlelerde boşbırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
•Edebî metinler yazıldıkları dönemleri yansıtan tarihi belge niteliğindedir.
•Uygarlık tarihi KÜLTÜR TARİHİNE tarihine malzeme verir.
•.EDEBİYAT TARİHİ şair ya da yazarın yaşadığı dönem, bu dönemin tarihî şartları, ailesi çevresi, eserleriyle ilgilenir.
•Edebiyat tarihinin UYGARLIKtarihiyle ilgisi vardır.

4. Edebiyat tarihi hangi konularla ilgilenir? Maddeler hâlinde aşağıya yazınız.
a. Edebiyat tarihi yazarın/şairin hayatı ile ilgilenir
b.Şair ve yazarların edebi kişilikleriyle ilgilenir.
c..Edebiyatı etkileyen tarihi olayları inceler.
Ç.Edebi türlerin gelişimini inceler.
d.Dönemin sosyal ve siyasi olaylarını inceler.
5. Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya.
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Mehmet Âkif Ersoy
Mehmet Âkif Ersoy'un Çanakkale Şehitleri[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]ne isimli şiirinden bir bölüm okudunuz. Okuduğunuz bu şiirden hareketle edebî eser ile tarih arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıklayınız. Edebî eserlerin yazıldıkları dönemi yansıtan tarihî belge oldukları söylenebilir mi? Nedenini sözlü olarak ifade ediniz.
Her edebi eser dönemin zihniyetinden az çok izler taşır, edebi eserler de yazıldığı dönemin siyasi sosyal ekonomik vb…özelliklerinden etkiler taşıdığı için tarihin verilerinden yararlanabilir.Tarih bilimi de edebiyattan yararlanır, örneğin bir yazarın anıları yazıldığı döneme ışık tuttuğu için tarihsel bir belge niteliği taşır.(Örneğin Yakup Kadri'nin Halide Edip'in anı kitapları...) O anılardan tarihçiler yararlanabilir ve tarihi olaylara ışık tutarlar…Edebi eserler bu yüzden pek çok bakımdan tarihe kaynaklık eder

6. Aşağıdaki nazım türlerinden hangisi İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk EdebiyatıDönemine ait değildir?
A) Gazel B) Mesnevi C) Koşuk D) Murabba E) Şarkı

1. İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatının kollarından olan divan edebiyatı, halk edebiyatı ve tekke edebiyatının özelliklerini araştırınız. Araştırma sonuçlarını bir sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.
Alıntı:
Divan Edebiyatı:
Özellikleri:

Türk edebiyatının gelişimi içinde divan edebiyatı varlığını 13–19. yüzyıllar arasında sürdürdü. Bu edebiyatın başlıca özellikleri şöyle sıralanabilir:

1. Sanatta kurallara bağlı olmak,
2. Yüksek tabakaya seslenmek,
3. Belirli türlerin ve kalıpların dışına çıkmamak,
4. Arapça ve Farsçanın dil kurallarını benimsemek.
5. Ama konuşma dilinden yararlanmak, (Divan edebiyatının özelliklerinden değildir.) (2010)
6. Divan şiiri, özellikle gazellerde, bir bakıma en az yarar güden şiirdir.
7. Divan şairi, gazellerde salt söz ustalığına önem verir, bu ustalığı ile duygulandırır okuyucusunu.
8. Mesnevilerde Divan şairi halk hikayecisi ile birleşir.
9. Kasidelerde ise şiire yararın karıştığı daha belirgindir. (1976)
10. Mecaz ve mazmunlarla yüklü olması
11. Şekil güzelliği sağlamak için eşanlamlı sözlere yer verilmesi
12. Kişisel sevinçlere ve acılara çok az yer verilmesi
13. Tasavvufla ilgili terimlere geniş ölçüde yer verilmesi Divan şiirinin belirleyici özelliklerindendir.
14. Dış dünyaya yönelik somut konuların İşlenmesi Divan şiirinin belirleyici özelliklerinden biri değildir. (1977)
15. Bütün şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır
16. Yapıt, değişmez kurallara göre, güçlü bir düzen içinde ve çoklukla beyit beyit işlenir.
17. Söz ve anlam sanatlarına sık sık başvurulur.
18. Biçim ve söyleyiş kaygısı oldukça ağır basar.
19. İnsandan kopuk, insanı anlatmayan soyut bir dünyası vardır. (1981)
20. Divan Edebiyatında, şairlerin büyük bir çoğunluğu, şiiri, toplumsal amaçlardan, bilimsel içeriklerden uzak, salt şiirsel değerleri ön plana alarak yazmışlar ve ortak biçimler içinde kalıplaşmış ortak kavramlar kullanmışlardır? (1987)
21. Arap ve Fars edebiyatlarından alınan, kaside, kıta, mesnevi gibi nazım biçimleri kullanılmıştır.
22. Beyit, başlı başına bir bütün sayılmış ve düşünceleri anlatan cümleler bir beyit içinde tamamlanmıştır. (1994)
23. Yabancı sözcüklerle ve kurallarla yüklü bir dil kullanılmıştır.
24. Ölçü olarak aruz kullanılmıştır.
25. Kavramlar, ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış söz*lerle anlatılmıştır.
26. Şiirler "divan" adı verilen kitaplarda toplanmıştır.
27. Konular genellikle gerçek yaşamdan alın(ma)mıştır, (soyut konular işlenmiştir.) (1997)
28. Divan şiirinde parça güzelliğine değil, bütün gü*zelliğine önem verilir. (Doğrusu tam tersidir.) (1998)
29. Divan şiirinin İran edebiyatından aktarılmış, şaire özgürlük tanımayan ---- bir estetiği vardır. Sevgilinin boyundan posundan başlayarak saçları, kaşları, gözleri, kirpikleri, ağzı, dişleri, dudakları, yanakları ---- mazmun adı verilen, hazır benzetmelerle anlatılır, övülür. (2009)


İşlenen Ortak Konular:

1. Aşk acısından duyulan mutluluk
2. Sevgiliye duyulan özlem
3. Aşk ıstırabının insanı olgunlaştıracağı inancı
4. Sevgilinin cefasının sürüp gitmesi için Tanrı’ya yakarış
5. Aşk derdine derman bulunamayışı (1981)

Nazire: Bir şairin, başka bir şairin şiirini konu ve biçim yönünden örnek alarak aynı ölçü aynı uyak ve aynı redifle yazdığı benzer şiire Nazire denir. (1997)

Divan Edebiyatı Halk edebiyatı Karşılaştırmaları:

(Divan Edebiyatı Halk edebiyatıyla


1. yaşamdan kopukluk - yaşamsallık
2. somutluk - soyutluk
3. gerçeğe uygunluk - düşçülük
4. öznellik - nesnellik
5. yerlilik – yabancılık (bakımlarından karşılaştırılır.) (1982)

Sanatın, yalnızca bir süs varlığı olarak ele alındığı Divan yazınında aşırı bir yabancılaşma görülür. Sanatın, yaşamın bir parçası olarak kabul edildiği halk şiirinde ise bütün örnekler, kuşlar, sevgililer, güzeller yerlidir. Anadoludur. Çünkü Halk ozanı, duyduğu değil gördüğü, tanıdığı kuşu işler şiirinde, bu şiirlerde Divan şiirindeki doğadışı varlıkları göremeyiz. Sözgelimi, halk şiirinde, atmaca tavuğu yer, pilici kapıp uçar. Divan şiirinde güzelin gözleri olan doğan, sevenin gönlünü avlar.” (1982)


Divan edebiyatı ile Tanzimat edebiyatının karşılaştırılması:

1. Divan şiirindeki ‘parça güzelliği anlayışı yerine, Tanzimat şairleri konu birliğine ve ‘bütün güzelliğine önem vermişlerdir.
2. Divan edebiyatında sanatçılar, seçkin kişiler için eser vermiş, Tanzimatçılar ise halk için yazmayı amaçlamışlardır.
3. Divan edebiyatında aruz ölçüsü kullanılmış, Tanzimat edebiyatında ise aruzun yanında az da olsa hece ölçüsüne yer verilmiştir.
4. Divan nesrinde söz hünerleri gösterme, Tanzimat nesrinde ise birtakım düşünceleri halka yayma amaçlanmıştır.
5. Tanzimat nazmında, Divan edebiyatı nazım biçimleri tümüyle bırakıl(mamış) Fransız şiirinde görülen nazım biçimleri benimsen(me)miştir. (Bu özellik Servet-i Fünun şiiri özelliğidir.)(1989)

Divan edebiyatı ile Servet-i Fünun edebiyatının ortak bir özelliğini belirten yargı: “Dil, yabancı sözcükler ve yabancı dil kurallarıyla yüklüdür.”dir.


Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Türleri:

Divan edebiyatı ürünlerinin adları: müstezat-mersiye-gazel-naat-münacaat (1986)

Beyitlerle Kurulu Nazım Şekilleri:

Gazel: Divan şiiri, özellikle gazellerde, bir bakıma en az yarar güden şiirdir. Divan şairi, gazellerde salt söz ustalığına önem verir, bu ustalığı ile duygulandırır okuyucusunu. (1976) Divan edebiyatındaki “gazelin konu bakımından Halk edebiyatındaki benzeri Koşma dır. (1992)

Gazel ve koşmanın karşılaştırılması:

1. Gazel, Divan edebiyatına, koşma, Halk edebiyatına özgü nazım biçimidir.
2. Gazelde nazım birimi beyit, koşmada dört1üktür.
3. Gazel, aruzun istenilen her kalıbıyla yazıldığı halde koşma, genellikle hoca ölçüsünün 11 ‘li kalıbıyla yazılır.
4. Gazellerin konusu sevgilinin güzelliği, aşk ve şarap: koşmalarınki ise genellikle aşk, sevgi ve doğa güzellikleridir.
5. Gazel, 10–20 beyitten (doğrusu -1 beyit), koşma 7–12 dörtlükten (doğrusu 3–9 dörtlük) oluşur

Örnek–1:

Bende Mecnûn’dan füzun âşıklık isti’dadı var

Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var

Kıl tefâhur kim senin hem var benim tek âşıkın

Leyli’nin Mecnûn’u Şîrîn’in eger Ferhâd’ı var (Fuzuli) (2010)

Örnek–2:

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı (Fuzuli)(1974)

Örnek–3:

“Aşk derdiyle hoşem el Çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.”(Fuzuli) (1981)

Örnek–4:

“Beni ağlan beni kim, üstüme gelmez ölicek

Bir avuç toprak atar bad-ı sabadan gayrı”(Fuzuli) (1981)

Örnek–5:

Leblerin mecruh olur dendân-ı sîn-i buseden

Lâlin öptürmek bu haletle muhal olmuş sana (Nedim)(2008)

Örnek–6:

Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir

Aman dünyayı yaktın âteş-i sûzan mısın kâfir (Nedim) (2008)

Örnek–7:

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı (Fuzuli) (2010)

Örnek–8:

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz (Nabi) (2010)

Kaside: Kasidelerde şiire yararın karıştığı daha belirgindir. (1976)

Kasidenin Bölümleri:

Tam bir kaside çeşitli bölümlerden oluşur.

Nesip: doğa güzelliklerinden söz eden nesib ya da teşbib bölümüdür

Girizgah: asıl konuya girişi sağlamak için yazılan girizgâh bölümüdür

Methiye: kasidenin sunulduğu kişinin özelliklerinin abartılı bir övgüyle anlatıldığı methiye bölümüdür

Fahriye: şairin kendisini övdüğü dizelerden oluşan fahriye bölümüdür

(Taç Beyit): şairin adının da geçtiği tegazzül bölümü (değildir. Taç Beyittir) (2007)

Mesnevi:

Özellikleri:


1. Uyak düzeni aa ba ca... biçimindedir.
2. Daha çok, aruz vezninin kısa kalıplarıyla yazılır.
3. Arap ve Türk edebiyatına İranlılardan geçmiştir.
4. Öyküleme gerektiren konular, bu türde işlenmiştir
5. Beyit sayısı, konunun işlenişine göre belirlen(mez. Beyit sayısı sınırsızdır.) (1996)
6. Mesnevilerde Divan şairi halk hikayecisi ile birleşir (1976)

Divan Edebiyatı’nda modern öykü ve romanın yerini tutan en önemli tür mesnevidir. (Şeyh Galip)’in

Hüsn ü Aşk, Süleyman Çelebi’nin Mevlid adlı yapıtları bu türün tanınmış örnekleridir. (2007)

“Roman, edebiyatımıza yeni bir tür olarak Tanzimat döneminde girmiştir. Tanzimat’tan önce (---) Divan ve Halk edebiyatında hikayelerin, hikaye ve roman tekniği ile bir ilgisi yoktur. Özellikle Divan edebiyatında düzyazı ile ya da manzum olarak yazılan hikayeler belli konuların dışına çıkmaz. (1985)

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Kabus-name 15. yüzyılda “mesnevi’ biçiminde yazılmış bir yergidir. (1994)

Hüsn ü Aşk (Şeyh Galip’in ünlü mesnevisidir.) (1998)

Bentlerle Kurulan Nazım Şekilleri

Şarkı:

Örnek:

Kalbim yine üzgün seni andım da derinden,

Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!

Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,

Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden! (2007)

Tek Bentten Oluşan nazım Şekilleri:

Rubai: Bize iran edebiyatından geçmiştir. Dört dizeden oluşur. Aruz ölçüsünün kendine özgü kalıplarıyla yazılır. Az sözle önemli bir şey söylenerek sağla*nan anlam yoğunluğu, başta gelen özelliğidir. Ge*nellikle felsefeyle ilgili düşünsel temalar işlenir. (1998)

Örnek–1:

Bir merhaleden güneşle derya görünür

Bir merhaleden her iki dünya görünür

Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer

Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür (1974)

Örnek–2:


Çepçevre bahar içinde bir yer gördük
Ferhad ile Şirin’i beraber gördük.
Baktık geceden fecre kadar ellerde
Yıldızlara yükselen kadehler gördük (1992)

Divan Nesri:

Özellikleri:


1. Dilin, yabancı kelime ve tamlamalarla yüklü olması
2. Söz ve ses sanatlarına önem verilmesi
3. Kullanılan cümlelerin çok uzun olması
4. Noktalama işaretlerine yer verilmemesi
5. Söyleyiş güzelliğinden çok düşünceye önem verilmesi özelliği ise Divan nesrinde yoktur(1974)

Seci:

“İlahi, kabul senden ret senden şifa senden, derman senden... İlahi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle,” Bu parçadaki altı çizili sözcükler Seciye örnektir. (1989)

Sanatkârane nesir: Seci (bulunur.) (2009)

Nesir Türleri:

17. yüz yılda Evliya Cebebi'nin Keşfü'z Zünun'u, düzyazı türümüzün öyküye kaynaklık eden ilk ürünleri ola*rak alınabilir. Klasik Osmanlı düzyazısının ürünle*rinden olan gazavatnameler ile menakıpnameler de yine bu türün kaynaktan arasında sayılabilir. (1998)

Tezkire:Biyografi türüyle benzerlik gösteren eserlere Divan Edebiyatında Tezkire denir. (1991)

Gezi Yazısı:Türk edebiyatında gezi türünde birçok yapıt vardır. XVI. yüzyılda Doğu Türkçesiyle yazılmış Bâbürnâme ve yine aynı yüzyılda büyük Türk denizcisi Seydi Ali Reis’in Miratü’l-Memâlik’i gezi türünde yazılmış ilk yapıtlardandır.

Nazım Türleri:Konularına göre adlandırılan şiirler (1978)

Mektup: Şikâyetname edebiyatımızda ünlü bir mektuptur. (1991)

Mersiye(1978):Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acı*yı anlatmak, onun erdemlerini, iyi yönlerini dile getir*mek amacıyla yazılan şiirlere verilen addır. Ölen bir kişi için yazılan bu tür şiirlere divan edebiyatında mersiye —, halk edebiyatındaysa ağıt — denmiştir. (2006)

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Tevhit (1978):

Hicviye:Divan edebiyatında "hicviye" denilen alaylı yergi şiirinin Halk edebiyatındaki karşılığı Taşlama dır. (1997)

Divan Edebiyatı Temsilcileri:

15. yy.

(Sinan Paşa):Süslü nesrin en güzel örneklerinden biri olan Tazarrunâme’nin yazarıdır. (Kâtip Çelebi) (2008)

Mercimek Ahmet:Kabus-name 15. yüzyılda “mesnevi’ biçiminde yazılmış bir yergidir. (1994)

15.yüzyılda Mercimek Ahmet'in Farsçadan çevirdiği Kabusname düzyazı türümüzün öyküye kaynaklık eden ilk ürünleri(nden) ola*rak alınabilir. (1998)

Kadı Burhaneddin:Yapıtlarında aşk ve kahramanlık temalarının yanında tasavvufa da yer vermiştir. (Kadı Burhaneddin) (2007)

16. yy.

Fuzuli:

Nedim’le Fuzuli karşılaştırması:

1. Nedim, şiirine günlük hayatı yansıtmış; Fuzuli ise bundan kaçınmıştır.
2. İkisi de kasideden çok gazelde başarılı olmuştur.
3. Fuzuli tasavvuftan esinlenmiş, Nedim tasavvufla hiç ilgilenmemiştir.
4. İkisinin de dili, çağdaşlarına göre daha sadedir.
5. İkisinin de “Divan”Iarından başka, “Mesnevi”leri de vardır. (Nedim’in mesnevisi yoktur.) (1984)

Eserleri:

Leyla İle Mecnun Mesnevisi:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Şikayetname:

Şikâyetname edebiyatımızda ünlü bir mektuptur. (1991)

Gazellerinden–1:

Bende Mecnûn’dan füzun âşıklık isti’dadı var

Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var

Kıl tefâhur kim senin hem var benim tek âşıkın

Leyli’nin Mecnûn’u Şîrîn’in eger Ferhâd’ı var (Fuzuli) (2010)

Gazellerinden–2:

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı (Fuzuli)(1974)

Gazellerinden–3:

“Aşk derdiyle hoşem el Çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.”(Fuzuli) (1981)

Gazellerinden–4:

“Beni ağlan beni kim, üstüme gelmez ölicek

Bir avuç toprak atar bad-ı sabadan gayrı”(Fuzuli) (1981)

Gazellerinden–5:

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı (Fuzuli) (2010)

Baki:Baki, gelmiş geçmiş Divan şairlerimizin çoğundan daha az eser vermiş, bir küçük divan bırakmıştır. Buna karşın Divan edebiyatımızın en büyük şairlerinden biri olarak bilinir. Bu başarının belli başlı nedenini, onun... kendine özgü üslubunda aramalıyız. Bakinin tek dizesi bile, yazarını hemen belirler. (1988)

Eserleri:

(Kanuni Sultan Süleyman) Mersiyesi:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Baki kalan bu kubbede bir hoş şada imiş (1997)

Yahya Bey:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği:Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

Atai:

Fuzuli’nin Mesnevi’si ile Baki’nin Mersiyesi’nin ortak özelliği: Uzun zaman, eşdeğerde benzerlerinin yazılmamış olmasıdır. “Fuzuli, Leyla ve Mecnun’u ile bütün edebiyatımız boyunca tek başına kalmış bir eserin sahibidir. Baki’nin Mersiye’si gibi, onun Mesnevi’si de uzun zamanı kapatan eserlerdendir. Çağdaşı Yahya Bey gibi, Atai gibi bu yola heves edenler az çok bölgesel konuları ele almışlar ya da çeviriye özenmişlerdir.” (1985)

(Babürşah):Türk edebiyatında gezi türünde birçok yapıt vardır. XVI. yüzyılda Doğu Türkçesiyle yazılmış Bâbürnâme ve yine aynı yüzyılda büyük Türk denizcisi Seydi Ali Reis’in Miratü’l-Memâlik’i gezi türünde yazılmış ilk yapıtlardandır.

Seydi Ali Reis:Türk edebiyatında gezi türünde birçok yapıt vardır. XVI. yüzyılda Doğu Türkçesiyle yazılmış Bâbürnâme ve yine aynı yüzyılda büyük Türk denizcisi Seydi Ali Reis’in Miratü’l-Memâlik’i gezi türünde yazılmış ilk yapıtlardandır.

17. yy.

Nefî:Hicivleriyle ünlüdür. (Nefî) (2008)

Nabi:Hayriyye ve Hayrâbâd adlı ünlü mesnevilerin şairidir. (Nâbî) (2008) Ahlakla ilgili öğütler veren, türlü hayat görüşlerini yansıtan, özdeyiş niteliğindeki sözlerin ağır bastığı gazellere hikemî gazel denir. Bu tarzdaki gazelleriyle ---- Nâbî ün salmıştır. (2010)

Eserleri:

Hayriye:17. yy şairlerinden Nabi’nin mesnevi biçiminde yazdığı öğüt veren, sosyal, didaktik bir yapıttır. (1995)

Gazellerinden–1:

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz (Nabi) (2010)

Katip Çelebi:Keşfü’z-Zünûn adında bir ansiklopedi kaleme almış, bu yapıtta yaklaşık 10 bin yazar ve 15 bin eser tanıtmıştır. (Sinan Paşa) (2008)

Eserleri:

Cihannüma:Cihannüma adlı eserin sahibi Kâtip Çelebi, batılı anlamda bilime değer veren ilk düşünürlerimizdendir. (1995)

Keşfü'z Zünun:(Katip Çelebi’nin) Keşfü’z Zünun'u, düzyazı türümüzün öyküye kaynaklık eden ilk ürünleri(nden) ola*rak alınabilir. (1998)

18. yy.

(Şeyh GalipHüsn ü Aşk (Şeyh Galip’in ünlü mesnevisidir.) (1998) Ünlenmesini Hüsn ü Aşk adlı mesnevisi sağlamıştır. (Şeyh Gâlip) (2008)

Nedim:

Kasidelerinde kullandığı ağır dil, gazellerinde, özellikle şarkılarında oldukça sadeleşir. Farsça ve Arapça şiirleri de olmakla birlikte şiirlerinin çoğu Türkçedir. Kasidelerinden çok, yeni buluşlarla süslediği şarkı ve gazelleriyle ünlüdür.. Gazellerine, “Malumdur benim sühanım mahlas istemez.” Diye haklı olarak övünecek derecede kişiliğinin damgasını vurmuştur. (1992)

Nedim’le Fuzuli karşılaştırması:

1. Nedim, şiirine günlük hayatı yansıtmış; Fuzuli ise bundan kaçınmıştır.
2. İkisi de kasideden çok gazelde başarılı olmuştur.
3. Fuzuli tasavvuftan esinlenmiş, Nedim tasavvufla hiç ilgilenmemiştir.
4. İkisinin de dili, çağdaşlarına göre daha sadedir.
5. İkisinin de “Divan”Iarından başka, “Mesnevi”leri de vardır. (Nedim’in mesnevisi yoktur.) (1984)

Gazellerinden–1:

Leblerin mecruh olur dendân-ı sîn-i buseden

Lâlin öptürmek bu haletle muhal olmuş sana (2008)

Gazellerinden–1:

Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir

Aman dünyayı yaktın âteş-i sûzan mısın kâfir (Nedim) (2008)


Sanma şâhım,herkesi sen sadıkâne yâr olur.
Herkesi sen,dost mu sandın,belki ol ağyâr olur.

Alıntı:
ANONİM HALK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ
Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır.


§Özellikleri şunlardır:
§Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
§Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
§Şiirlerde hece ölçüsünün 7'li, 8'li, 11'li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
§Somut ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır.
§Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
§En çok yarım kafiye kullanılmıştır. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
§Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez.
§Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
§Sözlü geleneğe dayanır.
§Anonim halk edebiyatı ürünleridir; mani, ninni, türkü, destan, tekerleme, bilmece, masal v.b.
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


AŞIK TARZI HALK EDEBİYATI ÖZELLİKLERİ
1)Aşık veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur.
2) Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini "cönk" dedikleri defterlerde toplamışlardır.
3) Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmışlardır.
4) Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.
5) Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı şairler tarafından Divan Edebiyatı'nın etkisinde kalmasıyla eski arılığını kaybetmiştir.
6) Nazım birimi dörtlüktür.
7) Koşma, semai, destan, varsağı gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
8) Hece ölçüsünün 7'li, 8'li ve 11'li kalıplarına ağırlık verilmiştir.
9) Aşk, tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik, toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili eleştiriler konu olarak işlenmiştir.
10) Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.
11) Göz kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına gerek yoktur. Buna göre p/b , ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle de kafiye yapılmıştır.
12) Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır.
13) Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir.
14) Bazı ürünlerde yöresel özellikler görülür.
15) Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe doğduğu gibi söylenir.
16) Divan Edebiyatı'nda görülün kalıplaşmış benzetmeler (mazmun) Halk Edebiyatı'nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler kullanılmıştır.
17) Divan Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir edebiyattır. Halk Edebiyatı'nda ise şair gördüğünü, yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı'nda sevgilinin tipi çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı'nda ise sevgilinin adı (Elif, Ayşe...) vardır.
18) Şiirler, işlenen konulara göre "koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt" gibi adlar alır.
19) Aşık Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana çıktığı bir edebiyattır.

Alıntı:
DİNÎ - TASAVVUFÎ TÜRK ŞÎİRİ
XI. yüzyıldan itibaren Türkler kitleler hâlinde İslâmiyet'e girmeye başladı. Kısa sürede Türk kavim ve boylarının büyük bir kısmı bu dini benimsedi. Yine bu yüzyıldan itibaren Anadolu'ya yerleşen Türklerin İslâmiyet'i tanımasında, Horasan'dan gelen ve tasavvuf düşüncesini benimseyen, dervişlerin, alperenlerin önemli rolü oldu. Anadolu'da çok canlı olan bu dinî hayat, İslamî (dinî) bir edebiyatı da beraberinde getirdi. İslâm dinini ve tasavvuf düşüncesini halka anlatmak için çok sade ve temiz bir Türkçe ile şiirler, ilâhîler söyleyen Yunus Emre'yi başkaları takip etti. Böylece daha çok halk kitlelerine hitap eden bir Dinî-Tasavvufî Türk şiir geleneği doğdu.


Dinî-tasavvufî halk şiirimizin nazım biçimleri; Orta Asya'dan Anadolu'ya geçince daha çok zenginlik kazanmış, her dinî duygunun, her coşkulu düşüncenin ayrı bir ifade biçimi ortaya çıkmıştır.
Bu edebiyat türü ile tasavvufî düşünceleri çeşitli yönlerden ele alan birçok tarikatın kurulmasına yol açılmış, bu düşüncelerle Anadolu'da serbest görüşlü ilâhi bir aşk felsefesi tarzı meydana gelmiştir. Böylece Arap ve İran edebiyatlarında görülmeyen millî ve orijinal bir sanat çeşidi yaratılmıştır.
Kişisel bir edebiyat olan Dinî-Tasavvufî Halk Edebiyatı da dediğiniz Tekke Edebiyatında âşıklarının ana amacı tarikat düşüncesini yaymak, din büyüklerine ve Allah'a övgülerde bulunmaktır.
Bu nedenle halk şairlerinin çoğu tekke ve çeşitli tarikat yuvalarında yetişmişler, inanç ve düşüncelerini yansıtan, Allah'ın birliğini öven, insanlara birlik, beraberlik, kardeşlik ve sevgi aşılayan şiirler söylemişlerdir.
XIII. yüzyılda Moğol istilasını da gören Anadolu halkı türlü baskılar, yoksulluklar altında ezildikçe direnme gücü de olmadığı için tasavvufun sağladığı dünya görüşünü çabuk benimsemiştir. Halk, huzuru Horasan Erenleri de denilen Yesevî tarikatına mensup bilge ve âşık kişilerde bulmuştur.
Anadolu'da Ahmet Yesevî ve Hâkim Süleyman Ata'nın izinden gidip Tekke Edebiyatı'nın temellerini Hacı Bektaş-i Velî, Ahmed-i Fakih, Şeyyâd Hamza, Yunus Emre, Sultan Veled, Âşık Paşa, Gülşehrî, Kaygusuz Abdal, Said Emre gibi sofi halk şairleri atmışlardır.


Dinî-Tasavvufî halk şiirinin diğer önemli isimleri arasında ise; Ümmî Sinan, Aziz Mahmud Hüdâî, Niyâzî-i Mısrî, Fakir Edna, Kul Budala, Geda Muslu, Dedemoğlu, Kul Hasan, Derviş Mehmed, Kul Nesimi, Pir Sultan Abdal, Kul Şükrü, Derun Abdal, Kuddusî, Turabî, Aynî Baba, Âşıkî ve Esirî yisayabiliriz.
Edebiyat tarihçilerine göre Anadolu Türkçesinde Tekke Edebiyatı XIII. yüzyılda Yunus Emre ile başlar. Ahmet Yesevî’de öğüt ağırlıklı kuru bir söyleyiş görülürken Yunus Emre'de Anadolu insanını saran coşkulu bir söyleyiş hâkimdir.


Bu dönemde Yunus Emre güzel Türkçesi ile tasavvufî duyguları dile getirmiş, o büyük korkudan içe dönmek, Allah’a yönelmekle kurtulmanın mümkün olduğunu işaret etmiş, tek büyük varlığın yalnız Allah olduğu düşüncesini işlemiştir. Halk, bu düşünceye kapılıp Tasavvuf etkisiyle Allah’ta kendini görüp, kendinde Allah’ı bulunca gözünde bütün dünya olayları değersiz, önemsiz ve küçük kalmıştır.
Bilindiği gibi Türkler, İslâmiyet’i kabul etmeden önce göçebe yaşayışları gereği değişik itikat sistemlerini benimsemişler ve yüzyıllar boyu Bozkır kültürü de denilen bir kültür hayatı yaşamışlardır.
Dinî-tasavvufî halk şiiri işlediği konular ile halk dilini, duygu, düşünce ve inançlarını esas alarak halkın bütünü ile iç içe bulunmakta ve toplumun her kesimine hitap etmeleri nedeniyle de birleştirici bir rol üstlenmektedir.
Dinî-tasavvufî halk şiirinin kaynağı İslâm dini ve tasavvuftur. Tekke şiirinin temsilcisi sayılan âşıklar kendilerini din dışı konularda şiir söyleyen âşıklardan ayrı görmüşler ve kendilerine Kul, Abdal gibi daha çok dinî kavramları hatırlatan, alçak gönüllülük ifade eden mahlaslar almışlardır.



Dinî-tasavvufî halk şiiri divan edebiyatı ve halk edebiyatını bir birine yaklaştıran konumu ve her iki disiplinin şairleri tarafından ortak olarak işlendiği için bir köprü konumunda görülür.

Bu nedenle duygu ve düşünce açısından Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş-ı Velî. Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Velî. Süleyman Çelebi, Kaygusuz Abdal, Niyâzî-i Mısri gibi şairlerin şiirlerinde büyük ölçüde duygu ve konu birliği vardır.


Tekke şiiri de dediğimiz dinî-tasavvufî halk şiirinin edebiyat tarihimizdeki yeri dil ve edebiyatımız açısından çok önemlidir.
Tekke şiiri saz şiirine oranla daha fazla felsefî, divan şiirine oranla daha fazla millîdir. Her ikisine oranla da daha doğaldır.
Dinî-tasavvufî halk şairi ölçü, uyak, anlatım biçimi, dil ve söyleyiş özellikleri bakımından İslâmiyet öncesi Türk edebiyatının da etkisi altında kalıp, duygu ve düşüncelerini İslâmiyet’in ışığı altında tasavvufun düşünce zenginliği ile birleştirmiştir.
Dinî-tasavvufî halk şiirinin en önemli simalarından olan Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Ahmed-i Şarban, Ümmî Sinan, Niyâzî-i Mısri, Kuddusi gibi pek çok tekke şairi aynı zamanda aruz ölçüsüne de bir divan şairi kadar hâkimdirler.
Fakat hitap ettikleri kitle halk kitlesi olduğu için onların anlayacağı ve daha yakından bildikleri hece ölçüsünü tercih etmişlerdir.
Yine, dinî-tasavvufî şiirlerde halk ve divan şiirinin üslûp, ahenk ve ifade biçimleri ortak olarak alınıp yer yer uygulanmıştır. Bu ortaklık dinî-tasavvufî şiirlerin ayrı bir özellik kazanmalarına engel teşkil etmemiş, ilâhi bir eda taşımalarını engellememiştir.
Halk tarafından olağanüstü derecede benimsenip sevilen dinî-tasavvufî şiirlere "Allah kelâmı" gözü ile bakılmıştır.
Bu düşünce ile doğup gelişen dinî-tasavvufî görüşlere bağlı nazım biçimleri ilâhi, nefes, deme, hikmet, nutuk, bezm-i cem, devriye, şathiye vb'dir.
Tasavvufta iki önemli unsur bulunmaktadır. Bunların biri dinî, diğeri ise düşünceye dayalı olup felsefîdir.
Tekke edebiyatı nazım biçimlerinden hikmet ve ilâhi dinî unsurların ön planda olduğu biçimlerdir. Diğerleri ise daha serbest olup Bektaşilik, Melamilik gibi tarikatların ürünüdür.
Biçimi ve adı ne olursa olsun dinî-tasavvufî halk şiiri özellikle ilk zamanlarda tıpkı saz şiiri gibi beste ile birlikte doğmuş, sonradan yazılanların çoğu da bestelenmiştir.
Bu şiir tarzı besteden asla uzaklaşmayarak hem sözüyle, hem sesiyle kutsal bir hava içinde varlığını korumuştur.

2. Tevfik Fikret'in yaşadığı dönemin, siyasi, sosyal ve kültürel özellikleri hakkında bilgi edininiz.

TEVFİK FİKRET (1861— 1915)
  • Servet-i Fünun edebiyatının en önemli şairidir.
  • —Önceleri sanat için sanat, sonraları toplum için sanat anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.
  • Servet-i Fünun topluluğunun dağılmasından sonra yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu şiirlerinin ana teması "hürriyet" ve "medeniyet"tir.1901'den sonraysa yöneldiği toplumsalcı nitelikteki şiirlerini topladı.
  • Toplumsal ve siyasal ortamı Han-ı Yağma, 95’e Doğru, Balıkçılar, Haluk’un Bayramı, Tarih-i Kadim, Promete, Sis gibi şiirleriyle eleştirmiştir.
  • SİS şiirinde İstanbul'a nefretini dile getirmiştir.
  • Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.
  • Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.
  • Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir
  • Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.
  • Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikayeler yazmıştır.
  • Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir.
  • “Yağmur” şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçmiş ve kullanmıştır.
  • Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.

ESERLERİ
Rübab-ı Şikeste (1900-1984)
Haluk'un Defteri (1911-1984)
Rübabın Cevabı (1911-1945)
Şermin (1914-1983)
Tarih-i Kadim (1905)
Son Şiirler (1952. Yay. Haz. Cevdet Kudret)


Alp Er Tunga Sagusu, anonim bir eser olan Ziya Ağıdı ve Recaîzâde Mahmud Ekrem'e ait Ah Nijad adlı metinleri sınıfa getiriniz. Kitabınızın 12 ve 13. sayfasındaki Şehzade Mustafa Mersiyesi'yle bu metinleri aşağıdaki ölçütleri kullanarak değerlendiriniz.
4. Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında esas alınan ölçütler hakkında araştırma yapınız. Bu ölçütleri göz önünde bulundurarak "Türk Edebiyatının Dönemleri" adlı bir şema hazırlayınız.

SAYFA 21





2. a) İslamiyet Öncesi, İslami Dönem ve Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Dönemlerine ait
üç metin okudunuz. Orhun Abideleri, Gazel ve Promete isimli bu metinleri içerik ve yapı yönünden değerlendiriniz.
Farklılıkları aşağıdaki tabloya yazınız.





[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]





b) Bu metinler arasındaki farklılıkların sebepleri nelerdir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.


Çünkü bu metinler farklı dönemlerde oluşmuştur. Bu farklı dönemlerin kendine özgü zihniyeti vardır. Sanat anlayışı, estetik anlayışı farklıdır.


3. a) Tevfik Fikret’in yaşadığı dönemin siyasi, sosyal ve kültürel özellikleri hakkında edindiğiniz
bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
Tevfik Fiktet Servet-i Fünun edebiyatçılarındandır. Meşrutiyet döneminde yaşamıştır. Dönem, 2. Abdülhamit’in istibdat dönemidir. Dönemin bu özelliği sebebiyle edebiyatçılar
içe dönük davranmış, kişisel konuları, içliliği, aşkı, karamsarlığı, hayal kırıklığını, tabiat
güzelliklerini, melânkoliyi ve üzüntüyü işlemişler; toplumsal sorunlara değinmemişlerdir.


b) Bakî’nin gazeline hâkim olan “kadere teslimiyet” inancıyla bilgi birikiminizden hareketle Fikret’in
şiirindeki “insan aklının yüceltilmesi” anlayışının hangi nedenlerden kaynaklandığını sözlü olarak
ifade ediniz. Bunların, ait oldukları dönemlerdeki toplumsal ve kültürel olaylarla ilişkisini açıklayınız.
İki şairinde yaşadığı dönemler farklıdır. Dönemin zihniyetinin etkisiyle farklı anlayışlara yönelmişlerdir. Kişi toplumun bir parçasıdır. Toplumun genel kültürel eğilimi ne olursa bireyler de o yönde kültürlerini kazanır ve geliştirirler. Bu yüzden sanatçıların yaşadıkları dönemde toplumsal ve kültürel olayların etkisi sanatçıların sanat anlayışlarına ve dünya görüşlerine yansır.


c) Tevfik Fikret’in şiirinden hareketle, her olayın ve nesnenin bir tarihi olduğu gibi edebî metinlerin
de edebî ilişkilerin de bir tarihi olduğu söylenebilir mi? Tartışınız. Ulaştığınız sonucu sözlü olarak ifade ediniz.


……………


4. Divan edebiyatı, halk edebiyatı ve tekke edebiyatı hakkında yaptığınız araştırmalara
yönelik sunumlarınızı arkadaşlarınıza aktarınız. Sunumlar tamamlandıktan sonra, Türk edebiyatının dönemlere
ayrılmasının ve bu dönemlerin farklı isimlerle anılmasının nedenlerini söyleyiniz.


Alıntı:
Edebiyat Tarihi , Edebiyat Tarihinin kapsamı , edebi metin ve tarihi metin karşılaştırması, Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki ölçütler

Edebiyat Tarihi
— Edebiyat tarihi, bir ulusun yüzyıllarca meydana getirdiği edebî eserleri inceleyerek geçirdiği dönemleri kronolojik bir sıra içinde inceleyen bilim dalıdır.
—— Bir başka deyişle edebiyat tarihi bir toplumun edebiyatının işlediği yolu ve geçirdiği dönemleri anlatan, edebiyat hayatını bütün olarak değerlendiren bir bilim dalıdır.—
—Edebiyat tarihi, edebî eserlerle o eserleri yaratanları sosyal çevresi ile beraber inceler. Böylece geçmiş dönemlerde yaşayan atalarımızın duygu, düşünce ve sanat anlayışları hakkında bize bilgi aktarır. —Edebiyat tarihi, medeniyet tarihinin en önemli kısmıdır. Bir milletin uzun asırlar esnasında geçirdiği fikrî ve hissî gelişmeyi belirten bütün kalem ürünlerini inceleme ile onun manevi hayatını, gerçekte olduğu gibi tasvire çalışır.

——Edebiyat, toplumun bir kurumu olmasından dolayı, kendisini meydana getiren toplumun diğer kurumlarıyla bağlı ve onlarla ahenklidir. Hakikaten, bir milletin coğrafi çevresiyle, sonra iktisadi, dinî, hukuki, ahlâkî, bedii, siyasi hayatıyla edebiyatı arasındaki bağlantılar çok açıktır.
Edebiyat Tarihinin kapsamı
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]




Edebi metin ve Tarihi metin karşılaştırması

[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


—Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki ölçütler
— Edebiyatımız, hiçbir yazılı belge bulamadığımız çok eski dönemlerde başlamış ve birbirinden farklı kollar halinde gelişmek suretiyle günümüze kadar süregelmiştir.

— Başlangıcından günümüze kadar aynı milli ruhun, edebiyatımızın bütün dönemlerinde hiç değişmeyen ve amacı belirleyen bir çizgi olarak varlığını hissettirdiğini görüyoruz. Ancak bu milli çizgiye onu zenginleştiren birbirinden farklı motiflerin de eklendiğini söylemeliyiz. Edebiyatımızın hangi medeniyetin veya hangi edebiyatların tesirine girdiğini, hangi amaçlara hizmet ettiğini ve toplumdaki hangi sosyal sınıflar tarafından temsil edildiğini bu farklılıklara bakarak anlıyoruz.
—Türk Edebiyatının dönemlere ayrılmasında;
—-Dil anlayışı
—-Dini hayat
—-Kültürel farklılaşma
—-Sanat anlayışı
—-Coğrafya değişimi
—-Lehçe ve şive ayrılıkları
etkili olmuştur.

Divan edebiyatı, halk edebiyatı ve tekke edebiyatı hakkında ki sunumlarımız özel olarak yüklenmiştir.


5. Okuduğunuz metinlerden ve yaptığınız araştırmalardan hareketle farklı uygarlıkların ve tarihî dönemlerin
Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini karşılaştırınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.




Toplumlar yaşadıkları coğrafyalara göre , dini inançlarına göre, kültürel seviyelerine ve gelecek düşüncelerine göre farklı toplum ve uygarlıklardan etkilenirler. Türkler İslam öncesiinde kendi kültürel kimliklerini büyük oranda korumuşlardır. İslamın kabulü ile islam uygarlıklarının etkisi altında kalmışlardır. Örneğin Türk Edebiyatının ikinci büyük döneminin ismi dahi şöyledir: İslamiyet etkisinde gelişen Türk edebiyatı . bu edebiyatta Arap ve Fars kültürü etkili olmuştur. Sonraları Avrupa uygarlığına yönelen toplumumuz bu uygarlığın etkisiyle farklı edebiyat ürünlerini bizim edebiyatımıza kazandırmıştır ve bu yönde ürünler ortaya koymuştur.



21. SAYFA ANLAMA YORUMLAMA

1. Günümüzdeki şehir hayatı edebî eserlere nasıl yansımaktadır? Örnekler vererek açıklayınız.
Şehir hayatı edebi eserlere birkaç yönden yansır. Örneğin şehir hayatına ait kavramlar yer alır . sokak cadde avm isiimleri gibi. Bununla birlikte şehir insanlar arasındaki iletişim en üst düzeye çıkarır. Eserlerde bu özelliği de görmekteyiz..


2. Metinlerden hareketle bir dönemi oluşturan zihniyetin edebî eserlerde etkisini göstermesinin
nedenlerini tartışınız. Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Sanatçı toplumun bir parçasıdır. Toplumun da döneme ait bir zihniyeti vardır. Sanatçı toplum zihniyetinden etkilenir ve edebi eserine istese de istemese de yansıtır. Çünkü edebi eser özneldir. Bu yüzden zihniyetin esere yansıması çok doğaldır.


3. Türk toplumu tarih içerisinde farklı kültürel değişimler yaşamıştır. Yaşanan bu değişimlerin
edebiyatımıza ve edebiyatımızın devirlere ayrılmasına etkilerini tartışınız. Ulaştığınız sonucu kısaca ifade ediniz.
Türkler farklı çağlarda farklı toplumlardan etkilenmişlerdir. Bu etki sosyal kültürel bütün alanlarda etkisini gösterir. Edebiyatımızın dönemlere ayrılmasında da etkilidir. Örneğin edebiyatımız üç ana dönemlere ayrılır. İslamiyet öncesi, İslamiyet etkisi ve batı etkisi, gördüğünüz üzre dönemlere ismin bile bu kültürel öğelerin adı verilmiştir.


4. Araştırma konularınızdan ve okuduğunuz metinlerden hareketle yaşama tarzı, edebiyat ve sanat
arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

İnsanlar nasıl yaşarsa o şekilde sanat ortaya koyarlar edebiyat da bir sanat dalıdır dolayısıyla yaşama tarzının bir yansımasıdır diyebiliriz


Sayfa 24


1. “Türk edebiyatı bugüne gelene kadar bilebildiğiniz üç medeniyet devresi geçirmiştir. Her bir
uygarlığın kendine özgü şartları ve düşünce dünyası vardır. Toplumdaki değişimin kalıcı ve sürekli oluşu,
zihinlerin dönüşümüne bağlıdır. Zihniyetteki köklü değişiklik gündelik hayata yansıyınca edebiyatta
da paralel bir değişim gerçekleşir.”
Edebî dönemlerin zihniyetle ilişkisini göz önüne alarak yukarıda anlatılmak istenen düşünceyi
bir cümle ile açıklayınız.


Edebi dönemler dönemin zihniyet yapısından etkilenir.


2. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatı büyük oranda atlı-göçebe
kültürüne dayanır. ( Y)
İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatı Fars ve Arap edebiyatından
etkilenmiştir. ( D)
Farklı uygarlıkların ve tarihî dönemlerin Türk edebiyatı üzerinde etkileri olmuştur. ( D)
Toplumsal ve kültürel olaylarla edebî eserler arasında doğrudan ve dolaylı bir ilişki
vardır. (D )
Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında din tek faktördür. (Y )

3. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelime ya da kelime gruplarını
yazınız.
• Her toplumda bir yüksek zümre edebiyatı bir de ............HALK.................. edebiyatı vardır.
• Türklerin yazıyı kullanmadan önce ortaya koydukları eserlere ..........SÖZLÜ EDEBİYAT..., yazıya geçtikten
sonra ortaya koydukları eserlere de .......YAZILI EDEBİYAT..... denir.
• İslam Uygarlığı Çevresinde Gelişen Türk Edebiyatını kesin çizgilerle ayırmamakla birlikte
halk, ......DİVAN.... ve .....TEKKE......... edebiyatı olarak iki grupta değerlendirebiliriz.
• Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyata ......BATI ETKİSİNDE GELİŞEN............ Türk edebiyatı denilmektedir


Sayfa 25

I. ÜNiTE ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORULARI

1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri ve kelime gruplarını yazınız.
a. Her bilim dalının bugüne kadar gelen süreci o bilim dalının TARİHİNİ oluşturur.
b. EDEBİYAT TARİHİ edebiyatın sanat ve kültür devirlerini, sanat ve kültür geleneklerini
oluşturan tarihî, sosyal, düşünsel, estetik ve coğrafi olaylarla, bu olayların doğurduğu sanat ve edebiyat
hareketlerini inceler.
c. EDEBİ ürünler, tarihî belge niteliği de taşır.
ç. EDEBİYAT TARİHİNİN medeniyet tarihi, düşünce tarihi, kültür tarihi ile de yakından ilgisi vardır.


2. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi doğrudan edebiyat tarihinin konusu içerisine
girmez?
A) Yazarın hayatı
B) Yazarın psikolojisi
C) Psikoloji
D) Edebî eser
E) Mitoloji


3. Edebiyat tarihinin dönemlere ayrılmasında en önemli etken aşağıdakilerden hangisidir?
A) Önemli savaşlar
B) Zihniyet değişimi
C) Duyguların değişimi
D) Şairin psikolojisi
E) Edebiyatta kullanılan malzeme değişimi


4. Aşağıdaki terimlerden hangisi Destan Dönemine aittir?
A) Gazel
B) Koşma
C) Mesnevi
D) Sagu
E) Halk hikâyesi


Sayfa 26


5. Aşağıdaki terimlerden hangisi dinî dönem içinde değerlendirilemez?
A) Tanzimat edebiyatı
B) Divan edebiyatı
C) Âşık edebiyatı
D) Tekke edebiyatı
E) Halk edebiyatı


6. Aşağıdaki yargılardan hangisi Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı için söylenemez?
A) İşlenen temada aklın öne alındığı görülür.
B) Batı edebiyatından alınan konulara öncelik verilmiştir.
C) Kaside, gazel gibi şekiller tamamen kullanım dışı kalmıştır.
D) Adalet, hürriyet, eşitlik bu dönemin başlangıcında en çok işlenen konulardır.
E) Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı, düşünce tarihindeki değişim sürecinden sonra
oluşmuştur.


7. Aşağıdakilerden hangisi edebiyatın devirlere ayrılmasındaki ölçütlerden biri değildir?
A) Dildeki değişimler
B) Sosyal hayattaki değişimler
C) Kültür coğrafyasının değişimi
D) Eser sayısının çokluğu
E) Dinî hayatın değişmesi

8. Dinî dönemde Arap ve Fars uygarlığının Türk edebiyatı üzerine etkileri nelerdir?
Açıklayınız.
Arapça Farsça kelimelerin çokça kullanılmaya başlanması
arap ve iran nazım biçimlerinin kullanılmaya başlanması
Tasavvufi edebiyatının ortaya çıkışı ve yaygınlaşması
milli kültürel konuların yanı sıra dini ahlaki konularında ağırlık kazanması

9. Destan Döneminin genel özelliklerini defterinize yazınız.
  • sözlü olarak ortaya çıkmıştır. daha sonraları yazılı edebiyata geçilmiştir.
  • Din törenlerinde doğmuş, din dışı törenlerde gelişmiştir.
  • Şiir söyleyen kişilere “ozan, kam, baksı, şaman” denilir.
  • Bu dönemde “sav, sagu, koşuk, destan” nazım şekillerigörülür.
  • Şiirde “yarım uyak,hece ölçüsü,dörtlükler” kullanılmış.
  • Yalın bir dil kullanılmıştır, dil yabancı etkilerden uzaktır.
  • Kutsal sayılan “Yak” adlı öküzün senede bir kere sürek avıyla avlanması törenine “SIĞIR ŞÖLENİ” denir.
  • Kutsal sayılan hayvanların kurban edildiği törenlere “ŞÖLEN” denir.
  • Ölen bir kahramanın ardından düzenlenen yas törenlerine “YUĞ” denir.


Sayfa 28
1. ………

2. Yaptığınız araştırmadan da yararlanarak Türklerin İslamiyet öncesindeki dinî, siyasi,
ekonomik ve askerî hayatı hakkında öğrendiklerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Atlı göçebe bir kültür hakimdir
Gök Tanrı inancı vardır
Hakan tarafından yönetim vardır
Milliyetçi ve merkeziyetçi bir toplumdur
Boylar halinde yaşarlar.
Savaşçı kimlikleri vardır.
Hayvancılık çok önemlidir.
Ana yurtları orta asyadır
Vs.vs.

3. Edebî eserler, yazıldıkları dönemin özelliklerini ne derece yansıtır? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla
paylaşınız.

Sanatçı toplumun bir parçasıdır. Sanat eseri de sanatçının bir parçasıdır. Dolaylı olarak bir edebi eser dönemin zihniyetini, kültürel yapısını, inanışlarını yansıtabilir. Sanat eserinin öznellik boyutu dışında kalan kısımda edebi eser dönemin ve toplumun özelliklerini yansıtır..

4. Atasözlerinin oluşum süreci ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Milletlerin atasözlerini yaygın
olarak kullanması neyin göstergisidir?

Atasözleri sözlü ürünlerdir. Sözlü olarak ortaya çıkmış dilden dile kulaktan kulağa aktarılarak yaygınlaşmış ve daha sonraları yazılı metne aktarılmışlardır. Milletlerin atasözlerini yaygın olarak kullanması milletlerin kültürlerine olan bağlılığının göstergesidir.

5. Türklerde sözlü edebiyatın ne zaman başlamış olabileceğini belirtiniz.

Sözlü edebiyatın net olarak ne zaman başladığı bilinmemektir. Türk toplumunun ilk zamanlarına kadar dayanır.


SAYFA 31
1. a) Türeyiş Efsanesi adlı metinden yararlanarak Türklerin yaşayışı, kültürü ve inançları ile ilgili
hangi bilgilere ulaştığınızı söyleyiniz.

Boylar halinde yaşadıkları
Bazı varlıklara kutsallık atfettikleri
Şenlikler düzenledikleri
Tek tanrılı bir inanış bunulduğu
Askeri bir sistemin var olduğu
Hakanların halkı adaletli yönettiği
Vs..vs..


b) Türeyiş Destanı adlı metinden ve araştırma bölümünde hakkında bilgi topladığınız ve defterinize
özetini çıkardığınız Bozkurt Destanı’ndan hareketle destan dönemini belirleyen zihniyet ve beğeninin
özelliklerini söyleyiniz.

Alıntı:
Destan döneminin zihniyeti:
  • Destan döneminde ırka(kavmi) özgü özellikler hayata hakimdir.
  • Destan döneminin temel zihniyeti olağanüstü varlık ve figürlerin hayata hakim olmasıdır.
  • Göçebe bir yaşam sürüyorlardı.
  • Avcılık, hayvancılık önemli geçim kaynaklarıdır.
  • Pagan inanışı, Şamanizm ve GökTanrı inancı Türklerin ilk dinî inancını oluşturuyordu
  • Türkler, ehlîleştirdikleri atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır…
  • Destan döneminde şimşek, rüzgar, yankı ve yağmur gibi doğal olaylara doğa üstü nitelikler kazandırılmıştır
  • Dini törenlerin, musikinin ve hayatla mücadelenin etkilediği destan dili
    vardır.
  • Tanrı ve tanrıçaların olması vb...
  • Bozkurt Destanı İslamiyet’ten önceki dönemde ouşmuştur.”Hunlar, boy, düşmanların baskını,Bozkurt,Aşine soyu, başbuğ, Dişi Bozkurt, Altay Dağları, çadır, av hayvanları, hakan vb.” sözcük ve sözcük grupları dönemin hakim zihniyetini yansıtır.
    Devletin boylardan oluşması
    Düşmanların baskın yapması
    Bozkurt mitinin varlığı
    Bozkurt’tan türediklerine olan inanç
    Göçebe yaşam tarzı
    Başbuş ve hakanların varlığı…
    DİĞER DESTAN DÖNEMİ ZİHNİYET UNSURLARIDIR...
c) Destan döneminde Türklerin ırkî özelliklerinin yaşama tarzlarında etkili ve belirleyici olup olmadığını
sözlü olarak ifade ediniz.

Etkili olmuştur. Çünkü dönemin zihniyeti, kültürü, yaşayışı siyasi ve sosyal durumu edebi döneme yansır.

2. Destan Döneminin gerçekliği ve kahramanlarının özelliklerini aşağıdaki tabloda ilgili yerlere
yazınız.

Destanlarda gerçeklik

Destan kahramanlarının özellikleri

Destanlar toplumların yaşadığı gerçek olayları veya durumları anlatır. Ancak bu olay ve durumlar gerçeklik dışına çıkılarak anlatılabilir

Kahramanların çok büyük bir çoğunluğu olağanüstü özellikler gösterir. Zaten baş kahramanların büyük bir kısmı Tanrılar, Tanrısal varlıklardır.

3. Türeyiş Destanı adlı metinde geçen olayları olağan ve gerçekçi bulup bulmadığınızı nedenleriyle
belirtiniz.
Gerçekçi değildir. Anlatımda olağanüstülükler çoktur.

4. Milletimize ait destanlar hakkında bilgi sahibi olmanız sizlere ne kazandırır? Açıklayınız.

Milletimizin geçmiş kültürel özelliklerini ve zihniyet yapısını öğreniriz.


5. Türklerin düşünce yapısı ile Türk destanları arasında nasıl bir ilgi kurulabilir mi? Tartışınız.
Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.


Destanlar toplumların ortak ürünleridir. Toplun nasıl düşünürse bu çerçevede de kültürel ürünler ortaya koyarlar.

6. Okuduğunuz metinlerde destana ait hangi özellikleri tespit ettiniz? Tespitlerinizi arkadaşlarınızla
paylaşınız.
Gökten ışık inmesi
Işığın içerisinde çadırların oluşması
Süt dolu emziklerin bulunması
Vs…vs..


7. Mitoloji, bir ulusa bir dine ait tanrıların, kahramanların, perilerin, devlerin, buna benzer olağanüstü
varlıkların hayat ve maceralarından bahseden “mit”lerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen
bilimdir. Mitolojide evrenle insanın yaratılışının, insanların Tanrı’yı bulma konusundaki çabalarının
önemli bir yer teşkil ettiğini de göz önüne alarak okuduğunuz destan metinlerindeki mitleri belirleyiniz.

(….farklı destan metinleri okuyarak ve düşünerek yapmalısınız.. devamı sizin elinizde)


8. Okuduğunuz metinler mitlerin doğuşu hakkında size nasıl bir fikir veriyor? Tartışınız. Ulaştığınız
sonuçları tahtaya yazınız.
Mitler insanların açıklayamadığı olaylar üzerine ortaya çıkar
Çoğunlukla yaratılışla alakalıdır.
Evren , Tanrı, İnsan üçlüsü en çok mit oluşturan konuladır.


9. Odysseus Destanı ve bilgi birikiminizden yararlanarak farklı uygarlıklar ve kavimlerde de destan
döneminin yaşanıp yaşanmadığını belirtiniz. Odysseus Destanı ile Türeyiş Destanı’nı olağanüstü
özellikler yönünden karşılaştırınız. Farklılıkları belirtiniz.)


farklı toplumlarda destan dönemini yaşamıştır. Ancak bütün toplumlar buna örnek teşkil etmez. Ancak köklü bir geçmişi olan toplumların destan dönemi vardır . ÖR: Türk, Yunan, Hint, Çin gibi..




Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 04:35 )
 
Eski 04-11-10, 20:21   #2
Saw

Varsayılan 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (2011-2012)



İndirmek için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


SAYFA 35


1. Atasözleri, bir milleti oluşturan fertlerin ortak tecrübelerinin ürünüdür. Atasözlerinde yaşanmış hayatın izleri vardır. Okuduğunuz savlar ve Oğuz Kağan Destanı’nda mitolojik yaşama biçimi ile ilgili hangi ögelere rastlanmaktadır? Bu savların, dönemin zihniyeti ile ilişkisini açıklayınız.

Oğuz Kağan’ın doğumu çocukluğu büyümesi gökten inen bir ışıkla kızın ortaya çıkması bunlar mitolojik öğelerdir.
Zihniyeti oluşturan şey ise toplumların yaşayışları ve kültürleridir. Bütün edebi ürünler üretildiği dönemin zihniyetini yansıtır.Şüphesiz savlar da öyledir. Savlar İslam öncesi döneme aittir. Dönemin zihniyeti bir çok yönden yansıtır. Örneğin Avcı ifadesi dönemde avcılıkla geçinilmesini yansıtır. Tarla ekmek ifadesi yine dönemin yaşayışını anlatır vs.vs.



Alıntı:
OĞUZ KAĞAN DESTANI ÖZETİ,OLAY ÖRGÜSÜ,YER VE ZAMAN,KİŞİLER İNCELEMESİ


ÖZET:
Günlerden bir gün Ay Kağan bir erkek çocuk doğurur.Doğan çocuğa Oğuz adı verilir. Bu çocuk çok kısa bir sürede büyür, yiğit olur.

O çağda, halka zarar veren bir canavar vardı. Oğuz bu canavarı avlamak istedi.

Günlerden bir gün kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanla ava gitti. Ormanda bir geyik ele geçirdi, onu söğüt dalı ile bir ağaca bağladı ve oradan uzaklaştı. Tan ağarırken gelip gördü ki canavar geyiği yemiş.Sonra Oğuz Kağan bir ayı tuttu, onu altın kuşağı ile ağaca bağladı gitti.Tan ağarırken geldiği zaman canavarın ayıyı da yiyip gittiğini anladı. Bu kez o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar geldi ve başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti, alıp gitti.



Yine günlerden bir gün Oğuz Kağan bir yerde Tanrıya yalvarmakta idi. Karanlık bastı göktenbir ışık indi. Güneşten ve aydan daha parlaktı. Oğuz Kağan oraya yürüdü ve gördü ki o ışığın içinde yalnız oturan bir kız vardı. Oğuz Kağan onu görünce aklı gitti; sevdi ve aldı. Günlerden ve gecelerden sonra kız, üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün, ikincisine Ay, üçüncüsüne Yıldız adını koydular.

Yine bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Göl ortasında ağacın kabuğunda yalnız başına oturan çok güzel bir kız gördü. Oğuz Kağan onu görünce aklı başından gitti; sevdi ve aldı. Günlerden ve gecelerden sonra kız, üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gök, ikincisine Dağ, üçüncüsüne Deniz adını koydular.
Bundan sonra Oğuz Kağan büyük bir şölen verdi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şaraplar, tatlılar ve kımızlar yediler içtiler. Ondan sonra Oğuz Kağan dört yana buyruklar yolladı, bildiriler yazdı ve elçilere verip gönderdi.
Bu bildirilerde şöyle yazılıydı:"Ben Uygurlar'ın kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir. Sizden itaat dilerim".

Oğuz Kağan dünyanın dört bir tarafına ordularıyla gider, karşılaştığı yerlerdeki Türk boylarına isimler verir ve birçok ülkeyi pek çok çarpışmadan sonra ve kendi yurduna katar.

Oğuz Kağan ihtiyarlayınca yurdunu "Boz Oklar" ve "Üç Oklar" diye anılan oğulları arasında paylaştırdı.



OLAY ÖRGÜSÜ:
·
Oğuz Kağan’ın doğumu


· Oğuz Kağan’ın büyümesi


· Oğuz Kağan’ın gergedanı öldürmesi


· Oğuz Kağan’ın evlenmesi


· Oğuz Kağan’ın çocuklarının olması


· Oğuz Kağan’ın beyleri bir araya toplaması


· Oğuz Kağan’ın rüya görmesi


· Oğuz Kağan’ın çocuklarını doğuya ve batıya göndermesi


· Oğuz Kağan’ın ülkeyi çocuklarına paylaştırması


TEMA:
Oğuz Kağan Destanı’nın teması: Kahramanlık
Tarihle İlişkisi: İslamiyet öncesi Türkler savaşçı bir millet oldukları için işlenin tema ile tarih arasında bir ilişki vardır.
İnsanlıkla İlişkisi: Oğuz Kağan’ın Türk beylerini bir araya toplayarak onlara fikir danışması, oğullarını eğitmesi destanın gerçekle olan ilişkileridir. Oğuz Kağanın bu davranışı insani olan davranışlardır. Tema kahramanlık olduğu için insani ilişkilerin iyi olması savaşların kazanılmasında önemli bir unsurdur.
Mitoloji ile ilişkisi: Oğuz Kağan destanında kadın, ağaç, ışık, rüya, ok-yay, uluğtürk gibi birçok mitojik öge vardır. Bu yönden destan mitoloji ile yakından ilişkisi vardır.
Hayatla ilişkisi: Oğuz Kağan destanı hayatın içinde olan bir destandır. Bir aile yaşamı vardır. Bu yönüyle hayatla ilişki içindedir.
MEKANLAR VE ÖZELLİKLERİ


Mekan olarak Orman ismi geçmektedir.
Metinde belli mekân tasviri yapılmamış. Orman ismi zikredilmiştir. Gün doğusu ve gün Batısı isimleri yer ismi olarak kullanılmıştır.
Muz Dağı:Oğuz Kağan'ın ordusunun kırk günde aştığı bir dağ.
İdil nehri ve kıyıları:Oğuz Kağan'ın ve ordusunun sallarla geçtiği,Uluğ Ordu Bey'in ''Kıpçak'' adını almasına sebep olan nehirdir.
Dağ:Oğuz Kağan'ın atının kaçtığı dağ.
Ev:Tasvirlerle anlatılmıştır.Tömürdü Kağul'un ''Kalaç'' adını almasına sebep olan ev.
Çürçed İli:Tasvirlerle anlatılmıştır.

MEKAN ANLATIMINA METİNDEN ÖRNEKLER:
Bu çağda! Bu yerde!


Bir büyük orman vardı, Oğuz yurdundan içre,


Ne nehir, ne ırmaklar akardı bu orman içre.


Ne çok av hayvanları, ormanda yaşar idi,


Ne çok av kuşları da üstünde uçar idi!


Ormanda yaşar idi, çok büyük bir gergedan,.


Sabah olunca gördü, kendinden büyükleri,


Çağırtarak getirtti, kendinden küçükleri.


"Gün, Ay ve Yıldız sizler, gidin gün doğusuna,


Gök, Dağ ve Deniz siz de gidin gün batısına!


Mekânlar destanın içeriğine uygun olarak seçilmiştir.


ZAMAN VE ÖZELLİKLERİ


Zaman olarak “bu çağ” kavramı geçmektedir. Belli bir tarih ve dönem adı geçmemektedir. Sadece zamanı ifade eden sabah olunca, sabah, biraz sonra gibi zaman ifade eden kavramlar geçmektedir.


Zaman ne şekilde anlatılmıştır?


Metindeki olaylar ve zaman çok hızlı geçmektedir. Zamanın hızlı geçmesi destanların önemli özelliklerinden biridir.


Geldi ana göğsüne, aldı emdi sütünü,


İstemedi bir daha, içmek kendi sütünü


Pişmemiş etler ister, aş, yemek ister oldu!


Ansızın dile geldi, söyler, konuşur oldu!


Kırk gün geçtikten sonra, yürür oynaşır oldu!



2. Sizce mitlerin oluşmasında insanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavırların da katkısı var mıdır? Mitolojik ögelerin o dönemdeki sanatı ve dili nasıl zenginleştirdiğini Oğuz Kağan Destanı’ndan örnekler vererek belirtiniz.
Elbette vardır.Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayla*rın, doğaüstü kahramanların, Tanrı’ların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düş*leri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksinimin*den dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatları*nı; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.

Bu paragraf en iyi örnek olacaktır.

Bu çocuk anasının göğsünden ilk sütü emdi ve bir daha emmedi. Çiğ et, çorba ve kımız istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü ve oynadı. Ayakları öküz ayağı gibi, beli kurt beli gibi, omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu tamamen tüylü idi. At sürüleri güder, at biner ve avlanırdı. Günlerden ve gecelerden sonra bir yiğit oldu...
ANLAMA-YORUMLAMA
1. Destan Dönemi ve bilgi çağını düşünce dünyası açısından karşılaştırınız. Farklı olan yönlerini
belirleyiniz.
Bilgi çağını düşünce dünyası pozitivist düşünce temellidir. Olay ve durumları bilgi, akıl yolu ile açıklamaya çalışır. Belgelere dayandırarak bu bilgileri kanıtlama yoluna gider. Destan Dönemi düşüncesi ise mitolojiktir. Açıklamalar mitlere başvurularak yapılır.


2. Destan Döneminin mitolojik unsurları bugünün sanatçılarına ne gibi katkı sağlayabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Sinema günümüzde en önemli modern mitolojik hikaye üretme ve anlatma iletişim araçlarından biridir. “Yıldız Savaşları”, “Yüzüklerin Efendisi”, “Matrix”, “Forrest Gump”, “Oyuncak Hikayesi”, “Kaplan ve Ejderha”, “Ruhların Kaçışı” gibi filmler, her yaştan, her ırktan, ulustan insan üzerinde derin ve güçlü etkisi vardır.Mitolojik unsurlar sanatçıları besler,geliştirir ve buradan aldıkları ilhamla kendi hayal derinliklerinde yolculuk yaparak kendi hikayelerini yazarlar...


3. Yaptığınız araştırmadan yararlanarak mitlerin etkisinde yazılmış eserlere örnekler veriniz. Bunlarda hangi mitlerin (mitolojik ögelerin) kullanıldığını belirtiniz.



Bereketin, cinselliğin, özgürlüğün, Mezopotamya'nın Aşk Tanrıçası İnanna'nın romanı.
Kızım İnanna'ya tanrısal bilgelik sırlarını hediye ediyorum. Yeraltı dünyasına nasıl inileceğinin... ve tekrar nasıl çıkılacağının tekrar nasıl çıkılacağının sırrını. Her şeyi duyan kulaklar, konsantrasyon yeteneği, korku, dehşet, yorgunluk, moral bozukluğu... Aşk sanatını hediye ediyorum... Her kadının bilmesi gereken mezar taşını diriltme sanatını!
Bir hançer ve bir kılıç, savaş için kara, aşk için cıvıl cıvıl giysiler hediye ediyorum. Sana uzun saçını baştan çıkartıcı bir şekilde bağlama ve çıplak vücudunu üzerinde bir pelerin gibi taşıma sanatını hediye ediyorum."
"Hediyeni kabul ediyorum!"...
"İnanna gitmek istiyor! Uruk'a...
Uruk'a gidecek..."




Kutsal Olimpos Dağının Efendisi, Tanrıların En büyüğü,

Yüce Kronos'un Oğlu, Bulutlar Devşiren Zeus.
Zeus bakışlarını Hermes'e çevirdi. Sana ne demiştim?
İki iyi insan bulursak insanlığı yok etmeyecektin!
Zeus buz gibi bakışlarla oğlunu süzdü.
Artık yeryüzünde iki iyi insan yok!
Hermes itiraz etmeye hazırlanıyordu ki Philemon'un başının göğsüne düşmüş olduğunu gördü. Yaşlı adam oturduğu yerde son nefesini vermişti. Karısı Baucis'in başı da onun omzuna düşmüştü. Zeus onların dileğini kabul etmiş, aynı anda ölmelerine izin vermişti.
İnsanlık yok olacak! diye bağırdı Zeus.
Tufan olsun!


SAYFA 36


4. a) Rüzgâra ve yağmura hükmeden bir kahraman olsaydınız neler yapardınız?




b) Daha önce araştırıp bulduğunuz “mit”, “mitoloji”, “totem”, “efsane” ve “esatir” terimlerinin
anlamlarını da göz önünde bulundurarak “a” maddesinde verilen örneklere olağanüstü birtakım özellikler
katıp efsane ya da destan şeklinde bir sayfalık bir metin yazınız. Hazırladığınız metni arkadaşlarınıza
okuyunuz.




5. “Kuş kanadı, Türk atı ile.” savının kültürel yönü hakkında ne söyleyebilirsiniz? Bunun mitolojiyle
bir ilgisi var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz. Açıklayınız.


Toplumların yaşayışı zihniyeti kültürel durumları ortaya koydukları bütün öğerilerini muhakkak etkiler. Bu yüzden tabiî olarak ilgisi vardır. Türkler atı evcilleştiren ilk toplumdur. Kültürümüzde atın büyük bir yeri vardır. Savların oluştuğu dönemlerde Türkler atlı göçebe yaşamışlardır. Her açıdan at Türkler için büyük bir değere sahiptir. Mitolojiyle de alakalıdır. Türk destanlarında da at öğesini görürüz.


6. a) Nergisin divan edebiyatındaki yeri hakkında daha önce topladığınız bilgiler ışığında aşağıdaki Beyitleri yorumlayınız.

Nergis Divan edebiyatında sevgilinin özelliklerinden birini anlatmak için kullanılan çiçekler arasında yer alır. Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu özellikleri düşünülerek mahmurluk, uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir.
Bu beyitlerde nergis çiçeği bu şekilde kullanılmıştır.


Günümüz Türkçesi ile
Olmadı tenhâca bir işret çemende yâr ile Yâr ile çimenliğin tenha bir yerinde işret edemedik.
Üstüme göz dikti nergisler nigehbân oldu hep Nergisler üstüme göz dikti, hep gözetleyici oldu.
Laedrî
Gül hasretinle yollara tutsun kulağını Gül hasretinle yollara tutsun kulağını.
Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr Nergis gibi kıyamete kadar beklesin.
Bakî






b) Nergis çiçeğinin Yunan ve Türk mitolojilerindeki yeri ile ilgili çalışmalarınızın ışığında mitolojik
unsurların o dönemin sanatına ve diline nasıl bir etkisi olabileceğini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları
sözlü olarak ifade ediniz.
Alıntı:
NERGİS

Farsça'da "nergis" Arapça'da "nercis", Türkçe'de "nergis, nerkis" adıyla geçen kelime Yunanca "narkisos"tan gelmektedir.
Sözlükte, "Nergisgillerden, çiçekleri ayrı ve köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan beyaz ve sarı çiçekleri olan bir süs bitkisi" şeklinde tarif edilir. Yaprakları zerrin gibi koyu sarı renkli, göbeği açık yeşil, çiçeği olan, lale gibi soğanlı bir süs bitkisidir.
Nergis üç değişik anlamda daha kullanılır.
Mitolojide: Efsaneye göre Narsis (Narkisos) çok güzel ve aşktan anlamayan bir delikanlıdır. Onu sevip de derdinden perişan olan kızlar, bu genci tanrılara şikayet ederler. Tanrıların verdiği ceza sonucu Narsis, bir gün
derede kendi aksini görür, ona âşık olur, sarılmak isterken suya düşüp boğulur. Vücudu çürüdükten sonra boğulduğu yerde göze benzer bir çiçek biter ve bu çiçek bütün güzellere hayran ve baygın bakar. Başka bir efsaneye göre bir ırmak ile perinin oğludur Narsis. İnsanlar ve periler ona âşıktır. Hatta Ses (Echo) adlı bir peri onun aşkından ölmüş ve bir taşa dönüşmüştür. Şarkta bir efsaneye göre de Gül ile Nergis arasında bir aşk yaşanmış, bu iki sevgiliden Nergis göz şeklinde bir çiçek haline sokulmuş ve kıyamete kadar hicran ve intizar çekmeye mahkum edilmiştir.
Psikolojide: İkinci olarak nergis, yukarıdaki efsaneye istinaden bir hastalığa ad olmuştur. Kişinin sadece kendine hayranlık duyması ve kendisini aşırı beğenmesi şeklinde kendini gösteren hastalığa "narsisizm" adı verilmiştir.
Edebiyatta: Son olarak nergise Divan Edebiyatında rastlanır. Divan şairleri sevgiliyi anlatırken gül, lâle, gonca, sümbül, şebboy, karanfil gibi birçok çiçek isminden ve bu çiçeklerin özelliklerinden faydalanırlar. İşte nergis de Divan edebiyatında sevgilinin özelliklerinden birini anlatmak için kullanılan çiçekler arasında yer alır. Nergis daima sevgilinin gözleri ile birlikte anılır ve ona benzetilir. İnce bir sap üzerinde boynu eğri olarak durur. Taç yaprakları daima açıktır ve bu yüzden onda bir uykusuzluk hâli var gibidir. Uykusuz ve mest olduğu için bazı sabahlar gözlerini zor açmaktadır ve bu konuda şebnem ile rüzgar ona yardım ederler. Bu özellikleri düşünülerek mahmurluk, uykusuzluk, mest olma gibi hâller nergisin sembolü haline gelmiştir. Bu çiçeğe mest ve mahmur gibi sıfatların verilmesinin nedeni ise, yapısında uyuşturucu bir madde taşımasıdır. Fakat, şark eserlerinde bu uyuşturucu hassasından hiçbir şekilde bahsedilmemiştir. Nergisin uykusuzluk hâlini Nedim:
"Aceb ne bezmde şeb-zinde-dâr-i sohbet idin
Henüz nerkis-i mestinde bûy-i hâb kokar"
"Acaba mecliste sohbet edip uyumadın, mahmur gözün de hâlâ uyku kokusu var." diyerek anlatır ve sevgilinin gözlerindeki mahmurluğu uykulu oluşuna bağlar.
Nergise mest ve mahmur sıfatlarının verilmesi hususunda Sûdî'nin düşüncesi şöyledir:
"Çiçeğin ortasındaki yeşil kısım uzaktan siyaha benzetilir, işte şairlerimiz bu yuvarlaklıktan, siyahımsı görünmesinden dolayı çiçeği göze, yapraklarını da kirpiğe benzetmişlerdir." Sûdî Efendi " Hâfız Şerhi"nde nergis ile ilgili olarak: "koyu ela gözlü dilberin çeşmi ki, ona şehlâ ve ahberî derler" mütalaasında bulunmuştur. Burada ahber nergis çiçeği ve elâ göz anlamına, şehlâ ise koyun gözlü ve tatlı şaşı anlamına gelmektedir
Nergisle yapılan bazı tamlamalar vardır ki, bunlardan ilki "nergis-i fettan" diğeri ise "nergis-i şehlâ" dır. Nergis-i fettan âşığın gönlünü allak bullak eder. Âşık bu gözü gördüğü zaman kendinden geçer ve ne yaptığını bilemez.Hekimler bu derde çare bulamayacaklarını bildiklerinden hastayı muayene etmeye gerek duymazlar.
"El çeküp kat'-i nazar kılmış ilâcumdan tabîb
Bildi gûya kim harâb-ı nerkis-i fettânunam"
Fuzûlî
"Hekim benden ümidini kesip beni tedaviden el çekmiş, sanki senin fitneler koparan nergis gözün yüzünden harâb olduğumu bilmiş." Şair hastadır, mest ü harâbdır. Hastalığın sebebi nergistir. Bu yüzden de doktorlar bir çare bulamazlar.
Nergis-i şehlâ ise, güzel ve baygın göz anlamındadır. Bahçede hep baharın geleceği tarafa bakar ve zamanı geldiğinde sarı sarı açılır:
"Hatâ o nerkis-i şehlâdadır sözümde değil
Eğerçi her sühânım bî-bedel beğendiremem"
Şeyh Galip
Şeyh Galip yukarıdaki beyitinde sözlerini beğendire-memesindeki hatâyı, sözlerine değil; sevgilinin güzel ve baygın bakan şehlâ gözlerine bağlar.
Bazı beyitlerde nergis uykulu ve mest halinin yanında efsanedeki hikâyesiyle de yer alır.
"Çü devr-i lâledür ihlâs ile kadeh dutalım
Niteki nerkis mest olur mest-i bî-riyâ olalım”
Şeyhî
"Lâle mevsiminde samimiyetle içki içelim. Nitekim nergis kendinden geçmiştir, biz de riyasız olalım." Burada nergisin hem mest olduğu hem de sever gibi görünüp sevmediği, samimi olmadığı, riyakâr olduğu ifade edilerek efsanedeki olaya telmih yapılır.
Çoğu zaman beyitlerde sevgilinin mahmur gözlerinin kederinden âşık hasta düşer. Bu da nergisin sebep olduğu başka bir olaydır:
"Bîmar tenün nerkis-i mestün eleminden
Hûnin ciğerün lâ'l-i dür efsânun içindür"
Fuzûlî
"Tenim, sarhoş nergisin gözünün eleminden hastadır, ciğerim inci saçan dudağın yüzünden kanla doludur, muzdariptir."
Edebiyatımızda bazen göz ile nergis mukâyese edilir. Çoğunda göz üstün gelir, nergis sevgilinin gözlerine özenmektedir. Buna muvaffak olamayınca hasedinden hastalanır. Bir yandan da sevgiliye âşıktır. Böylece "alîl ü sakîm" (hasta ve sakat) birine benzetilir.
Âşık da sevgilinin gözlerine olan tutkunluğu sebebiyle nergis gibidir. Onun gibi hasta ve sakat, boynu eğri, gözleri uykusuzluktan ve ağlamaktan kızarmıştır:
"Nergis asâya düştüğü dâim degül aceb
Sevdâ-yı çeşminün seherinden sakîmdür."
Ahmet Paşa
"Nergis, deyneğe düştüğü zaman değil de gözlerinin sevdasının seherinden mi hastadır acaba?"
Nergisin sadece sarı değil başka renkte olan çeşitleri de vardır. Kızıl renkte olanı altın unsuru ile karşılanır. "Yolları zer-nigâr eylemesi, çemene zer-efşân olması, eline câm-ı zer alması, başına zerrin külâh giymesi veya başında tâc-ı zerrin bulunması" bu sebeptendir. Yine rengi dolayısıyla "sîm ü zerle dolu bir keseye, altın micmer ve altın şamdana" benzetilir. Bu benzetmelere sapı da dahil edilmiştir.
Nergisi son olarak Tâhir ile Zühre hikâyesinin Azerbaycan varyantında görürüz. Buradaki nergis, Hanverdi Sevdâkâr'ın kızıdır ve Tâhir'e âşıktır. Bir süre burada kalan Tâhir, zevk ve safa içinde yaşar. Bir gün Hanverdi Sevdâkâr ticaret yapmak için köşkten ayrılırken biri hariç bütün anahtarları Tâhir'e verir. O tek anahtarı kızı Nergis'e emanet eder. Nergis de dolaşmak için çıkarken anahtarı cariyelerinden birine verir. O da anahtarı düşürür. Tâhir anahtarı bulur ve Hasbahçe'yi açar. Gül dalına konmak isteyen bir bülbülün, gülün dikeninin göğsüne batmasıyla öldüğünü görür. O zaman Tâhir, Zühre'yi unutmuş olduğunu düşünür, bir kuş kadar bile sadık ve fedâkâr olmadığına hayıflanarak Zühre'nin yanına dönmek üzere yola çıkar. Böylece şimdiye kadar görünüşü ile hep karşı tarafı mahveden, yıpratan nergis bu hikâyede gerçek aşka yenik düşer.
"Mey-i gül-gûnda degül nergis-i mestün aksi
Kadeh olmuş göz açub âşık-ı didâr sana"
Fuzûlî
"Gül renkli şarap, görünen sarhoş gözünün aksi değildir. Hak aşığı göz açıp sana kadeh olmuştur." Buradaki nergis, gözün mest olduğunu yani sarhoşluğunu ifade ediyor.
"Nergisün fikri Fuzûlî göz ü gönlünde gezer
Dutar âhû vatan ol yerde ki otlu suludur."
Fuzûlî
"Nergise benzeyen gözünün düşüncesi Fuzûlî'nin gözünde ve gönlünde gezer. Âhû otlu ve sulu yerde vatan tutar."
"Harâb-ı câm-ı ışkem nergis-i mestün bilür hâlüm
Hârâbat ehlinün ahvâlini hammâr olandan sor"
Fuzûlî
"Aşk kadehinden kendini bilmez derecede sarhoşum, yani mest-i harâbım. Benim hâlimi ancak senin sarhoş gözün bilir. Meyhaneye devam eden insanların hâllerini meyhaneciden sor.”
"Sana gülşende nisâr etmek içün her nergis
Götürüpdür başa altun dolu bir sîm tabak"
Fuzûlî
"Her nergis, senin yoluna saçmak için başında altın dolu bir gümüş tabak götürüyor."
"Bahuban nergise bîmâr gözün kıldum yâd
Nergisi nâle vü efgânuma hayrân etdüm"
Fuzûlî
"Bahçedeki nergise bakıp hasta, mahmur gözünü andım. Öyle ağlayıp feryâd ettim ki nergis bu feryâdıma hayret etti." Nergis hasta ve mahmur göze benzetilir. Aynı zamanda nergis, açık bir göz gibidir, kapanmaz, hayretle açılan göze benzer.
"Ey göz ol nergis-i hûn-hâra nigâh etme dahi
Rûzigârum gâm-ı ışk ile siyâh etme dahi"
Fuzûlî
"Ey göz, o kan içen göze artık bakma. Benim hayatımı aşk gamı ile daha fazla karartma." Göz en kuvvetli mecâzî aşka ilham eder. Bu göz güzelliği âşığı manen öldürür. Artık âşığın karşı koyması kırılır ve gözünü o nergise benzeyen güzel göze bakmaktan men eder. Çünkü göz siyah olduğu için âşığın hayatını karartır.
"İki gözi nergis-i şehlâya benzer dilberün
Bûy-ı zülfinün damâğa belki anberden lezîz"
Muhibbî
"Sevgilinin iki gözü şehlâ nergise benzer. Saçının kokusu damağıma belki amberden daha hoş gelir"
"Kudretini gör ki nergis nerm ider bâlînini
Lîk görinmez benüm gözüme o derden lezîz"
Muhibbî
"Kudretini gör ki nergis yastığını yumuşak eder. Lâkin benim gözüme o kapıdan güzeli görünmez.”
"Kanumı nûş eyleyen ol nergis-i mestânedür
Ol sebepden hûn-ı dilden gözlerüm peymânedür"
Muhibbî
"Kanımı şarap eden o sarhoş bakışlı nergistir. Gönül kanı yüzünden, gözlerim şarap kadehidir.”
“Gonce hemyânından alsa zer 'aceb midür sabâ
Nergisün çeşminden alur sürmesin bir ugrudur"
Muhibbî
"Gonca, sabah vakti heybesinden altın alsa, şaşılır mı? O göz sürmesini nergisten alır, bir hırsızdır."
"Çemende nergisün tâcın başında
Kapar peyk-i sabâ gâyet de 'ayyâr"
Muhibbî
"Sabah rüzgarı postacısı, çemende nergisin başındaki tacını kapar, gayet de hilecidir."
"Gözlerini açmağa yoktur mecâli nergisün
Giceden benzer ki mey içmiş başında var humâr"
Muhibbî
"Nergisin gözlerini açmaya gücü yoktur. Geceden şarap içmiş, başında hâlâ sersemlik kalmışa benzer."
"Câm-ı la'lin nûş ider bağ içre her dem lâleler
Nergis-i şehlâ elinde sâgar-ı zerrin tutar"
Muhibbî
"Laleler bağ içinde her an dudak kadehini içer. Elâ gözlü nergis elinde altın kadeh tutar."
"Gerçi kim la'l-i lebi cânlar bağışlar 'âşıka
Nergis-i mesti velî cân ü cigerler pâreler"
Muhibbî
"Gerçi dudak suyu âşığın canına can katar, ama sarhoş gözü can ve ciğerleri parçalar.”
"Nergis şarâbı dün gice nûş eylemiş meger
Bak çîn seherde çeşmine kim görinür humâr"
Muhibbî
"Nergis dün gece şarap içtiği için seher vaktinde gözüne sarhoş görünür.”
"Seni gözlerler açup göz her biri tutup kulak
Nergis ü gül gülşen içre dîde vü gûş oldılar"
Muhibbî
"Servi ve fıstık ağacı, gözün nergis, yanağın gül olalı senin boyuna köledir."
""Olmadı tenhâca bir işret çemende yâr ile
Üstüme göz dikti nerkisler nigeh-bân oldu hep"
Nedim
"Çimenlikte sevgili ile başbaşa kalamadık, nergisler üstümüze gözlerini diktiler, hep gözetlediler."
"Gerdiş-i sâgar kadar lezzet verirdi âşıka
Tıfl iken ol mest-i nâzın nerkis-i bîmâresi"
Nedim
"Nazlı güzelin hasta gözleri küçük çocuk iken âşığa kadeh dönüşü kadar lezzet verirdi."
"Pür-sâfâ idüp beni meclisde ser-mest eyleyen
Bâde-i sâfî midür şol nergis-i şengül midür"
Amrî
"Neşe dolu edip beni mecliste sarhoş yapan, saf şarap mıdır, şu nergis-i şengül müdür?
"Çemende kurdı çün gül şahı meclîs
Eline câm-ı zerrin aldı nergis"
Amrî
"Nergis eline altın kadeh aldı, gül gibi çimende padişah meclisi kurdu.”
"Gözüm ol nergis içün vâlih ü hayrân kalmış
Gönlüm ol sünbül içün zâr u perîşân olmış"
Amrî
"Gözlerim sevgilinin gözlerine şaşırmış, hayran kalmış gönlüm saçları için kaygılı ve ağlayan olmuş."
"Ey beni sünbüllerinden zâr u ser-gerdân iden
Göze göz nergisleriyle vâlih ü hayran iden"
Amrî
"Ey beni saçlarından kaygılı, perişan eden, göze göz gözleriyle şaşkın ve hayran eden sevgili."
"Gözlerinden lûtf u ihsan ummasa nergis-i şehlâ
Yollarında kâsesin komazdı a'malar gibi"
Amrî
"Padişah, nergisin gözlerinden güzellik ve iyilik beklemese, yollarında körler gibi çanağını koymazdı."
"Her zaman ol nergis-i fettan mest
Hançer-i bürrân elinde kan mest”
Üsküplü İshak Çelebi
"Gönlü allak bullak eden göz ve keskin hençer elinde olan kan her zaman sarhoştur."
Burada nergisin gönlü allak bullak etmesi ve sarhoşluğu açıklanır.
"Yüzün görüp gül ü nergisle subh-dem bâğun
Yüzi gözi açılub yine sâd u hurremdûr”
Üsküplü İshak Çelebi
“Sabah vakti gül ve nergisin yüzünü görerek yüzü gözü açılan yine güler yüzlü göz kapağıdır."
"Açılur senden yana hergün gözüm nergisleri
Âfitâbum hânenün câmı güne karşı gerek"
Yahya Bey
"Gözümün nergisleri hergün senden yana açılur(her gün gözümü senden ayırmam); ey güneşim (güneşe benzeyen sevgilim), evinin penceresi güne karşı olmalıdır."
"Nergisün gördükçe şebnem çeşm-i hâb âlûdını
Uyhusın açmaya lutf ile yüzine su seper"
Mesîhî
"Şebnem nergisin uykulu, mahmur gözlerini gördükçe, uykusunu açmak için güzellikle yüzüne su seper."
"Çeşmün ile kâmetün kaşun tururken ey sanem
Nergis ü serv ü hilâle bakmaga 'ar eyleyem"
Mesîhî
"Ey güzel! Gözlerin, boyun, kaşın dururken nergise, selviye, hilâle bakmaya utanırım."
Aşağıdaki gazelde ise Mesîhî nergisi redif olarak kullanmıştır:
"Çemende bülbüli zâr itmege seher nergis
Kaya bakışlar ile eyledi nazar nergis
Humârı gâlib olup var ise kazandı sudâ'
Ki başına dögün urup 'ilâc ider nergis
Şarâb-ı şebnemi altun kadehler içre koyup
Gümüş bileklü güzel sâkiye küyer nergis
Karâr itmez avucında dirhem-i jâle
Eline her ne girerse hemân içer nergis
Kebâb gibi senûn meclisüne girince
Yakup durur döne döne şehâ ciger nergis
Meger ki süzen i gamzenden ihtiyât itmez
Ki karşu rişte-i zülfüne göz diker nergis
Şarâbı-ı bezm-i elesti şu denlü içmişler
Ki haşre dek ola mahmur çeşm-i her nergis
Süre süre yüzini kimyâ-yı makdemüne
Vücudın eyledi baştan ayağa zâr nergis
Mesîhî şefkati yok çün bu dehr-i bî-mihrün
Yürekde dağını kime 'ıyân ider nergis”
Mesîhî
"Nergis çemende gonce-i lâ'lün safasına
Taht-ı zümürrüd üzre çıkar câm-ı zer çeker"
Bâkî
"Nergis bahçede gonca dudağın neşesine, zümrüt taht üzerine çıkar, altın kadeh çeker."
"Câm-ı gurûr 'akıbet 'âlemi görmez eyledi
Nergis-i bâg gûyıyâ Hürmüz-i tâc-dârdur"
Bâkî
"Gurur veren içki kadehi sonunda alemi görmez eyledi. Bahçe nergisi güya Hürmüz padişahıdır"
"Câm-ı zer ile buldı ziyâ bezm-i devleti
Nergis ki taht-gâh-ı çemen tâc-dârıdur"
Bâkî
"Devlet meclisi, aydınlığı altın kadeh ile buldu, nergisin padişah tahtının yeri bahçedir."
"Nâfeye benzedicek hâlüni erbâb-nazar
Nergis-i mestüni yâd eyleyüp âhû didiler"
Bâkî
"Sarhoş nergis-i anıp ceylan dediler, görenler halini ahu kokusuna benzetecek."
"Gelmesün bezm-i 'ayşa nâ-mahrem
Nergis-i bâgı dide-bân idelüm"
Bâkî
"Nergis bahçesini gözleyelim, hayat meclisine yabancı gelmesin."
"Metâ'-ı ma'rifet geldi revâcın bulduğı demler
Zer-efşân eylesün nerkisler evrâk-ı gülistânı"
Bâkî
"Marifet malı geldi, değerini bulduğu zamanlar nergisler gül bahçesinin yapraklarını altın yaldızlı eylesin."
"Cür'a-rîz olsa eğer gülşene câm-ı keremün
Tuta nerkis-sıfat elde kadeh-i zetr sünbül"
Bâkî
"Senin cömertliğinin kadehi gül bahçesine birkaç damla dökse, sümbül nergis gibi elinde altın kadeh tutar."
“Gül ü nergis yine altun beneklü câme geymişler
Libâsı lâlenün egninde bir dibâ-yı zibâdur”
Bâkî
"Gül ve nergis yine altın benekleri olan elbise giymişler, elbise lalenin sırtında bir süslü ipektir."
"Kızarur bâdeden ol nergis-i mestâne biraz
Mey-i nâb içse gözi mâ'îl olur kana biraz"
Bâkî
"Sarhoş nergis şaraptan biraz kızarır; hâlis şarap içse gözü biraz cahilliğe eğilmiş, meyletmiş olur.”
"Muntazır olsa n'ola nergis gubâr-ı kûyına
Tûtiyâya Bâkıyâ muhtâc olur çeşm-i 'alil”
Bâkî
"Nergis intizar eden bekleyen olsa, sevgilinin bulunduğu tozlu yere ne olur, görmeyen göz sürmeye, Tanrı'ya muhtaç olur."
“Bir dil-sitâne döndi bu gün sahn-ı gül-sitân
Kad serv ü çeşm nergis-i şehlâ 'izâr gül”
Bâkî
"Gül bahçesinin ortası bugün bir gönül bahçesine döndü; boy servi, göz baygın nergis, yanak güldü."
“Pây-bûsın isteyen ol sâkî-i gül-çihrenün
Kendüyi nergis gibi mest-i ser-endâz eylesün”
Bâkî
"Gül çehreli sakinin ayağını öpmek isteyen, kendini nergis gibi korkusuz sarhoş etsin."
“Gösterür sahn-ı gül-istân çarh-ı minâdan nişân
Şâh-ı nergis bâgda şekl-i Süreyyâdur yine”
Bâkî
"Gül bahçesinin ortası mavi gök kubbeden işaret gösterir, nergis padişah bahçede yine ülker yıldızı şeklindedir.”
Toplumların kültürleri sanatı ve dli etkileyen birinci unsurdur. Mitolojik öğeler kültürün en büyük parçalarıdır. Bu yüzden mitolojik öğeler sanatı ve dili etkiler. Onları daha ilgi çekici hale getirir.


7. Sözlü edebiyat ürünlerinin toplumun ortak değerleriyle önemli bir ilişkisi vardır. Türklere ait
destanlardan çıkardığımız ilk mitler ağaca, suya, toprağa verilen önem tabiata atfedilen kutsallıkla ilgilidir.
Nitekim bugün de tabiata “tabiat ana” demekteyiz. Bu yargılardan ve Oğuz Kağan Destanı’ndan
yola çıkarak ortak değerlerin bir insan topluluğundaki bireyleri birbirine bağladığını söyleyebilir misiniz?
Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Toplum olmanın gereği zaten budur. Toplum ancak ortak değerleri paylaşan veya aynı şeylere ortak değerler verenlerle oluşur. Bu yüzdendir ki bu unsurlar toplumu toplum yapan asli unsurlardır.




8. Yaptığınız araştırma sonucunda öğrendiğiniz bir atasözünün hikâyesini arkadaşlarınızla paylaşınız


Lafla peynir gemisi yürümez ;
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmut
Yanlış hesap bağdattan döner
PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ

Alıntı:
ÖRNEK ATASÖZLERİMİZ


Lafla peynir gemisi yürümez ;
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmut
Yanlış hesap bağdattan döner
PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ


Lafla peynir gemisi yürümez ;
Sadece konuşmak, dayanağı, aslı astarı olmadan gerçekleştirilemeyecek sözler vermek anlamında kullanılan bir deyimdir. hikayesi ise şöyledir;
Rivayete göre bir zamanlar İsatnbul’da, Edirneli Aksi Yusuf adında bir peynir tüccarı var imiş. Madrabaz ve cimri birisi olup Trakya’dan getirttiği peynirleri İstanbul’da satar, artanını da deniz yoluyla İzmir’e gönderirmiş. İzmir’de peynir fiyatları yükseldikçe elinde ne kadar mal varsa gemilere yükletir ama navlunu peşin vermek istemeyerek, kaptanları yalanlarıyla oyalar durur, “Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazlafazla veririm,” diye vaatlerde bulunurmuş. Birkaç kez aldanan tüccar gemi kaptanlarından birisi, yine İzmir’e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş:
-Efendi tayfalarıma para ödeyeceğim. Geminin kalkması için masarifim var. Navlunu peşin ödemezsen Sarayburnu’nu bile dönmem.
Aksi Yusuf her zamanki gibi,
-Hele peynirler salimen varsın… demeye başlar başlamaz gemici.
-Efendi, lafla peynir gemisi yürümez. Buna kömür lazım, yağ lazım.
Aksi Yusuf parayı ödemiş. O gün akşama kadar şu bir tek cümleyi sayıklayıp durmuş.
-Lafla peynir gemisi yürümez .vee deyim günümüze kadar ulaşmış




Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş atasözünün çıkış hikayesi. Tencere yuvarlandı, kapağını buldu ne demek ;
Bir zamanlar Şenn adında çok zeki ve bilgili bir adam yaşamaktaydı.Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıktı.Yolda bir adama rasladı.Adam köyüne gidiyordu.Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başladılar.
Şenn adama sordu:
“Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin?”
Adam, “Bu nasıl söz?İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz?”diye yanıt verdi.
Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sordu:
“Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi?” Adam iyice sinirlendi:
“Be cahil adam! Ekini saplarıyla görüyorsun da yenip yenmediğini mi soruyorsun?”
Köye varınca da bir cenazeye rastladılar. Şenn yine sordu:
“Bu tabutun içindeki ölü mü, yoksa diri mi?”
Adam öfkeyle yüzünü çevirdi ve”Senin gibi tuhaf ve cahil bir adam görmedim!”diye çıkıştı.
Adamcağız, sorularına bir anlam veremediği bu yol arkadaşını o gün evinde konuk etti.Evde Tabaka adında bir kızı vardı.Kız babasına konuğun kim olduğunu sordu.Adam da onun kendisine sorduğu aptalca soruları sıraladı ve pek tuhaf bir adam olduğunu söyledi.Fakat kız “Baba, o adam tuhaf değil” dedi.”Birinci sorusu,’Ben mi söze başlayayım sen mi?’ demektir.İkincisi, ‘Ekin sahipleri onun parasını yemişler mi acaba?’, üçüncüsü de,’Acaba bu ölü kendi adını yaşatacak evlat bırakmış mıdır?’ demektir.
Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların yanıtını aktardı.Şenn ise, “Bu sözler senin değil.Sahibini açıklar mısın?”deyince, adam kendi kızı olduğunu söyledi.
Şenn , “Ben işte böyle bir kız arıyordum” diyerek onunla evlenmek istedi.
Anne babasının da rızasıyla Tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürdü.Çevre halkı da bu evlilik karşısında, “Vafeka şenn tabaka”, yani “Kap kapağına uygun düştü” dediler.Çünkü “Şenn” su kabı, “Tabaka” ise kapak anlamındadır.Türkçe’mizde ise bu söz, “Tencere yuvarlandı, kapağını buldu” atasözüne dönüşmüştür.



Vermezse mabud, neylesin mahmut hikayesi, vermezse mabud, neylesin sultan mahmut atasözünün anlamı.
Derler ki, Sultan Mahmut’lardan birine kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. Sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
Bir koca tepsi baklava yaptırmış. Üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve şahsı takip etmesini emretmiş.
Adamımız tepsiyi almış. Yolda bir tanıdığına rastlamış. İkisinin de olaydan haberi yok. Adamımız hikayeyi anlatınca, “senin,” demiş tanıdığı gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, “baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana.” Teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
Sultan hikayeyi duyunca “fesüphanallah!” demiş. Adamına adamımızın her gün geçtiği köprünün her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
Adamımız köprüye gelince “ya,” demiş, “hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun,” demiş.
Sultan hikayeyi duyunca, “ya hazreti pir!” demiş. Adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. Getirmişler. Adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, “bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. En son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak,” demiş.
Adamımız kasnağı savurmuş. Kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
Sultan “ya malik el mülk!” diye haykırmış, “getirin onu!” doğruca hazineye gitmiş. Adama bir kürek verilmesini emretmiş. “Küreği daldır, ne gelirse senindir.” Adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
Sultan “kısmeti bağlı” olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
Raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim vermeyince mabut, neylesin Sultan Mahmut meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur




Yanlış hesap bağdattan döner hikayesi.
Yanlış hesap bağdattan döner kompozisyon adlı atasözünün hikayesini siz değerli ziyaretçilerimiz ile paylaşacağız.
İstanbul kapalı çarşıya kervanlar gelir.Tüccarların siparişleri kumaş,kürk,baharat neyse dağıtılır.Daha sonra tüccarlardan paraları tahsil edilirmiş.

Yine bir alış veriş sonrasında, tüccarın biri hesap yaparken dört işlem hilleri ile kervancıyı 400-500 altın içerde bırakır.
Hesaptaki yanlışlığı anlayamayan kervancı Bağdat –Hicaz ve Mısıra seferine çıkar.
Tüccarda, şimdi bu Mısırdan altı-yedi ayda zor döner.bende bu parayı işletirim. diye düşünür.
Kervancı yol uzun ,zaman bol bütün hesapları tekrar tekrar inceler.
Tüccarın yaptığı hileyi anlar.Kervan Bağdat’a girmek üzereyken,kervanı oğlu vv güvendiği bir kişiye emnet eder,
-Siz beni Bağdatta bekleyin. der.
İyi bir Arap atı alıp dört nala İstanbula dönmeye başlar.

Yolda, bu adam bu parayı hemen öyle vermez diye düşünüp bir plan kurar.İstanbuldaki dostlarında plan için yardım ister.
Ertesi gün tüccarın dükkanına iki kadın gelir.
Tüccara ,
-Sorup soruşturduk bu civarda en dürüst ,en güvenilir kişi sizmişsiniz.Biz Hicaza gideceğiz.Size bu iki çantayı emanet etmek istiyoruz.derler.
Çantaları açıp tüccara gösterirler.Çantaların için inci.altın,pırlanta envayi çeşit müccevher.
-Olurda gelemezsek bunlar size helali hoş olsun.bize bir dua okutur,belki bir hayrat yaptırırsın.derler.
Bunları duyan tüccar sevinçten uçar.Kadınları hürmet ,ziyafet.
Bu sırada kervancı içeri girer,
Bunu gören tüccar ,daha kervancı lafa başlamadan ,
-Yahu hoşgeldin.bizim hesapta bir yanlışlık olmuş .paralarını ayırdım.Çocuklarada tenbihledim,eğer ölürsem kervancının parasının mutlaka verin.Ben kul hakkı yemem kardeşim. der.
Parayı hemen verir.
Bu sırada kadınlar, –Biz bu sene gitmekten vazgeçtik .Kısmetse seneye !.deyip dükkan
çıkarlar.

Oyuna geldiğini anlayan tüccar ,kervancıının peşinden koşup ,
-Hani sen Mısır’a gidecektin .yaktın beni! Diye bağırır.
Atına binen kervancı,
-Yanlış hesap adamı Bağdattan döndürür der ve yoluna gider.




PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR FIKRASI
Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.

Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
- Peki, olur…
Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca’ya şunları söylemiş:
- Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?
Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen
Hoca’nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.
Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.
Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
- Ya bizim düdükler nerede ?
Hoca’nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
- Parayı veren düdüğü çalar




ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ ATASÖZÜNÜNANLAMI VE HİKAYESİ
Zamanında Bolu beyine baş kaldıran Köroğlu’nun dillerde yağız mı yağız atı çalınır.bütün civarı arar tarar yok.bir kimse birde İstanbul’daki pazarları dolaş der.İstanbulda pazarları dolaşırken atına rastlar.

Pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.pazarcıda buyur der .
Eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır.
Dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip ,
Ah evlat! Atı alan üsküdarı geçti.
1. Aşağıdaki boş bırakılan yerlere uygun kelime ve kelime gruplarını yazınız.
• İnsanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, düşmanlarıyla ve olağanüstü güçlerle mücadelesinde
düş yoluyla ortaya koyduğu tavır ....MİTOLOJİNİN........ doğmasına neden olmuştur.
• Mitlerin oluşum süreci hakkında şunları söyleyebilirim:
Mitler insanların açıklayamadığı olaylar üzerine ortaya çıkar
Çoğunlukla yaratılışla alakalıdır.
Evren , Tanrı, İnsan üçlüsü en çok mit oluşturan konuladır.



• Destan Dönemi, büyük oranda tanrılar etrafında şekillenmiştir. Bunun nedeni
Tarihsel zamanla dönemle alakalıdır. Dönemin inanışlarından hareketle ürünler ortaya konmuştur. Evreni yaratılışı insanı açıklarken tanrılardan ve mitolojik öğelerden yararlanılmıştır. Bu yüzden çoğunlukla tanrılar etrafında şekillenmiştir.


• ...DESTANLAR.....mitolojik dönemde oluşmaya başlamıştır.

• Bir insan topluluğunu oluşturan bireyleri ................ORTAK DEĞERLER................. birbirine bağlar.


37 araştırma soruları


1. Türk halk edebiyatında baharın, tabiatın veya sevgilinin güzelliklerinden söz eden şiir türüne
ne ad verilir? Araştırınız. Sınıfa örnekler getiriniz.


KOŞMA denir ..


Alıntı:
Koşma Örneği
Vara vara vardım ol kara taşa,
Hasret ettin beni kavim kardaşa,
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa,
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Karacoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm (Karacaoğlan)
Koşma Örneği-3 : Karacaoğlan
Yiğidin eyisini nerden bileyim
Yüzü güleç, kendi yaman olmalı
Kasavet serine çöktüğü zaman
Gönlünün gâmını alan olmalı
Benim sözüm yiğit olan yiğide
Yiğit olan muntazırdır öğüde
Ben yiğit isterim fırka dağında
Yiğidin başında duman olmalı
Yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
Düşmanı görünce ayağa kalkar
Kapar mızrağını meydana çıkar
Yiğidin ardında duran olmalı
Sâfi güzel olan, şol bazı kötü
Yiğidin densizi ey'olmaz zati
Gayet durgun ister silahı atı
Yiğit el çekmeyip viran olmalı
Karac'oğlan der ki çile çekilmez
Hozan tarlalara sümbül ekilmez
Sak yabancı ile başa çıkılmaz
İçinden sıdk ile yanan olmalı
ÖRNEK MÜRÂCAA KOŞMA: Kul Nesimi
UYKUDAN UYANMIŞ ŞAHİN BAKIŞLIM

Uykudan uyanmış şahin bakışlım
Dedim sarhoş musun söyledi yok yok
Ak ellerin elvan elvan kınalım
Dedim bayram mıdır söyledi yok yok
Dedim ne gülersin dedi nazımdır
Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür
Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür
Dedim ver öpeyim söyledi yok yok
Dedim aydınlık var dedi aynımda
Dedim günahım çok dedi boynumda
Dedim meh-tab nedir dedi koynumda
Dedim ki göreyim söyledi yok yok
Dedim vatanın mı dedi ilimdir
Dedim bülbül müdür dedi dilimdir
Dedim Nesimi Şah dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yok yok
ÖRNEK TECNİS KOŞMA:
Derd-i dilim arttı yârimin derdim
Seksende doksanda yüzde seyr eyle
Gonca güllerini yârimin derdim
Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle
Sel gelince yıkılırmış yar dedim
Al hançeri vur sineye yâr dedim
Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim
Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle
Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne
El bağladım yâre durdum dîvâne
Dedi var yıkıl git behey dîvâne
Aşkın deryasında yüz de seyr eyle (Çeşmi)
2. Bahar temasını işleyen şiir örnekleri bulup bunları sınıfa getiriniz.


Alıntı:
Soğuk kış günleri elveda dedi
Şimdi bir misafir geliyor:Bahar.
Artık her tarafta yemyeşil örtü
Artık her tarafta bir canlılık var.

Toprakta hareket ağaçta yaprak
Dereler canlanmış, çağıldar sular.
Kuşlar kanat vurmuş mavi göklere,
Yeşile boyanmış artık duygular.

Biz minik bir fidan, küçük bir pınar
Şen şakrak çağlayıp, akar coşarız.
Bahar sevincini herkesten önce
Küçük yüreklerde bizler duyarız.
Rıfkı Kaymaz

BAHAR ŞİİRİ

Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi

Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan

ATAOL BEHRAMOĞLU
3. “Nesnel gerçeklik” ve “kurmaca” kavramlarını araştırınız. Araştırma sonuçlarını defterlerinize
yazınız.


Alıntı:
Nesnel gerçeklik kelime anlamıyla ile bütün biçimleri ve görünüşleri ile özdeksel çevrenin tümüdür.
Nesnel gerçek, kavramın idealin olanağın, hayalin karşıtıdır .Nesnel gerçek kişiye özgü bir duygu değildir. Kişinin dışında, kişinin iradesinden ve arzularından bağımsız olarak vardır, somut olarak vardır Nesnel gerçek, gözleme, aklın incelemesine ve eleştirisine daima açıktır. Sübjektif değil objektiftir.

KURMACA GERÇEKLİK:
Fiktif, itibarî.Gerçek olmayan ancak gerçekmiş gibi, yaşanmış gibi varsayılıp / tasavvur edilip üretilerek okura sunulan olay ve olgular. Genellikle hikâye, roman ve destanda karşımıza çıkan kurgulamada, yaşanan hayattan alınan malzemeler işlenerek, değiştirilip ayıklanarak bakıma “düşsel bir gerçekliğe dönüştürülerek” ya da zihinde tasavvur edilen şekilleriyle kullanılırlar.


Edebiyat ve diğer alanlarda yazılan kitaplar, içerikleri bakımından sınıflandırılırken iki büyük kümeye ayrılırlar: 1-Kurmaca olanlar (fiktif), 2- Kurmaca olmayanlar (nonfiktif). Roman, hikâye, tiyatro, masal, halk hikâyesi, destan türünden eserler birinci grupta yer alırken; hatıra, tarih, biyografi, gezi yazısı, vd. türler ikinci grupta yer alır. Kurmaca, yaşanan dünyadan farklı ama kendi içinde tutarlı olarak düşünülebilecek bir iç dünya kurmaktır. Bu sanal dünya yazar ve okurun iç içe oldukları bir boyuttur. Kimse bu dünyanın yapaylığını ya da gerçekliğini sorgulamaz. Çünkü kurmacaya bu ön kabulle yaklaşılır.


Okur gazetedeki bir haberde ya da bir makalede okuduğunu sorgulayabilir ama bir romanda bir hikâyede ya da herhangi bir anlatıda okuduğunu, duyduğunu sorgula(ya)maz. Bunun nedeni, metnin tür çerçevesinin önceden kurmaca nitelikleriyle sınırlanmış olmasıdır. Ama eleştirmen ya da okur kurmaca metnin iç tutarlılığını sorgulayabilir. Demek ki kurmaca metinin iç gerçekliği içinde bir tutarlık bulunması zorunluluğu vardır. Hatta bu iç gerçeklik yani kurmaca dünyanın iç gerçekliği çoğu zaman nesnel dünyadan daha tutarlı / neden-sonuç ilişkilerine dayandırılmış olabilir. Günümüzde postmodernist metinlerin önemli bir kısmında da üst kurmaca (bkz.) adı verilen bir teknik kullanılmaktadır.


4. Eski Türklerde ozanların görevleri ve işlevleri, onlara verilen adlar hakkında bilgi toplayınız.


5. Ölen birinin arkasından yazılan şiirlere İslam Öncesi Türk Edebiyatında sagu denir. Divan
edebiyatı ve halk edebiyatında saguya karşılık bu türe ne ad verildiğini araştırınız.


MERSİYE- AĞIT


6. “Sagu” ve “koşuk” hakkında bilgi toplayınız.
SAGU
q “Yuğ” adı verilen ölüm törenlerinde devlet büyükleri-
nin ya da kahramanların ölümü üzerine duyulan acı-
yı dile getirmek için söylenen şiirler.
• Kafiye düzeni koşukla aynıdır.
q Halk edebiyatında “Ağıt”, Divan edebiyatında “Mer-
siye” denir.
ÖRNEK:
Ulaşıp eren börleyü Yiğitler kurt gibi uluyor
Yırtıp yaka urlayu Çığlıklara yaka yırtıyor
Sıkrıp üni yırlayu Islıkla çağrışıyor
Sıgtap közi örtülür Gözler yaşla örtülür


KOŞUK
q Dörtlüklerle söylenen nazım şekilleridir.
q Yiğitlik, aşk, tabiat gibi konular işlenir.
q Hece ölçüsü ve dörtlükler halinde söylenir.
q Kafiye düzeni aaab, cccb, dddb ‘dir.
q Kopuz eşliğinde söylenir.
q İlk koşuk örneklerine “Divan-ı Lügat-it Türk” te rastlanır.
q Halk edebiyatında “Koşma” Divan edebiyatında “Gazel”in
karşılığıdır.


ÖRNEK:
Türlük çeçek yarıldı Rengarenk çiçekler açıldı
Barçın yadım kerildi İpek yaygılar serildi
Uçmakyeri körüldi Cennet yeri görüldü

Tumluk yana kelgüsüz Soğuklar artık gelmez


2014 2015 10. sınıf nova yayınları edebiyat kitabı cevapları sayfa 37 değerlendirme soruları cevapları


2. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Destan kahramanları günlük hayatta rastlayabileceğimiz özelliklere sahiptir. (Y )
Destanlar, Destan Dönemine ait ürünlerdir. (D )
Her millette destan söyleme geleneği görülür. ( Y)
Destanlar milletlerin olağanüstülükler içeren, uzun, manzum kahramanlık hikâyeleridir. ( D)
Destanlarda olağanüstü unsurlara rastlanmaz. (Y )
Atasözleri ait olduğu milletin dünya görüşünü ortaya koyar. (D )
Atasözleri ders verici özelliğiyle günümüzde de geçerliliğini ve önemini korur. (D )
Mitolojik ögelerin dönemin zihniyeti ile hiçbir ilgisi yoktur. ( Y)


3. Aşağıdaki destan-millet eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Fin-Kalavela
B) Yunan-İlyada
C) Alman-Nibelungen
D) Çin-Atilla
E) Türk-Ergenekon




4. Aşağıdakilerden hangisi sözlü edebiyat döneminin ürünü değildir?
A) Sav B) Sagu C) Destan D) MesneviE) Koşuk




5. Aşağıdakilerden hangisi Türk destanlarında görülen mitlerden biri değildir?
A) Kurt B) Ağaç C) Kutlu taş D) ElmaE) Işık


6. Aşağıdakilerin hangisinde doğal destanlar bir arada verilmiştir?
A) İlyada, Kalevala, Oğuz Kağan
B) İlyada, Kaybolmuş Cennet, Oğuz Kağan
C) Kaybolmuş Cennet, Kalevala, Şehname
D) İlyada, Kurtarılmış Kudüs, Kalevala
E) Kurtarılmış Kudüs, Şehname, Odysseia
(1988-ÖYS


7. Sözlü edebiyatla mitoloji arasındaki ilişkiyi açıklayınız


Sözlü Edebiyat İle Mitoloji Arasındaki İlişki



Destan, sözlü edebiyatın ilk ürünlerinden biri olduğu için destanlardaki mitolojik öğeler sözlü edebiyatta sık sık görülmektedir. Mitoloji, toplumu derinden etkileyen olayların halk arasında anlatılmasıyla ortaya çıkmaktadır. Sözlü edebiyatın halk arasında meydana geldiği göz önüne alındığında mitoloji ile sözlü edebiyat arasında yakın bir ilişki vardır. Kadın, at, bozkurt, ışık, ağaç gibi mitolojik öğeler sözlü edebiyatta da yer almaktadır. Destan döneminde mitolojik hikâyeler sözlü edebiyatın özellikle de destanların oluşumunu hızlandırmıştır.

2014 2015 10. sınıf nova yayınları edebiyat kitabı cevapları sayfa 38
SAYFA 38
1. Okuduğunuz bir şiirin hangi yönleri sizi daha fazla etkiler? Açıklayınız.
duygu değeri..
teması ,
şairin dili kullanışı
imgeleri
yaptığı çağrışımlar
estetik duruşu
ses değerleri / ahengi
edenini açıklayınız.
2. Acılarınızı, sevinçlerinizi ve heyecanlarınızı nasıl dile getirmek istersiniz? Nedenini açıklayınız.
şiirler yazarak..
resimler yaparak
şarkılar söyleyerek
nedeni : insanlar bu hislerini dile getirmek isterler

3. Önceki ünitelerde edindiğiniz bilgilerden yararlanarak atlı-göçebe hayatın özellikleri hakkındaki birikiminizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Alıntı:
Atlı göçebe kültürünün özellikleri

1 - Türk Kültürünün Özellikleri
a) Türk kültürü M.ö. 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Temelini ise Andronova Kültürü oluşturmuştur.
b) Türk kültürü Altay Dağları, Tanrı Dağı, Aral Gölü, Baykal Gölü ve Batı Türkistan'daki Anav ve Namazgah çevrelerin de olgunlaşmıştır.
c) Türklerin oluşturduğu bu kültüre Atlı Göçebe veya Bozkır Kültürü adı da verilmektedir.
d) Altay Dağlarındaki Pazırık Kurganı ve Isık Gölü çevresindeki Esik Kurganları ise Türk Kültürünün gelişmişliğinin en önemli eserleridir.



*Kurgan : Eski Türklerde mezar.

Bu kurganlarda insan ve hayvan cesetleri yanında çeşitli eşyalara rastlanmıştır.
Pazırık Kurganında bulunan altın zırhta Türk Kültürünün gelişmişliğinin en önemli kanıtı olarak kabul edilir.

e) Türklerin inanç olarak ölümden sonraki hayata inandıkları anlaşılmıştır.
f) Türklerin temel geçim kaynaklarının hay vancılık ve tarım olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca dokumacılık ve madencilikte önemli bir yer tutmaktadır.
g) İpek yolu da Türkler açısından önemli bir yer tutmaktadır. İpek yolunun denetimi elde tutulduğu sürece ticaret de Türkler için önemli bir geçim kaynağı olmuştur.
h) Dünyada demir ilk defa Türkler tarafın dan kullanılmış ve at ilk defa Türkler tarafından evcilleştirilmiştir.
i) At sütünden kımız yaparak içmişler, hayvancılıkla geçindikleri halde domuzu hiçbir zaman beslememiş ve etini yememişlerdir.
j) Savaşçı bir toplum olarak yaşamışlar, Kartal ve Kurdu kutsal hayvan olarak kabul etmişler ve sembol olarak kullanmışlardır.


4- “Nesnel gerçeklik” kavramı hakkında yaptığınız araştırmaları da dikkate alarak bu üç şiirin aynı nesnel gerçeklikten (baharın gelişi) hareket ettiğini söyleyebliir misiniz? Açıklayınız.

evet söylenebilir. var olan nesnel gerçeklik şair ve yazarların zihninden geçerek kurmaca bir gerçekliğe dönüşür



5. Şiirlerin nazım birimleri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Açıklayınız.
koşma dörtlüktür
diğer iki şiirin birimi ise beyittir.





Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 04:35 )
 
Eski 04-11-10, 20:21   #3
Saw

Varsayılan 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (2011-2012)



İndirmek için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


SAYFA 39



1. Okuduğunuz şiirdeki tabiat tasvirlerini tespit ediniz. Bu tasvirlere geniş yer verilmesinin nedenlerini yorumlayınız.

Bahar (güneşi) ışıdı, eriyen kar ve buzlardan oluşan sular,
Coşkun seller (hâlinde) aktı.
Parlak (sabah) yıldızı doğdu.
Bulut gürleyerek yükseldi;
(Gökyüzünden) bardaktan boşanırcasına yağmur ve dolu yağıyor.
Hava bulutlu, (deniz üstündeki bir kayık gibi) sallanıyor;
Rengârenk çiçekler açıldı.
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu.
(Havalar ısındı.) Soğuklar artık hiç gelmeyecek!
(Bahar geldi.) Kurtlar kuşlar hep dirildi;
şiirin teması ile alaklıdır


2. a) İki grup oluşturarak şiirin veznini ve duraklarını gösteriniz. Bunların ahenge katkısını tartışınız.Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

şiirin vezni hece veznidir.
örnek olarak ilk dörtlüğü verelim

4+3 = 7

Yay yarupan / ergüzi
Aktı akın / munduzı
Tugdı yaruk / yulduzı

Tıngla sözüm / külgüsüz
ahenge katkısı söylenişi ve okunuşu estetik kılmasıdır



b) Şiirin kafiye şemasını gösteriniz.
aaaa
bbba
ccca
ddda

3. Şiirde “Ağdı bulıt kükreyü / Yağmur tolı sekriyü” mısralarındaki “kükreyü: kükreyerek, sekriyü: titreye titreye, koşa koşa” anlamlarına gelir. Bulutun kükreyerek yükselmesi, yağmur ve dolunun koşuşturması insana ait özelliklerle şiirde bir hareketliliği resmeder. Bu edebî sanatın adını belirtiniz. Şiirde başvurulan diğer edebî sanatları bulup bunların şiire katkısını açıklayınız.
kişileştirme sanatı /teşhis sanatı
şiire estetiklik katmıştır
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu. TEŞBİH

(Bahar geldi.) Kurtlar kuşlar hep dirildi;TEŞHİS

4. Son bendin ilk iki mısrasında kafiyeyi sağlayan “tirildi” kelimeleridir. Sözcüklerin ilki canlanmak,ikincisi toplanmak anlamına gelir. Sizce şair burada hangi edebî sanata yer vermiştir?

CİNAS


SAYFA 40


5. Şiirde baharın gelişini dile getiren söz ve söz kalıplarına örnekler veriniz. Bunların şiirin anlamı üzerindeki etkisini açıklayınız.

Bahar (güneşi) ışıdı, eriyen kar ve buzlardan oluşan sular,
Coşkun seller (hâlinde) aktı.
Parlak (sabah) yıldızı doğdu.
Bulut gürleyerek yükseldi;
(Gökyüzünden) bardaktan boşanırcasına yağmur ve dolu yağıyor.
Hava bulutlu, (deniz üstündeki bir kayık gibi) sallanıyor;
Rengârenk çiçekler açıldı.
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu.
(Havalar ısındı.) Soğuklar artık hiç gelmeyecek!

ŞİİRİN ANLAMININ OKUYUCU TARAFINDAN ALGILANMASINA VE ESTETİK BİR BİÇİMDE SUNULMASINA KATKISI VARDIR

6. Şiirin temasını bulunuz. Bu temanın nasıl işlendiğini belirtiniz.
BAHARIN GELİŞİ
tabiattan örnekler vererek benzetmeler yaparak. buna ek olarak kişileştirmelere başvurarak işlenmiştir.


7. Her bendin nesnel gerçekliğini tartışınız. Sınıfta gruplar oluşturarak bentleri yorumlayınız.
her bendin kendine özgü bir nesnel gerçekliği vardır. bu nesnel gerçeklik şairinin dili kullanışı ve zihin süzgecinden geçişi ile kurmaca bir gerçekliğe dönüşmüştür.

8. Okuduğunuz şiirde atlı-göçebe kültürünün izlerini ve Destan Dönemindeki hayatla şiir arasındaki ilişkiyi belirtiniz. Bu ilişkinin (zihniyetin) şiirin oluşmasındaki rolünü açıklayınız.
atlı göçebe kültüründe insanlar doğa ile bir ilişki içerisindedir. bu şiirde de konunun işlenişinde tabiat unsurlarını görmekteyiz. zaten şiirin teması doğa ile alakalıdır. her sanat ürünü hem şairin hem de toplumun zihniyetinin bir yansımasıdır.


9. Okuduğunuz metinde dönemin yaşayış, inanış, gelenek ve göreneklerinin yansımalarına nasıl yer verilmiştir? Açıklayınız.
Cennet bahçeleri görünmüş gibi oldu. mısrasından ahiret inancının olduğunu
görmekteyiz. ilkbaharın gelişinin insanlar üzerindeki etkisini görmekteyiz..

1. a) Metne göre kahraman, düşmanlarına ve halkına nasıl davranırdı? Açıklayınız.

O, konuklarına yemeğini tattıran,
Yavuz ve kötü düşmanı geri püskürten,

(Ve onların) boyunlarını tutup büken (bir kahraman)dı.


b) Okuduğunuz metinden hareketle şiirin yazıldığı dönemle olan ilişkisini belirtiniz.
dönemde ölen kahramanlar arkasından düzenlenen yuğ törenleri vardır. bu yuğ törenlerinde sagu/ ağıtların okunduğunu bilmekteyiz. bu törenlerde bir takım faaliyetler yapılırdı örneğin erkeklerin saç kestirmesi gibi. bunu şiirde görmekteyiz. dönem kültürünün yansımasıdır.



2. “Boynun tatup kadırgan (Ve onların) boyunlarını tutup büken (bir kahraman)dı.” mısrasında kahramanın hangi özelliği anlatılmaktadır? Kahramanın bu şekilde tasvir edilmesi şiire ne katmıştır? Belirtiniz.
güçlü olduğu anlatılmaktadır. şiire etkileyicilik katar

SAYFA 41
3. Okuduğunuz şiirdeki kahramanın en belirgin iki özelliğini söyleyiniz. Bu özelliklerin şiirin yazıldığı dönem ile ilgisini açıklayınız.

Şiirdeki kahramanın en belirgin iki özelliği kahraman ve cömert oluşudur.Bu özellikler destan döneminin zihniyetiyle yakından ilişkilidir.Çünkü o dönemde kahramanlık, yiğitlik, cesaret ve cömertlik önde gelen değerlerdendir.
4. Şiirde ahengi sağlayan unsurlar nelerdir? Her bentte 2+2+3=7 duraklı hece ölçüsünün kullanılmış olmasının ahenge katkısı var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Şiirde ahengi sağlayan unsurlar hece ölçüsü, kafiye ve redifler,aliterasyon ve asonanslardır.Her bentte 2+2+3=7 duraklı hece ölçüsünün kullanılmış olmasının ahenge katkısı vardır.Çünkü bu durak yerleri şiirde ahengi sağlayan ögelerdendir.
5. Şiirde “Yagı ôtın öçürgen (düşman ateşini söndüren) mısrasıyla anlatılmak istenen nedir? Şair burada hangi edebî sanattan yararlanmıştır?


Şair düşmanın savaşma gücünü ateşe benzetiyor ve şiirdeki kahramanın bunu yok ettiğini belirtiyor.İSTİARE sanatından yararlanmıştır.6. Şiiri kafiye ve redif yönünden inceleyiniz.

a--Erdi aşın taturgan "gan" redif, "r" yarım uyak

a--Yanlak yagıg katargan
a--Boynun tatup kadırgan
b--Bastı ölüm agtaru


c--Erdi aşın taturgan
c--Yanlak yagıg kaçurgan
"gan" redif, "r" yarım uyak

c--Ograk susin kaytargan
b--Bastı ölüm ahtaru



d--Yagı ôtın öçürgen
d--Toydın anı köçürgen "ürgen" redif , "ç" yarım uyak
d--İşler üzüp keçürgen
b--Tegdi okı öldürü



e--Turgan ulug ışlaka "laka" redif , "ş" yarım uyak
e--Tirgi urup aşlaka
e--Tumlug kadır kışlaka
b--Kodtı erig umduru



Her dörtlüğün son dizesinin kendi arasında uyaklı olduğunu unutmayınız...
7. Şiirin teması nedir? Her bendin temaya olan katkısını belirtiniz.

Şiirin teması ÖLÜMdür.Her bent şiirin temasının verilmesinde birer araçtır.
8. a) Eski Türklerde ozanların görevleri hakkında edindiğiniz bilgilerden yararlanarak aşağıdaki doğru seçenekleri işaretleyiniz.
Hakim x Hekim x Sanatçı x Büyücü x Bilge x
b) Eski Türklerde şairlere verilen adları aşağıya sıralayınız.
Ozan,kam,şaman,baksı
c) Şairlerin, Türk toplumundaki işlevlerini açıklayan kısa bir konuşma yapınız.

Şairler toplumun duygularını dile getirdikleri için toplum üzerinde etkileri vardır. İnsan kendi duyguları dile getiren şairleri sahiplenir. Onun düşüncelerine önem verir. O şairin yaptığını yapmaya çalışır. Bu nedenlerle şairler ve ozanların toplum üzerinde etkisi vardır.
1. a) Ölümü konu alan aşağıdaki üç şiiri okuyunuz. Şairlerin ölüm temasını ele alırken ölüm karşısındaki tavırlarını karşılaştırınız. Sonuçlarını belirtiniz.

Şairlerin üçü de ölüm karşısında hüzünlüdür ve bu acı ve hüzün şiirlerinde hissedilmektedir.
SAYFA 42
b) Her üç şiirde de ölüm teması işlenmesine rağmen şairlerin bunu farklı yönlerden ele almasının nedeni sizce neler olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Bunun sebebi şairlerin farklı duyuş, düşünüş ve algılayışa sahip olmalarıdır.
2. Okuduğunuz Koşuk adlı şiiri, Erzurumlu Emrah’a ait koşmayla yapı yönünden karşılaştırınız. Benzerlik ve farklılıkları aşağıya yazınız.
Deryalarda olur bahri
Doldur da ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez
Erzurumlu Emrah
Benzerlikler:
Her ikisi de ses ve anlam kaynaşmasından oluşan dörtlüklerden meydana gelmiştir.

Her ikisinin de nazım birimi dörtlüktür.
Her ikisi de ahenklidir.
İkisi de hece ölçüsüyle yazılmıştır.
Farklılıklar:
Temaları farklıdır.

İmgeler farklıdır.edebiyat fatihi özgün içerik tıklayınÖrneğin koşmada halk şiirinde çok kullanılan "suna" imgesi vardır.
Koşukta 7'li hece ölçüsü varken koşmada(aslında doğrusu semai olmalıydı) 8'li hece ölçüsü kullanılmıştır.

3. Koşuk adlı şiiri, hazırlık bölümünde verilen Nefî ve Âşık Paşa’nın şiirleriyle nesnel gerçeklik açısından karşılaştırınız. Bulduğunuz sonuçları arkadaşlarınızla değerlendiriniz.


Her üç şiir de aynı
nesnel gerçeklikten (baharın gelişi) hareket etmiştir.

4. Araştırma bölümünde sizden istenen bahar temasını işleyen şiir örneklerini gerçeklik ve kurmacalık yönünden inceleyiniz. Sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız.
....................
5. Okuduğunuz koşukta konu edilen insanların tabiata bakışını tespit ediniz.

Eski çağlarda insanlar tabiat olaylarına karşı şaşkınlık, korku ve hayranlık besliyorlardı.Bu koşukta baharın gelmesiyle tabiattaki değişikliklerin o dönemdeki insanlar üzerindeki etkisi anlatılıyor.Baharın gelmesi insanlarda sevinç ve mutluluk oluşturuyor.
6. Eski Türk kültüründe düzenlenen yas törenlerinin benzerlerine bugün de rastlanıyor mu? Örneklendirerek
açıklayınız.

Günümüzde de yas törenleri düzenleniyor ama eski Türk kültüründen oldukça farklı bir şekilde...Örneğin Kur'an-ı Kerim okunması, helva dağıtılması, mevlid okunması vb...
7. Millî kahramanlarımızın ölümü üzerine yazılan şiirler biliyor musunuz? Örnekler veriniz.

ANTEPLİ ŞAHİN

Ben Antepliyim, Şahin’im ağam.
Mavzer omzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.

Hey, hey!
Yine de hey hey!
Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım
Düşman kurşunlarına inat köprü başında
Memleket türküleri çağıracağım.

Bu dağlarda biz yaşarız,bu dağlar bizim dağımız.
Namusumuz temiz, bayrağımız hür
Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız
Burada erkekçe dövüşür

Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde
Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak
Bayraklar içinde en güzel bayrak
Düşüncem senden yanadır

Hep senden yanadır çektiğim kahır
Bu senin ülkende, senin gölgende
Düşmesin kara kalpaklar, kirlenmesin duvaklar
Korkum yok ölümden kâfirden yana
Alacaksa alsın beni şafaklar.

Hey, hey!
Yine de ey hey!
Al bayraklar altında kara bir kartal gibi
Yaşamak ne güzel şey.

Bir sır var bu mavzerde, attığım gitmez boşa
Çıkmış bir eski savaştan
Türk ün bir karış toprak parçası için
Destanlar yazacağız yeni baştan.

Yıktım toprağın üstüne bir sarı kurşunla birini
Çıktı karşıma biri,
Çıktıkça çektim tetiği Bismillâhlar la beraber
Vurdum alnından kâfiri.

Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh
Bu kaçıncı ölüdür?
Bir türkü söylenir siperlerde her sabah
Vurun Antepliler namus günüdür!

Ben Antepliyim Şahin’im ağam
Mavzer omzuma yük
Ben yumruklarımla dövüşeceğim
Yumruklarım memleket kadar büyük

Yavuz Bülent Bakiler
8. Eski Türk kültüründe müzisyenlik yeteneğine de sahip ozanlar törenleri yönetirlerdi. Bugün de benzer uygulamalar var mıdır? Anlatınız.
..............
9. Araştırmanızın sonuçlarından yararlanarak divan ve halk edebiyatında saguya karşılık gelen
nazım türleri hakkında bilgi veriniz.

Sagunun divan edebiyatındaki karşılığı MERSİYE
halk edebiyatındaki karşılığı AĞIT'tır.




10.SINIF EDEBİYAT NOVA YAYINLARI CEVAPLARI SAYFA 43



SAYFA 43
1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
• Her bendin ilk üç mısrası kendi içinde kafiyeli, son mısraları ise bütün bentlerle aynı kafiyede olan (aaab cccb dddb) nazım şeklinin adı KOŞMAdır
• Destan Dönemine ait koşukların nazım birimi .DÖRTLÜKTÜR
• Saguya karşılık halk edebiyatında AĞITdivan edebiyatında MERSİYE vardır.
• Sagu İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatının SÖZLÜ ürünlerindendir.


2. Aşağıdaki cümlelerden doğru olanlarına “D”, yanlış olanlarına ise “Y” yazınız.
39. sayfada okuduğunuz koşuğun en önemli unsuru tabiattır. (D )
40. sayfada okuduğunuz sagu, yerleşik hayatın özelliklerini anlatmaktadır. ( Y)
Koşuk nazım şeklinin halk edebiyatındaki karşılığı koşmadır. ( D)


3. “Sagu, İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı ürünlerindendir. Yuğ denilen yas törenlerinde okunurdu.Yuğ törenleri sığır, şölen törenlerinde olduğu gibi şaman, kam, baksı, ozan adı verilen din adamları tarafından yönetilirdi. Bu kişiler hekimlik, büyücülük, şairlik ve müzisyenlik yeteneğine sahiptir. Şiirlerini kopuz eşliğinde okurlardı.”
Bu bilgilere göre aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A) Sagular, yuğ törenlerinde okunurdu.
B) Saguları şamanlar okurdu.
C) Bu şiirler kopuz denilen bir sazla söylenirdi.
D) Şairler son dörtlükte adını kullanırdı.
E) Şamanlar aynı zamanda hekim, büyücü, şair ve müzisyendi.

4. Aşağıdaki kelimelerden anlamlı bir bütün oluşturulduğunda hangisi dışarıda kalır?
A) Kam
B) Baksı
C) Şaman
D) Yuğ
E) Ozan

SAYFA 44
5. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Sagular, sadece ölen insanların arkasından duyulan hüznü anlatır. (Y )
Yuğ, eski Türklerde eğlenmek ve şölen yapmak amacıyla düzenlenen bir törendir. (Y )
Sagular halk edebiyatındaki ağıt türünün ilk şeklidir. (D )
Sagular, hece vezni ile oluşturulur ve şekil olarak halk edebiyatındaki koşmalara
benzer. ( D)
6. İslamiyetten önceki Türk şiirinin genel özelliklerini aşağıya yazınız.
Alıntı:



  • İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK ŞİİRİ GENEL ÖZELLİKLERİ
  • Anlatımı sözlüdür.
  • Din törenlerinde(şölen,sığır,yuğ) doğmuş, din dışı törenlerde gelişmiştir.
  • Edebi ürünler manzumdur.(şiir şeklindedir)
  • Edebi ürünler anonimdir, bunlara milli özellikler hakimdir.
  • Yalın bir dil kullanılmıştır, dil yabancı etkilerden uzaktır,ÖZTÜRKÇEDİR
  • Şiirde “yarım uyak, hece ölçüsü, dörtlükler” kullanılmış.
  • Şiir söyleyen kişilere “ozan, kam, baksı, şaman” denilir.
  • Bu dönemde “sav, sagu, koşuk, destan” nazım şekilleri görülür.
  • Genellikle aşk,tabiat, kahramanlık ve ölüm konuları işlenmiştir.



ARAŞTIRMA
1. Destanların oluşumunda etkili olan olay ve kişilerle ilgili bir araştırma yapınız.

Alıntı:
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.


Destan üç dönemde oluşur:
1-Oluş Dönemi:
Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.
2-Yayılma Dönemi:
Olağanüstü özellikler kazan destan konusu halk tarafından ağızdan ağıza, nesilden nesile geleceğe taşınır.
3-Derleme-Toplama Dönemi:
Oluşum ve yayılma safhasını geçen destan artık oluşmuştur. Büyük bir şair, halk arasında anlatılan destan olaylarını toplar, bir araya getir ve bunu sıraya koyarak nazma döker. Böylece millî bir destan ortaya çıkar.


DESTAN DİLİNİN OLUŞUMU:
Mitolojik unsurlar,hayatla mücadele, dini inançlar ve musiki destan dilinin oluşmasını sağlayan unsurlardır.Destan dili bu ögeler üzerine kurulur.
.


2. Arkadaşlarınıza sunum yapmak üzere masal ve destan hakkında bilgi toplayınız.
3. Destanların ve destan dilinin oluşumunu, yapma destan ve doğal destan kavramlarını
araştırınız. Sonuçları defterlerinize yazınız.


Alıntı:
Doğal destan ve yapma destan kavramlarını araştırınız. Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır. Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini dekatarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.


Doğal Destanların özellikleri:

ü Manzum hikâyelerdir.

ü Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.

ü Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.

ü Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.

ü Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.

ü Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

Oğuz Kağan destanı doğal destan grubuna girmektedir.



Yapma Destan
  • ♦ Bir topluluk önünde genellikle ezgili olarak ve ezbere söylenen doğal destanın tersine, okunmak amacıyla ve doğal destanlar örnek alınarak kaleme alınmış destanlara yapma destan denir.
  • ♦ Yapma destanlarda destan malzemesinin daha bilinçli, eleştirel, ironik bir biçimde kullanıldığı görülür.
  • ♦ Bu türün bilinen ilk örneği Latin şairi Vergilius‘un “Aeneis“dir. (MÖ. 70-19)
YAPMA DESTANLAR
Latin Edebiyatı
  • AENEIS (Vergilius)
İtalyan Edebiyatı
  • KURTARILMIŞ KUDÜS (T. Tasso)
  • ÇILGIN ORLANDO (Ariosto)
  • İLAHİ KOMEDYA (Dante)
İngiliz Edebiyatı
  • KAYBOLMUŞ CENNET (J. Milton)
Fransız Edebiyatı
  • HENRIADE (Voltaire)
Portekiz Edebiyatı
  • OS LUSLADAS (Camoens)
Türk Edebiyatı
  • ÜÇ ŞEHİTLER DESTANI (Fazıl Hüsnü Dağlarca)
  • KUVAY-İ MİLLİYE DESTANI (Nazım Hikmet)
  • SAKARYA MEYDAN SAVAŞI (Ceyhun Atuf Kansu)
  • MARAŞ’IN ve ÖKKEŞİN DESTANI (Gülten Akın)

4. Mehmet Âkif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiirini sınıfa getiriniz.
Alıntı:
Mehmet Akif'in Şiir Gücü ve "Çanakkale Şehitleri'ne" Şiirinin Tahlili

Engin AKKUŞ

YAZI KAYNAĞI: YAĞMUR EDEBİYAT DERGİSİ

Mehmet Akif ERSOY, Türk Edebiyatına ve Türk insanın kalbine şiirlerinden önce belki de karakteriyle girmiş tek şairimizdir. Bu onun şiirlerinin zayıflığından değil, karakterinin güçlü olmasındandır. "M. Akif yakın devir siyasi tarihimizde de, edebiyat tarihimizde de en çok bahsedilen şairlerimizin başında gelir. Hakkında kitap halinde yüze yakın çalışma vardır. " 1 Safahat baştan sona Akif'in hayatından ve Türk insanının gerçekleriyle örülmüş canlı hayat tablolarıyla doludur. M. Akif bir İslamcı şair olarak, zühd içindeki bir derviş değil, hayatın ve gerçeklerin içinde, tam ortasında mücadele eden, bağıran, kendini ortaya koyan toplumcu bir şair, bir dava adamıdır. Devrinin sosyal-siyasi yapısı, onun şiirlerinde büyük yer tutar. "Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri, bütün teferruatı ile gören ve gösteren başka bir şair yoktur denilebilir. Safahat, adeta muayyen bir nokta-i nazardan tasvir edilen bir romana benzer: Sokak, ev, kulübe, saray, meyhane, cami, köy, şehir, fakir, zengin, dindar, dinsiz, cılız, pehlivan, korkak, kahraman, halk, yüksek tabaka, münevver, cahil, yerli, yabancı, Avrupa, Asya, ticaret, siyaset, harp, sulh, şehircilik, köycülük, mazi, halihazır, hayat, hakikat hemen hemen herşey Akif'in duyuş ve görüş sahnesine girer. Ve bunu yalnız şiirle değil, bütün ifade vasıtalarıyla anlatır: Tasvirler yapar, portreler çizer, hikayeler söyler, fıkralar anlatır, konuşmalara başvurur, vaaz eder. Komik, trajik, öğretici, hamasi, lirik, hakimane her olayı, her tonu kullanır. Bu suretle Akif, şiirin hududunu nesir kadar, edebiyat kadar genişletir; hatta edebiyatı da aşar, onu hayatın da kendisi yapar."2

Biz burada M. Akif'in şahsiyeti ve sanat anlayışı üzerinde uzun uzadıya durmayacağız. Amacımız, Safahat'ın içinde ruh ve ses itibarıyla lirik-epik bir hayat taşıyan, şiir tekniği bakımından da diğerlerinden ayrılan "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiirin dünyasına girerek onu tahlile çalışmak.

"Çanakkale Şehitlerine" Safahat'ın 6. kitabı olan Asım'da yer alır. Asım, muhavereli bütün bir manzum hikayedir. Şiirde başlıca dört kişi vardır: Hocazade (M. Akif), Köse İmam (M. Akif'in babasının talebelerinden Ali Şevki Hoca), Asım (Ali Şevki Hoca'nın oğlu), Emin (Akif'in oğlu). M. Akif özlediği, idealize ettiği gençliği Asım'la sembolleştirir:

"Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek."

"Çanakkale Şehitlerine" şiiri Akif'in, Asım'ın sonuna doğru Hocazade'ye söylettiği lirik-epik bir manzumedir. Bir muharebe sahnesinin tasviriyle başlayan parçada, düşmanın hem sayıca çokluğu, hem de biraraya gelmiş milletlerin ve kavimlerin çeşitliliği karşısında Mehmetçiğin kahramanlığı devleşir. Batı'nın yirminci asırda medeniyet adına yaptığı zulüm ve işkence tabloları çizilir. Nihayet, bu savaş sahnelerinin asıl kahramanına sıra gelmiştir. Akif, bu kahraman iradesini, gücünü ve bu irade ile gücün ilahi kaynağını tasvir ettikten sonra, şehadet faslına gelir. Şair, şiirinin bu kısmında sanatının bütün ustalığını göstererek harikulade mukayeseler, teşbihler yapar. Bu sanat oyunlarıyla şehit tebcil edilir, yüceltilir. Bunlardan birkaçını burada zikretmek istiyoruz. Bu hususta Akif şöyle der:

"O rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar."

Bir tarafta rüku vardır. Yani Cenab-ı Rabbü'l-alemin'in huzurunda baş eğmek, teslimiyet göstermek... Öte yanda insanın bunun dışındaki değerlere veya başka insanlara başeğmesi. Akif bize bir insan çiziyor ki, Tanrı'nın dışında hiçbir şeye başını eğmeyecek, hiçbir kuvvetin karşısında kendini ezdirmeyecektir.

"Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhidi.
Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi."

M. Akif'e göre Çanakkale'de şehit olanların kanı, Tevhid'i, Allah'ın birliği inancını, yani İslam'ı kurtarmıştır. Bu şehit, bu sıfatıyla da Bedir Gazasına katılanlarla mukayese edilmiştir. Bu, çok dikkate şayan bir teşbihtir. Çanakkale şehitlerinin Bedir kahramanlarıyla bir tutulması, hatta ancak sıfatıyla daha üstün gösterilmesi, öyle inanıyorum ki, yalnız Akif gibi, kendisini İslam mefkuresine adamış bir şairin diline yakışabilirdi. Bedir'de şehit ve gazi olanlar da, Tevhid'i, İslam akidesini kurtarmışlardı. Öyleyse Çanakkale muharebeleri de asrımızdaki büyük İslam dünyasının Bedr'i gibidir. Akif'in İslam birliği idealinin, milliyetçilikle çatışmayan bir terkibe giden düşüncesinde bu duygunun önemli bir rolü vardır. Çünkü Birinci Dünya Savaşı yıllarında, İslam dünyasında, ayakta, tam manasıyla müstakil, tek İslam devleti, hemen hemen Osmanlılardan ibaretti. Osmanlı, İslam'ın son kalesi idi. Çanakkale'de, Osmanlı'nın son kalesi. Öyleyse Osmanlı'nın Çanakkale'de direnme gücü, Türk'ün kurtuluşu ile beraber İslam dünyasının da kurtuluş müjdesini taşıyordu. Onun için Çanakkale şehitleri Bedir şehitleri kadar mukaddestir, mübarektir, şanlıdır.

İşte o dönemde İslam dünyasının da tek ümidi olan Türk milleti bu kudretini Çanakkale'de göstermiştir.

"Gömelim gel, seni tarihe desem sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap;
Seni ancak ebediyetler eder istiab."

Bu mısralarda da mukayese terazisinin bir tarafında Çanakkale'nin şehidi, öbür tarafında bütün bir tarih vardır. "Herc ü merc ettiğin devirler" ifadesiyle Akif'in, şehidi sadece İslam askeri olarak değil, bir Müslüman Türk askeri olarak değerlendirdiği açıktır.

Daha sonra Akif, bu şehit için bir abide mezar yapar. Gökyüzü bu şehidin lahit örtüşüdür, tavanı nisan bulutudur. Kandilleri Ülker Yıldızıdır. Geceleyin türbedarı mehtaptır. Türbenin avizesi güneştir. Şehidin kefeni, akşamın alacakaranlığıdır. Şair, adeta bütün bir kainattan kurulmuş mezarı da kafi görmeyip:

"Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana." mısrasını söyler. Ancak bu hayali türbe tasvirinin başına eklememiz gereken, daha da mühim bir unsur vardır:

"'Bu taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;"

Bu mısralar, yine İslam idealinin şairi sıfatıyla Akif'in dilinde büyük ehemmiyet taşır. Bir şehit ki, onun başına bütün İslam dünyasının kıblegahı, kalbi demek olan Kabe-i Muazzama, mezar taşı olarak dikiliyor. Ve yine bir şehit ki, o mezar taşının kitabesi, şairin ruhunun vahyi olacaktır.

Bütün bu mukayesenin, hiç şüphesiz sanatkar mübalağası da taşıyan bu benzetmelerin ışığı altında, şiirdeki başka bir mukayeseyi daha izah etmek istiyoruz. Bu destan şiirinin mısraları arasında Akif şunu da söyler:

"Yaralanıp temiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!"

Aslında yukarıdan beri izah ettiğimiz mukayese, mübalağa ve teşbihlerde, şairin felsefesini bu son iki mısrada topladığını görebiliriz. Burada da bir tarafta hilal vardır; öbür tarafta güneş. Akif bu mısrada önce, eski edebiyatımızda adına hüsn-i talil denilen bir edebi sanata başvurmuştur. Malumdur ki, yeni ay yani hilal, ancak güneşin batışına doğru görülebilir. Öyleyse hilalin görülebilmesi için, güneşin batması gerekir. Mısrada bu hüsn-i talil, bir istiareyle birlikte kullanılmıştır. Hilalle kastedilen bayrağımızdır ve İslam'ın sembolüdür. Güneş ise burada Türk askerini temsil etmektedir. Hilalin yani bayrağımızın ve İslam'ın yücelmesi için, güneşin batması, askerin şehadet mertebesine erişmesi gerekmiştir. Burada şiir dilinin ve şiir sanatının harikulade ustalığı yanında, asıl beşeri bir düşünce üstüne dikkati çekmek istiyoruz. Bir kıymet hükmü olarak güneş, daima aya üstün tutulmuştur. Güneş her zaman daha kudretlidir, ışığı kendindendir, sıcaktır, hayat vericidir vs. Ay ise varlığını da ışığını da güneşe borçludur. Bu kıymet hükmü üzerinedir ki, şair çizdiği tablo karşısında 'Ya Rab!' ünlemiyle hayretini, şaşkınlığını ifade etmiştir:

"Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!"

Yani, olacak şey midir, bir hilal uğruna güneşler batsın! Bu mısra ile Akif'in bütün bir insan görüşü, insana verdiği değer ortaya çıkar. Hilalin temsil ettiği din, yüce ve ulvi bir inanç sistemidir ve hiç şüphesiz bu inancın uğruna şehit olunur. Fakat din de nihayet insanlar içindir. "3

Şiire genel yapısı itibarıyla bakıldığı zaman, sırasıyla, Çanakkale Savaşı'nda, Batı dünyasının Türk milletine olan saldırısı, Batı'nın medeniyet adına işlediği cinayetler, Türk askerinin cesareti, imanı, inancı, kahramanlığı ve nihayet şehit oluşu ile, şairin şehitler için düşündüğü tabiat unsurlarından mükerrep muhteşem türbenin lirik bir dille tasvir edilişi görülür. Özellikle şairin, "Yine de birşey yapabildim diyemem hatırana" sözleriyle, yetersiz gördüğü bu muhteşem türbe tablosunda, itibari alemin, müşahhaslaştırılmaya çalışıldığına, şahit oluruz. Zaten M. Akif hayalle uğraşmaz, onun işi gerçekle, müşahhasla, eşyanın ve tabiatın bizzat kendisiyledir.

Şiir M. Akif'in pek çok şiirinde olduğu gibi olay anlatımına dayanmaktadır. Çanakkale savaşı şiire bir atmosfer getirerek hakim olmuştur. Tasvirler, savaş anlarının tabloları, oldukça canlıdır ve yer yer bu tasvirler söyleyiş gücü ve teknik bakımdan mükemmelliğe ulaşır:

"Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer..."

Söyleyişler o kadar canlıdır ki, insanı saran, savaş ortamının bütün dehşetini hissettiren bir tarza ulaşmıştır. Seçilen kelimeler, kafiyeler, ses özellikleri savaş mısralarıyla bütünleşmiş gibidir.

Şiirin ilk bölümünde Çanakkale Boğazı'nı saran düşman güçleri, ikinci bölümde bu düşman güçlerini oluşturan milletlerin çeşitliliği ve bunların acımasızlığı, üçüncü bölümde düşmanın çok güçlü silahlarına karşı kahramanca mücadele eden Türk askerinin kararlılığı, dördüncü bölümde yurdunu korumak için can veren insanların şehitlikle müjdelenişi ve finalde:

"Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber..."

mısralarıyla şehitlerin ödül olarak Hz.Muhammed (s.a.s)'le birlikte olacakları dile getiriliyor.

Daha önce de söylediğimiz gibi 'Çanakkale Şehitleri' Safahat'ın altıncı kitabı olan Asım'dan bir parçadır ve bütünle bir uyum teşkil etmektedir. Asım bilindiği gibi idealize edilen bir gençlik tipidir Akif'te. Akif bu nesle "Asım'ın nesli" der ve bu duygu ve ideal sistemi, şiirde önemli bir yer tutar. "Asım'ın Nesli": İnançlı, imanlı, vatansever, güzel ahlaka sahip, milliyetçi, kafasını Garb'ın ilmiyle, fenniyle ve tekniğiyle donatmış, gönlünü ve kalbini Doğu'nun inancıyla, ruh zenginliğiyle süslemiş bir 20. yüzyıl Müslüman Türk gencidir. M. Akif böyle idealize ettiği ve yücelttiği bir tiplemeyi, Çanakkale'de şehit olanlarla da özdeşleştirir:

"Asım 'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek."

diyerek Asım'ın neslinin Çanakkale'de düşmana karşı nasıl bir destan vücuda getirdiğini, nasıl devleştiğini, hatta "Bedr'in Arslanları"nın mertebesine ulaştıklarını ifade eder. Onları destanlaştırır. Cenab Şehabeddin, onu asrın değil, tarihimizin en büyük destan şairi olarak görür.4

Çanakkale'de bir zulüm yaşanmaktadır. Teknik bakımdan çok üstün olan Avrupa medeniyeti "en kesif" ordularıyla ufacık bir karaya sarılmıştır. Bir dengesizlik, bir vahşet var ortada. "Zulümü alkışlayamam, zalimi asla sevemem," diyen M. Akif bu "hayasızca tahaşşüd karşısında" nefret ve tiksinti içindedir. Artık maske düşmüştür. Medeni denilen Avrupa'nın ve medeniyetin gerçek yüzü görülmüştür. Cepheler açıkça belli olmuştur. Çanakale Savaşı sadece maddi savaş değildir. Savaştan öte anlamları olan, yılların birikimi, yılların hesaplaşmasıdır: Doğu ile Batı'nın, Hilalle Haç'ın, Avrupa ile Asya'nın, ehl-i İslam ile ehl-i salibin hesaplaşması...

Bu hesaplaşmada, batıl değil hak galip gelmiştir. Ve "Asım'ın nesli", son ehl-i salibin savletini kırmıştır.

Asım bilindiği gibi idealize edilen bir gençlik tipidir Akif'te. Akif bu nesle "Asım'ın nesli" der. Ve bu duygu ve ideal sistemi, şiirde önemli bir yer tutar. "Asım'ın nesli": İnançlı, imanlı, vatansever, güzel ahlaka sahip, milliyetçi, kafasını Garb'ın ilmiyle, fenniyle ve tekniğiyle donatmış, gönlünü ve kalbini Doğu'nun inancıyla, ruh zenginliğiyle süslemiş bir 20. yüzyıl Müslüman Türk gencidir. M. Akif böyle idealize ettiği ve yücelttiği bir tiplemeyi, Çanakkale'de şehit olanlarla da özdeşleştirir: "Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek."

M. Akif, Çanakkale Savaşı'nı destanlaştırırken önce de belirttiğimiz gibi muhteşem bir tablo çizer. Yalnız onun çizdiği tablo canlı ve hareketlidir, müşahhastır. Bu tablolar ne Tevfik Fikret'in santimental havada oluşturduğu kuru resimlere, ne de Ahmed Haşim'in "O Belde" de çizdiği hayali, gölgeli ve flu manzaralara benzer. Durgun değil hareketli, itibari değil müşahhas, hayali değil gerçekçidir. Savaşın dehşetini ayrıntılara inerek verir:

"Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere sağanak sağanak."

"Akif'in bütün şiirlerinde bir hareketlilik vardır. Akif, hayatı Fikret ve Cenab gibi pencereden seyretmez. Sokak sokak dolaşır." 5 Onun şiirlerinde İstanbul'un Müslüman semtlerini, Fatih'in bakımsız sokaklarını bütün çıplaklığıyla buluruz.

"Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil
Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkiyle sefil"

mısralarıyla M. Akif Batı insanının, Avrupalı'nın gerçek yüzünü ortaya koyar. Kafiye olarak kullandığı için daha da dikkati çeken ve birbirine zıt mana taşıyan "asil" ve "sefil" kelimeleri Avrupalının dış görünüşü ile iç yüzünü ortaya koyar. "O asil görünen mahluk, görüntüdeki asilliği derecesinde, o nisbette sefildir. Yüzsüzdür:

"Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen *****, hakikat, yüzsüz."

Avrupalı'nın gerçek yüzünü böyle tesbit eden M. Akif, Müslüman Türk insanını da, "Huda'nın ebedi serhaddi" olarak görür ve gösterir:

"Bu göğüslerse Huda 'nın ebedi serhaddi;
"O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme!" dedi.
Asım 'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek."

M. Akif'in Müslüman Türk insanına, daha geniş manada inanan insana güveni sonsuzdur. İnsanların göğsündeki iman, ona göre kainatta zaptedilemeyecek tek kaledir. M. Akif'le aynı devirde yaşayan son dönem İslam alimlerinden Bediüzzaman: "Hakiki imana sahip olan insan, tek başına kainata meydan okur." diyor. Aynı inanç ve teslimiyeti M. Akif'te de görürüz:

"Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkam."

Şiirin tamamında, canlı tasvirlere, savaş sahnelerine ve Çanakkale'de şehit düşenler için düşünülen muhteşem türbenin şairane tasvirlerine yer veren M. Akif, hızlı bir ritm, lirik bir söyleyiş yakalamış, yer yer bu söyleyiş doruğa ulaşmış, heyecan artmış:

"Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir Savrulur enkaz-ı beşer..."

Yer yer lirik söyleyiş, epik unsurlarla birleşerek destanlaşmış:

"Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor:
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer."

Yer yer de M. Akif kendini şairanelikten alamamış, adeta kendini şiirin büyüsüne bırakarak muhteşem bir türbe tasviri yapmıştır:

" 'Bu taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecri ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana."

Yukarıda gösterdiğimiz mısralar, tam bir vecd halinde söylenmiş gibidir. Bu bölümler teknik bakımdan da şiirin en kuvetli bölümleridir. Genellikle şiirlerini mantığıyla yazan şair, buralarda kendini kalbinden gelen ilhama bırakmış gibidir.

"Süleyman Nazif, M. Akif'in "Asım" adlı eserinde Çanakkale Şehitleri için söylediği mısraları okuyunca, kendini tutamaz:

- Yarabbi!.. Şair bu mısraları senin ilham semalarından birer birer yeryüzüne indirirken, ruhu, kim bilir heyecandan ne kadar sarsılmış; dimağı, kalbi, asabı ne kadar yıpranmış... ve ne kadar harab olmuş!.. Onun yazdıklarını biz yalnız okurken bu kadar titredik ve sarardık.

Senin düşmanlarına ve düşmanların merhametsizce yağdırdıkları ateş ve ölüm tufanlarına çıplak göğüslerini açıp da, sana bu yoldan kavuşmuş şehitlerin gibi, duygu ve heyecanın, dayanılmaz, yaşanılmaz çarpıntılarına kendi ruhunu, vecidle, aşkla, arz ve kurban eden şairin ne büyüktür!., diye haykırır. "7

Bu şiirinde M. Akif, Safahat'ındaki manzum hikaye tarzındaki şiirlerinden tamamen farklı bir söyleyiş ve ifade tarzı ortaya koyarken, yukarıda belirttiğimiz mısralarda teknik, estetik ve muhteva bakımından çok güzel bir söyleyişe ulaşmıştır. Bunu gerçekleştirirken dil anlayışından uzaklaşmış, bazı Arapça ve Farsça kelimelere yer vermekle beraber genel olarak sade bir dil kullanmıştır. M. Akif edebiyat hakkındaki bir yazısında: "Sade dil bizim için asıldır. Ne zaman bu asıldan ayrı düşmüşsek, mutlaka muztar kalmışızdır. '8 der.

Daha önce de belirttiğimiz gibi şiir şekil olarak münferit değildir. Asım'dan bir bölümdür. Tamamı sekiz bölümden oluşmaktadır. Her bölümün mısra ağırlığı farklılık gösterir. Kafiye ölçüsü sağlam ve "aa, bb, cc..." şeklinde mesnevi tarzındadır. Ölçü olarak M. Akif'in her zaman kullandığı aruz ölçüsü kullanılmıştır:

Feilatün/Feilatün/Feilatin/Feilün (Fa'lün).
Genellikle zengin kafiye kullanılmış:
eşi/beşi Marmara'ya/karaya
beşer/mahşer rengarenk/denk
Kısmen de tam kafiyelere yer verilmiştir:
karşında/Kanada kümesi/kafesi
taşlar/başlar yatıyor/batıyor

M. Akif kafiyelere hem teknik bakımdan hem de muhteva bakımından oldukça önem vermiştir. Şiirde vurgulamak istediği kavram ve kelimeleri kafiye olarak kullanmış ve bu kelimelere böylece dikkat çekmiştir:

"asil-sefil" (Avrupalı'nın dış görünüşü ile iç yapısını belirtirken)

"bela-istila", "heyhat-cihat", "makber-peygamber"

M. Akif, bu şiirinde "anlama bağlı olarak, şiir sanatının vezin, kafiye, ses, ahenk, şiir sentaksı ve imajlarından yararlanır. "9 Ölüm imajı, şiirin genelinde kendini ağırlıkla hissettirir. Fakat ölüm, alışılagelmiş imajının dışında, burada, korkulacak, kaçılacak bir kavram değil bir ödüldür:

"Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın,
'Gömelim gel seni tarihe desem' sığmazsın.
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber..."

Sezai Karakoç buradaki ölüm ve gömülmeyi başka bir açıdan yorumlar: "Belki bir gömülme olayıdır ama, dünyanın en yiğitçe ölümünden sonra elbette. Hatta bir dirilişe gebe bir ölümle." 10

Sonuç olarak, şiir, sanat değeri ve estetik bakımdan ele alındığında, M. Akif'in kendine has o manzum hikayeciliğinin dışında, oldukça yüksek ve sanat taşıyan bir değer olarak karşımıza çıkar. Adeta şairin, şiir gücünü kanıtlayan bir mücessem örnek oluşturur. Mehmet Kaplan'ın da söylediği gibi alelade bir dille ve sanat gücüyle bir eser, böylesine abideleştirilemez: "Çanakkale manzumesinde Akif, Çanakkale Savaşı'na derin bir mana vermiş, Avrupalı'nın insanı yok eden maddi medeniyeti karşısında Mehmetçikle tecelli eden Türk-İslam ruhunun yüceliğini ortaya koymuştur. Onun bu manayı ifade edişinde, sanat gücünün büyük rolü vardır. Alelade bir dille bu mana, bu kadar ihtişamlı bir şekilde anlatılamazdı."11 Aynı görüşü Nihad Sami Banarlı bir başka şekilde ifade etmektedir: "Burada ehemmiyetle hatırlanmalı ki, bu kudretli şairi, yalnız manzum hikayeleri, muhavereli manzumeleri ve manzum vaazlarıyla tanıyanlar ona, sadece kuvvetli bir nazım olmaktan daha üstün bir paye vermek istememişlerdir."12 Oysa gerek Çanakkale şehitleri için yazdığı şiirinde, gerek Bülbül'de, gerekse Safahat'ın sonunda yer alan bazı şiirlerinde M. Akif, usta bir şair, güçlü bir sanatçı olduğunu ortaya koymuştur.

"Mehmed Akif'in son Safahat'ında yer alan üç şiir (Gece, Hicran, Secde) onun bambaşka bir yönünü ortaya çıkarır. Bütün hayatı boyunca şairliğini, sanatkar tarafını, toplumun uğruna geri plana atan M. Akif bu şiirlerinde gerçek şiir karakteriyle karşımıza çıkar.

Şiirden kaçan şair, memleketinden kendini sürgün etmek zorunda kaldıktan sonra, şiire yakalanmaktan da kurtulamamıştır adeta:

Evet, M. Akif "önce inanmış adam"dı. Bu sıfatı önce gelmek kaydıyla şairdi, düşünürdü veya başka özellikleri olan biriydi. İnanmışlığı, yani birinci vasfı olan şiirini, şairliğini, hayatını, yaşayışını, şahsiyetini etkilercesine etkilemişti. Şiiri tebliğ için, telkin için, düşünce için, toplumu iyiye götürmek için bir amaç saymıştı M. Akif. Kendi yüksek şiir kudretinin ihtirasını toplum dertlerinin önünde tutsaydı, şüphesiz şiirde, şairlikte daha büyük muvaffakiyetler kazanırdı. Ama o mü'mindi, halkı en dertli günlerini yaşıyordu, halkının dertlerini duyan bir muzdarip olmayı tercih etti."13


5. Türk destanları hakkında bilgi toplayınız.


Alıntı:
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.
TÜRK DESTANLARI

Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde "destan" terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevîlerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli üslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebep açıklayan ve Batı Edebiyatında "epope" terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde "destan" adı ile anılmaktadır.
Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir.
Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.
Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşçılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir.
Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır.
İlk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır.
Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır. Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. İlk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya'dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır.
Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir.


6. İlyada Destanı’nın derlendiği yüzyıldaki Yunanistan’ın siyasi ve kültürel yapısını araştırınız.

Alıntı:
Homeros, "İlyada"sında Troya Savaşı'nın tamamını anlatmamaktadır. 24 bölüm ve 16.000'den fazla dizeye sahip olan İlyada, Troya Savaşı'nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatmaktadır. Destan Akhilleus'un öfkesi ile açılır ve Hektor'un cenazesi ile sona erer. Destan söz konusu 51 günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli merhaleleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunmaktadır.[1] Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek de güçtür. Ama Homeros bir savaşın "toprağı bereketli Troya"da geçtiğini söylemektedir.


Konusu

I. Bölüm: Akhilleus'un öfkesi

Ozan, İlham Perileri'ne seslenip konusunu belirtir: Akhilleus'un öfkesi ve bu yüzden Akhalar arasında beliren veba salgını.
Akhaların Troya Ovası'ndaki gemi ordugahındayızdır. Tanrı Apollon'un rahibi Khryses gelir, Agememnon'un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis'i geri ister. Agememnon kızı vermediği için tanrı Apollon Akha ordusuna veba salar.
Dokuz gün dokuz gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas kızı geri vermeyi buyurur. Agememnon kızı vermeye razı olur, ama onun yerine Akhilleus'un tutsağı Briseis'i alacaktır. Akhilleus'la Agememnon bu yüzden kavgaya tutuşurlar. Agememnon Briseis'i alır, ama Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Anası deniz tanrıçası Thetis'ten öcünü almasını ister. Thetis, Olimpos'a çıkıp Zeus'a yalvarır: Akhilleus savaştan uzak durdukça Akhalar zaferi kazanamasınlar. Zeus söz verir, Akhalar dan yana olan karısı tanrıçaHera ile kavga ederler. Hephaistos onları yatıştırır.
II. Bölüm: Agememnon'un düşü - Toplantı - Gemilerin sayımı

Zeus, Agememnon'a yalancı bir düş gönderir: Troya'yı alabileceğini bildirir. Agememnon Akhalar'ı toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin dokuz yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musaya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım Troyalılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.
III. Bölüm: Antlar - Surların üstündeki sahne - Paris'le Menelaos'un teke tek savaşı

İki ordu karşı karşıyadır: Paris, Menelaos'la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan Helenayı alacaktır. Teklif kabul edilir, Priamos'u çağırmaya giderler.
Sahne değişir: Priamos'la ihtiyarlar heyeti surların üstünde dizilip tek tek savaşı gözetlerler. Helena gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar, Menelaos Paris'i alt etmek üzereyken tanrıça Afrodit araya girip Paris'i kaçırır, Helenayı da kocasının yanına götürür. Helena'nın Afrodit'e, sonra da kocasına çıkışması.[2]
Türkçe çevirileri



İlyada'nın ilk dizeleri.

Varlık Yayınları tarafından Ahmet Cevdet Emre çevirisiyle 1957 yılında 355 sayfa olarak basıldı. Daha sonra Türk Kültür Yayınları tarafından 1958 yılında 376 sayfa olarak basıldı. Daha sonra İş Bankası Kültür Yayınları tarafından 1958 ve 1962 yıllarında basılan İlyada; Azra Erhat ve A. Kadir'in çevirisiyle Can Yayınları tarafından 1984'te basılmıştır. 1984'te Can Yayınlarından çıkan bu basım 5. basım olup 6. basım 1992'de, 7. basım 1993'te yapılmıştır. 1993 yılı 7. baskısı; Can Yayınlarında dizilmiş, Özal Basımevinde basılmıştır.
Ana karakterler

  • Hektor: Priamos'un ilk doğan oğlu, Troya'nın lideri ve müttefik ordular kumandanı. Tahtın varisi.
  • Paris: Troya Prensi ve Hektor'un kardeşi, Alexander diye de bilinir. Helen'i kaçırdı ve bu durum casus belli ilan edildi. Bir bebek katili olarak görüldü.
  • Kassandra: Troya'nın yok olmasına önceden sebep olacağını gördü. Bir çoban tarafından büyütüldü.
  • Akhilleus: Myrmidonlar'ın lideri ve Yunan savaşçılarının en önemlisi. Hikayenin ana karakterlerinden biridir.
  • Briseis: Lyrnessos şehrinin rahibinin kızıydı. Babasının katili olan Akhilleus'un sevgilisi olmuştur.
  • Agememnon: Mycenae'in kralı, Akhilleus'le kan davasını tahrik eden Achaean ordularının en yüksek kumandanı. Erkek kardeşi Menelaos'tur.
  • Menelaos: Helen'in terkettiği kocası. Sparta Kralı Agememnon'un kardeşidir.
  • Odisseas: Odise adlı epik destanın ana karakteri, kurnazlığı ile ünlüdür.
  • Kalkhas: Güçlü Yunan rahip. Kehanetleri ünlüdür.
  • Patroklos: Akhilleus'in yakın arkadaşı ve kuzenidir.
  • Nestor: Diomedes, Idomeneus ve Aias: Yunanistan'ın başlıca şehir devletlerinin kralları, kendi ordularını yöneten fakat Agememnon'un emri altında olanlar.
  • Priamos: Troya kralı. Troyalı kumandanlarının bir çoğu, onun elli oğludur.
  • Aineias: Hektor'un kuzeni ve en önemli teğmenlerden biri. Afrodit'in oğlu. Troya Savaşı'nda sağ kalan figürlerden en önemlisi. Troya Savaşı'ndan sonra İtalya'ya kaçıp Roma'yı kurmuştur.
  • Glafkos ve Sarpedon: Likya'nın liderleri.
  • Hekabe: Troya kraliçesi, Priamos'un karısı, Hektor, Kassandra ve Paris'in annesi.
  • Helen: Sparta kraliçesi ve Menelaos'un karısı. Paris'i destekleyenlerden.
  • Andromakhe: Hektor'un eşi.
İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI
YUNAN(GREK) UYGARLIĞI - MÖ 1200'lerde Yunanistan'a gelen Dorlar, şehir devletleri kurarak bu uygarlığı meydana getirdiler.
- Kurulan şehir devletleri içerisinde en önemlileri Isparta, Atina, Korint, Teba vs gibi şehirlerdir.
- Şehir devletlerinin başında krallar, bunların etrafında da aristokratlar sınıfı meydana geldi.
- MÖ 7 ve 6 yy. Aristokratlar (asiller), kralı devirerek idareyi ele geçirdiler(Asiller yönetimi).
- Yönetimden memnun olmayan orta sınıflar ilk halde birleşerek Aristokratları iktidardan uzaklaştırdı. Böylece Tiranlıklar oluştu. Yeni kanunlar yapıldı. Halk bir takım haklar elde etti.
- Halk ve asiller birleşerek diktatörleşen Tiranlığı yıktılar.
- Bunun sonunda halkın katıldığı demokratik meclisler kuruldu.
- Tiranlıklar ilk defa İyonya'da görülmüştür.
- Orta sınıf (tüccar, sanayici, gemici, sanatkarlar) ticari hayatın canlanması ile meydana geldi.
- Yunanistan da şehir devleti (polisinin) amacı halkın (yurttaşın) mutluluğunu sağlamaktır.
- İlk çağın en demokratik devletleri eski Yunanistan şehir devletleridir.
- Isparta da 3 sınıf:Ispartalılar, Periyekler (dağlardaki Akalar), İlotlar (boyunduruk altındaki halk)
- Atina: üç sınıf- Soylular-küçük toprak sahipleri (köylüler), köleler vardı
- Isparta'yı yaşlılar meclisi, Atina'yı ise Arhonlar (9 kişiden oluşur) yönetiyordu.
- MÖ önce 490 yılında Pers-Yunan savaşlarında maratonda Yunanlılar Persleri bozguna uğrattı.
- Atina Isparta rekabeti 27 yıl devam eden Peloponnes savaşlarına neden oldu. Isparta üstün geldi.
- İskender'in Yunanistan'ı ele geçirmesiyle İskender medeniyeti başladı.


YUNANİSTAN DA FELSEFE - Sokrat, Eflatun ve Aristo, en ünlü filozoflarıdır.
- Sokrat insanları doğru yola getirmek için mücadele etmiş, çok düşman kazanmıştır. Yargılanmıştır.
Eflatun; ideal devlet fikrini savunmuştur. Akedemia adlı ilk üniversitenin kurucusudur.
Aristoàilimleri ilk defa tasnif etmiştir. Devlet yönetimiyle ilgili Politika adlı eserini yazmıştır.

TARİHÇİLİK - Herodot: Tarihçilerin babası kabul edilir. Ünlü Historia adlı eserinde Yunan tarihini yazmıştır. (MÖ 450 yıllarında yaşamıştır).
- Tukudides: Peloponnes(Atina ile Isparta arasındaki) savaşlarını anlatmıştır.
- Ksenofon: Hellenika ve Onbinlerin Ricatı adlı eserlerin sahibidir.

TIP
- Hipokrat: Her hastalığın bir sebebi olduğunu ileri sürmüştür. Günümüzde doktorlar Hipokrat yemini ile göreve başlarlar.

YAZI, DİL ve EDEBİYAT

- Fenike alfabesini kullanmışlardır (MÖ 8. Yy).
- Homeros: İlk destan yazarıdır (MÖ 8. Yy) Eserleri: İlyada: Truva savaşlarını anlatır; Odessa: Truva savaşlarına katılan İthake Kralının esaretten kaçışını konu edinir).
- Trajedi ve Komedi alanında ünlü isimler yetişti.

YUNAN KOLONİLERİ

- Yunanlılar MÖ 750-550 yıllarında uzak ülkelerde koloniler kurmuşlardır.
- Kolonileri yerleşmek amacıyla kurmuşlardır.
- Kadıköy ve İstanbul Yunan kolonisidir.

DİN
- Çok tanrılı dinleri vardır. Dini inanışlarının kaynağı Anadolu, Mezopotamya ve Girit'tir.
- Tanrılarını ölümsüz, insanlar gibi düşünmüşlerdir.
- Tanrılar evlenirler, savaşırlar, yerler ve içerlerdi. Yunan mitolojisi bu konuları işler.
- Tanrılar, Olimpus'da, tanrı Zeus'un çevresinde toplanmışlardır.
- Yunanlıların dini inanışları fikri gelişmeyi engellemez. Hayatta fedakârlık gerektirmez.
- Yunanlılar, Tanrıların gazabından korunmak için müzik, eğlence, spor ve şiir yarışları düzenlerler. (Günümüzdeki olimpiyatlar bu şekilde doğmuştur)
- Rahipler: Dini hizmetleri yerine getirmekle görevli memurlar sayılırlardı.

SOSYAL ve İKTİSADİ HAYAT
- Halk: Soylular (aristokratlar: büyük toprak sahipleri), tüccar ve sanayiciler, küçük toprak sahipleri (köylüler) ve köleler olmak üzere 4 sosyal sınıfa ayrılırdı.
- Köylüler: Gelirlerinin bir kısmını aristokratlara verirlerdi. Geçinemeyince borçlanırlar, borçlarını ödeyemeyince de topraklarını ve özgürlüklerini kaybederlerdi.
- Tüccar ve sanayiciler: Koloniler sayesinde zenginleştiler (orta sınıf)
- Köleler: Hiçbir hakkı yoktu.
ORDU
- Kölelerin ayaklanmasından çekinen şehir devletleri, güçlü birer ordu bulundurmuşlardır.
- Isparta'nın güçlü kara ordusuna sahipti. Krallığı devam ettiren tek şehirdir.
- Atina; Güçlü deniz ordusuna sahipti. Arhonlar yönetiminde demokrasiye geçmiştir.

HUKUK
- Yunan kanunları ağır cezalar ihtiva etmekteydi.
- Sınıf mücadelesi sırasında aristokratların haklarını korumak için yapmışlardır.
- Drakon: Soyluların haklarını korumak için şiddete dayalı kanunlar yapmıştır.
- Solon: Yaptığı kanunlarla köylülerin borçlarını sildi. Halkı gelirine göre 4 sosyal sınıfa ayırdı. Köleliği kaldırdı.
- Psistratos: Yaptığı kanunlarla orta sınıfı güçlendirdi. Tarım, ticaret ve sanayi gelişti.
- Klistenes: Yaptığı kanunlarla Atina'ya demokrasiyi getirdi. Sınıf farkını kaldırdı. Demokrasiyi uyguladı. (seçim sistemi, meclis)
- Demokrasiye karşı olanları tehlikeli insanlar ilan etti.

EKONOMİ
- Tarıma elverişli toprakların azlığından halk geçimini zeytin, balıkçılık, hayvancılık ve ticaret ile sağlıyordu.




7. Sınıfa, günümüz yazarlarına ait bir hikâye örneği getiriniz.




SAYFA 45
1. “Destan mı yazıyorsun?”, “destan gibi” sözlerinin ne anlama geldiğini açıklayınız.

destan yazmaklağanüstü kahramanlık, yararlık veya başarı göstermek
destan gibi: uzun yazılmış (herhangi bir metin olabilir)

2. a) Destan hakkında bulduğunuz bilgilerle yukarıdaki destan örneği ne kadar örtüşüyor? Bu tür şiirlere neden destan adı verildiğini açıklayınız.
Örtüşüyor çünkü yukarıdaki şiirde Genç Osman'ın kahramanlığı anlatılmıştır.Bu tür şiirler kahramanlık, yiğitlik ve cesaret temalarını işlediği için destan adını alır.

b) Yukarıdaki “Destan” ile bildiğiniz bir masalı gerçeklik açısından karşılaştırınız. Benzerlik
ve farklılıkları belirtiniz.

Genç Osman Osmanlı devrinde yaşamış bir sultandır, gerçekliği vardır.Masallardaki kişiler genelde gerçeküstü özelliklere sahip kişilerdir.

AYFA 46

1. “Ergenekon Destanı” adlı metinden ve yaptığınız araştırmadan yararlanarak destanların oluşumuyla ilgili ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.

2. Destanda geçen “Türkler çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar; çevresine hendek kazdılar,beklediler.”, “Bir gün bütün iller hanları ve beyleri av yerinde konuştular.”, “Çadırlarını, mallarını öyle aldılar ki bir ev kurtulmadı.” şeklinde ifade edilen cümlelerden hareketle dönemin sosyal yaşantısına dair neler söyleyebilirsiniz? Açıklayınız.
Göçebe hayat sürüyorlar.

Avcılıkla ve hayvancılıkla uğraşıyorlar.
Çadırlarda yaşıyorlar.

3. Sınıfa getirdiğiniz hikâye ile Ergenekon Destanı’nı olay örgüsü, tema, kişiler, dil ve anlatım bakımlarından karşılaştırınız. Hangi metinde kurmacanın ağırlık kazandığını belirtiniz.






sayfa 47

4. Destanın olay örgüsünü gelişim sırasına göre aşağıdaki şemaya yazınız. Olay örgüsünün
özelliklerini belirtiniz.


1-Göktürklerden korkan kavimler birleşir onların üzerine saldırır. Göktürkler galip gelir.
2-Düşman geldi. Vuruş başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.
3-Göktürkleri görünce birden geri döndüler. İkisi vuruştular. Düşmanlar galip geldi.
4-(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)O yere Ergenekon adını koydular.
5-Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri vesürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar.
6-Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. O günü, o ayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri Göktürklerde âdet olmuştur. O günübayram sayarlar.




5. Destanda öne çıkan unsur bir kahraman mı, yoksa bir olay örgüsü müdür? Açıklayınız.


Olay örgüsüdür




6. İki gruba ayrılınız. Destanın zaman, mekân, olay örgüsü ve kişilerindeki olağanüstü unsurları belirtiniz.
Zaman : belirsizdir. ancak zaman ifadeleri yer almaktadır ÖR: Bir gün, dört yüzyıl sonra vs.
Mekan: geniş bir mekan vardır.mekan ifadelerinin geçtiği cümleler
(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
O yere Ergenekon adını koydular.
“Buradabir demir madeni var



Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi


olay örgüsü :
1-Göktürklerden korkan kavimler birleşir onların üzerine saldırır. Göktürkler galip gelir.
2-Düşman geldi. Vuruş başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.
3-Göktürkleri görünce birden geri döndüler. İkisi vuruştular. Düşmanlar galip geldi.
4-(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)O yere Ergenekon adını koydular.
5-Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri vesürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar.
6-Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. O günü, o ayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri Göktürklerde âdet olmuştur. O günü
bayram sayarlar.

Kişilerdeki olağanüstülük : bu destanda kişilerin fazla olağanüstü özellikler gösterdiğini söyleyemeyiz. çünkü destan olay üzerine kurulmuştur kişi üzerine değil






7.
a) Destanın birimlerini ve bunların temalarını belirleyiniz.


Destanın birimleri paragraflardır. Bunlar temanın anlatılmasında bir araçtır. Aynı tema etrafında şekillenmişlerdir.




b) Metnin temasını bulunuz. Yaptığınız inceleme sonuçlarından hareketle, metni meydana


getiren birimlerin ortak paydasını belirtiniz.

Ergenekon Destanı’nın teması: Kahramanlık

Tarihle İlişkisi: İslamiyet öncesi Türkler savaşçı bir millet oldukları için işlenin tema ile tarih arasında bir ilişki vardır.

İnsanlıkla İlişkisi: İnsanlık var olduğundan beri kahramanlık teması en çok işlenen temalardandır.Milletlerin hayatına yön veren değerlerin başında kahramanlık gelir.

Mitoloji ile ilişkisi: Mitolojik dönemde kahramanlık, yiğitlik ve cesaret en çok kullanılan değerlerdendir.Ayrıca destanda demir,kadın gibi Türk mitolojik ögelerine yer verilmiştir.

Gerçek Hayatla ilişkisi: Destanda iki kişinin kahramanlıkları vardır.Düşmanların elinde kaçıp kendilerini kimsenin bulamayacağı bir yere kaçmaları, aile hayatlarının olması, çoğalmaları gerçek hayatla ilişkilidir.






Biirimlerin ortak paydası ise temadır.




c) Temanın mitoloji, tarih, insanlık ve gerçek hayatla ilişkisini açıklayınız.


Tema kahramanlıktır. Mitolojik anlatıların çoğunda kahramanlık ön plandadır. Tarihe baktığımızda da kahramanlığın özellikle yeni çağın sonuna kadar en önemli olgulardan birinin olduğunu görmekteyiz.


8. İnsanlardaki evrensel özellikler, tema aracılığıyla metne nasıl yerleştirilmiştir? Açıklayınız.


9. Destanın olay örgüsünde anlatılanların geçtiği zamanı söyleyiniz. Destanda zamanın akışıyla olayların niteliği arasında bir ilişki var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.


Zaman belirsizdir. Yani olayların ne zaman yaşandığı belirsizdir. Ancak metinde belirli zaman ifadeleri vardır. Ve metinde çok geniş bir zaman ifade edilir. Örneğin Ergenekona gelen Türkler için “Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri vesürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar.” Cümlesinde 400 yıılı görmekteyiz. Zaman geniştir ve zaman akışı çok hızlıdır. Olayların niteliği ile de ilişkilidir. Anlatılan olayların kısa bir zamanda gerçekleşmesi imkansızdır. Bu yüzden geniş bir zaman kullanılmı ve zaman akışı hızlı verilmiştir.


10. Destanda olayların geçtiği mekânların özelliklerini tespit ederek tahtaya yazınız. Bu mekânların
metindeki işlevini söyleyiniz.


Metinde mekan ifadelerinin olduğu cümleler


(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
O yere Ergenekon adını koydular.
“Buradabir demir madeni var
Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi


Metinde anlatılan olayların okuyucu gözünde tasvir edilmesi işlevini üstlenmişlerdir.






11. Destandan örnekler vererek mekânların anlatım özelliklerini belirtiniz.




(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
O yere Ergenekon adını koydular.
“Buradabir demir madeni var
Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi


Mekanlar anlatılırken betimlenmiştir. Anlatım tasvire dayanmaktadır.




12. a) Araştırmanızdan da faydalanarak destan dilinin oluşmasında etkili olan unsurları söyleyiniz.
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.


Destan üç dönemde oluşur:
1-Oluş Dönemi:
Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.
2-Yayılma Dönemi:
Olağanüstü özellikler kazan destan konusu halk tarafından ağızdan ağıza, nesilden nesile geleceğe taşınır.
3-Derleme-Toplama Dönemi:
Oluşum ve yayılma safhasını geçen destan artık oluşmuştur. Büyük bir şair, halk arasında anlatılan destan olaylarını toplar, bir araya getir ve bunu sıraya koyarak nazma döker. Böylece millî bir destan ortaya çıkar.


DESTAN DİLİNİN OLUŞUMU:
Mitolojik unsurlar,hayatla mücadele, dini inançlar ve musiki destan dilinin oluşmasını sağlayan unsurlardır.Destan dili bu ögeler üzerine kurulur.
b) Destan dilinin oluşumunda mitolojik ögelerin, dinî törenlerin, musikinin ve hayatla mücadelenin
etkilerini Ergenekon Destanı adlı metinden ve araştırmanızdan hareketle açıklayınız.


Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Burada tanrı gücünden bahsedilmiş hem mitolojik hem de dini diyebiliriz.


Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim bize dostum derse onunla görüşelim.
Düşmanlarla güreşelim.”


Burada da cümle sonlarında ses benzerliklerini görmekteyiz . musikinin etkisi diyebiliriz.


O günden beri Göktürklerde âdet olmuştur. O günü
bayram sayarlar.

Burada da kültürel bir olgu vardır. Tören / bayram ifadesini görmekteyiz



Ergenekon Destanında kurmaca daha ağırlık kazanmıştır.. Çünkü olaylar anlatılırken abartılmış, kahramana olağan üstü özellikler yüklenmiştir.

Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 04:35 )
 
Eski 13-03-11, 00:30   #4
Saw

Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (2011-2012)



İndirmek için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄

sayfa 48


13. Metinde Türk toplumunda bir yere ait olma duygusu ve yurt bilinci fikrinin işlendiği bölümleri gösteriniz.
Dediler ki: “Atalarımızdan işittik. Ergenekon’un dışında geniş yerler, güzel yurtlar olurmuş. Bizim yurdumuz eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim bize dostum derse onunla görüşelim.
Düşmanlarla güreşelim.” dediler.


14. Destanın kim tarafından, kime anlatıldığını ve destan anlatıcısının özelliklerini belirtiniz. Anlatıcı olayı dışarıdan mı anlatmaktadır yoksa bir kahraman olarak olayı yaşatmakta mıdır? Açıklayınız.
Anlatıcı dışardan anlatmaktadır. İlahi bakış açısı ile anlatılır. Destanlar destan anlatıcıları tarafından halka anlatılır. Özelliklerine gelince.. Toplum tarafından saygın bir yere sahiptirler. Kopuz çalabilirler. Genellikle yalı ve bilge kişilerdir. Çoğunlukla erkektir.
15. Destanın oluştuğu dönemde din adamları, askerler, öğretmenler ve bürokratlar gibi zümrelerin henüz görülmediği düşünülürse destanın ideal hedef kitlesini kimlerin oluşturduğunu söyleyiniz.
İdeal hedef kitlesi halkın tamamıdır. Yönetenler liderler dışında kalan halkın tamamı


16. Hazırlık bölümünde okuduğunuz Kul Mustafa’ya ait destan ile incelediğiniz Ergenekon Destanı’nı konu, yapı ve anlatım özellikleri bakımından karşılaştırınız. Bu metinlerin benzer ve farklı yönlerini tahtaya maddeler hâlinde yazınız.
Benzerlikleri


Konu olarak kahramanlığın işlenmesi
Bir olay çevresinde gelişmeleri
Anlatımların epik olması
Manzum olarak ifade edilişleri


Farklılıkları
Kul Mustafa’ya ait destanda islami unsurları görmekteyiz


17. Türk destanları hakkında yaptığınız araştırmanın sonuçlarından hareketle destanları, ait oldukları Türk boylarına göre - tarihî olayları ve olağanüstü ögeleri dikkate alarak - gruplandırınız. Yaptığınız bu çalışmayı daha sonra bir şema hâlinde tahtada gösteriniz.





Islamiyet öncesi ve sonrası Türk destanlarını araştırınız. Araştırma sonuçlarından hareketle Türkdestanlarını Islamiyet öncesi ve sonrası olmak üzere gruplandırıp bir şema hazırlayınız.





SAYFA 50
1. İki gruba ayrılınız.Birinci grup olarak Ergenekon, ikinci grup olarak da İlyada Destanı’nın -dil ve anlatım, tema, kişiler, olay örgüsü ve mitolojik ögeler yönüyle- özelliklerini belirleyiniz. Aşağıdaki tabloya bu özellikleri yazınız.





2. İlyada Destanı’ndaki temanın hayatla ilişkisini açıklayınız.

Kahramanlık teması insanlığın ilk zamanlarından beri hayatın içinde olan ve edebi ürünlerde sıkça işlenen bir temadır.


3. İlyada Destanı’ndaki kişileri ve bunların özelliklerini söyleyiniz. Kişilerin olay örgüsündeki işlevlerini belirtiniz.


Homeros, "İlyada"sında Troya Savaşı'nın tamamını anlatmamaktadır. 24 bölüm ve 16.000'den fazla dizeye sahip olan İlyada, Troya Savaşı'nın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemi anlatmaktadır. Destan Akhilleus'un öfkesi ile açılır ve Hektor'un cenazesi ile sona erer. Destan söz konusu 51 günlük kısmı kapsamakla beraber, bu dönemin öncesi ve sonrasıyla, savaşın çeşitli merhaleleriyle ilgili birçok olaya atıfta bulunmaktadır.[1] Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek de güçtür. Ama Homeros bir savaşın "toprağı bereketli Troya"da geçtiğini söylemektedir.


Konusu

I. Bölüm: Akhilleus'un öfkesi

Ozan, İlham Perileri'ne seslenip konusunu belirtir: Akhilleus'un öfkesi ve bu yüzden Akhalar arasında beliren veba salgını.
Akhaların Troya Ovası'ndaki gemi ordugahındayızdır. Tanrı Apollon'un rahibi Khryses gelir, Agememnon'un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis'i geri ister. Agememnon kızı vermediği için tanrı Apollon Akha ordusuna veba salar.
Dokuz gün dokuz gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas kızı geri vermeyi buyurur. Agememnon kızı vermeye razı olur, ama onun yerine Akhilleus'un tutsağı Briseis'i alacaktır. Akhilleus'la Agememnon bu yüzden kavgaya tutuşurlar. Agememnon Briseis'i alır, ama Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Anası deniz tanrıçası Thetis'ten öcünü almasını ister. Thetis, Olimpos'a çıkıp Zeus'a yalvarır: Akhilleus savaştan uzak durdukça Akhalar zaferi kazanamasınlar. Zeus söz verir, Akhalar dan yana olan karısı tanrıçaHera ile kavga ederler. Hephaistos onları yatıştırır.
II. Bölüm: Agememnon'un düşü - Toplantı - Gemilerin sayımı

Zeus, Agememnon'a yalancı bir düş gönderir: Troya'yı alabileceğini bildirir. Agememnon Akhalar'ı toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin dokuz yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musaya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım Troyalılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.
III. Bölüm: Antlar - Surların üstündeki sahne - Paris'le Menelaos'un teke tek savaşı

İki ordu karşı karşıyadır: Paris, Menelaos'la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan Helenayı alacaktır. Teklif kabul edilir, Priamos'u çağırmaya giderler.
Sahne değişir: Priamos'la ihtiyarlar heyeti surların üstünde dizilip tek tek savaşı gözetlerler. Helena gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar, Menelaos Paris'i alt etmek üzereyken tanrıça Afrodit araya girip Paris'i kaçırır, Helenayı da kocasının yanına götürür. Helena'nın Afrodit'e, sonra da kocasına çıkışması.[2]
Türkçe çevirileri



İlyada'nın ilk dizeleri.

Varlık Yayınları tarafından Ahmet Cevdet Emre çevirisiyle 1957 yılında 355 sayfa olarak basıldı. Daha sonra Türk Kültür Yayınları tarafından 1958 yılında 376 sayfa olarak basıldı. Daha sonra İş Bankası Kültür Yayınları tarafından 1958 ve 1962 yıllarında basılan İlyada; Azra Erhat ve A. Kadir'in çevirisiyle Can Yayınları tarafından 1984'te basılmıştır. 1984'te Can Yayınlarından çıkan bu basım 5. basım olup 6. basım 1992'de, 7. basım 1993'te yapılmıştır. 1993 yılı 7. baskısı; Can Yayınlarında dizilmiş, Özal Basımevinde basılmıştır.
Ana karakterler

  • Hektor: Priamos'un ilk doğan oğlu, Troya'nın lideri ve müttefik ordular kumandanı. Tahtın varisi.
  • Paris: Troya Prensi ve Hektor'un kardeşi, Alexander diye de bilinir. Helen'i kaçırdı ve bu durum casus belli ilan edildi. Bir bebek katili olarak görüldü.
  • Kassandra: Troya'nın yok olmasına önceden sebep olacağını gördü. Bir çoban tarafından büyütüldü.
  • Akhilleus: Myrmidonlar'ın lideri ve Yunan savaşçılarının en önemlisi. Hikayenin ana karakterlerinden biridir.
  • Briseis: Lyrnessos şehrinin rahibinin kızıydı. Babasının katili olan Akhilleus'un sevgilisi olmuştur.
  • Agememnon: Mycenae'in kralı, Akhilleus'le kan davasını tahrik eden Achaean ordularının en yüksek kumandanı. Erkek kardeşi Menelaos'tur.
  • Menelaos: Helen'in terkettiği kocası. Sparta Kralı Agememnon'un kardeşidir.
  • Odisseas: Odise adlı epik destanın ana karakteri, kurnazlığı ile ünlüdür.
  • Kalkhas: Güçlü Yunan rahip. Kehanetleri ünlüdür.
  • Patroklos: Akhilleus'in yakın arkadaşı ve kuzenidir.
  • Nestor: Diomedes, Idomeneus ve Aias: Yunanistan'ın başlıca şehir devletlerinin kralları, kendi ordularını yöneten fakat Agememnon'un emri altında olanlar.
  • Priamos: Troya kralı. Troyalı kumandanlarının bir çoğu, onun elli oğludur.
  • Aineias: Hektor'un kuzeni ve en önemli teğmenlerden biri. Afrodit'in oğlu. Troya Savaşı'nda sağ kalan figürlerden en önemlisi. Troya Savaşı'ndan sonra İtalya'ya kaçıp Roma'yı kurmuştur.
  • Glafkos ve Sarpedon: Likya'nın liderleri.
  • Hekabe: Troya kraliçesi, Priamos'un karısı, Hektor, Kassandra ve Paris'in annesi.
  • Helen: Sparta kraliçesi ve Menelaos'un karısı. Paris'i destekleyenlerden.
  • Andromakhe: Hektor'un eşi.
İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI
YUNAN(GREK) UYGARLIĞI - MÖ 1200'lerde Yunanistan'a gelen Dorlar, şehir devletleri kurarak bu uygarlığı meydana getirdiler.
- Kurulan şehir devletleri içerisinde en önemlileri Isparta, Atina, Korint, Teba vs gibi şehirlerdir.
- Şehir devletlerinin başında krallar, bunların etrafında da aristokratlar sınıfı meydana geldi.
- MÖ 7 ve 6 yy. Aristokratlar (asiller), kralı devirerek idareyi ele geçirdiler(Asiller yönetimi).
- Yönetimden memnun olmayan orta sınıflar ilk halde birleşerek Aristokratları iktidardan uzaklaştırdı. Böylece Tiranlıklar oluştu. Yeni kanunlar yapıldı. Halk bir takım haklar elde etti.
- Halk ve asiller birleşerek diktatörleşen Tiranlığı yıktılar.
- Bunun sonunda halkın katıldığı demokratik meclisler kuruldu.
- Tiranlıklar ilk defa İyonya'da görülmüştür.
- Orta sınıf (tüccar, sanayici, gemici, sanatkarlar) ticari hayatın canlanması ile meydana geldi.
- Yunanistan da şehir devleti (polisinin) amacı halkın (yurttaşın) mutluluğunu sağlamaktır.
- İlk çağın en demokratik devletleri eski Yunanistan şehir devletleridir.
- Isparta da 3 sınıf:Ispartalılar, Periyekler (dağlardaki Akalar), İlotlar (boyunduruk altındaki halk)
- Atina: üç sınıf- Soylular-küçük toprak sahipleri (köylüler), köleler vardı
- Isparta'yı yaşlılar meclisi, Atina'yı ise Arhonlar (9 kişiden oluşur) yönetiyordu.
- MÖ önce 490 yılında Pers-Yunan savaşlarında maratonda Yunanlılar Persleri bozguna uğrattı.
- Atina Isparta rekabeti 27 yıl devam eden Peloponnes savaşlarına neden oldu. Isparta üstün geldi.
- İskender'in Yunanistan'ı ele geçirmesiyle İskender medeniyeti başladı.


YUNANİSTAN DA FELSEFE - Sokrat, Eflatun ve Aristo, en ünlü filozoflarıdır.
- Sokrat insanları doğru yola getirmek için mücadele etmiş, çok düşman kazanmıştır. Yargılanmıştır.
Eflatun; ideal devlet fikrini savunmuştur. Akedemia adlı ilk üniversitenin kurucusudur.
Aristoàilimleri ilk defa tasnif etmiştir. Devlet yönetimiyle ilgili Politika adlı eserini yazmıştır.

TARİHÇİLİK - Herodot: Tarihçilerin babası kabul edilir. Ünlü Historia adlı eserinde Yunan tarihini yazmıştır. (MÖ 450 yıllarında yaşamıştır).
- Tukudides: Peloponnes(Atina ile Isparta arasındaki) savaşlarını anlatmıştır.
- Ksenofon: Hellenika ve Onbinlerin Ricatı adlı eserlerin sahibidir.

TIP
- Hipokrat: Her hastalığın bir sebebi olduğunu ileri sürmüştür. Günümüzde doktorlar Hipokrat yemini ile göreve başlarlar.

YAZI, DİL ve EDEBİYAT

- Fenike alfabesini kullanmışlardır (MÖ 8. Yy).
- Homeros: İlk destan yazarıdır (MÖ 8. Yy) Eserleri: İlyada: Truva savaşlarını anlatır; Odessa: Truva savaşlarına katılan İthake Kralının esaretten kaçışını konu edinir).
- Trajedi ve Komedi alanında ünlü isimler yetişti.

YUNAN KOLONİLERİ

- Yunanlılar MÖ 750-550 yıllarında uzak ülkelerde koloniler kurmuşlardır.
- Kolonileri yerleşmek amacıyla kurmuşlardır.
- Kadıköy ve İstanbul Yunan kolonisidir.

DİN
- Çok tanrılı dinleri vardır. Dini inanışlarının kaynağı Anadolu, Mezopotamya ve Girit'tir.
- Tanrılarını ölümsüz, insanlar gibi düşünmüşlerdir.
- Tanrılar evlenirler, savaşırlar, yerler ve içerlerdi. Yunan mitolojisi bu konuları işler.
- Tanrılar, Olimpus'da, tanrı Zeus'un çevresinde toplanmışlardır.
- Yunanlıların dini inanışları fikri gelişmeyi engellemez. Hayatta fedakârlık gerektirmez.
- Yunanlılar, Tanrıların gazabından korunmak için müzik, eğlence, spor ve şiir yarışları düzenlerler. (Günümüzdeki olimpiyatlar bu şekilde doğmuştur)
- Rahipler: Dini hizmetleri yerine getirmekle görevli memurlar sayılırlardı.

SOSYAL ve İKTİSADİ HAYAT
- Halk: Soylular (aristokratlar: büyük toprak sahipleri), tüccar ve sanayiciler, küçük toprak sahipleri (köylüler) ve köleler olmak üzere 4 sosyal sınıfa ayrılırdı.
- Köylüler: Gelirlerinin bir kısmını aristokratlara verirlerdi. Geçinemeyince borçlanırlar, borçlarını ödeyemeyince de topraklarını ve özgürlüklerini kaybederlerdi.
- Tüccar ve sanayiciler: Koloniler sayesinde zenginleştiler (orta sınıf)
- Köleler: Hiçbir hakkı yoktu.
ORDU
- Kölelerin ayaklanmasından çekinen şehir devletleri, güçlü birer ordu bulundurmuşlardır.
- Isparta'nın güçlü kara ordusuna sahipti. Krallığı devam ettiren tek şehirdir.
- Atina; Güçlü deniz ordusuna sahipti. Arhonlar yönetiminde demokrasiye geçmiştir.

HUKUK
- Yunan kanunları ağır cezalar ihtiva etmekteydi.
- Sınıf mücadelesi sırasında aristokratların haklarını korumak için yapmışlardır.
- Drakon: Soyluların haklarını korumak için şiddete dayalı kanunlar yapmıştır.
- Solon: Yaptığı kanunlarla köylülerin borçlarını sildi. Halkı gelirine göre 4 sosyal sınıfa ayırdı. Köleliği kaldırdı.
- Psistratos: Yaptığı kanunlarla orta sınıfı güçlendirdi. Tarım, ticaret ve sanayi gelişti.
- Klistenes: Yaptığı kanunlarla Atina'ya demokrasiyi getirdi. Sınıf farkını kaldırdı. Demokrasiyi uyguladı. (seçim sistemi, meclis)
- Demokrasiye karşı olanları tehlikeli insanlar ilan etti.

EKONOMİ
- Tarıma elverişli toprakların azlığından halk geçimini zeytin, balıkçılık, hayvancılık ve ticaret ile sağlıyordu.






4. Destanlarda amaç toplumu eğiterek bir hedef oluşturmak mı yoksa sanat yapmak mıdır? “Ergenekon Destanı’nda” öğretici ve sanat değeri olan ifadelere örnekler veriniz. Bulduğunuz ifadelerden hareketle - öğretici metin işleviyle sanat metni işlevinin bir arada bulunup bulunmadığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.


Destanlarda amaç toplumu eğiterek bir hedef oluşturmaktır. Ancak bu amacı verirken de sanat yönünü de kullanmıştır. Örneğin seslerin kelimelerin tekrarı ile ahenk oluşturulmuş edebi sanatlara başvurulmuş vs. Yani sanatsal metin özellikleri de var. öğretici metin işleviyle sanat metni işlevinin bir arada bulunması mümkündür.


5. Toplumda henüz iş bölümünün gerçekleşmediği, hayalin akılla ilgili davranışlarda hâkim olduğu bir dönemde oluşan “Ergenekon Destanı”nın dönemin tarihî, siyasi ve kültürel yapısıyla ilişkisini açıklayınız.


O dönemde aklın ve bilimselliğin ön planda olmadığını bilmekteyiz. Daha çok mitolojik unsurlarla hayali ve efsanevi ifadelerle olayların açıklandığını görmekteyiz. Dolayısı Ergenekon Destanı o dönemi yansıtan bir üründür.


6. Türklere ait “Ergenekon Destanı”yla bir Yunan destanı olan “İlyada”yı yapı, tema ve dil anlatım
bakımından karşılaştırınız. Ayrıca bu destanlarda ortak özellikler olup olmadığını söyleyiniz. Destanlarda
ortak özelliklerin bulunmasının sebepleri sizce neler olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Temaları ortaktır. Dil ve anlatım olarak da benzerdir. Bir çok ortak özellikleri vardır. Anlatımları , biçimleri, temaları vs. ortak özelliklerin bulunmasının sebepleri ise oluştukları dönemle alakalıdır. Aynı dönemin ürünleridir. Mitolojik çağın ürünü oldukları için ortak özellikler göstermektedirler.


7. Günümüz şiir ve romanlarında destanlara ait motiflerin bulunmasını nasıl açıklarsınız? Bunun kültür ve medeniyetle olan ilişkisi ne olabilir? Açıklayınız.


Kültür dediğimiz şey toplumun geçmişten günümüze getirdiği maddi manevi her şeydir. Medeniyet de aynen böyledir. Günümüzde bu unsurlara rastlamamızın nedeni budur.

sayfa 51



1. Sınıfa getirdiğiniz günümüz yazarlarına ait hikâyeyle “Ergenekon Destanı”nı yapı, tema dil ve
anlatım bakımından karşılaştırınız. İki eserin benzer ve farklı yönlerini belirleyiniz.


[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


Farklı yön olarak
Destan manzum hikaye mensurdur
Destanda mitolojik unsurlar vardır hikayede yok
Destanda olağanüstülük var hikaye gerçekçidir.
Ortak yön olarak
Tema destanda kahramanlık hikayede ise millet için fedakarlık/ kahramanlıktır
Dil ve anlatım açısından da benzer . dil akıcı sadedir. Anlatımda öyküleyici ve epik anlatım var




2. Ergenekon Destanı’nın geçtiği dönemin tarihi, kültürü ve siyasi yapısıyla ilgili ulaştığınız sonuçlardan
hareketle metinle dönem arasındaki ilişkiyi belirtiniz.


Metin meydana geldiği dönemin zihniyet yapısını yansıtan bir ayna gibidir. Ergenekon Destanı da dönemin tarihini kültürünü ve siyasi yapısını yansıtmaktadır. Metin dönemin şartlarından asla soyutlanamaz


3. Türk destanlarının günümüz insanının duygu ve düşünce dünyasına bir katkısı olup olamayacağını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Elbette katkısı vardır. Kültürümüze de yansır. Örneğin ergenekondan çıkış günü nevruz hala kutlanmaktadır.


4. Okuduğunuz metinden hareketle bir film senaryosu veya bir tiyatro metni oluşturunuz. Oluşturduğunuz
metni sınıfta okuyunuz.


5. Günümüz Türk toplum hayatıyla destanlarda anlatılan toplum hayatı arasındaki benzer yönleri sıralayınız.
Milliyetçilik anlayışı..Bazı bayramların kutlanması /nevruz…Yönetici bir liderin olması…Tek tanrılı din


6. Ergenekon ve İlyada Destanlarından hareketle destanların genel özelliklerini tespit ediniz.
Doğal destan ve yapma destan kavramlarını araştırınız. Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır. Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini dekatarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.


Doğal Destanların özellikleri:

ü Manzum hikâyelerdir.

ü Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.

ü Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.

ü Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.

ü Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.

ü Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

Oğuz Kağan destanı doğal destan grubuna girmektedir.



Yapma Destan
  • ♦ Bir topluluk önünde genellikle ezgili olarak ve ezbere söylenen doğal destanın tersine, okunmak amacıyla ve doğal destanlar örnek alınarak kaleme alınmış destanlara yapma destan denir.
  • ♦ Yapma destanlarda destan malzemesinin daha bilinçli, eleştirel, ironik bir biçimde kullanıldığı görülür.
  • ♦ Bu türün bilinen ilk örneği Latin şairi Vergilius‘un “Aeneis“dir. (MÖ. 70-19)
YAPMA DESTANLAR
Latin Edebiyatı
  • AENEIS (Vergilius)
İtalyan Edebiyatı
  • KURTARILMIŞ KUDÜS (T. Tasso)
  • ÇILGIN ORLANDO (Ariosto)
  • İLAHİ KOMEDYA (Dante)
İngiliz Edebiyatı
  • KAYBOLMUŞ CENNET (J. Milton)
Fransız Edebiyatı
  • HENRIADE (Voltaire)
Portekiz Edebiyatı
  • OS LUSLADAS (Camoens)
Türk Edebiyatı
  • ÜÇ ŞEHİTLER DESTANI (Fazıl Hüsnü Dağlarca)
  • KUVAY-İ MİLLİYE DESTANI (Nazım Hikmet)
  • SAKARYA MEYDAN SAVAŞI (Ceyhun Atuf Kansu)
  • MARAŞ’IN ve ÖKKEŞİN DESTANI (Gülten Akın)





7. Masal ve destan hakkında topladığınız bilgileri sunum hâline getiriniz ve arkadaşlarınıza sununuz.


8. Destanların oluşumu, yapma destan ve doğal destan hakkında topladığınız bilgiler çerçevesinde Mehmet Âkif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiirine yapma destan diyebilir misiniz? Neden? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Evet diyebiliriz. Çünkü epik konuludur. Toplumu çok derinden etkileyen bir olay üzerine yazılmıştır.

DEĞERLENDİRME



1. “Destanlar, hayal dünyasında oluşur. Halkın duygu ve düşüncelerini, inanışlarını, değerlerini,
olaylar karşısındaki tavırlarını gösterir. Genel halk kitlesinin hayata bakış açısını verir. Ruhunu aksettirir. Yaşadıkları coğrafya ve şartları gözler önüne serer. Toplumun özverisini, hırsını, bencilliğini, fedakârlığını, kahramanlığını, aşkını, kıskançlığını, savaşçılığını, adaletini, zihniyet dünyasını, insan ilişkilerini, insana, tabiata bakışlarını ve mücadele ruhlarını verir. Tarihin bilinmeyen yönlerine ışık tutar. Destanlarda milletlerin mizacını, yaşama gücünü, değişmez millî özelliklerini ve aile anlayışlarını bulmak mümkündür.”
Yukarıdaki paragraftan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?
A) Destanlar, milletlerin mizacını, millî özelliklerini ve aile anlayışlarını tespit etmemizi sağlar.
B) Destanlarda, halkın duygu ve düşünceleri, inanışları, olaylar karşısındaki tavırları vardır.
C) Destanlar tarihin bilinmeyen yönlerine ışık tutar.
D) Destanlar, toplumun zihniyet dünyasını, tabiata bakışlarını ve mücadele ruhlarını verir.
E) Destanlar, yapma ve doğal destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

52 ARAŞTIRMA SORULARI CEVAPLARI

1. Türklerin kullandıkları alfabeleri araştırınız. Köktürk alfabesinin önemi nereden gelmektedir?
Köktürk Yazıtları’nın yazılı Türk edebiyatındaki önemi hakkında çeşitli kaynaklardan bilgi
toplayınız. Topladığınız bilgileri defterlerinize yazınız.
KÖKTÜRK--UYGUR --ARAP--LATİN alfabelerini kullanmışlardır. köktürk alfabesinin önemi Türklerin ilk alfabesi olmasıdır .
Köktürk Yazıtları ile alakalı
göktürk yazıtlarının türk yazı dili açısından önemi nedir

Göktürk yazıtları ilk yazılı eserlerimizdir

Hitabet şeklinde yazılmıştır Bu yönüyle nutka benzer

Kendi dönemine göre çok sadedir,

Tük dilinin geçtiği ilk eserdir.

Bilge kağan, Tonyukuk ve Kültigin adına yazılmıştır

Üç taştan oluşur

Göktürk alfabesiyle yazılmıştır

Siyaşi amaçla yazılmıştır

Türklerin çinlilerle olan mücadelelerinden bahsetmiştir


Göktürk Yazıtlarının önemi

Göktürk Yazıtları Türk adının geçtiği ilk Türk metin olup; taşlar üzerine yazılmış ilk Türk tarihi, Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması, devletin ve milletin karşılıklı vazifeleri, Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası, Türk askerinin dehasının, Türk askerlik sanatının esasları, Türk feragat ve faziletinin büyük örneğidir.

Yazıtların dini, tarihi ve siyasi önemi


Orhun ve Yenisey Yazıtları Türk dünyası için birçok yönden önem taşır. Bunların başında yazıtların Türkçenin ilk yazılı belgeleri olması gelir. Gerçektende günümüze dek yapılan araştırmalara göre Orhun alfabesiyle yazılmış yazıtlar ve belgeler, Türk dili tarihinin ilk somut verilerini oluşturur. Bu yazıtların dili incelendiği zaman Türkçenin o döneme göre oldukça gelişmiş bir dil olduğu sonucu çıkarılabilir. Gerek dilbilgisi birimlerinin çeşitliliği, gerek sözcük dağarcığının kullanarak uygulanması, bu belgelerdeki dilin sözlü ve yazılı anlatıma büyük yatkınlık gösterdiğini açıklamaktadır.

Orhun yazıtları, düz yazı örnekleridir, bununla birlikte kimi dilciler yazıtların şiir biçiminde yazıldıklarını ileri sürmektedirler. Ancak bunu doğrulamak pek olanaklı değildir. Gerçi yazıtlardaki dil ve söyleyiş şiire elverişli görünmektedir. Ama bu özelliği onun türünden kaynaklanmaktadır.

Orhun Yazıtları, anı-söylev karışımı bir türde yazılmıştır denilebilir. İlk bakışta dikkati, konuşan kişi, yani Bilge Kağan çekmektedir. Bilge Kağanı güçlü bir söylevci yapmaktadır. İkinci vurgulanması gereken yönde yazıtların tarihsel ve siyasal bir içerik taşımasıdı


GÖKTÜRK (ORHUN) YAZITLARININ ÖZELLİKLERİ


üTürklerin bulunan ilk yazılı metinleridir.
üBu metinler doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar.
üSöylev türünde yazılmıştır.
üKitabelerde oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır.
ü
Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir.
üHem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir.
üTarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir.
üTürk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.
üKitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur.
üKitabeleri 1893’te Wilhelm Thomsen okumuştur.
üBir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır.



2. İslamiyet öncesi, Türklere ait yazılı belgelerin bulundukları yerleri ve yazıların özelliklerini
araştırınız. Sonuçları defterlerinize not ediniz.

Yazılar Türklerin ilk yurdu olan Orta Asya da bulunmuştur. Orhun ırmağı etrafında bulunmuşlardır. Günümüzde bu yer Moğolistan sınırları içerisindedir.
Yazıların özelliklerine gelince bunların bazıları ilk yazılı eserlerimizdir. (Orhun Abideleri) bazıları ise uygurlara ait metinlerdir. Bu yazılar o dönemdeki Türk siyasi-kültür-sosyal- ekonomi- dini hayatını yansıtması açısından çok önemlidir. Bu eserler olmadan dönem hakkındaki kesin ve net bilgilere ulaşmak imkansızdır. Yani bu yazılar belge niteliği de taşımaktadır.

3. “Nutuk” ve “hitabet” kelimelerinin anlamlarını sözlüklerden bulunuz ve bunların edebî tür
olarak özelliklerini araştırınız. Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nu sınıfa getiriniz.

HİTABET / NUTUK

Hitabet bir fikri, bir davayı dinleyicilere benimsetmek, onları bu fikre, davaya inandırmak için söz söyleme sanatıdır
NUTUK
Nutuk, kelime anlamı olarak, "söz, lakırdı; söyleyiş, söylemek kuvveti" demektir. Kalabalık bir dinleyici topluluğunu çeşitli fikir, duygu ve heyecanları aşılamak amacıyla yapılan konuşmalara söylev (nutuk) denir.

HİTABETİN ÖZELLİKLERİ

1. Belli düşünceleri topluluğa dinletmek ve dinleyenleri inandırmak amacı taşır.

2. Konuşma inandırıcı, etkileyici ve coşturucu olmalıdır.

3. Kelimelerin ve cümlenin anlamı kadar konuşma sırasındaki vurgu, tonlama, mimik ve jestler önemlidir.

Hitabette yetenek kadar eğitim de gereklidir. Düşüncelerini tam ve doğru olarak ifade edemeyen "hatipler" söz söyleme konusunda ne kadar yetenekli olursa olsun başarılı olamazlar.



2. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri ve kelime gruplarını yazınız.
• Yaratılış Destanı, .......İSLAMİYET ........ öncesi Türk destanlarındandır.

• Manas ve Kalavela Destanı Finlilere ait destanlardır. (Y)

• Köroğlu Destanı, ......İSLAMİYET..... sonrası Türk destanlarındandır.
• .....DESTAN... toplumları derinden etkileyen, tarihî ve sosyal olayları anlatan manzum
edebî eserlerdir.
• Destanlar .......DOĞAL........ ve .........YAPAY............. destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

3. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?
A) Uygur-Türeyiş
B) Hun-Oğuz Kağan
C) Köktürk-Bozkurt
D) Uygur-Siyenpi
E) Saka-Alp Er Tunga

4. Destanların oluşum aşamalarını defterinize yazınız.


5. Aşağıdakilerden hangisinde doğal destanlar bir arada verilmiştir?
A) İlyada, Kalevala, Oğuz Kağan
B) İlyada, Kaybolmuş Cennet, Oğuz Kağan
C) Kaybolmuş Cennet, Kalevala, Şehnâme
D) İlyada, Kurtarılmış Kudüs, Kalevala
E) Kurtarılmış Kudüs, Şehname, Odysseia
(ÖYS-1988)

6. Aşağıdaki dizilerden hangisi sadece Türk destanlarını kapsamaktadır?
A) Alp Er Tunga - Oğuz - Türeyiş - Şehname
B) Şu - Türeyiş - Gılgamış - Oğuz
C) Türeyiş - Alp Er Tunga - Oğuz - Şu
D) Oğuz - Alp Er Tunga - Ramayana - Şu
E) Şehname - Oğuz - Şu – İlyada
(ÜSS-1975)



sayfa 53

HAZIRLIK
1. Yazının icadı ile dil ve kültür arasında nasıl bir ilişki vardır? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.


Yazının icadı tüm dünya tarihi için en önemli olaylardan biridir. Toplumun ortya koyduğu kültür dil öğesi ile saklanır ve geleceğe taşınır. Dil kültürü geçmişten günümüze taşıyan bir araçtır. Sözlü olarak doğan dilin yazılı olarak kullanılmaya başlanması ile Toplumlar yaşayışlarını kültürlerini ve dil ürünlerini bir sonraki çağa/döneme/geleceğe daha sağlam bir şekilde ulaştırmışlardır. Sözlü olarak taşınan her ürün zamanla değişime veya bozulmaya maruz kalır. Ancak yazı, ürünlerin daha kalıcı olmasını sağlar ve değişmeye bozulmaya karşı ürünleri korur.


2. Türkler, tarih boyunca hür yaşamayı başarmış bir millettir. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki
bağımsızlık kavramına yapılan vurguları gösteriniz. Metni, hitabet yönünden değerlendiriniz.


Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
…
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
…

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Hitabet özellikleri: Güçlü bir söylev dili , Etkili ve çarpıcı sürükleyici bir dil


SAYFA 55
1. Okuduğunuz metinden hareketle İslamiyet Öncesi Dönemin sözlü edebiyatı gibi yazılı edebiyatının da eski Türklerin dil, anlatım, tema, duyuş ve zevk bakımından özelliklerini nasıl yansıttığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Edebi ürünler toplumun ve sanatçının aynasıdır. Bu metinler de eski Türklerin özelliklerini yansıtmaktadır. Örneğin metinde bir liderin ülkesi için yaptıkları vardır. Kabaca milli konular işlenmiştir. Türklerin en temel özelliğidir milliyetçilik. Bu özellikler metne de en doğal şekli ile yansımıştır.


2. Metindeki olay örgüsünü şema hâlinde tahtada gösteriniz. Şemadan hareketle olayların merkezindeki düşünceyi söyleyiniz.
Tonyukuk Abidesi Olay örgüsü



  • Türkler Çin’e tabidir
  • Türklerden kimse kalmamıştır
  • Tonyukuk Tanrının bilgisi ile halkın başına geçer
  • Oğuzlar birlik ve beraberlikle yaşarlar
  • Oğuzlara casus gelir
  • Çinliler saldırmak ister
  • Tonyukuk hakana isteklerini arz eder. Hakanda tonyukuk isteklerine onay verir.
  • Savaşırlar ve Tanrının lütfu ile dağıtırlar
  • Sonra Çin kağanı, On ok kağanı ve Kırgızlar anlaşırlar ve saldırırlar
  • Tonyukuk strateji belirler ve önce Kırgızlara saldırmak ister
  • Kırgızları uykuda basar ve savaşırlar
  • Kırgız kağanı öldürülür ve Kırgız halkı Tonyukuka teslim olu


3. Olayın geçtiği mekân ve kişilerin özelliklerini işlevleriyle birlikte aşağıdaki tabloya yazınız.
Kişiler:
Özellikleri
Kişilerin büyük bir çoğunluğu halkın önde gelenleridir. Adı geçen kişiler hakanlar , kağanlardır.
İşlevi
Olayların ortaya çıkışını ve aktarılmasını sağlamışlardır




Mekân:
Özellikleri
Mekân çok geniştir. Ve mekanlar genellikle kısa sürede çok çabuk değişir.
İşlevi
Anlatılan olayların somut şekilde ifadesini sağlar


4. Metnin zamanı ve olay örgüsü ile sözlü edebiyat ürünleri arasında bir ilgi kurulabilir mi? Açıklayınız.
Kurulabilir. Zaman sözlü ürünlerde çok hızlı geçer bu metinlerde de bunu görmekteyiz. Olay açısından baktığımızda da destanlarda anlatılan olaylarla benzerlik göstermektedir.


5. Metnin nasıl bir anlatım tarzı vardır? Anlatıcının anlatılanlarla ilişkisi nedir? Eser hangi bakış
açısıyla anlatılmıştır? Sözlü olarak ifade ediniz.
Metin birinci kişi ağzından anlatılmaktadır. Anlatıcı bizzat olaylara dahildir. Bakış açısı : Kahraman bakı açısıdır.


6. Tonyukuk Abidesi adlı metinle yazıldığı dönem arasında ne tür bir ilişki kurulabilir? Açıklayınız.
Yazıldığı dönemin siyasi sosyal ve kültürel özelliklerini yansıtmış o dönem Türk devleti ve halkı hakkında önemli bilgiler vermiştir


7. Köktürk Yazıtları hakkında yaptığınız araştırmaları da göz önünde bulundurarak Köktürk Yazıtları’nın Türk medeniyet tarihi içerisinde nasıl bir yeri olduğunu söyleyiniz.


SAYFA 56
1. “Türk milleti Çin’e tabi idi. Türk milleti hanını bulmayıp Çin’den ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp
Çin’e tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim, hanını bırakıp teslim oldun.” cümleleri ile
“Baş başa bağlı, baş da padişaha bağlıdır.” atasözü arasındaki ilişkiyi dikkate alarak Türklerin devlete
bağlılığına dair nasıl bir çıkarımda bulunabilirsiniz? Düşüncelerinizi yazılı olarak ifade ediniz.
2. Tonyukuk Abidesi adlı metinde atasözü ve deyim niteliğindeki özlü sözleri tespit ediniz. Bunların
anlatıma katkısını açıklayınız. Bulduğunuz özlü sözlerin benzerlerine günümüzde rastlıyor musunuz?
Örnekler veriniz.
3. Köktürk Yazıtları’nın yazılı Türk edebiyatındaki önemini açıklayan bir kompozisyon yazınız.
Hazırladığınız metni arkadaşlarınıza okuyunuz.
4. a) Yukarıda verilen örnek metinlere göre İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatının yazılı dönemine
ait eserleri gruplandırınız:
1. .................................................. ...............................

2. .................................................. ...............................


SAYFA 57


b) Örneklerden hareketle Köktürk ve Uygur metinlerinin dil ve anlatım özelliklerini tespit ederek aşağıdaki tabloya yazınız.

dil ve anlatım özellikleri


Köktürk Yazıtları: Metinin yazıldığı döneme göre oldukça sade bir dili vardır. Metin kısa ve özlü bir anlatımla sahiptir. Sağlam ve ilgi çekici bir üslubu vardır. Metinin anlatımında söylev havası hâkimdir.

Uygur Metinleri: Metin kısa ve özlü bir anlatımla sahiptir. Sağlam ve ilgi çekici bir üslubu vardır. Metin nazım şekilde ifade edilmiştir. Metin dini içeriklidir. Anlatım ses tekrarlarrıyla ahenkli bir şekilde ifade edilmiştir.


c) Ön Hazırlık bölümünde yaptığınız araştırmaları da göz önünde bulundurarak bu metinlerin bulundukları yerleri ve yazıların özelliklerini örnekteki gibi aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.

Bulundukları Yerler

Köktürk Yazıtları:
Günümüzde Moğolistan sınırında yer almaktadırlar. Orhun ırmağının kıyısındadır

Uygur Metinleri:
Türkistan'ın Kara Hoço kenti yakınlarında Turfan'da yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır


Yazıların Özellikleri

Köktürk Yazıtları:

Uygur Metinleri:

Türkistan'ın Kara Hoço kenti yakınlarında Turfan'da yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.Bu metinlerde Maniheizm, Budizm, ile ilgili çeşitli öyküler, dua metinleri ve çeşitli inançlarla ilgili parçalar vardır. Bu dönemden Altun Yaruk, İki Kardeş Hikayesi, Çaştani Bey Hikayesi gibi çok sayıda eser günümüze kadar kalmıştır.

Uygur Metinleri ve Özellikleri

Uygurlara ait metinler, üslûp ve hikâye ediş bakımından Gök*türk Yazıtlarına benzer. Ancak Kül Tigin ve Bilge Kağan Anıtı'ndaki yüksek heyecan, millî şuur ve lirizm Uygurlara ait yazıtlar*da yoktur.

Yenisey yazıtlarından hiçbirinin dikiliş tarihi belli değildir. Taşlar*daki yazının Göktürk Yazıtlarındaki kadar gelişmemiş oluşu; bazı araştırıcıları, Yenisey Yazıtlarının daha eski olduğu fikrine götürmüştür.

Uygur yazıtları çoğunlukla mezar taşı olarak dikilmiştir.

Bu taşların bazıları birkaç kelimelik, çoğu 5-10 satırlıktır. İçlerin*de 10 satırı geçenleri de vardır. Yenisey bengü taşları sade ve abartısız bir dille yazılmıştır. Çoğunlukla yazıt sahibinin kendi ağzından kısa özgeçmişi ve aile bireylerine, akrabalarına, arka*daşlarına, hükümdarına, ülkesine ve milletine doyamadan bu dünyadan ayrıldığını anlattığı yazıtlarda oldukça içten bir söy*leyiş vardır.

Uygurlara ait yazıtlardan ilki, Uygurların ikinci hükümdarı Moyuncur adına dikilmiştir. Moğolistan'ın Sine Usu gölü civarında bulunan yazıt, Kutlug Bilge Kül ve Moyunçur devirlerinden bah*setmektedir. Bu kitabe de dil ve yazı bakımından Göktürk Yazıtları'na benzemektedir.

Uygurların ikinci devresinde ortaya konan eserlerde, önemli değişiklikler görülür. Her şeyden önce Göktürk yazısı bırakıl*mış, Soğd alfabesiyle eserler verilmiştir. Bunun sebebi dindir. Manihaizm'in kabulüyle Maniheist olan Soğdların yazısı alın*mış, fakat Göktürk yazısı az da olsa kullanılmıştır. İkinci bir se*bep, 840 yılından sonra Uygurlar, yerleşik bir medeniyete geç*mişlerdir. Bu dönemde dile yabancı kelimeler girmiş ve dil ya*lınlığını kaybetmiştir. Bu devirde daha çok Budizm ve Maniha*izm dinlerine ait eserler ağır basmaktadır.

Bunlardan başka Altun Yaruk ile İki Kardeş Hikâyesi, özel bir değere sahiptir. Altun Yaruk'ta Budizm inancının temel kuralla*rından söz edilmektedir.

Turfan Türk Metinleri adlı eserin bunlar içinde ayrı bir yeri var*dır. Bilhassa 8. cüzde yer alan Sekiz Yükmek adını taşıyan me*tin, kelime zenginliği bakımından dikkati çekmektedir. Metinde açık bir ifade hâkimdir.

İslâmiyet'ten önceki Türk Edebiyatının örneklerini veren Gök*türk ve Uygur Yazıtları, şüphesiz sadece bunlar değildir. Kulla*nılan dilin bir hayli işlenmiş edebî bir dil olması, çok öncelerde Türk diliyle yazılmış eserlerin bulunması gerektiğini düşündür*mektedir.


ç) Uygurlara ait okuduğunuz metinlerde hangi temanın işlendiğini söyleyiniz.
Tanrıya duyulan bağlılık ve sevgi


5. Sınıfta iki grup oluşturunuz. Birinci grup olarak Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’ndan, ikinci grup olarak da Köktürk Yazıtları’ndan birer bölüm seçiniz. Metinleri, aşağıdaki tabloda belirtilen ölçütlere göre karşılaştırınız. Metinlerin ortak yanları ve günümüze nasıl ışık tuttuğu hakkında tartışınız. Ulaştığınız
sonuçları tabloya yazınız.



KÖKTÜRK YAZITLARI ONUNCU YIL NUTKU
Yapı
Tema
Dil ve Anlatım
Hitabet Özellikleri
Tarihî ve Kültürel Önemleri
Yazılış Amaçları
Hangi Şartlarda
Kim Tarafından
Kime Yazıldığı

SONUÇLAR

KÖKTÜRK YAZITLARI İLE 10.YIL NUTKU'NUN KARŞILAŞTIRILMASI

Metnin yazıldığı şartlar..."Dağılan Göktürkleri Bilge Kağan ve kardeşi Kül Tigin tarafından bir araya getirilişi ve Göktürk devletinin yeniden kuruluğu zamanki şartlar"
Tema: Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması gerektiği
Hitabet özellikleri: Yer yer gerçekçi tarih dili; yer yer eleştiri cümleleri yer yer güçlü bir söylev dili kullanılmıştır."
Tarihi ve kültürel önem: Türk yazı dilinin ilk edebi örnekleri olması
Yazılış amacı:Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması, düşmanın tatlı sözüne, hediyelerine kanmaması gerektiğini vurgulamak ve öğüt vermek için yazılmıştır.
Metin yazarının özellikleri: Milletini seven,koruyan kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen,milleti için çalışmaktan bıkmayan, hesap vermekten çekinmeyen, lider özelliklerine sahip...
Metnin hitap ettiği kitle:Türk milleti

ONUNCU YIL NUTKU:
Metnin yazıldığı şartlar: Cumhuriyet'in Kuruluşunun 10. Yıldönümü nedeniyle [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]'nın hesabını veren, bir diğer deyişle ulusal mücadelenin kimlere karşı, niçin ve nasıl verildiğini anlatan, hem de bu mücadelenin Cumhuriyet kurulduktan sonraki safhasında yapılması gerekenler ve yapılacak olanlar...
Tema:" Milletimizin tehlikelere karşı uyanık olması"
Hitabet özellikleri: Güçlü bir söylev dili...
Metin yazarının özellikleri: Milletini seven,koruyan kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen,milleti için çalışmaktan bıkmayan, hesap vermekten çekinmeyen, lider özelliklerine sahip...
Metnin hitap ettiği kitle: TBMM üyelerinin şahsında Türk Milleti...


SAYFA 58
1. “Türklerin ilk, güzel ve değerli eserleri Köktürkler devrinde, Köktürk veya Orhun yazısıyla yazılan ve dikilen bengü taşlarıdır. Orkun / Orhun Irmağı yakınlarında bulunduğu için bu taşlara Orhun Abideleri de denilmektedir. Taşların ilki vezir Bilge Tonyukuk tarafından Yollug Tigin’e yazdırılmıştı. 720-724 yılında diktirilmiştir. Diğer iki kitabenin de yazarı Yollug Tigin’dir. Kültigin adına dikilen abide 732 yılında dikilmiştir. Bilge Kağan abidesi ise ölümünden bir yıl sonra kendi oğlu tarafından 735 yılında diktirilmiştir. Orhun Abideleri Köktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bu alfabe bizim öz alfabemizdir ve Türkçenin seslerini
karşılayan bir alfabedir. Alfabe sağdan sola doğru yazılır ve otuz sekiz harflidir. Bu harflerin yirmi altısı ünsüz, dördü ünlü, sekizi de birleşik harflidir. Türkler IX. yüzyıldan itibaren Uygur yazısı kullanmışlardır.Uygur yazısı on dört harflidir. Bu harflerin on biri ünsüz, üçü de ünlüdür.”


Yukarıdaki paragrafta verilen bilgiler ışığında düzenlenen aşağıdaki yargılardan doğru
olanları “x” ile işaretleyerek belirtiniz.


( ) Bengü taşlara genel bir deyimle balbal denirdi.
(X )Köktürk Yazıtları’na Orhun Abideleri de denilmektedir.
(X )Kitabelerin yazarı Yollug Tigin’dir.
(X )Orhun Abideleri, Köktürk alfabesiyle yazılmıştır.
(X)Köktürk alfabesi bir Türk alfabesidir.
( ) Türkler XIII. yüzyıldan itibaren Uygur yazısını kullanmışlardır.
(X)Orhun Kitabeleri (Abideleri) aynı zamanda tarih, hatıra ve nutuk (hitabet, söylev) türünün
ilk örnekleridir.


2.
“




Tonyukuk Abidesi adlı metin ve Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’ndan alıntılanan yukarıdaki
paragraflarda koyu renkle gösterilen kelimeleri ses ve hareket unsuru bakımından inceleyiniz.Bu ifade tarzlarının metnin anlatımındaki işlevini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
bu ifadeler, bu kelimeler nutuk metinlerinde vurgulanan kelimelerdir
Bu ifadeler dönemin kültürü ve yaşayışı hakkında bilgi vermekle birlikte eserin anlatım türünü de yansıtır. Örneğin Orhun abidelerinden alınan metindeki kelimeler fiildir. Anlatımın öyküleyici olduğunu göstermeke. Aynı zamanda dönemin yaşayışını da görmekteyiz.






3. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
• Türk edebiyatının en eski ve önemli yazılı kaynağı ......ORHUN ABİDELERİ
• Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ...NUTUK......türünde bir metindir.
• ...UYGUR...yazılı metinleri dinî konularda yazılmış tercüme metinlerdir.




4. Aşağıdaki boş bırakılan yerleri en iyi tamamlayan seçeneği bulunuz.
Orhun Abideleri ................................. tarafından ................ diktirilen ilk yazılı eserdir.
A) Bilge Kağan / VIII. yüzyılda
B) Tonyukuk / VIII. yüzyılda
C) Yollug Tigin / VIII. yüzyılda
D) Kül Tigin / VII. yüzyılda
E) Kaşgarlı Mahmut / VII. Yüzyılda

SAYFA 59
1. Aşağıdaki destanlardan hangisi Destan Dönemine ait değildir?
A) Şu Destanı
B) Siyenpi Destanı
C) Köroğlu Destanı
D) Türeyiş Destanı
E) Bozkurt Destanı


2. Aşağıdakilerden hangisinde İslami unsurlar daha ağır basar?
A) Göç Destanı
B) Ergenekon Destanı
C) Oğuz Kağan Destanı
D) Alp Er Tunga Destanı
E) Manas Destanı


3. Aşağıdaki yargılardan hangisi destan metinlerinin özelliklerinden değildir?
A) Kahramanlar olağanüstü güçlere sahiptir.
B) Destanlarda nesnel gerçeklik ön plandadır.
C) Destanlar halkın hayal dünyasında oluşur.
D) Destanlar toplumları derinden etkileyen tarihî ve sosyal olaylardan hareketle oluşmuştur.
E) Genellikle manzumdur.


4. Aşağıdakilerden hangisi Türklerin kullandığı alfabelerden biri değildir?
A) Ermeni
B) Arap
C) Uygur
D) Çin
E) Köktürk


5. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
a. Yazılı edebiyatımızın ilk örnekleri ....Köktürk ( II. Kutluk)...... Türklerine ait olduğu sanılan mezar kitabeleridir.
b. Kül Tigin adına dikilen abide .....M.S....732 ........ tarihine aittir.
c. Türklere ait ilk güzel ve değerli eser olan bengü taşları ......ORHUN....... Irmağı yakınlarında
bulunur.

sayfa 60

6. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Sözlü edebiyat ürünlerini usta yazarlar oluşturur. (Y )
Sözlü edebiyat ürünlerinde atlı-göçebe kültürünün izleri daha belirgindir. (D )
Destanlar tabii destan safhası, doğum safhası ve yayılma safhası
olmak üzere üç safhadan oluşur. ( D)
Âşık edebiyatında savaşları, ünlü kişileri, gülünç olayları anlatan eserlere de
destan denmiştir. (D )

7. Aşağıda sözlü edebiyatın ürünleri ve onlara karşılık gelen ifadeler verilmiştir. Doğru
eşleştirmeyi yapınız.
a. Sav Atasözü ve deyim niteliğindeki sözler
b. Koşuk Aşk, doğa vb. olayların anlatıldığı lirik şiirler
c. Sagu Ağıt
ç. Destan Millet hayatını etkileyen büyük olayların anlatıldığı olağanüstü özellikler taşıyan eser

8. Türk destanlarında, devlet adamlarının hangi ideal niteliklere sahip olması gerektiği
anlatılmıştır? Okuduğunuz metinlerden örnekler vererek açıklayınız.Ü


9. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.

• Yazılı edebiyat dönemine .............KÖKTÜRK........... ve ................UYGUR.............. metinleri damgasını
vurur.
• Destanlardaki ........ZAMAN......., olayların akışına uygun şekilde çok hızlıdır.
• Destan dilinin oluşumunda; mitolojik ögelerin, dinî törenlerin, musikînin ve ..........................
mücadelenin etkileri vardır.
• Sözlü edebiyat ..MİTOLOJİK ÇAĞLARDA ...( İLK İNSANLA BİRLİKTE) ...... oluşmaya başlamıştır.
• ..MİTOLOJİK.. ögelerin oluşmasında; kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla
mücadelelerinde hayal yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavır etkilidir.

Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 04:35 )
 
Eski 04-02-15, 23:33   #5
Saw

Varsayılan C: 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Tüm Cevapları (Nova Yayınları) (2014-2015)


İndirmek için [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız] tıklayınız.

Açılan sayfada 5 saniye bekleyin sağ üst köşeki butonuna tıklayın. Turbobit sitesinden sayfanın altındaki butonuna tıklayın. Açılan sayfada resimde görülen karakterleri girin ve DOWNLOAD'a basın. 1 dakika bekleyin ve DOSYA İNDİR'e basarak indirin.


►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►◄►►◄►◄►◄►◄►◄◄►◄►◄►◄►◄► ◄►◄►◄ ►◄


SAYFA 60 ARAŞTIRMA SORULARI CEVAPLARI

1. Türklerin İslamiyeti kabulüyle sosyal, siyasi ve kültürel hayatlarında ne tür değişiklikler
olmuştur? Araştırınız. Araştırma sonuçlarını sunum hâline getiriniz.

Bu Konuda Bulabilecekleriniz :
  • TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABÜLÜ
  • Türklerin İslamiyet Öncesi Yaşam Şekli
  • Türklerin İslamiyet Sonrası Yaşam Şekilleri

Türklerin İslamiyet öncesi ve sonrası yaşamları nasıldı, türklerin islamiyet öncesi ve sonrası yaşam tarzları ve biçimi
Türklerin İslamiyeti Kabulünden sonra yaşamlarında Ne gibi değişiklikler olmuştur,Türklerin İslamiyeti Kabul Süreci hakkında bilgileri yazımız içerisinde bulacaksınız.


TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABÜLÜ

Uzak-doğudan Avrupaortalarına kadar bütün bozkırlar bölgesinde 1200 yıl hüküm sürmüş ve birçoksiyâsî, sosyal ve etnik izler bırakmış olan Türk toplulukları İslâmî devirde deve bu defa, hâkim zümreler sıfatıyla tarihî ağırlıklarını koydukları çeşitlimüslüman ülkelerde büyük İmparatorluklar (Kara-Hanlılar, Gazneliler, Selçuklular,Harzemşahlar, Hind-Türk İmparatorluğu) veya devletler (Irak, Suriye, Kirman, AnadoluSelçukluları, Tolunlular, Ihşidliler, Mısır Türk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı,Timurlular, Kara-koyunlu, Akkoyunlular), Atabeylikler (Salgurlular, İl-Denizliler,Böriler, Zengîliler, Beğ-Teginliler) ve beylikler (Artuklu, Dânişmendli,Mengücüklü, Saltuklu, İnallı, Ahlat Şahları, İzmir, Efes) kurarak islâmdünyasının mukadderatına hâkim olmuşlar ve Osmanlılar’la birliktedeğerlendirildiği takdirde, Orta Asya, Yakın Doğu ve Doğu Avrupa’nın son binyıllık tarihine yön vermişlerdir.
Umumiyetle kabûl edildiğigibi, Türkler’in dünyâ tarihinin en mühim hâdiselerinden biri olmak üzere,İslâmiyete girişleri kendi arzuları ile vukû bulmuştur. Bu durum Arapça eserlerdede bazı yankılar bırakmıştır. Meselâ Halife Al-Me’mûn’un hususi kütüphânesindememur olan bir Türk şöyle demiştir. “İranlılar ve Rumlar ülkelerinibaşkalarına kaptırıp kendi yurtlarında esir olurlar, Türkler memleketlerini hiçkimseye vermiş değillerdir…” Gerçekte İslâm dininineski Türk inanç ve telâkkilerine uygun cihetleri çoktu. Türkler uzun zamandan beritek Tanrı inancına âşina bulunuyorlardı. Ahiret’e ve ruh’un ölmezliğineinanıyorlar ve Tanrı’ya kurban sunuyorlardı. Ayrıca İslâmiyet’in telkin ettiğiahlâkî kaideler eski Türk “alplik” anlayışına uygun düşüyor veözellikle “cihâd” Türk’ün fütuhât görüşünü takviye ediyordu.Türkler’in kısa zamanda İslâmiyet’in bayraktarı olarak dünyâ karşısına çıkışsebepleri bunlar olmak gerekir.



Türklerin İslamiyet Öncesi Yaşam Şekli

Devlet Yönetimi
Uygurlar dışında bütün Türk Devletleri göçebe devlet şeklinde yaş>ışlardır.
Aileler obaları, obalar boyları, boylar ise budunları meydana getirirdi.
Devlet, hanedanın ortak malı kabul edilirdi.
Hakanın yetkileri “Kurultay” denilen danışma meclisi ile sınırlandırılmıştı.
Bu durum Türk devletlerinde taht mücadelelerine sebep olmuştur. Bu yüzden Türk devletleri çok kısa sürelerde yıkılmıştır. Devlet kuzey-güney, doğu-batı, sağ-sol olmak üzere ikiye ayrılırdı. Sağı hükümdarlar yönetirdi. Senede iki kez toplanan Kurultay adı verilen bir meclis vardır. Boy beylerinden oluşurdu. Önemli kararlar alınırdı.
Kurultay, Türklerde askeri yapıda demokrasinin olduğunu gösterir.


Hukuk:
İslamiyet öncesinde kurulan Türk devletlerinde yazılı hukuk kurallarına rastlanmaz.
Genelde, sosyal hayatı düzenleyen sözlü hukuk kuralları yani töreler baskındır.
Devlet yapısında töreyi uygulayan adalet teşkilatının başı hükümdardır.
Töre hükümleri ile çok ağır cezalar verildiği görülmüştür.


Ordu:
İlk Türk devletlerinde kadın-erkek her Türk asker sayılırdı.
İlk düzenli Türk ordusu Asya Hun İmparatoru Mete Han tarafından kuruldu.
Ordunun başında başbuğ denilen başkomutan bulunurdu.
Türkler savaşlarda en çok sahte ricat denilen geri çekilme taktiğini uygulayarak başarılı oldular.
Mete Han tarafından kurulan ordu, Türk Kara Kuvvetleri’nin temeli olarak kabul edilmiş ve Çin, Moğol, İran, Bizans ve Roma’yı da etkilemiştirİ


Din
Tek bir tanrının varlığına inanılmış, Tanrı’ya “tengri” adı verilmişti.
Bu tanrı Gök tanrı olarak da bilinmekteydi.
Doğa da bir takım gizli güçlere inanılırdı.
Şamanizm yani iyi ruh ile kötü ruhun varlığına inanı> bir inançta yaygındı.
Öldükten sonra yaşama inanç vardı.
İslamiyet öncesi Türklerde görülen tek Tanrı inancı, İslamiyet’in kabul edilmesinde etkili olmuştur. Bu Türklerde öldükten sonra yaşama inanılır, mezarlara Balbal’lar dikilirdi. (Balbal, öldürülen düşman sayısı kadar dikilirdi.)


Ekonomik Hayat
Bozkır kültürünün bir sonucu olarak göçebe ve yarı göçebe bir hayat sürmüşlerdir.
Göçebe hayatın bir sonucu olarak hayvancılık zorunlu geçim kaynağı olmuştur.
Bununla birlikte balıkçılık, tarım ve yağmacılık da ekonomik hayatta önemli yer almıştır.
Dil ve Edebiyat Türklerde görülen en eski dil Göktürkçe ve alfabe olarak da Göktürk alfabesidir.
VII. yüzyılda Göktürkler tarafından Göktürk alfabesi ile yazı> Orhun kitabeleri bilinen en eski Türk yazıtları olarak kabul edilir.
Uygurlar da Uygur alfabesini kullanmışlar ayrıca hareketli harfleri bulmuş ve matbaayı kullanmışlardır.


Bilim ve Sanat
Oniki hayvanlı Türk takvimini meydana getirmişlerdir.
Bilim adamlarından meydana gelen ve Keneş Meclisi adı verilen bir meclisi meydana getirmişlerdir.
Göçebe hayat sürdükleri için taşınabilir sanat eserleri olarak kemer, kılıç, at koşumu gibi el sanatları ile uğraşmışlardır.

Türklerin İslamiyet Sonrası Yaşam Şekilleri

Devlet Yönetimi
Devletin başında bulunan kişi, hem dini, hem de siyasi açıdan tüm yetkilere sahipti.
İslamiyetin kurulduğu ilk yıllarda, devlet başkanı Hz. Muhammed idi.
Hz. Muhammed’den sonra devlet başkanlığı görevi için halifeler seçildi.
Halifeler, Hz. Muhammed’in peygamberlik görevi dışındaki dünyevi bütün görevlerini yerine getirdiler.
...
Hz. Ömer döneminde sınırların genişlemesi ile devlet yapısında yenilikler yapılarak vali ve kadılar atanmaya başlandı.
Dvlet hazinesi olarak bilinen Beytül Mal oluşturuldu.
Emeviler Dönemi’nde halifelik babadan oğula geçmeye başladı.
Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ilk dört halife (Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali) seçimle belirlenmiştir.
Emeviler Dönemi’nde sınırların genişlemesi ile yeni devlet görevlileri ortaya çıktı.


Ordu
Sınırların genişlemesi ile ordu önem kazanmaya başladı.
Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir döneminde düzenli bir İslam ordusu yoktu.
İslam Devleti’nde, eli silah tutan her erkek asker olarak kabul edilirdi.
İlk düzenli İslam ordusu Hz. Ömer devrinde kuruldu.
Abbasiler devrinde, Türkler ve diğer milletler İslam ordusunda görev almaya başladı.
Hz. Osman devrinde ilk defa donanma kuruldu.


Sosyal Hayat
Sosyal hayata dair düzenlemeler Kur’an-ı Kerim’den alınırdı.
İslamiyette insanlar arasında fark olmamasına rağmen, Emeviler Dönemi’nde Araplar kendilerini diğer uluslardan üstün görmüşlerdi.
Arap olmayan Müslümanlar ise Mevali olarak adlandırılmıştı.
Abbasiler döneminde Araplarla Mevali eşit duruma geldi.
İslam Devleti’nde, Hristiyan ve Yahudiler’den oluşan topluma Ehl-i Kitap denir.
Ehl-i Kitap haricinde Müslüman olmayan kesime de Ehl-i Küfür denir.
Müslüman olmayan bu toplumlar haraç ve cizye vergileri verirdi.


Ekonomik Hayat
Ekonomi daha çok tarım, hayvancılık, ticaret ve el zanaatlarına dayalıydı.
Abbasiler Dönemi’nde el zanaatları ile uğraşanlar, Fütüvvet Birlikleri denilen meslek örgütleri oluşturmuşlardır.
Hayvancılığın gelişmesi ile halı ve kilim dokumacılığı da gelişti.
Seramik, cam işlemeciliği ve dokumacılık da ilerledi.
Ticaret, İslamiyet ile birlikte Arap Yarımadası’nda oldukça hızlandı.
En çok ticaretin yapıldığı devlet Bizans’dı.
İslam Devletleri’nde, devlete ait gelirlere Beyt-ül Mal denir.
Devlete ait gelir kaynakları :
1. Savaş ganimetlerinin beşte biri
2. Gayrimüslimlerden alınan Haraç
3. Müslümanlar’dan alınan Öşür
4. Gayrimüslümlerden alınan Cizye
5. Maden, tuz, gümrük gelirleri
Emevi halifesi I. Velid zamanında ilk İslam parası basıldı.


Dil ve Edebiyat
İslamiyet’te dil ve edebiyatın kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir.
Arapça, Emevi halifesi Abdülmelik zamanında resmi dil olarak kabul edildi.
İslamiyet’ten önce, sözlü edebiyat gelişmişken, Hz. Muhammed’in hayatını yeni nesillere aktarmak amacıyla yazılı edebiyata da önem verildi.
Düşünce hayatı Abbasiler ile birlikte gelişmiştir.


Bilim
İslam medeniyetlerinde bilim; İslami bilimler ve pozitif bilimler olmak üzere ikiye ayrılır.
İslam bilimlerinin temeli Kur’an-ı Kerim’dir.
Tefsir : Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin yorumlanması bilimidir.
Hadis : Hz. Muhammed’in söylediği sözler ve yaptığı işlerin bütününe hadis denir.
Hadis biliminin önde gelenlerinden biri Sahih-i Buhari’nin yazarı İmam Buhari’dir.
Fıkıh : İslam hukukudur. Temeli Kur’an-ı Kerim’dir.
Kelam : İslam felsefesidir.
Ünlü İslam bilginlerinden başlıcaları; Razi, İbn-i Cemşit, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt, Biruni, Taberi, Mesud-i, İbnül Esir ve İbn-i Haldun’dur.


Sanat
Sanat İslamiyet ile birlikte büyük gelişme gösterdi.
İslamiyet’in yayılması ile İslam sanatında İran, Türk ve Bizans sanatlarının etkisi görüldü.
İslam sanatı denince akla ilk gelen, mimaridir.
En önemli mimari eserler arasında; Ömer Camii, El Ezher Camii, İbn-i Tulun Camii, El Hamra Sarayı ve Kurtuba Camii sayılabilir.
El sanatlarında; oymacılık, kakmacılık, nakkaşlık, hat ve tezhip sanatları oldukça gelişti.

2. İslam uygarlığını benimseyen Türkler, edebiyatlarında Arap ve Fars kaynaklı gazel, kaside, mesnevi gibi nazım biçimlerini kullanmışlardır. Türkler, Batı uygarlığını benimsediklerinde benzer bir sonuçla karşılaşmışlar mıdır? Araştırınız.
evet Batı edebiyatından da bazı nazım biçimlerini almışlardır.
ÖR. Sone Terzarima, Triyole


3. İslami dönemde ilk dil ve edebiyat ürünlerini araştırınız.

Alıntı:
İSLAMİ DÖNEMDE İLK DİL VE EDEBİYAT ÜRÜNLERİ VE YAZARLARI (KISACA MADDELER HALİNDE)


İSLAMİ DÖNEMDE İLK DİL VE EDEBİYAT ÜRÜNLERİ
GEÇİŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ:

  • İslamiyet öncesi dönemdeki kültür ile İslamiyet sonrası kültür iç içe yaşamıştır.
  • İslami devir Türk edebiyatının ilk eserlerinde doğruluk, sabır, cömertlik gibi güzel davranışlar ana teme olarak işlenmiştir.
  • Bu dönemdeki eserlerde İslam dininin kurallarını topluma öğretme, halkı bilgilendirme ve eğitme amaçlanmıştır.
  • Arap ve Fars edebiyatından alınan yeni nazım biçimleri kullanılmıştır.
  • Bu dönemde yazılan eserlerde hece ölçüsüyle birlikte aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
  • Eserlerin dili İslamiyet öncesi doğal dilden yavaş yavaş uzaklaşarak eserlerde Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlanmıştır.
  • 11. Yüzyılda yazılan eserlerde, Uygur harflerinin yanında Arap harfleri de kullanılmaya başlanmıştır.

MESNEVİ:

  • Mesneviler öğüt verici bir olayı anlatan uzun şiirlerdir. (savaş, aşk, tarihi olaylar, din ve tasavvuf)
  • Mesneviler Divan edebiyatında bir bakıma günümüzdeki roman ve hikâyenin yerini tutuyordu.
  • Beyit sayısı sınırsızdır.
  • Her beyit kendi arasında kafiyelidir.(aa, bb, cc, dd…)
  • Aruzun kısa kalıpları ile yazılır.
  • Beş mesnevinin bir araya gelmesiyle hamse oluşur.
KUTADGU BİLİG
  • 11. yy’da (1069-1070) Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır.
  • Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
  • Kutadgu Bilig ‘’saadet veren bilgi, ilim’’ anlamına gelir.
  • Didaktik bir eserdir.
  • Mesnevi şeklinde aruz vezniyle 6645 beyit olarak yazılmıştır.
  • Eserde 173 tane de dörtlük vardır.
  • Eserde, toplum hayatındaki bozuklukları düzeltecek, insanı mutlu edecek yollar bulmak; bu yolları, devrin hükümdarına öğütler halinde göstermektir.
  • Ahlak, dinin önemi, devlet idaresi gibi konulara da değinilmiştir.
  • İnsanlara, dünya ve ahret mutluluğunun yolu göstermek amacıyla yazılmıştır.
  • Eserde dört sembolik şahsiyet yer alır.
  • Hükümdar(kanun): Kün Togdı
  • Saadet: Ay-Toldı
  • Akıl: Ögdülmiş
  • Hayatın sonu(akıbet): Odgurmış
  • Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Kutadgu Bilig’de savunulan düşünceler:
  • Her insan diline hakim olmalıdır
  • İnsan, kendisine bir şey sorulunca konuşmalıdır
  • Söz ruhun nasibidir
  • İnsan konuşmaktan çok dinlemeyi öğrenmelidir
  • Söz yerinde kullanılırsa faydalı olur
  • Dil her zaman doğruyu söylemelidir
  • Söz bilgiliden ve büyüklerden dinlenmelidir
Yusuf Has Hacip’in edebi ve fikri yönü:

  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Türk edebiyatında ilk siyasetnameyi yazmıştır
  • Aruz ölçüsünü kullanmıştır
  • Eserini sembolik olarak yazmıştır
  • İslami dönemin ilk edebi ürününü yazmıştır
  • Türk edebiyatındaki ilk mesneviyi yazmıştır

DIVAN-I LÜGATİ’T TÜRK
v 11.yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır. “Türk Dili Divanı” anlamına gelmektedir.
v Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur.
v Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.
v 7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir.
v Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bu nedenle Arapça olarak kaleme alınmıştır.
v Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını ve bunu halk dilinden derlediği örneklerle delillendirmiştir.
v Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır.
v Devrinin Türk dünyasını gösteren bir haritada vardır.
v Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
NOT: Bu eserle birlikte sözlük yazma geleneği başlamıştır.

ATABET’ÜL HAKAYIK

v 12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
v Yazar bu kitabı mutlu ve erdemli bir insan olmak için gerekli olan özellikleri anlatmak amacıyla yazmıştır.
v Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
v Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
v Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
v Didaktik bir eserdir.
v Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
v Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
v Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
v Eserin dili biraz ağıdır. Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
v Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Atabetü’l Hakayık’ta savunulan düşünceler:

  • Saadet yolu bilgi ile bulunur
  • Kemik için ilik ne ise insan için de bilgi odur
  • Bir bilgili bin bilgisize denktir
  • Bilgiyi Çin’de bile olsa arayınız
  • Cahillik yıkanmayla temizlenemeyen kirdir
  • Bilgili adam işini bilerek yapar

Edip Ahmet Yükneki’nin edebi ve fikri yönü:

  • İslami dönemin ikinci eserini yazmıştır
  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Eserinde hem dörtlük hem de beyit kullanmıştır
  • Eseri dilbilim açısından önemlidir

DİVAN-I HİKMET
  • 12.yy’da Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.
  • Hikmet: Ahmet Yesevi’nin şiirlerine verdiği isimdir.
  • Eserin dili sadedir.
  • Eserin yazılma gayesi, halka İslamiyet’i hikmetli bir şekilde öğretmektir.
  • Dörtlüklerle ve hece vezniyle yazılmıştır.
  • Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
NOT:Ahmet Yesevi, islamiyetin esaslarını, şeriatın ahkâmını, İslam’ı yeni kabul etmiş ve ya henüz kabul etmemiş Türklere öğretmek, tasavvufun inceliklerini ve tarikatın adabını telkin etmek için kaleme almış ve eserine “Hikmet” adını vermiştir.
Ahmet Yesevi’nin edebi ve fikri yönü:
  • Hikmet tarzı şiir geleneğini başlatmıştır
  • Eserini didaktik tarzda kaleme almıştır
  • Dini-Tasavvufi halk şiiri onunla başlar
  • İlk mutasavvıf olarak “yesevi” tarikatını kurmuştur.



4. İslam inancının Türkler arasında hızla yayılmasında kimlerin, neden etkili olduğunu
araştırınız.

Arap ve Farslar etkili olmuştur. 751’de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük bir zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonra Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.


TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER

1-Türkler diğer dinlere karşı engin bir hoşgörüye sahipti.İslamiyet de bir hoşgörü diniydi.
2-Eski Türk dini ile İslamiyet arasındaki benzerlik:
a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine benzer ibadetlerin varlığı
3-Sosyolojik faktörleraile kavramına verilen önemnamustemizliğe verilen önem İslamiyet’teki cihat ve gaza anlayışı ile Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
4-Ekonomik ve sebeplereski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle bir ayrımın yapılmamasıdolayısıyla her iki düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi vardır.
5-Siyasi ve askeri tercih;8yy’da Türk-Çin rekabeti hızla devam etmektehatta hakimiyet yavaş yavaş Çinlilerin türklerin elindeki Maverünnehir’i de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük bir hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751’de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük bir zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonra Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.



Sayfa 62


Hazırlık
1. İslamiyeti kabul eden Türklerin yazı ve konuşma dilinde bazı değişiklikler olmuştur. Bu
değişikliklerin nedenlerini açıklayınız.
Türkler İslamiyeti Araplardan öğrenmişlerdir. İslam dinin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim Arapçadır. Dolayısıyla dinin esasları Arapça ifade edilmiştir. Dinle alakalı yazılan kitaplar da Arapçadır. Türkler bu dini öğrenirken öncelikle dini terimleri diline kazandırmışlar sonraları ise Arapça din öğesi ile paralel olarak Türkler arasında yayılmaya başlar. Böylelikle Türklerin yazı dili ve konuşma dili içerisinde bir çok Arapça sözcük yer edinmiştir.


2. Bugün dilimize İngilizceden giren kelimelerle, sosyal hayatımızda yaşanan değişimler arasında nasıl bir paralellik vardır? Örnekler vererek düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bugün toplumumuz Avrupa’yı örnek almaktadır. Bu örnek alma toplumu her yönden etkiler ( ilim-bilim-sosyal hayat-askeri hayat- dünya görüşü – din- dil vs.) Avrupa’da en yaygın kullanılan dil İngilizcedir. Dolayısıyla İngilizce de bizim sosyal hayatımızı etkilemektedir. Örneğin kullandığımız “telefon” kelimesi İngilizce bir kelimenin Türkçeye uyarlamasıyla meydana gelmiştir. Yine başka bir örnek etrafımıza baktığımızda çoğu mağaza-dükkan- avm adlarının İngilizce olduğunu görürüz.






1. Okuduğunuz şiirde nasıl bir Tanrı inancı olduğunu şiirden örnekler vererek açıklayınız.
Her şeyin yaratıcısı olan bir Tanrı Aynı zamanda BİR(tek) olan tanrı.
.
Diledi, yarattı bütün mevcudu.
Her dilediği “Ol!” deyince oldu.


Aynı zamanda BİR(tek) olan Tanrı.


Tamamıyla muhtaçtır yaratılmış.
İhtiyaçsız Tanrı’dır, ona yok eş.


2. Türklerin İslamiyeti benimsemelerinde nelerin etkisi vardır? Açıklayınız.
TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETME NEDENLERİ
Türkler on.yy başlarından itibaren büyük kitleler halinde Müslüman olmaya başladılar.Bunda Türklerin İslam öncesi inanışları birlikte İslamiyet arasında büyük benzerliklerin bulunması etken olmuştur.
TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER
1-Türkler diğer dinlere karşı engin 1 hoşgörüye sahipti.İslamiyet de 1 hoşgörü diniydi.
2-Eski Türk dini birlikte İslamiyet arasındaki benzerlik:
a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine eşdeğer ibadetlerin varlığı
3-Sosyolojik etmenler,aile kavramına verilen ehemmiyet,namus,temizliğe verilen ehemmiyet İslamiyetteki cihat ve gaza anlayışı birlikte Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
4-Ekonomik ve sebepler,eski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle 1 ayrımın yapılmaması,dolayısıyla bütün 2 düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi bulunur.
5-Siyasi ve askeri tercih;8yyda Türk-Çin rekabeti hızla sürek etmekte,üstelik egemenlik yavaş yavaş Çinlilerin Türklerin elindeki Maverünnehiri de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük 1 hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük 1 zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonraları Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.


3. Yaptığınız araştırmadan yararlanarak Türkler arasında İslamiyetin hızla yayılmasında kimlerin, neden etkili olduğunu belirtiniz.
TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETME NEDENLERİ
Türkler on.yy başlarından itibaren büyük kitleler halinde Müslüman olmaya başladılar.Bunda Türklerin İslam öncesi inanışları birlikte İslamiyet arasında büyük benzerliklerin bulunması etken olmuştur.
TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER
1-Türkler diğer dinlere karşı engin 1 hoşgörüye sahipti.İslamiyet de 1 hoşgörü diniydi.
2-Eski Türk dini birlikte İslamiyet arasındaki benzerlik:
a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine eşdeğer ibadetlerin varlığı
3-Sosyolojik etmenler,aile kavramına verilen ehemmiyet,namus,temizliğe verilen ehemmiyet İslamiyetteki cihat ve gaza anlayışı birlikte Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
4-Ekonomik ve sebepler,eski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle 1 ayrımın yapılmaması,dolayısıyla bütün 2 düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi bulunur.
5-Siyasi ve askeri tercih;8yyda Türk-Çin rekabeti hızla sürek etmekte,üstelik egemenlik yavaş yavaş Çinlilerin Türklerin elindeki Maverünnehiri de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük 1 hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük 1 zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonraları Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.



4. Kutadgu Bilig adlı eserin yazıldığı dönemde Türk toplulukları arasında Arap harfleri ile Uygur
harfleri birlikte kullanılmıştır. Bunun sebepleri neler olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Kutadgu Bilig, geçiş dönemi eseridir. Yani İslam etkisindeki ilk üründür. Dolayısıyla hem geçmişin hem de şimdinin etkisi altında olacaktır. Bu yüzden iki farklı alfabenin harflerini görmekteyiz


5. İki grup oluşturarak okuduğunuz metinde anlamını bildiğiniz ve bilmediğiniz kelimeleri tespit ediniz. Metindeki dinî terimleri gösteriniz. Dinin dile etkisini metinden hareketle açıklayınız.
. İki grup oluşturarak okuduğunuz metinde anlamını bildiğiniz ve bilmediğiniz kelimeleri tespit ediniz. Bu kısım size ait


Metindeki dini terimler
Tanrı
Yaratan,
Rabb
Kadir,
Yarat-

Dini terimler ve ifadeler metinler içerisinde kullanılmaya başlanmıştır.


Sayfa63

1. Üç gruba ayrılınız. Gruplar hâlinde metinleri okuyup inceleyiniz. Metinlerin dil ve tema özelliklerini kendi aranızda tartışınız ve tartışma sonuçlarını bir grup sözcüsü aracılığıyla sınıfta paylaşınız. Metinler arasındaki dil ile tema benzerliklerini ve farklılıklarını bir öğrenci tahtaya yazsın. Özellikle dildeki değişimin nedenleri üzerine düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız. İncelemelerinizden hareketle medeniyetin dil üzerine etkileri konusunda kısa bir metin yazınız. Yazdığınız kompozisyonlardan birkaç tanesini sınıfla paylaşınız.
2. İslamiyet öncesi Türk kültürü ile İslam uygarlığı arasındaki etkileşim hakkındaki düşüncelerinizi yukarıdaki metinlerden hareketle söyleyiniz.
Kültür dediğimiz şey geçmişten günümüze getirdiğimiz maddi ve manevi her şeydir. Türkler islamiyeti kabul ettikten sonra her ne kadar Arap ve Fars kültürlerinden etkilendilerse de milli ve manevi öğelerinden kopmamışlardır. Geçmişten getirdikleri kültürel özellikleri İslam ( Arap / Fars) kültürü ile yoğurmuşlardır.


3. Türklerin İslamiyeti kabul etmesiyle Türkçede de birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişikliklere Kutadgu Bilig’den örnekler veriniz.
İslam etkisinde yazılan Kutadgu Bilig’de dini terimlere yer verilmiştir.
Metindeki dini terimler
Tanrı
Yaratan,
Rabb
Kadir,
Yarat-

4. İslamiyeti kabul eden Türkler günlük hayatlarını büyük ölçüde dinin yönlendirmesiyle şekillendirdiler. Batı uygarlığını model aldığımız günümüzde, gündelik hayatı şekillendiren anlayış nasıldır? Konu ile ilgili düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Modern dönemde aklın ve bireyin egemenliği esastır. Model aldığımız Batı uygarlıklarının temel anlayışı da bu yöndedir. Günümüzde günlük yaşamımızı şekillendiren temel öğeler de akılcılık / bireyselcilik / bilimsellik / Modernizm


5. Türklerin İslamiyeti kabulüyle sosyal, siyasi ve kültürel hayatlarında ne tür değişiklikler olduğuyla ilgili yaptığınız araştırma sonucunda hazırladığınız sunumu arkadaşlarınızla paylaşınız.
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


6. Türklerin Batı uygarlığını benimsemelerinden sonra hangi nazım şekillerini kullandıklarına dair yaptığınız araştırmanın sonuçlarını arkadaşlarınızla paylaşınız.


Sayfa64
1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri ve kelime gruplarını yazınız.
• Türklerin İslamiyeti kabulü ile sosyal, siyasi ve ......KÜLTÜREL....hayatlarında değişiklikler olmuştur.
• .....TÜRKLER........ İslamiyeti kabullerinden önce yerleşik hayata geçmişlerdi.
• Türklerin .GÖK TANRI ....inancı, İslamiyeti kabullerinde yegâne belirleyici unsur olmuştur.


2. Türklerin İslamiyeti kabulü, Müslümanlığın yayılmasında nasıl bir katkı sağlamıştır?
Açıklayınız.
O dönemde Orta Asya ve Hazarın batısına kadar gelen Türkler yaşadıkları coğrafyaya İslamiyeti yaymışlardır. Bununla birlikte Anadolu’yu fethetmişler ve Anadolu’nun İslamlaşmasını sağlamışlardır. Osmanlı Devletinin geniş topraklar fethetmesi de İslamiyet’in geniş alanlara yayılmasını etkilemiştir.

3. Türklerin kullandığı alfabeleri maddeler hâlinde defterinize yazınız.

KÖKTÜRK
UYGUR
ARAP
LATİN


4. Aşağıdakilerden hangisi İslami Dönemde yazılmış dil ve edebiyat ürünlerinden biri değildir?
A) Divan-ı Hikmet
B) Atebetü’l-Hakayık
C) Kutadgu Bilig
D) Nutuk
E) Divanü Lügâti’t-Türk


ARAŞTIRMA
1. XI-XII. yüzyıllarda Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatı hakkında bilgi edininiz.

[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


2. Karahanlı Türkçesi (Hakaniye lehçesi) ile İslami döneme ait ilk eserler arasında nasıl bir ilgi vardır? Araştırınız.
iSLAMİ DÖNEME AİT İLK ÜRÜNLER KARAHANLI TÜRKÇESİYLE YAZILMIŞTIR.


3. Ahmet Yesevî, Mevlânâ ve Hacı Bayram Velî hakkında bilgi toplayınız. Bu şairlerin Türk toplumundaki yeri ve edebiyata etkilerini araştırınız.

MEVLANA


  • Büyük bir mutasavvıf, şair bilgin düşünür ve Mevleviliğin kurucusudur.
  • Mevlana Horasan'ın Belh şehrinde doğmuş, babası Bahaeddin Veled'dir.
  • Mevlana, sanata bir ibadetmiş gibi yaklaştı. Onun için hayatın her anı, her davranış, güzel” sanatlarla, şiirle, musikiyle, sema yapmakla geçmelidir.
  • Mevlevi tarikatını kurmuş, MESNEVİ adlı eseriyle İslam dünyasını derinden etkilemiştir.
  • Mesnevi Farsça yazılmış 26bin beyitlik bir eserdir.6 ciltlik Mesnevisinde tasavvuf düşüncesini birbirine bağlı hikayelerle anlatır.
  • Mevlana, Farsça yazmakla birlikte şiirlerinin çoğunda Türkçe sözcüklere de yer verdi. Çağının tüm bilimlerine ilgi duydu. İslamlıkla birlikte diğer dinleri de inceledi. Biyolojiden sosyolojiye, “ tarihten ekonomiye kadar birçok alanda bilgi sahibi olduğunu yapıtlarında yansıttı.
  • Mevlana, Türklüğe de büyük önem verdi, her fırsatta övdü. “Her ne kadar Farsça söylüyorsam da, aslım Türk’tür” anlamında söylediği “Aslım Türk-est egerçi hindu-güyem” dizesi, onun Türkçenin ileri bir şiir dili olarak gelişmemiş olduğuna duyduğu üzüntüyü dile getirir. Alman şairi Goethe, Mevlana hayranlığı nedeniyle Farsça öğrendi, kendisi de bir “Divan” yazdı. Ünlü Hollandalı ressam Rembrand, Mevlana’nın bir tablosunu yaptı. İranlı Molla Cami, “Peygamber değil ama kitabı var” diyerek onu olağanüstü yüceltti.
Başlıca Eserleri
Mesnevi: İslam dünyasının Kuran ve Hadis’ten sonra en önemli saydığı manzum eserdir. “Failatün failatün failatün” ölçüsüyle ve Farsça yazdı (6 cilt, 25.618 beyit). Mesnevi, tasavvufun açıklanması yolunda, öyküler, semboller, öğütlerle örülü mistik-didaktik bir yapıttır. Yer yer İran şairi Ferideddin Attar’ın (12. yy.) mesnevilerinden de etki ve izler taşır. Batı dillerinde de çevirileri bulunan bu dev yapıt, 17. yüzyıldan bu yana Türkçe olarak da yayımlanmaktadır. Bunlardan bazıları da açıklamalı (şerhli) dır. (1973-1974).


Divan-ı Kebir: 24 ayrı divanın birleşmesiyle, 40.380 beyitten oluşan Büyük Divan. Lirik özelliğiyle tasavvufi aşkı işleyen Mevlana, Mesnevi veya gazellerinin çoğunda mahlas olarak Şems mahlasını kullandığı için, “Divan-ı Şems-i Tebriz” diye de adlandırılır. “Mevlana Divanı” adıyla Abdülbaki Gölpınarlı’nın Türkçesiyle yayımlanmıştır.(5 cilt, İstanbul, 1057-1060.)

Mektubat: Mektuplar, Mevlana’nın düzyazı eserleri arasında yer alır. Dönemin ileri gelenlerine yazdığı 147 mektubu içerir. (1963)

Mecalis-ı Seba: Yedi Meclis, Mevlana’nın 7 vaazının bir araya getirilmesinden meydana gelir. Ahmet Remzi Akyürek tarafından yayımlandı (1937).

Rubailer (Dörtlükler, 1750′den fazla): Rubailerinden bazıları Hasan Ali Yücel (1932, 107 rubai), Asaf Halet Çelebi (1944, 276 rubai) ve .Abdülbaki Gölpınarlı – A. Kadir (1955, 210 rubai).

Fihi Ma Fih: Mevlana’nın sözlerini derleyen, içinde yaşadığı döneme ve hayatına dair önemli bilgiler bulunan, baş tarafı Arapça, gerisi Farsça bir eser.

Muinuddin Pervane’nin konağında yaptığı sohbetlerden oluşur (1959).


AHMET YESEVİ


Ahmet Yesevi’nin edebi ve düşünce yönü:
  • Hikmet tarzı şiir geleneğini başlatmıştır
  • Eserini didaktik tarzda kaleme almıştır
  • Dini-Tasavvufi halk şiiri onunla başlar
  • İlk mutasavvıf olarak “yesevi” tarikatını kurmuştur.
  • Eserlerinde İslamın temel ilkelerini öğretmeyi amaçlamıştır
  • Şiirlerinde hece ve aruz kullanmıştır
  • Sade anlaşılır bir dili vardır. ( Arapça kelimelere de yer vermiştir.)


AHMET YESEVİ EDEBİYATA ETKİLERİ VE TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ
Ahmet Yesevî'nin şiirlerine "hikmet", şiirleri*nin toplandığı kitaplara da Divan-ı Hikmet adı verilir. Ahmet Yesevî'nin şiirlerini Karahanlı Türkçesiyle yazmıştır. Divan-ı Hikmet'lerdeki şiirlerin hepsi de Ahmet Yesevî’ye ait değildir. Halifeleri tarafından yazılmış pek çok şiir ona mal edilmiştir. Ruh, eda ve şekil bakımın*dan bu şiirlerin hepsi birbirine benzediğinden han*gilerinin Ahmet Yesevî'ye ait olduğunu ayırabil*mek de çok güçtür. Bütün bu sonraki tesir ve teda*hüllere rağmen hikmetleri dil bakımından değilse bile edebî bakımdan Karahanlı devrine ve 12. yüzyıla ait kabul etmek gerekir.
Ahmet Yesevî, 11. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan'ın Sayram (İsfîcab) kasabasında doğdu.
Rivayete göre Ahmet Yesevî 63 yaşına gelin*ce Hazreti Peygamber'e olan bağlılığından dolayı bir kuyu kazdırmış ve geri kalan ömrünü bu kuyu*nun dibindeki tek kişilik hücrede geçirmiştir.
Ahmet Yesevî'nin iyi bir tahsil görmüştür. Arapçayı, Farsçayı ve İslâmî ilimleri iyi öğrenmiştir. Küçük yaşta iken kerametleri yayıl*mış, sade bir dille yazılan ve halkın ruhunu okşa*yan hikmetleriyle kısa zamanda Türkistan halkı*nın, bilhassa göçebe Türklerin gönlünde taht kur*muştur. Onun irşatları etrafında teşekkül eden Ye-seviyye tarikati Türkistan'da geniş sahalara yayıl*mış, Yesevîlikten doğan birçok tarikat Orta Asya ve Anadolu'da asırlarca Türk halkının manevî cep*hesini beslemiştir. Tahta kaşık ve kepçe yontup bunları satarak geçimini sağlayan Ahmet Yesevî'*nin rivayete göre 99.000 müridi vardı ve bunlar dört bir yana dağılarak onun irşatlarını ve hik*metlerini her tarafa yayıyorlardı. Onun şöhret ve tesiri, ölümünden sonra daha da kuvvetlenerek devam etmiştir. Yesevî’yi rüyasında gören Temür, kazandığı bir zaferden sonra Yesi'ye gelerek onun kabrini ziyaret eder ve 1396-1397 yıllarında Yesevî için büyük bir türbe inşa ettirir. Daha soma Şibânî Han tarafından tamir ettirilen türbe Türkistan halkı için mukaddes bir ziyaretgâhtır. On binlerce Türkistanlı yılın belli bir ayında türbeyi ziyaret ederek bir hafta müddetle onun etrafında ibadette bulunur, hikmetlerini belli makamlarla söyleyerek zikrederlerdi. Türbenin civarına gömülmek Tür*kistan Türkleri için büyük bir bahtiyarlık olduğun*dan sağlıklarında oradan toprak alırlardı. Yesevî'*nin türbesi hâlâ ziyaretgâh olarak kullanılmakta ve Türkistan Türklerinin manevî bağlarından biri*ni teşkil etmektedir.
Hikmetler, dînî-tasavvufî şiirlerdir. Çoğu dörtlükler halindedir, koşma tarzında kafiyelenmiş ve hece vezniyle yazılmıştır. Hikmetlerin bir kısmı ise gazel tarzındadır ve aruz vezniyle kaleme alınmıştır. Heceyle yazılmış hikmetlerin vezni 4+4+4= 12'dir. Aruzla yazılan hikmetlerde "fâilâtün fâilâtün fâilün, mefâîlün mefâîlün feûlün, 4 mefâîlün ve mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün" ve*zinleri kullanılmıştır. Gazel tarzında kafiyelenmiş bazı hikmetlerde ise 7+7 veya 8+8'lik hece vezni kullanılmıştır. Mesnevî tarzında yazılan münâcat ve nâtın vezni "mefâîlün mefâîlün feûlün"dür. Dörtlüklerle yazılmış hikmetlerde kıt'a sayısı 5 ilâ 28 arasında değişmekte, çoğunlukla 10-12 kıt'alık hikmetler tercih edilmektedir. Gazellerdeki beyit sayısı 5-15 arasındadır. 7 beyitlik gazeller çoğun*luktadır.
Eserle yazar arasındaki ilişki
Yazar eserine kendi zihniyetini yansıtır. Biz esere bakarak yazın düşünce dünyasını ortaya çıkarabiliriz. Bu yüzden yazar ile eser arasında sağlam bir bağ vardır. Divan-ı Hikmet’in yazarının yaşamı ile eseri arasında da kuvvetli bir bağ vardır. Çok dindar bir insan olan Ahmet Yesevî eserine de inandığı dinin özelliklerini aktarmıştır.


HACI BAYRAM-I VELİ

§ HACI BAYRAM-I VELİ Ankara’da tarikat kurmuş bir bilgin ve şairdir.
§ İlahi ve şathiye tarzı birkaç şiiri günümüze kadar ulaşmıştır.
§ Sade ve coşkun bir dili vardır.
§ Hece ölçüsü yanında aruzu da kullanmıştır.


HACI BAYRAM-I VELİ’NİN SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYATTAKİ ROLÜ
Hacı Bayram-ı Veli herşeyden önce bilim ve tasavvufu birleştirmeyi başarmış bir sufidir.İslamiyeti ilmi açıdan ele alarak iyice anlamış, önce profesör olarak medresede öğrenci yetiştirmiş sonrada tasavvuf hayatına adımını atmıştır.Tasavvuf felsefesi bakımından kendinden öncekilere göre bir yenilik getirmemiştir.Ancak mutasavvıf olarak dünyayı red ve terk yerine, onu imara yönelmiş etrafındakileri de teşvik etmiştir. Hacı Bayram-ı Veli’nin bu yanı devrine göre çok ileri görüşü simgeler.
Hacı Bayram-ı Veli’nin etrafında okuma yazma bilmeyenler ve o devrin her çeşit meslek gruplarından insanlar bulunduğu gibi başta Akşemseddin olmak üzere Germiyanoğlu Şeyhi,Eşrefoğlu Rumi,Ahmed Bican,Yazıcıoğlu Muhammed gibi bilimadamları da bulunuyordu.Bu kadar farklı kültür gruplarını aynı potada eritmesi de büyük bir başarıdır.
Müridlerini el emeği ile geçinmeye yani toprağı işlemeye ve el sanatlarına yönlendirmiştir.Kısacası herkese çalışma tavsiyesinde bulunmuş kendisi de buğday, arpa, burçak yetiştirerek onlara yaşayan örnek olmuştur.Bu şekilde müridlerini toprağa bağlı yaşamaya teşvik ederek Anadolu’ya Orta Asya’dan gelen Türk göçerlerin yerleşik hayata geçmesini sağlamış Anadolu’da kalıcı Türk birliğinin sağlanmasında ve Osmanlı Devletinin medeniyet yolunda aşama kaydetmesinde önemli rol oynamıştır.
Hacı Bayram-ı Veli’nin koyduğu imece usulü yani hasadı bütün köylülerin katılımı ile ortaklaşa toplama yöntemi bugün bile hala Anadolu’da uygulanmaktadır.Anadolu’da ondan başka aynı etkiyi sağlamış bir mutasavvıf gösterilemez.
Hacı Bayram-ı Veli ‘ye göre toplum iki ana kesime ayrılır.Zenginler ve yoksullar..Bu iki grubun arasındaki köprü kurulması ve yoksulların sosyo ekonomik güvenliğinin sağlanması görevini yaşadığı dönemde Hacı Bayram-ı Veli gerçekleştirmiştir.Mübarek aylarda müridleriyle beraber Ankara’nın ticari merkezlerinde dolaşır, dükkan sahiplerinden isteyenler zekat ve sadakalarını dervişlerin taşıdığı büyük bir torba içine atarlardı.Bu paralar bir yardım sandığında toplanır kimsesiz yaşlılara, dul bayanlara, öksüzlere, evlenemeyecek kadar fakir genç kızlara ve erkeklere, kitap alamayacak kadar fakir öğrencilere kısacası tüm ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı.Görüldüğü gibi günümüzün Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Bağkur gibi sosyal yardımlaşma organizasyonlarının temeli bundan beş buçuk asır önce Hacı Bayram-ı Veli tarafından atılmıştır.
Hacı Bayram-ı Veli Hz’nin güzel adetlerinden biri de tekkesinde sürekli bir kazan kaynatmasıdır ki bu adet kök olarak Orta Asya tasavvuf geleneğine Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerine dayanır.Tekkesindeki bu kazanda sürekli gece gündüz burçak çorbası kaynar ; gelen geçen, zengin fakir, büyük küçük, kadın erkek herkes içerdi.
Hacı Bayram Camii tekkesinde hergün sabah ve yatsıdan sonra zikir meclisleri kurulur , öğle namazından önce ve sonra başta müridler olmak üzere her gruptan insana tefsir, fıkıh, hadis, kelam hatta felsefi ağırlıklı tasavvuf dersleri verilirdi.Bu şekilde toplumun eğitimi de gerçekleştiriliyordu.
Hacı Bayram-ı Veli Anadolu’da dil ve kültür birliğinin sağlanması için Türkçe eserler yazılmasında Leme’at ve Gülşen-i Raz gibi eserlerin Türkçeleştirilmesinde etkili olmuş kendisi de halkın anlayacağı dilden, Ahmet Yesevi geleneğine uygun olarak şiirler yazmıştır.Devrinde Arapça ve Farsça eser vermek revaçta iken, Hacı Bayram-ı Veli ‘nin halk ile diyalog kurabileceği Türkçeyi tercih etmesi belli bir misyona delalet eder.Bu misyon Anadolu’da dil birliğinin sağlanması ve Türk kültürürün hakim olmasıdır.
Türkçecilik akımı müridlerini de etkilemiş bu sufiler özellikle Türkçe eserler vermişlerdir.Yazıcıoğlu Muhammed, Ahmet Bican, Eşrefoğlu Rumi gibi öğrencilerinin Envaru-l Aşıkin, Muhammediye, Müzekki’n Nüfus gibi eserleri Anadoluda yıllarca kolaylıkla okunmuştur halkın elinden düşmemiştir.
Bayramiye Tarikatı;
Hacı Bayram-ı Veli Hz.’lerinin kurduğu tarikatın adı kendisine izafeten Bayramilik Tarikatı olarak tanınmıştır.Bayramilik Ebherilik,Nakşibendilik ve Halveti tarikatlarının birleşimi olarak kurulmuştur.Bu tarikatta üç temel unsur vardır.Bunlar Cezbe, Muhabbet, Sırr-ı İlahi olarak sıralanırlar.
Kulun Allah’a doğru aşk ile çekilmesine Cezbe, Allah’ın kulu kulunda Allah’ı sevmesine Muhabbet denir. Bayramilikte bu ikisini elde eden müridIlahi sırrı elde etmek için çaba gösterir.
Her tarikatın kendisine özel bir başlığı (takke) bulur ki bu başlığa Tacdenir.Bayrami tarikatının tacı beyaz renkli, altı dilimli olup tam tepesinde beyaz keçeden birbiri içinde üç daire bulunurdu.Buna gül adı verilirdi.Bu başlığın üzerine yeşil renkli sarık sarılırdı.




4. Dinlerin, milletlerin edebiyatına etkisini araştırınız.

Örneğin Türk edebiyatında dini motifler önemli yer tutmaktadır. Çünkü Müslümanlığı biz en iyi şekilde anlamış ve anlatmış bir ulusuz. Dolayısıyla, kültürümüzün her öğesine dinimiz etkileri sinmiştir. Edebiyatımız da bundan nasibini almıştır.


Edebiyatımızda dini motifleri iki açıdan ele almak mümkündür. Birincisi çok kısa olarak şöyle açıklanabilir: Dilimizde dini kelime ve kavramlar etkili bir şekilde yer aldığı için, hemen her edebi eserde bu kelime ve kavramlara rastlamak mümkündür. Ayrıca, değer hükümlerimiz açısından da durum farklı değildir. Helal haram, doğru, yanlış, günah, sevap, hayırlı, hayırsız gibi diğer hükümlerinin şekillenmesinde dinimizin etkisi vardır. Bu kelimeler ise edebi eserlerde sıkça kullanılmaktadır.

Dinin edebiyatımıza ikinci etkisi ise özel bazı edebi türler ortaya çıkarmasıdır.

Hristanlık da edebiyata yoğun etkileri olan bir dindir.
On dört yüzyıldan beri bir dünya görüşü olan Hristiyanlık ve onun merkezdeki kitap, batı kültürünün oluşmasında baş rolü oynamıştır. Bu nedenle, Hristiyanlık döneminde yazılanlar da dahil olmak üzere birçok edebi yazı, sık sık Hristiyan geleneklerini ve Kutsal Kitap’ı kaynak olarak kullanmaktadır.


5.

Hikmet kelime anlamı olarak "sözde ve davranışta tam ve doğru isabet lafzı az manası engin söz... Kuran'da Allah'ın peygamberlerine ve seçkin halis kullarına nasip ettiği derin anlayış kabiliyeti" gibi çok çeşitli anlamlarda kullanılabilen geniş kapsamlı bir kavramdır. İslam alimleri hikmet için çeşitli tarifler yapmışlardır. Fakat çoğunluğun üzerinde ittifak ettiği tarif şudur:


"Hikmet; faydalı ilim ve salih ameldir." (Elmalılı M. Hamdi Yazır Hak dini Kur'an Dili I 915). Bu durumda hikmetli konuşmak dendiğinde anlaşılması gereken faydalı özlü doğru yerinde ve gerektiği kadar konuşmak olmalıdır.


Ahmet Yesevi, islamiyetin esaslarını, şeriatın ahkâmını, İslam’ı yeni kabul etmiş veya henüz kabul etmemiş Türklere öğretmek, tasavvufun inceliklerini ve tarikatın adabını telkin etmek için kaleme almış ve eserine “Hikmet” adını vermiştir.


6. Bulunduğunuz bölgede yaşamış ve çok sevilmiş herhangi bir kişiye söylenmiş ağıt olup
olmadığını büyüklerinizden öğreniniz.


7. Sınıfta iki grup oluşturunuz. Siyasetname, Yusuf Has Hacip ve Kutadgu Bilig hakkında
bilgi toplayınız.

KUTADGU BİLİG
  • 11. yy’da (1069-1070) Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır.
  • Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
  • Kutadgu Bilig ‘’saadet veren bilgi, ilim’’ anlamına gelir.
  • Didaktik bir eserdir.
  • Mesnevi şeklinde aruz vezniyle 6645 beyit olarak yazılmıştır.
  • Eserde 173 tane de dörtlük vardır.
  • Eserde, toplum hayatındaki bozuklukları düzeltecek, insanı mutlu edecek yollar bulmak; bu yolları, devrin hükümdarına öğütler halinde göstermektir.
  • Ahlak, dinin önemi, devlet idaresi gibi konulara da değinilmiştir.
  • İnsanlara, dünya ve ahret mutluluğunun yolu göstermek amacıyla yazılmıştır.
  • Eserde dört sembolik şahsiyet yer alır.
  • Hükümdar(kanun): Kün Togdı
  • Saadet: Ay-Toldı
  • Akıl: Ögdülmiş
  • Hayatın sonu(akıbet): Odgurmış
  • Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Kutadgu Bilig’de savunulan düşünceler:
  • Her insan diline hakim olmalıdır
  • İnsan, kendisine bir şey sorulunca konuşmalıdır
  • Söz ruhun nasibidir
  • İnsan konuşmaktan çok dinlemeyi öğrenmelidir
  • Söz yerinde kullanılırsa faydalı olur
  • Dil her zaman doğruyu söylemelidir
  • Söz bilgiliden ve büyüklerden dinlenmelidir
Yusuf Has Hacip’in edebi ve fikri yönü:

  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Türk edebiyatında ilk siyasetnameyi yazmıştır
  • Aruz ölçüsünü kullanmıştır
  • Eserini sembolik olarak yazmıştır
  • İslami dönemin ilk edebi ürününü yazmıştır
  • Türk edebiyatındaki ilk mesneviyi yazmıştır



8. Türkçenin ilk sözlüğü olarak kabul edilen ve özellikle de sözlü edebiyat ürünlerini zamanımızaulaştıran Divanü Lügâti’t-Türk’ün edebiyatımızdaki yeri ve değerini çeşitli kaynaklardanaraştırınız. Araştırmalarınızı sunum hâline getiriniz.

DIVAN-I LÜGATİ’T TÜRK
v 11.yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır. “Türk Dili Divanı” anlamına gelmektedir.
v Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur.
v Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.
v 7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir.
v Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bu nedenle Arapça olarak kaleme alınmıştır.
v Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını ve bunu halk dilinden derlediği örneklerle delillendirmiştir.
v Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır.
v Devrinin Türk dünyasını gösteren bir haritada vardır.
v Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.
NOT: Bu eserle birlikte sözlük yazma geleneği başlamıştır.



9. Dilin önemine dair özlü sözler bulunuz. Bulduğunuz bu sözleri renkli kartonlara kendi el
yazınız ile yazınız.
  1. '' Bir milleti yok etmek istiyorsanız işe önce dil ile başlayın" Konfüçyüs
  2. Dili bilimden ayrı mütalaa etmek veya bilimi dilden ayrı düşünebilmek imkansızdır.
  3. İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilme si için iki yıl,dilini tutmasını öğrene bilmesi için altmış yıl gereklidir.
  4. İnsan,dilinin ve arzularının hakimi değildir.
  5. Dilin ağır, gözün çabuk işlesin.
  6. Dil bir halkın gerçek anlamda millet olduğunu gösteren en önemli etkendir. Türkçe konuşmayı bıraktığımız anda Türk diye bir milletin yok olduğunu göreceksiniz. Milletimizin devamı için Türkçeyi korumak esastır.
  7. "Türkiye'nin yeni bir Türk dünyası ile karşı karşıya gelmesi, Avrupa, Amerika, Avustralya'da yetişen Türk nesillerinin olması, Türkçe'nin bir dünya dili haline getirilmesini zorunlu kılmaktadır.
  8. "Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka bir dil kullanılmayacaktır".
  9. “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
  10. Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?


10. Yörenizdeki türkü ve mânilerle, yörenize has kelimeleri derleyiniz.


11. Edip Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık hakkında bilgi toplayınız. Topladığınız bilgiyi
sunum hâline getiriniz.
Alıntı:
ATABET’ÜL HAKAYIK
v 12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
v Yazar bu kitabı mutlu ve erdemli bir insan olmak için gerekli olan özellikleri anlatmak amacıyla yazmıştır.
v Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
v Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
v Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
v Didaktik bir eserdir.
v Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
v Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
v Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
v Eserin dili biraz ağıdır. Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
v Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
Atabetü’l Hakayık’ta savunulan düşünceler:

  • Saadet yolu bilgi ile bulunur
  • Kemik için ilik ne ise insan için de bilgi odur
  • Bir bilgili bin bilgisize denktir
  • Bilgiyi Çin’de bile olsa arayınız
  • Cahillik yıkanmayla temizlenemeyen kirdir
  • Bilgili adam işini bilerek yapar

Edip Ahmet Yükneki’nin edebi ve fikri yönü:

  • İslami dönemin ikinci eserini yazmıştır
  • Eserini didaktik tarzda yazmıştır
  • Eserinde hem dörtlük hem de beyit kullanmıştır
  • Eseri dilbilim açısından önemlidir
12. Kaşgarlı Mahmut hakkında bilgi edininiz.
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

13. Atatürk’ün Türk diliyle ilgili sözlerini araştırınız.
“En iyi savunma yöntemi saldırıdır. Bu durumda dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım ağacı bir kez silkeleyelim : Görelim hangi çürükler düşecek kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler özleri ve arınmışları bulununcaya dek biraz daha işe yarayabilir geçici olarak!...”

“Türk Dilinin özleştirilmesi varsıllaştırılıp kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna özen gösterebilmeli konuşma dilimiziyse uyumlu güzel bir duruma getirmeliyiz.”

“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı böylece yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.”

“Batı dillerinin hiçbirinden aşağı olmamak üzere onlardaki kavramları anlatacak keskinliği açıklığı taşıyan Türk bilim dili terimleri türetilecektir.”

“Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel uyumlu dilimizi kullansınlar.”

“Dil devriminin amacı Türk Dili’nin kısırlaştırılması değil genişletilmesidir. Amacımız Türk Dilinin öz varsıllığını ortaya çıkarmak onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.”

“En güzel ve ileri bir iş olarak türlü bilimlere ilişkin Türkçe terimler türetilmiş ve bu yolla dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Okullarımızda eğitimin Türkçe terimlerle basılmış betiklerle başlamış olmasını kültür yaşamımız için önemli bir olay olarak belirtmek isterim.”

“Türk Dili’nin kendi benliğine özündeki güzellik ile varsıllığına kavuşması için bütün devlet kurumlarımızın özenli ilgili olması başkoşuldur.”

“Türk Dili varsıl geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yetisi vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak bulmak toplamak onlar üzerinde işlemek gereklidir.”

“Yeni Türkçe sözcükler önerebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Ancak bunları Türk Dili’nin olgunlaşma akışı içinde yapmalıyız.”

“Türk ulusu ile Türk Dilini uygarlık tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.”

“Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini betiklere kitaplara vermeseydim şu anda yaptığım işlerden hiçbirini yapamazdım. Daha çocukken dersler betikler arasında yuvarlanırken sezerdim ki bu dilin bir gereksinimi var. O gereksinimin ne olduğunu nasıl elde edileceğini bilmezdim. Ancak kesinlikle bir şeyler yapmak gerektiğini sezerdim.”

“Ulusal bilincin ayakta kalabilmesi uyanık bulunması için dil ile tarih uğrunda çalışmak zorundayız.”

“Yaşamak isteyen uluslar tarihleri ile tarihlerini her alanda yaşatan dillerine sağlam sarılırlar. Dilbilim tarihin en uzak en karanlık köşelerini aydınlatır. Türk tarihi Türk ırkını ancak deneysel bilim belgeleriyle bulur. Türk Dili bunlardan en önemlisidir. Türk’ün tarihsel varlığı ile bu varlığın yeryüzündeki yaygınlığını özelikle Türk Dili’nin özgünlüğü çok açık bir kesinlikle göstermektedir.”

“Kültür işlerimiz üzerine ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temelleri üzerine kurmak öz Türk Dili’ne değeri olan genişliği vermek için yürekten çalışılmaktayız.”

“Bizim ulusalcılığımızın esası dil birliğimizin korunmasıyla olanaklı olacaktır. Türkçe bütün Türkiye’ye egemen olmalıdır.”

“Sonsal nihai hedefimiz yalnız Anadolu Türklerinin değil bütün Türklerin ortak Türkçesini yaratmaktır. Türkçe bütün Türkiye’ye ve Türk dünyasına egemen kılınacaktır.”

“Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve varsıl olması ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili dillerin en varsıllarındandır yeter ki bu dil bilinçle işlensin.”

“Ülkesi ile yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

“İnanıyorum ki Türk ulusu Kuran’ı kendi anadilinde okursa asıl benimsediği dinin özünü daha bir derinden ve daha bir bilinçle kavramış olacaktır.”

“Türk ulusunun dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel en varsıl zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili Türk ulusu için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk ulusu geçirdiği sonsuz yıkımlar içinde ahlakını göreneklerini anılarını çıkarlarını kısacası bugün kendini ulus yapan her niteliğinin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili Türk ulusunun yüreğidir beynidir.”

“Kesinkes bilinmelidir ki Türk ulusunun ulusal dili ile ulusal benliği bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır”.

“Türk demek dil demektir. Ulus olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk ulusundanım diyen kişi her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi Türk kültürüne ve ulusuna bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz.”

“Türk demek Türkçe demektir ne mutlu Türküm diyene !”


“Ölüm döşeğindeyken: Bakınız arkadaşlar ben belki çok yaşamam. Ancak siz ölene değin Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeyi sürdürmesi yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ile Türklük uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir




SAYFA65
2. Mesnevi nazım şekli hakkında neler biliyorsunuz? Bildiklerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız. Okuduğunuz metinde, Koçi Bey, toplumda yer alan hangi aksaklığa değiniyor? Belirtiniz.

[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

Koçi Bey, toplumda yer alan İLİM YOLUNDAKİ aksaklığa değiniyor?



4. İlim yolundaki bozulmanın sebeplerini açıklayınız.
kişilerin kendi istediklerini iş başına getirmeleri
İşin ehli olmayanların rüşvet ve torpille iş başına gelmeleri
Kazaskerlerin yersiz olarak azlolunması( görevine son verme)
Hırs sahibi insanların makam ve nimet fırsatı gütmeleri
Memurların rüşvet ve ehliyetsiz olarak belirlenmesi


5. Dilin bir millet için önemi nedir? Açıklayınız.

Dil birliği, milleti oluşturan özelliklerin başında gelir.

Bir milletin dili; onun tarihi, dini ve kültürüyle iç içedir.

Millet için gerekli olan her şey, dilde saklanır.

Dil; milletin manevî ve kültür değerlerini, millet olabilme özelliklerini bünyesinde sımsıkı muhafaza eder.

Dil, milleti meydana getiren bireyler arasında ortak duygu ve düşünceler meydana getirir.

Dil, milletin birlik ve bütünlüğünü sağlayan en güçlü bağdır.

Dil, milletin kültürünü ve tarihini gelecek nesillere aktararak tarih bilinci oluşturur.

Milletin özellikleri dil kullanılarak yeni nesillere öğretilir

Dil, geçmişi bugüne, bugünü yarına bağlar.

Sanat (özellikle edebiyat) eserleri dille oluşturulur ve milletin estetik anlayışını ortaya kor.

Dil kendi canlılığı ve sosyal oluşu ile milleti de canlı ve bir arada tutar.


SAYFA 66
1. a) XI-XII. yüzyıllarda Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatı hakkında topladığınız ve özetini çıkardığınız yazılardan bir kısmını sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.


[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


b) Ahmet Yesevî’nin eserinde niçin hikmet tarzını seçtiğini bilgi birikiminizden hareketle belirtiniz.
Divan-ı Hikmet'in yazılış amacı islam dininin doğru anlaşılmasını sağlamak, islam dininin yayılmasını sağlamak, dönemin ahlaki yapısını anlatmak, olmuştur. Bu amaca en uygun nazım biçimi hikmettir.


c) Okuduğunuz metnin dönemin tarihî, siyasi ve sosyal yapısıyla ilişkisini açıklayınız.
Metin dönemin tarihi, siyasi ve sosyal özelliklerini yansıtmaktadır. Her eser sanatçısının ve toplumun izlerini taşır.


2. Şiirdeki ölçü, kafiye ve rediflerle sağlanan ahengi belirtiniz.
Şiir bu unsurlarla daha ahenkli hale gelmiştir. Bununla birlikte söz sanatları, aliterasyon ve asonanslar da ahenge katkı sağlamıştır.


3. Metinden hareketle şairin kişiliği ve dünya görüşü hakkında çıkarımlarda bulununuz.
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]


4. Dörtlük sonlarındaki mısraların hüküm cümlesi olduğuna ve diğer mısraların yükleminin de bumısrada bulunduğuna dikkat ediniz. Sizce bu durumun İslam Öncesi Türk Edebiyatı ve İslam Etkisinde Gelişen Türk halk edebiyatının nazım birimi ile ilgisi var mıdır? Açıklayınız.

Evet bir ilgisi vardır. Örneğin Alp Er Tunga sagusunda da böyle bir durum görmekteyiz. Bu dönem eserlerinde İslamiyet öncesi Türk edebiyatının etkisi de çoktur.





SAYFA 67
5. Her dörtlüğün konusunu ve şiirin temasını aşağıdaki tabloya yazınız. Dörtlüklerde işlenen konuların temaya katkısını sözlü olarak ifade ediniz.
1.bentteki konu
Allah’ın isteği ile Azrail’in bütün canları alacağı


2.bentteki konu
İnsanın geçmişte düşündükleri ile şuan düşündüklerinin değişebileceği


3.bentteki konu
Ölüm gelince hiçbir şeyin çare olamayacağı


4.bentteki konu
Gafilce hareket etmenin anlamsız olduğu


5.bentteki konu
ölüm meleği gelince kişiye hiç fırsat bırakmadığı



Şiirin teması ölümdür. Her birim konuları ile temaya hizmet eder temanın daha iyi anlaşılmasını sağlar



6. Şair şiirin ikinci dörtlüğünde “Yaşım benim küçük diye söyler idim; her ne hasıl olsa az diye söyler idim; türlü türlü iddialı işler kılar idim; şimdi bildim, dediğim gibi olmaz imiş.” ifadesiyle insan psikolojisinden
hareket etmiştir. Şiirin diğer bentlerinin nesnel gerçekliği hakkında neler söyleyebilirsiniz? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Şair aslında bütün birimlerde nesnel bir gerçeklikten bahsetmiştir. ÖLÜM gerçeği… Ölüme çare olmadığını ve yeri zamanı gelince hiçbir şeyin Azrail’in önüne geçemeyeceğini ifade etmiştir.


7. Ahmet Yesevî, bu şiirinde ölüm temasını işlemiştir. Bu şiir geleneğinde ölüm temasının çokça
işlenmiş olmasının nedenlerini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Çünkü İslam dininin öğretileri vardır. İslam da ahiret inancı vardır. ölüm asıl hayat olan ahirete açılan kapıdır.


8. “Neylersin ölüm herkesin başında/ Uyudun uyanamadın olacak/ Kim bilir nerde nasıl kaç yaşında/Bir namazlık saltanatın olacak/ Taht misali o musalla taşında.” mısralarında ifadesini bulan ölüm ile Ahmet Yesevî’nin ölümü anlatış biçimi arasında ne gibi farklar görüyorsunuz? Açıklayınız.
İfade ediliş açısından farklar vardır . İçerik açısından çok benzerdir. İfade kısmında da Hikmet şiirinde İslamiyet öncesi şiir anlayışı etkisi vardır. Bununla birlikte kullanılan dil de İslam öncesi edebiyatımıza daha yakındır.(ör. Fiillerin hükümlerin sonra yer alması gibi. Bu şiirde daha çok devrik cümleler kullanılmıştır.)


9. Şairin tasavvufi kişiliği ile işlediği tema arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Açıklayınız.

Evet, Ahmet Yesevi’nin kişiliğini bir önceki sayfamızda cevaplamıştık ( TIKLA ve GÖR) Zaten sanatçılar kendi düşünceleri anlayışları etrafında sanat ürünü ortaya koyarlar.



10. İki grup oluşturarak metindeki Arapça ve Farsçadan dilimize geçen kelimeleri tespit ediniz. Şair, bu kelimeleri neden tercih etmiş olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.


SEÇTİKLERİMİZ ( örnek olması açısından )
Kudret fermân
Mevlâ mahlûk
Kâbız Azâzil
âlem Azîz
cân hâsıl
da’vâ mülk
sultân Ayş u işret
meşgûl vefâ


çünkü şairin amacı İslam dini ile alakalı bilgiler vermek. İslam öğretilerini ve anlayışını aktarmak. Bunu yapmak için de Arapça ve Farsça kelimeler kullanmış . Çünkü dönemde Arapça ve Farsçanın etkisi çok büyüktür.




11. Şair Erdem Beyazıt’ın “Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm / Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm?” dizelerinden anladıklarınızı sözlü olarak ifade ediniz. Daha sonra defterinize ölüm hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi içeren kısa bir metin yazınız.


Erdem Beyazıt şiirinde nesnel gerçeklik olan ölümü anlatmamıştır. Unutulmak ile ölümü bir tutmuş ve unutulmayacaklarını ifade ederek ölümsüzlüğü tattıklarını ifade etmiştir.


12. Divan-ı Hikmet’in yazılış amacı nedir? Ahmet Yesevî şiirde insanlara hangi öğütleri vermiştir?
Tespit ediniz. Bu öğütleri aşağıda boş bırakılan yerlere yazınız.


Divan-ı Hikmet'in yazılış amacı islam dininin doğru anlaşılmasını sağlamak, islam dininin yayılmasını sağlamak, dönemin ahlaki yapısını anlatmak, olmuştur.

Genel olarak dervişlik hakkında övgülerden bu dünyadan şikayetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dini ve ahlaki öğütler veren şiirlere de yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve 4+4+4 kullanılmıştır.

Bu yapıtın ortaya çıkmasından bir süre sonra; İslamiyet göçebe Türk toplulukları arasında yayılmaya başlamıştır. Ahmet Yesevi'nin görüşleri Anadolu gizemciliğinin (tasavvuf) temelini oluşturur. Tasavvuf kültürünün temeli bu yapıttadır. Yunus Emre'nin, Hacı Bektaş Veli, Haci Bayram Veli gibi mutasavvufların düşüncelerinin kaynağı bu yapıttır.



Örnek olması açısından
Malına mülküne güvenme ölüme bunlar çare olmaz
Ölüm muhakkak olacaktır bu yüzden gafil yaşamaya devam etme

Gururlu olma


Mesajı son düzenleyen Saw ( 10-02-15 - 04:37 )
 
Kapalı Konu

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
10.sınıf, 2011 kitap, 2011-2012, 2012, bu senenin, ders kitabı cevapları, edebiyat, ekoyay, indir, kitabı, kitap, oku, tüm cevapları, yeni, yükle, zambak, öğretmen kitabı

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat