En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-09-09, 19:35   #1
PuSAt

Arrow Dil ve Kültür Dil-Düşünce, Dil- Millet, Dil- Kültür Bağlantısı Ödev Timi


Kültür Nedir?
Kültürün kelimesinin dilimizde birkaç çeşit kullanılışı vardır:
  • Fen sahasında, ziraat, botanik, tıp v.s.'deki kullanılışı olup "üretme, yetiştirme, çoğaltma çalışmaları ve tertipleri" mânâsına gelmekte ve kelimenin toprağı verimlendirme, verimini arttırmaya çalışma şeklindeki aslî mânâsına dayanmaktadır: Bakteri kültürleri, nebat kültürleri, balık kültürleri v.s. gibi.
  • Öğretimle ulaşılan, tahsil ve terbiye görmüşlerin yaşadığı "yüksek hayat tarzı"nı ifade eden kullanılışıdır: "Kültürlü aile , kültürlü muhit" tabirinde olduğu gibi.
  • "Genel bilgi" veya sadece "bilgi" mânâsına gelen kullanılışıdır: "Kültürlü adam, genel kültürü zayıf" tabirlerinde olduğu gibi.
  • Her türlü fikir ve bilhassa sanat alanınndaki hareketler ve faaliyetler için kullanılan, akla ve zevke hitap edici bilgi ve değerler ifade eden mânâsıdır: "Kültür faaliyetleri, kültür temasları, kültür kuruluşları v.s." gibi.
Kültürün bu son üç mânâsı birbiriyle ilgili tabiî nüanslar olup çok defa karışık olarak kullanılmaktadır. Bunlardan bilhassa sonuncusu yaygın bir kullanış ve kanaat halinde asıl kültür ile karıştırılmaktadır.
Asıl kültür, sosyal bağ, sosyal müessese, millet denilen insan cemiyetinin temel akrabalık unsuru olan kültür şüphesiz bunların hiç birisi değildir. Asıl kültürü kısaca ve derli toplu olarak şöyle tarif edebiliriz: "Kültür bir topluluğu, bir cemiyeti, bir milleti millet yapan, onu diğer milletlerden farklı kılan hayat tarzlarının bütünüdür. Bu yaşam üslubu diyebileceğimiz tavırlar, şekiller her milletin kendisine has olan millî değerleridir."


Dil-Düşünce, Dil- Millet, Dil- Kültür Bağlantısı

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, "Cumhuriyet Devrinde Türk Dilinin Kültürümüzdeki Yeri"1 adlı yazısında dil- duygu ve düşünce , dil-kültür, dil-toplum bağlantıların açıklarken dili ;"bir kültür hazinesi, bir kültür aktarıcısı olarak değerlendirmekte; dili, ortak bir anlaşma aracı olarak toplumun bütün fertleri arasında sosyal akrabalığın kurucusu, toplum fertlerini duygu ve düşüncede birbirine kenetleyen bir çimento" işlevinde görmektedir.
Dil, yaratılmışların en mükemmeli olan insana verilmiş en önemli, en güzel hediyedir. İnsan zekâsını, düşünme kabiliyetini dili sayesinde ortaya koyar. Düşünce ve zekâ insanın iç üretimidir. İnsanın bu iç üretimlerini dışa vurmada kullandığı araç dildir. Mükemmel düşünce, mükemmel dil olmadıkça gün ışığına çıkamaz. Bozkurt Güvenç; "Düşünce, dilin kendi kendine konuşmasıdır." diyerek dil ile düşünce arasındaki bağlantıyı ortaya koymuştur. İnsan, iç üretimlerini kendi kendine dışa vururken de mutlaka bir dışa vurma aracına ihtiyaç duyar. Bu kimi kez davranış (beden dili) kimi kez de söz (kelime) ile olmaktadır. Bunlar da dili meydana getirir. Onun için dil ile duygu-düşünce ve hayal arasında doğrudan bir ilişki vardır. İnsan bu dışavurum dizgesine yani dile ne kadar hâkim ise aktarımda da o kadar başarılı olur. Toplumda bireyler arasındaki "Beni yanlış anladın! Ben, aslında öyle demek istememiştim!" gibi ifadeler, iç üretimin dışa vuruluşundaki dil yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. O halde dil, duygu ve düşüncenin kalıbı olarak insanın iç dünyası ile dış dünya arasındaki en önemli köprüdür. İşte dilin bu yönü, onun duygu ve düşünce bağlantısını ortaya çıkarır.
Duygu-düşünce-dil bağlantısını açıklarken ifade ettiğimiz dilin dışa vurum işlevi, ferdin kendi kendine yapabileceği bir etkinlik olabildiği gibi , ferdin içinde yaşadığı toplumla da ilgilidir. Ferdin iç üretimlerini kendisi dışında bir kişiye aktarması ile dilin sosyalleşme süreci işin içine girer. Zekâ, duygu ve düşünce bütün insanların sahip olduğu bir yetidir. Ancak bu iç üretim kaynaklarının ürünlerini biçimlendiren ifade kalıpları bütün insanlarda ortak değildir. Bu ifade kalıpları, fertten ferde ve toplumdan topluma farklılaşmaktadır. İletişimin sağlıklı olabilmesi için ileten ile algılayan arasındaki iletişim dizgesinde kapasite farklılığı fazla olmamalıdır. Aksi takdirde iletişim başarılı olmaz. Bu farklı kalıplar fertten ferde değiştiği gibi toplumdan topluma da toplumların özellikleri sebebiyle değişmektedir. Çünkü toplumların iç üretimleri ve kültürleri de dile biçim vermektedir. Taş kelimesinin Türkçe gönderge dizgesindeki kalıbı, Farsçada seng, Arapçada hacer, İngilizcede stone, Almancada stein kalıpları ile aynı değildir. Dilin bu yönü, onun toplum bağlantısını ortaya koyar.

Bireyler topluluğunun, sosyal bir üst birlik olan millet niteliğini kazanması, bu niteliğini geliştirmesi ve muhafaza etmesi, ancak bir dile sahip olmasıyla mümkündür. Sosyal bir varlık olarak dil, zaman içinde dilin kendi iç yapısından ya da dış etkenlerden dolayı birtakım değişikliklere uğrar ya da gelişmeler gösterir. Dilin kuruluş döneminden gelen bir yapısı ve işleme biçimi vardır. Bu yapı ve işleyiş biçimi, dili, diğer dillerden ayırır. Kendine has yapısı içinde dil, oluşturduğu kendine has kurallar doğrultusunda bazı iç değişimlere uğrayabilir veya gelişmeler gösterebilir ( Eski Türkçedeki köz, kapuğ, algan kelimelerinin Türkiye Türkçesinde göz, kapu/kapı, alan biçimlerini alması gibi).
İç itici güçlerin yanında, sosyal hayattaki yükselmeler ve çöküntüler, göçler ve yeni yerleşim alanlarına ayrılma, diğer toplumlarla kültürel ve sosyal ilişkiler, din ve kültür alanı değişmeleri de sosyal hayatın gerçek bir aynası olan dilde kendini gösterir. Bir milletin sözlü ve yazılı dil ürünlerinin tamamını kapsayan kültürde de bu yansıma tabiî olarak görülecektir. Köktürklerin parçalanmasını, Uygurların özelliklerini yitirmesini , Avarların kaybolmasını, Macarların kimlik değiştirmesini, Selçuklulardaki Fars kültürü etkilerini, İslamî kültür alanına girişimizle birlikte Arapçanın etkilerini, Osmanlıların parçalanmasını, Tanzimat ve Cumhuriyet dönemlerini, dil ürünlerimize bakarak milletimizin tarih yolculuğu hakkında bilgi kaynağı olarak kullanabiliriz. İşte bütün bunlar da dilin, millet ve kültür bağlantısını ortaya koyar.


Çağdaş Türk Kültür ve Medeniyeti
Kültür denilince daha ziyade bir milletin tarihi boyunca yarattığı eserler anlaşılır. Bu doğrudur. Kültürü teşkil eden unsurların hemen hepsi, tarih içinde, asırlar boyunca nesillerin işlemesi ile meydana gelir ve mükemmeliyete ulaşır. Dil, edebiyat, musikî, mimarî, din ve devlet müesseselerini inceleyince bu gerçeği açıkça görürüz Tarih, binlerce yıllık deneme ve hayat tecrübesinin mahsulüdür. Tarihi en iyi şehirler, müzeler ve kütüphaneler gösterir. Kültürü bütün teferruatıyla gösteren bu üç varlık da tarihin mahsulü ve aynasıdır. Şehir, müze ve kütüphane bir milletin asırlar boyunca yarattığı eserleri ihtiva eder.
Bundan dolayı, bir milletin kültür ve medeniyeti hakkında en iyi fikri bize onun şehirleri, müzeleri ve kütüphaneleri verir. Genç nesillere Türk kültürü hakkında canlı bir fikir vermek istiyorsak öğrencileri Türk kültürü ve medeniyetinin geliştiği şehirlerde, müzelerde ve kitaplıklarda dolaştırmalıyız. Onlarda mevcut olan eserleri tanıtmalıyız. Fakat bütün dünya gibi, Türkiye de bugün yeni şartlar içinde buluyor Türkiye durmadan değişen ekonomik, sosyal, politik ve kültürel şartlara uymaya çalışıyor.
Çağdaş dünyayı şekillendiren başlıca kuvvetler ilim ve teknik, demokrasi, kitleleri teşkilâtlandıran organizasyonlar, bütün millete ve insanlığa hitap eden telefon, telsiz, radyo ve TV gibi haberleşme, bilgi ve kültür yayma araçlarıdır. Bunlar Türkiye'nin de içinde bulunduğu dünyayı her gün değiştiriyorlar. Yunus: "Bu semaa girmeyen sonunda pişman olur" der. Osmanlı devleti Avrupa'da Rönesans'tan sonra gelişen yeniliklerden haberdar olmadığı, kendi içine kapalı yaşadığı için yıkılmıştır.
Avrupa'nın ilim ve tekniğe dayalı yeni orduları karşısında eskiyen Osmanlı orduları tutunamamışlardır. Osmanlı devletinin tarihî başarılarıyla övünelim, fakat onun yıkıldığını da unutmayalım. Kültür değişmesini bir milletin kendi kültürünü bırakarak yabancı bir kültürü alması şeklinde anlamamak lâzımdır. Kültürün özünü teşkil eden değerler, esas itibariyle değişmez. Onlar, tohum gibidir. Tohum, kendisi gibi, varlıklara şekil verecek olan genleri ihtiva eder.
Fakat buğday toprağa, çocuk ana rahmine ekildikten sonra, karşılaştıkları şartlar onların gelişmesini kolaylaştırır veya durdurur. Çürüyen tohumlar, ölü doğan, doğduktan sonra ölen çocuklar da vardır. Kültür demek olan bakım, bitkiyi de çocuğu da en iyi şekilde geliştirir. Bugün ilim ve tekniğin ziraatle yaptığı inkılâpları biliyoruz. İyi bakım ve iyi terbiye çocukların da ruh ve beden itibariyle daha iyi yetişmesini sağlıyor. Türk çocuklarının içlerindeki kabiliyetleri geliştirmek için elimizden ne gelirse yapmalıyız. Asırlar boyunca Türkler tarafından yaratılan eserlerde, bugün için önemli olan, onların dış görünüşleri değil, özü, ruhu, mânâsıdır. Bu öz, ruh ve mânâ eskiden nasıl değişen zamana göre yeni şekiller almışsa, bugün de almıştır ve alacaktır.

Daha önce de belirtmiş olduğum gibi, İslâmlıktan önceki Türk kahramanlarının ruhu, İslâmlıktan sonra da devam etmiştir. Alparslan, Fatih, Kanunî, ve onların yanı sıra Türk'e vatan kazandıran yüzlerce ve binlerce kahraman, içlerinde, Oğuz Kağan'ı unutsalar bile, tohum ve kan, onları içten içe idare etmiştir. Bugün de Türk'ü ayakta tutan yiğitlik, kahramanlık ve fedakârlık ruhudur. Bugünkü Türk ordusunun silahları ve elbiseleri yeni olmakla beraber, ruhu aynı yiğitlik, millet ve memleket sevgisi ile doludur.
İncelenirse başka sahalarda da özün aynı kalarak her çağa uygun yeni şekiller aldığını görürüz. Türkler yerleşik medeniyete geçtikten sonra eski Türk çadırlarının genişlik, ihtişam ve güzelliğini Anadolu şehirlerini süsleyen mimarî eserlerine aktarmışlardır. Tabiî onlara yeni şekiller ve renkler vererek.
Osmanlı devri edebiyatı, Arap ve Fars tesirinde kalmakla beraber özü itibariyle, Türktür. Türkün kudret iradesi, yaşama sevinci, tabiat sevgisi, kainatı kucaklayan dinî heyecanı onda da görülür. Anadolu Halk ve Tekke edebiyatı ile Divan edebiyatına ortak olarak bu temel duygular hâkimdir.
Tanzimat'tan sonraki Türk edebiyatçıları da yeni dil ve şekiller içinde aynı özü ifadeye çalışmışlardır. Namık Kemal'in Abdülhâk Hâmid, Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Yahya Kemal'in eserlerine de aynı duygular hâkim değil midir? Cumhuriyet devri, Türk kültürü üzerinde vücuda gelen güzel eserlerde de aynı ruh eser. Cumhuriyet devrinde Köroğlu, pek çok şiir, tiyatro ve romana konu olmuşsa, bu bir tesadüf eseri sayılamaz. Yine Cumhuriyet devrinde Türk aydınları Yunus'ta birleşmişlerse, bunun bir mânâsı vardır. Cahit Sıtkı, birbirine sarmaşık gibi sarılan yaşama sevinci ve fânilik duygusuyla Bâki'nin ruhunu devam ettirir. Divan şairlerinin mazmunculuğu Behçet Necatigil'de yeni bir şekle girer. Cumhuriyet devrinde yeni bir nesil doğduğuna daha önce işaret etmiştim. Bu yeni nesil sanayileşmenin yarattığı ilim adamı, teknisyen, işçi, patron ve idarecilerden mürekkeptir.
Çok canlı güçlerin uyandığı çağdaş Türkiye, en eski kasabalarına, köylerine varıncaya kadar gelişiyor. Yeni, kuvvetli, modern bir Türkiye doğuyor. Onun da kendisine has bir kültür yaratacağından asla şüphe edilmemelidir. Fakat bu nesil, binlerce yıllık Türk kültürünün içinden geçmek ve eski eserlerin terbiyesini almak suretiyle olgunlaşabilir. Tarihî kültürün terbiyesini almayan yeninin vücuda getirdiği eserler çiğ, ham ve çirkin olur. Tarih, alttan alta yeni nesilleri de kendi yoluna sokar ama olgunlaşmak için aradan çok zaman geçer. Maziyi şuurlu olarak bilme, eskilerin denemelerinden faydalanma, bize, ölçülü olmayı ve biz olmayı öğretir. Bilhassa yeni olmak isteyenlerin eskiye büyük ihtiyaçları vardır. Genç nesil bu hakikati anlamaya başlamıştır.

Dil, bir milletin tarihinde meydana gelen maddî ve manevî değerlerin anlatım aracıdır. Millet denilen sosyal varlığı birleştirir ve onlar arasında duygu ve düşünce akımını meydana getirir. Bir millete mensup olan her fert, o milletin kültürünü, dilini, dinini, inançlarını, zevkini, gelenek ve göreneklerini beraberinden taşır. Kültür, atalardan tevarüs edilen maddi ve manevî değerler bütünü, fertlere yön ve kişilik veren bir varlık, kişiyi ayakta tutan bir güçtür. Aynen bunun gibi, bir milleti de dünya milletleri arasında ayakta tutan, ona canlılığını, sürekliliğini sağlayan kültür kaynakları ve bu kaynakların iletişim gücüdür. İletişim olmazsa kültür durağanlaşır, canlılığını kaybeder. Sağlıklı bir iletişimin olması için oturmuş ve gelişmiş bir dile ihtiyaç vardır.
Biz dil sayesinde bizden çok önce yaşamış insanlarla ilişki kurabildiğimiz gibi, bizden çok uzaklarda yaşayan insanlarla da görüşmeden anlaşabiliriz. Dil zaman ve mekân engellerini aşarak ruhlar arasında bir birlik kurar; insanlar arasında duygu ve düşünce iştirakini gerçekleştirir. Ancak dilin bu fonksiyonunu yerine getirebilmesi için ileten ile iletilen arasındaki göstergelerin ortak nitelikte olması gerekir. Yani dil bir milletin bütün sosyal dilimleri ve fertleri arasında ortak bir anlaşma aracı olduğundan, dildeki kelimelerin de herkes tarafından anlaşılacak şekilde yaygın ve umumileşmiş olması gerekmektedir. Çünkü bir milletin bütün fertlerini ve her yeni nesli millî tarihin en eski kaynaklarına kadar götüren onlarla millî tarih arasında köprü kuran tek araç dildir.
Bir milletin dilinde, o milletin bütün bir hayat macerasının özü saklıdır. Gelmiş geçmiş nesiller, varlık karşısındaki duruşlarını duygu ve düşüncelerini, yorumlarını söz ve yazı ile dilde kalıplaştırmışlardır. Bu gün dilimizi kullanırken bizden önceki nesillerin düşünce kalıplarını hazır bulup kullanmaktayız. Böylece dil, nesiller arasındaki iletişimi sağlamış olmaktadır. Dil aynı zamanda millet birliğini sağlayan en büyük âmildir. Çünkü millet yalnız yaşayanların birliği değil, yaşamış olanların ve yaşayacakların da birliğidir.
Kültür bir milletin yaşayış tarzı, maddî ve manevi her şeyini içine alan değerler topluluğudur. Bir milletin dili, dini, gelenek ve görenekleri, sanat eserleri kültürün başta gelen unsurlarıdır. Yani kültür insan hayatının toplumsal ilişkilerden doğan bütün yönlerini kapsar. Bu bakımdan dil ile kültür iç içe geçmiş olgulardır. Dil yeteneği insanda doğuştan olsa bile bu yeteneğin gerçekleşmesi ve kullanılması toplumsal ilişkilerin varlığına bağlıdır. İnsanlar ancak sosyal çevrelerinin yardımıyla yeteneklerini geliştirebilmekte ve yeni yetenekler kazanabilmektedir.
Bir milletin kültürü tarih boyunca ortaya koyduğu eserlerden oluşur. Milletler dillerini ve kültürlerini yüz yıllar boyunca işleye işleye oluştururlar. Bir millet kültür bakımından ileri gitmiş, yüksek bir seviyeye erişmişse, dili de bu seviyeye uygun bir biçimde gelişme kaydeder. Çünkü bütün kültür faaliyetlerinin temelinde dil vardır. Toplumun kültür değerleri fertlere dil yoluyla aktarılır. İnsanın düşünmesi ancak dil ile mümkün olduğundan, dilini üstün bir seviyeye çıkarmayan milletlerin düşünce hayatları da kapalı dar ve sınırlı kalır. Bu durum bütün kültür üzerine tesir eder. Bu bakımdan kültür ve dil birbirinden ayrılmaz, birlikte gelişir ve değişir

Sakarya Universitesi
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
pusat

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat