Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 19-05-09, 20:00   #1
ChastroyeS

Varsayılan Türk edebiyatında roman


Türk Edebiyatında Roman


Türk edebiyatında roman 19. yüzyılda ortaya çıkan bir yazım türüdür. Roman, Tanzimat'la başlayan batılılaşma sürecinin bir parçası olarak, kültürel birikimin doğal bir sonucu değil, bir çeşit sanat ithali şeklinde Türk yazınına girmiştir. Romanın tür olarak Türk edebiyatında görülmesi, Fransızca’dan Yusuf Kamil Paşa’nın yaptığı, Fenelon’un Telemak adlı eserinin çevirisi Terceme-i Telemak ile olmuştur. Daha sonra adı bilinmeyen bir çevirmen Victor Hugo’nun ünlü romanı Sefiller’i çevirmiştir. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu Fransa ile yakın siyasi ve kültürel ilişkiler içinde olduğu için, özellikle Fransız romanının etkisi ön plana çıkmaktadır. Nitekim roman kelimesi de Türkçe'ye Fransızca'dan doğrudan geçmiştir. Böylece bir süre Fransız romanlarının çeviri ve uyarlamaları okunmuş ve benzer örneklerin yazılması için zemin hazırlanmıştır. Özellikle 1860-1880 yılları arası yoğun bir şekilde çevirilerin yapıldığı bir dönem olmuştur.

İlk Türk romanı Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı eseridir (1872). Osmanlı yazarları tarafından yazılan ilk romanlar, genellikle oldukça zayıftır. Bunda romanın tür olarak batıdan alınmasının büyük payı vardır. Bu çeşit bir düz yazı geleneği olmayan Türk yazarları özellikle karakter yaratmak konusunda yüzeysel kalmışlar ve karikatüre benzeyen tipler ortaya çıkarmışlardır. İlk yazılan romanlar, kimi zaman nerdeyse birebir olacak şekilde, batılı örneklerin taklitleri olarak görülebilir. Bu ilk dönem yazarları daha çok Fransız Romantizm akımını örnek almışlardır. Taner Timur'a göre bunun öncelikli nedenlerinden biri bu dönemde Fransız romanında etkili olan Doğalcılık akımı ve bu akım doğrultusunda yazılan romanların toplumun en yoz ve kötü halini yansıtma eğiliminde olmalarıdır. Osmanlılar bu romanlarda anlatılan hikayeleri bu nedenle beğenmemiş ve kendilerine uygun görmemişlerdir. Émile Zola gibi yazarların kötümser determinizmi yerine, dönemin değişen Osmanlı toplumuna daha çok hitap eden konuları tercih etmişlerdir. Bu durum, Taner Timur'un Ahmet Mithat Efendi'den yaptığı alıntıda şöyle geçmektedir:

“ Bu zamanın tabii romancılarına bakılacak olursa dünyada ve bahusus dünyanın Fransa denilen kısmında ve hele Fransa'nın Paris denilen yerinde fezaili beşeriyeden (insani erdemlerden) hiçbir eser kalmamış olmak lazım gelir. ”


Bu nedenle dönemin romanlarında daha çok romantik aşklar ve yanlış batılılaşma ana tema olarak ön plana çıkmaktadır. Dönemin bazı önemli romanları şunlardır: Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası (1896), Namık Kemal'ın İntibah (1878) ve Ahmet Mithat Efendi'nin Felatun Bey'le Rakım Efendi'si (1875).

Servet-i Fünun Edebiyatı döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi. "Sanat sanat içindir" tezini savunan bu yazarlar aşk ve acıma gibi konuları işledi. Halit Ziya Uşaklıgil bu dönemin en önemli romancısı sayılır. Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu (1925) adlı romanı günümüzde de en başarılı Türk romanlarından biri olarak kabul edilir.

1910’dan sonra milli duyguların ağır basmasıyla birlikte "Genç Kalemler" dergisi çevresinde Türkçülük akımı gelişti. Milli romanların yazılması bu dönemde başladı. Halide Edip Adıvar’ın Vurun *****ye, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanları bu dönemin örneklerindendir.

Cumhuriyet döneminde çağdaş Türk romanı ortaya çıktı. Toplumsal ve sosyal gelişmeleri konu alan romanlar yazıldı. Köy ve kent romanları ayrımı da bu dönemde yazılmaya başladı.

Batı literatürü kökenli olan roman türünü Türk Edebiyatı, Tanzimat Dönemi'nde ve çeviriler yoluyla tanımaya başladı. Aslında Türk Edebiyatı'nın tarihsel gelişimine bakılırsa, hemen bütün düzyazı ve şiir türlerinin tıpkı romanda olduğu gibi çeviri yoluyla tanındığı görülecektir...

Tanzimat edebiyatçıları, yeni tanıştıkları bu türde yerli örnek verme konusunda pek duraksamadılar. Belirli bir birikimleri de yok değildi zaten. Divan Edebiyatı döneminin çeviri ve yerli mesnevileri (Leyli vü Mecnun) her türlü abartılı ve istiareli niteliğine rağmen, batı romanlarına uygun düşecek konuları işliyordu. Ancak geleneğin zorladığı kalıp ve ilkeler romana geçişte yeterli kolaylığı sağlamadı. Halk Edebiyatı'ndaki destanlar (Köroğlu, Battal Gazi), halk hikâyeleri (Kerem ile Aslı) ancak daha sonraki dönemlerde yerli romana bir dinamizm katabilirdi.

İlk roman çevirilerinin özellikle Fransız Edebiyatı'ndan yapılması, Fransız kültürünün Osmanlı aydın kesimindeki egemen konumundan ileri geliyor. Çevirilerdeki dil, yaklaşım, biçim ilk yerli roman örneklerini olumsuz yönde etkiledi. Ancak çevirmenlerin edebiyatçı olmasıyla bu aksama büyük ölçüde giderilebiliyordu.

Tanzimat romanı, ahlakçı bir tavır sergiliyordu. Edebiyat (sözünü ettiğimiz konu için roman elbette), toplumun eğitimindeki araçlardan biriydi. Tanzimat romanıyla Türk Edebiyatı aynı zamanda üç ayrı akımı birden tanıdı ve ilkelerini uygulama becerisini gösterdi. Bu akımlar: Romantizm, realizm ve natüralizmdi.

'Servet-i Fünun' döneminde Türk romanı, edebi tür olarak ilk yetkin ürünlerini başta Halit Ziya Uşaklıgil'in romanları olmak üzere vermeye başladı.

Türk romanı, Cumhuriyet Dönemi'ne tekniği gelişmiş bir tür olarak girdi. Cumhuriyet romancısı bir yandan Anadolu'yu yansıtır konuma geldi. Diğer yandan batı romanını yakından takip eden yazarların tanıtmasıyla değişik teknikte roman türlerinin (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu) denemesine girişti. Öte yandan toplumcu gerçekçi olarak eleştirel tarzda eserler de verdi.

Çağdaş Türk romanıysa bir yanıyla insanın kişisel ve kültürel unsurlarına yöneldi (Peyami Safa, Abdülhak Şinâsi), bir yanıyla da uzun yıllar ihmal edilen, geri bırakılan, Anadolu insanının toplumsal koşullarını, iç dramını, kimi zaman kurtuluş önerileriyle birlikte yansıtmayı ilke edindi.

Günümüz Türk romanıysa değerlendirilmesinin nasıl yapılması gerektiği bile henüz belirlenmemiş bir olgu olarak karşımızda duruyor... Şimdi işin ta başından başlamalı, Türk Edebiyatı'nın romanla tanıştığı yıllardan.


Tanzimat Romanı
Nâmık Kemal 1885 yılında yazdığı "Celaleddin Harzemşah" isimli oyununun önsözünde Tanzimat'la birlikte gelen üç yeni türden söz eder:

1- Siyasal makaleler
2- Tiyatro
3- Roman

İlk Türkçe çeviri roman, Yusuf Kâmil Paşa'nın Fénelon'dan 1862 yılında çevirdiği "Telemak" isimli eserdir. Konusunu Yunan Mitolojisi'nden alan roman, eski 'inşâ' türüne yakın bir dille çevrildiği için, gördüğü ilgi eski edebiyata yakın çevreyle sınırlı kaldı. Türk aydınının asıl ilgi gösterdiği çeviri, önce 'Ruznâmi-i Ceride-i Havadis'te "Mağdurin Hikâyesi" ismiyle 1862 yılında tefrika edilen, sonra "Sefiller" ismiyle basılan, Victor Hugo'nun ünlü eseri oldu. Bunu, Robenson Cruzoe "Monte Kristo" (1871), "Atala" (1872), "Pol ve Virjini" (1873) gibi romanlar izledi.

Tanzimat hareketinin bir kültür ve medeniyet değişikli olduğunu anlayan Ahmet Mithat (1844-1913), bu değişikliğin yolunun okumamış halk yığınlarına incelemekten ve onları aydınlatmaktan geçtiğine inandı. Bunun için onun romanlarında çevre gözlemlerinden, müspet ilimlere, felsefeye, mantığa, dini konulara kadar her şey yer aldı. Tanzimat Dönemi'nin en açık yazan kişisi olan Ahmet Mithat'ın önemli romanları arasında "Hasan Mellah" (1874) , "Hüseyin Fellah" (1875), "Felâtun Beyle Râkım Efendi" (1875), "Süleyman Musuli" (1877), "Henüz On Yedi Yaşında" (1881), "Jön Türk" (1908) sayılabilir.

Tanzimat romancılığı, Nâmık Kemal'in romanlarıyla batılı anlamda ilk ürünlerini verdi. Ona göre roman, ciddi bir işti ve yalnız "boş vakalardan ibaret" değildi. Nâmık Kemal'in eseri "İntibah" (1871) sosyal bir romandır. Bu romanla Türk Edebiyatı'na romantizm gelmiş oldu. Yine, Kemal'in romanı olan "Cezmi" (1880) ise 16. yüzyıla ilişkin olaylar zinciri (Osmanlı-İran Savaşı) etrafında oluşmuştur.

İlk gerçekçi hareket, Sâmi Paşazade Sezai'nin "Sergüzeşt" (1889) romanıyla başlar. Konusunu, bir paşazade ile bir cariyenin aşkından alan roman, artık dönemin kapanmak üzere olan cariyelik ve kölelik kurumlarının konak yaşamındaki yerini, konumunu irdeler. Roman boyunca, Victor Hugo romantizminden gelen etki gereği cariyelerin acıklı yaşamı anlatılıyor olsa da, anlatım biçimi ve gerçekçi betimlemelerle dolu ayrıntılar romanın realist çizgisini belirginleştiren ayrıntılardır.

Mirasyedi bir paşazadenin aşk uğruna düştüğü komik durumlar ve açmazlar etrafında oluşan Araba Sevdası (1896) Recaizade Mahmut Ekrem Bey'i gerçekçi bir romancı yapmakla kalmaz, kültür ve medeniyet değişikliğinin ilk aşamasındaki çelişkileri, alaycı bir biçimde okuyucuya yansıttığı için önemli bir mizah romanı örneği de sayılabilir.

Türk Edebiyatı'nda natüralizm akımının ilk örneği olarak Nâbizâde Nâzım'ın "Zehra" (1896) romanı gösterilir. Romanın örgüsündeki gerçekçilik bir yana, kıskançlığın temel alındığı psikolojik çözümlemelerde roman bu gerçekçi boyutları aşarak natüralizme yönelir.

Sonuçta, Tanzimat Dönemi'nde romanla tanışan Türk aydını, bunu hem kendi çevresinde geliştirmek, hem de halka benimsetmek niyetiyle söz konusu türde birçok eser vermeye başlamıştı.



Servet-i Fünun Romanı

Yüzyılımızın başında, romantizmin henüz etkisini sürdürmeye devam ettiği ve ülkedeki siyasal baskıların bütün ağırlığıyla hissedildiği bir dönemde, Servet-Fünun edebiyatçılarından, yeni roman anlayışını topluma birdenbire benimsetmelerini beklemek, elbette iyimserlik olurdu. Üstelik, Servet-i Fünun romanın ilk ürünlerinde Nâmık Kemal'in roman anlayışının ve roman tekniğinin etkisi bile açık bir biçimde görülüyordu. Sanatçıların kendilerini bütünüyle romantizme kaptırmadan kurtuldukları, yeni ve özgün çıkış yolları aradıkları zaman onların roman anlayışlarında ileriye dönük gerçekçi yanlar kendini gösterecekti. Bu etki, daha sonraki aşamalarda, giderek romantizmden tamamen soyutlanmış yepyeni bir roman anlayışına dönüştü...

Aşkın ve duyguların ikinci plâna atıldığı, toplumun, toplumsal yapının ve sorunlarının ön plâna çıktığı "Mai ve Siyah" (1897) romanı, hem Halit Ziya Uşaklıgil'in romancılığında, hem de Servet-i Fünun edebiyatında gerçek bir dönüm noktası oldu.

"Aşkı- Memnu"da (1900), Osmanlı burjuvazisinin çöküşünü, siyasal çöküşle bir paralellik kurarak ele alan Halit Ziya Uşaklıgil, "Kırık Hayatlar" (1924) romanıyla bir kere daha orta hâlli aile yaş***** döndü. Bu dönemde Halit Ziya Uşaklıgil'in gerçekten Batılı anlamda çağdaş bir roman yaratma çabası içinde olduğu açıkça görülmektedir ve dönemin en yaratıcı, başarılı ismi olarak bugün de görünen kendisidir.


Cumhuriyet'in İlânına Kadar Roman

Servet-i Fünun romancıları Nâmık Kemal'in edebi roman anlayışını Batılı ölçütler içinde daha da geliştirerek sürdürmeye çalışırken, pek çok sanatçı bu akımın dışında yer alıyordu. Ahmet Mithat Efendi'nin popüler anlamdaki roman tekniğini benimsiyordu akımın dışında kalanlar. Bunlardan biri Ahmet Rasim'di. Ahmet Rasim, aslında daha çok bir hikâyeci olarak tanınmış olmasına rağmen "cep romanı" diye tâbir edilen uzun hikâye ve roman arası bir türü Türk Edebiyatı'na kazandırmıştı. Akımın dışında kalan bir başka kişiyse Hüseyin Rahmi Gürpınardı, o çizgiyi en kalıcı biçimde sürüden romancı olmuştur. Ahmet Mithat Efendi gibi çok üretken bir yazar olan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Tercüman-ı Hakikat'te tefrika edilen ilk eseri "Şık" (1888) oldu. Ahmet Mithat Efendi'nin çıkardığı bu gazeteyle romanlarına başlayan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın bağlandığı kişi elbette ki Ahmet Mithat'tan başkası olamazdı. "İffet" (1898), "Mürebbiye" (1899), "Metres" (1899), "Tesadüf" (1900) isimli romanları, Gürpınar'ın en çok okunan eserleri arasında yer aldı. Gerçekçi, natüralist eğilimli bir yazar olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, toplumsal eleştiriye önem verdi ve toplumun genel görünümü yansıtan tipleri gülünç olan yönleriyle ele alıp trajik sonlarıyla anlattı.

Fecr-i Ati döneminde daha çok şiire önem verilmiştir. Bu bakımdan topluluk üyeleri arasında romancı olarak sivrilmiş bir sanatçı göze çarpmamaktadır.

Milli Edebiyat'ın temsilcileriyse daha çok ideolojiyi ön plâna çıkardıkları için toplumla bütünleşmeyi, başta şiir, daha çok öykü ve bilimsel yazılarla sağlamayı amaçlıyorlardı. Bununla birlikte, söz konusu olan bu fikir örgüsü içinde romanlar da yazdılar. Ebu Bekir Hazım'ın "Küçük Paşa" (1910); Halide Edip Adıvar'ın "Seviyye Talib" (1910) ve "Handan" (1912); Ahmet Hikmet'in "Gönül Hanım" (1920) adlı romanları bu dönemin sözü edilebilir eserleri arasında yer almaktadır.



Cumhuriyet Devri Romanı

Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli cepheleri, cephe gerisi, savaş öncesi örgütlenmeler ve Kuva-yı Milliye'nin oluşması, kalkınma için verilen mücadele, Cumhuriyet Dönemi romancılarının işledikleri başlıca konulardır. Böylece cumhuriyetle başlayan toplumcu gerçekçi roman anlayışının yanı sıra, kimi köhneleşmiş kurumları hicveden 'eleştirel gerçekçi' diyebileceğimiz bir roman anlayışı da kendiliğinden yok olmuştur.

Toplumcu gerçekçi çizginin Halide Edip Adıvar'ın "Ateşten Gömlek" (1922) isimli eseriyle başladığı söylenebilir. Reşat Nuri Güntekin'in "Çalıkuşu" (1922) romanı barış dönemi Kuva-yı Milliye ideolojisini temel alır; idealist bir öğretmenin, İstanbul'u terk edip Anadolu'ya gidişi ve taşra insanlarıyla bütünleşmesi... Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun "Ankara" (1934) isimli romanı başkentteki sivil yaşamın örgütlenişini anlatırken 'toplumcu gerçekçi çizginin biraz idealize edilmiş örneğini verir'.

Eleştirel gerçekçi çizgide yazılmış romanların gelişimi iki ayrı yönde olmuştur. Bunlardan biri, Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumunu ve gelişimi desteklemek amacıyla Osmanlı kalıntısı kurumların tasfiyesini isteyen eleştirel bir yaklaşımdır. Eleştirel gerçekçi çizginin ikinci tür örnekleriniyse Cumhuriyet Dönemi'nde devrimin tam olarak oturmadığı kimi kurumlara ya da doğrudan doğruya sosyal yapıya yönelik eleştirilerin yapıldığı romanlar oluşturur. Bunlar arasında en ilginci Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Anadolu'nun ihmal edilmişliğinin sorumluluğunu aydınlara yükleyen "Yaban" (1932) romanıdır.

Türk Edebiyatı'nda roman devri henüz sonlanmamıştır. Ancak son yapılan araştırmaların bütünleşmesi bile günümüzde kolay mümkün olabilecek işler arasında yer almamaktadır. Bu bakımdan Türk Edebiyatı'nın Cumhuriyet Devri Türk Romanı diye ayırdığı ve hâlâ devam ettirdiği geleneğin içinde ince eleme sık dokuma yapılması gerekir. Bu tasnife ise bugün nereden başlanacağı bile bilinmemektedir. Günümüz Türk ya da Türkiye romanları için; Cumhuriyet Devri'ni savunanlar, devrime karşı çıkanlar, muhalifler, faşist ya da militarist hareketlere uzanan romanlar verenler, üçlü sevişme sahneleriyle dolu eserler, tarihi nitelikte olanlar, tarihi yalanlar barındıranlar, popüler kültürle sevişenlere yazılmış olanlar, best-seller kavramı, roman kavramını hak edenler ya da etmeyenler ve daha fazlası ayrıntılı bir biçimde araştırılmalıdır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-04-10, 15:26   #2
brise77

Varsayılan C: Türk edebiyatında roman


Eline sağlık.bunların dünya edebiyatında ki bilgileride yok mu acaba ?
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Taglar
edebiyatında, roman, türk

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat