|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan Gerçeküstücülük (Surrealizm) Konusunu Görüntülemektesiniz => Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı trajik, kaygılı, kimi zaman umut kırıcı ortamda, her çağda olduğu gibi insanoğlu, varoluşuna yeni bir anlam ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
éyyAşkGéLdiysénÜçKéréVur!
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 03-06-2007
Yer: Seni Seçtik Diye Adam mı Oldun Pikachu? ♂ĎαйqєЯ♀
Yaş: 19
Mesajlar: 4,618
Blog Mesajları: 2
Rep Puanı: 64347897
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı trajik, kaygılı, kimi zaman umut kırıcı ortamda,
her çağda olduğu gibi insanoğlu, varoluşuna yeni bir anlam ve çekidüzen vermekten geri durmayacaktı: Savaşın ve bunalımların ardından yeni bir hümanizma,yeni bir yazın ve estetik anlayışı gelecekti. öyle de oldu. Kimileri çağdaş teknolojinin yıktığı geleneksel değerleri korumak, eskiyi yeniden canlandırmak istedi: Kimileri de, yıkıntı halindeki bir uygarlık içinde, eskiden, geleneksel olandan tümüyle koptu. Ne var ki, eski değerlere bağlananlarla yeni değerler ve yeni bir dünya yaratma eylemine girişenler arasında "organik" farklılıklara karşın temelde kesin ayrılıklar yoktu. Dünya görüşleri ve eylem biçimleri ne olursa olsun, hepsi de ortaklaşa olarak trajik öğenin yanında toplumsal öğeyle de ilgilenmek gereğini duyuyorlardı. Drieu la Rochelle, eskiye bağlılığın gereğini savunurken, Fransız fütüristleri, dadaistler, geçmişle bağlarını koparmış bir şiiri yazıyorlardı. Max Jacob, Pierre-Albert Birot, Sıc ve Littérature dergilerinde yeni şiirin örneklerini veriyorlardı. Savaş öncesinde Marinetti, şiirde sözdizimi (syntaxe) kurallarını kaldırarak sözcüklere ve tümcelere salt bir özgürlük getirmekten yana olduğunu açıklıyordu. Gerçekten de, dadaistlerden önce Apollinaire, Calligrammes'larında sözcükleri beyaz kağıt üzerinde özgürce dizer. Paul Dermée, 1919'da Nord-Sud dergisinde eski şiire kızgınlıkla bakan fantezist şiirirr tipik bir örnegini verir. Sözdizimi kurallarının şiirden atılması, sözcüklerin insanın içinden geldiği gibi dizilişi, bunalım çağında trajediyle burun buruna yaşayan insanoğlunun herşeyin biçimini önce kendi içinde, sonra da toplumsal çizgide değiştirebileceğine sevinçle ama daha çok gururla inanması anlamına gelmektedir. Bu, kendini bulma ya da bütünleme demektir. Ne var ki, makine uygarlığı içinde insanoğlunun iç dünyası da dış dünyası da giderek değişir. Makine ve makineye ilişkin bütün öğeler şiirin konusu içine girer. Geleneksel şiirde hiç eksik olmayan doğa imgesi yerini makine imgesine bırakır. Teknik sözcükler yeni şiirin bir simgesi gibidir. Blaise Cendrars'ın (Du Monde entier, Ed. de la N.R.F.. 1919, p. 79), Paul Morand'ın (Poemes, 1914-1924, Au Sans Pareil, 1924, p. 92) şiirlerinden eskiye bağlı Drieu La Rochelle'e varasıya (Auto, Fond de Cantine, Ed. de la N.R.F., 1920) yeni ve geleneksel anlamdaki şiir, otomobil, gaz, benzin, dinamo, boru, kimyasal maddeler,vb. öğeleri konu edinir. Mekanik olanla şiir iç içe girince ortaya iki soru çıkıyor: 1) İnsanoğlu nesnelerin önünde ezilecek mi? 2) İnsanoğlu nesneleri ezecek mi? Herkesi ve her bilim dalını ilgilendiren bu sorular, doğal olarak şairleri de ilgilendiriyor, şairler de bu bunalım çağında XX. yüzyılın soyut tablosu önünde tekniğin ve savaşın korkusunu duyarak insan-nesneler ilişkisini incelemeye koyulurlar. Blaise Cendrars, La Prose du Transsibérien ou Panama'da şiiri yalın, ruhsal gerçekleri yansıtan kübist bir tablo olarak algılar, boşlukta sallanan insanın dramını destanlaştırır. Cendrars, içsel ile dışsalı (teknik ve XX. yüzyıl) korku verici, umut kırıcı bir havada birleştirir. André Salmon, savaş sonrası yayımladığı Prikaz (Ed. de la Sirene, 1921) ve L'Age de l'Humanite (Ed. de la N.R.F., 1922)'de Cendrars'yı izler, XX. yüzyıl insanının kara yazgısını l'heure H (La Revue de la N.R.F., 1 Aralık 1929) şiirinde vurgu- lar. Bu şiirde zaman, (yaşanan zaman-tarihsel zaman) "ultra-violet" ışınlar gibi olağanüstü bir öğe olarak verilmiştir. Bu olağanüstü öğe, şövalye dünyasında rastladığımız öğelerden farklı olup, çağının trajik gerçekleriyle yüklüdür. Zaman, yaşama sevincinin kaybolduğu, acıların egemen olduğu, geçmişle şimdiki zamanı birbirine bağlayan, yeni şiirin olağanüstü bir nesnesidir. Zaman, mekanik yaşamın geçirdiği serüveni ve çağı sarsan öğretileri simgeleyen bir çandır. Zaman, batı uygarlığının çaresizliğini simgelerken, insanoğluna yeni çıkış yollarını göstermekle yükümlüdür. Doğal bir rastlantı sonucu 1924'den sonra dadaizmin yerini alan gerçeküstücülük, denizin diplerinden gökyüzüne, bir ülkeden ötekisine uçakla, trenle, gemiyle giden radyo, televizyonla dünyanın her köşesine giren savaşlar gören, bu eski Avrupa ülkesinin insanlarını (XIX. yüzyılın ikinci yarısı) yeniden eski düş dünyalarıyla başbaşa bırakacaktır. Gerçeküstücülüğün belkemiği olan "düş", insanoğlu varolduğundan beri değişik düzlemlerde yazınsal yapıtlarda ortaya çıkmıştır. Demek oluyor ki düş ya da "görünen gerçekten uzaklaşma" bir bakıma insan gerçeğidir, gereğidir. XVIII. yüzyıla değin bu gerçek ya da "görünmeyen gerçek" dinsel nitelikli idi. XVIII. yüzyıldan sonra bilimsel çağın gerekleriyle dinselden gizemcile (occuliste)9 dönüştü. Bu, yarı dinsel yarı şiirsel bir birleşimdir. XIX. yüzyılda yararcı (utilitaire) ve bilimsel düşünce bu birleşimin niteliğini gitgide değiştirmiştir. XIX. yüzyılda, Önce romantikler, sonra da simgeciler değişen yaşam koşullarında gizemci bir yaklaşımla olgucu düşünceyi yadsırlarken usçuluğa ve kalıpsal öğretilere başkaldırırlar. Usdışı gerçeklere giden yeni yollar açmayı bir kültür görevi bilirler. XX. yüzyılda da gerçeküstücülük öncesinde ve gerçeküstücülük döneminde, şairler, yazarlar, ressamlar, insansal varoluşun biçim değiştirmesi sonucu yeni biçimler getirerek, düşe mistik olmayan blr nitelik katarlar. Gerçeküstücüler, gelenekten ve eski Avrupa'dan ne denli kopuk olurlarsa olsunlar, gene de insan gerçeğinden kopamazlar. Platon'la, öteki yüzyıllarla bilgi alışverişi içindedirler. Platon Ion'da, Joachim du Bellay Ode şiirinde (Vers lyriques), Ronsard Odes'larında ve La docte frénésie (1563)de, Vigny Moise'de (1822) ve Alman coşumcuları J.-P. Richter, Novailis, Hölderlin yapıtlarında şiiri bir düş, düşü de usdışı bir gerçeğin dışlaştırılması olarak görürler. Gerçeküstücülüğün öncülerinden A. Jarry de, bu gerçeği kendi türünde güldürü havasında algılayan sanatçılardan biridir. Gerçek ile düş arasındaki ilişkiyi "gündelik görüntülerin" ötesinde görebilen A. Jarry gibi, güldürü perdesi altında gülerken düşündüren, düşündürürken düş ile gerçek arasında mekik dokuyan bir şairden söz edilebilir: Olgucu ve usçu düşünceyi baştacı eden Avrupa'yı yadsıyan Max Jacob. Max Jacob, Le laboratoire central (Ed. du Sans Pareil) adlı kitabına aldığı "Jouer du bugle" şiirinde, evrenin saçmalığını, insanların ve nesnelerin acımasızlığını, gerçeküstü imgelerle güldürü öğelerini içiçe katarak anlatır. XVII. yüzyılda Dıalogue des Morts'da bilgeliğin güldürü sanatında olduğunu Scarron'a söyleten Fontenelle'i anımsatan M.Jacob, düzyazı şiirlerinde de olağanüstüyü gündelik olanla birleştirir. Le Cornet à dés (stock)'de savaşı "Onirik" bir tarzda betimlerken ruhsal ; ve lirik öğeleri uyumlu bir biçimde birbirine katarak, özgür düşüncenin şiirini yazar. (......) Dadaizmden gerçeküstücülüğe Gerçeküstü Başkaldırma dergisinin ikinci sayısında (1924) A. Breton, dadaizmden ayrılışı konusunda şunları yazıyordu: "Son yıllarda boş ve genel bir güven sorununu her fırsatta gündeme getiren kimi aydınların hiçlikçi tutumlarının yaratabileceği sakıncaları gözlemledim". Breton, dadaizmi yadsırken düş ve olağanüstünün verebileceği "bilinmeyen" gerçekleri içeren bütüncül bir şiire ulaşmayı amaçlar. Gerçekten de Breton'nun yayımladığı gerçeküstücülük bildirileri (Manifestes du surréalisme. Idées, N.R.F. Gallimard, 1966) İncelendiğinde gerçeküstücülüğün, düşüncenin (esprit) kendiliğinden ve tümden (total) boşalımını ve işlevini ön koşul olarak benimsediği görülür. 1924'ten başlayarak yönettiği ya da uzaktan da olsa yön verdiği La Réevolution Surré6aliste, Le Surréalisme au Sérvice de la Révollution, Variétés, Documents, Minotaure adlı gerçeküstücülüğün yayın organı dergilerde, A. Breton, bilgisi ve kişiliğiyle 1789 İhtilalinin yöneticilerinden Saint-Just'ü anımsatır, gerçeküstücülüğü anarşik öznelcilikten uzaklaştırarak nesnelerle özgür düşüncenin ve bilinçaltının buluştuğu bilimsel bir öğretiye dönüştürür. , A. Breton, ilk bildirisinde gerçeküstücülüğün tanımını şöyle yapıyordu: "Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak için başvurulan içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, usun denetimi olmaksızın, her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır." Bu bildiri şu anlamdadır: İnsanoğlu genelde - gerçeküstücülük öncesinde, gerçeküstücülüğe benzeyen raştgele ve bireysel örnekler dışında - mantığın egemenliğinden kendisini kurtaramamıştır. Sağduyu da mantığa eşlik eder. Gerçeküstücülük moda olan salt usçuluğun karşısında olup, geleneksel ve biçimsel inanç ve değerleri düşünceden silip atar. Düşünsel dünyanın en önemli parçalarından biri olan yeni buluşları benimser: Bunlar, imgelem, düş gibi buluşlardır. Yeni bulunan bu güçler ruhun derinliklerinden ortaya çıkarılacak, gerekirse usun denetimine sokulacaktır. Freud, düş gibi gerçeküstücülük içln çok önemli bir ruhsal olaya dikkati ve ilgiyi çekmiştir: Düş, sürekli olup, gerçeğin bulunuşuna yardımcıdır. Uyanıklık durumunda, bellek düşü parçalara ayırır. Düş uyanıklığı denetim altında tutar. Düş kuran kişi tam bir doygunluğa erişir, özgürlüğe ulaşır. Düş, gerçeğin ve bilinçaltında yatan istekler ve duyguların toplandığı verimli bir kaynaktır. A. Breton, "görünüş bakımından birbirine aykırı olan iki ayrı durumun, (düş ve uyanıklık) bir çeşit salt gerçekçilik olan gerçeküstü içerisinde eriyip kaynaşacağına" inanır. Breton'nun ve gerçeküstücülerin ulaşmak istedikleri salt gerçekliktir. Şiirin görevi, olağanüstü denilen amacı, insanı salt gerçekliğe ulaştırmaktır. Şiirde söz konusu olan, düş yoluyla imgeleme erişmek, onun içerisinde salt bir özgürlük düşüncesiyle hiçbir şeyin ve durumun etkisinde kalmadan içinden geldiği gibi yazmaktır. Bu bağlam içerisinde değerlendirildiğinde ilk gerçeküstücü yapıt, gerçeküstücülüğün kuruluşundan önce 1921 yılında A. Breton ve P. Soupault'nun birlikte yayımladıkları Les Champs Magnétiques'dir (Ed. Au Sans Pareil). Romantik bir Iirizmle anlamsızın, geceyle gündüzün, us ile usdışının, imgelemsel ile gerçeğin düzensizce kaynaştığı, uyumsuz ve bağıntısız tümcelerden ve sayfalardan oluşan bu yapıttan birkaç örnek veriyorum: "Artık sevmek istemediğimiz kentler öldü. Bakın çevrenize: gökten başka, ilençten canımızın çıkacağı bu büyük, belirsiz yerlerden başka ne var ki! Düşlerimize dolan bu yumuşacık yıldızlara parmaklarımızla dokunuyoruz. Orada masalsı belenler var denildi bize: bir müzeden daha sıkıntılı bu Uzak-Batı'da atlı gezintiler geri gelmez artık. Büyük kuşlar dönmemek üzere havalanırlar da bağrışmadan giderler ve yivli gök çınlamaz çağrılarından, Göllerin, sulak yerlerin üzerinden geçerler; kanatları bir yana iter pek gevşek bulutları. Artık oturmamıza da göz yumulmuyor: yükselir aynı anda gülüşler ve günahlarımızı yüksek sesle haykırmamız gerekir." .................................................. ............. (.....) ==================== 6 Bkz. L'Esprit Nouveau. Manifeste d'Apollinaire. 1 Aralık 1918. Mercure de France. 7 Kırmızıdan yeşile her sarı ölür Papağanlar öterken ana ormanlarında Vurulmuş pihis takımları Tek kanatlı kuş üstüne düzülecek bir şiir olmalı Telefon yerine onu kullanırız Dev örselenme Çıkartan gözleri Torinolu kızlar içinde seçme bir kız derken Beyaz kravatına sümkürmez mi zavallı delikanlı Sen kaldır perdeyi Şıp diye pencere açılır .................................................. ................... Ey Paris Kırmızıdan yeşile her sarı ölür Paris Vancouver Hyérés Maintenon New York ile Antiller Pencere açılır tıpkı bir poıtakal Canım meyvası ışığın N. Cumalı. A.g.y. "Pencereler" s. 8 Monmartr'dan Monparnas'a Truva atı barış için savaş için Git ve gel Kuzey-Güney . l Işıklarla çan çalan ey at Kilisenin çatısı kurak mağara Çelikten parçalarında yağ akan fabrika Alevler ölüler odası GARLAR Gökyüzünün güzelliğine karşı korunaklar Çev. Tuğrul inal 9 Örneğin, Cazotte'un "Le Diable Amoureux"sü, 1772. Tuğrul İnal, Türk Dili Dergisi, Yazın Akımları Özel Sayısı, Cilt XLII, Sayı:349, Ocak 1981 |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Servisleri:
ForumTR Video -
ForumTR Haber -
ForumTR Oyun -
ForumTR Chat -
ForumTR Mail -
ForumTR IRC
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail
Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com