|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
Lise Bilgileri Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan Edebiyat Bilgisi Konusunu Görüntülemektesiniz => SÖZ SANATLARI MECÂZLAR Mecâz, bir kelimeyi hakikî anlamı dışında kullanmaktır. Mecâz sanatları da kelimenin mecâzî anlamı ile ilgilidir. Biz bu ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Hızlı Üye
![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 18-05-2007
Mesajlar: 1,315
Rep Puanı: 1640096
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
SÖZ SANATLARI
MECÂZLAR Mecâz, bir kelimeyi hakikî anlamı dışında kullanmaktır. Mecâz sanatları da kelimenin mecâzî anlamı ile ilgilidir. Biz bu bölümde kelimelerin mecâzî ve hakikî anlamları ile alâkalı sanatları vermeyi hedef aldık. Bu bahisde ele aldığımız teşbih sanatı, her ne kadar bir benzetme sanatı olsa da yine kelimenin anlamı ile alâkalı olması yönünden bu bölümde ele alınmıştır. Bu bâbda incelenen sanatlar şunlardır 1.Teşbih 2. Mecâz-ı Mürsel 3.İstiâre 4.Kinâye 5.Teşhis ve İntâk 6.Tarîz 1.TEŞBİH Sözü daha etkili bir hale getirmek için, aralarında türlü yönlerden ilgi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçlü olanı, nitelik bakımından daha güçlü durumda olana benzetmektir. Teşbih sanatında amaç, bir anlamda anlama güç katmaktır. Teşbih sanatında dört temel öğe vardır. Bu temel öğelerin kullanılıp kullanılmamasına göre teşbihin çeşitleri belirlenir. Bu temel öğeler şunlardır: 1. Benzeyen (Müşebbeh): Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha güçsüz durumda olanıdır. 2. Kendisine Benzetilen (Müşebbehün-bih): Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün, daha güçlü olan, kendisine benzetilen unsurdur. 3. Benzetme yönü (Vech-i şebeh): Birbirine benzetilen şeyler arasındaki ortak ilgi ve benzeyiştir. 4. Benzetme edatı (Edat-ı teşbih, Vasıta-i teşbih): Kavramlar arasında benzetme ilgisi kuran edat ya da edat görevinde olan kelimelerdir. Benzetme uygulanırken şu edatlar kullanılır: gibi, kimi, sanki, meğer ki, gûyâ, tıpkı, gûne, gûnâ, misl, misillü, niteki, nitekim, misâl, sıfat, mânend, âdetâ, çü, çün, tek, andırır, benzer, -veş, -âsâ, -vâr. Teşbih Çeşitleri Teşbihin çeşitleri daha önce söylediğimiz gibi teşbih öğelerinin birinin veya bir kaçının kullanılıp kullanılmamasına göre belirlenir. 1.Ayrıntılı Teşbih Dört öğesi de bulunan teşbihtir. Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime, Bir eski çıban gibi işliyor içerime. (Ayak Sesleri/ Necip Fazıl Kısakürek) Benzeyen: Sesler Kendisine benzetilen unsur:Eski çıban Benzetme yönü: Ağrımak Benzetme edatı: Gibi 2. Kısaltılmış Teşbih (Teşbih-i mücmel, Teşbih-i muhtasar) Benzetme yönü anılmadan yapılan benzetmedir. Ben gideyim; yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin İki yanımdan aksın , bir sel gibi fenerler. (Kaldırımlar/ Necip Fazıl Kısakürek) Benzeyen: Sel Kendisine benzetilen unsur: Fener Benzetme edatı:Gibi 3.Pekiştirilmiş Teşbih (Teşbih-i müekked) Benzetme edatı bulunmayan benzetme. Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık (Çile/ Necip Fazıl Kısakürek) Benzeyen:Ufuk, yollar Kendisine benzetilen unsur: Tilki, yumak Benzetme yönü: Kaçak, kurnaz; uzun, dolaşık 4. Güzel Teşbih (Teşbih-i beliğ) Benzeyen ve kendisine benzetilen öğelerle yapılan , benzetme yönü ve edatı söylenmeyen benzetmedir. Gül yüzlü bir âfetti ki, her bûsesi lâle; Girdik zaferin koynuna, kandık o visâle. (Maç Türküsü/ Yahya Kemal) Benzeyen: Zafer, bûse Kendisine benzetilen unsur: Sevgili, lâle Kendisine benzetilen unsur: Gül 5.Yaygın Teşbih (Teşbih-i temsîlî) Benzeyen ve kendisine benzetilenler arasında birden fazla ortak nitelik ve özellikleri sırayla ifade edilerek yapılan teşbihtir. Temsilî teşbihte her iki öğenin, ortak benzerlikleri anlatıldıktan sonra , manzumenin en sonunda ilgili olan temel öğe açıklanır. Aşağıdaki örnekte görüldüğü gibi Namık Kemal’in Nevha adlı şiirinde vatan bir sevgiliye benzetilmiştir. Benzeyen unsur olan vatan söylenmeyip , şiirin başından itibaren kendisine benzetilen unsur olan sevgilinin çeşitli özellikleri sıralanmıştır. Vatan şiirin en sonunda söylenmiştir. Nevha I Feminin rengi aks edip tenine Yeni açmış güle misâl olmuş İn’itâf ile bak ne al olmuş, Serv-i sîmîn safâlı gerdenine O letâfetle ol nihâl-i revân Giriyor göz yumunca rüyâma Benziyor, aynı kendi hülyâma, Bu tasavvur dokundu sevdâma Âh böyle gezer mi hîç cânân?... Gül değil arkasında kanlı kefen... Sen misin, sen misin garîb vatan?... (Namık Kemal) 2.Mecâz-ı Mürsel Hemen hemen her dilde bir kelimenin ifâde ettiği bir anlam vardır. Zamanla bazı kelimelere mecâzî anlamlar yüklenmiştir. Mecâz-ı mürsel sanatı da kelimenin mecâzî anlamı ile ilgilidir. Bir sözü gerçek anlamının dışında benzetme amacı gütmeden kullanmadır. Günlük konuşmada doğal olarak yaptığımız bu türlü mecâza, özellikle deyimlerde bol bol rastlanır. Mecâz-ı mürsel sanatı aradığımız kelimelerde, şu iki özelliğin olmasına kesinlikle dikkat etmeliyiz. Kelimenin gerçek anlamının dışında kullanılmış olmasına. Sözün gerçek anlamını düşünmemize engel bir düşünce olmamasına. “Göze girmek” ve “ayağa düşmek” deyimlerinde mecâz-ı mürsel vardır. Çünkü, her iki deyimde de “göz” ve “ayak” kelimeleri hakikî anlamının dışında kullanılmıştır. “Göze girmek” deyiminde bir insanın gözüne girmek mümkün değildir. Nitekim “ayağa düşmek” deyiminde de birinin ayağına düşmek düşünülemez. Buna göre “göze girmek” deyimi “başkalarının beğenisini ve sevgisini kazanmak”, “ayağa düşmek” deyimi de “rezil rüsva olmak” anlamındadır. Mecâz-ı mürsel, kavramlar arasında çeşitli ilgiler kurularak aktarılır. Bu ilgiler, nesne ve kavram arasında benzetmeden başka ilgilerdir ve çok çeşitlilik arz eder. Gerçek ve mecâzlı anlamlar arasında öncelikle parça-bütün ilişkisi söz konusudur. Parça-bütün alâkası parçayı söyleyerek bütünü kasdetmek; bütünü söyleyerek parçayı kasdetmektir. Durum-yer ilgisinde ise , durumu söyleyerek yeri kasdetmek, yeri söyleyerek durumu kasdetmektir. 3. İSTİÂRE Bir unsuru kendi adının dışında başka bir adla anmadır. Ancak anılan unsurlarla bir ilgi yönünün olmasına dikkat edilir. İstiâre hem bir mecâz, hem de bir benzetme sanatıdır. Gül yanaklı kızım örneğinde olduğu gibi kız, gül yanaklı olarak düşünülmüş yani bir teşbih sanatı yapılmıştır. Bir kişi kızına sadece Gül yanaklım derse o zaman istiâre yapmış olur; bir anlamda da mecâz sanatına başvurmuş olur. Bir kelimenin istiâreli kullanılıp kullanılmadığı anlamak için şu tespitlerde bulunmalıyız; bir başka deyişle istiârede şu noktalara önemle dikkat etmek gerekir. 1. İstiâre içeren kelime, kendi anlamında değil , gerçek anlamının dışında kullanılmış olmalıdır. 2. İstiâre olan yerde benzetme amacının bulunması gerekir.İstiâre teşbihin iki unsuru ile yapılır. Benzeyen ve kendisine benzetilen. Bu öğelerden birinin söylenip söylenmemesine göre de istiâre çeşitleri belirlenir. 1.Açık İstiâre (İstiâre-i musarraha) Teşbihin sadece benzeyen unsuru ile yapılan benzetmedir. Bu türlü istiârede benzeyen söylenmez. Divan edebiyatındaki mazmun (klişeleşmiş mecâz) ların çoğu istiâre durumundadır. Aşağıdaki örnekte görüldüğü gibi, solgun ukde ile sabır anılmıştır. Sabır, solgun ukdeye benzetilmiştir. Sabır söylenmemiş solgun ukde söylenmiştir. Yani sadece teşbihin benzeyen öğesi kullanılmıştır. Gönlüme sığınmış o solgun ukde Kim tanımaz sevdâ taşıyan sesi İşte tam o anda bir gül pembesi (Gül ve Sabır/ İhsan Sezal) 3. Kapalı İstiâre (İstiâre-i mekniye) Kendisine benzetilen unsuru kullanılarak yapılan istiâredir. Bu istiâre çeşidinde kendisine benzetilen unsur gizlendiği , söylenmediği için diğer istiâre çeşidine göre tespiti daha zordur. Bundan dolayı açık istiâreye göre dîvân şiirinde örneklerine az rastlanır. Aşağıdaki beyitte görüldüğü gibi bahçedeki ağaçlar, tecrid hırkasını giymiş dervişlere benzetilmiştir. Benzeyen unsur olan eşçâr-ı bağ söylenip, dervişler anılmıştır. Dervişle alâkalı olarak tecrîd hırkası zikredilmiştir. Çenâr ile de şeyh hatırlanmalıdır. Şeyhe gönderme yapmak için el almak tabiri kullanılmıştır. Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan 4.Yaygın İstiâre (İstiâre-i temsîliye) Temel öğelerden sadece birisi ile yapılan istiâredir. Bu temel öğenin, çeşitli benzerlikleri sıralanarak yapılan istiâredir. Bunu yaygın benzetme ile karıştırmamak gerekir. Zira yaygın teşbihte her iki öğe de anılır. Temsilî istiâre ise sadece bir öğe ile yapılır. Yahyâ Kemal’in “Sessiz Gemi” şiirinde müşâhede edildiği gibi “ölüm”, “tabut” bir “gemi” ye teşbih edilmiş. Ancak ölüm anılmadan gemi zikredilmiştir. Sessiz Gemi Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhûe giden bir gemi kalkar bu limandan Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli, Bîçâre gönüller ! Ne giden son gemidir bu! Hicrânlı hayatın ne de son mâtemidir bu! Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler, Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Birçok gidenin her biri memnûn ki yerinden Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden. (Yahyâ Kemâl) 4. KİNÂYE Bir sözcüğü ya da sözü gerçek anlamının dışında benzetme amacı gütmeden ve sözün gerçek anlamını düşünmemizi engelleyici ipucu (karîne-i mânâ’) olmaksızın mecazlı anlamda kullanmadır. Kinâyede sözün gerçek anlamı da kasdedilmiş olabilir. Başka bir deyişle, gerçe-ği mecâz yoluyla dolaylı olarak anlatmaktır. Ancak, sözün gerçek anlamından bir sonuç çıksa da , asıl geçerli olan mecâzlı anlamıdır. Deyimlerin çoğu mecâzlı anlamlar içeren kinâyeli sözlerdir. Nitekim “âteş basmak” deyimi kinâyeli bir sözdür. İnsan ayağı ile ateşe basabilir. Ancak âteş basmak ile kasdedilen birinin hararetlenmesidir. Ayağı yer mi basar zülfüne ber-dâr olanın Zevk u şevk ile verir cân u seri döne döne (Necâtî) ( Senin saçına asılan kişinin ayağı yere mi basar; canını ve başını zevk ve şevk ile döne döne verir.) 5. TEŞHİS VE İNTAK Teşhis, kişileştirmektir. İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkları, düşünen, duyan ve hareket eden bir insan kişiliğinde göstermektir. Bu sanat, yapılırken teşbih ve istiâre gibi diğer mecâz sanatlarından da istifâde edilir. İntak da konuşturmaktır. İnsan dışındaki varlıkları insan gibi konuşturmaktır. İntakta kesinlikle teşhis, kişileştirme vardır. Fakat teşhiste her zaman intak olmayabilir. Masallar ve fabllarda teşhis ve intak sanatına sık sık başvurulur. Ben gidersem sazım sen kal dünyada, Gizli sırlarımı âşikâr etme. Lâl olsun dillerin, söyleme yâda, Garip bülbül gibi âhuzâr etme. (Sazıma/ Aşık Veysel) 6. TA’RĪZ Sözlük anlamı “ söz söylemek, sataşmak, ilişmek” anlamındadır. Edebiyat terimi olarak bir kavramın bir şeyi söyleyip , onun büsbütün tersini kasdetmektir. Sözün gerçek anlamı doğru gibi görünse de , asıl amaç , sözün ters anlamına yüklenmiştir. Bu amaçla ta'rîz sanatı , bir kişiyi ya da durumu alaya almak ve iğlenemek amacıyla yapılır. Aşağıdaki Ters Öğüt Destanı adından da anlaşılacağı gibi verilen öğütlerin ters anlamları zikredilip; ta’rîz sanatına en güzel örnektir. Ters Öğüt Destanı Bir nâsihâtım var zamana uygun Tut sözümü yattıkça yat uyanma Meşhûr bir kelâmdır sen kazan sen ye El için yok yere âteşe yanma ANLAMLA İLGİLİ SANATLAR Bir kelimenin anlamını esas alan sanatlar bu bölümde incelenir. Bu sanatlardan bazıları, kelimenin hem anlamı hem de mecazî anlamı ile ilişkilidir. Bu bölümdeki bazı sanatlarda ise bir duygu ve düşünceyi nükteli bir biçimde söylemek esastır. Bu babda incelenecek sanatlar şunlardır: 1 . ÎHÂM İki ya da ikiden fazla anlamı olan bir kelimeyi bir dize ya da beyit içinde bütün anlamlarını tebliğ ederek bildirme sanatıdır. Bu sanatta önemli olan husus, beytin umumî anlamıyla , kelimenin diğer anlamları uyuşmasıdır. Îham sanatını tevriye ve kinâye sanatları ile karıştırmamak gerekir. Her üç sanatta da kavramların birkaç anlamı kullanılır. Ancak tevriye sanatında kasdedilen ikinci anlamdır; kinâye sanatında ise mecâzlı anlamdır. Bu beyitte ayak sözcüğünde iham sanatı vardır. Ayağın lügat anlamı “ insan uzvu; kadeh”tir. Beyiti kelimenin her iki anlamıyla da düşünmek mümkündür. Vardım ki yurdundan ayak göçürmüş Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı Câmlar şikest olmuş meyler dökülmüş Sâkîler meclisten çekmiş ayağı (Bayburtlu Zihni) İhâm sanatı, tenâsüp ve tezat sanatlarına bağlı olarak da yapılır. Tenâsüble birlikte yapılan îhâma îhâm-ı tenâsüp tezatla birlikte yapılan îhâma ise îhâm-ı tezat denir, a. Îhâm-ı tenâsüb Birkaç anlamı olan bir kelimenin dize ya da beyit içinde söylenmemiş anlamıyla, diğer kelimeler arasında anlam ilgisi kurmaktır. Bu sanat, îhâm ve tenâsüb sanatlarının birleşmesinden meydana gelmiştir. Ehl-i aşkın nâlesin ney kâmetin çeng eyledin Pâdişehsin ettiğin şimden gerü kânûn olur (Bâkî) (Aşıkların feryâdlarını ney, boyunu da çenge benzettin; sen padişahsın, şimdiden sonra senin bütün yaptıkların kanundur.) Kanun kelimesinin yasa anlamı kullanılıp; musıkî âleti olan kânûn ile nâle, ney, çeng arasında îhâm-ı tenâsüb sanatı vardır. b. Îhâm-ı tezat Îhâm-ı tezat sanatı da bir bakıma îhâm-ı tenâsüb gibidir. Aradaki tek fark, birden fazla anlamı olan bir kelimenin söylenmeyen anlamı ile tezad ifade eden bir kelimeyi bir beyit ya da mısra’içinde birlikte kulllanmaktır. Serverlik ister isen üftâdelik şi’âr et Kim düşmeden ayağa çıkmadı başa bâde (Fuzûlî) ( Başa çıkmak istersen alçak gönüllüğü düstur edin; ki şarap kadehe konulmadan başa çıkmadan.) Ayak kelimesi, bilindiği gibi hem kadeh hem de ayak anlamındadır. Beyitte ayak anlamı ile baş arasında tezad sanatı vardır. 2.TEVRİYE Tevriye, iki anlamı olan bir kelimeyi uzak anlamını kasdederek kullanmaktır. Tevriye sanatında kelimenin beyitteki görünen anlamı değil, daima uzak anlamına gönderme yapılır. . Tevriye sanatında her zaman önemli olan kelimenin uzak anlamıdır. Bu sanatta çoğunlukla îhâm sanatı ile karıştırılır. Îhâm sanatında, birden fazla anlamı olan bir kelimeyi beyit ya da dize içinde her iki anlamıyla düşünmek mümkündü. Yani beyit ya da dize kelimenin her iki anlamıyla açıklanabilir. Aşağıdaki örneklerde de görüldüğü gibi koyu harfle belirtilen kelimelerin, öncelikle beyitte, görünürdeki anlamları kullanılıp uzak anlamları kastedilmiştir. Birisi kâlû belâda biri bâb-ı yârda Pâdişâh-ı aşk-ı pâk ancak iki dîvân eder (Yahyâ Bey) (Halis aşk padişahı, biri kâlû belâda biri de sevgilinin kapısında olmak üzere iki dîvân tertipler.) Dîvân, toplantı yeri; şâirlerin şiirlerini topladıkları eserin adıdır. Beyitte görünürdeki anlam toplantı yeri, kasdedilen anlam ise şâirlerin şiirlerini topladıkları eserdir. 3. TENÂSÜB Herhangi bir konu hakkında birbiri ile alâkalı kelimeleri herhangi bir düzene riâyet etmeden bir beyit ya da mısra’ içinde kullanmaktır. Tenâsüb, Mürâ’ât-ı Nazîr sanatı olarak da bilinir. Kızarmış terleyip ruhsârın ey meh tâb göstermiş Halîl-âsâ cemâlin âteş içre âb göstermiş (Rahşânî) ( Ey ay yüzlü güzel, yanağın kızarmış terleyerek hararet kazanmış; yüzün de Hz. İbrahim gibi ateş içindeki su haline gelmiş.) 4. LEFF Ü NEŞR Leff, toplama; neşr de yayma, saçma demektir. Bir beyitte , birinci dizede en az iki kavramı söyleyip , ikinci dizede bunlarla alâkalı kavramları vermektir. Dîvân şiirinde çok sevilmiş ve kullanılmış bir sanattır. Çoğunlukla klişe haline gelmiş mecâzlarda uygulanır. Leff ü neşr sanatı teşbih ve istiâre sanatları ile yakından ilgilidir. Leff ü neşr , birinci dizede söylenenlerin , ikinci dizede düzenli ve düzensiz açıklanışına göre ikiye ayrılır. A.Leff ü neşr-i müretteb Birinci dizede söylenen kavramların karşılıkları ikinci dizede aynı sırayı izlerse düzenli leff ü neşr sanatı yapılmış olur. Yüzün ile gözün katında anmak Gül ile nergisi terk-i edebdir (Ahmedî) ( Senin yüzünün ve gözünün huzurunda gül ve nergisi anmak, edebi terk etmektir, saygısızlıktır.) B.Leff ü neşr-i gayr-i müretteb Düzensiz leff ü neşrde ise birinci dizede verilen kavramların tekâbülleri , ikinci dizede ters ya da karışık olarak bulunur. Gülşene nergis ü gül hayli letâfet verdi Şimdi açıldı dahi yüzü gözü gülzârın (Bâkî) ( Gül bahçesine nergis ve gül hayli güzellik verdi, şimdi gül bahçesinin yüzü gözü açıldı.) 5. TECÂHÜL-İ ÂRİF Bilinen bir hakikati , bilmiyormuş gibi söylemektir. Tecâhül-i ârif ne hiç bilmemektir ne de bildiğini saklamaktır. Bir anlamda bildiğini türlü sebeplerle saklamaktır, imâlı yoldan anlatmaktır. Bu sanatı icrâ ederken mübâlağa ve istifham sanatlarından faydalanılır. Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı (Fuzûlî) ( Ayrılık gecesi, canım yanar, ağlayan gözlerim kan döker; figanlarım halkı uyandırır, kara bahtım uyanmaz mı?) 6. HÜSN-İ TA’LÎL Hüsn-i ta’lîl, hakikî bir hadisenin meydana gelmesini, hayâli ve güzel bir sebebe bağlamaktır. Bu sebebin kesin bir hükmü ihtivâ eder nitelikte olması gerekir. Bu sanatta, hakikati, hayale dayandırma söz konusudur. Bu bakımdan edebiyatımızda en çok tecâhül-i ârif sanatı ile karıştırılır. Tecâhül-i ârifte meşhur, hakikî bir olayı bilmezden gelme durumu vardır. Güzel bir sebebe bağlama hadisesi yoktur. Hüsn-i ta’lîl de ise kesinlikte hayâlî ve güzel bir sebeb aranır. Bâğ-ı âlemde yüzün mânendi bir gül isteyip Cüst u cû edip gezer gülzârı bülbül şâh şâh (Avnî) ( Bülbül, dünya bahçesinde yüzüne benzer, bir gül bulma arzusu ile gül bahçesini araştırarak dal dal gezer.) Beyitte bülbülün gül bahçesine bulunma hakikati , sevgilinin yüzüne benzeyen bir gül bulma gibi hayalî ve güzel bir sebebe isnâd edilmiştir. 7. SİHR-İ HELÂL Sihr-i helâlin bir lügat anlamı güzel şiir söylemedir. Edebiyat terimi olarak, her iki tarafa bağlanması mümkün olan bir kelime veya kelime öbeklerini bir ara cümle olarak ya da bir mısra’ sonunda kullanılmaktır. Muhtevî mısra’da kullanılan bu kelime ve kelime öbeklerinin diğer mısra’ başındaki ifade ile kaynaşmış olmasına mümkün mertebe dikkat etmek gerekir. Âkıl isen vahş u tayrın şâhı ol Mecnûn gibi Başına mürg âşiyânından külâh-ı devlet al (Hayâlî) ( Mecnûn gibi akıllı ise vahşi hayvanların ve kuşların şahı ol; Mecnûn gibi başına kuş yuvasından saadet külâhı al.) |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Servisleri:
ForumTR Video -
ForumTR Haber -
ForumTR Oyun -
ForumTR Chat -
ForumTR Mail -
ForumTR IRC
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail
Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com