|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
| Turizm ve Tatil Turizm konusundaki tüm sorularınıza yanıtlar, Tatile nereye gidelim, nasıl gidelim? |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
baş baş
![]() Giriş Tarihi: 22-08-2005
Yer: elması tattınızmı?
Yaş: 24
Mesajlar: 6,607
Rep Puanı: 1998006
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
İNANÇ TURİZMİ ![]() Ulusal sınırları hesaba katmaksızın dünyada meydana gelen teknolojik değişiklikler insanları bir araya getirmektedir. Yazının icadından bu yana, belkide 9,000 veya 10.000 yıl önce, dünya üzerindeki bazı yerler, farklı kültür, uygarlık ve dinler arasında oluşan yakın ilişkilere sahne olmuştur. Gerek ilk çağ medeniyetlerinin Anadolu'da gelişmesi gerekse Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde havarilerin ortaçağda ise Musevilerin bulundukları ülkelerde karşılaştıkları ağır baskı ve yok etme politikaları sonucu, bu topraklara sığınmış olmaları Türklerin kendi dini olan İslamiyet'e ait eserlerin yanı sıra çok sayıda sinagog ve kilisenin Anadolu'da yer almasına neden olmuştur. Milletimizin İslami anlayış paralelinde derin saygı ve hoşgörü içerisinde günümüze kadar ulaşan bu eserler Türkiye'yi diğer ülkelerden daha avantajlı duruma getirmektedir. İnsanların devamlı ikamet ettikleri, çalıştıkları ve her zamanki olağan ihtiyaçlarını karşıladıkları yerlerin dışına, dini inançlarını gerçekleştirmek inanç çekim merkezlerini görmek amacıyla yaptıkları turistik amaçlı gezilerin turizm olgusu içerisinde değerlendirilmesi İnanç Turizmi olarak tanımlanabilmektedir İstanbul Eyup Sultan Cami: Fetihten sonra İstanbul'da yapılan ilk camidir. 1458 yılında fatih Sultan Mehmet tarafından türbe ile birlikte yaptırılmıştır. Şimdiki cami ise, 1800 yılında eski caminin minareleri dışında temeline kadar yıktırılarak Hüseyin Efendi gözetiminde yapılandır. Eyup Sultan Türbesi: 1458 de yapılan türbede, Mekke'ye gelerek İslamiyet'i ilk kabul eden ve Hz. Muhammed'in bayraktarlığını yapan Halit Bin Zeyd (Hz. Eyüp) yatmaktadır. Eyüp, Arapların İstanbul'u yedinci defa kuşatması sırasında Emevi hükümdarlarından Ebu Süfyan emrindeki orduda savaşa katılmış ve şehit düşmüştür. Surların dışındaki Eyüp'ün mezarı, Fatih'in İstanbul'u fethinden sonra hocası Akşemsettin tarafından bulunmuştur. Fatih, bu mezarın üzerine türbe, yanına da cami yaptırmıştır. Fatih Cami: Cami, Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethinden önce harabe durumunda olan Havariler Kilisesi'nin bulunduğu yere yaptırılmıştır.Çevresinde bulunan değişik din vakıflarıyla çok büyük bir külliye oluşturmaktadır. Mimar Sinaneddin Yusuf tarafından yapılan bu külliye 1462-1470 yılları arasında tamamlanmıştır. Türklere özgü ve Bizans mimarisinden hiç etkilenmemiş bir yapı olarak kabul Bayezıt Cami: Kendi adı ile anılan meydandadır. Bu büyük cami ve külliyesi, (medrese, mektep, imaret, kervansaray ve hamam), Fatih'in oğlu II. Bayezit tarafından 1501-1506 yıllarında yaptırılmıştır. Araları 87 m olan birer şerefeli iki minaresi vardır. Bayezit Caminin planı Ayasofya'ya benzer. Ancak ondan özellikle bir kültürün değişik karaktere sahip tapınma düzenini içeren mükemmel mimari uygulaması ile ayrılır. Süleymaniye Cami ve Külliyesi : Mimar Sinan'ın kalfalık eserim dediği Süleymaniye Cami ve külliyesi, İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Külliye, şehircilik açısından başlayarak, teknik, dayanıklılık, estetik ve bezeme gibi her sanat türünde üstün bir başarı sergilemektedir. Altı medrese, tabhane, imaret, kervansaray, bimarhane, hamam, mektep, oda ve dükkanlar ve Kanuni ile Hürrem Sultan'ın türbelerinden oluşan Süleymaniye külliyesi sosyal ve kültürel bağlantıları ile Fatih külliyesinden sonraki en büyük komplekstir. Süleymaniye Cami ve Külliyesi : Mimar Sinan'ın kalfalık eserim dediği Süleymaniye Cami ve külliyesi, İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Külliye, şehircilik açısından başlayarak, teknik, dayanıklılık, estetik ve bezeme gibi her sanat türünde üstün bir başarı sergilemektedir. Altı medrese, tabhane, imaret, kervansaray, bimarhane, hamam, mektep, oda ve dükkanlar ve Kanuni ile Hürrem Sultan'ın türbelerinden oluşan Süleymaniye külliyesi sosyal ve kültürel bağlantıları ile Fatih külliyesinden sonraki en büyük komplekstir. 1550-1557 yılları arasında Kanuni tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Tepenin üstüne kat kat konumlandırılmış ekleri ile dikkat çekici bir düzenlilik gösteren bir bütün halindedir. Avlunun köşelerinde sade ve zarif dört minare yükselmektedir. Bu minarelerden ikisi ikişer, ikisi üçer şerefelidir. 10 şerefe, Kanuninin 10. hükümdar olduğuna işarettir. Tamamı, organik olan cami planında, hiç bir bölüm diğer bölümün güzelliğine kurban edilmemiştir. Kendine özgü eğilimleri olan bir kültürün zevk ve geleneklerine yansıyan bu abide teknik etkiyi zedelemeksizin mimari ile kaynaşmış aşırılıktan uzak sade bir incelikle süslenmiştir. Çiniciliğin en verimli çağında yapılmasına karşın sadece mihrap duvarları çinilerle kaplanmıştır. Camide az rastlanır hassaslıktaki akustiği göz ardı etmemek gerekir. Caminin mihrabı önünde Kanuninin türbesi vardır. Bu türbenin solunda, az rastlanan renk ve çizgilere sahip çinilerle süslenmiş Hürrem Sultan'ın türbesi, sol tarafındaki köşede ise, çeşitli türde yüzlerce mimari eser yapan Koca Sinan'ın mütevazı türbesi yer almaktadır. Mimar Sinan Türbesi: Süleymaniye caminin avlusundadır. Baş Mimar Sinan (ölümü 1588) dikkat çekici bir güzellik ve sadelikte olan bu seçkin türbeyi kendisi için inşa etmiştir. Yapı, ustanın dehasına tamamıyla uygun düşen sadeliği ve zarafeti sergilemektedir. Sultan Selim Cami: Edirnekapı civarında, Sultan Selim mevkiindedir. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında bitirilmiştir. Ana giriş kısmındaki yazıda yapımını I. Selim'in emrettiği kaydedilmekte, bazı kaynaklara göre ise oğlunun babasının anısına yaptırdığı söylemektedir. Çok sade mimarisi vardır. Yapının içinde hünkar mahfilinin tavanı ilginç ve zengin bir süsleme ile kaplıdır. Caminin mihrap tarafında, sekizgen formda, sedef kaplamalı cam ve kapıları, nefis çini kitabeleri olan Yavuz Selim Türbesi, yakınında gene girişinde ender çiniler bulunan Kanuninin şehzadeleri ile kızlarının türbeleri, arkasında Sultan Abdülmecit Türbesi bulunmaktadır. Haseki Cami: 1538 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan adına yapılan bu eserin mimarı Sinan'dır. Etrafında yer alan medrese, darüşşifa, imaret ve sebilden oluşan zarif bir külliyedir. 1612’de I. Ahmet zamanında genişletilmiştir. Yeni Cami: Eminönü'ndedir. 1597 yılında III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan tarafından başlatılan cami inşaatı, pencere hizasına kadar geldiğinde, padişah ve annesi ölmüştür. Yarım kalan inşaat 1663'te IV. Mehmet'in annesi Turhan Sultan'ın iradesiyle tamamlanmıştır. Taş işçiliği ile özellikle hünkar mahfilinin mimari tarzı ve çini süslemeleri çok güzeldir. Dışta kubbe ve kubbeciliklerin diziliş şekli ilgi çekicidir. Şehzade Cami: Saraçhane'de Belediye Sarayı karşısındadır. Kanuni, 1543'de ölen oğlu Mehmet için Mimar Sinan'dan bir cami yapmasını istemiş, 1544'de başlayan yapım 1548'de tamamlanmıştır. Şehir merkezinde bulunan cami, medreseler, türbeler, tabhane ve imaretten oluşan bir kompleksin ortasında yer almaktadır. Tarzında tek olan iki minaresinin süslemeleriyle dikkati çeker. Güzel hatları ve iyi değerlendirilmiş boyutlarıyla kendisini diğer örneklerinden ayıran bu yapı, Mimar Sinan'ın ilk önemli eseridir. Etrafında pek çok türbe vardır. Nuruosmaniye Cami: Kapalı çarşının Nuruosmaniye girişindedir. Bu caminin yapımı I. Mahmut tarafından 1748 yılında başlatılmış, vefatı ile III. Osman devrinde 1755 yılında tamamlanmıştır. Sanat değeri büyük olan yazılar, devrin tanınmış hattatlarından Eğrikapılı Rasim ve Mumcuzade Ahmet Efendinin eseridir. Rüstempaşa Cami: Kanuni'nin sadrazamlarından Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Eminönü'ndeki yer hem çukur, hem de ticari merkez olduğundan Sinan, caminin altına mahzenler ve dükkanlar yapmıştır. Caminin asıl değeri, dışta giriş avlusunun duvarları, içte fil ayakları da dahil olmak üzere her tarafının XVI. yy. İznik çiniciliğinin en güzel örnekleri olan karanfil, papatya, lale, gül, zambak gibi değişik çiçek motiflerinden oluşmuş kompozisyonlarla işlenmiş olmasından ileri gelmektedir. Çok ince bir sanat ürünü olan bu çiniler, klasik dönemin en güzel örnekleri arasında sayılabilir. Bu cami, adeta bir çini müzesi olarak tanınmaktadır Sokullu Mehmet Paşa Cami: Kadırga'dadır. III. Selim'in kızı Esmehan Sultan tarafından, kocası Sadrazam Mehmet Paşa'nın anısı için, 1671 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Caminin içi kubbe eteklerine kadar devrinin en güzel çinileri ile bezenmiştir. Minber külahı da çinidir. Yeni Valide Cami: Üsküdar'dadır. III. Ahmet'in annesi Gülnuz Sultan tarafından 1710 yılında külliye halinde yaptırılmıştır. Çifte minareli, iki şerefelidir. Gerileme dönemi, dekorasyonu ile hala sıkı sıkıya eski geleneğe bağlı klasik tarzın son örneklerinden olan bu yapıda, oranlar ve kullanılan malzemeler açısından kendisini hissettirmektedir. Bezm-i Alem Valide Sultan (Dolmabahçe) Cami: Avlu kapısının üzerinde bulunan Şair Ziver'in kitabesinden anlaşıldığına göre, caminin yapımını başlatan Valide Sultan, 1853 yılında tamamlatan ise oğlu Abdülmecit'dir. 1848 yılına doğru kuşatma duvarları kaldırılmış ve cami içine deniz müzesi kurulmuştur. İmrahor İlyas Bey Cami (Studios Manastırı): Samatya Yedikule arasında 463 yılında yapılmıştır. İstanbul'un eski Bizans yapılarından olan bina, vaftizci Yohannes'e ithaf edilmiştir. Binanın zemininde 13. yy.a ait döşeme mozaikleri görülür. İstanbul'un fethinden sonra 1486 yılında İlyas Bey tarafından camiye çevrilmiştir. Daha sonra çeşitli zamanlarda meydana gelen deprem ve yangın nedeniyle, büyük ölçüde zarar gören yapının 1908'de çatısının çökmesiyle yapı onarılmayarak günümüze kadar bu haliyle gelmiştir. Kariye Müzesi (Khora Manastırı): İstanbul'un Edirnekapı semtinde bulunan Kariye, kent dışı kırsal alan anlamına gelen Khora sözcüğünden gelir. Khora Kilisesi, daha önce burada mevcut olan bir şapelin yerine İmparator Justinianus zamanında inşa edilmiştir. Zamanla harap olan yapı XI. yüzyılda yeniden yapılmıştır. Latin istilası sırasında çok harap durumda bulunan kilise XIV. yy. başlarında Theodoros Metekhites tarafından onartılmıştır. Kariye Müzesindeki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine ait XIV. yüzyılın en güzel örnekleridir. Hz. İsa'nın ve Hz. Meryem'in hayatına ait sahneler yer alır. 1453 İstanbul'un fethinden sonra bir süre kilise olarak kullanılan yapı 1511 tarihinde camiye dönüştürülmüş, mozaik ve freskler sıva ve tahta kepenklerle örtülmüştür. 1948-1958 yılları arasında Amerikan Bizans Enstitüsü'nün yaptığı çalışmalar sonunda bütün mozaik ve freskler ortaya çıkarılmış ve müze olarak ziyarete açılmıştır. Fethiye Cami (Pammakaristos Manastır Kilisesi): İstanbul'un Fatih semtindedir. Bizans döneminde yaptırılan Pammakaristos manastırının kilisesidir. Latin istilasının son bulmasıyla XIII. yüzyılda eski kilise kalıntıları üzerine yeniden yaptırılmıştır. Fetihten sonra, Hıristiyanların elinde kalıp kadın manastırı olarak kullanılmış, 1455 yılında patrikhane buraya taşınmış, 1586 yılına kadar patrikhane olarak kalmıştır. Bu kiliseyi III. Murat (1574-1595) zamanında camiye çevrilmiş ve Fethiye Cami adı verilmiştir. Kuzey kilise halen cami olarak kullanılmakta, ek kilise ise duvarları XIV. yüzyılın güzel mozaikleri ile süslü olup 1938-1940 yıllarında onarıldıktan sonra müze olarak Ayasofya Müzesi Müdürlüğüne bağlı bir birim haline getirilmiştir. Aya İrini Anıtı (St. İrene): Topkapı Sarayı I. avlusunda yer alan Aya İrini VI. yy. da İmparator Justinianus zamanında inşa edilmiştir. Malzeme ve mimarisi ile tipik bir Bizans yapısıdır.<br><br> Tophane Müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşanın 1846 yılında Türk Müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müzeyi Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekanlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk'e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmıştır. Daha sonra bir süre boş kalan yapı onarılmış ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğüne bağlı bir birim haline getirilmiştir. Zeyrek Cami (Pantakrator Manastır Kilisesi): Bizans'ın önemli bir manastır kompleksinin baş kilisesidir. Üç kiliseden meydana gelmiştir. Büyük kilise II. İoannes Komnenos'un birinci eşi Eirene tarafından (1118-1143) yaptırılmış ve Hz. İsa'ya ithaf edilmiştir. Önce bu kiliseye cenaze törenlerinin yapıldığı küçük bir kilise, daha sonra ise Theotohas Eleousa'nın himayesinde bir başka kilise eklenmiştir. Fetihten sonra kilisenin bölümleri medreseye çevrilmiş ve zamanın bilginlerinden Molla Zeyrek'in adını almıştır. 1953 de tabanın altında, yuvarlak ve dikdörtgen şeritlere bölünmüş mozaik bir taban bulunmuştur. Bu kilise zenginliği ve zarif çizgileri ile XII. yy. imparatorluk sanatını yansıtmaktadır. Küçük Ayasofya Cami (Ss. Sergius ve Bacchus Kilisesi): İmparator Jüstiniaus tarafından 527-536 yılları arasında yaptırılmıştır. Sergios ve Bakhos adlı iki azize ithaf edilmiştir. Bizans'ta ender görülen bir örnek olarak önemlidir. Fetihten sonra 1504 yılında kilise, atriumun yerine beş kubbeli hal ve vaziye hücreleri ekleten Kapuağası Hüseyin Ağa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Burada ilgi çekici husus iç kısımda sütunların üzerinde yer alan bir kitabe frizidir. Detaylı Bilgi Eski İmaret Cami (Pantepoptes Manastır Kilisesi): Fatihten Haliç'e inen sırtta olup, II. yy. başına aittir. I. Alexios'in annesi Anna Dalaena tarafından yaptırılmıştır. Devrinin mimarisinin en güzel örneğidir. Neve Şalom Sinagogu: Galata'da, Büyük Hendek Caddesi üzerindeki sinagogun adı "Barış Vahası" anlamına gelmektedir. 25 Mart 1951 tarihinde açılışı yapılan bu sinagog halen İstanbul'un en modern ve görkemli sinagogu olup düğün, bar, mitzva (ergenlik töreni) ve cenaze gibi birçok dini törene veya Hahambaşılık İs'ad törenlerine sahne olmuştur. İtalyan Sinagogu: Galata'da Şair Ziya Paşa Yokuşu üzerindedir. Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan, özellikle İtalyan ve Avusturya tebalı Musevilerin kurduğu bu sinagog 1886’da hizmete girmiştir. Gotik stilde cephesi ve mermer merdivenleri ile görülmeye değer bir sanat eseridir. Aşkenazi Sinagogu: Sayıları binin altına düşen Aşkenaz ritine mensup Musevilerin bir zamanlar İstanbul'da bulunan bir kaç sinagogundan halen hizmette kalan tek sinagogdur. Galata'da Yüksek Kaldırım Caddesi'nde bulunan sinagog, Avusturya kökenli Aşkenazlar tarafından yaptırılmış olup, Avrupa stili cephesi ve Polonya etkili tahta pagoda stilindeki Ehal ve Teva'sı (dua kürsüsü) ile geleneksel Sefarad ve Romaniot sinagoglarından farklı bir görünüm arz eder. Zülfaris Sinagogu: Galata'da bulunan ve 17. yy.dan beri mevcut olan bu sinagogun bugünkü binası 19. yy.a aittir. Neve Şalam Sinagogu inşa edilmeden önce birçok dini törenin icra edildiği bu sinagog, birkaç yıldan beri fiili hizmette bulunmamaktadır. Ancak 1992 yılı kutlama etkinlikleri programı içinde sinagogun dini yapı kimliği kaybedilmeden "500 Yıllık Huzurlu Yaşam Müzesi"ne dönüştürülmesi kararlaştırılmıştır Ahrida Sinagogu: Balat'ta bulunan sinagog Makedonya'nın Ahri kasabasından göç edenler tarafından 15. yy.da kurulmuştur. Gemi pruvası şeklindeki Teva'sı (dua kürsüsü) bazılarına göre Nuh'un gemisini, bazılarına göre de Sefarad göçmenlerinin İspanya'dan Osmanlı limanlarına getiren Osmanlı kadırgalarını simgeler. 500 yılı aşkın bir süre, sürekli hizmet veren Ahrida sinagogu birkaç kez yanmış ve yeniden inşa edilmiş veya tamir görmüş olup 500 yıl etkinlikleri programı çerçevesinde rastlanabilen en eski görünümü olan Lale Devri barok stilinde restore edilmiştir. Yanbol Sinagogu: Makedonya'nın Yanbolu kasabasından göç edenlerin kurup adını verdikleri Balat'taki bu sinagog, yörenin halen hizmette olan ikinci tarihi Musevi yapıtıdır. Sinagogun toprak boyalı tavan tezyinatındaki tabloların Yanbolu Kasabası'nı resmettiği ifade edilir. Haydarpaşa Hemdat İsrael Sinagogu: Haydarpaşa Tren İstasyonuna çok yakın bir mesafede bulunan Sinagog, 3 Eylül 1989 tarihinde hizmete girmiş olup ismini kuruluş öyküsünden alır. Sinagogun inşasına engel olmak isteyenler tarafından çıkartılan kargaşayı önleyen II. Abdülhamit'e bir şükran nişanesi olarak sinagoga Arapça harflerle aynı şekilde yazılan "Hamid" ve "Hemdat" (Şefkat) sözcüklerinden yaralanarak " İsrail oğullarının şefkati" anlamına gelen "Hemdat İsrael" adı verilmiştir. Etz Ahayim Sinagogu (Ortaköy): Eski zamanlardan beri Musevilerin yaşadığı Ortaköy, 1618 Büyük Bedesten yangınından sonra gelip yerleşenlerle tipik bir Musevi yerleşim bölgesi olmuş, kısa kenarlı bir üçgen içindeki cami, kilise ve sinagogu ile üç semavi dinin ahenk ve huzur içinde yan yana yaşadığı bir örnek teşkil etmiştir. "Hayat Ağacı" anlamındaki ismi ile Ortaköy Etz Ahayim Sinagogu'nu tarihçesi, tamirat fermanlarından anlaşıldığına göre 17. yy.a kadar uzanır. 1941 yılında bir yangın sonucu tamamen harap olmuş ve sadece halen bahçesinde deniz cephesinde görülen Ehal'i (Kutsal Tevrat kopyası el yazması parşömenlerin muhafaza edildiği dolap) kalmıştır. ![]() ALINTIDIR... diğer illerdeki inanç turizmi merkezlerinide eklemeye çalışacağım ![]() |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | |
|
baş baş
![]() Giriş Tarihi: 22-08-2005
Yer: elması tattınızmı?
Yaş: 24
Mesajlar: 6,607
Rep Puanı: 1998006
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Alıntı:
madem konya dedin koyalım hemen Konya Mevlana Türbesi ve Dergahı (Merkez): Türbenin çekirdeği 1230 yılında, Mevlana'nın babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veledin vasiyeti üzerine buraya gömülüp, üzerine basit bir türbe yapılmasıyla oluşmuştur. Mevlana'nın ölümünden sonra ise Pervane Muiniddin ve karısı Gürcü Hatun tarafından buraya bir türbe yaptırılmıştır. Türbe daha sonra dini ve sosyal işlevli mimari eklemeler yapılarak günümüzdeki şekliyle bir Mevlevi dergahı haline getirilmiştir. Mevlana'nın ölümünden sonra yani 1273 yılından itibaren imarına başlanan dergah Cumhuriyetten sonra müze haline dönüştürülmüştür. Müzede Mevlana ve diğer Mevlevilere ait veya çeşitli yollarla dergaha gelmiş değerli yazmalar, hat ve tezhip örnekleri, maden cam ve ahşap eserler ile Mevlevi musikisi enstrümanları, halı ve kilimler sergilenmektedir. Türbenin en ilgi çekici kısmı Hz. Mevlana ve oğlu Sultan Veledin kabirleri üzerinde yükselen Kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe) dir. 1396'da Selçuklular döneminde Mimar Bedreddin'in yaptığı kubbe yeşil çinilerle kaplıdır. Türbenin içi alçı rölyef, kalem işi nakış ve yazılarla süslenmiştir. Hz. Mevlana'nın sandukası dönemin ahşap işçiliğinin üstün örneklerindendir. Ancak bu yüksek sanduka şu an babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veledin üzerinde bulunmaktadır. Türbenin kuzeyinde XVI. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Semahane (Mevlevi ayinlerinin, semanın yapıldığı yer) ve mescid kısımları yer alır. Şeb-i Aruz Havuzu ise dergah mutfağının önündedir. Mevlana'nın ölüm yıldönümlerinde, Şeb-i Aruz (Düğün Günü) olarak adlandırılan günlerde havuz etrafında sema töreni yapılır. Hz. Mevlana ölümü Tanrıya kavuşma yani, düğün olarak tanımlandığından bu günler de düğün olarak değerlendirilir. Hz. Mevlana her şeyden önce tam bir insan dostu, barış taraftarı ve büyük bir yol göstericidir. Alaaddin Cami (Merkez): Konya'da Alaaddin Tepesindedir. XII. yüzyıldan kalan ilk Selçuklu eseri Alaaddin Cami'nin zamanla değişen planı, organik bir bütün değildir. İlk caminin abanoz ağacından 1155 tarihli şahane minberinde Sultan Mesut ve II. Kılıçaslan'ın kitabeleri bulunmakta, Ahlatlı usta Mengümberti'nin adları yazılıdır. Kitabeli tarihli en eski Selçuklu eseri olan böyle bir minberin sanat değerine uygun bir mimaride yapılması gereken camide, iki farklı devir göze çarpar. Kitabeli tarihli en eski selçuklu eseri olan böyle bir minberin sanat değerine uygun bir mimaride yapılması gereken camide 2 farklı devir göze çarpar. Klasik Türk Camilerinin mihrap önü kubbesi ve düz çatılı eyvanı ile doğuda sürunlar üzerine 6, batıda 4 paralel nef bir araya gelmiştir. Aziziye Cami (Merkez): 1676'da Mustafa Paşa'nın yaptırdığı ilk yapı 1867'de yanınca, Abdülaziz ve annesi Pertevniyal Hatunun yardımlarıyla 1872'de günümüze ulaşan cami yaptırılmıştır. İnce Minareli Cami ve Medrese (Merkez): Alaaddin Tepesinin batı eteğinde olan medrese 1260'da Selçuklu Veziri Sahip Ata tarafından yaptırılmıştır. Taç kapının görkemli görünüşüne karşın, yalın, süslemesiz bir yapıdır. Selçuklu mimarisinin kuvvetini gösteren taş işlemeler, Fransız gotiğinden beri en asil sanatı göstermektedir. İplikçi Cami ve Medresesi (Merkez): Alaaddin Tepesinin doğusunda, Alaaddin Caddesindedir. Medresenin vakfiyesinden ilk yapının II. Kılıçaslan döneminde vezir Şemseddin Altunbanın (Altıapa) yaptırdığı sanılmaktadır. (XII. yy sonu). Cami ve medrese Hacı Ebu Bekir tarafından 1332'de genişletip yenilenmiştir. Firuze ve mor çinilerden geometrik geçme motifler ve firuze lacivert çinilerden kıvrık Rumilerden oluşan iki kuşakla çevrili mihrap bu türün Anadolu'daki en eski örneklerindendir. Yapı, eskiliği ve burada Mevlana Celaleddin Rumi'nin ders vermiş olması nedeniyle önemlidir. Sahip Ata Külliyesi (Merkez): Son yıllardaki araştırmalar Sahip Ata Cami'nin aslında bugünkü çifte minareli cepheye kadar uzandığını ve ağaç direkler üzerine ahşap bir cami olduğunu göstermektedir. Selçuklu veziri Sahip Ata tarafından başlandığı ve mimar Kölük Bin Abdullah'ın eseri olduğu yazılıdır. Buna göre, Anadolu Selçuklularının bilinen en eski ağaç direkli camisi olmaktadır. 1283'de tamamlanan türbe ve hanikahla yapı, bir külliye haline gelmiştir. Bu yapıdan günümüze yalnız, şahane çini mozaik mihrap kalmıştır. Lala Mustafa Paşa Külliyesi (Ilgın): Külliye; cami, imaret ve han olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Cami çarşı içinde geniş bir alanı kaplayan külliyenin bir bölümünü teşkil etmektedir. 1576 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye bazı kaynaklarda Mimar Sinan'ın eserleri arasında geçmektedir. Eşrefoğlu Cami (Beyşehir): Beyşehir İlçesi'nin kuzeyinde, İçeri Şehir Mahallesindedir. 1296-1299 yılları arasında yaptırılmış olup, Anadolu'daki ahşap camilerin en büyük ve orijinalidir. Taş ve ağaç işlemeleri, kalem işleri, mozaik çini süslemeleri, Selçuklu sanatının son ve en olgun şekilde gelişmiş bir üslûp beraberliği içinde ahenkli bir bütün meydana getirmektedir. Tümüyle firuze, lacivert ve mor çini mozaik kaplı mihrap 6 m yüksekliği, 5.50 m genişliğiyle çinili mihrapların en görkemli örneklerindendir. Yapı portalindeki zengin taş süslemeleri, iç mekanda yer verilen çinileri, taşıyıcıları ve minberdeki ahşap süslemeleriyle Beylikler Devri'nin (Eşrefoğlu Beyliği) zevkini yansıtmaktadır Nasreddin Hoca Türbesi (Akşehir): Akşehir'de kent surunun doğusunda, kendi adıyla anılan mezarlıktadır. Onarımlarla özgün biçimini yitiren yapıya günümüzdeki görünümünü 1905'te Akşehir kaymakamı Şükrü Bey kazandırmıştır. Eski yapıdan yalnızca ortadaki ana türbe kalmıştır. Mermer sandukanın baş ucunda gülmece ustasının yaşamını simgelemek üzere H. 683 (1284) olan ölüm tarihi, tersten 386 biçiminde yazılmıştır. Sille Siyata Manastırı (Merkez): Konya il merkezinin 8 km kuzeybatısında, erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir merkezdir. Bu dönemde başta Akmanastır diğer adı ile Haglos Kharitan (St. Choritan) olmak üzere birçok manastır keşişler tarafından kayadan oyularak yapılmış olup, dünyada kurulan ilk manastırlar arasındadır. Ak Manastır (Haglos Kharitan, Sille): Konya-Sille arasındadır. Kayaya oyulmuş odalarla onları çeviren yapıdan oluşan manastır M.S. 274'de Saint Horion adlı bir aziz adına yapılmıştır. Haghia Eleni Kilisesi (Sille): Sille Bucağında, M.S. 327'de İmparator Konstantinus döneminde yapılmış olup, Anadolu'daki ilk Hıristiyan kiliselerindendir. Kilise, İsa, Meryem ve havarilerin resimleriyle süslüdür. Kilisenin iç kapısının üstünde yazılı tamir manzumesinden Mikail Arhonkolan ismine kurulduğu anlaşılan yapı, onarılmış ve boş olarak korunmaktadır. Lystra (Hatun Saray-Meram): Konya'nın güney batısında Hatunsaray Kasabasına bir kilometre mesafede karayolunun sağ tarafında yaklaşık 400 m içerde Zolkara denilen yerdedir. Lystra Roma imparatoru Agustus devrinde (M.Ö. 6) Nykaoline bölgesinin koloni şehirleri arasına katılmış, daha sonra Hıristiyanlık döneminde önemli bir piskoposluk merkezi olmuştur. Tarsus'tan Yalvaç'a (Antiocheia) gelen St. Paul burada barınamayarak Barnabas ile birlikte Lystraya gelerek burada vaazlar vermiştir. Birinci yılda 12 havariden biri olan Artemus, Lystra piskoposu olmuştur. Günümüzde de Lystra ören yerinde iskan izleri görülmektedir. |
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
baş baş
![]() Giriş Tarihi: 22-08-2005
Yer: elması tattınızmı?
Yaş: 24
Mesajlar: 6,607
Rep Puanı: 1998006
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
ANKARA
Hacı Bayram Cami ve Türbesi (Merkez): 1425-1427 yıllarında yaptırılan cami, üç defa tamir görmüştür. Dikdörtgen planlı ve duvarları tamamen kerpiçtendir. Caminin yanında bulunan Hacı Bayram türbesi ise, 1429'dan sonra, kare planlı ve yarıya kadar blok taşlardan yapılmıştır. Türbenin sanatsal açıdan büyük bir değer taşıyan ve nakışlı olan ahşap kapısı Etnografya Müzesinde sergilenmektedir. Karacabey Cami (İmaret Cami-Merkez): 1484 tarihli vakfiyesine göre Osmanlı beylerinden Karacabey tarafından yaptırılmıştır. Ters "T" planında olan caminin bugün son cemaat yeri ve yan mekanları orijinal durumunu korumaktadır. <br>Beş kenarlı çıkıntı teşkil eden minare kaidesi ile minare gerek mimari yapısı, gerekse üzerindeki çinileri ile caminin en ilgi çeken bölümüdür. Ahşap minber ağaç oymacılığı bakımından Ankara camileri içinde en güzel örneklerden biridir. Arslanhane Cami (Ahi Şerafeddin Cami-Merkez): Selçukluların son döneminde Ankara'da kurulmuş Ahiler dönemine ait ve ahşap direkli olan cami, 1290 yılında inşa edilmiştir. Ahşap direkli camiler Türkiye'de 12 adettir. Caminin beş sahanı vardır. Bu sahanlar kuzeyden güneye çam ağacından yapılan ahşap direklerle bölünmüştür. Bütün direklerin üst kısmında mermer başlıklar bulunmaktadır. Augustus Tapınağı (Merkez): M.Ö. II. yy.da inşa edilen tapınak, Hacı Bayram Cami ile bitişiktir. Galatlar tarafından Roma imparatoru Augustus'un şerefine yapılmıştır. Mabedin anıtsal kapısı ve kapının yan kirişlerindeki süslemeler dikkat çekicidir. Duvarında Augustus'un politik vasiyetnamesi bulunmaktadır. Bu vasiyetname tarihi açıdan çok önemlidir. Samanpazarı Sinangogu (Merkez): Ankara'da yaşayan Musevi Cemaatinin ibadetlerini yaptıkları sinagogdur. Sinangog yalnızca düğün, cenaza törenleri ve özel günlerde açık tutulmaktadır. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
baş baş
![]() Giriş Tarihi: 22-08-2005
Yer: elması tattınızmı?
Yaş: 24
Mesajlar: 6,607
Rep Puanı: 1998006
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
TRABZON
Büyük İmaret Cami (Hatuniye/Ayşe-Gülbahar Hatun Cami-Merkez): Yavuz Sultan Selim'in annesi Ayşe-Gülbahar Hatun adına 1514 yılında Zagnos Köprüsünün yakınında bir külliye içerisinde yaptırılmıştır. Bu caminin, Trabzon'daki Türk eserleri arasında özel bir yeri vardır. Erken devir Osmanlı Mimarisinde ayrı bir plan tipi oluşturan "Zaviyeli Camiler" grubuna girmektedir. Zaviyeli camilerde görülen 'avlu' kısmı bu camide yoktur. Duvar işçiliği önemlidir. Batı tarafındaki minare klasik Osmanlı minareleri tarzındadır. Fatih Cami (Ortahisar Cami,Panaghia Chrysocephalos Kilisesi-Merkez): Trabzon'un en önde gelen kilisesi olarak tanımlanan bu yapı, Ortahisar mahallesindedir. Roma İmparatoru Konstantin'in (M.S. 325-364) yeğeni Hanmibalianos tarafından, eski bir Roma tapınağı üzerine inşa ettirildiği sanılmaktadır. "Komnenlerin Katedrali" olarak bilinen kilise, Meryem Anaya ithaf edilerek, "Altınbaş" diye adlandırılmıştır. Kiliseye bu ismin verilmesinin nedeni, yarım daire biçimindeki kümbetinde (apsis)bir metre çapında bir çerçeve içinde bulunan Meryem Ananın başındaki harenin altından kaplanmış olmasıdır. 1461 tarihinde Türk'lerin Trabzon'u ele geçirmesinden sonra camiye çevrilmiştir. Bazı araştırmacılar kiliseyi, İstanbul'daki Ayasofya'ya benzetir. Çarşı Cami (Merkez): Kemeraltı Çarşı mahallesinde bulunan bu cami, Trabzon'un en büyük camisi olup, Trabzon Valilerinden Hazinedarzade Osman Paşa tarafından 1839 yılında yaptırılmıştır. Yapıda muntazam bir taş işçiliği göze çarpar. İskender Paşa Cami (Merkez): Trabzon Belediye binasının arka tarafında, Taksim Meydanındadır. XVI. yüzyılda Trabzon Valisi İskender Paşa tarafından yaptırıldığı bilinir. Değişik zamanlarda ilaveler yapılan cami, çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Ayasofya Kilisesi (Haghia Sophia Kilisesi-Merkez): Trabzon'un batı yönünden 2 km uzaklıkta bulunan bir manastır kompleksi içinde yer almaktadır. Trabzon'daki Komnenos Devleti krallarından I. Manuel zamanında 1238-1263 yıllarında yapıldığı kabul edilmektedir. Kuzeydeki dört sütunlu ve üç apsisli şapel yapıdan daha eskidir. Trabzon Ayasofyası bölgenin son Bizans devri yapılarının en önemlilerindendir. III. Murat zamanında ve 1670 yılında Beylerbeyi Ali Bey tarafından camiye çevrilen kilise, 1958-1962 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü işbirliği sonucu restore edilerek 1964 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Taş süsleme ve fresk bakımından çok zengindir. Kilisede; Adem ile Havva'nın cennetten kovulmaları, tahta oturmuş Meryem, Hz. İsa'nın göğe çıkışı, doğumu, mucizeleri, son akşam yemeği ile cehenneme inişi, vaftiz, İncil yazarlarının sembolleri gibi tasvirler, ayrıca tek başlı kartal, hayali yaratıklar geometrik bitkisel süslemeler ve kuş figürleri bulunmaktadır. Özellikle batı cephesindeki mukarnaslı nişler, sütun başlıkları, kuzey cephedeki geometrik kompozisyonlu madalyonlar Selçuklu taş süslemeciliğinin örnekleridir. St. Anna Kilisesi (Küçük Ayrasıl Kilisesi-Merkez): Trabzon'da Maraş Caddesi üzerinde bulunan kilise, şehrin en eski kiliselerinden biri olup, üç nefli bir bazilikadır. Giriş kapısında bir Bizans kabartması ile 884-885 tarihinde I. Basil zamanına ait onarım kitabesi bulunmaktadır Santa Maria Kilisesi (Merkez): Kilise, Sultan Abdülmecid'in emriyle 1869-1874'de Trabzon'a gelen yabancıların yararlanması için yapılmış olup, işlevini günümüzde de sürdürmektedir. Zengin süslemeleri, kuzey ve batı duvarlarındaki St. Andrew, St. Peter ve St. Eugenius betimleri ile ilgi çeker. Vazelon Manastırı (Maçka): Maçka'ya 14 km mesafede çam ormanları arasındadır. Manastırın kesin kuruluş tarihi bilinmemekle beraber, bazı araştırmacılar bunun M.S. 270-317 yılları arasında olabileceğini ifade etmektedirler. İmparator Jüstinianus tarafından 565 yılında onarılan manastır, zamanımıza kadar bir çok tamir ve tadilat görmüştür. Vazelon Manastırı, XIII. yy.dan sonra Maçka'nın dini, kültürel ve ekonomik yapısında etkili olmuştur. Sumela Manastırı'nın da, yörenin en zengin manastırı olan Vazelon Manastırı'nın gelirleri ile yaptırıldığı söylenir. Üç nefli kilisenin kuzey dış duvarlarında yer alan cennet, cehennem ve son hüküm tasvirlerinin konu edildiği freskler, canlılık ve güzelliklerini halen korumaktadır. Yahya Peygembere adanan manastrı 1923 yılında terkedilmiştir. Sumela Manastırı (Meryem Ana Manastırı-Maçka): Maçka ilçesinin 17 km güneyinde, Meryem Ana Deresi vadisinde ve vadi tabanından 250 m yükseklikte, duvar gibi dik bir yamacın ortasındaki bir mağara içerisinde inşa edilmiştir. Zigzaglar çizilerek yapılan zorlu bir tırmanıştan sonra ulaşılan noktadaki muhteşem manzara, bütün zahmete değecek niteliktedir. Manastırın ilk kuruluşuna dair muhtelif rivayetler vardır. Bunlardan en yaygın olanı: Atinalı Keşiş Barnabas ile yeğeni Sophrenios'un kilisenin ilk temelini attığıdır. Sumela Manastırı, ilk kuruluş döneminden itibaren, St. Luke tarafından yapıldığı ve mucizeler yarattığı söylenilen bir Meryem Ana tablosu ile özdeşleştirilmiştir. Rivayete göre; Barnabas ile yeğeni Meryem Ana ve Hz. İsa'nın çocukluğunu belirten, St. Luke tarafından yapıldığı söylenen bir tabloyu da yanlarına alarak, Trabzon'a gelirler. Burada, manastırın yapılmasında kendilerine yardımcı olacak gönüllü işçileri topladıktan sonra, bugünkü Maçka ilçesinde Değirmendere (Pyxites yöresindeki Altındere) ye ulaşırlar. Kora dağlarının en dik yamacına çıkan keşişler, tepesinden su damlayan bir mağara bulunca manastırı burada ilk önce iki oda olarak kurarlar (M.S. 385). İki keşişin kurdukları iki odalı manastır, keşişlerin ölümünden sonra (412 yılı dolayları) hem Katolik, hem de Ortodoks mezheplerinden olan Hıristiyanlarca kutsal bir tapınak olarak kabul ediliyor. İstanbul, Batı Roma imparatorluğundan ayrıldıktan sonra, Bizans İmparatoru Jüstinyen (527-568) hem Trabzon'un tahkim edilmesini, hem de bu manastırın genişletilmesini emrederek, buraya zengin bir kitaplık hediye ediyor. Fatih Sultan Mehmet 26 Ekim 1461'de Trabzon'u fethettiği zaman, İstanbul'da olduğu gibi Trabzon'da da bir çok kiliseyi ve bu arada Trabzon'un Ayasofya Kilisesi ile Sumela Manastırını da korumuş ve hatta toprak ve altın ihsanında bulunmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde, bir gün avlanırken hastalanan Sultan, Meryem Ana Manastırına çıkarılarak rahipler tarafından tedavi edilir. İstanbul'a dönüp, tahta çıktığında, büyük bir kadirşinaslık ile bir zamanlar kendisini tedavi eden rahipleri ve manastırı unutmayarak, onlara da hem altın, hem arazi ve hem de boyları 1.5 m olan dört altın şamdan ihsan eder. III. Sultan Ahmet, 1710'da Manastırın iç duvarlarının onarılması ve fresklerin yenilenmesi, I. Sultan Mahmut ise, 1740'da diğer bölümlerdeki fresklerin yeniden yapılması için emir verip masraflarını da karşılamışlardır. XIX. yüzyılda rahiplerin sayısı yüze ulaşmış ve sahip oldukları arazi Sultan Abdülhamid'in ihsanları ile daha da genişletilerek, manastırın çevredeki 15 köyün sahibi olması sağlanmıştır. Karadeniz bölgesinin en eski Hıristiyan tapınağı olan Meryem Ana Manastırının önemi: Doğanın eşsiz güzellikteki bir yerinde çok ilginç bir yapı olmasından ve çeşitli devirlerde yapılan duvar ve tavan süslemelerinden kaynaklanır. Manastır iki bölümden oluşur. Birinci bölümde tapınma yeri, kayadan üçlü olarak damlayan suyun düştüğü yerde bir ayazma ve 3-4 tane küçük kilise (şapel) bulunmaktadır. Tapınak yerinin içi ve dışı İncil'den alınmış konuların freskleriyle süslenmiştir. İkinci bölümü ise giriş kapısını geçip, içerdeki basamaklardan inerken, sağdaki yatak odaları, salonları, kitaplıkları, kilerleri, erzak odaları ve helaları kapsayan dört kattan oluşmuştur. Odaların, kayıtlardan 72 oda olduğu anlaşılmaktadır. Manastırın bu bölümüne dışardan 96 basamakla çıkılmaktadır. Her yıl 14 Ağustosta ayin yapılmaktadır. Manastırda restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. ![]() |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com