Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında.
Forum TR
Go Back   Forum TR > Bilgi Bankası (Databank) (Ödev) > Üniversite Bilgileri > Tıp / Biyoloji / Farmakoloji
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]

Akciğer Tümörleri

Üniversite Bilgileri Kategorisinde ve Tıp / Biyoloji / Farmakoloji Forumunda Bulunan Akciğer Tümörleri Konusunu Görüntülemektesiniz => Akciğer Tümörleri Akciğer'in iyi huylu ve kötü huylu tümörleri bulunabilir. Ne yazikki, sigara içimine de bağlı olarak, en sık olarak, ...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 12-01-07, 02:01   #1
JVC

Varsayılan Akciğer Tümörleri


Akciğer Tümörleri

Akciğer'in iyi huylu ve kötü huylu tümörleri bulunabilir. Ne yazikki, sigara içimine de bağlı olarak, en sık olarak, kötü huylu tümörlerine rastlanır ki bu tümörlerin bir diğer adı da "Akciğer Kanseri" dir. Akciğer kanserinde özellikle erken evrelerde cerrahi tedavi yüz güldürücüdür. Erken evrede yakalanarak uygun bir şekilde tamamen çıkarılmış bir tümörü olan hastanın, kanserden "TAMAMEN" kurtulması mümkündür. Yakalanan evre ne kadar küçükse bu olasılık o kadar artar. 1 cm'lik tümörlerde bu oran %90 civarındadır. Bu nedenle, akciğer kanserini erken yakalamak için, 35 yaşından sonra özellikle sigara içen HERKESİN YILDA BİR KEZ röntgen çektirmesi, hatta mümkünse 40 yaşından sonra yılda bir kez göğüs tomografisi çektirmesi uygundur (Tomografi uygulaması, A.B.D.'de ve birçok batılı ülkede uygulanmamakta, ancak, Japonya'da uygulanmaktadır. Japonya'da yakalanan akciğer kanserlerinin yarıdan fazlası ilk evrede yakalanmaktadır. Bu oran A.B.D.'de %15 civarındadır. Ülkemizde ise çok daha düşük olduğu düşünülmektedir) Akciğer kanserinin ilk belirtileri, hiç geçmeyen uzun süre (1 ay ya da daha fazla) devam eden öksürük, göğüs ağrısı, neden olmaksızın (diyet vb) aşırı kilo verme, çok sık akciğer infeksiyonu geçirme, bir süredir tedaviye rağmen bol balgam çıkarma gibi belirtiler olabilir. Böyle durumlarda, en kısa zamanda bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmak gerekir. Bu konuda daha geniş bilgiyi Sigara ve Akciğer Kanseri yazımızda bulabilirsiniz.

Pnömoni

Pnömoni, bir alt solunum yolu infeksiyonu, daha özgün şekli ile bir akciğer dokusunun (parenkimi) infeksiyonudur. Yani, akciğer dokusunun bir bakteri ya da virus ile infekte olmasıdır. Halk arasındaki adı 'Zatüre' dir. 'Bronşit' te bir akciğer infeksiyonu olmak ile birlikte, bronşit, akciğerlerdeki 'hava yollarının' (bronşlar) infeksiyonudur ve pnömoniden bu nedenle ayrıdır.

Pnömoni, en sık olarak 'pnömokok' ve 'streptokok' adı verilen bakteriler tarafından oluşturulur. Tüberküloz mikrobu da pnömoni yapar, ancak, tüberkülozun yaptığı pnömoninin akciğerlere yerleşimi, infeksiyonun tedaviye oldukça dirençli olması ve özel ilaçların (anti-tüberküloz ilaçlar) oldukça uzun süreler kulanılmasının gerekliliği ile pnömoniler içinde ayrıca incelenir ve hem hasta hem de tedavi eden hekim için özelliği büyüktür.

Pnömoni, genellikle bağışıklık sistemi tamamen normal olan ve başka bir vücud direncini kıran hastalığı olmayan kişilerde, pnömoniye neden olan bakteriyi kişi akciğerlerine -hava yolu ile- alsa dahi oluşmaz. Bu nedenle, pnömoni en çok, bebekler ve küçük çocuklarda, yaşlılarda, AIDS gibi hastalığı bulunan kişilerde, ciddi kalp hastalığı olan kişilerde, organ nakli yapılan ve bu nedenle bağışıklığı baskılayan ilaçlar alan hastalarda ve ameliyat geçiren hastalarda ortaya çıkar. Burada belirtilen riski bulunan kişilerde (örneğin yaşlılarda) viral bir infeksiyon sonrası (örneğin ağır bir grip) da ortaya çıkar. Sigara içen kişilerde görülme sıklığı içmeyenlere oranla çok daha yüksektir.

Pnömoni, hemen teşhis konulması gereken ve ciddi tedavi gerektiren bir hastalıktır. Uygun ve erken başlayan bir tedavi ile ortadan kalkar, ancak, tedavisiz kalırsa ölümcül de olabilir. Amerika Birleşik Devletleri'nde, en çok ölüme sebep olan hastalıklarda 6. sırada yer almaktadır.

En sık görülen belirti, uzun süren ve balgam çıkarmaya neden olan öksürük, ateş, nefes darlığı ve kilo kaybıdır. Bazen göğüs ağrısı, çocuklarda daha çok olmakla birikte karın ağrısı ve mide bulantısı da görülebilir. Yukarıda sayılan risk gruplarında, 1 haftadan uzun süren ve göğüs ağrısının, balgamın ve nefes darlığının bulunduğu kişilerde, özellikle bir gribin ardından ortaya çıktı ise süphelenilerek hemen bir hekime başvurulmalıdır.

Teşhis, muayene ve göğüs röntgeni ile konulur. Neden olan bakteri ya da virus(çok nadir olarak) 'kültür' yapılarak saptanır. Uygun antibiyotiklerin en az 15-20 gün kullanılması ve bu sırada mutlak ilgili uzman hekimin takibi gerekir. Uzun süren, tekrarlayan ya da tedavi olmayan pnömoniler, akciğerde bazı başka hastalıkların da bulunabileceği anlamına gelebilir. Bu nedenle, gelişigüzel yetersiz ya da fazladan antibiyotik kullanımı yapılmamalı, ülkemizde çok sık olarak yapıldığı gibi 'öksürüğe, öksürüğü azaltan şurup verilir' şeklinde bir düşünce ile sürekli öksürüğü azaltan ilaçlar alınmamalıdır. Çünkü öksürük, vücudun bir savunma refleksidir ve amacı, akciğerde birikmiş olan ve içinde doku parçaları ve bakterileri bulunduran mukusu (balgam) dışarı atarak, hastalığın geçmesine yardımcı olmaktır. Bu nedenle hastalıkta verilen şuruplar öksürüğü kesen değil, tam tersine, öksürüğü kolaylaştıran ve balgamı yumuşatarak daha kolay çıkmasını sağlayan 'ekspektoran' şuruplardır.

Tam ve yeterince tedavi olmayan pnömoniler, tekrarlayabilir ya da 'bronşiektazi', 'akciğer apsesi' ya da 'ampiyem' gibi tedavisi çok daha zor ve hastada sekellere neden olabilen komplike hastalıklara neden olabilir.

Gerekli ve yeterli süre yapılan bir tedavi ile pnömoni, hiç bir iz bırakmadan 1 ay içinde tamamen kaybolur. Akciğer röntgeni ise, 2 ay kadar sonra tamamen sağlıklı bir akciğeri gösterir. Çünkü, akciğer, hasta tamamen kendini iyi hissetse bile 1 ay kadar süre daha içerideki mikropların öldüğü sıvıları temizler ve kendini onarır.

Tüberküloz (Verem) ve Akciğer'in Diğer İltihaplı Hastalıkları

Akciğerin iltihaplı hastalıkları (Bronşit, zatüre vb), çoğunlukla, uygun tıbbi tedaviler ile tamamen ortadan kalkabilen hastalıklardır. Ancak, kişinin, bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda, ya da doğuştan akciğerde veya solunum sisteminde süregelen bazı hastalıklarda (kistik fibrosis, astma vb) bu infeksiyon hastalıkları, çok uzun sürebilir ya da çok sık tekrarlayarak, akciğerin düzelemeyecek bir şekilde bozulmasına yol açabilir. Bu gibi durumlarda ameliyat gerekir. Bu tip hastalıklara verilebilecek, en sık rastlanan örnek "Bronşiektazi" dir. Tüberküloz (verem) hastalığı ise, vücudun her yerinde gözükebilen bir iltihabi hastalıktır. Hastalığa "Mycobacterium tuberculosis" adında bir bakteri neden olur. Vücudda en sık akciğerlerde olur. Genelde vücud direnci düşmüş kişilerde, en sık olarak kötü ve dengesiz beslenen kişilerde görülür. Uygun tedavi ile tamamen iyileşebilir. Üstelik, tüm ülkemizde, köylerde dahil, verem ilaçları herkese ücretsiz verilir. Ancak, verilen tedavi düzenli uygulanmazsa (ki genellikle 6 ay ya da 1 yıl düzenli tedavi gereklidir) tüberküloz mikrobu akciğeri telafisi olmayacak bir şekilde "bozar". Bu durumda cerrahi tedavi kaçınılmaz olur. Tüberküloz için yapılacak en iyi davranış, uygun aşılamaları yaptırtmaktır. Hastalığın saptanması durumunda ise, verilen tedaviyi aksatmadan uygulamak çok önemlidir.


PNÖMONİ
Tanım :
Halk arasında zatürre olarak da adlandırılan pnömoni, akciğer dokusunun bakteri, virus, mantar ve diğer mikroorganizmalar tarafından meydana getirilen iltihabıdır. Radyasyon ile, asidik ve alkali gazların solunması ile de pnömonik tablo meydana gelebilir.
Akciğerde tutulan alana göre sınıflandırmada;
a. Lober pnömoni
b. Lobüler pnömoni
c. Bronkopnömoni
d. İnterstisyel pnömoni, yer almaktadır.
Hastalığın kökenine göre sınıflandırmada;
a. Toplum kökenli pnömoniler
b. Hastane kökenli pnömoniler (nosokomial pnömoniler)
c. İmmün yetersizliği olan hastalardaki pnömoniler, yer almaktadır.

Etkenler :
Toplum kökenli pnömoniler, tipik pnömoni ve atipik pnömoni olarak iki alt grupta incelenirler. Tipik pnömonilere sıklıkla bakteriler neden olurken, atipik pnömoni etkenleri mycoplasmalar, chlamydialar, ricketsialar ve viruslardır.
Hastane kökenli pnömoniler diğer hastalıklar nedeniyle hastaneye yatırılan kişilerde görülen pnömonilerdir. Sıklıkla etken bakterilerdir ve bunlardan en sık olarak Klebsiella pneumönia ve Pseudomonas aeruginosa pnömoniye neden olurlar.
İmmün yetersizliği olan hastalarda görülen pnömonilerin etken mikroorganizmaları, immün yetersizliğin sebebine göre değişmektedir. Bakteriler, viruslar ya da mantarlar pnömoniye neden olabilirler.

Şikayetler :
Pnömonide şikayetler etken mikroorganizmanın türüne göre değişiklikler gösterir. Bakteriyel pnömonilerde genellikle ateş, üşüme ve titreme ile başlar ve gittikçe yükselir. Yüksek seviyede seyreden ateş zamanla normale düşer ve ateşin düşmesi ile hastada rahatlama gözlenir.
Öksürük başlangıçta kuru vasıftadır. Ancak daha sonra öksürükle beraber normal yapıda ya da iltihaplı balgam da görülür.
Hastaların en çok rahatsızlık bildirdikleri şikayetleri yan göğüs ağrısıdır. Yan ağrısı, akciğer zarlarının tahrişi sonucu meydana gelir. Öksürükle, nefes alıp vermekle ağrıda artış olur.
Hastalığın yaygınlık derecesine göre hastalarda nefes darlığı ve el, ayak ve dudaklarda morarmalar görülebilir. Bu tablolar ancak yaygın hastalığı olanlarda gözlenir.
Hastalarda genellikle halsizlik, iştahsızlık, kırgınlık gibi genel şikayetler de bulunmaktadır.
Etken mikroorganizmanın türüne göre nadiren kanlı balgam şikayeti de izlenebilmektedir.

Fizik Muayene Bulguları :
Pnömonili hastalarda genel durum bozulabilir. Hastalığın bulunduğu tarafın solunuma katılımında azalma olduğu izlenebilir, hastanın yan ağrısını azaltmak için o tarafa doğru eğildiği görülür.
Hastada dinleme bulgusu olarak hastalığın dönemine göre değişik bulgulara rastlanabilir. Erken ve geç dönemlerde hasta olan akciğer alanlarında ral denilen anormal sesler duyulabilir. İltihabın yoğun olduğu dönemlerde ise bronşial solunum sesleri duyulmaktadır. Olaya akciğer zarları da karışmış ise, bu alanda frotman adı verilen ve akciğer zarlarının sürtünmesi ile oluşan anormal sesler duyulabilir.
Hastaların kalp atım sayısında artış mevcuttur. Nabız sayısı da artmıştır ve düzensiz nabız olabilir. Tansiyon değerleri normal sınırların altına düşmüştür.

Tanı :
Tanı hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve tetkikler bir arada değerlendirilerek konulur. Balgamda etken mikroorganizmanın tespiti kesin tanı ve tedavi planı için oldukça değerlidir.
Kanın çökme hızında artış gözlenir. Beyaz hücreler etkenin türüne göre artmış olabilir.
Balgam incelemesinden sonra en önemli tetkik yöntemi akciğer grafisidir. Akciğer grafisinde hastalığa yakalanan bölgede düzensiz vasıfta gölge koyuluğunda artış izlenir.
Balgamda direk bakı ile etken bakteri veya mantar izlenebilir ya da kültürde üretilebilirler. Viral pnömonilerde etken mikroorganizmanın tespiti güçtür.

Tedavi :
Pnömoni tanısı konulan hastalara öncelikle destek tedaviler uygulanmalıdır. Hastanın odası sıcak ve nemli olmalıdır. Sıvı ihtiyacı giderilmeli, ileri derecede su kaybı olan hastalara serum tedavisine geçilmelidir. Ağrı ve ateşi olan hastalara ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar verilmeli, tedaviye balgam söktürücü ilaçlar eklenerek balgam atılması kolaylaştırılmalıdır. Tedavi sonlarına doğru balgam çıkaramayan, ileri derecede rahatsız edici öksürüğü olan hastalara öksürük kesici ilaçlar verilebilir.
Hastalığın asıl tedavisi etken mikroorganizmanın tespiti ile mümkün olacaktır. Eğer mikroorganizma tespit edilmiş ise buna yönelik etkili antibiyotikler uygulanmalıdır. Eğer ilaç duyarlılık testleri yapma imkanı olursa, bu testlerin neticesine göre uygun antibiyotik verilmelidir.
Hastalığı oluşturan etkene ve hastalığın şiddetine göre tedavi en az 5-7 gün düzenli olarak uygulanmalıdır. Bazı mikroorganizmalarla oluşan pnömonilerin tedavi süresi daha uzun olmak zorunda olabileceği unutulmamalıdır.
Direk bakı veya kültür ile etken tespit edilememişse hastanın kliniğine ve laboratuar tetkiklerine bakılarak bakteriyel ya da viral pnömoni ayırımına gidilmeli ve gerekiyorsa geniş etkili antibiyotiklerle tedaviye başlanmalıdır.
Aşağıdaki hastalar hastanede yatırılarak tedavi edilmelidirler;
a. 65 yaş üzerindeki hastalar.
b. Şeker hasalığı, kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, kronik akciğer hastalıkları, alkolizm, immün yetmezlik, kanser gibi hastalıkları olanlar
c. Solunum sayısı dakikada 30’dan fazla olanlar, sistolik kan basıncı 90 mmHg’nın altında veya diastolik kan basıncı 60 mmHg’nın altında olanlar, ateşi 38,8 derecenin üzerinde olanlar, şuurunda bulanıklık görülenler, akciğer dışı organlarda iltihabi bulguları tespit edilenler.
d. Beyaz küre sayısı 4.000’in altında veya 30.000’in üzerinde olanlar, hematokriti %30’un altında bulunanlar, arter kanında parsiyel oksijen basıncı 60 mmHg’nın altında tespit edilenler, akciğer grafisinde birden çok alanda pnömonisi olanlar ya da iki gün ara ile çekilen akciğer grafilerinde iltihabın hızlı ilerlediği gözlenen hastalar, akciğer zarları arasında sıvı toplananlar.














AKCİĞER APSESİ


Akciğer apsesi akciğerlerdeki iltihaplı hastalıkların en tipik sonucudur. Tedavide antibiyotiklerin bugünkü gibi hemen her fırsatta kullanılmadığı dönemlerde kendine özgü gelişme çizgisi nedeniyle kolay tanı konan bir hastalıkken günümüzde tanışı zor, son derece karmaşık belirtiler veren bir hastalık haline gelmiştir. Tıbbın ilerlemesiyle genel durumu bozuk hastalaRIn uzun sürelerle yaşatılabilmesi eskiden pek rastlanmayan apse türlerine yol açmaktadır. Önceleri ender rastlanan apse türlerinin günümüzde çok yaygınlaşması da belirtilerin yorumunu güçleştirmektedir.

HASTALIĞIN NEDENLERİ
Akciğer apsesinin nedenleri iki başlık altında toplanabilir. Birinci grupta yer alan etkenler enfeksiyona yol açan çeşitli bakterilerdir, ikinci grupta ise apse gelişiminİ hazırlayıcı etkenler yer alır. Apseyi hazırlayıcı etkenlerin en önemlileri vücudun direncim azaltan hastalıklardır. Bunlara örnek olarak şeker hastalığı, kronik zehirlenmeler, vitamin eksiklikleri vb sayılabilir. Kronik bronş hastalıkları ise bu grup içinde ayrı bir önem taşır.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Hastalığın birbirini izleyen üç gelişim evresi ve bunlara koşut olarak ortaya çıkan klinik belirtileri vardır. Bu üç evre şöyle sıralanabilir:
o Apse oluşumu ve bu bölgede akciğer dokusunun yoğunlaşarak hava kaybetmesi.
o irinli akciğer dokusunun yumuşaması.
o irinli maddenin bronşlardan dışarıya atılması.
Apse genellikle tek, daha seyrek olarak da birçok odakta birdenbire ortaya çıkar. Sürekli yüksek ateş, göğüste ağRI, öksürük, nefes darlığı, gittikçe artan miktarda kokusuz balgam çıkarma gibi belirtiler verir.
Birkaç gün sonra hastalık yumuşama evresine girer. Hastanın genel durumu bozulur, ateşi hala yüksektir. Ağzından kan gelmeye başlar (hemoptizi). Balgam miktarı artar; irinli balgamın rengi gittikçe bulanıklasın Böylelikle üçüncü evreye girilir. Bu dönemde apsenin içindeki irinli madde kusma biçiminde bronşlardan dışarı atılır.
Üçüncü evrede çekilen göğüs filminde duvarları kalınlaşmış, sınırları belirgin apse boşluğu açıkça görülebilir. Ayrıca bu dönemde çıkarılan çok kötü kokulu balgam kesin tanı konmasını kolaylaştıran önemli bir belirtidir. Hastanın kusma biçiminde balgam çıkarması çoğunlukla genel durumunda bir iyileşmeyle birlikte ortaya çıkan bir belirtidir, ama bu durum geçicidir.
Kuşkusuz bütün apse türleri bu sırayı izleyerek gelişmez. Yukarıda da sözü edildiği gibi antibiyotik kullanımından sonra, klasik hastalık tablosu değişmiş ve apsenin evrelerim sıralamak güçleşmiştir. Olguların çoğunda hasta uygun tedavinin uygulanması sonucunda iyileşir. Daha kötü gidişli olgularda ise akciğerlerdeki apse boşluğu kapanmaz ve bu ortamda başka iltihapların gelişmesiyle kronikleşir. Günümüzde olguların çoğunda tam iyileşme sağlanmakta, apse odağmın tedavi edilmeden kendiliğinden kapandığı olgular da eskiden beri bilinmektedir.

TANI
İrinli akciğer hastalıklarında kesin tanının konması ve uygun tedaviye olabildiğince erken başlanması çok önemlidir. Radyolojik incelemelerin ve labo-ratuvar testlerinin yanı sıra bronkoskopi de yapılması tedavinin başarı oranı-m yükseltir, îrinli akciğer hastalıklarında röntgen filmlerine yansıyan görü-nümlere daha önce değinmiştik. Bronkoskopi de bu tür hastalıklarda vazgeçilmez bir tanı yöntemidir. Bronkoskopide bir aygıtla doğrudan hastalık odağına ulaşılarak doku örneği alınır. Bu örnek laboratuvara gönderilerek hastalığın etkeni olan bakteri araştırılır; etkenin hangi antibiyotiklere duyarlı, hangilerine dirençli olduğu belirlenir. Böylece tedavide daha etkili antibiyotiklerin kullanılması sağlanır. Balgamda hastalıkla ilgisiz başka bakterilerin de bulunması nedeniyle tanının tek basma balgam tahliline dayandırılması sağlıklı bir yöntem değildir.
Pnömokonyozlar
Pnömokonyoz deyimi başlangıçta işyerlerinde genellikle mineral tozlarının inhale edilmesi sonrasında ortaya çıkan non neoplastik akciğer lezyonları için kullanılmıştır. Ancak günümüzde bu deyim organik ve inorganik partiküller, kimyasal madde buharları ve dumanları da içine alacak şekilde genişletilmiştir.
Tozun niteliğine göre farklı etkiler görülür.
Kollagen üretimi yok, Benign pnömokonyoz, Saf kömür tozu
Fibrozis yapan silika, asbest, berilyum
Antijenik etki organik tozlar immunolojik reaksiyon ve astmaya benzer reaksiyon, extrensek allerjik alveolit
Tüberküloz ile birliktelik silika
Neoplaziye zemin, asbestoz
İşçilerin maruz kalacağı toz sınırlarının düzenlenmesi, tozlarla ilişkili hastalıkların insidansında azalma ile sonuçlanmıştır. Pnömokonyozlar spesifik hava kökenli ajanlarla oluşan iyi tanımlanmış meslek hastalıkları olmasına rağmen genellikle hava içinde kirlilik oluşturan partiküllerin büyük şehirlerde yaşayan populasyon üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Çalışmalar yüksek hava kirliliği düzeylerine maruz kalan insanlarda artmış morbidite (astma sıklığı) ve mortalitede bulmuşlardır. Bu durum şehir havasında kirliliği azaltma yönünde büyük gayretler sarfedilmesine neden olmaktadır.
Genel Patogenez
Pnömokonyozun gelişmesi bireysel ve toza ait bazı faktörlere bağlıdır.
Akciğer ve hava yollarında kalan tozun miktarı
Toz partiküllerinin şekil, boyutu yoğunluğu
Partikülün eriyebilirliği ve fizikokimyasal reaktivitesi
diğer irritanların olası etkileri (sigara)
Akciğerlerde kalan tozun miktarı, tozun havadaki konsantrasyonu, maruz kalma süresi ve temizleme mekanizmalarının etkinliğine bağlıdır. Sigara içimi gibi bir etki, mukosilier aparatın düzenini etkileyerek tozun birikimini artırabilir. En çok tehlikeli partiküller 1-5 mikronmetre çapta olan partiküllerdir. Bunlar küçük hava yolları ve alveollere erişip kalabilirler. Normal durumda küçük miktarda intraalveoler makrofaj bulunur ancak tozlar alveol boşluıklarına ulaştığında sayıları artar. Partiküllerin fagositozu ile korunma sağlanır. Ancak mesleki karşılaşmalarda büyük miktarda toza maruz kalınır, bu durum yeterli olmaz ve partiküllerle hücreler arasında spesifik kimyasal reaksiyonlar olur.
Partiküllerin boyutu ve pulmoner yanıtın doğası, eriyebilirliği ve sitotoksisiteyi büyük ölçüde etkiler. Genel olarak küçük partiküller, büyük yüzey ve kitle oranı, çok daha fazla ve hızlı olarak çözünebilme gücüne göre pulmoner sıvılarda toksik dozlara ulaşır. Büyük partiküler çözünemez ve yıllarca akciğer parankiminde kalır. Bu silikosis gibi fibrozis oluşturan kollagenöz pnömokonyoz oluşturur. Silika kristallerine reaksiyon partiküllerin fizikokimyasal reaktivitesi ile patogenezdeki rolünü ortaya koyar. Kuartz (silika kristali) hücre membranlarındaki serbest radikaller ve yüzeydeki diğer kimyasal gruplarla ilişkiye girerek direkt hasar oluşturabilir. Bu membran hasarı ve sonundada hücre ölümü ile sonuçlanır. Halbuki daha önemlisi silikanın inflamatuar yanıt, fibroblast proliferasyonu ve kollagen depozisyonu na aracılık eden çok sayıda ürünü makrofajları tetikleyerek salgılatma yeteneğidir. Asbestoza karşı pulmoner reaksiyonların patogenezinde proinflamatuar ve fibrozis oluşturucu aracılarında rolü kritiktir. Diffüz interstisyel fibrozisin patogenezinde rol oynayan sitokin ve mediatörlerin birçoğu inhale partiküllere karşı patogenetik yanıtta rol oynar.
Partiküllerin bir kısmı epitelial hücreler tarafından alınabilir veya epitelial tabakayı geçerek interstisyel makrofajlar ve fibroblastlar ile diretkt ilişkiye girer. Bazıları direkt direnajla veya dolaşan makrofajların içinde lenfatiklere ulaşır ve partikül komponentlerine, partiküllerle modifiye olmuş self proteinlere veya herikisine de immun yanıt başlatır. Bu yanıt lokal yanıtın genişlemesine ve büyümesine yol açar. Sigara içimi tüm inhale edilen tozların etkilerini kötüleştirir, asbestozun etkileri özellikle sigara içenlerde daha fazladır.

ETKEN KİMLERDE HASTALIK TÜMÖR
Kömür Kömür maden işçileri
aileleri Kömür işçisi pnömokonyozu
Progressif masif fibrosis
Caplan sendromu yok
Silika Taşkırıcılar, kesiciler, parlatıcılar, kum işçileri, seramik ve toplak işçileri, döküm işçileri Silikosis
Progressif masif fibrosis
Caplan sendromu ?
Asbest Gemi işçileri ve parçalayıcılar, Asbest madencileri, Ev yalıtımında çalışanlar, ateşe dayanıklı giysi yapımı,
Bunların aileleri Asbestosis
Plevral plak Mesotelioma
Akciğer karsinomu
Diğer karsinomlar
Berilyum Uzay ve nükleer enerji sanayi Akut berilyosis
Granulamatoz hastalık
Bagas Kağıt üretimi bagassosis
Pamuk Tekstil Bisinosis


ORGANİK TOZLAR
Organik materyalllerle çalışan işçilerde artan sayıda meslek hastalıkları tanınmaktadır. Patolojik olaylar iki değişiklik gösterir.
Çalışılan materyalin kendisi patolojik değişikliklere neden olur. Bisinosis, pamuk, flax veya hemp örnektir. Tozlara maruz kalma kronik öksürük oluşturur. Dispne gelişir ve sonunda solunum yetmezliği olabilir. Patolojik olaylardan biri kronik bronşittir.
Kronik bronşit (araya giren enfeksiyon) Muköz glandlarda hiperplazi Bronşial obstrüksiyon Hipoventilasyon respiratuvar yetmezlik
Daha büyük bir grupta hastalık proçesi çalışılan materyaldeki küf ve mantarlarla ilişkilidir. Örnekler
Çiftçi akciğeri Aktinomikoz
Bagasosis Kağıt yapımında kullanılan şeker kamışı aktinomikoz
Malt çalışan akciğeri Aspergillus fumigatus
Kuş fancier akciğeri Kuş pisliklerinde bulunan moulds ve diğer antijenler
Mantar yetiştiren, şarap mantarı üretiminde ve maple bark stripping gibi birçok diğer endrüstride de benzer tehlikeler bulunur.
Mouldslara ekstrensek hipersensitivite akciğer alveoliti denen reaksiyonla sonlanır. Birçok durumda yaygın olarak görülür. Kanda olayı hazırlayan antikorlar yüksek titrede saptanır.
Tekrarlayan ataklar akciğer dokusunu da hasarlar ve kronik yayılıcı fibrosis oluşturur. Alveol ve bronşioller hasarlanır. Bazı etkilenmemiş bronşioller kompansatuar dilatasyona ve bal peteği akciğere neden olur. Solunum ve dolaşım yetmezliğine ile sonlanan şiddetli solunum yolu rahatsızlığı görülür.

Akciğer embolisi (pulmoner emboli)
Akciğer embolisi, akciğer atardamarı veya onun dallarından bir ya da birkaçının kan pıhtısı ile tıkanması sonucu ortaya çıkan klinik tablodur. Akciğer embolisi derin ven trombozu adı verilen genellikle bacak ve veya baldır toplardamarlarında oluşan pıhtının bir parçasının yerinden kopup dolaşıma katılması ve nihayetinde akciğer atardamarına gelerek burada bir tıkanmaya yol açması ile oluşur. Yani akciğer embolisini başlı başına bir hastalık olmaktan çok derin ven trombozunun komplikasyonu olarak ele almak daha doğru bir yaklaşımdır.
1856 yılında Wirchow derin ven trombozu ve dolayısıyle pulmoner emboli oluşumu için risk faktörlerini tanımlamış ve bu risk faktörlerini 3 grupta ele almıştır.Wirchow'a göre, kanın damar sisteminde dolaşımının yavaşlaması veya durması yani venöz staz, bireyin pıhtılaşma sisteminde aşırı pıhtılaşma yönünde bir farklılaşma olması (hiperkoagülabilite) ve damar duvarında hasar oluşması derin ven trombozu için risk oluşturmaktadır.
Venöz staz'a neden olarak pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar:
Uzun süreli olarak yatakta hareketsiz kalmak (ameliyat sonrası dönemde veya yatalakhastalarda),İleriyaş,Ciddi KOAH, Pelvik venler, bacak ve baldır venlerinde kan akımında azalmaya yol açan gebelik; batın içi tümörler,
Kalpyetersizliği,
Varisler,
Aşırı pıhtılaşma nedeniyle pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
Aşırı pıhtılaşmaya neden olan genetik faktörler,
Kanser hastalığı, bazı böbrek hastalıkları, gebelik, bazı kan hastalıkları,barsak hastalıkları, doğum kontrol ilaçları gibi bazı ilaçlar,
Aşırı kilo,
Damar duvarının hasarı yoluyla pulmoner emboli için risk oluşturan durumlar :
Travma,
Cerrahi girişimler en önemli risk faktörleri olarak sıralanabilir.
Hastalık belirtileri nelerdir ?
Akciğer atardamarının uç dallarını tutan küçük pulmoner emboli olgularının çoğunda klinik bulgu yoktur yada hafif göğüs veya yan ağrısı, hafif nefes darlığı gibi çoğu kez hastanın hekime başvurmasını gerektirmeyecek belirtiler vardır.Daha büyük damarların veya daha çok sayıda akciğer atardamarının tıkandığı olgularda ise şiddeti değişmekle birlikte ani başlangıçlı nefes darlığı, göğüs, sırt veya yan ağrısı, öksürük ve hemoptizi (kan tükürme) görülür.
Hafif şiddetteki olgularda hekimin fizik muayene bulguları normaldir hatta çok daha büyük damarların tıkandığı birçok olguda da muayene bulgusu olmayabilir.
Tanı
Pulmoner embolide erken tanı hayat kurtarıcıdır. Yapılan çalışmalarda hastanede yatan hastalarda önlenebilir ölüm nedenlerinin başında pulmoner embolinin geldiği saptanmıştır. Yine pulmoner emboli nedeniyle yaşamını yitirmiş hastaların büyük çoğunluğunun tanı konulamamış ve dolayısıyla tedavi başlanamamış hastalar olduğu görülmektedir. Ancak tüm bunlara karşın pulmoner emboli tanısının konulması çoğu kez pek kolay değilidir ve deneyim gerektirir. çünkü hastalık belirtileri spesifik değildir yani başka hastalıklarda da karşımıza çıkan belirtilerdendir ve çoğu kez fizik muayene ve ilk planda yapılan akciğer grafisi, EKG, hemogram gibi tetkikler normaldir.Tanı için hastadan ayrıntılı bir anamnez alınması gerekir ayrıca hekim gerek anamnez alırken ve gerekse tetkikleri isterken pulmoner emboli olasılığını düşünmeli ve buna yönelik olarak hastada risk faktörü varlığını araştırmalıdır. Risk aktörlerinden bir veya birkaçının varlığı ile birlikte bir başka nedene bağlanamayan ani nefes darlığı ve arter kan gazı analizinde kandaki Oksijen miktarında düşme saptanması durumunda pulmoner emboli akla gelmelidir. Tanı için standart akciğer grafisi, arter kan gazı analizi, EKG, EKO kardiografi, bacak ve baldır toplardamarlarının Dopler ultrasonografisi, akciğer sintigrafileri ve spiral BT gibi yöntemlerden yararlanılır.
Tedavi
Pulmoner embolide tanı konulur konulmaz pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar ile tedaviye başlanmalıdır. Hatta risk faktörlerinin mevcudiyeti halinde birçok olguda kesin tanı konulmadan önce yani tetkikler devam ederken tedavi başlanılır. Tedavi süressi genellikle 3-6 ay arası olup genetik faktörlere bağlı olduğu düşünülen olgularda bu süre daha uzun tutulur. Bu tür olgularda yaşam boyu tedavide önerilebilir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-01-07, 12:56   #2

Varsayılan C: Akciğer Tümörleri


bilgiler icin saol mehmet emegine saglık
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat