En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-09-11, 14:17   #1
Kafkaskartalı

Varsayılan Canlıların ortak özellikleri


İlköğretim 4. sınıf Fen Bilgisi Programı’nda bulunan “Canlılar ve Hayat” ünitesi, öğrencilerin biyoloji ile tanıştıkları ilk ünitedir. Bu ünitede kazanılabilecek olası kavram yanılgılarının, daha sonraki konularda anlamlı öğrenmeyi engelleyebileceğinden dolayı, bu çalışmada ilköğretim 4. sınıf öğrencilerinin “Canlılar ve Hayat” ünitesindeki temel kavramları anlama düzeyleri ve olası kavram yanılgılarının tespiti üzerinde çalışılmıştır. Çalışma, 3 farklı ilköğretim okulunda, 6 sınıf ve 194 öğrenci üzerinde, “örnek olay” yaklaşımı kullanılarak yürütülmüştür. Öncelikle, adı geçen ünitede öğrenciye kazandırılmak istenen hedef davranışlar göz önüne alınarak hazırlanan sorulardan oluşan çoktan seçmeli üç ayrı test geliştirilmiştir. Bu testlerin geçerlilik ve güvenilirlik hesaplarının yapılması sonucunda hazırlanan ve çoktan seçmeli 20’şer sorudan oluşan ön test, son test ve ertelenmiş son test öğrencilere uygulanmıştır. Uygulanan her bir testin güçlük ve ayırt edicilik indisleri dikkate alınarak analizleri yapılmıştır. Ön test, son test ve ertelenmiş son test bakımından hem okullar arasında hem de öğrencilerin başarıları arasında bir fark olup olmadığı t-testi ile belirlenmiştir. Ayrıca, uygulama yapılan sınıfların öğretmenleriyle informal mülakatlar yapılmıştır.
Yapılan bu çalışmada; solunum, bitkilerin organları, çimlenme, etle ve otla beslenen hayvanların çene yapılarındaki farklılıklar konularındaki kavramların öğrenilme seviyelerinin düşük olduğu ve öğrencilerin çeşitli yanılgılara sahip oldukları görülmüştür. Bunun sebebi olarak; öğrencilerin ilk kez Latince kelimelerle karşılaştıkları için zorlanmaları, öğretimde kullanılan stratejilerin yetersizliği ve yetersiz ders araç-gereçleri gösterilebilir. Yapılan çalışmalar doğrultusunda bazı önerilerde bulunulmuştur. Öğrencilerde belirlenen yanılgıların giderilmesi amacıyla; ünite içerisinde öğretilmesi hedeflenen kavramlar, somut hale getirilerek öğrencilere sunulmalı, Latince terimler öğretilirken, yabancı dil öğretir gibi oyunlarla süslenerek öğrencilere aktarılmalı, öğrencilere günlük hayatta kullanabilecekleri temel kavramlar öğretilmeli, gereksiz bilgilerden kaçınılmalı,... vb. önerilerde bulunulmuştur.


CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Canlıları cansızlardan ayıran özelliklerdir.
1 – Şekil
Her canlının kalıtım ve çevre etkisiyle oluşan belli bir şekli var-
dır. Amip ve cıvık mantarların şekli değişkendir.
Canlıda (kalıtım x çevre) etkisiyle oluşan özelliklere modifi-
kasyon denir. Bazı özellikler (kan grubu, cinsiyet, hastalık et-
kenlerine karşı oluşturulan antikor tepkimeleri vb) sadece gen-
lerle belirlenir.
Modifikasyon : Çevre etkisiyle genlerin işleyişinde meydana
gelen kalıtsal olmayan değişmelerdir. Modifikasyonlar genel-
likle iki yönlüdür. Kalıtsal değildir.
ÖRNEKLER :
— Çuha çiçeği yüksekte kırmızı, alçakta beyaz çiçek açar
— Döllenmiş yumurtadan çıkan arı ve karıncalar farklı beslen-
me şekillerine göre kraliçe yada işçi bireyleri oluşturur.
— Kaslarını fazla kullanan insanın kasları gelişir.
— Himalaya tipi tavşanda, beyaz kürk yolunarak yerine buz
sarılırsa siyah kürk çıkar.
— Deniz kenarındaki ağaçlar rüzgâr alma yönünün tersine –
büyür.
— Kıvrık kanatlı sirke sinekleri 16 ºC de yetiştirilirse düz,
25 ºC de yetiştirilirse kıvrık kanatlı olur.
— Çekirgeler 16 ºC de yetiştirilirse beneksiz, 25 ºC de yetişti-
rilirse benekli olur.
— Dere yatağındaki istiridyeler suyun akış şekline göre farklı
kabuk şekillerinde olurlar.
— Eşeysiz üreyen canlılarda aynı hücreden gelişen yavruların
aralarındaki tüm farklılıklar modifikasyondur.
— Tek yumurta (gerçek) ikizlerin aralarında gözlenebilen tüm
farklılıklar modifikasyondur.
Mutasyon : Genlerin kimyasal yapısında meydana gelen de-
değişmelerdir. Mutasyonlar üreme hücrelerinde olursa kalıtsal-
dır. Vücut hücrelerindeki mutasyonlar kalıtsal olmayıp sadece
modifikasyona neden olurlar.
ÖRNEK :
Kıvrık kanatlı sirke sineği, 16 º de yetiştirilince düz kanatlı,
25 ºC de yetiştirilince kıvrık kanatlı olur. Bu modifikasyondur.
— Kıvrık kanatlı bir sirke sineği 35 ºC de yetiştirilince kıvrık
kanatlı yavruları oluyor. Bu kıvrık kanatlı yavrular 16 ºC de
yetiştirilince yine kıvrık kanatlı, 25 ºC de yetiştirilince yine
kıvrık kanatlı oluyor.
Bu verilen örnek mutasyondur. Çünkü 35 ºC de genlerin
yapısı değişmiştir. Artık hangi ortam olursa olsun hep aynı
özellik görülmektedir.
Varyasyon : Aynı türün bireylerinde görülen kalıtsal farklılık-
lardır. Varyasyonun nedeni mutasyonlar ve eşeyli üremedir.
Varyasyonlar doğal seleksiyonlara neden olduğu için evrimsel
açıdan önemlidir.
ÖRNEK :
— Aynı anne babadan doğan çocukların birbirlerine ve anne
babalarına tam olarak benzememesi varyasyondur.




Adaptasyon : Bir canlının bulunduğu ortamda yaşama ve ü-
reme şansını artıran özelliklerinin bütününe adaptasyon denir.
Adaptasyonların nedeni doğal seleksiyonlardır.
ÖRNEK :
— Bukalemunun girdiği ortama uygun olarak renk değiştirmesi
— Dış döllenme yapan canlıların gamet sayısının fazla olması
— Çiçekli bitkilerin embriyoyu besleyecek tohum oluşturması
— Rüzgârla tozlaşan çiçekli bitkilerde polen sayısının fazla ol-
ması
— Kutuplarda yaşayan ayıların, sıcak bölgede yaşayan hem-
cinslerine göre daha iri vücutlu olması
— Kurak bölgede yaşayan bitkilerin yaprak ayasının dar, göv-
de ve yaprakların tüylü, stomaların küçük ve derinde olması
— Ağaç dallarında yaşayan çekirgelerin görünüşlerinin ağaç
dallarına benzemesi
2 – HÜCRE
Canlının yapısını oluşturan, en küçük canlı yapı ve görev bi-
rimlerine hücre denir.
Hücre
Hücresel Yapı Prokaryot hücre Ökaryot hücre
Çekirdek zarı Yok Var Çekirdekçik Yok Var
Zarla çevrili organel Yok Var (kloroplast, lizozom,
sentrozom, golgi, mito- kondri, ER vb.)
Ribozom VAR VAR
Klorofil Sitoplazmada Kloroplastın içinde

Bakteriler ve Mavi – Yeşil algler(siyanobakteriler) prokaryot
hücreye sahiptir.
3 – BESLENME
Canlılar enerji elde etmek, yıpranan parçalarını onarmak – bü-

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-09-11, 14:17   #2
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Canlıların ortak özellikleri


yümek ve hayatsal olayları düzenlemek amacıyla beslenirler.
BESİNLER

Enerji verici Onarıcı – yapıcı Düzenleyici

Karbonhidratlar Yağlar Proteinler Mineraller Su Vitaminler
Nişastalı gıda- Bitkisel Bitkisel Yeşil sebze
lar ve tatlılar – Yağlı to- – Baklagiller İnorganik ve meyveler
– Hamur işleri humlu Hayvansal Yağda eriyen
– Pilav bitkiler – Et A, D, E, K
– Patates Hayvansal – Yumurta Suda eriyen
– Tatlılar – İç yağı B, C
– Tereyağ
Organik Organik
Dengeli beslenme : Bir insan bir öğünde, yaşına, işine, cinsi-
siyetine ve sağlık durumuna uygun olarak, yukarıdaki besin maddelerinin her birinden yeteri kadar almak zorundadır. Bu-
na dengeli beslenme denir.

Ototrof beslenme : İnorganik maddelerden organik maddele-
ri sentezleyerek beslenmedir.
ÖRNEK :
– Fotosentez
– Kemosentez
Heterortof beslenme : Canlının dışardan hazır besin alarak
beslenmesidir.

4 – BÜYÜME
Bir hücrelilerde sitoplazma hacminin artmasına büyüme denir.
Çok hücrelilerde hücre sayısının artmasına büyüme denir.
Çok hücrelilerde büyüme mitoz bölünme ile sağlanır.
Bitkilerde büyümeyi meristem (bölünür) doku sağlar. Boyca
büyümeyi primer meristem (I. cil bölünür doku) sağlar. Tüm
bitkilerde bulunur.
Enine büyümeyi sekonder meristem (II. cil bölünür doku) sağ-
lar. Sekonder meristemin kambiyum ve mantar fellojeni olmak
üzere iki çeşidi vardır. Kambiyum ağaçlarda bulunur ve enine
büyümeyi sağlar. Böylece yıllık yaş halkaları oluşur.
Bitkilerde meristem doku bulunduğundan büyüme devamlıdır.
Hayvanlarda büyüme sınırlıdır. Belli bir büyüklüğe kadar de-
vam eder.
Bir hücreliler neden belli bir büyüklüğe ulaşınca bölünür?









Görüldüğü gibi hacim büyüdükçe oransal olarak yüzey küçülür
Hücre zarından alınan maddeler hücreye yetmez hale gelir.
Çekirdek bölün emri verir. Hücre bölününce hacim küçülür ve
oransal olarak yüzey büyütülmüş olur.
DÜŞÜN !
Kutupta yaşayan ayıların iri vücutlu olması, ısı kaybını neden
önler?
5 – BOŞALTIM
Bütün canlılar hücrelerinde metabolizma sonucu oluşan, atık,
zehirli, zararlı ya da gereğinden fazla bulunan(organik besin-
maddeleri hariç) maddeleri organizmalarından uzaklaştırırlar.
Bu olaya boşaltım denir.
Bir hücrelilerde : Doğrudan doğruya hücre zarından difüzyon
la, boşaltım kofullarıyla yada kontraktil(vurgan) kofullarla olur.
Kontraktil kofullar tatlı sularda yaşayan bir hücrelilerde bulunur
ve suyu difüzyonun tersi yönde boşaltır.
Sünger ve sölenterelerde : Boşaltım organı yoktur. B





EKOLOJİ


Yeryüzünde on kilometre okyanus tabanından atmosferin on kilometre yerden yüksekliğine kadar olan tabaka canlıların barınma yeridir. Bu alana dünya katmanları arasında biyosfer adı verilir. Ekoloji de 20 km’lik dikey alan içersindeki canlıların yaşama şekillerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceler. Canlıları etkileyen çevre faktörlerine ambiyotik faktörler, canlıların birbiriyle olan ilişkilerine biyotik faktörler denir.
Modern ekolojide anlama kolaylığı sağlamak için canlılar organizasyon derecesine göre sıralanır.Bu sıralama sonucunda biyolojik spektrum meydana gelir.Bu spektrum;Protoplazma-Hücreler-Dokular-Organlar-Organsistemleri-Organizmalar-Populasyonlar-Kommuniteler-Ekosistemler-Biyosfer şeklinde sıralanır.
İşte bu spektrum içerisinde ekoloji; organizmalardan sonraki terimleri inceler.Biyotik faktörleri oluşturan bu terimlerin üzerindeki fiziksel ve kimyasal faktörlerin sınırlayıcı etkisini de ekoloji inceler.

Ekolojide kullanılan bazı terimler vardır.Bunların başlıcaları;
Populasyon: İnsan nüfusunu ifade edeb bir terimdir. Ancak ekolojide belirli sınırlar içersinde barınmakta olan aynı türden oluşan bireyler topluluğunu ifade eder. Ekolojinin biyotik faktörler içersinde en küçük birimidir. Populasyonlar kendi kendine yeterli değildir.
Kommunite: Bir bölgede yerleşen populasyonlar topluluğudur. Abiyotik faktörlerle birlikte kommuniteler kendi kendilerine yetebilen topluluklardır.
Ekosistem: Kommunite + Abiyotik ortam ekosistemi oluşturur.
Habitat: Populasyon içersindeki canlıların biyosfer tabakasındaki kalıtsal yapısına uygun yaşama bölgesine habitat denir. Habitat canlının yaşama adresidir.
Niş:Habitat içersindeki canlıların yaptığı biyolojik faliyet ya da iştir.
Flora: Belirli bir bölgedeki veya biyosferdeki bitki topluluklarıdır. Aynı zamanda bakterilerin oluşturduğu populasyonlara da flora denir.
Fauna: Hayvanların oluşturduğu topluluklara denir.
Biyotop: Canlının yaşayabileceği fiziksel ortamdır.
Biyom: Özel komunitelere biyom adı verilir. Tundra, maki, çöl biyomu gibi.


1. ABİYOTİK FAKTÖRLER:

Bireylerin populasyonda, populasyonların da kommunite içersinde gerçekleştirdikleri aktiviteler kararlı bir yaşam ortamının oluşturulmasında kesinlikle etkilidir.
Ancak biyosferde ekolojik sistem kurulurken elbette matematiğin güneş sistemindeki mesafe sabitleri, dünyanın açısı ve elepsoid fiziki yapısı etkilidir. Ayrıca fizik ve kimyanın temel prensipleri, yeryüzünün dönüş hızı, çekim gücü, atmosferdeki gaz yoğunluğu, gaz basıncı gibi faktörler en önemli etkenlerdir.
Dış etkenler dediğimiz abiyotik faktörler yeryüzünde canlıların yaşama alanlarını sınırlandıran en önemli etkenlerdir. Bunlara bağlı olarak farklı devirlerde farklı türler populasyonlar üzerinde baskınlık kurmuştur. Örneğin jura devrinde sürüngenler ve eğrelti otları en baskın populasyonlar olmuşlardır. Ancak abiyotik etkenlerle bugün bu canlılar bir çok türünü yitirmiş ve günümüzde eğrelti otları; orman altı bitkileriyle, dinozorlar; kertenkele, yılan, kaplumbağa, timsahlar ile temsil edilmektedir. Yani yeryüzünde gerçekleşen buzlaşma, sel, deprem, volkanik patlama, dünya yüzeyinin sularla kaplanması, aşırı rüzgar, yüksek sıcaklık gibi doğal olaylardan bitki ve hayvan populasyonları tamamen olumsuz etkilenmişlerdir. Bunun sonucu bugün dahi hissedilebilmektedir. Örneğin kelaynak olarak ifade edilen kuş türü yok olmuştur, panda ayıları yok olmuştur. Bugün bunlar hayvanat
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-09-11, 14:17   #3
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Canlıların ortak özellikleri


bahçelerinde yapay olarak üretilmektedir.
Doğadaki olumlu veya olumsuz abiyotik faktörlere rağmen günümüze kadar gelebilen dayanıklı canlılarda bulunmaktadır. Bunlara fosil canlılar da denir. Örneğin, Latimeria balığı ile hamam böceği yeryüzünün en eski yaratıklarındandır.
Abiyotikler fiziksel ve kimyasal faktörler olarak ikiye ayrılır.

A) FİZİKSEL FAKTÖRLER:

1. İklim:

İklimler klimatoloji bilimi içersinde değerlendirilir. İklim içersinde canlıları ilgilendiren faktörler sıcaklık, yağmurlar, yağışlar, nem, rüzgar, güneşlilik, bulutluluk ve don olaylarıdır.
Optimum iklim şartlarının içerikleri türlere göre değişmektedir. Örneğin; çok yağış alan, ılıman olan alanlarda mükemmel orman ekosistemleri ve ormana bağlı hayvan populasyonları oluşturulmuştur. Aynı zamanda düşük ısılı olmakla beraber nem oranı yeterli olan Amerika’nın üst Alaska kıtası ve Rusya’nın üst Sibirya ormanları da buna güzel örneklerdir.

2. Isı:

İklim içersinde en önemli faktörlerden biri de ısıdır. Örneğin eklem bacaklıların bir çoğunun yaşam süresi 3-4 ay içersindedir. Isı periyodunun da 16 dereceyle 25 derece arasındaki dönemine rastlar. Yazın sonuna doğru kaybolurlar. Aynı şekilde iklim bitkilerde; su alma, çiçeklenme, enine büyüme, meyvelenme gibi dönemlerin belirlenmesinde tamamen etkili bir faktördür.
Hayvanlar vücut sıcaklığı yönüyle;
1. Poikilotermal hayvanlar (soğuk kanlılar veya vücut ısısı değişenler)
2. Homoitermal hayvanlar (sıcak kanlılar veya sabit ısılılar) olmak üzere ikiye ayrılır.

Canlılar arasında yüksek ısılarda, düşük ısılarda ve her iki ortamda yaşamaya uymuş olan canlılar vardır.
Bazı canlılarda sıcaklık artışına paralel (tölerans sınırları içersinde) metabolizma hızı da artar. Ancak tölerans sınırlarını aşan ısı, canlıda metabılik anormallik olarak adlandırılan paraliz (şok, geçici felç) olayını ortaya çıkarır. Artmaya devam ederse öldürür. Isı aşırı oranda düşmeye devam ederse yine paraliz olayı görülür.
Sıcaklık aynı zamanda hayvanların vücüt büyüklüğünü tayin eden bir faktördür. Kuzey enlemlerde yaşayan sıcak kanlı hayvanlar sıcak bölgelerde yaşayanlara göre daha büyük olma eğilimindedirler.
Büyük vücutta kütleye göre az yüzey olması, sabit ısılı hayvanların vücüt sıcaklığını koruyabilmesi bu adaptasyon özelliğiyle sağlanır. Bu canlıların aynı zamanda kuzey bölgelerde yaşayanlarında ekstrimiteler küçük yapılıdır. Kulak, burun ucu, el ayası (yüzeyi) , ayak ayası gibi. Bu sayede ısı kaybı en aza indirilir. Sıcak ortamlarda bu organlar büyük olur. Bunlar serinleme amacıyla kullanılır.
Değişken ısılı hayvanlarda bunun tam tersi özellikler gözlenir. Bu hayvanlar soğuk ortamlarda daha küçük vücut yapısına sahiptirler.



3. Işık:

Yeryüzünde kurulan ekosistemlerin ve bunun sonucu olarak biyosferin kararlılığı, devamı, bugünkü ölçüler içersinde ışık enerjisinin devamına bağlıdır



İNSAN VE ÇEVRE

A) SU VE SU KİRLİLİĞİ
1.Suyun Canlılar İçin Önemi.
2.Sağlıklı İçme ve Kullanma Sularının Özellikleri.
2.1.İçme ve Kullanma Sularını Elde Etme Yolları.
3.Su Kirliliği ve insan sağlığına etkileri.
İNSAN VE ÇEVRE - 2
3.1.Suyun Kirlenmesinde İnsanını Rolü.
3.2.Kirli Suların Canlılara Etkileri.
3.3.Kirli Suların Olumsuz Etkileri İçin Önlemler.
B) HAVA VE HAVA KİRLİLİĞİ
1.Havanın Canlılar İçin önemi.
1.1.Havanın Kirlenme Nedenleri

İNSAN VE ÇEVRE - 3
2.Hava kirliliği ve insan sağlığına etkileri
2.1. Hava Kirliliğinin Çevreye Etkileri.
2.2.Hava Kirliliği, Toprak ve Su Kirliliğine de Yol Açar.
2.3.Hava Kirliliğini Önlemek İçin Alınacak Tedbirler.

A) SU VE SU KİRLİLİĞİ
Hazırlık Çalışmaları :
1.Suyun ,insanlar,bitkiler ve hayvanlar için önemini tartışınız.
2.“Akar su kir tutmaz” sözünün , doğru olup olmadığını araştırınız.
3.Çevrenizdeki su kaynaklarını ve bunlardan nasıl faydalanıldığını araştırınız.
4.Yakın çevrenizde su temizleme ve arıtma

Tesisleri varsa, öğretmeninizle birlikte bir inceleme gezisi düzenleyiniz.Öğrendiklerinizi yazınız.
5.Çevrenizde hava kirli ise, sebeplerini araştırınız.
6.Evinizin ve sınıfınızın pencerelerini açarak havalandırmanızın,sağlığınız için faydalarını tartışınız.
1.Suyun Canlılar İçin Önemi
Bu gün hangi amaçlarla su kullandınız? Sabah kalkınca elinizi, yüzünüzü yıkamak, dişlerinizi fırçalamak için su gereklidir.Meyve ve sebzeleri, bulaşıkları, kirlenmiş çamaşırları yıkamak için evinizde ne kadar su harcandığına dikkat ettiniz mi?

Susuz bu temizlikler yapılabilir mi?
Vücudumuzun yarısından fazlası sudur.Sindirim, dolaşım, boşaltım gibi canlılık faaliyetleri için su gereklidir.Su ihtiyacımızı karşılamak için günde 1.5 - 2 litre kadar su içmeliyiz.
2.Sağlıklı İçme ve Kullanma Sularının Özellikleri
İçme suyu berrak, kokusuz, temiz ve mikropsuz olmalıdır. İçme suyu çok sıcak ve çok soğuk olmamalıdır. İyi bir içme suyunun sıcaklığı 5 C’ - 10 C’ olmalıdır.İçme ve kullanma sularının içinde çözünmüş haldeki kireç oranı yüksek

olmamalıdır. Kireçli maddelerin oranının yüksek olduğu sularda sabun köpürmez.
Bu sebeple ; temizlik amacı ile kullanılacak suyun kireç oranı düşük olmalıdır.
İçme ve Kullanma Sularını Elde Etme Yolları
İçme suları genellikle, temiz tabii kaynaklardan elde edilir. Göl, deniz, baraj suları da arıtılarak içme ve kullanma suyu olarak kullanılır.
İçme kullanma sularını, yer altı su yataklarına ulaşan derin kuyulardan, artezyen ve barajlardan sağlarız.

Artezyenlerden içme ve kullanma suyu elde ederiz. Artezyen ve kaynak suları, yeryüzü sularının toprağın derinlerine süzülerek inip, kil ve benzeri geçirimsiz tabakalar üzerinde birikmesiyle oluşurlar.Bu nedenle temiz sulardır.Göl ve baraj gibi çeşitli kaynaklardan elde edilen su, çok geniş beton borularla yerleşim merkezlerine getirilir.

Arıtma tesislerinde, çeşitli işlemlerden geçirilir.Böylece su temizlenip arıtılmış olur.
İlerleyen slaytta suyun arıtılması işlemlerini izleyiniz.Süzgeçlerden geçirilen sudaki katı maddeler ayrılır (1).İkinci adımda suda çözünmemiş ve asılı gibi duran katı maddeler dinlendirme havuzlarında çökertilir.(2)


Üçüncü ; adımda su klorlanarak, içindeki mikroplar öldürülür. Suya konulan klorun miktarı, hayvanlara ve insanlara zarar vermeyecek orandadır. Çünkü klor, zehirli bir maddedir (3). Kısmen temizlenip arıtılmış su, kum ve çakıl taşlarından oluşan büyük süzgeçlerden geçirilir (4). Son

Basamakta tamamen temizlenmiş ve arıtılmış olan su ev ve iş yerlerine kullanılmak üzere, yer altına döşenmiş borular içinde gönderilir.(5)
Temiz ve içilebilir su elde etme, pahalı bir işlemdir.Büyük masraf ve emeklerle evinize getirilen suyu
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-09-11, 14:17   #4
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Canlıların ortak özellikleri


israf etmeyiniz

Mesela içilecek özellikteki suyu, diğer alanlarda kullanmayınız. Muslukları açık bırakmayınız. Bozuk muslukları tamir ettiriniz.
Suyun temizlenmesi işlemini gösteren şema sonraki slaytta görüldüğü gibidir.

3.Su Kirliliği ve İnsan Sağlığına Etkileri
Su, hava ve torak gibi kaynaklar canlılar için zararlı maddeler taşıyorsa kirli kabul edilir. Kirli suların insan sağlığına etkilerini hiç düşündünüz mü ?Bazı su kaynaklarında “Dikkat içilmez” gibi uyarı levhaları bulunur. Sebebini biliyor musunuz?


Suyu Kirleten Faktörler :

Suyu kirleten faktörlerden bazıları aşağıdadır.
İnsan.
İnsan ve hayvan atıkları.
Deterjanlar, plastikler
Cıva, D.D.T. Ve çeşitli tarım ilaçları,
Fabrika atık ve artıkları

Suyu kirleten maddelerin başında insan atıkları gelir. Lağım suları kanalizasyon sistemi olmayan yerleşim alanlarında içme ve kullanma sularına karışırsa, su kirlenir. Bu suların içinde çeşitli salgın hastalıkların mikropları vardır. Onun için kullanılması sakıncalıdır.
Suyun Kirlenmesinde İnsanını Rolü
Su kirlenmesinde insanın rolünü belirlemek için yakın çevrenizde deterjan, kağıt, boya, tarım ilaçları üretimi yapan tesisler, termik santraller varsa öğretmeninizle birlikte bir inceleme gezisi düzenleyiniz. Bunların çevre kirliliğine sebep olup olmadıklarını araştırınız. Bunun

için, aşağıda verilen sorulara cevap arayınız.
Fabrika veya işyerinin ürettiği ürün ve kullandığı ham madde nedir?
Fabrika atık artıkları göl, deniz ve akarsulardan hangisine boşaltıyor?
Fabrikada arıtma tesisi var mı?
Bu sorulara aldığınız cevapları değerlendirmek için sınıftakilerle tartışın.
Kirli Suların Canlılara Etkileri
İnsan atıklarının karıştığı kirli sularda tifo, kolera, çocuk felci mikropları kolayca ürer. Sağlığımızı korumak için, temiz olduğunu bilmediğimiz suları içmemeliyiz. Bunlar;

Fabrikalardan, kanalizasyonlar dan çevreye atılan kirli su ve diğer atıklar, yağmur ve akarsuları etkisi ile , göl baraj ve deniz sularına karışır. Bitlilerin ilaçlanması ile toprağa geçen zehirli tarım ilaçları da suya karışır. Böylece ; akar su, göl, baraj ve denizlerde kirlenir. Bu durumdan, suda

yaşayan canlılar olumsuz yönde etkilenirler. Mesela, balıklar ölür. Sonraki slaytta görüldüğü gibi. Su yosunlarının fotosentezle oksijen üretimi azalır.
Plastikler, petrol ve bazı deterjanların parçalanmayan atıklar olduğunu öğrenmiştiniz. Göl ve deniz sularına


Karışabilen bu maddeler, suyun hava ile temasını önleyerek suda çözünmüş oksijenin azalmasına sebep olurlar
Yer kürenin 3/4 ünün sularla örtülü olmasına rağmen içilebilir ve kullanılmaya elverişli su kaynakları sınırlıdır.Mevcut su kaynakları, dünya nüfusunun hızlı artışı

Bedeniyle yetersiz kalmaktadır. Kurakl


ÇEVRE KİRLİLİĞİ

Toprak Kirliliği
Toprağa bırakılan zararlı ve atık maddelerle toprağın özelliklerinin bozulmasına toprak kirliliği denir.
Toprak, içme suyu, yapı, şehircilik, mezarlıkların kurulması ve düzenlenmesi, sıvı ve katı atıkların uzaklaştırılması ve zararsız hale getirilmesi gibi konularla sıkıca ilgilidir.
Toprak Mikroorganizmalarının Etkileri (Toprağın Biyolojik Arıtıcı Etkisi)
Toprak mikroorganizmaları (özellikle aerop ve anaerop sporlu basiller, aktinnomiçesler ve mantarlar).Karbonhidratların ve yağların parçalanma ürünlerinin büyük bir kısmı toprakta bakteriler tarafından harcanır.Fosfatlar (PO4) toprak tarafından tutulur.Klorürler kolaylıkla eriyerek suya geçerler.Bu olayların sonunda humin asitleri bol miktarda teşekkül eder.
Bu parçalanma olayları için : 1) Toprakta belirli miktarda nem ve O2 bulunması, 2) Toprağın uygun bazlar kapsaması ve 3) Toprak ısısının 5 oC den yüksek olması gerekir ( daha düşük ısı şartlarında mikroorganizmaların faaliyeti yavaşlar veya durur).
Toprak içinden süzülen kirli suların temizlenmesinde (arınmasında) toprakta geçen bu biyolojik olayların büyük rolü vardır.
Bakteriler, aktinomiçes ve mantarlar, protozoon ve kurtlar toprağın yalnız yüzey kısımlarında bulunur.Ekilen toprakların 1 gramında 1 milyardan fazla bakteri amip ve diğer protozoonlar mevcuttur.İşlenmemiş toprakların 1 gramında 100.000 ‘den fazla mikrop bulunur.Toprağın derinliklerine inildikçe bu canlı organizmaların miktarı süratle azalır.Daha 1-3 metre derinlikte bakteriden çok fakir kısımlar başlar.İnce gözenekli, ağaçlıklı bir toprağın 4 metreden daha derin kısımları tamamen denilebilecek bir derecede bakteriden yoksundur.Derin toprak kısımlarının mikroorganizmalardan kurtulması, bu elemanların ince gözenekli üst topraklarda kısmen adsorbe edilmeleri, kısmen de toprak içinde meydana gelen muhati (sümüksel) bir çöküntü tabakasının sonucudur.Bu nedenle, ağaçlıklı ve çatlakları olmayan bir arazide 4 metreden daha derinde olan toprakaltı su tabakasında mikrop bulunmadığı söylenebilir.Suyu süratle geçiren ; sun’i olarak gevşetilmiş; sıçanlar, köstebekler ve diğer sebeplerin etkileriyle çatlakları bulunan toprakların üstünde ve içinde su yığınlarının büyük bir hızla aşağılara geçmesi halinde, toprak filtrasyonu sekteye uğrar ve toprakaltı suyu üst toprak tabakalarından geçerken temizlenemediği için alt kısımlarda kirli bir su halinde yığılır.
Toprağı kirleten ve bu yoldan insanlarda hastalıkların meydana gelmesine sebep olan organizmalar üç kısımda incelenir :
1.İnsan – toprak – insan zinciri halinde geçiş :
Bu tip toprak kirlenmesinin sebebi, sıvı atıklar (kullanılmış sular, lağım suları vs.) ın hijyen kurallarına uymayan bir şekilde muameleye tabi tutulması veye bu gibi maddelerin gübre olarak ya da sulama işlerinde kullanılmalarıdır.Bu suretle toprak, bazı bakteriler ve protozoonlar (kolera vibriyonu, Salmonella ve Shigella gruplarına giren bakteriler, amipli dizanteri etkeni olan entamoeba histalytica) ve bazı helmintler ile kirlenirve bu etkenler toprak ve bitkiler yoluyla insana geçerek ilişkin oldukları hastalıklar meydana gelir.
2.Hayvan – toprak –insan zinciri halinde geçiş :
Bazı zoonozların (insana geçebilen hayvan hastalıkları) geçişinde toprak önemli rol oynar.Bu gruba girebilecek önemli hastalıklar şunlardır : Leptospirozlar, Şarbon, Q-humması, Toxocara (özellikle Toxocara canis)infeksiyonları, listerioz, Clostridium perfrigens ve Clostridium tetani infeksiyonları, lenfositer koriomenenjit ve tularemi.
3.Toprak – insan zinciri halinde geçiş :
Bu gruba girebilecek başlıca hastalıklar : Çeşitli mikozlar ve botulizm’dir.
Su kirliliği
Nüfusu belli bir hızla artmasına karşın tarım toprakları giderek azalan ülkemizde amaç dışı toprak kullanımı ve sanayii kuruluşlarının
yarattığı çevre kirliliği orman, toprak ve su kaynaklarımızın hızla azalmasına neden olmaktadır.

Ülkemizin bir tarım ülkesi olması ve tarıma dayalı sanayiinin hammaddelerini üreterek ihracat gelirlerimizde önemli bir yer tutması
orman, toprak ve su kaynaklarımızın korunması gerekliliğini daha fazla arttırmaktadır. Günümüzde son sınırına ulaşılan verimli tarım
topraklarımız her yıl, erozyon, tuzlulaşma ve alkalileşme gibi doğal etmenlerin yanında sanayi kuruluşları, kentsel yerleşim, turizm
yapılaşmaları, kum ve tuğla ocakları işgali sonucu amaç dışı kullanım ile hızla azalmaktadır.

Gerçekten istatistiklere göre 1970 yılında fert başına 4.4 da tarım arazisi düşerken, bu değer 1980 yılında 3.66 da olmuştur. 1990
yılında ise fert başına 3 da tarım arazisi düşebileceği sanılmaktadır. Bu duruma göre fert başına düşen tarım arazisi, amaç dışı
kullanım ve nüfusun da hızla artışıyla % 68 oranında azalma gösterecektir.

Ülkemizde tarımsal potansiyeli çok yüksek, uygun iklim koşullarına sahip ve yılda birden fazla ürün alınabilen ovalarımız
bulunmaktadır. Ancak ülkemizde fiziksel arazi kullanım planlamalarının yetersiz olması, aşırı nüfus artışı, plan ve programsız
sanayileşme bu tarımsal potansiyeli yüksek ovalarımızın giderek elden çıkmasına neden olmaktadır. Bu ovaların başında Bursa
ovası gelmektedir.

Bu çalışmada amaç dışı toprak kullanımı sonucu ortaya çıkan sorunlar, alınması gerekli önlemler ve çözüm yolları belirlenmiştir. Atık su ile sulanan toprakların pH’ında düşme görülmesine karşın elektriksel iletkenliğinde önemli ölçüde artış kaydedilmiştir.

Yalnız atık su ile sulanan parsellerden elde edilen domates veriminin düşük olmasına karşın atık suyun belli oranlarda sulama suyu
ile karıştırılarak sulanan parsellerden elde edilen domates verimi normal sulama suyu ile sulanan parsellere oranla daha fazla
bulunmuştur. Ancak atık su mısır verimi üzerinde etkili olmamıştır.

İnsanoğlu varolduğu günden bu yana, hem çevresindeki olaylardan etkilenmiş, hem de çeşitli etkinlikleriyle çevresini etkilemiş, tahrip etmiş,
kirlenmesine ve bozulmasına neden olmuştur. Çevrenin bozulması demek, insanın yaşaması için gerekli olan ortamın bozulması demektir.
Dünyamızda; nüfus artışı sürmekte, enerji kaynakları tükenmekte, kirlenme (hava, su, toprak, kentsel katı atık, gürültü kirliliği) gittikçe
yayılmakta, çarpık kentleşme ve yeşil alan yetersizliği artmakta, gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki uçurum derinleşmekte, içme suyu
zor bulunmakta, besin maddeleri güç ve ancak pahalı olarak sağlanabilmekte, ormanlar kaybolurken çölleşme artmakta, kaybolan yarım milyon
hayvan ve bitki türü ekolojik çeşitliliği ve sürekliliği tehdit etmekte, gittikçe sancılı ve gergin bir dünyada, çatışma risk




Çevre Kirliliği
Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir.
İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir.
Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre; hava, su ve toprak kirlenmesi olarak sınıflandırılır.çoğu kirletici, aynı anda birden çok kaynağı etkileyebilir.çevre kirliliği canlılar içinde en çok insanları etkilemektedir.böylece insanoğlu dolaylı yoldan kendine zarar vermiş olur. Çünkü; insan doğaya değil doğa insana sahiptir. İnsan doğaya zarar verince içinde bulunduğu halkaya zarar vermiş olur.
1. Toprak Kirliliği
Toprak kirliliği, bilindiği gibi temizlenmesi en zor,bazense hiç mümkün olmayan tehlikeli bir ortam yaratır. Hayvan dışkısı mezbahalardan ve her türlü ekin biçme etkinliğinden gelen atıklar, toprak kirlenmesinin en önemli kaynağıdır. Bilinçsizce yapılan ilaçlama ve gübreleme, kaliteli ve birinci sınıf toprakların yerleşim ve endüstri için kullanıma açılması, toprak kirliliğini hızlandırmıştır. Pek çok kimyasal madde içeren tarım ilaçlarının (örneğin böcek öldürücüler, ot öldürücüleri, mantar ilaçları) su ve toprak kirlenmesinde önemli payı vardır. Toprağın yapısı bilinmeden yapılan gübreleme ve zararlılara karşı yapılan mücadelede kullanılan tarım ilaçlarının fazlası, bitki ve canlılara zarar verdiği gibi, yağmur suları ile içme ve kullanmayla yer altı su yastıklarına karışmakta hatta denizlere kadar sürüklenerek su kirliliğine neden olmaktadır. Erozyonla çok miktarda tarıma elverişli toprak kaybı söz konusudur. Verimli toprağın yok olmasından dolayı tarımsal üretimdeki düşüş, kalite bozulması, vitamin zincirindeki eksikliklerin yanı sıra erozyonla taşınan topraklar denizlerde ve akarsularda bulanıklık oluşturarak su içi ekolojik dengeyi de etkilemektedir.
Arazinin iyi ağaçlandırılmaması ve ormanların kaçak olarak kesilerek tarım alanı haline getirilmesi erozyona sebep olmakta, bu da dolaylı yoldan su kirliliğini oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra sağlık sorunlarının da ortaya çıkması canlı yaşam için ciddi problemler oluşturmaktadır. Ancak makro ölçeklere bakıldığı zaman, insanların hızlı bir şekilde yüzey şekilleri üzerinde değişikliklere sebep oldukları görülmektedir.
Aşınma sonucu biriken tortular, toprağın bozulmasına yol açan bir başka etmendir.
Endüstri devriminin hızlanması ile bölgeler üzerinde şu değişimler hızla meydana gelmiştir.
• Bitki örtüsünün kalkması
• Arazilerin yanlış kullanıma açılması
• Ararsal yayılmalarının hızlanması
• Erozyonun hızlanması
• Flora ve faunada hızlı değişimler

2-Hava Kirliliği

Hava, dünyayı çepeçevre saran gaz tabakasıdır. Hava canlılar için çok önemli bir gaz karışımıdır. Havanın kirletilmesi ise bütün canlıların yok olması demektir.
Hava kirliliği, havayı oluşturan gaz maddelerinin oranlarının değişmesi ve zehirli gazların aşırı birikmesi olayıdır. Hava kirliliğine yol açan beş temel madde; karbonmonoksit, parçacık halindeki maddeler, kükürt asitleri, hidrokarbonlar ve azot oksitlerdir. Başlıca kirlilik kaynakları; motorlu taşıtların, enerji santrallerinin, sanayii tesislerinin, konut ısıtma sistemlerinin yakıt artıklarıdır. Ayrıca çöplerin, kömür atıklarının, tarıma elverişli toprak kazanmak amacıyla doğal çevrenin yakılması da benzer sorunlara yol açar. Dünyada nüfusun hızlı bir şekilde artması taşıt ihtiyacını da artırmıştır. Otomobil, uçak, tren, vapur gibi nakliye ve yolculuk vasıtalarından çıkan gazlar, hava kirliliğinde önemli rol oynamaktadır. Evlerden ve fabrika bacalarından çıkan gazlar havayı kirleten faktörler arasındadır. Kentsel bölgelerdeki hava kirliliğine yol açan bir başka önemli madde de kurşundur. Kurşun, sanayii tesislerinden, zararlı canlılarla mücadelede kullanılan kimyasal maddelerden çıkar. Kirleticiler dışında bazı doğal etkenler de hava kirlenmesine yol açar. Güneş ışığındaki morötesi ışınlar hidrokarbonlarla ve azot oksitleriyle birleşerek fotokimyasal sis oluştururlar, ve bu da sıcaklık terselmesi (Özellikle kış günlerinde hava hareketlerinin olmadığı zamanlarda çevredeki soğuk hava çukur alanlara yığılır. Bu durumda, yere yakın kısımlarda hava soğuk, üst kısımlarda ise daha sıcaktır. Bu nedenle genel durumun tersine, yerden yükseldikçe hava sıcaklığı belli bir yüksekliğe kadar artar: İşte bu olaya sıcaklık terselmesi denir. Bu durumda, yere yakın alanlarda yoğunlaşan soğuk hava, bazen bir sis tabakası oluşturarak hava kirliliğinin artmasına sebep olur.) dönemlerinde atmosfer durgunluğuna neden olur.
Havada kirlenmeye yol açan maddelerin insanlar üzerinde çeşitli etkileri vardır. Havadan solunan karbonmonoksit, kandaki oksijenin yerini alarak, vücuttaki hücrelere taşınan oksijen miktarının azalmasına yol açar. Kükürt oksitleri, solunum borusu ve akciğer dokularını etkileyerek, solunum sisteminde geçici ya da kalıcı rahatsızlıklara yol açabilir.
Başka pek çok kirletici de, etkileri doğrudan ya da kısa sürede gözlenememesine karşın, halk sağlığı konusundaki kaygıların giderek çoğalmasına neden olmaktadır.
Ulaşımın ağırlıkla karayolu trafiğine dayandığı Türkiye’de özellikle büyük kentlerde hava kirliliği önemli bir sorun durumundadır. Batı yönü dışında tümüyle dağ ve tepelerle çevrili Ankara, bu konuda çarpıcı bir örnektir. Sık inşa edilmiş binalarla dolu olan, değişik kömür ve akaryakıt türlerinin yakıldığı kentte kışlar büyük bir kirlilik içinde geçer.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-09-11, 14:18   #5
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Canlıların ortak özellikleri

Hava kirlenmesinden kaynaklanan ve 1980’lerin ortalarında gündeme gelen bir başka önemli tehlike de atmosferdeki ozon katmanının (tabakasının) incelmesidir. Havalandırma sistemlerinde, spreylerde, otomobillerde ve buzdolaplarında kullanılan kloroflorokarbon kökenli kimyasal maddelerin yol açtığı delinme, kutup bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Yeryüzüne ulaşan morötesi ışınların zararlı etkilerini azaltan ozon tabakasının delinmesi, bazı uzmanlara göre 20-30 yıl içinde etkisini gösterecek, yeryüzünde 40 milyon dolayında insanın cilt kanseri olmasına ve yalnızca ABD’de yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne yol açacaktır. Bazı uzmanlar bu tahminlerde büyük yanılgı payı olduğunu öne sürmekte ise de, ozon katmanının delinmesinin yeryüzü için büyük bir tehlike oluşturduğu üzerinde herkes aynı düşüncededir.

3-SU KİRLİLİĞİ
Doğal olarak kirlenmemiş bir su ortamında bulu



ÇEVRE KIRLILIGI

En genis anlamiyla çevre ekosistemler ya da biyosfer seklinde açiklanabilir. Daha açik olarak çevre, insani ve diger canli varliklari dogrudan ya da dolayli olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür.
Insanlari çevre kirliligi konusunda duyarli hale getirebilmek için 1997 yili çevre yili olarak kutlandi.
Çevrenin dogal yapisini ve bilesiminin bozulmasini, degismesini ve böylece insanlarin olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanimlayabiliriz. Artik hepimizin bildigi gibi çevreden, içindeki varliklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle Çevreyi kirletmek kendi varligimizi yok etmeye çalismaktir denilebilir.
Bilinçsiz kullanilan her sey gibi temiz ve saglikli tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklimiza önce yasama hakki gelmelidir. Insanin en temel hakki olan yasama hakki, canli ya da cansiz tüm varliklari saglikli, temiz ve güzel tutarak dünyanin ömrünü uzatmak, gelecek kusaklara birakilacak en degerli mirastir.
1970li yillardan sonra bilincine vardigimiz çevre kirliligi dayanilmaz boyutlara ulasti. Çünkü artik temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamizi saglayacak yesil alanlara hasret kalmaya basladik. Yüzmek için deniz kiyisinda bile yüzme havuzlarina girmek zorunda kaldik.gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kisaca artik kirletecegimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yil önce bir doga cenneti ve büyük bir kismi otlaklarla kapli olan Anadoluyu günümüzde bu durumlara düsürdük.
Dogada kirlenmeye neden olan etmenleri, dogal etmenler ve insan faaliyetleri ile olusan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.
Dogal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi dogadan kaynaklanan etmenlerdir.
Insan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise asagidaki gibi siralanabilir.
Evler, is yerleri ve tasit araçlarinda; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakitlarin asiri ve bilinçsiz tüketilmesi.
Sanayi atiklari ve evsel atiklarin çevreye gelisigüzel birakilmasi.
Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayilmasi.
Kimyasal ve biyolojik silahlarin kullanilmasi.
Bilinçsiz ve gereksiz tarim ilaçlari, böcek öldürücüler, sogutucu ve spreylerde zararli gazlar üretilip kullanilmasi.
Orman yanginlari, agaçlarin kesilmesi, bilinçsiz ve zamansiz avlanmalardir.
Yukarida sayilan olumsuzluklarin önlenmesiyle çevre kirliligi büyük ölçüde önlenebilir.
Çevre bilimcilere göre genelde, asagida verilen iki çesit kirlenme vardir.
Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsiz hale dönüsebilen maddelerin olusturdugu kirliliktir. Hayvanlarin besin artiklari, diskilari, ölüleri, bitki kalintilari gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kisa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdigi kirlilige geçici kirlilik de denir.
Ikinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yillarda yok olan maddelerin olusturdugu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarim ilaçlari, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur.
Kalici kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanlarin vücutlarina katilir. Sonra besin zincirinin son halkasini olusturan insana geçerek insanin yasamini tehlikeye sokar. Örnegin; Marmara denizine sanayi atiklari ile civa ve kadminyum iyonlari birakilmaktadir. Zararli atiklar besin zincirinde alglere, baliklara ve sonunda insana geçerek önemli hastaliklara ve ani ölümlere neden olmaktadir.
Köy gibi kirsal yasama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yasayan insanlardan daha saglikli ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kirsal ekosistemler, çevre kirliligi yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadir. Bunu bilen kent insani firsat buldukça, çevre kirliligi en az olan kirlara, köylere kosmaktadir.
Günümüzde en yaygin olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliligidir.
SU KIRLILIGI:
Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktari sinirlidir. Zamanla su kaynaklarinin azalmasi, insan nüfusunun artmasi ve daha önemlisi, sularin kirlenmesi yasami giderek zorlastirmaktadir.
Su kirliligini olusturan etmenlerin basinda lagim sulariyla sanayi atik sulari gelmektedir. Bunun yaninda petrol atiklari, nükleer atiklar, kati sanayi ve ev atiklari da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarindaki bitki ve alg gibi kaynaklari yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye baslamistir. Örnegin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle baliklarin yasamasina uygun ortam olmaktan çikmistir. Karadenizdeki kirlenme nedeniyle hamsi ve diger balik türleri giderek azalmaktadir. Istakozlarin larva halindeyken temiz su bulamamalari nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlilar tükenmek üzeredir.
Yeni yeni kurulmaya baslanan aritma tesisleri, lagim ve sanayi atik sularini hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanilabilir su kazanilmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayilesme mutlaka is yerleri planlanirken aritma tesisleri ile birlikte düsünülmelidir.
HAVA KIRLILIGI:
Hava, içinde yasadigimiz gaz ortami olusturmanin yaninda yasam için temel bir gaz olan oksijeni tutar. Oksijen yanma olaylarini da saglayan temel bir maddedir.
Temiz hava olarak nitelendirilen atmosferin alt katmani; azot, oksijen, karbondioksit ve çok az miktarda diger gazlardan olusur. Ayrica atmosferin üst katmaninda bir de ozon gazinin (O3) olusturdugu tabaka vardir. Ozon, günesten gelen zararli isinlarin çogunu yansitip bir kismini tutarak yeryüzüne ulasmasini engeller.
Evler, is yerleri, sanayi kuruluslari ve otomobillerin çevreye verdikleri gaz atiklar havanin bilesimini degistirir. Havaya karisan zararli maddelerin baslicalari kükürt dioksit (SO3), karbon monoksit (CO), karbon dioksit (CO2), kursun bilesikleri, karbon partikülleri (duman), toz vb. kirleticilerdir. Ayrica deodorant, saç spreyleri ve böcel öldürücülerde kullanilan azot oksitleri, freon gazlari ile süpersonik uçaklardan çikan atiklar da havayi kirletir.
Zararli gazlarin (özellikle kükürt bilesikleri); yagmur, bulut, kar gibi islak ya da yari islak maddelerle karismalari sonucunda asit yagmurlari olusur. Asit yagmurlari da bir yandan orman alanlari vb. yesil alanlari yok etmekte bir yandan da sulari kirletmektedir.
Asiri artan CO2, atmosferin üs


ÇEVRE KİRLENMESİ


I – HAVA KİRLENMESİ
a) İnsana ve Çevreye Etkisi
b) Sonuçları (Asit Yağmurları)
ü Asit Yağmurlarının Toprağa Etkisi
ü Asit Yağmurlarının Sulara Etkisi
ü Asit Yağmurlarının Yapılara Etkisi
ü Asit Yağmurlarının Bitkilere Etkisi
ü Asit Yağmurlarının İnsan Sağlığına Etkisi
c) Çeşitli Gazların İnsan ve Çevresine Etkisi
ü İnsan Sağlığına
ü Hayvan ve Bitkilere
ü İklime
d) Ormanların ve Yeşil Alanların Çevre Kirliliğini Önlemeleri Yönünden İşlevleri
ü Fiziksel İşlevler
ü Fizyolojik İşlevler
e) Ormanların Su ve Toprak Kirliliği Üzerine Etkileri
II – SU KİRLENMESİ
a) Kirlenmeye Yol Açan Kaynaklar
1 – Tarımsal Çalışmaların neden olduğu Kirlilik
2 – Endüstrinin Neden Olduğu Kirlilik
2.1.) Kimyasal Kirlilik
2.2.) Fiziksel Kirlilik
2.3.) Fizyolojik Kirlilik
2.4.) Biyolojik Kirlilik
2.5.) Radyoaktif Kirlilik
3 – Yerleşim Alanlarındaki Atıkların Neden Olduğu Kirlilik
III – TOPRAK KİRLENMESİ
1 – Kentlerin Neden Olduğu Kirlilik
2 – Endüstrinin Neden Olduğu Kirlilik
3 – Toprak Uğraşlarının Neden Olduğu Kirlilik
4 – Toprak Kirliliğinin İnsan ve Çevresine Etkileri
IV – DİĞER ETMENLER
a) Gürültü Kirliliği
ü Gürültünün İnsan ve Çevresine Etkileri
b) Radyasyon






ÇEVRE KİRLENMESİ

Her türlü madde ya da enerjinin (örn: ısı, ses...) doğal birikiminin çok üstündeki miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirlenmesi denir.
Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre, hava, su, toprak kirlenmesi ve diğer etmenler olarak sınıflandırılır. İnsanın yaşamı sürekliliği için doğayı kullanması, doğayı değiştirmesi olağandır. Ancak bu kullanışta doğayı düşünmeksizin yalnızca insan açısından ve tek yönlü yararlanma söz konusu olduğunda, umulan olumlu sonuçlar, bir süre sonra çözümü zor ve hatta olanaksız birçok karmaşık sorunlara neden olurlar.
Bilimsel açıdan bakıldığında, bir ortamın fiziksel birleşiminde olmaması gereken şey “kir” dir. Yaşamın söz konusu olduğu her yerde muhakkak kir, yani artık madde bulunacaktır. Fakat bu madde, oluştuğu ortam içinde belirli sınırlar altında kaldığı sürece doğal yapı bu artık maddeyi çözümlemekte ve sonuçta kirlenme çıplak gözle görülmemektedir. O halde yaşamın getirdiği bir kirlenme hep olacaktır. Ama doğal denge bozulmadıkça, çevre ile etkileşen yaşam, kirlenmeden etkilenmeyecek ve dolayısıyla çevre kirlenmesi sorunu, doğal yapı içinde çözümlenecektir.

HAVA KİRLİLİĞİ

Erişkin bir insan, günde 2,5 kg kadar su ve 1,5 kg kadar besin almasına karşılık 15 kg kadar hava alır. O halde, insanın dışarıdan aldığı maddeler arasında hava, miktar bakımından başta gelmektedir.
Bir insan açlığa 60 gün, susuzluğa 6 gün dayanabildiği halde havasızlığa 6 dakika dayanamaz.
Barınak ve fabrika bacalarından çıkan dumanlar, otomobillerden çıkan eksoz gazları içinde bulunan ve canlılar için zararlı olan çeşitli maddelerin havaya karışması ve onun bileşimini bozması, 20. yüzyıl insanını hava kirliliği sorunu ile karşı karşıya bırakmıştır. Normal temiz bir hava içerisinde, % 78,9 hacim azot, % 20,95 hacim oksijen, %0,03 hacim karbondioksit, %0,93 hacim argon gazı bulunan fakat, duman toz tanecikleri, kükürt dioksit ve diğer gazlar bulunmayan ya da çok az bulunan hava demektir. Kirli hava ise fazla miktarda duman, kükürt di oksit, karbon mono oksit, azot oksit gibi gazları, ozon gibi oksidin maddeleri, kurşun, nikel gibi metalleri, lastik parçacıkları ve toz taneciklerini kapsayan ve fena kokan havadır. Diğer bir tanımla, hava kirliliği, atmosferde toz, gaz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin insan ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verici miktara yükselmesi olarak ifade edilebilir.
Metreküpü içinde 7 mikrogramdan fazla miktarda duman ve 100 – 150 mikrogramdan fazla SO2 gazı bulunması havanın kirliliği için bir ölçü olarak kabul edilmektedir. Özellikle duman ve SO2 gazının verilen bu miktarın üzerine çıkması, sağlık için zararlı bir ortamın meydana gelmesine neden olmaktadır.
Hava kirliliğini oluşturan başlıca kaynaklar, endüstri merkezlerinden çıkan kirli dumanlar ve gazlar, kalorifer ve soba bacalarından dağılan isler ve dumanlarla motorlu taşıtların eksozlarından çıkan karbonmonoksit, kurşun, azot oksit gibi kimyasal maddelerdir. Bunlardan birkaçını tanıyalım:
Karbon monoksit (CO): Havadan biraz daha hafif, renksiz, kokusuz, zehirli bir gazdır. Yanma sürecinde yakıttaki karbonun eksik yanma sonucunda tümüyle karbondioksite yükseltgenmeyip bir bölümünün karbon monoksite dönüşmesiyle oluşur. Başlıca karbon monoksit kaynağı içten yanmalı motorlardır.
Katı ya da sıvı maddelerin parçacıkları, kurum ya da is biçiminde gözle görülebilenlerden ancak elektron mikroskobuyla gözlenebilecek olanlara kadar değişen boyutlardadır. Çevreyi kirleten parçacıkların oluşumuna yol açan başlıca nedenler hareketsiz merkezlerde yakıt kullanımı ile sanayi etkinlikleridir; orman yangınları da küçük bir yüzde oluşturur.
Kükürt oksitleri, kükürt içeren yakıtların yanmasıyla oluşan zehirli gazlardır. Her yıl açığa çıkan kükürt oksitlerin yaklaşık yüzde 60’ı kömürün yakılmasıyla oluşur. Kentsel bölgelerde yoğunlaşmış olan akaryakıt kullanımı ve kükürtten yararlanan sanayi tesisleri de kükürt oksitlerinin oluşumuna yol açan önemli kaynaklardır.
Hidrokarbonlar da, karbon monoksit gibi eksik yanan yakıtlardan kaynaklanır. Ama karbon monoksidin tersine, atmosferde normal olarak bulundukları yoğunlukta zehirli değillerdir. Bununla birlikte, fotokimyasal sise yol açtıklarından kirliliğin artmasında önemli rol oynarlar. Havadaki hidro karbonlar genellikle, çöp fırınları gibi büyük tesislerde atık maddelerin yakılmasından, sanayide kullanılan çözücülerin buharlaşmasından ve odun ile kömürün yakılmasından kaynaklanır. Ama en önemli etken, buharlaşma yoluyla ve içten yanmalı motorların egzozundan havaya karışan benzindir. Bu yüzden havadaki hidrokarbonların yaklaşık yüzde 60’ı, çok sayıda motorlu taşıtın bulunduğu kentsel alanlarda yoğunlaşmıştır.
Azot oksitleri, yakıtın çok yüksek sıcaklıkta yanmasıyla oluşur. Bu kirletici de gene motorlu taşıtlardan ve elektrik enerji santralleri ile sanayide kullanılan buhar kazanlarının yakım sistemlerinden kaynaklanır. Havada normal olarak eylemsiz halde bulunan azot, yanma sırasındaki yüksek sıcaklıkta oksijenle birleşir ve gaz halinde dışarı atıldığında çabuk soğursa, bu durumda kalır. Azot oksitleri, hidrokarbonlarla birleşerek fotokimyasal yükselt genleri oluştururlar. Bu yükselt genler de, havadaki katı ve sıvı parçacıklarla birleşerek hava kirliliğine yol açarlar. Fotokimyasal yükselt gen kirleticiler ozon, azo

  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat