Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 26-09-11, 12:32   #1
Kafkaskartalı

Varsayılan Hücre zarından madde geçişi


Hücre
Hücre ilk defa 1665 yılında Robert Hooke tarafından keşfedilmiştir. Robert Hooke Şişe mantarından aldığı kesiti mikroskopta incelemiş ve oda şeklinde yapılar görmüştür. Gördüğü bu yapılara “Hücre”adını vermiştir.
Yaklaşık iki yüzyıl sonra Brawn (1831) bitki hücrelerinde “çekirdeği” buldu. Purkinje, Schwann ve Mohl gibi araştırmacılar hücre içindeki canlı yapıya “plazma” adını verdiler. Daha sonra hücreyi dış ortamdan ayıran bir zarın olduğu bulundu. Böylece yavaş yavaş canlıların hücrelerden yapıldığı fikri yayılmaya başladı.
Bütün bu gelişmelere dayanılarak on dokuzuncu asrın başındaki botanikçi Schleiden 1838 ve zoolog Schwann 1839da “bütün canlıların hücrelerden meydana geldiğini”söyleyerek hücre teorisinin ilk temelini attılar. Daha sonra hücre teorisi,1858 yılında Rudolf Virchow’un eklediği yeni maddelerle aşağıdaki şeklini almıştır.

· Bütün canlılar bir veya daha çok hücreden meydana gelmiştir.
· Hücreler , canlıların en temel yapısal ve fonksiyonel birimidir.
· Hücreler , kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesi ile meydana gelirler.
Sitolojideki son çalışmalar ve yüksek yapılı canlılar dikkate alındığında ,bu maddelere ek olarak iki yeni maddenin daha ilave edilmesi öngörülmektedir.
· Çok hücreli canlıların hücreleri farklı gruplar altında bir araya gelerek tek bir birim gibi işlermektedirler(Doku oluşumu)
Çok hücreli canlıların hücreleri bölünme,hareket ,kendilerine özgü şekil aşabilmek ve gerekli foınksiyonları gerçekleştirebilmek için birbirlerine veya katı bir yüzeye temas edebilmek zorundadırlar.
Hücre zarından madde geçişi
Hücre zarı , seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Molekül büyüklüğüne,yağda veya suda çözünmesine, polaritesine , ortamdaki yoğunluğuna veya türüne göre zar üzerinden madde taşınması dört farklı şekilde gerçekleştirilir.
Hücre zarından madde geçişi
Pasif taşıma
Difüzyon
Kolaylaştırılmış difüzyon
Osmoz
Plazmoliz
Deplazmoliz
Diyaliz
Aktif taşıma
Endositoz
Fagositoz
Pinositoz
Ekzositoz
1.Pasif taşıma
Maddelerin enerji harcamadan , yoğunluk farkından dolayı hücre zarındaki porlardan veya fosfolipit tabakadan doğrudan geçmesidir. Hücrelerde pasif taşıma üç şekilde görülür:
a. Difüzyon
Difüzyon, bir maddenin konsantrasyonunun yüksek olduğu yerden düşük olduğu yere doğru hareketine denir. Örneğin bir kokunun bütün odaya yayılması veya bir damla mürekkebin bir bardak suya atılınca bütün bardağı boyaması gibi. Aynı kural hücre için de geçerlidir. Örneğin sitoplazmada glikoz sürekli olarak tüketilmekte ve artık maddelerin yoğunluğu artmaktadır.Dış ortamda glikoz arttığında ,iç ve dış ortam arasındaki yoğunluk farkı glikozun enerji
veya eksi yöndeki bir değişiklik difüzyonu yeniden başlatır.
Por içinden difüzyonla taşınacak maddenin porlardan geçecek kadar küçük olması ve suda çözünebilir olması gerekir.Büyük moleküller pordan geçemezler. Örneğin glikoz difüzyonla taşınırken ,nişasta taşınamaz. Por sayısının fazla olması difüzyon hızını artırır. Yağda çözülen maddelerin difüzyonla taşınması için büyüklük sınırı veya por kullanma gereği yoktur. Hücre zarı lipit(yağ)yapısında olduğundan , bu maddeler herhangi bir yerinden geçebilirler.
Kolaylaştırılmış Difüzyon
Su ve yağda erimeyen maddelerin (klor iyonları) ve glikoz ,galaktoz ,fruktoz gibi şekerlerin zardan geçişi , kolaylaştırılmış difüzyon denilen pasif bir yolla olur.
Taşınacak madde zarda bulunan taşıyıcı proteinle birleşir. Madde , birleştiği taşıyıcı proteinle “sustrat-enzim”gibi yüzey uygunluğu gösterir(Taşıyıcı protein taşınacak maddelerin yapısına göre şeklini değiştirir.).Madde geçişi gerçekleştikten sonra taşıyıcı protein tekrar önceki şeklini alır. Geçişme yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama
doğru olur. Por sayısındaki artış kolaylaştırılmış difüzyonu hızlandırır.
Kolaylaştırılmış difüzyon,taşıyıcı sistemden ötürü aktif taşımaya benzerse de ikisi arasındaki en büyük fark ; difüzyonda enerji kullanılmaması ve yüksek konsantrasyondan düşük konsantarasyona doğru olmasıdır.
b. Osmoz
Osmozu tanımlamadan önce yoğunluk kavramını iyi bilmek gerekir. Bir maddenin yoğunluğu , birim hacimde bulunan çözücü içindeki madde miktarıdır. Çözünenin çok olması durumunda ortam çok yoğun ,az olması durumunda ise az yoğun olur. Ortamın yoğunluğu çözücü miktarı ile ters orantılıdır. Yani çok yoğun ortamdaki çözücünün oranı, az yoğun ortamdaki çözücü oranından düşüktür.
Nişasta porlardan geçemeyecek kadar büyük olduğundan , su molekülleri nişastanın çok, suyun az olduğu ortama doğru geçer. A kolundaki toplam hacim B koluna göre daha fazladır. Buna göre suyun , yarı geçirgen bir zar üzerinde çok olduğu ortamdan az olduğu ortama doğru geçişine osmoz denir.
Bu olayı canlılarda görmek de mümkündür. Canlılarda , kapalı ortam, hücre zarıyla sınırlandırılmış olan sitoplazmadır. Sitoplazma içerisindeki organik asitler , şekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur(bu maddelerin potansiyel değerine osmotik değer denir.)Sitoplazma ve dış ortamın yoğunluğuna göre her iki ortam arasında su geçişi olur.
Osmoz sonucu iki değişik olay gözlenir:
· Plazmoliz:Hücre kendisinden yoğun (hipertonik)bir ortama konduğunda , yoğun ortama su vererek zarın her iki tarafındaki yoğunluğu dengelemek ister. Dolayısıyla su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir .Bitki hücreleri hayvan hücrelerine göre daha yavaş su kaybederler(hücre çeperi bulundurdukları için).Deniz suyu içildiğinde dokular su kaybederek ölür. Bunun sebebi deniz suyundaki tuzun dokulardakine oranla çok fazla olmasıdır.
· Deplazmoliz:Hücrenin ortamdan su alarak şişmesine deplazmoliz denir. Hücre kendisinden daha az yuğun(hipertonik)bir ortama konursa , ortamdan hücreye su girişi olur.
Osmotik kuvvetler:
Plazmoliz ve deplazmoliz esnasında osmotik basınç ve turgor basıncı ortaya çıkar.
· Osmotik Basınç:Hücre içindeki maddelerin yoğunluğundan dolayı sıvıların hücreye girerken zara dıştan basınç şeklinde tanımlanır. Osmotik basıncı oluşturan maddeler çeşitli şekerler , organik asitler , organik ve inorganik tuzlardır. Dolayısıyla hücre içinde bu maddelerin yoğunluğuyla hücrenin osmotik basıncı doğru orantılıdır. Deplamolizden önce hücrenin osmotik basıncı yüksek olup , su hücre içine girer.
Örneğin bitkinin köklerindeki emici tüylerde osmotik basınç yüksek olduğundan su topraktan kök hücrelerine geçer. Osmotik basınç atmsofer birimiyle ifade edilir .Osmotik basınç , plazmoliz halindeki hücrelerde yüksek deplazmoliz halindeki hücrelerde düşüktür. Hücrenin kendisi ile aynı yoğunluktaki (izotonik) ortama konduğunda osmotik basınç , iç basınçla denge halinde olur.
· Turgor basıncı:Keplazmoliz esnasında sitoplazma sıvısının zara yaptığı basınçtır (iç basınç). Hayvan hücreleri bu yüksek basınca dayanamaz , parçalanır. Mesela alyuvarlar kendilerinden az yoğun bir ortama konulursa , ortamdan alyuvar hücrelerine su girişi olur. Daha sonra zarları parçalanır, hücre ölür(hemoliz).
Bitki hücrelerinde selüloz çeper olduğundan turgor basıncından hayvan hücrelerine göre daha az etkilenirler. Ayrıca turgor basıncının bitkilere sağladığı bazı avantajlar vardır. Bu avantajları ;
· otsu bitkilerde destekliği
· stomaların açılıp kapanmasını
küstüm otu gibi bitkilerde hareketi sağlaması şeklinde sıralayabiliriz.
Emme basıncı , turgor basıncı arasındaki ilişki
Emme basıncı hücrenin osmotik basıncının oluşturduğu bir çekici kuvvettir. Diper bir deyişle emme basıncı iç basınca üstün olduğu sürece hücreye su girişini sağlayan bir kuvvettir. Osmotik değer , osmotik basıncı meydana getiren eriyiğin çekim gücüne denir. Böyle bir değer her hücrenin kofulunda gizli olarak bulunur.
Genel olarak emme basıncı (EB) bir hücre için, hücrenin osmotik değeri (OD) ile iç (turgor) basıncının (TB) arasındaki farka eşittir.
EB=OD-TB
c. Diyaliz:
Diyaliz , çözünmüş maddenin seçici geçirgen zardan difüzyonudur. Örneğin içi glikoz molekülleri ile dolu bir bağırsak saf su içerisine konursa glikoz molekülleri , zardan su içerisine iki tarafta yoğunluk eşit oluncaya kadar geçer.
Bu prensip , suni böbrek aletinde (diyaliz ) kullanılır. Hastanın her seferinde 500Ml kadar kanı bir diyaliz tüpünden geçirilire .Diyaliz tüpünün dışında ,kanda bulunan ve difüzyon olabilen aynı yoğunlukta maddeleri taşıyan bir sıvı bulunur. Bu sıvı sadece uzaklaştırılacak olan maddeyi taşımamaktadır. Böylece kan gerekli olan maddeler dıştaki sıvıya geçmez. Uzaklaştırılması istenen madde ( üre gibi ) dış sıvıda bu bulunmadığından , bu madde kandan dış sıvıya difüzyonla geçer ve kan bu maddeden temizlenmiş olur.
Moleküllerin pasif olarak taşınmasını etkileyen faktörler
Canlı hücrelerde hücre zarının her iki yönünde devamlı bir molekül hareketi gözlenir. Bu moleküller hücre zarından doğrudan veya porlar yardımıyla geçerler . Geçiş türü veya hızı aşağıdaki faktörlere göre değişmektedir.
· Moleküllerin büyüklüğü:Oksijen , su, iyot, karbondioksit gibi küçük moleküller hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Mesela 6 karbonlu glikoz; oksijen , su ve karbondioksitten daha zor geçer.
· Moleküllerin elektrik yükü:Hücre zarının yapısından dolayı , nötr moleküller iyonlardan daha kolay geçer. Nötr haldeki potasyum (K) iyon haldeki potasyumdan daha lokay geçer.
· Yağda çözünen maddeler:Hücre zarının yapısında yağ olduğu için yağda çözünen maddeler hücre zarından daha kolay geçebilir. Bu maddelere , yağda eriyen vitaminler (A,D,E,K) örnek olarak verilebilir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-09-11, 12:32   #2
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Hücre zarından madde geçişi


· Yağı eriten maddeler:Yağı eriten maddeler de hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Örnek ;alkol, eter,kloroform ve benzen gibi kimyasal maddeler.
· Zardaki por sayısı:Hücre zarında por sayısı ne kadar fazla olursa madde çıkışı o kadar hızlı olur.
· Konsantrasyon farkı:Yüksek konsantrasyonlu ortamdaki moleküllerin birbirine çarpma hızı , düşük konsantrasyonlu ortamlara göre daha hızlıdır. Bu ortamdaki potansiyel enerji , yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama madde geçişini hızlandırır.
· Molekül ağırlığı: Moleküllerin ağırlıkları ne kadar düşükse difüzyon hızları o kadar yüksektir. Yani maddelerin difüzyon hızları molekül ağırlıkları ile ters orantılıdır. O halde gazların difüzyonu hızlı, sıvılarınki yavaş , katıların difüzyonu ise yok denecek kadar azdır. Çünkü moleküllerin ağırlıkları ne kadar büyük olursa aralarındaki çekim kuvveti o kadar fazla olur.
· Sıcaklık:Moleküller sıcak ortamda daha hızlı hareket ederler. Dolayısıyla yüksek sıcaklıkta difüzyon hızlıdır.
· Hücre zarının deformasyonu:Hücre zarı alkol , eter çeşitli zehirler ve kloroform gibi maddelere karşı aşırı duyarlıdır. Bu maddeler hücre zarına girerken veya çıkarken hücre zarını tahrip ederler.
2.Aktif taşıma
Bir maddenin konsantrasyonunun düşük olduğu yerden yüksek olduğu yere doğru , enerji (ATP) harcanarak taşınmasına aktif taşıma denir. Bir başka ifade ile ; aktif taşıma maddelerin yokuş yukarı hareketidir. Aktif taşıma , canlı zarlar üzerinde enzim ve taşıyıcı proteinlerle gerçekleştirilir.
Aktif taşımada mutlaka enerji harcanır. Enerji yetersizliğinde aktif taşıma duru, pasif taşıma devam eder .Bu durumda bazı maddelerin hücre içi ve hücre dışı yoğunluk farkları ortadan kalkar ve bunun sonucunda hücrede hayatsal faaliyetler durur, yani hücre ölür. Örneğin; büyüme ve protein sentezi için mutlaka gerekli olan potasyum hücre içinde hücre dışına göre 40 misli fazla bulunmak zorundadır. Eğer bu miktar azalacak olursa , hücre yeterli şekilde fonksiyonlarını gerçekleştiremez. Aktif taşımaya en güzel örnek , çeşitli hücrelerde görülen “Sodyum- Potasyum pompası”dır. Normal şartlarda sodyum hücre dışında , potasyum da hücre içerisinde daha yoğundur. Sodyum - potasyum pompası ile yoğunluk farkından dolayı hücre dışına çıkan potasyum hücre içerisine sızan sodyum ise hücre dışına , ATP enerjisi kullanılarak pompalanır(bu taşımanın , düşük yoğunluktan yüksek yoğunluğa doğru olduğuna doğru olduğuna dikkat ediniz.).Daha önce belirttiğimiz aktif taşımada enerjinin yanında enzimler de iş görür. Sodyum - Potasyum pompasında etkili olan enzim “Sodyum potasyum adenozin trifosfataz “enzimidir. Bu enzim ATP’yi hidrolize ederek ADP ve inorganik fosfata dönüştürür. Açığa çıkan enerji sodyumu dışarıya , potasyumu da içeriye taşımada kullanılır.
Aktif taşımada, taşıyıcı proteinler ve enzimler görev aldığı için bu olay ;sıcaklık ve enzimler görev aldığı için bu olay ;sıcaklık ,PH , ve zehir etkisi yapan kimyasal maddelerden etkilenir.
3.Endositoz
Pasif ve aktif taşıma ile taşınan moleküller doğrudan hücre zarından veya porlardan geçerken , büyük moleküllerden olan yağ , nişasta , glikojen , protein vs geçemezler. Bu moleküller zarın değişikliğe uğraması ile enerji harcanarak hücre içine alınırlar. Bu olaya “endositoz” denir. Endositozla hücre içine alınan besinler , sitoplazmada besin kofulu şeklinde bulunurlar. Hücrelerde endositozla besin alımı fagositoz ve pinositozla sağlanır.
a. Fagositoz
Endositozla katı yapıların hücre içine besin kofulu şeklinde alınmasına “fagositoz” denir. Katı madde yalancı ayak yardımıyla oluşturulan cep içerisine alınır. Daha sonra içeri çekilen besin kofulu lizozomla birleşerek sindirilir. Akyuvarların mikropları yemesi , amipin beslenmesi buna örnektir.
b. Pinositoz
Sıvı maddelerin besin kofulu şeklinde hücreye alınmasına da”pinositoz” denir. Pinositoz olayında , sıvı maddelerin hücre zarına değmeleri sonucunda , sitoplazma içine doğru cep ya da kanal şeklinde yapılar oluşur. Bu yapılardan pinositoz keseleri meydana gelir. Bu şekilde hücre içine alınan sıvı maddeler lizozomla birleşerek sindirilir.
Fagositoz ve pinositoz genellikle hayvan hücrelerinde görülür.
4. Ekzositoz
Daha önce de açıklandığı gibi hücreye endositozla alınan maddeler lizozom enzimleri ile küçük moleküllere parçalanır. Kesecik içerisinde sindirim sonucu oluşan artık maddeler ve dışarı salgılanması gereken bazı metabolik ürünler hücreden dışarıya atılır. Bu olaya “ekzositoz” denir. Ekzositozda kesecik hücre zarına tutunur ve tutunan kısımdan içeriğini dışarıya boşaltır. Endositozda olduğu gibi ekzositoz için de enerji gereklidir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-09-11, 12:32   #3
Kafkaskartalı

Varsayılan C: Hücre zarından madde geçişi



HÜCREDE MADDE ALIŞVERİŞİ Hücreler yaşamsal faaliyetleri sürdürebilmek için organik ve inorganik maddelere ihtiyaç duyarlar.Böylece hücre madde alışverişi yaparak yaşamını sürdürür.Ancak seçici geçirgen hücre zarından büyük ve küçük moleküllü maddelerin geçişleri farklı olurken hücre bazı geçişler sırasında enerji harcar bazende harcamaz.Böylece hücrede madde alışverişi enerji harcayıp harcanmamasına göre ikiye ayrılır;
1.PASİF TAŞIMA
a)Difüzyon
b)Kolaylaştırılmış Difüzyon
-Osmos
-Plazmoliz
-Deplazmoliz
2.AKTİF TAŞIMA
a)Endositoz Fagositoz
Pinositoz
b)Ekzositoz
1.PASİF TAŞIMA:Sıvı yada gaz içindeki moleküller çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru hareket ettiklerinden kinetik enerjiye sahiptirler. Böylece madde geçişi kinetik enerji sayesinde olduğundan ATP harcanmaz. Sıcaklık ve hareket kinetik enerjiyle doğru orantılıdır. Böylece ikisinden biri yada ikisi de artarsa kinetik enerji artacağından difüzyon hızlanır. Pasif taşıma canlı ve cansız tüm hücrelerde görülür. Bunun nedeni de hücrenin ATP harcamamasıdır. Sonucunda hücre madde taşınımı sırasında ATP harcamıyorsa pasif taşıma yapmaktadır.
a)Difüzyon:Hücre zarından geçebilen moleküllerin molekül yoğunluğunun çok olduğu ortamdan az olduğu ortama geçişidir. Geçiş sonunda tüm moleküller ortama eşit bir şekilde yayılmış olur. Odanın bir köşesinde sıkılan bir parfümün bir süre sonra odanın diğer ucundaki bir başka kişi tarafından hissedilmesi gaz moleküllerinin havadaki difüzyonudur.
Osmoz:Su moleküllerinin seçici geçirgen bir zardan difüzyonudur. Diğer maddelerde olduğu gibi su moleküllerinin çok yoğun olduğu ortamdan az olduğu olduğu ortama doğru hareket ederler. Difüzyon kurallarına göre glikoz molekülleri çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru hareket ettiklerinden glikoz moleküllerinin hareket yönü A'dan B'ye doğrudur. Su moleküllerinin ozmosu difüzyon kurallarına göre çoktan aza doğru olduğundan su moleküllerinin hareket yönü B'den A'ya doğrudur. Difüzyon sona erdiğinde yani tüm moleküller kaba eşit dağıldığında kabın durumu aşağıdaki gibi olur. Bir çözeltideki çözünen madde miktarının oranı o çözeltinin osmotik basıncını belirler.Buna dayanarak yandaki düzenekte B çözeltisinin osmotik basıncı a çözeltisinden fazladır. os.ba.B > os.ba.A Bu durumda hücre su kaybeder .Hücrenin su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir .Eğer hücre tekrar sulu ortama konursa su alarak eski haline döner .Buna deplazmoliz denir .Ayrıca A çözeltisindeki su oranını yoğunluğu hücrenin iç çeperine doğru bir basınç uygular .Bu basınca turgor basıncı denir .Osmotik basınç ve turgor basıncı arasındaki fark su emme kuvvetini oluşturur. Emme kuvveti = os.ba-tu.ba os.ba.B > os.ba.A ise tu.ba.A > tu.ba.B olur. Osmotik basıncın yüksek olduğu çözeltide su emme kuvveti oluşur ve böylece A çözeltisinden B çözeltisine su geçişi başlar .Emme kuvveti osmotik ve turgor basınçları eşitlendiğinde sıfır olur ve moleküllerin su geçişi tamamlanır. Hücrenin içinde bulunduğu toplam üç çeşit ortam vardır; 1.Hipertonik Ortam 2.Hipotonik Ortam 3.İzotonik Ortam
1.Hipertonik Ortam:Hücre koyulduğu çözelti ortamında su kaybediyorsa kendi madde yoğunluğundan daha yoğun bir ortamdadır.Böyle ortamlara hipertonik ortam denir.
os.ba.çözelti > os.ba. hücre çözeltideki os.ba. > tu.ba olduğundan emme kuvveti oluşur ve hücre su kaybederek büzülür.
2.Hipotonik Ortam:Hücre koyulduğu çözelti ortamında su alarak turgor haline geliyorsa hipotonik ortamdadır.

os.ba.hücre > tu.ba. olduğundan emme kuvveti oluşur ve hücre su alarak turgor hale gelir.
3.İzotonik Ortam:Hücre koyulduğu çözelti ortamında madde alışverişi yapmıyorsa izotonik ortamdadır.Bunun nedeni osmotik basıncın ve turgor basıncının eşitliğinden su emme kuvvetinin oluşmamasıdır. os.ba.hücre=os.ba.çözelti çözeltideki os.ba.=tu.ba olduğundan emme kuvveti=0
b)Kolaylaştırılmış Difüzyon:Hücre zarından geçebilen ve osmotik basınca neden olan glikoz gibi tanecikler, yoğunluk farkıyla zardan geçerler. Bu tanecikler osmotik basınçla yüksek olan ortamdan (hipertonik ortam ) hücreye geçerler. Ancak madde alışveriş hızının yeterli olmadığı zamanlarda hücrenin daha hızlı difüzyon yapması gerekebilir. Böyle zamanlarda maddeler zardan bir enzim yardımıyla hücre içine alınarak difüzyon hızlandırılır. Kolaylaştırılmış difüzyon çözünen maddeler için geçerlidir.
Örneğin; glikoz =G taşıyıcı molekül = T E1 ve E2 =permeaz(glikozu ayırmaya ve tutturmaya yarar) Kolaylaştırılmış Difüzyonun Özellikleri
Kolaylaştırılmış difüzyonla hücre içine zardan geçebilen çözünen maddeler alınır. Yoğunluk farkıyla gerçekleşir. Hücre ATP harcamaz. Enzimler olmasada yürür ama çok geç yürüyeceğinden bir işe yaramaz. Hücre içi be dışı arasındaki yoğunluk farkı kolaylaştırılmış difüzyon hızını etkilemez.
2.AKTİF TAŞIMA:Canlı hücrelerin glikoz,bazı amino asitler ile sodyum ve potasyum iyonlarının enerji harcayarak zardaki enzimler yardımıyla az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğru hücre içine yada dışına taşınmasına aktif taşıma denir. İnce bağırsak içindeki sıvının bütün glikoz molekülleri kana emilir. Bu durum ince bağırsak epitellerinin aktif taşıma yaptığını gösterir.
Örneğin;glikoz = G taşıyıcı molekül = T Enzim = E Böylece hücre zarından geçebilen maddeler içerde çok yoğun dışarda az yoğunsa hücre aktif taşıma yapar.Büyük moleküller hücreye pinositoz fagositoz yoluyla alınır.

a)Endositoz:Hücre zarından geçemeyecek büyüklükteki maddelerin hücreye alınmasıdır.
Fagositoz:Büyük katı moleküllerin yalancı ayaklar yardımıyla hücre içine alınmasıdır. Hücre fagositozla besini alırken ATP harcar. Örneğin; amibin beslenmesi 1.Amip besine doğru yönelir ve yalancı ayaklar belirir.

2.Amip besini yalancı ayakları arasına alarak yakalar.

3.Amip yalancı ayaklarını kapatarak besini sindirim kofuluna alır. Lizozomdan salgılanan enzimler yardımıyla besin sindirilir. Sindirilen maddeler sitoplazmaya geçer .Artıklar boşaltım kofuluyla dışarıya atılır.

Pinositoz:Tatlı suda yaşayan paramecium ve başka bazı canlılarda suda erimiş kompleks yapılı organik moleküller zarın içe çökmesiyle içeriye alınırlar. İçe doğru görülen cep gibi çöküntüye pinositoz cebi denir. Zarın çökmesi sırasında hücre ATP harcar. Pinositoz ceple besin alınırken bol miktarda su da içeri alınır. Pinositik kese ile protein,glikojen,yağ gibi zardan geçemeyen moleküller içeri girer ve hücre içindeki besin kofullarında sindirildikten sonra sitoplazmaya geçer.
b)Ekzositoz:Hücre içine alınan moleküllerin sindirilmeyen atıkları koful içine hücre zarına gelir.Kofulun zarı ile hücrenin zarı birleşir.Koful zarı hücre zarıyla birleştiği yerden açılarak atık maddeler dışarıya atılır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat