Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 02-08-10, 12:50   #1
By_Power

Varsayılan Aldatmanın tarihçesi




Akıncı beyinin karısı adamı ölülerle bile aldatmış...




“Aldatma” dendiğinde Osmanlı tarihinde akla gelen ilk isim Yavuz Selim döneminin akıncı beylerinden Bâli Bey’in karısıdır. Bin türlü rezalete sebep olan ama adı bilinmeyen bu kadın işi ölen yavuklusunun mezarını açtırıp cesedini seyretmeye kadar götürmüştür.

Tarih boyunca vârolan aldatma olaylarının en renkli ama en rezillerinden biri Osmanlı İmparatorluğu’nda 16. yüzyılın başlarında yaşanmıştı ve işin ilginci aldatanın bir padişah torunu boynuzl*****n ise Avrupa’yı tir tir titreten bir akıncı beyi olmasıydı. İkinci Bâyezid’in adını bilmediğimiz bir kız torunu kocası Yahya Paşalu Bâli Bey’i birçok erkekle aldatmakla kalmamış yaşadığı rezaletlerle 16. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbullular’ın gündeminden hiç düşmemişti. Osmanlı’da döneminde kanunnamelerde zina suçunu işleyenlere recm cezasından bahsedilse de bunun uygulandığına dair sadece bir örnek vardır. 1680’de İstanbul’da bir yeniçerinin karısı ile esnaftan bir Yahudi’nin zina ettiği dört kişinin şahitliğiyle tespit edilince kadın kazaskerin fetvasıyla recmedilmiş erkekin ise boynu vurulmuştur. Osmanlı kanunnamelerinde zina ile ilgili suçlara verilen genellikle sopa cezası verildiği ve bunun da para cezasına çevrildiği görülür.

HANEDAN MENSUBU FAHİŞE

Yavuz Sultan Selim’in ceza kanunnamesine göre zina eden zengine 400 orta halliye 200 çok fakire ise 30 akçe ödetilir zina eden kadının cezası da kocasından alınırdı. Eğer kadın zengin ise ve kocası bu duruma birşey demiyorsa o zaman kocaya “********lik parası” adı altında 100 akçe ödetilirdi. Mahallenin namusu mahalleliye emanetti. Mahallede meydana gelen zina ve fuhuş olaylarını başta imam olmak üzere mahallenin ileri gelenleri tespit edip gerekli yerlere bildirirlerdi. “Akıncı” denince aklımıza hemen Yahya Kemal’in “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” mısraları gelir ve gözümüzün önünde kartal kanatlarıyla doludizgin at süren yiğitler belirir. Osmanlı döneminde Malkoçoğulları Mihaloğulları ve Turahanoğulları gibi akıncı ailelerinin biri de Yahya Paşalular’dı. Bu aileden ön plana çıkan Yahya Paşalu Bâli Bey de çok önemli ve başarılı akıncı beylerinden biri idi. Yahya Paşalu Bâli Bey gösterdiği kahramanlıklar sayesinde Osmanlı hanedanına damat olmuş İkinci Bâyezid’in kızı Aynışah Sultan ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın torunu Ahmed Göde Bey’in evliliğinden doğan kızla evlenmişti. Bugün ismi bilinmeyen ve o devirde dillerden düşmeyen zina olayının kahramanı olan eşi hem Osmanlı hem de Akkoyunlu hanedanından gelen asil bir hanımdı. Tarihlerin her nedense adını yazmadığı bu kadın Avrupa’nın korkulu rüyasıolan kocasını aldatarak tarihe geçti.

Çağatay Uluçay’ın 1950’lerde Topkapı Saray’ı Arşivi’nde bularak “Harem’den Mektuplar” isimli kitabında yayınladığı bir belge kadının yaptıklarını teferruatıyla ortaya koymaktadır. Bâli Bey’in eşi şehvet düşkünüydü ve gözü hep dışarıdaki erkeklerdeydi. Osmanlı hanedanından geldiğine ve kocasının da meşhur bir akıncı beyi olduğuna bakmadan kucaktan kucağa dolaşmış hattâ gayrimeşru ilişkilerinin birinden bir kız çocuk bile doğurmuştu. Kadın gününü gün ederken Üsküp’te bir erkekle basıldı. Yakalandığı erkekle birlikte mahkemeye çıkarıldılar. Ancak olay duyulunca akıncı beyinin adamlarından biri olup bitenlere katlanamayıp mankemeyi bastı ve beyinin namusunu kirleten adamı öldürdü. Daha sonra yapılan araştırmada ilişkide aracılık ettikleri ortaya çıkartılan kapıcılardan ve kadınlardan da altı kişi öldürüldü. Üsküp’te canını zor kurtaran Bâli Bey’in karısı ise başına gelenlerden uslanacağına daha da azdı. Bir daha yakalanmamak için kocasının adamlarının bulunmadığı bir yere İstanbul’a giderek erkeklerle düşüp kalkmaya devam etti. İstanbul’da gönlünü hafızlık yapan Dellâkoğlu adında bir delikanlıya kaptırdı. İlişki zamanla çok daha fazla ileriye gitti ve akıncı beyinin karısı yeni aşkından bir de kız çocuk doğurdu. Ancak çocuğunu alenen büyütemeyeceği için bir dadı tutarak Fatih Camii’ne gönderdi ve Hafız Hasan’a emanet etti. Kadın olup bitenlerden kimselerin haberinin olmadığını sanıyordu. Fakat İkinci Bâyezid’ın oğullarından Şehzâde Mahmud’un kızı Bâli Bey’in karısını hamile iken görmüştü.

HERKES TİTRİYOR KADIN AZIYOR

İkinci Bâyezid’ın bu torunu akrabası olan Bâli Bey’in karısına “Böyle rezaletleri ederek Osmanlı hanedanının kızlarını öldürtmek mi istersin? Bu padişahı diğer padişahlarla mı kıyaslarsın? Eğer padişahımız efendimiz yaptığın rezaletlerden birini bile duyacak olursa hem seni hem de bu işlere karışanları katleder” demiş ve yüzüne tükürmüştü. Uyarı son derece doğruydu zira dönem Yavuz Sultan Selim’in dönemiydi ve hatâ yapanın kellesi yerinde kalmıyordu. Ama herkes Yavuz’un korkusundan tir tir titrerken Bâli Bey’in karısı yasak aşkından ve rezaletlerinden bir türlü vazgeçemiyordu.

EDİRNE HİÇ YARAMADI

Kadının Dellâkoğlu adındaki genç hâfızdan peydahladığı gayri meşru çocuk fazla yaşamadı ve beş-altı aylıkken öldü. Bâli Bey’in karısı meseleyi gizlemek için çocuğa bakan Hafız Hasan’a para verip hediyeler göndererek rezaleti örtbas etmeye çalıştı fakat fısıltı gazetesi olup bitenleri kulaktan kulağa yaydı. Olup bitenler nihayet İstanbul Kadısı’nın kulağına ulaştı kadı rezaleti duyar duymaz Dellakoğlu’nu getirtip iyi bir dayak çekti ve Edirne’ye sürdü. Dellakoğlu yasak aşkından ayrı kaldığından mı yoksa Edirne’nin havasından ve suyundan mıdır nedendir bilinmez Edirne’de ağır bir hastalığa yakalandı. İstanbul’da olmasına rağmen yasak aşkını takip ettiren Bâli Bey’in karısı yavuklusunun vaziyetini hemen öğrendi ve birkaç adam göndererek delikanlıyı yanına getirtmeye çalıştı.

Dellakoğlu yola çıktı ama İstanbul’a varamadan Babaeski’de öldü. Adamları durumu Bâli Bey’in karısına haber verdiler ancak kadın aşkının öldüğüne inanamadı. Dellakoğlu’nu son defa görebilmek için “İstanbul’da salgın çıktı” bahanesiyle Yenihisar’a gitti orada kıyafet değiştirdikten sonra koşa koşa Babaeski’ye geçti. Sevgilisinin öldüğüne bir türlü inanamıyordu çılgınca bir iş yaptı adamlarına mezarı açtırdı Dellakoğlu’nun cesedini çıkarttırdı ve gözyaşları içerisinde saatlerce seyretti.

FETİHLERE DEVAM

Bâli Bey’in karısı cesedi doya doya seyrettikten sonra İstanbul’a döndü. Yasak aşkının acısını unutamamıştı ama arzularını tatmin edecek başka birini bulmakta da hiç gecikmedi. Bu defa Babaeski’de toprağa verilen yasak aşkının küçük kardeşi “Dellakoğlu Bak” diye tanınan hafıza tutuldu. Böylece hem eski sevdiğini hatırlıyor hem de arzularını tamin ediyordu. İstanbul kadının sebep olduğu rezaletlerle yıkılıyor ama Bâli Bey’in karısı paralar saçarak etrafı susturuyordu. Kamarveş isimli cariyesi Ferayet isimli hizmetçisi ve İshak isimli bir adamı hiç durmadan kadına başka erkekler getiriyorlardı. Olup bitenleri Bâli Bey’in adamları da görüyor fakat beylerine böyle bir durumu haber vermeye cesaret edemedikleri gibi kadın Osmanlı hanedanının mensubu olduğu için hiçbirşey yapamıyorlardı. Rezaletler haddi aşınca Bâli Bey’in adamlarından biri zamanın padişahı Yavuz Sultan Selim’e isimsiz bir ihbar mektubu yazdı olup bitenleri bütün teferruatıyla anlattı. Mektupta padişahın akrabasının ne rezaletlere sebep olduğu bunları kimlerin bildiği ve erkek bulma işinde yardım edenlerin isimleri zikrediliyordu. Mektubun saraya ulaşmasından sonra İkinci Bâyezid’in ahlâk düşkünü torunundan hiçbir haber alınamadı. Talihsiz koca Yahya Paşalu Bâli Bey ise karısının sebep olduğu bu rezalete rağmen hayata küsmedi. Rumeli’de onlarca kale fethedip düşman topraklarını alt üst etti ve 1543’teki vefatına kadar birçok yerde valiliklerler yaptı arkasında birçok hayır eseri bıraktı.

Erkeğin aldatması destanlarla ölümsüzleştirilir

Eski devirlerde erkeğin veya kadının aldatması hele mahalleli tarafından basılmaları destanlara konu olurdu. Aşağıda bu manzumelerden biri beşiktaşlı Gedaî’nin 19. asır sonlarında kaleme aldığı bir baskın destanı yeralıyor. Ben ilk defa bundan yarım yüzyıl kadar önce Reşad Ekrem tarafından yayınlanan metinde geçen bazı eski kelimeleri vezni bozmadan bugünün diline aktardım.

“Gezerken buldum ben bir taze civan / Peşine düştüm hem hayli bir zaman / Burnu henüz eğri kaşları keman / Yüzyüze gelince yaktım abayı Yâr ile eyledik tenhada sohbet / Dedi sen bu gece gelirsin elbet / Dedim ey efendim cânıma minnet / Orda tarif kıldı semti civârı Yâr ile uğradık bir tenha yola / Yanyana yürürdük kol sara sara / Dedi “Sakın bakma sen sağa sola” / Vara vara gittik Küçükpazar’a “Gördün mü efendim gördün mü evi / Kırmızı boyalı kafesi yeni / Saat üçe kadar gözlerim seni / Gayet çokça getir ol semenzârı” Saat üçte çıktım elimde fener / Arkama düştü hem bir sürü nefer / Âdettir köşede söndürmek fener / Kapının önünde kıldım karârı Bir fiske taşını attığım zaman / Kapıda beklermiş o sevdiğim can / Kapıyı açarak dedi: “Sus aman” / Merdivenden çıktım pat pat yukarı Beş on kadeh verdi ol gümüş bilek / Dedim keyfim tamam ey huyu melek / Şilteler açıldı kuştüyü döşek / Soymaya başladı ben âşığını Yâr ile ikimiz yatağa girdik / Safâlar eyledik yüz yüze sürdük / Sonra ikimiz de murâda erdik / Cânım pek hoşlandı etmem inkârı Yâr ile bir müddet biz sürdük safâ / Kanunda yazılı safâya cefâ / Gece yarısında çıktı bir sadâ / Sıçradım döşekten kalktım yukarı Komşular çağrışır: “Hanife Hanım!” / Fatma kadın der ki: “Ayol a canım!” / Gözümle gördüm ben yoktur yalanım / Bastı şamatayı o şirret karı Gittikçe büyüdü gürültü aman / Saatime baktım olmuş altı tam / Ardında mahalle en önde imam / Neferler berâber hem subayları İki üçü birden kapı çaldılar / Bütün cemâatle eve daldılar / Tavan arasında beni buldular / Dediler teslim ol yoktur zarârı Yukardan aşağı çarşafı siyah / Görenler yârimi ettiler âh vâh / Kimi mecnun oldu kimi de seyyâh / Koltuğum kabarır gördükçe yârı Ağakapısı’ndan girdim içeri / Kollarımdan tuttu üç yeniçeri / Keçeyi serdiler âdet üzeri / Çıkardılar baştan hepsi külâhı Yüreğime düştü bir çirkin acı / Yakamız eldedir nedir ilâcı / Dediler zanparaya vurun kırbacı / Ben o zaman bildim bütün zarârı İki çingen cellâd geldi başıma / Kasdettiler benim şirin cânıma / Yalvardım yakardım girme kanıma / Emir böyle imiş yedim sopayı”
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-10-10, 16:07   #2
Berdus_Que

Varsayılan C: Aldatmanın tarihçesi


Haha İlginçmiş
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-10-10, 10:36   #3
JustineSI

Varsayılan C: Aldatmanın tarihçesi


Alıntı:
Akıncı beyinin karısı adamı ölülerle bile aldatmış...

“Aldatma” dendiğinde Osmanlı tarihinde akla gelen ilk isim Yavuz Selim döneminin akıncı beylerinden Bâli Bey’in karısıdır. Bin türlü rezalete sebep olan ama adı bilinmeyen bu kadın işi ölen yavuklusunun mezarını açtırıp cesedini seyretmeye kadar götürmüştür.
Burası beni baya bir şaşırttı ve aynı zamandada güldürdü, kadın baya aşmış olayı

Dirileri tatmin etmiyor olacak ki, ölülere kadar gitmiş

Teşekkür ediyorum, paylaşımlarınızın devamını dilerim ..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat