Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 29-09-12, 23:23   #1
aygunkurt

Varsayılan Budistler neye inanır?


BUDiSTLER diğer dinlere bağlı olanların tersine eskiden gelen özlü sözlere pek inanmazlar. Öğretilerini eleştirelolarak sınamaya ve kendi deneyimleriyle öğrenmeye özendirilirler. Budizm, esenlik beklenebilecek, her şeyi yaratan tanrının olmadığı bir dindir - kendi kendine kur-tuluşa yönelik bir felsefedir.

Buda, dharma ve sangha'ya -öğretmen, öğreti ve topluluk - dönülerek Dört Soylu Doğru kabul edilmiş olur. Hoşnutsuzluklardan duyulan acının çevresinde dönen bu gerçekler sayesinde Buda, hastanın karşısındaki hekim gibi, önbilgi, tanı ve tedaviyle varoluşu çözümler:
1) Bilgisizlik içindeki yaşam acı doludur
- bunu idrak etmek gerekir;
2) Acının nedenleri açgözlülük, nefret ve körleşmedir - aşılmaları gerekir;
3) Nedenler ortadan kalkarsa, acı da ortadan kalkar - bunun gerçekleştirilmesi gerekir;
4) Acıyı dindirmenin çaresi, Soylu Sekiz Aşamalı Yol'dan geçer - izlemek gerekir.

KURTULUŞA giden yol, yaşam tarzı, aklı toplama ve bilgi üzerine görüşleri bir araya getirir. Üst üste binerek yükselirler; tıpkı bir sorun karşısında insanın önce yaşamına çekidüzen vermesi, sonra dikkatini yoğunlaştırması ve bu temele dayanarak acının nedenlerini kavraması gibi.

Acı çekmek burada, bilgisizliğe dayalı bir deneyimi tanımlar. Hastalık, ölüm ya da «sevdiğinden ayrı olma», acının kaynakları arasında kabul edilir. İnsan örneğin olumlu duyguları daimi kılmaya çalıştığında ortaya çıkan «yapışma» da öyle. Bu «açgözlülük», sağlıklı mutluluğu engeller. İnsan tüm varlıkların geçiciliğini kabullenmeyi öğrenmek zorundadır. Kumdan kalesinin dayanıksızlığını henüz kavrayamamış olduğundan, kalesi dalgalar tarafından yıkılınca üzülen bir çocuğun bunu atlatması gibi.

AMA ACI DAHA derinlere kadar iner:

Aklın, bağımsız bir «benlik» olduğuna dair yanlış kanıya kapılması bile, ona acı çektirir. Budizm çıkış yolu olarak «alçakgönüllülük» felsefesini öğretir. Mut1ak gerçeğe yaklaşabilmek için bir tür egzersiz; bu gerçekte tüm fenomenler iç içe geçmiştir, nesneler ve duyguların yüzeyinin gerisinde hep değişik gözlem düzlemleri vardır: Bir zehrin insanı hasta edebilmesi ya da iyileştirebilmesi gibi - hangi bağlamda gördüğümüze göre değişir. Bilinçlerini genişleten Budistler, hiçbir şeyin tek başına kendisi için var olmadığını, öznel aklımızın sözde açıkça gördüğü gerçekliğin aslında kendi üretiminden ibaret olduğunu idrak eder. FENOMENLERİN doğasıyla başa çıkabilmenin temeli boşluk öğretisidir; Budizm'de «iyileştirici» olarak kabul edilir ve salt her şeyin yokluğunu ifade etmekle kalmaz. Böylece bir araba kendi başına bir hiçtir: Varlığı yalnızca, tekerlekler ve dingillerin toplamı temeline ve de insanın bunu yorumlamayı bilmesine dayanır. Tekerlekler de yalnızca reyon ya da lastik gibi parçalarının toplamı olarak var olur. Bu indirgeme sonsuza dek böyle gider - öyle ki hiçbir şey tek başına ken-dinden var olmaz. Yalnızca boşluk, bilen aklın karşısında son gerçek olarak kalır. Ve her zaman kendisinin de çıkarsandığı bağlantıların bolluğuna işaret ettiği için, anlamlıdır.

BUDA'NIN ÖGRETiLERiNE göre, varoluş sayısız yeniden doğum çevriminde (Sanskritçe: samsara) gerçekleşir; insan sonunda bu çevrimden kurtulmak ister. Ama Budist felsefede bir birey ya da ölümsüz bir ruh yeniden doğmaz. Bir bilinç sürekliliği kendine doğrudan doğruya yeni bir varlık arar, yeni bir canlının ortaya çıkmasını sağlayarak yapar bunu; bu canlı, daha önceki bir varlığın eğilimlerinin bir araya gelmesinden oluşur - sönmek üzere olan bir mumun aleviyle yakılan bir aleve benzetilebilir.

TEK TEK YAŞAMLARıN nasıl sonuçlandığı, öncelikle insanın karma'sına, diğer deyişle art arda gelen birçok yaşamın akışındaki sebep-sonuç ilişkisine bağlıdır. Budistler bunu, yaşamda etkili olan iyileştirici ve iyileştirmeyici eylemlerin sıralanması olarak tanımlar. Hatta, iyi bir şey yapma niyetinin bile iyi karma'yı artırdığı ve daha üst bir varoluş basamağında yeniden doğmayı etkilediği söylenir. Hiyerarşik olarak düzenlenmiş varoluş basamakları şunlardır: Dünyevi tanrıların alemi, insanlar dünyası, hayvanlar alemi, ruhlar alemi ve cehennemler.

Ama aydınlanmaya -insanın Budalığa erişmesi- ancak insanların dünyasından ulaşılabilir. Aydınlanma, ruh ve yürek eğitiminin tüm yollarının hedefidir.

Acı tüm nedenleri aydınlanınca aşılır; en yüksek bilinç düzeyine erişilir. Bu durumdan hareketle başka canlıların iyiliği için pekala çalışılabilir. Yeniden doğumların çevriminden çıkılır ve Nirvana'ya girilir.

NiRVANA (sözcük anlamı: silinmek), bir yer, hatta cennet olarak anlaşılmamalıdır. Karma'nın etkilerinden artık özgürleşmiş olan ruhu, bir sonucu tarif eder. İnsan, bilginin dolaysız ve aklın dingin olduğu mutlak'la bir bütündür. Mutlak, bir durumsuzluk durumudur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-09-12, 23:24   #2
aygunkurt

Varsayılan C: Budistler neye inanır?


Farklı biçimlerde öğretiler, askeri ya da ticari güç kullanılmadan yüzyıllar boyunca Asya kıtasına nasıl yayıldı.
GÜNEY ROTASıNDA Budizm, MÖ 3. yüzyıldan itibaren çekirdek bölgeden önce tüm Hindistan ve Sri Lanka'ya, daha sonra Güneydoğu Asya'ya ulaştı (1). Burada, rahip kuralları tarafından belirlenen biçimi, Theravada kabul gördü. Gezgin vaizler, Endonezya ve Borneo sahillerinde olduğu gibi Hindiçinae de ilk dönemde misyonerlik faaliyetlerini
sürdürdü. 12. yüzyılda öğreti, doğduğu ülke Hindistan'da İslam tarafından yerinden edilirken, Myanmar, rayland, Laos ve Kamboçya'da en parlak devrini yaşıyordu (2). Budist Theravada gelenekleri, Hindiçinae günümüze dek korundu, hatta Budizm yer yer resmi din düzeyine yükseldi. İkinci evrede öğretiler MS 1. yüzyıldan itibaren KUZEY ROTASıNDA
yayıldı, İpekyolu boyunca tüccarların ticaret yollarını Kuzey Hindistan üzerinden Orta Asya'nın içlerine kadar izledi (3). Çin'de Budizm, Han hanedanından beri Taoculuk ve Konfüçyüsçülüğe karşı giderek daha çok kabul gördü ve sonraları Kore üzerinden Japonya'ya da ulaştı. Doğu Asya'da Budizm, görünüşünde hatırı sayılır bir dönüşüm yaşadı. Chan/Zen gelenekleriyle, tamamen özgün, genellikle meditasyona dayalı bir biçim gelişti (4). Sonraları Buda'nın öğretileri Lamacılık biçimine bürünerek ribet platosuna, Bhutan'a, Moğolistan'a ve hatta Rusya'nın bazı kesimlerine ulaştı. Bu bölgelerde bugün de egemenliğini sürdürüyor.
Andreas Hilmer
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat