En Komik ve Eğlenceli Videolar Burada. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 15-03-09, 21:28   #1
Restorasyon

Varsayılan Kayseri Tüm Tarihi Yapıları ve Bilgileri


[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Camii kebir Mahallesi’nde, Kapalı Çarşı’nın hemen yanında yer alan Ulu Cami, eski kayıtlarda Sultan Camisi olarak geçmektedir. Camiyi Kayseri’yi başkent yapan Danişmendlilerin üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi 1134-1143 yıllarında yaptırmıştır. Selçuklu hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in emirlerinden Muzafferüddin Mahmud bin Yağıbasan 1205-1206 tarihinde onarmıştır. Bu onarımı belirten bir kitabe caminin kuzey yönündeki duvar üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe mermer üzerine sülüs yazı ile dört satırlık olup, mealen anlamı şöyledir:
“Bu camiyi, Kılıçaslan oğlu büyük sultan Keyhüsrev devrinde, Allah onun yardımını yüceltsin, h.602 (1205-1206) Yağıbasanoğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından onarılmıştır.”
Caminin kuzey kapısı üzerindeki bir kitabeden öğrenildiğine göre; h.1126 ( 1714 ) yılındaki depremden kısmen yıkılmış ve Matbah ve Sur Emini Halil Efendi tarafından 1722-1723 yılında tamir edilmiştir. Bu kitabe sülüs yazılı olup mealen anlamı şöyledir:
“Yalnız matbah emini değil, Sultan suru eminidir de. Malının çoğunu hayra yöneltmek herkesçe malum itiyadı, o temiz müstesna kişi cümle alemin Halili’dir, dostudur. Ser ve azadır. Hayrın gül bahçesi denilse lâyıktır. Arşı asa olan bu ibadet yeri zelzeleden yıkık halde iken en iyi onarımla bu harabe binayı yepyeni yaptı. Güzel kubbesinin üst örtüsü yıkılmıştı. Yine eski şekil üzere binası ortaya çıktı. Yüce Kâbe’nin nuru Mecidi Mevlâ Ona göstermesin imar edilmiş bu eve şöyle bir yeni tarih yazılsın; Halil’in Ulu Camisi’nin binası Kâbe gibi oldu”.
Ulu Cami bunun dışında birkaç onarım daha geçirmiştir. Caminin içerisinde mihrap içindeki kitabeden Salih Paşa tarafından h.1230’da (1814) onarıldığı öğrenilmektedir. Ayrıca caminin mihrap tarafındaki kubbenin doğu kısmında 1856 yılında bir kez daha onarıldığını belirten bir başka kitabe daha bulunmaktadır.
Ulu Cami dikdörtgen planlı olup, 1750 m2’lik bir yer kaplamaktadır. Cami Selçuklu ve Danişmendli Ulu Cami plan tipinin erken örneklerinden birisidir. İbadet mekanı 47.45x27.00 m. ölçüsündedir. Caminin üzeri 12 kemer ayağının taşıdığı düz bir çatı ile örtülüdür. Biri mihrap önünde, diğeri de ortada olmak üzere taş kaplamalı iki kubbesi bulunmaktadır. Yarım yuvarlak olan mihrabı çeşitli motiflerle bezenmiştir. Ayrıca ağaç minberi Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olan taklit kündekâri tekniğinde yapılmıştır. İki katlı olan minberin kapısında ortada altı köşeli bir yıldız, geometrik desenler ve Rumiler, kıvrık dallarla bezelidir. Ayrıca Kuran’dan alınma ayetler minber üzerine yazılmıştır. İbadet mekanı mihrap duvarına dik olarak sıralanmış 30 sütunla sekiz sahna ayrılmıştır. Bu sütun ve sütun başlıklarının çoğu Roma ve Bizans yapılarından toplanmıştır.
Caminin batısında sekizgen bir taban üzerinde kalın silindirik gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Bu minare mozaik tuğlalarla yapılmıştır.

Hacı Kılıç Camisi (Kocasinan)

Kayseri İstasyon Caddesi’nde bulunan bu camiyi yanındaki medrese ile birlikte kitabesinden öğrenildiğine göre; II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzeddin Keykavus’un emri ile Selçuklu emirlerinden Ebü’l Kasım Ali et-Tusi tarafından 1249-1250 yılında yaptırmıştır. Camiye Hacı Kılıç isminin neden verildiği bilinmemektedir.
Cami yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Yalnızca güney cephe duvarlarında yer yer devşirme malzeme de kullanılmıştır.
Cami mihrap duvarına dik beş nefe payelerle ayrılmış ve bunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Üzeri tamamen beşik tonozlarla örtülü olup, orta nefin mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin dışa taşkın ve oldukça yüksek olan giriş kapısı dikdörtgen çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli olup, mukarnaslarla sona ermektedir. Ayrıca kapının yüzeyini geometrik geçmeler boş yer kalmamacasına kaplamıştır. Caminin batısında ikinci bir giriş bulunmaktadır. Ancak fazla derin olmayan sivri kemerli bir niş içerisindeki bu kapıda bezeme bulunmamaktadır.
Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir. Ayrıca köşe dolgularındaki düğümlü geçmeler Konya Alaaddin camisi’ndeki bezemeyi hatırlatmaktadır.
Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.


Huant Hatun Camisi (Melikgazi)

Kayseri kalesinin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında yer alan külliye; 1237-1246 yılları arasında I. Keykubat'ın karısı, II.Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılmıştır. Külliyeyi oluşturan yapı topluluğundan biri olan Cami, kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; 1238 yılında tamamlanmıştır. Buradaki üç satırlık mermer kitabede mealen şöyle yazılıdır:
“Bu mübarek caminin inşasını Keykubat oğlu, yüce sultan din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında büyük alim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi, Melike, oğluna emretti.
Allah Onun varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın”.
Klasik Selçuklu planında, 52.30x43.70 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzey-güney yönünde uzanan geniş bir orta sahın ile onun yanındaki üçer sahından meydana gelmiştir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışındaki bölümlerin üzerleri tonozlarla örtülüdür. Bunlardan doğuda 10, batıda da 7 tonoz örtüsü vardır. Kubbe ve tonozları iki kubbe arasındaki toplam 48 paye taşımaktadır. Mihrap önü kubbesi ise günümüze orijinal durumunu koruyarak gelebilmiştir. Ancak üzerindeki yapıldığı dönemin özelliğini yansıtan külahı yıkılmış ve günümüze gelememiştir. İbadet mekanının üzerini örten kubbe kitabesinden öğrenildiğine göre 1899 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Yüksek bir kasnak üzerindeki bu kubbenin 1726-1727 yıllarındaki onarımında konulan kubbe üzerine yapıldığı bilinmektedir.
Mihrap mermer sütuncuklar ve mukarnaslı olup, çevresi geometrik taş oymalarla süslenmiştir. Ayrıca istiridye motifli üç niş de onu tamamlamıştır. Minber döneminin özelliğini taşıyan kündekari tekniğindedir. Ne yazık ki bu minberin üzerindeki yazılardan bir kısmı kazınmış ve boyanmıştır.
Caminin doğu ve batıdaki giriş kapıları Klasik Selçuklu üslubunda geometrik motiflerle çevrelenmiş ve abidevi bir görünüş kazanmıştır. Kapıların giriş kemeri üzerinde Kuran’dan alınma ayetlerden oluşan bir friz dolaşmaktadır.
Caminin minaresi batı taç kapısı üzerinde köşk-minare şeklinde 1139 onarımında yapılmıştır. Caminin orijinal Selçuklu minaresi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla ezan doğu duvarının iç yüzündeki taş merdivenlerden çıkılarak damda okunuyordu. Sonradan Osmanlı döneminde caminin batı taç kapısı üzerine altı ayaklı taş bir minber-minare yapılmıştır. Zeminden 47.5 cm. yükseklikte, 1.56x1.39 m. ölçüsündeki dikdörtgen kaideli yekpare taştan yapılmış minare 5 m. yüksekliğindedir. Konik biçimde oyulmuş sivri kemerli cepheler yekpare taştandır. Minare şerefesinin tavanı içten düz, çatısı da dışarıya çıkıntılı saçaklarla tamamlanmıştır. Külahın kaidesi ise kare planlı yekpare taştandır. Külah üç parçalı taştan yapılmıştır. Bu minber minarenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber yanındaki büyük minarenin XIX.yüzyılın sonunda yapıldığı düşünüldüğünde, bu minarenin daha önce yapıldığı da açıklık kazanmaktadır. Ayrıca portalin yanında cami duvarına bitişik olan kesme taştan yuvarlak gövdeli büyük minare Sultan II.Abdülhamit tarafından 1900-1901 yılında yaptırılmıştır.

Kölük (Gülük) Camisi (Melikgazi)
Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi cami ve medreseden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu XIII. Yüzyıl Danişmendli eseri olup, Caminin kuzeydoğusundaki kapısının üzerinde bulunan kitabesinden bu yapıyı Kayseri Ulu Cami’sini onaran Muzaffereddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 tarihinde onarıldığı öğrenilmektedir. Üç satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabesinin mealen anlamı şöyledir:
“Bu binayı, Keyhüsrev’in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi hak dağıtıcısı, müminlerin emirinin ortağı büyük sultan Keyhüsrev’in hakimiyeti zamanında Allah’ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağbasan oğlu Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun h.607 (1210-1211) yılında onarmıştır”.
Camiyi 1335 depreminden sonra Kölük (Gülük) Şemseddin büyük ölçüde onarmış ve bu yüzden de yapı Onun ismi ile tanınmıştır.
Cami, dikdörtgen planlı olup içerisindeki sütunlarla beş sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan orta nef kubbe ile diğerleri de tonozlarla örtülmüştür. Kubbeler ve tonozlar 32 kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Mihrap önü kubbesi ve onu taşıyan Türk üçgenleri tuğladan yapılmıştır. Caminin güney duvarında girişe göre sola kaydırılmış mozaik çinili bir mihrap görülmektedir. Bu çinili mihrap daha önceden yapılmış taş mihrabın üzerine XIII.yüzyıl çinileri ile kaplanarak yeniden yapılmıştır. Selçuklu mozaik-çini mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Burada geometrik ve bitkisel motiflerin ve çinilerin arasına yer yer ayetler yerleştirilmiştir.
Gülük camisi'nin çatı ile örtülü kubbesinin yanında minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare 1.60x1.58 m. ölçüsünde taş kaide üzerine yerleştirilmiş olup, dört taş basamakla çıkılmaktadır. Minare altı taş sütunun taşıdığı taş bir külah ile örtülmüştür.
Cami ve medrese 1835-1856 yıllarında onarılmıştır. Caminin çatısı 1971 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmış ve üzeri bakır kaplamalı ahşap çatı ile minare sonradan yapılmıştır.

Han Camisi (Melikgazi)
Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, XIII.yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmıştır. Mimari olarak tipik bir Selçuklu hanı plan düzeninde yapılmıştır. İlk yapılışında han olarak kullanılan bu yapı sonradan camiye çevrilmiş ve bu yüzden de Han Camisi ismini almıştır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda kesin b ilgi bulunmamaktadır. Caminin kitabesi bulunmamaktadır. Cami 1856 ve 1896 yıllarında onarılmıştır.
Caminin içi ve dışı iri yontma taşlardan yapılmıştır. Caminin kapalı kısmının yanında portalin bulunduğu cephede birbirlerine kemerlerle bağlanmış dört payenin taşıdığı tonozlu bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan orta tonoz diğerlerinden daha yüksektir. Hanın ilk yapılışındaki kemerli kapısı orta gözün bulunduğu yere açılmaktadır. Sonraki dönemde bu kapının bulunduğu yere mihrap eklenmiştir. İbadet mekanı mihraba paralel 24 taş ayakla üç bölüme ayrılmıştır. Yapının üzeri toprakla örtülmüş cami olarak kullanılmaya başlandıktan sonra da batı cephesine bir minare ilave edilmiştir.
Bu hanın ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.

Kurşunlu Camisi (Melikgazi)
Kayseri il merkezinde Belediye Parkı’nın yanında İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Kurşunlu Camisi’ni Hacı Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinden öğrenildiğine göre Mimar Sinan tarafından 1585 yılında yapılmıştır. Bu caminin ilk yapımında hamam, sıbyan mektebi, imaret, han ve çeşmesi ile birlikte külliye halinde idi. Ancak günümüze yalnızca cami gelebilmiştir.
Caminin kapısı üzerinde mermer kitabesinin mealen anlamı şöyledir:
“Şehr-i Zilhiccede urmuşsun anal bünyadın
Diyalarım hasredegin sahibine ola dua
Oldu mamur-u vilayet didim ana tarih
Yapalı Kayseri’de camiin Ahmet Paşa”.
Cami kesme taştan Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda yapılmıştır. Kare planlı ibadet mekanının üzerini pandantiflere oturan yuvarlak kasnaklı merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanının köşelerindeki dayanaklarla caminin daha dayanıklı olması sağlanmıştır. Caminin mermer giriş kapısı çift revaklı son cemaat yeri yapıldığı dönem için oldukça karakteristiktir. Mihrap ve minberi mermerden olup, günümüze orijinal konumu ile gelebilmiştir. Yanında kare kaide üzerinde yükselen tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Lala (Lale) Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Lale Mahallesi’nde bulunan bu cami, Lala Musluhiddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIII.yüzyıl Selçuklu eseri olduğu anlaşılmaktadır.
Cami dikdörtgen planlı olup, ilk yapılışında üzeri toprak damlı idi. Sonradan ibadet mekanının üzerine büyük ölçüde bir kubbe yapılmıştır. Caminin ahşap minberi ağaç oyma tekniği ile yapılmış, Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden birisidir. Taklit kündekâri olan bu minberin üzerinde Ayetü’l Kürsi yazılıdır. Orijinal mihrap günümüze gelememiş ve sonradan aslına uygun olarak yenilenmiştir. Minaresi sonradan eklenmiş, kare kaide üzerinde yuvarlak kaideli ve tek şerefelidir.
Caminin doğu tarafına bir türbe, kuzey tarafına da bir hamam eklenmiştir.

Ali Hoca Camisi (Melikgazi)

Kayseri Danacılar Mahallesi, Yuvak Sokak’ta bulunan Ali Hoca Camisi, Ali Hoca tarafından 1708 yılında yapılmıştır.
Cami dikdörtgen planlı, kesme taştan küçük bir yapı olup, mimari yönden bir özellik göstermemektedir. Caminin en önemli tarafı Osmanlı mimarisinde Minber Minare denilen minaresidir. İbadet mekanının kuzeybatı köşesine 4,5 m. yüksekliğindeki taş kaide üzerine yapılmış olup, minareye yirmi basamakla taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Dört yekpare taş sütundan oluşan minarenin üzeri taş piramidal bir külahla örtülüdür.

Battal Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Karacaoğlan Mahallesi, Gürpınar Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanmamıştır.
Kesme ve moloz taştan yapılan cami mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Bununla beraber caminin kuzeyinde 30-40 m. uzaklıktaki, 1.77 m. yüksekliğinde, 164x154 m. ölçülerinde altıgen kaide üzerindeki taş minber minarenin bu camiye ait olduğu sanılmaktadır. Minarenin kemerleri üzerinde bir silme bulunmakta olup, üzerindeki külah zamanla yok olmuştur. Minarenin yüzünde yer yer kırmızı aşı boyaları görülmektedir.

Bozatlı Paşa Narlı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Bozatlıpaşa Mahallesinde bulunan Narlı Mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.
Mescit 7.34x12,52 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kesme taş ve moloz taştan yapılan mescidin ibadet mekanı dört ağaç direk tarafından desteklenen toprak bir damla örtülmüştür. Mimari yönden mescidin bir özelliği bulunmamaktadır.
Mescidin en önemli yanı kuzey-batı köşesindeki minber-minaresidir. Minareye dokuz basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Zeminden 4.20 m. yüksekliğinde olan minber-minare 1.20x1.35 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerinde krem renkli kesme taştan yapılmış olup, sekizgen gövdeli baklava başlıklı sütunların taşıdığı piramit şeklinde bir külahla örtülmüştür.

Cıncıklı (Çiğdelizade) Camisi (Melikgazi)

Kayseri Cumhuriyet Mahallesi Tennuri Sokak’ta buluna Cıncıklı Camisi, Çiğdelizade Hacı Ahmet Ağa tarafından 1664 yılında yapılmıştır. Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ayşe Hanım 1715 yılında camiyi tamir ettirmiştir. Bundan sonra cami değişik zamanlarda onarılmıştır.
Caminin giriş kapısı üzerinde 1921 tarihli talik yazılı dört satırlı bir kitabesi bulunmaktadır.
Kitabe:
İmamzade Reşid bey zevcesi Seyyide hanımla
Semahat kisesini açdılar sarf itdiler hakka
Yedekçizadeler Hacı Mehmet ve Hüseyin beyler
Bu ra’na mabedi ba’del-harabe etdiler ihya
İlahi ehl-i hayrı eksik etme safha-i arzdan
Ki anlarda kıvam-ı din ü nizam-ı zinet-i Dünya
Rıza tarih-i hicri sene bin üç yüz dahi kırkda
Li-vechillah olundu cami-i vala bina inşa.
Bu kitabeden de öğrenildiği gibi camiyi İmamzade Reşid Bey’in eşi Seyyide Hanım, Yedekçizadelerden Hacı Mehmed ve Hüseyin Beyler 1921 yılında onarmışlardır.
Cami 14.85x14,30 m. ölçüsünde kareye yakın planlı olup üzeri toprak damla örtülüydü. Cami uzun yıllar harap bir durumda kalmış. 1985 yılında yıkılarak yoldan biraz daha geride eski caminin ölçülerinde yeniden yapılmıştır. Toprak dam yerine üzeri çatı ile örtülmüştür.
Caminin minber-minaresi 2.00x2.00 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde olup, minareye içeriden 34 basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Minarenin zemini caminin çatısından l.50 m. daha yüksektedir. Minare gövdesi sekizgen dört ayak üzerindedir. Ayaklar baklava başlıklı olup üzerlerine prizma taşlar konulmuştur.Üzeri dışarı doğru çıkıntılı bir çatı ile örtülmüştür.

Cürcürler Camisi (Kocasinan)
Kayseri Sahabiye Mahallesi Buyurgan (Cürcürler) Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Giriş kapısı üzerindeki mermer iki satırlı kitabesinde Uzun Mollazade El-Hac Ali Ağa tarafından 1864’de tamir edildiği yazılıdır.
Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri çatı ile örtülüdür.Mimari yönden bir özelliği bulunmayan caminin minber minaresi krem renkli taştan yapılmıştır.19 basamaklı taş merdivenle çıkılan minare 1.49x1.43 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Bu kaide üzerinde 1.03m. yüksekliğinde dört sütun Bursa kemerleri ile birbirlerine bağlı olup bir tabladan sonra konik bir çatıyı taşımaktadır.
Günümüzde bu minber-minare kullanılmamakta, kuzey-batı köşesine 1955 yılında silindirik gövdeli, tek şerefeli yeni bir minare yapılmıştır.

Çakalız Camisi (Melikgazi)

Kayseri Emirağa Mahallesi, Nazım Bey Caddesi’nde bulunan bu cami 1582 tarihinde yapılmış ,l955 yılında yıkılarak yeniden yapılmıştır.
Cami kesme taştan, 10.50x10,50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri betonarme bir kubbe ile örtülmüştür. Önüne basit bir son cemaat yeri ile kuzey-batı köşesine de Klasik Osmanlı Mimarisi üslubunda tek şerefeli bir minare eklenmiştir.
Caminin mimari yönden bir özelliği olmamasına karşılık, eski camiden arta kalan avlu duvarının üzerinde 1.70m. yüksekliğinde bir minber-minaresi bulunmaktadır. Minber-minare altı adet silmeli altıgen ayak üzerinde yöresel krem rengi taştan yapılmıştır.Yekpare taş sütunlar üzeride geçmeli geometrik ve bitkisel motifler bulunmaktadır. Ayaklar birbirlerine hafif sivri kemerlerle bağlanmış, üzeri de yekpare taştan sivri bir külah şeklinde örtülmüştür.
Çifteönü Camisi (Melikgazi)

Kayseri, Gubaroğlu Mahallesi, Çifteönü Caddesi’nde bulunan caminin üzerindeki bir levhadan Hacı Seyyid Mehmet Ağa tarafından 1882 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Caminin bu tarihten önce yapılıp yapılmadığı konusunda ise yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Minare kaidesinde 78x77 cm. ölçüsünde talik yazılı mermer kitabede caminin 1882 yılında yapıldığını doğrulamaktadır.
Cami-i Çifteönü de oldu ihya yümn ile
Hacı Seyid Mehmed Ağa himmet etti şevk ile
Bir minare kıldı inşa camie kim bu ağa
Beşvakitte okusun ezan müezzin aşk ile
Şu ümidle ola şafi Ruz-i Mahşer’de bana
Hazret-i Bilal-i Habeşi nezd-i Hak’da lutfile
Böyle hayrın ehlini Hak beldemizden kesmesin
İde matlubuna nail du cihandan rıfk ile
Sa-i bin üç yüzde tekmil tarih-i lafz-ı Rauf
Okuyanlar yad ideler ehl-i hayrı hayr ile
L’illahi Fatihe Sene 1300 (1882).
Cami kesme taştan 18.00x18.00 m. ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. İbadet mekanı 12 ahşap sütunun taşıdığı toprak bir dam ile örtülüdür. Mihrap ve minberi bir özellik göstermemektedir. Caminin iki minaresi vardır. Bunlardan biri yüksek bir avlu duvarının üzerinde olup, 19 taş basamakla çıkılan bir minber-minaredir. Zeminden 4.65 m. yüksekliğindeki minarenin caminin damına yakın yerde kaidesi bulunmaktadır. Oldukça basık altıgen gövdeli altı sütunun taşıdığı minber-minareye doğudan çıkılmaktadır. Sütunlar arasında taş korkuluklara yer verilmiştir. Üzerindeki taş sütunlar yekpare olup, konik taş külahı oturtulmuştur.
Caminin ikinci minaresi ibadet mekanının kuzey batı köşesine ve camiye bitişik olarak yapılmıştır. Kesme taştan silindirik gövdeli ve tek şerefeli olup yakın tarihlerde yapılmıştır.

Deliklitaş Kesim Çıkmazı Mescidi (Melikgazi)
Kayseri, Deliklitaş Mahallesi’nde bulunan küçük bir mescittir. Kitabesi bulunmadığından ve kaynaklarda da ismine rastlanmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.
Cami 10.00x10.00 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Kesme taştan yapılan caminin mimari bir özelliği bulunmamaktadır. Yalnızca 11 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minaresi dikkati çekmektedir. Oldukça sade sarı renkli taştan yapılan minare dört yekpare taş sütunun taşıdığı konik külahtan meydana gelmiş bir görünümü vardır. Minare de herhangi bir bezeme elemanına rastlanmamaktadır. Günümüzde oldukça harap bir durumdadır.

Emir Sultan Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Cumhuriyet Mahallesi’nde Şeyh Camisi yakınındadır. Cami ismini yanında gömülü olan Emir Sultan ismiyle tanınan Hoca İzzettin Efendi’den almıştır. Kitabesi bulunmadığından ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır.
1970’li yıllara kadar harap bir halde gelen mescit 1979-1980 yıllarında yapılan bir restorasyonla yenilenmiştir. Mescit 10.00x12.00 m. ölçüsünde olup sağında kare planlı Evliya Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Türbe sekiz köşeli sivri külahlı bir Selçuklu kümbeti şeklinde yapılmıştır.
Mescidin türbe giriş kapısı üzerinde minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare l980 onarımında yapılmıştır. Minare taş kaide üzerinde dört ayaklı olup, üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür. Kayseri’deki diğer minber-minarelerden farklı olarak minarenin içerisindeki kubbe ve küçük pencereler de bulunmamaktadır.

Göllü Cami (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Çifteoğlu Caddesi, Göllü Sokak’ta bulunan Göllü Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. Ancak yakınındaki Göllü Çeşme’nin 1551 tarihinde yapıldığı dikkate alınacak olunursa bu caminin de XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.
Cami kesme taştan, 14.00x11.00 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 1971 yılında yapılan onarım sırasında cami genişletilmiş ve orijinal konumundan tamamen uzaklaşmıştır. Caminin Kayseri’ye özgü minber-minaresi caminin damına oturtulmuştur. Bu minare 10.50 m. yüksekliğinde olup, 1.20x1.20 ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Kayseri’ye özgü krem renginde taştan yekpare olan minareyi baklava başlıklı dört sütun taşımaktadır. Üzerine de sekiz dilimli konik bir külah oturtulmuştur.

Gubaroğlu (Yumurtalı) Mescidi (Melikgazi)
Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Kurum (Karafakih) Sokak’ta bulunan bu mescidi, Şah Melek hatun 1320 yılında yaptırmıştır.
Mescit kare planlı olup, moloz taş ve yarım kesme taştan yapılmış, 7.00x7.00 m. ölçüsündedir. Bunun dışına da dikdörtgen planlı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Bu mescidin daha önce türbe iken 1560 yılında önüne son cemaat yeri eklenerek mescit haline getirilmiştir. Mescidin mihrap ve kuzey cephelerinde ikişer, doğu ve batı yönlerinde de birer küçük pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Mihrabın sağ ve soluna birer, doğu ve batı duvarlarına da ikişer niş açılmıştır. Mescidin mihrap duvarındaki Roma lahti parçasından ötürü halk bu lahit parçasını yumurtalara benzetmiş ve bu yüzden de mescide Yumurtalı Mescit ismi yakıştırılmıştır.
Mescidin avlu köşesindeki taş merdivenlerle çıkılan 5 m. yüksekliğinde minaresi bulunmaktadır. Minarenin dört sütununun başlıkları baklava dilimli Türk üçgenleri ile bezelidir. Minarenin petek kısmı yukarıya doğru daralarak altıgene dönüşmekte ve her cephesinde de birer pencere bulunmaktadır. Üst kısmı altıgen piramidal bir külah ile örtülmüştür.
Mescidin ibadet mekanının kubbesine de 1980’li yıllarda demir basamaklarla çıkılan altı ayaklı bir minber-minare daha eklenmiştir. Ancak bu minare mescidin görünümünü olumsuz yönde etkilemiştir.

Kaynak : [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-03-09, 21:30   #2
Restorasyon

Varsayılan Kayseri Dergâhları


Kayseri, Danişmend, Eratna, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde medreselerde yapılan ilim çalışmalarının yanı sıra aynı zamanda da önemli bir tasavvuf merkezi idi. Bu nedenle kentte bir çok tarikat faaliyette bulunmuş ve bunun sonucu olarak da şehirde çeşitli dergahlar kurulmuştur.
Kayseri’de Mevlevilik, Ahilik, Bektaşılık, Kalenderilik, İshakilik, Bayramilik, Rıfailik, Nakşibendilik ve Halvetilik ile ilgili dergahlar kurulmuştu. Ancak bunların büyük çoğunluğu günümüze gelememiştir. Bunların başında da Suyakanmış Zaviyesi, Bostancı Baba Zaviyesi, Şeyh Musa ve Şeyh Hamid Zaviyesi, Ali Dede Zaviyesi, Ali Cafer Zaviyesi, Şadgeldi Zaviyesi, Kadıhan Zaviyesi ve Şeyh İsmail Zaviyesi gelmektedir. Bununla beraber, Beylikler döneminde yapılan türbe-zaviyeler fonksiyonlarını yitirmiş olarak günümüze ulaşabilmiştir.
Bu tür zaviyeler yerleşim alanlarının dışında, ıssız yerlerde kurulmuşlardır. Burada yaşayan dervişler tasavvufla meşgul olurken diğer yandan da toprak ve hayvancılıkla uğraşır geçimlerini sağlarlardı. Bu dergahlardan ötürü de Kayseri çevresindeki pek çok köy onların isimleriyle anılmıştır.

Şeyh Turesan Zaviyesi (İncesu)

Kayseri, İncesu ilçesinde Başköy yakınında tepelerin üzerinde bulunan bu dergah, Sultan I.Alaeddin Keykubat’ın (1236-1246) eşi Mahperi Huand Hatun tarafından h.635 ‘de (1237) yaptırılmıştır.
Adına zaviye yaptırılan Şeyh Turesan’ın kimliği konusunda değişik tezler ortaya atılmışsa da Prof. Dr. Osman Turan, Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, Kayseri fatihi olduğunu ileri sürmektedir.
Zaviye, 21.18x14.12 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, üzeri toprak damla örtülmüştür. Moloz taştan yapılan zaviyenin doğu yönünde giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerinde kitabesi ve bunun üzerinde de salona açılan penceresi vardır.
Mehmet Çayırdağ’dan öğrendiğimiz bu kitabenin bazı bölümleri kırılmış ve kaybolmuştur;
“Bu meşhed Büyük Sultan Gısed-dünya ve’d-din acem ve arab sultanlarının sultanı Fethin babası müminlerin emiri, Keykubad’ın oğlu Keyhüsrev’in saltanat günlerinde,onun emriyle Büyük Melike Saffetü’d-dünya ve’d-din.....tarafından imar edilmiştir.”
Giriş kapısından sonra üzeri tonozla örtülü bir avluya girilmektedir. Bu avlunun iki yanına odalar yerleştirilmiştir. Orta tonozlu odanın batısı da türbeye ayrılmıştır. Kapalı avlunun solundaki mekan, mescittir. Mescidin ahşap kapı kanatları orijinaldir. Mescidin kıble duvarında kenarları basit silmelerle çevrili mihrap nişi olup, yapının 60 cm. dışına taşmaktadır.
Giriş kapısının solunda, orta avluya açılan ikinci kapıdan türbeye girilmektedir. Üzeri tonozla örtülü türbenin ortasında oldukça iri bir sanduka görülmektedir. Türbenin doğu ve güney duvarında iki mazgal penceresi vardır.Türbenin karşısında oda ve mutfak bulunmaktadır.
Zaviyenin kuzeyinde han kısmı bulunmaktadır. Bu bölümün duvarlarında nişler ve hayvanların bağlandığı delikli taşların izleri görülmektedir.

Şeyh Hacı İbrahim Tekkesi (Develi)

Kayseri, Develi ilçesi Havadan Köyü’nün 1.5.km. kuzeybatısında bulunmaktadır. Tekkenin kitabesi bulunmamaktadır.Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır.
Tekke yedi cepheli, moloz taştan bir avlunun ortasında yer almaktadır. Sekizgen gövdeli kubbeli bir türbe ile avlunun kuzeydoğu köşesinde aşhane denilen bir mekan, güneyde avlu dışında bir mescitten meydana gelmiştir. Bunlardan aşhane denilen mekan kare planlı olup batı yönündeki, iki yanında birer pencere olan bir kapıdan içeriye girilmektedir. Aşhanenin kuzey duvarı ortasında bir ocak ve bu ocağın iki yanına birer dolap nişi açılmıştır.
Avlunun ortasındaki sekizgen planlı türbe dergahın en gösterişli yapısıdır.Türbe kare kaide üzerine sekizgen gövdeli olup içten ve dıştan kubbe ile üzeri örtülmüştür. Mumyalığı olmayan türbe gri, bej ve kırmızı renkli taşlarla örülmüştür. Günümüze gelemeyen bir giriş bölümünün türbe önünde olduğu izlerden anlaşılmaktadır. Türbenin batı, güneybatı, güneydoğu ve kuzey cephelerinde birer pencere açılmıştır. Kapının bulunduğu cephe dışında bütün cephelerde birer mazgal pencere açılmıştır. Türbe içerisindeki mihrap beş köşeli olup bir sıra kaval silme ile çevrelenmiştir.
Avlunun güneyine mescit yerleştirilmiştir. Mescidin doğu cephesinde bir giriş mekanı vardır ve bu bölümün sonradan buraya eklendiği açıkça kendisini belli etmektedir. Moloz taştan yapılmış olan mescidin güney duvarında mihrap bulunmaktadır. İki yanında kum saati ve sütuncelerle sınırlanan mihrabın üzeri üçgen şeklinde kabartmalarla bezenmeye çalışılmıştır. Bu yapının doğu-batı doğrultusundaki kalıntıların tekkenin asıl mescidi olduğu sanılmaktadır. Günümüze kalıntıları gelebilmiş olan bu yapının sivri tonoz örtülüleri ve giriş kapısı açıkça kendisini belli etmektedir. Ayrıca dikdörtgen planlı olan bu yapının güney duvarı ortasında mihrap ve bunun iki yanında birer pencere olduğu açıkça görülmektedir.
Kaynak : [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-03-09, 21:31   #3
Restorasyon

Varsayılan Kayseri Kiliseleri


Kayseri çevresinde 30’a yakın manastırın bulunduğu, kaynaklarda ileri sürülmüştür. XX.yüzyılın başlarında il merkezinde yedi Ermeni ve bir Rum kilisesinin olduğu da söylenmektedir. Ayrıca çevredeki ilçe ve köylerde de bir çok kilise ile manastır bulunuyordu. Ermenilere ait Surp Garabet Manastırı (Efkere Büyük Manastırı), Balagesi Köyü’nde Surp Daniel Manastırı, Derevenk’te Surp Sarkis Manastırı, Surp Astvatzatzin Tomarza Manastırı ile Bogos Bedros Kilisesi, Develi’de Yukarı Fenese Mahallesi’ndeki kilise bunların başında geliyordu.
Polonyalı Simeon’un 1617’de Kayseri’yi ziyareti sonrasında yazdığı notlarda “Kayseri’de İstanbul’daki gibi kiliseler vardı. Ancak bunlar harabe halinde idi.” Demektedir. Bu kiliselerin yanı sıra Surp İstepannos, Surp Mergeryos, Surp Sarkis, Surp Parsek, Talas’ta Aya Yorgi kiliseleri günümüze gelememiştir.
Kayseri’deki Rum Kilisesleri arasında Gesi’de Darsia Yanartaş Kilisesi, Endürlük (Andronike) Kilisesi, Talas’ta Yeni Cami Kilisesi, İncesu’da Yeni Cami Mahallesi Kilisesi, Yarım Mahalle Kilisesi, Aydınlar Köyü’ndeki Rum Kilisesi, Germir (Konaklar) Rum Kilisesi, il merkezinde bugünkü Belediye İş Merkezinin bulunduğu yerde de bir Rum Kilisesi bulunuyordu. Ancak Kayseri’deki Rum kiliselerinin çoğu Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Lozan Antlaşması uyarınca, nüfus mübadelesi sonunda cemaati kalmayınca kendi hallerine bırakılmışlar, bazıları yıkılmış, bazıları da camiye çevrilmiştir.
Ermenilerle ilgili nüfus mübadelesi olmadığından Ermeni kiliseleri 1980 yılına kadar ibadete açık kalmış ancak, Ermenilerin şehirden göç etmeleri üzerine sahipsiz kalan birçok kilise yıkılmış ve bunlardan sadece iki tanesi il merkezinde biri de Talas’ta olmak üzere üç tanesi günümüze gelebilmiştir. Bunlar Kiçikapı Meydanı’ndaki Surp Azdvadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi ile Cafer Bey Mahallesi’ndeki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Talas’ta Yeni Cami Kilisesi’dir.

Surp Astvadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi (Merkez)

Kayseri Kiçikapı Meydanı’nda bulunan Surp Astvadzadzin Kilisesi’nin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir.
Kilise bazilika planında üç nefli olup, orta nef yan neflerden dört sütunla ayrılmıştır. Ayrıca nefleri oluşturan sütunlarla duvarlara bitişik yarım sütunlar arasında bağlantıyı sağlayan kemerlerle iç mekan beş dikdörtgen veya kare bölümlere ayrılmıştır. Orta ve yan neflerin kilise ortasına rastlayan bölümleri daha geniş tutulmuştur. Orta nefteki merkezi bölüm on iki pencereli kasnak üzerine oturan bir kubbe ile örtülmüştür. Diğer neflerin üzerleri de tonozla örtülüdür.
Kilisenin kuzey ve güney duvarlarında yuvarlak kemerli nişler içerisine alınmış, dikdörtgen söveli altışar pencere bulunmaktadır. Kilisenin batısındaki narteks dikdörtgen planlı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır. Narteksten iç mekana dört sütunlu ve üç tonozlu bir bölüm ile girilmektedir.
Bu kilise Ermeni cemaatinin olmamasından ötürü terk edilmiş, günümüzde “Kiçikapı Spor Salonu” olarak kullanılmaktadır.

Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Merkez)
Kayseri Cafer Bey Mahallesi Yeni Sokak’ta bulunan Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi 1191 tarihinde yapılmış, XVII.yüzyıla kadar ayakta kalmış, XIX.yüzyılın ortalarında yıkılmıştır. Kilise 1859 yılında yeniden yapılmış, 1885 yılında da büyük bir onarım geçirmiş ve bununla ilgili mermer bir kitabe giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir.
Kilise üç nefli bazilika planında yapılmıştır. Orta nef yan neflerden sütun ve payelerle ayrılmıştır.Kilisenin içerisi kuzey-güney, doğu-batı doğrultusunda atılmış kemerlerle üç dikdörtgen ve bir de kare bölüm oluşturulmuştur. Orta nefin üzeri ile doğu ve batıdaki bölümler kubbeli, yan nefler de oval kubbeli ve çapraz tonozludur. Kilisenin doğusundaki bema ile, kuzeydoğu, güneybatı köşeleri yarım yuvarlak apsislidir. Kilisenin batısında üç çapraz tonozla örtülü bir narteks bulunmaktadır. Bu narteksin üzerinde de galeriye yer verilmiştir.
Kilise girişi beş sütunlu, yarım kubbeli bir mekandır. İbadet mekanı freskolarla kaplı olup burada bitkisel, geometrik motiflerin yanı sıra pandantiflere İncil yazarlarının resimleri yapılmıştır. Bu kilise halen kullanılmakta olup, ibadete açıktır.

Şammaspir Kilisesi (Bünyan)
Kayseri Bünyan ilçesi Doğanlar mahallesi’nde bulunan Şammaspir Kilisesi’nin ne zaman yapıldığı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu kilisenin Hıristiyan Dinini yaymak amacıyla yapıldığı sanılmaktadır.
Kilise yaklaşık 100 m. yüksekliğinde bir kayanın üzerinde yapılmış olup, kale görünümündedir. İç içe üç surla çevrili bulunan kilise yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Bugün yalnızca temel kalıntıları görülebilmektedir. Bu bakımdan kilisenin mimarisi ile ilgili bilgi edinilememiştir.

Rum Kilisesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Tablakaya Mahallesi’nde bulunan ve bugün Yeni Cami olarak kullanılan Rum Kilisesi 1886 yılında yapılmış ve daha sonra da camiye dönüştürülmüştür. Kilisenin 1997 yılına kadar kapı girişinde bulunan kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Bu kitabede kilisenin 1886 yılında yapıldığı ve ayrıca Sultan II.Abdülhamit’e bir teşekkür yazısı bulunmaktadır.
Kilise kapalı Yunan haçı plan tipinde olup, merkezi bölümü dört payenin taşıdığı 12 pencereli yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Orta mekanın dışında kalan haçın kolları ve köşe mekanlar tonozlarla örtülmüştür. Kilisenin doğusunda bulunan apsis bölümü camiye çevrildikten sonra düz bir tavanla kapatılmıştır. Kilisenin ibadet mekanının üzerinde U biçimli bir galeri bulunmaktadır. Bu galerinin kuzey ve güneydoğusuna düzgün olmayan bir takım mekanlar yapılmıştır. Batısındaki narteks çapraz tonozlarla üç bölüme ayrılmıştır. Burada galeriye çıkışı sağlayan merdivenler bulunmaktadır.
Kilisenin batı cephesi diğer cephelerden daha hareketli olup, burada yuvarlak kemerler nişli içerisine dikdörtgen pencereler açılmış ve bunlar dıştan üçgen alınlıklı frizlerle çevrelenmiştir. Ayrıca alınlıklar kabartma çiçek, yaprak ve kozalak motifleri ile bezenmiştir. Bunun yanı sıra pencere söveleri, paye başlıkları, geometrik ve bitkisel motiflerle bezelidir.
Kilise içerisindeki duvar sıvalarının altında İncil’den alınma sahneleri içeren fresklerin olduğu bazı izlerden anlaşılmaktadır.

Soğanlı Kiliseleri (Yeşilhisar)

Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nde sayıları 50’ye yakın kayalar içerisindeki mağaralarda kiliseler bulunmaktadır. Bu kiliselere ilk defa J.W.Hamilton değinmiş ancak bunların isimleri üzerinde durmamıştır:
“Soğanlı’da başlangıç olarak bilinen kısma geldiğimizde manzara bize son derece acayip ve cezp edici gözüktü. Vadinin her bir tarafındaki uçurumlar bal peteği gibi sayısız, çok büyük miktarda hafriyatlar, meskenler ve mezarlıklar, 200 feet yüksekliğinde yumuşak ve özel kayalarla ayrılmış olup, binlercesine de girilebilmektedir”.
Soğanlı Bölgesi yer sarsıntıları sırasında çökmelere uğramış ve çöken alan, doğal etkilerle daha da derinleşerek vadi ve platoları meydana getirmiştir. İki kısımdan oluşan Soğanlı Vadisi’ne Roma döneminden itibaren devamlı olarak yerleşilmiştir. Vadi yamaçlarında yer alan kaya konilerini Romalılar mezarlık, Bizanslılar da kilise olarak kullanmışlardır. Kilise freskleri açısından IX.-XIII yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Soğanlı vadisinde yer alan önemli kiliseler arasında Kubbeli, Karabaş, Yılanlı ve Azize Barbara ( Tahtalı) Kilise gelmektedir.

Kubbeli Kilise (Yeşilhisar)

Soğanlı kiliseleri arasında en tanınmışı ve en görkemlisi vadinin kuzey yamacındaki Kubbeli Kilisedir. Soğanlı Vadisi’ne hakim, tüf kayalıklarına oyulmuş, silindirik görünümdeki kilisenin yüksekliği yaklaşık 50 m.yi bulmaktadır. Yedi katlı olduğu sanılan bu kilise, sanat tarihçileri tarafından yeterince araştırılmamıştır. Günümüzde yalnızca depremlerden geriye kalan 2 kat üzerinde durulmuştur.
Bu kilise X.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Kilisenin alt katında krypta denilen bir bölüm bunun üzerine oturtulmuş olan yapı pencereli, kasnağından sonra külah biçiminde bir kubbe ile tamamlanmıştır. Doğal etkilerden epeyce yıpranmış olmasına karşılık, kubbe kasnağındaki bezemeler oldukça iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir. Kilisenin doğu ve güneye doğru uzanan bölümlerinin üzerinin çatı ile örtülü olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kappadokia Bölgesi’nde kayalara oyulmuş diğer kiliselerde görülen özellikler burada da karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Orta Bizans mimarisinin sıkça uygulandığı bir plan şeması olan “Kapalı Yunan Haçı” düzeni burada da uygulanmaya çalışılmış ancak, kayalık alanlar el vermediği için de tam anlamıyla başarılı bir plan düzeni uygulanamamıştır. İbadet yerini örten kubbeli bölümün doğusunda beşik tonozlu apsis, kuzeyinde de paraklesion denilen ek hücreler buraya eklenmiş ve böylece kendine özgü bir plan tipi ortaya çıkmıştır. Göreme, Ürgüp ve Soğanlı çevresindeki kiliselerde görülen bodur payelerle at nalı şeklindeki kemerler burada da aynen uygulanmıştır. Kilisenin doğu yönüne uzanan beşik tonozlu bölümün sonundaki apsis kayalar el vermediğinden dışarıya çıkıntı yapamamıştır. Özelliğini bütünüyle yitirmiş olmasına karşılık günümüze gelebilen izlerden bu bölümlerin fresklerle kaplı olduğu anlaşılmaktadır.
Kubbeli Kilisede ibadet yerini örten kubbeye dünya hakimi olan Pantokrator İsa yerleştirilmiştir. Bugün oldukça zor seçilebilen bu freskte Hz.İsa taht üzerinde, haç motifli bol bir elbise giymiş olarak tasvir edilmiştir. Hz.İsa’nın yüzü oldukça bozulmuş bu nedenle de kompozisyon tam olarak seçilememektedir. Kubbeyi destekleyen kasnakta ise İncil’den alınmış Yuhannes ile ilgili konulara, şikayet ve vaaz sahnelerine yer verilmiştir. Kilise duvarlarındaki fresklerden çoğu günümüze ulaşamamıştır. Batı duvarındaki bezemelerden bazıları ile doğudaki uzantılarda bir takım figürler dikkati çekmektedir. Burada Hz.Meryem’in Yusuf ile birlikte Betlehem’e gidişi resmedilmiştir. Ayrıca kuzey ve güney tonozlarında da Herodes’in verdiği ziyafet, mezar başında kadınlar, tebşir, çobanlar, üç müneccim, Yusuf’un rüyası, Mısır’a gidiş, Hz.İsa’nın doğumu, çocukların öldürülmesi, vaftiz gibi İncil’den alınma konulara yer verilmiştir.

Hagia Barbara (Tahtalı Kilise) Kilisesi (Yeşilhisar)

Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nin bitiminde bulunan Hagia Barbara (Tahtalı Kilise) Kilisesi X.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir.
Bu kilise tek nefli, tek apsisli olup, üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Vadideki önemli kiliselerden biri olan Hagia Barbara Kilisesi’ni tonozlar ortadan ikiye bölmüştür. Kilisenin içerisindeki fresklerde çok sayıda Aziz tasvirleri görülmektedir. Burada Hz.İsa’nın doğacağının müjdelenmesi, ziyafet, Hz.Meryem’in bakireliğini kanıtlaması, Hz.Meryem’in Yusuf ile Betlehem’e gidişi ve doğum sahneleri, yedi uyurlar, deisis gibi İncil’den alınma sahnelere yer verilmiştir. Ayrıca kilisenin çeşitli yerlerine de Azizlerin tasvirleri resmedilmiştir.

Karabaş Kilisesi (Yeşilhisar)

Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nin sağ yamacında Kubbeli Kilise’nin karşısında bulunan Karabaş Kilisesi ismini, Azizlerin başlarındaki halelerden almıştır. Bu haleler zamanla kararmış ve halk arasında da bu kiliseye Karabaş Kilisesi ismi verilmiştir. Bu kilise Bizans başkent üslubunda yapılmış olup, 1060-1061 yıllarına tarihlendirilmektedir.
Kilisenin tonoz örtülü bir ibadet yeri ile yanlarındaki nişler, güneyinde üç şapel ve bir de ibadet mekanı bulunmaktadır. Kilise içerisindeki freskler oldukça iyi korunmuştur. Burada Hz.İsa’nın doğumu, mabede sunuluşu, Adem ile Havva, Hz.İsa’nın dirilişi, tabut üzerinde melekler, Hz.İsa’nın çarmıha gerilişi, Hz.İsa’nın göğe yükselişi, deisis gibi İncil’den alınma sahnelere yer verilmiştir. Ayrıca freskler arasında çeşitli Aziz tasvirleri de bulunmaktadır. Apsis’te bulunan havarilerin bir araya gelişini gösteren fresk, Kappadokia freskleri arasında ender görülecek güzelliktedir.

Yılanlı Kilise (Canavarlı Kilise) (Yeşilhisar)
Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nde Karabaş Kilisesi’nin çıkışında bulunan Yılanlı Kilise XI.yüzyıla tarihlendirilmektedir.
Kilisenin ilginç bir yapı planı bulunmaktadır. Avluyu çevreleyen mutfaklar, yemek odaları, mezar odaları, çift koridorlu ve iki derin nişli şapeli ile diğerlerinden farklı bir plan düzenine sahiptir. Fresklerinden büyük çoğunluğu günümüze gelememiştir. Ancak Azizlerden Hagios Gregorios’un bir yılanı öldüren sahnesinden ötürü de bu kiliseye Yılanlı Kilise ismi verilmiştir.
Soğanlı’da bulunan bu kiliselerin yanı sıra vadide oyulmuş bir çok mezara da rastlanmaktadır.

Tomarza Kilisesi (Tomarza)

Kayseri Tomarza ilçesi Cumhuriyet mahallesi’nde bulunan kalıntıların bir kiliseye ait olduğu bilinmektedir. Kalıntılarından XIX.yüzyılın sonlarına tarihlendirilen kilise günümüze harap durumda gelebilmiştir.
Kilise bazilika plan düzeninde olup, iç mekan dörder yuvarlak taş sütunlarla üç nefe ayrılmıştır. Bu nefler yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlantılıdır. Kilisenin üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Kilisenin önündeki narteks ile ön cephesi tamamen yıkılmıştır.
Kaynak : [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-03-09, 21:32   #4
Restorasyon

Varsayılan Kayseri Hamamları


Huand Hatun Hamamı (Melikgazi)
Kayseri Kalesi’nin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında, Kağnı Pazarı’nda bulunan Huand Hatun Külliyesi’nin bölümlerinden biri olan hamam, külliye ile birlikte Sultan I.Alaaddin Keykubat’ın eşi ve II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından 1237-1246 yıllarında yaptırılmıştır.
Huand Hatun Külliyesi’nin güneydoğu köşesinde bulunan çifte hamam, yapı topluluğunun genel planına göre çapraz bir durumda yapılmıştır. Hamamın erkekler bölümü daha geniş, kadınlar bölümü ise daha küçüktür. Günümüzde de kullanılan hamamın giriş ve soyunma yerlerinde değişiklikler yapılmış ve kısmen de özelliğini yitirmiştir. Büyük olasılıkla medreseden daha eski olan bu yapının erkekler kısmının soyunmalık bölümü caminin giriş kapısından ötürü biraz kuzeye çekilmiştir. Son restorasyon sırasında hamamın kadınlar kısmının halvetinde kartal ve av kuşlarının ağırlıklı olduğu insan figürlü çiniler ortaya çıkmıştır. Bu çinilerin yerleştirilmesinde belirli bir sıra gözetilmemiştir. Bazıları yan yana ve ters konulmuştur. Bu çinilerin bir Selçuklu sarayı için yapıldığı, arta kalanların da burada kullanıldığı sanılmaktadır. Bunlar Kubadabad üslubu çinilerinden olup, onlardan daha ileri bir düzeydedir.
Çifte hamamın erkekler bölümü soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Bunların üzerleri kubbelerle örtülüdür. Sıcaklık bölümünde üzerleri küçük kubbelerle örtülü dört halvet bölümü bulunmaktadır. Kadınlar bölümü uzun tonozlu bir girişi olan sade bir yapıdır. Bu girişten sonra yüksek tonozlu soyunmalığa ulaşılır, buradan da küçük bir kubbe ile örtülü ılıklığa geçilir. Sıcaklık üç derin tonozla iki halvet odasından meydana gelmiştir ve bunların da üzeri kubbe ile örtülüdür.

Kadı Hamamı (Melikgazi)
Kayseri, Melikgazi ilçesi Camii Kebir Mahallesi’nde bulunan bu hamamın Kadı Bedreddin Mahmut tarafından 1559 yılında yaptırıldığı vakfiyesinden öğrenilmektedir.
Osmanlı hamam mimarisinde çifte hamam plan düzeninde yapılan bu hamam moloz taştan yapılmıştır. Soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen hamamın erkekler ve kadınlar bölümüne ayrı ayrı merdivenlerden inilmektedir. Erkekler kısmına siyah ve beyaz taşlardan geçme olarak yapılmış kapısından girilmektedir. Bu bölümün son onarım öncesi kadınlar kısmına ait olduğu bilinmektedir. Soyunmalık kare planlı olup, üzeri büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Sivri kemerlerle taşınan kubbenin kemerlerle arasında kalan bölümleri kubbeye kadar mukarnaslarla doldurulmuştur. Köşelerdeki tromp içleri, iki yan duvarlar yükseltilerek ek üçgenlerle bölümlere ayrılmıştır. Soyunmalığın ortasında küçük bir şadırvan yanlarda da soyunma hücreleri bulunmaktadır. Ilıklığın üzeri altı köşeli yıldız ve ortasında ışık deliklerinin bulunduğu bir kubbe ile örtülmüştür.Buradan sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklığın üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüş. Doğu ve batı yönlerinde de yarım kubbelerle desteklenmiştir.
Hamamın kadınlar bölümü tamirlerle büyük değişikliğe uğramıştır. Doğudaki basit bir kapıdan girilen kadınlar bölümünün soyunmalık kısmı L planlı olup üzeri betonarme bir tavanla kapatılmıştır. Buradaki bir sofadan iç içe ılıklığa, oradan da göbek taşının bulunduğu sıcaklık bölümüne geçilmektedir. Bu bölümde doğu ve batı yönlerinden yarım kubbelerle desteklenen merkezi bir kubbe ile üzeri örtülmüştür. Hamamın kuzeyinde boydan boya külhan yer almıştır. Hamam günümüzde de kullanılmaktadır.

Ali Saib Paşa Hamamı (Talas)

Kayseri, Talas İlçesinde Harman Mahallesi, Müsteşar Caddesi’nde bulunan Ali Saib Paşa’nın yaptırdığı hamamın kitabesi bulunmamaktadır. Mimari yapısından XIX.yüzyılın sonlarında yapıldığı anlaşılmaktadır.
Hamam moloz ve kesme taştan yapılmış olup soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir.Soyunmalıktan sıcaklığa dar bir koridorla geçilmektedir. Kuzey cephesindeki sonradan açılmış düz lentolu bir kapıdan hamamın orta bölümüne girilmektedir. Eskiden kapı soyunmalık bölümüne açılıyordu. Soyunmalık doğu yönünde iki, batı tarafında da bir pencere ile aydınlatılmıştır. girilmektedir. Sıcaklık bölümünün üzeri pandantifli merkezi bir kubbe ile örtülüdür.Bu bölüm tek eyvan halinde olup köşelerinde dört halvet hücresi bulunmaktadır. Burası kubbedeki 13 ışık alan delik ile aydınlatılmıştır. Sıcaklığın ortasında mermer bir göbek taşı bulunmaktadır.
Hamamın suları künklerle doğusundaki kayalardan getirilmiştir. Günümüzde bu künkler sular kesildiğinde kullanılmaktadır. Hamam günümüzde iyi bir durumdadır.

Seyrani Hamamı (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Aşağı Develi’de, Eski Saray Mahallesi’nde bulunan hamamın kitabesi günümüze gelememiştir. Başka bir deyişle kitabesi yazılmamıştır. Mimari yapısından XIX.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmakta olup, halk ozanı Seyranı’nin (1800-1866) ismi bu hamama verilmiştir.
Hamam moloz ve kaba yontma taştan yapılmıştır. Doğu-batı uzantısında dikdörtgen planlı olup soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Ancak ilk yapılışında ahşap olan soyunmalık ile külhanı yıkılmıştır. Soğukluğun güneyi ile halvetin üzeri ayna tonoz, su deposunun üzeri de beşik tonozla örtülmüştür. Soğukluğun kuzey bölümü kubbe ile örtülüdür. Hamam içerisinde herhangi bir süsleme elemanına rastlanmamıştır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Hamamı (İncesu)
Kayseri İncesu ilçesinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1670 tarihinde yaptırmış olduğu külliyesinin hamamı, günümüzde harap bir halde olup kullanılmamaktadır.
Bu hamam külliyeden ayrı bir yapı olarak düşünülmüştür.
Osmanlı Mimarisi tek hamam plan tipindeki hamam kuzeyden güneye doğru uzanan dikdörtgen planlı olup moloz taş ve yer yer de kesme taştan yapılmıştır. Soyunmalı, ılıklık ve sıcaklık bölümleri ile halvetten meydana gelmiştir.

Eski Hamam (Pınarbaşı)

Kayseri, Pınarbaşı ilçesi Yukarı Mahalle Kayadibi Sokağı’nda bulunan bu hamamın kitabesi bulunmadığı gibi kimin tarafından da yaptırıldığı bilinmemektedir. Bununla beraber Pınarbaşı ilçesinin 1861’de kurulduğu dikkate alınırsa hamamın da XIX.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı anlaşılmaktadır.
Hamam kuzey-güney yönünde soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Moloz taştan yapılan hamamın soyunmalık, iki halvet hücresi ile külhan kısmı yıkılmıştır. Günümüze yalnızca sıcaklığın merkezi kubbesinin çok az bir bölümü gelebilmiştir.

Yeni Hamam (Pınarbaşı)
Kayseri Pınarbaşı Yukarı Mahalle, Yeni Hamam Caddesi’nde bulunan bu hamamın yapım tarihi bilinmemektedir. Hamama Yeni Hamam isminin verilmesinden ötürü XIX.yüzyılın sonlarında yapılan Eski Hamam’dan daha sonra yapıldığı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Hamamın yapımında kesme taş ve moloz taş kullanılmıştır. Kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı olarak yapılan hamam soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soyunmalık bölümü tonozlu, yanları ahşap tavanlıdır. Sıcaklık ve halvetler kubbe ile örtülüdür. İçerisinde herhangi bir süsleme elemanına rastlanmamıştır.

Kaynak : [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 15-03-09, 21:33   #5
Restorasyon

Varsayılan Kayseri Müzeleri

Kayseri Arkeoloji Müzesi (Melikgazi)


Kayseri Müzesi Cumhuriyetin ilanından sonraki müzecilik çalışmaları sırasında 1928 yılında eserler toplanmaya başlanmış ve Kayseri İdadisi’nde depolanmıştır. Dönemin maarif vekili İç Anadolu gezisi sırasında Kayseri’ye de uğramış, burada vali, maarif müdürü ile birlikte müze kurulmasını kararlaştırmışlardır. Bundan sonra Huand Hatun Medresesi’nde müze kurulma çalışmaları başlamıştır. Kayseri Lisesi’nde korunan eserler onarımı tamamlanan medreseye taşınmıştır. Bu arada büyük ölçüdeki kitabeler Sahabiye Medresesi’nde korunmuştur.
Kayseri Müzesi 1 Mart 1930’da açılmış, 1937 yılında da müdürlük haline getirilmiştir. H.H.Von der Osten tarafından müzedeki eserlerin kronolojik tasnif ve düzenlemesi yapılmıştır. Bu çalışma tamamlandıktan sonra Kayseri Müzesi yeni düzenlemeyle birlikte 1938 yılında yeniden ziyarete açılmıştır.

Kayseri yöresindeki eserlerin yoğunluğu, Kültepe kazıları Huand Hatun medresesi’nin yeterli olmadığını göstermiş, bunun üzerine Gültepe Parkı yakınında eski hastane binasına ait arsa kamulaştırılmıştır. Y.Mimar İhsan Kıygın’ın planını çizdiği yeni müzenin yapımına 1965 yılında başlanmış ve eserlerin buraya taşınması ile 26 Haziran 1969’da müze yeni binasında ziyarete açılmıştır.
Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde eserler kronolojik biçimde sergilenmiştir. Öncelikle Eski Tunç Çağı’nın boyalı ve boyasız tek renkli keramiklerine, mermer idollerine ve Ana Tanrıça heykellerine yer verilmiştir. Bunların yanı sıra müzenin büyük salonunda Asur Ticaret Kolonilerinin eserleri ile MÖ.2000 yıllarına tarihlenen Hitit eserleri bir araya getirilmiştir. Kültepe’de bulunarak Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen kap kacaklarda çömlekçi çarkının kullanıldığı değişik formlarda kapların yapılmış oldukları gözlemlenmiştir. Özellikle gaga, yuvarlak ve yonca ağızlı testiler, meyve kapları, rythonlar, tek ve çift kulplu vazolar burada sergilenmiştir. Çeşitli madenlerden yapılmış objeler, silahlar, damgalar ve silindir mühürler de onları tamamlamıştır. Küçük buluntulardan ayrı bir bölümde ise, Geç Hitit Devri’ne ait taştan yapılmış Kululu kral heykeli, sfenks başı, yazıtlar ve aslan kabartmaları da dikkati çekmektedir.

Kayseri’deki Hitit ve Geç Hitit dönemlerinden sonra yörede önemli etkinliği olan Frig Çağı’nın boyalı ve boyasız keramikleri ile madeni eserler de Prehistorik eserleri tamamlamıştır. Müzede Helenistik, Roma ve Doğu Roma eserleri de yine kronolojik bir düzen içerisinde sergilenmiştir. Taş ve kemikten yapılmış kolyeler, mermer heykeller, heykel parçaları, bronz figürinler, keramikler ve cam eserler de sergilenmektedir. Ayrıca kadın, erkek heykelleri, sunaklar Kayseri çevresindeki Erkilet, Yılanlıdağ, Beşevler tümülüslerinden getirilmiş mezar buluntuları ile süs eşyaları da dikkati çekmektedir. Kayseri’den 68 km. uzaklıktaki Kaletepe’de bulunmuş Kululu eserleri, İmamkulu Kaya Kabartmasının müzedeki Hitit Çağı eserleri arasında ayrı bir yeri vardır. Çeşitli dönemlere tarihlenen altın, gümüş, bronz ve bakırdan yapılmış sikkeler müzenin nümizmatik bölümünü oluşturmaktadır. Müze bahçesinde ise büyük ölçüde taş eserlere, kartallara, mezar stellerine ve erzak küplerine yer verilmiştir.
Kayseri Arkeoloji Müzesi’nin yanı başında yapılan Kültür Sitesi’nin temel hafriyatı sırasında 1991’de mermer bir Herakles lahti çıkmıştır. Bu lahit müzedeki belli başlı eserlerden biridir.

Gültepe Mahallesi Kışla Caddesi No:2
Tel : (0352) 222 21 49
Faks: (0352) 232 48 12

Atatürk Evi (Melikgazi)

Atatürk’ün 19-20 Aralık 1919’da Heyeti Temsiliye adına Kayseri’ye ilk gelişinde misafir edildiği İmamzade Raşit Ağa Konağı Kültür Bakanlığı’nca 1976 yılında tescil edilmiş, 6 Mart 1983 tarihinde de Atatürk Evi olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.
İmamzade Raşit Ağa Konağı dışı kesme taştan içerisi de ahşap malzemeden yapılmış bir konaktır. Konağın cumbaları, çatı altı saçakları ahşap motiflerle süslenmiştir.
Konağın üst katında güneydoğu köşesindeki oda Atatürk Odası olarak düzenlenmiştir. Burada Atatürk’ün mumdan yapılmış bir heykeli, Milli Mücadele sırasındaki fotoğrafları, beyannameler ve I.dönem Kayseri Milletvekillerinin resimleri sergilenmektedir.

Cumhuriyet Caddesi, Şeyh Tennuri Sokak
Tel : (0352) 232 78 71

Güpgüpoğlu Konağı Etnoğrafya Müzesi (Melikgazi)


Kayseri’deki Güpgüpoğlu Konağı 1417-1419 tarihlerinde harem ve selamlık olmak üzere iki bölüm halinde yapılmıştır. Sonraki dönemlerde konak çevresine yapılan bir takım eklerle genişletilmiştir. Batısında ahşap kolonlar üzerinde yükselen, sonradan ilave edilmiş bir köşk bölümü bulunmaktadır. Kayseri’nin en eski evlerinden biri olan bu konağın bazı odalarında sedef kakmalar, tavana kadar uzanan ahşap işleme ve desenlerle süslü bölümler vardır.
Konağın haremlik bölümünde harem odası, sofa, gelin odası, misafir odası, günlük yaşamın geçtiği oda ve gelin-damat odası bulunmaktadır. Selamlık bölümü konağın doğusundaki kale duvarlarına yaslanan iki katlı bir yapıdır. Güpgüpoğlu Konağı Kültür Bakanlığı’nca 1990-1992 yıllarında restore edilmiş, Kayseri Arkeoloji Müzesi’nin yönetiminde 18 Mayıs 1995’te Etnoğrafya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Müzenin alt katında sergi salonu bulunmaktadır. Yapının dışarısından bir merdivenle çıkılan üst kattaki odalar orta holün çevresinde sıralanmıştır. Bunlardan büyük odada Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine tarihlendirilen cam eserler, çiniler, ahşap ve madeni eserler sergilenmektedir. Bunun yanındaki ikinci odaya giriş koridorunda kesici ve ateşli silahlar ve Kayseri yöresine özgü erkek giysileri bulunmaktadır. Buradaki küçük odada ise Kayseri yöresine ait kadın kıyafetleri ile süs eşyaları bulunmaktadır. Konağın güneyinde bulunan iki odada ise İslam dönemine ait çeşitli sikkeler, el yazmaları, bakır ev eşyaları, halı ve kilimler bulunmaktadır. Konağın kuzeyindeki yarı açık köşkte, Türkmen çadırı, bahçede de İslam dönemine tarihlenen mezar taşları sergilenmektedir.

Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Caddesi
Tel : (0352) 222 21 48

Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi (Çifte Medreseler) (Kocasinan)

Kayseri’de Çifte Medreseler ismi ile tanınan Selçuklu Sultanı Gevher Nesibe’nin vasiyeti ile ağabeyi Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1206 yılında yapılan Gevher Nesibe Çifte Medresesi iki ayrı yapıdan meydana gelmiştir. Çifte Medreseler, İkiz Medreseler, Kayseri Tıp Mektebi isimleri ile tanınan bu yapıya sonradan Gıyasiye ve Şifaiye Medreseleri ismi de verilmiştir.
Günümüzde bu yapı Erciyes Üniversitesi yönetiminde Tıp Tarihi Müzesi olarak 1982 yılında açılmıştır. Müzede, ilaç yapımında kullanılan tıp aletleri, reçete örnekleri, tıp kitapları, tıp dokümanları, sağlıkla ilgili araç ve gereçler sergilenmektedir. Ayrıca müzede Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde akıl hastalarını tedavi eden odalar da düzenlenmiştir.

Gevher Nesibe Mahallesi
(0352) 437 49 37

Ahi Evran Sanatkarlar Müzesi (Melikgazi)

Türkiye’nin ilk ve tek Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi Kayseri’de bulunmaktadır. Bu müze Kayseri Esnaf Odaları Birliği tarafından yöreden toplanan eserlerle düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.
Müzede Ahi teşkilatına ait çeşitli eserler ve yörede tarımla ilgili kullanılmış olan eski aletler sergilenmiştir.


Kadir Has Kent ve Mimar Sinan Müzesi (Kocasinan)


Kayseri’de Fuar alanı içerisinde, Kadir Has Kültür Merkezi’nin modern binasının bir bölümü müzeye ayrılmıştır.
Müzenin zemin ve birinci katında dijital ekranlar, maketler, prodüksiyonlar bulunmaktadır. Böylece Kayseri ve Mimar Sinan ile ilgili bilgiler izleyiciye anlatılmaktadır.
Fuar alanında bulunan müzede ayrıca sosyal hizmetleri içeren tesisler de bulunmaktadır.

Kaynak : [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz


Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat