|
||||
|
|
|||||||
| ForumTR Servisleri: ForumTR Video - ForumTR Haber - ForumTR Oyun - ForumTR Chat - ForumTR Mail - ForumTR IRC | |||||||
|
|||||||
Kültür Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Bulundugumuz Semtlerin Tarihçesini Ekleyelim Konusunu Görüntülemektesiniz => Başlıktada belirttigim gibi yaşadıgımız semtin tarihini paylaşalım.. Öncelikle ben başlayayım... Araştırmalarım sonucu samatyanın tarihi geçmişini bir konuyla tamamlayamayacagımı anladım malesef ...
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
Başlıktada belirttigim gibi yaşadıgımız semtin tarihini paylaşalım.. Öncelikle ben başlayayım... Araştırmalarım sonucu samatyanın tarihi geçmişini bir konuyla tamamlayamayacagımı anladım malesef
İstanbul / Fatih SAMATYA Samatya şimdi İstanbul’un semtlerinden biridir, ama tarihçilerin yeni bulgularına bakılırsa, aslında İstanbul’dan daha eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılıyor. Efsanevi Byzas, körlerin şehri karşısında kendi şehrini kurmak üzere buralara geldiğinde, Samatya’da bir köy varmış. Bu köy Theodosios bugünkü kara surlarını yaptırdığı zaman İstanbul’un içine katılmış. Tabii, bu eski köyden bugüne kalan birşey yok. 1950 öncesi Samatya’dan kalanlar bile epey azalmış durumda. Burada apartmanlaşma, hemen hemen hiç bir koruma bilincinin oluşmadığı o yüzyıllarda başlamış. Dolayısıyla apartmanların, kagir binaların çoğu mütevazı; 1960’ların ve daha sonrasının yapıları kadar saldırganca çirkin değil. Genede, semtin eski karakteri büyük ölçüde yok olmuş durumda. Müdafaa-i Milliye’de, Marmara Caddesinde Pazar günleri Pazar kurulan meydanlık bir yer bulunmaktadır. Sağında, büyük bir Ermeni kilisesi var. Bahçe içinde, ayrıca başka binalar var. Bunlardan biri okul, biride ayazma. Eski bir Bizans kilisesinin (Maria Peribleptos) yerine yapılan kilisenin adı Ermenice Surp Kevork; Türkçe’de ise Sulu Manastıe deniyor. Bunun nedeni, merdivenle inilen bol sulu ayazma . Binalar oldukça yeni, bu yüzyılın başlarından. Efsaneye göre bu kilise yerinin Rumlardan alınıp Ermenilere verilmesi Sultan Deli İbrahim zamanında olmuş. Pek çok “mani”siyle birlikte seks manyağı da olan bu padişahın bir zamanlar “çok şişman kadın isterim”diye de tutturdugu biliniyor. Götürülen kadınlar arasında en çok birlikte oldugu Ermeni kadına “şekerpare” adı takılmış. İşte bu kadının marifetiyle kilise yeri Ermenilere bağışlanmış. İstanbul’a 1600’lerin başında gelen Polonyalı Ermeni Patrikhanesi’nin kilisesi olduğu yazılıyor; bu, İbrahim’den önce bir tarih. Patrikhane 1640’lara kadar Samatya’daymış ve kilisesi de Surp Kevork’tu. Bu yıllarda Kumkapı, nişanca’da şimdiki yere taşınmiş. Samatya ve Kumkapı, böylece, şehirdeki Ermeni nüfusun özellikle yoğunlaştığı bölgeler olmuş. Sulu manastır’a gelmeden aşağıya, caddeye inen yolda, Abdi Çelebi Camii vardır. Çilingirler Mescidi diye de bilinir. Vaktiyle Mimar Sinan’ın yapyığı bu cami hayırsever bir hanımın himmetiyle 19. yüzyılda ampir tarzında yeniden yapıldığı için aslıyla ilgisi kalmamıştır. İçinde, Enver Paşa’nın karısı Naciye Sultan’ın armağan ettiği bir avize asılıdır. Kiliseden çıkıp yola devam edip sağ döndüğümüzde, yokuş aşağı inerken, Mimar Sinan’ın eseri olan Ağa Hamamı’nın çatısını görürüz. Bir sürü irili ufaklı kubbe! Bu güzel, karmaşık yapı şimdi ne yazıkki özel kişilerin malı ve imalathane olarak kullanılıyor. Özellikle Samatya’da rastlantılar tarihin derme çatma modern imalathanelere dönüşmesine yol açmış. Bunun başka örneklerini de göreceğiz. Yakın zamanlarda hamamın ön cephesinde fazla anlam veremediğimiz bir restorasyon çalışması başladı. Daha doğrusu, buna dair levhalar kondu ve bir inşaata girişildi. Sonunda, hamamın cephesiyle cadde arasında yüksek bir apartman bitiverdi! Mimar Sinan’ını koruyamayan bir toplum haline gelmek, gerçekten acıklı bir durum. Son durum İnşaat yarım duruyor, ama hamamın görülür yeri kalmadı. Çirkin bir taş duvar, çok değişik ve ilginç olan cepheyi tamamen kapattı. Hala orada dikilen levhada, her ne olacaksa bu projenin Kültür Bakanlığı’nca onaylandığını okuyoruz. İki tane de beton (post-modern) kule eklendi. Ana caddede, yüzümüzü surlar yönüne, yani batıya dönerek yürüdüğümüzde sol tarafta bir bahçe içinde küçük bir Rum Ortodoks kilisesi görürüz. Servilerin Aya Yorgi Kilisesi. ![]() Burada Bizans zamanında da kilise varmış, ama şimdiki bina 1830’lardan. Görece yeni yapılmış pek çok kiliseden söz ederken, bu 1830’lu tekrarlanacak. Nedeni, yenileşmeci ve Batıcı Osmanlı Sultanı II. Mahmut’un bu yıllarda gerçek anlamda hükümdar olması. Taht oldukça genç yaşta (ve büyük kargaşalıklar sonucu) geçen ll. Mahmut,1826’da, devletin denetleyemediği Yeniçeri Ocağı’na savaş açtı ve onları yok etti. Bundan sonra da tasarladığı politikaları yürürlüğe koymaya başladı. Bu batıcı politikalar çerçevesinde onarım, yeniden yapım. Restorasyon izni bekleyen birçok gayrimüslüm dini kurumuna da izin verdi. Bu nedenle 1830’lar bu tür pek çok kilisenin yapılma ya da onarılma tarihi olarak karşımıza çıkar. İKİ KİLİSE ÜST ÜSTE Yokuşun üstünde bir başkaa Ortodoks kilisesinin çan kulesini göreceğiz. Bu da gene 1830’larda yapılmış olan Ayios Minas. Ama burada asıl önemli olan, önceden fark edilmeyen, yolla aşağı yukarı aynı düzeyde olan eski bir Bizans kilisesinin kalıntısıdır. Bu kalıntının büyük kısmı şimdi bir atölye. Kömürcü, tamir atölyesi, derken, şimdi çelik kapı kasaı imal ediliyor. Bu kilisenin hangi tarihte özel mülk haline geldiği öğrenilememiş çünkü mal sahipleriyle temas kurulamamış. Ama kiracılar, eski Türkçe yazılı ve tuğralı tapulardan söz ediyor. Bu el değiştirme herhalde eskilerde gerçekleşmiş ve yukarıdaki Ayios Minas’ın yapılması izni belki de bu tuhaflığıl telafi etmek için verilmiş. Böylece, bir kilisenin kubbesi üstünde bir başka kilise inşa edilmiş oluyor! STUDİON ![]() Bundan sonra İstanbul’un Bizanslı tarihinin önemli merkezlerinden birine geliyoruz. Ünlü Studion Manastırı kompleksinden geriye kalan Ayios İoannis Kilisesi. Tam tarihi bilinmedigi Karpos ve Papylos Kilisesi’ni saymazsak, İstanbul’da hala kısmen ayakta duran en eski kilise budur. 15.yüzyıl sonunda camiye çevrilen ve İmrahon İlyas Bey adını alan bina 1894’teki bir depremde yıkıldı. O zamandan beri bu yarı yıkık haliyle duruyor. Studion önemli bir dini merkezdi. 8.yüzyılın sonuda, Başrahip Theodoros’un yönetiminde parlamıştı. Zaman zaman politik olaylarda etkili olmuş, hatta bazı imparatorların tahttan uzaklaştırılmasında rol oynamıştı. 11.yüzyılda İmparator V. Mihail bir ayaklanma sırasında buraya sığınmış, ama halk onu oradan alarak gözlerine mil çekmişti. Bir manastarın ötesinde, bir öğrenim kurumuydu. Fetihten sonra da camiye çevrilinceye kadar bu statüsünü devam ettirdi. Kuruluşu 5. yüzyıl ortalarında olduğuna göre, bin yıldan fazla etkin olmuş bir kurumdu Studion. Bu kurumun kilisesi olan Vafsizci Yahya Kilisesi Bazilika tipinde ve tek apsisli bir yapıdır. Dekoratif bir kubbesinin olduğu tahmin edilebilir. Şimdi içinde bazı Türk mezarları bir yatır mezarının çevresinde güzel bir parmaklık bulunan avlu ya da atriumdan gerçek eski görkemini hala gösteren nartekse geliriz. Kiliseye açılan beş kapı vardır. Buradan girince, orta nefi yan galerilerden ayıran sütun sıralarından soldakinin kalmış olduğu görülür. Bu tarafın daha fazla yıkılmaması için dikilmiş tahta iskeleler arasında altı yeşil somaki sütun. Burada ve nartekse, yerdeki mozaiklerin kalıntıları da hala duruyor ve eski görkem hakkında bir fikir veriyor. Kiliseye bitişik bir de sarnıç vardır, ama kiliseden oraya geçilemez (Şimdi kazalara karşı kapatılmış olan apsise yakın dehliz, belki de oraya çıkıyordu ama bütün bu Bizans dehlizleri gibi onun da Ayasofya ‘ya uzandığına inanılır). Sarnıca gitmek için kiliseden çıkıp sola dönmek ve bazı yılankavi sokak lardan hep sola saparak geçmek gerekir. Sonunda, kilisenin dış duvarlarının dibindeki sarnıca geliriz. Burası bir boya atölyesiyken yandığı için yıkık durumdadır; içinde koca ağaçlar bile büyümüştür. Korent başlıklı 23 granit sütunun bulunduğu geniş bir sarnıçmış vaktiyle. Herhalde boya atölyesi yapmak için en uygun yer değildi burası. Bunun da az ilerisinde, başka sokak labirentlerinden geçerek varılan bir şarap ve sirke şişeleme atölyesinin bodrumunda, Studion’un ayazmasının kalıntısı bulunur. Buradan denize doğru yürüdüğümüzde, demiryolunu da geçtikten sonra Narlıkapı’ya geliriz. Bizans zamanında da, bu ağaçlarla anılan ama şimdi hiç nar ağacı görünmüyor kapı, imparatorun deniz yolundan gelerek Studion’u ziyaret etmesi için de kullanılırmış. Narlıkapı ve Yedikule tren istasyonu yakınında bir küçük kilise daha var. Suriçi İstanbul’da Osmanlılar Avrupa’yı temsil eden Katolik kiliselerin yapılmasına izin vermemişlerdi. Ancak Abdülaziz zamanında Almanlar demiryolunu inşa ederken, yabancı işçiler için bir kilise yaptırılmıştı. Burayı şimdi Katolilleşmiş Süryaniler kullanıyor. Mesajı son düzenleyen zey ( 07-07-08 - 05:42 ). |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Karel Santral | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com