Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 20-01-07, 16:04   #1
karagt

Varsayılan Türk Tarih Kurumu ve Atatürk


Tarihin tanımı: Tarih toplumların geçmişteki sosyal, siyasal ve kültürel günümüze dek gerçekleştirdikleri gelişmelerini toplumlar arasındaki ilişkilerini yer ve zaman belirterek neden sonuç ilişkisi içinde inceleyen bilimdir.

Tarihin Konusu : tarih bilimi insan topluluklarının faaliyetlerini üç ana konuda araştırıp inceler.
İnsan topluluklarında siyasal örgütlenmeleri, örneğin aşiret, şehir devleti, devlet, imparatorluk gibi.

• İnsan topluluklarının kendi aralarında ve başka toplumlar la ilişkileri. Örneğin savaş, barış, antlaşma, ayaklanma, göç gibi.
• Yaratılan kültür ve uygarlık değerleri örneğin yönetim, askerlik, hukuk, eğitim, ekonomi, güzel sanatlar, ticaret gibi.

Türk Tarih Kurumu TARİHÇE

Türk Tarih Kurumu Atatürk’ün eseridir. Türk ulusunun büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine içten inanmış olan Atatürk, onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için önce tarihini bilmesi ve bunun içinde onu ilk kaynaklardan kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inanıyordu. Atatürk’ün direktifleriyle, 16 üye tarafından, 15 Nisan 1931' de "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" adı altında kurulan Kurum'un adı 3 Ekim 1935'te Türk Tarih Kurumu'na çevrildi.

Bakanlar Kurulu'nun 21.X.1940 gün ve 2/14556 sayılı kararnamesiyle kamu yararına çalışan dernekler arasına alınan Türk Tarih Kurumu, 11.VIII.1983 gün ve 2876 sayılı yasa ile T.C. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na bağlı bir kuruluş durumuna getirilmiştir. Anayasanın Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile ilgili maddesi ise şöyledir:

Madde 134. - Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak amacıyla; Atatürk'ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" kurulur.

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk'ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.


Atatürk, yaşamının son günlerine dek Kurum'un çalışmalarına kendisi önderlik etmiş, çalışma planını kendisi çizmiştir. Türk ve Türkiye tarihini aydınlatacak araştırmacılara yol gösterici nitelikte aşağıdaki direktifleri vermiştir:

".... Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır."

"Biz daima hakikat arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız."

Atatürk'ün Türk Tarih Kurumu'na ve çalışmalarına verdiği önem, 5 Eylül 1938'de düzenlediği vasiyetnamesinde parasal varlığından Kurum için de bir pay ayırmasıyla kanıtlanmıştır. Türk Tarih Kurumu'nun ana geliri, bu vasiyetnameye uygun olarak, Atatürk'ün İş Bankası'ndaki hisse senetlerinden oluşmaktadır.

Atatürk'ten sonra gelen bütün Cumhurbaşkanları da Kurum'un koruyucu başkanlarıdır.

Kuruluşundan başlayarak çalışmalarını eski Türk Ocağı Halkevleri binasında sürdüren Kurum, 1940 yılı sonlarında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ayrılan bir bölüme geçmiştir. Ancak her gün zenginleşen kitaplığı, çalışmaları ve gelişen basımevi için bu yer yetersiz kalmış, 12 Kasım 1967 günü yeni binasına taşınmıştır. Bu yeni ve modern bina, 1980 yılında "Uluslararası Ağahan Mimari Ödülü"nü almıştır.

Atatürk'ün kurucusu ve koruyucusu olduğu Türk Tarih Kurumu'nun amacı Türk tarihi ile Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları incelemek ve elde edilen sonuçları her türlü yollarla yaymaktır. Kurum bu amaçlarını gerçekleştirmek için anma törenleri, konferanslar, seminerler, kongreler düzenler, kazılar yaptırır, Türk ve Türkiye tarihine ait kitaplar yayınlar.

Kurum, yeni buluşları ve bilimsel konuları tartışmak üzere, geleneksel duruma gelen ve günümüze dek aralıklarla toplanan Türk Tarih Kongreleri düzenlemektedir. İlk iki kongre Atatürk'ün koruyucu başkanlığında yapılmış, kongreleri kendileri izlemişlerdir.

I.Türk Tarih Kongresi, 2-11 Temmuz 1932 yılında Ankara Halkevi'nde yapılmıştır. Amacı yeni tarih görüşünün ve tarih öğretiminde tutulacak yolun öğretmenlere ve kamuoyuna anlatılmasıdır.

20-25 Eylül 1937 yılında Dolmabahçe'de yapılan II. Kongre, uluslararası nitelik kazanmış, yabancı bilim adamları da bu kongreye katılmışlardır. Bu Kongre, Türk tarihinin açıklanması ve belgelenmesi amacını gütmüştür. Ayrıca, Kongre dolayısıyla, tarih öncesinden Cumhuriyet dönemine dek yurdumuzda ve Ortadoğu'da gelişen büyük uygarlıkları, maketler, mulâjlar, resimler ve grafiklerle canlandıran bir sergi düzenlenmiş ve bu sergi Atamızın ölümüne dek Dolmabahçe'de kalmıştır.

Türk Tarih Kurumu bundan sonra da uluslararası nitelikte;

15-20 Kasım 1943'te III.

10-14 Kasım 1948'de IV.

12-17 Nisan 1956'da V.

20-26 Ekim 1961'de VI.

25-29 Eylül 1970'te VII.

11-15 Ekim 1976'da VIII.

21-25 Eylül 1981'de IX.

22-26 Eylül 1986'da X.

5-9 Eylül 1990'da XI.

12-16 Eylül 1994'te XII.

4-8 Ekim 1999'da XIII.

9-13 Eylül 2002'de XIV.

Kongrelerini düzenlemiştir. Kongre bildirileri Kurum yayınları arasında yayınlanmaktadır.

Kurum, kongreler dışında kurulduğu günden beri gerek üyeleriyle, gerekse üyeleri dışındaki bilim adamlarıyla çeşitli bilimsel toplantılar yapmış ve Türk tarihinin konularını, sorunlarını tartışmıştır. Ayrıca, Türk tarihinin büyük olaylarla, Türk büyüklerinin doğum ve ölüm yıldönümlerinde törenler ve seminerler düzenlemekte ve eserler çıkarmaktadır. Kongreleri sırasında ve belirli günlerde öğretici nitelikte sergiler düzenlemektedir.

Türk Tarih Kurumu, 1932'den bu yana çeşitli uluslararası kongre, konferans ve sempozyuma katılmış; üyeler bu toplantılara orijinal nitelikte bilimsel bildiriler sunmuşlardır.

Kurum, uluslararası bilim kurumlarının da üyesidir. "Uluslararası Akademiler Birliği'nin Türkiye'deki tek üyesi Türk Tarih Kurumu'dur.

Türk Tarih Kurumu, Türk ve Türkiye tarihi ve bunlarla ilgili çeşitli konuları içeren ve 1963 yılından günümüze dek süren "Atatürk Yıllık Konferansları" düzenlemektedir.

Kurum, amacı olan Türk ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini incelemek ve elde edilen sonuçları yaymak için XXXI dizi halinde yayınlar yapmaktadır. Bu yayınlarla özellikle Atatürk ve Türk devrimi tarihine ağırlık verilmiştir. Yayınlarımızın, birçok yabancı üniversite, akademi, bilim kurumu ve bilim adamı ile değişimi yapılmaktadır. Ayrıca, Kurum'un süreli yayını olarak, adını Atatürk'ün koyduğu "Belleten" 1937 yılından beri yayınlanmaktadır. Türk tarih biliminin sesini duyuran ve Türk araştırıcılarının çalışmalarını dünyaya tanıtan uluslararası bir üne kavuşmuş olup, bilim dünyasında takdir ve güvenle izlenmektedir. Kurum'un diğer bir yayını olan "Belgeler" 1964 yılından beri çıkmakta ve Türk arşivlerindeki belgeler açıklamalı olarak yayınlanmaktadır. 1991 yılında yayınlanmaya başlanan "Höyük" ise kazı raporlarını içermektedir.

Kurum, Atatürk'ün direktifleriyle, Anadolu kültürünün eskiliğini ve bunu Orta Asya’ya bağlayan yolları ve belgeleri ortaya çıkarmak, ayrıca daha yeni ve klasik uygarlıkların Anadolu'daki kalıntılarını araştırarak, yurdumuzun tarih öncesi çağlarından bugüne kadar olan tarihini aydınlatmak için kazılar yaptırmaktadır. 22 Ağustos 1935'te, Kurum'un kendi parası ve kendi elemanlarıyla başlattığı ilk kazı "Alacahöyük Kazısı"dır. Bunu Trakya ve Anadolu'nun türlü bölgelerinde yapılan kazı ve arkeolojik araştırmalar izlemiştir. Bu kazılardan çıkan eserler pek çok müzemizde yer almaktadır.

Türk Tarih Kurumu'nun en başarılı işlerinden biri de bir ihtisas kütüphanesi kurmuş olmasıdır. Tarih ve arkeoloji alanında yurdumuzun en büyük kütüphanesi olan Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, araştırıcıların en büyük yardımcısıdır. Mevcut kitaplar, armağan, yayınlarımızla değişim ve satın alma yoluyla sağlanmaktadır. Kurum, ayrıca son çağlar tarihimiz için zengin bir arşive de sahiptir.

Atatürk’ün Türk Tarihi Hakkındaki Düşünceleri
Türk Hun İmparatorluğu Teoman Ve Mete Hakkında:
Büyük Hun İmparatorluğunun bizce malum olan hakanı Teoman’dır. Teoman, (m.s.) 13.yy. başında yaşamış büyük bir kahramandır. Çinliler bu kahramanın Çin’de İmparatorluk kurmuş büyük Türk hakanlarının neslinden geldiğini iddia ederler. Teoman’ın oğlu Mete de büyük bir hakandır. O,doğuda Kadırgan dağlarından batıda Hazar Denizi-ne kadar, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Himalaya eteklerine kadar Büyük Hun İmparatorluğunu genişletti. Çin’i birçok seferde mağlup etmiş ve Çin İmparatorunu sığındığı kalede kuşatmıştır.
Bence Mete çok büyük bir kumandandır. Fakat düşünülürse Teoman ondan daha büyüktür çünkü her şeyi hazırlayan odur.
Osmanlı Devleti’nin Kudreti:
Milletimiz ufak bir aşiretten; anavatanda müstakil bir devlet tesis ettikten başka garb âlemine, düşman içine girdi ve orada azim müşkülat içinde bir imparatorluk vücuda getirdi. Ve bunu, bu imparatorluğu altı yüz yıldan beri tam bir heybet ve azametle devam ettirdi. Buna muvaffak olan bir devlet elbette yüksek siyasi ve idari niteliklere sahiptir.
Böyle bir vaziyet yalnız kılıç kuvvetiyle meydana gelemezdi. Cihanın malumudur ki Osmanlı Devleti pek geniş olan ülkesinin bir hududundan diğer bir hududuna ordusunu büyük bir süratle ve tamamen mücehhez olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca hatta yıllarca iyi besler ve idare ederdi. Böyle bir hareket yalnız ordu teşkilatının değil devletin tüm kademelerinin fevkalade mükemmeliyetini ve kendilerinin ne kadar kabiliyetli olduğunu gösterir.
Osmanlı Devleti’nin Çöküş Sebepleri:
Tarihimizle müspettir ki, şimdiye kadar nihayetsiz zaferler elde etmişizdir. Tarihimiz birçok parlak muzafferiyetler kaydeder. Fakat zaferle beraber her şey bırakılmış ve semerelerini toplamağı ecdadımız ihmal etmiştir.
I.Dünya Savaşı Ve Türkiye:
Türkiye, Umumi Harbe girmeye mecburdu ve mevcut dünya dengesine göre bu giriş şeklide olandan ve görülenden başka türlü olamazdı. Belki harbe giriş zamanı, belki kuvvetlerini kullanış tarzı, hulasa bir sürü teferruat tenkit olunabilir. Fakat esasa diyecek yoktur. Türkiye harbe girerdi ve böyle girerdi.
Mondros Antlaşması:
Mondros Antlaşması,Osmanlı Devleti’nin ve müttefikleriyle beraber sürüklendiği mağlubiyetin yüz kızartıcı bir neticesidir.O antlaşma hükümleridir ki,Türk topraklarını yabancıların işgaline sunulmuştur.O antlaşmada kabul edilen şeylerdir ki,Sevr Antlaş-ması hükümlerinin de kolayca kabul ettirilebilmesi fikri yabancılara gayet makul ve mümkün gösterildi.
Türk Tarihine Verilen Önemin Sebepleri:
Büyük devletler kuran ecdadımız büyük,şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak ,tektik etmek,Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için vazifedir.
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur.
Türk Çocukları Ve Milli Tarih:
Türk çocuklarında kabiliyet her milletinkinden üstündür. Türk kabiliyet ve kudret-inin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için lazım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları bağımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyecekler.
Milli Tarih Ve Milli Şuur:
Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz?Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da
Slav araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır, bizim içimizdeki insanların milli tarihlerini yazıp milli şuurlarını uyandırdığı zaman biz Balkanlardan Trakya hududuna çekildik.
Türk Tarihinin Yazılması Arzusu:
Ben fani bir insanım, bir gün öleceğim. Büyüklüğüne ve üstün kabiliyetlerine inandığım Türk ulusunun gerçek tarihinin yazılmasını sağlığımda görmek istiyorum. Onun için bu toplantılarda kendimden geçiyor, her şeyi unutuyor, sizi yoruyorum.
-Beni Affedin!-
Yıldırım Beyazıt Hakkında:
Birgün ressamlar kahramanlık simasını kaybederlerse alsınlar Yıldırım’ı çizsinler.
Timur Han Hakkında:
Ben Timur zamanında olsaydım,onun yaptığını yapabilir mi idim?Onu bilemem fa-kat o benim zamanımda olsa idi belki de benden daha iyisini yapabilirdi.
Mevlana Hakkında:
Mevlana büyük adamdı,büyük adamdı!
Enver Paşa Hakkında:
Enver Paşa herhalde zamanın en kuvvetli adamlarından olması gerekir. Bunun aksini iddia edecek hiçbir vesika elimizde yok. Tersine kuvvetini gösterecek bir vesika vardır ki, o da Enver Paşa’ya mevkide iken kimsenin karşı gelememiş ve ancak o memleketi terk ettikten sonra bir takım insanların ona baş kaldırmış olmasıdır. Böyle bir şahsın kuvvetli olmadığını söylemek lüzumsuz ve mamasız bir iddia sayılmaz mı?
Ben ömrümde ve askerlik hayatımda hiçbir zaman Enver Paşa ile yakından bir işbirliği yapmadım ki bundan sonra böyle bir iştirak peşinde koşayım.
Alemdar Ve Mustafa Reşit Paşa Hakkında:
Alemdar Mustafa Paşa ile Mustafa Reşit Paşa’yı severim,fakat Alemdar’ın biraz kültürü olsa idi Cumhuriyet rejimini getirirdi.Mustafa Reşit Paşa’nın kültürü ile Alemdar’ın kudreti birleştirilse idi ben tarihe başka bir görev ile gelirdim.
Cemal Paşa Hakkında:
Yazık! Değerli bir adamı kaybettik! Buraya gelebilmiş olsaydı ben onu görevlendirirdim. Anadolu’nun imarında ondan istifade edebilirdik. Fazla gösteriş ve jest o zavallıyı hiçine kurban etti.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat