|
||||
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|||||||
| Tarih ve İnkılap Tarihi Tarih Bilgileri Paylaşımlarınız Bu Forumdan |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Banlandı
Giriş Tarihi: 18-05-2006
Yer: im yok benim :p Telefon:N70 Takım:Galatasaray Msn:teqslahjor@hotmail.com Meslek:Öğrenci
Mesajlar: 14,202
Rep Puanı: 1766431
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
I. Giriş
19. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nde dikkatleri çeken önemli gelişmelerden bir tanesi hiç şüphesiz Ermeni Olayları, diğeri ise her alanda gelişen Almanya ilişkileriydi. Ve ilginçtir, bu her iki gelişme de hemen hemen aynı tarihlerde paralel olarak yoğunluk kazanmışlardı. Ermeni Olayları ilk etapta iç, fakat devamında İngiltere, Fransa ve Rusya gibi Büyük Devletler’in müdahalesiyle de dış işlerinde zamanın hem Osmanlı devletadamlarını hem de her iki taraftan da halkı bir hayli meşgul edenlerin başında gelmekteydi. Almanya ise her alanda gelişen münasebetlerle birlikte, hem Ermeni Olayları sırasında hem de Girit gibi diğer olaylarda Büyük Devletler’e karşı önemli bir denge unsuru olmuştu. Bu zor ve sıkıntılı günlerde Osmanlı Devleti’nin en önemli, hatta tek partneri Almanya idi. 1890-1900 arasında patlak veren Osmanlı karşıtı Ermeni Olayları’n Osmanlı dostu Almanya’nın basın organlarınca nasıl yaklaşıldığının tesbiti oldukça önemlidir. Bu araştırmanın konusu, Alman Basın organlarılarına göre Ermeni Olayları’nın sebeplerinin neler olduğunun tesbit edilmesidir. Gazete ve dergilerdeki yorumlar kronolojik olarak alınmıştır. Bunun dışında metinlerde geçen bir takım bilgileri daha anlaşılır yapabilmek için, dipnotlarla açıklamalar getirlimiştir. Konuya girmeden önce, gerek Ermeni Meselesi ve gerekse Osmanlı-Almanya ilişkileriyle ilgili bir kaç noktaya kısaca temas edilmesi grekiyor. 1. Ermeni Meselesi Osmanlı Devleti ufak bir beylik, hatta bir boy, “Kayı Boyu” olarak, kurulmasına ramen, kısa bir süre sonra başta olmak üzere Anadolu ve devamında Balkanlar’daki fetihlerle bir imparatorluk olmuştur. Bu değişikliğin pratik sonuçlarından bir tanesi belli bir etnik ve dini guruba dayalı bir beylik olmaktan çıkıp, bir çok farklı ırkî ve dinî guruplardan oluşan yapının tezahür etmesiydi. Bu fiili durumun bir sonucu olarak, yıkılana kadar geçen süreçte Osmanlı Devleti’nin bu özelliği, yani “çok milletli-dinli-kültürlü”lük, farklı milletlere, dinlere ve kültürle mensup unsurların bu özelliklerini birbirlerine paralel olarak bir çatı altında sürdürmeleri ve aynı zamanda sistemde de yerlerini almaları fırsatı vermişti. Osmanlı Devleti’deki bu çok milletli-dinli-kültürlü yapıyı meydana getiren milletler, elbette bu çatı altına ellerini kollarını sallayarak, güle oynaya katılmamışlardı. Tam aksine bir dizi savaşlar ve mağlubiyetler sonucu bu sisteme dahil olmuşlardı, Rum ve Sırp azınlıklarda olduğu gibi. Fakat ilginçtir Hristiyan azınlıklar arasında özellikle de Ermeniler bu bağlamda diğerlerinden ayrılmaktadırlar. Ermeniler’ in Osmanlı hakimiyetine girmesi Osmanlı-Ermeni savaşları sonucunda olmamıştı. Savaşı bir kenara bırakın, bir çatışma dahi yaşanmamıştı. Bunun nedeni ise, Osmanlı Devleti’nin Andolu hakimeyeti için mücadele verdiği, savaştığı tarihlerde Ermeniler’in Anadolu’da bir devlete sahip olmamaları, diğer Türk Beylikleri ve Safavî Devleti hakimiyetinde yaşamalarıydı. Dolayısıyla, yapılan savaşlar doğrudan Osmanlı Devleti ile bu Müslüman-Türk devletler ve beylikler arasında cereyan etmişti. Beyliklerin ve Safavî Devleti’nin mağlup olmasıyla hem Ermeniler’in yaşadıkları topraklar hem de Ermeniler doğrudan Osmanlı hakimiyetine girmişlerdi. Bu durum, yani Osmanlı Devleti ile Ermeniler arasında başlagıçta bir savaş yaşanmaması, Ermeniler’in bilinç altında Osmanlılar’a yaklaşımını olumlu olarak etkilemiş ve daha sonraki yıllarda Osmanlı sistemine başarılı bir şekilde uyum sağlaması, adeta onun vazgeçilmez bir parçası haline gelmesi sürecine hızlanmıştır. Bunun en güzel bir kanıtı ise hiç şüphesiz Ermeniler’in “millet-i sadıka” ifadesiyle özdeşleşmeleriydi. Bu ilk tesbitten sonra ikinci bir tesbit ise, 1860-80 arası alt yapısı oluşturulan, 1880’li yıllarda ilk siyasi örgütleri kurulan ve en sonunda 1890’lı yıllarda ilk terör eylemleriyle gündeme gelen Ermeni olaylarının çıkış noktasını Osmanlı sisteminden kaynaklanan hukukî ve iktisadî problemler olarak görülmemesidir. Eğer bir sebep olarak görülecekse, ancak ikincil derecede zikredilebilirler. Bunlar, Ermeni hareketinin adeta motoru olarak görev yapan bir kısım Ermeni entelleküel, din adamı ve öğrencilerin siyasî ve millî bir takım taleplerini gündeme getirilmesi için sıçrama tahtası olarak kabul edilmelidir. Çünkü içeriden ve dışarıdan kendisini kuşatan bir çok sorunlarla boğuşmanın meydana getirdiği ve fakat bunlara yeterince sağlıklı bir çözüm üretilememesinin meydana getirdiği bunalımlar, Ermenileri olduğu gibi, Müslim veya Gayrî Müslim fark etmez, Osmanlı gemisinde bulunan her kesimi olumsuz olarak aynı derecede etkilemekteydiler. Hatta şu tesbit yapılsa yanlış olmaz: Bu durumdan en çok zarar gören kesimler Müslüman tebaydı. Çünkü başta Ermeniler olmak üzere Gayrî Müslim teba ticaret başta olmak üzere bir çok alanda hakim durumdaydılar, daha da önemlisi askerlik hizmetinden muaftılar. Bir de bunu Avrupa monarşilerindeki azınlıkların durumlarıyla kıyaslarsak, Osmanlı tebası azınlıkların içerisinde bulundukları olumlu yapıyı daha somut bir şekilde tesbit etmek mümkün olur. Aşağıdaki satırlarda da görüleceği gibi, diğer nedenler zaten eskiden beri ola gelen ve herkesi olumsuz olarak etkileyen saiklerdi. Ermeniler, 1789 Fransız İhtilali’nin bir sonucu olarak daha önceden Balkanlar’da Gayrî Müslim teba arasında başlayan ve somut meyvelerini ancak 19. yüzyılın başlarında veren milliyetçilik hareketinden etkilenmişler ve bir derece de bu hareketleri model olarak almışlardı. Kendi milli devletine sahibi olma isteğine ve hevesine kapılan ve belli bir gurubu oluşturan Ermenier, Balkanlar örneğinden hareket ederek, Batılı Büyük Devletler’in de desteğini alarak harekete geçmişler ve Osmanlı Devleti’ndeki bir takım sorunları da kendi lehlerine kullanmak istemişlerdi. Bunda da bir hayli başarılı olmuşlardı. Nitekim 1890’lı yıllarda başlayan olayların hemen hemen hepsinin ardına yatan nedenler bu sınıfa girmektediydiler. 2. Osmanlı-Alman İlişkileri Osmanlı-Alman münasebetleri Türk-Alman ilişkileri bağlamında üç dönemde ele alınabilir. Birinci dönem ilk Türk-Alman temasının başladığı 12. Yüzyıl’ dan 18. Yüzyıl’ a kadar geçen „savaş yıllar“ nı içermektedir. Bu dönem Kayzer I. Friedirch’ in (1152-1190) 1190 yılında Haçlı Seferi’ ne katılarak Anadoluya kadar gelmesi Selçuklular’ la savaşması ile başlamıştır. Bu ilk karşılaşmadan sonra, 16. yüzyıla kadar uzun bir kesinti dönemi yaşanmıştır. 1526 Mohaç Savaşı’ ndan sonra başlayan Osmanlı-Habsburg mücadelesi, savaş dönemini devam ettirmiştir. İlişkilerdeki bu ikinci dönemi „savaşsız yıllar“ olarak adlandırmak mümkündür. Prusya’ a ile yapılan 1761 ticaret ve daha sonraki 1790 askerî ittifak gibi ikili anlaşmalar ve yoğunlaşan diplomatik ilişkiler bu döneme damgasını vurmuştur. Almanya’ nın birliğini sağlamasından soraki süreçte yeni devletin Kanzler’i Bismarck bu ilişkilere belli bir ivme kazandırmıştır. Bismarck’ın desteğinde hem ticari hem de askeri alanlarda bu ilişkiler belli oranda artmasına ramen asıl gelişme kendisinden sonraki dönemde gerçekleşmişti. Hüküm sürdükleri yıllara damgalarını vuran ve aralarında oldukça ilginç benzerlikler olan Sultan II. Abdulhamid (1876-1909) ve Kayzer II. Wilhelm’in (1888-1918) insiyatifleriyle de bu ilişkiler daha da gelişerek, adeta doruk noktasına ulaşmıştır. Belkide varılan bu nokta, her iki devletin Birinci Dünya Savaşı’nda aynı cephede buluşmalarını sağlayan en önemli unsurlardan bir tanesiydi. II. Abdulhamid’in Almanya’ya yanaşmasındaki en önemli neden, Osmanlı dış siyasetinde diğer Büyük Devletler’e, özellikle de İngiltere’ye karşı siyasi bir denge oluşturmak ve Alman iktisadı ve teknolojisini Osmanlı Devleti’ ne çekebilmekti. II. Wilhelm’in amacı ise bundan çok daha farklıydı: Alman „Weltpolitik/Dünya Siyaseti“ni Osmanlı Devleti üzerinden uygulayabilmekti. Birliğini ancak 1871’de sağlayabilen Almanya, Batılı diğer Büyük Devletler tarafından paylaşılan bir dünyada, jeopolitik ve jeoekonomik bir açılım yapabileceği sonderece önemli bir jeostratejik konuma sahip olan sadece Osmanlı Devleti kalmıştı. Askeri reformlar, demir yolları yapımı ve diğer ticarî faaliyetlerle Osmanlı Devleti’ ndeki nüfuzunu artırmış ve istediği açılımı da yapabilmişti. Fakat bu açılım, Birinci Dünya Savaşı’ nın da nedenlerinden bir tanesi olan Osmanlı coğrafyası üzerindeki Alman-İngiliz rekabetini hızlandırmıştır. Osmanlı-Alman ilişkilerindeki son dönem ise, Sultan II. Abduhamid’in tahttan indirilmesinden Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen zaman dilimini, yani 1909-1918 yılları arasını içermektedir. Bu dönemler içerisinden özellikle de 1890-1900’un önemi, Ermeni olaylarının, -ki Girit isyanı devamında gelişen olaylar da aynı tarihlerde en hızlı günlerini yaşıyordu- yoğun olarak gündemde olmasıydı. Osmanlı devletadamlarına gerek iç ve gerekse dış siyasette oldukça zor günler yaşatan bu olaylar nedeniyle de, Batı kamuoyunda tam bir Osmanlı karşıtı bir hava oluşmuştu. Bunun oluşmasındaki en önemli araçlardan olan, basın organlarının Ermeni olaylarının nedenlerine nasıl gördükleri önemlidir. Yukarıdaki paragrafta kısaca temas edildiği gibi Almanya’nın bu tarihlerde Osmanlı Devleti’nin en önemli siyasi ve diplomatik dayanağı olması hasebiyle, Alman basın organlarının Ermeni Meselesi’nin nedenlerine bakış açısını tesbit etmek sonderece önemlidir. Bu tesbiti yaparken de, basın organları Alman siyasetinin bir devamı olarak mı, yoksa kendi ideolojik görüşleri doğrultusunda mı yaklaşmışlar ve yorumlamışlardır, sorusunun cevabını aramak kanımızca ehemmiyetlidir. 3. Alman Basın Organlarının Tanıtımı Farklı ideolojik görüşlere mensup dört tane günlük gazete ve alt tane aylık dergi araştırma malzemesi olarak seçilmiştir. Gazeteler, liberal görüşlü Frankfurter Allgemeine und Handelsblatt (1856-1943), Katolik bir çizgiyi takip eden Germania (1871-1938), liberal ve merkeze yakın olan Kölnische Zeitung (1802-1945) ve Sosyaldemokrat Vorwärts (1876-1933)’den oluşmaktadır. Liberal eğlimli ve merkeze yakın Grenzboten (1841-1922) ve Konservativ bir çizgiye sahip olan Allgemeine Konservative Monatsschrifft (1943). II. Alman Basını’na Göre Ermeni Olayları’nın Nedenleri Ermeni Olayları’yla alakalı yorumlarda Vorwaerts’te öne çıkan ve hemen hemen her vesilede dile getirilen dış nedenlerden Rusya’nın doğrudan müdahelesi oldukça önemlidir. Bu gazetenin yazdığına göre, Rusya gerek dünya siyasetindeki beklentilerine ve gerekse özellikle de Osmanlı Devleti’ndeki siyasi amaçlarına göre Ermeni Olayları’nda aktif rol aynamıştır. Rusya, Osmanlı Devleti’nde isyan çıkartmak isteyen Ermenileri başlangıçtan beri desteklemiştir. Gazeteye göre, Türk hakimleri tarafında idama mahkum edilen Ermeniler’in Rusya’nın hizmetinde Anadolu’da isyan çıkartmak ve Türk katliamı hazırlayandırlar. Bu ilginç tesbitler şu şekilde sona ermektedir: “Evet, Zar’ın ajanları Bulgaristan’da yaptıkları gibi. Şimdi de Ermenistan’da aynı metodu takip etmektedirler.” Başka yorumda da Vorwaerts Ermeni Meselesi ile alakalı olarak yine Rusya’yı suçlayarak, bunun ancak bir “Rus dünya fethi siyaseti” ile izah edilebileceğinin altını çizmiştir. Gazete, bu siyaset çerçevesinde belli bir süre sonra Ermeni vahşeti bir “Ermeni Sorunu”, Ermeni Sorunu’ nun ise “Şark Meselesi” halini aldığının altını çizmektedir. Grenzboten dergisi ise Ermeni Meselesi’ni hemen hemen aynı bağlamda ele almakta, yalnız bir farkla, İngiltere’yi de aynı siyasetin bir parçası haline getirmektedir. Bu ilginç yoruma göre, Ermeni Meselesi İngiltere’nin Mısır ve Hindistan’daki durumu ve Rusya’nın Asya’daki ilerlemesiyle doğruda alakalıdır. Rusya, Hindistan ve Çin’e çıkan Asya’daki iki önemli yoldan ilerlemektedir. İngiltere ise bu durum karşısında gerek Hindistan ve gerekse Mısır’daki hakimiyetinin tehlikeye girdiğini görmektedir. Bundan dolayı bu gelişmelere seyirci kalmadı ve Ermeni Meselesi’nde taraf olarak, kendi kontrolüne almak istemiştir. Derginin oldukça ilginç yorumu, Osmanlı Devleti’nin başını ağrıtan ve uzun süre meşgul eden olaylarla alakalandırılarak devam etmektedir: “Bugün Ermeni, dün Makedon-Bulgar, daha önceki gün Suriye Sorunu. Fakat aslında hep aynı aynı, yani Türk İmparatorluğu Meselesi’dir. Bu aynı zamanda Önasya hamiyeti sorunudur. Kim burada mirasa konarsa, Önasya’ya hakim olur. Ve Önasya vasıtasıyla yada onun kenarlarından Avrupa’nın yolları Hindistan’a çıkıyor ve Akdeniz’den Hindistan Okyanusu’na ulaşılıyor. Bu şekilde Türk İmparatorluğu ile ilgili bütün sorunlar, Asya’daki muhtemel yada tehdit eden her bir Rus-İngiliz çatışmasıyla alakalıdır.” Grenzboten’e göre Ermeniler’in yaşadıkları coğrafya jeo-polititk olarak hem İngiltere hem de Rusya için oldukça önemlidir. Bundan dolayı Rusya, Ermeniler’in idaresini Londra’daki veya Atina’daki anonim bir komiteye teslim etmektense, kendi elinde tutmak istiyor. Bu bölge Rusya’ya Önasya, İran ve Mezopotamya’da hakimiyet alanı sunmaktadır. Bu aynı zamanda Hindistan Okyanusu’na bir geçiş manasına gelmektedir. İngilizler’in inandığı gibi, Rusya’nın buraya hakim olmasıyla, Çanakkale’nin muhtemel bir kapatılması durumunda Rusya fazla bir zararı olmayacaktır. Frankfurter Zeitung’ta çıkan bir geniş bir yazıda 19. yüzyılın 90’lı yıllarında birbiri ardınca patlak veren Ermeni Olayları’na temas edilmektedir. Yazının girşinde Ermeni olaylarının başlamasıyla ilgili nedenler şu şekilde belirtilmektedir: Devrimci Ermeni propagandanın artışı, halka silah dağıtılması, gizli Ermeni örgütlerin kurulması, devrimci dergi ve broşürlerin dağıtılması ve çok sayıdaki Ermeni ajitasyonları. Devamında ise Rusya Ermeniler’inin, devrimci fikirleri Osmanlı Ermenileri’ne yaydıkları ve ayrıca bir çok ajitasyonu yine bunların yaptıklarını yazmıştır. Aynı yazıda Osmanlı tarafında bu olaylara neden olan iki tane sebep zikredilmiştir: Kürtler’in yağmalama seferleri ve memurların şantajları. Kölnische Zeitung ise, Ermeni olaylarının başlamasında Osmanlı Devleti’nin kötü yönetiminin birinci derece etkin olduğunu yazmıştır. Yazarın tesbitine göre, Osmanlı Devleti’ndeki mahallî idarenin sadece yerel memurların elinde bulunduğu ve bunlar para karşılığında bu görev yerlerini satmışlardır. Gazete bunu bir neden olarak zikretmekle birlikte, bu durumun neden olduğu olumsuz sonuçlardan sadece Hristiyanlar değil, aksine Müslümanlar’ın da etkilendiğinin altını çizmiştir. Bu şekilde ortaya çun genel memnuniyetsizlik, Londra ve Manchester’daki Ermeni komiteleri gibi dışarıdaki animatörlerin işlerine gelmektedir ve bunları suitimal etmektedirler. Gazeteye göre, diğer bir neden ise Amerikan-Protestan misyonerlerin Osmanlı Devleti’ndeki eğitim faaliyetleridir. Normalde eğitim faaliyetlerinde bulunması gereken bu misyonerler, bunlar için yeterli olgunlukta ve eğitim seviyesinde olmayan Ermeniler’e Protestanlık ve modern düşüncelerin propagandasını yapmışlardır. Amerikan misyonerler, böylelikle Ermeni Halkı’na büyük bir kötülük işlemişlerdir. Gazete son bir neden olarak ise fazla teferruatına girmeden Kürt aşiretlerin tacizlerini zikretmiştir. Vorwaerts ise, bir iç bir de dış olmak üzere iki nedenle bu olayları izah etmiştir. Birinci sırada Osmanlı Devleti’nin iç meselesi olarak sürekli olarak eskiden beri süregelen Kürt-Ermeni çatışmalarını vermiştir. Devamında zikrtettiği ikinci neden ise Rusya tarafından kışkırtılan, fakat Türkler tarafından bastırılan Ermeniler’in ayaklanma denemeleridir. Gazetenin ilginç tesbitiyle, bunlar dışında dile getirilener artık yalandır. Bu yalanların nedeni ise, Avrupa’daki kamuyonu Türkler aleyhine etkilemektir. Bu tesbitlerle birlikte Vorwaerts, Türkler’in melek olmadığı, fakat Rus hükümeti kadar da vahşi ve gaddar olmadığının altını çizmiştir. Kölnische Zeitung’ta yayınlanan geniş bir değerlendirmede, Ermeni Meselesi’nin nedenlerine temas edilmektedir. Gazeteye göre, asıl neden Osmanlı Devleti’ndeki kötü yönetimin yolaçtığı genel memnuniyetsizlik olmakla birlikte, çıkış noktasını dış kışkırtma oluşmaktadır. Bu ajitasyonlar olmaksızın Ermeniler kendi kaderlerine tahammül edeceklerdi, ki son yönetimin adaletsizliklerinin ağır yükünü taşıyan ve askeri hizmeti yapan Müslüman kardeşlerinin kaderlerinden daha iyi idiler. Bu tesbitten sonra dış provakasyondan neyin kast edildiği anlatılmaktadır: Yıllardan beri Londra ve Manchester’deki gizli Ermeni görgütlerinin görnderdikleri kuryeler ülkenin her tarafını dolaşmaktadırlar. Bu örgütler, coğrafik ve etnoğrafik olumsuzlukların bağımsız bir Ermenistan’ın kurulmasını imkansız kıldığı halde, bunun peşine düşmektedirler ve üyeleri Türkiye’de topladıkları paralarla bir hareketi alevlendirmektedirler. Bunun dışındaki diğer bir faktör olarak ise, Amerikan-Protestan misyoner kurumlarının Anadolu’nun içlerindeki faaliyetleri göstermektedir. Amerikan-Protestan misyonerler sözde çocuk eğitimiyle ilgilenmektedirler, fakat uğursuz mühtedî faaliyetleri ve yeterli derecede olgunluğa sahip olmayan bir halka modern fikirleri yaymak suretiyle büyük zarar vermişlerdir. Türkler’in övgüye değer misafirperverliği ile Malatya, Maraş, Antep, Antakya, Beyrut ve diğer yerlerde serbestçe faaliyetlerine devam etmektedirler. Çocuk eğitimi yanı sıra, hazmı zor ve anlaşılamayan pek çok fikrin Ermeniler’e ulaştırılmasıyla uğraşmışlardı. Aynı gazete sonuncu neden olarak Kürt kabilelerinin yol açtıkları huzursuzlukları göstermektedir. Gazete bu nedeni zikrekmekle birlikte, Kürtler’in neden olduğu tacizlerden aynı şekilde, hatta fazlasıyla Müslüman ahalinin de rahatsız olduklarını vurgulamıştır. Ermeni Meselesi ile alakalı en ilginç yorumlardan bir tanesi meşhur Zeytun isyanı sırasında Kölnische Zeitung’da yayınlanmıştır. Girişteki tesbite göre, Ermeni olayları dinî değil, aksine siyasî sebeplerle izah edilebilir. Bu tesbiti temellendirebilmek için, bu olayları Avrupa tarihiyle kıyaslamaktadir. Buna göre, Avrupa’daki dinî takip hem Din Savaşları hem de Yahudiler’in ve Cadı Yakmaları adı altında kadınların atılmasına sebebiyet vermiş ve haç işareti altında her türlü dehşeht icra edilmiştir. Buna karşın Osmanlı Devleti ise dinî serbestliğin gerçek bir sığınağı olmuştur. Osmanlı Devleti hakkındaki bu tesbiti desteklemek için şu örnekler verilmiştir: Tıpkı Ortodoks, Katolik ve Protestanlar gibi İspanya Yahudiler’inin ataları Osamnlı Devleti’nde himaye bulmuşlardı. Buna ek olarak, Hristiyan mezhebler arasında Kutsal Mezar’da kanlı çatışmaların çıkmamasındaki en önemli aracın, bu bölge uzun süredir devam eden Türk hakimiyetinin olduğunu iddia etmiştir. Bu tesbitlerin devamında, Ermeni olaylarının aslında Osmanlılar’ın zulüm hırsından daha ziyade siyasî endişeleriyle açıklanabileceği, tesbitnin altı çizilmiştir. Kölnische Zeitung siyasî endişe tabirini ise şu şekilde açmaktadır: Kader, tıpkı tarihteki diğer devletler gibi Osmanlı Devleti de parlak geçen devirden sonra yavaş yavaş gelen mağlubiyetlerle yakalanmıştı. Gazetey göre, bu olumsuzluğa ramen yeniden bir doğuş olabilir, fakat hangi vasıtayla olacağı henüz bulunamıştır. Buarada kendi dillerini ve inançlarını sürdürme müsadesesine sahip olan Hristiyan halkların çevrelerinde Türkler’in göz yumması sonucunda bağımsızlık hareketleri ortaya çıkmıştır. Sonuçta Osmanlı Devleti, kendi topraklarında kendini bir rekabette bulmuştur. Fakat Osmanlı Devleti bu rakabette galip gelmeyi dahi ümid etme müsadesine sahip değildir. Halife, Sultan II. Abdulhmid, ise kendi metoduyla devletin parçalanmasına karşı çıkmış ve sonuçta endişeyle karışık bir nefret Gayrî Müslimlere yönelmiştir. Bu ilginç tesbit bir temsille, uyuyan aslan ve onun kuyruğuna basan bir kahraman ile sona ermektedir: “Kim sakince istirahat eden bir aslanın kuyruğuna basarsa, cevabın buna cesaret eden kahramanı mağlub eden bir pençe darbesi olmasına şaşırmamalıdır. Eğer aslan kavga durumunu almış ve pençelerini açmışsa, saldırının olmadığı yerde de şiddetle vuracaktır. Bu sırada, “O sayın aslan sadece sizin kuyruğunuza bastım! Lüften böyle kızmayın!” demenin bir faydası yoktur. Bunun cevabı ise yeni bir darbe olacaktır.” Bu örnekte Osmalı Devleti’ni uyuyan aslan, Ermenileri ise aslanın kuyruğuna basan kahraman temsil etmektedir. Örneğin de gösterdiği gibi, ilk darbe karşıdan, yani kahraman olarak adlandırılan Ermeniler’den gelmiş, aslan ise bu hareket karşısında otomatik olarak savunma pozisyonu almış ve pençesini kaldırmıştır. Vorwaerts’te yayınlanan diğer bir yorumda, Ermeni olaylarını meşhur Doğu Sorunu ve Batılı Büyük Devletler’in klasik Doğu Siyasetleri bağlamında ele alınmaktadır. Girişte ilginç bir sosyo-psikolojik bir tesbitle, Avrupa basını ve kamoyunun bu olaylar sırasında Türkler aleyhindeki tutumlarının nedenini tarihi bir geçmişi olan önyargıyla izah etmektedir. Buna göre, Ortaçağ’da başlayan halen devam edegelmekte olan ve kitlelelere hakim sonderece negatif bir Türk imajı vardır: Avrupa’daki geniş kitlelere göre Türkler, her türlü zararlı ve korkunç filleri yapabilecek kafirlerdir. Bu imajın oluşmasının kökleri ise 500 öncesine kadar gitmekte ve Yeniçağ’a kadar devam etmiştir. Bütün kilise ibadetlerinde Türkler “canavar/scheusel” olarak tarif edilmişlerdir. Gazete, burada Avrupa’da hakim olan Yahudi düşmanlığını hatırlatarak, her ikisinin aynı süreçte aynı yolla oluştuğunun altını çizmiştir. Kilise vaazları yoluyla yüzyıllarca süren bir propaganda sonucu oluşan bu imajla birlikte, Rus basın organlarının taraflı yayınları ve ajanlarının faaliyetleri Avrupa halklarını Türkler’e karşı olumsuz olarak iyice etkilemiş ve kışkırtmıştır. Gazete bu bağlamda geçmişte yaşanan diğer Hristiyan azınlıklarla ilgili olayları hatırlatarak, bu devletler ihtiyaçlarına göre Yunan, Makedon, Bulgar ve Ermeni “vahşetini” icad edip, şaibeler yaymışlardır. Ermeni Olayları’nın sunulmasındaki tahribatın boyutunu kıyaslayabilmek için örnek olarak 1820’li yıllarda Mora’da patlak veren Yunan Olayları’nda Türkler tarafında katledilen Yunanlılar’ın 10 katından daha fazlasının bizzat Rus ajanları tarafından öldürüldüğünü vurgulamıştır. Bu tesbitlerin ardından, Ermeni Olayları’nın gerçek boyutuyla ilgili olarak şu tesbitleri yapmaktadır: “Türkiye’deki farklı ırklar ve milletler arasında gerçek çatışmaların sık sık cereyan ettiği inkar edilemez. Fakat bu çatışmaların onda dokuzu Osmanlı Devleti’nin içlerine karışmak için fırsat kollayan Büyük Devletler’in, özellikle de Rusya’nın işidir. Burada Türk Hükümeti’nin en büyük hatası ise, yoksa şüphesiz onu savunmak istemeyiz, Büyük Devletler’in kuru gürültüsüne papuç bırakmasıdır. Türkiye şayet Rus ve diğer gözlemciler ile ajanları ülkesinden kovarsa, veya bunları hakkıyla cezalandırırsa sükunet hemem sağlanır. Bu ülkeyi ve insanlarını tanıyan herkesin ortak fikrine göre, rüşvetçi üst tabaka hariç, Türkiye’nin bütün kabileleri ve milletleri arasında Türkler en şerefli ve kabiliyetlileridirler. Bu düşünce Fallmeier, David Urguhardt, Vambery ve diğer kişilere dayanıyor. National Zeitung muhabiri İstanbul’dan şunları yazıyor: “Türkler Doğu’nun en asil ve sempatik halklarından bir tanesidir. Şüphesiz bazı istisnalar haricinde Türkiye’de yaşayan Rum ve Ermeniler de daha az asil ve hoş değildirler.” Bu ilginç yazı sonderece dikkat çekici bir tesbitle sona ermektedir: Osmanlı Devleti’nde yapılan bir takım reformlar Ruslar tarafından sabote edilmiştir. Örneğin Mithat Paşa’nın girişimleriye 1876 Anayasa ilan edilmişti. Buna karşın Ruslar ise tıpkı 1828 yılında olduğu gibi bu girişimi akamete uğratmak için Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir. Şimdi ise, yani Ermeni Olayları yoluyla aynı şeyler yapılmak istenmekteidr. Buradaki Rus siyaseti, “Türkiye’deki ciddi reformları engellemeye yönelmiştir. Diğer Büyük Devletler’den de hiç bir tanesi bu tür reformlara sevinmiyor. Bunların hepsi münafıklık ve komedidir.” Alman gazetelerinin Ermeni örgütlerine mensup bir takım provaktürlerin neden oldukları olaylara dair tesbitlere paralel bir görüş ise, İngiliz Konsolos Shibliy’in hazırladığı raporda dile getirilmiştir. Bu rapor Ermeni olayları hakkında yayınlanan “mavi kitap”ta yer almıştır. Raporun girişinde Londra basınında yer alan “Ermeni vahşeti” korkuç derecede abartıldığı kayt edilmiştir. Devamında ise, Ermeniler’in Kürtler’e karşı bir çok gösteriler yaptıkları ve onları adeta misillemelere kışkırttıkları tesbitini yapmıştır. Bu da Ermeni Olayları’nın patlak vermesindeki önemli nedenlerinden bir tanesidir. Bu türde kışkırtmalara örnek olarak, Muş’taki Ermenileri Osmanlı memurlarına karşı Ermenileri isyana kışkırtan Hamparsun Boyacıyan ismini de zikretmiştir. Devamında ise İngiltere’ nin mevcud Ermeni siyasetini eleştirerek, İngiltere eğer Hristiyanlık’ın hedeflerine hizmet etmek istiyorsa, Ermeniler tarafından bozulan düzeni yeniden tesis etmesi için Türkiye’ye yardımcı olmalıdır. İngiltere’nin itibarının bu siyasetinden dolayı Doğu’da oldukça zarar gördüğünü ve İngiliz hükümetinin utandırıcı ağır bir mağlubiyet aldığını iddia etmiştir. Germania da, Angloamerikan misyonerlerin faaliyetlerini Ermeni Olayları’nın çıkmasında rol oynayan önemli nedenlerden saymaktadır. Gazetenin yorumuna göre, bu mezhebe ait misyoner okullarının Anadolu’da açıldığından beridir, Ermeniler arasındaki devrimci fikirler ve paralel olarak hoşnutsuzluklar artmıştır. Öyle ki gazete bu okulları “hoşnutsuzluğun kuluçka yuvası” olarak adlandırmıştır. Gazeteye göre, Ermeniler’e propagandası yapılan bu fikirler, Amerikan halkından daha ziyade İngiliz siyasetine hizmet etmiştir. Bu girişten sonra Amerikan misyonerlerin Ermeni çocukları ve gençleri nasıl etkiledikleri şu şekilde açıklanmaktadır: Anadolu şehirlerinde henüz daha olgunlaşmamış Ermeni çocukları, belkide “Yankeler”e daha uygun olan bir eğitim almışlardı. Cehalet, batıl inançlar ve ifrat derece itaatkârlığın hakim olduğu bölgelerde doğan Ermeni çocuklarına, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi ilkeler; milyonlarca Avrupalı’nın halen daha sağır ve ilgisiz kaldığı başka kelimeler öğretilmiştir. Angloamerikan öğretmenlerinden öğrendikleri bu fikirleri gençler hazm edememişlerdir. Böylesi bir okulu bitiren bir Ermeni genci artık kendi memleketinde yaşayamaz, çünkü her şeyi artık karanlık ve kötü görmektedir. Her yerde sıkıştırldığını, köleştirildiğini, baskı altında tutulduğunu hissetmektedir. Memleketinden tiksinmeğe başlıyor ve ülkesinden göç ediyor. Fakat Avrupa’ya göç etmesi her şeyi halletmiyor, aksine işleri daha da çıkılmaz hale getiriyor. Çünkü bu gençler Avrupa’da aradıklarını bulamamaktalar ve bu durum kendiler için bir hayal kırıklığı olmaktaydı. Gazete bunun nedeni de şu şekilde izah etmektedir: “Fakat Avrupa, bizzat Avrupa cumhuriyetleri için Ermeni gencin bu eğitimi fazladır. Karmaşık fikirleri için bir anlayış bulamaz. Çünkü Avrupa’da, bizzat Avrupa cumhuriyetlerinde de, her türlü ihtilalin ölçüsüzlüğüne engel olan kanunlar vardır. Bu durum karşısında kendi fikirlerine anlayış duyduğu yerlere katılmayı dener. Bunun manası aşırı sosyal ve anarşist guruplara katılmadır. Eskiden sessiz bir vatandaş olma özelliklerine sahip Ermeni halkı, bugün anarşizmin yolunda hareket etmektedir. Fakat yine de bütün bunlar için sadece Ermeni halkının devrimci gençlerini suçlamamalıdır. Şimdi bu talihsiz halka sefalet ve ölümü getiren zehiri Ermeni halkına zerk eden İngiliz ve Amerikalıları da acımasızca teşhir etmek gerekir.” Dergilerden Allgemeine Konservative Monatsschrift Ermeni Meselesi’nin çıkışını daha ziyade Osmanlı iç dinamiklleriyle izah etmeyi tercih etmiştir. Bu dergiye göre Türkiye’nin geri kalmışlığı Ermeni huzursuzluğunun asıl nedenidir. Dergi Türkiye’nin geri kalmışlığı tabirini şu şekilde açmaktadır: Türk vilayetlerinin yönetimi yönetim ilkelerine değilde, aksine memurların insiyatifine bağlıdır. Bunun haricin Türk hükümeti, Kürtler ve Lazlar gibi Anadolu’daki bir kısım tebası karşısında tamamen etkisizdir ve Ermeniler’e can güvenliği verebilecek durumda değildir. Bunların yanı sıra Ermeniler gerek vergi memurları ve gerekse Kürt aşiretler tarafından zarara uğratılmışlardır.Bütün bu sebeplerin biraraya gelmesiyle Osmanlı Ermenileri’nin huzursuzluğu ortaya çıkmıştır. Ermeni devrimci örgütlerin bir takım faaliyetlerinin Ermeni Olayları’nın başlamasında bir neden olarak basın organlarınca kabul edildiğini yukarıda belirtmiştik. Bunun nasıl gerçekleştiğini Kölnische Zeitung şu şekilde izah etmektedir: Bu örgütler kullandıkları silahlar ve devrimci broşürler Kafkasya’dan ve Avrupa’dan getirilmektedir. Örgütler ölüm tehditleriyle Ermeniler’den para toplamakta ve sözde Osmanlı memurlarının ajanlarını öldürmektedirler. Avrupa’da korku meyadana getirmek ve böylelikle de müdahaleye yol açabilmek için, Andolu’da katliama ortam hazırlıyorlar. Ermeni örgütlerin faaliyetlerini bu şekilde özetleyen gazete, bütün bu uğraşıların nihai hedefinin bağımsız Ermenistan kurmak olduğunun altını çizmiştir. Fakat gazete, bu hedefin gerçekleşme şansının olmadığına inanıyor. Anadolu’nun etnoğrafik yapısı ve nüfus oranlarındaki farklılık bunu imkansız kılmaktadır. Gazetenin tesbitine göre, Ermeni vilayetleri olarak adlandırılan yerlerde Ermeniler nüfusun çoğunluğunu oluşturmamaktadırlar. Örnek olarak en kalabalık olarak yaşadıkları Sivas’ın nüfus oranlarını zikretmektedir: Sivas’taki Müslüman nüfus oranı 800 000 ken, Ermeniler’in sayısı 170 000 idi. Bu oranları verdikten sonra gazete şu haklı soruyu sormaktadır: Böylesine karışık bir nüfus yapısından bir Ermeni devleti kurmak için silah gücüne kim sahiptir? Devrimci Ermeni örgütlerini çete olarak ifade eden gazete, bunlara karşı ilginç bir teklif getirmektedir: Türkiye bu tür çetelerle muhatab olduğu sürece, Doğu’da yaşayan vatandaşlarının menfaati için Avrupa Türkiye’nin adımlarını engellememelidir. Aksine bu ortak düşman karşısındaki mücadelede ona yardım etmelidir. Osmanlı Bankası baskınından dolayı Allgemeine Konservative Monatsschrift de aynı şekilde Ermeni devrimci örgütlerin olaylardaki rollerine temas etmiştir. Tedhiş faaliyetlerinden dolayı Ermeni örgütlerini eleştiren bu makalede, aynı zamanda nasıl kuruldukları konusunu da ilginç bilgiler vermektedir. Buna göre Ermeni gençler kendi memleketlerini terk ederek, Avrupa’ya göç etmekteler ve başta Londra olmak üzere diğer merkezlerde devrimci komiteler kurmuşlardı. Hem Avrupa’da hem de Ermeniler’in yaşadıkları yerlerde paralar toplamaktalar ve devamında kendi memleketlerinde anarşi çıkarmışlardı. Bu olaylar için geren silahları ve patlayıcı maddeleri ise memleketlerinde kendileri temin etmişlerdi. Daha sonra İstanbul’da çeşitli gösteriler organize etmişler ve ajanları vasıtasıyla da el ilanları ve sözlü olarak halkı Türkiye’ye karşı kışkırtmışlardı. Dergi bütün bu eylemlerin, bir reform talebini değilde, aksine bir ihtilali amaç edindiğini yazmıştır. Ermeni Olayları ile alakalı diğer bir genel yorum Kölnische Zeitung’ta yayınlanmıştır. Almanya’da yayınlanan bir kitapta, Ermeniler’in katledilmesiyle ilgili emrin Sultan II. Abdulhamid tarafından verildiğinin iddia edilmesi üzerine, gazete buna itiraz eden bir makale yayınlamıştır. Makaleye göre, bu kitabın iddiası yanlıştır. Ermeni Olayları’nın nedenleri ancak bir takım sosyal ve siyasi saiklerle izah edilebilir. Nihai adım ise Avrupa diplomasisinin dayattığı teoride güzel, fakat pratikte uygulanamayacak olan reform talepleridir. Olayların başlamasındaki kıvılcım ise, devrim Ermeni örgütlerin faaliyetleri ve Müslüman halkın, uygulanacak reformların kendileri üzerinde Ermenileri efendi yapmak için için belirlendiği şeklindeki korkularıdır. III. Özet ve Son Söz Bu araştırmada ele aldığımız Alman gazete ve dergilerinin Ermeni Olayları’na yaklaşımıyla ilgili yapılması gereken ilk tesbit, genel olarak bu olayların nedenlerini tarafsız ortaya koymuşlardır. İfade edilen nedenler, Emreni Olayları’nı ele alan günümüzdeki bir çok eserden dile getirilenlerden daha doğru ve tutarlıdırlar. En azından zamanın gerçeklerini aksettiren unsurlar dile getirilmiştir. Bunları bir kez daha tekrarlamak gerekir, Ermeni Olayları’nın çıkmasında etkili olan iç ve dış olmak üzere iki tane neden ifade bulmuştur: İç nedenler, Osmanlı Devleti’nin geri kalmışlığı adı altında zikredilmiştir. Bunlar sırası ile, taşradaki memurların suistimalleri, Osmanlı tebası arasındaki iç çatışmalar ve Kürt aşiretlerin saldırıları ve Osmanlı tebasına mensup Ermeniler’in devrimci Ermeni örgütlere katılması olarak dört nokta ifade edilmşitir. Bunlar üzerinde durmak gerekirse, Osmanlı Devleti’nin geri kalmışlığı doğrudan Ermenileri hedef alan bir sebep olarak görülmemesi gerekiyor. Bir devletin geri kalmışlığı, ki bunun kast edilen bir devletin içerside bulunduğu zaman dili içerisindeki gelişen şartlara gerek içeride ve gerekse dışarıda cevap verememesi, daha da önemlisi kendisinden daha iyi konumda olan karşısındaki devlerin bunları kendisine karşı sürekli olarak kullanmasıdır. Bu tarihi süreç sadece Osmanlı Devleti ile sınırlı değil, aksine geçmişteki her devlet bunu yaşamıştır. Bunun olumsuz sonuçları, ki akla ilk gelenler aşırı vergiler ve taşraki memurların suistimalleri, devleti meydana getiren bütün her halkı aynı derecede etkilemiştir. Osmanlı Devleti’nin vatandaşı olan her millet veya halk, bürokrasiden tutun da iktisadi ve toplumsal her türlü sorundan olumsuz olarak etkilenmiş ve muzdarip olmuştur. Bu etkileşimin yasıması veya sonuçları bu milletlere farklı yansımıştır. Örneğin hakim olan medeniyet ve kültür dairesine mensup olan milletler, devletin son anına kadar kendi sınırları içerisinde bir çözüm üretmeye çalışmışlar, nitekim Osmanlı Devleti’nin Müslüman unsurları Gayrî Müslim azınlıklardan çok sonra kendi devletlerini kurmuşlardır. Gayrî Müslim teba aşağıda değinilecek olan bir dış etkenlerin de araya girmesiyle, mevcud devletten ayrılarak kendi milli devletlerini kurmanın hayaline ve gayretine çok daha önceden düşmüşler ve bunda başarılı olmuştulardı bile, Sırplar, Yunanlılar ve Bulgarlar gibi. Diğer iki neden, yani tebalar arasındak iç çatışmalar ki, bu bazen farklı dinlere mensup milletler arasında olurken, aynı halk gurubu arasında da, örneğin kan davası gibi bir nedenle olabiliyordu. Kürt aşiretlerin Ermeniler’e saldırıları da yine asıl itibarıyla bu bağlamda ele alınabilir. Bu ve buna benzer çatışmalar hep olagelmiştir. Büyük Devletler ise, bunları kendi siyasi çıkarları çerçevesinde kullanmak ve yönelendirmek istemişlerdi. Buarada Kürt aşiretlerin Ermeniler’e saldırıların sıkça ziredilmesi ve Ermeni Olayları’nda bir neden olarak gösterilmesi de oldukça ilginçtir. Bundan takriben yüz yıl önceki olaylarda suçlu olarak zikredilen Kürtler, bugün ise Batılı basın organları tarafından daha başka bir bağlamda ezilen halk olarak gösterilmektedir. Dış nedenler ise, başta Rusya olmak İngiltere gibi Büyük Devletler’in kendi siyasi çıkarları doğrultusundaki müdaheleri, Ermeni devrimci örgütlerini desteklemeleri ve Angoloamerikan misyonerlerin faaliyetleri. Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde diğer Gayrî Müslim azınlıklarında olduğu, Ermeni Meselesi’nin palazlanması Batılı Büyük Devletler’in doğrudan müdahelesi ve desteklemesiyle olmuştur. Bundan dolayı bu neden, diğerlerine göre sonderece önemlidir. Bu sadece Ermeniler’le sınırlı olmamış, aksine daha önceki bezer olayların bir devamı niteliğinde cereyan etmiştir. Büyük Devletler dağılmakta olan Osmanlı Devleti’nin mirasını paylaşabilmek için sıraya girmişler ve Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri hep bu psikoloji çerçevesinde ele almışlardır. Yukarıda basın organlarında dile getirildiği gibi, Suriye olaylarından tutun da Balkanlar’daki Sırp, Yunan, Bulgar, Girit ve son olarak ta Makedon Olayları’nın büyüyüp nevşi nema bulmasında bu devletler, basın organları ve kamuoylarının taraflı yaklaşımları sonderece olumsuz sonuçlar vermiştir. Olaylar başlangıcındaki rolleri bir tarafa, Olayları çözmek ve bastırmak isteyen Osmanlı Devleti’ne engel olmuşlardı. Bununla birlikte yaklanmacılar lehine doğrudan müdalelerde bulunarak bunları meşrulaştırmış ve nihayetinde bağımsız birer devlet kurmalarını sağlamışlardı. Yukarıdaki basın organlarının müetadit defalar vurguladıkları gibi, Ermeni Meselesi’nde böylesine bir destek ve müdahalede bulundukları halde, Ermeniler’in bağımsız bir devlet kurmasını sağlayamamışlardı. Bunun üç nedeni vardır: Öncelikle bu devletlerden İngiltere ve Rusya’nın Ermeniler’in yoğun olarak yaşadıkları bölgeye yönelik farklı siyasete ve emellere sahip olmaları ilk neden olarak gösterilebilir. Nitekim özellikle de Grenzboten dergisinin vurguladığı gibi, her iki devletin Asya’daki rekabetleri; Rusya’nın İran, Afganistan ve Hindistan’a doğru ilerlemesi, İngiltere’nin hem Hindistan hem de Mısır’daki menfaatlerinin tehlikeye girmesi demekti. Bundan dolayı Rusya’nın bu hat üzerindeki ilerleyişinin durdurulması gerekiyordu. Devamında ise daha tehlikeli sonuçlar verecek olan Ermeniler’in yoğun olarak yaşadıkları, yani basın organlarınca Ermenistan olarak adlandırılan bölgede Rusya’nın kontrolünde bir Ermeni Devleti’nin kurulması projesi İngiltere’nin Önasya ve Hindistan hakimiyetini doğrudan tehlikeye sokması anlamına geliyordu. Bundan dolayı İngiltere de Ermeni hareketini kendi kontrolüne alarak, Rusya’nın etkisini azaltmak istemiştir. Sonuçta Ermeni Meselesi, bu iki devletin arasında gidip gelen ve her iki devletin siyasetine hizmet eden, daha doğrusu suitimal edilen, çünkü zamanın Ermenileri kendilerinin bu devletlerce kullanıldığının bunun farkında değillerdi, bir nesne olmuştur. Bu bağlamda zikredilen Angloamerikan Protestan misyonerlerin faaliyetleri sonuçları itibarıyla İngiltere’nin siyasetine hizmet etmiştir. Bu da iki şekilde olmuştur. Öncelikle bu faaliyetler yoluyla Ermeniler’in bir kısmı mezhep değiştirmişler ve belli bir sayıda Protestan bir cemaat oluşmuştur. Bu da İngiltere için müdahalede meşru bir zemin hazırlamıştır. İkincisi olarak, bu Protestanlar’ın propagandasını yaptıkları fikirler, ki bunlar aslında zamanın Batı dünyasında doğan ve dolaşan düşüncelerdi. Fakat buna ramen, yine de o zamanki sistemler tarafından o kadar hoşgörü ile karşılanmayan, aksine marjinal genç guruplar arasında rağbet gören hareketlerdi. Sonuçları itibarıyla, bu fikirler Ermeni terör eylemlerinde motor olmuşlar, Osmanlı devletadamlarına oldukça zor anlar yaşatmışlardı. |
|
|
|
![]() |
| Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz |
| Konu Araçları | |
|
|
ForumTR Mail'den Ücretsiz Bir Mail Almak veya Mail'inizi Okumak İçin Tıklayınız.
Almanya Vizesi | Rusya Vizesi | Ukrayna Vizesi | Fransa Vizesi | Vize İşlemleri | Almanya Otelleri | Tatil | Haberler | Telefon Santrali | Daily News
Sitemiz bir forum sitesi
olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında
siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar
bulursanız sikayet@frmtr.com email
adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
abuse@frmtr.com