Reklamsız Forum İçin Tıklayınız. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde. * FrmTR'nin resim sitesi Resimci.Org yayında
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 05-01-07, 10:39   #1
TeqSlahJor

Arrow T.B.M.M nin Kurulması Öncesinde Genel Durum T.B.M.M nin Kuruluşu ve İç İsyanlar -TRH


A) T.B.M.M nin KURULMASI ÖNCESİNDE GENEL DURUM T.B.M.M nin KURULUŞU ve İÇ İSYANLAR

1) Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da Toplanması ve Misak-ı Milli'yi Kabul Etmesi
İstanbul' da toplanan Meclis-i Mebusan 12 Ocak 1920'de ilk toplantısını yapmış ve en önemli iş olarak, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin de aldığı kararlara uygun olarak, Misak-ı Milliyi bir beyanname halinde ilân ve kabul etmiştir.

Son Osmanlı Meclisi Mebusan'ında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin bir grubunu kurmak ve bu adla adlandırmak bazı sebeplerden ötürü mümkün olmamış, bunun yerine Müdafaa-i Hukukçular, "Felâh'ı Vatan" grubunu kurmuşlardır. Müdafaa-i Hukukçuların çoğunlukta bulunduğu Osmanlı Meclis-i Mebusan' ının en önemli hizmeti, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde kabul edilen barış şartlarını öngören Misak-ı Milli' yi, diğer bir deyimle Milli Yemini (Ahd-i Milli) olağanüstü şartlara rağmen kabul ve ilan edilmesidir.

Misak-ı Milli'nin metni, Atatürk' ün Büyük Nutku'nda belirttiği üzare, "Milletin amâl ve maksadını kısa bir programa esas olacak surette toplu bir tarzda ifadesi, Ankara' da görüşüldü. Misak-ı Milli ünvanı verilen bu programın ilk müsveddeleri de, bir fikir vermek maksadiyle kaleme alındı."

Başta Atatürk olmak üzere Heyeti Temsiliye üyeleri tarafından hazırlanan metin esas alınarak, Meclis-i Mebusan'ın, 28 Ocak 1920 tarihli gizli oturumunda "Ahd-i Milli olarak bütün mebuslara imzalatıldı ve 17 Şubat 1920 tarihli açık oturumda da basında yayınlanması ve bütün yabancı parlamentolara bildirilmesi kararlaştırıldı.

2) Misak-ı Milli'nin Önemi ve Sonuçları
·Misak-ı Milli' nin kabul edilmesi, İstanbul Hükümeti'ni telaşa düşürmüştür. İtilaf Devletleri ise, Misak-ı Milli' den memnun kalmadıklarından kısa bir süte sonra Meclisi Mebusan'ı cezalandırmışlardır.
·Misak-ı Milli beyannamesi, her şeyden önce milli ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırlarını çizmiştir.
·Misak-ı Milli ile Türkler, tam bağımsızlık şuuruna erişmişler ve millet olarak asgari haklarını istemişlerdir.
·İtilaf Devletlerinin, Yunan cephesinde bulunan milli kuvvetleri geri çektirmek için yaptıkları teşebbüsün imkansız olduğu hakkında almış oldukları cevap üzerine, YUnan kuvvetlerini taaruza başlatmaları, Ali Rıza Paşa kabinesini çekilmeye mecbur bırakmıştı. Bu defa' da yeni kabineyi Salih Paşa kurmuştu.

3) İstanbul'un İngilizler Tarafından İşgali ve Buna Karşı Mustafa Kemal Paşa' nın Tepkisi
15 Mart' ta İstanbul'daki İtilaf kuvvetleri 150 Türk aydınını yakalatmış ve ertesi gün de şehir fiilen ve resmen askeri işgale maruz kalmıştır. İstanbul' un işgalini, Mustafa Kemal Paşa' nın Anadolu' da kuvvetlenmesi sonucu bir baskı ve müeyyide şeklinde de görmek mümkündür. 18 Mart' ta ise İngilizler, Meclisin etrafını makineli tüfeklerle sararak, toplantı halinde bulunan bu milletvekilleri içinde bazılarını göz önünde tevkif ederek ve sürükleyerek götürmüşlerdi. Böylece son Osmanlı Meclis-i Mebusan' ı düşman süngüsü altında zorla kapattırılmıştır.

Bu işgali fedakâr bir telgraf memuru Manastırlı Hamdi efendi vasıtasıyla öğrenen Mustafa Kemal Paşa, derhal bütün cihana bu hareketi protesto ederek, bu işgalin haksız ve hükümsüz olduğunu ilân etmiştir. Ayrıca kapanan Meclisin Ankara' da açılacağını ve bütün Meclis azalarının Ankara' daki toplantıya katılmalarını bildirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ise, bu buhranlı günlerde bir taraftan İstanbul hükümetince kışkırtılan ayaklanmaları bastırıyor; düşman ilerlemesine karşı, epheyi tutmaya çalışıyordu. Diğer taraftan da. Anadolu'daki ulemadan 153 kişinin imzasıyla verilen mukabil fetva ile; asıl hainlerin, milleti istiklal yolunda savaştan geri koymak isteyenler olduğunu halka ilân ediyor ve Ankara' da toplanacak olan Millet Meclisinin hazırlıkları ile meşgul oluyordu. Mustafa Kemal Paşa, 22 Nisan 1920 de yaptığı bir diğer genelge ile, Büyük Millet Meclisi' nin 23 Nisan' da açılıp görevine başlayacağını, o günden itibaren Milleti temsil yetkisini bu meclisin haiz bulunacağını, bütün millete, askeri ve mülki makamlara bildirmiştir.

4) T.B.M.M'nin Açılması
23 Nisan 1920 Cuma sabahi erken saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binasi çevresinde toplandi. Halk, kendi kaderine sahip çikmanin coskusu içindeydi. Haci Bayram Camii'nde kilinan ögle namazindan sonra, Meclis binasi girisinde gözleri yasartan muhtesem bir tören yapildi. Saat 13.45'de, Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandi.
Parlamento geleneklerine göre, en yasli üye olan Sinop Milletvekili Serif Bey (1845), Baskanlik kürsüsüne çikti ve asagidaki konusmayi yaparak Meclis'in ilk toplantisini açti:

"Burada Bulunan Saygideger Insanlar, Istanbul'un geçici kaydiyle yabanci kuvvetler tarafindan isgal olundugu ve bütün temelleri ile halifelik makaminin ve hükümet merkezinin bagimsizliginin yok edildigi hepimizce bilinmektedir. Bu duruma bas egmek, milletimizin, teklif olunan yabanci köleligini kabul etmesi demektir. Ancak tam bagimsizlik ile yasamak için kesin olarak kararli bulunan ve ezelden beri hür ve basina buyruk yasamis olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmis ve hemen vekillerini toplamaya basliyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmistir. Bu Yüksek Meclisin en yasli üyesi sifatiyla ve Allah'in yardimiyla milletimizin iç ve dis tam bagimsizlik içinde alin yazisinin sorumlulugunu dogrudan dogruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye basladigini bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açiyorum."

Bu açis konusmasinda, millî egemenlige dayali yeni Türk parlamentosunun adi da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmustu. Bu ad herkesçe benimsedi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konusmalarinda yer aldigi sekliyle ve ilk kez 8 Subat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazili olarak, "Türkiye Büyük Millet Meclisi" (TBMM) adi kalicilik kazandi.

TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptigi ikinci toplantisinda Mustafa Kemal Pasa'yi (Atatürk), baskanliga seçti. Mustafa Kemal Pasa, kendi öncülügünde kurulan TBMM'nin baskanligini Cumhurbaskani seçildigi gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. TBMM, açilisindan iki gün sonra, sadece yasama degil, yürütme gücüne de sahip olacak hukukî ve siyasî yapisini düzenleme çalismalarina basladi. Bu düzenlemeler, TBMM'nin tam bir güçler birligi ilkesini benimsedigini göstermisti.


5) T.B.M.M'ye Karşı Tepkiler (Ayaklanmalar)
Mustafa Kemal Paşa' nın azimli davranışı, milli davayı başarmakta gösterdiği güç, Damat Ferit Hükümetini memleket ve millet menfaatini hiçe sayan en ağır tedbirlere baş vurmaktan geri bırakmamıştır. Damat Ferit Hükümeti'nin tesir ve telkini ile irtica, istilâcı düşmanla birleşerek, Türk Milletinin kurtuluş ve istiklâl hamlesini kırmağa, yok etmeğe çalışmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve yakın arkadaşları, İstanbul'daki "Birinci Örfi İdare Harbi"nin verdiği 4 Mayıs 2000 tarihli bir kararla, "resmî rütbe ve nişanlarının alınmasına" ve " idam cezasına" mahkûm olmuşlardır.
Padişah-halife ve onun Damat Ferit Hükümeti, düşmanlarla işbirliği yaparak çeşitli yerlerdeki cahil halkı Mustafa Kemal ve milliyetçi arkadaşlarına kışkırtmaya kalkıyor ve nihayetinde onların aleyhine harekete geçirmişlerdir.
Baş gösteren iç isyanlarla milli kuvvetler uğraşmak zorunda kalmış, kardeşi kardeşe boğduran bu kanlı olayların bastırılması için, Yunanlılar' a karşı kullanılan dört tümenden fazla kuvvet, cepheden çekilerek isyancılarla meşgul olmuştur. Yeni meclisin en çok önemle uğraştığı bir problem olarak iç isyanlar, millî bünyeyi uzun süre kemirmiştir.

a) Anzavur İsyanı
Alaylı bir jandarma subayı iken, saray tarafından kendisine paşalık verilen Ahmet Anzavur, padişahtan ve İtilaf Devletleri'nden direktif ve yardım almış, Kuvay-i Muhammediye adı ile birlikler teşkil ederek milli kuvvetlere karşı çıkmıştır.
Birinci Anzavur İsyanı; 1 Ekim 1919'da Manyas,Susurluk,Gönen ve Ulubat dolaylarında başlamış, ancak milli kuvvetlerin gönderilmesi ile 25 Kasım 1919'da bastırılabilmişti. Aynı bölgelerde ikinci kez ve daha büyük kuvvetlerle harekete geçen Ahmet Anzavur korku ve dehşet saçmıştır. Çerkez Ethem kuvvetlerinin de katılması ile, 16 Nisan 1920'de şiddetli bir çarpışmadan sonra Anzavur kuvvetleri bozguna uğramıştır.

b) Kuvay-i İnzibatiye
İstanbul Hükümeti, Geyve civarındaki milli kuvvetleri vurmak için, İngilizler' in de silah yardımı ile 18 Nisan 1920 tarihli bir kararname ile "Kuvay-i İnzibatiye" adlı bir teşkilat kurmuştu. Önce Süleyman Şefik Paşa ve daha sonra Suphi Paşa'nın kumanda ettiği Kuvay-i İnzibatiye, diğer adıyla Hilafet Ordusu, Anzavur Ahmet ile de işbirliği yaparak Sakarya' nın doğusundan ve Geyve boğazından milli kuvvetlere hücum etmişlerdi. Garp cephesi kumandanı Ali Fuat Paşa tarafından karşı taarruzla Kuvay-i İnzibatiye geri püskürtülmüştür.

c) Düzce-Hendek ve Adapazarı İsyanları
13 Nisan 1920'de İstanbul Hükümetinin körüklemesi ile başgösteren isyan Bolu, Hendek ve Adapazarı'nda başladı. 5000 silahlı asinin katıldığı bu isyan, milli kuvvetleri 3 ay süre ile meşgul etmiş ve 24. Tümen komutanı Mahmut Bey ilei kurmay heyetinin şehit olmasına ve aynı tümenin tam mevcudu ile pusuya düşürülerek esir olmasına sebep olmuştur. Ancak Ali Fuat Paşa ile Albay Refet Bey'in kumandalarında daha büyük kuvvetlerin gönderilmesi ile isyan bastırılabilmiştir. İkinci defa 8 Ağustos 1920'de başlayan Düzce isyanı ise 23 Eylül'de sona ermiştir.

d) Yenihan,Yozgat ve Boğazlıyan İsyanları
Yozgat'ta Çapanoğulları, Zile'de Aynacıoğulları tarafından idare edilen isyanlar 1919-1920 yıllarında devam ederek genişçe bir bölgeyi içine aldı. Asiler,Tokat'ı, Zile'yi ve Boğazlıyan'ı işgal ettiler. Milli Hükümet, bu isyanları en kritik bir anda büyük kuvvetler göndererek bastırmak zorunda kaldı.

e) Afyonkarahisar'da Çopur Musa İsyanı
Bu ayaklanmaların cereyan ettiği sırada Afyonkarahisar'da Çopur Musa başkaldırarak, askerleri firara teşvik ediyordu. Çopur Musa, başına topladığı serzügeşçilerle beraber, Çivril'i basmağa muvaffak oldu ise de, millî kuvvetlerin karşısında mağlup olmuş ve Yunan ordusuna sığınmak zorunda kalmıştır.

f) Konya İsyanı
Konya Valisi Cemal Bey'in zamaninda hazirlanan kötü ortam, Bozkir ayaklanmasinin bastirilmasina ragmen yok edilememisti. Anadolu'nun yüzyillardir dini ve geleneksel baglariyla Padisah'a bagli yasamis olan halki, M. Kemal Pasa'nin yeni bir savas getiren "Ulusal irade" sine baglanmadi. Büyük devletlerin kuvveti karsisinda durulamayacagi, bu sebeple direnmenin yarardan çok zarar getirecegi görüsü üstündü. Yunan ordusunun Anadolu'yu da Millicilerin direnisi sebebiyle isgale basladigi, israr edilirse bir gün Konya'nin da isgal edilecegi ileri sürülüyordu. Propogandalar ve diger yerlerdeki ayaklanmalarin da etkisiyle Mayis 1920 de Konya'nin Pinar Köyü'nde ayaklanma hazirliklari yapildigi duyuldu. Konya'da birçok kisi tutuklandiysa da M. Kemal Pasa tarafindan af edilmislerdi Bu olaydan sonra aleyhte propogandalar daha da artti. Milliyetçilerin ceplerini doldurmaktan baska amaci olmadigi, Padisah'in Ingilizlerle anlastigi, zaten galiplerin kuvveti karsisinda durmanin olanaksiz oldugunu yayiyorlardi. Diger yandan askerligin kaldirildigi ve vergi toplanamayacagini da belirtiyorlardi. Bu propagandalar Konya yöresini her geçen gün, için için patlamaya hazir bir duruma getiriyordu. Bu arada Konya'dan bir heyet Bati Cephesi'ni gezdiler ve dönüste, "Kuva-yi Milliye'nin köyleri soydugu"nu ileri sürdüler. Konya'nm askeri ve mülki yönetiminin dikkatsizligi sonunda, Bozkir ayaklanmasinda yakalanamamis olan Delibas Mehmet, çevresine topladigi 500 asker kaçagi ile 2-3 Ekim 1920'de Çumra'yi bastilar. Vali Haydar Bey hemen önlem alma yoluna gitti ve askeri yardim istedi. Fakat yetersiz askeri kuvvetin fedakarca direnmesi sonuç vermedi ve asiler Konya Vilayet Konagi'ni, Postane, Jandarma Okulu ve Askeri Lise'yi isgal ettiler. Vali ve yeni yöneticiler atadilar. Asiler Aksehir ve Beysehir'de de duruma hakim oldular. Bütün Konya ve Isparta yöresi asilere katildi. olayin önemini gören Ankara, Konya'ya askerî birlikler yolladi. Delibas anlasma yolunu aradiysa da, kabul edilmedi ve 6 Ekim'de ulusal kuvvetler Konya'ya girdiler. Asiler, Halife adina savastiklarini söylüyorlardi. Fakat ulusal kuvvetlerin karsisinda pespese yenildiler, 16 Ekim'de Bozkir asilerden temizlendi.Delibas Mersin üzerinden Istanbul'a kaçti. Ankara'yi bir kez daha büyük tehlikeye düsüren bu ayaklanma 15 Kasim'da tamamen temizlendi.

g) Millî Aşiretinin İsyanı
Bir baska kürtçülük olayi da Milli Asireti'nin ayaklanmasi oldu. Osmanli Devleti Kürtlere karsi daima hosgörülü davranmis ve devletin önemli mevkilerine bile getirmisti. Gerek Mesrutiyet döneminde gerekse B.M.M.'nin açilmasindan sonra Meclis'e seçilmek haklari vardi. B.M.M.'ne katilan Yusuf Ziya Bey, Cibranli Halit Bey'le dostluk kurdu. Halit Bey, Haziran 1920'de Kürt asiretlerini, "birlik halinde bulunmadiklari için alti yüz yildir Türk egemenliginde yasadiklarini simdi kurtulus gününün geldigini ve silahlanarak harekete geçmeleri için kiskirtiyordu. Ankara'da kurulan Hükümet'in Padisah'i tanimadigi ve bu Hükümet'in Yunanlilar tarafindan ortadan kaldirilacagini yayiyordu. Bu yolda yapilan kiskirtmalar bazi asiretleri etkiledi. Yüzyillardir bir arada yasayan, birbiriyle kültür ve kan bagi ile bagli olan ayni soydan gelen bu yörenin halki arasina da Ingiliz etkisiyle kiskirticilik tohumlari saçiliyordu. Bu propogandalardan etkilenen Milli Asireti, güneydeki Itilaf Devletleri ile iliski kurdular ve Fransizlar'in Urfa'ya ikinci kez saldirdiklari sirada, firsattan yararlanarak, ayaklanip Siverek'e dogru yürüdüler. Fakat burada bulunan Besinci Tümen 19 Haziran'da üzerlerine gidince, asiler Suriye'ye kaçtilar. Suriye'de yeterli derecede hazirlanan asiler 24 Agustos'ta 3.000 atli ve deveti, 1.000 yaya kuvvetle Viransehir'e girdiler. B.M.M.'ne karsi harekete geçtiklerini ilan ettiler. Dersim ve Elazig yöresindeki bütün asiretlerin basi olduklarini iddiaya basladilar. Fakat bu yöredeki asiretler bu iddialari yalanladilar. "Din ve kan kardesi" kabul edilen Türk ve Kürtlerin alin yazilarinin ayni oldugunu, Ingiliz ve Fransiz parasi ile sokulmak istenen düsmanligin yikilmasi için çalisacaklarini açikladilar. Bu durumda Besinci Tümen, Hükümete bagli asiretlerin de yardimiyla asileri ikinci kez yendi ve "Milli Asireti" tekrar çöle kaçti.

B) SEVR ANTLAŞMASI
Ocak 1919'da çalismalarina baslayan Paris Baris Konferansi, Türkiye konusunda, galipler arasindaki çikar çatismalari yüzünden sonuca ulaasmiyordu. Avrupa sorunlari çözülmüs olmasina ragmen Türkiye konusu çözülemedi. Gizli antlasmalar çerçevesinde Türkiye'yi paylasma konusunda yapilan tartismalar ve Italya'nin Ingiltere, A.B.D. ve Fransa'ya karsi çikmasi gerginligi arttirmisti. Bati Anadolu'ya Yunan askeri çikinca Türk Ulusu silahli mücadeleye baslamisti. Fakat bu olay Ingilizler'in tutumunu degistirmedi. Türkiye'nin Birinci Dünya Savasi'na Almanya yaninda katilmasi, savasi iki yil uzatmisti. Ingilizler Türk cephelerinde 1,5 milyon insan kullanmislardi. Miiyonlarca Ingiliz Lirasi zarara ugramislardi. Fransizlarin da kayiplari Ingilizlerinki kadardi. Türklere bunun cezasini fazlasiyla ödetmek egiliminde olan Ingiltere, bir yandan, bu öfke ve diger yandan zaferi kazanmanin ve Orta Dogu politikasina tek basina egemen olabilmenin verdigi sarhoslukla ve ön yargilarinin etkisiyle Türkiye sorununu çözmek istiyordu.
Anadolu'da baslayan Ulusal Mücadele Ingiliz politikasini degistirmedi. Padisah elde olduktan sonra istediklerini kolay kabul ettirebilecegini saniyordu. Politikasini da bu biçimde programlamisti. Fransa ve Italya'nin karsi çikmalarina ragmen programini degistirmedi. Ermenistan kurulmasi, Ingiliz güdümünde bir Kürdistan ve Trakya ile Bati Anadolu'nun Yunanistan'a verilmesinde israrli olan Ingiltere, Italya ve Fransa'yi da Güney Anadolu topraklariyla tatmin etmek istiyordu.
Avrupa basini Türkiye barisi konusunda, özellikle M. Kemal'in baslattigi savasi elestiriyor ve onu asi birisi olarak gösteriyordu. Sonunda mutlaka yenilecegi ve teslim olacagi kanisi üstündü. Ayrica Baris Konferansi'na sunulan, Yunan, Ermeni ve Kürt istekleri, asilsiz iddialara dayanmasina ragmen basinda destek görüyorlardi. M. Kemal Pasa Türk Ulusu'nun sesini su sözleriyle dünyaya duyuruyordu: "Gittigimiz yol iman yoludar, Biz on milyonluk küçük ve yorgun bir milletiz. Düsmanlarimiz ise pek çoktur ve pek güçlüdür. Gerçi matematiksel düsünülecek olunursa yenmemiz zordur. Fakat bizde olan sey onlarda yoktur. Bizde iman(inanç) kuvveti vardir. Zaten bu mücadele bir iman isidir. Biz düsmanlarimizin kuvvetine ragmen basarili olacagiz." "...Bizim programimizda baska bir ulusun haklarina saldiri yoktur. Biz hakkimizi ve namusumuzu savunuyoruz ve savunacagiz ve mutlaka basarili olacagiz."
Paris'te süren görüsmelere 17 Haziran 1920'de katilan Damat Ferit hazirladiklari metni Baris Konferansi'na verdi. Konferansta yaptigi konusmada, Türkiye'nin Birinci Dünya Savasi'na girmekle suç isledigini, bu suçun Ittihatçilara ait oldugunu ileri surüp, Ermenistan kurulmasini görüsmeye hazir olduklarini, fakat Osmanli Imparatorlugu'nun parçalanmasini kabul edemiyeceklerini, Arap eyaletlerine muhtariyet verilebilecegini bildirdi. Bu konusmasi Konferans Baskani Clemenceau'yu kizdirdi ve sert davranmasina sebep oldu. Fakat Itilaf Devletleri, 22 Haziran'da Yunan ordusunun elde ettigi basari sebebiyle, Osmanli Devleti'nin isteklerini reddetti. Damat Ferit'e verilen yanitta, Türkler'in yüzünden çok büyük kayiplara ugradiklarini, hazirladiklari metnin üzerinde hiçbir degisiklik yapmayacaklarini belirttiler. Barisi imzalamak veya red etmek için Osmanli delegelerine 27 Temmuz'a kadar süre tanindi. Baris Konferansinin kararlarinin kesinlikle kabul edilmesini isteyen bu ültimatom karsisinda T.B.M.M 18 Temmuz'da gizli bir toplantida Misak-i Milli sinirlari içindeki vatan ve ulusu kurtarmak için and içti. Oysa Osmanli Hükümeti 20 Temmuz'da, antlasmanin imza edilmesini tavsiye etti. Padisah 22 Temmuz'da "Saltanat Surasi"ni toplayarak, kendisinin baskanlik ettigi toplantida, antlasmanin red edilmesi halinde Itilaf Devletleri'nin yönetime el koyacagi, Anadolu'da savasin büyüyecegi ve yedi yüz yillik Osmanli Devleti'nin yok olacagi endisesiyle Padigah'in istegi üzerine A'yandan Topçu Feriki Riza Pasa disinda, bütün heyet antlasmanin imzalanmasini kabul etti. Riza Tevfik ve Hadi Pasa antlasmayi imzalamak üzere bir Fransiz savas gemisi ile Paris'e gönderildiler. Osmanli delegeleri, hükümlerin yumusatilmasi için Fransa'dan bir kez daha ricada bulundularsa da etkili olmadi. Antlasma Paris'in Sevr (Se'vres) denen yerinde 10 Agustos 1920 sali günü saat 16:00'da Hadi Pasa, Riza Tevfik ve Resat Halis Beyler tarafindan imza edildi. Antlaşmanın şartları çok ağırdı. *Bu antlaşmayı imzalayan şahıslar, sonradan, vatan haini olarak ilan edildi.
C) SAVAŞ DÖNEMİ

1. Kuva-i Milliye'nin Kuruluşu
M. Kemal Pasa'nin Anadolu'ya geçmesinden sonra, 8 Agustos 1919'da yayinlanan bir bildiri ile, memleketi haksiz yere isgal eden Itilaf Devletleri'ne karsi, Türk bagimsizligini korumak için, ulusal kuvvetlerin kurulmasi ulusun kendi iradesiyle egemenligine sahip çikmasi duyuruldu. Ulusal sinirlar içinde vatan bir bütündür ilkesi ile yeni Türk vataninin sinirlari belirtilmeye çalisiliyordu. Sivas Kongresi tüm ülkeyi bir inanç ve otorite altinda toplarken, Güney Cephesi de Ali Fuat Pasa'nin komutasina verildi. Daha sonra 29 Haziran 1920'de cephe, Iran sinirindan Firat Nehri'ne kadar Elcezire Cephesi ve Firat'tan Antalya'ya kadar Adana Cephesi Komutanliklari olarak ikiye bölündü.
Fransizlarin bu bölgeyi isgal etmesi üzerine her yerde halkin girisimiyle ulusal birlikler kurulmaya ve düsmana karsi silahli mücadeleye baslandi. Sivas Kongresi'nden sonra da bu kuvvetlerin basina M. Kemal Pasa tarafindan komutanlar atandi. Topçu Kemal Bey "Dogan" takma adiyla, piyade yüzbasisi Osman Bey "Tufan" takma adiyla, yüzbasi Ratip Bey "Sinan Pasa" takma adiyla Adana Cephesi'nde büyük hizmetler yaptilar. Güney Kuva-yi Milliyesi, gerçek anlamda bir halk hareketiydi. Eskiya, çeteler ve zorbalar Kuva-yi Milliye'ye katilmadilar. Kuva-yi Milliye yalniz vatanseverlik ve Türklük duygusuna dayaniyordu.
Fransizlara karsi Suriye'de kurulan Arap Ulusal Hareketi, Türkiye'nin güney cephesinin yükünü hafifletti. Fransizlar hem Suriye'de hem de Güney Dogu Anadolu'da savasmak zorunda kaldilar. M. Kemal Türk-Arap isbirligini saglamak, Fansizlara karsi birlikte savasilmasini tesvik ettiyse de Faysal buna yanasmadi. Fakat yine de Türkiye ile anlasmak isteyenler vardi. Özellikle, daha önce Türk ordusunda yetismis olan Arap subaylar Türkiye ile isbirliginden yanaydilar. Bu iliski Fransizlari çok endiselendiriyordu .
2. Muharebeler ve Siyasi Sonuçları
a) Ermeni Harekatı
B.M.M. nin açilisini izleyen tarihte bir yandan iç ayaklanmalar ülkeyi sarsarken, diger yandan 22 Haziran'da Yunan ordusu saldiriya geçerek Bursa'yi aldi. Batida bu gelismeler sürerken, Dogu'da da Ermeni saldirilari tehlikeli boyutlara ulasmisti. Ermeniler Paris Baris Konferansi'na da basvurarak Türkiye'de 2.100.000 Ermeni bulundugunu ileri sürerek "Alti Vileyet"e ek olarak, Adana, Mersin, Iskenderun, Sivas, Tokat, Amasya, Trabzon ve hemen bütün Dogu Anadolu'yu içine alan topraklarin kendilerine verilmesini istemislerdi. Mondros Ateskesi'nden sonra 9. Ordu kaldirilinca 15. Kolordu kurulmustu. Kolordunun Komutani Kazim Karabekir Pasa Ermeni saldirilari karsisinda, Kars-Bakü yolunu açmak, Ermenilerin Islam halka yaptiklari zülmü durdurmak ve Ermenilerin saldirisina firsat vermeden Elviye-i Selasiye'yi (Kars, Ardahan, Batum) ele geçirmek için hazirliklara basladi. Istanbul'un isgali ve Dogu'nun Ermeniler'e verileceginin duyulmasi üzerine buradaki Kürt asiretleri, Karabekir'e basvurarak "Din ve vatan ugrunda açilacak mücadeleye katilamaya hazir olduklarini." bildirdiler.
Ermeniler'in müslümanlara karsi zulmü her geçen gün artiyordu. Bu sirada Kizilordu, Denikin ordusunu yenmis ve Kafkasya yolu açilmisti. Kizilordu'nun buralari isgali an meselesi idi. Bunun üzerine M. Kemal Pasa Karabekir'e düsüncesini sordu. Karabekir, fazla beklemeden Brest Litowsk'ta çizilmis sinirlara kadar olan yerlerin (Kars, Ardahan, Batum) hemen isgali gerektigi yanitini (28 Mart 1920) verdi. Bu sirada Ermeni konusu Paris ve San Remo'da gündeme gelmisti. Fakat Ingiltere, konuyu eskisi kadar desteklemiyordu. A.B.D. Baskani ise Ermeni mandasi yanlisiydi. General Harbord bunun için 59.000 askere ve 750 milyon dolara ihtiyaç oldugunu bildirmisti. Büyük devletlerin Ermeni sorununu gündeme getirdigi bir sirada T.B.M.M. Ermeniler'e taarruz edilmesinin zararli olacagini düsündü ve Kazim Karabekir'e saldiriyi ertelemesini bildirdi. Fakat Kizilordu'nun Kafkasya'ya girmesi üzerine T.B.M.M. Hükümeti taarruza karar verdi ve 9 Haziran 1920'de Dogu illerinde kismi seferberlik ilan edildi. 15. Kolordu Komutanligi, Dogu Cephesi Komutanligi'na çevrildi ve yetkileri genisletildi. Bu sirada (15 Haziran) Sovyet Hariciye Komiseri Çiçerin'in mektubu geldi. Ruslarla baslayan iyi iliskilerin bozulmamasi için Ermeni harekati yine ertelendi. Sovyetler Birligi ile görüsmelere giden Bekir Sami Bey Çiçerin'le görüstü. Çiçerin Kars, Ardahan, Batum'un Ermenilere geri verilmesini istedi. M. Kemal Pasa Misak-i Milli sinirlarini parçalayan bu öneriyi geri çevirdi. Ermeniler de 12 Agustos'tan itibaren Oltu bölgesinde saldiriya geçip,Türk halka zulme basladilar. Türk ordusuna da saldirmaktan çekinmiyorlardi. Durumu 23 Eylül'de T.B.M.M.'ne yazan Kazim Karabekir 27 Eylül'de karsi taarruza geçecegini belirtti. Ermeniler zaten 24 Eylül tarihinde genel taarruza baslamislardi. Türk ordusu 28 Eylül sabahi karsi taarruza basladi. 29 Eylül'de Sarikamis kurtarildi. Fakat Sovyetlerin alacagi durumun beklenmesi için ileri harekat durdu. Sovyetler eski görüslerinde israr edince, M. Kemal, Misak-i Milli'den ödün verilmeyecegini bildirdi.
21. Ekim'de de Karabekir Pasa'nin istegi kabul edilerek, Ermeni ordusunu yok etmesi izni verildi. 28 Ekim'de yeniden taarruza baslayan Türk ordusu 30 Ekim'de Kars'i geri aldi. Ermeni ordusu çok agir bir yenilgiye ugratildi. 1.100 ölü ve 1.500 esir verdiler ve agir silahlarini birakmak zorunda kaldilar. Misak-i Milli sinirlarina ulasan Türk ordusu ilerleyisini durdurdu. Ermeni siyasi varligini ortadan kaldirmak amacinda olmayan Türkiye, Tasnaklarin gücünü kirarak hedefine ulasmists. Gümrü'yü de terk eden Ermeniler baris istemek zorunda kaldilar ve 17 Kasim'da Ateskes kabul edildi. Gümrü'de baslayan görüsmeler sonunda 3 Aralik 1920'de Gümrü Antlasmasi imza edildi. T.B.M.M.'nin ilk askeri basarisi sonucu ilk anlasmasi olan Gümrü ile Kars, Sarikamis, Kagizman, Rulp ve Igdir yeniden Türk topraklarina katildi. Bu sirada B.M.M. Hükümeti Gürcistan'a bir nota vererek, Ardahan, Artvin ve Batum'un Türkiye'ye birakilmasini sagladi.
Gümrü antlasmanin imzalanmasi ile Türkiye Dogu Cephesinde üstün geldi. Barisin saglanmasiyla, bu cepheden önemli sayida asker, silah ve cephane Bati Cephesi'ne tasindi. 5 Aralik 1920'de Ermeni Hükümeti Sovyetlestirilince, burada Sovyetler egemen oldular. Sovyetler baris antlasmasinin degistirilmesini istiyorlardi. Ankara bunu kesin bir sekilde red etti. Öyle görülüyordu ki, bu cephede kesin baris henüz saglanmis degildi. Sovyet istekleri, Ermeni isteklerinden farksiz oldugu için Türk-Ermeni sorununun yerini, Sovyetlerin Ermenistan'i ele geçirmesinden sonra Türk-Sovyet sorunu aldi ve Moskova Antlasmasi'na kadar sürdü.

b) Fransızlara Karşı Yapılan Muharebeler
Mondros Ateskes'inden sonra Ingilizler ve Fransizlar, hakli bir gerekçeleri olmamalarina ragmen, antlasma hükümlerine aykiri olarak çesitli yerleri isgale basladilar. Birinci Dünya Savasi içinde imzaladiklari gizli antlasmalar dogrultusunda Güney Anadolu'da da Ingiliz ve Fransiz isgalleri basladi. 3 Kasim 1918'de Musul ve 9 Kasim'da da Iskenderun'u isgal eden Ingilizler, bu haksizliklarini daha da genislettiler. 6 Aralik'ta Kilis'i isgal ettiler. Ingiliz birliklerindeki Hintli Müslüman askerlerin, üzgün Türk halkini sevgiyle selamlamalari Ingiliz subaylari ve Ermenileri kizdirdi. Burada resmi binalari isgal eden Ingilizler, lise binasina da yerlesince egitim durdu. Bütün haberlesmeye el koyan Ingilizler Kilis'in disla iliskisini kestiler. Halkin elindeki yiyecek maddelerini kendilerinin belirledikleri fiyattan zorla aldilar. Silahlari toplamaya basladilar.
Ingilizler, önemli bir ticaret merkezi olan Antep'i de 17 Aralik 1918' de isgal ettiler. Bu isgali Ateskes'in 7. maddesi geregince yaptiklarini ileri süren Ingilizler'in Antep'i isgali buradaki Ermenilerin simarmalarina ve taskinliklarina yol açti. Sehrin resmi binalarini ele geçiren Ingilizler, aydinlari ve ileri gelenleri uydurma bahanelerle Misir'a sürdüler. Ermeni tehciri suçlamalariyla bir çok Türk'e iskence yapildi. Silah toplamaya basladilar. Buna karsilik Ermeniler'e silah dagitiyorlardi. Bu durum karsisinda Antepliler miting yaptilar ve "Cemiyet-i Islamiye" adinda bir dernek kurdular.
Ingilizler 22 Subat 1919'da Maras'i ve 24 Mart 1919'da Urfa'yi yine ayni uydurma bahanelerle isgal ettiler. Her girdikleri yerde Ermenilerle yakin iliski kurup Türklere karsi onur kirici, zalimce islemler yaptilar. Türk halkinin ileri gelenleri asilsiz suçlamalarla tutuklanarak sürgün ediliyor ve böylece, bassiz kalan halkin direnmeyecegi zan ediliyordu.
Özellikle Ermenilerin taskinliklarinin ve Türkler'e yaptiklari kötülüklerin tepkilerine karsi önlemlerini ve baskilarini çogalttilar.
Diger yandan Diyarbakir bölgesinde de sürekli olarak zararli propogandalar yapiyorlardi. Bu yörede Kürtçülük hareketini destekleyip Ingiliz-Fransiz güdümünde Kürdistan kurmak istiyorlardi. Bu sebeple bazi asiretleri elde etmislerdi. Ingiliz Binbasisi Nowel bu yöredeki Kürtçülük hareketlerini destekliyor, örgütlüyor, para yardimi yapiyor ve bagimsizlik vaadleriyle aldatiyordu.
Fransizlar ise 21 Ocak 1919'da, Mersin Osmaniye ve Adana'yi isgale basladilar. Onlarin gelisiyle birlikte Ermeniler taskinliklara basladilar. Fransizlar burada Ermeni nüfusunun çogalmasi için Ermenilerin gelmesini tesvik ettiler. Adana yöresinde jandarma birliklerini düzenlemek bahanesiyle jandarma birliklerini Ermenilerden kurdular. Ermenilerin her çesit kötülügüne göz yumarken Türkerin ileri gelenlerini görev basindan uzaklastirdilar. Önemli komutanlarini halki kiskirtiyor iddialari ile Suriye'deki esir kamplarina gönderdiler. Bu haksizliklar kaisisinda halk çesitli yerlerde silaha sarilarak Ermenilere ve Fransizlara karsi canini, namusunu ve malini korumaya basladi. Bu olaylar üzerine bir Amerikan sorusturma kurulu Adana'ya gelerek çesitli irk ve dinlere mensup ileri gelenlere Adana'nin idaresi hakkinda fikirlerini sordu. Amerika, bölgenin kendi mandasinda kalmasini istediyse de Kongre buna yanasmadi. Burada nüfusun çogunlugunu Türkler olusturuyordu. Ermeniler ise ancak % 20 kadardilar.
Ingiltere ve Fransa Orta Dogu konusunda 15 Eylül 1919 tarihinde aralarinda yeni bir antlasma yaptilar ve Orta Dogu'yu "Manda" sistemi ile paylastilar. Buna göre Irak ve Filistin ingiliz Mandasina, Suriye ve Lübnan Fransiz mandasina birakildi. Dolayisiyla Antep, Maras, Urfa Fransa'ya kaliyordu. Bu antlasmalarin sonunda Ingilizler, 29 Ekim 1919 da Kilis'i, 30 Ekim'de Maras'i ve Urfa'yi ve 5 Kasim 1919'da da Antep'i Fransizlar'a devrettiler Fransizlar bu sehirlere geldikleri günden itibaren Türkler'e karsi baski ve siddete basvurdular. Ermenilerden kurduklari birlikleri de beraberlerinde getirerek, onlarin her çesit kötülügü yapmalarina göz yumdular. Yöreyi isgal eden Fransiz komutan Türk halka bir bildiri yayinladi. Bu bildirinin hükümleri Fransizlar'in nasil bir tutum içinde olduklarini yorum yapmaya gerek birakmayacak bir biçimde ortaya koyuyordu:
1- Ne için tasidigini tahkikata bile lüzum görmeksizin üzerlerinde revolver bulunan bir adamin kursuna dizilmesi
2- Kargasalik çiktiginda ölen veya yaralanan Fransiz askerine karsilik, yerli halktan iki adamin kursuna dizilmesi ve bunlarin kur'a ile seçilmesi
3- Bir evden silah atilirsa yakilmasi
4- Osmanli Hükümeti memurlarinin böyle bir durum ortaya çikmasinda idare haklarinin ve hakimiyetlerinin iskati ve sokaklarinin mitralyöz, bomba ve gazli mermilerle ates altina alinmasi.

Antep'te Türk bayraklari indirtilerek yerlerine Fransiz bayraklari çekildi. Türk kadinlarinin çarsaflarinin yirtilmasi, yüzlerinin zorla açilmasi gibi çirkin olaylar yaratan isgal kuvvetleri, direnen Türkleri de öldürüyorlardi. Ermenilerin taskinliklarinin olaylari büyütecegini gören Fransizlar, Ermeni taburunun yerine Cezayir taburunu getirdilerse de artik durum degismedi. Türk Ulusu'nun sabri tasti.
Güney Cephesi'nde Kuva-yi Milliye'nin kurulmasindan sonra Fransizlara karsi su savaslar yapildi ve de hepsinde uzun mücadeleler sonucu başarıya ulaşıldı.
1- Maras Savunmasi : 20 Ocak-10 Subat 1920
2- Urfa Savunmasi : 9 Subat-11 Nisan 1920
3- Antep Savunmasi : 1 Nisan 1920-8 Subat 1921
4- Adana Savunmasi : 21 Ocak 1920-20 Ekim 1921

BATI CEPHESİ
BATI CEPHESI T.B.M.M. ORDULARI'NIN TESKILATLANDIRILISI(*)
Birinci Dünya Savasi sonunda Osmanli Imparatorlugu Mondros Ateskesi'ni imzalayarak savastan yenik çikmisti. Ateskesin hükümlerine göre Türk ordusunun silah ve cephanesi elinden aliniyor, tüm askeri kuvveti, jandarma da dahil olmak üzere 50.000 ile sinirlaniyordu. Bu durum karsisinda Osmanli Genelkurmayi ordusunun kadrolarini yeniden düzenlernek zorunda idi. Itilaf Devletleri'nin yetkilileriyle anlasan Genelkurmay orduyu 9 Kolordu ve 20 Tümen halinde örgütlemeyi kabul ettirdi. Ateskes'de birlik sayisi degil, insan sayisi sinirlandirilmasti. Osmanli Genelkurmayi bu bosluktan yararlanarak, insan sayisi az, fakat ileride mevcutlarinin arttirilmasi ile büyüyebilecek bir iskelet kurmayi tercih etti. Böylece çok sayida subay birliklerinin basinda bulunabilecek, er sayisi çok az olmakla beraber, ordunun iskeleti bulundugu için,gerekirse er sayisi arttirilabilicekti. 16 Mart 1920'de Istanbul'un resmen isgali üzerine Ankara'da B.M.M.'nin açilmasi ve Türk Devleti'nin Genelkurmayi'nin kurulmasiyla bu çalismalarin önemi kalmamakla beraber, Osmanli Genelkurmayi'nin az mevcutlu da olsa, çok sayida kolordu ve özellikle tümen, alay ve tabur kadrolarini korumasi, yani hazir bir iskelet birakmasi Türk Ulusal Ordusu'nun kurulusunda büyük yararlari oldu.
Izmir'in isgali ve Yunan ilerleyisine karsi ilk direnis bu zayif askeri birliklerin bazilarindan ve milis kuvvetlerinden geldi. Yunanlilarin karsisindaki 17. Kolordu'nun 56. Tümeni hiç karsi koymadi. Bir kismi Yunanlilarca esir ve bir kisimi da terhis edildi. Bu dagilma karsisinda Yunan ordusuna karsi kurulan Kuva-yi Milliye ise zayif askeri birlikler ve milislerden olusuyordu. Kuva-yi Milliye ruhu bir süre sonra yayilmaya basladi. Müdafaa-i Hukuk örgütleri, Kuva-yi Milliye'ye asker ve para saglamak islerini yüklendiler. Böylece Ayvalik, Salihli, Denizli'ye kadar uzanan bir çizgi üzerinde Yunanlilara karsi Kuva-yi Milliye cephesi kuruldu. M. Kemal Pasa daha Havza'da iken Kuva-yi Milliye ile dogrudan ilgilenerek, birliklere gönderdigi emirlerde, her isgal eylemine karsi, halkin silahlandirilarak karsi konulmasini bildirmisti. Kuva-yi Milliye'nin büyük kismini efelerin ve Ethem'in emrindeki kuvvetler olusturuyorlardi. Bunlarin agir silahlari olmadigi gibi merkezi bir komuta düzeni ve disiplini de yoktu. M. Kemal Pasa Sivas Kongresi sirasinda, bu kuvvetlerin örgütlenmesi geregini göz önüne alarak 9 Eylül 1919'da Ali Fuat Pasa'ya "Bati Anadolu Genel Kuva-yi Milliye Komutanligi" görevini verdi. Ancak Ali Fuat Pasa yeterince etkili olamadi. 23 Ekim'de Albay Refet Bey yöreye gönderildi ve bir rapor hazirlayarak, daha uzun süre Bati Anadolu Cephesi'nin tek komuta altina alinamayacagini bildirdi. Bu sebeple askeri, kuvvetler Albay Refet Bey'in komutasina verildi. Milis kuvvetler ise durumlarini korudular.
22 Hazirari 1920'de baslayan Yunan genel saldirisi üzerine Balikesir, Bursa düstü. B.M.M.'inde büyük tepkiler olustu ve komutanlar sorumlu tutulup ceaalandirilmalari istendi. M. Kemal Pasa komutanlarin kabahati olmadigini, emirlerinde yeterince asker, silah ve malzeme bulunmadigini, oysa Yunan Ordusu'nun Avrupa Devletleri'nce silahlandirilmis ve donatilmis oldugunu, milis kuvvetleriyle Yunan Ordusu'nun durdurulamayacagini belirterek, T.B.M.M.'ni^n gerçek anlamda bir orduya sahip olmasi gerektigini söyledi. Bunun saglanabilmesi için Kuva-yi Milliye'nin düzenli ordu haline dönüsmesi ve kismi seferberlik yapilmasi gerekiyordu. Meclis'in karari üzerine düzenli ordu kurulmasina baslandi.
Bati Cephesinde düzenli ordunun kurulusunu engelleyen iki engel vardi. Birincisi firar olaylari, ikincisi Kuva-yi Milliye örgütleri ve özellikle Ethem'in kuvvetleriydi. Birinci Dünya Savasi sonunda asker kaçagi sayisi 300.000'e ulasmisti. Savasin dogurdugu bunalim, yikim ve sefalet, yeni bir savas baslamasinda büyük engelleyici durum yaratiyordu. Buna, Padisah'in askerligi kaldirdigi propogandalari da eklenince, Anadolu'da T.B.M.M.'nin kararlarinin yürütülebilmesi çok güçlesti. Asker kaçaklari yüzünden düzenli ordu kurulmasinda büyük güçlüklerle karsilasildigi için "Firariler Hakkinda Kanun"un kabulüyle Istiklal Mahkemeleri kurulmuslardi. Ikinci engel ise Kuva-yi Mlilliye'nin düzenli ordu sekline dönüstürülmesi sirasinda Ethem'in direnmesinden çikti.
Gediz Saldirisi
Kuva-yi Milliye'nin tasfiyesiyle ilgili bir Olay da Gediz Harekati idi. Bazi komutanlar, Yunanlilarin Gediz'de bulunan kuvvetlerinin çok ilerlemis ve ana kuvvetlerinden uzaklasmis oldugu için kolay yenilebileceklerini düsünuyorlardi. Oysa M. Kemal Pasa, Yunanlilara karsi küçük, yerel saldirilar yapilmasini istemiyordu. Bu çesit saldirilar bir basari saglayamayacagi gibi, basarisizlik durumunda, ordunun ve ulusun maneviyati bozulur görüsündeydi. O'nun stratejisi daha Erzurum'da iken belirlenmisti. Dogu'da önce Ermeni cephesi tasfiye edilecek, Güney'de Fransizlarla gerilla savasi yapilip, bu cephede tasfiye edilecek ve sonunda yalniz Yunan Ordusu kalacakti. Bu tarihe kadar da Yunan Ordusu gerilla savasiyla oyalanacak ve Düzenli Ordu kurulduktan sonra da, Yunan ordusu, kesin bir saldiri ile "Anadolu'nun Harem-i Ismetinde" yok edilecekti. Bati Cephesi Komutanligi ve Kuvve-yi Seyyare Komutanligi birlikte bir saldiriyla Yunan tümenini yeneceklerini düsünerek Genelkurmay'a basvurup, saldiri izni istediler. Burada bulunan kuvvetlerin toplami 3.000 tüfek, 105 makinali tüfek, 5.000 kiliç (süvari), 52 top ve 7 uçak kadardi. Bati Cephesi Komutanligi (Ali Fuat Pasa), Ethem kuvvetleriyle birlikte iki tümeni bu saldiriya ayirdi. Genelkurmay'a bas vurarak izin istedi. Genelkurmay cephane yetersizligi sebebiyle bunu red etti Genelkurmay Baskani Ismet Bey, cepheye gidip durumu inceledi.
Bu arada Kuvve-yi Seyyare, Düzenli Ordu aleyhinde propoganda yapiyordu. "Ordudan fayda yoktur, dagilsin, hepimiz Kuva-yi Milliye olalim." sözleri halk arasinda ve Meclis'te çok etkili duruma geldi. "Bati Cephesi kitalari arasinda Kuva-yi Milliye halinde, bir bölge ve bir cephesi bulunan Ethem Bey Müfrezesi'nin erleri, adeta askeri erlere degisilir, ayricaklikli görünmeye gipta edilir durumda sayilmaya baslansdi. Ethem Bey ve kardesleri de, herkes üzerinde bir çesit nüfuz ve egemenlik sagliyorlardi."
Ethem ile anlasan Ali Fuat Pasa da milis örgütleriyle birlikte Yunanlilara saldirmalarini istiyordu. Cepheye gelen Ismet Bey ile görüstüler. Ismet Bey, yeterince egitim ve cephanesi bulunmayan ordunun yerel ve geçici bir basari için kullanilamamasini istedi ve Yunan Ordusu'nun malzeme ve insan sayisi bakimindan çok üstün oldugunu belirterek saldiri yapilmamasi için diretti. Ali Fuat Pasa saldiriyi ertelediyse de, birkaç gün sonra saldiriya karar verildigini Genelkurmay'a bildirdi. Sonunda Bati Cephesi Komutani, Kuvva-yi Seyyare ile birlikte 14 Ekim 1920'de Gediz'de bulunan Yunan kuvvetlerine saldirdi. Dalgali, disiplinsiz ve emir-komuta düzeni bozuk harekatta Türk Ordusu yenildi. Yunan Ordusu karsisinda yenilen Türk kuvvetleri geri çekildi. Gediz Saldirisi genel bir yenilgiyle sonuçlandi.
Bati Cephesi'nin Yeniden Düzenlenmesi
Ethem, kardesleri ve yandaslari Gediz Saldirisi'nin basarisizligini, ordu birliklerine yüklemek için, ordunun iyi savasmadigini ileri sürerek, ordu aleyhinde propogandaya basladilar. Oysa ordu Komutanlari ve subaylari ise, Kuvva-yi Seyyare'nin ciddi biçimde savasmadiklarini söylüyorlardi. Ordu ile Kuva-yi Seyyare (Gezici Kuvvetler) arasindaki gerginlik gittikçe artti. Ethem'in yandaslari bu kadarla da kalmadilar. Eskisehir'de subaylar aleyhinde gösteriler yaptilar. Ali Fuat Pasa duruma el koyduysa da basarili olamadi.
Ali Fuat Pasa'nin cephe üzerindeki komutanlik etki ve nüfuzunun sarsilmis oldugunu gören M. Kemal Pasa, Ali Fuat Pasa'yi acele Ankara'ya çagirarak, o sirada çok önemli olan Türk-Sovyet iliskilerini gelistirmek için Moskova Elçiligi'ne atamasina karar verdi. Ali Fuat Pasa 8 Kasim'da Ankara'ya geldi. Kendisini istasyonda karsilayan M. Kemal Pasa, Ali Fuat Pasa'yi Kuva-yi Milliye kiyafetinde görünce, Bati Cephesi'nin en kisa zamanda düzenlenmesi çalismalarini hizlandirdi. Ali Fuat Pasa Moskova Elçiligi'ne atandi.
Cephenin ikiye ayrilmasina karar veren M. Kemal Pasa Bati Cephesi diye isimlendirilen önemli olan Kuzey kismini Albay Ismet Bey'in ve Güneyini de Albay Refet Bey'in emirlerine verdi. Genelkurmay Baskanligi'na da Miili Savunma Bakani Fevzi Pasa vekalet edecekti. 9 Kasim 1920'de Bakanlar Kurulu bu dagilim kararini açikladi. Böylece Bati Cephesi'nin yeniden düzenlenmesine baslandi. Bati Cephesi kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesine en büyük engel Ethem kuvvetleri idi.
Kuva-yi Milliye'nin Tasfiyesi
Kuva-yi Milliye'nin ne oldugundan söz etmistik. Yunan Ordusu'nun ilerleyisi karsisinda kurulan silahli direnis içinde, asker, efe, sivil halk, maceraci v.s. her çesit insan vardi. Baslangiçta, gerilla savasi için gererkli olan bu kuvvetler düsmani oyalayabiliyordu. Fakat bunlarla kesin sonuç alinamiyordu. Fakat Ethem ve kardesleri bunu kabul etmediler. Bu kuvvete dahil olanlar "Düsman ilerler, sen bir tepeden çikip bir tepeye gidersin, ugrasirsin. Bu is böyle devam eder gider, sonunda düsman usanir ve baris yapma imkani hasil olur." görüsundeydiler. 16 Mayis 1920'de çikan bir kararla Kuva-yi Milliye 'nin, bütün yiyecek ve cephane ihtiyaçlari Milli Savunma Bakanligi'nca karsilanmak üzere, düzenli orduya baglanmasi karari alindi. 22 Haziran tarihli Yunan saldirisindan sonra da Kuva-yi Milliye'nin büyük bir kismi (Çolak Ibrahim Müfrezesi, 3. Süvari Tümeni'ne; Sari Efe Müfrezesi 33. Süvari Alayi'na Gökbayrak Müfrezesi 61. Piyade Alayi'na) düzenli birlikler haline getirildi, Ordunun subay ihtiyaci için de 1 Temmuz 1920'de subay yetistirme merkezleri kuruldu.
Demirci Mehmet Efe'nin Ayaklanmasi (1-30 Aralik 1920)
Kuva-yi Milliye'nin önemli bir kismi düzenli ordu haline getirilirken, iki engel kaldi. Birincisi Ethem kuvvetleri, ikincisi ise Demirci Mehmet Efe kuvvetleriydi. Gediz saldirisindaki basarisizlik üzerine M. Kemal Pasa, düzenli ordunun kurulmasi çalismalarini hizlandirip, 9 Kasim'da Cephe ikiye ayrilip, Güney kismina Albay Refet Bey ataninca, Demirci Mehmet Efe'nin de Refet Bey'in emrine girmesi gerekiyordu. Refet Bey, 22-23 Kasim'da Isparta'da bulunan Mehmet Efe'yi merkezi Konya'da bulunan Atli Takip Kuvvetleri Komutanligi'na atayarak ordu birlikleri arasinda hizmete girmesini istedi. Bundan sonra dogruca Güney Cephesi Komutanligi emrine girecek olan Efe, baska makamlarla yazisamiyacakti. Emrindeki kuvvetlerden yaslari uygun olanlar ve geçmiste suç islememis olanlardan 300 kisilik bir süvari alayi kurularak, geri kalanlar silahlariyla birlikte ikmal eri olarak 57. Tümen emrine verilecek, çag disi olanlarla suç islemis olanlar terhis edileceklerdi. Efe baslangiçta bu emri kabul ettiyse de, sonradan Ethem'in kiskirtmalarina kapildi. Ethem Yörük Ali ve Demirci Mehmet Efe'ye mektup göndererek, adamlarina 40'ar lira maas vaadiyle, onlari Afyon ve Konya üzerine yurümesi için tahrik etti. Isparta yöresinde keyfi bir yönetim kurmus bulunan Mehmet Efe, bundan sonra kuvvetlerini bir araya topladi ve Güney Cephesi Komutanligi'nin isteklerine uymadi. Refet Bey ayni tarihlerde Ethem'in de ayaklanma durumunda olmasi karsisinda, Mehmet Efe'ye karsi ayri bir harekat yapmayi planladi. Demirci Mehmet Efe'nin, Ethem'in M. Kemal Pasa'yi devirmek istedigini Refet Bey'e bildirmesi üzerine, ikisinin haberlestigine kesin kanaat getiren Refet Bey, M. Kemal Pasa'nin da Demirci Mehmet Efe'nin ortadan kaldirilmasi için kendi görüsünü uygun bulmasi üzerine, Mehmet Efe üzerine kuvvet gönderdi. Efe direnmeden çekildi. 18 Aralik'a kadar 700 çeteci yakalandi. Refet Bey 25 Aralik'da bastirma harekatini bitirdi. Ethem'le birlesmesinden endise edilen Efe, af edilerek siginmasi istendi. Efe de 30 Aralik 1920'de emrindekilerle birlikte teslim oldu.
Ethem'in Ayaklanmasi
1880'de Bandirma'da dogan Ethem, Çerkez Beylerinden Ali Bey'in oglu idi. Agabeyleri Tevfik ve Resit subaydilar. Babasi kendisinin asker olmasini istemedigi için kaçip orduya katildi ve çavus , daha sonra astegmen oldu. Mondros Ateskesi'nden sonra Izmir Valisi Rahmi Bey'in oglunu kaçirip 50.000 lira kurtarma parasi âlinca meshur oldu. Rauf Bey'in tesvikiyle Yunanlilara karsi silahli direnise geçti. Salihli yöresinin hakimi durumuna geldi.
Kuva-yi Milliye'ye dahil olan Ethem kuvvetleri giderek çogaldi. Bu kuvvetler, mahpus, soyguncu, asker kaçaklari, birliklere zorla yazilan, suça istirak ettirilen, yagma hevesiyle katilanlardan olusuyordu. Ayrica Ethem, erlerine ve komutanlarina maas veriyordu. Bir yerde ayaklanma bastirmaya giden Ethem buradan zorla para ve insan toplayarak kuvvetlerini çogaltiyordu. Iç ayaklanmalar karsisinda B.M.M. çaresiz kalinca, Ethem, Anzavur, Düzce, Bolu, Yozgat ayaklanmalarinin bastirllmasinda büyük yararliliklarda bulundu ve söhreti yayildi. Yozgat ayaklanmasini bastirmaya giderken, Ankara'da M. Kemal ve Fevzi Pasalara karsi sert ve saygisiz bir tavir takindi. Hatta Yozgat ayaklanmasini bastirdiktan sonra, M. Kemal'e valinin teslimine engel oldugu için kizip, "Ankara'ya geldigimde M. Kemal'i Meclis kapisina asacagim." diyecek kadar,kendini büyük görmeye basladi. Yozgat'tan dönüste, Ankara istasyonundaki oturdugu yerde M. Kemal'in odasina adeta baskin biçiminde girerek, çok tehlikeli duruma yol açti. Askeri birliklerin bina disinda önlem almalari üzerine olay çikmadi.
Ethem yandaslarinin Meclis içinde ve disinda Düzenli Ordu aleyhindeki propogandalari çogaldi. Gediz yenilgisinden sonra M. Kemal Pasa'nin düzenli ordu kurulmasini hizlandirmak için Ismet Bey'i Cephe Komutanligi'na atamasi Ethem ve kardesleri tarafindan begenilmedi. Ali Fuat Pasa'nin Moskova'ya elçi olarak atanmasi üzerine, M. Kemal'in diktatör olacagi dedikodulari yayildi.Ethem ve kardesleri Kuva-yi Seyyare'nin Düzenli Ordu birliklerine katilmasini kabul etmiyorlardi. Tevfik Bey, Ismet Bey'e yolladigi yazida "Kuva-yi Seyyare ne bir tümen, ne de muntazam bir kuvvet haline getirilemez. Kuva-yi Seyyare'nin gelisi güzel idare edilmesi lazimdir." sözleriyle açikça belirtti. Diger yandan M. Kemal'e çektigi telgrafla da, Ismet Bey'in Cephe Komutanligini idare edemeyecegini ileri sürerek, bundan böyle kendisini komutan tanimayacagini bildirdi. Ethem ve kardesleri, Düzenli Ordu'nun degil emrine girmeyi kabul etmek, düzenli ordunun varligina bile karsiydilar. Subay düsmanligi propogandalari açikça ortaya Çikmisti. Kaldi ki Ethem kuvvetleri Yesil Ordu'ya katilmayi da kabul etmislerdi. Tevfik Bey cephede gerekli kuvvet toplarken, Ethem ve Resit Beyler de Ankara'da siyasi ortam hazirliyorlardi. M. Kemal Pasa, Ethem ve kardeslerini ikna etmek için bütün iyi niyetiyle çalisti. Bakanlar Kurulu, Meclis'ten bazilarinin ve Resit Bey'in de katildigi bir toplanti yapti. Bu toplantida M. Kemal, anlsmazligi çözmek ve düsman ordularinin ülkeyi isgal ettigi bir sirada bir iç çatismaya meydan vermemek ve uzlasma saglamak için su konusmayi yapti:
"Hakikat sudur ki, önümüzde yenilip mutlaka denize dökülmesi gereken bir Yunan Ordusu vardir. Bu büyük neticeyi alabilmek için ise, büyük, ciddi ve kati tedbirlere gereksinim vardir, benim askerligime itimat buyurursaniz ki arkadaslarimin bu güveni saklamayacaklarini zannederim, bu büyük is ancak muntazam, bir ucundan öbür ucuna ve en büyük kütlesinden son erine kadar disiplinli mükemmel bir ordu ile basarilabilir. Bati ordusunda bir süreden beri baslanilan çalisma, iste bizi bu gayeye götürmeyi amaç edinen gayret ve himmetlerden tesekkül ve terekküp etmis bulunuyor. Amaç bundan ibaret olduguna göre Kuva-yi Seyyare basinda bulunan arkadaslarimin da bu gerçegi anlamalari, onu sadece takdir ve teslim etmeleri gereklidir. Bu takdir ve teslim yapildiktan sonra ortada hallolunulmayacak sorun kalmaz."

Fakat Resit Bey, M. Kemal'in hala düzenli ordular kurmak için bos hülyalar pesinde kosan birisi oldugunu söyledi. Tartismalar Resit Bey'in uyusmaz davranislariyla sonuçsuz kaldi. Fakat M. Kemal yine de son sözü söylemeden önce uzlasma yollarini zorladi. Ethem'i ikna ederek Resit Bey ile birlikte Eskisehir'e Ismet Bey'le görüsmeye gittiler. Fakat Ethem Bey Eskisehir'de ortadan kayboldu. M. Kemal Pasa Ethem'i sorunca, Resit Bey; "Ethem Bey bu dakikada kuvvetterinin basindadir." yanitini verdi. Resit Bey'in bu tehdit dolu sözleri karsisinda M. Kemal'in tutumu degisti ve, "Bu dakikaya kadar sizinle eski bir ardasiniz slfatiyla ve sizin lehinizde bir sonuca ulasmak samimi duygusuyla görüsüyordum. Bu dakikadan itibaren arkadaslik ve özele ait durumum sona ermistir. Simdi karsinizda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Hükümeti'nin Reisi bulunmaktadir. Devlet Reisi sifatiyla, Bati Cephesi Kumandani'na durum neyi gerektiriyorsa, yetkilerini kullanmayi emrediyorum." diyerek Ismet Bey'e gereken emri verdi.
M. Kemal bu arada 5 Aralik 1920'de Bilecik Istasyonu'nda Istanbul Hükümeti'nin temsilcileri Izzet ve Salih Pasalarla bulustu. Çok resmi bir hava içinde geçen bu toplantida, Istanbul temsilcilerinin, vatanin durumundan yeterince bilgileri olmadigini anlayinca, onlari zorla Ankara'ya götürdü. Ethem ise bu sirada Padisah'a baglilik bildiren bir telgraf çekti.
Bakanlar Kurulu'nun 22 Aralik 1920 tarihli toplantisinda Ethem'le anlasabilmek için kendisine arabulucu gönderilmesine karar verildi. Fakat Ethem, kuvvetlerini düsman cephesine karsi degil, ulusal orduya karsi düzene koymaya ve saldiri hazirliklarina basladi. Görüsmeye gelen heyete ise birçok komutanin yerlerinden alinmasini sart kostu. Artik Ethem, T.B.M.M.'nin emir ve kararlarini dinlemiyordu. Bunun üzerine 27 Aralik'ta gereken önlemler arttirildi. M. Kemal Pasa 29 Aralik'ta Meclis'in gizli bir oturumunda Ethem'in ayaklandigini ayrintili bir biçimde anlatti. Ethem'in ihaneti kabul edilmekle beraber yine de kardes kani dökülmemesi ve düsmana firsat yaratilmamasi için bir kez daha Ethem'le anlasma olanagi aramaya karar verildi. Fakat Ethem uzlasmaya yanasmadi. 2 Ocak 192l tarihinde Bakanlar Kurulu, Ethem ve kardeslerine, komutadan çekilirlerse af edileceklerini bildirdi. Fakat Ethem 3 Ocak 1921'de Yunanlilarla anlasmak için bir adamini yolladi. Arkadan da Resit Bey Yunan Ordusu'na gitti. 7 Ocak'ta da Yunanlilarla protokol imzaladi. Artik Ethem ayaklanmisti. Ethem olayini yakindan izleyen Yunanlilar 6 Ocak 1921'de Inönü Cephesi'nden taarruza geçince Ismet Bey ve Refet Bey Yunan saldirisina karsi koymak için Ethem'e karsi 1 Ocak 1921'de baslamis olan harekata ara verdiler.
Ethem kuvvetlerinin ihaneti ve Yunan saldirisi iç içe girmis bir durum aldi. Yunan Ordusu'nun saldirisi üzerine Ethem de Ulusal Ordu'ya saldirdi. 8 Ocak'ta Meclis'te savas durumunu açiklayan M. Kemal Pasa, "Ethem, Tevfik ve Resit Beyler." diye konusunca, bir miletvekili "Hain deyiniz." uyarisinda bulundu. Ethem kuvvetleri 13 Ocak'a kadar saldirilarini sürdürdüler. 17 Ocak'ta da Yunanlilara sigindilar. Emrindeki askeri birlikler Ulusal Ordu'ya sigindigi için, Yunanlilarin yanina 725 kisi gitti. Ankara Istiklal Mahkemesi, Yunanlilara siginmiS bulunan Ethem ve kardeslerini vatana ihanet suçuyla yargilayarak 9 Mayis 1921'de giyaplarinda idama mahkum etti. Ayni kararla gizli Komünist Partisi kurup Hükümet'i devirmek suçuyla yargilanan da mahkum oldular.
BIRINCI INÖNÜ SAVASI
Büyük Yunanistan'i gerçeklestirmek amaciyla, Itilaf Devleteri'nin desteginde Izmir ve çevresini isgal etmis bulunan Yunan Ordusu, Usak'i aldiktan sonra ilerlemesini durdurmus, Gediz Saladirisi'ndan sonra buralari da ele geçirmisti.
Bu sirada Yunanistan'da iktidar degismisti. Kral Aleksandr bir maymun tarafindan isirilmis ve 1920 Ekim sonunda ölmüslü. Venizelos seçime gitmis, fakat 14 Kasim 1920'de seçimleri kralcilar kazanmisti. Tahtindan resmen feragat etmemis ve sürgünde bulunan Kral Constantin Türk-Yunan Savasi'ni devam ettirdigi takdirde Ingiliz destegini saglayabilecegini bilerek 19 Aralik'ta Atina'ya geldi. Yunan halki savastan bikmis ve Venizelos'un seçimi kaybetmesinde bunun da etkisi olmasina ragmen, Kral da "Megalo Idea" cilardan oldugu ve Ingilizleri memnun etmek için Anadolu Savasi'na devam etmeye karar verdi. Yunan Ordusu Komutani Papulos da yeni Hükümete, Türk Ordusu henüz kurulus asamasinda iken, yeterince kuvvetlenmeden bir kesif saldirisi yapilmasini teklif etti. Ethem'in ayaklanmasini yakindan izleyen Yunanlilar bu firsati kaçirmak istemediler. Türk milislerinin en kuvvetlisi Ethem ayaklanmis ve Türkler birbirleriyle savasa baslamislardi. Yunan Ordusu önce Usak Cephesi'nde sasirtici hareketlerde bulunduktan sonra 6 Ocak 1921 tarihinde, Eskisehir'i isgal etmek ve demiryolunun geçtigi bu yerleri kontrol altina almak amaciyla Inönü mevkiinde taarruza basladi.
Silah, cephane, malzeme ve araç bakimindan çok üstün bulunan Yunanlilarin 20.000 tüfek, 150 agir makinali tüfek, 50 top ve 200 süvarilerine karsilik Türk Ordusu'nun 6.000 tufek, 50 makinali tüfek, 28 top, 300 süvarisi vardi. Ethem kuvvetleri ayaklandiklari için Türk Ordusu onunlada savasiyordu. Bu sebeple Türk Ordusu Yunanlilari oyalayarak ve yer yer agir kayiplar verdirerek kademe kademe çekilme taktigi uyguladi. Yunanlilar Türk Ordusu'na ancak 9 Ocak'ta yetisebildiler. Yaklasik üç kat üstün olan Yunan Ordusu genel saldiriya geçti. Türk Ordusu'nda yer yer çözülmeler oldu. Yipranan ve kayiplar veren Yunanlilar takviye kuvvetler alarak, saldirilarini sürdürdüler. Türk Ordusu'nun geri çekilmesi gerekiyordu. Ankara'dan gelen emirde, eger Eskisehir'i korumak olanaksiz ise, ordunun Eskisehir'in dogusuna çekilebilecegi bildiriliyordu. Fakat Cephe Komutani Ismet Pasa çekilmeye gerek görmeyerek 10 Ocak gecesi Eskisehir'in batisinda savasi kabul etti. Türk Ordusu'nun her kitasina, bu cephede, "Her subay ve erin kudretinin çok üstünde çaba harcamasi, ölümü hiçe sayarak her karis topragi savunmasi ve Türk komutasinin azim ve karari karsisinda düsmanin azim ve kararinin kirilmasi." emri verilmisti. Fakat Yunan Ordusu saldiriya devam etmeyerek geri çekildi. Türk Ordusu Yunan Ordusu'nu izleyecek güçte degildi. Bu yüzden takip harekati yapilamadi. Bati cephesinde kurulan düzenli ordu, ilk sinavini büyük basariyla sonuçlandirdi. T.B.M.M.'nin Ordulari Yunanlilari ve Ethem'i yenerek büyük umut verdi. Yunanlilar ilk kez düzenli orduyla karsilastilar ve ilk yenilgiyi aldilar. Bu basari ile T.B.M.M.'nin otoritesi büyük güç kazandi. Kanun hakimiyeti ve asayis saglandi. Istiklal Mahkemeleri'ne ihtiyaç kalmadigi düsünülmeye baslandi. Halkin Ulusal Ordu'ya güveni artti. Milis kuvvetler sorunu kapandi. M. Kemal Pasa, Cephe Komutani'ni Meclis adina, bu basaridan dolayi kutladi. ismet Bey basarisindan dolayi Mirliva'liga yükseldi.
Türk Ordusu'nu mutlaka yenecegine inanan Papulas, kesif harekati yaptiklarini ve Türk Ordusu'nun gücünü ögrendiklerini söyleyerek yenilgiyi gizlemeye çalisti. Öysa taraflarin kayiplari kiyaslandiginda bunun kesif harekati olmadigi anlasilir. Eskisehir'i ve demiryolunu ele geçirmek amaciyla baslamis olan bu Yunan ilerleyisi basarisizlikla sonuçiandi. Bu yenilgi Yunan Ordusu'nda moral çöküntü yaratti.
Bu savasin dista da büyük yankilari oldu. Avrupa basini olaya genis yer verdi. Türk basarisinin önemini ve Yunanlilar'in Küçük Asya seferinin hayal kirikligi yarattigini belirtti. Sovyetler Birligi bundan sonra T.B.M.M. ve onun ordularinin gerçegini kabul etti.
Londra Konferansi
Birinci Inönü Savasi'nin kazanilmasi T.B.M.M. gerçegini Ingilizlere
de kabul ettirdi. Ingilizler isgal ettikleri Musul-Kerkük yöresinde de yerli halkin direnisiyle karsilastilar. Revandiz'de çikan ayaklanma üzerine Ingilizler burayi terk ettiler. Bu durum karsisinda Itilaf Devletleri Istanbul, Ankara ve Atina'dan gönderilecek delegelerin katilmasiyla 21 Subat 1921'de Londra'da bir konferans toplanmasina karar verdiler. 26 Ocak'da Sadrazam Tevfik Pasa'ya durumu bildirdiler. Tevfik Pasa 27 Ocak'ta M. Kemal'e durumu bildirdi. M. Kemal Pasa verdigi yanitta, Türkiye'in tek temsilcisi olarak T.B.M.M.'nin bulundugunu ve Istanbul'un, Türk Ulusu adina karar verecek yerin B.M.M oldugunu kabul etmesi ve eger Itilaf Devletleri hak ve adalet kurallarina göre bir çözüm ariyorlarya T.B.M.M.'ni dogrudan çagirmalari gerektigini bildirdi. Sadrazama yolladigi özel mektupta ise Padisah'in T.B.M.M.'ni resmen tanidigini ilan etmesini ve Istanbul'un Ankara'ya katilmasini istedi. Fakat Tevfik Pasa, Istanbul Hükümeti'nin devaminin gerekli oldugunu ve isbirligi yapilmasini önerdi.

Yazismalar bir sonuç vermemekle beraber, Tevfik Pasa, M. Kemal'e karsi yakinlik duymaya basladi. Yunanlilar'in 21 Subat 1921'de 70-80 bin kisilik bir kuvvetle saldiriya geçeceginin haber alindigini M. Kemal'e bildirdi. Ayrica M. Kemal Pasa hakkinda daha önce alinmis ölüm karari kaldirildi ve milliyetçiler için kullanilmasi yasaklanmis olan Bey ve Pasa gibi ünvanlarin yeniden kullanilmasi serbest birakildi.
M. Kemal Pasa, Itilaf Devletleri Türkiye'yi dogrudan çagirmadiklari takdirde konferansa katilmamak kararinda idi. M. Kemal'in kararli tutumu karsissinda Itilaf Devletleri, Italya araciligiyla T.B.M.M.'ni de konferansa çagirdilar. Bekir Sami Bey Baskanligindaki Türk heyeti Antalya üzerinden bir Italyan gemisiyle Brendizi'ye ve oradan da Roma'ya vardi. Heyet, Türkiye sorununda tek yetkili yerin T.B.M.M. oldugunu ve dogrudan çagirilmalari gerektigini bildiren bir nota verdi. Bunun üzerine Lloyd George, Ankara'yi konferansa çagirdi. Türk delegeleri konferansa ancak 27 Subat'ta katildilar. Ve Londra Konferansi 12 Mart 1921'de son buldu. T.B.M.M. delegesi Sevr diye birseyi tanimadigini, dolayisiyla Itilaf Devletleri'nin Sevr'in yumusatilmasi önerilerini kabul etmeyeceklerini belirtip, Misak-i Milli esaslari üzerinde görüsülebilecegini bildirdi. Fakat Itilaf Devletleri Türk gerçegini bir türlü kabul etmek istemediler. Sevr'in yumusatilmasi konusunda öneri getirdiler. Buna göre Izmir Ili güya Turkiye'ye verilecek, fakat sehirde Yunan kuvveti bulunacak asayis müttefik subaylarca saglanacak, vali hristiyan olacak ve Milletler Cemiyeti tarafindan atanacakti. Türkiye bu önerileri ulusal bagimsizlik ilkesine aykiri oldugu için kabul etmedi.
Londra Konferansi'na katilmayi kabul eden M. Kemal, Misak-i Milli'nin Itilaf Devletleri'nce kabul edilmeyecegini biliyordu. Fakat katilmakla, Türk Ulusu'nun sesini ve hakli davasini bütün dünyaya duyurmak firsati dogdu. Itilaf Devletleri T.B.M.M.'nin varligini kabul ettiler. Türkler baris istemiyorlar propogandalarina firsat verilmedi. Wilson'in 14 maddesi ilkesine uygun olarak hazirlanmis bulunan Misak-i Mili'nin Batili devletlere ve bati kamuoyuna duyurulmasi saglandi.
Londra Konferansi'ndan bir sonuç çikmadi. Zaten Yunanlilar 23 Mart 1921'den itibaren Bati Anadolu'da yeni saldiri hazirliklarina baslamislardi. Yunanlilar Türk Ordulari'ni yok etmeye güçlerinin yetecegini göstermek ve Türkleri Sevr'i kabule zorlamak için saldiri karari aldilar. Kralin, M. Kemal'in daha fazla dayanamiyacagi, genis bir orduyu besleyip, donatamiyacagi iddialarini kabul eden Lloyd George Yunan saldirisini uygun buldu. Oysa Fransiz ve italyan askeri gözlemcileri Yunan görüsünü paylasmiyorlardi. Fakat yine de Ingiliz Basbakani'ni desteklediler. Turk delegeleri daha yolda iken Yunan saldirisi basladi.
Bekir Sami Bey Londra Konferansi sürerken, Ingiliz, Fransiz, Italyan temsilcileri ile ayri ayri görüsülerek antlasmalar imzaladi (11-12 Mart 1921). Ingilizlerle esirlerin degistirilmesi üzerine antlasma yapildi. Buna ,göre Türkler, ellerinde bulunan Ingilizleri serbest birakacak, buna karsilik Ingilizler Ermenilere ve Ingiliz esirlerine zulüm ve suistimal etmemis olan Türk esirlerini iade edeceklerdi. Fransa ile yapilan antlasma geregince güney cephesinde çatismaya son verilecek, bu bölgedeki Türk kuvvetleri silahtan arindirilacak, buna karsilik bu bölgede Fransizlara bazi idari yetkiler taninacak, Diyarbakir ve Sivas sehirlerinin iktisadi kalkinmasi için Fransiz sermayesinden yararlanip Fransizlara bu yöredeki iktisadi ayricaliklar verilecekti. Buna karsilik Sevr'de belirtilen sinirlar üzerinde Türkiye lehine bazi degisiklikler yapilacakti. Italya ile yapilan antlasma ile de Italya, Izmir ve Trakya'nin Türkiye'ye geri verilmesini Konferans'ta savunacakti. Buna karsilik Italya'ya Izmir disinda, bati ve güney Anadolu sehirlerinde iktisadi ayrilaciklar verilecekti.
Bekir Sami Bey bu antlasmalari T.B.M.M. Hükümeti'nin onayini almadan imzalamisti. Türkiye'nin çikarlarina ters düsen ve ulusal bagimsizliga aykiri olan bu antlasmalari imza ettigi için Bekir Sami Bey, M. Kemal ve Meclis tarafindan sert sekilde elestirildi. Antlasmalar Meclis tarafindan onaylanmadi. Bekir Sami Bey ise baris firsatinin kaçirildigi görüsünde idi. Londra'dan döndükten sonra, M. Kemal kendisinin Disisleri Bakanligi'ndan çekilmesini istedi. Yerine, o sirada Moskova'da bulunan ve Moskova Antlasmasi'ni imzalayan Yusuf Kemal Bey geçti.
iKiNCI INÖNÜ SAVASI
Birinci Inönü Savasin'da yenilen Yunanistan, kurulmakta olan Türk ordusunun gücünü görmüstü. Bu savas Türklere moral ve prestij saglamisti· Bu bakimdan, Türk Ordusu'nun yeterince kuvvetlenmesine firsat vermek istemeyen Yunanistan, Londra Konferansi'nin sonucunu beklemeden, yeni bir saldiriyaa hazirlandi. Kral hem prestijini kurtarmayi, hem de Türk Ordusu'nu yok ederek, Türkleri Sevr'i kabule mecbur edebilecegini umuyordu. Izmir'e yeni kuvvetler çikartip, Trakya'daki kuvvetlerinin de bir kismini Anadolu'ya tasiyan Yunanlilar Lloyd George'dan da politik destek aldiklari için durumu kendileri için çok elverisli görüyorlardi. Hatta Albay Sariyanis, Samsun ve Trabzon'a da asker çikartilarak Türk Ordusu'nun iki ates arasina alinmasini önerdi. Fakat bir milyar drahimiye ihtiyaç duyulan bu hayalden, "Bu kadar para Ingilte de bile yoktur." düsüncesiyle vaz geçildi. Yunanlilar lehine olan bir önemli durum, Türkiye'nin henüz iç güvenligini saglayamamis olmasi idi. Bir yandan 20-25.000 kisilik Pontus çeteleri, diger yandan Koçkiri Asireti'nin ayaklanmasi cephe gerisini tehdit ediyordu. Asker kaçaklari olaylari da yeniden çogalmisti. Salgin hastaliklar, yiyecek ve ilaç yoklugu Türk Ordusu'nu kiriyordu. Yalnizca soguktan olan hastaliklardan 9.000'den çok asker bu kis içinde ölmüstü. Askerin sirtina giydirecek, sicak tutacak elbise bulunamadigi için halk, evlerindeki kilimleri basit bir sekilde dikip orduya veriyordu. Bütün bu yokluklara ragmen Türk Ordusu inançla ve yilmadan hazirlaniyordu. Lloyd George, Yunanlilari uyarmak için, "Alinan önlemleri yeterli görüyorum, hiçbir seyin talihe ve tesadüfe birakilmamasi gerekir. Çünkü yapilacak tararruz basarisizliga ugrarsa bundan sonra Türklerle uyusulamaz." diyordu.
Yunanlilar 23 Mart'ta Bursa, Usak, Eskisehir ve Afyon'dan üstün kuvvetlerle taarruza geçtiler.
Taraflarin kuvveti söyleydi:
TüfekAgir Mk.Tf.Hafif Mk.Tf.KiliçTopTürkler34.175235553.500104Yunanlilar 41.5507203.1343.100220Buna göre Yunan ordusu yararina 7.375 tüfek, 485 agir makinali tüfek,3079 hafif makinali tüfek, 116 top fazlalik vardi. Türk Ordusu yalnizca 400 kiliç fazlaligina sahipti. Yunan Ordusu'nun ates gücü açikça görünüyordu.
Yunanlilar 24 Mart'ta Bilecik'i, 25 Mart'ta Pazarcik yöresini isgal edip Inönü mevzilerini sikistirmaya basladilar. 30 Mart'a kadar süren, zaman zaman süngü savasi halini alan savaslar sonucu önemli stratjik bir yer olan Metris Tepe Yunanlilarin eline geçti. Yunanlilar Güney Cephesi'nde de Refet Bey komutasindaki birliklere saldirmislar ve Afyon'u isgal ederek ilerlemislerdi. Oysa Refet Bey yenilgi durumunda oldugunu görmemis, Ismet Bey'e yardim için Ankara'ya basvurmustu. Bu sikisik durumda, B.M.M Muhafiz Taburu (900 tüfek, 4 makinali tüfek) cepheye gönderildi. Bu kuvvetin gelmesiyle, güçlenen Türk ordusu 31 Mart 1921'de karsi saldiriya basladi. Türk ordusunun erleri ve subaylari insanüstü fedakarliklar göstererek, komutanlar ön hatlarda çarpisarak, Yunan Ordusu'na büyük kayiplar verdirdi, Bu sirada Ankara, savasin sorumlusu Ingilte're'ye sert bir nota verdi. Fakat daha Ingiltere'nin yaniti gelmeden, Yunan ordusu 1 Nisan tarihinde yenilgiyi kabul ederek çekilmeye basladi. Türk süvarileri Yunan Ordusu'nu takip etti. Refet Bey'in emrindeki süvariler düsman çekisilisine agir kayiplar verdirtti. Fakat Türk Ordusu'nun iki kati kuvveti olan Yunan Ordusu yeterince ezilip yok edilemedi. Savasin geçtigi bir çok Türk sehir ve kasabasi tamamen tahrip oldu. Yakilip yikildi.
Ismet Pasa, 1 Nisan tarihinde Metris Tepe'den Ankara'ya telgrafla Yunan Ordusu'nun yenilgisini bildirdi. M. Kemal Pasa Ismet Pasa'ya ayni gün verdigi yanitta:
"Bütün dünya tarihinde, sizin Inönü Meydan Savaslari'nda yüklendiginiz görev kadar agir bir görev yüklenmis komutanlar pek azdir. Ulusumuzun bagimsizligi ve varligi, çok üstün yönetiminiz altinda serefle görevlerini yapan komutan ve silah arkadaslarimizin duyarliligina ve yurtseverligine büyük güvenle dayaniyoruz. Siz orada yalniz düsmani degil, ulusun ters alin yazisini da yendiniz..." diyordu. Inönü Zaferi, 8 Nisan'da kazanilan Aslihanlar Zaferi ile tamamlandi. Afyon yönünde ilerleyen Yunan ordusu, Inönü'deki kuvvetlerinin yenilip çekilmesi üzerine Afyon'u bosaltip çekildiler. Yolda Aslihanlar'da agir bir yenilgiye daha ugradilar. Fakat Usak'ta takviye aldiklari için Türk Ordusu ileri harekatini durdurdu.
Ikinci Inönü Zaferi içte ve dista büyük etki yapti. Türk halkinin orduya güveni iyice artti. Istanbul'da mitingler yapildi. Kizilay'a para yardimlari yapildi. Padisah bile para verdi. Veliahd Abdülmecit Efendi'nin oglu Anadolu Savasi'na katilmak için Inebolu'ya geldi. Fakat istegi Ankara tarafindan red edildi.
Dista ise Yunanlilar ve Ingilizler Türk Ordusu'nun gücünü kabul ettiler. Bu kadar kisa zamanda Türklerin bu derece güçlü bir ordu kurmasini mucize olarak nitelendirdiler. Alman ve Bulgar basini bu basariya genis yer vererek kendi halklarinin moralini yükseltmeye çalistilar. Fransiz basini "Eskisehir Savasi" adini verdigi bu savasa genis yer verdi. Turk basarisini övdü. Hatta bazi gazeteler, "Tek bir çözüm var: Samimiyetle Türklerin bagimsizligini tanimak, Izmir'i Edirne'yi vermek..." diye yazarak büyük gerçegi dile getiriyordu.
Türklerin bu savasta 1.493 sehit, 2.740 yarali ve 76 esir kayiplarina karsilik, Yunan Ordusu'nun kaybi 15.000'den çoktu. Bunlarin 6.000'i Inönü'de, 5.000'i Gündüzbey'de, 5.000'i de Inegöl-Pazarcik arasinda öldürüldü. Ayrica yüz kadar agir, 200 hafif makinali tüfek ve önemli sayida cephane, 10 otomobil, 2 uçak kaybettiler. Fakat düsman geri çekilirken, sivil halktan çok kimseyi öldürdü, köy ve kasabalari intikam için yakti. Ankara, bu durumu tesbit etmek için bir "Tahkikat Heyeti" gönderdi. Dis basindan gözlemciler çagrildi. Fakat bütün bunlar Yunan katliamini engellemedi. Hatta, Rum çeteleri ve Ermeni çeteleri, Abhazlar çok kanli, dehset verici kiyim yaptilar. Bati ve Dogu Trakya'da da Türklere karsi büyük baski yapildi. Türklere karsi Trakya'da katliam girisimleri Itilaf Devletleri'nin (Italya ve Fransa) araya girmesiyle engellendi.
Fransa, TÜrkiye'nin basarisi karsisinda gerçekleri görerek Türkiye ile anlasma zemini aradi. Baslayan Türk-Fransiz görüsmeleri Ankara'da dostluk havasina büründü. Fakat Yunan Ordus yeni bir saldiriya basladigi için Fransizlar görüsmeleri askiya aldilar ve saldirinin sonucunu beklediler. Sakarya Savasi sonrasi anlasma saglanacaktir.
YUNAN SALDIRISI
KÜTAHYA-ESKISEHIR SAVASLARI
Ikinci Inönü Zaferi'nden bir süre sonra, Refet Pasa'nin, komutasi altindaki birlikler üzerinde etkisinin azaldigini ve birliklerin kendisine karsi güvenlerinin sarsildiginin anlasilmasi üzerine Fevzi Pasa ve Ismet Pasa Refet Pasa'nin karargahina gittiler. Mustafa Kemal Pasa da buraya geldi. Baskomutan bu cephenin birlestirilmesini belirtti. Güney Cephesi Bati Cephesi'ne baglandi ve Komutanligina Ismet Pasa getirildi. M. Kemal Pasa bundan sonra bir formül bularak bu isi çözmeye çalisti. Buna göre, Ismet Pasa yalnizca Bati Cephesi Komutani olacak, Genelkurmay Baskanligi'ni birakacakti. Fevzi Pasa Genelkurmay Baskani olacak ve Milli Savunma Bakanligi'ni birakacakti. Bu Bakanliga da Refet Bey getirilecekti. Fakat Refet
Bey Genellkurmay Baskani olmayi istedi ve Bakan olmayi kabul etmedi.

Yunanlilar Birinci ve Ikinci Inönü Savaslari'nda ugradiklari yenilgiden sonra kaybolan prestijlerini ve daha önce de gördügümüZ, Türkler'i Sevr'i kabule zorlamak için daha güçlü bir saldiriya hazirlandilar. General Papulas II. Inönü Savasi öncesi, saldiri için elindeki kuvvetin yeterli olmadigini bildirmisti. Bu savaslar Yunanlilara, Türk Ordusu'nun, sandiklari kadar zayif olmadigini, disiplinli ve dirençli oldugunu ve her geçen gün daha da kuvvetlendigini göstermisti. Ayrica uyguladiklari strateji de yanlisti. Yunan Genelkurmayi yeni bir strateji hazirladi. Yunan Krali seferberlik ilan etti ve Yunanistan bütün kaynaklarini, varini yogunu ortaya koyarak iki ay süreyle yeni saldiriya hazirlandi. Yeni saldiri planina göre Yunan ordusu, Usak ve Bursa gruplarinu, kusatici bir ilerleyisle, meydan savasi sahasinda birlestirecek ve Türk Ordusu iki ates arasina alinip, yok edilecekti. Inönü Savaslarinda denedikleri cepheden taarruzdan vaz geçtiler. Bu yeni plânla ve seferberlik sonucu elde edilen kuvvetlerle Türk Ordusu'nu yok edeceklerine kesinlikle inaniyorlardi. Bu amaçla daha Haziran basindan itibaren önlemler almaya basaladilar. Bir Yunan savas gemisi 9 Haziran'da, Türk Ordusu'un önemli bir ikmal limani olan Inebolu'yu topa tuttu. Diger yandan Yunan Krali Konstantine, yaninda prensler ve danismanlariyla Atina'dan hareket ederek, "Yunanlilik fikrinin yenilmez kuvvetine." güvenerek 13 Haziran'da Izmir'e geldi. Izmir'de "Bizans'a ve Ankara'ya." tezahüratiyla karsilandi. Bu arada Itilaf Devletleri arabuluculuk yaparak, Izmir'in Türklere verilmesini önerdiler. Fakat Yunanistan, kabul edilmis bulunan Sevr'i savunacagini belirterek öneriyi red etti. Genel seferberlik sonucu Yunanlilarin kuvveti Anadolu'da 11 tümene ulasti. Genel seferberlik sonucu bu büyük kuvvetle Türkleri yok edeceklerine kesinlikle inaniyorlardi. Kral bu inançla 7 Temmuz'da cepheye hareket etti.
Yunanistan bu hazirliklari yaparken Türkiye seferberlik ilan edemedi. Kisitli kaynaklari dolayisiyla ordunun silah, cephane, giyecek, yiyecek, ilaç, tasit gereksinimlerini karsilayamiyordu. Almanya ve Italya'dan silah alinmasi için girisimde bulunuldu, fakat parasizlik yüzünden isler gecikiyordu. Amerikalilar ise silah satmaya yanasmiyorlardi. Türk Ordusu dört grup halinde toplanmisti.
Yunan Ordusu'nu gücü, son duruma göre, 10 piyade tümeni, bir bagimsiz tümen bir bagimsiz süvari tugayi, 7 bagimsiz piyade alayi ve lojistik ve muharip kuvvetlerden olusuyordu. Bu kuvvet 136.142 insan, 66.300 tüfek, 825 makinali, 460 top ve 3.100 süvari idi. Ayrica deniz kuvvetleri ve hava kuvvetleri de oldukca iyi durumda idi.
Türk Ordusu'nun insan mevcudu 120.000 kadardi. 60.103 tüfek, 423 agir makinali tüfek, 162 top, 4 uçak vardi. Nakliye isleri kagni arabasiyla yapiliyordu. Ikinci Inönü Savasi'nda elde edilen silah ve cephane de Türk Ordusu tarafindan kullaniliyordu. Orduyu Sevk ve idare yetkisi Genelkurmay Baskanligi'na verilmis idi. Meclis Baskani M. Kemal ise, bütün silahli kuvvetlerin basi idi.
Yunan saldirisi 10 Temmuz 1921 tarihinde basladi. Türk Ordusu'nun sol kanadina yapilan bu saldirilari basariyla genisledi. Afyon (13 Temmuz), Kütahya (17 Temmuz), Eskisehir (19 Temmuz) Yunanlilarin eline geçti. Yunan Ordusu'na 2l Temmuz'da yapilan Türk karsi saldirisi ise basarisizlikla sonuçlandi M. Kemal ordunun daha iyi sartlarda dögüsmesi için, Ismet Pasa'ya "Sakarya'nin dogusuna çekilebilinecegi" tavsiyesinde bulundu. Savas Türk Ordusu'nun aleyhine gelisiyordu. Ordunu yeniden düzenlenmesi için on günlük bir zamana gereksinim vardi. Bati Cephesi Komutanligi Yunan Ordusu'nun silah, cephane, ates gücü bakimindan ve insanca üstün oldugunu belirterek Genelkurmay Baskanligi'na, ordunun Sakarya'nin batisina çekilmesi gerektigini bildirdi. 17 Temmuz'da cepheye gelen Mustafa Kemal Pasa'nin direktifine uyularak, Türk Ordusu daha fazla yipranmadan Sakarya'nin batisina çekilmeye basladi. Böylece M. Kemal'in, ordunun yeniden düzenlenmesi için on günden fazla bir zaman kazanmasi ve büyük toprak kayiplarina ragmen Yunan Ordusu ile aranin açilmasi ve Yunanlilarin bu açigi kapamak için düzenlerinin bozulmasini hazirlayan düsüncesi gerçeklesti. Böylece Eskisehir-Kütahya Savaslari 15 Temmuz'da Yunan basarisiyla sonuçlandi. Fakat 14 Agustos'ta Yunanlilarin Sakarya'dan yeniden saldiriya geçtigi tarihe kadar Türk Ordusu zaman kazanmis oluyordu.
Yunanlilar Türk Ordusu'nun isinin bittigini, geriye kalan enkazinin tamamen yok edilmesinin uzun sürmeyecegini zan ediyorlardi. Yunan Krali gerçek durumu ancak 29 Temmuz'da Kütahya'da yapilan toplantida ögrendi. General Populos "Türkler yok edilmemistir, yalniz kayiplari çoktur. Amacin elde edilmesi için Ankara ve Kizilirmak'a kadar ilerlemek lazimdir. Türkler Eskisehir'den çekildikten sonra baris istemediler." diyerek gerçegi anlatti. Bir çok Yunan generali Türk Ordusu'nun bozularak kaçtigini düsünürlerken Prens Andreas, Türklerin düzenli bir sekilde çekildiklerini belirtiyordu.
Türk Ordusu'nun yenilgisi ve geri çekilmesi çok pahaliya mal oldu. Yunan Ordusu yine Türk köylesini yakarak, halki süngüleyerek, kadinlara tecavüz ederek, yarali Türk askerlerinin karinlarini deserek, saglamlarini ise birbirlerine baglayip, yakarak, halkin elindeki yiyecek ve her seyini alip açliga ve sefalete mahkum ederek ilerledi. Türk Ulusu'nu yildiracagini sandigi bu siddet, tam tersine Türk Ulusu'nun kin ve nefretle dolmasini hazirladi.
Bu yenilgi ve geri çekilme ile büyük arazi parçasinin düsmana kaybedilmesi ve Yunan Ordusu'nun burada yaptigi katliam halk ve ordu üzerinde büyük moral çöküntü yaratti. Seferberlik ve ikmal bakimindan verimli topraklar elinden çikmis oldu. Orduda asker kaçagi olaylari artmaya hasladi. Ordunun savas gücü azaldi. Artik savaslar topyekün savasa dönüsmüstü. Türk Ulusu ölüm kalim savasi vermekteydi.
Fakat tarihe Fevzi Pasa 'nin 22 Temmmuz 1921'de "Ilerleyen Yunan Ordusu mezarina yaklasiyor." demesi bile Meclisteki heyecani engelleyemedi. Ordunun basarili bir savas verdigi günlerde, Meclis'teki hava nasil yumusuyor, hosgörü ve cömertlik artiyorsa, yenilgi karsisinda ise sert elestiriler, suçlamalar, komutanlar aleyhinde suçlamalar basliyordu. Bu yenilgi Istiklal Savasi'nin en kritik anlarindan birinin yasanmasina yol açti. M. Kemal'in 24 Temmuz'da gizli oturumda Meclis kürsüsünden Ankara'nin gerekirse bosaltilacagindan söz etmesi büyük heyecan yaratti.M. Kemal Pasa'ya karsi olanlar "Ordu nereye gidiyor, ulus nereye götürülüyor? Bu hareketin elbette bir sorumlusu vardir; o nerededir? Onu göremiyoruz. Bugünkü aci ve feci durumun gerkek sorumlusunu ordunun basinda görmek isterdik." diyorlardi. Fevzi Pasa Genelkurmay Baskani olarak tek sorumlunun kendisi ve hesap vermeye hazir oldugunu söylemesine ragmen Meclis'te ki heyecan yatismadi.
SAKARYA MEYDAN SAVASI
Türk Ordusu'nun isinin bittigini, kaynaklarinin tükendigini zan eden Yunanlilar, Türk Ulusu'nun Baskomutanin emirkerine inançla uyacagini, kadin ve çocuklarin bileasilâh tasiyacaklarini düsünmemislerdi. Yunanlilar Türk Ordusu'na son darbeyi indirmek ve yok etmek amaciyla 14 Agustos'tan itibaren ileri harekta basladilar. 17 Agustos'ta Türk Ordusu ile temasa geldiler. Bu Türk birliklerinin görevi Yunan Ordusu'nu oyalamak ve geciktirmekti. Bu sebeple bu birlikler yavas yavas geri çekildiler. Kazim Karabekir Pasa, Baskomutan'a yolladigi telgrafla yapilan Istiklal Savasi için moral verdi. Türk Ordusu arkasini Karadeniz daglarina dayadi ve cephesi dogudan batiya dogru uzaniyordu Ankara yolu açikti. Durumu gören Halide Edip (Onbasi) M. Kemal'e, düsmanin Ankara'ya gidecegini endiseyle söylemesi üzerine, M. Kemal Pasa, "Iyi yolculuklar dilerim. Arkalarindan vurarak onlari Anadolu'nun boslugunda mahvederim." yanitini verdi. Yunanlilar durumu gördükleri için Ankara'ya yürümediler ve bütün güçleri ile 23 Agustos'ta Türk Ordusu'nun sol kanadina yüklendiler. 24, 25 Agustos günleri çok kanli çatismalar oldu. Ismet Pasa çekilmeyi önerdiyse de Fevzi Pasa, adim adim savunma ile düsmanin yipratilacagini ve basarili olunacagini belirterek kabul etmedi. 31 Agustos'ta Yunan Ordusu'nun saldirisi basarili biçimde gelisti. Türk Ordusu yer yer geri çekildi. Bu çekilisin ordu üzerinde moral çöküntü yaratmamasi ve çekildikleri yerde yeniden cephe kurulmasini saglamak için M. Kemal Pasa büyük tarihi bildirisini yayinladi:
"Hatt-i müdafaa yoktur. Sath-i müdafaa vardir. O satih bütün vatandir. (Savunma hatti yoktur. Savunma alani yardir. O alan bütün yatandir.) Yurdun her karis topragi, yurttasin kaniyla islanmadikça düsmana birakilamaz. Onun için, küçük büyük her birlik ilk durabildigi noktada, yeniden düsmana karsi cephe kurup savasi sürdürür. Yanindaki birligin çekilmek zorunda kaldigini gören birlikler ona uymaz, bulundugu mevzide sonuna dek dayanmaya ve direnmeye mecburdur." Türk Ordusu'nun silah ve cephanesi tükenmisti. Silah , cephane, Erzurum, Diyarbakir gibi uzak yerlerden deve kervanlari ile geliyordu. Bu cephelerden gelen takviye kuvvetleri, uzun yürüyüsten sonra, aç, yorgun, uykusuz, bitkin, hasta bir vaziyette dinlenmeye vakit bulmadan savasa katiliyorlardi. Asker birçok yerde cephanesi tükenmis ve süngüsü olmadigi için tüfeginin dipçigi ile dögüstü. Bu arada M. Kemal Pasa atindan düsüp kaburgalarini kirdi.. Asker kaçagi sayisi 40.000'e çikmisti. Bütün bu olanaksizliklara ragmen ordu direnisini yilmadan sürdürdü.
Fevzi Pasa, Baskomutan'a Yunan Ordusu'nun zor duruma düstügünü müjdeledi. Yunanlilar 4-5 Eylül günleri yeniden taarruz ettiler, fatat büyük kayiplar verdiler ve taarruzlari durduruldu. Bu tarihten itibaren taarruz güçlerini kaybederek savunma durumuna geçtiler. Türk Ordusu 8 ve 10 Eylül tarihlerinde iki taarruz yapti. 12 Eylül'de Türk Ordusu'nun saldirisi karsisinda Yunan Ordusu bozularak perisan bir durumda kaçmaya basladi.22 gün gece ve gündüz süren bu büyük meydan savasini Türk Ordusu, bütün olanaksizliklarina ragmen kazandi. 13 Eylül tarihinde T.B.M.M.'ne Türk zaferini bildiren M. Kemal Pasa ayni gün genel seferberlik ilan etti. Türk Ordusu'nun bu savasi kazanmasinda en küçük erinden, Baskomutani'na kadar inançla, yilmadan savasmasi, Türk Ulusu'nun varini yogunu orduya vermesi, Türk Kadini'nin sirtinda cepheye silah,cephane ve cephede yaralananlari geriye tasimakla fedakarlik göstermesi etken oldu. Fevzi Pasa'nin ve Ismet Pasa'larin cephede, Refet Pasa'nin cephe gerisinde, ordunun gereksinimi olan malzemenin gönderilmesinde hizmetleri oldu. Subaylar ölümü hiçe sayarak, askerin ,yaninda savasa katildilar. Yunanlilar "Büyük Yunanistan", Türkler ise "Vatan ülküsü" için dögüstüler.
1683'de Viyana önlerinde baslayan Türk bozgunu, Haçli düsüncesini, ve gücünü Sakarya'da kirdi. Sakarya Savasi'nin kazanilmasi ile büyük tehlike yenildi. Ankara'nin bosaltilip, Kayseri'ye tasinmak için baslatilmis olan çalismalar, bir çok ailenin yollaradüsmesi bu tehlikenin boyutlarinl göstermektedir. BaSkomutan M. Kemal, Pasa'nin iradesiyle kazanilan bu zaferden sonra, Meclis Fevzi ve Ismet Pasalar tarafindan verilen önergeyi kabul ederek, kendisine l9 Eylül'de Gazilik Ünvani ve Maresallik rütbesi verdi. Erzurum'da geri iade ettigi Osmanli rütbe ve ünvaninin yerine simdi Meclis, O'na hakki olan ünvan ve rütbeyi veriyordu.
Türk Ordusu bu savasta çok subay kaybetti. Yedi tanesi Tümen Komutani olan sehit sayisi 3.288, yarali 13.618, tutsak 415 idi. Yunan Ordusu, Türk Ordusu'nu yenemeyince kinini sivil halktan aliyordu. Yunan Ordusu'nun kaybi çok agirdi, subay ve er 15.000 ölü verdiler. Yarali sayisi 25.00O kadardi. Ordularinin üçte birini yitirmislerdi.
Yunan Krali ve Basbakani, ordularinin moralini yükseltmeye çalistilarsa da komutanlari yenilgiyi çok iyi anlamislardl. Yunan azminin, Türk azmi karsisinda yenildigini itiraf ettiler. Yunan Ordusu geri çekilirken, Türk Ordusu düsmani izleyebilecek durumda degildi. Yeterince silah, ve yedek kuvvetlcri ve hizli araçlari yoktu. Yunan Ordusu saldiri basladiginda 85.000 tüfek ve üstün top sayisina sahipti. Oysa Türk Ordusu'nun er sayisi, gelen yardimlarla 92.660'a ulasmisti. Ama tüfek sayisi ancak 47.342 idi. Ölen ve yaralanan askerin tüfegini baskasi alarak savasiyordu· Sakarya Zaferi, ulusun ve ordunun sarsilmis olan moralini yükseltti.
Ulusun orduya inanci ve M. Kemal Pasa'ya güveni bir daha sarsilmayacak sekilde yerlesti. Bu tarihe kadar Padisah ve Istanbul Hükümeti'nin etkisiyle olusan karsi çikmalar ve asker kaçagi olaylari durdu. Ulus, Ulusal Mücadele ile birlesti. Firari sayisi 40.000'den 3.000 dolaylarina düstü. Saldiri üstünlügü Türk Ordusu'nda idi. Yunan Ordusu savunma durumuna girip, bunlundugu cephede yiginak yapmaya basladi.
Batili ülkelerin Yunan Ordusu'na güveni yikildi. Türk Ordusu'nun er geç kazanacagi anlasildi. Ingiliz Disisleri Bakani, Ingiltere ile Türkiye arasinda baris yapilmasi gerektigini söylerken, Yunan Basbakani'na da ayni öneriyi yapiyordu. Ingiliz Basbakani Lloyrd George, Yunanistan'a para ve ekonomik yardim yapamiyacagini bildirdi. Avrupa'dan yardim istemeye giden Generis, eli bos dönünce, Küçük Asya'yi terk etmeleri gerektigini, büyük devletlerin kendilerini bir maceraya attiklarinin anlasildigini açikliyordu. Fransa Türkiye ile anlasti ve Itilaf Devletleri bloku parçalandi.
Uzun zamandir Rusya'da bulunan ve bir firsat bularak Anadolu'ya girmek ve Meclis içindeki ve Trabzon'daki Ittihatçilarin destegi ile M. Kemal Pasa'nin yerine geçmek isteyen Enver Pasa, M. Kemal'in basarisi üzerine Buhara taraflarina gitti. Burada Kizilordu'ya karsi savasirken öldü.
Kafkas Devletleri (Gürcistan, Ermenistan, Azerbeycan) Sovyetlerin tesvikiyle 13 Ekim 1921'de Türkiye ile Kars Antlasmasi'ni imzaladilar. Daha sonra 2 Ocak 1922'de Ukrayna ile bir dostluk antlasmasi imzalandi. Sovyet-Türk dostlugu kuvetlendi. Bu arada Londra'da baslayan, fakat uygulanmayan esir mübadelesi konusu gündeme geldi ve Ingiltere ile Türkiye arasinda 22 Ekim 1921'de Istanbul'da esirlerin degis-tokusu antlasmasi imzalandi. Malta sürgünleri serbest birakildilar.
BÜYÜK TAARRUZ
(26 Agustos 1922)
Yunan Tarafi
Sakarya Savasi'ndan sonra Yunanlilar Eskisehir-Afyon çizgisinde kuvvetli bir savunma hatti olusturdular. Bu cepheleri gören bir Ingiliz Kurmay Subayi "Türkler bu mevzileri dört bes ayda isgal ederlerse bir günde susturduklarini iddia edebilirler." demisti. Bu cepheyi böylesine güçlendiren Yunanlilar diger yandan, Italyanlarin bosalttigi Söke ve Kusadasi'ni (21 ve 30 Nisan 1922) isgal ettiler. Bu davranislariyla Anadolu'da kalmaya kararli olduklarini gösteriyorlardi. Ege yöresinin Rumlarini da silah altina alarak birlikler olusturuyorlardi. Türkiye'ye gözdagi vermek, Yunan halkinin moralini yükseltmek ve Türk savas gemilerince esir alinan "Enosis" isimli gemilerinin intikamini almak için 7 Haziran 1922'de Samsun'u bombardiman ettiler. 5 Haziran'da Yunan Ordusu'nun basina Lloyd George'un "Bir çeSit deli" dedigi Haci Anesti'nin getirilmesi ile, Yunanlilar Trakya ve Anadolu'da sivil halka karsi baski ve katliama giristiler. Haziran sonunda baslatilan faaliyetler sonucu, 30 Temmuz'da Ionya (Izmir ve kuzey bölgesi) Muhtariyetini ilan ettiler. Bu hareketleri Ankara ve Istanbul tarafindan protesto edildi. 29 Temmuz'da da Ingiltere'ye bir nota vererek, Türkleri barisa zorlamak için Istantanbul'u isgal etmek zorunda olduklarini bildirdiler ve hemen arkasindan iki tümenlik bir kuvveti Anadolu'dan Istanbul'a tasimak için hazirliklara basladilar. Bunun üzerine Istanbul'daki Türk Gizli Teskilati önemli yerlere top yerlestirirken, sehrin savunmasi için binlerce kisi hazirlandi. Diger yandan Fransa enerjik bir tutum izledi. General Pelle'ye verilen emirle Yunanlilara engel olmasi, gerekirse kuvvet kullanmasi bildirildi. Ingiliz General Harrington da Lloyrd George'un politikasina aykiri olarak Fransizlara yardim ederek Çatalca hattina asker gönderdi. Italya da ayni enerjik tutuma girince Yunanlilar bu girisimlerden vazgeçtiler.
Yunanistan bu politikayi ve hazirliklarini sürdürürken, ordusunun ve Yunan halkinin morali çok kötü idi. Sakarya'daki agir yenilgi ve kayiplarin açiklanmasi, çok kötü etki yapti. Yunan askeri Anadolu'da bosu bosuna savastigini düsünmeye basladi. Ordu Kralci ve Venizelosçu çatismasi içinde egitim ve disiplinini yitirmisti. Siyasi ve askeri çöküntü yanisira ekonomik bunalim da üst düzeye çikmis ve dis yardim kapilari kapanmisti. Yabanci devlet adamlari ve askeri gözlemcilerin, Yunanlilarin Anadolu'yu terk etmeleri yolunda uyarilarina da aldirmiyorlardi. Büyük Yunanistan'i gerçeklestirmek için ellerine geçirdikleri tarihi firsati kaçirmak istemiyorlardi. Ordularinin yeterli kuvvette olduklan kanisindaydiiar.
Türk Tarafi
Sakarya Savasi'ndan sonra, Yunan Ordusu'nun hazirlik yapmasina firsat birakmadan, taarruz yapilmasi istenmis, fakat ordunun buna hazir olmamasi yüzünden vazgeçilmisti. Daha sonra yagislarin baslamasi dolayisiyla taarruz ertelendi, fakat her an taarruz yapilacakmis gibi hazirlik yapildi. 1921 Eylül ayinda seferberlik ilan edilmis oldugundan ordunun er ihtiyaci büyük ölçüde giderildi. Sakarya Savasi'nda, yiyecek, giyecek, cephane yoklugu yüzünden artan firar olaylari kalmadi. Ordunun ihtiyaci olan malzeme, silah, cephane çesitli yollardan saglanirken egitim ve disiplin mükemmel düzeye getirildi. Ordu içinde emir-komuta zinciri saglandi. Cephe gerisinde de güvenlik önlemleri alindi. Ordunun komuta heyeti, uzun savas yillarinda yetismis, tecrübeli komutanlardan olusuyordu. Yeni getirilen erlerle ordunun sayisi 200.000'e ulasti. Yiyecek, giyecek, cephane yeterli düzeye getirildi. Birkaç meydan savasi yapilmasi olasiligi düsünülerek, ona göre hazirlik yapildi. Türk Ordusu vatan topraklarini kurtarmak için Baskomutan'in taarruz emrini bekliyordu.
Taraflarin Kuvvetleri
TaraflarSubayErTüfekHafif Mk.TüfekAgir Mk.TüfekTop323KiliçTürk Ordusu8.659199.283100.3522.0258393235.282Yunan Ordusu6.565218.43290.0003.1391.2804181.280Türk Ordusu butün güçlüklere ragmen, malzeme ve silah bakimindan Yunan Ordusu'na yakin duruma gelebildi. Baskomutan daha Ocak 1922'den itibaren taarruz planlarini hazirlamisti, Sik sik cepheye giderek hazirliklari yakindan izledi.
Taarruz Karari
M. Kemal Pasa 27 Temmuz 1922'de Alasehir'e geldi. Taarruz plani üzerinde Genelkurmay Baskani ve Cephe Komutani ile son degisiklikleri yapti ve planin aldigi son biçime göre 15 Agustos'a kadar bütün hazirliklarin tamamlanmasina ve 30 Temmuz tarihli görüsmede, 26 Agustos tarihinde taarruz yapilmasina karar verildi.
Fakat M. Kemal Pasa, Türkiye sorununun barisçi yollardan çözülmesi için Itilaf Devletleri'ne son bir kez daha basvuruda bulunmayi uygun gördü. T.B.M.M. Hükümeti'ni temsilen Içisleri Bakani Fethi(Okyar) Bey, tam yetkili olarak Temmuz ayinda Avrupa'ya gönderildi. 23 Temmuz'da Poincare ile görüsen Fethi Bey, gazetecilere "Zaferi kazanabiliriz. Fakat kan dökmekten çekiniyoruz." dedi. Ingiltere ise Fethi Bey'le bakan düzeyinde görüsmeyi red etti. Fethi Bey'in bütün barisçi girisimleri Türkiye'yi güçsüz zanneden ve bu girisimi de bu guçsüzlügün sonucu olarak yorumlayan Ingiltere tarafindan geri çevrilince, Fethi Bey Hükümete 14 Agustos'tan sonra yolladigi raporda "Ulusal amaçlarimizin saglanmasi, ancak askeri faaliyetlerle kabil olabilecektir." diyerek baris girisimlerinin sonuçsuz kaidigini bildirdi. Mustafa Kemal Pasa'nin, taarruz hazirliklarini izlemek için 17/18 Agustos gecesi Ankara'dan ayrilarak Konya'ya gitti. Ankara'dan ayrildigini bilen yalniz bir kaç kisi vardi. Hatta 21 Agustos ta Çankaya'da bir balo tertiplendigi de ilan edildi. Halbuki M. Kemal Pasa 20 Agustos'ta Aksehir'de idi. Konya'da postahaneye el koydurtan M. Kemal, Pasa, Konya'da bulundugunun duyurulmasini engelledi. 20 Agustos'ta Baskomutan, Bati Cephesi Komutani'na 26 Agustos'ta taarraza geçilmesi emrini verdi. Ayni gece yapilan komutanlar toplantisinda durumu butün komutanlara harita üzerinde açiklayan Baskomutan, taarruz emrini yineledi.
Türk Ordusu düsmana yakin kuvvete sahipti. Oysa taarruz yapilabilmesi için düsmandan iki-üç kat üstün olmak gerekiyordu. Bu sebeple taarruz yeri olarak seçilen Afyon'a, Eskisehir'den bazi kuvvetler gece yüruyüsü ile getirildi. Bu sekilde Afyon yöresindeki düsman kuvvetlerine karsi üstünlük saglanirken, Eskisehir cephesindeki kuvvetler zayiflamisti. Bu sebeple bazi ordu komutanlari, taarruzu sakincali buldularsa da Baskomutan'in emrini yerine getirdiler. Eskisehir yöresi, I. ve II. Inönü, Eskisehir-Kutahya ve Sakarya Savaslari yüzünden savas alani olmus, kaynaklari tükenmis, halki büyük sikintilar içinde idi. Oysa Afyon yöresi savas alani olmamisti. Cephenin arkasinda Konya Ovasi'nin ürünü vardi. Düsman Afyon yönünden bir taarruz beklemiyordu. Baskomutan taarruz kararini Bakanlar Kurulu'na da bildirdi. Türk ordusu 25-26 Agustos gecesi bütün hazirliklarini yapip, düsman cephesine iyice yaklasti. Taarruz süresince, ordunun ihtiyaci olan cephane, malzemenin tasinmasi için yine halktan yardim istendi. Erkekleri cephede olan kadinlar, yüzlerce kagni ile geldiler. Hatta bazi kagnilara öküz bulunamadigi için inek kosulmustu.
Türk taarruz planinin esasi, düsmana, geride yeni bir cephe kurmasina olanak vermeyecek bir biçimde bir tek darbede yenmek ve düsman silahli kuvvetlerini imha etmek idi. Binbir güçlük ile saglanmis bulunan cephanenin uzun bir savasa yetmesi mümkün degildi.
Türk topçusunun 26 Agustos sabahi saat 04:30'da ates açmasi ile taarruz basladi. Baskomutan, Genelkurmay Baskani ve Cephe Komutani Kocatepe'den taarruzu izliyorlardi. 26 Agustos günü düsmana ait önemli birkaç tepe ele geçirildi. 27 Agustos'tan itibaren düsman geri çekilmeye basladi. Turk kuvvetleri üstünlügü ele geçirdiler. Yunan ordusu çekilirken etrafi atese vermeye basladi. Bu iki gün içinde Yunanlilarin 4-5 tumeni yenildi. Yunanlilar'in Eskisehir cephesinde bulunan kuvvetli birliklerinin, savunma cephesi kurmalarina firsat vermemek için süvari birlikleri, gerilere sarktilar ve Dumlupinar yolunu tikadilar. Çember içine alinan Yunan Ordusu'nun 5 tümeni, bizzat Baskomutan taarafindan yönetilen bir savas sonunda, çok agir sekilde yenilerek teslim oldu. Kurtulan Yunan kuvvetleri panik halinde Izmir'e dogru kaçmaya basladilar. 30 Agustos'da Dumlupinar'da düsman kuvvetlerinin imhasi ile sonuçlanan bu meydan savasina ismet Pasa 31 Agustos'ta, "Baskumandan Meydan Savasi" adini verdi. M. Kemal bu savasa "Rum Sindigi" adini vermisti.
Meydan savasindan sonra, çevreyi gezen M. Kemal Pasa, düsmanin agir yenilgisini, savas alaninda biraktigi silah, cephane ve savas malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmis ve yanindakilere, "Bu manzara insanlik için utanç vericidir. Ama biz burada vatanimizi savunuyoruz. Sorumluluk bzie ait degildir." demistir.
31 Agustos'ta düsmanin ana kuvvetleri imha veya esir edilmisti. Eskisehir yöresindeki kuvvetleri de çekilmeye hazirlaniyordu. Fakat Kocaeli ve Trakya'dan getirecekleri kuvvetleriyle Eskisehir'den çekilen kuvvetlerini birlestirme olasiligi olan Yunan Ordusu Izmir'in dogusunda yeni bir savunma hatti kurabilirdi. Bu duruma firsat verilmemesi için Baskomutan ordulara Yunan Ordusu'nun Izmir'e kadar aman verilmeden izlenmesini, nerede yakalanirsa orada taarruz edilmesini bildirerek, tarihi, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri!" emrini verdi. Baskamutanin istegi ile Fevzi Pasa Maresalliga ve Ismet Pasa Feriklige terfi ettiler. Diger komutanlar da bir üst rütbeye yükseltildiler. Türk Ordusu amansiz bir takip harekatina basladi. Yunan Ordusu silahini, cephanesini ve malzemesini terk ederek kaçiyor, kaçarken her yeri yakip yikiyor, gerisinde buyük bir enkaz birakiyordu. Ele geçen malzeme ve esir buyük sayilara ulasiyordu. Binlerce ölü ve esir veren Yunan Ordusu'nun artik kendisini toplamasi olanaksizdi. Askerler bir an önce Izmir'e ulasip oradan gemiye binmek ve canini kurtarmak yarisina girmislerdi. Yunan Ordusu çekilirken büyük katliam yaptigi için, Türk Ordusu'nun intikam alacagi korkusuyla Yunan Ordusu ve yerli Rumlar Izmir'e dogru kaçiyordu.
31 Agustos'ta baslayan takip harekati, yanan Türk sehir ve kasabalarinin arasindan, öldürülen Türk kadin ve çocuklarinin Türk askeri üzerinde yarattigi büyük ve yorgunluk tanimayan bir azimle 9 Eylül günü Izmir'e girmesi ile sonuçlandi. Yunan Ordusu Anadolu'da bu kadar büyük zulüm yapmis olmasina ragmen esir alinan Yunan Generalleri, Türk Baskomutani tarafindan agirlanip, teselli edildiler.
Afyon tarafinda bozulan Yunan kuvvetleri Izmir'e dogru kaçarlarken, Eskisehir yöresindeki kuvvetleri ise, Türk Ordusu'nun Kocaeli yöresinden çeviren kuvvetlerine teslim oldu. Bir kismi ise Bandirma yönünde çekildi. Bati Anadolu sehirleri bir biri ardina kurtarilmaya baslandi. Yunan Ordusu tarafindan yakilmis olan bu sehirler sirayla Türk Ordusu'nu karsiladi. 4 Eylül'de Alasehir, Buldan, Kula, Sögüt, 5 Eylül'de Bilecik, Bozöyük, Simav, Demirci, Ödemis, Salihli, 6 Eylül'de Akhisar, Balikesir, 7 Eylül'de Aydin, 8 Eylül'de Kemalpasa ve Manisa'ya Türk Ordusu girdi. 9 Eylül'de de Izmir, 10 Eylül'de Bursa kurtarildi.
Denize ulasabilen Yunan askeri kendini bulabildigi araçla adalara atmaya çalisiyorlardi. Bandirma ve Izmir yöresi Yunan askerleri ve yerli rum kafilelerinden geçilmiyordu. Türkler geliyor korkusu, adalarda yasayan Rumlari bile korkutmus, arada deniz bulundugunu unutturmustu. Izmir sehri büyük bir insan kalabaliginin, kendilerini gemilere atip, canini kurtarmak isteyen Yunan Askeri ve yerli Rumlarin olusturdugu mahseri bir görünümdeydi. Limanda bulunan Itilaf Devletleri (Özellikle Ingiliz) gemilerine binmek isteyen bu kalabalik, gemilere alinmiyor, binmekte israr edip, kayiklarla gemilere yanasanlar denize atiliyor, hatta kalabaligin hücumu karsisinda, gemidekiler tarafindan ates açilarak vuruluyorlardi. Yunan Ordusu'nu Izmir'e çikartan Ingilizler, simdi onlari kaderine terk ediyordu. Yerli Rum kayikçilar kendi soydaslarindan, çok asiri ücret istiyorlardi.
M.Kemal Pasa 9 Eylül'de Belkahveye geldi, fakat Izmir'de çatismalar sürdügü için geceyi KemalPasa'da (Nif) geçirdi ve 10 Eylül'de Izmir'e girdi. 10 Eylül'de bile yer yer çarpismalar sürmekteydi 3.000 kisilik bir Yunan kuvveti esir alinmisti. Izmir'e giren M. Kemal Pasa'nin kalmasi için Karsiyaka'da bir kösk hazirlandi. Kral Konslantin de bu köskte kalmisti. Evin kapisinda kendisini karsilayanlar merdivenlere bir Yunan Bayragi sermislerdi. Yunan Krali'nin Türk Bayragi'ni çigneyerek eve girdigini belirtenlere M. Kemal: "Hata etmis. Ben bu hatayi tekrar edemem. Bayrak, ulusunun se*****ir. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çignenemez. Kaldiriniz..." yanitini vererek Yunan Bayragi'ni kaldirtti.
Buyük zafer ülkenin her yaninda coskuyla karsilanirken, dis Müslüman ülkelerden tebrik telgraflari gelmeye basladi. Ilk tebrik edenlerin basinda Sovyetler Birligi Elçisi Aralov vardi. Aralov "Bati Emperyalizmi"ne karsi savasan Türkiye'yi kurtlarken, Müslüman ülkeler Haçlilara karsi elde edilen basariyi kutluyorlardi. Fransa, Ingiltere, Italya, ve A.B.D.'nin Izmir'deki konsoloslari ve amiralleri de 10 Eylül'de Ordu Komutani'ni tebrik ettiler. Fakat endise içinde olduklari açikça ortadaydi. Çünkü bu savasla yalniz Yunanlilar yenilmis degil, Itilaf Devletleri'nin (Lloyd George, Wilson, Clemenceau, Orlando) kurduklari dünya duzeni de yikilmis oluyordu. New York Times, Yunan yenilgisini insanligin ve uygarligin basina gelen en büyük felaket olarak nitelendirirken, Ingiliz basini olayi dehsetle veriyor ve Fransiz basini Türkiye'ye yeni bir savasin açilip açilmayacagini soruyordu. Gazete basliklarinda "Türk Zaferi", "Türkler Izmir'de" yazilari yer alirken 250.000 kisilik Türk Ordusu'nun Yunanlilari nasil ezip geçtigi, Yunanlilarin insan ve silah, cephane kayiplari uzerinde duruluyordu. "Le Temps Gazetesi" , on bes günde, bir yildirim harbiyle iki Yunan Ordusu'nu yok edip, kalintilarini denize döken Türklerin "Küçük Asya Sorunu"nu çözdüklerini, Kral Konstantin'in maceraci politikasinin feci sonucunu gençekçi bir yorumla veriyordu.
Türk Ordusu'nun Izmir'e girmesinden birkaç gün sonra 13 Eylül günü
sehrin bazi yerlerinde yangin çikti. Özellikle Ermeni evlerinden silah sesleri gelmesi ve arkasindan buyük bir yangin çikmasi, yanginin "Ermeni ve Rum Örgütleri"nce çikartildigi ve Ingiliz Konsolosu'ndan yardim gördükleri söylentilerinin yayilmasina yol açti. Evleri yanan Avrupali tüccarlar yanginin Ermeniler tarafindan çikartildigini ileri sürüyorlardi. Amerikali, Ingiliz, Fransiz ve Italyan Konsoloslari 6 Eylül'de Yunan Harbiye Bakani'ndan Izmir'in yakilmamasi için garanti istemislerse de, bu garanti verilmemisdi· Bütün Bati Anadolu'yu yakan Yunanlilarin Izmir'i Türklerin yaktigini ileri sürmeleri çok ilginçtir. Sehrin yanmasindan en çok zarar gören Türkler idi. Kurtardiklari "Güzel Izmir" yaniyordu. En çok üzülen M. Kemal Pasa oldu. Yangin üç gün sürdü ve sehrin üyük bir kismi kül oldu. Simdi Türkiye'nin eline harabe halinde bir sehir terk edilmisti. Tipki Bati Anadolu'nun diger sehir, kasaba ve köyleri gibi.

Zafer'in Sonucu
Yunan Ordusu'nun on bes gün içinde imhasi ile sonuçlanan "Büyük Zafer", Baskomutan'in büyük riski göze alarak, güçlü bir siklet merkezi yapmak, taarruzda baskini saglamak, denk kuvvetle, ates üstünlügüne sahip düsmana karsi, savasta kesin sonuç yerini seçme, dogru karar verme, iç ve dis politikayi iyi yönetmek, ulusu ve orduyu kaynastirip savasa hazirlamaktaki üstün basarisiyla kazanildi. Türk Ordusu 4-5 ayda parçalanamaz denen Yunan Cephesi'ni bir kaç günde parçaladi. 15 günde 500-600 km. yol aldi. 150.000 kisilik bir düsman ordusunu imha etti. Bu büyük basari içte ulusal bütünlügü ve güveni sagladi. Öldü zannedilen Türk Ulusu'nun azmi, bu düsünceyi yikti. Mudanya Ateskes Antlasmasi ve Lozan Atlasmasi'nin imzalanmasini hazirlamasi bakimindan, büyük güç kaynagi oldu. Tam bagimsiz Türk Devleti olan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusu ve Türk Devrimi'nin güç kayanagi yine bu zafer oldu. Sevr ile "Dogu Sorunu"nu diledikleri gibi çözebileceklerini zanneden Itilaf devletleri, Türkiye'nin gücünü ve Lozan'da Dogu Sorunu'nun kapandigini kabul ettiler. Atatürk'ün dedigi gibi, zaferler amaçlari ve sonuçlari bakimindan önem tasirlar. Tarihte büyük meydan savaslari çok olmustur. Fakat bunlarin çogu ayni ölçüde büyük sonuçlar getirmemistir. Baskomutan Meydan savasi yalnizca, düsman ordularini denize dökmek ve ülkeyi kurtarmakla kalmamis, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusunu hazirlamistir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-03-10, 16:43   #2
efyuar

Varsayılan C: T.B.M.M nin Kurulması Öncesinde Genel Durum T.B.M.M nin Kuruluşu ve İç İsyanlar -T


walla ne diyim tam istediğim şekiLde bir ödev oLmuş şimdi pc ye aldım ama kaynakça yok mu ? özeLLikle isyanlar kısmı için war mı bn göremedim ama warsa ve eklersen çok makbule geçer
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat