Son Dakika Haberlerini Takip Edebileceğiniz FrmTR Haber Yayında. * FrmTR Sohbet Kontrol Panelinizde.
Forum TR
Go Back   Forum TR > > >
FrmTR'ye Reklam Vermek İçin: [email protected]
Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 13-01-10, 10:36   #6
kırıqqaleli

5 C: Dört Halife Dönemi


Daha İyisi Var Bende

Dört Halife Dönemi

İslam tarihinde Hz. Muhammed(s.a.v.)’in vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin halifeliklerini kapsayan dönemdir (632-661). Bu dönemde sınırlar batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya’ya kadar genişletildi. İslamiyet, Arap yarımadası sınırları dışına taşarak, Asya ve Afrika’daki çeşitli kavimlerce benimsendi. Yeni kurulan İslam devletlerinin siyasî ve hukukî temelleri atıldı. Öte yandan, Hz. Osman ve Hz. Ali döneminde ortaya çıkan iç çekişmeler, İslam dünyasını uzun yıllar derinden etkileyen mezhep ayrılıklarının ve iç savaşların başlangıcını oluşturdu.
Dört Halife Dönemi, İslam Tarihi’nin Peygamber Dönemi (Asr-ı Saadet) faziletlerinin yaşatıldığı, saf ve parlak bir çağ olarak kabul edilir. Dört Halife, Eski Doğu’nun bütün servetlerine sahip oldukları halde, sürdürdükleri sade hayatla saf Müslümanlığın örnek önderleri oldular. Bu nedenle onlara –özellikle dünya düşkünü Emevî halifelerinden ayırmak için— Hulefa-i Raşidin (olgun halife-ler), Dört Halife Dönemi’ne de Hulefa-i Raşidin Dönemi denir.
Bu dönemde halifeler seçimle belirlendiklerinden, bu döneme İslam Devleti’nin Cumhuriyet Dönemi de denir.
Bu dönemi halifeleri ile inceleyelim:

Hz. Ebubekir (Hz. Ebubekr’issıddık) Dönemi (632-634):
Hz. Muhammed hastalanınca, Müslümanlara imamlık yapma görevini Hz. Ebubekir’e verdi ve bu durum onun Hz. Muhammed’in ardılı olmasını sağladı. Hz. Muhammed’in ölümü (8 Haziran 632, Pazartesi) yeni İslam Devleti için tehlikeli durumlar yaratınca, Hz. Ömer ve arkadaşlarının önerisi üzerine halife seçildi.
İki yıl süren halifeliğinin büyük bölümü, bazı kabilelerin –özellikle bedevî (göçmen) kabilelerinin— Müslümanlıktan cayma (ridde) olaylarıyla, bunların isyanlarıyla ve yalancı peygamberlerle uğraşarak geçti. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, İslam’a karşı hareket eden birçok kişi ve merkez olmuştu. Bunların dördünde yalancı peygamberler ortaya çıkmış ve ayaklanmışlardır. Bu kişiler Yemen’de el-Esved el-Ansi, Yemame’de Müseylime, Esed kabilesinden Tuleyha ve Temim kabilesinden Secah’tır. Ancak, “ridde”, yerel koşullara göre, her bölgede farklıydı. İşin içinde zekâtın ve Medine
’den gönderilen görevlileri dinlememenin rolü vardı. Ebubekir, ridde olaylarını bastırmak üzere Suriye seferinden dönen Halid bin Velid komutasındaki bir orduyu yalancı peygamberler üzerine gönderdi. Önce Tuleyha, Buzaha Savaşı’nda yenildi ve egemen olduğu bölge ele geçirildi; arkasından Temim kabilesi Secah’ı bırakıp Ebubekir’e bağlandı. Ridde hareketlerine karşı girişilen savaşların en çetini Yemame’ de Müseylime ile oldu. İki tarafın da önemli kayıplar verdiği bu savaşta Müseylime öldü-rüldü ve Orta Arabistan bütünüyle ele geçirildi. Muhacir bin Ebu Umeyye komutasındaki ordu da Hadramut ve çevresindeki ridde olaylarını bastırdı.
Hz. Muhammed’in, Suriye’de kazanılacak zaferlerin Arap kabilelerinin birleşmeleri konusunda etkili olacağı yönündeki görüşünü benimseyen Ebubekir, Müseylime’nin ortadan kaldırılmasından hemen sonra Halid bin Ziyad komutasındaki orduyu Irak’a gönderdi. Halid bin Ziyad, el-Müsenna bin Hâris komutasındaki kuvvetlerle birleşerek Irak’ı yağmaladı ve Hire’yi vergiye bağladı (633). İslam ordusu daha sonra Ecnadeyn’de Bizans ordusunu büyük bir bozguna uğrattı (634). Bu savaşta Müslümanlar 3.000 şehit verirken, 100.000 Bizanslı öldürüldü; savaşta İslam ordusunda kadınlar da erkekler ile birlikte savaştılar.
İslam ordusunun giriştiği bu savaşlarda, Kur’an’ın ayet ve surelerini yassı kemikler, taş levhalar ve deriler üzerine yazmakla görevli vahiy katipleri ve bunları ezberleyen hafızların çoğu şehit düşmüştü. Bunun üzerine Ebubekir, Halife Osman zamanında tedvin edilecek (kitap halinde çoğaltılacak) olan Kur’an’ın kitaplaştırılması için bir kurul oluşturdu ve başına Hz. Muhammed’in kâtiplerinden Zeyd bin Sabit’i getirdi. Kurul, Mushaf adı verilen ilk toplu Kur’an’ı yazdı.
Hz. Ebubekir, Bizans’a karşı Ecnadeyn’de zafer kazanılmasından ve Suriye kapılarının Müslümanlara açılmasından kısa bir süre sonra hastalanarak Medine’de vefat etti (23 Ağustos 634). Vasiyeti üzerine Hz. Muhammed’in tabutuna konuldu, cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve Hz. Mu-hammed’in yanına defnedildi.

Hz. Ömer (Hz. Ömer’ül-Faruk) Dönemi (634-644):
Hz. Ebubekir’in vefatı üzerine, Müslümanların önde gelenleri tarafından Hz. Ömer halife seçilmiştir. Hz. Ömer döneminde Hz. Ebubekir dönemindeki fetih hareketlerine devam edilmiş ve devlet büyük ölçüde teşkilatlandırıldı.
Ebubekir’in sağlığında Suriye seferine çıkan ordunun başkumandanı Halid bin Velid’i bu gö-revden alarak yerine Ebu Ûbeyde’yi getirdi. Halid bin Velid’in Ecnadeyn’de bozguna uğrattığı Bizans ordusundan arda kalanlar Ürdün yakınlarında Fihl’de toplandılar. Müslümanlar, başkumandanlıktan alınarak bir savaş birliğinin başına getirilen Halid bin Velid’in komutasında, Bizanslıları takip ederek Beysan geçidini aştılar ve Fihl’de onları tekrar yenerek Dimaşk’a çekilmek zorunda bıraktılar (635). Aynı zamanda kuzeyde bulunan Hims üzerine de başarılı bir baskın yapıldı. Halid bin Velid, buradan da Dimaşk üzerine yürüyerek Bizanslılara karşı yeni bir savaşa girişti. Bizanslılar bu savaş sonucu şe-hirde kuşatıldılar. 635’te Dimaşk alındı.
Halid, ilerlemesine devam ederek Kınnesrin’i aldı ve karargâh durumuna getirdi. Muaviye, Casarca’yı; Alkame bin Mucazziz, Gazze’yi; Şurahbil, Beysan ve Ürdün’ü aldı. Amr İbn’ül Âs da Kudüs üzerine yürüdü. Antakya’da bulunan Bizans İmparatoru Herakli-os, 1000 000 kişilik bir orduyu güneye gönderdi. Yermük’te Sabellarios komutasındaki Bizans ordusu, 24 000 kişilik İslam ordusu ile karşılaştı. Bizanslılar büyük bir bozguna uğratıldı. Ordu komutanı öldürüldü (636). Suriye’nin fethi devam ederken Ebu Ubeyde, Hire kumandanı Müsenna’yı da yanına alarak İran üzerine yürüdü. Behmen, Nersi ve Calinus yenilgiye uğradı. Bu sırada Behmen, yeni bir orduyla Medain’den gelerek Fırat kıyısındaki Kussünnatif’in yanında konakladı. Ebu Ubeyde, gemilerden kurduğu bir köprü üze-rinden geçerek ona saldırdı. Fakat Müslümanlar yenildi ve Ebu Ubeyde şehit düştü. Bu arada köprü de yıkıldığından geri çekilen Müslümanlar ağır kayıplar verdi (636). Müsenna, Halife Ömer’den yardım istedi. Ömer, bütün Arabistan’da seferberlik ilan ederek büyük bir ordu kurdu ve bu ordunun başına geçmek istedi; ancak, sahabeler bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Ömer, İran’a giden orduya ko-mutan olarak Sad bin Ebi Vakkas’ı tayin etti. Sad, ordu ile Kadisiye’ye geldi. Burada büyük bir mey-dan savaşı oldu. Sasani ordusu başkumandanı Rüstem öldürüldü. Sasanilerin yüzyıllar boyunca düş-man eline geçmeyen bayrakları Derefsî Gavyân Müslümanların eline geçti. 30 000 Sasanî asker kaçar-ken öldürüldü (636). Sad bin Ebi Vakkas, iki ay Kadisiye’de kaldıktan sonra Sasanî başkentine doğru yürüdü. Yenilen Sasanî ordusundan kalanları Babil yakınında tekrar yendi. Sad, Dicle’yi geçti ve sa-vaşmadan İran kisrası Yezdgerd tarafından boşaltılan başkent Medain’e girdi. Celûla yakınında hen-dek ve istihkâmların arkasında toplanan Sasanîleri yendi. Yezd-gerd sığındığı Hulvan şehrini terk ede-rek Rey’e kaçtı (638). İran’a yapılan sefere katılan gaziler için Halife Ömer’in emriyle Kûfe ve Basra şehirleri kuruldu. Öte yandan 636’da Amr İbn’ül Âs tarafından kuşatılan Kudüs şehri halkı, Halife Ömer gelirse, şehri teslim edeceklerini bildirdiler. Ömer kölesiyle birlikte Kudüs’e geldi ve şehir tes-lim oldu. Halka çok iyi davrandı. Bir süre şehirde kaldıktan sonra geri döndü. 638’de Antakya ve Ha-lep şehirleri alındı. İyad bin Ganem komutasındaki bir İslam ordusu Mezopotamya’daki bütün şehirle-ri aldı (641). Yezdgerd’in seferberlik ilan ederek Nihavend’de büyük bir ordu toplamakta olduğunu öğrenen Ömer, Numan bin Mukarin komutasındaki İslam ordusunun Sasanîlere saldırmasını emretti. O sırada Râmhürmüz ve İzec’i alan Numan, Kûfelilere komuta ediyordu; daha sonra Medine’den ge-len yardım kuvvetleriyle birlikte Nihavend’e doğru hareket etti. Ni-havend’de Feyruzan komutasında-ki Sasani ordusu ile karşılaştı ve onları büyük bir bozguna uğrattı; fakat Numan bu savaşta şehit oldu. Müslümanlar Hemedan ve Nihavend’i aldılar (641).
Halife Ömer, İran’ın fethini tamamlamak için Kûfe ve Basra’da iki büyük ordu topladı. Bu or-dulara birçok komutan tayin etti ve onların fethetmekle görevli oldukları yerleri kendilerine bildirdi. Kısa bir süre içinde İran’ın fethi tamamlandı. İyad bin Ganem Mezopotamya’da fetihlerini sürdürür-ken Amr İbn’ül Âs da Mısır seferine çıktı (640). Bu seferden sonra, 3500 kişilik bir orduyla Babil’i kuşatan Amr’a Halife Ömer, Zübeyr komutasında 10 000 kişilik bir yardım kuvveti gönderdi. Babil’i alan Amr, İskenderiye üzerine yürüdü ve Kiriaun yakınında bir Mısır ordusunu yendi. İskenderiye’de bulunan Mısır kralı Mukavkıs ile yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca Amr şehri kuşattı ve üç ay sonra ele geçirdi. İskenderiye’nin fethinden sonra Amr doğuya yöneldi. Pentapolis şehri teslim oldu. Bu arada Manuel komutasında bir Bizans ordusu İskenderiye’yi ele geçirdi. Fakat Amr, şehri Bi-zanslılardan geri alarak yaptıkları surları yıktırdı (642). Halife Ömer’in emriyle Mısır’da Fustat şehrini kuran Amr, yakınlarından Ukbe bin Nafi el Fihri’yi Kuzey Afrika’nın fethiyle görevlendirdi. Kısa bir süre içinde de Bingazi ve Trablusgarp İslam Ülkesi’ne katıldı.
Hz. Ömer zamanında devlette teşkilatlanmaya gidilmiştir. Bu dönemde devlette yapılan teşki-latlanma çalışmaları şunlardır:
• İlk yönetim örgütü kurulup, fethedilen ülkeler illere ayrıldı. Bu iller, doğrudan halifeye bağlı vali-ler atandı.
• Teravih namazının toplu kılınması 636’da onun emriyle başladı.
• Kureyş kabilesinin ileri gelenlerine savaş ganimetinden verilen fazla paya, savaşta kazanılan taşınmaz malların gazilere dağıtılmasına Kur’an hükmü olduğu halde son verildi.
• Başlangıcı hicret olan ve ay yılı temeline dayanan hicrî takvimi kabul edildi.
• Dinsel gereksinimlerin Kur’an’a ve sünnete uydurulması için Osman bin Affan, Ali bin Ebu Ta-lip, Abdurrahman bin Avf, Muaz bin Celeb, Übey bin Kâb ve Zeyd bin Sabit’in yer aldığı bir ku-rul oluşturuldu.
• İlk malî teşkilat ve Beyt’ül-Mal adı verilen devlet hazinesi kuruldu ve devletin mal varlığının sa-yımı yapıldı.
• Vergilerin toplanması ve maliyeyle ilgili işlerin yürütülmesi için defterler tutuldu. Bu defterlerin tutulma işi, Bizanslı memurların bilgilerinden yararlanılarak bir sisteme bağlandı.
• Askerlik işleriyle gereğince uğraşmaları ve savaşa her an hazır olmaları için asker olan Müslüman-ların geçimleri Beyt’ül-Mal’dan sağlanmaya başlandı. Bunlar tarımla uğraşmıyorlardı.
• Gayrimüslimlerin ödedikleri cizye ve haraç, savaşta yaralı oldukları sürece kaldırıldı.
• İlk adlî teşkilat kuruldu. Mahkemelere tayin edilen kadıların yolsuzluk yapmalarını önlemek için onlara en yüksek memur maaşı verildi (500 dirhem). Bu mahkemelerin yanında halkın şer’i hü-kümlerde şüpheye düştükleri konuları öğrenebilmeleri için itfa mahkemeleri kuruldu.
• Geniş ölçekli bayındırlık işleri de yapıldı. Bunlardan bazıları; Basra’ya su getiren Ebu Musa, Bağ-dat’a su getiren Nehr-i Sad, Nil nehrini Kızıldeniz’e bağlayan Nehr-i Emir’ül-Müminin’dir.
• İlk kez, hapishane olarak kullanılmak üzere Mekke’de bir ev satın alındı. Sonraları diğer şehirler-de de hapishaneler kuruldu.
• Antlaşmaların ve kayıtların korunması için ilk İslam Arşivi kuruldu.
• Askerin maaşını tayin eden bir kayıt defteri tutulmaya başlandı.
• Üzerlerinde “Elhamdülillah”, “Muhammedürresulullah” ve “Lâilaheillallah” yazılı sikkeler bastı-rıldı.
• Gayrimüslimlerin bağlı oldukları idarî esaslar (ahkâm-ı ehli zimme) tespit edildi ve onlara geniş bir din hürriyeti tanındı.
• Orduya resmî hekimler, kâtipler ve tercümanlar tayin edildi.

Hz. Ömer, 644 yılında, bir sabah namazını kıldırırken, Zerdüşt bir köle olan Ebu Lülüe Feyruz ta-rafından ağır yaralandı. Ölürken kendisinden sonraki halifeyi seçmesi için bir kurul belirledi.

Hz. Osman (Hz. Osman-i Zinnûreyn) Dönemi (644-656):
644’te Hz. Ömer’in ölürken tayin ettiği bir seçim kurulu, Hz. Osman’ı halife seçti.
Halifeliğinin ilk yılları daha çok Ömer devrinde başlanan fetihleri sürdürmekle geçti. İran ve Ermenistan’ın fethi tamamlandı. Trablus, Kıbrıs, Rodos, Malta ve Girit alındı. İslam orduları Anadolu ’da Ankara’ya kadar ilerlediler. Bir İslam donanması da İstanbul önlerine geldi.
Dönemin önemli faaliyetlerinden birisi, Şam Valisi Muaviye’nin ilk İslam Donanması’nı kur-masıdır. Bu donanma, Kıbrıs’ı fethetmiş ve İstanbul önlerine gelmiştir.
Halifeliğinin beşinci yılından sonra ülkede huzursuzluklar baş göstermeye başladı. Osman’ın, özellikle Emevî ailesinden olan kişileri yüksek mevkideki memurluklara getirmesi, halk içinde hoşnut-suzluklara yol açtı. Kûfe ve Mısır’daki Müslümanlara karşı girişilen hareketler, devletin otoritesini sarsacak bir biçimde gelişti.
Müslüman olan her kavim Kur’an’ı kendi lehçesine göre okumaya başlayınca, bazı anlam de-ğişmeleri oldu. Bunun üzerine Halife Osman, gittikçe genişleyen İslam ülkesinde Kur’an-ı Kerim’in belli bir kurala göre okunmasını sağlamak için, Zeyd bin Sabit başkanlığında bir komisyon kurdurdu. Bu komisyon, Halife Ebubekir zamanında toplanan Kur’an’ı esas alarak yedi nüsha hazırladı. Osman bu nüshaları, İslam Devleti’nin büyük şehirlerine gönderdi; bunların dışında kalan nüshaların yakılma-sını emretti (653).
Hz. Osman’ın halifeliği sırasında Horasan ve Harezm’i ele geçiren İslam Orduları, Ceyhun nehrine ulaştı ve Türgeşlerle karşı karşıya geldiler. Bu karşılaşma İslam Devleti ile Türklerin ilk karşı-laşmasıdır.
Halifeliğinin son yıllarında Osman’ın aleyhinde yapılan propaganda, İslam Devleti’nde olduk-ça yayıldı. Halifeden memnun olmayanlar, onun Kur’an’ları yaktığını, önemli mevkilerdeki memur-luklara Emevi ailesinden olan kişileri getirdiğini ve ganimetlerin dağıtımında adil olmadığını ileri sü-rüyorlardı. Bu arada, Yahudilikten Müslümanlığa geçen Abdullah bin Sebe adlı bir kişi, Hicaz, Suriye, Irak ve Mısır bölgelerinde dolaşıyor ve Ali’nin halife adayı olduğu zamanki anlaşmazlıkları ve olayları kullanarak halkı Osman aleyhinde kışkırtıyordu. Sonraları, Şiiliğin aşırı kollarının doğmasına yol açan bu konuda Abdullah bin Sebe, daha çok halifelik meselesinde Ali’nin hakkının yendiğini ve Ali’nin halife olması gerektiğini yayıyordu. Halife Osman aleyhine yapılan kışkırtmalar sonucu 600 kişilik bir topluluk umre yapmak bahanesiyle Mısır’dan Medine’ye doğru yola çıktı (656). Osman, bir olay çık-maması için gelenleri Medine dışında karşılamasını ve geri dönmelerini sağlamasını Ali’den istedi. A-li’nin etkili konuşması sonucu gelenler geri döndü. Kısa bir süre sonra, bu defa Mısır, Basra ve Kûfe ’den hac bahanesiyle yeni topluluklar yola çıktı. Bunlar Medine yakınına geldikten sonra, Talha, Zü-beyr ve Ali’ye heyetler göndererek halife olmalarını teklif ettiler. İstekleri kabul edilmeyince, Medi-ne’ye girerek Osman’ın evini kuşattılar. Hac dolayısıyla boşalan Medine’de kendilerini durduracak bir kuvvetin bulunmaması, işlerini kolaylaştırdı. Medine’nin ileri gelenleri, oğullarını halifeyi korumak i-çin yardıma gönderdiler. Kan dökülmesini istemeyen Osman, Mugire’nin aracılığıyla silahlandırdığı adamlarını dağıttı ve evlerine gönderdi. Ebu Hureyre’nin “sana itaat edenlerin yardımı ile asileri dağıt” şeklindeki uyarılarını dinlemedi. Evi kuşatanlarla konuşmak istedi. Yüksek bir yere çıkarak onlara, mushafları niçin yaktırdığını, Bedir Savaşı’na niçin katılmadığını, Emevî ailesinden gelenlere neden önemli mevkilerde görev verdiğini anlattı; ganimetlerin paylaştırılmasında bir yanlışlık yaptıysa dü-zeltmeye hazır olduğunu belirtti. Fakat, sözleri asileri yatıştıramadı. Evinin kapısının Talha Zübeyr ve Ali’nin oğulları tarafından tutulduğu bir sırada, komşu damlardan geçen Hz. Ebubekir’in oğlu Mu-hammed, pencereden atlayarak Halife’nin bulunduğu odaya girdi; sakalından yakalayarak ona hakaret etti. Fakat Osman’ın “Baban bu durumunu görseydi üzülürdü” sözü üzerine durakladı. Onun arkasın-dan içeriye giren iki kişi Kur’an okuyan Halife’yi öldürdüler ve kaçtılar. Osman o gece eşi ve birkaç yakın dostu tarafından gizlice gömüldü. Muaviye’nin Osman’ı kurtarmak üzere Şam’dan gönderdiği ordu, Osman’ın ölümü üzerine geri döndü.

Hz. Ali (Hz. Aliy’yil-Murteza) Dönemi (656-661):
Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra, aralarında halifeyi öldürenlerin de bulunduğu bir kurul tarafından halife seçildi. Halifelik görevini, seçilmesinden beş gün sonra kabul etti. Biat töreni, Hz. Muhammed’in mescidinde yapıldı (diğer üçününki başka yerlerde yapılmıştı). Şam valisi Muaviye, seçimin bir azınlık tarafından yapıldığını ve Ali’nin Osman’ı öldürenlerle işbirliği yaptığını gerekçe göstererek biat etmedi. Yeni halifenin, Osman’ı öldürenleri koruduğu yolunda haberler yayıldı. Bu, Mekke, Suriye ve Mısır’da tepkilere neden oldu. Başlangıçta Osman’a karşı olan Hz. Muhammed’in eşi Hz. Ayşe, bu kez yeni halifeye de karşı çıktı ve Mekke’de onun aleyhinde propagandaya girişti. Bir süre sonra, Talha ve Zübeyr de ona katıldı ve yardım sağlamak amacıyla Irak’a gittiler. Basra’da Os-man’a karşı olanları öldürdüler. Hz. Ali, Kûfe’den sağladığı kuvvetlerle Basra üzerine yürüdü. Burada Ayşe yanlılarını ağır bir yenilgiye uğrattı. “Cemel Vakası”(“Cemel”, Arapça’da “deve” anlamındadır.) denilen bu savaştan sonra, Muaviye’yi görüşmeler yoluyla kendine bağlayabileceğini umdu. Ancak Muaviye, Osman’ı öldürenlerin kendisine teslim edilmesine direniyordu. Bunun üzerine Halife, ordu-suyla Şam valisi Muaviye’nin kuvvetleri üzerine yürüdü. Sıffin Ovası’nda iki taraf arasında on gün sü-ren çarpışmalar başladı (657). Muaviye yenilmek üzereyken, komutanı Mısır Valisi Amr bin el-Âs, askerlerinin mızraklarına birer Kur’an sayfası asarak, “Aramızdaki anlaşmazlığı çözecek hakem bu-dur.” demek istedi. Bu hareket, ordusunu etkileyince, Hz. Ali, iki kişilik bir hakem kurulunun oluştu-rulmasını kabul etmek zorunda kaldı. Hakem kurulunda Muaviye Amr bin el-Âs’ı, Hz. Ali de –komutanlarının baskısıyla— saf bir adam olan ve damadının halife seçilmesini isteyen Ebu Muse’l-Eşarî’yi temsil seçti ve Ali Kûfe’ye döndü. Ancak, Ali daha Sıffin’deyken bir kısım Ali yanlısı, hake-me başvurulmasına karşı çıktı. Bunlar, Kûfe’ye dönülünce, sorunun hakemle çözülmesinin Kur’an’a aykırı olduğunu söyleyerek halkı bu kararı tanımamaya çağırdılar ve Kûfe yakınlarında Harura denilen toplandılar (bu nedenle kendilerine Harurîler denildi). Hz. Ali, Harura’ya geldi ve çeşitli ödünler vere-rek onları kendisine katılmaya çağırdı. Kûfe’ye dönünce de Sıffin Antlaşması’na karşı çıktığı yolun-daki söylentileri yalanladı. Bu arada, Ebu Muse’l-Eşarî’nin Amr bin el-Âs ile görüşmeye gönderildiği duyulunca, buna karşı çıkan dört bin kişi, gizlice Kûfe’den ayrılarak Nehrevan’da toplandı (bunlara da Haricîler denildi).
Öte yandan Muaviye, maliyetiyle birlikte hakemlerin buluşacakları yere geldi (şubat 658). Hz. Ali, yalnızca Ebu Muse’l-Eşarî ve amcasının oğlu İbn Abbas’ı gönderdi. Hakemler toplantısında, Muaviye’nin hakemi, eski halife Osman’ın gereksiz yere suçlandığını ve haksız yere öldürüldüğünü ileri sürdü. Bu görüş kabul edildi. Bunun üzerine, Hz. Ali’nin eksik bir kadroyla ve Osman’ın katileri-nin de katıldığı bir toplantıda halife seçilmiş olmasının tutarsızlığını belirtti ve vekilinden Ali’nin hali-felikten azlini istedi. Ali’nin yerine belki damadı halife seçilir diye umutlanan Ebu Muse’l-Eşarî, Hz. Ali’yi halifelikten azlettiğini söyleyince, Amr bin el-Âs “Öyleyse ben de Muaviye’yi halife ilan ettim” dedi. Bu oldubittiye itirazlar sonuç vermedi. Kendi aleyhinde olduğundan, Hz. Ali bu kararı da, iki ha-kemi de reddetti. Kuvvetleriyle Muaviye üzerine yürüyeceğine, Kûfe’den ayrılarak Nehrevan’da top-lanan haricîlere yöneldi. Çarpışmalar sonucunda ancak on kadar haricî sağ kurtulup kaçabildi. Hz. Ali, hakeme başvurması ve haricîlere katılan önde gelen din adamlarını öldürtmesi sebebiyle Arap dünya-sında saygınlığını büyük ölçüde yitirdi. Yakınları ve sevenleri Ali’yi halife olarak tanımayı sürdürdü-ler; ancak sayıları gün geçtikçe azalıyordu. Ali, bundan sonra Muaviye’nin giriştiği savaşlara seyirci kalmakla yetindi. O kadar ki, Busr bin Ertat’ın Medine ve Mekke’yi ele geçirip Muaviye’yi güç du-rumda bırakmasından bile yararlanmadı. Sonunda, Nehrevan’da yok ettiği haricîlerden birinin akrabası olan Abdurrahman bin Mülcem adlı harici tarafından, Kûfe Camisi’nin kapısı önünde zehirli kılıçla ağır biçimde yaralandı; üç gün sonra öldü. Gömüldüğü yer gizli tutuldu. Yıllar sonra Abbasî halifesi Harunurreşit, onun mezarını buldurdu ve bir türbe yaptırdı. Şiîlerin günümüzdeki kutsal kenti Necef, burada kurulmuştur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-01-10, 10:40   #7
kırıqqaleli

Varsayılan C: Dört Halife Dönemi


DÖRT HALİFE DÖNEMİ VE ALTINÇAĞ
Hz. Muhammed (sav)'in vefatından sonra yaşanan "Dört Halife Dönemi", İslam dininin Arap Yarımadasının sınırlarını aşarak yaygınlaştığı bir dönemdir. Parlak zaferlerin kazanıldığı ve Müslümanların huzur ve refah içinde bir hayat sürdürdükleri bu dönem, Peygamberimiz (sav)'in müjdelediği Altınçağ'ın geçmişteki güzel bir örneğidir.
Bu dönemde İslam Devleti'nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya'ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika'daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kurulacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır. Sırasıyla halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'in yolunu izlemiş, Kuran ahlakının hakim olduğu adil düzeni daha geniş bir coğrafyaya yayarak devam ettirmişlerdir. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, "Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler Dönemi" anlamına gelen "Hulefa-i Raşidin Dönemi" olarak adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem 'Cumhuriyet Devri' şeklinde de tanımlanır.
ALTINÇAĞ’DA YAŞANACAKLAR
Dört Halife Dönemi'ndeki Altınçağ benzeri ortamı kavrayabilmek için, Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği Altınçağ'ı kısaca incelemek yerinde olacaktır.
İslami kaynaklara göre Altınçağ, kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının hakim olacağı ve din ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı bir dönemi ifade eder. Bu dönemde insanların huzur ve güven içinde yaşayabilmeleri için gereken her türlü şart mevcut olacaktır. Önceki dönemlerde yaşanan tüm sıkıntıların yerini bolluk, bereket ve adalet alacaktır. Bu dönemde din ahlakına uygun olmayan her türlü ahlaksızlık, adaletsizlik, sahtekarlık ve dejenerasyonun tüm çeşitleri ortadan kalkacaktır. Bu müjdeli dönem, tüm inanan insanların asırlardır özlemini duyduğu barış, huzur, adalet ve bolluğun, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir dönemdir. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Altınçağ) Yüce Allah Kuran'da inanan kullarına, İslam ahlakının yeryüzünde hakim olacağını şöyle müjdelemektedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de Altınçağ'ı 14 yüzyıl önce detaylı olarak tasvir etmiştir. Söz konusu dönemin cennet benzeri özellikleri hadisler kanalıyla bizlere ulaşmıştır. Her çeşit ürün ve mal bolluğu, emniyet, güven ve adaletin temini, huzur ve saadet, her türlü teknolojik gelişmenin insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılması, ihtiyaç içinde olan kimsenin kalmaması, isteyene istediğinden sayılmadan, kat kat fazlasıyla verilmesi, bu devrin belli başlı özelliklerindendir. Hadislerde bildirildiği gibi o dönem "silahların susacağı" bir dönem olacak ve bu devirde yeryüzü özlemini çektiği barışla dolacaktır. Altınçağ'da, önceden devletler ve halklar arasında devam eden husumet ve anlaşmazlıklar son bulacak, bu halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanacak ve tüm kavgaların yerini barış, dostluk ve sevgi alacaktır.
Peygamber Efendimiz (sav)'in Altınçağ ortamını anlatan bazı hadisleri şöyledir:
… Küçükler keşke ben büyük olsaydım, büyükler de keşke ben küçük olsaydım diye temenni ederler... İyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır.1
Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır.2
… Dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar...3
Adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir... Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir.4
Altınçağ, Allah'ın emirlerinin eksiksiz olarak yerine getirildiği, adaletin, fedakarlığın, yardımseverliğin en yoğun olarak yaşandığı, kutlu bir dönem olacaktır. Bu kutlu dönemde malı olan hiçbir sıkıntı duymadan ihtiyacı olana verecek, herkes birbirinin rahatını, refahını ve konforunu düşünecektir. Bu paylaşmanın sonunda herkes eşit refah seviyesine ulaşacak, açlık, sefalet gibi pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir.
Altınçağ'da yaşanacak olan tüm bolluk, teknolojik gelişmeler ve sanatsal güzelliklerin yanısıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir hayat sunacaktır. Çünkü Allah Kuran'da güzellik yapan, Kuran ahlakına uyan kullarına güzellik vaat ettiğini bildirmiştir:
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26)
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, konuya ilişkin bildirilen bir başka haber ise, İslam ahlakına uymayan din anlayışının tamamen ortadan kalkışıdır. Altınçağ'da Peygamberimiz (sav)'den sonra ortaya çıkan bidatlar (dine sonradan girmiş hurafeler) ortadan kalkacak, Kuran ahlakı özüne dönecektir. İslam anlayışı tamamen düzelecek ve din ahlakı aslına dönecektir. Hadislerde bu konu ile ilgili olarak, ahir zamanda kaldırılmadık bidatın kalmayacağı
ve "aynı Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi dinin icablarının yerine getirileceği" ifade edilmektedir.5
O dönem geldiğinde, insanların Allah'a yakınlaşmasını, O'nun dinini yaşamasını engelleyen tüm bu çarpıklıklara son verilecek, din ahlakının aslında olmayan, sonradan ilave edilmiş birçok hurafe, inanış ve ibadet şekilleri İslam'dan temizlenecektir.
Üzerinde durulması gereken bir nokta da, din ahlakının aslına döndürülmesinde samimi Müslümanların gösterdikleri çaba ve gayrettir. Bu dönemde İslam alemi içindeki ihtilaflar, ayrılıklar ortadan kalkacaktır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi "Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde bu konuda şu tespitte bulunmuştur:
...din Peygamberin zamanında olduğu gibi aynen uygulanacaktır. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.6
Bu özet bilgiler bile Altınçağ'ın zihinde canlandırılabilmesi için yeterlidir. Şimdi halifelerin yönetim anlayışları, kişilikleri ve icraatları doğrultusunda nasıl Altınçağ benzeri bir ortam meydana getirdiklerini inceleyelim.

Hz. Ebu Bekir Dönemi (632-634)
Sevgili Peygamber Efendimiz (sav) ile peygamberliğinden önce de arkadaş olan Hz. Ebu Bekir, onun tebliği üzerine Müslüman olan ilk insanlardan biridir. Hz. Ebu Bekir, İslamiyet'in açıkça anlatılmaya başlanmadığı bir dönem olan Peygamberimiz'in (sav) henüz yalnız olduğu dönemde İslamiyet'i kabul etmiştir. Hz. Muhammed (sav)'in yakın dostu ve İslam ahlakının güzel bir temsilcisi olan Hz. Ebu Bekir, aralarında Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Sa'd b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ubeyde b. Cerrah başta olmak üzere birçok kişinin İslam dinini yaşamasına vesile olmuştur.
Hz. Muhammed (sav) hastalandığında, Müslümanlara imamlık yapma görevini Hz. Ebu Bekir'e vermiştir. Onun vefatından sonra ise, Hz. Ömer ve arkadaşlarının önerisi üzerine Hz. Ebu Bekir halife seçilmiştir. Tarihi kaynaklarda yer alan, Hz. Ebu Bekir'in Hilafet görevini üstlendikten sonra halka hitaben yaptığı şu konuşma oldukça anlamlıdır:
Ey halkım! Ben size yönetici oldum. Halbuki sizin en hayırlınız değilim. Eğer iyi işler yaparsam, bana yardım ediniz. Eğer yanlış işler yaparsam bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk, emanettir. Yalancılık, hıyanettir. Sizin en zayıfınız benim yanımda güçlüdür ki, onun hakkını müdafaa ederim. En güçlünüz benim yanımda zayıftır ki, başkasının hakkını ondan alırım.7
Hz. Ebu Bekir bu sözleriyle ideal bir yöneticide olması gereken vasıfları en güzel şekilde özetlemektedir. Halifelik dönemi iki yıl gibi kısa bir zaman sürmesine rağmen pek çok başarıyla doludur.
Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatından sonra aralarında ihtilaflar baş gösteren Müslümanları bir araya toplayıp devlet otoritesini yeniden sağladı. Kuran-ı Kerim'in toplanması ve korunması konusunda büyük çaba harcadı. İslamiyet'in ilk kez Arap Yarımadası dışında Suriye, Filistin ve Irak'ta yayılmasına vesile oldu. Din ahlakının özünde olmayan hareketlere ve yalancı peygamberlere karşı savaş açtı; böylelikle İslam dini ve Kuran ahlakının Peygamber Efendimiz (sav) döneminde olduğu gibi yaşanmasını sağladı.
Hz. Ebu Bekir güzel huyu, merhameti, mütevazi kişiliği ve Kuran ahlakını yaşamada gösterdiği titizliğiyle sahabeler arasında ön plana çıkan isimlerden biridir. Bu özellikleri nedeniyle halk tarafından büyük bir sevgi ve saygı görmüştür. İnsanların kibirli davranışlarını hoş karşılamayan, fakirlere, zor durumda kalanlara yardım etmekten ve misafir ağırlamaktan son derece mutluluk duyan bir yapıya sahiptir. Esir birçok Müslümanı kurtarmış, köle sahiplerine önemli miktarda ödemeler yaparak onları özgürlüklerine kavuşturmuştur. Ticaretle uğraşan ve zengin bir kişi olan Hz. Ebu Bekir, tüm malını İslam ahlakının yayılması için infak etmiştir. Bunun için Resulullah (sav) onun hakkında "Malını feda etmede en önde giden kişi Ebu Bekir'dir. Ebu Bekir ne güzel dosttur. Aramızda İslam kardeşliği ve sevgisi vardır" buyurmuştur.8
Sonuç olarak, Hz. Ebu Bekir, güçlü imanı, dehası ve üstün devlet adamı vasfıyla İslam Birliği'ni muhafaza etmiş ve kendisinden sonra gelenlere güçlü bir devlet bırakmıştır.
Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden olan Hz. Ömer, tüm baskılara rağmen inançlarından taviz vermeyen Müslümanların kararlılıklarından etkilendi ve İslam dinini kabul etti. Bir rivayete göre Müslümanlığı seçtiğini açıkça ilk ilan eden o idi. Abdullah İbn Mesud'un ifadesiyle, "Ömer'in Müslüman oluşu bir fetihti".9 O tarihten sonra Peygamberimiz (sav)'in yanında yer aldı, güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam ahlakının önde gelen savunucularından oldu. Sahip olduğu imkanları İslamiyet'in yayılması için harcadı. Hz. Ebu Bekir'in vefatı üzerine halife seçildi ve adaletli yönetimiyle kendisinden sonra gelen yöneticilere güzel bir örnek oldu.

Hz. Ömer Dönemi (634-644)
Hz. Ömer Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanınır. Adaleti uygularken herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Onun iktidarı döneminde sosyal adalet tam anlamıyla egemen olmuştur. Her zaman halkına karşı büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu hissederim" sözü meşhurdur.
Hz Ömer'in İstişareye Verdiği Önem
Hz. Ömer, Kuran ahlakının gereği olarak, bir mesele ortaya çıktığı zaman, karar vermeden önce Müslümanların görüşüne de müracaat eder, konuyu onlarla istişare ederdi. Bu şekilde en doğru fikir oluşur ve ona göre davranırdı. Onun bu davranışı, halkın kendi işlerini de aralarında görüşerek yapmalarına sebep olmuştur. Böylece önemli işlerde geniş çapta bir istişare geleneği oluşmuştu.
Hz. Ömer dönemi birçok yeniliğe sahne oldu. Zamanında ülke, yönetim birimlerine ayrıldı. Valiler ve Halife'ye bağlı olarak kadılar atandı. İlk kez adalet işlerinde kadıların görevlendirilmesiyle, yönetim ve adalet işleri birbirinden ayrıldı. Hicri takvimin uygulamaya konulması, devletin önemli sorunlarının görüşüldüğü bir meclisin ve devlet hazinesinin oluşturulması yine bu yıllarda gerçekleşti.
Onun halifeliği döneminde, Arabistan dışında büyük fetih hareketleri yapılarak Irak, İran, Horasan, Suriye, Filistin ve Mısır İslam topraklarına dahil edildi. Bu dönemde devletin geniş bir coğrafi bölgeye yayılması, yönetim, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda örgütlenmeyi zorunlu hale getirdi. Hz. Ömer, işte bu gereksinimi karşılamak üzere kurumsal bir İslam Devleti'nin temellerini attı.
Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer'in dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:
Davalara bakarken telaşa, çığırtkanlığa ve taraftarın haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükunet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlahi adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise, Allah onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder. Ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda hakimin görevi Allah'ın rızk ve rahmet hazinelerinin kullar arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.
Hz. Ömer sahip olduğu Kuran ahlakı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim göstermiş ve -Allah'ın izni ile- İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur.
Hz. Osman Dönemi (644-656)
Yüksek ahlaki meziyetlere sahip olan Hz. Osman, İslamiyet'i ilk kabul eden üstün şahıslardan biridir. Hz. Ömer'den sonra halife seçildi. İslam toplumundaki onun bu göreve layık olduğu kanaati sebebiyle halifeliğine kimse itiraz etmedi, herkes ona biat etti. Halifeliğinden önce, Peygamber Efendimiz (sav)'in yakın çevresinde yer aldı. Vahiy katipliği yaptı. Üstün ahlakı, güzel konuşmasıyla dikkat çekti. Ayrıca çok güzel bir hitabete sahipti. Ezberi çok kuvvetli idi ve Yüce Kuran'ı ezberledi.
Hz. Osman'ın İslam dinine yaptığı en büyük hizmetlerden biri Kuran'ın çoğaltılmasıdır. Zamanında, şive farklılıklarından dolayı Kuran ayetlerinin farklı okunması üzerine bir kurul oluşturularak Kuran çoğaltılmıştır. Bir örneği Medine'de bırakılarak Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır ve diğer eyaletlere gönderilmiş; böylece Kuran'ın günümüze kadar orijinalinin ulaşmasına vesile olunmuştur.
Hazreti Osman yaptığı çalışmalar sırasında, tayinlerde uygun kişilerin görevlendirilmesine özen gösterdi. İslam topraklarında yaşayan insanların refah seviyesinin yükseltilmesi için imar ve zirai gelişmelere önem verdi. Bağ ve bahçelerin geliştirilmesine çalıştı. Onun döneminde İslam topraklarında yaşayan çok sayıda insan İslam dinini kabul etti. Bu döneme ait dikkat çekici bir gelişme ise, Müslümanların zenginleşmeleri ve geçmişe kıyasla daha da refah içinde bir hayat sürdürmeleriydi.
Ayrıca Hz. Osman döneminde İran, Kafkasya ve Afrika'da fetihler devam etmiş ve ilk donanma oluşturularak, Akdeniz'de stratejik önemi büyük olan Kıbrıs Adası alınmıştır. Bizans İmparatorluğu'na karşı büyük zaferler kazanılmış, ele geçirilen topraklarda düzen ve adalet tesis edilmiştir.
Hz. Ali Dönemi (656-661)
Hz. Ali, Peygamberimiz (sav)'in amcası Ebu Talib'in oğludur. Tarihi kaynaklarda belirtildiği üzere, Hz. Muhammed (sav)'in yanında büyümüş, onun eğitiminden geçerek yetişmiştir.
Hz. Ali'nin öne çıkan üç önemli özelliği cesaret, ilim ve güzel konuşmadır. Onun, İslam toplumunun en alim kişilerinden biri olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Sevgili Peygamber Efendimiz (sav)'in ifadesiyle Hz. Ali "İlim beldesinin kapısı"dır. Daha çocukluğundan itibaren Resulullah (sav)'in yanında bulunmuş, Kuran'ı ondan öğrenmiş, onun katipliğini yapmıştır. Peygamberimiz (sav)'in vefatına kadar onun yanından ayrılmamıştır. Böylelikle dini konular üzerinde yüksek bir ilim düzeyine erişmiştir. Bunun için, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın ilk danıştığı kimseler arasındadır.
Halife olmasının ardından Müslümanların bilgi ve ilim sahibi olmaları için okul kurmuştur. Eğitime büyük önem vermiştir. Hz. Ali'nin şehid edilmesiyle birlikte İslam'ın en parlak dönemlerinden biri olan Dört Halife Dönemi sona ermiştir.
Altınçağ ile Müjdelenmek
Peygamberimiz (sav)'den aktarılan pek çok hadiste, yeryüzünde İslam ahlakının yeniden hakim olacağına işaret edilmektedir. "Altınçağ" olarak adlandırılan bu dönem, Allah’ın izniyle, "Asr-ı Saadet" benzeri bir devir olacaktır.
Hz. Muhammed (sav) ve dört halife döneminde İslam ahlakı nasıl dört bir yana yayılmış, Müslümanlar huzur içinde yaşamışlar ise Altınçağ'da da İslam ahlakı yeryüzünde yaygın bir biçimde yaşanacak; yeryüzü sevgi, barış, huzur, adalet, bolluk ve zenginlikle dolacaktır. Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanda yaşanacak bu dönem için yaptığı cennet benzeri tasvirler, bu devre "Altınçağ" isminin verilmesine neden olmuştur.
Altınçağ ve bu döneme vesile olacak Hz. Mehdi için Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimin sonunda bir halife gelecek, malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayacaktır."
Bu dönem Allah'ın müminlere bir lütfudur. Pek çok alameti gerçekleşmeye başlayan ve bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı her türlü konforuyla huzur dolu ortamıyla tüm insanlara güzellik sunacak olan bu dönemle müjdelenmek de kuşkusuz tüm Müslümanlar için çok büyük bir şereftir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-04-10, 21:41   #8
emreseckin

Varsayılan C: Dört Halife Dönemi


Teşekkürler.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-06-11, 11:37   #9
thunder963

Varsayılan C: Dört Halife Dönemi


Alıntı:
Gerçek Mesajı Gönderen icekiller00 Mesajı Göster
ıyyyy iğrenç hiç güsel olmamış
güsel olamaz zaten güzel olabilir
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-06-11, 13:53   #10
X Rey

Varsayılan C: Dört Halife Dönemi

Teşekkürler.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smiley Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı



5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz. Reklam Mailimiz. Gizlilik Politikası


Reklamı Kapat

Reklamı Kapat